TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           87’nci Birleşim

                                                                                  18 Nisan 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, nükleer enerjiye ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Enfal katliamının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, güncel ekonomik sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, hayatını kaybeden şair Cemal Safi’ye Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve edebiyat camiasına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, erken seçim kararının ülkeye, millete, Meclise ve demokrasiye hayırlar getirmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’nın Yumurtalık ve Ceyhan ilçelerindeki iş dünyası temsilcilerinin deniz ticaret odası kurulması için Hükûmetten talepleri olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, kansere karşı daha fazla olumlu adımlara ihtiyaç olduğuna ve Sağlık Bakanlığı tarafından yaptırılan kanserle ilgili araştırma sonuçlarının kamuoyuna açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından, ayda bin TL veya asgari ücretten aşağı maaş alan emeklilerin maaşlarının tekrar ayarlanmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı İsmetpaşa köyündeki Karadere’de kirlilik nedeniyle hiçbir canlının yaşamadığına ve Bursa’nın tarım alanları ile insanların sağlığının korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğinin 20’nci Türkiye Ülke Raporu’na ilişkin açıklaması

6.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, ülkemizde turizmin yükseliş döneminde olduğuna ve tüm turizm çalışanları ile hizmet sektöründe emeği geçenlere başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

7.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Dünya Turizm Haftası’nda herkesi Kahramanmaraş’ı görmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanından, Bergama’yı altın madeni tahribatından kurtarmasını istediğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, aşı karşıtlığının yaygınlaşmasının ülkemizde neredeyse görülmeyen hastalıkları hortlatacağına ve Sağlık Bakanlığını etkili bir şekilde halkı bilinçlendirmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

10.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, iftihar etmemiz gereken mesleklerde artık intihar haberleriyle karşılaştığımıza ve bundan çıkışın sağlıklı koşullarda yapılacak bir seçimde olduğuna ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, 16 Nisan referandumunun yıl dönümünde 81 ilde oturma eylemleri gerçekleştirdiklerine ve bazı kentlerdeki tabip odaları seçimlerinin çoğunda demokrat hekimlerin listelerinin kazandığına ilişkin açıklaması

12.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nde bir babanın öz oğlunu silahıyla öldürmesinin ülkemizde silahlanmanın geldiği boyutu gösterdiğine ve çiftçilerde kredi ile sulama borçlarının ödenmemesi durumunda tarlasının elinden alınması uygulamasına son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye'nin dünyadaki haksızlıkların karşısında dimdik bir şekilde durduğuna ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfalıların tarihî, turistik ve kültürel mekânlarına bakanlardan ilgi beklediğine ilişkin açıklaması

15.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, ataması yapılmayan öğretmen ve sağlıkçıların sorunlarına ilişkin açıklaması

16.- Çorum Milletvekili Salim Uslu’nun, hayatını kaybeden şair Cemal Safi’ye Allah’tan rahmet ve tüm Türkiye’ye başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, cezaevlerinde bulunanların sayısının 250 bine dayandığına ve yargının karar alma sürecinin hızlandırılarak cezaevlerindeki bu yığılmanın önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, hayatını kaybeden şair Cemal Safi ile Kotonu Büyükelçisi Turgut Kural’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Süleyman Askeri Bey’in ölüm yıl dönümüne, Doktor Bahattin Şakir Bey ile Cemal Azmi Bey’in Ermenilerce katledilmesinin yıl dönümüne, 18 Nisan Karacaoğlan’ı Anma Günü’ne ve Suriye Türkmen Meclisinin Başkanı Doktor Muhammed Vecih Cuma ile beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaretine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ermenilerle ilgili sözleri nedeniyle Samsun Milletvekili Erhan Usta’yı kınadığına, Ezidilerin Çarşema Sor bayramını kutladığına, Avrupa Birliğinin Türkiye İlerleme Raporu’na, OHAL nedeniyle 1 Mayısın kutlanmasına izin verilmediğine ve grup toplantılarının yapıldığı salı günlerinde herkese aynı eşitlikte ve hakkaniyette davranılması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’na, güvenlik kaygıları nedeniyle demokrasisini askıya alan bir parlamentonun dünya literatürüne ayıplı bir parlamento olarak geçeceğine ve OHAL’in uzatılmasının kabulüyle birlikte Anayasa’da yazılı hak ve hürriyetlerin üç ay daha askıya alınacağına ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Türkiye'nin sözde katliamlarla ilgili açıklamalarının açık ve net olduğuna, Ermeni diasporasının sözcülüğünü yapacak ifadeler kullanmanın kimseye fayda sağlamayacağına ve Gazi Meclisin çatısı altında hiç kimsenin provokatörlük yapmaya hakkı olmadığına ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, erken seçim kararına ilişkin açıklaması

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin (3/1566) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, olağanüstü hâl ilanıyla FET֒ye teslim olunduğunun tescil edileceğine ve erken seçim kararına ilişkin açıklaması

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun (3/1566) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/1/2018 tarihli ve 1178 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/4/2018 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1566)

 

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 21 milletvekilinin, kanser hastalarının ve yakınlarının yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/25)

2- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Karadeniz bölgesinde yaşanan kanser vakalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/262)

3- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil ve 20 milletvekilinin, kanser hastalığının tanı ve tedavi sürecindeki eksikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957)

4- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 23 milletvekilinin, kanser hastalarının ilaç temininde yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2680)

5- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu ve 21 milletvekilinin, kanserin önlenmesi ile teşhis ve tedavi süreçlerine yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2713)

6- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan ve 34 milletvekilinin, kanserin kontrol altına alınması, erken tanı ve tedavi süreçlerinin iyileştirilmesi, Türkiye çapında onkoloji alanında bir standart geliştirilmesi ve ülke ekonomisini de önceleyen alanların belirlenebilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2717)

7- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın kansere karşı bir farkındalık oluşturmak, kanser taraması ve tanısı konularında insanları bilinçlendirmek için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2745)

8- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve 37 milletvekilinin, kanser teşhis ve tedavi süreçlerinin daha ekonomik bir şekilde yerine getirilmesi ve sağlık personelinin daha etkin bir şekilde istihdamının sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2746)

9- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım ve 21 milletvekilinin, son yıllarda artış gösteren kanser vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2757)

10- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 milletvekilinin, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlara hızlı ve kolay erişimin sağlanabilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2787)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1,- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, vatandaşlık verilen yabancılara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/24862)

2.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş'ın, demir çelik sektörünün sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/25196)

 

18 Nisan 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Vecdi GÜNDOĞDU (Kırklareli), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, nükleer enerji hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Necip Kalkan’a aittir.

Sayın Kalkan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, nükleer enerjiye ilişkin gündem dışı konuşması

NECİP KALKAN (İzmir) – Muhterem Başkanım, değerli, kıymetli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Efendim, bugün anlatmak istediğim konu, bundan iki hafta evvel Sayın Cumhurbaşkanımız ve Rusya Devlet Başkanı sanal bir ortamda nükleer enerji santralinin temelini attılar. Nükleer enerji santralinin temeli atılırken biz de oradaydık. Ben iki haftadır fırsat bulup oradaki konuşmaları anlatamamıştım, bu fırsatı değerlendirerek size bilgi vermek istiyorum.

Oradaki konuşmalarda “Türkiye’nin altmış yıllık rüyası.” dendi. Hakikaten altmış sene evvel bu konu dile gelmiş, rahmetli Sayın Adnan Menderes zamanında, 1956 yılında Atom Enerjisi Komisyonu kurulmuş, 1957 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna Türkiye üye olmuş. 1976’da Akkuyu sahasına lisans verilmiş, 1977, 79, 82, 85, 96, 2000, 2008, 2009’da yapılan ihalelerin tümü iptal olmuş ve ta ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın olaya müdahalesiyle bu olay gerçekleşmiş.

Şöyle dünyaya baktığımızda, dünyadaki enerjinin doğal gazla, kömürle, hidroelektrik santraliyle, nükleer santralle, rüzgârla ve güneşle elde edildiğini görüyoruz. Dünyaya baktığımızda, elektriğin yüzde 23’ü doğal gazla elde ediliyor, bizim Türkiye'de ise bu oran yüzde 35,7. Bu ne demek? 16 milyar metreküp doğal gaz demek. Bunun takribi fiyatı da 3 milyar dolar.

Biz bu ihaleleri iptal ederken dünyadaki şu tabloyu size göstermek istiyorum: Biz bu temeli atana kadar dünyada tam 442 tane nükleer santral yapılmış. “Bugün nükleer santrallerden vazgeçildi.” diyen arkadaşlarıma söylüyorum. Tam 66 tane şu an dünyada nükleer santral inşa edilmektedir. Bir de 2023 yılına kadar bütün dünyada tam 164 tane nükleer santral yapılacak. E, Türkiye ne yapmış? Türkiye bu konuda sıfırı çekmiş. İşte attığımız adım bu. Şurada niye bizim ismimiz de olmasın, niye?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Gelişmiş ülkeler var mı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi ülkeler var?

NECİP KALKAN (Devamla) – Bakın, Amerika Birleşik Devletleri’nde 99 tane var, 5 tanesi inşaat hâlinde; Fransa’da 58 tane var, bir tane daha inşaat hâlinde; Rusya’da 35 tane var, 8 tanesi inşaat hâlinde; Güney Kore’de 25 tane var, 3 tanesi inşaat hâlinde -Çin’i de söyleyeyim- Çin’de 31 tane var, 24 tanesi inşaat hâlinde. Peki, onlar bu yarışa böyle katılıyor da biz bu işten niye geri kalalım. “Rüzgâr” diyebilirsiniz, “güneş” diyebilirsiniz, bunda haklısınız. Enerji çeşitliliğiyle ülkede enerji politikası yürütülür. Rüzgâra da ihtiyaç var, güneşe de ihtiyaç var ama şunu unutmayın: Nükleer enerji kesintisiz enerji demektir; üç yüz altmış beş günün üç yüz altmış beş günü enerji üretirsiniz. Pekâlâ, güneşte ve rüzgârdaki randımanı niye hesaba katmıyor arkadaşlarımız? Güneşteki randıman, gök aşağı gelse yüzde 35’i geçmez. Rüzgârda, dünyada yüzde 40’ı, yüzde 45’i geçmiş randıman da yoktur. Ee, her zaman güneş var mı? Hava, mevsim koşullarına tabi olmadan kesintisiz enerji… Bütün dünya ülkeleri hem rüzgârı yapıyor hem güneşi yapıyor hem jeotermali yapıyor. Bugün Suudi Arabistan -petrol kralları, dağ, taş petrol, dağ, taş petrol ama- Güney Kore’ye 4 tane nükleer santral yaptırıyor. Niye biz geri kalalım? Biz, ihracatımızı artırmayı, insanlarımıza iş verme hedefi koymuşuz, 500 milyar dolar ihracat… 500 milyar dolar ihracat demek, enerjiyle üretim yapmak demek. Bu enerji piyasada yoksa ne yapacağız?

Değerli arkadaşlarım, hatırlayın -08.00-11.00, 19.00-03.00 gibi- dönem dönem elektrik sıkıntısı çekmiştik. Hepimiz elektriği beklemiştik, yıkanamadık, çamaşır yıkayamadık, o günler geçti. Biz, burada bu olayları iptal ederken, protesto ederken dünya 442 tane yaptı. Bu yarışın devamında varız. Doğru bir yatırımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, bir dakikada tamamlayın Sayın Kalkan.

NECİP KALKAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Sağ olun.

Bakın, bir de bütün dünyayı gezdiğimizde, Paris’e, Londra’ya, Madrid’e, Şikago’ya 50 kilometre uzakta, 100 kilometre uzakta tam 24 tane santral var. İlla yedi dağın başında olmasına gerek yok, şehir içinde dahi var. Şehir merkezinin 51 kilometre, 60 kilometre, 70 kilometre uzağında nükleer santraller var. Ondan öyle korkulacak bir şey yok.

Bir de dünyanın en sıkı emniyet tedbirleri bu santrallerde var diyorum. Santralleri güneş kadar, rüzgâr kadar destekleyin diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İnşallah, bu konuşmandan dolayı utanmazsın ileride.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Enfal katliamının yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’a aittir.

Sayın Yıldırım, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Enfal katliamının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enfal, Irak Baas rejiminin 1988 yılı Şubat ayından başlatıp eylül başlarına kadar sürdürdüğü ve şubat-mart-nisan olarak ilk üç ayında vahşice uygulamaya koyduğu insanlık dışı seri operasyonların genel adıdır. Bu operasyonlarda on binlerce Kürt vahşice katledilmiş, on binlercesi sürülmüş, geride kalan mallarına el konulmuş ve sürüldükleri yurtlarına da Araplar başta olmak üzere başkaları getirilip iskân edilmiştir.

Burada dikkat çeken bir husus şudur ki, Saddam Hüseyin’in bu insanlık dışı operasyonlarına “Enfal” olarak isim vermesidir. Enfal, bilindiği gibi, ganimet anlamına geliyor. Dolayısıyla Müslüman Kürtleri kâfir, yurtlarını işgal etmeyi fetih ve cihat, mülklerini ele geçirmeyi de ganimet olarak sayma anlayışı vardır böyle bir zihniyetin altında. Oysa Hazreti Peygamber’in bu konudaki bazı sözlerine bakacak olursak bunların ne kadar tehlikeli olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Zira bu yanlış tehlike bugün Orta Doğu ülkelerinde özellikle Kürtleri yöneten rejimler tarafından hâlâ yürürlüğe konulmak istenmektedir. Peygamber Efendimiz diyor ki: “Cihadın en üstünü, zalim sultana karşı ‘Sen zalimsin.’ demektir.” “…”(x) “Camisi olan, ezan okunan, cuması olan bir yere ‘fetih’ adı altında harekât düzenleyemezsiniz.” diyor Peygamber Efendimiz (SAV). “Bir kişi kardeşine kâfir derse ve o kâfir değilse bu söyleyen kişinin kendisi kâfir olur.” diyor Peygamber Efendimiz. Dolayısıyla çok tehlikeli bir durum, ümmetin ve Müslümanların kaçınmaları gereken bir durumdur. Muhalifleri kâfir sayan, onlara yaptığı uygulamayı cihat sanan ve mallarını ganimet olarak kabul eden ilk örgüt Haricilerdir. Haricilerin bin üç yüz elli yıl öneki bu zihniyeti bugün IŞİD, ÖSO ve benzeri örgütler tarafından sürdürülmektedir. Kitlesel muhaliflerine lanet okutanlar ilk Emevi sultanları olmuştur. Emevili bir imama ve hatibe cuma günü hutbede Hazreti Ali’ye lanet okuma talimatını veren bu Emevi sultanlarıdır.

Şayet Kürt solu, Türk solu, Aleviler, devrimciler, sosyalistler bir ölçüde İslam’a küstürülmüşlerse bunun nedeni onları yöneten rejimlerin Emevivari din ve ümmetçilik anlayışıdır. Yoksa hangi aklı başında bir devrimci “Bütün insanlar tarağın dişi gibi eşittir.” diyen bir Peygambere soğuk bakar? Hangi devrimci “Çok dilliliğiniz ve çok renkliliğiniz benim ayetlerimdendir.” diyen bir Allah’a başka bir gözle bakar? Hangi devrimci ve hangi ilerici “Sizin dininiz size, benim dinim bana; isteyen mümin olsun isteyen kâfir kalsın.” diyen bir İslam’ı başka bir inanca, başka bir mezhebe ve dine hoşgörüyle bakmama yönünde eleştirir. Ama Orta Doğu’nun despot rejimleri ne yaptılar ve ne yapıyorlar ona bakalım: İslam ve ümmetçilik adına kendi dillerinden başka hiçbir dile hayat hakkı tanımadılar ve tanımıyorlar. Kendi hâkim ırklarından başka yönettikleri farklı kimliklerden herhangi birine statü hakkı tanımadılar ve tanımıyorlar. Bu rejimlerden bazıları şeyhülislamlarına “Alevilerin kanı helaldir, katli helaldir, kadınları esir alınabilir, cariye edilebilir.” fetvaları verdirttiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Yıldırım.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Dolayısıyla, durum böyle olunca, Kürt solunu da Türk solunu da Alevileri de devrimcileri de bir ölçüde bu Emevivari -çünkü gerçek demeyeceğim- İslam’dan soğuttular.

Bu bağlamda, ünlü bir pop şarkıcısı iken kendi memleketinde Müslüman olan Cat Stevens, büyük bir merakla Orta Doğu âlemine yaptığı ilk seyahatte, “Acaba Müslüman olduğum bu İslam dinini benimseyen bu ülkeler, rejimler nasıldır?” diye merak ederek yaptığı ilk ziyarette, bu Orta Doğu’nun despot rejimlerini görünce şöyle diyor: “İyi ki ben İslam’ı kendi memleketimde seçtim, yoksa bu rejimleri gördükten sonra asla Müslüman olmayı kabul etmezdim.”

Dolayısıyla ben de diyorum ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – …Allah’a şükür ki gerçek İslam’ı daha önce tanıyarak, araştırarak kabul etmişim, yoksa bu despot rejimlere bakılacak olsaydı, herhâlde biraz zor durumda kalırdım diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, güncel ekonomik sorunlar hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’e aittir.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, güncel ekonomik sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde kutuplaşma her geçen gün artmaktadır. Siyasetteki şiddet dili ne yazık ki toplumu da ayrıştırıyor ve kutuplaştırıyor. İnsanlar hemen her konuda birbirleriyle ayrışmış durumdalar.

Değerli arkadaşlar, tüm bu ayrışmanın, kutuplaşmanın içerisinde hepimizi çok yakından ilgilendiren, siyaset dışı bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Bireysel silahlanma, masum insanların canını her gün almaya devam ediyor. Her gün 5 insan, 5 can, silahlanma nedeniyle hayatını kaybediyor. Ayda ortalama 35-40 kadın sokak ortasında vahşice öldürülüyor. İktidarın atması gereken adımlar belli ancak ne yazık ki şu ana kadar hiçbir önlem alınmış değil.

Değerli arkadaşlar, size sadece son on günde yaşanan bazı cinayetlerden örnek vermek istiyorum. Önceki hafta pazar günü Erzurum’da “Haluk” adında 17 yaşındaki bir genç pompalı tüfekle poz verirken karşısında duran “Zafer” adındaki okul arkadaşını öldürdü. Haluk polis ifadesinde aynen şunları söylüyor: “Zafer bana önceden fotoğraf çektirdiği tüfeği getirmemi istedi. Ben de internet üzerinden 400 liraya aldığım tüfeği yerinden indirdim. İlk önce silah benim elimdeydi, silahla fotoğraf çektirecektik. Zafer silahı elimden aldı, silahı ben tuttum ve ‘İçi boş mu, bir bakayım.’ dedim. Zafer de çekiştirip ‘Bir şey olmaz, ver.’ deyip silaha asıldı. Daha sonra ben de silahı salınca silah patladı.” Değerli arkadaşlar, bu ifadeyi veren bir lise öğrencisi. Sizlere soruyorum: 17 yaşında bir gencin internetten 400 liraya silah alması sizce gerçekten normal midir, hiç düşündünüz mü değerli arkadaşlar? Sizce burada gerçekten bir sorun yok mudur? Devlete düşen görev, iktidara düşen görev yok mudur arkadaşlar?

Değerli milletvekilleri, gazetelerin 3’üncü sayfalarında her gün onlarca cinayet haberleri okuyoruz. Geçtiğimiz pazar günü Adana’da 19 yaşında bir gencin, yine ruhsatsız bir silahla yanlışlıkla öldürüldüğü ortaya çıktı. Kayseri’de, yine, 35 yaşında baba ve 12 yaşındaki oğlu otomobilde bir av tüfeğiyle öldürüldü. Kocaeli’nin Gebze ilçesinde 22 yaşındaki bir genç, yine ruhsatsız bir silahla sırtından vurularak öldürüldü. Dün İstanbul’da eşi tarafından pompalı tüfekle tehdit edilen bir kadın eşini başından vurarak öldürdü. Dün Kırklareli’nde bir baba, bilinmeyen bir nedenle tartıştığı oğlunu yine ruhsatsız bir silahla öldürdü. Yine, Tokat’ın Almus ilçesinde muhtar olarak görev yapan Abdullah Barış, kendisinden ayrılmak isteyen sevgilisini 11 kurşunla öldürdü, üstüne bir de iyi hâl indirimi aldı.

Değerli arkadaşlar, yine, Bursa’da cezaevinden firar eden bir katil kayınpederini uzun namlulu silahla vurarak öldürdü.

Değerli arkadaşlar, Balıkesir Havran’da bir katil, evlenmek istediği kızın ailesinden olumsuz yanıt alınca ruhsatsız tüfekle o aileden 3 kişiyi öldürdü.

Değerli milletvekilleri, ölüm haberleri bitmiyor, bitmeyecek. Cinayetlerin çoğunda ruhsatsız silah kullanılıyor. İnternetten taksitle silah alınıyor, silah satılıyor. Şu ana kadar hiçbir denetim yok, hiçbir önlem yok. Sizlere soruyorum: İnternetten silah satışını neden engellemiyorsunuz? Bireysel silahlanmadaki artış sizleri de gerçekten korkutmuyor mu? Artan bireysel silahlanma için neden bir araştırma komisyonu kurdurmuyorsunuz? Sizler, insanların göz göre göre yok olmasına seyirci kalıyorsunuz ve göz yumuyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, gelin, hep birlikte silahlanmaya karşı bir yasa çıkaralım. Silahlar kontrol altına alınmalı ve denetim artırılmalıdır. Son olarak, silahlar sevdiklerinizi hedef almadan sizleri acilen bu konuda adım atmaya çağırıyorum. Silahlara değil, geleceğe sahip çıkalım; insanlar ölmesin, öldürülmesin; silahlanma, şiddet ve ölümler son bulsun.

(Hatip tarafından ve CHP sıralarından “Silahlanmaya 1 milyon kere hayır!” yazılı pankart açılması)

MEHMET TÜM (Devamla) – “Silahlanmaya 1 milyon kere hayır!” diyorum.

“Silahlanmaya 1 milyon kere hayır!” diyoruz arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Devamla) – Sayın Başkanım, bu iş çok önemli, hepimizi ilgilendiriyor, sizin de çocuklarınız var.

BAŞKAN – Tamam, buyurun, tamamlayın.

MEHMET TÜM (Devamla) – Silahlanmaya 1 milyon kere hayır! Silahlanmaya 1 milyon kere hayır! Silahlanmaya 1 milyon kere hayır! Silahlanmaya 1 milyon kere hayır! Silahlanmaya 1 milyon kere hayır! Silahlanmaya 1 milyon kere hayır!

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben de herhâlde 1 milyon kere “Hayır” diyeceksiniz diye düşündüm, bir dakika yetmez düşüncesiyle…

Teşekkür ediyorum Sayın Tüm.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, hayatını kaybeden şair Cemal Safi’ye Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve edebiyat camiasına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kelimelerin üstadı, hece şiirinin tek temsilcisi, dilimizi en etkin ve güzel şekilde kullanan şair Cemal Safi Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

“Solsun çiçekleri, gülleri sensiz,

Sussun bülbülleri, istemem ihsan.

Kapımı çalıyor elleri sensiz,

Ne yüzle çıkacak karşıma nisan.” diyerek âdeta bir nisan ayında Hakk’a kavuşacağını hissetmiş ve ahirete irtihal etmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve edebiyat camiasına başsağlığı diliyorum.

Şimdi, sisteme giren 15 sayın milletvekiline İç Tüzük 60 gereği bir dakika süreyle söz vereceğim.

İlk söz Sayın Tümer’e aittir.

Buyurun Sayın Tümer.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’nın Yumurtalık ve Ceyhan ilçelerindeki iş dünyası temsilcilerinin deniz ticaret odası kurulması için Hükûmetten talepleri olduğuna ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, Adana’nın sahil ilçesi Yumurtalık ve hemen yanı başındaki Ceyhan ilçemiz enerji ve tarım sektörüyle birlikte lojistik hizmetleriyle öne çıkmaktadır. İki ilçemiz birbiriyle bütünlük arz etmektedir ancak deniz ticaretinden elde edilen gelirler iki ilçe halkına ve ekonomisine yansımamaktadır. Orta Akdeniz ve Doğu Akdeniz Gümrük Müdürlükleri çatısı altında Mersin ve İskenderun Gümrük Müdürlüklerinin bölgeye hâkim olması, Adana Gümrük Müdürlüğünün Mersin ve İskenderun gibi aktif olmaması nedeniyle iki ilçenin iş insanları büyük sıkıntı çekmektedir. Ceyhan ve Yumurtalık ilçelerimizin kendi sınırlarında gelişen ekonomik sirkülasyona hâkim olması için, dökme yük, kuru yük, tahıl, kömür, sıvı, atık alım, konteyner ve depolama işlemleri gibi birçok liman hizmetinin sunulduğu bölgeye deniz ticaret odası kurulması şarttır. Bölgemizdeki iş dünyası temsilcileri Hükûmetin bu haklı talebi değerlendirmesini beklemektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet..

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, kansere karşı daha fazla olumlu adımlara ihtiyaç olduğuna ve Sağlık Bakanlığı tarafından yaptırılan kanserle ilgili araştırma sonuçlarının kamuoyuna açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Meclis gündemimize baktığımızda, kanser hastalığıyla ilgili Meclis araştırması önergelerinin olduğunu görüyoruz. Çağımızın en büyük dertlerinden biri olan ve kendi ellerimizle besleyip büyüttüğümüz kanser belasına karşı daha fazla olumlu adımlara ihtiyacımız var. Ancak ne var ki Sağlık Bakanlığı, 2011-2016 yılları arasında kanserden ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu Antalya, Ergene ve Dilovası’nda geniş çaplı bir araştırma yaptı ama kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne ışık tutan çalışmanın sonuçları tamamıyla kamuoyuna açıklanmadı. Bakanlığın halktan gizlediği çalışmada insan sağlığını tehdit eden pestisitin taze fasulye, biber, çilek, erik ve elmada maksimum kalıntı limitlerini çok aştığı ortaya çıktı. Sularda ise yine kanserojen etkisi bilinen hidrokarbon kalıntıları tespit edildi. Yani göz göre göre kansere teslim ediliyoruz. Söz konusu raporun tamamının kamuoyuna mutlaka açıklanması gerekiyor ve gereken tedbirlerin bir an önce, ivedilikle alınması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından, ayda bin TL veya asgari ücretten aşağı maaş alan emeklilerin maaşlarının tekrar ayarlanmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına sesleniyorum: Türkiye’de şu anda 12 milyon emeklimiz var, bunların yarısı yani yaklaşık 6 milyonu maalesef ayda bin TL’nin altında emekli maaşı almaktadır. Ayda bin TL emekli maaşıyla bir ailenin nasıl geçineceğini, ben buradan Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına tekrar soruyorum. Bir an önce ayda bin TL veya asgari ücretten aşağı maaş alan tüm emeklilerimizin en az asgari ücret kadar emekli maaşının tekrar ayarlanmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı İsmetpaşa köyündeki Karadere’de kirlilik nedeniyle hiçbir canlının yaşamadığına ve Bursa’nın tarım alanları ile insanların sağlığının korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim.

Geçen hafta sonu Bursa’mızın Karacabey ilçesinin köylerindeydim. İsmetpaşalılar köylerindeki Karadere’nin kirliliğinden dert yandılar. Birkaç yıl önce Karadere’de balık tuttuklarını ama şimdi hiçbir canlının yaşamadığını, dereden yayılan pis kokulardan nefes alamadıklarını söylüyorlar. En önemlisi de bu sularla tarlaların sulandığını ve ne olduğunu bilmedikleri kimyasallarla zehirlendiklerini haykırdılar. Bir kez daha söylüyoruz, ya Bursa’nın tarım alanlarını koruyun, insanların sağlığını koruyun ya da bunu beceremiyorsanız istifa edin.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğinin 20’nci Türkiye Ülke Raporu’na ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ana muhalefet partisi olarak bizim Genel Kurulda, komisyonlarda ve kamuoyunda gündeme getirdiğimiz eleştirilerimizin benzeri eleştiriler dün açıklanan Avrupa Birliğinin 20’nci Türkiye Ülke Raporu’nda da yer aldı. Ülkemizin özellikle hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusunda Avrupa Birliğinden dev adımlarla uzaklaştığı belirtilen raporda, FETÖ ve terörle mücadele için çıkarılan OHAL’in amacı dışına çıkarak, amacını aşarak muhalefeti baskı altına almaya dönük kullanıldığı, KHK’lerle Parlamentonun yasama ve denetim fonksiyonunun ortadan kaldırıldığı ve güçler ayrılığının yok sayıldığı eleştirileri yapılıyor. Avrupa Komisyonunun OHAL’in acilen kaldırılması yönündeki uyarılarına rağmen, OHAL’in uzatılmasına yönelik Başbakanlık tezkeresinin bugün Genel Kurula getirilecek olması da Hükûmetin Avrupa Birliği sürecindeki samimiyetini ve duruşunu ve Avrupa Birliğine tam üyelik sürecini artık yönetemeyeceğini ortaya koymaktadır.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu...

6.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, ülkemizde turizmin yükseliş döneminde olduğuna ve tüm turizm çalışanları ile hizmet sektöründe emeği geçenlere başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, insanların görme, tanıma, dinleme veya benzeri amaçlarla bir başka yere seyahat hakkı vardır. Turizmin, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi vardır. Turizmin günümüzde önemli bir yeri vardır. Ayrıca, hizmet sektörünün de öncülüğünü yapmaktadır. Değişen dünyayla birlikte insanlar sadece eğlenmek, hoş vakit geçirmek için yurt içine veya yurt dışına gitmiyorlar, bugün tabiat, termal, sağlık, eğitim, yemek, kültür turizmi gibi birçok etkinlik mevcuttur. Ekonomiye ve istihdama katkısıyla ülkemiz için vazgeçilmez bir sektör olan turizm yükseliş dönemindedir. Turizm sektörünü devletimizin verdiği teşviklerle sonuna kadar destekliyoruz. Bu alanda ortaya koyabilecek gücümüz vardır.

Ülkemiz dünyadaki nadide güzelliklerin toplandığı bir yerdir. Tüm turizm çalışanlarına ve hizmet sektöründe emeği geçen herkese başarılar diliyorum, şükranlarımı sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünal yerine Sayın Kılıç...

7.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Dünya Turizm Haftası’nda herkesi Kahramanmaraş’ı görmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Dünya Turizm Haftası günlerindeyiz. Kahramanmaraş’ımız da doğal ve tarihî zenginlikleri açısından bu alanda önemli bir potansiyele sahiptir. Tarihî kapalı çarşı ve konaklar, Mutfak Müzesi, Zeytin ve Döngele kaplıcaları, Ekinözü İçmeleri, Germenicia Antik Kenti, tarihî Maraş Kalesi, tarihî Maraş Aslanı, beş bin yıllık mamut iskeleti, Merkez ve Andırın ilçemizde Bizans’tan kalma 30’dan fazla kale, Göksun Temurağa tarihî hamam mozaikleri, Kız-Oğlan Şapeli, Afşin Ashab-ı Kehf ve tarihî Selçuklu Minaresi, Gümüşkaya Mağarası, Elbistan Dulkadiroğlu Beyliği Sarayı kalıntıları, Merkez ve Elbistan’da Dulkadiroğlu Beyliği’nden ve Osmanlı’dan kalma ulu camiler, diğer tarihî camiler, köprüler, çeşmeler, Pazarcık’ta Roma’dan kalma Kırk Mağaralar, ildeki endemik bitkiler, tarihî ağaçlar, tabiat parkları, Botanik Parkı, sayısız yaylalar, göller, su kaynakları, Galgamaç ve Döngel Şelaleleri, değişik devirlere ait sayısız tarihî eserin sergilendiği Kahramanmaraş Müzesi ve daha sayamayacağımız kadar değerler. İşte, herkesi bu yöreyi ve bu değerleri görmeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

8.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanından, Bergama’yı altın madeni tahribatından kurtarmasını istediğine ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, İzmir Bakırçay havzasındaki Ovacık Altın Madeni faaliyete başlarken “Sekiz yıl çalışıp bölgeyi rehabilite ettikten sonra gideceğiz.” demesine rağmen on sekiz yıldır üretime devam etmektedir. Ovacık’taki cevher tükenmiş, şu an Kozak Yaylası ve Havran’dan gelen cevher Ovacık’ta siyanür liçi yöntemiyle işlenmektedir. Maden âdeta bir siyanürleme merkezi hâline gelmiştir. Üçüncü atık havuzu yapılması için verilen ÇED olumlu kararına karşı açılan davalarda ise mahkeme keşif kararı vermiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanına soruyorum: Daha önce DSİ’nin, kimyasal atık sızmalarının yer altı sularını kirletebileceği hususunda olumsuz görüşü olmasına rağmen şimdi ne değişmiştir de aynı alana atık depolama tesisi yapılmaktadır? Dağlarından yağ, ovalarından bal akan Bergama’yı altın madeni tahribatından kurtaracak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Çamak…

9.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, aşı karşıtlığının yaygınlaşmasının ülkemizde neredeyse görülmeyen hastalıkları hortlatacağına ve Sağlık Bakanlığını etkili bir şekilde halkı bilinçlendirmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, son zamanlarda ülkemizde bilinçli ya da bilinçsizce bir aşı karşıtlığının ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı, aşıların toplum sağlığı açısından ne denli hayati olduğu bilimsel bir gerçektir. Türk Tabipleri Birliği ile Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği gibi uzman kuruluşların açıklama ve yönlendirmeleri artmasına rağmen Bakanlık düzeyinde bu sorun yeterince gündem bulamamaktadır. Özellikle ülkemizin, dünyanın en önemli problemlerinden biri olan ciddi bir göç sorunuyla karşı karşıya olduğu böylesi bir süreçte bu aşı karşıtlığının yaygınlaşması, ülkemizde neredeyse artık hiç görülmeyen hastalıkları tekrar hortlatabilir.

Bu konuda Bakanlığı etkili bir şekilde halkı bilinçlendirmeye çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Balbay…

10.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, iftihar etmemiz gereken mesleklerde artık intihar haberleriyle karşılaştığımıza ve bundan çıkışın sağlıklı koşullarda yapılacak bir seçimde olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dün gece Ödemiş’te geç saatlerde, iki buçuk ay önce açığa alınan bir yüzbaşı görev yaptığı askerlik şubesinin önüne geldi ve intihar etti. Önceki gün de Aydın’da öğretmen Merve Çavdar atanamadığı için intihar etti. 2017 yılında açığa alınan 50 kamu görevlisi ve atanamayan 52 öğretmen intihar etti.

Bir toplum intihar ediyor. Gerçekten iftihar etmemiz gereken mesleklerde artık intihar haberleriyle karşılaşıyoruz. Biz bu cumhuriyeti Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla kurduk. Bugünkü iktidar âdeta bir “ulustan kurtuluş savaşı” vermektedir.

Avrupa Birliğinin son raporu Türkiye'nin uygarlıktan hızla uzaklaştığını gösteriyor. Etrafımızdaki komşulardan da uzaklaşıyoruz. İktidar, Hükûmet, Türkiye’yi bir karanlığa sürüklemekte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Çıkış, sağlıklı koşullarda yapılacak bir seçimdir.

BAŞKAN – Sayın Doğan…

11.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, 16 Nisan referandumunun yıl dönümünde 81 ilde oturma eylemleri gerçekleştirdiklerine ve bazı kentlerdeki tabip odaları seçimlerinin çoğunda demokrat hekimlerin listelerinin kazandığına ilişkin açıklaması

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, tarihimize mühürsüz seçimler olarak geçen 16 Nisan referandumunun yıl dönümünde 81 ilde “OHAL değil, demokrasi istiyoruz” sloganıyla oturma eylemleri gerçekleştirdik. Biliyoruz ki iktidar bu tür barışçıl sivil eylemlerden büyük rahatsızlık duyuyor. Çünkü cesaretin bulaşıcı olduğunu bizim kadar kendileri de biliyor. Binlerce kişinin katıldığı demokrasi eylemlerimiz ülkemiz için umutlanmamıza vesile oldu.

Başka güzel bir gelişme de bazı kentlerdeki tabip odaları seçimlerinde gerçekleşti. İktidarın doğrudan hedef aldığı hekimler, korkuya teslim olmadılar, birçok yerde demokrat hekimlerin listeleri kazandı, bu listelere de kadın adaylar damgalarını vurdu. Bu vesileyle, İstanbul Tabip Odası Başkanlığına seçilen Pınar Saip’i, İzmir Tabip Odası Başkanlığına seçilen Funda Barlık Obuz’u, Trabzon Tabip Odası Başkanlığına seçilen Ebru Sivri’yi ve Bursa Tabip Odası Başkanlığına seçilen Güzide Elitez’i tebrik ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Genel Başkanımızın da dediği gibi, demokrasiyi bu ülkeye kadınlar getirecek.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

12.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nde bir babanın öz oğlunu silahıyla öldürmesinin ülkemizde silahlanmanın geldiği boyutu gösterdiğine ve çiftçilerde kredi ile sulama borçlarının ödenmemesi durumunda tarlasının elinden alınması uygulamasına son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemizde silahlanmanın getirdiği boyut -bugüne kadar hiç görülmemiş olan- Kırklareli’nde bir baba öz oğlunu silahıyla öldürmüştür.

Ayrıca, ticari faaliyette teşvik borcu, kredi borcu, vergi borcu ödemediği zaman af veya görev zararı kabul ediliyor, çiftçilerde kredi borcunu, sulama suyu borcunu ödemeyince tarlası elinden alınıyor. Bu, ülkemizin üreticileri arası ayrımcılık yaratmaktadır. Bu çifte standarda mutlaka son verilmelidir diyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye'nin dünyadaki haksızlıkların karşısında dimdik bir şekilde durduğuna ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Birliği Parlamentosundan geçtiğimiz gün ipe sapa gelmez bir açıklama geldi. Açıklamada “Türkiye Avrupa Birliğinden büyük adımlarla uzaklaştı.” ifadesi kullanıldı. Dünya yangın yerine dönmüşken, işgalciliğe soyunmuş ülkeler mazlumlara ateş yağdırırken, bazı ülkeler taşeron terör örgütleri vasıtasıyla meşru ülke hükûmetlerine darbe yapmaya kalkışırken, masum insanlar kendi ülkelerinden uzakta sürgün hayatı yaşarken Türkiye tüm bu haksızlıkların karşısında dimdik bir şekilde durmuştur. Allah bizi, zulüm karşısında sessiz kalanın uzağından, mazlumların ise yanı başından ayırmasın diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfalıların tarihî, turistik ve kültürel mekânlarına bakanlardan ilgi beklediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bakanlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Buradan sayın bakanlara sesleniyorum ben: Şanlıurfa ilimiz uygarlığın, medeniyetin beşiği olan bir ilimizdir. Şanlıurfa ilimizde dünyanın ilk üniversitesi, Harran Üniversitesi kurulmuştur. Şanlıurfa ilimiz tarihiyle, turizmiyle, kültürüyle albenisi olan bir ilimizdir. Ancak Sayın Bakanım, Şanlıurfa’da kültür merkezi yok; çok amaçlı tiyatro salonu, halk müziği salonu, efendim, Türk sanat müziği konserlerini verebilecekleri çok amaçlı kültür merkezleri yok. Şanlıurfa merkezinde ve aynı zamanda, turistik yerlerinde, tarihî kültür yerlerinde tuvalet yok, insanların dinlenebilecekleri bir mekânları yok. Hatta, turistik yerlere gidecek olanlara tabela da yok. Onun için, sizden istirham ediyorum; Urfalılar size oy veriyor, size milletvekili veriyor, size belediye başkanlığı veriyor; siz bu Urfalıları niye mağdur ediyorsunuz? İlginizi bekliyor Urfalılar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

15.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, ataması yapılmayan öğretmen ve sağlıkçıların sorunlarına ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Ataması yapılmayan öğretmenler artık büyük bir sorun, sağlıkçılar için de durum aynı. Bugün neredeyse 1 milyona yakın öğretmen ve sağlıkçı atama beklemektedir. Atamaları yapılmayan yüz binlerce genç arkadaşımızın hayalleri ve umutları tükendikçe yaşama arzusu, isteği de tükeniyor. Kimi mesleğini yapamadığı için hayatını sürdürmek amacıyla eğitimini almadığı, bilmediği işlerde çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi, kimi Merve Çavdar gibi hayatına son verecek kadar bunaldı gitti. Bu sorunun sorumlusu olan ve soruna çözüm üretmek durumunda olanlar ise sorunu yok sayarak atama bekleyen öğretmenleri Eminönü’nde yem bekleyen güvercin benzetmesiyle aşağıladığını zannederek ve hatta, intihar eden öğretmenlerin dikkat çekmek için bunu yaptığını söyleyecek kadar vicdanlarını kuruttular. Bu sorunu kendilerinin yarattığını ve çözmek durumunda olduklarını hiçbir zaman kabul etmediler. Artık yeter diyoruz, atama bekleyen arkadaşlar derhâl atanmalı diyoruz.

BAŞKAN – Sayın Uslu…

16.- Çorum Milletvekili Salim Uslu’nun, hayatını kaybeden şair Cemal Safi’ye Allah’tan rahmet ve tüm Türkiye’ye başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; az önce siz de belirttiniz, Cemal Safi’yi kaybettik, Allah’tan rahmet diliyorum kendisine. Çorum’a, Samsun’a, Ahıska Türklerine ve tabii, tüm Türkiye’ye başsağlığı diliyorum.

Türk kültürüne ve musikimize katkısı olan ya da buraları besleyen şairler, edebiyatçılar her zaman olmuştur, Cemal Safi de bunlardan bir tanesidir. Cenazesi Bilkent Doğramacızade Camisi’nde kılınacak cuma namazını müteakip Gümüşköy kabristanına defnedilecektir. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkanım, şu sözler, dizeler Cemal Safi’ye aittir: “Sırat’ı geçecek imanım var da aşkından geçmeye gözüm kesmiyor.” diye çok güzel bir dizesi var, onu da bu vesileyle paylaşmış oluyorum. Kendisini rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Son olarak Sayın Gürer…

17.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, cezaevlerinde bulunanların sayısının 250 bine dayandığına ve yargının karar alma sürecinin hızlandırılarak cezaevlerindeki bu yığılmanın önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizde 2017 yılı sonu itibarıyla 291 kapalı ceza infaz kurumu bulunmaktadır. Tüm cezaevleri toplam kapasitesi 207.339 kişidir. Cezaevlerinde yargının kesinleşmemiş kararıyla yatan çok sayıda tutuklu bulunmaktadır ve bu cezaevlerinde bulunanların sayısı 250 binlere dayanmış durumdadır. Cezaevlerinden gelen bilgilerde, yatak kalmadığı için tutuklular vardiya usulü uyumak zorunda kalmaktadır, bir kısım mahkûm uyurken diğerleri sandalyelerde, yerlerde, tuvalet önlerinde dahi barınmak durumunda kalmaktadır. Çözüm, daha çok cezaevi yapmak değildir. Yargının karar alma sürecinin hızlandırılarak tutuklularla ilgili verilecek hükümlerin bir an önce gerçekleşmesi cezaevlerindeki bu yığılmayı önleyecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine iki dakika süreyle söz veriyorum.

Sayın Usta, buyurun.

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, hayatını kaybeden şair Cemal Safi ile Kotonu Büyükelçisi Turgut Kural’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Süleyman Askeri Bey’in ölüm yıl dönümüne, Doktor Bahattin Şakir Bey ile Cemal Azmi Bey’in Ermenilerce katledilmesinin yıl dönümüne, 18 Nisan Karacaoğlan’ı Anma Günü’ne ve Suriye Türkmen Meclisinin Başkanı Doktor Muhammed Vecih Cuma ile beraberindeki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaretine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Dil Kurumu tarafından Türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirilen Cemal Safi, Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesi ve sevenlerine de başsağlığı diliyoruz.

Ayrıca, Kotonu Büyükelçisi Turgut Kural dün gece vefat etmiştir. Merhuma da Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, Türk ordusu yetiştirdiği subaylarla ne kadar övünse azdır. Tarih, onların cesaretini ve fedakârlığını yazmaya, kahramanlığını anlatmaya âdeta yer açmak için destanlara dönüşmüştür. 13 Nisan 1915 tarihinde Basra yakınlarında İngilizlere karşı verilen mücadelede şehit düşen Süleyman Askerî Bey, böyle destansı bir hayat öyküsüdür. Süleyman Askerî Bey, vatanı için vatanından başka her şeyini isteyerek ve gülerek feda etmiş bir Türk askeridir. Mücadeleden asla vazgeçmeyen, yaralı hâlde sedye üzerinde dahi olsa savaş meydanından ayrılmadan ordusuna komuta eden bu şanlı komutan, Osmanlının son devrindeki kahramanlık vesikalarından bir tanesidir. Batı Trakya’ya sızan müfrezelerin içerisinde çeteleri imha ettikten sonra, 28 Ağustos 1913 yılında kurulan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı olarak Süleyman Askerî Bey vazife almıştır. Ege’de ve Didim açıklarında yerleşim yeri olmayan kayalıklara Yunan bayrağı dikme cüretini gösterenler Süleyman Askerî Bey ve müfrezesinin ruhunu hâlâ içimizde yaşattığını bilsinler.

Sayın Başkan, 17 Nisan 1922 Doktor Bahattin Şakir Bey ve Cemal Azmi Bey’in Ermenilerce katledildiği tarihtir. Ermenilerin binlerce Müslüman Türk’ün canına ve malına kasteden katliamları karşısında bile Osmanlı Hükûmetinin sakin ve soğukkanlı tavrını muhafaza ettiği tarihî belgelerle sabittir. Ancak terör olayları durmak bilmeyince dönemin Hükûmeti imparatorluğun farklı bölgelerinde yaşayan Ermenileri savaş bölgelerinden çıkararak uzak yerlere iskân etmeye karar vermiştir. Ermenilerin yerlerini değiştirmek onları imha etmek değil, devletin güvenliğini sağlamak ve korumak amacına dayalıdır ki sonuna kadar doğru, sonuna kadar da helaldir. Kim ne söylerse söylesin, Türk milletini sırtından vuranların tehciri Türk vatanının yüzyılını kurtaran muhteşem siyasi bir karardır ve çok şükür, gereği yapılmıştır. Dönemin İttihatçı kadroları millî bir şuurla vazifelerini yapmışlar, biz onlardan razıyız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) - …inanıyorum ki Rabb’im de razıdır.

Türk halk müziği; Türk milletinin duygu ve düşüncelerini, gelenek ve göreneklerini, efsanelerini, inançlarını, atasözlerini, halk deyimlerini, kahramanlıklarını binlerce yıl nesilden nesile aktaran büyük millî kültürün adıdır. Türk halk edebiyatının yetiştirdiği en önemli isimlerden bir tanesi de Karacaoğlan’dır. Türk kültür coğrafyasında çok geniş bir alanı kapsamakta ve etkisini günümüze kadar devam ettirmektedir Karacoğlan. Ülkemizde de 18 Nisan Karacaoğlan’ı Anma Günü olarak kutlanmaktadır. Kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.

Sayın Başkan, Suriye Türkmenlerinin siyasi temsilcisi olan Suriye Türkmen Meclisinin Başkanı Doktor Muhammed Vecih Cuma ve beraberindeki 41 kişilik heyet, Meclis üyeleri Türkiye Büyük Millet Meclisini, Milliyetçi Hareket Partisini de ziyarete gelmişlerdir. Kendilerini Suriye’nin geleceği için hazırladıklarını, bu anlamda askerî, siyasi, kültürel ve toplumsal olarak her anlamda hazırlıklarını yaptıklarını ifade ettiler; Suriye’nin her yerinde bir Türk eseri olduğunu, bu bölgenin Türkmen bölgesi, Türkmen yurdu olduğunu vurguladılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Suriye’de Türkmensiz bir gelecek düşünülemez. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Suriye’nin ikinci büyük nüfusuna sahip olan Türkmenlerin hukuki statülerinin tanınarak bundan sonraki Suriye oluşumunda Türkmenlerin de hem siyasi hem sosyokültürel haklarının korunması ve temin edilmesi hususunun takipçisiyiz. Hem komşumuz hem akrabamız hem de beka mücadelemizin anlam ve önemi Türkmen kardeşlerimize her türlü siyasi desteğin sağlanması gerekmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ermenilerle ilgili sözleri nedeniyle Samsun Milletvekili Erhan Usta’yı kınadığına, Ezidilerin Çarşema Sor bayramını kutladığına, Avrupa Birliğinin Türkiye İlerleme Raporu’na, OHAL nedeniyle 1 Mayısın kutlanmasına izin verilmediğine ve grup toplantılarının yapıldığı salı günlerinde herkese aynı eşitlikte ve hakkaniyette davranılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Mecliste sağ yanında bir Ermeni vekil otururken, gerçekten Talat Paşa’nın günlüklerine göre de 1 milyondan fazla Ermeni’nin katledildiği aslında bir coğrafyada “İttihatçı kadrolar gereğini yapmıştır.” diyerek...

ERHAN USTA (Samsun) – O sizin yalanınız, o sizin yalanınız.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Çok kınıyorum sizi, öyle “katletme” lafı olamaz. Ne katletmesinden bahsediyorsunuz siz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Düşünceye tahammül edeceksiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiç düşünce falan değildir bu, kesinlikle düşünce değildir bu. “Katletme” lafını kınıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tahammül etmeyecekseniz o zaman bu Mecliste değil, herhâlde başka meydanlarda olmanız gerekiyor. Ben ne düşünüyorsam onu söyleyeceğim, siz de...

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ne katletmesinden bahsediyorsunuz?

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyelim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet Sayın Başkan, benim sözümü söyleme hürriyetimi herhâlde sağlayacaksınız.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiçbir şekilde bu çatı altında böyle “katliam” diyemezsiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ermenilerin... Evet, en azından bunu kınadığımı ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben de sizi kınıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yeni yaşamın simgesi olan Ezidilerin bayramı Çarşema Sor bayramının bütün insanlık için barışa, özgürlüğe, adalete, kardeşliğe vesile olmasını diliyorum.

Sayın Başkan, biliyorsunuz, dün Avrupa Birliğinin yıllardır tekrarladığı ilerleme raporu yayınlandı ve bu raporda aslında Türkiye’nin karnesi görünüyor ki aslında tamamen de görünmüyor o karne. Çünkü biliyorsunuz göç, mülteci ve onlarla ilgili yapılan politikalar, karşılıklı anlaşmalar… Biraz da belki burada tamamen hani kötü olduğunu söylemeyeceğimiz bazı politikalar da bu raporun aslında Türkiye gerçekliğini tamamen ortaya koymasını engelleyen bir şey. Ama buradan bazı başlıklar ifade etmek istiyorum: Yürütmeden gelen açıklamalar mahkeme kararlarını etkiledi, referandumda seçimlerin eşitsiz şartlarından söz ediliyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …Venedik Komisyonu eleştirisinden. Parlamentonun gücünün ve fonksiyonun, milletvekilliklerinin düşürülmesiyle özellikle HDP’nin kısıtlandığından, Cumhurbaşkanının gücünün KHK’lerle arttığından, askerî ve istihbarat servislerinin Parlamentoya hesap verme zorunluluğunun yeterlikten uzak olduğundan, KHK’lerle insan hakları ve temel hakların altının oyulduğundan bahsediliyor ve gerçekten, bu gerçekleri insan haklarından sorumlu hiçbir kurum hasıraltı edemezdi.

Şimdi, bu gerçeklerde tabii OHAL’in de vakit geçmeden kaldırılması gerektiğinden söz ediliyor ama iktidar bugün OHAL’le ilgili önergeyi gene uzatma için getiriyor. OHAL neye yarıyor biliyor musunuz? Az önceki bir habere göre, Ankara Valiliği 1 Mayısın kutlanmasına izin vermemiş Ankara’da. Gerekçe ne? Gerçekten inanılır gibi değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Eğer izin verilirse sendika ve odaların, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunacaklarını söylemiş Vali. Şimdi TMMOB, Tabipler Odası, DİSK, KESK, TÜRK-İŞ her yıl 1 Mayısı kutluyorlar; emek bayramı, emekçilerin bayramı. Böyle bir bayramı kutlamak için zaten izin almaya gerek yok aslına bakarsanız ama Ankara Valiliği neden yararlanıyor bunu yaparken? OHAL’den yararlanıyor. İşte OHAL bütün muhalefetin sesini kısmasına yarıyor iktidarın ve gerçekten bugün uzatılmasının sebebi de budur. Emekçiler, işçiler engellenemez. Bugün olmasa da mutlaka en kısa zamanda bu ülkenin gerçek sahiplerinin onlar olduğu ortaya çıkacak.

Sayın Başkan -insicamım bozulduğu için- bir konuyu daha belirtmek istiyorum özellikle, dün belirtecektim bunu ama. Salı günleri biz bu Parlamentoda yer sahibi miyiz gerçekten bütün partiler olarak yoksa salı günleri, grup toplantılarının olduğu günler bu Parlamento...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayalım, son cümlelerinizi alalım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - …bu Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece Cumhurbaşkanının, AK PARTİ Başkanının ve AK PARTİ’nin yeri mi? Biz Meclise gireceğimiz andan itibaren her zaman arabalarımızı park ettiğimiz yerlere park edemiyoruz, Meclisin içerisinde dolaşırken -binbir tane barikat kuruluyor- ve grup toplantımızdan çıktığımızda bile daracık yerlerden geçmek zorunda kalıyoruz. Eğer AK PARTİ Başkanı gerçekten çok istiyorsa toplantılarını kendine tahsis ettiği sarayında yapsın. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, burası AK PARTİ’nin de değil, bütün partilerin, bütün halkın temsiliyetinin olduğu bir yer. Biz bu şekilde Meclise, insanlardan ricacı olarak, nereye aracımızı park edeceğimizi sormaya çalışarak girmek zorunda değiliz. Lütfen, herkese aynı eşitlikte, aynı hakkaniyette davranılmasını bu Meclisin idare amirleri ve Meclis Başkanları sağlasın diyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, kısa bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Bitirelim isterseniz.

ERHAN USTA (Samsun) – Nasıl isterseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olabilir, olabilir.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Usta.

Kısa bir söz 60’a göre.

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Az önce benim ifadelerimden sonra HDP Grup Başkan Vekilinin kınamasını ben anlayamadım. O zaman şu soruyu sorarım ben: Doktor Bahattin Şakir Bey’in katlini tasvip mi ediyorsunuz? Bizim sözümüz devlete karşı ayaklanan, Müslüman Türk milletine karşı da katliamda bulunan Ermeni çetecileredir, yoksa bugün itibarıyla da ülkesine, milletine bağlı olan Ermenilere karşı bir sözümüz ve tutumumuz olamaz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Altay…

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’na, güvenlik kaygıları nedeniyle demokrasisini askıya alan bir parlamentonun dünya literatürüne ayıplı bir parlamento olarak geçeceğine ve OHAL’in uzatılmasının kabulüyle birlikte Anayasa’da yazılı hak ve hürriyetlerin üç ay daha askıya alınacağına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, yetmiş yıldır demokrasi mücadelesi veriyor. Bu yaklaşık yetmiş yıllık süreçte zaman zaman demokrasimize çeşitli darbeler, müdahaleler gerçekleştirildi. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbe ve muhtıraları Türkiye’ye ağır bedeller ödetti ve aziz milletimizin hak ettiği özgürlükçü demokrasinin tesisi maalesef sağlanamadı. Ancak 20 Temmuz darbesiyle birlikte de bugünkü hâl biraz önce saydığım yani 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz günlerinden daha ağır şartlar barındırır hâle geldi. Âdeta 15 Temmuzda Türkiye'ye bir arsenik içirilmeye çalışıldı ve içirildiyse 20 Temmuzda bir panzehir beklenirken bu millete ve Türk demokrasisine siyanür tatbik edildi. Verdiği tahribat 15 Temmuzdan daha ağırdır, bedeli de çok daha ağır olmuştur. Avrupa Birliği İlerleme Raporu ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği raporları da Türkiye adına bizleri de rencide eden raporlardır. Türkiye’nin dünya milletler ailesi içerisinde demokrasi yoksunu bir ülke olarak algılanmasını kabul etmemiz mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu vesileyle, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek olağanüstü hâl eğer AK PARTİ Genel Başkanı, Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisine bin korumayla gelmesi içinse OHAL'e gerek yok, buyursun 2 bin korumayla gelsin. Ancak Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hiçbir güvenlik kaygısı temel hak ve özgürlüklerin gasbedilmesine dayanak olamaz. Elbette bununla beraber, hiç şüphesiz, hiçbir hak talebi de terörizme meşruiyet, teröriste masumiyet sağlamaz. Ama güvenlik kaygıları nedeniyle demokrasisini askıya alan bir parlamento da dünya literatürüne ayıplı parlamento olarak geçer.

Sayın Başkan, Türkiye'de Anayasa'da yazılı olmakla birlikte; yerleşme ve seyahat hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yazma hürriyeti, bilim ve sanat hürriyeti, basın hürriyeti, toplantı ve gösteri hakları hürriyeti, mülkiyet hürriyeti, çalışma hürriyeti, toplu iş sözleşmesi ve grev hürriyeti bu OHAL'le, biraz sonra bu Mecliste görüşülecek OHAL’le üç ay daha askıya alınacaktır. Ben bu aziz milletin saygıdeğer vekillerinin bunu içlerine sindirdiklerine inanmak istemiyorum. OHAL’in ülkede yarattığı ekonomik tahribatla beraber Türkiye artık güvene, ahlaka, adalete, saygıya, huzura, eşitliğe ve özgürlüğe susamış 80 milyonun ülkesi olmuştur. Gelin, bugün Türkiye’yi bu ayıptan kurtaralım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Türkiye'nin sözde katliamlarla ilgili açıklamalarının açık ve net olduğuna, Ermeni diasporasının sözcülüğünü yapacak ifadeler kullanmanın kimseye fayda sağlamayacağına ve Gazi Meclisin çatısı altında hiç kimsenin provokatörlük yapmaya hakkı olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Az önce burada kullanılan talihsiz ifadeleri en şiddetli şekilde kınadığımızı ifade etmek isterim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kimi kastediyorsunuz? Bilelim yani.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kendi ülkesine, kendi milletine bu kadar düşmanlık yapacak bir açıklamayı bu Parlamentoda ben şimdiye kadar görmedim. Bu konuda az önce söylenen sözde katliamlarla suçlanan Türkiye ve milletimiz ve devletimizin bu konudaki açıklamaları gayet açık ve nettir. “Arşivler ortadadır, bunlar incelensin, gelinsin bakılsın, gerçekler ortaya çıksın.” ifadelerini Türkiye Cumhuriyeti devleti kullanıyorken sanki bunlar yokmuş gibi, âdeta Türkiye’yi suçlayacak, Ermeni diasporasının sözcülüğünü yapacak ifadeler kullanmak kimseye fayda sağlamaz. Ermeni diasporasının sözcülüğünü bu milletin Parlamentosunda yapacağınıza bu milletin ve bu ülkenin gerçeklerini bir araştırın, ondan sonra bunları milletin Meclisinden konuşun.

Şunu ifade edeyim: Size bu şekilde konuşma talimatını ve emrini kim verdiyse onlara söyleyin, Türkiye bu iftiralara pabuç bırakmaz. Bu Gazi Meclisin çatısı altında hiç kimsenin ama hiç kimsenin milletimizle ilgili provokatörlük yapmaya hakkı yoktur. Bu milletin verdiği vergilerle maaş alacaksınız, bu milletin Gazi Meclisinde oturacaksınız ve bu millete böyle ağır bir iftirayı atacaksınız; kusura bakmayın, böyle bir hakkınız yok, haddiniz de yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çok açık bir sataşmada bulunmuştur. Yani, “kendi ülkesine, milletine düşman…”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğru.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “…Ermeni diyasporasının sözcüsü” “Bu maaşı buradan alıp da burada nasıl bu sözleri…” Daha sayayım mı?

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Arzu ediyorsanız daha sayabilirim.

BAŞKAN – Buyurun, söz veriyorum size iki dakika ama hassas bir konu; bu konuda ne konuşacağımızı, konuşacağımız konunun hassasiyetine binaen nereye varacağını da lütfen değerlendirerek konuşalım.

Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Herkes kendi konuşmasının insicamını kendine göre yapar Sayın Başkan, burada bununla ilgili herhangi bir ayara ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum, hele bunca yıldır hukukla uğraşan, insan haklarıyla uğraşan biri olarak.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ayarı bir yerlerden alıyorsunuz siz, bizden değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bir kere, gerçekten, kim sizin milletiniz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Türk milleti, Türk.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – “Milletimiz, milletimiz” dediğiniz kim? Bu millet…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Türk milleti.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hayır, sadece “Türk milleti” dediğiniz değil.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Türk milleti.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu Türkiye’de yaşayan onlarca insan, onlarca kimlik, onlarca halk var.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “Kim?” diye soruyorsunuz, ben de cevap veriyorum: Bu milletin hepsi Türk milleti.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Biz bu ülkede Ermeni diasporasının falan değil, biz bu ülkede kardeşliğin, barışın sözcülüğünü yapmaya çalışıyoruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bu kadar asker, bu kadar polis öldürülerek mi sağlıyorsunuz bunu?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Siz bu dıştalayıcı ifadelerinizle asıl, bu Mecliste topu topu 2 tane olan Ermeni vekili incittiğinizin; aynı şekilde, başka bir halk olduğunda onları da incittiğinizin farkında değilsiniz.

ERHAN USTA (Samsun) – Siz 80 milyonu incitiyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Buna ister “tehcir” dersiniz, ister “katliam” dersiniz, isterseniz “Hayır, değil, aslında onlar yaptı.” dersiniz. Bunlar düşüncedir, düşüncenizi ifade edersiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiç düşünce olamaz burada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Ama Sayın Başkan, ayar verilmesi gereken bir şey varsa asıl Sayın Mehmet Muş’un sözleridir, bizim üslubumuz değil. Biz kimseyi ötekileştirerek konuşmuyoruz bu Mecliste, Osmanlı döneminde olmuş bir olaydan bahsediyoruz. Evet, arşivler var; tarihçiler, hepsi aynı şeyleri söylemiyorlar, resmî tarihçiler farklı söylüyorlar, diğer tarihçiler farklı söylüyorlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kim söylüyor? Hangi tarihçi bunlar?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiçbir fark yok. Arşive bakmıyorlar bile.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu, Türkiye tarihinde değil sadece, dünya tarihinde…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Öyle bir cesaret de yok, öyle bir cesaret de yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Beyefendi, gelin konuşacak mısınız? Buyurun, buyurun; buyurun gelin, gerçekten. Buyurun.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Buyurun, devam edin.

BAŞKAN – Sayın Tamer, lütfen, müdahale etmeyelim.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Böyle bir tarihçi yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Siz hiçbir şey yapmayacaksınız, ben yapayım. Bu mudur yani?

BAŞKAN – Ben gerektiğinde gerekli müdahaleleri yaparım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yapmadınız ta ki bu zamana kadar.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hayır, gerektiği, 5 kere müdahale ettikten sonra mı Sayın Başkan?

SALİM USLU (Çorum) – Meclisin teamüllerinde var laf atmak.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Gerçekten, bu Mecliste bu tarzda konuşacak bir üslup bulamıyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sizin konuşma hakkınız kadar benim de burada konuşma hakkım var.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Oradan değil, buradan…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Tamam, buradan.

BAŞKAN – Sayın Tamer, lütfen…

Siz de Genel Kurula hitap edin Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Söz istiyorum, ben sözümü istiyorum o zaman daha fazla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİM USLU (Çorum) – Meclisin teamüllerinde var laf atmak.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tamamlamak istiyorum, sözüm bitti çünkü.

BAŞKAN – Tamamladınız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, böyle mi tamamlayacağım?

BAŞKAN – Bakın, şimdi, Sayın Kerestecioğlu, zaman zaman karşılıklı müdahaleler olur. Bizim sizlerden, tüm konuşmacılardan istirhamımız Genel Kurula hitap etmesi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet ama Genel Kurula hitap edecek…

BAŞKAN – Ben konuşmacıya da yerinde oturan arkadaşa da gerekli ikazları yapıyorum.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Siz yapmadınız.

BAŞKAN – Ama sizin de bu şekilde tavrınız doğru değil, arkadaşın da yaptığı doğru değil. Yapacağım bir şey yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale etmediniz, bu da kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Müdahale ettim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – 5 kere müdahale edildi, müdahale etmediniz. O üsluba hiçbir şey söylemediniz, benim gayet barışçıl bir sözle, üslupla konuşmama müdahale ettiniz. Bu da kayıtlara geçsin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tamer, lütfen yerinize oturun.

Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ismimi zikrederek benim burada kutuplaştırıcı, dışlayıcı konuşmalar yaptığımı ifade etmiştir. Bu benim şahsımı direkt hedef alarak yaptığı bir açıklamadır. Bundan dolayı İç Tüzük 60’a göre söz talebim var.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Muş, bitirelim bu polemiği.

Buyurun size de söz vereyim. Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 69’a göre.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Evet, 69; 60 dedim yanlışlıkla.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 60’a göre ben istedim.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, burada düşüncesinden dolayı kimseye sert tepki gösterdiğimiz olmamıştır. Buradaki mesele şudur: “1 milyon Ermeni’nin katledildiği bir coğrafya.” diyorsunuz. Siz hüküm vermişsiniz, kendinizi hâkim yerine koymuşsunuz, savcı yerine koymuşsunuz, bir ülkeyi mahkûm etmişsiniz. Böyle bir hakkınız yok, böyle bir haddiniz de yok.

Bu konuyla alakalı Türkiye Cumhuriyeti devletinin söylemi ortadadır. Arşivlerimiz ortada, açık, incelensin; gelinsin, tahkikat yapılsın. Siz nasıl böyle bir konuda hüküm verirsiniz? Nasıl böyle bir ifade kullanabilirsiniz? Dolayısıyla, bu ifadeleri kullanan kim değerli milletvekilleri? Bu ifadeleri kullanan, uluslararası arenada Türkiye aleyhine kararlar çıkartmaya çalışan Ermeni diasporasıdır. Bunu bilmemiz ve söylememiz lazım. Bunu söylemeden, bunun altını çizmeden, efendim, kutuplaştırıcıymış da, başka türlüymüş gibi ifadeler kullanmayı reddederiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin veya milletimizin tarihinde hiçbir katliam, bir soykırım asla olmamıştır, böyle bir şey yaşanmamıştır veya bilinçli bir şekilde belli bir gruba karşı etnik bir katliam uygulanmamıştır. Tarihte yaşanan acılar olabilir ama bunlar bir katliammış gibi… Bunu hiç kimsenin söylemeye haddi yoktur. Herkes ağzından çıkan lafı bir kere hesap edecek, söylediği lafın nereye gittiğini hesap edecek ona göre konuşacak.

Az önce söylediklerimi tekrar ifade ederim, kusura bakmasın kimse. Böyle bir suçlamayı böyle bir hüküm cümlesi kullanarak milletimize ve devletimize karşı yapmak kimsenin haddi değildir. Bu anlamdaki açıklamalarımız çok nettir, uluslararası kamuoyuna da yaptığımız açıklamalar ortadadır. İstiyorsanız gidin, arşivler ortada, çalışın, ortaya çıksın yoksa burada yaşayan Ermeni vatandaşlarımızla alakalı kimsenin bir şey söylediği yoktur. Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan her bir yurttaş eşit vatandaşlık haklarına sahiptir, eşit şekilde devletin imkânlarından ve haklarından faydalanır; konu budur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati. 15.02

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Vecdi GÜNDOĞDU (Kırklareli), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Anayasa’nın 101’inci maddesine göre verilmiş olan Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerine başlıyoruz.

Tezkereyi okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/1/2018 tarihli ve 1178 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/4/2018 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1566)

17/4/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/1/2018 tarihli ve 1178 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/4/2018 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasının Türkiye Büyük Millet Meclisine arzı Bakanlar Kurulunca 17/4/2018 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                  Binali Yıldırım

                                                                                                                                                        Başbakan

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım. Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim. Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için onar dakikadır.

Tezkere üzerinde söz alan milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Ayhan Bilgen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan; şahıslar adına, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu; Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli; şahıs adına Trabzon Milletvekili Salih Cora.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok özür dilerim...

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir genel uygulamamız var, o da şudur: Hani “Son söz milletvekilinindir”e dayalı olarak Sayın Bakan’dan sonra bir sayın milletvekili konuşuyor. Lakin genel uygulamada gelen teklifin aleyhinde olan son konuşur. Takdir ve tensip buyurursanız bunun bu şekilde düzeltilmesini talep ediyoruz efendim. Genel uygulamaya baktığınızda bunu çok net göreceksiniz.

BAŞKAN – Şahıslarda bu tür tezkereler üzerinde lehte, aleyhte olmuyor. Sadece “şahıs adına iki konuşma” deniyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Anladım da yani neticede, orta yerde de bir durum var, muhalefet eden var, destekleyen var yani o bakımdan usulü bütçede olduğu gibi, uygulamayı biz takdirinize sunuyoruz, takdir sizin efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Onu şahıslar kendi aralarında da konuşsun, bakalım bir.

Evet, tezkere üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 119, 120 ve 121’inci maddeleriyle düzenlenen olağanüstü hâl uygulamasının üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin Hükûmet tezkeresi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz hain darbe girişimi, terör örgütlerinin kamu yönetiminden ekonomiye, üniversitelerden sivil topluma ve sosyal hayata kadar geniş bir alana nasıl bir ahtapot gibi yayıldığını, ülkemizin bekası bakımından ne denli vahim tehlike ve riskleri barındırdığını acı bir şekilde göstermiştir.

Terör örgütlerinin sökülüp kökünün kazınması için OHAL kesin bir mecburiyet hâline gelmiştir. Olağanüstü tehditlerle mücadele aynı derecede olağanüstü araç ve yöntemlerle başarıya ulaşabilir. Tehdit ve tehlike henüz geçmemiştir, dinamikleri hâlâ geçerlidir. Olağanüstü tehlikelerin olağan tedbirlerle engellenmesi mümkün değildir. OHAL, başta FETÖ olmak üzere, tüm terör örgütleriyle mücadele etmek, 15 Temmuzun yarattığı hasarı ortadan kaldırmak için yürütülen bir uygulamadır. OHAL’i bireysel özgürlüklere, vatandaşlarımızın günlük hayatına ve işlerine karşı değerlendirmek yanlıştır. Eğer OHAL olmasaydı, bu mücadelenin onda 1’i dahi yapılamazdı.

15 Temmuzu yaşayan, anlayan, yarattığı tehdidin farkında olan herhangi bir kişinin OHAL’den gocunmasına gerek yoktur. OHAL’den rahatsız olanlar eğer FETÖ ve diğer terör örgütleriyle mücadeleden rahatsızlarsa onlarla farklı bir düzlemde konuşuruz. Ancak, “OHAL olmadan bunlarla mücadele edilsin.” deniyorsa o zaman bunun yolunu yöntemini de söylemeleri gerekir.

Değerli milletvekilleri, OHAL hukukidir, meşrudur, gereklidir. Ülkemizin bekasına yönelik açık veya örtülü tehditlerin çok yönlü devam ettiği bugünlerde, anayasal ve hukuki bir uygulama olan OHAL’e dönük eleştirileri doğru ve yerinde görmüyoruz, bu eleştirilerin beka hassasiyeti taşımadığını düşünüyoruz. Her devlet kendini koruma refleksini gösterip gerekli önlemleri almak mecburiyetindedir.

FET֒yle mücadele bağlamında OHAL eleştirilerinin Avrupa’dan da geldiğini görüyoruz. Örneğin dün açıklanan AB Komisyonunun 2018 Türkiye Raporu’nda Türkiye'nin FET֒yle mücadelesine hiç değinilmemiş ve OHAL’in gecikmeksizin kaldırılması istenmiştir. Merak buyurmasınlar, biz de öyle yapacağız zaten. OHAL’i gerektiren terör tehdidi sona erince OHAL gecikmeksizin kalkacaktır. Ancak, bu istikamette Avrupa Birliği Türkiye'ye ne kadar destek veriyor? 15 Temmuz kalkışmasına bir tepki bile vermediklerini gayet iyi hatırlıyoruz. Avrupa Birliği gerçekten OHAL’in sona ermesini istiyorsa Türkiye'ye, terörle ve FET֒yle mücadelesinde destek vermelidir. Avrupa Birliği ülkeleri PKK ve FET֒ye doğrudan ya da dolaylı desteğini çekmeli, Türkiye'yi desteklemelidir. Bu durumda OHAL çok daha kısa sürede sona erecektir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz, emperyalist bir işgal ve iç savaş planının proje terör örgütü vasıtasıyla hayata geçirilme girişimidir. Projenin sahipleri FETÖ, PKK ve DEAŞ gibi, farklı zannedilen ama aynı amaca hizmet eden pek çok karta sahiptir. Biz bu gerçeği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında da açıkça gördük. 15 Temmuzdan sonra da sinsi bir planla bu örgütler üzerimize salınmaktadır. Bu yüzden, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle taviz vermeden mücadele edilmek zorundadır çünkü bu bir beka mücadelesidir, millî bir meseledir.

Bildiğiniz gibi savaş, birbirini izleyen birçok muharebeden oluşur. Benzetme yapmak gerekirse, bir muharebeyi kazanmak savaşın tamamen kazanıldığı manasına gelmez. Bir düşünürün ifadesiyle “Zafer düşmanın savaşma iradesini yok etmektir.” Düşman planların iradesini kırmak zorundayız. Bu anlamda, 15 Temmuzda milletimizin darbecilere karşı gösterdiği fedakârlık ne kadar önemliyse 15 Temmuz sonrası FETÖ'ye karşı yürütülen kapsamlı mücadele de o kadar önemlidir. FET֒nün toplumda bugüne kadar var olan maskeli imajı ve iradesi yok edilmelidir. Bunun için topyekûn, kapsamlı ve stratejik bir mücadele şarttır. FETÖ kalkışmasına “kontrollü darbe, tiyatro, oyun, senaryo” gibi sıfatlar yakıştırmak aklın ve insafın inkârıdır ve FET֒yle mücadeleye düşürülen en büyük gölgedir. Bu iddialar FETÖ ağzıdır, FET֒ye destektir. 15 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisinin defalarca bombalanmasına, insanlarımızın alçakça kurşunlanmasına hangi vicdanla tiyatro denilebilir? Askerî kamuflaj içine saklanmış teröristlerin milletimizin silahıyla milletimize ateş açması, kurum ve kuruluşlara saldırması mı tiyatrodur? Bu alçakça girişimlerin, hainliklerin vahameti ve yarattığı büyük tehlike hâlâ idrak edilemiyorsa bu kişilerin aklından, vicdanından ve vatana sadakatinden şüphe ederiz.

Değerli milletvekilleri, OHAL'de önceliğimiz terörle mücadeledir. Son günlerde bu mücadeleyi sekteye uğratabilecek bazı açıklamaların kamuoyuna yansıdığını da görüyoruz. “FETÖ mücadelesi sona ermiştir.” minvalindeki yaklaşımları da doğru bulmuyoruz. Üstelik bu açıklamaların yapıldığı günlerde 38 ilde yüzlerce kişi FETÖ'yle mücadele kapsamında gözaltına alınmıştır. Yine, FETÖ'nün kripto damarı üzerindeki sis perdesi henüz dağıtılmamışken, FETÖ'nün yeni haberleşme ağları ortaya çıkarılırken, FET֒yle mücadelenin bittiği ve OHAL'e gerek kalmadığı söylenebilir mi?

FETÖ, sadece Türkiye’de değil, dünyada örümcek ağı gibi örgütlenmiş bir bela örgüttür. Çeşitli ülkelerden FET֒cüler getirilip Türk adaletine teslim ediliyor. FETÖ mücadelesinde önemli adımlar atılmıştır, ancak daha yolun yarısında sayılırız. Başta siyasiler ve bürokratlar olmak üzere, herkese büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu aşamada, FET֒yle mücadele için iyi organize edilmiş bir devlet aklına ihtiyacımız vardır.

FETÖ musibetinin gündemden çıkarılması için devlet aklıyla atılacak önemli adımlardan biri adalet mekanizmasıdır. Terör örgütüyle mücadelenin yarattığı mağduriyetler mutlaka giderilmelidir ve suçlu ile suçsuz elbette iyi ayırt edilmelidir.

FET֒yle mücadelenin adalet boyutunun bir diğer nirengi noktası da FET֒cülerin tespit ve yargılanmasında kullanılan yöntem ve kriterlerdir. Örneğin, kanunen meşru bir sendika üyeliği, muhatabını terörist yapacak mıdır? Yine, kanunlar çerçevesinde kurulmuş okullarda okumak, bankalara masum saiklerle para yatırmak bir şahsın terör örgütü üyeliği için yeterli olacak mıdır? Bu bakımdan, ceza hukukunun gerektirdiği maddi ve manevi unsurları bir arada değerlendirmek gerekmekte ve bu sorular üzerine iyi düşünüp geleceğimizi riske atacak, sosyal yaralara sebep olacak adımlara karşı dikkatli olunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki FET֒yle mücadelede kesin başarı, hukukun herkese eşit uygulanması, aynı ölçüde etki göstermesinden geçmektedir. Bu çerçevede, daha evvel değişik zamanlarda Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin de gündeme getirdiği bazı hususlara dikkatinizi tekrar çekmek istiyorum.

1) FET֒yle daha etkili bir mücadele için devlet aklı topyekûn bir şekilde devreye alınmalıdır. Mücadelenin, sınırlı sayıda devlet ve siyaset adamının çabasıyla ilerleyen bir süreç olmaktan çıkarılması gerekir.

2) FET֒yle mücadelede bir strateji çerçevesinde siyasi ve hukuki bir eylem planı belirlenmelidir. Bu eylem planının fikrî temelleri, millî hedefleri, hukuki sınırları berrak bir zihin ve siyasi kavrayışla belirlenmelidir.

FET֒yle mücadelenin öncelikleri kamuoyuna açıklanmalıdır. FET֒cülüğün tanım ve tasviri yapılmalı, kamuoyunda ve adalet mekanizmasındaki kafa karışıklığı giderilmelidir. FET֒yle mücadelede oluşan mağduriyetler çerçevesinde biriken sosyal maliyet, devlete karşı yükselen ön yargılı bakış açısının bertaraf edilmesi için tedbirler belirlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, ihanetin yumduğu gözünü bir daha açamaması, işgal niyetlerinin ilelebet tarihe gömülmesi için FET֒yle ve her türlü terör örgütüyle mücadeleye destek oluyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, emniyet, kamu kurum ve kuruluşları, basın-yayın organları, sosyal medya, üniversiteler ve eğitim kurumları ile iş dünyasında ve nihayet siyaset ayağında FET֒yle mücadele, hiçbir rehavete kapılmadan devam etmelidir. FET֒nün kripto damarı hâlâ faal ve aktiftir. Bu damar, devlet ile toplumu karşı karşıya getirmek için yeni tezgâhlar peşindedir. Bu şartlar altında “OHAL kalksın.” demek, bir bakıma, bilerek veya bilmeyerek kripto damara göz kırpmaktır.

Ayrıca, üzerine basa basa söylemek isteriz ki bölgesel risk ve tehlikeler öngörülmesi ve önüne geçilmesi gittikçe zorlaşan karmaşık bir yapıya bürünmektedir. Terör saldırıları sürmektedir. Emperyalizm yeni taktikleriyle sınırlarımızın dibine postunu sermiş, neredeyse Suriye odaklı üçüncü dünya savaşı bile konuşulmaya başlanmıştır.

Millî güvenliğimize yönelik karanlık senaryolar, yeni saldırı planları zayıf anımızı kollamaktadır. Ülkemiz aleyhine kurgulanan siyasi ve ekonomik operasyonlar derinlik ve aksiyon kazanmaktadır. Bazı yerli iş birlikçi odaklar FET֒süyle, PKK’sıyla ve benzeri unsurlarıyla birleşik cephe şeklinde hareket etmektedir. Bazı sokak heveslileri meşru ve hukuki muhalefetin dinamiklerini sokağa evriltme çabasındadır.

Muhterem milletvekilleri, hafızası olan toplumlara millet denir. Biz Türkler hafızası olan bir milletiz. Yakın tarihimize derin bir şuurla bakmak zihin berraklığı sağlar, yolumuzu aydınlatır. Lütfen hafızamızı tazeleyelim: 1909’da 31 Mart Vakası cereyan ettiğinde, elli bir yıl sonrasında askerî bir darbenin darağacı kuracağı hesap edilebilmiş midir? 1912’de Halaskâr Zabitan Vakası yaşandığında, seksen beş yıl sonra, 28 Şubat 1997’de benzer bir girişimin yaşanacağı bilinebilir miydi? 27 Mayıs 1960 darbesinden sonraki günlerde, 21 Şubat 1962 veya 22 Mayıs 1963 Talat Aydemir kalkışmalarını kim öngörebilmiştir? 12 Mart 1971’de bir muhtırayla iktidarın devrileceğini üç sene öncesinden öngören olabilmiş midir? 12 Eylülü beş yıl öncesinden aklının ucuna getiren var mıdır? 15 Temmuzda darbe girişimi olacağını gülen bebek reklamlarıyla subliminal mesajlar verenlerden başka bilen var mıydı?

Yakın tarihimizin neredeyse her bir dönemi; tehditle durdurulan cumhurbaşkanı adayları, cuntalara gömülmüş ordu yapısı, vesayet odaklı, icazetli demokrasi, toplanıp toplanıp dağılan müdahale yanlıları, köşeye sıkışmış parti başkanları, sinmiş medya mensupları, budanmış adalet mekanizması, kaynayan sokaklar, kabaran sloganlarla geçirilmiştir.

15 Temmuzda ülkemize karşı hain bir saldırı gerçekleşti, bu bir terörist girişimdi, bu Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne, suyunu içip ekmeğini yedikleri ülkemize büyük bir ihanettir. Emperyalist bir proje terör örgütü milletin silahıyla milleti kurşunladı, Meclisimiz ve emniyet binaları bombalandı, 251 vatan evladı şehit oldu, 2.194 vatan evladı yaralandı. Geriye dönüp son yüz yedi yıla baktığımızda ne kadar mesafe alabildik? Yaşadığımız bin kıssa bize bir hisse vermeyecek mi? Önümüzdeki zaman diliminde devlete sızacak bir başka kadro, bir başka proje örgüt devletten ele geçirdiği tanklarla, uçaklarla, silahlarla milletimize ölüm saçmasın diye gereken tedbirleri mutlaka almamız lazımdır, istiklal ve istikbalinden emin bir Türkiye’yi inşa etmemiz lazımdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak tarihe, ecdadımıza, yaşanacak gelecek asırlarımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getirelim istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmemiz, aynı ülke etrafında birleşmemiz gereken günlerden geçiyoruz. Nasıl ki 15 Temmuz darbe girişimine karşı o gece hep beraber saf tutmuşsak muhtemel darbelere ve şeytani tezgâhlara karşı alınması gereken tedbirlerde de aynı safta olmamız gerekir. Bu darbeyi milletimiz, millî irade hep beraber nasıl defettiyse aynı direnci korumalıyız. Unutulmasın ki vatanımız tektir, devletimiz tektir, Türkiye’miz tektir; yenisi, eskisi yoktur. Bizde bölünecek ülke yoktur, bizde yıkılacak devlet de yoktur, parçalanacak vatan da yoktur, bizde teslim alınacak, bölünecek millet de olmayacaktır. Sonsuza kadar ayrışmadan ve çatışmadan bir arada yaşamaya 1915’te Çanakkale’de, 1921’de Sakarya Savaşı’nda, Büyük Taarruz’da ant içtik. Aziz vatanımızın huzur ve esenliği için çalışacağız, demokrasimize ve hukukumuza sahip çıkacağız, birlik ve beraberliğimizi güçlendireceğiz.

Konuşmama burada son verirken Milliyetçi Hareket Partisi olarak OHAL’in uzatılması lehinde oy vereceğimizi bir kez daha belirtiyoruz. Bu vesileyle Türk milletinin karakterinin en bariz vasfının bağımsızlık olduğunu 15 Temmuzda kahramanlık destanı yazarak yedi düvele ilan eden Türk milletinin azametinin önünde saygıyla eğiliyor, bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Ayhan Bilgen konuşacaktır.

Sayın Bilgen, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sert konuş.

HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars) – Herkesi saygıyla selamlıyorum ama ortada sert konuşacak bir muhatap göremiyorum, onun için OHAL’e yakışır bir tonda konuşmaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, 7’nci kez bir işi tekrar yaparsanız, o iş ne olursa olsun, ilk 6’sında neden yapamadığınıza dair galiba bir gerekçe ortaya koymanız gerekir. 6 kez aynı talepte bulunuyorsunuz, aynı gerekçeyi ortaya koyuyorsunuz ama her seferinde o gerekçeyi bir kez daha tekrarlayarak kamuoyunun önüne, Parlamentonun önüne geliyorsanız, ya sizin 6 kez o işi yapma biçiminizde bir sorun var ya sorunun kendisiyle ilgili kamuoyuna, topluma söyleyemediğiniz başka bir şey var demektir.

Şimdi çok basit bir kıyas yapacağım ama… Şu Parlamentonun tadilatıyla ilgili bir iş verseniz ve üç ay içerisinde muhatabınız bu işin biteceğine dair taahhütte bulunsa, üç ay bitince gelse dese ki: “Bir üç ay daha.” Evet, bir üç ay daha, 2’nci üç ay, 3’üncü, 6, 7… Değerli arkadaşlar, bir şey bir iki aylığına öngörülür de yirmi dört ay içerisinde bitirilemez mi? O zaman bizim güvenlik politikamızda bir sorun var, bizim güvenlik anlayışımızda bir sorun var, ya tehdit bizim tarif ettiğimiz gibi değil, kökler başka bir yere uzanmış, başka bir güç var karşımızda ya da biz bunu yapacak iradeye, stratejik akla ve vizyona sahip değiliz demektir. Dolayısıyla da yirmi dört ayı dolduracak eğer bu uzatma son uzatma olursa. Henüz onu da söyleyecek bir muhatap yok ortada yani “Bu kez son olacak, bir daha olmayacak.” Bu, başta “Bir iki ay.” dediğiniz şey, “Belki üç ay bile dolmadan bitiririz.” dediğiniz şey yirmi dört ayı bulduğunda bile biter mi bitmez mi, daha ne kadar sürer, buna dair de hiçbir öngörü gözükmüyor. En azından buraya gönderilen metinde “Biz bu işi şu ölçekte görüyorduk, bu kadarını bitirdik, geriye bu kadar kaldı. Bu, üç ayda biter.” “Hayır üç ayda bitmez, otuz ayda biter.” neyse, bunu öngören bir öneri de Parlamentoya gelmiş değil. Şimdi, bu durum bir öngörüsüzlük mü, bir tehlikenin büyüklüğünün farkına varamama hâli mi, yoksa aksine bilerek muğlak bırakma, karanlık bırakma, esnek bırakma, bulanık tutma ve bu ortamda, bu atmosferde canınızın istediği her işi yapmak için kullanılan bir araç mı? Bir kere burada hem etik bir tartışma yapmak gerekiyor çünkü bu topluma karşı bir sorumluluk hem de doğrudan doğruya strateji tartışması yapmak gerekiyor. Ama görünen o ki böyle bir tartışma yapmaya dair bir niyet ve irade de yok.

Değerli arkadaşlar, çok örnek var ama en son bir üniversitede, Osmangazi Üniversitesinde “bir kişinin cinneti” diye tarif edilen ama aslında onun çok daha ötesinde ilişkilere dair iddialar kamuoyunda konuşulan… Yani, işte, o 4 akademisyeni öldüren kişinin geçmişte güvenlik, istihbarat birimleriyle ilişkileri hatta bir milletvekiliyle çok sıkı ilişkileri olduğuna dair bilgileri Eskişehir’de herkes konuşuyor.

Şimdi, 1 kişi 100 kişiyi ihbar edecek, böyle bir ruh hâline sahip olacak ama -bırakın çocuklarınızı buraya teslim etmeyi- bir üniversitede bu işle ilgili ciddi hiçbir takip, soruşturma sistemi işlememiş olacak. Sadece bu olay bile şunu göstermeye yetmiyor mu: Aslında “güvenlik” adı altında, “beka” adı altında başka hesaplaşmalar yapılıyor, başka tasfiyeler yapılıyor, başka koltuk, çıkar hesaplarıyla aslında 15 Temmuz istismar ediliyor, OHAL istismar ediliyor.

Şimdi, burada doğru olan, olayı sadece “bir kişinin psikolojik bunalımı” olarak tarif etmek mi yoksa “Bu iklimi, bu atmosferi, bu bataklığı neden kurutamıyoruz, neden bu ortamdan çıkamıyoruz?” diye bununla ilgili samimi, ciddi bir öz eleştiri, bir yüzleşme yapmak ve kamuoyuna hesap vermek mi?

Yani, burada, tek tek her üniversitede böyle psikolojisi bozulmuş kişilerin çıkmasını, medyaya yansımasını, kafayı bozduğunda 3-4 akademisyeni öldürüp ondan sonra da tartışma yapmayı mı tercih edeceğiz yoksa bu süreçleri tümüyle önleyecek bir iradeyi, aklı mı geliştireceğiz?

Ben isimler üzerinden asla polemik yapmak istemiyorum ama Fatih Üniversitesinin rektörü değerli arkadaşlar, çok yakın tarihte çok önemli bir yere atandı -isimlerle ilgili hiçbir polemik için söylemiyorum- Bank Asyanın Genel Müdür Yardımcısı da Sermaye Piyasası Kurulunun en üstüne atandı. Ama bankada hasbelkader senedi orada olduğu için havale yapan, satın aldığı evin senetleri oraya verildiği için parasını oraya yatıran bu süreçte yargılama konusu yapıldı. Ya da rektör cezalandırılmayıp taltif edilirken çocuğu oraya giden veliler bundan dolayı -açık iddianamelerde- soruşturma süreçlerinde yargılamaya maruz kaldılar, muhatap kaldılar. Şimdi, burada bir tutarlılık, bir samimiyet, bir ilkeli yaklaşım hassasiyeti sergilenmesi gerekmiyor mu, her şey çok normal mi? Yani öğrenciler, bankaya para yatıranlar ve orayı yönetenler… Mesele sadece o meşhur milat mı yani o milattan önce olan, sonra olan mı? O miladı kim belirledi? O milat gerçekten doğru milat mı? O milattan önce bu ülkenin en üst düzey istihbarat birimlerine yönelik operasyon yapıldı. Kimin yaptığını siz de biliyorsunuz biz de biliyoruz. Peki, niye milat o tarih değil? Dolayısıyla da burada her şeyin çok karışık olduğunu, en azından çok yüzeysel okunamayacak, değerlendirilemeyecek düzeyde olduğunu hepimiz biliyoruz.

Yine, çok önemli bir mağduriyet olduğu için söylüyorum. Tabii, 100 binli rakamlar gözaltı ve tutuklamaya maruz kalmış, yine benzer miktarda işinden edilen varken değerli arkadaşlar, takipsizlik kararı verilmiş ya da yargı sürecinde beraat etmiş ama bırakın kamuya geri dönmeyi, özel sektörde bile iş bulamayan, aslında itibar infazına uğramış yüzlerce insan var. Şimdi, düşünün ki yargı süreci tamamlanmış, beraat etmiş, aklanmış, bitmiş aslında yargı nezdinde ya da hakkında takipsizlik kararı verilmiş, hiç soruşturmaya ihtiyaç duyulmamış ama bu kişi hiçbir kapıyı çalamıyor, hiçbir yerde işe giremiyor. Muhasebe kayıt sistemleri bile aslında buna izin vermiyor, bırakın devletin güvenlik birimlerini, SGK’nin kayıt sistemleri buna izin vermiyor.

Şimdi, bu mesele eğer birilerinin koltuk yarışının, bürokrasi içerisinde yükselme hevesinin aracı, parçası hâline gelmişse gerçekten insan güvenliği mi konuşuyoruz, gerçekten ülke güvenliği, toplum güvenliği mi konuşuyoruz yoksa başka hesapların bu önemli kritik kavramları canı istediği gibi kullanması üzerinden mi bir tartışma yürütüyoruz?

Değerli arkadaşlar, biraz önce -galiba bir düzeltme, bir farklı okuma yoksa- öğrendiğimiz bilgi, 1 Mayısın Ankara Valiliği tarafından yasaklandığı yönünde. Şimdi, 1 Mayıs resmî tatil arkadaşlar, bunu siz yaptınız ve bunu da yıllardır kamuoyu önünde haklı olarak övünerek ifade ettiniz. İşte, Türkiye'de on yıllardır 1 Mayısla ilgili resmî bir düzenleme olmadı. Dünyanın birçok ülkesinde onlarca yıldır bu böyleydi. Yani benim doğduğum ilçede, Sarıkamış’ta 1910’lu yıllarda 1 Mayıs mitinglerine binlerce insan, demiryolu işçisi katılıyordu ama Türkiye 1 Mayıslarda çok ağır bedeller ödedi 12 Eylül öncesinde -bildiğimiz meşhur provokasyonlar- ve siz bunun bayram yapılmasını, resmî tatil yapılmasını, evet Taksim krizlerine rağmen, Taksim fobisine rağmen defalarca övünerek aktardınız. Şimdi Ankara’da 1 Mayıs yapmayla ilgili valilik baştan, daha ortada hiçbir ciddi bilgi, bir istihbarat, bir somut gerekçe açıklama ihtiyacı duymadan bir etkinliği, bir demokratik hakkı kullanmayı iptal edebiliyorsa nasıl kalkıp siz “OHAL toplumu ilgilendirmiyor, OHAL masum insanları, suçsuz insanları ilgilendirmiyor, sadece suçla mücadele ediyoruz, sadece terörle mücadele ediyoruz." diyorsunuz? Kimin katılacağını nereden biliyorsunuz? Gelenlerin mutlaka çevreye zarar veren bir iş yapacağına dair öngörünüz ne? Başvuran kurumlar kim? Tertip komitesinde sizin böyle bir irade sergilemenizi gerektiren şey ne? Bu kararı gerçekten valilik mi almalı? Yani bir ülkenin başkentinde 1 Mayıs yapılamamasının uluslararası kamuoyunda oluşturacağı algının bedelini, faturasını vali mi ödeyecek? Bu bir siyasi sorumluluk gerektirir, bu bir imaj meselesidir, bir algı meselesidir. Yani bu ülkenin başkentinde insanlar toplanıp İşçi Bayramı’nda kendi demokratik tepkilerini gösteremiyorsa gösterememesinin galiba Türkiye'ye bir faturası olacaktır. Bu faturayı niye biz ödeyelim, niye işçiler ödesin, niye sendikalar ödesin, niye bir bütün olarak ülke ödemek zorunda kalsın? Bunun bir siyasi sorumlusu varsa o çıksın bunu açıklasın, desin ki şundan dolayı. Şimdi, bir kısım etkinlikler var valilikler OHAL'i gerekçe gösterip bunları asla iptal etmiyor ama bir kısım etkinlikler de var ki daha çok muhalefetin yaptığı, muhalefetteki sendikaların, muhalefetteki sivil toplumun ya da siyasi partilerin yaptığı etkinlikler de daha baştan, peşinen hatta başvuru yapılmadan değerli arkadaşlar, günler bilinerek… Yani “8 Martta mutlaka kadınlar bir şey yaparlar, o zaman biz mart ayı boyunca bütün etkinlikleri şubat ayından iptal edelim.” Yani böyle bir anlayışla bir güvenlik politikası toplumsallaştırılabilir mi? Toplumsallaşmayan, toplumsal meşruiyete, evrensel değerler açısından savunulabilirliğe sahip olmayan bir politika sürdürülebilir mi? Çok örnek var ama bir iki ismi daha sayayım.

İşte, cuma günü galiba, Ayşe öğretmen sadece bir televizyon programına katılıp “Çocuklar ölmesin.” dedi diye bebeğiyle birlikte cezaevine girecek değerli arkadaşlar. Evet, yani o büyük bir cesaret gösterdi ve bu ülkede kan akmasın diye bir toplumsal sorumlulukla, duyarlılıkla hareket etti, bedelini sadece o ödemeyecek, bebeği de ödeyecek ama bütün bir ülke ödeyecek.

Biraz önce burada bir 24 Nisan tartışması yaşandı. E, tabii, yani Ermenileri de Türk milletinin parçası sayacak kadar hani ileri giden bir anlayış olduğunda gayet tabii tarih adına bir şey tartışmanın çok imkânı yok çünkü niyetiniz gerçekten ciddi bir tarih tartışmasıysa Lozan ortada, Lozan’ın Ermenilerle ilgili tarifi ortada. Yani farklı inançların, azınlıkların bu anlamda statüsü bana göre laiklik açısından tartışmalı bir şeydir ama bunu tartışmak yerine bir ezber üzerinden eğer siyaset yaparsanız komik duruma düşersiniz. Siz, o zaman, aslında devletin tezini de uluslararası arenada savunamazsınız. “Ermeniler de Türk milletinin parçası.” dediğinizde siz bu Lozan’dan habersizsiniz demektir. Lozan’ı açık tartışmaya girersiniz cesaretiniz varsa, niyetiniz varsa, iradeniz varsa, iç politikayla ilgili, dış politikayla ilgili bütün boyutlarını tartışırsınız, kendinize yeniden bir irade, bir toplumsal duyarlılıkla kendi çıkarlarınızı gözetecek bir pozisyon alırsınız. Şimdi, bunu yapmayacaksınız, dönüp “Yani onlar da bu milletin parçası.” deyip işi geçiştirmeye çalışacaksınız.

Bu girişi neden yaptım? Çünkü önümüzdeki günlerde, muhtemelen, değerli arkadaşlar, Türkiye’nin değerli tarihçilerinden Ayşe Hür de aldığı ceza dolayısıyla bir bedel ödeyecek. O da OHAL’in bedelini ödeyecek. Şimdi, yani Ayşe Hür şiddete karışmış olabilir mi, bir silahlı örgütle ilişkili olabilir mi? Burada onu gayet yakından tanıyan iktidar vekilleri de var muhalefet vekilleri olduğu gibi. Takip eden, izleyen, geçtiğimiz yıllarda onun açtığı tarih tartışmalarını çok önemseyen isimler var. Ayşe Hür ceza alacak.

Başka bir isim, değerli arkadaşlar, cezası muhtemelen uygulanacak, İhsan Eliaçık. Değerli arkadaşlar, İhsan Eliaçık’a da bir örgütle ilişkilendirilerek ceza verildi, altı yıl ceza verildi. Şimdi, İhsan Eliaçık çok ağır eleştiri yapabilir. Ki zaten hepimiz biliyoruz ki Türkiye’nin taraf olduğu anlaşmalarda, uluslararası sözleşmelerde, AİHM kararlarında ifade özgürlüğü “şok edici, rahatsız edici düşünce açıklaması” diye tarif ediliyor, sınırlar böyle ortaya konuluyor. Dolayısıyla İhsan Eliaçık’ın ağır eleştirileri, kapitalizmle ilgili eleştirileri; çürümeyle, yozlaşmayla ilgili eleştirileri, dinin anlaşılması, uygulanmasıyla ilgili; hırsızlıkla, yolsuzlukla ilgili eleştirileri rahatsız edebilir ama bu onu terörle ilişkilendirip yargılama ve cezalandırma hakkını galiba hiç kimseye, hiçbirimize vermez gücümüz ne olursa olsun.

Değerli arkadaşlar, OHAL’in bir de dış politika boyutu var. Bunu da çok uzatmayacağım ama bir iki başlığı sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü bugün yaşadığımız ortam -aslında buradan defalarca söyledik ama- Balkan Savaşları dönemine, Osmanlı’nın son dönemindeki o kriminal anlayışa çok benziyor. Her şeyi korkuyla ele almak, her şeyi büyük bir tehditle okumak ve garip bir denge politikasıyla sadece iktidar ömrünü uzatmanın ülke yararına olduğunu sanmak değerli arkadaşlar, en özet hâli bu.

Bakın, NATO Genel Sekreteri geldi. Türkiye’nin Kore Savaşı’nda ödediği bedelle dâhil olduğu NATO ki biz yani parti olarak tartışılmasından yanayız. Ama NATO Genel Sekreteri geldi net bir cümle kurdu değerli arkadaşlar, dedi ki: “Rusya’ya karşı yeni kurulacak bir caydırıcı gücün sorumluluğu Türkiye’ye verilecek.” Ya, şimdi birinin kalkıp bir tekzip, bir açıklama, bir izah yapması gerekmiyor mu? Rusya’ya karşı caydırıcı güç kullanılacak, caydırıcı bir güç oluşturulacak, bunun da sorumluluğu Türkiye’ye verilecek. Şimdi, Türkiye-Rusya ilişkileri nerede? Türkiye bir saat önce ne açıklama yaptı, bir gün önce nerede duruyordu, nasıl bir yaklaşım içerisindeydi?

Çok benzediği için tekrar ederek bitireyim. Değerli arkadaşlar, Osmanlının son döneminde de Osmanlı-Fransız ilişkileri, Osmanlı-Rus ilişkileri aynen böyle seyrediyordu. Her gün yeni bir denge kuruluyordu ve sırf bu dengeye dayanarak Osmanlı’nın ömrü uzatılır mı, bunun hesabı yapılıyordu. Sonunda bir patladı, kötü patladı, herkes çok ağır bir bedel ödemek zorunda kaldı.

Avrupa Birliği ilerleme raporu… Değerli arkadaşlar, biliyoruz ki Hükûmet temsilcileri Avrupa’yla ilişkileri iyileştirmek için Avrupa’da çaba sarf ediyor ama miting meydanlarında, kongre salonlarında sanırsınız ki biz Avrupa’ya savaş açmışız, her şeyine meydan okuyoruz. Ticari ilişkilere bakıyorsunuz, tıpkı İsrail gibi, rakamlar başka şeyler söylüyor, söz başka bir yerde duruyor, fiilen başka bir arayışın, çabanın içindesiniz. Biz, Avrupa Birliği raporlarını Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından önemsiyoruz ama Avrupa ülkelerinin de bu konudaki ikircikli tavrını her seferinde eleştiriyoruz, diyoruz ki: Siz Kopenhag Kriterleri gibi evrensel hukuk değerlerini, ilkelerini önemsiyor olsaydınız başka türlü davranırdınız. Ticari ilişkileri başka türlü yürütüyorsunuz ama Avrupa Birliği sürecini de bir tehdit, pazarlık unsuru gibi kullanmaya çalışıyorsunuz. Bunu biz her platformda söylüyoruz çünkü bu ülkeyi seviyoruz, açık söylüyoruz muhataplarımıza ama siz tam tersini yapıyorsunuz değerli arkadaşlar. Meydanlarda, toplumda nefret söylemini güçlendirecek, yabancı düşmanlığını pekiştirecek hamaset yapıyorsunuz ama kapalı kapılar ardında da “Ne gerekiyorsa satın alalım, anlaşırız.” modunda bir dış politika geliştirmeye kalkıyorsunuz. Ve Avrupa Birliği ilerleme raporunun OHAL’le ilgili değerlendirmesini görmezlikten geliyorsunuz. İşte filanca örgütü terör örgütü saydı mı, saymadı mı; buna odaklanıp durumu kurtarmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, ilerleme raporu çok net diyor ki: “OHAL Komisyonu etkin değil.” Şimdi siz “Hayır, OHAL Komisyonu etkin.” diyorsanız rakamları ortaya koyacaksınız, diyeceksiniz ki: “Hayır, OHAL Komisyonu çok verimli çalıştı, çok hakkaniyetle, adaletle çalıştı, şu kadar dosyaya baktı, şu kadar kişinin mağduriyetini giderdi.” Bakıyorsunuz, bu 10 binlerce rakamın içerisinde 100’lü rakamlarda sadece geri dönüş var. Artık onların hangi düzeyde nasıl ilişkiler kurarak bunu başardığına dair de partinizin içerisinden zaten yapılan değerlendirmeler, eleştiriler var; benim daha fazlasını söylemeye ihtiyacım yok.

Değerli arkadaşlar, bütün bu süreç, bu OHAL süreci bazılarınca şöyle yorumlanıyor, deniyor ki: “Ya, küresel gerilim var, dünya zaten delilere kalmış. Bakıyorsunuz, Rusya aynı yönetiliyor, Amerika aynı yönetiliyor. Dolayısıyla Türkiye’de de böyle bir demir yumruğa ihtiyaç var. Koydum mu oturtacak, ülkeyi böyle yönetecek; güçler ayrılığı umurunda değil, basın özgürlüğü, sivil toplum, bunlar zaten ayak bağları. Dolayısıyla biz de ancak OHAL’le yönetilebiliriz. Dünyadaki bu gerilimde, Orta Doğu’daki bu kavgada ancak böyle ayakta dururuz.”

Değerli arkadaşlar, bu baştan sona yanlış bir mantık. Tam tersi, Orta Doğu’daki rejimlere bakın, bu ülkeler on yıllardır adı konulmamış OHAL’le yönetilen ülkeler. Hangisinde huzur var? Hangisinde güven var? Hangisinde istikrar var? Hangisinde kriterler açısından dünyayla yarışabilecek bir insani gelişmişlik düzeyi var? Hiçbir şey yok. Demek ki bu politika Orta Doğu’ya huzur, barış getirmiyor. Dolayısıyla sadece “Dış güçler Orta Doğu’da böyle yapıyor, biz de ayakta kalmak için ancak böyle yönetilirsek bu işi başarırız.” anlayışının, yaklaşımının da gerçeklikle bağdaşır hiçbir tarafı yok.

Süremi bitireceğim ama bitirmeden özellikle seçime dair tartışmaya birkaç cümleyle değinmek istiyorum.

Hani âdeta “Olağanüstü işler bu ülkede gayet kolay işler.” mantığıyla karşı karşıyayız. OHAL’de bir referandum yaptık. “Biz yaptık oldu.” Ne kadar oldu, ne oldu, nasıl oldu, ülkeye ne getirdi, hepiniz çok net biliyorsunuz. Yani Türkiye iki kutuplu siyasete uygun bir ülke midir? İki kutuplu siyaset Türkiye toplumsal dokusuyla bağdaşır mı? Doğru bir tercih miydi? Bu tartışmaları yapmadan, üstünü örterek bir sistem getirdiniz ve sistem 1930’lar dünyasının parti devleti sistemini âdeta yeniden tescilledi. Böyle ağır bir bedel ödemekle birlikte, önümüzdeki risklere dair de hiçbir tedbir geliştirilemiyor. Bir anda, çok kötü olan başkanlık sisteminin geçişinin önü açıldı, şimdi bir anda da aslında ülkede her şey gayet iyi gidiyorken yani seçimler yaklaşık bir buçuk iki yıl sonra yapılacakken, birden, paldır küldür seçim yapma ihtiyacı hissedildi.

Şimdi, bu ülkede sizce ekonomi önünü görebilir mi? 2023, 2053, 2071’i falan geçtik değerli arkadaşlar, yarın ne olacağına dair bir şey öngörmenin bu şartlarda, bu koşullarda imkânı var mı? Elbette ki siyasi partiler kendi tercihlerini yaparlar, restlerini çekerler, gücü yeten o demokrasi yarışına girer. Ama oyun oynar gibi, milletle dalga geçer gibi, canınız istediğinde istediğinizi yapma hakkı gibi eğer bu imkânları kullanırsanız bunun bedelini, faturasını bütün ülke çok ağır biçimde ödemeye devam eder.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.56

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Vecdi GÜNDOĞDU (Kırklareli), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

Hükûmet yerinde.

Şimdi gruplar adına söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’e aittir.

Sayın Bingöl, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Olağanüstü hâl görüşmeleri sürüyorken erken seçim kararı alındı, hayırlı olsun. Bizim açımızdan hiçbir mahzuru yok, doksan dört yıllık bir partiyiz, ne zaman seçim olursa olsun, seçim tarihi ne olursa olsun hazırlıklı bir partiyiz. Dolayısıyla, bu seçim Türkiye açısından mutlaka önemli bir dönüm noktasına evrilecektir ve umut ediyorum ki bugün Parlamento, özellikle AK PARTİ Grubu, olağanüstü hâl koşullarında seçime gitmeyi içine sindirmeyecek ve olağanüstü hâl bugünkü oylamayla sonlandırılacaktır.

Bence iddiası olan siyasi partiler, hele hele ittifakla sonuçlanan görüşmelerin ardından yüzde 60 gibi oy oranlarının telaffuz edildiği bir dönemde, böylesi sorun yaratabilecek olağanüstü hâl koşullarını içine sindirmeyecek ve olağanüstü hâl bugün umut ediyorum ki AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımızın oylarıyla sonlandırılacaktır. Delikanlı siyaset yapmanın bugün tam zamanıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün özgür siyaset yapmanın, demokrasinin seçim sürecinde işletilmesinin ve hiçbir olumsuzluğa meydan vermeden rahat bir seçime gitmenin yolu olağanüstü hâli sonlandırmaktan geçer. Bunu bugün göreceğiz. Bugün -80 milyon vatandaş- uzun süredir, yirmi bir aydır olağanüstü hâl koşullarında yönetilen bir ülkede -mutlaka hayırlı bir sonuçla- bu alınan tarihle birlikte olağanüstü hâlin sonlandırılacağı inancını taşıdığımı ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, referandum, olağanüstü hâl koşullarında gerçekleştirildi ama bu, yurt dışında çok ciddi eleştirilerin, olumsuzlukların ortaya çıkmasına yol açtı. Hepimizin bu ülkeye karşı sorumluluğu var. Bu sorumluluğun gereği -yeniden böylesi koşullarda seçime gitmek, yurt dışında kesinlikle yeni tartışmaların, Türkiye’yi itibarsızlaştıran bir anlayışın pekişmesine yol açacaktır- gelin, hep birlikte, 4 siyasi parti birlikte el ele vererek olağanüstü hâli bugün sonlandıralım. Bu, AKP’nin Türkiye’ye son dönemlerde yapacağı en büyük iyilik olacaktır. Bunu Adalet ve Kalkınma Partisinden bekliyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu Parlamento olağanüstü hâlle ilgili karar alırken hangi amaçla almıştı? Hepimizin karşı durduğu, birlikte direndiğimiz, büyük bir toplumsal mutabakatla. Hem Parlamentoda hem sokakta karşı durduğumuz o darbeci anlayışı bertaraf ettikten sonra darbecilerin ve o Fetullahçı güruhun tespiti, deşifresi, yakalanması, yargılanması ve en ağır cezaların verilmesi adına bir olağanüstü hâl talebinde bulunulmuştu ama buna gerek yoktu. Çünkü 4 siyasi parti o gece burada önemli bir anlayışı ortaya koymuştu.

Biz Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri Parlamentoya geldiğimizde bir grup AK PARTİ’li milletvekili arkadaşımızın tedirgin ve kaygılı hâlini gördüğümüzde net bir şekilde bu darbeye ve darbecilere daha önce nasıl karşı çıktıysak bundan sonra da aynı kararlılıkla karşı çıkacağımızı ifade ettik ve AK PARTİ’li arkadaşlarımız, başta Meclis Başkanı İsmail Kahraman olmak üzere bizi kutladılar. Hele Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın bir tutumu vardı ki “Size demokrasi öpücüğü kondurabilir miyim?” diye tek tek hepimizin boynuna sarıldı. Ve o gece sabaha kadar helikopterlerin kurşunları altında, bombalanan Mecliste 4 siyasi parti ortak bir irade ortaya koydular ve sonrasında da yine 4 siyasi partinin birlikte bir bildiri yayımlamasının yolu açıldı. O bildiri, tarihî bir bildiriydi ve nihayet ertesi gün de siyasi parti liderleri çıkıp açık bir şekilde darbecileri kınayan, darbeye karşı bir duruş sergilediler.

Peki, ne oldu? Niçin olağanüstü hâle ihtiyaç duyuldu? “Efendim, Fetullahçıların derdest edilmesi için, daha rahat bir şekilde yargılanması için buna ihtiyaç var.” Buna ihtiyaç yoktu. O 4 partinin ortaya koyduğu o irade, bu Parlamentoda, Parlamentoyu işlevsiz hâle getirmeden yine birlikte o yasal düzenlemeleri hayata geçirebilecek bir anlayışa sahipti. Ama gördük ki Adalet ve Kalkınma Partisinin Olağanüstü Hal Yasası’nı çıkarırken temel amacı Fetullahçılara karşı bir tavır koymak, onları açığa çıkarmak ve yargılatmak değilmiş, bir süre sonra gördük ki asıl amaç, Adalet ve Kalkınma Partisine karşı duran ya da onları eleştiren muhalif her kimse hepsini OHAL kapsamı içerisinde büyük bir ama büyük bir olumsuzluğa ve onları hayatın dışına iten kararlar almakmış.

Sayın Genel Başkanımıza, Başbakan gidip olağanüstü hâlle ilgili “Destekleyin.” dediğinde Genel Başkanımız çok net bir tavır koydu. “Biz olağanüstü hâle karşıyız. Bu ülkede demokrasiyi savunan birileri de olmalı, biz demokrasiyi savunacağız, onun için olağanüstü hâle karşıyız.” demişti ve o tutumumuzu sürdürdük.

Peki, Adalet ve Kalkınma Partisi hayata geçirdiği olağanüstü hâlin bir 12 Eylül darbe hukukunun ürünü olduğunu bilmiyor muydu? Bile bile darbeci hukukun bir yasal düzenlemesine sığınarak olağanüstü hâli uygulamaya soktu. Sonra olağanüstü hâl gerçek yüzünü gösterdi.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu süre zarfında yirmi bir aydır olağanüstü hâl sürüyor ve nihayetinde, ilgili bakanlar tek tek açıklama yaptılar “Çok şükür, biz bütün bakanlıklarımızda Fetullahçıları, darbecileri temizledik...” E, çok iyi; bütün kurumlardan darbeciler temizlendiyse, hele hele Adalet ve Kalkınma Partisi kendi teşkilatlarında, kendi kurumlarında da Fetullahçıları temizlemişken yeniden olağanüstü hâli uzatmaya niçin gerek duyuluyor?

Ha, olayın bir başka yönü var, o da şu: Eğer Adalet ve Kalkınma Partisinin teşkilatlarında ve diğer kuruluşlarda Fetullahçılar temizlenmişse kimdir bu Fetullahçılar ve bu Fetullahçılarla ilgili ne yapıldı? Sadece yönetim kadrolarından ayıklandı, onunla mı kalındı, bunların hiçbir suçu yok mu? Türkiye’yi böyle bir darbe sürecine iten o Fetullahçılar eğer Adalet ve Kalkınma Partisinin teşkilatlarına geniş bir şekilde sızmışsa… Ki bu sızma değil çünkü sızma üç kişiyle, beş kişiyle, on kişiyle olur; binlerce, on binlerce kişilik sızma olmaz, bunlar yerleşti. Peki, bu yerleşenler olağanüstü hâl koşullarında hesap veriyorlar. Versinler. İyi de, yerleşenler hesap veriyor da yerleştirenler ne zaman hesap verecek, yerleştirenler? Yerleştirenler piyasada yok, bu işin siyasi ayağı ortaya çıkmıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Niçin? Sadece 5-10 örgüt mensubunun, teşkilat mensubunun ayıklanmasıyla sınırlı kalınıyor. Önce onları bir açığa çıkarın. Bunlar kim?

Değerli arkadaşlar, bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi bu günahın bedelini ödeyemez. Fetullahçılara karşı eğer gerçekten samimi bir duruş sergileniyorsa bütün bu Fetullahçıların her boyutuyla açığa çıkarılması lazım. İhaleyi 5-10 gariban ilçe yöneticisinin, il yöneticisinin omuzlarına yüklemek doğru değil. Önce onları bir açığa çıkarın.

Değerli arkadaşlarım, bir başka şey, bakın, beş altı yıl önce Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Konseyinin, Avrupa Birliğinin ve diğer uluslararası kuruluşların Türkiye’yle ilgili raporları vardı. O raporların hiçbir tanesinde son dönemlerde yayınlanan raporlar kadar incitici, bizi üzen, itibarsızlaştıran belirlemeler yoktu. Daha dün Avrupa Birliğinin yayınladığı o raporu incelediğimizde içler acısı sonuçlarla karşı karşıyayız ve maalesef, onların hepsi gerçek. İnsan hakları ihlalleri bu yirmi bir ay boyunca aldı başını gitti. Ekonominin bu duruma gelmesinin temel sebebi olağanüstü hâldir. İşsizliğin, enflasyonun bu kadar boy vermesinin sebebi olağanüstü hâldir.

Ben bu kürsüye gelmeden önce burada 12 Eylülle bir karşılaştırma yapacaktım, intiharları konuşacaktım sizinle. Daha birkaç saat önce Ödemiş ilçesinde Yüzbaşı Hakan, iki buçuk ay önce Fetullahçı olduğu gerekçesiyle açığa alındığı için, görev yaptığı askerlik şubesinin önünde nöbet tutan askerin silahını alarak yaşamına son verdi.

Değerli arkadaşlar, 12 Eylülde intihar edenlerin sayısı 43, bugün bu sayı 48. Siz bu anlayışınızı, bu antidemokratik uygulamaları sürdürdüğünüz sürece bu intiharlar kim bilir daha hangi düzeylere ulaşacak. Peki, bütün bunlar sizi rahatsız etmiyor mu? Hiç mi vicdan muhasebesi yapmıyorsunuz?

108 bin kişi Olağanüstü Hâl Komisyonuna başvurmuş -ağır aksak işleyen bir komisyon- Komisyon daha 12 bin başvuruyu incelemiş, 96 bin dosya duruyor. Bundan sonra o 96 bin dosyanın çok nitelikli bir şekilde incelenmesi mümkün olabilir mi sizce? Asla mümkün olmaz.

Bakın, değerli arkadaşlar, cezaevlerindeki ihlaller içler acısı bir durumda. Şu anda cezaevleri kapasitesinin üstünde 20 binin üzerinde tutuklu ve hükümlü var. Siz bu yirmi bir aylık süre içerisinde iki kez düzenleme yaptınız. Bir, denetimli serbestliği iki yıla çıkardınız. İki, kısmi af getirdiniz. Bir tek gerekçeniz vardı, cezaevindeki bu yığılmaları önlemek ama olmadı. Bir de müjdeli haberler verdiniz 2018 bütçesinde “5 yeni cezaevi yapacağız.” diye sanki büyük fabrikalar kurup işsizliğe çözüm arıyormuşsunuz gibi ve 2023’e kadar da 35 yeni cezaevi yapacaksınız. İnsafınız kurusun, herhâlde 80 milyonun 60-70 milyonunu cezaevine tıkma gibi bir düşünceniz var ki durmaksızın cezaevi inşa ediyorsunuz. Önemli olan cezaevi inşa etmek değil, önemli olan o tutuklu ve hükümlülerin hangi koşullarda o suçları işledikleri ya da masum bir şekilde tutuklanmaları ve hükme bağlanmaları, bunu incelemeniz lazım.

Bakın, değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde 80’e yakın bebek tutsak değil. Cezaevlerinde 80 bebek tutsak, 700 çocuk cezaevlerinde tutsak, anneleriyle birlikte o cezaevi koşullarında hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Hiç mi bunlar vicdanınızı sızlatmıyor?

Bu süre içerisinde, yirmi bir aylık süre içerisinde sadece cezaevi gerçekliğiyle karşı karşıya değiliz. O kadar çok görevden almalar, ihraçlar oldu ki sadece KESK’in 4.300 üyesi ihraç edildi. İhraçlar var, yüzlerce ihraç edilenin bugün savcılık tarafından takipsizlik kararı var ama bunlar göreve dönemiyor. Niçin göreve döndürmüyorsunuz? Savcılık takipsizlik kararı vermiş, herhangi bir suç unsuruna rastlanmamış, bu adamların aylardır çektikleri yetmiyor mu? Cezaevlerinde bir yılı aşkın süredir hâlâ iddianamesi hazırlanmayan, iddianamesi hazırlanıp da mahkemeye çıkmayı bekleyen yüzlerce tutuklu var, belki onların birçoğu ceza almayacak ama yattıklarıyla baş başa kalacaklar. Bu da mı sizin vicdanınızı sızlatmıyor?

Değerli arkadaşlarım, Olağanüstü Hâl Yasası hiçbir şekilde hiçbir ülkeye yarar sağlamamıştır. Hele önümüzde bir erken seçim kararı alınmışken bu seçimi çok nitelikli bir hâle dönüştürmek bizim elimizde. Bu Parlamentonun şu son günlerinde bu ülkeye yapacağı en hayırlı iş olağanüstü hâli bugün sonlandırmak. Gelin vicdan muhasebesi yapın, gelin partiyi ve ülkeyi düşünüyorsanız, gelin 80 milyonu düşünüyorsanız, gelin rahat bir seçim yapılarak sonuç alınmasını istiyorsanız olağanüstü hâli bugün sonlandıralım ve ilk eli kaldıranlar da siz değerli arkadaşlarımız olun, bunu sizden bu ülke bekliyor.

Değerli arkadaşlarım, biz iki gün önce 81 ilde OHAL’le ilgili bir pasif eylem yaptık, oturma eylemi yaptık. Siz bu milletin oturmasından korkmayın, milletin ayağa kalkmasından korkun, milletin ayağa kalkmasından. (CHP sıralarından alkışlar) Hep dersiniz ya “millî irade” millî iradenin sesine kulak verin o zaman. Siz geçmiş yıllarda “OHAL’i desteklemek, OHAL’e destek vermek teröre destek vermektir.” demediniz mi? İşte biz teröre destek vermediğimiz için de OHAL’e karşıyız, onun için OHAL’e “hayır” diyeceğiz. Sadece bununla sınırlı değil. OHAL zulümdür, açlıktır, yoksulluktur, işkencedir, çaresizliktir, insan hakları ihlalleridir. Bunun için biz olağanüstü hâle karşıyız ve hep de karşı durmaya çalışacağız. Bugün olağanüstü hâl yasasının uzatılması hâlinde cezaevlerindeki ihlaller katbekat artacak. Eğer olağanüstü hâl artarsa bugün sadece ve sadece kadınların maruz kaldığı cinayetlerin, çocuk istismarcılığının her biri bu baskıcı ortamda çok daha artacak. Siz çocuk istismarına karşı bir tavır sergiliyorsunuz, aynı tavrı birlikte sergiliyorsak o zaman bu baskıcı ortamı sonlandırırsanız hiç olmazsa kadın cinayetlerinin ve çocuk istismarının da önemli ölçüde sonlandırılmasının önünü açmış olursunuz. Bakın, olağanüstü hâl süresinde iş cinayetleri aldı başını gitti. Denetimsizlik Türkiye’de artık iş cinayetlerini ulaşılmaz bir sayıya doğru evriltti. Sadece mart ayı içerisinde 122 emekçi kardeşimiz iş cinayetiyle hayatlarını kaybettiler.

Bütün bunların sonunda siz ne yaparsanız yapın sizin için hayat belki çok renkli olabilir, sizin için bütün bunlar sorun olmayabilir ama bu halk için Olağanüstü Hâl Yasası sadece zulümdür ve bu zulmü sonlandırmak da bizim elimizde. Siz yeryüzü adaletini referandumlarla altüst edebilirsiniz, siz hâkim ve savcıları olağanüstü baskı altına alabilirsiniz, bütün bunları yaptınız ama ilahi adalete nasıl bir düzenleme getireceksiniz? Yeryüzü adaletini düzenlediniz, referandumlarla hâkim ve savcıları baskı altına alarak bunu yaptınız, ilahi adalete gün geldiğinde bir şey yapabileceğinizi zannetmiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Anca şu olabilir: Sizin meşhur Cübbeli Ahmet’iniz yanmaz kefen satıyor, pazarlıyor. 2 metre yerin dibinde yangın çıkmayacağına göre herhâlde birer tane o yanmaz kefenden alıp ilahi adaletin huzuruna çıktığınızda o cehennem ateşinden kurtulmaya çalışacaksınız. Sizin bu zulmü derinleştirmeniz hâlinde inanıyorum ki ilahi adalete vereceğiniz hesap yeryüzünde vereceğiniz hesabın çok çok ötesinde olacak. Gelin bari ruhunuzu dinginleştirin, gelin bari vicdanınızın sesini son kez… Belki bu Parlamentodakilerin birçoğu önümüzdeki dönemde olmayabilir, hiç olmazsa çocuklarınıza bırakabileceğiniz bir miras olur. Tıpkı 1 Mart tezkeresinde burada oturan bir grup Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımızın bu toprakların emperyalist çizmeler tarafından çiğnenmesini engellediği gibi siz de utanç vesilesi olan bu olağanüstü hâlin sonlanması doğrultusunda oy verin. Biz demokrasiyi hayatın her alanında yaşatmaya çalışacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Ne yaparsanız yapın asla demokrasi olmadan Türkiye'nin ve dünyanın hiçbir ülkesinin aydınlığa çıkması mümkün değil. Varsa yoksa demokrasi, varsa yoksa insan hakları, varsa yoksa hukukun üstünlüğü.

Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum, sizleri vicdanınızla baş başa bırakıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bingöl.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun, sisteme girmişsiniz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, erken seçim kararına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, teşekkürler Sayın Başkan.

Az önce 24 Haziran tarihi erken değil, baskın bir seçim kararı olarak açıklandı. Dün de ifade etmiştik, dolar yükselişe geçerken AKP'nin nasıl inişe geçtiğini ve nasıl bir panik hâli olduğunu aslında çok net görüyoruz, başka bir çarenin kalmadığı da görülüyor. Nasıl işte kanser araştırma komisyonuymuş, çocuk haklarıymış, bunların hiçbir önemi yok; ekonomi hiç önemli değil, bu ülkenin insanlarının geçim sıkıntısı ve bunun nasıl etki edeceği, bunlar hiç önemli değil, önemli olan sadece iktidarın bekası; 24 Haziranda olacak üniversite sınavları da önemli değil tabii çünkü yine gençliğin bekası değil, hakikaten iktidarın bekası önemli ancak. Üstelik de bunu nasıl yapıyorsunuz? Daha iki gün önce “Seçim meçim yok.” derken. Aslında işte halka karşı yalan budur, gerçekten çıkar için siyaset de budur. OHAL koşullarında seçime gideceksiniz. İşte, bunu da aceleyle bugün yapmaya çalışıyorsunuz, bazı partilerin girmemesini de hedefliyorsunuz seçime, propaganda özgürlüğünün olmamasını da 1 Mayısı da aynı şekilde daha şimdiden yasaklamaya kalkarak. İşte bunun adı aslında diktatörlüktür. Ama son sözümüz şudur: 24 Haziranda gidişinizi göreceğiz. Halkımızın bundan hiç kuşkusu olmasın.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, erken seçim kararının ülkeye, millete, Meclise ve demokrasiye hayırlar getirmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Evet, sayın milletvekilleri, böyle bir kararın, erken seçim kararının ülkemize, milletimize, Meclisimize…

GARO PAYLAN (İstanbul) - Daha Meclis karar almadı Sayın Başkan.

BAŞKAN - …demokrasimize hayırlar getirmesini bizler de temenni ediyoruz. İnşallah hayırlı bir karar olur. Sonuçta takdiri yüce millet yapacaktır. Tüm siyasi partilerimiz açısından da, milletimiz, Meclisimiz açısından da bizler de hayırlar getirmesini temenni ediyoruz. Netice itibarıyla tüm siyasi partilerin bu konuda bir iradesi oldu. Bütün siyasi partiler “hodri meydan” diyerek seçime gidelim dendi ve bu karar yakında inşallah Meclise gelecektir. Meclise geldikten sonra da hep birlikte millete gideceğiz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - OHAL altında değil mi Sayın Başkan.

GARO PAYLAN (İstanbul) - OHAL bitecek mi?

BAŞKAN - “Milletin kararı üstündür.” diyoruz ve hepinize tekrar teşekkür ediyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Yani muhalefetin propagandasını yasaklayarak seçim yapacaksınız değil mi?

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/1/2018 tarihli ve 1178 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/4/2018 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1566) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan aittir.

Buyurun Sayın Karaaslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÇİĞDEM KARAASLAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü hâlin üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerimin hemen başında hem Milliyetçi Hareket Partisi hem de partimizin üst kurullarınca istişare edilerek az önce Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan seçimlerin 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirme kararının milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Konuşmamın amacı OHAL’in uzatılmasının temelleri üzerine şekillendi elbette fakat bunu yaparken içinden geçtiğimiz tarihî günleri anlamaya, hızlı yaşarken kimi zaman çabuk tükettiğimiz ortak acılarımızı hatırlamaya ve yine ortak bir gelecek idealinin önemine inanarak konuşmamı tüm bu yaşanmışlıklara şahitlik etmiş bir mekân olmasının ötesinde, aziz milletin asil ruhunu temsil eden Gazi Meclisin çatısı altında gerçekleştirecek olmanın sorumluluğunu yüreğimde hissediyorum.

Olağanüstü hâlin neden uzaması gerektiğini anlatmak için ona neden gerek duyulduğunu açıklamamız…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Hiç gerekmiyor, hiç gerekmiyor, boşuna çenenizi yormayın.

ÇİĞDEM KARAASLAN (Devamla) - …bunun için ise 15 Temmuza gitmemiz ve oradan başlamamız gerekir. 15 Temmuz bir tarafıyla zifiri karanlık bir gece bir tarafıyla aydınlık bir sabah, 15 Temmuz millete karşı sıkılan kurşunların hepimizin yüreğini delip geçtiği ama hainlere geçit vermediğimiz dillere destan, asırlara mühür birlikteliğimiz. 15 Temmuz millet olmanın, bu aziz milletin bir evladı olmanın ve bu vatan uğruna yaşamanın, vatan uğruna ölmek kadar anlamlı olduğu, yaşamla ölümün var olmak ya da olmamak mücadelesini verirken anlamını yitirdiği o gece. O geceden bugüne tam altı yüz kırk üç gün geçti, yitirdiğimiz canlarımızın acısı ise hâlâ dün gibi taze. 15 yaşında şehit düşen Halil İbrahim Yıldırım evladımızı nasıl unuturuz? Yüz yıl önce verdiğimiz Milli Mücadele’mizde devleşen Şerife bacının torunu Şerife Boz’u nasıl unuturuz? Nasıl unuturuz Erol ve Abdullah Tayyip Olçok'u? Alçakların karşısına dimdik dikilen, şehadete koşarak giden, vatanı sevmenin bedelini 30 kurşunla ödeyen Ömer Halisdemir’i nasıl unuturuz? Elbette unutmayacağız ve unutturmayacağız. 251 şehidimiz, binlerce gazimiz, canını ortaya koyan milletimiz adına bu hainlerden hesap soracağız. Ama nasıl? Ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturan terör örgütlerine karşı etkin ve dinamik bir mücadeleyle elbette ve işte, bu amaçla 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen başarısız darbe teşebbüsü sonrasında anayasal düzenin, millî iradenin, hukuk devletinin, demokrasinin ve temel hak ve hürriyetlerin korunması, ülkemizde yaşanan darbe teşebbüsü ve terörist saldırıların ortaya koyduğu tehdidin tamamen sonlandırılması ve buna benzer oluşumların engellenmesi ve başta FETÖ olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadelenin daha etkin ve kararlı biçimde sürdürebilmesi için 21 Temmuz 2016 tarihinde ülke genelinde OHAL ilan edilmiştir. OHAL kapsamında getirilen yasal düzenlemelerle kolluk ve adli makamlara sağlanan hızlı ve etkin karar alma ve uygulama imkânı, terör örgütlerine yönelik operasyonel çalışmalara ivme kazandırdığı gibi soruşturmaların etkin bir biçimde yürütülmesini de sağlamıştır. Özellikle devlet kurumlarının içine sızmış FETÖ mensuplarının tespiti ve yakalanmasına yönelik çalışmalar hız kazanmış, ülkenin dört bir yanında başarılı operasyonlar gerçekleştirilmiş, örgütün maddi ve insan kaynaklarına yönelik önemli ölçüde darbe vurulmuştur.

Sayın Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz; olağanüstü hâl istisnai olduğu kadar meşru bir durum, anayasal bir müessese ve uygulamadır. Olağanüstü hâlin hangi şartlarda ilan edileceği Anayasa’nın 119, 120 ve 121’inci maddelerinde çok açık ve net hükümlerle belirtilmiştir.

Millî güvenliğe karşı böyle büyük bir tehdit oluşturan FET֒nün başta ordu, emniyet, yargı, mülki idare olmak üzere kamu kurumlarındaki mensuplarının ayıklanması muhtemel tehdidin önlenmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Anayasamız tarafından verilen bu imkân vatandaşlarımızın güvenliğini, huzurunu, özgürlüğünü olduğu kadar demokrasimizi ve cumhuriyetimizi de korumaktadır.

OHAL özgürlüklere değil, milletimizin özgürlüğüne kastedenlere karşı ilan edilmiştir; OHAL insan haklarına değil, insan haklarını en acımasız şekilde katledenlere karşı ilan edilmiştir; OHAL tarih boyunca gelmiş geçmiş en acımasız darbeye ve darbecilere karşı ilan edilmiştir.

15 Temmuz gibi elim hadiseler, felaketler bir kayıp olduğu gibi, ülkelerin ve milletin birlik ve beraberliklerinin, dayanışmalarının, geçmişten bugüne uzanan kadim değerlerinin bir imtihanıdır. Hamdolsun, milletimiz ve devletimiz bu imtihandan alnının akıyla çıkmıştır.

Şehitlerimizin aziz hatırasının huzurunda, milletin kürsüsünde şimdi sormak istiyorum: 15 Temmuz darbesine “tiyatro” diyenler kimin sahnesinde ve hangi oyunun figüranı olduklarının farkında mıdır? Oysaki ülkemizin yıkılmasına yönelik gerçekleştirilen bu ve benzeri girişimler karşısında en net tepkiyi koymak, en doğru önlemi almak hepimizin ortak sorumluluğu değil midir?

Az önce söylediğim gibi, teröristlerin tespiti ve yakalanmasına yönelik çalışmaların hız kazanması, ülkenin dört bir yanında başarılı operasyonların gerçekleştirilmesi, hele hele güvenlik güçlerimiz hâlâ kaçak FET֒cüleri yakalamak ve yakalananların verdikleri bilgi kırıntılarından ipuçları elde etmek için aktif olarak, gece gündüz var güçleriyle çalışırken, örgütün maddi yapısı ve insan kaynaklarına önemli ölçüde darbe vurulması terör örgütlerinden başka kimi ve neden rahatsız eder ki?

Terörün kirli ve kanlı yöntemleriyle devletimizin istikbalini tehdit etmeye, kaderimize yön vermeye çalışanlar tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de başarılı olamayacaklardır. Başta Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği, inandığı yoldan asla geri dönmeyen dik duruşu ve her daim milletiyle omuz omuza gösterdiği irade, Sayın Başbakanımızın azmi ve kararlılığı, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, ilgili bakanlıklarımızın gerek içeride gerek dışarıda yürüttüğü başarılı çalışmalarla ve milletimizin elbette güçlü desteğiyle tüm bu badirelerden daha da güçlenerek çıktık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Unutmayalım, olağanüstü yönetim usulleri, devletin olağan dönem hukuk kuralları ve üstesinden gelemeyeceği bir tehdit ya da tehlike karşısında başvurduğu ve devletin yetkilerinin arttığı usullerdir. Bu usullerde görülen temel nitelik, devletin özellikle takdiri yetkilerinin normal zamanlara göre genişlemesi ve bu sayede karşılaşılan tehdidin daha kolay bertaraf edilmesini amaçlamaktır. Olağanüstü yönetim usulleri anayasal organlar tarafından Anayasa’da belirtilen usullerle ilan edilen ve yine bu kurallar çerçevesinde uygulanan yöntemlerdir. Olağanüstü hâl yöntemlerinin tercih edilmesinin temel nedeni, yaşanan tehdidin niteliğinin ve alınması gereken tedbirlerin kapsamıyla ilgilidir.

Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, Polonya, Rusya ve Güney Afrika Cumhuriyetlerinin Anayasalarında da OHAL yer almaktadır. Fransa’da OHAL nedeniyle alınan tedbirler kapsamında öğrencilerin okul gezilerinin dahi iptal edildiğini biliyoruz. Dünyanın en çok turist ağırlayan şehirlerinin başında gelen Paris’te makineli tüfekle askerler en kalabalık caddelerde devriye nöbeti yaptılar. Eller tetikte, ana caddelerde turistik mekânların önünde mangalar hâlinde nöbet tuttular. Bu süreç aylarca sürdü. Oysaki bizde OHAL’in günlük yaşam pratiklerimizi etkileyen, hayatımızı kısıtlayan, yaşam alışkanlıklarımızı değiştirmemizi gerektiren bir tarafının olmadığı sanırım son bir buçuk senede kanıtlanmış olsa gerek.

Unutmayalım, olağanüstü yönetim usulleri demokrasi dışı, hukuksuz ve keyfî yöntemler anlamına gelmemektedir. Anayasal haklar, hukuk düzeni ve devletin tüm organlarının yargısal denetimi bu usullerde yürürlüktedir.

Saygıdeğer Başkanım ve değerli milletvekillerim; lütfen biraz düşünelim, 15 Temmuzdan bugüne kadar geçen 643 gün, bu süre içindeki tüm yaşananlar, bu milletin vekili olan bizlerin de bir daha asla, asla hiç kimse millete karşı, demokrasimize karşı, özgürlüklerimize karşı, yaşama haklarımıza karşı böyle bir kalkışmaya girişmesin hatta aklından bile geçiremesin diye önlem alma ihtiyacını mı tetikliyor yoksa “Bitti artık, olağanüstü hiçbir durum kalmadı; o hâlde OHAL’e de gerek kalmadı.” anlayışını mı hâkim kılıyor.

Eğer içinden geçtiğimiz bu tarihî süreçleri olağan kabul eden varsa Türkiye gerçeklerinden, toplumun derinliklerinin içine sızmış hainlerden, dünya siyasetinden, küresel terör tehdidinden ve asıl önemlisi, milletin ne söylediğinden bihaber demektir ki bu, bir milletvekili için kabul edilebilir bir durum değildir fakat hâlâ aklında şüphe taşıyan varsa ya da en naif ifadeyle, ikna olmayanlar için OHAL döneminde Türkiye’de yaşananların özetini rakamlarla ifade etmek faydalı olacaktır.

OHAL ilan edilmesinden bu yana büyüme rakamları göz önüne alındığında, yalnızca üçüncü çeyrekte ekonomik büyüme sekteye uğramış, onun dışında bütün çeyreklerde Türkiye ekonomisi büyümeye devam etmiştir. 2016 üçüncü çeyreğinin hain darbe girişiminin yaşandığı dönem olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. 2016 yılı genelinde sağlanan 3,2’lik büyüme oranı, hain darbe girişiminin yaşandığı yılda dahi ekonomimizin canlılığını koruduğunu göstermektedir. Özellikle 2017 yılında Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 7,4 büyüyerek OHAL’in ekonomi üstünde olumsuz bir etkisinin olmadığını açıkça göstermiştir. Bunlar yaşanırken dünya ekonomisinin yüzde 85’ini ifade eden G20’de birinci olduk, Çin ve Hindistan’ı aşan büyüme oranını yakaladık. Bu büyüme tüm sektörler tarafından desteklenerek sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme anlamına gelmektedir.

İşsizlik oranları ve istihdama bakılacak olursa özellikle 2017’de işsizlik oranlarında düşüş ve istihdamda artış gözlenmektedir. Özellikle işsizlik oranları darbe teşebbüsünden önceki oranına geri dönmüş, bu menfur girişimin iş gücü piyasalarındaki etkisi bertaraf edilmiştir. 2016 Temmuz ayı ile 2017 Temmuz ayı kıyaslandığında 1 milyon 122 bin kişilik ek istihdam sağlanmış, tüm bu oranlar istihdam dostu bir büyüme gerçekleştirdiğimizi göstermektedir. Cari açık, Türkiye'de uzun yıllardır uygulanmakta olan sermaye birikimi modelinin doğal bir sonucudur. Cari açık sorunu Türkiye’nin gündemine OHAL’le gelmemiştir. Öte yandan, Türkiye'nin cari açık sorununa çözüm olacak öneriler yine AK PARTİ iktidarları tarafından gerçekleştirilmiştir. 9 nisan 2018’de açıklanan proje bazlı teşvik sistemi şu anda cari açığı azaltıcı teşvikler kapsamında verilecek en güzel örneklerdendir. Toplam yatırım tutarı 135 milyar lira olan bu teşvik sistemi ülkemizin ihracatını artırması ve cari açığa 19 milyar dolarlık bir katkı yapması bakımından değerlidir.

Türkiye'ye gelen yabancı ziyaretçi sayısına baktığımızda 2017’de 32 milyonu aşan bir rakam karşımıza çıkmaktadır. Hain darbe girişiminin yaşanması turizm açısından olumsuz bir etki yaşatsa da 2017 yılında bir toparlanma gözlemlenmektedir, hem de önemli bir toparlanma. 2016 Temmuz ayında 3 milyon 468 bin olan ziyaretçi sayısı, 2017 Temmuz ayında 5 milyon 75 bin kişiye ulaşmıştır, bir başka deyişle OHAL’in devam ettiği 2017 yılı içinde yabancı ziyaretçi sayısında önemli ölçüde bir artış gözlenmiştir.

Değerli milletvekillerimiz, tam bu noktada sizlerle bir tarihi daha paylaşmak, daha doğrusu hatırlatmak istiyorum: 26 Ağustos 2016. Ülkemizin karşı karşıya kaldığı en büyük saldırıdan yalnızca kırk üç gün sonra 1.408 metre açıklık ve 2.164 metre toplam uzunluğuyla dünyanın en uzun asma köprüsü özelliğini taşıyan Yavuz Sultan Selim Köprüsü hizmete açıldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O gün gerçekleştirilen yalnızca bir açılış değildi, o gün gerçekleştirilen bir milletin “Biz hâlâ buradayız ve güçlüyüz.” ifadesinin bir sembolüydü.

Son on yılda küresel krize rağmen dünyada mega projelere baktığımızda, gerçekleştirilen 10 projeden 6 tanesinin Türkiye’de hayata geçirilmesi çok önemlidir. Yavuz Sultan Selim Köprüsü, dünyanın en geniş asma köprüsü. Osmangazi Köprüsü ve İzmir otoyolu, Marmaray, Avrasya Tüneli, dünyanın en büyük havalimanı ve Çanakkale Köprüsü, yine yarım asırlık bir hayal olan 22 milyar dolarlık Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ni bu dönemde gerçeğe dönüştürüyoruz. Hem jeopolitik konumuyla gerek bölgesel gerekse küresel gerilimin merkezindeki Türkiye olarak, iç güvenliğimize yönelik tehditler devam ederken tüm bunları gerçekleştiriyoruz.

Diğer yandan, Suriye’de yedi yıldır devam eden iç savaş, rejim ve destekçilerinin katliamları nedeniyle hayatlarını kaybeden yüzbinlerce masum, yurtlarından göçmek zorunda kalan milyonlarca insan… Bu gerçeği asla göz ardı edemezdik, bu hakikat karşısında susamazdık, bu acıları görmezden gelemezdik. Türkiye olarak, şerefli tarihimize, onurlu mazimize yakışanı yaptık, merhamet medeniyetinin temsilcileri olarak mazlumlara kucak açtık. Onun yanında, terör örgütleriyle sınır ötesinde ciddi bir mücadele başlattık.

20 Ocak 2018 tarihinde başlattığımız Zeytin Dalı Harekâtı’nda, Afrin’i büyük zaferin, Çanakkale Zaferi’nin 103’üncü yıl dönümünde teröristlerden temizledik. Evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalan Suriyeli kardeşlerimiz, güven ve huzur içinde evlerine, yurtlarına dönmeye başladı.

Yurt içinde ve sınır ötesinde terörü tümüyle ortadan kaldırmak için büyük bir kararlılıkla çalışıyoruz. Afrin’de yürüttüğümüz operasyona karşı çıkan birtakım gruplar “işgal” gibi çirkin tanımlamalar getirdiler. Bizim tarihimizin hiçbir yerinde işgal, sömürge yoktur. Bizim tarihimiz bu anlamda paktır. Türkiye, bölgesinde ve dünyada huzurun teminatı, adaletin tesis edicisi konumundadır. Küresel güçlerin maşası durumundaki terör örgütlerinin Orta Doğu’da en çok zarar verdiği ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. İstanbul’dan Ankara’ya, Gaziantep’ten Diyarbakır’a kadar pek çok ilimizde sivil vatandaşlarımızı hedef alan saldırılar düzenlenmekte, bu hainlerin aktif ve uyuyan hücrelerinin bir bir tespit edilmesi için güvenlik güçlerimiz bir kuyumcu hassasiyetiyle çalışmaktadır. Pek çok eylem yine bu dönemde hazırlık aşamasında durdurulmuştur.

Tüm bunlara rağmen maalesef ülkemizin karşı karşıya kaldığı terör tehdidi devam etmektedir. Terörle, teröristle, küresel terör tehdidiyle tutarlı, samimi, kararlı bir biçimde mücadele yürüten tek ülke Türkiye'dir. Bugün, Türkiye'nin ve mazlum coğrafyanın umudu hâline gelen Sayın Cumhurbaşkanımızın varlığı, haksızlıklara karşı dik duruşu, hiçbir ön tanım kabul etmeden tüm terör örgütlerine karşı verdiği mücadeleyle yalnızca sınırlarımızın güvenliği ya da bölgesel huzurun tesisi için değil, aynı zamanda dünya barışı için de çok önemli adımlar atılmaktadır.

Ülke olarak içinde olduğumuz etkin mücadele süresince OHAL’in keyfî bir uygulama olmadığını, zaruretten hasıl olduğunu aziz milletimiz çok iyi bilmekle birlikte, milletimiz olan bitenin ve gerçeklerin de farkındadır. Milletimiz farkında, ancak, milletin gerçeklerinden uzak olanlar, milletimizin dilinden anlamayanlar OHAL’in gerekçesinin ne kadar haklı olduğunu da anlayamamaktadır. On beş yılda özgürlük ve demokrasi alanlarını genişletmek, devletin tüm imkânlarını herkes için ulaşılabilir kılmak adına verdiğimiz mücadelenin milletimiz nezdindeki karşılığını biliyoruz. 1960, 1971, 1980, 28 Şubat, 27 Nisan, 17-25 Aralığı yaşayan milletimiz, 15 Temmuzda, nesilden nesile devredilen bu acının bir parçası olmamayı tercih etmiştir. OHAL bir sonuçtur ve bugün gerek sınırlarımızın ötesinde gerekse sınırlarımızın içinde verdiğimiz mücadele bu sonucun sebeplerini ortadan kaldırmaya, ülkemizi ve geleceğimizi tehdit eden tüm yapılara karşı gerekli önlemleri almaya devam etmemizi elzem kılmaktadır.

AK PARTİ olarak bizler 1987’den bu yana çeşitli defalar uzatılan, vatandaşlarımızın bireysel, siyasal ve ekonomik hak ve özgürlüklerini kısıtlayan OHAL’i iktidara gelir gelmez kaldırarak bu topraklarda olağanüstü hâl uygulamasına son vermiş olmanın gururunu, günü geldiğinde kırk yıllık terör belasıyla mücadelesini tamamlamış ve bu topraklarda terörün de kökünü kazımış bir iktidar olarak da duyacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle milletimizin birliği, devletimizin bölünmez bütünlüğü uğruna şehit düşen vatan evlatlarımıza yüce Mevla’dan rahmet, gazilerimize sıhhatli bir ömür diliyor, yüce Meclisimizi selamlıyor, sizlere en içten saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karaaslan.

Böylece gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’na aittir.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Evet, biraz önce erken değil, baskın değil ama dürüst olmayan, adil olmayan bir seçim kararı alındı ama biz halkımızın vicdanına ve sağduyusuna güveniyoruz. Baskın da olsa halkımızın, yurttaşlarımızın vicdanı ve sağduyusu bu zulüm düzenine, bu zalimliğe mutlaka son verecek. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, değerli arkadaşlar, bakın, koca bir yalan var. Daha iki hafta önce Van’da Sayın Erdoğan o koca yalanı sürdürdü, biraz önce de sayın konuşmacı yine burada o koca yalanı sürdürdü. Olağanüstü hâli bu Hükûmet kaldırmadı, AK PARTİ hükûmetleri kaldırmadı. Bakın, okuyayım size 19 Haziran 2002 tarihli tutanaktan, koalisyon hükûmetinin İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen aynen şunu söylüyor: “Bu düşüncelerle ve değerlendirmelerle olağanüstü hâlin 30 Temmuz 2002 günü saat 17.00’den itibaren Hakkâri ile Tunceli illerimizde sona erdirilmesini, Diyarbakır ve Şırnak illerimizde ise olağanüstü hâl uygulamaları sonrası alınacak tedbirlere hazırlık süreci verilmesi için dört ay daha uzatılmasını yüce Meclisin takdirlerine sunuyorum.” Ne zaman söylüyor? 19 Haziran 2002 tarihinde. Ne zaman iktidara geldiniz? 3 Kasım 2002 tarihinde çoğunluğu sağladınız…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Diyarbakır’dan aday ol bakayım, Diyarbakır’dan!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – 28 Kasım 2002 tarihinde güvenoyu aldınız, güvenoyu. Sadece iki gün sonra Diyarbakır ve Şırnak’taki olağanüstü hâl de önceki hükûmet döneminde alınmış karar gereği kalktı. Dolayısıyla büyük bir yalan, büyük bir aldatmaca ve bu aldatmacayla da bu zamana kadar geliyorsunuz ve bu yalanı, bu algı operasyonunu Sayın Erdoğan da on dört yıldır kullandı, on dört yıldır. Bakın, olağanüstü hâle ne söylemişsiniz, olağanüstü hâle?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sen seçime nereden giriyorsun? İstanbul’dan mı, Diyarbakır’dan mı aday olacaksın?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, 22 Haziran 2010 tarihi, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup toplantısı, konuşan Sayın Erdoğan, muhatabı Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli, muhatabı o. Ne söylüyor, bakın: Bahçeli’nin olağanüstü hâl ilan edilmesi önerisine de sert tepki gösterdi. “Olağanüstü hâl ilan etmek teröre teslim olmaktır.” dedi. Erdoğan: “Malum muhalefet partisi ne diyor? ‘Olağanüstü hâl ilan edilsin.’ Geç o işi, geç! O sizin karakterinizde var; bizim iktidarımızın karakterinde yok, yok. O sizin âczinizin gereği. Bırakın teröre çare olmayı, olağanüstü hâl terörü derinleştirdi, bölge halkını mağdur etti, terörün istismar zeminini güçlendirdi. Olağanüstü hâl istemek terörün diline teslim olmaktır.” Bunu diyen kim? Bunu diyen kim? Sayın Erdoğan. Ne diyor olağanüstü hâlle ilgili olarak? “Bölge halkını mağdur etti. Olağanüstü hâl istemek terörün diline teslim olmaktır.” diyor. Kim diyor bunu? Sayın Erdoğan diyor. Peki, ne söylüyor? Olağanüstü hâli kaldırmakla da övünüyor. Koca bir yalan. Biraz önce ifade ettim. Sadece iki gün sonra, Hükûmetiniz güvenoyu aldıktan sadece iki gün sonra Şırnak ve Diyarbakır’da kalktı.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Biz kaldırmadık mı? İki gün sonra biz kaldırmadık mı? Biz kaldırdık.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, daha 2015 seçimleri, daha afişler... Afişlere bakar mısınız? Bu sizin afişleriniz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – 15 Temmuz gecesi neredeydin ya?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bunu siz astınız 2015 tarihinde. Olağanüstü hâlin bir baskı rejimi olduğunu, bir zulüm rejimi olduğunu ifade ediyorsunuz, siz ifade ediyorsunuz.

Şimdi, ne söylüyor Sayın Erdoğan Van’da? “OHAL bu hâl değil.” Evet, değil, bence de değil. OHAL’de, bakın, OHAL’de işleyen ne vardı biliyor musunuz? Kötü de olsa bir medya vardı, insan hakları ihlallerini denetleyen, açıklayan bir medya vardı OHAL’de bile. On beş yıl boyunca oradaydım ben. Medyaya sesimizi duyuruyorduk. Şimdi medya var mı? Hepsi kontrolünüzde.

OHAL, OHAL değildi, evet. O zaman sivil toplum vardı; şimdi hepsine el koydunuz, sivil toplum bırakmadınız. MAZLUMDER’e bile el koydunuz, kapattınız, MAZLUMDER’e bile. Bütün sivil topluma el koydunuz insan haklarını denetleyen; o da yok.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Teröre destek verenler, doğru.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla)- O zaman ne vardı? Parlamento vardı, tek sesli değildi, çoğulcuydu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en esaslı insan hakları raporları o zaman çıkmıştı. Faili meçhul cinayetler raporunu, boşaltılan köyler raporunu, Susurluk raporunu bu Parlamento çıkarmıştı. Ne zaman? OHAL’de, Parlamento da vardı.

Dahası… Bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışılsa bile bir yargı vardı, yargı. Gittiğimiz zaman, iyi, kötü DGM’den bile sonuç alıyorduk, özel yetkili mahkemelerden bile sonuç alıyorduk iyi veya kötü. Ama şimdi tarafsız ve bağımsızlığını bir tarafa bırakın, yargı yok, yargı! Denetleyen… Tabii ki OHAL bu hâl değil; saray rejimine teslim olmuş, onun vesayetine teslim olmuş bir vesayet düzeni var.

Ne vardı o zaman? Uluslararası kurumlarla ilişkisi olan, AB hedefi olan Türkiye vardı o zaman ve o Türkiye insan haklarına, demokrasiye, hukuk devletine özen gösteriyordu. Hükûmetler, aman aman bir eleştiri gelmesin diye dikkate alıyorlardı yani burunları kızarıyordu, burunları, burunları kızarıyordu insan hakları konusunda sicilimize bir şey gelmesin diye. Daha dün AB raporu, geçtiğimiz ay Birleşmiş Milletler raporu açıklandı ama şimdi hiç bunları kale almayan, hiç kale almayan bir Hükûmetimiz var.

Değerli arkadaşlar, bakın, bugün aynı zamanda olağanüstü hâl koşullarında seçim yapma kararı alıyorsunuz bu kararı vermekle. Peki, bu seçim, dürüst ve adil olacak mı? Medya olmayacak; yargı olmayacak, emrinizde olacak; sivil toplum olmayacak, bütün kanaat önderleri hapisle karşı karşıya kalacak ve buna biz “seçim” diyeceğiz… Her koşulda seçime gireceğiz ama her koşulda, halkımızın vicdanıyla ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Ama bugün bu olağanüstü hâl kararıyla dürüst ve adil olmayan bir seçim kararı alacaksınız ve bu şaibe, bu meşru olmayan yöntem, süreç Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sizin vasıtanızla kara bir leke olarak kalacak. Neyin yolunu açabilirsiniz en fazla? En fazla, en kötü ihtimalle seçilmiş diktatörler yolunu açarsınız; bütün dünyanın yeni eğilimi. Bu da Türkiye’de birliği, beraberliği ve barışı bir daha kazandırmaz. “Ne oldu? Vatandaşa zararı yok.” diyorsunuz. Size soruyorum: Kanun hükmünde kararname yetkisi olmasaydı -ki Anayasa Mahkemesi bu düzenin suç ortağıdır, bu düzenin suç ortağıdır, failidir- siz taşeron düzenlemesini kanun hükmünde kararnameyle yapabilir miydiniz? Yapamazdınız. Ne yaptınız? Kanun hükmünde kararnameyle yaptınız. Şimdi ne oldu? Belediye işçisi ne yapar ya -vicdanınıza sesleniyorum- ne yapar belediye işçisi? Temizlik yapar yani çöpçülük eski deyimle, park işçiliği yapar, yol işçiliği yapar. Bunların kadro alması için yasa çıkmadı mı burada? Çıktı kanun hükmünde kararname. Ne oldu peki? Ya, temizlik işçisinden neden güvenlik soruşturması istersiniz vicdansızlar, neden istersiniz? (CHP sıralarından alkışlar) Temizlik işçisinden niye güvenlik soruşturması istersiniz ya? Neden istersiniz, neden?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Fehriye Erdal’ın görevi neydi, ne yaptı o? Tabii ki isteyeceğiz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Terörist olmasın diye.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, neden istersiniz? Temizlik işçisi, adam yirmi yıldır orada temizlik yapıyor, çöp topluyor şimdi ona “Güvenlik belgesi getir.” diyorsunuz. “Hayır, sen güvenlik soruşturmasından geçemedin.” diyorsunuz. Adama, çöp toplayacak, bir iş bile vermiyorsunuz. Ne zaman? Bu kanun hükmünde kararnameden sonra. Bu mu sizin vicdanınız ya? Diyarbakır’dan 970 kişi çıkarıldı. İstanbul’dan çıkarılanlar ayrı. Bugün Patnos’tan aradılar. Türkiye’nin her yerinden... Ne zaman böyle vicdansız oldunuz, ne zaman?

Bakın, 700 çocuk annesiyle beraber cezaevinde büyüyor. Kanserli hastalar var, size gelmiyor. Biliyor musunuz sokak ortasında kaçırılanlar daha dün serbest bırakıldılar, şimdi gözaltındalar. Sokağa atıldılar, sokağa atıldılar ve bırakıldılar. Altı ay bu Ankara’nın sınırları içerisinde gözaltında kaldılar. Biliyor musunuz, yurt dışından getirilenler -isimleri var bende, isimleri de şey olmasın diye söylemiyorum, soru önergesi verdim- Kocaeli’de bırakıldı. Ne zaman? Yüz seksen gün sonra. Getirilmiş, 120 kilodan 60 kiloya düşmüş. Olağanüstü hâl işte bu, olağanüstü hâl bu. Çocuklar, yaşlılar, işsizler, akademisyenler ve medyaya el koymanız ve yargının olmadığı bir dünya.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu zulmünüz bitecek ama vicdanınızla karşı karşıya kalacaksınız, size söyleyeyim. Kimse size ulaşamıyor, bizim telefonlarımız açık. Olağanüstü hâli bunun için istiyorsunuz ama hiç kuşkunuz olmasın, bu zulüm düzeni bitecek, halkımızın sağduyusuyla ve vicdanıyla bitecek.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Teröristler de bitecek, terör de bitecek.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, birçok defa konuşmasında Genel Başkanımıza atfen “Yalan konuşuyorlar, yalanla bu düzeni sürdürüyorlar.” gibi beyanatlarda bulunmuştur. Bu, bize açık bir sataşmadır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Yalan mı?

BAŞKAN - Buyurun, iki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun (3/1566) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılından beri iktidardadır ve 15 Temmuz darbesi gerçekleşene kadar, böyle bir girişimde bulunulana kadar olağanüstü hâl gibi bir uygulamayı hayata geçirmemiştir, böyle bir öneri Meclise gelmemiştir ama ne zaman ki bir darbe girişimiyle ülke karşı karşıya kaldı ve Türkiye’nin bekası meselesi ortaya çıktı, bununla daha etkin mücadele etmek için olağanüstü hâl uygulaması başlamıştır ve bunun Anayasa ve yasalarda nasıl yapılacağı, ne şekilde yapılacağı bellidir. Geliş şekli, buraya gelir, teklif edilir; Parlamento bunu ya onaylar ya onaylamaz, ya uzatır ya da uzatmaz. Şimdiye kadar millet iradesiyle seçilmiş milletvekilleri bunun uzatılmasına hükmetmişlerdir.

Dolayısıyla “Geçmişte karşı çıktınız, şimdi niye?” diyorsunuz. Arkadaşlar, geçmişte Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı süreçler böyle bir uygulamayı gerektirmediği için OHAL tartışması olmadı ya da OHAL uygulaması yapılmadı ama bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı realiteler böyle bir ihtiyacın olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla böyle bir tavsiyeyi, böyle bir teklifi Hükûmet Parlamentoya göndermiştir. Birazdan bununla ilgili oylama yapılacaktır.

Bir diğeri: Seçime gitmek âdeta kara bir leke olarak nitelendirildi.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Tabii ki kara bir leke.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, demokrasilerde seçime gitmek kara bir leke değil.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Dürüstvari bir biçimde, dürüstvari.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Demokrasilerin şölen günü seçim günleridir. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler) Dolayısıyla burada âdeta bağırıp çağırmakla siz Türkiye’nin seçime gitmesini de engelleyemezsiniz, bir tek şeyi ifşa edersiniz; bakın, bir tek şeyi ifşa edersiniz, millete gitmenin korkusunu yaşadığınızı buradan ifşa etmiş olursunuz bu kadar bağırıp çağırmakla.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Kes tıraşı ya, kes tıraşı!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dolayısıyla, bunun ötesinde, merak buyurmayın, 24 Haziranda sandık kurulacaktır. Siz ağzınıza geleni zaten burada da sayıyorsunuz, meydanlarda da zaten çıkıp bol bol konuşuyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Senden korkan senin gibi olsun Muş!

MEHMET MUŞ (Devamla) – 1950’den beri de zaten oturmaya devam ediyorsunuz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Cevap veremedin, hiçbir soruma cevap veremedin.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Yine, geçenlerde yine oturdunuz. Fazla oturmayın, bak örümcek bağlarsınız; benden size uyarı.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hiç birine cevap veremedin.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/1/2018 tarihli ve 1178 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/4/2018 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1566) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı Sayın Nurettin Canikli konuşacaktır.

Sayın Bakanım, buyursunlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; olağanüstü hâlin üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin Hükûmet tezkeremizle ilgili olarak söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben konuşmamın hemen başında 24 Hazirandaki demokrasi bayramının, düğünün, demokrasi düğününün hayırlı olmasını temenni ediyorum milletimize, herkese.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – O gün de üniversite sınavı varmış.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, sandık her zaman demokrasilerde düğün, bayramdır; biz öyle görürüz, öyle inanırız, öyle hareket ederiz. O yüzden 24 Haziranı da -inşallah- yeniden milletimizle buluşmak, bir araya gelmek ve onun talimatını almak için uygun bir platform olarak görüyoruz. Dolayısıyla, inşallah, hayırlı olacaktır yeni seçim.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya, hepimizin bildiği gibi, çok zor ve çetin bir coğrafya gerçekten. Yüzyıllardan beri aslında bu coğrafyanın sert, acımasız özelliği biliniyor. Konjonktürel olarak içinde bulunduğumuz dönemde meydana gelen hadiseler bu coğrafyanın çetin şartlarını daha da ağırlaştırmaktadır. Özellikle bölgemizle ilgili küresel ölçekli proje ve hesaplar, bölgeyi daha da istikrarsız hâle getirme potansiyelini taşımaktadır.

Proje bellidir, bölgenin daha kolay yönetilebilmesi için siyasi sınırlar yeniden dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye de bu operasyonların merkezindedir. Açıkça, ülkemizin yaklaşık dörtte 1’i, topraklarımızın yüzde 25’i başka bir siyasi yapılanmanın içine dâhil edilmekte ve talep edilmektedir. Bu heves ve planlar gizli de değildir, artık gizliliği kalmamıştır, her şey açık olarak oynanmaktadır.

Türk milleti, hamdolsun, bugüne kadar bu amaca yönelik saldırılara destansı şekilde karşı koymasını bilmiştir, “Dur!” diyebilmiştir. Bu durum, küresel proje sahiplerini, senaristlerini kızdırmakta ve hırçınlaştırmaktadır. Son dönemde bunların ve yerli iş birlikçilerinin dengesiz ve saldırgan yaklaşımlarını başka türlü izah etmek mümkün değildir. Bu amaç için proje örgütler vekâleten kullanılmaktadır. Sınırlarımızın dışından PKK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin hükümranlık haklarını zafiyete uğratmak amacıyla saldırmaktadırlar ve her geçen gün saldırılarını artırmaktadırlar. İçeriden ise PKK, FETÖ ve DEAŞ aynı amaç için, ülkemizin kaos ortamına sürüklenmesi, istikrarın ortadan kaldırılması için acımasızca saldırmaktadırlar. Bu örgütler, PKK, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri tarihin gördüğü en kanlı terör örgütleridir ve üçünün de hedefi Türkiye'nin toprak bütünlüğü, Türkiye'nin egemenliği ve bağımsızlığıdır. Bugün itibarıyla bu örgütlerin hepsinin aynı küresel güçler tarafından yönetildiği ve kumanda edildiği konusunda elimizde çok daha ayrıntılı, daha fazla bilgi ve emare mevcuttur.

PKK terör örgütü ve teröristler müttefiklerimiz Almanya, Fransa, Avusturya, Hollanda, Danimarka ve diğerleri tarafından açıkça korunmakta ve kollanmaktadır. Aynı şekilde, PKK terör örgütünün Suriye kolu yani kendisi olan PYD ve YPG de bir başka müttefikimiz Amerika’yla ortaklık yapabilmekte; tüm uyarı ve ikazlarımıza rağmen ve eninde sonunda Türkiye'ye karşı yöneltileceğini bile bile binlerce tır ve uçak dolusu silah, mühimmat, araç gereç bu örgütlere, bu terör örgütlerine verilebilmektedir.

Yine, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe teşebbüslerinin faili, terör örgütünün elebaşı Amerika Birleşik Devletleri’nde barınmakta, örgütünü oradan yönetmeye devam etmekte, finansal kaynaklara ulaşabilmekte, koruma altına alınabilmektedir. DEAŞ örgütünün PYD-YPG ve PKK’yla ilişkileri ve Suriye ve Irak’taki fotoğraf, bu örgütün de özel tasarım bir örgüt olduğunu çok net bir şekilde göstermektedir.

Bu noktada, hemen şu gerçeğin bir kez daha altının çizilmesi gerekiyor: Türk milleti bu saldırılara karşı, bu kanlı örgütlerin saldırılarına karşı durabilmiş ve onların emellerini gerçekleştirmelerini engellemiştir. Bugün ulaştığımız kapasite, imkân ve kabiliyetimiz bu anlamda dünden daha fazladır, dünden daha güçlüdür ve bundan sonraki terör örgütlerinin ve destekçilerinin saldırılarını defedebilecek imkân ve kabiliyetine sahibiz elhamdülillah. Savunma alanı başta olmak üzere, imkân ve kabiliyetlerimiz her geçen gün de artmaktadır. Terör örgütleri ve onların destekçileri ülkemize yönelik tehdit ve saldırılarına devam edeceklerdir. Elde ettiğimiz sayısız istihbari bilgi bunu göstermektedir.

PKK/PYD-YPG terör örgütlerinin Suriye’deki varlığı devam etmektedir. Zeytin Dalı Operasyonu’yla 911 kilometrelik Suriye sınırımızın yaklaşık 500 kilometrelik bölümü terör örgütlerinden temizlenmiştir ancak hâlen temizlenmesi gereken 400 kilometrelik bir bölüm daha mevcuttur ve durmaktadır ve bu temizliğin de yapılması gerekir. Bu temizlik yapılmadığı sürece, yapılmadığı takdirde Türkiye kendisini hiçbir zaman güven içerisinde hissedemez.

PKK’nın yurt içindeki varlıklarına çok büyük darbe indirilmiştir ancak örgüt içerideki saldırılarına devam etmektedir.

DEAŞ terör örgütüne de yurt içinde güvenlik güçlerimiz tarafından nefes aldırılmamaktadır. Ancak buna rağmen, özellikle bireysel, uyuyan hücreler vasıtasıyla örgütün, DEAŞ terör örgütünün eylem yapma potansiyeli bulunmaktadır.

FETÖ terör örgütüyle yapılan mücadelede bugün itibarıyla kritik bir seviyeye gelinmiştir. Bu örgüt yapılanma ve eylem yöntemleri itibarıyla diğer örgütlerden çok farklıdır. FETÖ örgütü, özellikle güvenlikle ve yargıyla ilgili kurumlara büyük ölçüde sızma yapabilmiş, bu yapılara giriş mekanizmasını belirli dönemlerde tamamen kontrol edebilir hâle gelmiştir. Zannedildiğinin aksine, bu süreç yeni başlamamıştır, ta 1980’li yıllardan itibaren bu örgütün bilinçli olarak korunup kollandığını bugün itibarıyla tespit etmiş bulunuyoruz. Kuleli Askerî Lisesi ve diğer askerî lise dokümanlarının, imha edilemeyen dokümanlarının ele geçirilmesinden sonra, bu belgelere göre FETÖ örgütünün elemanları ta o zaman askerî liselerde ve sonrasında yine, belirli güçler tarafından ve son derece sistematik bir şekilde korunmuş kollanmıştır 1984, hatta 1983’lü yıllardan itibaren. Bunların çok net bir şekilde belgeleri elimizdedir.

Bugüne kadar kamu kurumlarındaki FETÖ yapılanmasıyla ilgili önemli bir temizlik yapılmıştır ancak örgütün çok güçlü bir kripto yapılanmasının olduğunu da biliyoruz. Özellikle güvenlikle ilgili kurumlarda gizlilik ve kripto örgütlenme esas yapılanmadır örgüt tarafından. Bugüne kadar örgüt mensuplarından bir şekilde iz bırakanlar, bir şekilde örgütün kurumlarıyla iltisak ve irtibatı tespit edilenlerin kamudan ihracı gerçekleştirildi. Şimdi, artık kripto örgüt elemanlarının deşifre edilmesi ve açığa çıkarılması için yoğun bir çaba içerisindeyiz. Bugüne kadar tespit edilmiş birçok kripto örgüt mensubu da bulunmaktadır. Henüz deşifre edilemeyen ve örgüt tarafından özel olarak gizlenmiş, kritik görevlerde bulunan kripto örgüt mensuplarının bulunduğunu kesin olarak biliyoruz. Daha önce hiç iz bırakmayan, daha sonra farklı yöntemlerle açığa çıkarılan kripto örgüt üyelerinin varlığı bizi açık bir şekilde böyle bir değerlendirmeye yönlendiriyor.

Bakın, itirafçı olan bir örgüt mensubunun örgütün kripto ve gizli yapısıyla ilgili tanımlaması son derece önemlidir. Bir hafta önce ortaya çıkan bu itirafçı ifadesine göre örgüt 5 daireden oluşmaktadır. Birinci daire esnaf, öğretmen ve diğer sivillerin bulunduğu dairedir. İkinci dairede normal devlet memurları ve polis memurları bulunmaktadır. Üçüncü dairede mahrem yapı içerisinde bulunan hâkim, savcı, kaymakam ve askerler ile bunların bağlı olduğu imamlar yer almaktadır. Dördüncü daire ise kripto hâkim, savcı, kaymakam, askerler ve polislerin bulunduğu ve yine bunların bağlı olduğu imamların yer aldığı dairedir. Beşinci daireyse kriptonun kriptosu –aynen kendi ifadesi bu- asker, polis, MİT mensuplarının bulunduğu yapı ve bunlar sadece örgüt elebaşı tarafından biliniyor ve bunlarla bağlantıyı da sağlayan iki ya da üç kişi var.

Bunlar doğrudur veya değildir bilemiyoruz ama bugüne kadarki elde ettiğimiz bilgilerle gerçekten çok ciddi, güçlü bir gizlenmiş, özellikle, muhtemelen belirli amaç için tutulan bir gizli yapısının olduğunu biliyoruz ve görebiliyoruz. Örgütün, özellikle bu çerçevede güvenlikle ilgili kurumlarda kripto yapısı vasıtasıyla aktif olduğunu da biliyoruz. Hatta zaman zaman –çok ayrıntıya giremeyeceğim- son derece etkili olabilecek, tehlikeli olabilecek kritik hamleler yaptığını da takip edebiliyoruz ve görüyoruz örgütün.

Tabii, şu anda temel amacımız örgütün kripto yapısının bütün yönleriyle açığa çıkartılması. Bunun için gereken her türlü gayreti gösteriyoruz. Elbette hukuk kulvarında kalmamız gerekiyor ve bu çerçevede hareket ediyoruz. Yani sonuç itibarıyla, bu tespit ancak somut, kabul edilebilir, hukuki belge, bilgi, deliller çerçevesinde gerçekleşmektedir. Onun dışında, elbette başka bir yöntemi kullanmamız mümkün değil. Çok ince ve hassas çalışmalar yapıyoruz, âdeta iğneyle kuyu kazıyoruz. Özellikle, yargı, emniyet, MİT ve güvenlikle ilgili diğer kurumlarımız bu anlamda cansiparane, inanılmaz çalışmalar yapıyor, sonuç da alıyoruz. Bakın, şu an itibarıyla örgütün birinci aşama mahrem ve kripto yapısına mensup Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yaklaşık 3 bin kişilik bir yapıyı deşifre etmiş durumdayız. Önümüzdeki günlerde inşallah kanun hükmünde kararname ekinde bunlar da ihraç edilecek, Başbakanlığa gönderdik. Bunun anlamı şu: FET֒yle mücadele daha uzun bir süre devam edecek bu özelliği ve yapısından dolayı. Örgütün tüm yapısını deşifre edene ve kripto yapısını açığa çıkarana kadar bu mücadele devam edecektir. Bu mücadelenin de etkili bir şekilde yürütülebilmesi için OHAL’in, olağanüstü hâlin sağladığı imkânlara ihtiyacımız var. Bu çerçevede olağanüstü hâlin uzatılması gerekiyor. Bu yönüyle OHAL ilanını gerektiren şartların mevcudiyeti hâlen devam etmektedir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Temizlik işçileri ne olacak Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – OHAL’in bu mücadelede bize sağladığı en büyük imkân, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisidir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Temizlik işçileri ne olacak?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bazılarının tahmin ettiğinin aksine en büyük aracımız budur. Daha doğrusu, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle iltisak ve irtibatı tespit edilenlerin kamudan çıkartılması OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle gerçekleştirilmektedir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Belediye işçileri…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu imkân olmasaydı, FET֒yle irtibatının tespit edildiğini biraz önce açıkladığım, ilan ettiğim o 3 bin kişilik Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunu mevcut yöntemle, mevcut personel rejimi ve hukuk sistemi içerisinde ihraç etmemiz, kamudan ihraç etmemiz hemen hemen imkânsızdı ya da yıllarca zaman alırdı.

OHAL’in uzatılmaması hâlinde, olağanüstü hâlin uzatılmaması hâlinde FETÖ terör örgütü kripto varlığı sayesinde özellikle güvenlikle ilgili kurumlarda toparlanmaya ve yeniden güçlenmeye devam edecektir. OHAL uzatılmazsa, başta FETÖ olmak üzere, terör örgütleriyle mücadelede ciddi zafiyet ve olumsuzluklar meydana gelecektir. OHAL’le sağlanan bu imkânlar bugüne kadar sadece terör ve teröristle mücadele için kullanılmıştır. OHAL ilanından sonra temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, askıya alınması veya kısıtlanması kesinlikle söz konusu olmamıştır, bir tane örnek yoktur.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Avrupa Konseyine neyi bildirdiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Vatandaşlarımızın günlük yaşamını etkileyen hiçbir olumsuzluk yaşanmamıştır. Esasında, özgürlüklerin kullanımı OHAL ilanından sonra daha da güvence altına alınmıştır.

OHAL’le ilgili olarak, OHAL ilanının ilk dönemlerinde yalan yanlış birçok şey söylendi; yok vatandaşın sabah kapısına dayanılacak, yok özgürlükler sınırlandırılacak, yok ekonomide bazı birtakım sınırlandırmalar gündeme gelecek gibi gerçek dışı iddialar gündeme geldi.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Bakan, 22 Temmuzda Avrupa Konseyine ne yazdınız, 22 Temmuzda ne yazdınız?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, bugün bunların hiçbir tanesi yaşanmadı, bu iddia, iftiraların hiçbir tanesi gerçekleşmedi.

Tekrar söylüyorum, bakın, OHAL sadece terör örgütlerini, teröristleri ve onların yandaşlarını etkiledi, başka hiç kimseyi etkilemedi…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Temizlik işçileri, temizlik işçileri; çöpçüler Sayın Bakan, çöpçüler…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve bunları da etkilemeye bundan sonra da devam edecek.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Yol işçileri…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, olağanüstü hâl ilanından sonra kamu idaresine, Hükûmete inanılmaz yetkiler veren bir kanun var, 1983 yılında çıkarılmış olan bir kanun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Darbe döneminde.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunun 11’inci maddesi, bakın, gerçekten Hükûmete inanılmaz yetkiler veriyor, sadece birkaç tanesini ben okuyacağım: “Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak.” Olağanüstü hâl ilanından sonra bu yetki hiçbir şekilde kullanılmadı. “Belli yerlerde veya belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak.” Böyle bir şey olmadı. “Olağanüstü hâl ilan edilen bölge sakinleri ile bu bölgeye hariçten girecek kişiler için kimlik belirleyici belge taşıma mecburiyeti koyma yükümlülüğü getirmek.” Uygulanmadı. “Gazete, broşür, dergi, bunların basılmasını, çoğaltılmasını sınırlandırmak, daraltmak.” Uygulanmadı.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ya, daha geçen hafta el koydunuz ya, daha geçen hafta el koydunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, bunlar yargı kararıyla değil, idareye verilen yetkiler.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Daha geçen hafta el koydunuz diyorum, TMSF el koydu daha geçen hafta, geçen hafta el koydu Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunların hiçbir tanesi kullanılmadı yani temel hak ve hürriyetlerin, özgürlüklerin kısılması, daraltılması anlamına gelebilecek hiçbir olay, hiçbir karar söz konusu olmadı. Sadece, başta FETÖ terör örgütü olmak üzere, terör örgütlerinin, özellikle kamuda yerleşik terör örgütlerinin ayıklanması, buradan temizlenmesi için kullanıldı…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Temizlik işçileri, belediye işçileri Sayın Bakan…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve bundan sonra da terör örgütleri açısından kullanılmaya devam edecek.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Belediye işçilerine ilişkin bir şey söyleyin, belediye işçilerine.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, ayrıca, değerli arkadaşlar, başta FETÖ olmak üzere, bu terör örgütleriyle mücadele ederken…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, terör örgütüyle değil, halkla mücadele ediyorsunuz, halkla.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …en büyük eleştirilerden bir tanesi, kanun hükmünde kararname ekinde yapılan ihraçlara ilişkin olarak yargı yoluna gidilememesiydi. Bu sorun da OHAL Komisyonuyla aşılmış durumda, dolayısıyla bu noktada hukuki anlamda ve uluslararası standartlar ve kriterler açısından eleştirilecek en ufak bir problem bulunmamaktadır. Biz OHAL’i, olağanüstü hâl ilanını sadece FETÖ terör örgütüne mensubiyetini tespit ettiğimiz kişilerin kamudan kolaylıkla, etkili bir şekilde ihracı için kullanıyoruz yani olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesi çıkarmak için kullanıyoruz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Bakan, bir şey söyleyeceğim: Çöpçüler niye atıldı, çöpçüler? Çöpçüler niye atıldı işten? Bu işçiler niye işten atıldı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu belediye işçileri niçin işten atıldı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Dolayısıyla, bu mücadele sadece teröre, teröristlere karşı yapılıyor, bunun dışında bir uygulama söz konusu değildir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Çöpçüler niye işten atıldı, çöpçüler? Temizlik işçileri niye işten atıldı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bugüne kadar özellikle temel hak ve hürriyetlerin sınırlandığına ilişkin hiç kimse tarafından somut olarak bir örnek getirilememiştir, getirilemez de çünkü böyle bir şey yoktur.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Temizlik işçileri Sayın Bakan, temizlik işçileri.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Milyonlarca örnek var, milyonlarca.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama biz terörle mücadele etmeye devam edeceğiz, buna mecburuz. Bu milletin bekası için, bu milletin geleceği için terörle, teröristle mücadele etmeye devam edeceğiz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Millete bir şey olduğu yok, size bir şey oluyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bu mücadeleyi hiç kimse engelleyemez, hiç kimsenin buna gücü yetmez.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kurtulamayacaksınız.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Göreceksin, 24 Haziranda göreceksin kimin gücü kime yetiyor. Göreceğiz sizi.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Dolayısıyla, gelinen bugün itibarıyla OHAL’in kaldırılmasını talep etmek -açıkça söylüyorum- sadece, özellikle Fetullahçı terör örgütünün kamuda daha çok yapılanmasına, palazlanmasına katkı sağlayacak olan bir taleptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Canikli bir dakikada, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İnşallah olağanüstü hâl yüce Meclisin takdirleriyle uzatılacak ve bu millet bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü tehdit eden bütün unsurlara karşı mücadelesini sürdürecektir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bağımsızlık OHAL’le mi korunuyor?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tanrıkulu…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Biraz önce OHAL’in uzatılmaması gerektiği yönünde bir konuşma yaptım. Sayın Bakan da “Uzatılmamasını istemek FET֒nün kadrolarının görevde kalmasını istemek demektir.” dedi. Dolayısıyla, açık bir sataşma var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu sataşmadır açıkça.

BAŞKAN – Bu hiç sataşma değildir Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Olur mu Sayın Başkan, olur mu?

BAŞKAN – Olur mu öyle bir şey? Siz “OHAL kaldırılsın.” diyorsunuz, Sayın Bakan da kaldırılmamasının gerekçelerini anlattı.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ama Bakan bizi itham etti. Sayın Başkan, itham etti.

BAŞKAN - Böyle bir şey olur mu ya? Eleştiri düzeyinde bu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, itham etti.

BAŞKAN – Bakın, şahsınıza yönelik en ufak bir sataşma yoktur Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Olur mu? Sayın Başkan, biraz önce konuşan benim.

BAŞKAN – Tamam, sadece siz konuşmadınız, sizden önce konuşan 4-5 arkadaşımız daha var.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Belki diğerleri de söz alacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onlar da isteyecek Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır Sayın Tanrıkulu, bakın, tutanaklara geçsin diye söyleyeceğiniz bir şey varsa söyleyin, bir sataşma yok.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Söylüyorum bakın, Sayın Başkan, bu açıkça itham etmektir.

BAŞKAN – Kesinlikle değil, kesinlikle değil. OHAL’in uzatılması talebine ilişkin gerekçelerini anlattı Sayın Bakan.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bakın, FET֒nün darbeye karışmış hiçbir kadrosunun kamuda kalmaması lazım. Yirmi aydır neden bunu yapamadınız? Nasıl bizi itham edersiniz?

BAŞKAN – Şimdi, fikirlerin farklı farklı söylenmesi bir sataşma mıdır? Değil.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – İtham etmek başka bir şeydir. Sayın Bakan itham etti, ben de kendisine soruyorum: Temizlik işçileri neden atıldı Sayın Bakan? Bir cümle söyleyin, bir cümle.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

Şimdi, şahıslar adına son konuşma Trabzon Milletvekili Salih Cora’ya aittir.

Buyurun Sayın Cora. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21 Temmuz 2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâlin 19 Nisan 2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere üç ay daha uzatılmasına ilişkin tezkere hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ tarafından hain bir darbe gerçekleştirilmiştir. Türkiye uçurumun kenarından dönmüştür. Emperyalist güçler, maşaları aracılığıyla ülkemizi işgale hazırlamıştır. Büyük bir tehdit başta Cumhurbaşkanımız, Başkomutanımız, kahramanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesi ve milletimizin ferasetiyle bertaraf edilmiştir. Bu darbe bayrağımıza, vatanımıza, devletimize, milletimize, demokrasiye, hukuka ve özgürlüklere karşı yapılmış alçakça bir saldırıdır; Türk milletinin tamamına, millî iradeye, demokrasiye ve insan haklarına karşı yapılmış bir kalkışmadır. Ülkemizin bağımsızlığı, milletimizin birliği ve bütünlüğü, çocuklarımızın geleceği ipotek altına alınmıştır. Çok şükür kararlı bir duruşla darbelere lanet okuyarak, milletimiz meydanlara inerek kendi kaderini kendisi tayin etmiştir. Tarihin akışını değiştirmiş, bir demokrasi destanı yazmıştır. Şimdi, tüm bu yaşananları, bu olağanüstü hadiseleri yok sayarak kaldığımız yerden hiçbir şey yokmuş gibi nasıl devam edebiliriz? Darbe gecesi uçaklara meydan okuyan, tankların altına giren, vücudunu kurşunlara siper eden 248 şehidin, 2.193 gazinin, 81 milyon kahramanın mücadelesini nasıl görmezden gelebiliriz? Türkiye Büyük Millet Meclisinin bombalandığını, Boğaziçi Köprüsü’nün işgal edildiğini, masum insanların tarandığını, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde sivillere gökten ateş yağdırıldığını, Özel Harekât merkezindeki kahraman polislerimizin nasıl katledildiğini kötü bir hatıra olarak hemencecik unutalım mı? Ömer Halisdemir’in ölüme koşmasını, Erol Olçok’un milleti uyandırmasını, Şerife bacının fedakârlığını, Sabrilerin tankların altında ezilen vücutlarını, yıkılan yuvalarını, kararan hayatları “Vatan sağ olsun.” deyip sineye mi çekeceğiz, hiç hesap sormayacak mıyız? Biz bunu sormazsak Metin Doğanlar tekrar tankın altına girer mi, bu millet tekrar sokağa çıkar mı? Ne olmuş yani? Darbecileri yargılamak kimin zoruna gidiyor? Terörle mücadele kimin kanına dokunuyor? Darbe başarılı olsaydı acaba olağanüstü hâl mi olacaktı yoksa sıkıyönetim mi olacaktı, Meclis çalışacak, istediğimiz kanunu çıkarabilecek miydik, seçimler yapılıp siyasi partiler istediği kampanyayı yapabilecekler miydi? Ben söyleyeyim: Allah korusun, böyle bir durum olsaydı, sıkıyönetim ilan edilecekti, faili meçhullerin haddi hesabı olmayacaktı, anarşistler etrafta kol gezecekti, sınırdan otobüslerle getirilecek DAEŞ’liler kontrollü bir biçimde içeri girecekti. PKK, PYD, DAEŞ’le sözde mücadele edip uluslararası güçler Türkiye'ye müdahale için hazırlanacaktı. PKK sözde DAEŞ karşısında zafer kazandığını ileri sürüp tıpkı Suriye’deki gibi hazırlanan bir plan, bir proje hayata geçirilecekti. Onun için diyoruz ki: Ülkemiz gerçekten bir işgalden kurtarıldı. Darbenin püskürtülmesinin hemen ardından Fırat Kalkanı Operasyonu tesadüf müdür? Zeytin Dalı Harekâtı’yla bölgede uygulanmak istenen proje böylece yırtılıp atılmadı mı? Bunların hangisini darbe sürecinden bağımsız bir şekilde düşünebiliriz? Hamdolsun, darbe püskürtüldü, demokrasi kazandı. Darbeciler yargılanıyor, hukuk önünde hesap veriyorlar, günlerce savunma yapıyorlar yani adil yargılanıyorlar. İşte, biz böyle bir ülkeyiz. Demokrasiyi koruduk, hukuku işletiyoruz, insan haklarına saygı duyuyoruz. Türk yargısı darbeci tiyatrocuların senaryoları karşısında delilleri ortaya koyuyor, failleri tespit ediyor, sanıkları millet adına cezalandırıyor. Darbecilerin beklediği bahar bir türlü gelmeyince hepsi tel tel dökülüyor. İtirafçılar ise itiraflarıyla hainliğin derinliğini, tehlikenin büyüklüğünü işaret ediyor. Devletin tüm kurumları bu örgütü çökertmek için büyük bir özveri gösteriyor. OHAL yetkisiyle alınan kararlarla, örgütün faaliyetlerinin tespiti, takibi, yakalama ve yargılama süreçleriyle âdeta örgütün gizli mensupları köşeye sıkıştırılmıştır, onlar için artık yurt dışı bile güvenli değil, nerede paketleneceklerini kestiremiyorlar, bir panik havası hâkim. Her geçen gün büyük bir mesafe alıyoruz. Devlet FET֒den arınacak, millet rahatlayacak.

Sadece bu kadar mı? Hayır. Diğer terör örgütleri de bizim kadrajımızda, güvenlik güçlerimizin yakın markajında. PKK’sı, YPG’si, DAEŞ’i, DHKP-C’si, hepsi terör örgütü, onlara da nefes aldırmak bize haram, mağaralarından dışarı çıkamıyorlar, bir zamanlar kurtarılmış bölgelerinde şimdi kurtlanmış durumdalar, tarihin en büyük hezimetini yaşıyorlar.

Bir şehit yakını olarak ifade etmek istiyorum ki Mehmetçik’in kanı yerde kalmadı, kalmayacaktır. FETÖ, PKK, PYD, YPG, DAEŞ’e “terör örgütü” diyemeyenler esasında o örgütlerin destekçisidirler, bunlarla mücadeleye karşı çıkanlar en az o örgütler kadar sorunludurlar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye uzun yıllardır terör örgütleriyle sınanmaktadır. Sırf bu nedenle 1987 yılından itibaren Türkiye'nin büyük bir kısmında OHAL vardı. Biz OHAL’i 2002 yılında kaldırdık. Demokrasi yolunda büyük reformlara imza attık.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ya, nerede kaldırdınız? Allah’tan korkun ya! Biraz önce anlattım ya! Nerede kaldırdınız?

SALİH CORA (Devamla) – Ülkemizin gelişmesi, kalkınması yolunda “en”leri ve “ilk”leri gerçekleştirdik. Nerede bir mazlum, nerede bir kimsesiz varsa ırkına, diline, dinine, mezhebine bakmadan yanına koştuk. Dünyanın çarpık düzeninin muhalif sesi olduk. Kurulan tuzakları bir bir bozduk. Engelleri aşa aşa bugünlere geldik. Eksiğimiz aksağımız, elbette hatalarımız olabilir ama samimiyetten ve doğru bildiğimizi söylemekten hiç çekinmedik. Milletimizle bir ve beraber olduk. Her girdiğimiz seçimden zaferle ayrıldık. Bu güçle, bu yetkiyle cesur davrandık. Bize karşı oynanan oyunlar karşısında olanı biteni hep millete anlattık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletten destek aldık ve çok da dua aldık. Biz hiç kötü niyetle yol almadık. Milletin iradesinden başka beşer anlamda hiçbir güç tanımadık. Eğer aksi bir anlayış içerisinde olsaydık, değerli arkadaşlar, bu şerler ülkemiz adına hayra tebdil olmazdı. Bu badireler hiçbir iktidar tarafından kolay kolay atlatılamazdı.

Değerli milletvekilleri, OHAL uygulaması ilk değildir, son da değildir, elbette olağan da değildir. Sadece Türkiye'de değil, birçok ülkede uygulanan hukuki ve meşru bir yöntemdir. Bizim Anayasa'mızın 120 ve 121’inci maddeleri buna cevaz veriyor. Bunun muhatabı terör örgütü ve onun iltisaklı olanlarıdır. Milletimize hiçbir zararı yoktur. Türkiye'nin bekasına yönelik bu tehdit tam anlamıyla bertaraf edilinceye kadar olağanüstü hâlin uygulanmasının devam etmesi zaruridir.

Vatandaşımızın günlük yaşantısı etkilenmeden süreç en etkili şekilde ilerlemektedir. Milletimizin ekseriyeti bu kararlılığın devam etmesi yönünde temennilerde bulunmaktadır. Olağanüstü hâl var diye toplantı gösteri yürüyüş hakkı, düşünce ve ifade hürriyeti sınırlandırılmamıştır. Etkinlik sayılarında OHAL’den öncesi ile OHAL’den sonraki dönem karşılaştırıldığında çok büyük bir değişiklik yoktur. Dernekler açılmaya devam ediyor. OHAL’le illegal ve gayrimeşru dernekler, özellikle terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı dernekler kapatılmaktadır. Günlük hayatımızda, sosyal hayatımızda, iş hayatımızda OHAL’i hissediyor muyuz? Hayır. Nevruz kutlandı mı, 1 Mayıs kutlandı mı? Evet. Var mı bir sorun? Hayır. Hükûmet olarak bizler hangi yatırımdan geri durduk? Büyümede rekorlar kırdık. Bunları az önce Genel Başkan Yardımcımız ve Savunma Bakanımız izah etti. Değerli arkadaşlar, rakamlar ortada, sistem tıkır tıkır işliyor, kurumlarımız, bakanlarımız çalışıyor.

Sayın milletvekilleri, son olarak şunu ifade etmeliyim: Tüm bunlara rağmen Türkiye terör örgütleriyle mücadelesini henüz tamamlamış değildir, en üst düzeyde mücadelesini sürdürmektedir. Mahrem imamlar, kripto FET֒cüler, kırmızı listede arananlar, gri listede etkisiz hâle getirilenler, her geçen gün yeni vakalarla karşılaşmaktayız. Şayet darbelerin ağır faturalarını, sebeplerini biz ortaya çıkarmaz isek daha ağır sonuçlarla karşı karşıya kalabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Devamla) – Bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Cora.

SALİH CORA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, unutmayalım ki FET֒nün elebaşı imam kisvesine bürünmüş bir canidir. Silahlı Kuvvetlerdeki üst düzey yöneticilere talimat verenler görünürde akademisyendi. Toplumun her katmanına sızmış bu illetin temizlenmesi için etkili bir mücadeleye bir süre daha ihtiyacımız vardır.

Değerli milletvekilleri, etrafımız ateş çemberiyle çevriliyken ülkemizin huzuru, birliği ve beraberliği için tek vücut olmamız gereken bir durumda birtakım fantastik arayışlar içerisinde olamayız.

Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan olağanüstü hâlin üç ay daha uzatılması yönündeki Bakanlar Kurulu tezkeresine devletimiz ve milletimiz menfaatine olumlu oy kullanacağınızı ifade ediyor, terörle mücadelede kararlığımızın sürdürülmesi anlamında bu mücadeleye destek vereceğinizi düşünüyorum. Bu duygularla Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cora.

Sayın Gök, 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin (3/1566) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, az önce Sayın Bakanı izledik. Sayın Bakan terörle mücadele için olağanüstü hâlin devamının zorunluluğundan bahsetti. 15 Temmuz darbe girişimi olduğu andan itibaren olağanüstü hâl getirilmeye çalışıldığı sırada, biz, iktidar partisine “Terörle mücadele için hangi yasayı istiyorsanız getirin, onları Meclisten çıkaralım.” dediğimizde, “Bizim herhangi bir yasaya ihtiyacımız yok.” denildi Sayın Başkan. O bakımdan, Sayın Bakanın bu ifadesi son derece talihsizdir, son derece yanlıştır.

Sayın Başkan, olağanüstü hâl rejimleri bir an önce olağan döneme dönülmek için uygulanır ama iktidar partisi artık bunu son derece keyfî bir hâle getirmiştir ve hele bugün, olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin görüşmelerin yapıldığı günün erken seçim yapılacağı tarihin açıklandığı güne rastlatılması, Türkiye demokrasisi açısından tam bir talihsizliktir, tam bir aymazlıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Altay, buyurun, size de 60’a göre söz veriyorum.

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, olağanüstü hâl ilanıyla FET֒ye teslim olunduğunun tescil edileceğine ve erken seçim kararına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, biz, esasen İç Tüzük 57’ye göre tezkerenin oylanmasından önce yoklama talep edeceğiz ama hazır ondan önce de şunu söylemek isterim: “Olağanüstü hâl ilan etmek teröre teslim olmaktır.” diyen Sayın Erdoğan’a soruyorum: FET֒ye teslim misiniz? Gelin, bu yanlışı yapmayın. Olağanüstü hâl ilanıyla FET֒ye teslim olduğunuzu tescil edeceksiniz diyorum.

Bugün ilan edilen ama Meclisten henüz alınmayan seçim kararı için de şunu söylüyorum: Gidişiniz güle güle olsun efendim. Güle güle gidin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/1/2018 tarihli ve 1178 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/4/2018 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1566) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunacağım ama oylamadan önce bir yoklama talebi var, önce bu talebi karşılayacağım.

Sayın Altay, Sayın Tanrıkulu, Sayın Tüzün, Sayın Tanal, Sayın Gök, Sayın Hayati Tekin, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Köksal, Sayın Durmaz, Sayın Özcan, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Türkmen, Sayın Akkuş İlgezdi, Sayın Çam, Sayın Köse, Sayın Yıldız, Sayın Gökdağ, Sayın Göker, Sayın Havutça, Sayın Üstündağ, Sayın Nurlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Evet, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 18/1/2018 tarihli ve 1178 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/4/2018 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1566) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi Başbakanlık tezkeresini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.51

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Vecdi GÜNDOĞDU (Kırklareli), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Kanser hastalığının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan (10/25), (10/262), (10/957), (10/2680), (10/2713), (10/2717), (10/2745), (10/2746), (10/2757), (10/2787) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz.

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 21 milletvekilinin, kanser hastalarının ve yakınlarının yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/25)

2- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Karadeniz bölgesinde yaşanan kanser vakalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/262)

3- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil ve 20 milletvekilinin, kanser hastalığının tanı ve tedavi sürecindeki eksikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/957)

4- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 23 milletvekilinin, kanser hastalarının ilaç temininde yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2680)

5- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu ve 21 milletvekilinin, kanserin önlenmesi ile teşhis ve tedavi süreçlerine yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2713)

6- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan ve 34 milletvekilinin, kanserin kontrol altına alınması, erken tanı ve tedavi süreçlerinin iyileştirilmesi, Türkiye çapında onkoloji alanında bir standart geliştirilmesi ve ülke ekonomisini de önceleyen alanların belirlenebilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2717)

7- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın kansere karşı bir farkındalık oluşturmak, kanser taraması ve tanısı konularında insanları bilinçlendirmek için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2745)

8- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve 37 milletvekilinin, kanser teşhis ve tedavi süreçlerinin daha ekonomik bir şekilde yerine getirilmesi ve sağlık personelinin daha etkin bir şekilde istihdamının sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2746)

9- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım ve 21 milletvekilinin, son yıllarda artış gösteren kanser vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2757)

10- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 milletvekilinin, kanser tedavisinde kullanılan ilaçlara hızlı ve kolay erişimin sağlanabilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2787)

BAŞKAN – Hükûmet? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 19 Nisan 2018 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 17.53



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.