TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

84’üncü Birleşim

11 Nisan 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Sağlık Bakanlığı harcamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Karayollarında çalışan taşeron işçilerin kadro düzenlemesinde kapsam dışı bırakılmasının çok ciddi bir haksızlığa neden olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, 8 Nisan gecesi Bolu’da 4,7 şiddetinde meydana gelen deprem için geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindeki şehirlerde olası bir depreme karşı esaslı önlemler alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’ne ilişkin açıklaması

 

 

4.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 9 Nisan Mimar Sinan’ı Anma ve Mimarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

6.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Amasra’da termik santral kurmak isteyen Hema firmasınca işlerine son verilen 160 işçinin mağduriyetinin giderilmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına seslendiğine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana’dan gelen hemşehrilerinin Anıtkabir’de İstiklal Marşı okumak isterken askerlerin müdahalesiyle karşılaştığına ve Anıtkabir’de ulusal marşımızı söylemenin ne zamandan beri yasaklandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, AKP Genel Başkanının ekonomiyle ilgili bazı ifadelerine ve vatandaşların AKP’ye sandıkta gereken yanıtı vereceğine ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve Emin Çölaşan’a yönelik tehdide ilişkin Sözcü gazetesinde yer alan bir habere ilişkin açıklaması

10.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve israfı önlemenin bir eğitim konusu olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Nilüfer ilçesinde polis memuru olan bir velinin bir ilkokulu basarak okul müdürü Tülay Taş ve yardımcısı Sinan Delibaş’ı yaralamasına ve bu katliamlara karşı yetkilileri görevlerini yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın katılımıyla tanıtımı yapılan Proje Bazlı Teşvik Sistemi’nin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

13.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Akyürek’in, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması"

14.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, süper teşvik paketinde Sivas ilinden hiçbir firmanın yer almamasına ilişkin açıklaması

15.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Trakya bölgesinde taş ocaklarına ruhsat verilmesinin yasaklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne, Suriye’de terör örgütleriyle mücadele eden Türkiye’nin doğrudan veya dolaylı olarak tehdit edilmekte olduğuna ve Türkiye’nin komşu ülkelerin toprak bütünlüğü çerçevesinde gerek masada gerek sahada varlığını hissettirmesi gereken bir dönem olduğuna ilişkin açıklaması

 

 

17.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Sincan’da devam eden duruşmasına ve yaptığı savunmasına, FETÖ savcılarının ve hâkimlerinin iddialarıyla Selahattin Demirtaş rehin durumda olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, Anayasa Mahkemesinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında karar vermesi gerektiğine, Suriye’de yaşanan olaylara ilişkin Parlamentonun bilgilendirilmesini rica ettiğine, İçişleri Bakanının kurumlar arası iletişim ve entegrasyon ile istihbarat zafiyetleri nedeniyle istifasını vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne, 11 Nisan kadınların Sultanahmet’te büyük bir miting yaparak kendilerine belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmasını kutlamalarının 88’inci yıl dönümüne ve AK PARTİ olarak kadınları kamusal hayatta daha fazla güç, yetki ve hakla donattıklarına ilişkin açıklaması

20.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, yaşanan bazı gelişmelerin iktidarın İslamcılık ve antiemperyalizm söylemlerinin ikiyüzlülüğünü gösterdiğine ilişkin açıklaması

21.- Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde yaşanan elim olayla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan’a yönelik ölüm tehdidini kınadığına, oluşturulmak istenen yeni sistemle öğrencilerin arzu etmedikleri okullarda okumaya mecbur bırakılacaklarına ve Şehit Yunus Baykal Ortaokulunun içine şube şeklinde bir imam-hatip okulu kurulması kararına ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, polislerin mali haklarına ilişkin daha fazla iyileştirmeyi yapmayı istediklerine ama bunun aynı zamanda imkânlarla ilişkili bir iş olduğuna ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

29.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesine bağlı ek madde 12’yle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Türkiye’de düzenlenen ilk IŞİD saldırısından sonra yargılanan ve 5 kez müebbet hapis cezasına çarptırılan Ramadani’nin isminin uluslararası takas listesinde olduğuna dair haberlere ve bu konuda açıklama talep ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünü kutladıklarına ilişkin konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Trabzon Ortahisar ilçesinin Ahmet Yahya Subaşı Ortaokulu öğrencileri ve öğretmenlerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Belarus Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Daimî Komitesi Başkanı Valery Voronetsky ile beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

3.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Kırklareli Roman dernekleri üyelerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

4.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Aydın Roman dernekleri üyelerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

 

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Ankara Milletvekili Erkan Haberal ve arkadaşları tarafından polislerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/758) esas numaralı Meclis Araştırması Önerge’sinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, Demirören Grubuna bir kamu bankası olan Ziraat Bankasının sağladığı 675 milyon dolarlık kredinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel ve arkadaşları tarafından, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde yaşanan elim olayın tüm yönüyle açığa kavuşturulması ve bu cinayete sebebiyet veren etkilere önlem alınabilecek koşulların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/929) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 548)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/449) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 112)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/452) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 115)

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu'nun, Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı önünde meydana gelen patlamaya ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/24546)

2.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan'ın, Ankara Çukurambar'da bulunan vergi dairesinde gerçekleşen patlamaya ve zarar gören arşiv kaydı olup olmadığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/24547)

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal'ın, Hatay'da bankalardan kullanılan kredilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/24727)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlığının 2014-2017 arası temsil, tanıtma ve ağırlama giderlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/25100)

11 Nisan 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşimini açıyorum.

İyi çalışmalar diliyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, cezaevlerinde yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Taşdemir.

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında cezaevlerinde her zaman hak ihlalleri vardı, çok ciddi sorunlar cezaevlerinde yaşandı. Bizler bunları çok iyi biliyoruz ama özellikle OHAL’le birlikte artık cezaevlerinde yaşanan durumu hak ihlali olarak değerlendirmek mümkün değil. Bugün artık cezaevlerinin özgürlüklerin, demokrasinin kilit altına alındığı işkencehanelere dönüştüğünü söylemek mümkün.

Yediden yetmişe cezaevlerinde olan herkes aslında bu durumdan payını alıyor. Sadece şu an cezaevlerinde 703 bebek var. Yani “cezaevi” ve “bebek” kavramını yan yana getirmenin kendisinin korkunçluğunu bir kenara bırakıyorum, daha kırk günlükken cezaeviyle tanışan bebeklerden söz ediyorum. Her gün “3 çocuk doğurun.” diyen iktidarın aslında çocuklara hazırladığı gelecek de cezaevleri oluyor.

Diğer bir nokta ise hasta tutsakların durumu. Bizce hasta tutsakların durumu artık politik, hukuki, hak ihlalinin dışında vicdani ve ahlaki bir meseledir. Hasta tutsaklar her gün cezaevlerinde yaşamlarını yitiriyor, aileleriyle vedalaşma hakkı bile tanınmıyor. Bunun en bariz örneği Celal Şeker’di. Celal Şeker tüm raporlara rağmen tahliye edilemedi, ailesiyle vedalaşmadan yaşamını yitirdi. Dolayısıyla, bu hasta tutsaklar karşısında da iktidarın bir vicdan yitimi yaşadığını söylemek mümkün.

Diğer bir nokta: Yine, insan hakları örgütlerinin hazırladıkları raporlara bakmanızı salık veririm, bu raporlarda “işkenceli ölüm” “şüpheli ölüm” başlıkları var. Tutukluların aslında can güvenliğinin olmadığını söyleyebiliriz. Ulaş Yurdakul bunun yine en iyi örneği. Ulaş’la ilgili burada da bir konuşma yapmıştım. Sekiz ay boyunca cezaevi yönetiminin gözü önünde işkence edilerek katledilmişti.

Değerli arkadaşlar, yani yine bütün bu söylediklerim İnsan Hakları Derneğinin raporlarında var, sizler de bakma şansına sahipsiniz. İnsan Hakları Derneği Erzurum şubesi, Erzincan T Tipinde tutsaklara yönelik saldırılarda, işkencede tutsakların kulak zarının patlatıldığını ifade ediyor. Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu raporları var. Bu raporlara da bakmanızı öneririm. Raporda özellikle Elâzığ T Tipi Cezaevinde çocuk mahkûmlara yönelik kötü muamelenin yapıldığı; ayakta sayım, iletişim cezası, hakaret etme gibi uygulamalar olduğu ifade ediliyor. Hatta raporun kendisinde Elâzığ Cezaevinin diğer cezaevlerinden daha kötü bir cezaevi olduğu ifade ediliyor.

Dolayısıyla, bu cezaevlerinde yaşanan durumun, öyle, sıradan, cezaevi yönetimlerinin aldığı bir karar olmadığını bizler de çok iyi biliyoruz, sizler de çok iyi biliyorsunuz. Bu cezaevlerindeki politika AKP siyasetinin cezaevi uygulamalarıdır, cezaevi siyasetidir; muhalefet eden, itiraz eden herkese verdiği bir mesajdır aslında; hukuksuzca tutukladığı, onlarca yıl ceza verildiği yetmiyormuş gibi, bir de tutukladığı muhaliflerin iradesini cezaevinde kırma, terbiye etme çalışmasıdır; bunun ismi bizler açısından budur. Dolayısıyla, bu, bir intikam alma yöntemidir. Bir an önce cezaevlerine yönelik bu uygulamalardan vazgeçilmesini talep ediyoruz.

Yine, değerli arkadaşlar, diğer bir önemli nokta ise İmralı Cezaevidir. İmralı Cezaevinin özel bir statüye sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. İmralı Cezaevi hukuka, cezaevi yasalarına, cezaevi mevzuatına göre yönetilmiyor. Bu hukuk, aslında, AKP'nin çıkarlarına, keyfine, siyasal iklimine göre belirlenen bir hukuktur. Dolayısıyla, üç yıldır Sayın Öcalan ailesiyle, avukatlarıyla görüştürülmüyor ama üç yıl önce ailesiyle, avukatlarıyla, yine, heyetlerle çok rahat bir şekilde görüşebiliyordu. Peki, bugün neden bu görüşme sağlanamıyor, üç yıl içerisinde ne değişti? Biz bunu merak ediyoruz. Yasalar değişmemişse, mevzuatlar değişmemişse o zaman bu uygulamanın nedeni AKP iktidarının değişimidir, ittifakların değişimidir. Bu yeni ittifaklar çerçevesinde, İmralı’da ağır bir tecrit uygulanıyor. Kürt sorununun demokratik çözümü, Kürt sorununun müzakere ve diyalogla çözümünden vazgeçildiğinin ifadesidir. Dolayısıyla, bugün İmralı’da gerçekleşen tecrit, sadece sıradan bir cezaevinde uygulanan bir politika değildir; aslında halkların barış iradesine, halkların bir arada yaşama iradesine, Türkiye’nin demokratikleşmesine uygulanan bir tecrittir. Tecridin uluslararası mevzuatta da insanlığa karşı uygulanan suç olduğunu bizler çok iyi biliyoruz. Tecrit bir insanlık suçudur, sizleri de bu suçu işlemekten vazgeçmeye davet ediyorum.

Herkesi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşdemir.

Gündem dışı ikinci söz, Sağlık Bakanlığı harcamalarıyla ilgili söz isteyen Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’e aittir.

Buyurun Sayın Biçer. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Sağlık Bakanlığı harcamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağlık Bakanlığı, 2017’nin Ağustos ayında Bilkent Şehir Hastanesinin hemen yanındaki yeni hizmet binasına taşındı. Sağlık Bakanlığının bu yeni hizmet binasının yaklaşık sekiz aylık kirası tam 18 milyon 55 bin 498 lira 61 kuruş sevgili arkadaşlar, bakın kuruşları da özellikle söylüyorum. Bu binanın, 2017’nin yalnızca beş aylık kirası tam 10 milyon 373 bin 267 lira 89 kuruş, 2018’in şu geçtiğimiz yalnızca birkaç aylık kirası tam 7 milyon 682 bin 230 lira 72 kuruş. Yani bu hizmet binasına aylık verdiğimiz kira, bakın tam 2,5 milyon lira yani eski parayla 2,5 trilyon lira kira veriyoruz tek bir hizmet binasına. Üstelik bu hizmet binasının Sağlık Bakanlığı Bilkent Şehir Hastanesi ihalesine nasıl dâhil edildiğini de bilmiyoruz. Bilkent Şehir Hastanesinin ihale ilanında da ihale şartnamesinde de bu bina görünmüyor. İhale süreci içinde hangi aşamada, nasıl, kimler tarafından bu sözleşmeye eklendi bilmiyoruz çünkü Sağlık Bakanlığı açıklamıyor, “Devletin sırrıdır bu.” diyor sevgili arkadaşlar. Bugün artık Sağlık Bakanlığının kendisi bile, aynı şehir hastanelerinde olduğu gibi, şehir hastanelerini yapan bu yandaş şirketlerin kiracısı oldu; üstelik ihaleleri yapan Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü de bu binada kiracı durumunda yani bu müdürlük kendi ödeyeceği kiranın ihalesini yapar duruma geldi. Sağlık Bakanı Sayın Demircan 2018 bütçe görüşmelerinde “E, bizim kaynağımız yok ki bu hastaneleri yapalım.” demişti. Artık görüyoruz ki Sağlık Bakanlığı, bırakın hastaneleri, kendine ait hizmet binasını bile yapamayacak bir noktaya geldi.

Şehir hastanelerine ilişkin eleştirilerini, düşüncelerini, endişelerini, kaygılarını söyleyen herkesi kıskançlıkla suçladılar; yerli ve millî olmamakla suçladı iktidar. Bu devasa yatırımların neden bütçede görünmediğini de aynı iktidar bir türlü açıklayamadı, şirketlere ne kadar kira ödeyeceğini, ne kadar para ödeyeceğini hâlâ açıklayamadı.

Sağlık Bakanlığı ihale izni için Yüksek Planlama Kuruluna gittiğinde doların kuru 1,5 liraydı bakın; 1,5 lira. Döviz kuru garantisi verilen, yüzde 70 doluluk oranı garantisi verilen hastanelerin kiralarının, doların 4 lirayı, euronun 5 lirayı geçtiği bugünlerde tam olarak ne kadara çıktığını bilmiyoruz.

Buradan Sağlık Bakanına tekrar seslenmek istiyorum: Bugün itibarıyla dolar kuru dikkate alındığında, tam olarak ödenecek kiranın günlük güncel miktarı ne kadardır? Bu tutarları neden açıklamıyorsunuz? Sağlık Bakanlığına bilgi edinme hakkı kapsamında yaptığımız başvuruya iki ay sonra nihayet yanıt geldi, biz böylece şirketin Sağlık Bakanlığına kirayı fatura ettiğini öğrenmiş olduk. Peki, bu faturanın içinde vergi var mı, stopaj var mı? Öyle ya, şirket bir gelir elde ediyor, bunun vergisini veriyor mu? Ya da en başında söyledim -kuruşlar bile önemli- nasıl bir sözleşme imzaladınız ki bu kiranın küsuratı kuruş olarak çıkıyor? Sağlık Bakanlığı daha kaç yıl bu kiraları ödeyecek?

Sağlık Bakanlığı bütçesinde görünmeyen bu binanın kirası döner sermayeden ödeniyor. Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarına ve hastanelere çok gördüğü döner sermayeyi, işte, bol keseden bu şirketlere kira olarak ödüyor.

Her yıl 14 Martlarda sağlık çalışanlarına müjdesini verdiği ama bir türlü hayata geçirmediği fiilî hizmet zammına, emekli maaşlarındaki iyileştirmeye, döner sermaye paylarının yükseltilmesine eli bir türlü varmayan Hükûmet, yandaş şirketlere bu doları, lirayı sular seller gibi harcıyor.

Bakın, çok değil, üç sene önce Sağlık Bakanı Recep Akdağ zamanında, Ankara’daki İkiz Kuleleri on yıl için 36 milyon liraya kiralayan Sağlık Bakanlığı yetkilileri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma başlatmıştı. Bu soruşturmanın akıbetini de bilmiyoruz. Bu soruşturmanın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUR YILDIZ BİÇER (Devamla) – Başkanım, tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız Sayın Biçer.

TUR YILDIZ BİÇER (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı, kamu zararı nedeniyle başlattığı bu soruşturmanın akıbetini de soruyoruz.

Bu soruşturmanın gerekçesi olan sözleşmeleri bir sonraki Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu iptal etmişti ve Mehmet Müezzinoğlu şunu söylemişti: “Merak etmeyin, yeni hizmet binamız tamamlandığında Bakanlık ve bağlı kuruluşların merkez teşkilatları için herhangi bir kiralık binaya ihtiyacımız kalmayacak.” Evet, bugün görüyoruz ki Sağlık Bakanlığının bütün merkez teşkilatları artık kiralık ne yazık ki.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Biçer.

Gündem dışı üçüncü söz, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluş günü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’e aittir.

Buyurun Sayın Yılmaztekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Şanlıurfa’nın kurtuluşunun 98’inci yılı münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, 11 Nisan, peygamberler şehri, kültür ve medeniyetin beşiği Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü olarak her yıl büyük bir şerefle ve gururla kutlanmaktadır. Doksan sekiz yıl önce Arap’ıyla, Kürt’üyle, Türk’üyle temerküz etmiş Urfalılar, İngilizler ve Fransızların işgal girişimine geçit vermemiş, esarete karşı şehadet anlayışıyla bir kez daha Şanlıurfa’da galebe çalmıştır. Kazandığını zannederek geldiği topraklarda “Galip devletin askeri neden karşılanmıyor?” kibrini yaşayanlara “Eğer misafir olarak gelseydiniz sizi Birecik’te karşılardım. İşgale gelmiş birini karşılamak bir Türk mutasarrıfına yakışmaz.” cevabıyla düşmanın kibrinin boynuna tasma yapıldığı yerin adıdır Şanlıurfa.

Kıymetli milletvekilleri, kahraman görme ve destan okuma merakında olanlara Çanakkale’den Sakarya’ya, Büyük Taarruz’dan 15 Temmuza geniş bir yelpazede kaynak sunan şanlı tarihimiz en son elde edilen Afrin zaferiyle güncellenmiş, nisyanla malul beşer hafızası canlı tutulmuştur. Tarihin her defasında tekerrür etmeyeceği umuduyla hainlik yoluna düşenler, tapındıkları zahirî gücün makamıilahide bir değer ifade etmediğini gün gelip anlayacak, bu necip milletin tokadıyla acziyet çukuruna yuvarlanmaktan asla kurtulamayacaklardır. Yeniden dirilişimizi akim kılmak isteyenler ve içerideki iş birlikçileri için artık zemberek boşalmış ve yolun sonu görünmüştür. Terör örgütlerinin arkasına saklanarak bulunduğumuz coğrafyayı dizayn etmek isteyenler, bölgesinde güçlü bir Türkiye’yi minder dışına itmek için her yolu denemektedir. 7 Şubat MİT krizindeki ahlaksızlığı basın ve ifade özgürlüğü sosuyla servis edenler 17-25 Aralık Emniyet-yargı kumpasıyla siyaset kurumunu esir almaya kalkmış; hainliğin sonu, ekmeğini yediği milletin üzerine helikopterler, tanklar ve tüfeklerle kurşun sıkmaya kadar varmıştır. Aslında tüm bu yaşananlar, terör örgütleri eliyle Türkiye’yi hizaya getirme gayretinden başka bir şey değildir. Siyasi ikballeri uğruna bu hainliklere ortak olanlar mahşerivicdanda yargılanmış, sadece sandığa gömülecekleri 2019 seçimlerini beklemektedirler.

Kıymetli milletvekilleri, terör örgütlerini hem lojistik hem de finansman olarak destekleyenler hiç şüphesiz ki akan binlerce masumun kanının failidir. Terör örgütü mensuplarına siyasi sığınma hakkı verenlerin, illegal her türlü faaliyetlerini görmezden gelerek bunu demokrasi ve ifade özgürlüğüyle gerekçelendirmeye çalışanların insanlık nezdinde hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır. Vakit, artık herkesin aklını başına alması gereken vakittir diye düşünüyorum. Zannediyorum ki “Bir gece ansızın gelebiliriz.” sözünü söylerken ne kadar ciddi olduğumuzu, bunun kuru ve içi boş bir kabadayılık olmadığını herkes görmüştür. Artık herkes bilmelidir ki bu sözün muhatabı Türkiye'nin bekasını hedef alan ve terör faaliyetinde bulunan tüm odaklardır. Herkes bilsin ki Türkiye yanı başında gayrimeşru hiçbir oluşuma müsaade etmeyecektir. Afrin'i nasıl temizlemişse Menbic, Rasulayn, Tel Abyad sırası geldiğinde öyle temizlenecek inşallah. Kandil, Sincar ve terör tehdidi gördüğü her yere de müdahale etmekten çekinmeyecektir Türkiye.

Kıymetli milletvekilleri, sözlerimin sonunda “FET֔ denen ihanet şebekesinin yaşattığı o meşum gece şehit düşen Şanlıurfalı hemşehrilerim Şefik Şefkatlioğlu, Ümit Yolcu, Halil İbrahim Yıldırım ve Mustafa Direkli ile Afrin’de yürütülen Zeytin Dalı Operasyonu'nda şehit düşen hemşehrim Muhammed Cihangir Çubukçu’ya tüm şehitlerimizle birlikte Cenab-ı Hak’tan rahmet ve merhamet diliyorum, makamlarının ali olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum. Ayrıca, Akçakaleli hemşehrim ve Afrin gazisi İsmail Tokmak ve tüm gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

Konuşmamı Urfa Kurtuluş Marşı'nın şu sözleriyle bitirmek istiyorum, diyor ki Urfalı: “Kolumu salladım toplar oynadı/ Kara taş içinde çete kaynadı/ Yaşasın Urfalılar teslim olmadı/ Di yeri yeri kumandanım yeri/ Çetelerim gidiyor dönmüyor geri.”

Selam olsun sevdasını vatan yapanlara, bu uğurda toprakta yatanlara diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaztekin.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme girip yerlerinden bir dakika için söz isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Atıcı, Sayın Hürriyet, Sayın Ünal yerine Sayın Tamer, Sayın Erdoğan, Sayın Yılmaztekin yerine Sayın Dedeoğlu, Sayın Tümer yerine Sayın Yalçınkaya, Sayın Özdiş, Sayın Engin, Sayın Balbay, Sayın Kılıç, Sayın Kayışoğlu, Sayın Dalkılıç yerine Sayın Taşkın, Sayın Akyürek, Sayın Akyıldız, Sayın Kayan.

Buyurun Sayın Atıcı.

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Karayollarında çalışan taşeron işçilerin kadro düzenlemesinde kapsam dışı bırakılmasının çok ciddi bir haksızlığa neden olduğuna ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Karayollarında çalışan taşeron işçilerin kadro düzenlemesinde kapsam dışı bırakılması çok ciddi bir haksızlığa neden olmaktadır. Alın teriyle gece gündüz, kar kış demeden çalışan yol işçilerinin kadro sorunu bir an önce çözülmelidir. Herkesi ayrıştıran AKP iktidarı taşeron işçiler arasında da ayrım yapmaktan geri durmamıştır. Asgari ücretle ve açlık sınırının altında çalışan işçiler arasında ayrım yapmak ayıptır. Herkese kadro verdiniz de yol işçilerine mi gücünüz yetti? Derdiniz YOL-İŞ sendikasıyla mı? HAK-İŞ sendikasına geçen herkese kadro verip YOL-İŞ’e üye işçilere zulüm yapmanın anlamı nedir? Taşeron üzerinden particilik yapmak hiçbir ahlak kuralına sığmaz.

Yol işçilerinin bu mağduriyeti derhâl giderilmeli ve hak ettikleri kadro acilen verilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hürriyet…

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, 8 Nisan gecesi Bolu’da 4,7 şiddetinde meydana gelen deprem için geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindeki şehirlerde olası bir depreme karşı esaslı önlemler alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bolu ilimizde geçtiğimiz 8 Nisan gecesi 4,7 şiddetinde deprem meydana geldi ve Düzce, Sakarya, Kocaeli, İstanbul ile çevre illerde de hissedildi.

Depremi yaşayan tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum öncelikle.

Bolu ilimiz, Düzce, Kocaeli gibi depremlerin en çok görüldüğü Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunmaktadır. Bolu’da meydana gelen deprem, bizlere depremlerin aslında çok da uzak olmadığını hatırlatıyor. Hatırlatıyor ama 17 Ağustos gibi büyük bir depremde büyük acılar yaşayan Kocaeli’de bu konudaki önlemler ne yazık ki yetersiz kalıyor. Elimde tuttuğum şu görsel, şu yamuk bina fotoğrafı bile aslında bu önlemlerin ne kadar yetersiz olduğunu da bizlere gösteriyor.

Büyük Kocaeli depreminin üzerinden on dokuz sene geçti, kaybettiklerimizin acıları hâlâ içimizde. “Ben geliyorum, önlem alın.” diyen depreme kulaklarınızı tıkamayın. Sonuçları faciaya dönüşecek olan depreme karşı daha esaslı önlemler almak şarttır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hürriyet.

Sayın Tamer…

3.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’ne ilişkin açıklaması

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sağlık sorunları hem bireyleri hem de tüm toplumu yakından ilgilendiren etkili bir olaydır. Sağlık konusunda bilinçlenmek, bu bilinç ve farkındalıkla hareket etmek hepimiz için de çok önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı “Zihinsel, bedensel ve psikolojik olarak iyi olma hâlidir.” diye ifade eder.

Bugün, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü. Beyin hücreleri dopamin denilen bir madde salgılar. Bu madde, hücreden sinirlere ulaşan bilgilerin hücreden hücreye aktarılmasını sağlar ve bu şekilde görev yapar. Bir şekilde dopamin eksikliğiyle Parkinson dediğimiz hastalık ortaya çıkar, ellerde titreme ve yavaş hareket etme, bu hastalığın önemli belirtilerindendir. Tabii, geçici beyin enfeksiyonları, arteriyoskleroz, travmalar, zehirlenmeler, tümörler gibi sebepler buna neden olmaktadır. Özellikle 50 yaşından sonra görülen Parkinson hastalığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Türkiye'deki Parkinson hastalarına da acil şifalar dilerim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdoğan…

4.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Evet, Sayın Başkanım, bugün Şanlıurfa’nın kurtuluşunun 98’inci yıl dönümü. Komşu ilimiz olan Şanlıurfa’nın kurtuluş döneminde Gaziantep’imiz de yine Fransızların işgaline karşı mücadele etmiş ve kurtuluşunu sağlamıştı. Bu mücadelede 6.317 şehit vermiştik, bir o kadar da yaralımız vardı. Şehir nüfusunun 25 bin olduğunu düşünürsek zayiatın ne kadar olduğunu görürüz.

Yine emperyal güçler bugün de aynı coğrafyada, aynı topraklarda, civar ülkelerde tepişiyorlar ve bu tepişmelerinden de maalesef mazlum insanlar zarar görüyor. Biz Türkiye olarak bu insanlara her zaman kucağımızı açtık, her zaman bunları sahiplendik, bundan sonra da yardım edeceğiz. Ama son gelişmelerde inşallah bu tepişmelerden oradaki mazlum insanlar zarar görmezler diye düşünüyorum. Şanlıurfa’nın kurtuluşunu kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dedeoğlu…

5.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 9 Nisan Mimar Sinan’ı Anma ve Mimarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Mimar Sinan her fâni gibi bu dünyadan ayrıldı ancak eserleri onu ölümsüzleştirdi. Kayseri Ağırnas’ta doğan ve gençlik döneminde Kayseri’de yaşayan Sinan’ın en önemli ilham kaynağı Erciyes olmuştur. Eserlerini doğup büyüdüğü Ağırnas’tan aldığı ilhamla yaptı ve “Koca Sinan” olarak tarihe geçti. Camiden medreseye, köprüden saraya, hamamdan kervansaraya 365 eseri ömrüne sığdırabilen, mühendislik ile mimarlığı buluşturan, hüneriyle inşa eden Mimar Sinan’ın her bir eseri âdeta taş ve toprakla yazılmış bir şiir ve bir sanat eseri olmuştur. Mimar Sinan’ı Anma ve Mimarlar Haftası vesilesiyle kadim medeniyetimizin tüm ihtişamını gözler önüne seren, görkemli tarihimizin en somut eserlerini inşa eden üstat Mimar Sinan’ı rahmet ve duayla anıyoruz.

Tarihsel birikiminden aldığı feyzle geleceğe özgür eserler bırakma anlayışıyla eserler üreten tüm mimarların Mimarlar Günü’nü kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Sayın Yalçınkaya…

6.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Amasra’da termik santral kurmak isteyen Hema firmasınca işlerine son verilen 160 işçinin mağduriyetinin giderilmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına seslendiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bartın Amasra’da kurmak istediği termik santral için yaptığı hukuksuzluk ve usulsüzlükler kamuoyunca bilinen Hema firması, bünyesinde taşeron olarak çalışan 160 kişinin işine 29 Mart tarihinde son vermişti. O tarihten bugüne kadar işçiler, işlerine iade edilmeleri ve alacaklarının ödenmesi talebiyle aileleriyle beraber iş yeri girişinde çaresiz bir şekilde beklemektedir. Firma yetkilileri tarafından dava açmamaları koşuluyla alacaklarının ödeneceği söylenerek işçilere baskı yapılmaktadır.

Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına buradan seslenmek istiyorum: Lütfen, işçilerin ve ailelerinin haklı feryadını artık duyun, yaklaşan ramazan ayı öncesinde işçilerimizin ve ailelerinin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için artık sorumluluk alın, işçilerin haklı taleplerine kulak verin.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana’dan gelen hemşehrilerinin Anıtkabir’de İstiklal Marşı okumak isterken askerlerin müdahalesiyle karşılaştığına ve Anıtkabir’de ulusal marşımızı söylemenin ne zamandan beri yasaklandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Başbakana. Geçtiğimiz günlerde, bana iletilen bilgiye göre, Adana’dan Anıtkabir ziyaretine gelen 100’ü aşkın hemşehrim Anıtkabir’de İstiklal Marşı okumak isterken askerlerin müdahalesiyle karşılaşmışlar. Kendilerine “Anıtkabir’de İstiklal Marşı ve özellikle İzmir Marşı söylemek kesinlikle yasak, yukarıdan emir geldi.” denmiş. Sayın Başbakana soruyorum: Anıtkabir’de ulusal marşımızı söylemek ne zamandan beri yasaklandı?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Özdiş.

Sayın Engin…

8.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, AKP Genel Başkanının ekonomiyle ilgili bazı ifadelerine ve vatandaşların AKP’ye sandıkta gereken yanıtı vereceğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biliyorsunuz tuvalet ücreti AKP iktidarında 1 milyon liradan 1 TL’ye indi. AKP Genel Başkanı da bu büyük başarıya konuşmalarında sık sık yer veriyor. Milyarlık maaşlar da bu arada birden sönüverdi, örneğin 2 milyar lira maaş alan 2 bin TL maaşta kaldı ama olsun, önemli olan tuvalet ücreti. Türkiye büyük bir ekonomik kaosun içinde olsa da TL her geçen gün değer kaybetse de yarın sabah doların, euronun kaç lira olacağı bilinmese de AKP Genel Başkanı her gün, her saat televizyonlarda ekonominin coştukça coştuğunu anlata anlata bitiremiyor. Emeklilerimiz, işsiz gençlerimiz, esnafımız, işçimiz, memurumuz, çiftçimiz “Madem ekonomi coşuyor, biz niye coşamıyoruz?” diye soruyorlar. Vatandaşlarımız, kendi çalıp kendi oynayan AKP’ye elbet sandıkta gereken yanıtı verecektir.

BAŞKAN – Sayın Balbay…

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve Emin Çölaşan’a yönelik tehdide ilişkin Sözcü gazetesinde yer alan bir habere ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şanlıurfa’nın kurtuluşunun 98’inci yılını kutluyoruz. Urfalılar, daha 1917’de bir çeşmeye “Mustafa Kemal Çeşmesi” adını vererek bu ülkeye, bu topraklara bağlılıklarını göstermişlerdir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Sözcü gazetesinin birinci sayfasında, Emin Çölaşan’a yönelik tehdide ilişkin bir haber var. Emin Çölaşan’ı tehdit eden kişi onu eleştirdikten sonra -aynen okuyorum- diyor ki: “Keşke savaş çıksa da düşmanlarla birlikte sizin gibi hainleri de temizlesek.” Şu saate kadar, saat 14.00’e kadar Emin Çölaşan’ı hiç kimse aramamış, hiçbir devlet, Hükûmet yetkilisi en azından üzüntüsünü ya da konuyu araştıracağını belirtmemiş. Bu e-maili atan kişinin e-mail adresi “lider.yatirim34@gmail.” Telefonu da “530 788 84” son iki numarası Sayın Çölaşan’da.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Bu ülkenin en çok okunan gazetecisine böylesine hakaret etmek nasıl bir tuhaflıktır, ayıplıyorum. Bu ülkede ne düzen ne kardeşlik bıraktılar, ayıplıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Sayın Kılıç…

10.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve israfı önlemenin bir eğitim konusu olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şanlıurfa’nın kurtuluş yıl dönümünü tebrik ediyorum. Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa aynı düşmana karşı müşterek kaderi paylaşmışlardı kurtuluşlarında.

İsraf, küçümsemenin bir başka sonucudur. “Bir damladan ne çıkar?” dedi mi bir kez insan, damla damla kaçan su barajları tüketir. Saniyede bir damla ayda bir ton demektir. Bu hesap bir musluk için. Darlıklar yapaydır ve israf dramının acı sonucudur hep. İnsan eğer ölçüye riayet etse, başkasını düşünse yeterdi herkese her şey. Bir şükürsüzlüktür israf aslında. Alışkanlığın gücü tembeldeki nedendir. İsrafı önlemek bir eğitim konusu. İsrafla kalpteki yardım duygusu ölür; sonu kanaatsizlik, çalışma arzusunun kırılması ve tembelliktir.

Küçük çukurlar yuvadır karıncaya. Tok açın hâlinden bilmez. Açlığın bir sebebi de israftır. Ufacık bir delik koskoca bir gemiyi batırmaya yeter. Büyük servetler küçük israflarla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kayışoğlu…

11.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Nilüfer ilçesinde polis memuru olan bir velinin bir ilkokulu basarak okul müdürü Tülay Taş ve yardımcısı Sinan Delibaş’ı yaralamasına ve bu katliamlara karşı yetkilileri görevlerini yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bursa Nilüfer ilçemizde bir ilkokulu basan ve polis memuru olan veli, okul müdürü Tülay Taş ve yardımcısı Sinan Delibaş’ı tabancasıyla yaraladı. Bu kişinin daha önce de okulu bastığı ve hakkında şikâyet olduğu, psikolojik sorunları olduğu gerekçesiyle çocuk şubeden başka göreve nakledildiği bilgiler arasında. Osmangazi Üniversitesinde yaşanan katliamdan da ders çıkarmayan yetkililer, bu polisin de siciline rağmen tabancasına el koymayarak bir katliama daha kapı açmıştır.

Bütün çocuklarımıza ve öğretmenlerimize geçmiş olsun diyorum. Göz göre göre gelen katliamlara karşı yetkilileri görevlerini yapmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

12.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın katılımıyla tanıtımı yapılan Proje Bazlı Teşvik Sistemi’nin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pazartesi günü Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Başbakanımızın katılımıyla Ekonomi Bakanlığının organizatörlüğünde gerçekleşen Proje Bazlı Teşvik Sistemi tanıtıldı. Tanıtımda yatırım tutarı yaklaşık 135 milyar lira olan 23 projeyle ilgili 19 firmaya teşvik belgeleri verildi. Bu projeyle yaklaşık 35 bin kişiye doğrudan, 134 bin kişiye ise dolaylı istihdam oluşturulması; yatırımların tamamlanmasıyla da cari açık üzerinde yıllık 19 milyar dolar olumlu etki yapması bekleniyor. Teşvik sistemiyle dışa bağımlılığı azaltacak, ihracat potansiyelini artıracak, sanayide teknolojik dönüşümü sağlayacak AR-GE içeriği yüksek yatırımların hayata geçirilmesi desteklenecek. Bu sayede Türkiye’nin büyümesine ve istihdamın artırılmasına katkı sağlanacağı; orta, uzun vadede ekonomik ve sosyal açıdan toplumsal refaha katkıda bulunacağı öngörülüyor.

Destek paketinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akyürek…

13.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Akyürek’in, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün 11 Nisan 2018, Şanlıurfa’mızın kurtuluşunun 98’inci yıl dönümü. Şanlıurfa halkı doksan sekiz yıl önce eşsiz bir kahramanlık örneği sergileyerek Fransız kuvvetlerini Urfa’dan çıkarmıştır. Şanlıurfa’da gösterilen direniş ve kurtuluş mücadelesinin kazanılması, ülkemizin her karışına örnek olmuş ve daha sonrasında da kurtuluşumuzun başmimarı olan ilimize “şanlı” unvanını kazandırmıştır.

Bu toprakların insanı olmaktan bir kez daha onur ve gurur duyuyorum. Doksan sekiz yıl önce ve sonrasında kurtuluşumuz ve ülkemizin bekası için hayatını kaybetmiş şehitlerimizi minnet ve şükranla yâd ederken tüm hemşehrilerimin sevincini en kalbî duygularla paylaşıyor, buradan ülkemiz ve Şanlıurfalı vatandaşlarımıza selam ve saygılarımı sunuyorum.

Ne mutlu “Urfalıyım.” diyene.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

14.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, süper teşvik paketinde Sivas ilinden hiçbir firmanın yer almamasına ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

19 firmanın, 23 projenin 135 milyar lirayla destekleneceği süper teşvikte Anadolu’da bulunan 6 tane il yer alırken maalesef Sivas yine bunların içerisinde olmadı.

Her defasında Sivas için hayvancılık ve mera varlığı vurgusu yapılmasına rağmen, süper teşvikteki entegre büyükbaş hayvancılık projesinde Sivas’ın yer almaması bizleri şaşırtmadı. Savunma sanayisi ve raylı sistemlere yönelik düşüncelerin ağırlıklı olarak dillendirilmesine rağmen, yer altı kaynakları bakımından zengin olmasına ve Türkiye’deki demir rezervinin yüzde 36’sına sahip olmasına rağmen süper teşvikte Osmanlı tokadını Sivas’a attınız. Tabii ki siz de haklısınız çünkü Sivas size on altı yıldır en büyük desteği veren illerin başında geliyor. Siz de bunun verdiği şımarıklıkla her seferinde Sivas’ı yok saydınız ve yok saymaya da devam ediyorsunuz. Ama asıl Osmanlı tokadını 2019 yılında benim Sivaslı kardeşlerim size atacak ve siz de o zaman Osmanlı tokadının nasıl olduğunu anlayacaksınız ve tadacaksınız diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

15.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Trakya bölgesinde taş ocaklarına ruhsat verilmesinin yasaklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Trakya’da bulunan Yıldız Dağları süngerimsi dokusu nedeniyle yağan yağmurları sürekli olarak bünyesine alır, kaynak vasıtasıyla yer üstü sularını ve diğer vasıtalarla da yer altı sularını beslemektedir. Zaman içerisinde, yer üstü suları gerek tarımsal arazileri sulamak açısından gerekse diğer ihtiyaçları karşılamak açısından Trakya bölgesinde çok önemlidir. Bunun dışında, yer altı suları binbir çeşit sanayiyi beslediği gibi, aynı zamanda bütün yerleşim yerlerinin kullanma sularını da beslemektedir. Taş ocaklarına sürekli olarak verilen bu ruhsatlar sayesinde bu doku bozulmuştur. Bugün yağan yağmurlar sayesinde, sular emilmediğinden dolayı taşkınlıklar yaşanmakta, aynı zamanda yer altı suları da daha derinlere indiği için çiftçinin kullanmasına ve bu bölgedeki yerleşim yerlerinin kullanmasına elverişli hâle gelmemiş bulunmaktadır. Bu bölgenin taş ocaklarına ruhsat verilmesi tamamen yasaklanmalı, bu bölge sit bölgesi ilan edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayan.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünü kutladıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Divan olarak Şanlıurfa’nın 98’inci kurtuluş yıl dönümünü kutluyoruz, Şanlıurfa halkına, hemşehrilerimize sevgi ve selamlarımızı sunuyoruz.

Şimdi sisteme giren ve söz talebinde bulunan grup başkan vekillerine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne, Suriye’de terör örgütleriyle mücadele eden Türkiye’nin doğrudan veya dolaylı olarak tehdit edilmekte olduğuna ve Türkiye’nin komşu ülkelerin toprak bütünlüğü çerçevesinde gerek masada gerek sahada varlığını hissettirmesi gereken bir dönem olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünü kutluyoruz, tebrik ediyoruz. Doksan sekiz yıl evvel Mahmut Nedim Konağı’ndaki ve Merkez Camisi’nin minarelerindeki Fransızların kurşun izlerinin hâlâ yerinde durduğunu biliyoruz ve hatırlıyoruz ve hiçbir zaman da unutmayacağız. O Fransa ki… Adana, Maraş, Antep, Urfa işgal altındayken yine doksan sekiz yıl önce, 1921 yılında o zamanın Ankara Hükûmeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Kuvayımilliye müfrezeleri teşkil ederek Fransızların karargâhının bulunduğu Afrin’e o kıt imkânlarla, namüsait şartlar altında, ülke işgal altında, ordusu dağıtılmış, silahları elinden alınmış bir hâldeyken müdahale etmişti. O müdahaleden sonradır ki 1921 Ankara Anlaşması imzalandı ve işgal Şanlıurfa’nın, Adana’nın, Kahramanmaraş’ın ve Gaziantep’in şanlı mücadeleleriyle sona erdirildi ve aynı Fransa şimdi Menbic’e gelmekten bahsediyor. Suriye merkezli küresel bir gerilim ve çatışma riskiyle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Suriye’de Şam rejiminin kimyasal silah kullanmasıyla başlayan tartışmalar Suriye’yi küresel güçlerin bir çatışma alanına sürüklemektedir. ABD başta olmak üzere, İngiltere, Almanya ve Fransa, Akdeniz üzerinden Suriye istikametinde yol alırken Rusya ve İran da terazinin diğer ucunda görünmektedir. Kimyasal silah iddiasıyla bölgede varlığını devam ettirmek isteyen ABD, PKK/PYD terör örgütünün işgali altındaki alanlardaki varlığını Akdeniz’deki savaş gemilerinin de desteğiyle sürdürmek istemektedir.

Son gelişmelerin, özellikle 4 Nisanda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Rusya ve İran devlet başkanlarıyla bir araya gelmesinden sonra hızlanması da ayrıca dikkat çekicidir.

Aynı derecede önemli bir diğer gelişme de son bir haftada Türk lirasının yanı sıra, Rus ve İran millî paralarında da benzer kayıpların yaşanmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Özetle, emperyalizm güney sınırlarımızı tehdit etmektedir, bunu yaparken ekonomi silahını da kullanmaktan geri kalmamaktadır.

Bir taraftan Suriye’yi bölme planları hızlanırken, diğer taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğü konusuna vurgu yapan, bu ilke çerçevesinde Suriye’de terör örgütleriyle mücadele eden Türkiye, doğrudan veya dolaylı tehdit edilmektedir. Yaklaşan çatışma ve gerilime karşı hazırlıklı ve teyakkuz hâlinde bulunmamız elzemdir. Türkiye'nin Doğu Akdeniz’de, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde yaşamsal ve taviz verilemez çıkarları vardır.

Türkiye olarak komşu ülkelerin toprak bütünlüğü çerçevesinde gerek masada gerekse sahada varlığımızı hissettirmemiz gereken bir dönemdeyiz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Danış Beştaş, buyurun.

17.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Sincan’da devam eden duruşmasına ve yaptığı savunmasına, FETÖ savcılarının ve hâkimlerinin iddialarıyla Selahattin Demirtaş rehin durumda olduğuna ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın duruşması Sincan’da başladı. Evet, şu anda, cuma gününe kadar sürecek olan duruşma, kamuoyundan, halktan gizli bir şekilde yapılmak isteniyor. Kendisinin 4 Kasımdan bu yana -bir buçuk yılını doldurdu- hâlâ rehine durumu devam ediyor. Bugün Ankara Sincan’da -sabah ordaydık- yine bir siyaset ve hukuk dersi veriyor. Her ne kadar “Yargılama kamuya açık yapılıyor.” denilse de aslında, sözde bir açıklık bu çünkü duruşma salonuna sınırlı sayıda kişi alınıyor ve insanlar dışarıda, içeri girmeyi bekliyorlar.

Demirtaş’ın savunmasından kritik bölümler… Daha doğrusu, savunmanın hiçbir bölümünü kamuoyu izleyemiyor çünkü ciddi ve mutlak bir yasak ve sansür var. Hükûmet bu sözlerin gizli kalması için her türlü yöntemi ve hukuksuzluğu kullanıyor. Bu nedenle, ben Demirtaş’ın, bugün önemli olan -hepsi çok önemli- bir iki pasajını söyleyeyim. Evet, Demirtaş, bugün mahkemede, daha önceden tutuklanacağını bildiğini söyledi. Peki, nasıl söyledi? Şöyle söyledi: “Ben on iki yıllık milletvekiliyim, sekiz yılım eş genel başkanlıkla geçti; devlette, hükûmette ne oluyor, neler konuşuluyor, iyi biliyoruz. Bana yönelik operasyon 6 Ekim akşamı yapılacaktı, 6-8 Ekimin yıl dönümünde ama benim bir yurt dışı programım vardı, 5’inde yurt dışındaydım; operasyon ertelendi, hatta operasyonu planlayanların fırça yediğini de biliyorum Niye yurt dışı yasağı koymadınız? diye.

Ben, bile bile, cezaevinde giyeceğim ortopedik ayakkabıyı da satın alarak Türkiye’ye döndüm. Bir süre sonra evim basıldı, milletvekili arkadaşlarımla birlikte gözaltına alındım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek sürenizi veriyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir daha açıklayalım: Demirtaş hakkında farklı tarihlerdeki fezlekeler birleştirilerek bir torba iddianame var. Bunun sebebini Demirtaş şöyle açıklıyor: “Tek tek fezlekeler üzerinde tutuklama yapamazlar diye düşünüyorlardı; suçun üst limitini artırmak, kendince kaçma şüphesi oluşturmak ve ‘İşte, ifadeye de gelmedin.’ deyip ‘Yüz elli yıl hapsi istenen biriyle ilgili tutuklama yapılması normaldir.’ algısı oluşturmak. Amaç buydu, bu bir siyasi operasyondu ve savcılıklar bunların parçası oldular. Bunu kim yapıyordu? Cemaatin savcıları yapıyordu? Yöntemleri buydu; kumpas, tuzak. Yargıyı, Anayasa’nın kendilerine verdiği yetkiyi iktidarın lehine kullanarak kişiler hakkında yargı tuzağı hazırladılar, tuzaktır. Bu tuzağı hazırlayanlar bir gün yargı önüne çıkmayacak mı? Bu ülkede adil yargı bir gün tıkır tıkır işleyecek ve hepsi eminim ki adil ve bağımsız bir yargı önünde hesap verecekler.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın ve toparlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Bunun için de biz elimizden gelen bütün gayreti, çabayı göstereceğiz.” “Demirtaş mahkemede hesap veriyor.” türü saçma sapan manşetler atan çamur medyaya da bir çift sözü vardı ve şöyle dedi: “Özellikle onlar bu sözleri iyi dinlesinler, yürekleri yetiyorsa bunu manşet yapsınlar. Daha önceki celselerde de belirttiğim, konuştuğum, yaptığım, eylediğim hiçbir şeyi inkâr etmem; fazlasını burada söyleyeceğim, eksiğini söylemeyeceğim. Öyle, korkacak, çekinecek hiçbir şey yapmadım. Faaliyetlerimin tamamı konuşmalarımdan ibarettir ama kumpas, tuzak olanları da anlatmam gerekiyor. Yani bir tanesi dahi doğru olsa benim üstlenemeyeceğim bir şey yok.” Tekrar ediyor: “Yani benim yaptıklarımla ilgili az söylemiş iddianame. Ben sadece bu kadar siyasi faaliyet yürütmüşsem ayıp bana.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Son cümlem.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “500 sayfa değil, ben 5 milyon sayfa konuşma yaptım, onların hepsini de savunacağım ama kumpas ve tuzakların da benim üzerime mal edilmesine asla rıza göstermeyeceğim.”

Son olarak şunu söyleyeyim: Bugün mahkemede tek tek savcı ve hâkimlerin isimleri açıklandı. Bu iletişimleri dinleyen, karar veren, iddianame hazırlayan, fezleke hazırlayan ve bunun kararını veren hâkim ve savcıların şu anda yüzde 85’i tutuklu. İsim isim olarak burada, Genel Kurulda da paylaşacağız. Ama FETÖ savcılarının ve hâkimlerinin iddiasıyla, tutuklu olanların iddialarıyla bugün Demirtaş rehin durumda. Bunu da Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Trabzon Ortahisar ilçesinin Ahmet Yahya Subaşı Ortaokulu öğrencileri ve öğretmenlerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Trabzon Ortahisar ilçesinin Ahmet Yahya Subaşı Ortaokulu öğrencileri ve öğretmenleri aramızda. Gençlerimize ve öğretmenlerimize hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)

Sayın Özkoç, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, Anayasa Mahkemesinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında karar vermesi gerektiğine, Suriye’de yaşanan olaylara ilişkin Parlamentonun bilgilendirilmesini rica ettiğine, İçişleri Bakanının kurumlar arası iletişim ve entegrasyon ile istihbarat zafiyetleri nedeniyle istifasını vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Enis Berberoğlu, suçsuz, masum; yıl geçti, Anayasa Mahkemesinin kararını vermesi gerekiyor, Anayasa Mahkemesi karar vermiyor. Enis Berberoğlu’nun özgürlüğe kavuşturulmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hemen yanımızda, içine girdiğimiz Suriye’de ateş çemberi var. Bu ateş çemberi gün geçtikçe daha da kızışıyor. Orada büyük emperyalist devletler kendi egemen güçlerinin çıkarları doğrultusunda bir savaşın eşiğine gelmiş durumdalar, biz de bu savaşın tam ortasındayız. Bununla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisine bugüne kadar bir bilgi verilmedi, bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde ilgili bakan çıkıp da bu konuyla ilgili tek bir kelime etmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Parlamento bu konuda bilgilenmek istiyor. Biz bu çıkacak gibi gözüken savaşın, bu ateş çemberinin neresinde, nasıl duruyoruz, kendi ülkemizin menfaatlerini nasıl sağlıyoruz? Bu Parlamento bilgilendirilmeli. Bunu özellikle, bizzat sizden rica ediyoruz efendim.

Sayın Başkan, bilindiği gibi, Sayın Genel Başkanımız grup toplantısında Göç İdaresinin üzerine düşen görevlerle ilgili “Polis teşkilatı son zamanlarda, Göç İdaresinin işlerini yapması gerekirken…” Yani aynen okuyayım: “Ayrıca, yüzlerce polis şehidimiz var ve güvenlik güçlerinden şehitlerimiz var. Onları da rahmetle, saygıyla anıyoruz. Ancak canı pahasına müdahale eden polis teşkilatından, son zamanlarda -altını çiziyorum- polislerden bilinçli olarak bazı yetkilerin alınıp bazı kuruluşlara devredildiğini görüyoruz. Bu son derece tehlikeli. Örnek vereyim, tüm dünyada suça karışan yabancıların işlemlerini güvenlik güçleri görür.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

“Yabancı gelmiş, suça karışmış, kim görür? Güvenlik güçleri. Bizde ise bunların değerlendirmesini Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne verdik. Göç İdaresi ne bilecek, terörle mücadeleyi ne bilecek? Yabancıya ikamet tezkeresi veriyorsunuz. Tamam, Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne verildi. İkamet tezkerelerinin kime verildiğini polis dahi bilmiyor.” demişti. İçişleri Bakanı bir açıklama yaptı: “Her şey tıkır tıkır yürütülüyor. Kemal Bey bu konuda bilgi eksikliğine sahip.” dedi ve bugüne yaptıkları sistemin tıkır tıkır işlediğinden bahsetti. Şimdi, siz göç sürecini 2013’ten bu yana çok iyi yürüttünüz gerçekten. Kurumlar arası iletişim ve entegrasyon mükemmel işliyordu, bütün Türkiye bunu seyrettik. Emniyet Müdürlüğünün resmî raporunda bu ülkede 70 ilde IŞİD yapılanması oluştuğu yer almıyordu ama siz hakikaten tıkır tıkır yürütüyorsunuz. 12 Ocak 2016 tarihinde Sultanahmet’te kendisini patlatan IŞİD militanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) -Teşekkür ederim.

…Nabil Fadlı’nın üzerinde Zeytinburnu’ndaki göç idaresinden alınan biyometrik kimlik vardı. Alman vatandaşı 12 kişi öldü, 16 kişi de yaralandı. Gerçekten burada da aslında sistemi tıkır tıkır yürüttünüz. Sultanahmet'te 6 Ocak 2015’te polis merkezine canlı bomba saldırısında istihbaratınız çok iyiydi. 20 Temmuz 2015’te Suruç katliamında mükemmeldiniz. 10 Ekim 2015 Gar katliamında harikalar yarattınız. Tam Türkiye’nin istihbaratının güçlü olduğunu orada kanıtladınız. 17 Şubatta, burnumuzun dibinde Devlet Mahallesi’ndeki patlamada gerçekten Türkiye’nin itibarını orada sağladınız.

İçişleri Bakanına bir tavsiyem var, yönetemiyor İçişleri Bakanlığını. Çıkıyor, boyunu aşan sözler söylüyor, o makamı derhâl bırakmalıdır. Kendisinin muhatabı Kemal Kılıçdaroğlu değildir. Kendisinin aslında muhatabı Türkiye’de yoktur, o Bakanlıktan derhâl istifasını vermelidir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Bostancı, buyurun lütfen.

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 11 Nisan Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne, 11 Nisan kadınların Sultanahmet’te büyük bir miting yaparak kendilerine belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmasını kutlamalarının 88’inci yıl dönümüne ve AK PARTİ olarak kadınları kamusal hayatta daha fazla güç, yetki ve hakla donattıklarına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, teşekkürler.

11 Nisan 1920, Urfalıların Fransız işgaline karşı şanlı bir direniş gerçekleştirerek tam da bu kavramın ifade ettiği anlamı kanlarıyla ve alın terleriyle kazandığı bir tarihtir. Şanlıurfa’nın 98’inci kurtuluş yıl dönümü dolayısıyla Urfa’da bulunan bütün hemşehrilerimizi ve Türkiye’nin yurt dışında bulunan bütün Urfalıları kutluyoruz, selamlarımızı gönderiyoruz. Daha sonra da Meclisimizin aldığı bir kararla Urfa “Şanlıurfa” olmuştu, bunu da hatırlatmak isterim.

Daha sonra, 20 Ekim 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Fransa arasında yapılan Ankara Anlaşması’yla daha sonraki tarihlerde Hatay üzerinden tashih edilecek sınırlar çizildi. Böylelikle Mondros Mütarekesi’yle girilen bir tarihsel güzergâhtan çıkış konusunda, istiklal ve istikbal konusunda önemli adımlardan birisi atılmış oldu.

Şehirlerin kurtuluş günleri bize iki hususu hatırlatır: Birisi, oradaki insanların birlik ve dayanışma içinde, azim ve kararlılık göstererek kendi geleceklerine sahip çıkmalarını ve bunu millete tahvil etmelerini; diğeri de ondan önceki dönemde, Mondros Mütarekesi’ne girerken yaşadığımız olaylardan çıkarılması gereken tarihsel dersleri, şehirlerin o duruma gelmelerinin tarihsel nedenlerini ve bunlara ilişkin muhakemeyi hatırlatır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bostancı lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – O bakımdan, biz bir tarafı hüzün ve şüphesiz bir tarafı sevinç olan bu kurtuluş günlerinde tarihten çıkarılacak olan dersleri de gelecek için hatırlatmak isteriz.

Bir diğer konu, 11 Nisan 1930 tarihinde Sultanahmet’te kadınlarımız büyük bir miting yaparak belediye seçimleri için müntehip olmalarının, intihaplara yani -o dönemin diliyle- seçimlere katılabilmelerinin yollarının açılmasını kutladılar.

Cumhuriyet kurulduktan sonra kadınlarımıza da seçme ve seçilme hakkı 1930, 1932, 1934 yıllarında verilmiş ve çok önemli, modern bir kazanım elde edilmişti. Atatürk’ün mihmandarlık ettiği bu son derece önemli hamle aslında bugün modern ve gelişmiş dediğimiz birçok Avrupa ülkesinden önce alınmış bir karardır, bunu da hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın siz de Sayın Bostancı, lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bizler AK PARTİ olarak on altı yıldır cumhuriyetin kazanımlarına ve geleceğe yönelik tasavvuruna, tahayyülüne bu ülkeyi kalkındırarak, geliştirerek, kadınları kamusal hayatta daha fazla güç, yetki ve hakla donatarak aynı istikamette yol almaya çalışıyoruz; bunu da bu vesileyle hatırlatmak isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Yarayıcı, bir şey mi söyleyecektiniz, bir söz talebiniz var.

Bir dakika lütfen…

20.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, yaşanan bazı gelişmelerin iktidarın İslamcılık ve antiemperyalizm söylemlerinin ikiyüzlülüğünü gösterdiğine ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Guta’da şaibeli kimyasal silah iddialarıyla beraber Suriye üzerinden Orta Doğu yeni bir savaşın eşiğine gelmiş bulunuyor. Öbür yanda İsrail, sivil Filistinli direnişçileri dünyanın gözü önünde katlediliyor. Bu iki gelişme, iktidarın İslamcılık ve antiemperyalizm söylemlerinin ikiyüzlülüğünü gösteren birer turnusol kâğıdı işlevi gördü. İsrail vahşeti karşısında ciddi bir tepki gösteremeyen iktidar ve İslamcı aydınların, ABD yönlendirmeli İsrail’in Suriye’ye saldırısını alkışlamaktan neredeyse elleri patlayacak. Kadere bak kadere, kimler kimlerle beraber diyeceğim ama 6’ncı Filodan bu yana bu iktidarın temsil ettiği zihniyetin fıtratı budur. Filistin halkının savunucusu ve koruyucusu Suriye’yi İsrail ve ABD’yle iş birliği içinde yıkıma uğrat, İsrail’i yenilgiye uğratan Lübnan Hizbullah’ını düşmanın olarak gör, sonra da “Filistin davamız.” de, “antiemperyalizm” de. Bu tam bir ikiyüzlülüktür.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Usluer, sizi de dinleyelim.

21.- Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde yaşanan elim olayla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Salı günkü grup toplantılarında Sayın Devlet Bahçeli, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde yaşanan elim olaydan bahsederken katli gerçekleştiren kişinin ÖYP’li bir akademisyen olduğunu söyleyerek yanlış beyanda bulunmuştur. Kaldı ki burada dikkat çekilmesi gereken nokta katli gerçekleştiren kişinin ya da yaşamını kaybeden kişilerin hangi akademik kadroda oldukları değildir, burada önemli olan akademide yaşanan böylesine elim bir olayın neden cereyan ettiğidir ve bizlerin Parlamentoda önleyici olarak nasıl tedbirler alacağımızdır. ÖYP’li arkadaşlarımız esefle Sayın Bahçeli’ye üzüntülerini dile getirmemizi söylemektedirler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim ben de.

Sayın Çakırözer, size de söz verelim, gündeme geçelim.

Buyurun.

Bir dakika…

22.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan’a yönelik ölüm tehdidini kınadığına, oluşturulmak istenen yeni sistemle öğrencilerin arzu etmedikleri okullarda okumaya mecbur bırakılacaklarına ve Şehit Yunus Baykal Ortaokulunun içine şube şeklinde bir imam-hatip okulu kurulması kararına ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, çok teşekkürler.

Öncelikle Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan’a yönelik az önce Sayın Balbay’ın duyurduğu ölüm tehdidini ben de kınıyorum, savcıları bu tehdidi gerçekleştiren kişi hakkında işlem yapmaya davet ediyorum.

Sayın Başkan, Millî Eğitim Bakanlığı, sınavla öğrenci alacak okulları ve kontenjan sayılarını açıkladı. Eskişehir’de 15 okul ilan edildi. İlimizde 8’inci sınıfta toplam 10 bine yakın öğrenci var. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan okulların, velilerin ve öğrencilerin beklentilerini karşılaması mümkün değil bu sayıyla. Bu okullara giremeyen öğrencilerimiz, bu yeni oluşturulmak istenen çember sistemine göre arzu etmedikleri okullarda okumaya mecbur bırakılacaklar. Bu sistemden vazgeçilmesini istiyoruz.

Son olarak da Yenikent Mahallemizde mevcut olan Şehit Yunus Baykal Ortaokulunun içine şube şeklinde bir imam-hatip okulu kurulması kararı alınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Ne bizim ne hemşehrilerimizin bir imam-hatip karşıtlığı olmamakla birlikte…

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çakırözer.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – …bu tip mevcut okulların içine adı “imam-hatip” olur “meslek lisesi” olur farklı bir okulun kurulması çocukların eğitimi açısından sakıncalıdır, ayrıştırıcıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Ankara Milletvekili Erkan Haberal ve arkadaşları tarafından polislerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/758) esas numaralı Meclis Araştırması Önerge’sinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 11/4/2018 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

 

                                                                              Erkan Akçay

                                                                                 Manisa

                                                              MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Ankara Milletvekili Erkan Haberal ve arkadaşlarının (10/758) esas numaralı, polislerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırması açılması önergemizin görüşmelerinin 11/4/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Erkan Haberal konuşacaklar.

Buyurun Sayın Haberal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN HABERAL (Ankara) - Sayın Başkan, sözlerime başlamadan önce gece, gündüz, yağmur, kar, çamur demeden millî güvenliğimizi korumak için gözünü kırpmadan şehit olan kahraman polislerimizi saygı, minnet ve şükranla anıyorum.

Çağımızın gerektirdiği özellikleri haiz olan polis teşkilatımız milletimizin beklentilerine tüm benlikleriyle cevap verirken teşkilat mensuplarının ihtiyaçları ve beklentilerini karşılamak, eksikliklerini gidermek, bizlerin kahraman polislerimize olan borcu olmalıdır. Vatandaşın canını koruyor ama kendi canı tehlikede. Vatandaşın malını koruyor, oturacak bir evi bile yok, kiralık evlerde, lojman sıralarında. Kamu huzurunu koruyor, kendisi huzursuzluk içinde, ailesinde huzur yok, etrafında huzur yok. Yılda ortalama 50 polisimizin intihar ettiğini özellikle hatırlatmak istiyorum. Emeklilikleri yetersiz, maaş kısıtlı, emsallerinden noksan bir seviyede.

Değerli milletvekilleri ben dâhil Milliyetçi Hareket Partisinin bütün milletvekillerinin bu konuda verdiği kanun tekliflerinin gündeme alınması elzemdir. 12/24 olan bu çalışma sistemini, grup sayısının dörde çıkarılmasıyla 12/36 sistemine dönüştürmemiz gerekmektedir. 8/5 çalışan personele iki gün izin hakkı verilmelidir. Bütün çalışanlara haftalık izin süreleri uygulanırken polisimize bunun çok görülmesi bizce adil ve uygun değildir. Öncelikle ifade etmeliyim ki polis kardeşlerimiz seyyanen zam ve yan ödeme istemiyor. Zaten polisin maaşı yan ödemelerle şişirilmiş, 3000 ek göstergenin hiçbir getirisi kalmamıştır, hele emeklilikte hiçbir fayda sağlamamaktadır; bunun tek çözümü, emniyet hizmetleri tazminatının emekli maaşına eklenmesi ve ek göstergelerinin 3600 olmasıdır, bunun dışındaki maddi vaatler polislerimizi hiçbir zaman mutlu etmeyecektir. Aynı görevleri yapan Jandarma astsubaylarının göstergesi 1995 yılında yapılan düzenlemeyle 2200’den 3600’e çıkarılmıştır. Yani şurada, İçişleri Bakanlığının hemen önünde nöbet tutan, aynı görevi ifa eden Jandarma astsubayının ek göstergesi 3600 iken polis memurumuzun ek göstergesi 3000’dir. Yirmi yıldan fazladır devam eden, bu adil olmayan uygulamanın derhâl sonlandırılması, polisimizin 3600 ek göstergeye çıkarılması gerekmektedir. Emekli olan polislerin ve polis müdürlerimizin emek kayıplarının çok fazla olması sebebiyle derhâl yeni bir düzenlemeyle emekli olan diğer devlet memurları arasında en düşük maaş alanlar ayıbından kurtarmamız gerekmektedir.

Özetlemek gerekirse, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminde bizzat yaşadık ki Emniyet içindeki şeref ve haysiyet sahibi, vatan ve millet aşkıyla yoğrulmuş polislerimizin direnişi olmasaydı belki bugün burada olamayacaktık, Meclisimiz açık olmayacaktı. O gün polisin darbecilerle beraber hareket etmesinin sonucu ne olurdu; lütfen bunu unutmayalım. Artık insaf diyoruz. Ne kadar terörist, hırsız, arsız, namussuz, pis ve pislik iş varsa bununla uğraşan polis; vatandaşımızın bu anlamda bütün dertlerini çözen polis; insanlarımızın canını, malını, ırzının sorumluluğunu gözeten polis; molotofu, bombayı yiyen de polis. Allah gani gani rahmet eylesin; 15 Temmuz gecesi darbecilerin bombalayıp şehit ettiği 50’den fazla Özel Harekât şehidimiz yaşasa idi, bu sıkıntılardan nasıl muzdarip olduklarını, büyük bir gurur ve vakar sahibi oldukları için hiçbir zaman ifade etmeyeceklerdi. Ama bu borç bizim, bu görev bizim. Küfrü, hakareti işiten polis; aynı işi yapan diğer güvenlik güçlerimiz 150-200 bin TL’ye yakın emekli ikramiyesi alırken 30-40 bin TL alan maalesef ki polis. TSK’den emekli 5 ile 7 bin TL arası emekli maaşı alırken -ki alınmasın demiyoruz- polisimiz de aynı seviyeye çıksın diyoruz. 2.000-2.500 TL arasında emekli maaşı alan da polis; lojman sırası beklerken emekli olan, kiradan kiraya koşturan da polis; diğer kamu görevlileri belli zaman diliminde ortalama günde sekiz saat görev yaparken bu sürenin 2 katı çalışan da polis.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN HABERAL (Devamla) - Bu önergeye destek olacağınızı düşünerek hepinize saygılarımı sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Haberal.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Milliyetçi Hareket Partisinin getirdiği özellikle polislerin özlük haklarının ve çalışma koşullarının düzeltilmesine ilişkin öneri yerindedir; bu bakımdan, öneriyi bu çerçevede desteklemek gerekir. Ancak polislerin gerek ücretlerinin gerek çalışma koşullarının gerek tabi oldukları kural ve yönetmeliklerin nasıl düzenleneceği meselesi yöneticiler ile polisler arasındaki, polis görevlileri arasındaki ilişkiye değil, polislerin kendi kendilerini yönetme kabiliyetine sahip olup olmamalarıyla ilgilidir. Daha basitçe söylersem: Polis örgütünde çalışanlar, tıpkı diğer mesleklerde çalışanlar gibi, sendikalaşma hakkını elde etmedikçe ne özlük haklarını ne çalışma koşullarını ne emeklilik koşullarını daha iyi bir duruma getirebilirler. Ancak, en az bunun kadar, polisin, yapmakta olduğu işi yani devlet tekelini, devletin şiddet tekelini yurttaşlar karşısında kullanırken uyması gereken kurallar ve eğitim bakımından da bu Polis Haftası dolayısıyla bir kere daha haberdar edilmesi gerekir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kişi güvenliği, işkence ve sair kural ihlalleri dolayısıyla en fazla mahkûm edilen ülkedir ve bu mahkûmiyetlerin hemen hemen tamamı polisin davranışlarıyla ilgilidir. İnsan Hakları Derneği verilerine göre 2017 yılında 427’si gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 1.855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2.282 işkence ve kaba muamele kaydı var.

Şimdi, dolayısıyla, bir yandan özlük hakları gelişecek fakat öbür taraftan işkence ve kaba muamele iddiaları artacaksa yurttaşların bu talepleri destekleyebilmeleri için en azından devletin şiddet tekelinin bu şekilde kaba ihlaller yoluyla icra edilmediğinden emin olmaları gerekir. Bütün kurumların öz eleştiriye ihtiyacı var. Toplumun eleştiri hakkı kadar kurumların öz eleştiri ihtiyacı var. Bu öz eleştiriyi hepimizden önce Emniyetin yerine getirmesi gerekir.

Çok basit bir başka gösterge, Hükûmetin, aslında Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu kapsamında polisin uyması mümkün olmayan kanun dışı emirlerinin nasıl gerçekleştirildiğinin de altını çizmesi gerekir.

Bir iki saniye daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika ek süre vereyim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu polisin görevini şöyle özetliyor: “Asayişi, amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korumak.” Ve polis göreve başlarken şöyle yemin ediyor: “Türk milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek… Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek çalışmak.” Fakat Kastamonu’daki bir yemin töreninden şu sözleri size hatırlatmak istiyorum: “Unutursam kanım kurusun. Unutursam kanım kurusun. Gidiyoruz; intikam andı içen gelsin, nazlı yârdan geçen gelsin.”

Şimdi, bu ikisi arasında bir ilişki yok ve polis bütün yurttaşlara karşı her halükârda eşit davranmak ve hiçbir intikamın takipçisi olmamak zorundayken bu yola sevk edilmiş ise eğer sadece haklar değil aynı zamanda sorumluluklar için de bu hafta düşünme haftası olmalıdır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Kürkcü.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan konuşacak.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği bu önergenin lehine grubum adına söz aldım. Verilmesi gereken bir önergeydi, daha önce de bizim grubumuz tarafından da benzer önergeler çok verilmişti.

Öncelikle, bugüne kadar terör ve asayiş olaylarında şehit olan binlerce polis memurumuza Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine bu vesileyle, Türk Polis Teşkilatının kuruluşunun 173’üncü yıl dönümünü de grubum adına kutluyorum.

İktidar partisinin değerli milletvekillerine sesleniyorum: Bu önerge önemli bir önerge arkadaşlar. Yaklaşık 270 bin polis memuru arkadaşımızı, ailelerini ve polis emeklilerini ilgilendiren bir grup önerisi.

Şimdi, biz “Kahraman polisimiz” diyeceğiz, sırtını sıvazlayacağız ama polisimizin ekonomik sorunlarını, özlük haklarıyla ilgili sorunlarını çözmeyeceğiz, onları terörle mücadeleye göndereceğiz ama terörle mücadele ederken akıllarındaki ekonomik sıkıntılarını, geçim sıkıntılarını çözmeyeceğiz. Artık öyle “Kahraman polisim” “Benim polisim” lafları karın doyurmuyor. Polislerimizin somut istekleri var, diyorlar ki: “Bizim çalışma saatlerimiz düzenlensin.”

Şimdi, Türkiye’de her memurun bir çalışma saati var, Tapudaki memurun çalışma saati var, öğretmenin çalışma saati var ama polisin çalışma saati yok, mesai saati mefhumu yok polislerde. Evine gidiyor, kırk sekiz saatlik bir operasyondan geliyor, evine gidiyor bir saat sonra yeniden çağrılabiliyor. Polis de ailesi de buna alışmış, bundan dolayı da yüksünmüyorlar. Kamuda fazla mesai yapan memurlarımıza fazla mesai hakları önemli ölçüde ödeniyor ancak polislerimiz ayda yetmiş beş saate varan fazla mesai yapıyorlar, polis memurlarımıza bu fazla mesaileri ödenmiyor.

Yine, emekli polis memurlarımızla ilgili kaç yıldır konuştuğumuz bir şey var: Polis memuru emekli olunca çalışırken aldığı ücretin ancak yarısını alabiliyor, büyük bir ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya kalıyor. O yüzden artık hiç direnmeden şu 3600 ek göstergeyi polis memurlarına vermek zorundasınız. Bu sizin polisimize karşı namus borcunuzdur iktidar partisi olarak.

Yine, polisimiz diken üstünde. Ne için diken üstünde? Şu ana kadar 23 bine yakın polis memuru ihraç edildi FET֒yle mücadele kapsamında ve bir bu kadar polis memuru hakkında da işlem yapılacağı söyleniyor. Hâlâ Emniyette 20 bine yakın polis memurunda byLock olduğu söyleniyor. Şu doğru: Maalesef, Emniyet teşkilatı FET֒nün en yoğun yuvalandığı yerlerden bir tanesi ama bunun sorumlusu da biz değiliz. Şimdi, bir İçişleri Bakanı ne diyordu, 17-25 Aralıkta görevli olan Efkan Ala: “81 ilin 75’inin il emniyet müdürü FET֒cü çıktı.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlamam için...

BAŞKAN – Bir dakika...

Buyurun.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Peki, ben size sormak istiyorum: Bu 81 ilin emniyet müdürü hangi iktidar döneminde atandı? Bunları atayan, bunların kararnamelerinde imzası olan İçişleri Bakanlarınız hakkında bir işlem yapmak hiç aklınıza gelmedi mi? Yani o kadar polis memuru, polis müdürü FET֒cü, Emniyete sızmış, siz bu sızanları tespit ettiğiniz ölçüde alıp atıyorsunuz -bunun yanında mağdurlar da var, hiç alakası olmayanlar da var- ama bunları oraya atayan İçişleri Bakanlarınız hakkında tek bir işlem yapmayı dahi düşünmüyorsunuz, düşünemiyorsunuz.

Sayın AKP milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Bakın, bu önergenin sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu. Sayın Bahçeli’nin talimatıyla bu önergenin buraya geldiğini düşünüyorum. Bize defalarca bu konuda “Hayır.” dediniz ama Sayın Bahçeli’nin bu önerisine bence “Hayır.” demeyin. Bunun siyasal sonuçları çok ağır olabilir, maazallah. Cumhur ittifakını bile bizim tanıdığımız Sayın Bahçeli bu yüzden bozabilir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Efendim, herhangi bir açıklamaya gerek yok, son derece saçma ifadeler olduğu için herhangi bir izaha gerek görmüyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger konuşacaklar.

Buyurun Sayın Dülger. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun polislerin sorunlarının araştırılarak tespiti ve mağduriyetlerinin önlenmesi için yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla vermiş oldukları grup önerisi aleyhine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve ekranları başındaki aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

10 Nisan Türk polis teşkilatımızın kuruluş yıl dönümü vesilesiyle görevleri başında şehit düşmüş olan kahraman polislerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Tüm Emniyet mensuplarımıza görevlerinde başarılar diliyor, kendilerini en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayatımızın her alanında olduğu gibi, AK PARTİ Hükûmetleriyle gerek kamu hizmetlerinin sunulması gerek kamu hizmeti sunanların nicelik ve nitelik olarak daha yeterli hâle gelmesi gerekse hizmet alanların hem maddi hem manevi anlamda daha tatminkâr olmalarını sağlamak adına çok önemli hizmetler ifa edilmiş, çok önemli dönüşümler sağlanmıştır. Bu değişim ve dönüşümlerden elbette ki Emniyet hizmetlerimiz de bütün teşkilatıyla birlikte nasibini almıştır. Bugün Emniyet teşkilatımızın gerek terörle mücadele boyutunda gerekse adi suçların önlenmesi ve suçluların yakalanması boyutunda gösterdiği başarılar hepimizin göğsünü kabartmaktadır. Polisimizin sahip olduğu iş imkânları, on beş yıl öncesine göre, tam yüzde 400 kat değiştirilmiş, iyileştirilmiş ve iyileştirilmeye de devam edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; polisin özlük haklarında son on beş yılda gözle görülür hem de elle tutulur değişiklikler ve iyileştirmeler yapıldığı malumdur. Göreve yeni başlayan bir polis memurunun maaşı 2002 yılında 665 lira iken 2018 yılında 4.021 lira olmuştur; tam 6,5 kat artmıştır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Doları da söylerseniz, dolar bazında.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Asgari ücret neydi? Asgari ücret neydi 2002’de?

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) – Makam tazminatı alamayan emekli Emniyet personelinin aylıklarına maktu bir artış getirilmiştir. Yine 2012 tarihinde yapılan değişiklikle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Tesis Edilen Sınıflar” başlıklı 36’ncı maddesinde yükseköğrenimli memurların 1’inci dereceye düşmesi imkânı sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette ki bütün bu saydığımız iyileştirmeler, bütün bu düzenlemeler polis memurları için, Emniyet teşkilatımızın fedakâr çalışanları için yeterlidir demek için buraya çıkmadım, elbette ki onların da gerçekten çözülmesi, görüşülmesi gereken önemli sorunları var. Bugün, büyüyen, gelişen Türkiye'nin, güçlenen Türkiye'nin nimetlerinden engellilerimiz, yaşlılarımız, kimsesizlerimiz, fakir fukaralarımız, emeklilerimiz, dullarımız gibi polis memurlarımızın da daha fazla faydalanmasının yolunu elbette ki iktidarımız açacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) – Elbette ki bütçe imkânlarımız geliştikçe, elbette şartlarımız iyileştikçe bunlardan her meslek mensubunun faydalanmasının önü açılacaktır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – 3600’ü verin.

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) – Ancak, ben burada AK PARTİ Grubu adına bu hakların verilmemesi için değil, bugünkü gündemimiz gereği bugün biraz sonra geçeceğimiz gündem görüşmeleri nedeniyle Meclis araştırması açılmasına karşı çıktığımı ifade ediyorum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – 3600 ek göstergeyi verin, sıkıntılarını çözün. Fazla mesai ücretlerini verin. Ayda iki yüz kırk saat çalışıyorlar.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Niye karşı çıkıyorsunuz?

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) – Ayrıca, bu tespitlerin daha iyi yapılabilmesi için hem Emniyet Genel Müdürlüğümüzün hem İçişleri Bakanlığımızın çalışmaya devam ettiklerini, bu çalışmalarının da ümit ediyorum ki en kısa zamanda zaten Meclisin gündemine geleceğini düşünüyor, bu gerekçelerle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Faydalı bir işe niye karşısınız? Polislerin haklarının verilmesine mi karşısınız?

ERKAN HABERAL (Ankara) – Bütün polisler sizi dinledi, başka hiçbir şey demiyorum, herkes dinledi.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Polislerin haklarının verilmesine mi karşı çıkıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir müsaade edebilir misiniz lütfen.

Hepsini gördüm, bir müsaade edin lütfen.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Çeşitli İşler (Devam)

2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Belarus Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Daimî Komitesi Başkanı Valery Voronetsky ile beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Meclisimizi ziyaret etmekte olan Belarus Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Daimî Komitesi Başkanı Sayın Valery Voronetsky ile beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bostancı, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, polislerin mali haklarına ilişkin daha fazla iyileştirmeyi yapmayı istediklerine ama bunun aynı zamanda imkânlarla ilişkili bir iş olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Polis teşkilatımız, Türkiye'nin muhataralı süreçlerinde çok önemli görev ve roller üstlenmiş olan, halkımızın göz bebeği kurumlarımızdan birisi. Diğer bürokratik kurumlardan da birçok farklılıkları var. İnsanlar giderler, devletin mekânlarında işlerini yaparlar, herhangi bir hayati riskle karşılaşmazlar ama polislerimizin, yaptıkları iş gereği, aynı zamanda halkın esenliğini, huzurunu sağlamaya çalışırken hayati riskleri de söz konusudur, bunu da herkes bilir. Bu çerçevede çok önemli görevi yerine getiren bu kuruma karşı, AK PARTİ iktidarı olarak biz, gerekse de Türkiye Cumhuriyeti boyunca bütün iktidarlar onların yaptıkları halk için onurlu hizmeti dikkate alarak çalışma şartlarına ilişkin her zaman dikkat ve ihtimamla davranmışlardır, biz de aynı şekilde davrandık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Devam edebilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika ek süre veriyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir şey yok yani uzatmaya gerek yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Gerek çalışma şartlarını gerek teknik donanımlarını daha iyi şartlara taşıdık. Aynı zamanda, 2400 olan göstergelerini 3000’e çıkardık. Onların çalışma şartları çerçevesinde mali haklarına ilişkin daha fazla iyileştirmeyi elbette yapmak isteriz ama bunun aynı zamanda imkânlarla ilişkili bir iş olduğu şüphesiz her türlü takdirin üzerindedir. İnşallah, Türkiye daha iyi şartlara kavuşacak, biz de polislerimize daha iyi imkânları vereceğiz. Yaklaşımımız budur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Ankara Milletvekili Erkan Haberal ve arkadaşları tarafından polislerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/758) esas numaralı Meclis Araştırması Önerge’sinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Var, çoğunluk var efendim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çoğunluk bu tarafta efendim, sayalım.

BAŞKAN - Öneri kabul edilmemiştir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Allah aşkına, çoğunluk bu tarafta.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı isteseydiniz arkadaşlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayalım efendim… Kâtip üyelere soralım.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayalım…

BAŞKAN - Daha önce kâtip üyeler bu sayıyı yaptılar ve bana buradan söylediler. Lütfen…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye rica ediyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, şu anda salonda muhalefetin elleri daha fazla. Yani Divan kâtipleri burada. Kendileri de saysınlar. Eğer aralarında…

BAŞKAN – Saydılar Sayın Özkoç, emin olabilirsiniz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Barış Bey, saydınız mı?

BAŞKAN - Emin olabilirsiniz. Bakın, burada da yazılı. Lütfen…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Nerede yazıyor? Nerde yazıyor?

BAŞKAN – Burada da yazılı. Lütfen, isterseniz gelip bakabilirsiniz.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grubunun Grup Başkan Vekilinin sayıyı tamamlamak üzere yaptığı konuşmayı saygıyla karşılıyoruz.

BAŞKAN – Onu bilemem, niyet okumak durumunda değilim.

Buyurun, sizi dinliyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ama sayı tamamlanmamıştır; bir.

İki: AK PARTİ Grubu –kayıtlara geçsin diye söylüyorum- polislerimizin emeklilikte rahat bir hayat sürmesinin neden bu kadar karşısındalar? Neden polislerimizin ek göstergeyi alarak hayatlarını güvence altına almasına bu kadar karşı duruyorlar? Bunun da açıklanmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkanım, bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz… Ben işlemimi yapayım daha sonra size söz veririm.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Konuyla ilgili yalnız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Gürer, müsaade eder misiniz…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Aykırı bir şey söylemeyeceğim, konuyla ilgili.

BAŞKAN – Tamam, söz talebinde bulundunuz, ben de size sözünüzü vereceğim. Müsaade edin zamanını tayin edeyim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ama polislerle ilgili efendim. Oylama bittikten sonra bir anlamı kalmıyor ki.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, Demirören Grubuna bir kamu bankası olan Ziraat Bankasının sağladığı 675 milyon dolarlık kredinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/4/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 11/4/2018 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                Meral Danış Beştaş

                                                                                            Adana

                                                                          HDP Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

11 Nisan 2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan ve arkadaşları tarafından (7466 sıra numaralı) Demirören grubuna bir kamu bankası olan Ziraat Bankasının sağladığı 675 milyon dolarlık kredinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/4/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Daniş Beştaş konuşacaklar.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, Demirören grubunun Doğan medyayı satın alması geçen haftanın en önemli gündem maddelerinden biriydi. Tabii, bu bağlamda basın ve yayın organlarının tekelleşmesi, tek elde toplanması meselesi gerçekten en çok tartışmamız gereken konuların başında geliyor. Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olan ülkemizde diğer yandan da gazete satışları, iktidarın gazete satın alması Demirören grubu eliyle, aslında durumun vahametini daha da ağırlaştırıyor. Gerçekten, bu satış nasıl yapıldı, bunu araştırmamız lazım, çok ciddi araştırmamız lazım çünkü ortada alışveriş yapılan, satın alınan, satan ve satın alan birileri yok. Demirören grubu kim? İktidara en yakın gruplardan biri. Sayın Erdoğan’a “patron” diyorlar yani onlar arasındaki ilişkiyi hiç kimse inkâr edemez. E, peki satan kim? Sözde, Doğan medya. Peki, satılmadan önce ne yapıyordu? Ha, diyeceksiniz ki çok mu özgürlükçüydü, gerçekten basın-yayın özgürlüğü standartlarına uygun mu davranıyordu? Tabii ki hayır. İktidarın onlar üzerinde de baskısı gerek tartışma programlarında gerek haberlerinde çok güçlü bir şekilde zaten hissediliyordu. Bizim açımızdan, HDP açısından Doğan medya son iki yıldır, 7 Hazirandan sonra zaten en ağır sansürü uygulayan grubun başında yer alıyor. Yıllarca bizi tartıştılar, bizsiz tartıştılar. Bu, özgür olduğu anlamına gelmiyor bu eleştirilerin ama en azından sahibi iktidar partisi değildi, en azından başka bir adı vardı. Peki, ne zaman başladı bu satış? Aslında Afrin’le birlikte başladı. Satış süreci Afrin sürecinde hızlandı.

Şu manşete dikkatle bakmanızı öneririm “Ve bayrak Afrin’de. 58. günde hedefe ulaşıldı.” Doğan medya -savaş propagandasını- aslında satılmadan önce anlaşmanın gerekliliklerini yerine getirmeye başlamıştı. Peki, sonra nasıl çıktı manşetler? İşte, iktidarın sözüyle basılan bir gazete daha. Bu da satıştan sonra: “2023 sözüyle düğmeye basıldı.” Sekiz sütuna manşet.

Artık farklı gazeteler almayın dedik geçen hafta yurttaşlara çünkü bütün gazeteler tek ses, tek dil, tek amaç ve birilerini parlatmak için; iktidar partisini daha büyük, daha güçlü göstermek için, her sözünü canlı yayında yayınlamak için. Geçenlerde sosyal medyada şöyle bir görüntü vardı, eminim sizler de izlemişsinizdir. Böyle 7 tane televizyonu yan yana koyuyorlar, birinde hepsi sadece Erdoğan‘dı, birinde bir de Binali Bey vardı, Başbakan vardı. Böyle günün her saatinde, isteseniz de istemeseniz de, dinleseniz de dinlemeseniz de, ilçe kongresinden il kongresine, bir açılıştan bir kapanışa, efendim, bir yerin elli kere açılışına kadar hepsi canlı yayınlarda veriliyor. Peki, halk buna inanıyor mu? Bence hayır. Bu, sonun başlangıcıdır işte. Doğan medya bir de nasıl satın alındı? Ziraat Bankası, Varlık Fonu’na devredilen bir bankadan kredi alındı. 675 milyon dolar kredi; hem de iki yıl geri ödemesiz, on yıl geri ödemeli. Buna kim “Satış.” diyebilir? Belli ki 2019’a endekslenmiş, “satış” adı altında, iktidarın o medyaya kendi patentini vurması çabasıdır.

Peki, şu anda şeker pancarı üreticileri, şeker pancarı fabrikalarının kapatılması Ziraat Bankasının meselesi değil mi, Hükûmetin meselesi değil mi? Ziraat Bankası çiftçilere destek vermek üzerinden kurulmuş bir bankadır, asıl görevi odur. Şimdi, Doğan medyanın satın alınması ile Ziraat Bankasının buna 675 milyon dolar -karşılıksız aslında- iki yıl geri ödemesiz kredi vermesinin anlamı nedir? Çok açık, Doğan medyayı iktidar ele geçirecekti, e, Ziraat Bankası da devlet bankası, iktidar bir devlet bankasından parayı alıp, bir cebinden alıp diğer cebine koyuyor, başka bir para da ödemiyor. İşte bu, hukuka karşı hiledir; bu, desisedir; bu, yurttaşın gözünün içine baka baka “Ben bankadan kredi alırım, oraya veririm, almış gibi gösteririm; bu medya da benim borumu öttürür.” demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen, bir dakika…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – İşte bu, medyanın ne kadar vahim durumda olduğunu gösteriyor. Evet, gerçekten, daha önce Çalık Holding meselesinde de Sabah gazetesi ve ATV’ye el konulması da aynı şekilde olmuştu, 2013 yılında ve biliyorsunuz, o zaman Cumhurbaşkanının “bizim Çalık” diye hitap ettiği, Ahmet Çalık tarafından yönetilen Çalık Holding bünyesinde yer alan Sabah ve ATV’nin 17 Aralık operasyonundan üç gün sonra bu şekilde satıldığı haberi geldi ve şu anda o devam ettiriliyor. Bu, kesinlikle kabul edilmez. Bu, demokrasiyle bağdaşmaz.

Bugün Demirtaş orada hukuk ve siyaset dersi veriyor ama bu basın-yayın organlarının hiçbiri tek satır haber geçmiyor, geçmez çünkü emir almışlardır; muhalefetin sesi değil, iktidarın sesi çıkacak ama sesimizi kısamayacaksınız.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Medya marifetiyle, medyaya egemen olarak siyaseti dizayn etmek diye bir durum söz konusu değil.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Özgürlükçü Demokrasi’ye niye kayyum atandı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Türkiye'nin geçmişine bakın, medya yayınları ile iktidar ilişkileri arasında böyle bir illiyet bağı kuramazsınız, veriler bunu reddeder. Yani medya birilerinin elinde, onlar da iktidarlarını sürgit götürüyorlar, yok böyle bir şey.

Refah Partisinin geçmişte, 1990’lı yıllarda medyada payı yoktu ama 1995 seçimlerinde en büyük parti olarak öne çıktı. Dolayısıyla, bir kere, böyle bir illiyet bağı medya ile siyaset arasında, iktidar arasında kurulamaz. Türkiye pratiği bunu reddeder.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – O zaman niye bütün gazeteleri alıyorsunuz Sayın Başkan?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İkincisi, medyanın artık büyük sermaye gerektiren bir iş olduğunu unutmayalım. Bunun bir ekonomi politiği var.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Eskiden yok muydu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ekonomi politiği paraya yaslanacak, o parayı çevirebilmek için de izleyiciye ulaşacak. Eğer bunu yapamazsan zaten zarar edersin. Bunu müteşebbis düşünecek. Siyaset burada bir parti unsuru değil. Lütfen bunları yerli yerinde değerlendirelim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yerimden kısa bir açıklama yapacağım ben de.

BAŞKAN – Bir dakika… Açın mikrofonunuzu lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Lütfen…

BAŞKAN – Buyurun.

25.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın hatip iktidar ile medya arasında satın almada bir bağ olmadığını söyledi ama ben gayet sarih söyledim, doğrudan bir bağ var.

Ben geçen yıl bir iktidar partisi milletvekilinin konuşmasına bizzat tanıklık ettim. Birkaç gazete vardı, konuşurken ben oradaydım, duyduğumu biliyordu, “Bunlara gazete diyemeyiz artık, hepsi aynı şekilde.” şeklinde bir tepkisi vardı. Vatandaş da böyle görüyor artık.

Şu anda Özgürlükçü Demokrasi gazetesine daha geçen hafta kayyum atandı. Kürtçe dil bilgisi kitabı bastığı için 20 matbaa çalışanı tutuklandı.

Türkiye'de basın-yayın özgürlüğü bitmiştir ve iktidar bitiriyor. İktidar bunları satın alıyor. Doğan medyayı AKP iktidarı satın almıştır. Demirören paravan bir görüntüdür sadece. İşte ben manşeti gösterdim. Yani bütün manşetler tıpatıp aynı. Hatta geçen hafta söylemiştim, bir daha söyleyeyim: Kumanda derdimiz kalmadı, hiç kimsenin kumanda derdi yok. Tek kanalla bütün haberleri izleyebilirsiniz, aynı dille izleyebilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bunları reddetmek, doğru olmadığı anlamına gelmiyor. Onlar kendi görevini yapıyor ama iktidar medyayı tekelleştirmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, Demirören Grubuna bir kamu bankası olan Ziraat Bankasının sağladığı 675 milyon dolarlık kredinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay konuşacaklar.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tabii, keşke her şey Naci Hocanın dediği gibi olsa ama tam tersi.

Türkiye'nin medya tarihi, medyadaki el değişmelerin çok dramatik olduğu ve iktidarın her aşamasında devrede olduğu bir süreçtir. Zaman geniş olsaydı uzun anlatmak isterdim ama 1 Şubat 1979’da Abdi İpekçi’nin öldürülmesiyle Karacan ailesi Milliyet’ten soğudu. Abdi İpekçi çok yakın arkadaşıydı Karacan’ın ve Aydın Doğan’a sattı. 7 Şubat 1990’da Çetin Emeç’in öldürülmesiyle birlikte Simavi ailesi medyadan soğudu. Erol Simavi “Benim oğullarımın da hayatı tehlikede.” dedi ve gazeteyi satmak zorunda kaldı.

Turgut Özal, o dönemin Hürriyet ve Sabah gazetelerine karşı yeni bir gazete üretmek istedi ve İngiltere’den Asil Nadir’i çağırdı ve ona bir medya kurdurdu ama Özal’a da yaramadı. Yani Türkiye’nin medya tarihi ne yazık ki iktidarların ve terörün etkin olduğu bir süreçtir. Bugün de zaten 100’den fazla gazetecinin hapiste olması ve binlerce gazetecinin, çalışan gazetecinin işsiz gazeteciden daha az olması Türkiye’nin medya gerçeğini ortaya koymaktadır.

Bugün Doğan grubunun Hürriyet gazetesini satmasını konuşuyoruz. Demirören alıyor ve yalanlanmayan haberlere göre, Naci Hoca, 675 milyon dolar Ziraat Bankasından kredi çektiriliyor ve aynı süreçte Ziraat Bankası dünyanın 22 bankasına borçlanıp 1 milyar 400 milyon dolar kredi alıyor; daha pahalıya alıp -iki yıl ödemesiz olduğuna göre- Demirören grubuna âdeta bedavaya veriyor.

Her şey bir yana, şeker fabrikalarının 60-70 milyon dolar zarar ettiği gerekçesiyle satıldığı bir ülkede, şeker fabrikalarından sorumlu olması gereken Ziraat Bankasının işi gücü bırakıp iktidarın isteğiyle bir medya grubunun el değiştirmesine yardım ve yataklık etmesi kabul edilebilir bir şey değildir, tarih bunu yazacak. Bugün bunu yazacak medyanın kalmaması sizi rahat ettirmesin, yakın geçmişteki hiçbir medya olayı kapalı kapılar ardında kalmamıştır. Az önce söyledim, Özal’ın o İngiltere’den Asil Nadir’i getirip, 250 milyon sterlin para harcamasını sağlayıp kurdurduğu gazete de ne Asil Nadir’e yaramıştır ne Özal’a yaramıştır.

Bugün de şu anda medyada fiilen çok kanallı bir tek seslilik yaratmaya çalışıyorsunuz, kanal çok görünüyor ama ses tek ve gelinen noktada -tabii ki dünyadaki gelişmelerle de birlikte seyretmekte bu- artık medya gücü yok, güçlerin medyası var. En güçlü iktidar bütün medya organlarını kendi bünyesine alıp onunla birlikte iktidarını güçlü tutmaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın, bir dakika…

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Ama ne dünyada ne Türkiye’de medyayı ele geçirip toplumu ele geçirememişsinizdir sayın milletvekilleri. Naci Hoca “Siyaset-medya ilişkileri yok.” dedi, sonuna kadar var ama şu anlamda yok: Eğer siyasetçiler “Medyayı tümüyle ele geçirip böylece halkı da ele geçirmek istiyorum.” derse yanılıyorlar; tarihe baksınlar, bu tür iktidarların tümü bugün tarihin çöplüğündedir ve yaptıkları her şey de açığa çıkmıştır.

Burada, ezcümle, konu medyaya gelmişken vurgulamak isterim ki iktidarın yayın organları dâhil -Star, sonra gazeteler, Akşam, Sabah- bütün medyada ne yazık ki gazeteciler asgari geçim sınırının altında maaş almaktadır. Medya patronları, iktidarın isteğiyle medyaya girip medyadaki zararını ihaleden sağlamaya çalışan patronlar ne yazık ki çalışanlara alın terinin karşılığını vermemektedir diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, çok kısa bir şey… İki kere söz almak istemem ama…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bir dakikada tamamlayın lütfen, uzatmayacağım süreyi.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Siyaset ile medya arasında bir ilişki olmadığını söylemedim, elbette ki var. Ama iktidarlar dediğiniz gökten zembille inmez, bunların bir halk tabanı vardır. Büyük sermaye teşebbüste bulunduğunda, yapacağı yayınlara göre bunları bir hedef kitle olarak görür. İlişki biçimini tersine düşünmek gerekir. Burada bir pasta var, buraya yönelik bir girişimde bulunmuş. Zarar ederse, kredi aldıysa… Bilemiyoruz nereden aldığını, bunlar açıklığa kavuşsun elbette ki ama sonuçta bunun bir maliyeti var, halka satamazsa zarar eder.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum ben de.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, çok yanlış bir bilgilendirme, yerimden en azından 60’a göre söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Kendi düşüncesini açıkladı yalnız, bir tespit yapmadı ama kendi düşüncesi.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Ama çok yanlış Sayın Başkan.

BAŞKAN - Kendi düşüncesini siz düzeltemezsiniz ki o kendi düşüncesini söyledi Sayın Balbay. Bilgi vermedi, bilimsel bir veride bulunmadı, kendi düşüncesini söyledi, lütfen…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – 60’a göre yanlış bir bilgiyi düzeltmek istiyor, Genel Kurula bilgi vermek istedi.

BAŞKAN - Yani gerekçenizi kabul etmiyorum ama bir dakika size söz vereceğim yerinizden ama kendi düşüncesini açıklayan bir kişiye doğru veya yanlış demek size, hiç kimseye kalmış bir şey değil.

Buyurun, bir dakika.

27.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, her şeyden önce “675 milyon dolarlık kredinin nereden alındığını bilmiyorum.” demesi Sayın Bostancının… Eğer gerçekten bilmiyorsa ayıp, bilip de söylemiyorsa daha büyük ayıp. Bu kredinin Ziraat Bankası tarafından Demirören grubuna verildiği dört gündür yazılıyor, iktidardan hiç kimsenin gıkı çıkmıyor. Yerine göre bin liralık vergi borcu olanın peşine düşüyorlar, arkasından, esnafın önüne defterdar geliyor, defteri koyuyorlar; burada 675 milyon dolarlık bir satış var, iktidar bunun hesabını vermek durumunda. Ziraat Bankasının işi midir medya değişikliği, burada şeker fabrikaları zarar ediyor diye satılırken? (CHP sıralarından alkışlar) Çok yanlış bir yerden tuttu Sayın Bostancı. Sabah gazetesinin satışı neyse bugün bununla karşılaşmış durumdayız.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yazılanları bilgi olarak kabul ediyor Sayın Balbay, kendisi de “Eğer yalanlanmazsa böyle olduğunu kabul ediyoruz.” diyor, bir marj bırakıyor. Onun da ne ölçüde doğru ve tutarlı bir bilgi olup olmadığı konusunda bir marj bırakırken tutup “Bundan haberi yok, çok ayıptır.” demesini bir üslup olarak yadırgadım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, o zaman araştıralım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan... Sayın Başkan...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Araştırma önergesini desteklemek için bir gerekçe olabilir bu size.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, Demirören Grubuna bir kamu bankası olan Ziraat Bankasının sağladığı 675 milyon dolarlık kredinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bayburt Milletvekili Sayın Şahap Kavcıoğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kavcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Değerli Başkanım, Gazi Meclisin değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Verilen önergenin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Şimdi, bir bankacı olarak deminden beri konuşmaları dinleyince gerçekten büyük bir üzüntü duydum. Bir kere, konuştuğumuz grup, Türkiye'nin en önemli reel sektöründe bulunan Demirören grubu -eğer söylediğiniz gibiyse- ve AK PARTİ’den önce de Türkiye'nin, bu ülkenin en büyük gruplarından bir tanesi. Bu grup aynı zamanda medya sektörüne de dört gün önce değil, çok daha öncesinden girmiş bir gruptur.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sizin iktidarınız döneminde, 2011’de girdi.

BAŞKAN – Sayın Balbay...

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, Demirören grubu veya başka bir grup… Bakın, bankacılık sektörünü konuşuyoruz. Şu an Türkiye'nin bankacılık sektörü, dünyanın en güçlü sektörlerinden bir tanesi.

Arkadaşlar, lütfen -675 milyon kredi, daha fazla ya da daha az- bugün bankacılık sektöründeki bankalar bu kredileri verirken dünyadaki uluslararası normlara, Basel kriterlerine göre normal firmaların... (CHP sıralarından gürültüler) Dinle, anlamaya çalış.

Verilen krediler tamamen firmaların mali durumlarına göre, nakit akışlarına göre, ekonomik güçlerine göre yapılan incelemeler sonucunda Basel kriterlerine göre oluşturulan ratingler üzerinden verilir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Öyle değil... Öyle değil... Bizim bankada böyle değil.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bu çalışmanın kamu bankası ya da özel banka olmasının hiçbir önemi yoktur çünkü bütün bankalar, BDDK ve uluslararası normlarda Basel kriterlerine göre bütün firmaları kredilendirirler.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Hiç öyle değil.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Kaldı ki bakın, Türkiye'de kamu bankalarını konuşacak olursak bugün Ziraat Bankası, Halk Bankası ya da Vakıflar Bankası, Türkiye'nin en büyük gruplarını kredilendiren aynı İş Bankası veya diğer bankalar gibi, özel sektör bankaları gibi kredilendirme yapıyorlar. Bakın, bugün, Türkiye'deki reel sektöre en fazla kredi artışını sağlayan kamu bankaları. Bakın, toplam kredilerdeki artış yüzde 24’ken reel sektöre verilen kredilerin artış oranı yüzde 17 yani Ahmet’e, Mehmet’e tüketici kredisi, bireysel kredi değil. Türkiye’ye üretim yapan, Türkiye’de istihdam yaratan firmalara kamu ve özel bankaların verdiği kredi tutarı yüzde 17-18 artmıştır. Yani sadece bir gruba, sadece bir firmaya verilmiş kredi gibi buraya getirip Türkiye’nin güzide…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ya, üretime versinler, tarıma versinler.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – …ekonomisinin en önemli belkemiği olan bankacılık sektörünü bu şekilde vurmak hiçbirinize yakışmaz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Esnafa versinler.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Kaldı ki bakın, geçmiş döneme baktığımız zaman, Türkiye’de bir ilk gerçekleştiriliyor; medya patronlarını banka sahibi yapan zihniyetten medya gruplarını banka müşterisi yapan bir zihniyete doğru gelinmiştir. Bu dönüşüm işte bizim iktidarımız döneminde olmuştur.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Gazetelerin el değiştirmesinin kalkınmayla ne alakası var, bir izah eder misiniz?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Herkese bir müşteri olarak, herkese kredilendirme prosedürleri içerisinde bir müşteri olarak bakarak, reel sektör içerisinde değerlendirerek kredilendirmiştir. [CHP sıralarından alkışlar(!)]

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Başkanım, bir dakika…

BAŞKAN – Bir dakika size de ek süre veriyorum.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Hakan Atilla ondan tutuklu değil mi efendim?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Alkışlıyorsunuz, neye alkışladığınızı da… Söylediğim çok net.

Sizler medya gruplarını 28 Şubat sürecinde kullanarak banka sahibi yaptınız ve 2001 yılında Türkiye’ye 100 milyar dolar maliyetleri sizler yaptırdınız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sen o zaman bankada çalışıyormuşsun ya, haberin vardır.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Pardon, ne zaman efendim?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sohbet etmeyin lütfen, dinliyorum.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bakın, 91, 94, 98, bütün krizlerde bankalar batmıştır, 2001’de 21 banka batmıştır.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – 28 Şubatta iktidar mıydın?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Dünyanın en büyük krizi AK PARTİ Hükûmeti döneminde…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – O zaman sen de çalışıyormuşsun, sorumluluğun var.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – …2008 dünya krizinde bu Türkiye ekonomisini bankacılık sektörü kurtarmıştır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sen de o sektördeymişsin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Rıza Sarraf ne oldu ya?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla bugün bankacılık sektörünün geldiği nokta bizim iktidarımızda, dünyanın kıskandığı bir noktadır.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Evet, belki de 17 kuruş zammı kıskanıyor.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Neyi kıskanacak ya?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bugün dünyanın en büyük bankası, 7’nci büyük bankası Bank of China, Çin’in en büyük bankası Türkiye’de bankacılık yapma izni almıştır.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Halkbankı anlat.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Rıza Sarraf ne oldu ya?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Eğer sizin söylediğiniz gibi olsa dünyanın, bütün yabancı sektörün yüzde 40’ı Türkiye’ye gelip banka sahibi olur mu?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Olmaz, bedava çünkü batan geminin malları, bedava.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla Türkiye’de bankacılık eğer bir medya grubuna da kredi veriyorsa tamamen kredilendirme prosedürleri içerisindedir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Nerede var ya? Nerede var?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz sakin olabilir misiniz lütfen.

Sayın Tarhan…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bunu anlamanız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitti.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Peki.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavcıoğlu.

Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim “28 Şubatta sizler bankacılık sektöründe böyle yaptınız.” diyerek sataşmada bulunmuştur. Mustafa Balbay bu konuda söz istemektedir efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Eleştiridir Engin Bey onlar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben de sataşmadan sonra söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, size söz vereyim Sayın Özkoç, sataşmadan dolayı Sayın Balbay’a iki dakika, sonra da Sayın Danış Beştaş’a söz vereceğim.

Buyurun Sayın Balbay.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, sayın hatip bankanın ne kadar güçlü olduğunu söyledi, ben “Banka güçlü mü güçsüz mü?” demedim ki. Şeker fabrikalarına destek vermesi gereken Ziraat Bankası bu parayı niçin medyaya verdi, niçin bir patrona verdi? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Şeker fabrikalarına vermesi gerekirken… 60-70 milyon dolarlık bir açık var, 10 kez kapatıyor o açığı; o parayla 10 tane şeker fabrikası alınırdı, onu alacağınıza medya alıyorsunuz.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Değil değil Mustafa Bey, yanlış biliyorsun, yanlış.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Sonra “Yabancılar Türkiye’ye girmek istedi.”, güzel. Türkiye’de devlet bankası bırakmadınız, 2-3 tane bıraktınız. Halkbankın nasıl olduğunu Amerika’dan öğreniyoruz. Türkiye’de onu yazacak kaynak kalmadığı için onun da kaynağını Amerika’dan öğreniyoruz konu bankalarsa.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Dünyanın en güçlü bankası olmak gerekir.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Ama benim burada vurgulamak istediğim, şu anda siz gerçekten o parayı hakkıyla mı kullanıyorsunuz, vicdanınıza bir sorun gözünüzü seveyim ya.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – “İşçiye, çiftçiye verin.” de.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - 700 milyon dolar diyoruz, 700 lira değil.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Türkiye’nin en güçlü grubu.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Türkiye’de 15 milyon insan açlık sınırındayken, 15 milyon insan asgari ücretle geçinirken siz 700 milyon doları bir yayın kuruluşu el değiştirsin diye kullanıyorsunuz, “İki yıl da ödeme.” diyorsunuz.

Ve bugün biz şeker fabrikalarını kaç gündür tartışıyoruz burada? Aslında Türkiye’nin petrolü olan şeker fabrikalarını, gerçekten petrolden daha kıymetli olabilecek fabrikaları kapatıyoruz, medya grubu açıyoruz, olacak şey mi?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Emeklilikte yaşa takılanlar var, onların da hakkını versinler.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Sonra “Bu grup yıllar önce girmiş.” Ne zaman girmiş? 2011 yılında girmiş. Nasıl girmiş? Talimatla girmiş, “Milliyet’i ve Vatan’ı alacaksın.” denmiş. Bu da yalanlanmamış.

ŞAHİN TİN (Denizli) – O ayrı, o ayrı yani ne alakası var?

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Şimdi de “Doğan grubunu alacaksın, medyanın yüzde 31’ini ele geçireceksin.” denmiş. Tahsin Tarhan burada, bir yer almak isteyecek, Rekabet Kurumu “Hayır, olmaz.” diyor ama bir medya kuruluşu piyasanın yüzde 40’ını ele geçirecek, bu da rekabete uygun mu Allah aşkına?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Dünyada böyle.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Daha önce de onundu ya.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Pek çok boyutu var bunun, pek çok boyutu var.

Ama siz, bu 700 milyon doların hesabını bize değil, çiftçiye verin, şeker üreticisine verin, Et ve Balık Kurumuna verin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Balbay, teşekkür ederim.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Danış Beştaş, sizi dinliyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – İktidar partisi hatibi konuşmasında “Bankalarımıza öyle söz söylemeniz yakışmıyor.” gibi birçok cümleyle aslında sataştı çünkü ben de bankayı doğrudan söyledim.

BAŞKAN – Peki, buyurun, size de iki dakika söz veriyorum.

2.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim.

Ya, doğrusu bir şeyler yakışmıyor, o doğru ama bizim söylediklerimiz yakışmıyor değil, sizin göz göre göre 675 milyon doları yokmuş gibi davranmanız yakışmıyor. Yani bu sabit, tartışma dışında. Şu anda Demirören grubunun iktidarın yandaşı olduğu konusunda 80 milyon yurttaşın -bilen tabii- kafasında milyonda bir, bir soru yok. Daha geçenlerde dünyanın tanık olduğu bir şey yaşandı. Erdoğan, 79 yaşındaki Demirören’i nasıl azarladı hepimiz gördük, yazıldı, çizildi.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Ağlattı, ağlattı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Önemli olan, hatibin dediği gibi Demirörenin ne kadar büyük bir grup olduğu, önceden mi büyük olduğu, şimdiden mi büyük olduğu değil. Bizim meselemiz şu: Medya tekleştiriliyor. İktidarın, devlet bankasını, Ziraat Bankasını, çiftçilere destek vermek zorunda olan bir bankanın 675 milyon dolarlık kredisini bir medya grubunu satın olmak için kullanması… Çiftçi aç, çiftçi yoksul, şeker pancarı üreticileri, çiftçi alamıyor…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Hiç de değil, hiç de değil, yanlış söylüyorsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) –…her yere kredi teşvikleri verilmiyor ama Doğan medya satın alınınca iki yıl karşılıksız kredi alınıyor. Böyle bir dünya var mı gerçekten?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Amerikalılara mı satacaktık yani kime verecektik? Amerika’ya mı vereceğiz yani Rusya’ya mı vereceğiz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Vatandaş 5 bin lira tüketici kredisi alıyor, asgari ücretle geçinmek zorunda, kara kara düşünüyor: “Bankadan ne zaman telefon gelecek, ne zaman ödeyeceğim, icra takibi başlayacak mı?” Demirören grubu iki yıl yan gelip yatacak ama o 675 milyon doları ödemeyecek.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Çok yanlış biliyorsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani burada bankacılık sektörünü biz Halk Bankasından biliyoruz; Sabah, ATV satışından biliyoruz, Zarrab davasından biliyoruz. Halkbank müdür yardımcısının hâlâ yargılaması sürüyor, hakkında yüzlerce yıl ceza isteniyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – En güçlü banka!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Söylerken biraz düşünelim derim yani.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kavcıoğlu, nedir talebiniz?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Beni göstererek…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – AKP’li efendim, gelsin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saygılı olalım.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – …konuşmalarımın gerçeği yansıtmadığı şeklinde birkaç ithamda bulundu.

BAŞKAN – Size de iki dakika süre veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben nasıl sataştım?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ne şeklinde olduğunu duymadık.

BAŞKAN – Ben duydum ya, yetiyor.

3.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söylediğim şey çok açık. Bakın, bankacılık sektöründen konuştum.

Şimdi, tabii, sizler Türkiye'nin geldiği noktayı hâlâ tahayyül edemediğiniz için 675 milyon dolara takılıp kalıyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hakikaten, eskiden bu kadar para bir günde verilmiyordu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Dolar kaç lira olmuş?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bakın arkadaşlar, geçen daha konuşulan, bir grubun Türkiye'deki kullandığı kredilerin toplamı 10 milyar dolar. Türkiye 851 milyar dolar gayrisafi yurt içi hasılaya sahip kocaman, büyük, dünyanın en büyük 15, 16’ncı ülkesi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, artık firmaların kullandığı kredilerin büyüklüğü…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Dolar kaç lira, dolar?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – “700 milyon bahşiş verebiliriz." diyorsunuz, bravo!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Milletvekiline bile kredi vermiyor Ziraat Bankası.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bakın, bütün bankalarda -gidin araştırın- 675 milyon dolar gibi bir sürü kredi var. Arkadaşlar bilmiyorlar, buradan bu kadar cahilce konuşmak da çok doğru değil.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Ya “cahil” diyor. Milletvekiline “cahil” diyemezsin.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bugün bankaların kredi prosedürleri… İki yıl ödemesiz on yıl vadeli, yedi yıl vadeli bir sürü kredi vardır, çok çeşitli krediler vardır. Dolayısıyla, sadece bu krediye özgü verilmiş iki yıl ödemesiz, yedi yıl ya da on yıl vadeli bir kredi yok. Reel sektörde bulunan birçok firmaya, yüzlerce, binlerce firmaya bu şartlarda kullandırılmış krediler vardır ve özel ve kamu… Kamu bankalarına ait de değildir bu, özel bankalar da dâhil bütün bankaların kullandırdığı bu tür krediler çok yaygındır, bunu bilmemiz lazım.

İkincisi, Ziraat Bankası veya Halk Bankası, bakın, bu dönemde en fazla çiftçiye, esnafa yardım eden ve kredi kullandıran… Hem “1 milyar kredilendirdiniz, batırdınız.” diyorsunuz -2001’de 1 milyarmış- hem de “Kullandırmadınız." diyorsunuz. Bakın, 34 milyar TL sübvanse edilen tarım kredileri Ziraat Bankası tarafından kullandırılmıştır. 24 milyar TL -esnaf kredileri- sübvanse edilerek esnafa kullandırılan krediler -Halk Bankası- tarihî rekordur.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İşleri bozuk ondan kredi kullanıyor. İşi iyi olsa kredi mi kullanır?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bunlar 2001, 2002’de kapalıydı. Esnafa kullandırılan, çiftçiye kullandırılan krediler, kooperatifler; hepsi kapanmıştı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İşleri bozuk, esnaf perişan, ondan kredi kullanıyor. İşi iyi olan kredi kullanır mı ya? İşi iyi olan kredi kullanır mı? Yapma.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bugün bakın, bu ülkenin kredilendirilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Bu, esnafın, tarımın en fazla kredilendirildiği, sübvanse edildiği dönemdir. Dolayısıyla bunu bilmemiz lazım.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.51

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, Demirören Grubuna bir kamu bankası olan Ziraat Bankasının sağladığı 675 milyon dolarlık kredinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Kavcıoğlu, size bir söz vereceğim. Konuşmanızla ilgili bir açıklama yapmak durumundasınız.

Buyurun, yerinizden bir dakika.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; konuşmamdan sonra arada da bazı milletvekili arkadaşlarla konuştuk, kendilerine de ifade ettim. Tabii, orada, ben bankacıyım, bankacılıkla ilgili teknik ağırlıklı bilgi verirken diğer hatiplerin ısrarla söylediği bazı konularda, bilgi eksikliği anlamında, “cahilce” derken hiç kastım kişileri “cahil” ya da o şekilde nitelemek değil. Dolayısıyla orada o anlamda bir anlaşılma olmasını istemem. Bilgi eksikliği anlamında, ısrarla, söylediğimizi, anlattığımız şeyi hatiplerin çıkıp tekrar öyle olduğunu söylemeleri neticesinde cevaben konuşurken söylediğim bir ifadedir. “Cahil” anlamında kimseye bir kastım olmamıştır. Bunu tekrar ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kavcıoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel ve arkadaşları tarafından, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde yaşanan elim olayın tüm yönüyle açığa kavuşturulması ve bu cinayete sebebiyet veren etkilere önlem alınabilecek koşulların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11.4.2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 11.4.2018 çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.         

                                                                                       Engin Özkoç

                                                                                          Sakarya

                                                                        CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel ve arkadaşları tarafından Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde yaşanan elim olayın tüm yönüyle açığa kavuşturulması ve bu cinayete sebebiyet veren etkilere önlem alınabilecek koşulların araştırılması amacıyla 11.4.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1854 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11.4.2018 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yüksel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz perşembe günü hepimizi yasa boğan, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde 4 gencecik akademisyenin ölümüyle sonuçlanan bir katliam yaşandı. Bununla ilgili bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin grup önerisiyle ilgili konuşacağım.

İlk önce olayla ilgili bir bilgi vereyim çünkü sonunda oy kullanacaksınız. Ne şahsımın ne de partimin âdeti değildir sağa sola “Bu, FET֒cüdür; bu, Fetullahçıdır.” diye beyanda bulunmak ama ben konuyu inceledim. Bu olayı gerçekleştiren katil, tipik bir Fetullahçı. Nereden bunu çıkarıyoruz? Volkan Bayar -katilin ismi- FET֒nün soruları sızdırdığı 2006 ALES sınavında derece yapmış beyefendi. Akabinde, Millî Eğitim Bakanlığında Fetullahçı terör örgütünün çok etkin olduğu bir dönemde Amerika’ya Denver Üniversitesine eğitime gönderilmiş. Orada başarılı olamadığı hâlde, yönetmelikler izin vermediği hâlde getirilmiş, Tokat’ta üniversitede araştırma görevlisi yapılmış. Daha sonra Osmangazi Üniversitesine naklen atanmış. Çok daha önemlisi, 15 Temmuz gecesi üniversiteye gitmiş, odasındaki bilgisayara format atmış. Bunu da götürmüş, rektörlüğe vermiş.

15 Temmuzdan sonra 100’den fazla akademisyeni FET֒cü olmakla itham ederek ihbar etmiş ama ihbarda çok önemli bir yöntem kullanmış -ismini buradan vermeyeceğim, soran olursa verebilirim- Adalet ve Kalkınma Partili bir milletvekiline ulaştırmış bu 100’den fazla kişiyle ilgili ihbarlarını, o vekil de Emniyet Müdürlüğüne gereğinin yapılması ricasıyla bunları iletmiş. Daha sonra, bunun şikâyet ettiği herkesle ilgili yargılama yapılmış, tutuklamalar yapılmış, hemen hemen hepsi ya YÖK kararıyla ya üniversite tarafından ya da KHK’yle işten atılmış. Daha sonra, bu yargılananların, yargılaması bitenlerin hepsi beraat etmiş ama YÖK bunları daha hâlen de işe iade etmiş değil.

Fakat, bu arada, ihbar edilenler de bu katille ilgili üniversiteye şikâyet dilekçelerinde bulunmuş. Çok ilginç, şikâyet dilekçelerinin hiçbiri işleme alınmamış, kaydedilmemiş; bu adam korunmuş ve kollanmış. Sonunda -artık kendisine nasıl bir garanti verildiyse- 5 Nisanda hakkında yapılan bir şikâyetle ilgili ön inceleme için ifadeye çağrılmış. Adam bunu sindirememiş çünkü kiminle ne pazarlık ettiyse, nasıl korunup kollanacağı sözü aldıysa bunu kendine yedirememiş. Kendi hakkında bir soruşturma olacağına inanmadığından öfkelenmiş, eline silahını almış, 4 akademisyeni 23 kurşunla delik deşik etmiş. Bu katliam, Türkiye’de kol gezen ihbarcılık, iftira ve şiddet atmosferinin ete kemiğe bürünmüş hâlidir arkadaşlar.

Peki, bu katil, ifadesinde ne demiş biliyor musunuz? Üzülerek okudum: “Sayın Cumhurbaşkanımı dinledim ve 103 kişiyi ihbar ettim. Sonra bana sahip çıkmadılar, ortada kaldım. Son KHK’yle bize tanınan silah kullanma yetkimi kullandım.” El insaf, el insaf…

Arkadaşlar, Fatih Özmutlu, Mikail Yalçın, Serdar Çağlak, Yasir Armağan… Hepsinin hayalleri vardı, hepsinin aileleri ve çocukları vardı. Mikail’in küçücük, engelli bir bebeği var. Bizim onlara hesap vermemiz lazım. Dosyada, kimi ya da neyi korumak için olduğunu bilmiyorum, gizlilik kararı verildi. Cinsel istismar yok, devletin güvenliğiyle ilgili bir şey yok; açıklamalara göre ruh sağlığı yerinde değil. Niye gizlilik kararı verildi, bilmiyorum.

İşte, grup önerimizin konusu bu, bu konuyu araştıralım diyoruz. Bu çocuklara hesap vermemiz lazım, bunun hesabını vermemiz lazım. Bunu kim korudu, kim kolladı; buna bakmamız lazım. Lütfen, bu sefer ellerinizi alışık olduğunuz gibi değil, mağdurlardan yana kullanın ve araştırma önergemize destek verin.

Açıkça söylüyorum: Destek vermeyen herkes, bu eli kanlı katilin suç ortağıdır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bir dakika…

Lütfen süresi içinde tamamlayın.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şimdi, Cemal Bey konuşurken şüphesiz kendi zihninde farklı bir bağlama yerleştirmiştir diye düşünüyorum, bu işleri bilen bir arkadaşımız. Cinayet işleyen bir katil, sorgusunda, kendisini kurtarmak adına “Neye müracaat edersem benim için faydalı olur.” mantığı çerçevesinde birtakım beyanlarda bulunuyor. “FET֔ denilen bir terör örgütü var ve buna ilişkin, toplumsal duyarlılığa atıf yapan Cumhurbaşkanımızın ifadelerine o katilin kendini kurtarma adına yapmış olduğu gönderme, bağlamı itibarıyla doğru bir gönderme değil. Sayın Cumhurbaşkanı, elbette FET֒ye karşı mücadelede üstlendiği siyasi rol gereği bu toplumsal duyarlılığa atıf yapar, insanları buna çağırır ama bunları değerlendirecek olan, yargıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öyle, insanlar, rastgele, gitsinler, jurnalcilikte bulunsunlar, birbirlerini ihbar etsinler, böyle bir şey söz konusu değil. Türkiye’de bir yargı mekanizması var, kim ne yaparsa imzalı, isimli olmak kaydıyla müracaat ettiğinde, birisini ihbarda bulunduğunda haksız çıkarsa karşılığı var, haklı çıkarsa hukuk zaten gereğini yapar. Dolayısıyla pratikte anlamını kazandığı yer, hukuktur. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir diye düşünüyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için söylüyorum.

Bir caninin kendisini haklı çıkartmak için gösterdiği gerekçeler, en az yaptığı iş kadar korkunçtur. İtirafında “Bana verilen silah kullanma hakkını kullandım.” derken aslında İçişleri Bakanının “Siz gereğini yapın, ben arkanızda duracağım.” sözünü arkasına alarak konuşuyor. Bu kişi, bunu söylerken İçişleri Bakanının söylediği sözü arkasına aldığı şekliyle hâlâ orada olmasının da nedeni aslında bu siyasi partinin genel başkanıdır.

Sayın Başkan, burada arkadaşımızın getirdiği önerge çok açık bir şeydir. Toplumda fiilî bir durum yaşanıyor, insanlar birbirlerini ihbar ediyorlar ve algı konusunda yaşanan sıkıntılar nedeniyle şu anda cinayetler işleniyor. Bununla ilgili, işlenmiş bir cinayetle ilgili, elbette yeri adalettir, adalet saraylarında konuşulacaktır, mahkemelerdir. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin hiç mi bunda katkısı olmayacaktır? Parlamento olarak biz bunu hiç mi araştırmayacağız? Bu konuya bu gözle de bakılmasını rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, ben de kayıtlara geçsin diye söz aldım.

İçişleri Bakanı burada yok, söylemiş olduğu ifade “Ben arkanızdayım.” denildiği, düşünüldüğü, yerleştirildiği bağlam itibarıyla olsaydı o katil şimdi serbestti ama yargılanıyor ve hak ettiği cezayı alacak. Dolayısıyla burada farklı bir durum söz konusu. Sayın İçişleri Bakanının beyanıyla bu olay arasında böyle bir illiyet bağı kurmak mümkün değil. Hiç kimse kendisi eline silahı alıp “Adaleti ben gerçekleştiriyorum.” şeklinde bir karar alamaz, bunu uygulayamaz. Bunu yaparsa cezasını görür, yargı da bunu takip eder.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özkoç...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, izin verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Çok önemli bir konu olduğu için ifade ediyorum.

İçişleri Bakanının bu beyanları bütün kamuoyunda yer almıştır, kendisi de inkâr etmemiştir. Bugün grup başkan vekilimizin ifade ettiği şeyse İçişleri Bakanının söylemiş olduğu sözün arkasında şu anda durmadığıdır. Mevcut İçişleri Bakanı zaten bugüne kadar söylediği hiçbir sözün arkasında durmamaktadır. Elbette bu katile cinayeti işletecek sözleri söyleyip arkasında durmayacağı da aşikârdır. Bunu tüm toplum biliyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben de...

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Dün ben açılış konuşmasında Osmangazi meselesine değinmiştim o bağlamda. Bir kere burada sorumluluğun, illiyetin böyle doğrudan kurulamayacağını söylüyor ama biz sonuçta Hükûmetin bu konudaki yaklaşımlarının kesinlikle net olduğunu söylüyoruz. Osmangazi olayında -katliam olması bir kere, 4 kişi yani 2’den fazla- cinayet sanığı nasıl tutuklanmaz? İçişleri Bakanı çıkıp toplumun önünde “Tutuklanmasın.” diyemez. Burada silahlanma, teşvik, ihbarcılık, bu paralelde yapılan ihbarların ciddiye alınması, bu cinayetlere giden yolu açmıştır. Fakülte koridorlarında bağırmalarını söyledim dün. “Bir silaha, bir kurşuna bakar.” demiş bu FET֒cüler ve Volkan Bayar hakkında rektöre yapılan hiçbir ihbar ciddiye alınmamış ama aksine, yanılmıyorsam 103 kişi onun ihbarıyla görevden alınmış ve ihraç edilmiştir. Şu anda rektör hâlâ görevdedir. Biz rektörün de derhâl, nasıl atandıysa...

BAŞKAN – Rektör istifa etti sanıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bugün mü istifa etti?

BAŞKAN – Evet, öyle bir haber okudum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ettiyse de duymadım. Yani o, bir çözüm değil ama en azından bir adım olmuştur. Bu nedenle Hükûmet bizce öz eleştiri vermelidir, bu muhbirliği önleyecek bir mekanizmayı kendisi de düzenlemelidir diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yüksel, sizin talebiniz nedir?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkanım, 60’a göre bir bilgilendirme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden buyurun lütfen, bir dakika.

30.- Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Sayın Başkan, Naci Bostancı’nın tabii, bir refleksle Sayın Cumhurbaşkanını koruyor olması doğaldır ve hakkıdır. Fakat açıklamasında şunu söyledi: “Hiç kimse aklına esip de eline silah alıp kafasına eseni yapamaz.” Yapabilir, bu da 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle getirildi. Sivil kişiler birtakım terör örgütlerini, terör eylemlerini bastırmak için silah kullandıklarında cezai sorumsuzluk sahibiler yani bu, 15 Temmuz gecesi için çıkarıldı. Ama yarın herhangi bir FET֒cüyü, FET֒cü olduğu iddia edileni eline silah alıp katleden bir kişiye de bu mantıkla bir kanun hükmünde kararname çıkarılabilir. O yüzden bilgi eksikliğini tamamlamak istiyorum, bu arkadaş bunu söyledi, “696 sayılı KHK’yle bana tanınan hakkı kullandım.” dedi.

O yüzden ben önergemize başta Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerinin destek vereceklerine inanıyorum ve talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, yalnız, o KHK’yle tanınan bağımsızlık, silah edinme, 15 Temmuz gecesiyle ilgili bir şey yani o kişi… (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bakın, konuşuyoruz, ben de fikrimi söyleyeyim, siz de söyleyin fikrinizi, kimsenin burada bir katili savunacak hâli yok herhâlde.

Buyurun Sayın Bostancı.

31.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sadece 696 değil, 8 tane KHK’de -bunların hepsi gerçi Meclisten geçti ama- 696 çıkmadan önce bu Meclisten geçen KHK’lerde de aynı ifade vardı.

BAŞKAN – Evet, ona dayanarak söyledim zaten.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu ifadeler, sadece 15 Temmuz ve en fazla 16 Temmuza intikal eden olaylar için geçerlidir, 17 Temmuz için geçerli değildir; bunlar defalarca söylendi. Ve şu anda o kişi yargılanıyor, yargılanacak ve hakkettiği cezayı alacak, kendisi ne derse desin, onun beyanlarını burada esas alan ve sanki burada bir meşruiyet varmış şeklinde bir değerlendirmeyi yapmayı da doğru bulmam.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 11/4/2018 tarihinde Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel ve arkadaşları tarafından, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde yaşanan elim olayın tüm yönüyle açığa kavuşturulması ve bu cinayete sebebiyet veren etkilere önlem alınabilecek koşulların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 11 Nisan 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, böylesine üzücü bir olayla karşılaşmak, memleketin tamamını yoğun bir düşünceye yönlendirmiştir. Bir öğretim üyesi olarak üniversitelerin bu tür olaylarla gündeme geliyor olmasından her bir milletvekilimiz ve her bir vatandaşımız gibi biz de üzgünüz ama daha da çok, oralarda mesai harcayan, öğrencileriyle beraber hakikati arama peşinde, bilimin bir parçası olma hususunda gayret eden üniversitelerin bu tür olaylarla gündeme gelmesi, çok can sıkıcı bir durumdur.

Üniversiteler, farklılıkların birlikteliği ile ortak akıl ve etik değerler, evrensel normlar doğrultusunda aydınlanmayla ismi müsemma kurumlar olması gereken yerlerdir. Toplumsal sorunlara çözüm üretmesi gereken yerler, sorunun bir parçası olmaya başlamışlarsa orada iyi gitmeyen, doğru gitmeyen şeyler, ihmaller vardır. Bu ihmalin gereğiyle ilgili bu konuyu en yüksek düzeyde Sayın Genel Başkanımız grup konuşmasında bu hafta yüksek sesle dile getirmiş ve problemin çözümüyle ilgili bazı hususları hatırlatmıştır. Bu konuda FETÖ'cülük yaftası ve şikâyet müessesesinin hangi noktaya geldiği ortadadır. Bu hususta alınması gereken tedbirler ve kriterlerin gözden geçirilmesi hususunda da beş maddelik bazı hatırlatmalar yapmıştır. Bunu bir şekliyle kamu bürokrasisinin ve yüksek siyasetin dikkatine sunmak istiyoruz. Ama bu arada şu hakikatinin altını çizmek lazım: Adı geçen üniversitemizin dışında başka üniversitelerde de adi olaylarla ilgili vakalar vardır. Bugün yine bir üniversitede bir öğretim üyesi doçentin bir öğrencisiyle ne olduğu belli olmayan bir hadiseyle gündeme gelmesi, önce bir cinayet, sonra bir intihar vakası. Üç dört gün önce de başka bir üniversitede bir öğretim üyesi değil, öğrencinin, öğretim üyesi adayı bir öğrencinin başka bir mekânda cinayete kurban gitmesiyle ilgili problemler vardır.

YÖK’ün ve YÖK Denetleme Kurulunun, Millî Eğitimin üniversiteleri daha yüksek düzeyde takip etmesi, özellikle de YÖK Denetleme Kuruluna işin ehli, konunun takipçisi, denetlemeden anlayan arkadaşların getirilmesi ve bu konunun üzerinde durulması gerekiyor. Yani burada sancıyı fark ederek YÖK’ün olağanüstü toplantıyla konuyu gündeme getireceğini ve YÖK Genel Kurulunu yarın itibarıyla toplantıya davet ettiğini basından öğrenmiş bulunuyoruz. Bu konunun nesnel gerçeklik üzerinden çok yüksek bir titizlikle takibi ve YÖK Denetleme Kurulunda, sadece akademik kökenli uzmanların değil, bürokrasiden gelen, denetlemeyi bilen arkadaşların da özellikle bu konular içerisinde görevlendirilerek konunun takip edilmesi gerektiği hususunda biz de görüşlerimizi ifade etmiş oluyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir konuşacaklar.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) - Sayın Başkan, Genel Kurulu selamlıyorum.

Aslında Türkiye’de toplumsal çöküşün izlerini ihbarcılığın, kayırmacılığın hangi noktaya geldiğine bakarak anlayabiliriz. Önceden bir utanç meselesi olan ihbar, şimdi bir itibar kaynağı hâline dönüşmüş. Halka şöyle bir mesaj veriliyor: “Kariyer mi yapmak istiyorsunuz? Eğitim almanıza, iyi ve dürüst bir çalışma hayatına falan gerek yok, aslında ihbarcılık yapın.” Vatandaşlığın bir arada yaşama kültürünü teşvik eden bir statü olması gerekirken, tam tersine “İyi bir vatandaş olduğunuzu kanıtlamak istiyorsanız ihbar edin.” deniyor.

İhbarcılık öyle bir noktaya vardı ki ihbar edenler de ihbar edilerek işten atılıyor ya da Osmangazi Üniversitesindeki katliamda gördüğümüz gibi, ihbar ettiklerinin işlerinden edilmesi, cezaevinde yatması da yetmiyor, ihbarcılıktan gözü dönen kişi ihbar ettiklerinin canını da istiyor.

Osmangazi Üniversitesindeki katliam, iddia edildiği gibi, psikolojik problemleri olan herhangi birinin bir cinnet hâli değil; akademisyenlerin belinde silahla dolaşabildiği bir akademinin, kol kanat gerilen çeteci anlayışın, insanların siyasetin himayesinde yozlaşmada gelebileceği sınırın göstergesidir. Bu meseleyi münferit bir mesele gibi gösterme telaşının, AKP'nin bu olaydaki sorumluluğunu katile yıkarak kaçma çabasından başka bir şey olmadığını düşünüyoruz.

Üniversitedeki akademisyenlerden birinin Volkan Bayar’la ilgili dilekçelerinin bile işleme konulmak istenmediğine ilişkin isyanı basına yansıdı. Üniversite yönetimi ve YÖK hesap versin isteniyor. Ben de bu çağrıyı yinelemek istiyorum. Hesap verilecek olanlar sadece ölenlerin yakınları değil, hesap verecek olanlar da sadece üniversite yönetimi ve YÖK de değil; KHK’lerle, kayırmacılıkla yarattığınız düzen, körüklediğiniz kutuplaşma nedeniyle hayatları hedef alınan herkes AKP siyasetçilerinin her birinden tek tek hesap vermelerini istiyor. Hesap vermek, bir iki kişinin istifası ya da bir iki özürle hallolabilecek bir mesele değildir; beyanlarıyla, eylemlerle bu zincirin oluşmasına sebep olan herkes sorumludur.

Volkan Bayar “İhbar ettim ama bana sahip çıkmadılar.” diyor. Demek ki ihbarcılığı bir şey bekleyerek yapmış, torpillerle eksiklerinin üzerini örttüğü akademik kariyerini ihbarcılıkla taçlandırmak istemiş. İhbarcılık, eksiklerini kapatmanın bir yolu artık; suç işleyenler, istismarcılar, kadına şiddet uygulayanlar ihbarcılıkla AKP’ye yanaşarak kendilerini temizlemeye çalışıyorlar. Adam kadına şiddet uyguluyor, “Cumhurbaşkanına hakaret etti.” diye ihbar ederek cezadan kurtulmaya çalışıyor. Vatandaşın biri hoşlanmadığı bir komşunun yaptığını ihbar ederek onu takip ettiği yerde gözaltına aldıracak bir duruma geldi. Açıkçası, bunu da geçtim, insanlar birbirini ihbar etmek için aslında birbirini kollar hâle geldi. Geçen gün basına da yansımıştı; bir otobüste birisi birinin cep telefonunu izliyor, sonra arabayı durduruyor, bu cep telefonunu dikizlediği kişiyi gözaltına aldırıyor. Yani öyle bir duruma geldi ki apartmanda ayakkabılarını kapının önüne bırakan komşusunu bile diğer komşusu Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle ihbar eder duruma geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Bir cümlem kaldı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Bu tablo, tek tek olayları ve kişileri aşan, bu ülkede toplumun ve siyasetin hangi noktaya geldiği üzerine bizi düşünmeye çağıran bir tablo. AKP’nin yarattığı ihbar ve intikam düzeni uzun bir süredir seri bir şekilde can almaya devam ediyor.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Emine Nur Günay konuşacaklar.

Buyurun Sayın Günay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMİNE NUR GÜNAY (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde 4 üniversite mensubumuzu kaybettiğimiz bu vahim olayla ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum: Bu vahim olayla ilgili tüm milletimiz, hepimiz yürekten yaralandık ve hiçbir şekilde kabul edemeyeceğimiz bir katliamla karşı karşıya kaldık. Bu vesileyle, görev şehitlerimizi saygıyla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum. Bir vatandaş, bir akademisyen ve bir siyasetçi olarak böyle bir olayı kabul etmem mümkün değil. Acımız büyük, yaramız çok taze; bu nedenle, hep birlikte olaya sağduyuyla yaklaşmalıyız ve yargı sürecinin sağlıklı işlemesine izin vermeliyiz.

Söz konusu şahıs hakkında devam eden idari ve adli süreç içindeyiz. Soruşturma tüm boyutlarıyla devam etmektedir. Bu menfur olay karşısında Eskişehir Başsavcılığının, olayı tüm yönleriyle değerlendirerek açığa kavuşturacağına güvenimiz tamdır. Ancak şunu belirtmek isterim ki hiçbirimizin kabullenemeyeceği bu tür olaylarla başlatılan tartışmalar hem savcılık tarafından yürütülen soruşturmayı zorlaştırmakta hem de birlik ve beraberliğimize zarar vermektedir. Soruşturma sonucunda olay tüm yönleriyle aydınlanacak ve sorumlular hukuk önünde hesap verecektir.

FET֒yle, FETÖ terör örgütüyle en büyük mücadeleyi Sayın Cumhurbaşkanımız vermektedir. Kripto bir terör örgütüyle mücadele ettiğimizi hatırlatmak ve herkesin de bu mücadeleye destek vermesi gerektiğini vurgulamak isterim.

Gizlilik kararı ise hukuk çerçevesinde, CMK’nin 153/(2)’nci maddesi gereği alınmış olup bu tür soruşturmaların sağlıklı işleyişi için genelde uygulanan bir yöntemdir. CMK 153/(2)’nin (a) bendinde 8 tip suç sayılmıştır; bunlardan 1’inci sırada “Kasten adam öldürme (madde 81, 82, 83)” olarak belirtilmiştir. Burada katil de 4 masum vatandaşı kasten öldürmekle suçlanmaktadır.

Burada art niyet aramak, hukukun işleyişini sorgulamaktır. Bugün öğlen saatleri itibarıyla Osmangazi Üniversitesi Rektörü, soruşturmanın selameti için istifa ettiğini açıklamıştır. Öncelikle, savcılığın yürüttüğü soruşturmanın tamamlanması beklenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakikada tamamlayın lütfen.

EMİNE NUR GÜNAY (Devamla) – Bu olayın aydınlatılması hayati önem arz etmektedir. Şehrin vekili olarak menfur olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılmasının takipçisi olacağımı belirtir, yüce Divanı saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.38

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/929) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 548) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan 8’inci maddeye bağlı ek madde 10 üzerinde önerge işleminde kalınmıştı.

8’inci maddeye bağlı ek madde 10 üzerinde iki adet önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’nci maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 10’un tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş              Bedia Özgökçe Ertan   Dirayet Dilan Taşdemir

      Adana                                    Van                                     Ağrı

Ayşe Acar Başaran            Mahmut Celadet Gaydalı                   Altan Tan

     Batman                                  Bitlis                              Diyarbakır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Burcu Köksal                      Ömer Fethi Gürer           Okan Gaytancıoğlu

Afyonkarahisar                             Niğde                                  Edirne

  Ali Akyıldız                        Namık Havutça                     Engin Özkoç

       Sivas                                 Balıkesir                               Sakarya

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk önce Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Tan. (HDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yetki ve sorumluluklarıyla ilgili yeni düzenlemelerle alakalı olarak huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum.

Tabii, Türkiye’nin tarım politikalarını konuştuğumuz vakit, en önde, birinci derecede önümüze çıkan kuruluş Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye’de geçmişte, işte Keban Barajı’ndan başlamak üzere -tabii, bundan daha öncesinde Adana Seyhan Barajı’na, Karakaya Barajı’na, Atatürk Barajı’na- bir çok baraja, sulama kanalına ve tarımla ilgili önemli projelere imza attı; Türkiye Cumhuriyeti’nin en ciddi kurumlarından birisi. Ama maalesef, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğru düzgün bir tarım politikası yok. Politikacılar sık sık bu kürsüye gelirler, geliriz hepimiz ve bir kısmı da polemiklerle süslü olan konuşmalar yaparız; “işte, Türkiye tarım ülkesiyken, saman ihraç ederken saman ithal ediyor. Samanın fiyatı buğdayın fiyatını geçti.” gibi veya hayvancılıkta et fiyatlarıyla ilgili sürekli aynı polemikler oluyor.

Ben bunları tekrarlamak istemiyorum ama söylemek istediğim bir şey var: Türkiye’de bugüne kadar, bütün hükûmetleri baz alarak söylüyorum, bizim neden doğru düzgün bir tarım ve hayvancılık politikamız yok veya varsa nedir? Buyursun Sayın Bakan, sayın yetkililer, Tarım Bakanı veya Devlet Su İşlerinden sorumlu Sayın Bakanımız, diğerleri, bunu bizlere anlatsınlar. Tek tek bunları saymak istemiyorum bu beş dakikalık zaman zarfında. Dünyada bu işi doğru düzgün beceren, doğru düzgün yapan ülkeler var; işte Amerika Birleşik Devletleri var, Fransa var, İsrail var, Hollanda var. Ve yine sık sık bir rakam verilir: İşte, Hollanda’nın sadece tarım ve hayvancılıktan ihracatı 100 milyar doların üzerinde, 120 milyar dolar civarında, her sene artıyor. Bizim ise toplam ihracatımız 150 milyar dolar. TİGEM’in bünyesinde işte bir Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği var, bütün bir Orta Doğu’yu besleyebilecek kadar, 1 milyon 800 bin dönüm arazi var, muhteşem araziler ama maalesef, buradan elde edilen verim çok çok az bir oranda duruyor. Onun için, bizim acilen, önce, birbirimizi suçlamaktan, karalamaktan ve çalakalem eleştirmekten önce, bir tarım ve hayvancılık perspektifi ortaya koymamız lazım. Bütün bu dünya örneklerini, biraz evvel de söylediğim gibi, Hollanda’sıyla, İsrail’iyle, ABD’siyle, efendime söyleyeyim, Fransa’sıyla, bütün bunları değerlendirerek, bütün bunları göz önünde bulundurarak “Bu, buğdayı benden nasıl daha ucuza mal ediyor? Bu, sütü, eti, yağı, peyniri nasıl benden daha ucuza mal ediyor? Nasıl benden daha fazla üretiyor? Neye teşvik veriyor? Neyi engelliyor, neyin önünü açıyor?” diye bunlar konuşulmadan, tartışılmadan, burada doğru düzgün bir zemine oturtulmadan, gerisi klasik kayıkçı kavgasından öte bir şey değil.

Türkiye'nin bu potansiyeli var, bu imkânları var. Mesela, biz çok uzunca bir dönem dünyada kendine yeten ve dışarıdan tarım ve hayvancılık ürünleri ithal etmeyen 7 ülkeden biriyiz diye övündük, maalesef o da bu tarih itibarıyla artık geçerli değil. Hükûmetin -yani bence- en başarısız olduğu yerler nedir diye sorarsanız -AK PARTİ Hükûmetinin, on beş, on altı yıllık iktidarın- bir, adalet, tamamen çöktü; iki, millî eğitim; üç, tarım ve hayvancılık. Bu üç konunun acilen masaya yatırılması lazım, her türlü parti mülahazasının, fikrin, ideolojinin dışında, doğru düzgün bir ittifak arayışı içinde olmamız lazım bu üç ana meselede.

Bu üç ana meseleyi söyledikten sonra da bir detay, daha mahallî, yerel, lokal bir şey söyleyeyim: Mesela, Diyarbakır’ın bugün sulanabilecek arazi miktarı 4,5 milyon dönüm civarında ama maalesef, daha Silvan Barajı bitirilemedi, yıllardır devam ediyor ve böyle giderse tarlaya su ancak 2025 senesinde gelecek. Bunun da bir an evvel bitirilmesini istiyoruz ısrarla.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeyle, sulama alanında her şeyi Devlet Su İşlerine bırakıyoruz yani patron Devlet Su İşleri olacak. İyi, güzel, yasanın özü bu. Tabii ki önce “Tarım Bakanlığına bağlı sulama kooperatifleri eğer kendi kendilerini yönetemezlerse Devlet Su İşlerine devrolacak.” ibaresi de var. Yani bu ne demek? Yine demokrasinin katli demek.

Köylerde sulama kooperatifleri kuruluyor, ilçe merkezlerinde sulama kooperatifleri kuruluyor, seçimle işbaşına geliyorlar, birbirlerini seçiyorlar, birbirlerini denetliyorlar. En üstte yine denetleyen Devlet Su İşleri ama diyor ki: “Yönetemezsen ben alırım, ben yönetirim.” İyi, güzel de bu suyun parasını çiftçi niye ödeyemiyor? Acaba bunu düşündük mü?

Bakın, bugün dolar kaç para? 4 lira 20 kuruş. Mazot kaç para? 5,5 lira. Peki, çiftçiye finansman sağlayan en önemli kurumların başında kim geliyor? Az önce burada tartıştık, Ziraat Bankası geliyor. Ziraat Bankasının amacı ne? Çiftçilere ucuz finansman sağlamak, gazete patronlarına değil. Peki, Ziraat Bankası iki yılı ödemesiz 700 milyon dolar parayı çiftçiye kredi olarak hiç veriyor mu? Hayır. Bunun için 1 milyar 440 milyon dolar geçtiğimiz hafta sendikasyon kredisi aldı. Yani dışarıdan yine 1,5 milyar dolar para getirdiler, bunu yandaşlara gazete satın alsınlar diye dağıttılar. Çiftçinin hâlini gören var mı? Çiftçinin maliyetlerini düşünen var mı? Çiftçinin gelirini düşünen var mı? Çiftçinin maliyetleri sürekli artıyor.

Bakın, on yıl önce buğday 1 lirayı görmemişti, 80 kuruştu, hâlâ 80 kuruş ama on yıl önce mazot fiyatı 1,5 liraydı, şimdi 5,5 lira oldu. Yani siz bunlarda bir indirime gitmiyorsunuz, tam tersine zam yapıyorsunuz. Ziraat Bankası görevi dışında her şeyle uğraşıyor ama nedense dar gelirlilerle, ezilenlerle uğraşmıyor. Bakın, az önce beni İpsala İbriktepe’den bir arkadaşımız aradı: “Ziraat Bankasından kredi veriyorlar emekli olabilmem için ama bütün maaşa haciz koymasına rağmen, eskiden borçlarım olduğu için bana kredi vermiyorlar.” Şimdi soruyoruz: Acaba yandaşlara da böyle incelemelerde bulunuyor musunuz, kredi sicil notlarına bakıyor musunuz yoksa gücünüz gariban çiftçiye, dar gelirli emekliye mi yetiyor? Yani siz, demokrasiyle seçilen sulama kooperatiflerine, vatandaşın kurduğu, denetlediği, suyu dağıttığı sulama kooperatiflerine sadece el koymayı biliyorsunuz. 1 dolar 4,20 TL oldu. Peki, bu, tahminlere sığıyor mu acaba; 2023 tahmininizde var mıydı bu? Bu senenin tahmini ne kadardı? Demek ki artık istikrar kalmadı. Hiçbir şekilde Türkiye’nin ekonomisini düzeltemiyorsunuz, tarımsal dengelerini düzeltemiyorsunuz. Siz iktidara geldiğinizde Türkiye tarım ürünlerinde ihracat fazlası veriyordu yani dış ticaret fazlası veriyordu, dışarı tarım ürünleri satıyorduk, az miktarda satın alıyorduk. Şimdi çok fazla denge değişti, artık gıda ürünlerinde bile net ithalatçı olduk. Biraz aklımızı başımıza toplayalım lütfen. Bu destekleri biraz daha çiftçiye aktarmaya çalışalım, suyu çiftçiye daha ekonomik bir şekilde kullandıralım, çiftçinin tarlasına suyu götürelim; barajlardaki çatlakları, patlakları yapmaya çalışalım. Ama biraz da bırakın demokrasi olsun, kendi başına çiftçi bu kooperatifleri kursun, yönetsin, genel kuruluna gitsin, demokrasiyi orada öğrensin; elini kaldırsın, söz alsın, “Siz bu kooperatifi iyi yönetemediniz, biz daha iyi yönetiriz.” diyebilsin. Ama siz ne yapıyorsunuz? Diyorsunuz ki: “Finansal ve mali yapıda bozukluk varsa Devlet Su İşleri bu kooperatiflerin yönetimlerine el koyar.” Yani bunu lütfen yapmayın. Var olan demokrasiyi tabana yaymışken, üreticiler kendi kendilerini seçebiliyorlarken buna devam etsinler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

8’inci maddeye bağlı ek madde 10’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeye bağlı ek madde 11’de üç adet önerge vardır. Önergelerin ikisi aynı mahiyettedir.

İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle 6200 sayılı Kanun'a eklenmesi öngörülen ek madde 11’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş           Dirayet Dilan Taşdemir     Bedia Özgökçe Ertan

          Adana                                Ağrı                                     Van

Ayşe Acar Başaran           Mahmut Celadet Gaydalı

         Batman                               Bitlis

Aynı mahiyetteki önergenin diğer imza sahiplerini okutuyorum:

       Burcu Köksal                 Ömer Fethi Gürer                    Ali Akyıldız

     Afyonkarahisar                       Niğde                                   Sivas

       Engin Özkoç                   Namık Havutça                       İrfan Bakır

          Sakarya                          Balıkesir                                Isparta

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir konuşacak.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) - Sayın Başkan, Genel Kurulu selamlıyorum.

Tarım yasası konuşulacak. Aslında, bu konuda en fazla mağdur edilen illerden birinin vekiliyim. Ben de bu gündemde aslında biraz Ağrı'nın tarım sorunlarını ve ilimde yaşanan sıkıntıları ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Ağrı ilimiz yıllarca aslında tarım kenti olarak bilinen bir kentti, tarımsal nüfusuyla, üretimiyle, toprağıyla tam bir tarım kentiydi; şimdi geriye tek, toprağını terk etmemek için direnen kırsal nüfus kaldı. Ağrı’da hâlâ nüfusun yüzde 48,9’u kırsal kesimde yaşıyor yani yaklaşık 271 bin kişi kırsalda yaşamını idame ettiriyor.

Bu arada aslında, şunu da sormak istiyorum: Nüfusunun yarıya yakınının kırsalda yaşadığı bir kent, nasıl olur da tarımdan elde edilen hasılada 26 kademe içinde 21’inci sırada yer alabilir? Tarım için üretim alanı bakımından Türkiye'de 3’üncü sırada yer alan bir kent, tarla ürünleri veriminde Türkiye ortalamasının nasıl bu kadar altında kalabilir?

Serhat bölgesi, kendiliğinden organik olma özelliği taşıyan bir bölge olarak biliniyor. Buna rağmen, ilimizde resmî olarak organik hayvancılık yapan tek bir çiftçi yok. Organik hayvancılık için şimdiye kadar herhangi bir bakanlık desteğinden yararlanılmamış. Çünkü bütün destekler toprağı tembelleştiren, kentin ekonomisine bir katkı sağlamayan yem ürünlerine veriliyor. Destekler seçim aracı olarak kullanılıyor.

Ben 16 Nisanda Ağrı’daydım referandum seçiminde. O dönemde köylülerden çokça telefon geliyordu, özellikle şunu ifade ediyorlardı: Kaymakamların tehdit ettiğini, eğer HDP'ye oy verirlerse üreticiye verilen destekleri, çiftçiye verilen destekleri kesmekle tehdit edildiklerini ifade etmişlerdi.

AKP'li bir bakanın, vekilin, siyasetçinin Ağrı tarımına ilişkin konuşurken araya savaş övgüsü sıkıştırmadan, halkın üretim yaptığı toprağa bir askerî zihniyetle yaklaşmadan yaptığı tek bir konuşma yok maalesef.

Çiftçilerin sorunlarının güvenlikçi propagandanın arasına süs gibi serpiştirilmediği tek bir proje de yok maalesef. “AKP'nin on beş yıllık iktidarının Ağrılı çiftçiye nüfusun yarısına olan bedeli ne peki?” diye sormak istiyoruz. İşsizlik, borç, göç ve iş cinayetleri. Bir tarım kentinin bitirilmesinin bedelini Ağrı halkı yoksulluk ve ölümle ödüyor. Buna hakkınız var mı? Ağrı halkına ait mülkleri sarayınızın tapulu malı gibi bir bir satma iznini kimden aldınız? Ağrı halkının yıllarca ekmek kapısı olan şeker fabrikasının mülklerini satarken Ağrı halkına sordunuz mu? BDDK’nin en son ağustos ayında açıkladığı verilere göre, Ağrı’da şu anda tam 80.304 kredi ödenmediği için takibe alınmış. Bireysel kredi riskinin en yüksek olduğu 4’üncü il Ağrı. On beş yıldır ülkenin ne var ne yok bütün kaynağına el koyup hükmederken Ağrı’da sağlayabildiğiniz başarı, Ağrılıları borç batağında zirveye taşımak mı?

İşsizlik Ağrı’da artık neredeyse bir kader olmuş, insanlar iş bulma umudunu aslında Ağrı’da çoktan yitirmiş. Ağrı’daki her 100 erkekten 11’i iş bulmak için kenti terk etmek zorunda kalıyor, büyük şirketlere ait inşaatlarda çalışıyor, Ağrılı işçilerin canı üzerinde bu inşaatlar yükseliyor, her ay ortalama 3-4 Ağrılı işçi bu iş cinayetlerine kurban gidiyor.

2009-2010 yılları arasında her 1.000 kişiden 14’ü Ağrı’yı terk ederken son yıllarda bu sayı 30 bin civarına ulaşmış bulunuyor yani Ağrı’da her yıl 30 bin kişi Ağrı’yı terk ederek farklı illere gitmek zorunda kalıyor. Ağrı’nın nüfusu, yine bu nüfusun dışında da… Zaman kalmadığı için ben bunları geçeceğim.

Türkiye'de tarım ve hayvancılık bitirilirken AKP’li vekiller, siyasetçiler ne zaman Ağrı’ya gelirlerse hep tarımı kurtaracaklarmış gibi mesajlar veriyorlar, sosyal medyada paylaşımlarda bulunuyorlar. Türkiye’de tarım ve hayvancılık dibe çökerken Ağrılı çiftçiye özel bir yasa mı çıkaracaksınız? Ağrı’nın köyleri parsel parsel satılırken, halkın şeker fabrikasına bağlı mülkleri özelleştirilip halkın elinden alınırken gökten toprak mı yağdıracaksınız? Bu oyalanmaların tek sebebi, halkın tepkisini önlemek, onları hep bir değişim beklentisi içinde tutmak. “Şeker fabrikaları zarar ediyor.” diyerek fabrikaları peşkeş çekiyorsunuz. Ağrı halkına sesleniyorum: 2002 yılından beri devlet bütçesinden şeker fabrikalarına 1 kuruş para aktarılmamıştır; fabrikalar zarar etmiyor, satışa hazırlamak için zarar ettiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Son cümlem Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Taşdemir.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Ağrı gibi küçük ölçekli fabrikalar da en fazla bir yıl içinde kapatılacak, 35 bin çiftçi emeksiz bırakılacak. TEDAŞ’ın özelleştirilmesinden Ağrı halkı ne fayda gördüyse şeker fabrikasının özelleştirilmesinden de eminim ancak o kadar fayda görecektir.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Isparta Milletvekili Sayın İrfan Bakır konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bakır. (CHP sıralarından alkışlar)

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen kıymetli vatandaşlar; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

90’lı yılların başında DSİ tarafından işletilen 1,3 milyon hektar alan için DSİ’nin toplam yatırımlarının yüzde 28’i sulama tesislerinin bakımı, onarımı ve personel giderlerine harcanıyordu. Bunun DSİ tarafından işletilememesi mutsuz çiftçiler yarattı, ürün verimliliğinde önemli ölçüde düşüşler yaşandı, bu da ekonomiyi etkiledi. Bu nedenle tesislerin, sulama birliklerinin devredilmesine başlandı. Böylece sorunların büyük bir bölümü giderildi. Sulama birlikleri de bu süreçte tecrübe ve kendine güven kazandı. Tesislerin bakım ve onarımının yanında, suyun programlı ve sürdürülebilir şekilde dağılımı yapılır hâle geldi. Şimdi, bu kanunla, alınan bu yol bir çırpıda yok edilmek isteniyor.

Sulama birlikleri, sulama sahasında arazisi bulunan ve sulama faaliyetlerinden faydalanan çiftçilerin bir araya gelerek oluşturduğu, milyonlarca çiftçinin rızkına hizmet eden kuruluşlar ancak tasarıdaki maddeler bunu hiçe saymaktadır. DSİ’nin teklifi üzerine Bakan tarafından onaylanan sulama tesislerinin belediyelere veya il özel idarelerine devredilmesi, su yönetim hakkını asıl hak sahibinden alarak siyasallaştıracaktır, sulama tesislerinden yararlanma hakkı gasba uğrayacaktır. Sulama birliği meclis yönetim kurulu, denetim kurulu, başkanlık gibi birlik yönetim organları da ortadan kaldırılacak, yerine atanmış bir birlik başkanı getirilecektir. Böylece parayı veren çiftçinin sulama konusunda söz hakkı kalmayacaktır. Getirilen başkan DSİ’den emir alacak, işler kamu yararına göre değil, kişi yararına işleyecek.

Bu tasarıdan anlaşılan, birliklerin özelleştirilmeye doğru gittiğidir. Tamamen kâr amacı güdüleceği, hasat beklenmeden su kullanım hizmet bedelinin talep edileceğinden üreticiler üretim sıkıntısı çekerek büyük bir külfet altına gireceklerdir. 2.500’ün üzerindeki sulama kooperatifinin denetim ve gözetiminde, 478 sulama birliğinin tamamının devriyle yönetim, denetim ve gözetiminde şimdiye kadar nasıl sorunlar oldu da bu tasarı hazırlandı? Eğer sorun varsa bunlar DSİ’ye devredildiğinde giderilebilecek midir yoksa DSİ’nin her türlü kapasitesini aşan bu durum yeni sorunlar mı getirecektir? Meclise getirilen tasarıdan anladığım, bu soruların cevabı ne yazık ki sizde de yok.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye genelinde alansal yağış miktarı 2009’dan bu yana yüzde 20 azaldı. Aynı verilere göre Aralık 2017’de yağışlar ise normal sayılan miktarın yüzde 29 gerisine düştü. Kısaca Türkiye her geçen yıl su fakiri bir ülke olmaya daha da yaklaşıyor. İklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’de kuraklık tehlikesi her geçen yıl biraz daha artarken biz tarım amaçlı kullanımlarda su kayıplarının önlenmesiyle ilgilenmeliyiz. Etkin su kullanımı için neler yapılmalı, havza düzeyinde su kaynaklarının geliştirilmesinde ve su kirliliğinin önlenmesinde nasıl politikalar uygulanmalı diye kafa yormalıyız. Ama bu tasarı, tabiri caizse “Su nasıl yanlış kullanılır?” kılavuz olmuştur. O nedenle bu mesele sadece çiftçi sulama birlikleri meselesi değil, ülke ekonomisi meselesidir, tarım cenneti olan Türkiye’nin üretim meselesidir.

Madde 52’de 6172 sayılı Kanun’un ek madde 1 (8)’inci fıkrasında “Birlikler birinin tüzel kişiliği altında birleştirilebilir. Birliklerin birleşme öncesine ait mali ve cezai sorumlulukları devam eder.” deniliyor. Buradaki sorun birliklerin siyasallaşması, memnun olunmayan, kendi görüşüne uygun olmayan birliklerin fesih olması. Pompajlı birlikler ile cazibe birlikleri birleşmeye kalktı. TEDAŞ’a borçları ve güvence bedeli büyük meblağlar tutan -1-2 milyon TL- birlikleri acaba cazibe birlikleri kabul edecekler mi? 6172 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi başlığıyla değiştirilmiş, (3)’üncü fıkranın (b) bendinde komisyon marifetiyle ihaleyle üçüncü kişilere yaptırılmasına ve borç kullanımına karar verilmiştir. Öncelikle birliklerin yaptığı işlemleri kendilerinin yaptırması esas olması gerekir. DSİ’nin bunu yapmaya yetecek kapasitesi, gücü vardır; makine, maddi insan gücü vardır. Esas olan, bir kamu hizmeti olan sulamanın kamu kurumu tarafından yerine getirilmesidir. Ancak bazı istisnalarla kurumlar için özel sektöre de bu işin yaptırılması söz konusu olabilir. Burada esas olan, ihalelerin belli objektiflik, tarafsızlık gibi esaslara dayanmasıdır, bugünkü mevzuatımız buna olanak sağlamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen sayın Bakır.

İRFAN BAKIR (Devamla) – 4734 sayılı Kanun’daki açık ihale yöntemiyle bazı işlerin yaptırılması mümkün olabilir. Davet usulü ya da diğer yöntemlerin kesinlikle kullanılmaması gerekir. Davet usulü gibi yöntemlere olanak sağlayan bu değişiklik önerisi adil, hakkaniyetli ve doğru bir düzenleme değildir, bu durumun kesinlikle düzeltilmesi gerekir. Bu yöntemle tarımda sulamada da yandaşlık ve particilik ortaya çıkar. Bu da bütün toplum için tarımsal üretimin azalması gibi bir sonuç doğuracaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da vatandaşın yaşamını kolaylaştıracak çözümler üreten, doğaya ve çevreye önem veren her türlü uygulamanın destekçisi olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Çeşitli İşler (Devam)

3.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Kırklareli Roman dernekleri üyelerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kırklareli Roman Derneklerinin üyeleri şu anda Meclisimizi ziyaret ediyor, kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/929) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 548) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesindeki EK MADDE 11’in ikinci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Muharrem Varlı                            Mustafa Mit                       Mehmet Erdoğan

        Adana                                      Ankara                                       Muğla

  Saffet Sancaklı                            Baki Şimşek                              Ruhi Ersoy

       Kocaeli                                      Mersin                                    Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı konuşacaklar.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8’inci maddenin ek 11’i üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu, “Sulama tesislerinden izinsiz olarak su kullananlara, izinli kullanım olması hâlinde alınması gereken işletme ve bakım ücretinin yüzde 50 fazlası alınır.” deniliyor burada. İzinsiz su kullanmaya tabii ki karşıyız. Herkes eğer sulama tesisinden faydalanıyorsa bedelini de ödemeli. Ancak sulama tesisinin olduğu yerde, tarlasını sulama tesisinden sulayamıyor ve atık su, drenaj kanalına dökülmüş, oradan ırmağa, ırmaktan da denize gidecekse bu drenaj kanalına veya ırmağa motopomp kurmuş veya santrifüj kurmuş, traktörüyle mazot yakarak su çekiyorsa bu çiftçinin de cezalandırılmaması gerekir, ücretsiz bir şekilde oradan suyunu alıp tarlasını sulaması gerekir. Çünkü o su zaten boşa giden bir su yani netice itibarıyla tarladan ayak sularının aktığı ve denize kadar gidecek olan bir su. Bundan dolayı çiftçiden ücret istemek, hatta bunun üzerine bir ceza uygulaması getirmek doğru değil. Burada, çiftçide bir mağduriyet oluşacağı kanaatindeyiz. Onun için bu maddenin metinden çıkarılmasını teklif ettik. Eğer kabul ederseniz, tensip buyurursanız gelin bu maddeyi hep birlikte metinden çıkartalım, çiftçinin lehine bir şey yapmış olalım.

Yine, destekleme ödemesine hak kazananların sulama borcu varsa, bankaya yazılarak destekleme ücretlerinden sulama borcunun kesilmesi bu maddeye konmuş. Şimdi, Sayın Tarım Bakanı -dün de söyledim- “Prim desteklerinin ne kadar verildiğini çiftçinin bilmesi lazım.” diye Komisyonda bir görüş belirtmişti ki doğru da bir görüş belirtmişti aslında. Ben de Sayın Bakanın bu görüşünü destekledim çünkü prim destekleri çiftçiye doğrudan doğruya ödenen desteklerdir. Özellikle de mart ve nisan aylarında, çiftçinin paraya en çok ihtiyacı olduğu, gübre, mazot, tohum alacağı bir dönemde ödenen paradan siz eğer sulama ücretinin gecikme borcunu keserseniz bu çiftçiye yapılan büyük bir haksızlık olur. Sulama birliklerine bu hakkı vermediniz. “Sulama birlikleri zarar ediyor.” dediniz ve kapatıyorsunuz. Şimdi, onlara vermediğiniz hakkı Devlet Su İşlerinin işleteceği birliklere vererek hem çiftçinin alacağı prim desteğini elinden almış oluyorsunuz hem de bir adaletsizlik oluşmuş oluyor. Dolayısıyla, bunları doğru bulmuyoruz, doğru bulmadığımız için de bu metinden çıkarılmasını talep ettik.

Hani, buraya çıktığınız zaman, prim desteklerinin ne kadar çok ödendiğinden, çiftçiye ne kadar çok destek verildiğinden bahsediyorsunuz. Yarın, böyle bir kesinti olduğunda çiftçiye bunu nasıl izah edeceğiz? Çiftçi, paraya en çok ihtiyacı olduğu dönemde, bu prim destekleri bankaya geldiğinde, hesabında haciz var diye gidip parasını alıp kullanamayacaksa bunu çiftçiye nasıl anlatacağız değerli arkadaşlarım? Bunu ben size soruyorum. Yani Sayın Tarım Bakanı çok doğru ve haklı bir çıkış yapmıştı ancak o çıkışının arkasında duramadı. Ben, Sayın Tarım Bakanını o çıkışının arkasında durmaya davet ediyorum. Çiftçinin temsil edildiği bakanlık Tarım Bakanlığıdır. Tarım Bakanlığının da çiftçinin bu hakkını koruması lazım. Dolayısıyla, prim desteklerinden sulama borcunun kesilmesi doğru değil değerli arkadaşlarım. Gelin, hep birlikte bunu bu metinden çıkaralım ve çiftçinin lehine olumlu bir iş yapmış olalım. Çiftçinin aleyhine değil, lehine, olumlu bir iş yapmış olalım.

Yine “DSİ veya işletme ve bakım sorumluluğu devredilen gerçek veya tüzel kişiye ödenir.” diyor. Bu gerçek veya tüzel kişi kim? Kime bu para ödenecek? DSİ bu parayı alıp o kişilere mi ödeyecek? Bunların hepsi ucu açık şeyler. Bunların yeniden düzenlenmesi ve maddenin komisyona çekilip tekrar görüşülmesi gerektiğine inandığımız için bu şekilde önergemizi verdik. Tensip buyurursanız, gelin, bu metni sizlerin de katkılarıyla, oylarıyla bu maddeden çıkaralım, tekrar yeniden görüşelim ve kanuni çerçeveye koyarak çiftçinin hakkını koruyarak çiftçinin lehine bir kanun düzenlemesi yapalım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeye bağlı ek madde 11’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Çeşitli İşler (Devam)

4.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Aydın Roman dernekleri üyelerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu arada Aydın Roman Dernekleri de Genel Kurulumuzu teşrif ettiler, onlara da hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/929) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 548) (Devam)

BAŞKAN – 8’inci maddeye bağlı ek madde 12 üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 12’nin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş           Dirayet Dilan Taşdemir     Bedia Özgökçe Ertan

          Adana                                Ağrı                                     Van

Ayşe Acar Başaran           Mahmut Celadet Gaydalı             Sibel Yiğitalp

         Batman                               Bitlis                              Diyarbakır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Burcu Köksal                    Ömer Fethi Gürer               Kamil Okyay Sındır

       Afyonkarahisar                           Niğde                                        İzmir

       Namık Havutça                       Ali Akyıldız                            Engin Özkoç

            Balıkesir                                Sivas                                       Sakarya

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Önce, bir konuda kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Şu anda Sincan’da adliyede Selahattin Başkan ifade veriyor. Kimler tarafından iddianamesi hazırlanmış? FET֒cü olan hâkimler tarafından. Kimler tarafından izlenmiş? FET֒cü polisler tarafından. Kimler izleme kararı vermiş? FET֒cü hâkimler tarafından. Ne zaman olmuş? 2012’de. 2012’de FETÖ, cemaat yani Fetullah Gülen bu iktidarla ortaktı ve o dönemlerde bize yine saldırıyordu cemaat. 2008-2009’daki KCK operasyonlarını iyi hatırlarsınız, bize beddualar ederdi Fetullah Gülen. Biz Gülen’e tepki gösterdiğimizde “Gülen neden bunu yapıyor?” dediğimizde yine sizler bize karşı çıkardınız.

Bakın, nasıl oldu? O dönem Gülen’i sahiplendiniz, bugün ise Gülen’e karşı savaş açtınız. Ama ilginç olan şudur ki Gülen’le yine ortak ittifaklarınız devam ediyor. İttifaklar devam ediyor çünkü şu anda Selahattin Başkan ifade veriyor Gülen’in adamları tarafından hazırlanmış iddianameler sayesinde.

Şimdi soruyorum ben size: Bu durumda, 2012’de ortaklık yapanlar mı sorumludur bu işten yoksa biz mi sorumluyuz? Bunun bir açıklaması mutlaka vardır, bir makul açıklaması.

İkinci bir soru daha sormak istiyorum: Fetullah Gülen’i bu hâle getiren biz miyiz siz misiniz? Biz mi suçluyuz? Fetullah Gülen’le biz mi o dönem ortaklık yaptık? Biz mi onu iktidara taşıdık? Biz mi onları hâkim olarak atadık? Biz mi onları savcı olarak atadık? Biz mi onları polis memuru olarak atadık? Ama her ne hikmetse mesele Kürtler olunca, kadınlar olunca, Aleviler olunca Fetullah Gülen’in yapmış olduğu pratiklere sahip çıkıyorsunuz. Dolayısıyla, Fetullah Gülen üzerinden yapılan bir savaş olduğunu düşünmüyorum ben. Zihniyet hâlen iktidarda, sadece 80 döneminde olduğu gibi -“Benim zihniyetim iktidarda ama ben cezaevindeyim.” diyen dönemin MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in böyle bir sözü vardı yanlış hatırlamıyorsam. Şu anda Fetullah Gülen de böyle yapıyor; fikri iktidarda, kendisi yurt dışında.

Şimdi öyle bir noktaya gelindi ki her şey, sapla saman iç içe karışmış, her şey iç içe girmiş. Neyin ne olduğunu tartışabilme zemini maalesef yok, hiçbir şekilde yok.

Bakın, Osmangazide akademisyen kılığında olan bir insan… İnsancık diyeceğim çünkü yapmış olduğu pratik, insanın tabiatına uymayan şeyler; muhbirlik faaliyetleri var, yüzlerce insanın hayatını söndürmüş, yüzlerce defa şikâyet edilmiş, her koşulda sorun olduğu tartışılmış ama ona dair bir yaptırım uygulanmamış. Neden? Muhbirleşen bir toplum yaratıldığı için. Neden? Çürütülen bir toplum yaratıldığı için. Toplum çürütülüyor ve bu çürüme nerelere kadar geldi? Akademik alana kadar sıçradıysa burada herkesin bir tedirgin olup, bir kaygı duyup “Bu iş niye bu noktaya geldi? Artık tuz koktu.” deme gibi bir düşünceye ve davranışa girmesi gerekir.

Ben bunu sizden beklemiyorum fakat şunu söylemek istiyorum: Bir yandan bu oluyor, herkeste anormal bir silahlanma var. Umut Vakfının bir araştırması var arkadaşlar -2017’de yapılan bir araştırma- 2015’e göre yüzde 65 oranında silahlanma artmış. İnsanlar internetten çok rahat, hemen böyle bir şey alır gibi alabiliyor silahını ve öyle bir silahlanma var ki herkes eline çok rahat silah alabiliyor. Bakın, akademisyen elinde silahla üniversiteye gitti, orada çalışan 4 akademisyeni öldürdü.

Şimdi, bugün, bu sabah Bursa’da Emniyette görevli bir polis memuru okul müdürüne ve okul müdür yardımcısına gitti, yine tehdit etti, darbetti, silahla orayı taradı ve çıktı; hiçbir şey olmadı. Yine, bu polis cinayetlerini bence bir durun dinleyin.

Bakın, Şırnak, Lice başta olmak üzere 2017 yılında 23 kişi zırhlı araç cinayetinde hayatını kaybetti, bunun 8’i çocuk. Ve öyle bir noktaya gelindi ki zırhlı araç cinayetlerini biz burada tartışmaya açtığımızda AKP sıralarından şöyle bir talihsiz cümle çıktı -aslında talihsiz değil, doğanıza yakın bir cümledir de- “O ev niye orada?” Furkan ve Muhammet kardeşler, küçük çocuklar zırhlı araç cinayetinde hayatını kaybetti, yanımda şunu söylüyor: “Aslında o evin orada olmaması gerekirdi.” Yani zırhlı aracın oradan geçmesi problem değil, gidip o eve girmesi problem değil ama o evin orada olması problem. Biraz gerçekçi olmakta fayda var.

Bu kadar yalan dünyalar yaratabilirsiniz, herkes için yaratabilirsiniz ama acı çekenlerin, bu kadar hayatını kaybedenlerin yakınlarına bunu söyleyemezsiniz, o 4 cinayeti işleyenin ve yaşamını yitirenlerin ailelerine de söyleyemezsiniz ve bunun gibi silahlanmayı sağlayarak o silahlanma sonucunda ölen insanların ailelerine karşı da bir şey diyemezsiniz, asla bir açıklama yapamazsınız, asla “Haberimiz yok.” diyemezsiniz, asla ve asla “Biz bundan sorumlu değiliz.” diyemezsiniz çünkü Hükûmetsiniz, ülkeyi yöneten sizsiniz. Dolayısıyla, bu yaratılmış olan ötekileştirmeyi, nefret siyasetini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, bir dakika ek süre veriyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …herkesin birbirine düşman olduğu bir toplum gerçeğini yaratan ve bugüne getiren sizler olarak lütfen ve lütfen bir an önce kendinize gelin.

Bakın, bu Osmangazi cinayeti bazı şeylerin ne aşamaya geldiğini gösteren somut bir örneğidir, pratik bir sonucudur. Buradan bir sonuç çıkarın, zırhlı araç cinayetlerinden bir sonuç çıkarın. İnsanlar birbirini sevmiyor, birbirini etnik kimliğinden dolayı öldürüyor, bundan bir sonuç çıkarın. Muhtarlara uzun namlulu silahlarla eğitim vermenin bir iç savaş hazırlığı olduğunu hepimiz görüyoruz. Bir nefret siyaseti izlendiği için bu yapılıyor. Bunların hepsi bir bütün olarak çok ciddi, tehlikeli ve önümüzü göremeyecek düzeyde korkutucu bir döneme işaret eder ki bu, herkesin sorumluluk almasını gerektiren bir dönemdir. Muhtarlara eğer siz uzun namlulu silahlarla eğitim veriyor iseniz kendi polisinize güvenmiyorsunuzdur, kendi askerinize güvenmiyorsunuzdur. Hiç postal yarışına girmeyin, hiç başka şeylere girmeyin. Siz o zaman kendi paramiliter gücünüzü yaratıyorsunuz anlamına gelir ki bu, ülke açısından çok kötü bir anlama gelir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun sizi dinleyeyim.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesine bağlı ek madde 12’yle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kürsüde konuşma yapan sayın konuşmacı Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’e atfen “Kendimiz cezaevinde, fikrimiz iktidarda.” gibi bir söz atfetti. Bu söz kesinlikle Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’e ait bir söz değildir. 12 Eylül sıkıyönetim mahkemeleri, yargılamaları esnasında Agah Oktay Güner’e aittir ve bu görüş, bu söz partimiz ve yöneticileri tarafından da asla paylaşılmamıştır. Kaldı ki o sıkıyönetim yargılamaları sırasında Başbuğumuz Alparslan Türkeş sıkıyönetim mahkemesinin hazırladığı dosyaları mahkeme heyetinin yüzüne fırlatmıştır. Bu düzeltmeyi yapıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/929) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 548) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son olarak Kamil Okyay Sındır konuşacaklar.

Buyurun sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin ek 12 no.lu maddesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, hep söylüyoruz: “Toprak işleyenin, su kullananındır.” Geçenlerde bir köy toplantısında bayağı kalabalık bir üretici grubuyla karşı karşıya geldiğimde bir soru yönelttim çiftçimize “Değerli arkadaşlar, aranızda elinde tapusu olan, tarlasının tapusu elinde olan, sandığında olan, evinin bir köşesinde olan var mı?” dedim. İnanın, bir tane el kalkmadı. Çiftçinin tamamının tapusu bankalarda ipotek altında. Artık toprak işleyenin değil, toprak, bankalarda ipotek altında. Peki, su kullananın mı? Şimdi, belki bugüne kadar “Su kullananındır.” diyorduk kısmen ancak bu kanun tasarısıyla su da pek öyle kullananın olmayacak.

Değerli arkadaşlar, kanun tasarısının 8’inci maddesinin ek madde… Komisyona gelen tasarı ile Meclisimize gelen tasarının maddeleri arasında değişiklik olduğu için artık maddeleri de karıştırdık.

BAŞKAN – Ek 12’nci madde Sayın Sındır.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Evet, ek madde 12 Sayın Başkan.

Şimdi, bir kere, su, yaşayan ve yaşam hakkı olan tüm canlıların ortak değeridir, en temel yaşam kaynağıdır, ticari bir meta hâline getirilmemesi gerekir, siyasetin kirli emellerine alet edilmemesi gerekir. Suyu kirletmeyelim. Suyumuzun ne ticaretin ne siyasetin aleti olmasına, karışmasına izin vermeyelim değerli arkadaşlar, hele hele suyu çiftçilerimizi tehdit aracı olarak asla kullanmayalım.

Bakın, bu madde hükmünde, sulama tesislerinin işletme haklarının bazı büyükşehir belediyelerine, büyükşehir belediyelerinin görev alanı içerisinde kalan yatırım izleme koordinasyon başkanlıklarına veya diğer il özel idarelerine devri söz konusu. Bu devir aslında suya siyasetin karıştırılmasının bir başka yoludur. Belediyeler üzerinden ki kamusal anlamda tek siyasi kurumlardır belediyeler, karar organları seçmenler tarafından siyasi kimlikleriyle tespit edilir. Siz, bu belediyelere devirle suya siyaseti karıştırmış oluyorsunuz.

Şimdi, bir başka şey, bu maddenin, ek maddenin son cümlesini okuyorum: “Sulama tesisleri DSİ tarafından hizmet alımı suretiyle işlettirilebilir.” Evet, suyu devretmiyorsunuz, su kullanım hakkını devretmiyorsunuz, sadece sulama tesislerini hizmet alımı yoluyla işlettirebiliyorsunuz. Yani bu bir özelleştirmedir, hizmet alımı yoluyla işin, hizmetin özelleştirilmesidir.

Şimdi, zaten yüksek girdi maliyetleri altında ezilen bir çiftçi var, tüccarın insafına teslim edilmiş bir çiftçi var karşımızda. İthalat sopasıyla terbiye edilmeye çalışılan, “Eğer fiyatını düşürmezsen ben bunu ithal ederim, sen görürsün ne olacağını.” diyerek terbiye edilmeye çalışılan bir çiftçimiz var. Şimdi suyla terbiye edilmeye, tehdit edilmeye çalışılıyor. Hatta su borcunu ödeyemez ise ödeyemediği borcu için İcra İflas Kanunu devreye sokulacak veya Tarım Bakanlığından “destekleme” adı altında verilen, hakkı olan -kanunun emrettiği en az yüzde 1 desteklemenin verilmesi gerekir iken, o destekleme çiftçiyi ayakta tutacak- çiftçinin can suyu olan desteklemesinden mahsup edilerek su borcu tahsil edilecek.

Siz, “Kadroya geçiriyoruz işçileri.” diyorsunuz ama hizmet alımını özel alana devrederek bu konuda yeni bir taşeron, yeni bir emeğin sömürü düzenini çıkartıyorsunuz ortaya ki bu, kabul edilemez. Bu ek maddenin tasarı metninden çıkarılmasını talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddeye bağlı ek madde 12’nin üçüncü fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Muharrem Varlı                  Mustafa Mit                  Mehmet Erdoğan

             Adana                           Ankara                                  Muğla

       Saffet Sancaklı                  Baki Şimşek                         Ruhi Ersoy

            Kocaeli                          Mersin                              Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Muharrem Varlı konuşacaklar.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8’inci maddenin ek 12’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada “…tüzel kişiliği sona eren sulama birlikleri tarafından işletme ve bakım hizmetleri yerine getirilen sulama tesisleri ile DSİ tarafından inşa edilen sulama tesisleri DSİ tarafından işletilir…” diyor. Zaten sulama tesislerini sulama birliklerinden önce DSİ yapmıştı ki devletin yatırımı olarak bunlar çok olumlu ve doğru işlerdi. DSİ bu işletmeyi kendisi yeterince başaramadığı için bir kanuni düzenlemeyle sulama birlikleri kurulmuştu ve netice itibarıyla, sulama birlikleri kurulduğu günden bugüne kadar makine ikmallerini tamamlamış, personel giderlerini dengelemiş ve yüzde 70’i başarılı pozisyonda bugüne kadar hayatını sürdüregelmiş durumdayken şimdi sulama birliklerinin tamamını, başarılı-başarısız hepsini ortadan kaldırıyoruz. Dün de konuşmamda söylemiştim “Bir kriter koyalım, bu kriterin altında, başarısız olanları kapatalım; kriterin üstünde kalanları devam ettirelim.” diye önergemiz olmuştu, Komisyonda da bu şekilde tartışmamız olmuştu ancak ne yazık ki kabul görmedi ve sulama birliklerinin tamamı bugün kapatılıyor.

Şimdi, ben geçmiş yıllardan hatırlıyorum. Her zaman söylediğim gibi, çiftçilik yapan, çiftçilikle uğraşan bir kardeşinizim, bir arkadaşınızım, ben, geçmiş yıllarda DSİ’nin bu işi yaptığı dönemi de çok iyi hatırlıyorum. O dönemde alacaklarını tahsil edemeyen, bu işleri doğru düzgün yürütemeyen, kanaletlere dahi sahip çıkamayan bir DSİ yapılanması vardı ama sulama birliklerine geçtikten sonra bu yapı değişti. Şimdi, inşallah, ümit ediyorum -ki istemememize rağmen, kabul etmememize rağmen, sulama birliklerini kapatıyorsunuz- DSİ bu işte başarılı olur. Yani DSİ, bugüne kadar Türkiye'de baraj, gölet, drenaj kanalları konusunda başarılı ve güzel işler yapmış bir kurum. Ben DSİ’yi karalamak, DSİ’yi kötülemek açısından bir şey söylemek istemiyorum, DSİ’nin bürokratları da çalışkan insanlar, bunları da biliyoruz ama DSİ’ni asli görevi baraj yapmak, gölet yapmak, drenaj kanalları yapmak, drenaj kanallarını temizlemek, hatta hatda bizim bölgede taban drenajlarını tesis etmek, yerine şimdi sulama birliklerini DSİ’nin üzerine yük olarak veriyoruz. Yani inşallah, DSİ başarılı olur, inşallah çiftçi mağdur olmaz. Sulama birliklerinde, fiyata, köylünün, çiftçinin seçtiği birlik meclis üyesi ile sulama birlikleri başkanları karar veriyordu; inşallah, şimdi DSİ’nin fiyatları da çok uçuk rakamlar olmaz. Türkiye genelinde birçok yere baktım, her yerde sulama birliklerinin çok çok üstünde rakamlar var. Şimdi, yarın öbür gün bu rakamları getirir çiftçinin önüne koyarsak, zaten mazot yükü, gübre yükü, tohum yükünün altında ezilmiş, tarlasını ekemeyecek durumda, her yıl bir başka bankadan kredi alarak hayatını idame ettirmeye çalışan çiftçiyi bir de sulama ücretinin yükü altında ezersek, inanın ki çiftçiye yapabileceğimiz en büyük kötülüğü yapmış oluruz değerli arkadaşlarım. Lütfen, bu konuyu tekrar düşünelim, tekrar değerlendirelim ve bu maddenin metinden çıkarılıp Komisyona çekilmesini, Komisyonda tekrar görüşülmesini sağlayalım. Yani biz çiftçinin lehine savunma yapıyoruz. Derdimiz, çiftçinin problem ve sıkıntı yaşamaması. Dün de söyledim, mısırda üç günlük gecikme dönümde 300 kilogram ile 500 kilogram arasında ürün kaybına sebebiyet verir. Pamukta beş günlük gecikme dönümde 10 kilo ile 200 kilo arasında ürün kaybına sebebiyet verir. bunları bilerek söylüyorum.

Gelin, bunu tekrar gözden geçirelim ve çiftçinin aleyhine olacak bir iş yapmayalım.

Şimdi “Büyükşehir belediyesine devredilir.” diyor veya “ilçe belediyesine devredilir” diyor veya ucu açık, özelleşmeye kadar gidecek bir şey var burada. Şimdi, hangisini yaparsanız yapın bu işi siyasallaştırmış oluruz değerli arkadaşlar, siyasallaştırmış olursunuz. Bu doğru değil. Sulama birliği başkanını köylüler, çiftçilerin seçtiği delegeler seçer, meclisini delegeler seçer ama şu anda siz bir memur tayin edeceksiniz ya da büyükşehir belediyesine ya da belediyeye bırakacaksınız. Dolayısıyla bu işi siyasallaştırmış olursunuz, başarısızlık olur. Bundan da çiftçi mağdur olur.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeye bağlı ek madde 12’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeye bağlı ek madde 13 üzerinde iki adet önerge vardır, okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddeye bağlı ek 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Burcu Köksal                   Ömer Fethi Gürer       Kamil Okyay Sındır

       Afyonkarahisar                         Niğde                                İzmir

       Namık Havutça                     Ali Akyıldız                       Bülent Öz

           Balıkesir                              Sivas                           Çanakkale

                                                Engin Özkoç                  Orhan Sarıbal

                                                   Sakarya                              Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal konuşacak.

Buyurun Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 548 sıra sayılı Tasarı’da özellikle Orman Genel Müdürlüğünün mühendis kadrolarıyla ilgili yapılan bir çalışma var: KPSS sınavına rağmen yazılı sınav yetmemekte, sözlü mülakat... Biliyorsunuz, 15 Temmuz 2016’dan sonra, 20 Temmuz sivil darbesinden sonra, AKP, kendi kafasındaki devleti inşa etmek ve yönetim kadrolarını inşa etmek üzere yeni bir mülakat modeli getirdi.

Soruyu şuradan sormak gerekiyor: Mühendislik alanında -Orman Bakanlığı mühendis alacak- üniversitesinde, fakültesinde yeterli eğitim aldığı kesinleşmiş, oradan mezun olmuş. Yetmez, KPSS sınavına da girmiş, orada da başarılı olmuş ve bu iki önemli aşamayı geçmiş olan “mühendis” unvanlı arkadaşlarımız, tekrar, yeni bir mülakata tabi tutuluyor. Bunun gerekçesini anlamış değiliz. Elbette biliyoruz gerekçesini, bu, AKP’nin bütün devlet kadrolarında, bütün organlarda, bütün bakanlıklarda kendine uygun model personel inşa etme sürecidir. Sadece burada değil, bu sadece bir örnek, bütün alanlarda, Millî Eğitimde, Sağlık Bakanlığında, aklınıza gelen bütün kamu kuruluşlarında bakanlık ve Hükûmet, AKP’nin direktiflerini yerine getirecek, Orman Bakanlığının, Tarım Bakanlığının, devletin bakanlıklarının mühendislerini değil, kendi Hükûmetinin personelini ayarlama koşuluyla, ayarlama işiyle mücadelesini sürdürüyor. Elbette buna itiraz ediyoruz, bununla ilgili AKP karnesi bayağı da kötü. Birkaç örnek vermek isteriz. Örneğin, mühendislik alanı teknik bir kadro, teknik bir kadro olduğu için de teknik sorular üzerinden ya da teknik eğilim üzerinden ya da mesleki sorular üzerinden sınav yapılıp gelinebilir ama mülakatlarla ilgili birkaç örnek vermek isterim size. Örneğin, 2016 yılında Muş’ta branşı yabancı dil olan aday öğretmene mülakat sınavında sorulan birkaç soruyu paylaşmak isterim mesela: “Değerler eğitimini nasıl veriyorsunuz?”, “Batı’yla ilgili neler öğretiyorsun? Bu öğrettiklerini dinimize bağlıyor musun?”, “Çocuklara hiç ilahi öğrettin mi?” ya da “Dinî çizgi film izlettin mi?” “’Şarap’ ve ‘kilise’ kelimelerini nasıl öğretiyorsun?” gibi sorular soruluyor.

Bir başka örnek, 2017’de Ankara’da, üniversite mezunu olan, KPSS’den yeterli puan alan ve gerekli tüm koşulları tamamlayıp muvazzaf subaylık için başvuran bir adaya mülakat sınavında “Gezi olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?” “Sence Berkin Elvan ekmek almaya giderken mi öldürüldü?” “Kur'an-ı Kerim okur musun?” gibi sorular soruluyor.

Yine, başka bir sınavdan birkaç soru… Taşeron işçilerin girdiği mülakat sınavlarının bazılarında ise adaylara “Cumhurbaşkanımızın kaç çocuğu var ve kaç torunu var?” “Tebbet suresinin anlamı nedir?” “Ertuğrul Gazi’nin anne ve babasının isimleri nelerdir?” gibi sorular soruluyor.

Taşeron işçi mülakatında sorulan bu skandal soruları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı araştıracaklarını söylüyor. Bunu takdirle karşılıyoruz ama işin trajikomik yanı şudur: Bakan, alan dışı sorulan soruların içeriğini basından öğrendiğini söylüyor. Bu nasıl devlet yönetmek, böyle bir kontrolsüzlük olabilir mi?

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; şimdi, sizce bu soruların olası işe alınacak alanlar üzerinden hangisinin ilgisi olduğunu söyleyebilirsiniz? Belli ki Orman Bakanlığıyla ilgili mühendis tahsisi yapılırken, oralara yeni mühendisler alınırken ormanla ilgili değil, sizin iktidarınızın önemli alanlarıyla ilgili soru sorulacak yani mesela toplumu en çok sömürdüğünüz inanç üzerinden sorular sorulacak.

Bütün bunlar şunu göstermektedir: Sözlü sınav AKP’nin yeni kadro anlayışını göstermektedir ve tamamen siyasi, politik bir karardır. Bu kararı şiddetle kınıyoruz. Sınavla, KPSS’yle hak edilmiş olan mühendislik haklarının, atanmalarıyla bu işin sonuçlandırılmasını talep ediyoruz. Bu, resmen mühendislere “Siz bu işi bilmiyorsunuz, biz istediklerimizi atarız.” anlayışını ortaya çıkarmaktadır ki bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Orman Bakanlığını buradan bir kez daha uyarıyor, bu mülakat sevdasından artık vazgeçin diyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenmesi ön görülen ek madde 13’te yer alan “Genel Müdürlükçe yapılan sözlü ve/veya uygulamalı sınav başarı sırasına göre atanır” cümlesinin “Genel Müdürlükçe yapılan yazılı ve/veya uygulamalı sınav başarı ve puan sıralamasına göre atanır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Meral Danış Beştaş             Dirayet Dilan Taşdemir         Bedia Özgökçe Ertan

              Adana                                  Ağrı                                          Van

     Ayşe Acar Başaran            Mahmut Celadet Gaydalı

             Batman                                 Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hepimizin bildiği gibi su, toprak ve ormanların varlığı ve korunması tüm canlıların yaşamı, doğal döngünün devamı için hayati önemdedir ve aslında, doğanın bize sunduğu armağanlar, nimetler karşısında insanoğlu ve bizler ancak minnet duyarak ve bu duyguyla onu koruyarak, verimini artırarak belki karşılığını verebiliriz. Ancak ne yazık ki, yaşadığımız çağdaki bitmeyen hırs, kapitalizm, sömürge anlayışı ve binlerce kötülük doğayı talana, yok etmeye varmış hâlde.

Bir de üstelik, yasa yapıcılar olarak koruyucu tedbirler almak yerine, bu tasarıda olduğu gibi yok eden kararların buradan yasa olarak geçtiğini görmek gerçekten bizler açısından son derece trajik.

Değerli arkadaşlar, ormanlar, kıyılar, meralar, göller her gün rant uğruna “Birileri para kazansın.” diye azalıyor, yok oluyor. Unutmayalım ki doğa kaybettikçe biz de kaybediyoruz. En gür sesimizle çağrıda bulunmamıza rağmen, önlem alınmadığı için altı yüz bin yıllık ömrünün tükenme aşamasına geldiği Van Gölü için ben konuşacağım bugün.

Değerli arkadaşlar, coğrafyasında yaşayan halkın “Van denizi” olarak bildiği ve adlandırdığı Van Gölü, sahip olduğu alanla Türkiye'nin en büyük gölüdür ve dünyanın en büyük sodalı gölüdür, bildiğiniz gibi. Bir Vanlı olarak ben de dâhil, Vanlılar için ve bölge içinse Van Gölü, aldığımız nefes, gözümüzün gönlümüzün ışığı, canımızın şifasıdır. Doğal güzelliği, güneşin denize battığı sınırlı zamanlarını ancak Vanlıların bildiği, hele nisan ve mayıs aylarında çiçeklenen badem ağaçlarının adalara kattığı muhteşem görüntüleri; mavinin, yeşilin, turkuazın her tonuna şahitlik edilebildiği; balığıyla, sodalı suyun getirdiği şifayla, saymakla bitiremeyeceğim özelliğiyle Van Gölü hem bize hem bölgeye ve hepimize aslında cennetten bir armağan gibidir.

Değerli arkadaşlar, bu özellikleriyle Van denizi, çevresinde Van il merkezi ve bu ile bağlı 7 ilçenin tarımsal, sanayi, turistik faaliyetlerine çok büyük bir katkı sunuyor. Geçmiş yıllarda yapılan bir araştırmaya göre -bildiğiniz gibi, zaten, volkanik Nemrut Dağı’nın patlaması sonucu oluşan bir göldür- altı yüz bin yıl ömrünün olduğu tespit edildi ve bu yönüyle, sahip olduğu doğal miras yönüyle de dünya tarihine tanıklık eden nadir tabiat varlıklarındandır; keza, sahip olduğu PH oranı, halk arasında “uçan balık” olarak bilinen inci kefaline yaşam alanı sağlamıştır. Lakin altı yüz bin yıllık geçmişiyle çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan ve bu geçmişin izlerini barındıran Van Gölü ve yöresi ne yazık ki son yıllarda her açıdan büyük bir yıkımla karşı karşıyadır. Özellikle, yüzde 40’a ulaşan kirlilik oranı, Van Gölü coğrafyasında yaşayan nüfusun orantısız artışı, düzensiz yapılaşma, yetersiz kanalizasyon hizmeti ve erozyon, altı yüz bin yıllık geçmişe sahip olan Van Gölü’nün ömrünü hızla tüketiyor. Kıyısında bulunan 1 il, 7 ilçe ve 136 köy ve mahallede yaklaşık 1 milyon kişinin yaşadığı Van Gölü, bu yerleşim yerlerinin kanalizasyon, evsel ve endüstriyel katı atıklar sorununun çözülememesi nedeniyle artık mavinin binbir rengini değil ne yazık ki grinin çeşitli tonlarına sahip bir şekilde önlenemez bir doğal felakete sürükleniyor. Göle akan akarsu yataklarından inşaat amaçlı kum ve çakıl çıkarılması esnasında oluşan kum ve toprağın göle taşınması da bu bulanıklığın nedenlerinden olup gölün diplerine güneş ışığı ulaşmamasına bağlı olarak kokuşması da artıyor. Sağlık açısından 100 milimetrede 700 olması gereken koli basili oranı göl kıyılarında 2.300’lere ulaşmış durumdadır. Kirliliğin önlenmemesi ve tedbir alınmaması durumunda uzmanlara göre ekolojik dengenin hızla bozulduğu Van Gölü’nün yirmi beş yıllık bir ömrünün kaldığı belirtiliyor. Van Gölü’nün yirmi beş yıllık bir ömrünün kaldığının belirtilmesi, aslında bu vahim durum, hepimiz açısından tehlike sinyallerinin çoktan çaldığı anlamına geliyor. Bu husus artık üretilecek herhangi bir bahanenin kalmadığının da göstergesidir. Doğrudan insan eliyle meydana gelen bu yıkıcı etkilere iklim değişikliği de eklendiğinde yakın dönemde Van Gölü bölgesinde gölü besleyen derelerde ve çaylarda kuraklığın ve HES projelerine bağlı olarak kurumaların başlayacağı ne yazık ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika ek süre, buyurun.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Evet, son dönemde dereler üzerinde bile yapılan HES barajları uçan balığı -inci kefalini- yok etme noktasına gelmiştir.

Sayın milletvekilleri, Van denizini kurtarmak için acilen harekete geçilmeli ve bu kapsamda bir yasal düzenleme derhâl yapılmalıdır. Bizler bu konuda bir kanun teklifi verdik, umuyoruz ki kanun teklifini bu Meclis kabul edecek ve Van Gölü’nün, Vanlıların sesini duyacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu anlamda yani altı yüz bin yıldır bu döngüyü sağlayan, çevresiyle iletişim kuran Van Gölü’nün yöresi, gerekçesi ne olursa olsun insanoğlunun tekeline ve insafına terk edilemeyecek derecede değerli bir coğrafyadır. Biz Vanlı olarak, Vanlı bir insan olarak da ayrıca tekrar Vanlıların bu talebini Genel Kurulda dile getiriyoruz ve bu sese kulak vermenizi beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Barış KARADENİZ (Sinop)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, 8’inci maddeye bağlı ek madde 14 üzerinde iki önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddeye bağlı ek 14’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Burcu Köksal                        Ömer FethiGürer                 Namık Havutça       Afyonkarahisar                             Niğde                                Balıkesir

Ali Akyıldız                            Engin Özkoç                      Türabi Kayan

       Sivas                                         Sakarya                       Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan konuşacak.

Buyurun Sayın Kayan.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyet kurulduktan sonra ülkemiz köylünün ve çiftçinin üzerine tapulanmıştır. Nedenine gelince çünkü bu ülkenin gerçek savunucu, bu ülkenin savunmasında, korunmasında gerçek bir şekilde mücadele eden ve uğrunda can veren köylüdür ve çiftçi çocuğudur diye. Bundan dolayı bugüne kadar, yaklaşık doksan yıldır bu değişmemiştir. Ama maalesef Hükûmetinizin kurulduğu o günlerden itibaren de sürekli olarak çiftçinin elinden arazisini almak için elinizden ne gelirse ardınıza koymuyorsunuz. Şimdi de sulama birlikleriyle ilgili yapılan tasarrufta özellikle parası ödenmeyen bir suyun bedelinin ödenmesiyle ilgili yapılacak işlemlerde İcra ve İflas Yasası’na göre işlem yapacaksınız ve ellerinden arazilerini almak istiyorsunuz. Peki, ellerinden bunların arazisini alacaksınız da ne yapacaksınız, nereye vereceksiniz, kimlere vereceksiniz, bunun sonucu nedir?

Benim özellikle söylemek istediğim şudur: Bu arazi satışlarında sizler ilk etapta belki yerli sermayeye bunları devrettirebileceksiniz ama daha sonra elinizde para kalmayınca ve iktidarınızı devam ettirmek mecburiyetinde kaldığınız zaman bu arazileri de sizler yabancıya “Döviz olarak getirsin.” diye satacaksınız. Çünkü sizler deyince, bir mamul, bir ürün üreterek onu dışarıya satıp elde edilen dövize döviz girdisi olarak değil de ülkenin arazilerini, tarımsal arazilerini, bunun yanında arsalarını, binalarını satarak elde edilen dövize döviz girdisi gözüyle bakmaktasınız. Bu da sizin gittikçe ayağınıza dolanıyor, gittikçe tökezliyorsunuz ve bugünlere de maalesef böyle geldiniz.

Önceden, vatandaşlarımızın dedesinden, babasından kalan arazileri özellikle tapulu olduğu hâlde 2/B’ye çıkartıyorsunuz, 2/B’ye çıkarttıktan sonra da bunları zaman içerisinde kimlere satacağınızı bizler az çok biliyoruz. Bir taraftan 2/B’leri yandaşlarınıza peşkeş çekerken diğer taraftan köylünün, çiftçinin, ormancının, orman köylüsünün elinde bulunan arazileri 2/B’ye çıkarıp, özellikle tapulu arazilerini 2/B’ye çıkarıp onlara satmaya kalkıyorsunuz. Onların bunları alım gücü yok, onların ellerinde ancak geçinme gücü var. Bu tarlaları satarak onlardan bir şey elde edemeyeceğinizi bildiğiniz için kendi yandaşlarınıza satmak için böyle bir yönteme geçtiniz.

Şeker fabrikalarını satıyorsunuz zarar ediyoruz diye. Şeker fabrikaları doksan yıldan bu yana zarar etmiyordu da şimdi mi zarar ediyor? Peki, şeker pancarından elde edilen şekerden daha sağlıklı bir şeker bulabilecek misiniz? Yok. Ama siz, nişasta bazlı şekeri Türkiye'de daha fazla ürettirip daha fazla sattırma gayreti içindesiniz.

Şimdi arkadaşlar, şekerpancarı üretiminin ne kadar teferruatlı bir şey olduğunu hiçbiriniz bilmiyorsunuz. Bunların içinde pancar bölge şeflikleri ve pancar çavuşları vardır. Bunlar ekiciyle sürekli olarak irtibat hâlinde, diyalog hâlindedir. Bu organizasyonu hangi özel sektöre yaptırabileceksiniz? Hangi özel sektör bu bahsettiğim organizasyonu yaptığı zaman çiftçinin çıkardığı pancarı elinden alacak?

Değerli milletvekilleri, bu pancar sözleşmeyle teslim ediliyor. Bu sözleşme çerçevesinde özel sektör “Ben bunu alırım ama bu fiyata alırım çünkü gösterilen fiyat beni kurtarmıyor.” dediği zaman çiftçi pancarını teslim edecek bir başka yer bulabilecek mi? En yakın fabrika, Alpullu Fabrikasından örnek vereyim Susurluk’tur, 400 kilometredir. Nasıl götürecek bunu çiftçi? Hesap başka. Çiftçiye tarlasını sattırmak istiyorsunuz, suları parayla satmak istiyorsunuz, çiftçi ödeyemesin, tarlasını satsın diye. Ergene Nehri’nin suyunu temizleyip de yatağına bırakıp çiftçiye tarlasını sulaması için temiz suyu vermeniz gerekirken 500 bin dönüm arazi şu anda Ergene Nehri zehirli olmasından dolayı su alamıyor ve ekilemiyor. Türkiye’nin 500 bin dönüm arazisini susuz bıraktınız. Ondan dolayı da sizlere ben “Helal olsun!” diyorum, helal olsun, helal olsun! Bu kadar beceriklilik(!) herhâlde ancak AKP’ye mahsustur diyorum.

Genel Kurula saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi ile 6200 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 14'te yer alan "ait bölümüne” ibarenin "ayrılmış bölümüne” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Meral Danış Beştaş          Bedia Özgökçe Ertan   Dirayet Dilan Taşdemir

             Adana                             Van                                     Ağrı

     Ayşe Acar Başaran       Mahmut Celadet Gaydalı           Ertuğrul Kürkcü

            Batman                           Bitlis                                   İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu madde üzerine partimizin görüşünü ifade etmek için söz aldım.

Esasen bu yasanın tamamı ve bu madde de müştereklerimizin özel ellere terkine ilişkindir; o yüzden esastan karşıyız. “Müşterekler” dediğimiz havadır, sudur, ormanlardır, kentlerimizdir, parklardır, müştereken kullandığımız her şeydir ve bu müştereklerin özel ellere devredilmesi esasen toplumun ortak çıkarlarının kâra, kişi egemenliğine ve özel çıkara terk edilmesi demektir; bu yasa da tamamen bunu öngörüyor.

Aslında şimdiki hâliyle sulama birlikleri, bir bakıma 1968-1969 yıllarının büyük köylü hareketlerinin dolaylı bir yansıması, 1968-1969 Türkiye kırlarını kuşatan büyük toprak ve suya köylünün tasarrufu için hazine toprakları üzerinde ağalar ile köylüler arasında süren kavganın sahnesiydi. O atmosferden, o mücadeleden bir büyük slogan doğdu ve bu sonraki otuz yıl boyunca Türkiye’deki sosyal mücadeleyi karakterize etti; “Toprak işleyenin, su kullananın.” Bu, bedavadan ortaya çıkmış, akla geldiği için söylenmiş bir slogan olmadığı, hakiki, gerçek bir mücadeleyi ve çıkarı ifade ettiği için zihinlere, kalplere işlemiş bir slogandı. Bizler o zaman henüz 20’lerinde bile olmayan insanlar olarak bu büyük mücadeleden edindik bütün sosyal ilgimizi ve besinimizi. Öğrenciler kitleler hâlinde köylülere gittiler. Halka gitmek diye, kendi çıkarından çoğunu düşünmek, başkasını düşünmek diye bir şey, işte o zaman bir ilke oldu. Bu vesileyle, Atalan, Göllüce, Torbalı köylülerinin toprak ve su mücadelelerinde hayatını kaybetmiş olan sevgili arkadaşımız, Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi Can Savran’ı da burada sevgiyle anıyorum. Bu mücadelelerin içerisinden o kadar büyük bir halk hakareti doğdu ki bu halk hareketi bir yandan 12 Mart diktatörlerine bir Toprak Reformu Kanunu çıkarttırdı; öte yandan, 12 Mart diktatörlüğü yıkıldığı zaman Bülent Ecevit’i bir halk dalgası üzerinde iktidara getiren bu 1968-69’un büyük toplumsal hareketleriydi. Bu sulama birlikleri de bunun bir dolaylı yansısıdır. “Su kullananın” ilkesi esasen Bafa Gölü köylülerinin Bafa Gölü’nün suyunun üstüne de, altına da ağalardan önce ve onlardan, onların çıkarlarından ayrı olarak tasarruf etme kaygısıyla başlattıkları bir mücadeleydi ve sonra su ile köylünün bütün ilişkilerini tanımlar oldu. Devlet Su İşlerinin yaptığı bütün işletmeleri köylülere devrederek sulama işlerini suyu kullanan vasıtasıyla gerçekleştirmesi belki de hükûmetlerin bu büyük talebe, harekete, kendi kendini yönetme, suyunu yönetme açlığına verdikleri bir tavizdi. Bugün Hükûmetin yaptığı, bu tavizi geri almaktır; şimdi, artık müştereklerimizi yeniden devlet eliyle özel şirketlere devretmektir.

Türkiye’de hep geçmişte söylenegeldi: İşte “Türkiye bir yarı feodal ülkedir. Bunun iki yoldan kalkınması mümkündür: Ya Fransa usulü, toprakların köylülere dağıtılması yoluyla ya Prusya usulü, ağaların kapitalistleşmesi yoluyla.” Fakat Türkiye üçüncü bir yol icat etti -bravo- kapitalistleri ağa yaparak. Bu yasa tasarısı kapitalistleri köylünün toprağına ve suyuna hâkim kılmakla ilgilidir; müştereklerimizin bizzat onu kullanan, ondan yararlanan, onun sayesinde üretenler vasıtasıyla değil, devlet eliyle özel şahıslara devredilerek işletilmesi yönünde bir neoliberal tercihtir.

Sayın Başkan, sözümü bitirmem için birkaç saniyeye ihtiyacım var.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Fakat size şunu hatırlatmak isterim: İsterseniz siz müşterekleri bugün kapitalistlerden yarattığınız toprak ağalarına devredin, isterseniz şirketlerin köylü mülküne hâkim olması için hazine topraklarını özel ellere dağıtmak için yapacaklarınızı yapın fakat hepsinin bir sınırı var, her şeyin bir sınırı var, sömürünün bir sınırı var, zulmün bir sınırı var, insanları açlığa mahkûm etmenin bir sınırı var ve bu sınırlara geldiğinizde şimdi 1960’ların “Toprak işleyenin, su kullananın.” sloganı “Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar, her şey emeğin olacak.” sloganıyla size geri dönecek. Bundan emin olabilirsiniz.

Sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeye bağlı Ek Madde 14’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeye bağlı Geçici Madde 11’de iki adet aynı mahiyette önerge vardır, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddeye bağlı geçici 11’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Burcu Köksal                  Ömer Fethi Gürer                     Namık Havutça

         Afyonkarahisar                         Niğde                                     Balıkesir

           Ali Akyıldız                      Engin Özkoç               Zülfikar İnönü Tümer

                Sivas                              Sakarya                                      Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Meral Danış Beştaş                   Dirayet Dilan Taşdemir   Bedia Özgökçe Ertan

              Adana                                        Ağrı                                    Van

     Ayşe Acar Başaran                  Mahmut Celadet Gaydalı

             Batman                                       Bitlis

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer konuşacak.

Buyurunuz Sayın Tümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçici 11’inci maddeyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında bulunan arazi tapulaştırma, arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleriyle ilgili taşınırlar, araç ve gereçler gibi yetkilerin bir kısmı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne devredilecektir.

Bu madde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca daha önce yürütülen iş, işlem ve hizmetlere Devlet Su İşleri tarafından hiçbir koşul belirtilmeden son verilmesini düzenleyen bir maddedir. Bu maddeyle bir bakanlık başka bir bakanlığın yürütmekte olduğu işlerini keyfî bir şekilde sonlandırabilecektir. Örneğin, arazi toplulaştırmada yarım kalmış bir iş Devlet Su İşlerine devredildikten sonra hiçbir koşul ve gerekçe bildirilmeden o arazi toplulaştırma ve tapulaştırma işlemine son verilebilecektir ki bu, vatandaş, köylü ve çiftçi aleyhine büyük sorunlar teşkil edecektir. Halkımız zaten derdini anlatacak kişi, kurum ve mecra bulamazken bu olumsuzluk ışığında yeni bir kaosun eşiğine sürüklenebilecektir.

Değerli milletvekilleri, sulamanın geleceğinin tartışıldığı şu aşamada katılımcı yönetim olmazsa olmazdır. Çitçi sulama yönetiminden el çektirilmemelidir. Birliklerin devrinin ardından yeni yatırımların gerçekleşeceği vurgulanmaktadır ancak bu yatırımların iyi işleyen, raporlarında, kayıtlarında hiçbir sıkıntı ve yolsuzluğa rastlanmayan sulama birlikleri üzerinden yine denetleyici ve katılımcılık esasıyla çiftçi lehine yapılması gerekiyordu zira suyun yönetiminde kullanıcıların da mutlaka olması gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz. Yönetiminde kullanıcıların olmadığı sulama modelinin başarı şansı yok denecek kadar azdır. En azından, sulama birlikleri meclislerinde görev alan meclis başkanları ve üyeleri katılımcılık esasına göre su yönetiminde söz sahibi olmalıdır. Genel bütçeden pay almayan, kâr amacı olmayıp denk bütçe esasına göre gelir gider dengesi kuran, seçilen yöneticilerin tamamı su kullanıcısı üreticilerden oluşan, edinilen tecrübe, araç parkları ve akıllı sulama yöntemi modeliyle örnek oluşturan sulama birliklerinin tamamen sistem dışına itilmesi ülkenin tarımına, ekonomisine, geleceğine vurulacak bir darbe niteliği taşımaktadır.

Ayrıca, birliklerde çalışan personelin durumu da netlik kazanmamıştır. Çalışan binlerce insanın günahına da girilmemelidir. Sulamada kullanılan elektrik faturalarındaki katma değer vergisi ve TRT payı da büyük yük oluşturmaktadır, çiftçi bu yüklerden kurtulmalıdır. Sorunların çözümü Türk çiftçisi ve tarım sektörü adına büyük önem taşımaktadır. “Ben yaptım oldu.” mantığı ülkemizde uzun vadede onarılması güç yaralar açmaktadır. Sulama birliklerinin kapatılması da bu onarılmaz yaralardan biri olacaktır. Zira son dönemlerde kanunlar düzenlemenden önce ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, meslek oda ve derneklerinin, üniversitelerin ve sendikaların görüşlerine başvurulması kimsenin aklına dahi gelmemektedir. Komisyondaki milletvekilleri dahi anılan maddeleri tam olarak inceleme imkânına sahip olamamıştır. Hâlbuki bu düzenleme çiftçi ve dolayısıyla vatandaşları direkt etkilemesine karşın, örneğin, düzgün işleyen sulama birliklerine, tarım paydaşlarına hiçbir söz hakkı verilmemiştir. Geçici maddeyle Devlet Su İşlerinin personel ve idari teşkilat kapasitesini çok aşan ve gelecekte yönetsel sorunları da beraberinde getirecek olan bazı hizmetlerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından Orman ve Su İşleri Bakanlığı bünyesindeki Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne devredilmesi gerek ülke ekonomimiz gerek çiftçilerimiz gerekse ormanlarımızı da içine alan ekosistem üzerinde büyük sorun teşkil edecektir. 2.500’ün üzerindeki sulama kooperatiflerinin denetimi ve gözetimi, 378 sulama birliğinin tamamının devriyle yönetim, denetim ve gözetimin Devlet Su İşlerine devredilmesi yaşanılması kaçınılmaz sorunları beraberinde getirecektir. Ayrıca devlet memurlarıyla gerçekleştirilecek su varlıklarımız ve birlik yönetim anlayışı, yaşam kaynağımız olan sularımızın siyasete ve ticarete alet edilmesine de neden olabilecektir. Bu yönüyle sularımız tam bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkacaktır.

Değerli milletvekilleri, katılımcı sulama yöntemi modelinden vazgeçilmesiyle ve sulamanın, barajların, akarsuların özelleştirilmesi hâlinde maliyetler daha çok artacaktır. Zira dünyadaki en başarılı yönetim katılımcı sulama yöntemidir. Amerika, Fransa, İtalya, İsrail, Güney Amerika gibi ülkelerde sular, tartışmasız, son tüketicisi olan çiftçiler tarafından yönetilmektedir. Türkiye su zengini bir ülke değildir. Gelecekte tüm dünyada öngörülen su savaşlarının muhatabı olmamak adına son derece değerli kaynaklarımız olan sularımızı doğru ve akılcı kullanmak zorundayız. Hiç kimsenin çiftçiyi, üreticiyi, köylüyü, birilerinin ücretli kölesi hâline getirmeye hakkı yoktur.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tümer.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde değişikliğiyle bir kez daha Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında görev ve yetki alanına giren arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleriyle ilgili taşınır ve taşınmaz araçlar, gereçler ve malzemeler, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtlar ve diğer dokümanlar, ortofoto haritalar, mevcut sözleşmeler, protokoller, sözleşme ve protokollerle ilgili dava ve icra takipleri, bu görevlerin yürütülmesinde destek hizmeti sağlayan imalat ve motor atölyelerindeki makine ve teçhizatların DSİ’ye devredilmesi hükme bağlanmıştır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde olan birimlerin hiçbir gerekçe belirtilmeden yetkilerinin DSİ’ye devredilmesi “Kabineler arası bir hiyerarşi mi var? Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı başarısız bir Bakanlık mı?” sorularını akıllara getirmektedir.

Yine söz konusu madde metninde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hâlihazırda devam eden ve yürürlükte olan faaliyetleri DSİ'ye yetki devri yapıldıktan sonra sonlandırabileceği yazılmıştır. Ancak sonlandırma işlemlerinin hangi koşullarda olacağı hükme bağlanmamıştır. Böylece, arazi toplulaştırma gibi karışık ve uzun vadeli işlemlerin keyfî bir şekilde iptal edilmesi söz konusu olacaktır. Bu da uygulamada ciddi sorunlar ve sürecin uzaması demektir. Uygulamada yaşanacak sorunlar hem yurttaşları mağdur edecek hem de ekonomik maliyeti artıracaktır. Tüm bu sebeplerden ötürü, maddenin tasarı metninden çıkarılmasının doğru olacağı öngörüsündeyiz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeye bağlı geçici madde 11’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeye bağlı geçici madde 12’de dört adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddeye bağlı geçici 12’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Burcu Köksal                    Ömer Fethi Gürer               Kamil Okyay Sındır

       Afyonkarahisar                           Niğde                                        İzmir

       Namık Havutça                       Engin Özkoç                                Ali Şeker

            Balıkesir                              Sakarya                                     İstanbul

         Ali Akyıldız

              Sivas

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖY İŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Ali Şeker konuşacak.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nereden nereye geldik? “Toprak işleyenin, su kullananın.” diyen Ecevit’ten yerli yersiz her şeyi satıp “Yerli ve millîyim.” diyen AKP’ye.

Suyla ilgili hayata geçirilen düzenlemelerden sonra neoliberal politikaların bir talan etmediği tarımda kullanılan su vardı, o da böylelikle talan edilmiş oluyor.

Satmadığınız bir hava kaldı, o havayı da termik santrallerle zehirliyorsunuz.

Dünyada 2,1 milyar insan güvenli içme suyundan yoksun. 2050 yılında 3 milyar insan susuz ve kıtlık içerisinde bölgelerden göçmek zorunda kalacak. 4 insandan 1’i suya ulaşamayacak bundan otuz yıl sonra.

Küresel ısınma en çok ülkemizi tehdit ederken, ülkemiz çölleşirken biz buna kulak tıkıyoruz ve küresel ısınma bizim derdimiz değilmiş gibi davranıyoruz. Şiddetli fırtınalar, dolular, seller ülkemizi ve dünyayı tehdit ediyor. Tarımda şu anda 1,2 milyar insan doğal felaketlerden etkilenirken önümüzdeki dönemde 1,6 milyar insan tehlikelere maruz kalacak, doludan, selden, felaketten etkilenecek.

Türkiye'de yıllık ortalama yağış 500-574 milimetre arasında, dünya ortalaması bin milimetre. Bir yandan yağmur gelmeyecek tarımda, bir yandan siz tarımda kullanılan suyu paralı hâle getireceksiniz; bu çiftçi ne üretecek, ne yiyecek? Barajlara önem vermek gerekiyor ve barajların sayısını artırmak, yağan yağmuru da elde tutmak gerekiyor.

Temiz su kaynakları hızla azalıyor, suya erişim zorlaşıyor. Termik santraller bir yandan doğayı kirletirken bir yandan da yer altı suyunu çekerek artezyen kuyular üzerinden, temiz suyu tüketiyor, tarımda kullanılacak olan suyun daha da derine kaçmasına sebebiyet veriyor.

Nükleer santral yapıyorsunuz, o da Karadeniz’i tamamen tahrip edecek, Karadeniz’in suyunu ısıtacak, Karadeniz’in balığı da artık çıkmaz olacak.

Bir de Kanal İstanbul Projeniz var. Çevre tahribatıyla Durusu Terkos Barajı’nın doğusunda kalan kısımdan gelen baraj havzasındaki bütün suyu Kanal İstanbul’la keseceksiniz. Bir taraftan da Sazlı Bosna Barajı’nın batısından gelen suyu keserek İstanbul’un temiz su kaynaklarını bir bir yok edeceksiniz. Sadece bununla da kalmayacak, buradan geçen kanalın o geçtiği bölgedeki bütün yer altı suları da tuzlanacak, oradaki toprak çoraklaşacak ve o Kanal İstanbul’un geçtiği bölgedeki bütün ağaçlar da kesilecek. Üçüncü havalimanı için ve bağlantı yolları için 700 binden fazla ağacı kestiniz. Bu yapacağınız Kanal İstanbul Projesi’yle de daha çok ağaç keseceksiniz ve Trakya’yı da bu konuda mağdur edeceksiniz. Bir yandan İstanbul’un nüfusu 20 milyonlara çıkacakken, İstanbul’un temiz su ihtiyacı daha da artacakken siz Sazlı Bosna Barajı’nı ve Durusu Terkos Barajı’nı tahrip ediyorsunuz.

Daha geçtiğimiz hafta Büyükçekmece Baraj havzasının hemen sınırının yanında, hidrojen siyanür dökülen bir alanda koyunlar bu suyu içti ve zehirlenip öldüler, tavuklar ve kuşlar orada öldüler. Düşünün, Büyükçekmece Barajı gibi İstanbul’un suyunu veren bir barajın hemen yanı başına hidrojen siyanür dökülebiliyor. Geçtiğimiz aylarda, biliyorsunuz, Tuzla’da 97 kişiyi hastanelik eden kimyasal atıklar ulu orta kanalizasyona deşarj edilmişti ve o kanserojen maddenin ne olduğu bilinmeden “Dökülen maddenin niteliğini bilmiyoruz ama zararlı değil.” dediler. O, trikloretilen, kanserojen bir madde ulu orta dökülüyor.

Biz, su kaynaklarımızı korumak durumundayız; kirlenmekten de korumak durumundayız, var olan suyumuzu da akıllı sulama sistemleriyle, damlalık sistemleri gibi akıllı sulama sistemleriyle daha iktisatlı kullanmak zorundayız. “Ergene kirliliği kanser vakalarını artırıyor.” dediği için Uzman Doktor Dilek Tucer açığa alındı. Dilovası’nın kanser ovası olduğunu tespit ettiği ve çözüm üretilmesi gerektiğini ifade ettiği için de Onur Hamzaoğlu şu anda hapiste yatıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Onur Hamzaoğlu onurumuzdur. Halkın sağlığını düşünen, halkın geleceğini düşünen bilim adamlarına sahip çıkmak, kendine “İnsanım.” diyen herkesin boynunun borcudur.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Ötekiler bilim adamı değil.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Evet, bazıları bilim adamı değil. Bazıları kendi koltukları için bilim adamlıklarını satıyorlar. O kişiler bilim adamı değil, iktidarın yalakaları, iktidarın…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Onlar da muhalefetin yalakaları oluyor.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Evet, iktidarın yalakaları…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sizin yalakanız.

BAŞKAN – Hakaret etmeyelim lütfen.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Biliyorsunuz, eğitimi piyasalaştırdınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker, teşekkür ederim.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, tamamlayın.

ALİ ŞEKER (Devamla) – …sağlığı piyasalaştırdınız, ulaşım hakkını piyasalaştırdınız, güvenliği piyasalaştırdınız, neoliberal politikaların sizi getirdiği noktada artık tarımdaki suyu da piyasalaştırmak istiyorsunuz. Köylüler arasında kavga çıkaracaksınız, yeni kan davalarına vesile olacaksınız.

Bu arada, Sabah-ATV’ye 750 milyon dolar verenler bugün de Demirören’e Kanal D’yi alması için, Hürriyeti alması için, CNN’i alması için 700 milyon dolar verdiler. 700 milyon doları eğer biz 23.333 KOBİ’ye verseydik, her birine 30’ar bin dolar verseydik, 126 bin lira verseydik, ortalama 15 kişinin çalıştığı bu kuruluşları kurtarabilirdik ve 1,5 milyon insanın hayatına dokunabilirdik. Ama biz ne yapıyoruz? Paramızı bir kişinin iktidarını devam ettirmek için veriyoruz ve iki sene sonra da geri ödeme başlamak üzere -kim öle, kim kala- “İki sene sonra ödersin.” diyoruz. Bunu kabul etmek mümkün değil. Halkın parasını bir kişi için harcayamazsınız.

Saygıyla selamlıyorum Genel Kurulu. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…. Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9'ncu maddesinin geçici 12’nci maddesinin;

“GEÇİCİ MADDE 12- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tahakkuka bağlanmış ancak tahsil edilememiş baraj ve gölet gibi depolama tesislerinin sulama maksadına ilişkin yatırım bedeli ve sulama tesislerinin yatırım bedellerinin tahsilinden ve takip işlemlerinden vazgeçilir. Bu alacaklardan tahsil edilenler sermaye değeri üzerinden iade edilir. Tamamı ödenmiş yatırım var ise tesis, yatırım bedelini ödeyen kamu tüzel kişiliğine devredilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Muharrem Varlı                  Mustafa Mit                  Mehmet Erdoğan

             Adana                           Ankara                                  Muğla

       Saffet Sancaklı                  Baki Şimşek                         Ruhi Ersoy

            Kocaeli                          Mersin                              Osmaniye

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

             Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şehit kanlarıyla sulanmış vatanımızın her köşesinde büyük bir özveri, cesaret ve fedakârlıkla hizmetlerini devam ettiren, devletimizin bekası için çalışan Emniyet teşkilatımızın 173’üncü yılını kutluyorum. Özellikle terörün yoğun olduğu yerlerde ve Afrin’de kahramanca mücadele eden polis ve askerlerimize başarılar diliyorum. Tüm emniyet güçlerimizi Rabb’im korusun. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize ve emekli polislerimize de sağlıklı günler temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının 9’uncu maddesinde, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanunu’na geçici maddeler eklenmektedir. Eklenen 9’uncu maddeyle, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tahakkuka bağlanmış ancak tahsil edilememiş baraj ve göletler gibi depolama tesislerinin sulama maksadına ilişkin yatırım bedeli ve sulama tesislerinin yatırım bedellerinin tahsilinden ve takip işlemlerinden vazgeçilmesi ve bu alacaklardan tahsil edilenlerin iade edilmeyeceği düzenlenmektedir. Bu geçici madde sulama birliği üyesi çiftçilerimiz için mağduriyettir, haksızlıktır, adaletsizliğe neden olacaktır. Zira, daha önceden çiftçiler tarafından parası ödenen gölet veya barajların ödenen miktarlarının iade edilmemesi haksızlık olacaktır. Yani herhangi bir sulama birliği, kapatılacağından haberi olmadan, üyelerine daha iyi hizmet verebilmek için para toplayarak gölet veya baraj yapmak için yatırım yaptı ise Devlet Su İşleri el koyacak ve hiç para ödemeyecek. Bu kabul edilebilir bir düzenleme değildir. Önergemizde de belirttiğimiz üzere, bu alacaklardan tahsil edilenlerin sermaye değeri üzerinden iade edilmesi gerekmektedir. Tamamı ödenmiş yatırım var ise tesis, yatırım bedelini ödeyen kamu tüzel kişiliğine devredilmelidir. Sulama birliği üyesi çiftçilerin mağduriyetini giderecek önergemizin siz sayın milletvekillerimiz tarafından destekleneceğini umuyoruz.

Değerli milletvekilleri, sulama birlikleri, sulama sahasında arazisi bulunan ve sulama faaliyetlerinden faydalanan çiftçilerin bir araya gelerek oluşturdukları kuruluşlardır, bölgelerinde seçimle gelmişlerdir. 14.487 meclis üyesi 378 adet sulama birliğini yönetmektedir. 1 milyon 450 bin çiftçi ve kırsalda kişi başına, hane başına 5 kişi bulunduğu hesaplandığında, bu birlikler, 7 milyon 250 bin kişiye, ayrıca 20 milyon 280 bin dekar arazi sulamasına hizmet vermektedir.

Sulama birlikleri, geçmişte, 1993 yılı itibarıyla Devlet Su İşleri desteğiyle kurulmuştur, doğrudur ancak üç dört yıldan bu yana sulama birlikleriyle ilgili devlet hiç kılını dahi kıpırdatmamıştır. Sulama birlikleri bugüne kadar maddi, manevi, idari hiçbir devlet olanağından faydalandırılmamıştır.

Değerli milletvekilleri, tam anlamıyla, yeterince düzenlenmeden, olgunlaştırılmadan tasarıdan beklenen faydanın, amacın tam olarak ortaya konulmadığı, Meclisin ve kanun yapmanın usul ve esaslarından uzak tasarı Komisyonda kabul edilmiştir. Komisyon çalışmalarında sayın Hükûmet yetkililerinin ifadeleriyle, altı aydır üzerinde çalışılan ve en az 20 defa okunduktan sonra Bakanlar Kurulunda imzaya açılan tasarıda, maalesef daha kapağı açılmadan AK PARTİ milletvekillerince verilen önergelerle birden çok değişiklik yapmaya gidilmesi, hazırlık sürecinde, hazırlayanlarca konuya yeterince vâkıf olunmadığını ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Teftiş ve Denetleme Kurulunca değerlendirilen 378 sulama birliğinin, analiz raporu sonucu 100 üzerinden 52 olarak çıkmıştır yani yapılan analize göre yüzde 7’si çok başarılı, yüzde 33’ü başarılı, yüzde 34’ü iyi, yüzde 23’ü orta durumda, yüzde 3'ü de kötü olarak değerlendirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu, teşekkür ederim.

Ek süre bir dakika.

Buyurun.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Birliklerin büyük bir çoğunluğunun ortalamanın üzerinde olduğu belirtilmiştir. Kötü yönetildiği tespit edilen birliklerin kamu tarafından yönetilmesine diyeceğimiz yoktur. Ancak başarılı olan birliklerin de bu kapsamda değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyoruz.

Türkiye'de sulu tarımda kullanılan sulama suyunun yüzde 30’unu yöneten sulama birlikleri, su konusunda yatırım yapmak isteyen ulusal ve uluslararası güçlerin önüne engel olarak çıkmaktadır. Kullanıcıları tarafından yönetilen ülkemizdeki su kaynaklarının önce belediyelere, özel idare kurumlarının yönettiği kurumlara, nihai olarak da özel sektöre geçmesinin önünü yüce Meclisin açmamasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9'uncu maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici madde 12'de geçen "alacaklardan tahsil edilenler iade edilmez.” tümcesinin "alacaklardan tahsil edilenler iade edilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Meral Danış Beştaş               Bedia Özgökçe Ertan    Ayşe Acar Başaran

             Adana                                  Van                              Batman

  Dirayet Dilan Taşdemir          Mahmut Celadet Gaydalı   Mehmet Ali Aslan

              Ağrı                                  Bitlis                             Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Urfa’nın işgalden kurtulmasının 98’inci yılı, Şanlıurfa halkını buradan bir kez daha kutluyoruz.

Tabii, geçtiğimiz günlerde KİT Komisyonuyla beraber Urfa’daydık, Ceylanpınar’a gittik, Harran’a gittik ve şu anda dünyanın en eski tapınağının tespit edildiği Göbeklitepe’ye gittik. Gerçekten de hem Harran hem Ceylanpınar hem Göbeklitepe görülmeye değer yerler. Özellikle Urfa’nın Harran evleri, o toprak evleri, yazın çok serin, kışın da çok sıcak bir şekilde insanı dış etkilerden koruyabilen ve nevi şahsına münhasır bir görüntüye sahip çok güzel yerler. Herkesin Urfa’nın o güzelliklerini görmesini diliyorum. Tabii, Balıklıgöl’ü de unutmamak lazım.

Bizler, Urfa’da hem halkla hem kurumlarla görüştük, sorunlarını yerinde dinledik. Örneğin, göçer kardeşlerimizle de hatıra fotoğrafı çektirdik ve sorunlarını dinledik. Buradan da kendilerini selamlıyorum. “…”(x) Buradan Arapça da selamlıyorum kendilerini. Kendilerinin sorunları var, bize ilettiler. Umarım, KİT Komisyonu ve Hükûmet, üzerine düşeni yapıp sorunlarını çözer çünkü göçerler, sizin de malumunuz, çok eski yerleşim birimleri arasında gidip gelip, yazın ve kışın farklı coğrafyalarda hayvanlarını otlatmak için binbir eziyetle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

TİGEM’i ziyaret ettik. TİGEM’in özellikle o ceylanları koruması gerçekten alkışlanacak bir davranıştır. Keşke o doğal coğrafyalarından koparılmasaydılar, keşke avcılar tarafından öldürülmeseydiler ama maalesef bu gerçekle de karşı karşıyayız. Korunmaları güzeldir, korunmalarının devam ettirilmesi gerekiyor ve özellikle ürün ıslahı, ürünün başka ürünlerle karışmaması için de halkımızın, çiftçimizin de bu anlamda destek olması gerekiyor. Ama ne hikmettir, Ceylanpınar’da 1 milyon 800 bin dönüme sahip olan TİGEM maalesef kâr edemiyor. Yani bu da inanın büyük bir çelişkidir. Biz, küçük bir tarladan, susuz bir tarladan kâr ederken 1 milyon 800 bin dönüme sahip bir kurumun kâr etmemesi de sorgulanacak, üzerinde durulacak bir durumdur.

Bakın, arkadaşlar, İsrail, Konya’nın yarısı kadar. 20 bin küsur kilometrekareye sahip, Türkiye'nin kırkta 1’i. Ama bütün dünyaya tohum satıyor ve Türkiye’ye de yılda eski parayla 700 trilyona tohum satıyor. Küçücük İsrail, diyorum ya, Konya’nın yarısı, Türkiye'nin de kırkta 1’i.

Sonra biz ne yapıyoruz, özellikle Hükûmet yetkilileri? En ufak bir krizde “Ey İsrail!” diyor. Arkadaşlar, “Ey İsrail!” “Ey Amerika!” “Ey Rusya!” demek sözde olmaz; ekonomide olur, tarımda olur, eğitimde olur, hukukta olur, adalette olur, kişi başına düşen millî gelirde olur. Eğer biz bu anlamda onların önündeysek o zaman zaten “Ey İsrail!” “Ey Amerika!” filan dememize gerek yok, zaten pratikte onlar bunu anlar, biz de o zaman, ha, sözde de deme hakkına sahip oluruz. Ama o kadar büyük bir potansiyele sahip olduğumuz hâlde küçücük bir toprak parçası bize ürün satıyorsa yani bizim burada bir öz eleştiri yapıp şapkamızı önümüze koymamız gerekiyor.

Aslında, 9’un 12’nci geçici maddesi üzerine konuşacaktım.

Sayın Başkanım, orada da bir otuz saniye verirseniz memnun olurum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

Bir dakika ek süre veriyorum.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – “Alacaklardan tahsil edilenler iade edilmez.” tümcesi, “Alacaklardan tahsil edilenler iade edilir.” şeklinde değiştirilmelidir bence. Neden? Vergisini zamanında ödeyenlerden tahsil edilmiş yani onların suçu zamanında vergi ödemek mi olmuş? Ya da bu diğerleri zamanında vergi vermediği için, şu anda onlara yapılan af onları ödüllendirmek olmuyor mu? Biz diyoruz ki tamam, şimdiki borçlulardan da almayın ama eskiden aldığınız kişilere de bu iadeyi sağlayın çünkü onlara bir adaletsizlik, bir eşitsizlik hâli uygulanmış oluyor. Dolayısıyla o alınanlar iade edilmelidir, mutlak adalet sağlansın diye bu tasarı maddesinde bu düzenlemenin yapılmasını biz öneriyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 9’uncu maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12’nci maddenin birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini ve maddede yer alan “Bu alacaklardan” ibaresinin “Bu fıkrada yer alan alacaklardan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Yeraltı suyu sulama kooperatiflerinden, sulama tesisinin mülkiyetinin devrinden feragat edenlerin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce inşa edilmiş tesis bedelinin tahsilinden vazgeçilir.”

        Mustafa Elitaş            Mehmet Doğan Kubat                Aziz Babuşcu

            Kayseri                         İstanbul                               İstanbul

        Kasım Bostan             Gökcen Özdoğan Enç     Canan Candemir Çelik

           Balıkesir                         Antalya                             Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yeraltı suyu sulama kooperatiflerinin, yeraltı suyu sulama tesislerinin işletme, bakım ve onarım yetkileri kendilerinde kalması ve söz konusu tesislerin mülkiyetinin kooperatife devrinden vazgeçmeleri hâlinde, inşa edilmiş tesis bedelinin geri ödemesinden vazgeçilmesi maksadıyla düzenleme yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

9’uncu maddeye bağlı geçici madde 12’yi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeye bağlı geçici madde 13’te bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddeye bağlı geçici 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Burcu Köksal                 Ömer Fethi Gürer          Kamil Okyay Sındır

     Afyonkarahisar                       Niğde                                   İzmir

      Namık Havutça                   Ali Akyıldız                          Bülent Öz

         Balıkesir                            Sivas                               Çanakkale

                                            Engin Özkoç

                                               Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Çanakkale Milletvekili Bülent Öz konuşacaklar.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çoğunluğu çiftçilikle uğraşan Çanakkale’mizi, ülkemizi doğrudan etkileyecek Devlet Su İşleriyle ilgili yasa üzerinde söz aldım.

Türkiye’de 1 milyon 450 bin çiftçinin ve toplamda 12 milyon kişinin rızkına hizmet eden 378 adet sulama birliği var. Bu yasayla sulama birlikleri DSİ’ye devredilecek. Ancak sonrasında özelleştirmenin önü açılabilecek bu yasayla. Özelleştirilmesi durumunda şirketler sulama tarifesini istediği gibi belirleyecek ve çiftçimiz hasat yaptığında değil, şirket kendi belirlediği zaman parasını isteyecek. Sulama planlamasını şirket yapacak. Eğer hatalı su planlaması yaparsa yani suyu çiftçinin ihtiyacı olduğu zamanda vermezse ne olacağını düşünün. Çiftçimiz “Ürünüm yanmasın.” deyip sulama günü haricinde su almak isterse dekar başına önce 2 kat, daha sonra 4 kat, daha sonra katlamalı ceza ödeyecek. Elde edilen ürün su cezasını ödemeye yetecek mi? Yetmeyecek. Sulama ücretleri zamanında ödenmezse şirketler bankaya bildirecek. Banka bu parayı kesmeden çiftçimize destek primi vermeyecek, çiftçimiz bankadan eli boş dönecek. Çiftçinin söz hakkı elinden alınıp şirketlere yani sermayeye devredilecek.

Bu tasarıda hiç değinilmeyen bir husus da sulama birliklerinde çalışanların akıbeti. Maalesef çalışanlar da mağdur bırakılacak. Ülkemizdeki kuraklık tehlikesi artarken çiftçimizin tarımda kullandığı su kaynaklarının azalmasının nedenleriyle ilgilenmeliyiz. Etkin su kullanımı ve su kaynaklarının geliştirilmesi için neler yapılmalı, kafa yormalıyız. Çanakkale’deki sulama birliklerimiz hatalı ve yetersiz teslim edilen sulama tesislerini onarmaktan borç batağındalar. İşin içinden çıkamayan ve feshedilen Lâpseki Çardak Sulama Birliğimizin üyeleri çaresizce ne olacağını bekliyor. Sonucu özelleştirme olabilecek bu yasa, çiftçimize büyük külfet getirecek.

Özelleştirme dedik, dünyanın en büyük tarım şirketlerinden biri olan İsrail menşeli Netafim firmasının Türkiye’deki su havzalarına ve sulamaya talip olduğu, sulama birliklerinin özelleştirilmesi konusunda Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile İsrail kökenli bir firma yetkililerinin görüştükleri ve anlaştıkları iddia edildi. Yine Sayın Eroğlu’nun 2012 yılında sulama birliklerini özelleştirme düşüncesi gündeminde olmasına rağmen, 17-25 Aralık olayları nedeniyle gündemden düştüğü, sonrasında Türkiye’deki su havzaları ile sulama birlik ve kooperatiflerinin İsrail kökenli bir firmaya satılmasına Türk kamuoyunun karşı çıkacağı, bu nedenle firmanın yüzde 80’inin 2017 yılı Ağustos ayında Meksikalı bir Yahudi firmaya satıldığı ve Türkiye’deki su havzaları ve birlikleri ile kooperatiflerin özelleştirilmesinin bu firma üzerinden yapılacağı iddialar arasındadır. Bunlar doğru mudur? Nitekim 6 Mart 2018 tarihinde yani bu kanun tasarısının Başbakanlıkta onaylanmasından üç gün önce -fotoğrafta da gördüğünüz gibi- Veysel Eroğlu Meksika’nın Ankara Büyükelçisini makamında kabul etmiş ve bu, Bakanlığın resmî internet sitesinden “Özellikle ormancılıkta su kaynakları yönetimindeki ikili iş birliği projelerine başlamak ve başlatmak için yeni yollar belirlemekten onur duyuyoruz. Meksika Hükûmeti ve ilgili bakanlarla her türlü iş birliğine açığız. Türkiye ve Meksika arasındaki iş birliğini daha geliştireceğiz.” şeklinde paylaşmıştır. Komisyonda suyumuzun geleceğinin görüşüldüğü bir zamanda bu ikilinin bir araya gelerek açıklama yapması kafalarda soru işareti bırakmaktadır. TEKEL’i, Sümerbankı, TELEKOM’u sattınız, şeker fabrikalarımızı da satıyorsunuz. Özelleştirmenin önünü açan bu tasarı yasalaşırsa Sayın Bakana sormak istiyorum: Suyumuzu da Meksika üzerinden İsrail’e mi satacaksınız? Biz yıllardır aynı şeyi söylüyoruz, ne diyordu rahmetli Başbakanımız Bülent Ecevit: “Toprak işleyenin, su kullananındır.” Çiftçimizin elinden toprağını, suyunu almayın diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeye bağlı geçici madde 13’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Önergelerden ikisi aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Burcu Köksal                    Namık Havutça                   Ömer Fethi Gürer

         Afyonkarahisar                       Balıkesir                                      Niğde

           Engin Özkoç                      Ali Akyıldız                  Kamil Okyay Sındır

              Sakarya                               Sivas                                        İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Meral Danış Beştaş          Dirayet Dilan Taşdemir Bedia Özgökçe Ertan                     

           Adana                              Ağrı                                     Van

   Ayşe Acar Başaran         Mahmut Celadet Gaydalı        Mehmet Ali Aslan

           Batman                             Bitlis                                  Batman

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Sivas Milletvekili Sayın Ali Akyıldız konuşacak.

Buyurun Sayın Akyıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Meclisimizin ve basınımızın çok kıymetli emekçileri ve kıymetli bürokrat arkadaşlarım; ben de hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz torba tasarının 10’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Şimdi, buradaki 10’uncu madde, orman kadastro komisyonuyla ilgili bir madde. Bu getirilen tasarıdan yine aynen okuyorum: “Orman kadastro komisyonları, Orman Genel Müdürlüğünce atanacak bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisinin başkanlığında, bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi veya bunların bulunmaması halinde orman teknikeri, bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisi veya bunların bulunmaması halinde ziraat teknisyeni ile beldelerde belediye encümenince, mahalle ve köylerde muhtarlıkça bildirilecek bir temsilci olmak üzere bir başkan ve üç üyeden teşekkül eder.” Buradaki madde de bu.

Şimdi, burada, daha önce komisyonda bulunan ziraat odası temsilcisi çıkarılıyor. Bu doğru bir uygulama değil. Yerel bilirkişi olarak ziraat odası temsilcisinin burada kalması gerekiyor. Bu birinci husus.

İkinci husus: Sayın Başkan, “Bir başkan ve üç üyeden teşekkül eder.” dediğimiz bu komisyon dört kişiden oluşuyor. Yani genelde bu tür komisyonlar tekli rakamlardan oluşur. Oylama hâlinde, eşitlik hâlinde nasıl bir sonuç çıkacaktır? Bunu da Sayın Başkana ve sayın bakana soruyorum. Onun için bu önemlidir, burada bir değişiklik gerekiyor.

Artı, yine bu maddede, bize gönderdiğiniz açıklamada “Ziraat odasından bir temsilci üyenin komisyonun teşekkülünde yer alması zorunluluğu ortadan kaldırıldığı için komisyon oluşumu kolaylaştırılmaktadır.” diyorsunuz. Buradaki kastınız nedir? Neyi kolaylaştırıyorsunuz? Yani buradaki yerel bilirkişinin buradan çıkmasıyla kolaylaştırılan olay nedir? Bunu da burada yazmamışsınız.

Yine burada belirtmediğiniz ama Sayın Bakanın açıklığa kavuşturması gereken bir başka husus: Şimdi, burada “Orman Genel Müdürlüğünce atanacak bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi başkanlığında oluşturulan komisyonda bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi ve bir ziraat mühendisi ya da ziraat yüksek mühendisi olur.” diyorsunuz. Peki, bu orman mühendisi ve ziraat mühendisi kimler tarafından tespit edilecek? Odalardan mı gelecek ya da yine Orman Genel Müdürlüğü tarafından mı atanacak? Eğer şayet bu komisyondaki görev yapacak olan mühendisler Orman Genel Müdürlüğü tarafından atanacaksa o zaman bu, komisyon adı altında başka bir kurul olacak. Ne bu? Komisyon adı altında devlet memurları gibi görev yapacak olan bir oluşumdan bahsetmiş olacağız. Bu da gerçekten bağımsız bir komisyon olmayacak çünkü komisyonun görevleri önemli. Burada sürem yettiği kadar, kısaca ona da değinmek istiyorum.

Şimdi, değerli milletvekili arkadaşlarım, oluşan bu komisyon ne iş yapacak? Komisyon -en önemli görevi- yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Yasası’nın 1’inci ve 2’nci maddesinde verilen işlemlerden görevli olacak, sorumlu olacak. Yani komisyonlar orman tanımı kapsamına giren yerleri istisna bentleri de dikkate alınarak ayırmakta, sınırlandırmakta ve orman tanımı kapsamına girdiği hâlde 31/12/1981 tarihinden önce orman niteliğini kaybetmiş belirli nitelikteki yerlerin orman sınırları dışına çıkarılması çalışmalarını da yapmaktadır. Yani komisyonun işlevi çok önemlidir, bu nedenle bu komisyonun devlet memuru gibi görev yapmasının önü kapatılmalıdır. Komisyona atanacak kişilerin nereden, ne şekilde atanacağının burada çok net, açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

Aynı komisyon yine ağaç, ağaççık, topluluk yerleri, küme, bitişik ve benzeri gibi uzmanlık isteyen birçok konuyu değerlendirecektir. Yine, 31/12/1981 tarihi öncesi ve sonrasının değerlendirilmesi de mutlak bir uzmanlık işidir. Bütün bu uzmanlık gerektiren işlerin tamamı orman mühendisliği meslek alanını ilgilendirdiği için burada, orman yüksek mühendisinin başkanlığında ve bir de orman mühendisinin üye olarak bulunması tabii ki önemli, tabii ki değerli; bu, bizim de çok önemsediğimiz bir şey ama tekrar söylüyorum: Eğer burada oluşacak olan komisyon bir devlet memuru kimliğiyle görev yapacaksa gelin biz buna komisyon demeyelim, Orman Genel Müdürlüğünün atadığı bir heyet diyelim.

Sayın Başkan, tamamlamama izin verir misiniz?

BAŞKAN – Lütfen buyurun, bir dakika ek süre veriyorum.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Bu heyet bağımsız olarak görev yapsın Sayın Başkan. Bakın, buna, bu önergeye “hayır” oyu vermeyin. Bu, kişisel veya Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu ilgilendiren bir konu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ali, bize bak, Bakanın sana baktığı yok.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Sayın Bakan bana bakmıyor, ben de size bakayım o zaman.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akyıldız, devam edin lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biz dinliyoruz, biz dinliyoruz.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Tekrar söylüyorum: Bakın, 4 kişiden oluşacak olan bu komisyon çok önemli görevler yapacak. Bu komisyonun öncelikle 4 kişi değil, çiftli rakam değil, tekli rakam olması için gelin, önergemize destek verin.

İki, tekrar tekrar söylüyorum: Bu komisyonda görev yapacak olan üyelerin ne şekilde, kimler tarafından oluşacağına kimler karar verecek? Orman Genel Müdürlüğü bunları belirleyecekse bunun komisyon olmasının bir anlamı yoktur. Orman Genel Müdürlüğü otursun, kendi heyetiyle beraber buna karar versin, buna da komisyon demeyelim.

Ben tekrar, bu konuda duyarlılık göstereceğinize, AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımızın da buna destek vereceğine inanıyorum ve bu komisyonun gerçekten, görev yapacak bir komisyon olmasını birlikte sağlayacağımıza inanıyorum ve destek vereceğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergelerin diğer konuşmacısı Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ali Aslan olacak.

Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, az önce Urfa’dan söz ediyordum, biraz yarım kaldı. Urfa’da şu anda 3 milyon dönüm arazi maalesef susuzdur ve susuz tarımın da fazla bir geliri olmuyor; tam tersine, bazen zarar edilebiliyor. Kuraklık da buna eklenince zarar kaçınılmaz oluyor. Örneğin, Hilvan, Siverek ve Viranşehir’de 1 milyon 560 bin dönüm susuz arazi vardır. Yine, Bozova, Ceylânpınar, Viranşehir ve Akçakale’de de 1 milyon 500 bin dönüm arazi susuz durumda. Proje bitirilmesine rağmen yani sulamayla ilgili proje bitirilmesine rağmen ihaleye verilmiş değildir. Böylelikle hem ürünler hem toprak hem vatandaş, yurttaş bu anlamda mağdur edilmektedir. Oysaki Urfa, Türkiye pamuk üretiminin yüzde 46’sını karşılıyor, mısır ve buğdayın da yüzde 6’sını karşılıyor. Yine, aynı şekilde, Batman ve Mardin’de yüz binlerce dönüm arazi maalesef susuz bir şekilde kaderlerine terk edilmiş durumda. Oysaki Güneydoğu Anadolu Projesi kırk üç yıldır bitirilemeyen bir proje. Kırk üç yılda maalesef, Mardin’e henüz GAP’tan su verilmiş değil, insanlarımız da kuyu açmak zorunda kalıyor ve kuyudan elektrik enerjisiyle suyu dağıtmaya çalışıyor, bu sefer de TEDAŞ’ın, DEDAŞ’ın hışmına uğruyor.

DEDAŞ -dün de söyledim- evlere hiç gitmeden, masa başında çiftçileri cezalandırıyor. Bakın, şimdi size bir fatura göstereceğim, elektrik faturası yani cezalandırma faturası daha doğrusu. Kendisine 50 bin lira ceza yazılmış, o araziden kazandığı ise 43 bin lira, yıllık. O 43 bin liranın içinde kendisinin, eşinin ve çocuklarının da emeği vardır. Yani TEDAŞ, kalkıp kazanmadığından katbekat fazla ceza kesiyor maalesef. DEDAŞ’a öyle yetkiler verilmiş ki tıpkı şimdi, şu anda geçirilen yasalarda verilen yetkiler gibi.

(Uğultular)

BAŞKAN – Biraz sessiz olabilir miyiz lütfen.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – İcra yetkisinden tutun çiftçinin arabasına el koymaya kadar, elektriğini kesmeye kadar bir sürü sınırsız yetki tanınmış. Mahkeme kararı olmadan birçok insanımızın da maalesef, elektriğini sürekli olarak vermeme yetkisine sahip kılınmıştır. Bakın, ilgili fatura burada, ismi yanımda mevcut. 200 dönüm buğday on beş gün sulanmış, 100 dönüm de mısır üç ay boyunca sulanmış, 50 bin lira ceza yazılmış ona, oradan elde ettiği ürün ise 43 bin lira.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın bürokratlar, biraz sessiz olabilir misiniz lütfen.

Buyurun.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Teşekkürler.

Arkadaşlar, çiftçilerin, köylülerin, emekçinin bu sorunlarına biraz kulak verin, bir gidip yerinde görün. Bakın, ben dün gösterdim, yine göstereceğim. On gün önce gittiğim yer Mardin Kızıltepe, Derik, Mazıdağı Ovası, Mezopotamya Ovası, ekinlerin yüzde 20’si kurumuştu, şu anda herhâlde yüzde 40’ları bulmuş ve hayvanlarını o ekinlerde otlatmak zorunda bırakıldılar. Dün bana gelen fotoğraf arkadaşlar, bakın, biraz yeşildi bir on gün önce, şu anda sapsarı. Yazık, günah, sonra gidip nereden ithal ediyorsunuz buğdayı, mercimeği? Kanada’dan, Amerika’dan alıyorsunuz. Oysaki Mardin’in, Urfa’nın, Konya’nın ihracat yapacak bir potansiyeli, kapasitesi var ama şu anda biz buğdayı, mercimeği dışarıdan alıyoruz. Ve Kanada’nın sattığı işte mercimekte de GDO var, hibrit var ve marketlerde de yerli mercimek diye bize yutturulmaya çalışılıyor. Maalesef bir an önce lütfen bu sorunları giderin ve vatandaşımızın, yurttaşımızın elektriğini kesmeyin.

Teşekkürler, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:19.49

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Barış KARADENİZ (Sinop)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

10’uncu madde üzerindeki aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 10'uncu maddesinin;

MADDE 10- 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Orman kadastro komisyonları, Orman Genel Müdürlüğünce atanacak bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisinin başkanlığında, bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi veya bunların bulunmaması halinde orman teknikeri, bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisi veya bunların bulunmaması halinde ziraat teknikeri, bir harita yüksek mühendisi veya harita mühendisi veya bunların bulunmaması halinde harita teknikeri ile beldelerde belediye encümenince, mahalle ve köylerde muhtarlıkça bildirilecek bir temsilci olmak üzere bir başkan ve dört üyeden teşekkül eder.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Muharrem Varlı               Mehmet Erdoğan                      Ruhi Ersoy

             Adana                            Muğla                               Osmaniye

         Mustafa Mit                  Saffet Sancaklı                     Baki Şimşek

            Ankara                          Kocaeli                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Baki Şimşek konuşacak.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’nın 10’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Orman kadastro komisyonlarının kurulmasında ziraat odası temsilcileri çıkarılmakta, orman mühendisleri, orman teknikerleri, ziraat mühendisleri ve ziraat teknikerlerinden ve mahallî bilirkişiden oluşan bir komisyon kurulmaktadır. Tabii kadastro komisyonu olan bir komisyonda -gönül isterdi ki harita kadastro mühendislerinin- de olsun. Yani madem kadastro yapılacak, bu komisyonda üye olarak harita kadastro mühendislerinin olmasını gönül isterdi ama maalesef bu komisyonda harita kadastro mühendisleri bulunmamakta.

Türkiye'de bugüne kadarki yapılan orman kadastrolarının birçoğunda, özellikle eski tarihlerde yapılanların, GPS teknolojisi çıkmadan önce yapılan orman kadastrolarının çoğunluğunda hatalar vardır, mükerrerlikler vardır. Yani hem haritanın bir kısmı vatandaşın tapusunun içerisinde, bir kısmı aynı zamanda orman haritasının içerisinde. Yani devlet vatandaşa tapu vermiş, 50 dönüm tapu vermiş; şimdi dönüyor tekrar, bunun 10 dönümü, 5 dönümü, 20 dönümü orman diye dava açıyor. Bunların -şu anda teknoloji gelişti- yine harita mühendislerinin de içerisinde bulunduğu bir komisyonla değerlendirilmesi doğru olurdu.

Türkiye'de kadastro sorunu ve mülkiyet sorunu çok büyük bir önem arz etmektedir. Kadastro yenilemeleri belli bölgelerde yapılmış, şu anda kadastro yenilemelerinin belki yüzde 80’i, 90’ı bitirilmiş ama kadastro yenilemeleriyle beraber tapu yenilemeleri yapılmadığı için -buna mevzuat müsait değil- Türkiye’de her iki insandan birinin mülkiyetle ilgili problemleri var. Yani hazine ile vatandaş arasında, orman ile vatandaş arasında, mirasçılar ile vatandaş arasında problemler maalesef yıllardır çözülememektedir. Her hükûmet seçim dönemlerinde 2/B arazilerini çözeceğini, hazine arazileri sorununu çözeceğini, vatandaşa bunların tapularını vereceğini vadetmekte ama seçim dönemleri gelip geçtiği hâlde bu işlerin hâlâ çözülmemiş olduğunu görmekteyiz. Yani bugün 2/B arazileri niye bekletilir, satışları niye bu kadar ağır işler, hazine arazileriyle ilgili bu sorun yıllardır niye bir türlü çözülmez? Yani bugün bu yasa içerisinde hazine arazilerinin satışının ve 2/B arazilerinin satışının önünün açılması, hatta imar rantı olmayan, arsa değeri olmayan hazine arazilerinin ve 2/B arazilerinin vatandaşa, Milliyetçi Hareket Partisinin seçim vaatlerinde olduğu gibi bedelsiz olarak verilmesi doğrusudur. Yani bu arazileri bu insanlar zaten yıllardır ekip dikmişler, babalarından, dedelerinden kalmış bu araziler. Ama maalesef böyle yapılmadığı gibi çıkarılan yasalarda… Daha önce bir yasa çıkardık. Çıkarılan torba yasa içerisinde 30 Mart 2014’ten önce belediye ve mücavir alan sınırları içerisindeki tarım arazilerinin vatandaşlara satışının önü açıldı. Şimdi, tarım arazileri belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde mi, belediye ve mücavir alan sınırları dışarısında mı? Yani tarım arazilerinin yüzde 80’i belediye ve mücavir alan sınırlarının dışarısında. Çiftçiyi seviyor muyuz biz yani tarımla uğraşan insanlarımızı desteklemek istiyor muyuz? O zaman niye vermiyorsunuz tapularını? Çiftçinin belediye mücavir alan sınırları dışındaki ekip diktiği arazilerinin tapusunun kayıtsız şartsız verilmesi lazım.

Bir ayrı problem de özellikle 2/B olan araziler üzerine imar planı yapıldığı anda devlet bu 2/B arazilerine el koyuyor. Yani düşünün, 2 vatandaşın 100 metre arayla arazisi var. Bizim özellikle Mersin Gülek Karboğazı turizm bölgesi ilan ediliyor, bir imar planı yapılıyor. İnsanların elli yıldır, yüz yıldır babasından, dedesinden kalan kullandıkları 2/B arazilerine devlet hiçbir bedel ödemeden “Ben buraya el koydum.” diyor yani 100 metre ilerideki arazisi duruyor vatandaşın. Yani devletin burada da adil davranması lazım. Vatandaşların yerine sadece “Bir imar planı yaptım, nasılsa asıl sahibi benim; 2/B’yle vatandaş işgalci, buna hiçbir hak vermeden bu araziye el koyayım.” mantığı yanlış oluyor. Mutlaka bu sorunlara el atılmasını, özellikle kadastro yenileme yanında tapu yenilemesinin yapılmasını, bununla ilgili Bakanlığımızın mutlaka bir kanun tasarısı hazırlamasını talep ediyoruz yoksa Türkiye’de bu sorunlar yıllarca daha konuşulmaya devam eder. Yıllardır konuşuluyor, birçoğu çözülmüyor. Bunun mutlaka gündeme alınmasını…

Bayındırlık Komisyonu yıllardır toplanmıyor, bir iki kahvaltı yapma dışında maalesef bir toplantı dahi yapılmadı. Yani bu komisyonların toplanıp, çalıştırılıp ülkenin sorunlarının çözümüyle ilgili… Yoksa torba yasa içerisinde birçok maddeyi ele alıyoruz, neyi değiştirebiliyoruz? Yani şimdi torba yasa içerisinde DSİ’yle ilgili, sulama birlikleriyle ilgili, 3194’ün 18’inci maddesiyle bile ilgili teklif sunuluyor. Buradan da sağlıklı bir sonucun çıkması mümkün değil. Bunların mutlaka kendi komisyonlarında değerlendirilerek vatandaşın sorunlarına çözüm üretecek şekilde… Ne kentsel dönüşümle ilgili ne tarım arazileriyle ilgili hiçbir sorunu bu şekilde çözmemiz mümkün değil.

Bunun bu şekilde ele alınarak Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretilmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Burcu Köksal               Namık Havutça                  Hüseyin Çamak

         Afyonkarahisar                  Balıkesir                                Mersin

           Ali Akyıldız              Ömer Fethi Gürer                    Engin Özkoç

               Sivas                           Niğde                                 Sakarya

         Kamil Okyay Sındır

                   İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak konuşacaklar.

Buyurun Sayın Çamak. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) - Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; tasarının 11’inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu, Meclis çalışanlarını ve bizleri izleyen vatandaşlarımızı, özellikle de çiftçilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere 11’inci madde teknik bir düzenleme olup mevcut mevzuattan farklı olarak mahkemenin ismi değişmiştir. Ancak vatandaşlarımızın bazı düzenlemelerden geç haberdar olması dikkate alınarak hak mahrumiyeti yaşamaması için tanınan sürenin uzatılması gerekmektedir.

Birçok bölgemiz önemli sulama problemleri yaşıyor. Örneğin, Mersin’deki sulama birliklerimizin önemli sorunları mevcut, bunların başında sulama şebekesinin çok eski olması gelmektedir. Sulama şebekesinin büyük bir kısmını teşkil eden açık trapez ana taşıma kanallarının ilki 1965 yılında, sonuncusu ise 1983 yılında işletmeye açılmıştır. Yani bunlar ömrünü tüketmiş yapılardır. Burası yıllık 5 milyon Türk lirası değerinde yaklaşık 12 milyon kilovatsaat enerji harcayan pahalı bir işletmedir, ayrıca işçi giderleri çok fazladır. Bütün bunlara rağmen hiçbir borcu yoktur ve bugüne kadar yaklaşık 10 bin dekar alanı kapalı basınçlı sisteme geçirerek modernize etmiştir.

Öte yandan, Kahramanmaraşlı çiftçilerimiz de ciddi bir sulama sıkıntısı çekmektedir. Özellikle Dulkadiroğlu, Çağlayancerit ve Pazarcık ilçelerine bağlı köylerdeki çiftçiler tarıma elverişlilik açısından müsait bir ortama sahip olmalarına rağmen, baraj sularının yaklaşık yüzde 70’inin çevre illere aktarılmasından ötürü kendi su ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Normalde protokol gereği 3 metreküp su alınması gerekirken, Maraş genelinden şehir dışına 4,4 metreküp su aktarılmasıyla tarımsal sulama büyük oranda zarar görmektedir, bu nedenle de ikinci ürünler ekilememektedir. Pazarcık’ta dört yıl kuraklık yaşanmasına rağmen, buradaki Kartalkaya Sol Sahil Sulama Birliğinin çabası sayesinde devletten hiçbir katkı alınmadan çiftçilerimiz sıkıntı yaşamadılar. Bu anlamda burada kuraklığa önlem almak için takviye amaçlı açılan 24 yer altı kuyusunun çok önemli katkısı olmuştur.

Sayın milletvekilleri, görüldüğü üzere, sulama birlikleri su yönetimi ve kuraklıkla mücadele açısından önemli roller üstenmektedir. Dünya, gün geçtikçe suyun önemini kavramakta, her devlet geleceğini planlarken su kaynaklarının kullanımını ve yönetimini bir millî sorun olarak almaktadır. Geldiğimiz noktada ise iktidar, devletin bütün stratejik kuruluşlarına yaptığı gibi hayati varlıklarımızın dahi satılmasının önünü açan düzenlemeler yapmaktadır. Sulama birliklerinin seçilmiş temsilciler yerine Hükûmetin atadığı memurlarca yönetilmesi bu anlamda kaygılarımızı artırmaktadır.

Genel olarak baktığımızda, 2016 yılı sulama birlikleri idari ve teknik denetim, analiz ve sonuçlarıyla ilgili Devlet Su İşlerinin hazırlamış olduğu raporda birliklerde kurumsallaşma ve düzelmelerin olduğu, tahsilatlarda artış olduğu ve sürdürülebilir sulama yöntemi için gayret sarf edildiği tespit edilmiştir. Yine bu rapora göre Türkiye’deki birliklerin yüzde 74’ü başarılı, yüzde 22’si orta durumda, sadece yüzde 4’ü sıkıntılı görülmektedir. Yani buralarda herhangi bir zarar söz konusu değil.

Değerli arkadaşlar, yörenin doğasına, toprağa vâkıf olan ve o bölgenin çiftçilerinin ortak kararıyla seçilen birliklere âdeta kayyum atayarak çözüm bulunamaz. Sulama birliklerinin başında bulunan insanlar, delegeler aracılığıyla dört yıllığına seçilip, bizler gibi seçim kurullarınca mazbatalarını alan kişilerdir. İşte, bu gösterdiğim mazbatalar ilçe seçim kurulunca verilmiş olan mazbatalardır.

Sayın Başkanım, bir dakika...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çamak, bir dakika…

HÜSEYİN ÇAMAK (Devamla) - Daha görevlerinin dolmasına iki buçuk yıl varken bu seçilmiş insanları, herhangi bir gerekçe olmaksızın, görevlerinden azledip kurumlarının başına kayyum atamak ne hukuk devletine ne de vicdana sığar. Bu kanunla tüm ülkenin su kaynakları satılacaktır, bu değişikliğin temelinde böyle bir mantığın yattığından şüphemiz yok.

Buradan yetkililere cidden şunu sormak isterim: Ekonomimiz dediğiniz gibi süperse son zamanlarda devlet kaynaklarını çılgınca satma sevdanızın nedeni nedir? Tarih ileride bu vatanın kaynaklarının böyle hoyratça satıldığı günleri yazdığında insanların yüzüne bakabilmeniz için gelin, yol yakınken bu hatadan dönün, her yere el atma sevdasından vazgeçin. Bırakın, çiftçiler kendi ekip biçtikleri yerlerin su kaynaklarını kendileri yönetsinler. Tekrarlıyorum: Bırakın, çiftçiler kendi ekip biçtikleri yerlerin su kaynaklarını kendileri yönetsinler.

Genel Kurulu ve çiftçilerimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Danış Beştaş, bir söz talebiniz var.

Buyurun, bir dakika…

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Türkiye’de düzenlenen ilk IŞİD saldırısından sonra yargılanan ve 5 kez müebbet hapis cezasına çarptırılan Ramadani’nin isminin uluslararası takas listesinde olduğuna dair haberlere ve bu konuda açıklama talep ettiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim.

Çoktan istemiştim, doğrusu ben de atlamışım.

BAŞKAN - Buraya yeni düştü de o yüzden.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Evet, evet. Sayın Bakan buradayken bir soru sormak istemiştim aslında.

2014 Mart ayında Türkiye’de düzenlenen ilk IŞİD saldırısı Niğde’de yapılmıştı, hatırlarsınız. Niğde kontrol noktasından kaçmak isteyen Ramadani ve yanındaki Alman ve Makedon cihatçılar 1 jandarma, 1 polis memuru ve orada bulunan 1 kamyon şoförünü öldürmüştü. Şimdi, bu 3 kişi sonra yakalanıp yargılandı, hatta Ramadani 5 kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Niye bugün soruyorum? Bugünlerde şöyle bir tartışma var: Ramadani’nin ismi 2014 Haziranında daha önce IŞİD tarafından açıklanan ve takası istenen bir listede yer alıyordu. Şimdi bazı haberler var yani Türkiye ile uluslararası takas listesinde bu zanlının olduğu yönünde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bitiriyorum zaten.

BAŞKAN – Tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yani bu zanlı, Ramadani hâlâ cezaevinde mi? Çünkü 5 defa ağırlaştırılmış müebbet almıştı ve bu konuda Hükûmetin henüz bir yanıtına rastlamadık. Kamuoyu da bunu çok yakından takip ediyor. Bu konuda bir açıklama yapmanızı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yapacak mısınız açıklama?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Efendim, ben ismi alayım milletvekilimizden, sonra kendisine anlatayım çünkü bildiğim bir konu değil, ilk defa duyuyorum.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Sayın Danış Beştaş, siz Sayın Bakana bildirirseniz ismi Sayın Bakan gereğini yerine getirir.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/929) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 548) (Devam)

BAŞKAN - Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesi ile değiştirilen 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 9’uncu maddesinin yedinci fıkrasının yedinci cümlesinde yer alan “otuz gün içinde” ibaresinin “60 gün içinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Meral Danış Beştaş                 Dirayet Dilan Taşdemir     Bedia Özgökçe Ertan

              Adana                                      Ağrı                                      Van

     Ayşe Acar Başaran                Mahmut Celadet Gaydalı

             Batman                                     Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Çiftçi ve köylünün bazı düzenlemelerden geç haberdar olması göz önüne alındığında, hak mahrumiyeti olmaması açısından tanınan sürenin uzatılmasında fayda vardır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci maddede iki adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Burcu Köksal                  Ömer Fethi Gürer               Kamil Okyay Sındır

         Afyonkarahisar                         Niğde                                        İzmir

         Namık Havutça                     Ali Akyıldız                            Engin Özkoç

              Balıkesir                              Sivas                                       Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşacak.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısıyla Hükûmet, sulama suyunu dolaylı özelleştirip satmaya, orman alanlarını orman özelliğinden çıkarıp ranta açmaya, çiftçilerin ortaklaşa sürdürdükleri sulama birliklerinde yapısal değişimle suda çiftçi yönetimini sonlandırmaya, dikili yaş ağaç satışına yönelik düzenlemelerle sinekten yağ çıkarmanın derdine düşmüş durumdadır.

Bu 12’nci maddede devlet ormanlarına arkeolojik kazı ve restorasyon yapılmasına ve bu alanların kullanımına, tarihî eserlerin restorasyonuna ve korumak için gerekli tesise izin verilmektedir. İlk anda arkeolojik kazı ve restorasyon kulağa hoş geliyor ama ülkemizde bilimsel kazı yapılacak binlerce alan varken ve bir çalışma yokken düğün değil, bayram değil, nereden çıktı ormanda arkeolojik kazı merakı? Hâlen orman alanlarında arkeolojik bir kazı gerektiğinde Kültür Bakanlığının önerisiyle Hükûmet buna izin verirken, buralarda bu alanların yirmi dokuz yıllığına kiralanması getirilerek esasen bir rant devşirme düşüncesi olduğu ortaya çıkmaktadır. Bir dönem sonra bu alanlar da orman alanı olmaktan çıkarılırsa şaşırmamak gerekir. 1956’da çıkarılan Orman Kanunu’yla ilgili on beş yılda, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde 8 kez değişikliğe gidilmiş.

Yine bu maddede ormanlar için büyük bir tehlike de yer altı depolarının orman alanlarına kurulmasına izin verilmesidir. Bu maddenin ucu açıktır, amaç tam yansıtılmamaktadır. Ormanlar yasada tanımlandığı şekliyle, yerleriyle birlikte ormandır yani ormanın asli unsurlarından biri, ormanı oluşturan ağaç ve ağaççıkların üzerinde bulunduğu topraktır. Orman topraklarını orman ekosisteminden ayrı düşünemeyiz. Orman topraklarına yapılacak her türlü depolama tesisinin orman alanlarına, ekosistemine zarar vereceği de mutlaktır. Ormanların, orman topraklarının tek başına sunduğu birçok ekosistem hizmeti bulunmaktadır. Bunlardan biri de su üretim fonksiyonudur. Orman topraklarına depolama anlayışının, ormanın, su üretim hizmetlerinin zarar görmesine ve olası sızıntıların suların kirlenmesine neden olabileceği bir gerçektir. Ormanda yapılacak depolama tesisleri için yol ve beraberinde ihtiyaç duyulacak tesis ve yapılar da olumsuzluğu katlayacaktır. Yer altı orman depolama alanları hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Hâlen mevcut Orman Kanunu’nda savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğal gaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerine kamu yararı ve zarureti olması hâlinde izin verileceği zaten yer almaktadır. Buralarda yer altı depolama merakı nereden doğmuştur? Tehlikeli atıkların depolanması için bu madde getirilmiş olmasın. Mersin’de Akkuyu Nükleer Santrali atıklarının o bölgede bulunan orman alanlarının olduğu yerlerde, kapalı yerlerde bertaraf edilmesi düşüncesiyle böyle bir düşünce mantığında bu getirilmiş olmasın.

Sayın Bakan, Komisyon toplantısında, patates ve elma gibi depolar için bunun yapılacağını söyledi. Oysa patates ve elma depolarının yapılacağı çok yerde alan mevcut, oralarda ormanın altında böyle bir çalışmaya ihtiyaç yok. Görünen o ki burada amaç gizleniyor ve orman altında nükleer atıklar için de yer altı depolarının yapılmasının yolu açılıyor.

Hükûmet, sulama suyunu dolaylı özelleştiriyor, ormanı kiralık alanlara çeviriyor, dikme yaş ağacı ticarileştiriyor, çiftçiler birliğiyle oluşmuş sulama birliklerinin yapısını yok ediyor, özelleştirmeyi savunurken kamu eliyle yönetimin ardı açıkçası çapanoğlu görünüyor. Bu ülkede on beş yılda sattıklarınızla ne yaptınız ki? Ekonomiyi darmadağın ettiğiniz bu ortamda doların, euronun başını alıp gittiği bir süreçte, satacak bir şey kalmadı da bu kez de ormanların yer altı değerleri, arkeolojik alanlar mı kaldı?

Sorunların çözüm bulması için yapılacak çok şey var; işçinin, çiftçinin, esnafın, köylünün, emeklinin, engellinin sorunlarına çözüm üretmek yerine ranta dayalı yeni alanlar yaratmanın bu ülkeye hiçbir zaman faydası olmayacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yüzde ellisi” ibaresinin “tamamı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Muharrem Varlı                     Mustafa Mit                       Mehmet Erdoğan

                Adana                              Ankara                                       Muğla

         Saffet Sancaklı                     Baki Şimşek                              Ruhi Ersoy

               Kocaeli                              Mersin                                    Osmaniye

        Seyfettin Yılmaz

                Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖY İŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

12’nci madde, orman alanlarının altında depo kurulmasını düzenleyen bir madde. Şimdi bu madde, başlı başına yanlış bir madde. Yani bu maddeyi kabul etmek doğru bir şey değil. Çünkü orman ağaçları biliyorsunuz bir yandan yayvan köklü ağaçlardır, bir yandan da derin kazık kök yapan ağaçlardır ve beslenmelerini toprak altındaki sulardan alarak yaparlar. Şimdi, bu ormanların altına depo yapmak, ormanların kurumasına ve hastalıklara açık bir hâle getirilmesine neden olur. Bunu yapmak, ormanlara yapılabilecek en büyük ihanettir değerli arkadaşlar.

Tabii, bu kanun tasarısına baktığınızda, Devlet Su İşlerinin yapısını düzenleyen bir kanun gibi olmasına rağmen, ormancılığı ilgilendiren, orman izinlerinden orman kadastrosuna kadar birçok maddeyi de içerisine alan ve ormancılık tarihi açısından ormanlara ihanet edilebilecek en kötü yasalardan bir tanesi. Yani burada, şimdi, ileride gelecek bir madde var ki 1980 Anayasası bile bunu getirmemiştir. Çünkü biliyorsunuz, Anayasa'nın 169 ve 170’inci maddeleri ormanların korunmasını ve herhangi bir suretle, ne suretle olursa olsun daraltılmamasını emreder. Şimdi, burada öyle bir madde geliyor ki taşlık, kayalık alanlar olmak üzere, orman özelliği olmayan yerleri Bakanlar Kurulu kararınca ormanın dışına çıkaracağız.

Şimdi “orman” deyince ne anlıyoruz? Ben onu anlamıyorum. Yani -burada Orman Bakanlığının bürokratları var- orman, bir ekosistemdir, orman sadece ağaçlardan müteşekkil değildir; verdiği havayla beraber, içinde yaşadığı yaban hayatıyla beraber… Bugün sizin “taşlık, kayalık” dediğiniz alanlar yaban hayatının en önemli yaşama merkezidir. Bugün bütün dünyanın yaban hayatına önem verdiği bir yerde taşlık ve kayalık alanları orman dışına çıkarmak, buraya, kanuna getirmek gerçekten anlaşılabilir bir olay değildir. Şimdi, buralar aynı zamanda ekosistemin bir parçasıdır. Buralar floranın -yani tali ürünlerin- yetiştiği en önemli yerlerden bir tanesidir değerli arkadaşlar.

Yine, bakın, şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerimizin imzaları var. Orman köyleri, bizim geçmiş dönemlerde… Bugün bakmayın, teknoloji ilerlediği için, yollar yapıldığı için, rant büyüdüğü için orman köylerindeki orman arazileri birilerinin iştahını kabartabiliyor. Ama bundan elli yıl, altmış yıl öncesine gidin, yol yok, iz yok. Oradaki orman köylüleri bir yerde yangın çıktığı zaman eline küreğini alarak, kazmasını alarak, şaplağını alarak gidip o ormandaki yangını söndürüyor. Bugün eğer Türkiye'de yüzde 27 orman varlığı varsa bunun ana sebebi, buradaki orman köylülerimizin ormanları koruması. O zaman, şehir merkezlerine 150 kilometre uzaklıkta, yol yokken, iz yokken orada ağaçlandırmayı yapan, ağaçları budayan, ormanların gelişmesi için sıklık bakımlarını yapan orman köylülerimiz. Ama bugün öyle bir madde getiriyorsunuz ki, getiriliyor ki değerli arkadaşlar, orman köylülerinin orman üzerindeki haklarının hepsini ellerinden alıyoruz. Bu ormanların, orman köylülerinin mevcudiyetini nasıl koruyacağız? Bugün gelinen çağda, insanların şehirlerde yaşamaktan bıkıp usanarak yeniden köylere döndüğü bir atmosferde siz orman köylülerini yok edecek bir yapıya girdiğinizde bu süreci tamamlayamazsınız.

Şimdi, değerli arkadaşlar, on yedi yıllık iktidarda on bir yıldır Orman Bakanlığını sürdüren bir Orman Bakanı var. Burada ormancı milletvekillerimiz var. Burada Sayın Bakana soruyorum: 21 bin tane köy var, 21 bin tane köyden -milyarlarca lira para harcadığımızı söylüyoruz- on yedi yıl içerisinde kalkındırabildiğiniz 1 tane köy sayabilir misiniz? 1 tane, 1 tane değerli arkadaşlar… Yani bu nasıl bir ormancılık politikasıdır? Bu politikaları doğru yapmazsak, orman köylülerimize sahip çıkmazsak bunun anlaşılabilir bir tarafı yok. Biliyorsunuz, dünyada küresel ısınma ve iklim değişikliği var; herkesin ormana, çevreye, doğaya, ekosisteme önem verdiği bir yerde ormanları arsa ofisi olarak görürsek, buraları bir rant merkezi olarak görürsek, ortak aklı uygulamadan ormanın altına depo kurarsak, aklımızca ranta konu olabilecek yerlerde bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş diyecek şekilde Anayasa’ya aykırı bu uygulamaları yaparsak bunlar doğru yaklaşımlar, doğru hamleler olmaz değerli milletvekilleri. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç, buyurun bir dakika yerinizden…

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; az önce bir hatip, Kahramanmaraş Çağlayancerit ve Pazarcık’taki sulama sorunlarıyla ilgili bir konuyu gündeme getirdi. Kahramanmaraş Pazarcık Kartalkaya Barajı’nda hem sistem eskimiş hem de Gaziantep’e ikinci boruyla da içme suyu verilmesiyle 400 bin dönüm arazimiz susuz kalmıştır. Ayrıca, yine Gaziantep’e içme suyu çekilmesiyle Mizmilli ve Bağlama Gölleri kurumayla yüz yüze kalmış, endemik bitkiler de zarar görmüştür. Fakat şu anda Göksu Nehri üzerinde Gaziantep’e içme suyu verecek tesislerin inşası hızla devam ettiğinden Kartalkaya'nın suyu bir yıl içerisinde bize kalacak ve 400 bin dönüm arazimiz yeniden suyuna kavuşup endemik bitkilerimiz ve kurumayla yüz yüze kalan göllerimiz de kurtulacaktır.

Ayrıca, Kartalkaya'nın eskiyen sulama sistemleri kapalı devre projesi tamamlanmış ve ihale beklemektedir ve yine, Pazarcık’ta Kısık Barajı 130 bin dönüm araziyi sulayacaktır. Pazarcık, Türkoğlu, Dulkadiroğlu ve Onikişubat’ın da mahallelerine içme suyu verecektir ve şu anda ihale aşamasına gelmiştir.

Çağlayancerit’te…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/929) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 548) (Devam)

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddede…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, bilindiği gibi, 13 ve 14’üncü maddeler, orman varlığımızı ve orman köylülerimizi yakından ilgilendirmektedir. Tasarının ilk gelişi -Komisyondaki ve Genel Kurula gelişi- noktasında ciddi çekincelerimiz vardı. Kısmen de olsa orman köylülerinin lehine olumlu gelişmeler ve ortaklaşa bir önerge hazırlandığı için, biz daha önce verdiğimiz iki önergemizi çekiyoruz. Size de ayrıca bu süreçteki katkılarınız için, orman köylüleri adına, bölgem adına teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Rica ederim. Teşekkür ederim ben gösterdiğiniz hassasiyet ve nezaketten dolayı Sayın Altay.

13’üncü maddede üç adet önerge vardır, önergelerin ikisi aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Muharrem Varlı                  Mustafa Mit                        Baki Şimşek

             Adana                           Ankara                                 Mersin                Ruhi Ersoy                Fahrettin Oğuz Tor             Seyfettin Yılmaz

           Osmaniye                   Kahramanmaraş                            Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Meral Danış Beştaş             Bedia Özgökçe Ertan Dirayet Dilan Taşdemir

             Adana                                Van                                Ağrı

     Ayşe Acar Başaran           Mahmut Celadet Gaydalı

            Batman                               Bitlis

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖY İŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, 14’üncü maddede Milliyetçi Hareket Partisinin de Cumhuriyet Halk Partisi’nin de imzaladığı önergeyle bir nebze olsun düzeltilen bir madde var ama esas orada, tabii, iktidar grubu olarak şunu yapabilseydik orman köylülerinin faydasına olacaktı: Orada “ancak” ibaresi var yani “ancak” ibaresi, makine gücüyle olan işlerde orman köylüsüne verilen hakları kaldırıyor.

Şimdi, biliyorsunuz, makine gücüyle araziler işlendiği için orman kooperatifleri ORKÖY üzerinden krediler aldılar. Şimdi, bir sürü kooperatif başkanı bizi aradı, 1 milyon lira borçlanmışlar. Şimdi, bunu kaldırdığınızda, bu, müteahhitlerin önünü açıyor yani orman köylüsünün yapacağı işe orman müteahhitleri girecek. Şimdi, orman kooperatifleri, biliyorsunuz, 70, 80, 100, 120 üyeden oluşuyor. Şimdi, bunların hepsinin muvafakatini alacak, bir ihaleye girecek -bölgesinde 1.500-2.000 hektarlık bir makineli ağaçlandırma çalışması var- diğer tarafta da bu işi bilen müteahhit grupları -zaten bu tasarının gelmesinde onların yoğun baskısı oldu- ihaleye girdiğinde orman köylülerinin buradan bu ihaleyi alması mümkün değil. Bu da birçok orman kooperatifinin iflasına neden olabilecek bir husus. Eğer bu “ancak” ifadesini kaldırırsak doğru bir yaklaşımı yakalamış olabiliriz.

Yani burada, gerçekten, ormanların korunması, orman köylüsüne sahip çıkmaktan geçiyor. Biz orman köylülerini ne kadar güçlendirirsek ormanlarımızın geleceğini doğru planlayabiliriz. Çünkü Türkiye orman yangınları açısından en riskli ülkelerden bir tanesidir. Baktığınız zaman, Türkiye’de 21 binin üzerindeki orman köyü, ormanlarla iç içe. Bunlar ormanlarla barışık olduğu müddetçe ormanların korunması ve sahiplenilmesi noktasında ciddi gayretin içinde oluyor. Bugün, gidin Feke’nin, Saimbeyli’nin, Aladağ’ın 200 kilometre köylerinde Orman İdaresi varmadan orman yangınlarına orman köylülerimiz müdahale ediyor. Ama bugün bu getirilen teklifle beraber, biz, bunların elindeki bu imkânları alıyoruz. Bu doğru bir şey değil değerli arkadaşlar, bunu tekrar, bu şekilde düzeltebilirsek çok faydalı olur kanaatindeyim.

Biliyorsunuz, Türkiye bir de genç ormanlar açısından çok önem arz ediyor. Genç ormanlar, Türkiye ormanlarının aslında bir zenginliği ama ne yazık ki şunu ifade edeyim: Yıllardır bu kürsüden… 2 olan orman fakültesi Türkiye'de 10’a çıktı, binlerce orman mühendisimiz işsiz; Türkiye'de de 1 milyon 200 bin hektar civarında genç ormanın bakıma ihtiyacı var. Bu kürsüden onlarca defa ifade ettik, çocuklarımız 20-21 yaşında orman fakültesinden mezun oluyor, yıllarca işsiz geziyor ama biz ormandaki bütün işleri ihaleye veriyoruz. İhalede hizmet alımı yoluyla, genç orman mühendislerini de kontrol altında tutarak “Orman Mühendisleri Odası seçiminde oy kullandırır mıyız?” veya “Bunları taşeron üzerinden hizmet alımı şeklinde değerlendirir miyiz?” diyerek mesleğe daha henüz yeni başlayacak bu arkadaşlarımızın bütün heveslerini ve amaçlarını kırıyoruz.

Türkiye'de 1 milyon 200 bin genç ormanın olduğu yerde en aşağı 1.000-1.500 orman mühendisini Orman teşkilatının acilen alması gerekiyor. Avrupa’da 5 bin hektara, 6 bin hektara 1 orman işletme şefi düşerken bizde 25 bin, 30 bin, 40 bin aralıklarında şefler var ve bugün 11 işletme şefliği var bir işletmede, onun 5-6 tanesi de boş. Bu orman mühendislerinin bir an önce işe alınmasında fayda var.

Yine, bakın, orman yangınları bundan sonra başlar mayıs, haziran gibi; temmuz, ağustos, eylül, ekim, kasım ayları orman yangını aylarıdır. Biraz önce de ifade ettim, Türkiye kızılçam ağırlıklı olduğu için yangınlara çok hassas. Yıllardır, on yıldır, on beş yıldır orman yangını işçileri, bu yangınlarla tecrübeli bir şekilde mücadele ediyor. İşte, son çıkan taşeron yasasıyla, altı ay önce işe girenler -“Taşeron yasası çıkacak.” diyerek altı ay önce işe girdiler- kadroya alındılar ama yirmi beş yıldır orman yangınlarını söndüren, hayatlarını ortaya koyan -tehlikeli bir iştir orman yangınları, yıllarca orman yangınlarıyla mücadele eden bir orman mühendisi olarak ifade ediyorum- bu işçilerimiz ne yazık ki kadroya geçirilmedi. E şimdi, burada ciddi bir haksızlık var yani altı aydır çalışan, bir milletvekilinden referans alacak, kâğıt alacak, Sağlık Bakanlığında, şurada burada, kamuda işe başlayacak, altı ay içerisinde kadroya geçecek ama yirmi yıldır emeğiyle, dişini tırnağına takarak orman yangınlarını söndüren binlerce orman yangını işçisi kadroya alınmayacak. Yani bu politikaları doğru uygulamazsak çalışma barışını sağlayamayız, hakkı tesis edemeyiz, haksızlıkların önüne geçemeyiz. Bunların bir an önce düzenlenmesi lazım.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Aynı mahiyetteki önergelerin diğer konuşmacısı ise Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan olacak.

Buyurun Sayın Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet 13’üncü maddeye geldik tasarıda. Başından beri hem geneli üzerinde yapılan konuşmalarda hem de her maddede ayrı ayrı yapılan konuşmalarda çok haklı eleştiriler sunuldu muhalefetten ve daha 13’üncü maddedeyiz -aldığınız tepkilere göre muhtemelen- birçok değişiklik yapma gereği duydunuz, kimini geri çektiniz, kimini itirazlarımız doğrultusunda, muhalefetin itirazları doğrultusunda değişiklik yapma gereği duydunuz. Ama bu, sağlıklı bir yasama yöntemi değil, hep uyarıyoruz. Emin olun, bugün hakikaten bu sıralarda bize dayattığınız yasama yöntemini basın özgür bir şekilde yazabiliyor olsaydı tepkiler çok daha yüksek olacaktı, çok daha büyük olacaktı ve belki Genel Kurula bu aşamada gelememiş olacaktı bu tasarı çünkü gerçekten doğayı, ormanları, meraları yok eden, talan eden birçok düzenlemenin ne yazık ki önünü açan düzenlemeler var.

Ben bu maddeyi ilk gördüğümde yani ilk hâlini gördüğümde aklıma şu söz geldi, şu ünlü Kızılderili atasözü geldi, hepiniz biliyorsunuz, der ki: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Çünkü bu düzenleme ilk hâliyle, artık ormanlardaki ihtiyaç fazlası ağaçları kesip kütük hâline getirmek yerine canlı ağaçların doğrudan ihale yoluyla satılmasının önünü açan bir düzenlemeydi. Şimdi kısmen orman köylüsü lehine değiştirildiği söyleniyor.

Sayın milletvekilleri, hakikaten basın özgür olsaydı dediğimiz gibi, birçok şey belki de bu kadar rahat yapılamıyor olacaktı ama bugün basın, büyük bir abluka altında ve özgür basın geleneğinden gelenler zapturapt altına alınamadığı için, sürekli olarak tutuklama, gözaltı, soruşturma tehdidi ve tehlikesiyle karşı karşıya. Daha dün Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 26 çalışanı tutuklanmış oldu. Geçen hafta da hepimizin gözü önünde, Doğan Medya Grubu gibi satın alınamadığı için önce kayyum atandı, bugün de bildiğimiz, aslında bize hiç uzak olmayan, tanıdığımız, bildiğimiz gerekçelerle 26 çalışanı, editörü ve çalışanları tutuklandı. Böylece, hapishanelerdeki tutuklu gazeteci sayısı tam 220’ye ulaştı ve Türkiye, bir kez daha, sayenizde, bu alanda liderliğini kolay kolay kimseye bırakmayacağını açıkça göstermiş oldu.

Bu gazetecilerin, dediğim gibi, tutuklanmasına yol açan, bizler açısından tanıdık gerekçeler -Terörle Mücadele Yasası’ndan kaynaklanan- “örgüt propagandası yapmak” ya da “örgüt üyesi olmak” “bile isteye örgüte yardım ve yataklık yapmak” olarak açıklanıyor ama biz, pekâlâ biliyoruz ki özgür basın, Kürt sorununu yazıyorsa ya da Kürtlere yönelik, Kürt vatandaşlara yönelik ayrımcılığı, şiddeti, yargısız infazları yazıyorsa bu suçlamalarla karşı karşıya kalıyor ya da örneğin, sivil alanda bulunmaması gerekip de bulunduğu için, çok kontrolsüz, çok pervasız kullanıldığı için bugüne kadar tam 21 sivilin ölümüne yol açmış, artık âdeta ölüm saçan zırhlı araçlardan bahsettiği zaman “örgüt propagandası” gerekçesiyle tutuklanıyor ya da örneğin, sadece Kemal Kurkut’un öldürülme anını fotoğrafladığı için bu soruşturmalardan geçebiliyor bir gazeteci ya da örneğin, Yüksekova’da bir şantiyeye yapılan asker baskınında aralarında çocukların da olduğu 52 işçiyi yüz üstü yatırıp kafalarına tekmeyle basıp “Türk’ün gücünü göreceksiniz.” diye bağıran askeri ve bu görüntüyü çekip yayınladığı için yani gazetecilik yaptığı için mesela Nedim Türfent’i “örgüt üyeliği” suçlamasıyla bir yıldır tutuklu yargılamak anlamına geliyor çünkü. Çok zor koşullarda ama gerçek ama ilkeli ama objektif ama tarafsız habercilik yapmanın bedeli, bu ülkede tutuklu yargılanmak, terörist damgası yemek, terör örgütü üyeliğiyle suçlanmak demek. Ama bu zor koşullara rağmen, her şeye rağmen kayyum da atasanız, onları “terörist” diye susturmaya da çalışsanız özgür basın geleneğine sahip olan çocuklarımız, çocuklar hiçbir zaman kalemlerini yerde bırakmayacaklar. Ben eminim ki, Ape Musa’nın çocukları asla bu ilkelerinden vazgeçmeden basın, gerçek basın nasıl çalışır bunu, bu geleneği sürdürmeye gayret edecekler. Gerçek olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ökgökçe Ertan.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Son cümlemi toparlayabilirsem…

BAŞKAN – Peki, buyurun, bir dakika.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Evet, bütün bu süreler boyunca hakikaten büyük bedellerle özgür basın geleneği bugünlere kadar geldi. Geçmiş yıllarda yargısız infazlara konu oldu, öldürülenler oldu, sadece haber yaptığı için öldürülenler oldu.

Tabii, böylesi bir ortamda gazetecilik yapmak elbette ki zor ama basının özgür olmadığı bir ülkede demokrasinin, adaletin gelmesi de çok zor diyoruz. Unutulmamalıdır ki düşünce ve ifade özgürlüğü ve bununla bağlantılı olarak basın özgürlüğü, demokratik toplumun vazgeçilmezi ve olmazsa olmazlarındandır. Herkesin sorunları özgürce tartışabildiği, bütün yasama süreçlerinin demokrasi işletilerek, adalet işletilerek işletildiği bir Meclis ve bir toplum dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 13’üncü maddesinde yer alan “orman ürünlerinin satışları” ibaresinden sonra gelmek üzere “beş yıllık süreleri geçmemek üzere” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı              Mehmet Doğan Kubat        Salih Çetinkaya

          Amasya                               İstanbul                          Kırşehir

       Halil Eldemir                    Mücahit Durmuşoğlu            Fehmi Küpçü

           Bilecik                               Osmaniye                            Bolu

       Fikri Demirel                        Hurşit Yıldırım           Faruk Çaturoğlu

           Yalova                                İstanbul                        Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Orman ürünlerinin amenajman planları kapsamında satışına süre sınırlaması getirilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddede iki adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Meral Danış Beştaş               Bedia Özgökçe Ertan Dirayet Dilan Taşdemir

           Adana                                  Van                                  Ağrı

   Ayşe Acar Başaran            Mahmut Celadet Gaydalı

           Batman                                Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu düzenlemeyle 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 40’ıncı maddesi orman köylüleri aleyhine değiştirilmektedir. Orman köylülerini kalkındırma kooperatifleri ve köylüleri için öngörülen iş yapma öncelikleri gereksizce kısıtlanmaktadır. Maddede "ağaçlandırma faaliyetlerine ait arazi hazırlığı işlemlerinin makine gücü ile yapılmasının gerektiği hallerde" ifadesi anlamsızdır. Arazi eğiminin uygun olduğu her yerde ve ekonomik olarak avantajlı olan her durumda makineli arazi hazırlığı yapılabilir. Bu maddeyle idareye istediği zaman ve sermaye sahipleri lehine orman köylüsünün çalışma olanağını daraltma fırsatı verilmektedir. Üstelik arazi koşulları uygun olduğunda, orman köylüsü de makineli arazi hazırlığı yapabilecekken, köylülerin bu yetenekleri dışlanmakta ve orman köylüsü olmayan makine sahipleri lehine bir düzenleme yapılmaktadır. Bu madde Anayasa'nın orman köylüsünün korunmasıyla ilgili 170 ve kooperatifçiliğin geliştirilmesiyle ilgili 171‘inci maddelerine aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 14’üncü maddesinde yer alan “orman idaresince” ibaresinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı                     Engin Altay              Barış Karadeniz

          Amasya                                İstanbul                            Sinop

       Fehmi Küpçü                    Mehmet Doğan Kubat        Muharrem Varlı

            Bolu                                  İstanbul                            Adana

       Halil Eldemir

           Bilecik

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET BABAOĞLU (Konya) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, devlet ormanlarında yapılan tüm ormancılık faaliyetlerinde orman köylerini kalkındırma kooperatiflerinin ve köylülerin önceliklerinin devamı sağlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.48

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Barış KARADENİZ (Sinop)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

548 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan 112 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/449) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 112)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 115 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/452) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 115)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 12 Nisan 2018 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 21.02



(x) 548 S. Sayılı Basmayazı 10/04/2018 tarihli 83’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.