TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

78’inci Birleşim

28 Mart 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye’nin Düziçi ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in, cezaevinde tutulan Sise Bingöl ananın durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, bireysel silahlanmanın kontrol altına alınmasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

III.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, ÖSO mensuplarının Afrin’de yaptıklarına ve Türkiye’nin Suriye’de cihatçı çetelerle daha fazla iş birliği yapmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, AKP Hükûmeti ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının taşeron konusunda binlerce mağdur yarattığına ilişkin açıklaması

3.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hükûmetten Afrin Operasyonu’ndan ve Suriye savaşından etkilenen Hatay’daki esnafla ilgili düzenleme yapmasını beklediğine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’nın Osmangazi ilçesine bağlı Dürdane köyünde yüzlerce yıllık zeytin ve incir ağaçların bulunduğu arazinin tapuları bulunmasına rağmen köylünün elinden alınmasına ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, 3269 sayılı Kanun gereği istifa sonrası kendi kurumuna dönemeyen 35 yaş üstü uzman çavuşların mağduriyetinin giderilmesi için Hükûmetin girişimde bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na, Sarız ilçesinin İncedere Mahallesi’nde bir trafik kazası sonucunda 6 vatandaşın hayatını kaybettiğine ve aileye başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, aile hekimlerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Çiftlik Bank olayının giderek büyüdüğüne ve bu olaydaki tutumu nedeniyle Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’yi istifaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’da yaşanan otopark sorununa ilişkin açıklaması

10.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun, tüm milletvekillerini 5 Şubat 2018’de başlatılan okuma yazma seferberliğine destek vermeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Osmangazi ilçesine bağlı Selçukgazi’de zeytinlik alanının Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilen izinle hafriyat sahasına dönüştürülmesine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Bangladeş’teki Cox’s Bazar kampı ile Amman’a yakın Zateri mülteci kampına yaptığı ziyaretlere ilişkin açıklaması

13.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Sarız ilçesinin İncedere Mahallesi’nde trafik kazasında Üzüm ailesinden 6 kişinin hayatını kaybettiğine ve aileye başsağlığı dileğinde bulunduğuna, atama bekleyen öğretmenler için bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, tasarrufun, tüketimde dikkatli davranmak, gereği kadar kullanmak demek olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, hâlen çalışamaz hâlde duran Ankapark için harcanan paranın Ankaralıların cebinden çıktığına ilişkin açıklaması

16.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, son bir yılda bakanlık ve bağlı kurum ve kuruluşlarca yapılan araç ve hizmet binası kira harcamalarının tutarını, kiralanan gayrimenkul ve araç sayısını ve kiralanan gayrimenkullere yapılan harcamaları öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın Amasra’da kurmak istediği termik santral için yaptığı usulsüzlükler ve çevre kıyımıyla bilinen firmanın, bünyesinde taşeron olarak çalışan 160 kişinin işine son vermesine ilişkin açıklaması

19.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

20.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Giresun’da görev yapan Sahil Güvenlik 71. Bot Komutanlığının Trabzon Grup Komutanlığı emrine geri çekileceği iddialarına ilişkin açıklaması

21.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, bütün taşeron işçilere kadro verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, terörle mücadelede stratejik düzeyde çok önemli sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirildiğine ve 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

23.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Özgürlükçü Demokrasi gazetesine gece yapılan baskın sonucunda el konularak kayyum atanmasına, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik gözaltıların devam ettiğine ve Silopi İlçe Millî Eğitim Müdürü Bülent Dayanan’ın ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklara türban dağıtmasına ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Osmaniye’nin Düziçi ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

25.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Afrin’de el yapımı patlayıcının infilak etmesiyle şehit olan Piyade Uzman Çavuş İbrahim Imış ile Piyade Uzman Çavuş Veysel Temel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmamasına rağmen cübbeli, sarıklı, çarşaflı vatandaşların Meclise alınması uygulamasına ilişkin açıklaması

29.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Bursa İstiklal Mahallesi’ndeki Ömer Mercan Kütüphanesinin durumuna ilişkin açıklaması

 

30.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ta Kredi Yurtlar Kurumundaki taşeronların mülakat sınavıyla ilgili sorunu çözen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Sinan Aksu ile Sivas İl Müdürü Erdoğan Tunç’a teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Soma davası ile 10 işçinin hayatını kaybettiği Torunlar İnşaatla ilgili dava süreçlerine ilişkin açıklaması

32.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmamasına ve Başkanlık Divanının bu konuda aldığı bir karar olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

33.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmaması uygulamasının gerekçesini öğrenmeye çalışacağına ilişkin açıklaması

34.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Avrupa Uluslararası Parlamenterler Birliği toplantısında HDP Eş Genel Başkanı Hişyar Özsoy ile AKP Heyeti Başkanı Coşkun Çakır arasında yaşananlara ilişkin açıklaması

35.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Türkiye’de gıdaların kontrolünün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde olduğuna ve kırmızı ete domuz eti karıştırılması durumunun söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

40.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van’ın Erciş ilçesinde hastanenin 2010 yılından beri bitirilemediğine ve Van’ın Saray ile Gürpınar ilçelerinde devlet hastanelerinin bulunmadığına ilişkin açıklaması

43.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın, hangi hastanelerde parasız hizmet verildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

44.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Van Milletvekili Lezgin Botan ve Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

IV.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 28/3/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, medyadaki tekçiliğin demokrasi açısından yaratacağı sorunların araştırılması ve çoğulcu medya koşullarının yaratılması için yürütülecek politikaların belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 26/3/2018 tarihinde Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal ve arkadaşları tarafından, TÜRKŞEKER’e ait 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi ve fabrikalarda çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıların araştırılarak çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmamasının Meclis Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’nden kaynaklanan yanlış bir uygulama nedeniyle olduğuna ve Atatürk’ün resmine ve ismine saygısızlık yapılmasının söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535)

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Sakarya Milletvekili Mustafa İsen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Kamu Denetçiliği Kurumu ihalelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/24002)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğünün 2014-2017 arası düzenlenen tören, fuar ve organizasyonlarına,

Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü 2014-2017 arası temsil, tanıtma ve ağırlama giderlerine,

Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü ihalelerine,

Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü tarafından 2016-2017 yıllarında verilen hediyelere,

İlişkin Başbakandan soruları ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/24007), (7/24029), (7/24070), (7/24114)

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal'ın, Başbakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlardaki engelli kadrolarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/24124)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Milli Saraylar bünyesinde görevli personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/24137)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 17 Aralık 2013-21 Ocak 2018 arasında bağlı kurum ve kuruluş kadrolarıyla ilişiği kesilen memur ve sözleşmeli personele ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/24789)

28 Mart 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Düziçi’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Osmaniye Milletvekilimiz Sayın Mücahit Durmuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Durmuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye’nin Düziçi ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmaniye Düziçi ilçemizin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Düziçi’nin kahraman evlatları bundan tam doksan sekiz yıl önce topraklarını işgal eden birliklere karşı bir millî mücadele başlatmış ve vatanımız üzerindeki ay yıldızlı al bayrağımızı indirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini göstermiştir.

Bugün, onların torunları olarak istiklalimiz ve istikbalimiz söz konusu olduğunda neler yapabileceğimizi Afrin’de, Cerablus’ta, El Bab’da tüm dünyaya bir kez daha göstermenin gururunu yaşıyoruz.

Türk milleti kahraman bir millettir; vatan topraklarını canı pahasına savunur, bayrağını göklerden indirmemek için göğsünü siper eder, minarelerindeki ezan seslerinin susmasına asla izin vermez. Tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. (Uğultular)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) – Düziçi ilçemiz de bu bağımsızlık destanında onurlu duruşuyla tarihteki yerini almıştır. Mondros Ateşkes Anlaşması’yla savunma gücü kırılan, Anadolu topraklarını istila planını uygulamaya koyan düşman kuvvetlerine karşı en büyük direnişlerden biri hemşehrilerimizden gelmiştir. Sahip oldukları vatan sevgisi ve iman gücüyle düşmana karşı büyük bir özveriyle örgütlenen Düziçili vatandaşlarımız, topraklarına düşman eli değmemesi için son nefeslerine kadar çarpışarak yurdumuzun kurtuluşunda büyük pay sahibi olmuşlardır. Bu mücadelenin önde gelen isimlerinden Hüseyin Hilmi, Mehmet Yeşil, Asaf Çavuş, Hacı Efendi, İsmail Ökkeş, Yazlamazlı Ökkeş Ağa, Süleyman Ağa ve onlarla omuz omuza çarpışan sayısız kahramanı rahmetle ve minnetle yâd ediyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihe adını altın harflerle yazdıran Düziçi, günümüzde de doğal güzellikleri, eğitime önem veren çalışkan insanları ve her geçen gün büyüyen ekonomisiyle bölgedeki önemini korumaktadır. Düziçi’nin enerji ve sulama hizmetleri konusundaki gelişimine çok büyük bir katkı sağlayacak olan Çatak Barajı gölet ve dere ıslah çalışmaları büyük bir süratle devam etmektedir. Yakın geçmişte doğal gazla tanışan, modern yapılarla güzelleşen, sosyal hizmet merkezi ve sağlık evleri gibi kurumların ilçeye gelmesiyle birlikte devlet imkânlarından çok daha hızlı faydalanmaya başlayan Düziçi, Düldül Dağı Teleferik Projesi’yle birlikte bölgenin turizm merkezi hâline gelecek, Kanlıgeçit, Yarbaşı ve Andırın yollarının tamamlanmasıyla birlikte de ulaşım sorunlarından tamamen kurtulacaktır.

Sadece ilçe merkezimizin değil, Atalan, Böcekli, Ellek ve Yarbaşı beldelerimizde yaşayan vatandaşlarımızın da yaşam kalitesini artıracak çalışmalarımız arasında 150 yataklı devlet hastanesi ve 20 üniteli ağız diş sağlığı merkezine özel bir önem veriyoruz. Allah’ın izniyle, AK PARTİ’nin sağlıkta gerçekleştirdiği devrimin tüm imkânlarını Düziçi ilçemize de getireceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sürekli vurguladığı “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturuyla gece gündüz çalışarak milletimizin desteğiyle çıktığımız bu hizmet yolunda ecdadımızın emanetini yere düşürmediğimiz gibi yükseltebildiğimiz kadar yükselttik. Daha da iyisini yapmak için azimle çalışacağımızdan hiçbir vatandaşımızın en ufak şüphesi dahi olmasın. Biz inanıyoruz ki siyaseti bir ikbal kapısı, makam ya da prestij aracı olarak görenler, milleti sadece seçim döneminde hatırlayanlar bizim millet sevdamızı asla ama asla kavrayamazlar, anlayamazlar. Aşk olmadan, hedef ve vizyon olmadan siyaset yapılamaz. Sahip olduğumuz bu inançla memleketimiz için, bölgemiz için ve umudunu ülkemize bağlayan tüm mazlum coğrafyalar için tek yürek, tek bilek ve tek ruh olmaya devam edeceğiz. Atalarımızdan emanet aldığımız bu güzel vatanı gelecek nesillere çok daha güzel bir şekilde bırakacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünü gururla kutladığımız, terörle mücadeleye verdiği şehitlerle herkesin gönlünde müstesna bir yeri olan Düziçi, tarihi boyunca bağımsızlığından taviz vermektense ölümü tercih eden bir milletin yeniden dirilişinin ve yeniden yükselişinin Anadolu’daki sembollerinden birisidir. O gün Düziçi ilçemizde olan ruh, bugün bayrağımızın dalgalandığı her yerde vardır ve sonsuza kadar da varlığını sürdürecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) – Başkanım, tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Durmuşoğlu.

Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Anadolu'nun dört bir yanında ya da hudutlarımızın dışında vatan, bayrak, istiklal ve istikbal için hayatını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Şu an ülkemizin güvenliği ve devletimizin bekası için görev yapan kahraman askerlerimize ve polislerimize yüce Allah'tan üstün başarılar diliyor, ekranları başından bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Durmuşoğlu.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı ikinci söz, cezaevinde tutulan Sise Bingöl ana hakkında söz isteyen Şırnak Milletvekilimiz Sayın Aycan İrmez’e aittir.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in, cezaevinde tutulan Sise Bingöl ananın durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

AYCAN İRMEZ (Şırnak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime geçmeden önce kürsü ve ifade özgürlüğü kapsamında dile getirdikleri düşüncelerinden dolayı cezaevinde rehin tutulan Sayın Selahattin Demirtaş, Sayın Figen Yüksekdağ ve milletvekili arkadaşlarımız ile bir halkın özgürlük mücadelesini bıkıp usanmadan her türlü fedakârlığa rağmen her koşulda sürdüren tüm siyasi tutsaklara buradan selam ve sevgilerimi yollamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Cizre’de yetmiş dokuz gün boyunca, sokağa çıkma yasakları boyunca abluka ilan edilen mahallelerde yaralıları alabilmek için beyaz bayrakla mahalleye girmeye çalışan Cizreli yurttaşlardan biri de 51 yaşındaki Mahmut Duymak’tı. Beyaz bayrakla girdiği mahalleden bir daha çıkamayan Mahmut Duymak’ın cenazesi diğer 143 kişiyle beraber vahşet bodrumlarında yakılmış bir hâlde bulundu. DNA eşleştirilmesi sonucu cenazeyi alabilen eşi Lütfiye Duymak şunları söylemişti: “Benim kocamı katlettiler, bugün benim elime 5 kilo kemik veriyorlar ‘Al, bu senin eşin.’ diyerek. Eşimi vahşice öldürmüş, yakmışlar, hiçbir şeyi kalmamış.” Lütfiye Duymak geçtiğimiz hafta, 20 Mart günü gözaltına alınmıştı, dün tutuklandı. Gerekçe, yasak kalktıktan sonra basına yaşadıklarıyla ilgili demeç vermek. Yani deniyor ki: Çektiğin acıları anlatman, konuşman yasak. Acılı insanlar üzerindeki zulüm siyasetinize derhâl son verin. Bunun adı zulüm düzenidir.

Zulüm düzeni 78 yaşında, hasta olduğu hâlde hapsedilen Sise Bingöl üzerinde ne yazık ki şu an cezaevinde devam ediliyor. Kalp ve kronik tansiyon hastası olan, diz ve eklem ağrıları olan Sise Ana tüm uyarılarımıza rağmen ne yazık ki daha cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. 78 yaşındaki Sise ana Muş E Tipi Kapalı Cezaevinden Tarsus F Tipi Kapalı Cezaevine ring aracıyla üç gün süren yolculukla gönderildi. Üç günlük yolculuktan sonra ağır bir şekilde hastalandı. Adli Tıp Kurumu geçen yıl “Cezaevinde tutulamaz.” diye rapor verdiği Sise anaya bu yıl “Cezaevinde kalabilir.” raporu verdi. Adli Tıp Kurumunun bu tutumu siyasi saiklerle hareket eden bir kurum olduğunu, tarafsız ve bağımsız olmadığını göstermektedir. Bir yıl önce cezaevinde kalamaz deniyor, bir yıl sonra kalabilir deniliyor. Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir zihniyet?

Değerli arkadaşlar, ben burada Sise anaya bırakıyorum sözleri, yazdığı mektupta kendi derdini ayrıntılı bir şekilde anlatıyor, ne diyor, lütfen hep birlikte kulak verelim: “Ağrılarım çok şiddetli oluyor, kulaklarım işitmiyor, gözlerim görmüyor artık, yaşlılığa bağlı idrarımı tutamıyorum, dişlerim takma; geçen gün dişlerim elimden düştü, kırıldı, defalarca hastaneye gittim, en son bugün elime yeni dişlerim ulaştı, bu süre zarfında beslenemedim. Yaklaşık bir buçuk aydır tüm gün aşağı katta sandalyede oturuyorum çünkü sürekli lavaboya gidiyorum. Ayaklarım tutmadığı için merdiven çıktığımda âdeta işkence görüyorum, ben de sabah inip akşama kadar sandalyede oturuyorum. Hastaneye gitmek de istemiyorum, zaten en fazla bir iki saniye sabit olarak ayaklarımın üzerinde durabiliyorum. Hastaneye gittiğimde ring aracına binip inmekten tutalım, doktorun yanına gidene kadar çok zorlanıyorum. Poşet poşet ilaçlarım doldu, artık hangisini tüketeceğimi bilmiyorum. Ayrıca ciğerimden öksürüyorum. Bu öksürüğün nedeni hâlâ bulunamadı. Öksürükten dolayı özellikle geceleri uyuyamıyorum. Ayak parmaklarımdan başıma kadar her yerim ağrıyor. İlk tutuklanmamda üç ay cezaevinde kaldım, üç kez adli tıbba gittim, ilk gittiğimde adli tıp ‘Cezaevinde kalamaz.’ raporu verince tahliye oldum, hüküm giydikten sonra iki kez daha adli tıpa gittim, adli tıp ‘Cezaevinde kalabilir.’ raporu verdi. Zaten sürgün esnasında yaşadıklarımı hepiniz biliyorsunuz.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kronik tansiyon hastası olduğu hâlde diğer tutsaklara verilen yemeklerle beslenmek zorunda kalan Sise ana ölümcül düzeyde tansiyon sorunları yaşamaktadır. Daha da ağırı ana dili Zazaca olan Sise ana Türkçe bilmemekte ve bu yüzden doktorlara derdini anlatamamakta. Düşünün ağrılarınız var ama acınızı ne yazık ki anlatamıyorsunuz. Sise ana hepimizin anasıdır, elinizi vicdanınıza koyun, Sise anaya yapılanlar işkencedir. Şu an bu ülkede 78 yaşındaki hasta ve yaşlı bir kadına her gün ne yazık ki işkence yapılmaktadır. Sise ananın içerisinde tutulduğu cezaevi koşulları sürece yayılmış bir işkence hâlidir, avukatlardan gelen haberlere göre ise...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Sayın Başkan, sözlerimi tamamlamak üzere...

BAŞKAN – Buyurun Sayın İrmez, sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Yataktan bile kalkamayan, altı başkaları tarafından bağlanan bir annenin cezaevinde tutulmasına seyirci kalmak bu Parlamentonun en büyük ayıbıdır, bu ayıba lütfen ortak olmayın. Hakikaten siyasetler üstü, insani bir durumdan söz ediyoruz ve buna çözüm bulmak durumundayız ve bu hepimizin boynunun borcudur. Buradan Sise anaya bir an evvel özgürlük talep ediyoruz ve bu hepimizin görevidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrmez.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, bireysel silahlanmanın kontrol altına alınması hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Mehmet Tüm’e aittir.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, bireysel silahlanmanın kontrol altına alınmasına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz çok büyük bir terör tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bireysel silahlanma terörü her gün masum insanların canını almaya devam ediyor. Her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında, televizyon haberlerinde, günlük yaşamın her alanında ölüm haberlerini okuyoruz. Bu ölümler neden bu kadar arttı hiç düşündünüz mü?

Değerli milletvekilleri, ülkemizde ateşli silah kullanımı endişe verici boyutlara ulaşmış durumdadır. Silahlı saldırı olayları son üç yılda yaklaşık yüzde 61 artmıştır, kadın cinayetleri çığ gibi büyümüştür. Kadın cinayetlerinin yüzde 80’i ateşli silahlarla gerçekleşiyor. Ülkemizde peynir ekmek gibi silah alınıp silah satılıyor. İnternetten açık artırmayla otomatik silah satın alınıyor, sosyal medya sitelerinde 350 liraya otomatik silah ilanları veriliyor. Sizlere soruyorum değerli milletvekilleri, bu silah tüccarlarına neden bu kadar göz yumuyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, Amerika Birleşik Devletleri'nde bir okula silahlı saldırı yapıldı, saldırıda 17 öğrenci hayatını kaybetti. Bunun üzerine üç gün önce Amerika'nın başkentinde bireysel silahlanmaya, silah lobilerine karşı tam 1 milyon insan Beyaz Saray’a yürüyerek eylem yaptı. Tüm dünya bireysel silahlanmanın önüne geçmeye çalışıyor. Biz ise göz göre göre halkı silahlanmaya teşvik ediyoruz.

Sizlere soruyorum: Bireysel silahlanmayı neden kontrol altına almıyorsunuz? Sivillere mermi hakkını neden 5 katına çıkarıyorsunuz? Kayıp 150 bin silah hakkında neden hiç bir işlem yapmıyorsunuz? Kamuoyu sizlerden bu soruların yanıtını beklemektedir.

Sizlere birkaç fotoğraf göstermek istiyorum. Değerli arkadaşlar, bu kızımızın adı Aleyna Can. Görüyorsunuz değil mi arkadaşlar? Yaklaşık iki ay önce, henüz 17 yaşındayken bir otel odasında başından vurularak öldürüldü. Katilin ruhsatsız silah taşımaktan sabıka kaydı vardı ama ruhsatsız silah taşımanın etkili bir cezası olmadığı için Aleyna hayatının baharında bir katil tarafından hunharca öldürüldü.

Değerli arkadaşlar, Simge Alay, 23 yaşında, üç ay önce boşanma davası açtığı eşi tarafından hunharca katledildi. Katil hapisten izin alarak çıkmıştı, Simge’yi görür görmez pompalı tüfekle öldürdü. Savcı duruşmada sanığa haksız tahrik indirimi uygulanmasını talep etti.

Değerli arkadaşlar, Arzu Gültekin 31 yaşındaydı, Gaziantep’te ayrılmak istediği sevgilisi tarafından ruhsatsız bir silahtan çıkan 14 kurşunla vurularak öldürüldü.

Değerli arkadaşlar, Helin Palandöken, internetten taksitle alınan pompalı tüfekle sokak ortasında hunharca katledildi.

Değerli arkadaşlar, bu gösterdiklerim katledilen binlerce kadından sadece birkaçıdır. Her gün yeni cinayetler işlenmeye devam ediliyor.

Değerli arkadaşlar, İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, ülkemizin her yerinde erkeği kadını, genci yaşlısı bireysel silah terörüne kurban gidiyor. Hiçbir önlem yok, hiçbir denetim yok, şu ana kadar verilen hiçbir söz yerine getirilmedi. Bu konuda verdiğimiz araştırma önergelerimizi reddettiniz, soru önergelerimizi yanıtsız bıraktınız, üstelik bir de mermi hakkını artırarak silahlanmayı daha da teşvik ediyorsunuz. Biz de mağdur ailelerle birlikte bir kampanya başlattık. Silahlanmaya karşı 1 milyon imza topluyoruz. İmzaların ardından Meclisin önünde bir eylem yapacağız.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 25 milyon ruhsatsız silah bulunmaktadır, aynı şekilde 107 bin silah kayıptır. Bu silahlar bir gün size ve sevdiklerinize dönebilir. Biz, can güvenliğinin olmadığı bir ülkede asla yaşamak istemiyoruz. Acilen bir komisyonun kurulmasını ve bir an önce yasal düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz. Sizleri silahlara değil çocuklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmaya davet ediyorum. Şiddete, gözyaşına, ölüme değil insanın kutsal yaşam hakkına sahip çıkalım; insanlar ölmesin, öldürülmesin.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tüm.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren milletvekillerimize yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Bakan…

III.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, ÖSO mensuplarının Afrin’de yaptıklarına ve Türkiye’nin Suriye’de cihatçı çetelerle daha fazla iş birliği yapmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, geçen hafta bu kürsüden ÖSO’luların yağma yaptığını, Hükûmetin derhâl bu iddiaları araştırıp gerekli tedbirleri alması gerektiğini söylemiştim; Sayın İnceöz de bunu yalanlamıştı. Ardından Cumhurbaşkanlığı sözcüsü konuyla ilgili iddiaları -görünen o ki bu olaylar yaşanmış- doğruladı ve “Bazı gruplar komutanları tarafından verilen emirlere uymamış.” diye açıklama yaptı. Daha sonra Afrin’de Emniyet güçlerinin ÖSO’lulara operasyon yaptığı gündeme geldi. Dün basından aldığımız bilgiye göre ÖSO mensupları Afrin’de evleri yağmalarken birbiriyle çatışmış, 10’u ölmüş. ÖSO’ya “Kuvayımilliye” diyenleri ve Mehmetçikle bir tutanları tekrar düşünmeye davet ediyoruz. Bu tip hareketler bireysel ve fevri davranışlar değildir, cihatçılar bireysel davranışta bulunmaz; ele geçirdikleri yerlerde sivillere ait malı mülkü ganimet, halkı tutsak ve esir olarak görür. Türkiye Suriye’de bu cihadist çetelerle daha fazla iş birliği yapmamalıdır; tekraren uyarıyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Gürer…

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, AKP Hükûmeti ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının taşeron konusunda binlerce mağdur yarattığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP Hükûmeti ve Çalışma Bakanlığı taşeron işini tam anlamıyla eline yüzüne bulaştırdı, binlerce mağdur yarattı. Taşeron ortadan kalkmadı, modern kölelik, güvencesiz, örgütsüz, düşük ücretle çalıştırma devam ediyor. Bakanlıklarda aynı kurumlarda farklı uygulamalar var. Taşeronların feryadını duyan yok. Kamuda şoförler, sosyal tesis çalışanları, özel güvenlikçiler, Sağlık Bakanlığında, KİT kurumunda çalışanlar, PTT’de, Devlet Demiryollarında çalışanlar kadro istiyor, “Neden kadromuz verilmiyor?” diyorlar. 4 Aralık 2017 öncesi alt yüklenici ihalesi sona erenler ortada kaldı. Güvenlik soruşturmasıyla, sınavla, emekliliklerini kaybedenler, işsiz bırakılanlar var. Ayrıca 4 Aralık sonrası işe giren çalışanlar hangi statüde çalışmaya devam edecekler? İşsizlik yüzde 12’lerde iken yeni işsizler yaratılıyor. Bakandan “Kim, nereye alındı? Kurumlarda ne kadar taşeron kaldı?” açıklamasını sizin vesilenizle temenni ediyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Sayın Ertem...

3.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hükûmetten Afrin Operasyonu’ndan ve Suriye savaşından etkilenen Hatay’daki esnafla ilgili düzenleme yapmasını beklediğine ilişkin açıklaması

BİROL ERTEM (Hatay) – Hatay’da Afrin Operasyonu’ndan ve Suriye savaşından en çok etkilenen esnafımızın iş hacmi yüzde 60-70 oranında azalmıştır. Hükûmet sadece savaştan zarar gördüğünü belgeleyen esnafın borçlarına indirim ve yapılandırma getirerek çok ciddiyetsiz bir çalışma yapmıştır. Mağdur olan, siftah bile yapamayan tüm esnaflarımız için vergi, SSK gibi borçların bir yıl ertelenmesi, esnafımıza faizsiz kredi verilmesi, esnaf kefaletten kredi kullananların borçlarının faizsiz şekilde bir yıl ertelenmesi, esnafımıza sicil affı getirilmesi gibi düzenlemeleri Hükûmetten Hatay esnafları adına acilen bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ertem.

Sayın Aydın…

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’nın Osmangazi ilçesine bağlı Dürdane köyünde yüzlerce yıllık zeytin ve incir ağaçların bulunduğu arazinin tapuları bulunmasına rağmen köylünün elinden alınmasına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hükûmetin yarattığı mağduriyet zincirlerine her gün yeni bir halka ekleniyor. Tarihi altı yüz doksan beş yıl öncesine dayanan Bursa ili Osmangazi ilçesine bağlı Dürdane köyünde 800 dönüm arazi içerisinde yüzlerce yıllık zeytin ve incir ağaçlarının bulunduğu arazi, tapusu bulunmasına rağmen, köylünün elinden alınıyor. Yüzlerce yıldır meyve yetiştirilen ve 1986 yılında tapuları verilen arazilerin köylünün elinden alınmasına kimse bir anlam veremiyor. Ellerinde tapuları bulunan köylüler buna rağmen mahkemeden bir sonuç alamadı. Yılda 3.500 ton siyah incir ve 1.500 ton zeytin üreten köylüler ellerinden alınan tapulu arazilerinin üzüntüsünü yaşıyor. Orman Bakanlığına sizin aracılığınızla soruyorum: Bu yanlışı düzeltmeye niyetleniyor musunuz? Bir cevap bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın Tümer…

5.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, 3269 sayılı Kanun gereği istifa sonrası kendi kurumuna dönemeyen 35 yaş üstü uzman çavuşların mağduriyetinin giderilmesi için Hükûmetin girişimde bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) - Sayın Başkan, Türk Silahlı Kuvvetlerinde en az yedi yıl hizmet süresini dolduran, kendi istekleriyle görevden çekilmiş, sağlık niteliğini kaybeden 35 yaş üstü uzman çavuşlar, ilgili kanununun 48’inci maddesindeki şartlar belirlenmesi durumunda, özel şartlar ve girilecek sınıfın niteliklerini taşıması kaydıyla, atanma talebinde bulundukları kamu kurum ve kuruluşlarının takdirleri doğrultusunda atanma hakkına sahiptir. Atanabilecekleri kurumları kendileri bulmak zorunda olan, atama takdiri kurumların inisiyatifinde olan, Silahlı Kuvvetlerdeki hizmetleri kurumlar tarafından tercih edilmeyen, istifa sonrası geri dönüş için kurumlara tanınan yüzde 2’lik kontenjan yetersizliğinin yanı sıra zabıta ve itfaiye memurluğu için 30 yaşını doldurmuş olmak gibi, bazı kurumlardaki kadrolarda yaş şartı aranması nedeniyle bakanlıklar, genel müdürlükler, üniversiteler, belediyeler, il müdürlükleri, kamu iktisadi teşebbüsleri, koruma ve güvenlik kadrolarına, KPSS’ye girme şartları olmamasına rağmen, atanamamaktadır. 3269 sayılı Kanun gereği, istifa sonrası kendi kurumuna da dönemeyen 35 yaş üstü uzman çavuşların mağduriyetinin giderilmesi için Hükûmetin girişimlerde bulunması gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tümer.

Sayın Tamer…

6.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na, Sarız ilçesinin İncedere Mahallesi’nde bir trafik kazası sonucunda 6 vatandaşın hayatını kaybettiğine ve aileye başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Bugün 28 Mart; Kütüphane Haftası, 54’üncüsünü kutluyoruz. Tabii, Türkiye’de Kütüphane Haftası’nda okuma oranlarının yükselmesi en büyük arzularımız içerisinde. Hindistan, Tayland ve Çin gibi ülkelerin ilk sıralarda yer alması ülkemiz adına üzücü bir hadise. İnşallah, onun artırılması konusunda herkesin üzerine düşen görevi yapmasını bekliyoruz.

Ayrıca, dün Sarız ilçemizin İncedere köyünde elim bir trafik kazası sonucunda 6 vatandaşımız hayatını kaybetti. Kederli aileye başsağlığı diliyoruz. 1 kişi de komada, inşallah acil şifalar diliyoruz ama onun durumunun da sıkıntılı olduğunu biliyoruz. Bu gibi kazalarda trafik açısından, trafik canavarı olmaması açısından tüm şoförlerimizi uyarıyoruz. Sarızlı ailemize tekrar başsağlığı diliyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tamer.

Sayın Çamak…

7.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, aile hekimlerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’de aile hekimlerinin sorunları acil çözüm bekliyor. Özellikle büyükşehirlerde aile hekimlerinin iş yükü ortalamanın çok üstünde seyretmekte, bir hekime düşen hasta sayısı 4 binleri bulabilmektedir. Hekimler, sağlık hizmeti sunmaya çalışırken bir yandan da kurumlarının bütçesini dengelemekle uğraşıyor. Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu tarafından yapılan araştırmaya göre erkek aile hekimlerinin yüzde 37’si, kadın hekimlerin ise yüzde 34’ü mutsuz. Bu tablodan sağlıklı bir sonuca varmak mümkün değil. Aile sağlığı merkezlerinde cari gider uygulaması kaldırılmalı, bu merkezlerin giderlerini devlet herhangi bir aracı kullanmadan karşılamalıdır. Ayrıca, hekimlerimiz üzerindeki iş yükünü hafifletecek önlemlerin acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çamak.

Sayın Balbay…

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Çiftlik Bank olayının giderek büyüdüğüne ve bu olaydaki tutumu nedeniyle Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’yi istifaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Çiftlik Bank olayı giderek büyüyor. Şu anda 65 firma hakkında soruşturma açıldı. Çiftlik Bankın şu anda başındaki kişi Uruguay’da. Adam milyar lira götürmüş, adam şu anda firari, altında Ferrari. Bu mu millî ekonomi, bu mu ulusal ekonomi?! Şu anda, adam hakkında “Kırmızı bülten çıkardık.” diyorsunuz, yüzünüz kızarmıyor. Önce kırmızı halı, sonra kırmızı bülten! Şu anda siz bu adamlara şeker fabrikalarını verip önce kırmızı halı, sonra kırmızı bülten mi vereceksiniz? Ayıplıyorum! (CHP sıralarından alkışlar) Birinizin yüzünden bir şey çıkmıyor. Şu anda eğer şeker fabrikaları satılacak… Bu parayla 10 tane şeker fabrikası kurulurdu. Ayıptır! Bütün bunların üzerine “Hem yerliyiz hem millîyiz.” demenizi kınıyorum. Bakan Tüfenkci de, sanki izleme komitesi gibi, sadece olayları anlatmakta yetiniyor. Tüfenkci’yi de istifaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Sayın Tanal…

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’da yaşanan otopark sorununa ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

İstanbul’un çok önemli ve çok ciddi sorunları var. İstanbul’un çok önemli ve çok ciddi sorunlarının başında İstanbul’da otopark sorunu gelmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı imar, inşaat ve yapı kullanma izni verirken otopark ücretleri almaktadır. Kanunumuza, gerek İmar Kanunu’na gerek Otopark Yönetmeliği’ne göre, otopark parası alınırken bölgede ücretsiz otopark uygulaması başlatması lazım. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı topladığı bu otopark ücretleriyle ücretsiz bölge otoparkları yapmadığı için İstanbul halkı mağdur durumdadır. İstanbul Belediye Başkanlığımda İstanbul’a ücretsiz bölge otoparkı yapacağım. İstanbul’daki bu ücretli otopark uygulamasına son vereceğiz, İstanbul’un bu mağduriyetini halledeceğiz, çözeceğiz ve İstanbul’a kanal değil Tanal lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Taşkesenlioğlu…

10.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun, tüm milletvekillerini 5 Şubat 2018’de başlatılan okuma yazma seferberliğine destek vermeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Anayasa’nın en temel haklarından biri olan eğitim hakkı ve özellikle yetişkin okuma-yazma eğitimi hayat boyu eğitimin en temel haklarından bir tanesidir. Bu amaçla, bu temel haktan birtakım gerekçelerden dolayı yararlanamayan 14 yaş üstü toplam 2 milyon 463 bin vatandaşımızın yararlanabileceği Okuma-Yazma Seferberliği 5 Şubat 2018 tarihinde başlamıştır. Daha önce “Haydi Kızlar Okula” “Ana-Kız Okuldayız” kampanyalarına destek veren Sayın Cumhurbaşkanımızın kıymetli eşleri Emine Erdoğan’ın himayelerinde başlayan Okuma-Yazma Seferberliği’ne şu ana kadar 400 bin vatandaşımız kayıt yaptırmıştır. Tüm milletvekillerimizi kendi illerinde, yapılan bu kampanyaya destek vermeye davet ediyorum, Umuyorum ki bu kampanya sonucunda 2 milyon 463 bin vatandaşımız okuryazar hâle gelecektir.

Çok teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Taşkesenlioğlu.

Sayın Kayışoğlu…

11.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Osmangazi ilçesine bağlı Selçukgazi’de zeytinlik alanının Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilen izinle hafriyat sahasına dönüştürülmesine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Güzel, cennet, yeşil Bursa’mızın maalesef tarım alanları, zeytinlikleri, doğası her gün saldırı altında, her gün talan ediliyor. Yine Bursa’mızın Osmangazi ilçesine bağlı eski köy Selçukgazi’de zeytinlik alanı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilen izinle hafriyat sahasına dönüştürülmüş, 30 dönüme yakın alanda yüzlerce zeytin ağacı -üstelik buralar tapuda zeytinlik olarak görülmesine rağmen- kesildi. Maalesef Büyükşehir Belediyesi, hiç sorgulamadan, bu alanın 1,5 milyon metreküplük hafriyat alanına dönüştürülmesine izin veriyor. Soruyorum buradan hem Büyükşehir Belediyesine hem Tarım Bakanına: Bu çevre katliamına kimler yol açıyor, neden izin veriliyor, bu hafriyat şirketinin sahibi kim, partinizle bir ilgisi var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayışoğlu.

Sayın Yaşar...

12.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Bangladeş’teki Cox’s Bazar kampı ile Amman’a yakın Zateri mülteci kampına yaptığı ziyaretlere ilişkin açıklaması

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki ayrı mülteci kampına ziyaret yaptım. Birincisi, Arakan Müslümanlarının soykırımdan kaçarak sığındıkları Bangladeş’teki Cox’s Bazar kampı, 1 milyonun üzerindeki insan -çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşuyor- yarını bilinmyen ümitsiz bir bekleyiş içindeler, göçmen kampında göçüp giden bir hayata tanıklık ediyorlar. İkinci olarak da Ürdün’ün başşehri Amman’a yakın Zateri mülteci kampı... Orta Doğu'nun en büyük mülteci kampı olarak biliniyor. 80 bin kişinin yaklaşık yarısından fazlası çocuklardan oluşuyor ve bunları geçtiğimiz hafta ziyaret etme fırsatımız oldu.

Dünyada en çok mülteciye ve aynı zamanda en çok çocuk mülteciye ev sahipliği yapan dünyanın en cömert ülkesinin milletvekili olarak ülkemize ve bizlere gösterilen teveccühü o mazlumlar nezdinde hüzün ve mutlulukla müşahede ettim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, kayıtlara geçsin.

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Çünkü kendi kamplarımızla mukayese ettiğimde de çok daha etkin koşullar sunduğumuzu fark ettim. Bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yaşar.

Sayın Arık...

13.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Sarız ilçesinin İncedere Mahallesi’nde trafik kazasında Üzüm ailesinden 6 kişinin hayatını kaybettiğine ve aileye başsağlığı dileğinde bulunduğuna, atama bekleyen öğretmenler için bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kayseri dün tarifsiz bir acıya tanıklık etti. Elim bir trafik kazasında Sarız ilçemizin İncedere Mahallesi’nde hayatını kaybeden Üzüm ailesinin 6 ferdini toprağa verdik. Üzüm ailesine ve Sarız’ımıza bir kez daha başsağlığı diliyorum. Bu tarif edilmez acımızı paylaşanlara da teşekkür ediyorum.

Millî Eğitim Bakanına sormak istiyorum: Türkiye’de binlerce öğrenci öğretmen; yüz binlerce öğretmen de yüz binlerce öğretmen de atama bekliyor. Ayrıca, öğretmen olduğu hâlde farklı kamu kurumlarında çalışan memur öğretmenler var. Sizden adalet bekleyen bu memur öğretmenlerimizi öğrencileriyle buluşturmak için bir çalışmanız var mı? Atama bekleyen öğretmenlere yeni atama yapmayı planlıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

Sayın Kılıç…

14.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, tasarrufun, tüketimde dikkatli davranmak, gereği kadar kullanmak demek olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tasarruf; tüketimde dikkatli davranma, gereği kadar kullanma ve idareli olmaktır. Tasarruf; israfa bilinçli bir karşı çıkış, cimrilikle müsriflik arasında dengeyi sağlayacak nirengi noktasıdır.

Bu bilincin oluşmasında, dünyayı insanın hizmetine verilen bir nimet, yaratılmış her şeyi insanın koruması gereken bir emanet olarak kabul etme anlayışı etkilidir.

Ayetikerimede “İnsanların kendi işledikleri sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır.” deniyor. Tasarruf, çocuklukta alışkanlığa dönüşebilir, bunun için ebeveynin tüketim anlayışına dikkat etmesi gerekir. Çöplerin ayrıştırılması, harcamaların dikkatle yapılması, alışveriş değil, infakın mutluluk vesilesi olarak görülmesi, bu alışkanlığın oluşturulmasında etkili birkaç yoldur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Tasarruf bilinci sağlayacağı mutedil tutumla hayatın her alanında etkili olacaktır. Tasarruf eden darlık çekmez. Tasarruf, az şeyi çoğaltır, israf çok şeyi azaltır. Tüketim çılgınlığına son vermeliyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın Gök…

15.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, hâlen çalışamaz hâlde duran Ankapark için harcanan paranın Ankaralıların cebinden çıktığına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, büyük iddialarla yola çıkılarak, yapımına başlanan, hâlen çalışamaz hâlde duran Melih Gökçek’in icraatlarından Ankapark’a şu ana kadar tam 1 milyar 563 milyon lira para harcandı, eski parayla 1,5 katrilyon.

Şeker fabrikalarının 30-40 milyon lira zarar ettiği söylenerek kapatılmaya çalışıldığı bu dönemde dün Ankapark’ta bir yangın çıktı ve dev bir oyuncak çadırı yandı.

Altı ay kadar önce verdiğim bir soru önergesinde bu çadırların şartnameye uygun olmadığını ifade etmiş olmanın, haklı çıkmanın üzüntüsünü yaşıyorum.

Burada harcanan para Ankaralıların parasıdır. Harcanan para Melih Gökçek’in parası değil, Ankaralıların cebinden çıkan bir paradır. Bu paraların hesabı mutlaka sorulmalıdır Sayın Başkan. Ankaralıların zarara uğratılmasına seyirci kalmayacağımızı herkesin bilmesi gerekir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Dedeoğlu…

16.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin geleceğine dair yapılan en önemli yatırımlardan biri okuyan, araştıran, sorgulayan, bilgiye ve özgür düşünceye sahip nesiller yetiştirmektir. Bu açıdan, insanlığın kültürel birikimini barındıran basılı ve yazma eser, harita, resim, fotoğraf başta olmak üzere, pek çok bilgi ve belgenin mahfuz tutulduğu kütüphaneleri geleceğimiz adına ülkemizin en önemli hazinelerinden biri olarak görüyoruz. Başta öğrenciler, araştırmacılar ve bilim insanları olmak üzere, toplumun bütün kesimlerinin bilgi ve belgeye ulaşabilmesi adına kütüphanelerimizin önemli bir işlevi bulunmaktadır. Bu nedenle, kütüphanelerin sayıca artırılmasına, dijital teknolojiden azami ölçüde istifade edilmesine, fiziki mekanların gelişmesine ve yeterli sayıda nitelikli uzman personele kavuşmasına özel önem vermekteyiz.

Bu düşüncelerle, 54’üncü Kütüphane Haftası’nı kutluyor, bu anlamlı haftanın kitap okuma alışkanlığını, bilgi ve öğrenmeye olan ilgiyi artırmasını diliyorum.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Sayın Kuyucuoğlu…

17.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, son bir yılda bakanlık ve bağlı kurum ve kuruluşlarca yapılan araç ve hizmet binası kira harcamalarının tutarını, kiralanan gayrimenkul ve araç sayısını ve kiralanan gayrimenkullere yapılan harcamaları öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamu alımlarında kâğıttan kaleme, ek servisten makam aracına kadar her türlü mal ve hizmette tasarruf yapılacağı, 2017-2019 dönemlerini kapsayan mali plan kapsamında mal ve hizmet alımı giderlerinin düşürülmesinin hedeflendiği söylenmiştir. Buna göre, son on iki ayda bakanlık ve bağlı kurum ve kuruluşlarca yapılan araç ve hizmet binası kira harcamalarının tutarı ne kadardır? Kiralanan gayrimenkul sayısı ne kadardır? Kiralanan gayrimenkullere yapılan tadilat, dekorasyon, peyzaj, mobilya alımı, vesaire harcamaları ne kadardır? Kiralanan araç sayısı ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kuyucuoğlu.

Sayın Yalçınkaya…

18.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın Amasra’da kurmak istediği termik santral için yaptığı usulsüzlükler ve çevre kıyımıyla bilinen firmanın, bünyesinde taşeron olarak çalışan 160 kişinin işine son vermesine ilişkin açıklaması

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bartın Amasra’da kurmak istediği termik santral için yaptığı usulsüzlükler ve çevre kıyımıyla bilinen firma, bünyesinde taşeron olarak çalışan 160 kişinin işine son vermiştir. İşçiler, önce ücretli izne çıkarılmış, ardından da iş akitleri 29 Mart tarihi itibarıyla feshedilmiştir.

Enerji Bakanına ve Hükûmete buradan seslenmek istiyorum: Lafa gelince millî, icraata gelince Çin’den işçi ithal edenleri koruyup kollayan, kendi işçilerimizi işsizliğe mahkûm eden bir sistem millî değildir, gayrimillîdir. “Millî enerji politikasıyla yerli kömür çıkaracağız.” diyerek patronlara her türlü kolaylığı sağlayan, onlara müjde üzerine müjde veren Sayın Enerji Bakanı patronlara sahip çıktığı gibi işçilere ve haklarına da sahip çıkacak mıdır? Bölgeye geldiği günden bu yana sürekli işçi çıkaran bu şirkete Sayın Bakan ne zaman “Artık yeter.” diyecektir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçınkaya.

Sayın Taşkın…

19.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vatandaşların kütüphaneleri yakından tanımaları ve kütüphanelerden daha çok yararlanmalarını teşvik etmek amacıyla her yıl mart ayının son pazartesi günü başlayan hafta ülkemizde Kütüphane Haftası olarak kutlanmaktadır. 54’üncü Kütüphane Haftası tüm yurtta kütüphane ve kitap konusunda bir farkındalık oluşturmak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen etkinliklerle kutlanıyor. “Yeni nesil çocuklar, yeni nesil kütüphaneler” temasıyla gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında “İnsan kütüphaneye gidemiyorsa kütüphane insanın ayağına gelir.” ilkesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığınca hizmete sunulan 44 gezici kütüphane aracına eklenen 10 yeni araç Anadolu yollarına bugün çıktı. Seçim bölgem Mersin’le birlikte Adıyaman, Ağrı, Aksaray, Ardahan, Bingöl, Çanakkale, Kastamonu, Kırıkkale ve Yalova’da vatandaşların kullanımına sunulacak gezici kütüphane araçlarının hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Taşkın.

Sayın Bektaşoğlu…

20.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Giresun’da görev yapan Sahil Güvenlik 71. Bot Komutanlığının Trabzon Grup Komutanlığı emrine geri çekileceği iddialarına ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Giresun’da 30 personeliyle görev yapan Sahil Güvenlik 71. Bot Komutanlığının Trabzon Grup Komutanlığı emrine geri çekileceği iddiaları ne kadar doğrudur bilemiyoruz. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse havalimanının da bulunduğu Ordu-Tirebolu arasındaki deniz alanı ve sahiller tamamen korumasız ve denetimsiz hâle gelecektir, kaçak avlanmalara, çevre kirliliği yaratanlara veya deniz yoluyla gerçekleşmesi muhtemel yasa dışı geçişlere, boğulma ve kayıp vakalarına karşı anında müdahale imkânı ortadan kalkacaktır. Ayrıca, Giresun Limanı’na yapılan büyük küçük tonajlı gemilerin giriş çıkışları da güvensiz hâle gelecektir. Şimdiden uyarı görevimi yapıyorum, taşınma gibi bir karar varsa bu, gözden geçirilmelidir. Bot Komutanlığının mevcut yerinde veya başka bir alanda ama mutlaka Giresun'da konuşlanması gerekmektedir. Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bektaşoğlu .

Sayın Hürriyet, siz sisteme girip çıkmışsınız herhâlde.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Evet.

BAŞKAN – Son olarak size de söz vereyim.

Buyurun Sayın Hürriyet.

21.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, bütün taşeron işçilere kadro verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Senelerdir kamu kuruluşlarının çeşitli birimlerinde çalışan sağlık personelleri, yemekhane personelleri, kiralık araç şoförleri, kara yolları işçileri gibi birçok alanda hizmet veren taşeron işçiler, KHK’de yer alan “Personele dayalı hizmet alımı ve yaklaşık maliyetinin en az yüzde 70’lik kısmının asgari işçilik maliyeti gibi işçilik giderlerinden oluştuğu işlere ilişkin hizmet alımları” ibaresinden dolayı kadroya giremedi. Aynı iş yerinde çalışan arkadaşları kadro sınavlarına girerken yüzde 70 gibi saçma bir kurala takılan taşeron işçilerin boynunu büktünüz. Bu ülkede her şeyi ayırdınız; kadınları ayırdınız, şehitleri ayırdınız, gazileri ayırdınız, öğrencileri ayırdınız, şimdi de işçileri ayırıyorsunuz. Bir tek kişiye yapılan haksızlık bütün topluma yapılmış bir tehdittir. Buradan Hükûmete sesleniyorum: Her akşam binbir zorluklarla evlerine ekmek götürmek isteyen taşeron işçilerimize kadro yolunu açın. Bırakın adalet yerini bulsun, yüzde 70 kaldırılsın, tüm taşeronlara kadro verilsin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hürriyet.

Sayın milletvekilleri, şimdi grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Akçay, buyurun efendim.

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, terörle mücadelede stratejik düzeyde çok önemli sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirildiğine ve 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Terörle mücadelede stratejik düzeyde çok önemli sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirilmektedir. Fırat Kalkanı, İdlib Operasyonu, El Bab’ın temizlenmesi ve nihayet Zeytin Dalı Harekâtı, Türkiye’nin bütünleşik terörle mücadelesinin stratejik birer adımlarıdır. Son olarak, Afrin ve Tel Rıfat terörden temizlenmiştir.

Türkiye'nin güney sınırı boyunca Hatay'dan İran sınırına kadar -yurt içi de dâhil olmak üzere- hiçbir yerde terör unsuruna izin verilmemelidir, verilmemektedir. Bu hat, Sayın Genel Başkanımızın 6 Ağustos 2012’de açıkladığı güvenlik kuşağıdır. Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrin'i ve doğu ucu da Kandil'i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir. İşte bu güvenlik kuşağı ki aynı zamanda barış ve huzur kuşağıdır, bu kuşağın içerisinde Afrin ne kadar önemliyse Tel Rıfat, Ayn El Arap, Tel Abyad, Kamışlı, Fırat’ın doğusu, Menbic, Sincar, Mahmur ve nihayet Kandil aynı derecede önemlidir. Buraların terörden temizlenmesi, terör ve beka tehdidinin sona erdirilmesi yönündeki en önemli adımlardır. Bu mücadelede “ordu millet” anlayışıyla aziz milletimiz kahraman ordumuzla omuz omuzadır. Milletimizin desteği ve duası her zaman Mehmetçik’imizdedir.

Sayın Başkan, bu hafta Kütüphane Haftası'dır. Ülkeler, milletler ekonomik zenginlikleri kadar kültürel zenginlikleri ve birikimleriyle de tarih sahnesinde tartıya çıkarlar, değerlendirilirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bugün hepimiz, İstanbul, Buhara, Semerkant, Nişabur, Halep, Şam, Bağdat gibi şehirlerden bahsederken büyük bir kültür ve medeniyete ulaştıklarını devasa kütüphanelerinden görebiliyoruz. Bilgi ve kültür hazinesi olan kütüphanelerimiz bizim geçmişle irtibatımız olduğu gibi geleceğe açılan kapılarımızdır. İşte, kütüphaneler, o zenginlik kaynağımız, bilgi kaynağımız olan kitapların geniş kitlelere ulaştırılması ve böylece bilginin tabana yayılmasında hayati bir işlev üstlenmiştir. Zihinlerdeki zincirleri kıran, dünyayı keşfetmemizi sağlayan, ufkumuzu genişleten, bilgiyle donatan kitaplara gerekli ilginin gösterilmesi temennisiyle Kütüphane Haftası’nı kutluyorum. Bu vesileyle, Türkiye’de kütüphaneciliğin simge isimlerinden “Eşekli Kütüphaneci” olarak tanınan merhum Mustafa Güzelgöz’ü de rahmetle anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayınız lütfen Sayın Akçay.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 1943 yılında Ürgüp’e atanan kütüphaneci Mustafa Güzelgöz, 7 katır ve 3 attan oluşan seyyar kütüphanesiyle 36 köye hizmet götürmüştür. Bu hâliyle Eşekli Kütüphaneci, ihtiyacımız olan okuma ve okutma azmi ve iradesinin simgesidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Danış Beştaş, buyurun.

23.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Özgürlükçü Demokrasi gazetesine gece yapılan baskın sonucunda el konularak kayyum atanmasına, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik gözaltıların devam ettiğine ve Silopi İlçe Millî Eğitim Müdürü Bülent Dayanan’ın ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklara türban dağıtmasına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, medyada sansür gerçekten artık sınır tanımıyor. Bu sabah aldığımız haberlere göre Özgürlükçü Demokrasi gazetesine dün gece 03.00 sıralarında yapılan baskın sonucunda el konulmuş ve kayyum atandığına dair bilgiler dolaşıyor. Doğan Medya Grubunun satılması sonrasında Özgürlükçü Demokrasi’ye yönelik bu baskının demokrasiyle, hukuk devletiyle, halkın haber alma hakkıyla hiçbir şekilde bağdaşmadığını ifade etmek istiyoruz. Gerçekten özel harekât polislerinin bir gazete binasına gece yarısı 03.00 sıralarında gidecek kadar ve “TMSF’ye başvurun, bilgi alın.” diyecek kadar bir nobranlık var aynı zamanda, bir sınır tanımazlık var. Şimdi, bununla birlikte şöyle bir tablo var -gözaltılar da var- onları da paylaşmak istiyorum: Hem gazete hem matbaa çalışanlarından Erdoğan Zamur, Musa Kaya, İhsan Yaşar, Kemal Kürt, Cemal Tunç gözaltındadır.

Şimdi, burada, Özgürlükçü Demokrasi gazetesi satılık değildir. Satılık olmayan gazetelere el konulması ve kayyum atanması da tesadüf değildir. Özgürlükçü Demokrasi gazetesi hakikatleri yazdığı için, tıpkı diğer, Cumhuriyet ve benzeri gazetecilere yönelik saldırılar gibi AKP'ye biat etmediği, satılık olmadığı ve hakikat arayışından vazgeçmediği için bu saldırılara maruz kalıyor.

Ben şunu söylemek istiyorum, temel politika şu: Ya satın al ya kayyum ata ya da sansür uygula, üçüncü bir seçenek koymuyorlar ama burada el konulan sadece bir gazete değil halkın haber alma hakkıdır, demokrasidir.

Sayın Başkan, başka bir mesele, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik olaylar hız kesmeden devam ediyor. “Olaylar” derken öğrencilere yönelik saldırılar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Cumhurbaşkanının hedef göstermesinden sonra gözaltılar devam ettiriliyor ve gözaltılarda işkence uygulamaları bugün çok geniş bir şekilde yansıdı. İlk elden şunu söylemek isterim ki polis aracında yoğun şekilde darbedilen, gözaltında işkence gören, tehdit edilen Boğaziçi öğrencilerinin başına gelen her şeyden onları hedef gösterenler sorumludur. Şu anda öğrencilerin kendilerinin açıklaması elimizde. Polis aracında kendilerine “Kafanıza vurursak daha az zeki olursunuz…” “Araçta gözümüzü bağladılar. Vücudumda darp izi var, bazılarımızda kelepçe izleri var. Birinin burnu çatladı, darp raporu aldık...” Ve şikâyette bulunduklarını söylemişlerdir.

Öncelikle “komünist” ve “vatan haini” diye hedef gösteren Cumhurbaşkanı bu öğrencilerin işkence görmesine karşı ne düşünüyor, bu sorumluluğu açıkça kabul edecek mi? Yeni bir dönem başlatmak istiyorlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, sözlerinizi tamamlayınız lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – AKP’li olmayanların öğrencilik haklarının bile elinden alınma çabası var. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri yalnız değildir, onların yanındayız; düşüncelerini her ortamda, her zeminde açıklamaları için elimizden geleni yapacağız.

Çok önemli bir mesele daha var, bunu da paylaşmadan geçemeyeceğim. Şırnak Silopi İlçe Millî Eğitim Müdürü Bülent Dayanan, Şehit Binbaşı Ercüment Türkmen Ortaokuluna giderek ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklara türban dağıttı. Sayın Başkan, buna ilişkin fotoğraflar var elimizde. İlkokul öğrencilerine, 9 ila 14 yaş arasında çocuklara türban dağıtılmış ve türban takılması âdeta zorunlu kılınmıştır. Yani bu fotoğraflar da basın yayın organlarının hepsinde çıktı. 2 Martta da tüm çocukların türbanlı fotoğraflarının olduğu bir resim kamuoyuyla paylaşıldı. Her şeyden önce, okullarda kılık kıyafet serbestliği vardır. Bu durum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Toparlayacağım, son…

BAŞKAN – Buyurun, son olarak bir dakika daha süre veriyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kılık kıyafet serbestisi hem millî eğitim mevzuatında hem de uluslararası hukukta açıkça belirtilmiştir. Türban dağıtmak bir zorlamadır, dayatmadır. Bunun bir ilçe millî eğitim müdürü tarafından yapılması skandaldır ve kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu şekildeki fotoğrafların çekilmesi de telafisi imkânsız zararlar verecektir. Bu, bireyin inanç özgürlüğüne değer vermeyen, eğitim hakkını gasbeden bir zihniyetin ürünüdür. Millî Eğitim Bakanını acilen göreve çağırıyoruz; bu konuda açıklama yapmalı, olay hakkında soruşturma başlatılmalı ve söz konusu Millî Eğitim Müdürü açığa alınmalıdır. Çocuklara bu dayatmayı kesinlikle kabul etmiyoruz ve reddediyoruz.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Altay, buyurun Sayın Başkan.

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Osmaniye’nin Düziçi ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ve 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle, Düziçi ilçemizin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünde kahraman şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum; o mücadeleden, o savaştan hayatta kalanlar var ise onlara da Allah'tan uzun ömür niyaz ediyorum. Düziçi halkının bu kutlu gününü Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak tebrik ediyoruz.

Diğer mevkidaşlarımın da değindiği gibi, Kütüphane Haftası'ndayız. İnternetteki süratli gelişim ve yaygınlaşma maalesef kütüphaneler ile insanlar arasındaki bağı da süratle koparıyor, uzaklaştırıyor. Kütüphane artık nostaljik bir kelime, kavram hâline geldi, bunları üzülerek söylüyoruz ama elbette, hiç şüphesiz geriye dönük birikimler, onlardan alınacak dersler, onlardan çıkarılacak sonuçlarla birlikte toplumlar kendilerine rota ve yön belirlerler, bir toplum gelişir, bir toplum geleceğe yönelik projeksiyonlarını büyütür. Bu bakımdan kütüphanelerimiz kıymetlidir ve değerlidir. Kütüphane çalışanlarımızın şüphesiz çok büyük sorunları var, büyük bir özveriyle çalışıyorlar. Kütüphanelerimizin geliştirilmesi, güncellenmesi, daha kolay ulaşılabilir bir noktaya, insanların kitapla daha kolay buluşma noktasına gelmesi konusunda Kültür Bakanlığımızın gerekli çalışmaları yapmasını da temenni ediyoruz. Bu vesileyle Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak Kütüphane Haftası’nı tebrik ediyoruz. İnsanları, bu haftada özellikle, kütüphanelere biraz daha yakınlaşmaya, yakından tanımaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ve oralardan istifade edilmesi konusunda da bu haftanın iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ancak tabii, muhalefetiz, Hükûmeti eleştirmezsek olmaz; Hükûmetin Kütüphane Haftası’na gerekli önemi vermediğini de üzülerek görüyoruz. Gerek kamu spotları bakımından gerek diğer etkinlikler bakımından Kütüphane Haftası’nın amacına uygun bir şekilde, güçlü bir şekilde kutlanmasında Hükûmetin bu konuda gerekli katkıları sağlamasını da temenni ediyoruz efendim.

Saygılar.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Turan, buyurun Sayın Başkanım.

25.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Afrin’de el yapımı patlayıcının infilak etmesiyle şehit olan Piyade Uzman Çavuş İbrahim Imış ile Piyade Uzman Çavuş Veysel Temel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve 26 Mart 1 Nisan 54’üncü Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yeni bir kanun görüşmelerine başlayacağımız bu günün milletimiz ve Parlamentomuz için hayırlı olmasını, başarılı olmasını diliyorum.

Dün acı bir haber aldık. Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında Afrin ilinin ele geçirilmesinden sonra bilindiği gibi askerimiz bölgede arama tarama faaliyetlerine yoğun bir şekilde devam ediyor. Önceki gün bu faaliyetler yürütülürken teröristlerin tuzaklaması sonucu oraya konulan el yapımı patlayıcının infilak etmesiyle Piyade Uzman Çavuşumuz İbrahim Imış ile Piyade Uzman Çavuşumuz Veysel Temel’in şehadet haberini aldık. Ben şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, askerlerimize bu konuda başarılar diliyorum, gazilerimize şifalar diliyorum, Rabb’im mekânlarını cennet etsin.

Kütüphane Haftamızla ilgili dün uzun uzun konuşmuştuk, Hükûmetimizin bu konuda en ücra köşelere kadar kütüphanelerimizin ulaştırılması, kitaplarımızın ulaştırılması için çok yoğun faaliyetleri var.

Tekrar teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

IV.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 28/3/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, medyadaki tekçiliğin demokrasi açısından yaratacağı sorunların araştırılması ve çoğulcu medya koşullarının yaratılması için yürütülecek politikaların belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/3/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                 Meral Danış Beştaş

                                                                                            Adana

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

28 Mart 2018 tarihinde Adana Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş tarafından verilen 7236 grup numaralı, medyadaki tekçiliğin demokrasi açısından yaratacağı sorunların araştırılması ve çoğulcu medya koşullarının yaratılması için yürütülecek politikaların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 28/3/2018 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu İzmir Milletvekilimiz Sayın Ertuğrul Kürkcü, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; önergemizin amacı açık: Şu an Türkiye medyasında ortaya çıkmış bulunan tekel durumunun, halkın bilgi edinme hakkını ve gazetecilerin editoryal bağımsızlıklarını ortadan kaldıran, tek yönlü bir haber akışının ve tek yönlü bir bilgilendirme rejiminin Türkiye'ye egemen olmuş olması karşısında Meclisi göreve çağırıyoruz.

En son Doğan Medya Grubunun bütün varlıklarının Demirören’e satılmasıyla birlikte şu an Türkiye medyasındaki hâkim yapıların hepsi Hükûmet yanlısı sahiplerin eline geçmiş durumdadır. Bu satıştan önce en çok satan 10 gazetenin 7’si Hükûmet yanlılarının elindeydi, şimdi tamamı Hükûmet yanlılarının elindedir. Ayrıca, kamu medyası yani Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun bütün organları, Anadolu Ajansı, RTÜK, RTÜK denetimindeki bütün yapılarla birlikte aslında hem medya sahipliği hem medya kontrolü bakımından Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhurbaşkanı tarihte eşi görülmemiş, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularının bile sahip olmadıkları kadar güçlü bir haberleşme ağına ve medya kontrolü imkânına sahip olmuş durumdadırlar. Bu, aslında, fiilen şu anki durum itibarıyla Türkiye'deki mevcut yasaları da çelen, onları delik deşik eden bir uygulamadır çünkü Rekabet Kurumunun yaklaşımına göre, medya gruplarının, medyaya yatırım yapan işverenlerin hâkim durumunu medyada tekel oluşturmak üzere kullanması yasaya aykırıdır. Sırf bu nedenle geçtiğimiz yıllarda, 2011’de Milliyet ve Vatan gazetelerini Doğan Medya Grubu Demirören Grubuna satmak zorunda kalmıştı bir tekel durumu oluştuğuna dair Rekabet Kurumunun ortaya koyduğu tespitler ve dayatmalar dolayısıyla. Fakat ne kadar ilginç bir paradokstur, şimdi Demirören Grubu Doğan Grubunun bütün yayınlarını satın alarak aslında Doğan Grubunun 2011’de sahip olduğu konumun aynısına yükselmiştir fakat Rekabet Kurumundan en ufak bir ses yoktur.

Esasen olan şey şudur: Türkiye’de bilginin, doğrunun ve iletişimin tekeli iktidarın eline geçmiştir. Dünyada olmayan bir durumdur bu; Rusya’da bile durum bu değildir, Çin’de bile durum bu değildir. O nedenle, bence ve bizce, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu medyada gerçekleşen olağanüstü rejim değişikliği karşısında harekete geçmek zorundadır çünkü artık iktidarın faaliyetlerinin ve iktidarın bilgisinin aşağıdan, toplumun diğer kanalları tarafından denetlenmesi imkânı yoktur. En basit örneğiyle, bundan böyle seçim sonuçlarını izlemek bakımından Anadolu Ajansı dışında ve onun yaydığı bilgiler dışında başka hiçbir kanal Türkiye’de halklarımız için kalmış değildir.

Buna mukabil, bugün Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin basıldığı ve kayyum atanma girişiminde bulunulduğu, aslında durumun da tam olarak nasıl cereyan ettiği bilinmeksizin şu an gazetenin ele geçirilme çabası içerisinde olunduğu ortadadır. Bu tekel hâlinin dışında kalan bağımsız yapıların tümü de son derece ağır bir basınç altındadır. Esasen Türkiye’de medya bir bilgi kaynağı değil, bir genel lağım hâline gelmiştir. Bu lağımdan uzak durmak yurttaşlarımızın zihnî ve bedensel sağlığı bakımından tayin edici önemdedir.

Bu şartlar altında, Türkiye halkları bilgiye ancak ve ancak bu lağım medyasından uzak durarak, bunların ekranlarından uzak durarak, bağımsız yayınları güçlendirerek, alternatif iletişim ağları kurmak için yaratıcılığı ve zekâyı harekete geçirerek ulaşabilirler. Bu şartlar altında Türkiye aslında Hitler Almanyasının bir adım evvelindedir. Geleceğin nasıl belirleneceği meselesi, medya üzerindeki hâkimiyet savaşlarının da sonucuna bağlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu araştırmayı yapmadığı takdirde, aslında olan durumu içine sindirmiş demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Başkanım, bitireyim cümlemi.

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bu durumu içine sindiren bir Meclisin durumu, medyanın durumundan daha farklı olmayacaktır. Yani, bir siyasi merkezin egemenliği altında, onun yönlendirmesi altında kendi kaderini kendi ellerinde tutmayan, sadece ve sadece hâkim tepelerden yönlendirilen, yürütmenin bir aparatı hâline gelmiş olan bir Meclis, yürütmenin aparatı hâline gelmiş olan bir medyayı tamamladığı takdirde, Türkiye faşizmin kapısından geçecek demektir.

“Faşizm” dediğimiz zaman sadece ve sadece baskıyı değil, baskının bir özel biçimini kastediyoruz. Bu özel biçim de şudur: Yenilmeyi, yenildiğini kabul etmeyi ve yenildiğini kabul etmeyi bir şeref addetmeyi içine sindirmiş olan esirlerin, kölelerin dünyasıdır. Köleliği kutsayan kölelerin dünyasıdır faşizm. Buraya bir adım kalmıştır; ya köle olduğunuzu ya da ayaklanan köleler olduğunuzu ispat edeceksiniz, şimdi onun sınavındayız.

Hepinizi selamlıyorum saygıyla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekilimiz Sayın Mustafa Ali Balbay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, şu anda, tabii, medya Türkiye'nin en önemli konularından birisi hâline geldi. İktidarın temel hedefi şu: Çok kanallı tek seslilik. Kanal çok gibi görünecek, 50 kanalın, 100 kanalın olduğu bir Türkiye izlenecek ama hepsinde tek ses olacak. Şu anda gidiş bu sayın milletvekilleri. Dünyada da tartışılan bu durum, ne yazık ki Türkiye'de daha vahşi bir şekilde seyretmekte. Artık bugün geldiğimiz noktada medya gücü yok, güçlerin medyası var. Böyle bir ortamda -biraz önce sayın konuşmacı Rekabet Kurulunun sorunundan söz etti- ben Rekabet Kurulunun adını şimdiden değiştiriyorum, beni mahcup ederlerse ne âlâ, artık rehavet kurumu olmuştur; o kurumdan hiçbir karar da çıkmayacağını şimdiden görüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Kütüphane Haftası’ndayız. İletişimin, medyanın haricinde önemli bir durum ama önceki gün Kütüphane Haftası’nda Boğaziçi Üniversitesinin kütüphanesine polis girmiştir sabah 05.00’te ve 500 bin kitabın olduğu o kütüphanede belge aranmıştır. İktidar milletvekilleri Kütüphane Haftası’nı andılar ama bunu da unutmasınlar diyorum.

Sayın milletvekilleri, şu anda Türkiye'de iktidarın bütün sesleri kendine benzetmesi, göreceksiniz, iktidarın da işine yaramayacak. Dünyada bu denenmiştir ama hiçbir şekilde başarılı olmamıştır. Bir gün göreceksiniz ki her şey kendi sesinizden ibaret olacak. Eğer bir ülkede bütün haberler iktidardan ibaret olursa toplum sağırlaşır ve o toplum konuşmaz olur ve şunu unutmayın ki, toplumun sessizliği bombaların sesinden daha tehlikelidir; yarın ne olacağını, içinde nasıl bir enerji biriktireceğini hiçbiriniz kestiremezsiniz. O nedenle, gelin, medyanın bugün tamamen daralmış, iktidarınızdaki son on beş yılda 56 sıra geriye gitmiş medya özgürlüğünü tekrar bir gözden geçirin. Bugün medyada her şey sizin haberlerinizden ibaret olduğunda sanmayın ki toplum size inanıyor, sanmayın ki toplum “Gerçek budur.” deyip ona kanıyor.

Sayın milletvekilleri, geçen gün bir kahvede halkın haberleri izlerken söylediğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir kahvede, televizyonda, haberlerde art arda iktidar partisinin en tepeden aşağıya konuşmacıları söz almıştı, sadece onların sesi vardı, bir vatandaş şunu söyledi: “Yalan bunların ağzına yuva yapmış.” “Yalan bunların ağzına yuva yapmış.” demişti. Toplum da her şeyi görüyor, saklandığınızı sanmayın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Murat Alparslan’a aittir.

Buyurun Sayın Alparslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT ALPARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

HDP grup önerisinde ve konuşmacıların izahında özellikle iktidarımızın, partimizin medyanın ve basının çeşitliliğine, renkliliğine dönük birtakım yaptırımlarla bunu engellemeye çalıştığı ve tek sesli ve tek elden yönetilen bir basın ve medya aracılığıyla toplumu manipüle etmeye çalıştığı konusundaki iddiaları kabul etmediğimizi, reddettiğimizi peşinen söylemek isterim. Özellikle, kurulduğu günden itibaren her türlü vesayete karşı, millet iradesi ve egemenliği üzerindeki pek çok tasallut olmuş menfi durumu kaldırmak için gayret gösteren partimiz, bu anlamda da, ifade özgürlüğü, basın ve medya özgürlüğü anlamında da çok iyi gelişmelere imza atmıştır. Ülkemizde basının hem sayısal anlamda çeşitliliği ve renkliliği hem çok sesliliği, ajansları, medyası, yerel ve ulusal basın anlamında oldukça fazla olduğu hepimizce malumdur. Kaldı ki, pek çok Avrupa ülkesinde ve dünyanın pek çok yerinde bile ifade edilemeyen özgürlük derecesine varan bir şekilde zaman zaman yöneticilerimize, Cumhurbaşkanımıza hakaretlere kadar uzanan bir özgürlükten bahsedildiğini hepimiz biliyoruz. Ona ilave olarak, aynı zamanda, bu özgürlüklere terör örgütlerinin ve teröristlerin övülmesine dönük birtakım manşetlerin atıldığına da hepimiz geçmiş tarihte şahit olduk. O sebeple, bir medya kuruluşunun veya bir gazetecinin bir ceza takibine veya bir adli kovuşturmaya muhatap olmasının, sadece onun medya ve gazete temsilcisi olmasından kaynaklandığından bahisle eleştirilmesi doğru değildir. Bunlar araştırıldığında, bir suç unsuru olmasından kaynaklı ve bir cezaya muhatap olması gerekliliğinden kaynaklı olduğunu da hepimiz biliyoruz.

O sebeple, ülkemizde, hem ifade özgürlüğünün hem de medyanın renkliliği ve çeşitliliğinin, tarafsız, objektif, kamuoyunu aydınlatma saikiyle hareket ederek kara propagandadan, spekülasyonlardan uzak ve sorumsuzluktan kaçınan bir anlayışla görevini ifa ettiği ve ifa etmeye de devam edeceği hepimizce malumdur. Yapılması düşünülen medya satışının bir ticari ilişki olduğu da hepimizce malumdur. 1979 yılında Milliyet gazetesi, 1994 yılında Hürriyet gazetesini satın alan bir medya kuruluşunun bugün de satıyor olması veya farklı medya kuruluşlarının el değiştiriyor olması, ortaklık kuruyor olması, basın, ilkelerini ve görevlerini değiştirecek ve iktidar lehine bir durum oluşturacak noktaya gelecek diye düşünmemek lazım. Burada basının objektif ve tarafsız olarak kamuoyunu aydınlatma görevi devam etmektedir, AK PARTİ iktidarı da bunu muhafaza edecek her türlü yasal düzenlemeyi yaparak önünü açmaktadır.

Bu sebeple, grup önerisinin aleyhinde görüşümü ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Alparslan.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, 26/3/2018 tarihinde Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal ve arkadaşları tarafından, TÜRKŞEKER’e ait 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi ve fabrikalarda çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıların araştırılarak çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

28/3/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/3/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal ve arkadaşları tarafından, TÜRKŞEKER’e ait 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi ve fabrikalarda çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıların araştırılarak çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla 26/3/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1812 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 28/3/2018 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gazel.

Sayın milletvekilleri, önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekilimiz Sayın Burcu Köksal konuşacaktır.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün kürsüde pancar tarımıyla geçimini sağlayan 250 bin aile, şeker fabrikalarında istihdam olanağı bulmuş 25 bin şeker işçisi ve bu fabrikalardan ekmek yiyen yüzlerce nakliyeci ve çocuklarına, torunlarına, kendi nesillerine “NBŞ” denen zehri yedirmek istemeyen milyonlarca yurttaş adına sizlere sesleniyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu görmüş olduğunuz bitki -yurdumun topraklarını seven bu bitki- şeker pancarı. Görüyorum ki AKP Grubuna okulda yeteri kadar bu bitkinin faydaları anlatılmamış. Onun için birisine anlatır gibi tane tane önce bu bitkinin faydalarını anlatacağım size.

Bu bitki, çayımızın şekeri, ağzımızın tadı, hayatta olmazsa olmazımız, doğal şekerin elde edildiği şeker pancarı. Hayvanlarımıza yedirdiğimiz küspe bu bitkiden elde edilir. Maya sanayisinin ham maddesi melas bu bitkiden elde edilir. Toprağın verimini yüzde 20 oranında artırır bu bitki. Havaya oksijen verir ve katma değer bakımından endüstri bitkileri içinde 2’nci sırada yer alır ve yılda yaklaşık 250 bin aile ekmek yer bu bitki sayesinde. Şimdi siz şeker fabrikalarını satarak, onların kapısına kilit vurarak ülke topraklarından bu bitkiyi silmeye, yok etmeye çalışıyorsunuz ve bu fabrikalarda çalışan 4 binin üzerindeki şeker emekçisini mağdur etmek istiyorsunuz. Bakın, bu işçiler, 2016 yılı Nisan ayında ŞEKER-İŞ’in almış olduğu kararla bir ay boyunca günde iki saat fazladan ücretsiz olarak çalıştılar. Niçin? Fabrikaları ayakta kalsın diye ve bu işçiler bu fedakârlıklarla fabrikayı ayakta tutmaya çalıştılar.

Türkiye genelinde kadrolu işçi sayısı 5.178, geçici işçi sayısı ise 2.754, taşeron işçi sayısı 10 binin üzerinde. Yani Türkiye’de, bu 25 şeker fabrikasında toplam 25 binin üzerinde şeker işçisi ekmek yiyor. Özelleştirmeyle kadrolu işçiler sektör değiştirecek, belki şehir değiştirecek ve çok ciddi sıkıntılar yaşayacak, geçici işçiler resmen ekmeğinden olacak. “Geçici işçi” derken, hani, 5 ay 29 gün çalışan, yılın yarısını işsiz geçiren, emeklilik hakları olmayan emekçilerden söz ediyorum. Güya 9 ay 29 güne çıkardınız onların çalışma süresini ama şeker fabrikalarındaki geçici işçi kardeşlerimiz ne yazık ki bu haktan yararlanamadılar. “Taşerona kadro” dediniz, şeker fabrikalarındaki taşeron işçilere kadro vermediniz, onlar bu haktan yararlanamadılar.

Yine, yaklaşık üç haftadır 22 tane şeker fabrikasını dolaştım; bire bir oradaki şeker emekçileriyle, pancar üreticileriyle ve o şehirde yaşayan yurttaşlarımızla görüştüm; Erzurum’dan Kars’a, Afyonkarahisar’dan Elâzığ’a, Muş’tan Van Erciş’e, Ağrı’dan Kastamonu’ya, bütün fabrikalarda çalışan işçilerin hepsi özelleştirmeye “hayır” diyor, yurttaşlar “hayır” diyor, pancar üreticileri “hayır” diyor. Peki, kim “evet” diyor bu özelleştirmeye, kim istiyor? Amerikan kökenli nişasta bazlı şeker lobisi istiyor. Çünkü Amerika kendi ürettiği “nişasta bazlı şeker” denilen zehri bize yedirmek istiyor.

Bakın, 2015’te stoklarımızda 400 bin ton civarında şeker varken siz kalktınız, 170 bin ton şeker ithal ettiniz. İhtiyacımız yokken ithal şekeri niye aldınız? Çünkü müttefikiniz Amerika böyle istedi. Millete “Ey Amerika” diye nutuk atıyorsunuz, sonra Amerika’yla şeker fabrikalarını sattırmak için el sıkışıyorsunuz, sonra da gelip burada yerlilikten ve millîlikten bahsediyorsunuz. Kusura bakmayın ama kendi fabrikalarını yandaşa yoldaşa peşkeş çekenden yerli ve millî olmaz. Yerli ve millî olmak, Amerikan kökenli nişasta bazlı şeker lobisinin karşısında dik durmaktır. Yerli ve millî olmak, kendi işçisini, üreticisini, emekçisini, nakliyecisini aşsız, işsiz bırakmamaktır. Yerli ve millî olmak, “NBŞ” denilen zehirle gelecek nesilleri kansere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika süre verirseniz tamamlayayım çünkü konu çok önemli.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum Sayın Köksal.

Buyurun.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bu “NBŞ” denilen zehir kanser, kısırlık, obezite gibi çok ciddi hastalıklara yol açıyor. Avrupalı bunu tüketmiyor, Amerikalı bunu tüketmiyor. Kotalar çok düşük, hatta İngiltere ve Fransa’da sıfır ama siz Türkiye’de bu zehri bize yedirmek istiyorsunuz ve ben de buradan diyorum ki: Ülkemde, tarlamda, soframda GDO ve NBŞ istemiyorum. Binlerce yurttaşımız, milyonlarca yurttaşımız Türkiye’de haykırıyor. Artık buna bir kulak verin.

Bu fabrikalar işçinin alın teri, bu fabrikalar pancar üreticisinin ekmeği, bu fabrikalar nakliyecinin kazancı, bu fabrikalar çocuklarımızın sağlığı, bu fabrikalar çapacı kadınlarımızın pazar parası, bu fabrikalar Anadolu’da manifaturacıların, kasabın, bakkalın, manavın veresiyesi, bu fabrikalar Atatürk’ün, İnönü’nün, Ecevit’in, Özal’ın, Menderes’in bize mirası. Lütfen böyle bakın.

Herkesi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köksal.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye, izin verirseniz, çok kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sayın Turan, diğer konuşmaları da dinleyelim, isterseniz topluca cevap verirsiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok kısa bir şey söyleyeceğim izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın konuşmacıyı çok da yüksek perdeden konuştuğu için dikkatle dinlemeye çalıştık. Öncelikle şunu söyleyeyim: Geçen hafta tüm partilerin desteğiyle, burada, NBŞ’nin yani eleştirilen NBŞ’nin yüzde 15’ten 5’e düştüğünü yasayla karara bağlamış olduk.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yüzde 5’e!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bakanlığın artırma yetkisi var, Bakanlığın.

BAŞKAN – Sayın Gürer, lütfen… Arkadaşlar, lütfen…

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayrıca, kota fazlasının, söylenenlerin tam aksine, TÜRKŞEKER fabrikasınca kullanılmasının yolu açıldı. Yani biz şeker üreticisinin yanındayız. Asla, iddia edildiği gibi, birtakım ülkelerin fabrikalarına kıyak geçmek için bunu yapmıyoruz. Eleştirilere açığız, bununla ilgili tespitlere açığız, daha iyisini yapmak için beraber çalışıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın Altay, söz talebiniz var mı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, ben de kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

Allah var, millet bizi izliyor; Sayın Turan’ın bu konuşmasına şeker fabrikalarının bulunduğu yerleşim birimlerindeki vatandaşlarımız herhâlde gülmüştür diyorum.

Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz gülün, gülün!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 26/3/2018 tarihinde Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal ve arkadaşları tarafından, TÜRKŞEKER’e ait 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi ve fabrikalarda çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıların araştırılarak çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Fahrettin Oğuz Tor’a aittir.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi neticesinde buralarda çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntılar konusunda Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen araştırma önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, birçok defa dile getirdim, yine tekrar edeceğim. Hangi kamu kurumunda olursa olsun işi ehline vermediğimiz müddetçe başarılı olmamız mümkün değildir. Konumuz şeker fabrikaları olunca kısaca yönetim kademesinden birkaç örnek vereceğim. Konuyu daha önce de KİT Komisyonunda dile getirdiğimi belirtmek istiyorum. Bir müddet önce Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğünde mesleği savcılık olan bir personel vekâleten yönetim kademesinde görevlendirildi. Savcıya, hâkime üst düzey idari görev vermek isteniyorsa bunun adresi şeker fabrikaları değildir, Adalet Bakanlığıdır öncelikle. Fabrikanın yönetim kademesinde görev yapan bir başka kişisi uzmanlık alanı Fars dili ve edebiyatı olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanıdır; Fars dili ve edebiyatı uzmanlık alanı, hâlen de göreve devam etmektedir. 3’üncü örneğimiz, geçmişte Artvin Valiliği yapan bir başka arkadaşımızdır. Şunu söylemek istiyorum: İşi ehline vermeye inanıyorsak bunların hiçbirinin adresi şeker fabrikaları yönetim kademeleri değildir, kimse “Şeker fabrikaları zarar ediyor.” demesin.

Değerli milletvekilleri, şu anda biz şeker fabrikalarından bahsediyoruz. Fabrika demek makine demektir, teçhizat demektir, elektrik demektir, metal demektir. Yönetim kurulunda bulunanların hiçbiri mühendislik eğitimi almamıştır. Bir başka önemli konu: Yönetim kurulundakilerin hemen hemen tamamına yakını ikinci görevli olarak buradadırlar, birinci görevleri, “full time” çalıştıkları yerler başka kamu kurumlarıdır. Kısaca, yönetim kurulu üyeleri imza tamamlamak için burada görevlendirilmişlerdir. Olaya uzmanlık alanları itibarıyla baktığımızda, kurumun en üst yönetim organı olarak verebilecekleri fevkalade kısıtlıdır. Tam zamanlı çalışmadıkları için de verebilecekleri hiçbir şey yoktur demek daha doğru olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 14 şeker fabrikasında toplam 4 bin civarında personel çalışmaktadır. Bunlardan isteyenler diğer kamu kurumlarında 4/B statüsünde istihdam edilebilecekleri gibi diğer fabrikalarda da çalışabileceklerdir veya devralacak firmada beş yıl süreyle çalıştıktan sonra dilerlerse kamuya ait kurumlarda 4/B statüsünde çalışabileceklerdir. Fabrikalarda yıllarca çalışarak ustabaşı veya vasıflı işçi konumuna yükselmiş kardeşlerimiz, 4/B statüsünde bir tercih yapacak olurlarsa yılların birikimiyle elde ettikleri ustabaşılıkları, vasıflılıkları ortadan kalkacağı için mağdur olacakları açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Tamamlayabilir miyim Başkanım?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tor.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Zira kamu kurumlarında konumlarını devam ettirmeleri, konumlarına uygun bir görev bulmaları mümkün olmayacaktır. Kamu kurumlarında tahsilleriyle ilgili rastgele bir görevlendirme yapılması hâlinde –ki öyle olacaktır- manevi çöküş yaşayacakları açıktır. 14 fabrika personelini diğer fabrikalarda istihdam etmenin verimlilik açısından bir faydası olmayacaktır, oturacak yer bile bulamazlar.

Diğer ve çok önemli bir konu da 2017 yılında istihdam edilen sözleşmeli mühendislerle ilgilidir. Bu kardeşlerimizin 4/B statüsünde istihdamının sağlanması belirsizliği devam etmektedir.

Şunu söylemek istiyorum: Et ve Balık Kurumu örneği önümüzde, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yeniden gözden geçirilmesini diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekilimiz Sayın Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Beştaş, süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şeker fabrikalarının satışa çıkarılması, son günlerin en temel ve önemli mevzularından bir tanesi fakat iktidar partisi, bu konuda işçilerin, ailelerinin, muhalefetin, demokratik kamuoyunun itirazlarını, isyanını aslında yine duymazlıktan geliyor. Kendileri de gayet iyi biliyor ki şeker fabrikalarının satışına ilişkin gösterilen tepkiler gerçektir ve bunu dikkate almazlarsa ileride bir bütün olarak herkes için, Türkiye için telafisi imkânsız zararlar doğurabilir.

Bu iktidar döneminde gerçekten millî ve yerlilik edebiyatı yapılıyor ama yerliliğe vurulan en büyük darbe aslında tarım üzerinden olmuştur. Şeker fabrikalarının haricinde de pek çok üretim alanında yaşanan genel sorunlar da var. Şimdi en acil gündem tabii ki 25 şeker fabrikasından 14’ünün satışa çıkarılması. Tarımsal üretim yapan bir fabrikanın özelleştirilmesi sadece fabrikada çalışan emekçileri, tek başına üretim tekniğini ilgilendiren bir konu değil kuşkusuz, bunu bütün boyutlarıyla düşünmemiz lazım. Burada totalde 3,5 milyon insanı etkileyecek bir sektörden söz ediyoruz. Çiftçi, işçisi, esnafı, nakliyecisi, besicileri, yöneticilerinden oluşan ve aileleriyle birlikte bunun 3,5 milyon etki alanının olduğunu söylersek abartılı olmayacaktır.

Şimdi, bir de iktidarın en temel donelerinden biri şeker fabrikalarının zarar ettiği yönünde. Böyle bir zarar yok aslında, yine bu bir halüsinasyon, bir algı yaratma işi. Kendileri bir şeyi 100 kere söyleyince sanki varmış gibi bir algı yaratıyorlar. Mesela Muş Şeker Fabrikasına bakalım, kapasitesinin üstünde üretim gerçekleştirmiş. Burdur Şeker Fabrikasının satılması demek, Burdur’un can damarına neşter vurmak demek. Şimdi, daha önce de kentteki süt fabrikasının satılması arz-talep dengesini altüst etmişti ki daha büyük bir etki şeker fabrikalarının satışıyla gündeme gelecektir. Gerçekten, şeker pancarı tarımı, ekin alanı yapılan alana eş değer bir orman alanına kıyasla 3 kat daha fazla oksijen yaratmaktadır. Bu nedenle tüm canlılar için hayati bir önemi vardır. Türkiye’de hâlihazırda 3 milyon 151 bin ton pancar şekeri, 990 bin tonu nişasta bazlı şeker olmak üzere toplam 4 milyon 141 bin ton şeker üretim kapasitesi mevcuttur. Pancar tarımı ayrıca kendinden sonra ekimi yapılacak olan ürünlerde de verim artışı sağlayan bir özelliğe sahip olması sebebiyle çok önemlidir.

Burada son olarak şunu söylemek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkanım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Evet, özelleştirmeye ağırlık veren bir iktidar var. Şimdi, bilhassa savaşa aktarılan ekonomide artık tehlike çanlarının çalmasıyla, son kale olarak şeker fabrikalarının satışı gündeme gelmiştir aslında. Oysa savaşa aktarılan ekonomik güç tarıma aktarılsa bu satışlara ihtiyaç duyulmayacağı gibi, çiftçinin, emekçinin sorunları da gayet tabii giderilebilir. Fakat Hükûmet, seçim kazanma ve de bu yolda belli kesimleri yanına çekme gayretiyle suni bir ekonomi yaratmak istiyor ve ülkede tarımı çökertirken emekçiyi, çiftçiyi yani kendi yurttaşını ateşe atmaktadır.

Bu minvalde, Hükûmete özellikle seslenmek istiyorum: Kendinizi zenginleştirme ve oylarınızı koruma uğruna girilen bu yolda çiftçiye, emekçiye, tüm halka ve doğaya verdiğiniz zarar çok büyüktür. Biz buna izin vermeyeceğiz ve Türkiye yurttaşlarını da izin vermeme konusunda hep birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz diyorum ve teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekilimiz Sayın Hacı Bayram Türkoğlu’na aittir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Bakalım, AKP’den de bir destek gelecek mi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hatay’da fabrika yok Başkanım.

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – En azından şeker fabrikası olan bir ilden arkadaşımıza söz verselerdi.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Tabii, Türkiye’nin her köşesi hepimizi ilgilendirdiği için…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Şeker üreticilerine çok büyük hakaret!

BAŞKAN – Rica ederim Sayın Özcan.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – …Hatay olmuş, Kayseri olmuş, Konya olmuş, Karadeniz olmuş, İç Anadolu olmuş, Ege olmuş fark eden bir şey yok yani problem hepimizin.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Olur mu?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – “Türkiye milletvekiliyim.” diyorsunuz yani.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Aynen.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – En azından şeker fabrikası olan bir il olsaydı da…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkoğlu, siz Genel Kurula hitap edin.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜRKŞEKER’e ait şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve şeker fabrikalarında çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını isteyen Cumhuriyet Halk Partisi önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, özelleştirmenin temel hedeflerinden biri de fabrikaların şeker pancarından şeker üretimi faaliyetine devam etmelerinin sağlanmasıdır. Üretimin devamlılığını zorunlu hâle getiren koyduğumuz hükümlerle birlikte, özelleştirmeden sonra geçen beş yıl boyunca TÜRKŞEKER’in yaptığı bütün kota anlaşmaları aynen geçerli olacaktır. Kota dâhilinde üretim yapılması garanti altına alınmıştır. Kota altında üretim yaparsa baştan verilen teminat gelir kaydedilecektir. Kotadan düşük üretim yaparak kullanmadığı kota hakkı hiçbir işleme gerek kalmaksızın tekrar TÜRKŞEKER’e geçecektir. Hani, zaman zaman, işte, kotadan yararlanıp bunu ticari bir faaliyet hâline getiren çevreler vardı, buna da engel olunmuş oluyor.

Bu düzenlemenin de neticesiyle ne nakliyeciler ne de küspe alımı vesilesiyle besicilik yapan kardeşlerimizin bir hak kaybına uğramaları söz konusu değildir. Şeker fabrikaları özelleştikten sonra bile şekerde Türkiye'nin elinde ciddi bir pazar payı hâlen kalmış olacaktır. Tahminen yüzde 20 oranında bir pazar payının devlette kalmasıyla kamunun menfaati de gözetilmiş olmaktadır. Az önce, tabii, sayın grup başkan vekilimiz de izah etti, geçende hep birlikte çıkardığımız yasayla nişasta bazlı şeker kotasının yüzde 5’e düşürülmesi de -inşallah, ileride bu daha da düşer- sevindirici bir durumdur.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yasa bile değil.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Sadece fabrikaların üretim yaptığı alanlar özelleştirmeye konu olabilecektir. Bu sayede, fabrikaya ait olup üretime konu olmayan taşınmazlar özelleştirmenin dışında tutulmuştur.

Değerli milletvekilleri, şeker fabrikalarında çalışan memurların haklarını korumak için özel hükümler getirilmiştir. Memurlar eğer isterlerse TÜRKŞEKER’e ait diğer fabrikalarda çalışacaklar veya tüm özlük haklarının ödenmesi suretiyle farklı kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam hakkı sağlanacaktır.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Vekilim, yüzde 10’u sadece bu koşulu taşıyor, yüzde 90’ı o koşulu taşımıyor, şartname koşullarını.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Yine isterlerse yatırımcıyla çalışma hakkı saklı tutulacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Bir dakika daha Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Türkoğlu.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) - Daimi ve geçici işçi kardeşlerimizle ilgili de özel hükümler getirilmiştir. Eğer ki işçi kardeşimiz emeklilik hakkını elde etmemişse TÜRKŞEKER’in diğer fabrikalarında çalışabileceği veya yatırımcıyla çalışmak isterse de emeklilik süreci dolana kadar kamuya dönme hakkının verileceği düzenleme yapılmıştır. Bütün bu düzenlemelerin ışığında, işsiz kalma gibi bir endişeyle karşı karşıya kalmayacak olan çalışanlarımızın tabii ki sürecin doğal bir neticesi olarak da kendi tercihleri doğrultusunda yer değiştirme işlemleri olabilecektir.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin şartnameler, kooperatiflerin, birliklerin, yatırımcıların birlikte teklif verebilmelerinin de önünü açacak şekildedir. Bunun sağlanabilmesi için de ihaleye katılımda ihtiyaç duyulacak geçici teminatların düşük tutulması, ihalede şeffaf bir ortamın sağlanması esas olacaktır. Pancar çiftçisinin, çalışanların, kamunun ve yeni yatırımcının mağduriyetine yol açmayacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) - …tüm paydaşlar arasında konsensüs sağlayacak ve sektörün gelecekte rekabetçi bir yapıyla varlığını sürdürmesine imkân verebilecektir.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşıysa beş dakika daha verin Başkanım.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği araştırma önerisinin aleyhinde olduğumuzu ifade ediyor, pancar üreticisinin de yanında olduğumuzu ifade ederek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu, teşekkür ederim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sözlerimin çarpıtılmasıyla, konuşma içeriğimin çarpıtılmasıyla ilgili bir sataşma var.

BAŞKAN – Ne dedi efendim?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi söz?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Diyor ki: “Fabrikalar kapatılmayacak, üretime devam edecek, işçiler mağdur olmayacak.” Bu konuda kamuoyunu yanıltıcı bir bilgi var çünkü. Müsaade ederseniz, bununla ilgili bir dakika bir açıklamada bulunmak istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmayı anlayamadık Sayın Başkan, bir daha söyler mi Hanımefendi?

BAŞKAN – Sayın Turan, ben dinliyorum, size gerek yok, siz oturun, rahat olun.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Turan anlamaya çalışıyor Sayın Başkan.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Benim konuşmamın içeriğini çarpıtarak fabrikaların…

BAŞKAN - Yerinizden kısa bir açıklama yapınız Sayın Köksal.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın hatip kürsüde dedi ki: Bu fabrikalar üretime devam edecek.” Bundan önceki özelleşen fabrikalara baktığımızda Et Balık, Yem AŞ, SEKA, tütün fabrikalarının durumu ortada. Birçoğu özelleştikten sonra kapısına kilit vuruldu hemen hemen hepsinin, bazıları atıl durumda çürümeye terk edildi. Örneğin seçim bölgem Afyonkarahisar, Çay SEKA fabrikasına beraber gidebiliriz, çürümeye terk edilmiş durumda. Diğer fabrikalar da yandaşa, yoldaşa verildi, şu anda yerinde AVM’ler, binalar yükselmiş durumda. Dolayısıyla özelleştirmenin sonucunda bu fabrikaların kapısına kilit vurulacağını buradaki herkes biliyor.

Ayrıca ilinde şeker fabrikası olan bir AKP milletvekilinin konuşmamasını da yadırgadım. Neden? Çünkü seçmenlerinin yüzüne nasıl bakacağını herhâlde düşünüyor oradaki arkadaşlarımız.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Bakıyoruz, bakıyoruz, merak etmeyin.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – AKP’li yurttaşlarımız da bu özelleştirmenin karşısında, bunu bize ifade ediyorlar.

Yine işçilerin mağdur olmayacağını söylüyor. “Şartnameye göre özelleştirme kapsamına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – …alınmadan işe girenler ve emekliliğini doldurmamış olanlar geçiş yapabilecek.” diyor.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Başkanım, sataşma var, Başkanım.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sadece yüzde 10’u bu şartı taşıyor bu işçilerin, dolayısıyla işçilerde de muhakkak bir mağduriyet olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Türkoğlu’na sataştı, Sayın Özçelik’e sataştı.

BAŞKAN – Sayın Başkanım, rica ederim.

Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Sayın Turan, buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, CHP vekilinin İç Tüzük’e aykırı söz almasını geçiyorum, bunun doğru olmadığı kanaatindeyim, sataşma yoktu çünkü. Ama onun ötesinde, AK PARTİ Grubundan hangi konuda kimin konuşacağına bırakın da CHP değil, biz karar verelim. Bizim için Türkiye’de her vekilin eşit derecede her ilde konuşma hakkı vardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 26/3/2018 tarihinde Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal ve arkadaşları tarafından, TÜRKŞEKER’e ait 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi ve fabrikalarda çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıların araştırılarak çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mart 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – MHP Grubu da destek verdi ama.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Vallahi geçti, hadi hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Kabul etmeyenler…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Saysınlar Sayın Öz.

BAŞKAN – Öneri kabul edilmemiştir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Saymayı da bilmiyorlar, siyaseti de bilmiyorlar Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN – Rica ediyorum Sayın Turan, bunlara, bu sözlere gerek yok, Divan olarak buradayız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama alkış yapıyorlar, görmüyor musunuz?

BAŞKAN – Rica ediyorum Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Niye benden rica ediyorsun Başkanım, onlardan rica edin, alkışlayan onlar.

BAŞKAN – Onlar Divana bu sözle sataşmada bulunmuyorlar sizin gibi Sayın Turan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, provoke ediyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayımız fazla.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

Sayın Arslan, sisteme girmişsiniz, talebinizi alabilir miyim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Efendim, dün Meclise Atatürk tişörtüyle giren arkadaşımızın buraya girişinin yasaklanmasına ve çıplak olarak vatandaşın Meclise alınmasına ilişkin bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Arslan.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmamasına rağmen cübbeli, sarıklı, çarşaflı vatandaşların Meclise alınması uygulamasına ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a soruyorum: 27 Mart Salı günü Cafer Darı isimli bir yurttaşımızın üzerinde bulunan Atatürk resimli tişörtü çıkarılarak Meclise alınmıştır.

Bir: Meclise ziyarete gelen bu yurttaşın çıplak olarak Meclise alınmasını vicdanınız kabul ediyor mu?

İki: Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Meclise yurttaşların Atatürk resmiyle girmesinin ne sakıncası vardır? Bu kararın sebebi nedir?

Üç: Aynı gün cübbeli, sarıklı, çarşaflı vatandaşlar Meclise alınıyor, her yerde dolaşıyor da Atatürk resmini taşıyan yurttaşlar neden Meclise kabul edilmiyor?

Dört: Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin sayesinde Başkanlık koltuğunda oturuyorsunuz, uyguladığınız bu karar oturduğunuz koltuğa ihanet değil midir?

Beş: Atatürk’ün koltuğunda oturan Başkan olarak bu uygulamayı vicdanınız kabul ediyor mu?

Altı: Meclisimize yakışmayan bu vahim kararın acilen kaldırılmasını istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım, böyle bir karar mı var?

BAŞKAN - Sayın İrgil, sizin de bir talebiniz var, nedir önce onu dinleyeyim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Başkanım, teşekkür ederim.

Bu hafta Kütüphaneler Haftası olduğu için bu haftayla ilgili, Bursa’daki kütüphaneyle ilgili önemli bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İrgil.

29.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Bursa İstiklal Mahallesi’ndeki Ömer Mercan Kütüphanesinin durumuna ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Aslında iki buçuk yıldır bu Meclisteyim, hiç gündeme getirmedim ama bu haftanın özelliği nedeniyle benim de bizzat yakından ilgilendiğim, kendi ailemiz tarafından yaptırılan ve Kültür Bakanlığına bağışlanan Bursa’daki İstiklal Mahallesindeki Ömer Mercan Kütüphanesinin bu Kütüphaneler Haftası nedeniyle durumunu anlatmak isterim. Tam bir rezillik içinde, kütüphaneyi yıllar önce bağışlamış olmamıza rağmen son derece atıl kaldı, hiç geliştirilmedi. İçindeki personelin tavır ve davranışları hep mahalleli tarafından eleştiriliyor. Kütüphaneye ek hiçbir kitap şu ana kadar verilmedi. Mahallelinin ancak bağışladığı kitaplarla yürüyor. Yani ülkedeki birçok vatandaş iyi niyetle böyle bağışlarda bulundu, kütüphaneler bağışladı fakat Kültür Bakanlığı bu bağışlara aslında bir anlamda manevi olarak ihanet ediyor. Ben birçoğunu duydum, dinledim ama en azından Genel Kurulun bunu dikkate alacağını düşünüyorum çünkü bu bizim kendi ailemizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Tamamlayabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Devam edin, kayıtlara geçsin sözünüz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yani, bu, en azından bizim kendi ailemizin yaptırdığı bir kütüphane olduğu için çok yakından biliyorum.

Kültür Bakanlığından rica ediyorum, lütfen kütüphaneleri bu ataletten kurtarsınlar. Kütüphaneler neredeyse çiftlik hâline dönüşmüş durumda. Koskoca kütüphanenin bir odasını zar zor kullandırıyorlar, kullandırmıyorlar. Bu yüzden Kültür Bakanlığımızı bu anlamda tüm kütüphaneler için dikkate davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrgil.

Sayın Akyıldız, sisteme girmişsiniz, talebiniz…

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, geçen hafta Meclis gündemine taşıdığım, Sivas’ta Kredi Yurtlar Kurumundaki taşeronların mülakat sınavıyla ilgili açıklamada bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akyıldız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kaçta bırakacaksınız Sayın Başkanım?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – 15 kişi olabilir.

30.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ta Kredi Yurtlar Kurumundaki taşeronların mülakat sınavıyla ilgili sorunu çözen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Sinan Aksu ile Sivas İl Müdürü Erdoğan Tunç’a teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen hafta Meclis gündemine taşıdığım, Sivas’ta Kredi Yurtlar Kurumundaki taşeronların mülakat sınavıyla ilgili sorun Sözcü gazetesi sayesinde de kamuoyunda geniş şekilde yer almıştı. Bunun üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Jülide Sarıeroğlu Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Sayın Sinan Aksu ve Kredi Yurtlar Kurumu Sivas İl Müdürü Erdoğan Tunç konuya hassasiyet göstererek çok duyarlı bir şekilde bu konunun çözümü üzerinde çalışmışlar ve sorunu çözmüşlerdir. Ben buradan onlara teşekkür etmek amacıyla söz aldım ama umuyor ve diliyorum ki bu ve benzeri konular diğer bakanlara ve Türkiye’deki diğer bürokratlara örnek bir davranış olur. Bundan sonraki süreçte de aynı şekilde bekliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

Sayın Kerestecioğlu sisteme girmişsiniz, buyurun.

31.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Soma davası ile 10 işçinin hayatını kaybettiği Torunlar İnşaatla ilgili dava süreçlerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben iki davayla ilgili söz almak istedim. Birisi –biliyorsunuz- yeni görülen Soma davası, hazirana ertelenen; diğeri ise Torunlar davası. Gerçekten aslında Mecliste çok daha fazla gündem olması gereken ve çok sayıda vatandaşımızın iş cinayetinde hayatını kaybettiği davalar bunlar.

Özellikle söz almamın nedenlerinden birisi -ciddi, aslında etkileyici bir anekdot- Soma davasında bulunan yakınlardan birisi “15 Temmuzda 248 yurttaşımız hayatını kaybetti, Soma’da 302 yurttaşımız hayatını kaybetti ve 15 Temmuz davasında herkes için müebbet isteniyor ama Soma’da gerçekten nasıl bir cezalandırma sistemi var?” diye soruyor. Vicdanları yaralayan bir soru.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Başkanım.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Soma davasındaki mütalaa aslında bu facianın bir fıtrat olmadığını da ne kadar önlenebilir olduğunu da açıkça ortaya koyuyor.

İkincisi ise metropol İstanbul’un tam ortasında Torunlar İnşaat’ta 10 işçinin canının bedeli olarak 60 bin liranın tespit edilmesi. Gerçekten 60 bin lira inanılır bir rakam değil 10 işçinin hayatı için. Bu da aslında iş cinayetlerinin nasıl ortaya çıktığını ve neden önlenmez olduğunu, sermayeden yana her zaman nasıl tavır alındığını, yargının da aslında aynı şeyin boyunduruğu altına girmiş olduğunu -ki burada dördüncü heyet görev yapıyor şu anda Torunlar davasında maalesef- ortaya koyuyor.

Türkiye Avrupa'da iş cinayetlerinde 1’inci, dünyada ise 3’üncü sırada. Bu bir utanç vesikasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bu Meclisin bunu gündemine acilen alması ve daha fazla konuşması gerekir.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Özcan, sisteme girmişsiniz, talebinizi alayım.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, az önce Denizli Milletvekilimiz Kazım Bey’in gündeme getirdiği bir konu var, bunu istişare ettik. O konuyla ilgili, sözde, bu yasağı uygulayan kolluk gücü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının böyle bir kararı olduğunu ifade etmiş. Onunla ilgili çok önemli…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan.

32.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmamasına ve Başkanlık Divanının bu konuda aldığı bir karar olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Denizli Milletvekilimizin ifade ettiği olayla ilgili ben de üzüntülerimi ifade etmek istiyorum. Gerçekten bu Meclisin kurucusu ve ilk Meclis Başkanı olan, bu ülkenin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü simgeleyen üzerinde baskı olan bir tişörtle Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen vatandaşın tişörtünün çıkartılmasını hiçbir şekilde açıklayamıyorum kendi açımdan. Yarın bir gün Atatürk rozetleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisine gelenlere de benzer uygulamalar yapılabilir.

Şimdi Sayın Başkan, arkadaşlarımızla değerlendirme yaptık, Sayın Tanal da ifade ettiler. Bu müeyyideyi vatandaşa uygulatan, tişörtünü çıkartan kolluk gücü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının bu konuda alınmış bir kararı olduğundan bahsediyor; biz buna inanmak istemedik. Sayın Başkan olarak, Meclisi yöneten Başkanımız olarak da kolluk güçlerine uyarma anlamında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının böyle bir karar vermediğini ve veremeyeceğini ifade etmenizi bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi vereceğim arada yetkililerden bilgi alacağım, Genel Kurulu da bilgilendireceğim Sayın Özcan.

Sayın Turan, ilave edeceğiniz bir şey var mı?

Buyurun.

33.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmaması uygulamasının gerekçesini öğrenmeye çalışacağına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ifade edilen bir ziyaretçinin tişörtünün çıkartılması meselesini ben de takip etmeye çalışıyorum. Hangi saikle bu yapıldı bilmiyorum ama yapılanın doğru olmadığını, bir kişinin Meclise gelirken -tabii ki terörle iltisakı hariç olmak üzere söylüyorum- ne giydiğinin ne giymediğinin hiç kimseye bir faydası olmadığı kanaatindeyim. Dün yapılan uygulamanın karşısında olduğumuzu… Hele ki Atatürk’ün bu ülkenin kurucusu, Meclisimizin ilk başkanı olmasından yola çıkarak daha hassas olunması gerektiği kanaatindeyim. Bir uygulama hatası olmuştur veya bilmediğimiz bir hata olmuştur kanaatindeyim. Gerekçesini ben de öğrenmeye çalışacağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, dün bu Atatürk tişörtünü giyen vatandaşla bizzat ilgilenen, emniyetle muhatap olan milletvekili arkadaşınız benim. Eğer izin verirseniz, ben, bu bana iletilen…

BAŞKAN – Şimdi vereceğim arada konuşalım. Ben Genel Kurulu Başkanlık Divanı üyesi ve Meclis Başkan Vekili olarak bilgilendireceğim.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.47

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, bir vatandaşın Atatürk baskılı tişörtle Meclise alınmamasının Meclis Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’nden kaynaklanan yanlış bir uygulama nedeniyle olduğuna ve Atatürk’ün resmine ve ismine saygısızlık yapılmasının söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir önceki birleşimde de Meclisimizin gündemine gelen ve dün Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında gerek ulusal medyaya gerek sosyal medyaya düşen bir haberle ilgili sayın vekillerimiz burada düşüncelerini belirttiler. Biz de vermiş olduğumuz bu molada Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilileriyle, bu anlamda Meclisimizin asayişi ve emniyeti noktasında görevli olan arkadaşlarımızla görüşme yapmış bulunuyoruz.

Özellikle şunu belirtmem gerekiyor ki grup başkan vekillerimizin de bilgisi dâhilinde olan, bu yüce Meclisi kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ne onun şahsiyetine ne resmine ne de ismine hiç kimsenin ama hiç kimsenin bir hakaret etmesi ve onu sıradanlaştırması söz konusu olamaz, olmamıştır ve olmayacaktır. Bu mahiyette, tabii, Meclisimizin Meclis Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’nden kaynaklanan yanlış uygulamadan ortaya çıkmıştır. Bu yanlış uygulamanın cezai işlemleri noktasındaki süreç başlamıştır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay, yapmış olduğu basın açıklamasıyla birlikte, Meclis Başkanlığımıza bu sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılması noktasında müracaat etmiştir. Bu müracaatla ilgili, Sayın Başkanlığın bu konuda mutlaka gereğini yapacağını umut ediyorum. O nedenle, Meclisimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resmine, ismine, tişörtüne hiçbir saygısızlık yapılması söz konusu değildir, asla da olmayacaktır.

Bilgilerinize sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 535 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, 22/3/2018 tarihli 76’ncı Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 535 sıra sayılı Tasarı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı ve maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 18’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyenleri okuyorum: Gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekilimiz Sayın Mevlüt Karakaya, Halkların Demokratik Partisi Grubu Adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına İzmir Milletvekilimiz Sayın Musa Çam’dan oluşmaktadır.

İlk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekilimiz Sayın Mevlüt Karakaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’nın birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarıda toplam 33 madde yer almakta. Bunun 18’i 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’yla alakalı. Bu 18 maddenin 14’ü mevcut maddelerde değişiklik ya da bunlara ilaveler yapılmasını, 2’si mülga 38 ve mülga 60 yerine yeni maddeler ihdas edilmesini, 2 tanesi de geçici madde eklenmesini öngörmektedir.

Bu değişikliklerle katma değer vergisinde bir reform yapıldığı ifade ediliyor. Şunu ifade etmeliyim ki reform, tüm vergi sistemi üzerinde yapılması gereken bir ihtiyaç olarak hâlâ orta yerde durmaktadır. Öncelikli olarak da Vergi Usul Kanunu ile Gelir Vergisi Kanunu’ndan başlamak gerektiğini ifade etmek istiyorum. Üzerinde konuştuğumuz değişikliklerin çoğu uygulama kaynaklı sorunları gidermeye yönelik bir düzenlemeden ibarettir. Bunların içerisinde elbette önemli olanları var, yerinde olanları var ama yanlış ve eksik olanları da bir hayli mevcut. Sonuç olarak, buna “Katma değer vergisinde reform” dersek, hakikaten teknik açıdan donanımlı olan Sayın Maliye Bakanına ve bürokratlarına ayıp etmiş oluruz. Ben böyle bir nezaketsizliği yapmayacağım. Şunu hepimiz biliyoruz ki reform niteliğindeki bir çalışma vergileme boyutuyla ele alınıp yapılmalıydı, vergilendirme ilkelerine uygun bir biçimde mükellefi, konusu, matrahı ve tarifesi bir bütün olarak ele alınıp getirilmeliydi.

Değerli milletvekilleri, birinci bölümle bağlantılı olarak tasarı gerekçesinde üç başlık öne sürülüyor. Bunlar firmalar üzerinde katma değer vergisi uygulaması nedeniyle oluşan finansman yüklerinin kaldırılması, uygulamada kolaylık sağlama, kayıtlı ekonomiye geçişin teşvik edilmesi olarak ifade ediliyor.

Peki, söz konusu tasarıyla Katma Değer Vergisi Kanunu'nda öngörülen değişiklikler acaba bu gerekçelere ne ölçüde uygun düşüyor?

İlk olarak şu soruyu soralım: Katma değer vergisi firmalar üzerinde finans yükü oluşturur mu? Değerli arkadaşlar, normal şartlarda katma değer vergisinin firmalar için finans yükü oluşturmaması gerekir. Tahsil edilen ve ödenen katma değer vergisinin vade uyumsuzluğu bazen olumlu katkı bazen de olumsuz bir sonuca neden olabilir elbette; uzun dönemde bunun da fazla bir ehemmiyetinin olmadığını ifade etmek istiyorum.

Peki, sorun nedir? Sorun, devreden katma değer vergisi. Bunun nedeni de sadece vade uyumsuzlukları ya da stok devir hızlarının düşük olmasıyla alakalı bir durum değil. Alacak devir hızı tamamen ticari konularla alakalı vadeli satış politikalarından kaynaklanan bir durum. Bunun temel sorunu katma değer vergisinin uygulanmasıyla alakalı. Bugün 140-150 milyar TL civarında bir devreden katma değer vergisinden bahsediyoruz. Normal şartlarda, evet, bu rakam bize neyi gösteriyor? Firmalar üzerinde katma değerden kaynaklı bir finans yükünün olduğunu gösteriyor ki bu rakam da önemli bir rakam. Bu rakamın birikmesinin görünürdeki en önemli sebebi katma değer vergisi indirimleri, istisnaları, alışta farklı satışta farklı tarifelerin uygulanmasıdır. Biliyorsunuz, 1985 yılında katma değer vergisi ilk uygulamaya girdiğinde tek tarife vardı, indirim ve istisna yok niteliğindeydi. Özellikle son yıllarda biz, bu konularda bazı indirim ve istisnalar uyguladık, bazı belki dezavantajlı kesimler için bir teşvik olması niteliğinde bu uygulamaları getirdik. Bunların doğal olarak işletmeler üzerindeki yansımaları farklı oldu ve buralardan kaynaklı olarak katma değer vergisinin kendi mekanizması ve felsefesi içerisinde olması gereken iade sisteminin de işletilmemesinden kaynaklı bu birikimler söz konusu oldu. Dolayısıyla, bunlardan kaynaklanan finansman yükü de işletmeler üzerinde maalesef gerçekleşti. Yani katma değer vergisi uygulamasının esasında böyle bir şeyin olmaması gerekiyordu, iade mekanizmasının işlemesi gerekiyordu. Birinci bölümdeki maddelerde buna ilişkin bir düzenleme var ancak bu düzenleme gerçek anlamda firmaların üzerindeki finansman yükünü alacak durumda değil. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunların üzerinde tekrar çalışılması gerektiğini söylüyoruz. Eğer mümkünse bu maddenin de çekilmesinin faydalı olacağını, üzerinde tekrar bir çalışmayla yeniden getirilmesi gerektiğinin uygun olacağını ifade ediyoruz. Mevcut getirilen uygulamada on iki aylık süre, onun devamındaki altı aylık süre böyle bir yükü yine ortadan kaldıracak nitelikte değil. Stoklarla ilgili yani birikmiş katma değer vergileriyle alakalı olan düzenleme de son derece muğlak, üzerinde detaylı çalışılması lazım.

Bir başka husus, uygulamada kolaylık getirmeyle alakalıydı. Kolaylık getirildi mi? Neden dolayı “kolaylık” deniyor? Bu da 12’nci maddedeki hasılat esaslı vergileme.

Değerli milletvekilleri, katma değer vergisi gerçek usulde hesaplanan bir vergidir. Buradaki maksat, üretim ve dağıtım zincirinin her bir teslim veya ifa aşamasında katılan değerin vergilendirilmesidir. Bu özelliği, katma değer vergisini katma değer vergisi yapan temel bir niteliktir. Bu yöntemin adı üzerinde yazılı, getirilen yöntem “hasılat esaslı vergileme” diyor. Bu bir katma değer vergisi değil, yeni bir vergi, hayırlı uğurlu olsun ama bununla birlikte Katma Değer Vergisi Kanunu’nda yapılan bu değişiklikle belli bir kesim için aslında katma değer vergisini kaldırıyoruz da diyebiliriz, yerine hasılat esaslı yeni bir vergi getiriyoruz. Ayrıca “Mal ve hizmet alımları için söz konusu olan katma değer vergisi ile hasılata göre hesaplanıp vergi idaresine ödenen KDV'yi duruma göre maliyet veya gider yazacaksınız.” diyorsunuz ve bu yöntemi de tercihe bırakıyorsunuz. Şunu açıkça ifade etmek istiyorum ki böyle bir yöntemi kimse tercih etmez. Aslında yapılan düzenlemeyle böyle bir tercihin uygulaması da söz konusu olmayacak -çok özel sebeplerle uygulayanlar elbette olacaktır- sebebi şudur: Uygulamada getirdiğiniz tahsil edilen ya da hesaplanan KDV'yi gelir yazdırıyorsunuz tahakkuk ettiği dönemde ama ödenen katma değer vergisini mahiyetine göre maliyet ya da gider yazdırıyorsunuz. Bunun anlamı, gelir gider eşleştirmesinde dönen farklılıkları ortaya çıkaracaksınız; bu dönen farklılıklar da doğal olarak yıllık gelir vergisinde ya da kurumlar vergisinde firmalar açısından olumsuz bir duruma neden olacak. Dolayısıyla ödenen bir katma değer vergisi eğer demirbaşlara aitse, on yıllık ekonomik ömrü olan bir demirbaşın maliyetine ekleyip on yılda giderleştirilmesi, oturulup düşünülmesi gereken bir durumdur. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, bu yöntemle öyle kolaylaştırma ya da milyonlarca mükellefin sistemin içerisine gireceğini beklemek nereden kaynaklanıyor, gerçekten anlamak mümkün değil. Bir de bunu bilanço esasında defter tutanlara yaygınlaştıracak şekilde Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi de işin ayrı bir sıkıntılı durumu olarak karşımıza geliyor. Kayıtlı ekonomi açısından da burada getirilen herhangi bir yenilik de söz konusu değildir.

Bu maddelerin önemli bir kısmının çekilerek yeniden düzeltilip getirilmesinin faydalı olacağı kanaatini grubumuz adına ifade ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; bir vergi reformundan bahsedilecekse bu reform 80 milyonu ilgilendirmelidir. Ancak konuştuğumuz tasarı yalnızca “yatırım ortamının iyileştirilmesi” gibi adlarla aslında ülkenin yüzde 1’lik kısmını ilgilendirmekte. Ben de bu nedenle ülkenin yüzde 80’ini ilgilendiren başka bir konuyu ele almak istiyorum. Bu hafta, demokrasilerde dördüncü güç olarak anılan “medyanın hâli, pürmelali” üzerine konuşmayı tercih ediyoruz.

Şimdi, birbirinden bağımsız olması gereken yasama, yürütme ve yargının yanında neden dördüncü güç olarak basın anılır? Çünkü en az ilk üçü kadar kamuoyunu etkileme gücüne sahiptir ve dolayısıyla politika ve yasama üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Hükûmetin talimatıyla “AYM kararlarına uymayız, bizi bağlamaz.” diyen mahkemeleriyle yargı nasıl iktidarın elindeyse, Meclis aynı şekilde nasıl yürütmenin emrindeyse dördüncü güç olan medya da aynı şekilde şu anda iktidarın elindedir.

AKP öncesi döneme bakarsak, o dönem için Türkiye egemen medyasının asgari yayın ilkesi gereği olarak, temel olarak “Ordu ne yapsa iyidir.” idi. Şimdi, bir başka deyişle militer hiyerarşi ile haber hiyerarşisi arasında çoğunlukla doğrudan bir paralellik vardı ve örneğin Genelkurmay başkanları ne zaman konuşsa, onların mutlaka yaptığı her açıklama otomatik olarak sürmanşetten verilirdi. Türkiye'de her dönem sermaye medyası güvenlik merkezli bir iktidar paylaşımının da parçası oldu. Bugün geldiğimiz noktada ise medya artık tamamen tekleştirilerek yalnızca iktidarın korunmasına hizmet eder oldu. Aslında medyanın siyaset üzerine etki etmesi gerekirken siyaset elindeki değnekle medyaya etki ediyor. Bu baskıya medya patronları tarafından direnilmemesinin ve direnilememesinin nedeni de aslında medya patronlarının da gazetecilik yapmıyor olmaları; onlar da finans, ulaşım, enerji gibi farklı alanlarda yer aldıkları için çok kolaylıkla işte, devasa vergi cezalarıyla, ihale iptalleriyle kolaylıkla tehdit edilebiliyorlar. Bu sermaye baskısının yeterli olmadığı durumlarda ise kayyum atanmasına kadar gidilebiliyor.

Ülkemizde bir de iktidar ve partiye değil, devlete karşı bir tehdit söz konusuymuş gibi suni korkular yaratılıyor ve darbe senaryolarının sürekli olması sağlanıyor. Bu, Türkiye'nin genel yapısında her zaman yerini bulmuş olan bir şey.

Türkiye'nin iç dengeleri dışında dış dengelerde de ciddi bir uyarı almamasının sebebi ise aslında tüm dünyada var olan medya tekelleşmeleridir. Fakat elbette muhalif medya sadece bu dönem değil, her dönem tutuklama, kapatılma gibi tehditler varken yayın hayatını sürdürmüştür. Bugün yine aynı tehditlerle karşılaşan Özgürlükçü Demokrasi gazetesini de selamlamak isterim.

16 Nisan referandumunda “hayır” diyen bir ana akım medya organı olmadığı gibi Doğan medya da örneğin “hayır”ı hiç anlatmadı, tüm kanallar gibi referandumda Doğan medya da “evet”i pazarladı. Hatırlayın, İrfan Değirmenci gibi bağımsız hareket etmeye çalışan gazetecileri de bizzat Doğan medya işten kovmuştu.

Meselenin ekonomi politiğini de iyi değerlendirmek gerekiyor. Aslında yalnızca medya tekelleşmiyor, saray her şeyi tekelleştiriyor. Doğan medyayı görünürde satın alan sermaye grubunun sadece AKP döneminde 8 yeni iş kolunda faaliyet göstererek büyüdüğünü görüyoruz. AKP döneminde, evet, 8 yeni iş kolunda faaliyet gösterip büyüyor ve AKP döneminde kim AKP'ye yakınsa o, halkın parasıyla büyüyor. Yeri geliyor bir medya grubunu alıveriyor, yeri geliyor kamu mallarını satarak zenginleşiyor. Böylesi büyük bir medya grubunun satın alınması başka bir açıdan da muhalif basını etkiliyor çünkü dağıtım şirketleri de önemli. İki temel dağıtım şirketi var: Biri Turkuvaz medya, Sabah grubuna ait; diğeri ise Doğan grubuna ait YAYSAT. Bunlar öyle etkilere sahipler ki muhalif dergilerin, gazetelerin dağıtılmama riski aynı zamanda ortada duruyor.

Bir diğer nokta da yine bu gruplarda, dağıtım şirketleri, iktidarla tam olarak uyuşmayan veya muhalif bir basın grubunun aslında tirajını gerçeğin altında gösterebilir ya da yandaş medyanın tirajını yüksek gösterebilir. Bu neye yol açar? Basın İlan Kurumundan daha fazla pay almaya. Dolayısıyla kamu kaynakları da yandaş veya kendilerine ait medya tarafından daha fazla kullanılır hâle gelebilir.

Değerli milletvekilleri, sizlere bu medya tekelleşmesinin yarattığı sonuçlardan artık gözünüzü çevirmeyeceğiniz kadar somut örnekler vereceğim. Partilerinizin grup toplantılarını muhtemelen onlarca televizyon kanalında canlı olarak izliyorsunuzdur. Ey AKP, CHP, MHP milletvekilleri, evet, sizlerin grup toplantılarınız farklı kanallarda canlı olarak yayınlanıyor. Peki, bizim, gerçekten, CNN Türk’ün -mesela- yayınladığı son grup toplantımız hangisiydi merak ediyor musunuz? İşte, o son grup toplantımız önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yaptığı konuşmada “Seni başkan yaptırmayacağız.” dediği grup toplantımızdır. Bizim o tarihten beri grup toplantılarımız canlı olarak yayınlanmıyor CNN Türk'te. NTV ise çok daha önce bitirdi. Âdeta bir düğmeye basılmışçasına, Demirtaş’ın o tarihî grup toplantısından sonra CNN Türk de tıpkı NTV gibi HDP'nin grup toplantılarını yayınlamamaya başladı.

Şimdi, bu tarihten itibaren tabii ki HDP’yle ilgili başka kriminalize etme çabaları ve haberler de şu şekilde yer alıyor: Mesela 4 Kasım operasyonunda “HDP’ye terör operasyonu.” Ve bütün o sırada alınan vekillerimizle ilgili bu başlıklar kullanıldı: “HDP'ye terör operasyonu.” Peki, orada kaldık mı? Yok. Daha yeni kongremizden sonra “Terör partisi kapatılsın.” Evet, Pervin Buldan’ın başkanlığından sonra da bu şekilde manşetler atıldı.

Biz, kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyinin toplantılarına her gidiş gelişimizde sevgili Ertuğrul Kürkcü’yle beraber hain ilan ediliyoruz; döndükten sonra böyle başlıklar görülüyor: “TBMM’den 2 hain milletvekili AKPM’de Türkiye aleyhine oy verdirdi.” Şimdi biz buranın kurucusu muyuz, biz buranın kurucu ilkelerini savunuyor muyuz, savunmuyor muyuz? E savunmuyorsak o zaman orada işimiz ne, oradan çıkalım.

Ya da yargı kararları, hakkımızdaki yargı kararları. Bir bakıyoruz, daha biz bu yargı kararından haberdar olmadan… Şu çok tipiktir: Sevgili Ayhan Bilgen kendi kararını daha kendi bilmeden televizyondan izliyor, okuyor burada, diyor ki: “Kars Milletvekili ve Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen tutuklandı.” Ayhan Bilgen bunu izliyor o anda.

Evet, bunun gibi çok sayıda kriminalize etme çabaları var. Ama bunun dışında, evet, bizim RTÜK’e yaptığımız başvurular var. Mesela 3 Ocak 2017’de AKP grup toplantısı 62 dakika, CHP grup toplantısı 20 dakika, MHP grup toplantısı 27 dakika, HDP grup toplantısı sıfır saniye verilmiş ve 3 Ocak 2017’den sonra da TRT’de bunlar aynı şekilde devam ediyor.

Şimdi, 1 Kasım seçimlerindeki canlı yayın sürelerine baktığımız zaman ne görüyoruz? Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan 31,5 saat, Davutoğlu 41,5 saat konuşmuş, Kılıçdaroğlu 6 saat, Bahçeli 2 saat, Demirtaş 18 dakika konuşmuş. Ama etkilemiş mi? Etkilemiş yani, 18 dakika da demek ki yeterli bir süre konuşmak için.

152 saat konuşmuş Erdoğan, 152…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz de konuşun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bitmemiş, doymamış. 152 saat…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Siz de konuşun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Konuşuyoruz da çıkmıyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmayın ya! Özgür Gündem çıkarıyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben birtakım örnekleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkanım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Aynı şekilde, mesela 12 ulusal televizyon kanalında 1-31 Ekim 2015 tarihleri arasında toplam saat: Davutoğlu 310, Kılıçdaroğlu 44, Bahçeli 29, Demirtaş 6 saat.

Şimdi son olarak size referandumla ilgili olanları göstereyim, onlarda da ilginç şeyler göreceksiniz. Bakın, şuradaki sıfırları görüyorsunuz değil mi “Siz de konuşun.” diyenler? TRT’de 1 Mart -15 Nisan arası Cumhurbaşkanı ve danışmanları toplam 3.960 dakika konuşmuşlar, AKP 5.869 dakika konuşmuş, CHP 662 dakika, MHP 159 dakika, HDP sıfır, sıfır konuşmuş arkadaşlar. Bizim söyleyecek sözümüz çok ama yapılan budur. Aynı şekilde, işte, burada da 806 saat konuşmuşlar biz 58 dakika sadece FOX TV’de, o da 14 saniye falan gibi bir yer bulabiliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, son cümlemi tamamlayabilir miyim affınıza sığınarak?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Başkanım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet, en son referandumdan, hani o gerçekten çok çok demokratik olarak gerçekleşen referandumdan örnekler de böyleydi. HDP'nin konuşma hanesinin gene boş olduğunu görüyorsunuz.

Ve ne oldu şimdi? “HDP görmez medya” yarattınız. E peki, halkımız HDP’yi görmez mi oldu? Hayır, halkımız yine HDP’yi görüyor oldu ve biz nerede kalmıştık, ne demiştik? “Seni başkan yaptırmayacağız.” Yine yaptırmayacağız ve üstelik tüm demokrasi güçleriyle beraber daha güçlü olarak, başkan yaptırmayacağız ve hakikaten gerçekler yolunu her zaman bulacak. “HDP varsa umut var.” diyoruz ne kadar susturmaya çalışsanız da. Bunların hiçbiri basın ahlakına da siyaset ahlakına da uymuyor. Birazcık vicdanla bütün bu söylediklerimi dinlerseniz gerçekten anlarsınız.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim sayın Kerestecioğlu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Başkanım, talebiniz mi var?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkanım, çok kısa bir…

BAŞKAN - Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadan mı söz istiyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yok.

BAŞKAN- Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Avrupa Uluslararası Parlamenterler Birliği toplantısında HDP Eş Genel Başkanı Hişyar Özsoy ile AKP Heyeti Başkanı Coşkun Çakır arasında yaşananlara ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Çok yeni bir bilgi edindik, Eş Genel Başkan Yardımcımız Hişyar Özsoy, Avrupa’da Uluslararası Parlamenterler Birliği toplantısında maalesef orada da tıpkı buradaki Genel Kurulda yaşadığımız gibi bir sataşmaya, daha doğrusu bir saldırıya maruz kalmış. Çünkü oradaki AKP Heyeti Başkanı Coşkun Çakır, HDP'li milletvekillerinin terörist oldukları için cezaevinde olduğunu ifade etmiş, sonra bizim Eş Genel Başkan Yardımcımız ve Bingöl Milletvekilimizin konuşması sırasında sataşmalarla sözünü kesmeye çalışmış ve 150 uluslararası delegasyonun tümü, maalesef, bu rezalete tanıklık etmiştir ama bu sataşma ve kavga da tutuklu milletvekilleriyle ilgili karar alınmasını önleyememiştir.

Demem o ki gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisinde nasıl konuşmalarımıza tahammül edilmiyorsa, yalan yanlış bilgilerle halk yanıltılıyorsa, Avrupa’da da bugün bütün dünyaya gerçek yüzlerini göstermişlerdir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekilimiz Sayın Musa Çam'a aittir.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bugün sabah Başbakan Binali Yıldırım Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği üyelerinin olduğu -Sayın Maliye Bakanımız o toplantıya iştirak etti mi, etmedi mi bilmiyorum- toplantıda aynen şunları söyledi: “Yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili 35 maddeyi kesinleştirdik; vergi kanunlarıyla ilgili 96 maddeyi geçirdik; KDV’yle ilgili 33 madde var, görüşülüyor; yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili 67 maddelik bir torba kanunu hazırlandı ve bu, önümüzdeki günlerde de Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilecek.”

Yaklaşık on altı yıldır iktidar - ben de yaklaşık yedi yıldır Plan ve Bütçe Komisyonundayım- buna benzer onlarca yatırım ortamının iyileştirilmesi, vergi kanunu ve ekonominin düzeltilmesi için çeşitli vergi indirimlerinin yapıldığı bir sürü değişiklikleri Parlamentodan geçirdi ama artık hiç dikiş tutmadı ve bu nedenle de şimdi KDV’yle ilgili bir düzenleme yapmaktayız. Adına “vergi reformu” ya da “büyük vergisel düzenlemeler” ne denirse denilsin, vergisel değişikliklerin sınıfsal bir olgu olduğu unutulmadan, en başta, vergi gelirlerini azaltıcı olmaması; tersine, adil bir biçimde vergi gelirlerini artırması ve bu yapılırken de vergi yükünü daha adil dağıtması gerekmektedir. Çünkü aksi bir düzenleme, bütçe açığını artırarak borçlanma, para basma gibi faiz oranlarını yükselten ve enflasyona yol açan, buradan hareketle ekonomik büyümeyi yavaşlatan bir sonuca neden olacağı gibi, bu mali operasyonlar mevcut gelir eşitsizliklerini daha da derinleştirecektir. Bir başka anlatımla, bir vergi reformu kamu gelirini azaltıcı değil, adil bir biçimde daha da artırıcı ya da en azından nötr olmalıdır. Çünkü savaş, OHAL gibi nedenlerden dolayı artan harcamaların yanı sıra yapısal olarak ciddi düzeyde sağlık ve sosyal güvenlik açıkları verildiğinde, bu açıklar yeterli vergi geliriyle kapatılmadığında alternatif olarak geriye borçlanma yolu kalmaktadır; bu da faiz oranlarını ve faiz geliri elde eden rantiyeye yapılan ödemeleri artırarak zenginden yana büyük bir bölüşümle sonuçlanmaktadır.

Vergi oranlarının yüksek olduğu düşünülüyorsa -ki Türkiye’de özellikle KDV, ÖTV ve emekçilerin gelir vergisi oranları çok yüksektir- bu oranların düşürülmesi nedeniyle ortaya çıkacak vergi kaybı ancak vergi tabanının genişletilmesiyle giderilebilir. Bu da adına “vergi harcaması” denilen, bu yılki tutarı 132 milyar lirayı bulan ve asgari geçim indirimi gibi bir uygulama dışında bütünüyle sermaye sahibi zenginlerin yararlandıkları muafiyet, istisna ve indirim gibi kaçakların azaltılmasıyla mümkün olabilecektir.

Bu bağlamda ele aldığımızda yeni düzenleme, sırasıyla, hem vergi gelirlerini azaltıyor hem de sermayeye yeni muafiyet ve istisnalar getirerek mevcut adaletsiz vergi yükünü daha da adaletsiz hâle getirerek emekçilerin omuzlarındaki yükü artırıyor ve neden olacak bütçe açıklarıyla da faizci rantiyeye olan bağımlılığı artırıyor.

Bu düzenleme yasalaştığı takdirde yaklaşık olarak 160 milyara ulaştığı tahmin edilen devreden KDV 2019 Ocak ayından itibaren şirketlere ödenecektir denilmektedir. Ayrıca, bu düzenlemeyle, bugüne kadar birikmiş olan devreden KDV’nin de bütçe imkânları göz önüne alınarak, imalat sektöründen başlayarak ne kadar sürede, nasıl, hangi koşullarda ve hangi sektörlere verileceği konularını belirlemeye Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Diğer yandan, birikmiş KDV’nin ödenebilmesi, vergi incelemesi yapılması şartına bağlanmaktadır. Kamu yararınaymış gibi gözükse de vergi incelemesi şartı geldiğinde işletmelerin, özellikle de küçük işletmelerin olası bir vergi cezasıyla karşılaşma ihtimalini düşünerek ya iade talep etmemeleri ya da maliyeyle, dolayısıyla da siyasi iktidarla iyi geçinmek zorunda kalmaları gerekecek. Bu durum, şirket sahiplerinin siyasal iktidarla ters düşmemeleri gerekeceği anlamına gelmektedir. Nitekim, devreden KDV’nin on iki ay içerisinde indirilememesi hâlinde, bu tarihten itibaren altı ay içinde mükellefe iade edilmesi öngörülürken, bu on iki aylık süreyi yirmi dört aya kadar çıkarmaya Bakanlar Kurulu, altı aylık süreyi de üç aya indirmeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınarak şirketlerin siyasal iktidara olan bağımlılığı gittikçe sağlamlaştırılmaktadır.

Ancak bir başka gerçek daha var; KDV tahsilat oranı 2004 yılında yüzde 83 iken 2017 yılında yüzde 52’ye, cezaların tahsilat oranları ise aynı yıllarda yüzde 57’den yüzde 17’ye gerilemiştir. Yani hâlihazırda tahsili gecikmiş onlarca milyar liralık vergi tahsil edilmezken devreden KDV ödemeleri yapıldığında bunun ciddi bir bütçe açığına yol açacağı kesin. Böyle bir açık ya yeni vergilerle ya da borçlanmayla karşılanacaktır. Seçim atmosferine girildiğinde yeni vergiler koymak siyasal iktidar açısından riskli olacağından borçlanma yoluna gidilecek, borçlanma limitleri artırılacak. Bu da faiz oranlarının daha da artması ve ekonominin daha da zora girmesinin yanı sıra rantiyenin daha da zenginleşmesi anlamına geliyor.

Bu düzenlemenin ilk bölümünde, Türkiye'de özel sağlık kurumlarından sağlık hizmeti alan yabancılara, büyük ölçüde de Araplara, Orta Doğu ülkesi vatandaşlarına verilen sağlık hizmetlerinde normalde yüzde 8 olan KDV sıfır olmaktadır. Bu uygulamanın bütçe açığını, dolayısıyla da borçlanma ihtiyacını artırması gibi etkiler doğurmasının yanı sıra yerli hastaların KDV ödemek zorunda kalmasının kendi yurttaşımız açısından haksızlık olacağı da açık ve nettir.

Yine bu düzenlemeyle, işletme defteri tutan esnaf ile serbest meslek erbabı, mevcut KDV yerine hasılat esaslı vergilemeyi seçebilecek yani alış belgelerindeki KDV'yi doğrudan gider yazıp hasılat belgelerindeki KDV'yi doğrudan gelir yazabilecektir; indirilen veya indirilmeyen KDV, yüklenilen KDV gibi işlerle hiç uğraşmadan, sonradan belirlenecek bir oranda hasılat üzerinden tek bir vergi ödeyecektir. Yani mevcut KDV sisteminde olduğu gibi işletmelerin yarattığı katma değerin vergilendirilmesi yerine bundan tamamen bağımsız ve alakasız farklı bir vergileme getirilecektir.

Diğer bir düzenleme, okul, sağlık tesisi, öğrenci yurdu, çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi, ibadethaneler, yaygın din eğitimi veren tesisler, gençlik merkezleri, gençlik ve izcilik kamplarının ve benzeri binaların bağışlanması hâlinde bu bağışlar hâlihazırda KDV’den istisna tutuluyor. Tasarıda yapılan bu düzenlemeyle bu binaları bağışlamak amacıyla yapanların bu binaların inşaatı sırasında satın aldıkları mal ve hizmetler de KDV’den istisna edilmektedir. Böyle bir uygulama hem doğrudan bir vergi kaybına hem de örneğin büyük inşaat firmalarınca kolayca suistimal edilebileceği için dolaylı biçimde vergi kaçağına neden olabilecektir.

İnşaatta KDV matrahı daraltılıyor. Düzenlemeyle, arsa karşılığı inşaat işlerinde KDV matrahı daraltılmaktadır. Bundan böyle, sahibi olduğu arsayı müteahhide veren arsa sahibi bunun karşılığında sadece aldığı konut veya iş yerleri için KDV ödeyeceğinden ve müteahhit tarafından yapılan işten de arsa payına karşılık konut veya iş yeri teslim olacağından bu düzenlemenin KDV gelirini azaltmasının yanı sıra ciddi sıkıntıda olan inşaat sektörünü rahatlatmaya dönük olduğu ve asıl büyüme stratejisinin konut, emlak, inşaat ve bunu banka kredisi ağıyla kurmuş olan siyasal iktidarın bu stratejiyi sürdüreceği anlaşılmaktadır.

Hâlihazırda kısmi istisna mahiyetinde olan gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejimi kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama, terminal hizmetleri tam istisna kapsamına alınmaktadır. Bu düzenlemede vergi gelirlerinin azalmayla sonuçlanacağı açık ve nettir.

Yine, bu düzenlemelerin içerisinde AR-GE yenilik ve tasarım faaliyetlerine yönelik makine teçhizat alımlarına katma değer vergisi istisnası getirilmektedir. Bu düzenlemenin de vergi kaybına neden olacağı çok açıktır.

Mevcut mevzuat uyarınca deprem, sel gibi doğal afetler ile Maliye Bakanlığının mücbir sebepler olarak kabul ettiği sebepler nedeniyle zayi olan malların KDV’si indirime konu edilebiliyor. Tasarıyla amortismana tabi iktisadi kıymetlerin zayi olması durumunda yüklenilen katma değer vergisinin kalan kısmına ilişkin indirimine de imkân sağlanmaktadır.

Şu ana kadar, işletmelerde yıl bittikten sonra gelen faturaların, yasal olarak kanunen defter kayıtlarına işlenmedikleri için KDV’sinin indirilmesi mümkün değildi. Artık bu düzenlemeyle KDV’nin takip eden yılın sonuna kadar indirilebilmesine imkân sağlanmaktadır. Keza ihracatçılar için de KDV iadesi sürelerinin kısaltılacağı hükmü yeni düzenlemede yer almaktadır. Böylece ihracatçılar açısından finansman yükü ortadan kalkarken yeni bir finansman kaynağı imkânı doğmaktadır. Bundan böyle serbest muhasebeci ve mali müşavirler KDV iadelerine dayanarak teşkil edecek raporları düzenleyebileceklerdir. Bunlar siyasal iktidar ile çeşitli sektörler ve meslekler arasındaki simbiyotik ilişkiyi güçlendirirken kamu finansmanı üzerindeki yükü artıran düzenlemeler olarak tarihe geçecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle KDV’nin indirilmesi, KDV’yle ilgili yapılacak bu düzenlemeler kimi sanayici iş adamlarımıza birtakım kolaylıklar getirecektir ama bizler genel olarak vergilerden vazgeçiyoruz ve önümüzdeki süreçte ciddi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalacağız. Özellikle bizim, vergilerde ciddi anlamda bir düzenleme yapmamız gerekiyor.

Gelir vergisinde, kurumlar vergisinde, KDV’de ve ÖTV’de ciddi anlamda, yeni baştan, baştan sona kadar düzenleme yapmamız gerekirken bu tip palyatif tedbirlerle ekonomiyi iyi bir noktaya götürmek mümkün değildir. Bu nedenle bu konudaki eleştirimizi yapıyoruz ama doğru maddelerde de gerekli desteğimizi vereceğimizi söylüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk konuşma Adana Milletvekilimiz Sayın Meral Danış Beştaş’a aittir.

Sayın Danış Beştaş, süreniz beş dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, medya gündemini biraz daha açmak istiyoruz. Gerçekten Türkiye’de bir medya var mı, Hükûmetten bağımsız yayın yapabiliyor mu? Bunları aslında hepimiz biliyoruz ama buradan da halkımıza anlatmak istiyoruz. Özellikle televizyonları başında bizi izleme olanağı bulan yurttaşlara, lütfen medyada gördüklerinize inanmayın, burada anlatacaklarımı bir değerlendirin demek isterim.

Evet, 5 çeşit medya var. Bir, havuz medyası; orada HDP düşman, onu izlediğinizde görürsünüz. İkincisi, sosyal medya var, ak trollerin denetiminde tam anlamıyla bir linç kültürü var; her yazdığımız mesajın altında yüzlerce küfür, hakaret, tehdit, şantaj içerikli mesajlar var ve nefret dili sonuna kadar kullanılıyor. Ak troller zaman zaman işlerini aksatsa da genellikle önemli günlerde ortaya çıkıyorlar.

Ana akım medya… Gerçi şu anda ana akım da kalmayacak, Doğan medyanın satılmasıyla birlikte artık o da havuza düştü, havza düştüğü için o da aynı dili kullanacak. Ana akım medyada ise HDP’siz dünya var; görmüyorlar, duymuyorlar ve bilmiyorlar; üçüncü parti diye bir parti yok, 7 milyon seçmeni yok, milletvekilleri yok; bu ülkede onları destekleyen kimse yokmuş gibi davranıyorlar; saatlerce açık oturumlarda bizi bizsiz tartışıyorlar, HDP'yi HDP olmadan tartışıyorlar ve biz telefonla bağlanmak istediğimizde bile bizi bağlamıyorlar, cevap hakkımızı bile kullanamıyoruz ve onların sunusuyla devam ediyor.

Devlet medyası var bu arada, TRT. TRT alenen suç işliyor, tartışma dışı söylüyorum. TRT yurttaşların vergisiyle ayakta duruyor, yayın yapıyor; HDP'liler de vergi veriyor, hepimiz vergi veriyoruz. Bize oy verenler vergi vermiyor mu? Resmî kanal olduğu için TRT’de biz sıfır saniye, sıfır dakika görünüyoruz. Hiçbir şekilde TRT’de yokuz; vergi veriyoruz, vergi var ama HDP yok, yurttaşlar görünmez kılınıyor.

Bir tek alternatif basın olarak ne kalıyor? Sosyal medya platformları kalıyor ve yasaklarla birlikte orada ulaşılabildiği müddetçe kısmen sağlıklı bilgilere ulaşılabiliyor. Peki, nedir bunun adı? Bunun adı aslında AKP kendi medyasını oluşturuyor, kendi sözünün dışında söz söylenmesine izin vermiyor. Yaptığımız suç duyuruları var sayısız, hedef gösteren, şiddet dili kullanan, nefret içerikli açıklamalarda bulunan manşetlerle ilgili yaptığımız suç duyurularının hiçbirine soruşturma açılmadı, hepsi takipsizlik kararıyla neticelendi. Aynı cümlelerle başkasına ceza veriliyor ama bizim yaptığımız suç duyuruları dikkate alınmıyor. Tıpkı, Grup Başkan Vekilimiz Ahmet Yıldırım’ın söylediği “Padişah bozuntusu” sözünün mahkemelerde beraatle sonuçlanması ama kendisine HDP’li kimliğinden dolayı ceza verilmesi ve vekilliğinin düşürülmesi gibi.

Bu basın ve yayın organlarında 4 Kasım darbesi ve bize yönelik saldırılar bakın nasıl lanse ediliyor: Evet “Cumhurbaşkanı: Vekil değil terörist. Manşete çıkarılmış. Başka bir başlık, Sayın İdris Baluken, hepinizin çok yakından tanıdığı, burada yıllarca grup başkan vekilliği yapan, siyaset yapan bir arkadaşımız. Kendisinin gözaltına alındığı gece “HDP’ye terör operasyonu.” diye bir manşet atmışlar. Yine, Ziya Pir, burada sayın milletvekilimiz, kendisine yönelik “Ziya Pir. HDP’ye terör operasyonu.” algı yaratılacak ya, sonra “Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.” küçük puntolarla. Başka, bir manşet: “Teröristsin, işte belgesi.” Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş’ın hedef gösterildiği sekiz sütuna manşet haberlerden başka bir tanesi. Yine “Sokağa çağrı bizzat MYK tarafından yapıldı.” Bunlara gazete denilemez, bunlar AKP’nin bildirgeleri; tabii, konuşmalar aynen basına yansıtılıyor. “PKK’nin üst aklı Mecliste.” Sayın Sırrı Süreyya Önder’e yönelik bir manşet de var. Bu da bizim. Kongrede gelenleri selamladığımız, benim, Filiz Hanım’ın da içinde yer aldığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkanım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şurada fotoğrafın güzelliğine bakın; gülerek, büyük bir duygusallıkla kongreye gelen on binlerce partilimizi selamlıyoruz. Nasıl? “HDP kongresinde skandal sözler.” Hadi bu yumuşak, peki küçük yazıda ne var? “Hainliklerini bir kez daha kanıtladılar.” Bizim fotoğrafımız, selam veriyoruz, kongredeyiz. Genel kurulumuzu, kongremizi yapıyoruz; hainlik yapıyormuşuz. Ne hainliği yaptık? O hainlik, size göre, on binlerce -50 bin- insanın bütün engellemelere rağmen kongreye gelmesiydi.

İşte, medya ve manşetler bu şekilde işletiliyor ve HDP’ye yönelik bu dil kesinlikle ustaca bir çalışmanın -tırnak içinde- algı yaratmanın, bu konuda çok emek verdiklerinin başka bir örneği aynı zamanda.

Diğer konuşmalarda bu işin bir de yasalar karşısındaki durumunu da sizlerle paylaşacağız.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Turan...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söyleyeceğim. Öncelikle, AK PARTİ Hükûmeti, iktidarı, grubu basınla ilgili özgürlükte en çok bedel ödeyen grup. Şimdiye kadar basınla çarpışa çarpışa nasıl geldiğimizi tüm kamuoyu bilir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Bütün basını aldınız ya. Hangisiyle çarpışacaksınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – HDP sözcüsü müsünüz? İzin verin ya!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özcan...

Buyurun Sayın Turan, Genel Kurula hitap ediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Eğer manşet yarıştıracaksak bizde de fazlasıyla manşet var. Eğer manşet yarıştıracaksak bu kürsüye yakışmayan manşetler de var. Biz zamanında “Sırtımızı PYD’ye dayadık.” diyenleri de “PKK sizi tükürüğüyle boğar.” diyenleri de hepsini gördük. Mahkeme kararlarını buraya getirip de AK PARTİ yapmış gibi ifade etmek doğru değil diye düşünüyorum.

Televizyonlarda saz çalarken iyiydi basının tarzı ama yer vermeyince kötüdür tarzını da basına engel olmanın bir başka tarzıdır diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – İbrahim Kalın çalıyor, olmuyor ama.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın grup başkan vekili…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Güzel çalıyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Olmuyor işte.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Olmuyor mu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – …açıkça grubumuza sataşmıştır benim konuşmam üzerinden.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İbrahim Kalın’ın söylediğini ifade ettiler.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Başka şey çalmıyor ya, işte o önemli. Saz çalıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Saz çalarken.” diyerek Demirtaş’ı, yine Yüksekdağ’ı açıkça hedef göstermiştir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Danış Beştaş.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçekten dinlerken gülmekten kendimi alamadım, burada kahkaha atabilirim emin olun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok güzel, gülün.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sizin döneminizde basın ne kadar özgür değil mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ya, bugün kayyum atadınız Özgürlükçü Demokrasi’ye. Gece üçte bastınız o medyayı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi medyayı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şu anda Türkiye'de basın ve yayının özgür olmadığını sağır sultan bile biliyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu medyayı mı? Hangi medyayı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bari bu konuda komik duruma düşmeyelim. “Biz basını kontrol ediyoruz çünkü bizim yaptıklarımız kamuoyuna yansırsa biz bu ülkede sükûneti sağlayamayız.” deyin…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu mu medya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – …biz de kabul edelim çünkü bu düşmanlaştırıcı dil, bu ötekileştirici dil, ne size ne bize kazandırıyor.

Bizim buradan anlatmak istediğimiz… Saz çalmaktan niye rahatsız oluyorsunuz ya? Demirtaş çok güzel saz çalıyor, şu anda da saz çalmaya devam ediyor. Siz de çalın, saz çalmaya düşmanlık etmeyin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O çalsın, siz söyleyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Çalamadığınız için kıskanıyorsunuz gerçekten. Bence siz de çalın sazı. Ayrıca sözleri bu kadar çarpıtmanın da anlamı yok.

Yargı kararları, yargı kararları değildir. Yargı kararları tümüyle Hükûmetin talimatlarıyla, emirleriyle ve işaret göstermesiyle veriliyor. Siz demin “tükürük” dediniz ya, “Sırtımızı yaslıyoruz.” dediniz ya, bir yıl boyunca televizyonlarda, havuz medyasında “teaser” olarak geçti biliyor musunuz? Mahkemeler talimatı aldı ve hemen ceza verdiler ve gerekçeye de buradaki sözleri yazdılar. Size gerekçeli kararları getirebilirim. Yani gerçekten, bu konuda kendinize iftira etmeyin, çok başarılısınız yargıyı denetlemekte de basını denetlemekte de kontrol etmekte de. Yani bu konuda Goebbels’i ya da Vietnam’daki yönetimi aşacak bir noktaya ulaştınız, sizi tebrik ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Bunu siz mi söylüyorsunuz ya?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Anlayamadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – AK PARTİ iktidarı döneminde basının özgür olmadığıyla ilgili iddialarda bulundu sayın konuşmacı, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz iktidarı eleştiriyoruz.

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanun KDV’yle ilgili kanun. Soğuk akılla, sağduyuyla “Mecliste polemik olmasın, gerilim olmasın, kanunu görüşelim.” talebimize rağmen…

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Aceleniz ne?

BÜLENT TURAN (Devamla) – …her çıktıklarında ısrarla, sadece belli bir terör örgütünün, PYD’nin sözcüsü gibi davranan, basınla ilgili ticari ilişkileri Hükûmetin talebi gibi ifade eden konuşmalara dünden beri şahitlik yapıyoruz. Fakat cımbızlayarak bazı manşetleri ortaya koyup esas suçluları kapatan manşetleri ortaya koymamanız çok akıllıca gözüküyor ama öyle değil. Yani, tüm kamuoyu sizin terörist cenazelerine gitmeyi bir görev bildiğinizi görecek, bunu haber yapan gazeteler sorun olacak.

Siz saz çalmaktaki eleştiriyi, güya bizim katılmadığımız şeklinde ifade edeceksiniz… Mesele saz çalmak değil, televizyonda saz çalıp da ardından silahlara susturucu olma görevini üstlenmeniz, mesele bu. Siz saz çalın, Parlamentoya gelin, ifadelerinizi en rahat şekliyle ortaya koyun diye bu millet bedel ödedi, sabretti, birçok görüntüye, birçok sıkıntıya rağmen alttan aldı, idare etti “Yeter ki kan akmasın.” dedi. Ama herkese saldıran, her şeye kızan, Afrin’e demedik laf bırakmayan sizler, şimdiye kadar, bu kürsüden çıkıp da bir kez olsun “PYD yanlış yapıyor.” “PKK terör örgütüdür.” “Dağa öğrenci göndermeyin, dağa genç göndermeyin.” diyemediniz. Ben duymadım Sayın Danış Beştaş. Şimdiye kadar bir kez “PKK terör örgütüdür, lanet olsun!” diyebildiniz mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Konumuz bu mu? Medya, medyaya gel.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bir kez “Ey millet, kanı durdurmak için Hükûmet büyük adımlar attı. Yapmayın, bu ülkede kardeş kanı akmasın.” diye siz de aynı şekilde dönüp diyebildiniz mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Her gün söylüyoruz, her gün bunu söylüyoruz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – O yüzden bir daha söylüyorum: Star gazetesine konan bombada da kimin olduğunu, MLKP’nin gidip de tebrik edildiğini biliyoruz. Onun dışında, benzer ifadelerle Sabah gazetesinin manşet olduğunu biliyoruz.

Sizi öven gazete olunca iyi, aleyhinize olan kötü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bizi öven bir gazete yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bizi öven bir gazete yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) – …bu doğru bir yaklaşım değil Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Öyle bir gazete çıkıyor mu Türkiye’de?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Turan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, yine partimize çok açık sataşmalarda bulunmuştur. Bu nedenle sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Siz mi istiyorsunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, ben istiyorum.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Saz çalamıyorlarsa ut çalsınlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sazı alkışlıyoruz “Güzel çalıyor.” dedik.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Ut çalın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Saz çalsın ama teröre “dur” desin, silaha “dur” desin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz her gün bu çağrıyı yapıyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sazla ne alakası var cezaevinin?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

3.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bakın, Wilson yönetimi diyor ki üç adımlı propagandayla: “Düşmanı kana ve özgürlüğe aç, çılgın zalimler gibi gösteren anlatıların üretilmesi ve yayılmasıyla halkı korkutmak, paylaşılamayacak kadar saldırgan hikâyeleri dolaşıma sokup benzer bir hiddetle bu hikâyelere yanıt vermek yani aslında propagandayla bir algı yaratmak.” Siz bunu yaptınız. Biz çok net bir şey söylüyoruz. Bakın, ben size gösterdim; TRT diyorum, TRT, T-R-T, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, vergi verdiğimiz kurum, değil mi? Ne diyorum, ne görüyorsunuz burada siz? Canlı yayın program süreleri diyorum. HDP sıfır, sıfır. Bizi beğenen, beğenmeyen diye bir şey yok; suç bu, suç. RTÜK’e başvuruda bulunmuşuz. Siz kalkıp da devam eden yargılamalarla, davalarla ilgili konuşmayı her zaman kendinize şiar edinmişsiniz çünkü…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz söylediniz, yapmayın Filiz Hanım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) –… konuyu alıp alıp, işte, aynı o Wilson prensipleri gibi bir algı yaratıp “HDP suçlu, suçlu, suçlu” bunu halka işlediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, manşet gösterdi, ben ona cevap verdim.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Gündeme gelelim ya, KDV’yle ilgili görüşlerinizi öğrenmek istiyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Şimdi “Avrupa Konseyine gidiyoruz.” diyorum, Avrupa Konseyine, bakın, anlamadıysanız tekrar gösteriyorum. “Avrupa Konseyinden dönüyoruz.” diyorum, normal bir konuşma yapıyoruz, Genel Sekretere soru soruyoruz, arkasından “hain” diyorlar. “Ya, daha yargı kararı…” diyorum, yargı kararı. “Daha kendisi öğrenmemiş Ayhan Bey’in.” diyorum. Az önce de çok inandırıcı konuşmuşum, annesi aramış “Yeniden mi tutuklandın?” diye Ayhan Bey’i bu arada. Gerçekten, kendisi kalkıyor, oradan öğreniyor, televizyondan. “Tutuklandı.” diyor, tutuklanmamış daha, seyrediyor, televizyonu seyrediyor.

Şimdi, bütün bunlar ortadayken yani siz, HDP konuşan bir basın ve birtakım adamlar –üstelik erkek erkeğe muhabbet sürekli- çıkartılmış oraya, bir tek HDP’li yokken ya, bundan hiç mi hicap duymuyorsunuz, hiç mi hicap duymuyorsunuz? Bizim konuştuğumuz konu bu, tamam mı? Hani, bir daha söylüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terörle aranıza mesafe koyun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ama İbrahim Kalın iyi saz çalamıyorsa bizim yapacağımız bir şey yok, kusura bakmayın. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – “Sırtımızı teröre dayadık.” demeyeceksiniz o zaman “PKK’ya dayadık.” demeyeceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şahıslar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini başlatacağım.

Sayın Arslan, buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum: Görüşmekte olduğumuz -535 sayılı- katma değer vergisinde değişiklikler yapan bu tasarı sonucunda, kamunun etkin, adil, şeffaf vergi toplamasına fayda sağlanacak mıdır?

İki: Bu tasarıyla belli sektörlere KDV istisnası, muafiyet ve vergi iadesi avantajı tanımaya devam edildikçe vergilendirme konusu gerçek amacından sapmayacak mıdır?

Üç: KDV’de yapılmak istenen bu değişikliklerle sistemi istisnalarla doldurmak yerine vergi oranlarını topluca indirmek ve tahsilatı kolaylaştırmak daha uygun olmayacak mıdır?

Dört: Yüksek teknoloji üretimini ve yerli üretimi artırmak için daha düşük KDV alınarak desteklemeyi düşünüyor musunuz?

Beş: Vergi reformunu önüne çıkarmayan bu KDV yasa tasarısı kayıt dışı ekonominin devamına olanak sağlayacaktır. Bu konuda yeni bir düzenleme düşünüyor musunuz?

Altı: Vergilendirme sistemimizde ÖTV’nin KDV’si alınmaktadır. KDV’nin malın değeri üzerinden alınmasına ne zaman başlayacaksınız? ÖTV’den KDV almaktan vazgeçin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, TÜRK-İŞ araştırması 2018 Mart ayı sonucuna göre 4 kişilik ailenin açlık sınırı 1.663 TL oldu. Yoksulluk sınırı 5.416 TL olarak açıklandı. Mutfak enflasyonunda artış aylık yüzde 1,60 ve on iki aylık yüzde 12,29 olarak belirlendi. Bir kişinin aylık geçim maliyeti 2.055 TL olarak ifade edildi. Her gün gelen zamlarla bu rakamlar da her gün katlanıyor. Büyük mağduriyet yaşayan esnaf, işçi, emekli, memur ücretlerinde bir iyileştirme düşünüyor musunuz?

Emeklilikte yaşa takılanlar yıllardır mağdurdur. 2018 olsun bir umut vermek mümkün müdür?

2018 yılında kaç öğretmenin, kaç sağlık çalışanının göreve başlatılması düşünülmektedir?

Taşeronlara kadro verilenlerin sayısı kaçtır? Kadro verilmeyen onca taşeronun durumu ne olacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, daha önce bu konuyu onlarca defa dile getirmiştim, bir kez daha dile getiriyorum: Hatay’da hazine arazileri üzerinde ev yapan vatandaşlarımız ciddi anlamda mağdur. Bütün Türkiye'de hazine arazileri satışı olmasına rağmen Hatay'da bir şerh var. Neden? Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı. Daha önce ifade etmiştim, sadece şunu istiyoruz: Hatay’da hazine arazileri üzerinde ev yapan vatandaşlarımız otuz yıldır, yirmi yıldır ecrimisillerini ödemelerine rağmen tapuları verilmiyor. Bir kez daha buradan ifade ediyorum ve talep ediyorum, AK PARTİ Hatay sayın milletvekillerinden de destek istiyorum: Gerçekten, vatandaşlarımız mağdur. Hatay halkı ikinci sınıf değil, olmamalı. Bir kez daha bunu Bakanlar Kurulunda değerlendirmenizi talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Sayın Şeker? Yok.

Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu verilerine göre sadece 2018 yılının ilk iki ayında 20 bini aşkın esnafımız iflas etti. Son dört yılda iflas eden esnaf sayısıysa 430 bini aşmış durumda. Ekonominin temelini oluşturan KOBİ’ler ile esnaflarımız borç batağında. Ekonomiden sorumlu bakan iş dünyasına “Aman borç almayın, ortak alın.” derken Hükûmetin geçtiğimiz günlerde ciddi bir borçlanma yoluna gitmesi büyük bir çelişkidir. Dolar her gün rekorlar kırarken, işsiz sayısı 3,5 milyona dayanmışken, enflasyon çift hanelerdeyken rakamlarla oynayan iktidarın pembe tablolar çizmesi gerçekleri gizlemeye yetmiyor. İş dünyası piyasaları rahatlatacak ekonomik ve siyasi adımların atılmasını bekliyor Hükûmetten.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Sayın Özdemir, buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Altı yıl çakılı görev yapan sözleşmeli öğretmenlerin eş durumu, özür tayini taleplerini ve mağduriyetlerini geçtiğimiz hafta gündeme getirmiştim Sayın Bakan. Bu talepten sonra sözleşmeli sağlıkçılar da bana ulaşıp sorunlarını gündeme getirmemi ve size iletmemi istediler. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 4/B maddesi ve 663 sayılı KHK 45/1 maddesine tabi çalışan sözleşmeli sağlık personelleri de altı yıl boyunca atandıkları kurumdan tayin isteyemiyorlar. Aile bütünlüğünün olmaması nedeniyle aile düzenlerinin bozulduğunu, eşlerinden, çocuklarından ayrı kaldıklarını, en önemlisi, çalışma performanslarının düştüğünü paylaşarak altı yıllık süre konusunda çalışmanın yapılması ve kamudaki statü farklılıklarının yarattığı mağduriyete de son verilmesi taleplerini sizin aracılığınızla ben de Hükûmete iletiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de Sayın Bakana doğrudan sormak istiyorum. Sayın Bakan, benim anlamakta güçlük çektiğim bir şey var. Şimdi, yıl 2002, 2002’de petrolün varili uluslararası piyasada 125 Amerikan dolarıymış ama o zaman Türkiye’de benzin fiyatı 0,98 sent yani 1 dolar bile değil. Şimdi uluslararası piyasalarda petrolün varil fiyatı 60 dolarlar civarında yani yarıya düşmüş ama Türkiye’de 1,5 dolara yani 6 liraya çıkmış benzin fiyatı. Ben, bunu hiçbir mantıkla izah edemiyorum, ekonomist değilim, hukukçuyum. Siz ekonomistsiniz, bunu topluma nasıl anlatacaksınız merak ediyorum.

Bu vesileyle şunu da sormak istiyorum: Petrol fiyatlarını aşağı çekmek için vergilerde bir indirim yapmayı Hükûmet olarak düşünüyor musunuz düşünmüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Kocaeli ili 2017 rakamlarıyla 79 milyar TL vergi tahakkuk etmiş, yüzde 92’yle de vergi tahsilatı yapılan 1’inci il olmuştur yani Türkiye’de ödenen vergilerin, tahsil edilen vergilerin yaklaşık yüzde 11,5’u, yüzde 12’ye yakınını Kocaeli ilinden almışsınız. Bunu alırken Kocaeli’ye 2018 yılı için kamu yatırımı olarak öngördüğünüz rakam sadece 451 milyon lira, o da yüzde 0,2 gibi bir rakama tekabül ediyor. İllerle karşılaştırdığımızda, 81 il içerisinde Türkiye'de en çok vergisini ödeyen 2’nci il Kocaeli’yi en sonuncu il olarak görüyoruz. Bu problemin çözümü için veya Kocaeli’deki problemlerin çözümü için Kocaeli’nin hakkı olan vergiden alacağı payı ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz? Bununla ilgili ne gibi bir çalışmanız var?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akar.

Sayın Yurdakul…

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, uzun yıllardır sağlık çalışanlarının beklediği yıpranma payını verecek misiniz?

İkinci sorum: Sağlık çalışanlarının hem çalışırken…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Tanju Bey’in sorusuyla ilgili bir tüyo vereyim: Enerji Bakanlığının çıkardığı bir kitapçık var...

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bir saniye ya!

BAŞKAN – Rica ediyorum Sayın Akar…

Sayın Yurdakul, buyurun.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – O zaman baştan sorayım: Sağlık çalışanlarının uzun yıllardır beklediği yıpranma payını onaylayacak mısınız Maliye Bakanı olarak?

İkincisi: Sağlık çalışanlarının çalışırken aldıkları maaşlarının ve özellikle emeklilik anında aldıkları maaşlarının artışını onaylayacak mısınız?

Üçüncüsü: Sağlık çalışanlarının çalışırken aldıkları döner sermayenin emekliliğe yansıtılmasını Maliye Bakanı olarak onaylayacak mısınız?

Dördüncüsü: Yardımcı sağlık personeline bu yıl için vermiş olduğunuz 27 bin kadro haricinde başka bir kadro temini sağlayacak mısınız çünkü inanın sayıları 470 bini bulmuş vaziyetteler?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdakul.

Son soru Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Erdemli Arpaçbahşiş beldesinde, Başbağlar katliamından sonra yaklaşık 2.500 dönüm arazi Başbağlar’da hayatta kalan köylülerin Erdemli’ye gelip yerleşmeleri için tahsis edilmiştir. Yalnız, Başbağlar köylüleri Erdemli’ye gelip yerleşmemişlerdir. Bu arazinin vasfı 2/A’dır. Daha sonradan bu araziye Erdemli Arpaçbahşiş’te yaşayan vatandaşlarımız yaklaşık 500 tane ev yapmıştır, çoğunluğu iki katlı olmak üzere ve 2.500 dönüm arazinin tamamı da şu anda narenciye bahçeleriyle doludur. Yalnız, şu anda, burası, tahsisin iptal edilmesinden dolayı tekrar orman olmuştur. 2/A iptal olmuştur ve orada yaşayan yaklaşık 3 bin kişiye evlerini terk etmeleri ve arazileri terk etmeleri için tebligat yapılmıştır. Şu anda Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda konuşulan, bazı orman arazilerinin orman dışına çıkartılabilmesiyle ilgili kapsam içerisine bu Arpaçbahşiş beldesinin alınmasını ve yaklaşık 500 tane binanın kurtarılarak bina sahiplerine iade edilmesini temenni ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, soru işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi Sayın Bakan bu sorulara cevap verecektir.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Arslan, şu anda görüşülmekte olan Katma Değer Vergisi Kanun Tasarısı’na ilişkin birtakım değerlendirmeler yaptı, önerilerde bulundu. Şunu baştan ifade etmek lazım: Bu kanun tasarısı hazırlanırken, hemen hemen, ekonomiyle ilgili, iş hayatıyla ilgili bütün sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yapıldı, yazılı olarak görüşler toplandı, Katma Değer Vergisi Kanunu’na ilişkin çok kapsamlı toplantılar yapıldı, diğer ülke örnekleri incelendi, mevcut kanunun uygulanmasında karşılaşılan sorunlara ilişkin çok kapsamlı farklı toplantılar tertip edildi. Esnaf odalarına gidildi, sanayi odalarına gidildi, gerçekten KDV konusunda çok kapsamlı değerlendirmeler yapıldı, mevcut kanunun sorun oluşturan alanları tek tek tespit edildi. 1985 yılında yürürlüğe giren bu kanunun otuz üç yıl sonra bugünkü ihtiyaçları karşılamadığı alanlar belirlendi ve bugün Genel Kurulumuzun huzuruna getirilen kanun tasarısı oluşturuldu. Bir kanun toplumun beklentilerini karşılıyorsa, toplumun istemlerine, gelecek taleplerine karşılık getiriyorsa, onların işlerini kolaylaştırıyorsa, onların ihtiyacı olan konulara çözüm getiriyorsa, sistemi önemli ölçüde temel parametreleri itibarıyla değiştiriyorsa bu bir reformdur. Sizin veya benim bu kanuna “reform” dememizin bir önemi yok. Vatandaş bu kanuna ihtiyaç penceresinden bakıyor ve bu kanun tasarısı kamuoyuyla paylaşıldığında, gerçekten, geniş toplum kesimlerinden ve ekonomiyle ilgili çevrelerden, vatandaşlarımızdan, esnafımızdan, iş adamımızdan, sanayicimizden büyük teveccüh gördü. Toplum bu yasayı bekliyor. Bir an önce yasalaşması konusunda da büyük bir beklenti var. Bu açıdan meseleye reform meselesi olup olmadığı noktasında bakmak yanlış olur.

Ayrıca, daha önceki yaptığım açıklamalarda da söyledim, Katma Değer Vergisi Kanunu’na ilişkin Maliye Bakanlığı olarak yaptığımız çalışmalar sadece bu kanun tasarısından ibaret değil. Bundan önceki dönemde de zaman zaman ekonominin ihtiyaçlarına bağlı olarak birtakım istisna düzenlemeleri, indirim düzenlemeleri yaptık, Bakanlar Kurulu kararlarıyla vergi indirimleri yaptık. Bugün şaşırıyorum. AK PARTİ hükûmetleri döneminde on beş yıl boyunca, on altı yıl boyunca eğitimden giyim kuşama, turizmden sağlığa, temel gıda maddelerine kadar vergi oranlarında önemli indirime gidildi. Bugün birçok alanda vergi oranları indirildi. Ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yerli üretimi artırmak amacıyla yatırım amaçlı, üretim amaçlı KDV oranlarında indirimlere gidildi. Dolayısıyla, burada getirilen tasarı hazırlanırken Katma Değer Vergisi Kanunu’nda düzenlenmesi gereken indirim ve istisnalara ilişkin hiçbir çalışma yapılmadığı şeklindeki değerlendirmenin de haksız bir değerlendirme olduğunu söylemek isterim. AK PARTİ hükûmetleri döneminde Katma Değer Vergisi Kanunu’na ilişkin olarak ne zaman bir ihtiyaç ortaya çıkmışsa bugüne kadar yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Biliyorsunuz, vergi oranları tek başına kanunla düzenlenmez. Katma Değer Vergisi Kanunu standart bir oran belirler, Bakanlar Kurulu bu standart etrafında oranları farklılaştırabilir. Daha önce de açıkladım; Bakanlık olarak şu anda katma değer vergisi oranlarına ilişkin bir etki analizi çalışması yapıyoruz. Bu çalışmada da her zaman için bugüne kadar yaptığımız bütün indirimleri de dikkate alarak varsa diğer indirimleri de yaparız.

Bir de değerli arkadaşlar, sürekli eleştirmek “Şu yoktu, bu yoktu.” demek kolay da bir de öneri getirin, onu da dinleyelim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Getirdik öneri.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani somut bir öneriniz varsa… Sadece teorik önerilerle olmuyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dinlemiyorsunuz, getiriyoruz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kanunun matrahına girmekle, oranına girmekle, efendime söyleyeyim, istisnalarına değinmekle bu işler olmuyor, topluma dokunan, toplumun ihtiyaçlarını içeren öneriler getirin. Öneri getirmeyen, içi boş söylemlerle, toplumun bu kadar benimsediği bir kanun tasarısını haksız yere eleştirmenizi de yadırgadığımı söyleyeyim.

Sayın Gürer memur, işçi emeklilerine ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Yani saygıyla karşılıyorum. Biz AK PARTİ hükûmetleri olarak her zaman için çalışanlarımızın, emeklilerimizin, işçilerimizin refah seviyesinin artırılması, gelirlerinin artırılması konusunda bugüne kadar önemli düzenlemeler yaptık. Bugün bir memurun, bir işçinin, bir emeklinin eline geçen net maaş, enflasyonla mukayese edin, başka şeylerle mukayese edin, 2002’nin çok üzerindedir. Hükûmet olarak bir taraftan ekonomiyi büyüttük, bir taraftan da tüm sosyal kesimlerin refahını artıracak adımlar attık. Bunlardan da çalışanlar paylarını aldılar, daha da artıracağız. Her zaman için biz çalışanlarımızın yanında, ülkenin ihtiyaçlarına uygun olarak ne gerekiyorsa yaparız.

Sayın Topal, Hatay’la ilgili konuyu karşılıklı konuşuyoruz, çözüm üretmeye çalışıyoruz. O konuda zaman zaman sizlerle istişarelerimizi yapmaya devam edeceğiz.

Sayın Çamak iflaslardan bahsetti. Benim bildiğim, iş hayatı içerisinde iş yerleri açılır, kapanır yani her iş yerinin kapanması bir iflas anlamına da gelmez. 2017 yılına ilişkin büyüme rakamları yarın açıklanacak. Türkiye ekonomisi, 2017 yılı sonu itibarıyla yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme kaydetti. Yaklaşık 1 milyon 500 bin, 1 milyon 600 bin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Biz niye göremiyoruz Sayın Bakan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede Sayın Bakan, nerede? Vatandaşın cebi delik.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – E, görmek için göz lazım. Gözlük var ama ona rağmen göremiyorsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Var, var. Sende de var ama sen farklı yerden bakıyorsun, ben farklı yerden bakıyorum.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, göz de var, gözlük de var ama büyüme yok, büyüme.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Büyüme yok ortada.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, gören görüyor, millet görüyor, sorun yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Milletin bir şey gördüğü falan yok.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Millet görsün yeter. Millet takdir ediyor.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Biz de milletiz, biz uzaylı mıyız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yandaş basınınızda her şeyi tozpembe gösteriyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, bir toparlayayım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Özdemir, şunu söyleyebilirim sağlık çalışanlarına ilişkin: Sağlık Bakanlığımızın talebi oldu, Devlet Personel Başkanlığımızdan olumlu görüş de geldi. Bugün itibarıyla inşallah -daha fazla alacağız ama- 9 bin sözleşmeli personelle ilgili bir imza atacağız. Dolayısıyla yıl içerisinde, önümüzdeki aylarda yine sağlık çalışanlarına ilişkin ilave personel alımıyla ilgili bir düzenleme yapacağız ama bugün itibarıyla 9 bin kişilik sağlık çalışanı alımıyla ilgili Maliye Bakanlığı onayı çıkmış olacak.

Sayın Özcan, 2002 yılında petrol fiyatları 120 dolar değil…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – 125 dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – …sadece 28 dolar.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – 125 dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Şu rakamları bir türlü öğrenemediniz, şaşırıyorum size.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – 125 dolar, bir bakın bakalım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – 2002 yılında petrol varil fiyatı 28 dolar. Lütfen şu rakamları doğru öğrenin.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Buraya gelirken o rakamları, o bilgileri size kim veriyorsa yanlış veriyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu rakamlar doğru. Yanlışsanız da çıkın, kürsüden yanlış olduğunu kabul edin.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Kandırılmışsınız, kandırılmışsınız.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Biz kandırılmadık. Siz milleti kandıracağını sanıyorsunuz ama kimse size inanmıyor zaten.

Sayın Akar, Kocaeli’yle ilgili… Kocaeli, ekonomimizin belkemiği.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kocaeli’ye her türlü yatırımı da götürüyoruz. Kocaeli vergi de topluyor, ekonominin de dinamosu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi yatırımı yapıyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kocaelilileri de takdir ediyoruz, sizi de takdir ediyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sonuncu il Sayın Bakan, sonuncu il.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Akar…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Yurdakul, yıpranma payıyla ilgili, emeklilik aylıklarıyla ilgili çalışmamız olumlu bir şekilde inşallah yakın bir zamanda neticelenecek. Sayın Cumhurbaşkanımız zaten müjdeyi verdiler. Dolayısıyla Sağlık Bakanıyla beraber çalışıyoruz. Sayın Bakanımız Bakanlar Kurulunda da bu konuyu sundu. İnşallah yakında müjdeli haberler de vereceğiz.

Sayın Şimşek, Mersin Erdemli konusunun detaylarını öğrenip bir konuşalım yani şu anda konuya vâkıf değilim. Araştıralım, ne gerekiyorsa, vatandaşlarımızın oradaki sorunlarını çözmek için de adımlar atalım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Altay, bir söz talebiniz var herhâlde, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir meramım var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan sorulara cevap verirken, grubumuza mensup milletvekillerimizin kendisine yönelttiği soruları kastederek “öneri getirmeyen, içi boş söylemler” demek suretiyle, esasen, soru soran bütün milletvekillerimize ayrı ayrı sataşmış olmakla birlikte, ben bu sataşmaya grup adına cevap vermek durumundayım takdir ederseniz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan, Allah da şahit, siz de biliyorsunuz; Plan ve Bütçe Komisyonuna getirdiğiniz her tasarı, her teklif, Cumhuriyet Halk Partili Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin yapıcı katkılarıyla biraz eli yüzü düzgün hâle geliyor. Sizin buna rağmen, Cumhuriyet Halk Partisine yönelik “içi boş, öneri getirmeyen söylemler” demenizi ben yadırgadım ve üzüldüm. Sizin göreviniz, devletin hazinesini, kasasını en iyi şekilde muhafaza etmek, adil bir şekilde de bunun millete tevziatını sağlamak.

Nitekim biz de arkadaşlarım da bu kanun dip doruk yanlış demiyoruz. Bu kanunun hiç şüphesiz, vatandaşlarımıza, sanayicimize, esnafımıza, iş adamımıza fayda sağlayacağı muhakkak. Ama bununla beraber, bizim muhalefet olarak bunu yeterli görmemizi nasıl beklersiniz? Daha iyisi var. En iyinin de iyisi vardır.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Mutlaka.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz, aziz milletimizin en iyisinin de iyisine layık olduğunu düşünerek bu anlayışla Parlamentoya gelen kanun tasarı ve teklifleriyle ilgili önerilerimizi, değerlendirmelerimizi ve eleştirilerimizi yapıyoruz. Nitekim her maddede önergemiz var. Plan ve Bütçe Komisyonumuzun, Komisyon grup başkanımızın ve üyelerimizin uyarılarıyla sanıyorum bu tasarıdan da kimi maddeleri belki çekeceksiniz. Bunlar güzel şeyler. Bu Meclisin bir tane işi var -hep söylüyorum- bu Meclisin ikinci bir işi yok. Bu Meclis milletin huzuru, refahı ve mutluluğu için vardır. Bizim de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bundan başka bir muradımız yoktur. Bu bakımdan, arkadaşlarımızın size yönelttiği bütün soruların içi doludur, milletin sorunlarına değinen, bunlara çözüm arama anlayışıyla yöneltilmiş sorulardır.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bakan, talebiniz var herhâlde.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, grup başkan vekilimizin konuşmasını dikkatle dinledim. Kendisine teşekkür ediyorum.

Sözlerimin hiçbir yerinde, hiçbir şekilde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu içinde yer alan milletvekili arkadaşlarımızın söylemlerine ilişkin “içi boş söylemler” ifadesini kullanmadım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vallahi billahi söyledin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, kullanmadım, tutanaklara bakabiliriz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Allah canımı alsın söyledin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tutanaklara bakalım birlikte.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama kastedilen ifade bu yani.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, yok olumlu anlamda söylüyorum yani böyle bir şey söylemem.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Söyledin. Tutanakları istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, Genel Kurula hitap edin lütfen.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani burada bütün arkadaşlarımızla beraber çalışıyoruz, farklı fikirlerimiz var, saygı duyuyorum. Bu şekilde bir söylem kullanmadım, onu özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Plan ve Bütçe Komisyonunda bütün milletvekili arkadaşlarımızın, bütün parti gruplarımızın tasarının daha da iyileşmesi noktasında katkıları vardır, ben kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Zaten Meclisin esas görevi de bu. Dolayısıyla benim yaptığım konuşmayı da bu çerçevede değerlendirin, yoksa tasarıya yapılan bütün katkılardan dolayı bütün parti gruplarına teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır.

İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş                     İmam Taşçıer            Osman Baydemir

                  Adana                               Diyarbakır                       Şanlıurfa

           Behçet Yıldırım                       Sibel Yiğitalp                Dilek Öcalan

               Adıyaman                             Diyarbakır                       Şanlıurfa

           Ertuğrul Kürkcü

                  İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Mevlüt Karakaya                     Mustafa Kalaycı        Emin Haluk Ayhan

                  Adana                                  Konya                            Denizli

        Erkan Akçay                 Ahmet Kenan Tanrıkulu Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

            Manisa                                 İzmir                                     Hatay

            Saffet Sancaklı                    Fahrettin Oğuz Tor              Baki Şimşek

                 Kocaeli                           Kahramanmaraş                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyenler: Ertuğrul Kürkcü İzmir, Baki Şimşek Mersin.

Mersin Milletvekilimiz Sayın Baki Şimşek, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 535 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’nın 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Maddeyle arsa karşılığı inşaat işlerinde, arsa sahibi tarafından müteahhide yapılan teslimin arsanın tamamı yerine, müteahhide kalacak konut ve iş yerlerine isabet eden arsa payı itibarıyla gerçekleştiğini, müteahhit tarafından yapılan işlemin de arsa payına karşılık, konut ve iş yeri teslimi olduğunu öngören yeni bir uygulamaya geçilmektedir. Biz bu bakımdan burada yapılan düzenlemeye olumlu bakıyoruz, yalnız Katma Değer Vergisi Kanunu’nda sadece belli bir kesimi ele alarak yapılan düzenlemelerin de doğru olmadığını düşünmekteyiz. Yani burada yapılan düzenlemenin, vergi üzerinde yapılan düzenlemenin tamamının ele alınarak, sadece bir sektör üzerinde değil... Yani şimdi müteahhitler üzerinde bir düzenleme yapıyoruz. Allah aşkına, Türkiye’de rayiç bedel üzerinden yapılan bir alış satış var mı? Bütün müteahhitler inşaat yaparken fatura toplama derdine düşüyor. Projede kullanılan demir, çimento miktarlarına bakın, toplanan demir, çimento miktarlarına bakın; dairenin gerçek satış rakamlarına bakın, bunun tapuda gösterildiği rayiç bedellere bakın. Burada birçok uyumsuzluk olacağı görülecektir.

Ayrıca, sadece sektör açısından ele alındığında, müteahhitlerin özellikle işçilikle ilgili yapılan hizmetlerde fatura alamadığı görülmektedir. Yani bugün sıvacılık yapan, elektrik işçiliği yapan -250 küsur kalem işçilik var inşaatta- bu kadar işçilik yapan hiçbir kesim müteahhide fatura verememekte. Müteahhit de fatura alamadığı için bu fatura açığını, artık, malzemeden, demirden, çimentodan, diğer sektörlerden, projeden daha fazla fatura alarak doldurma yoluna gitmekte. Biz aslında kendi kendimizi kandırıyoruz yani yüzde 18 KDV alacağız diyoruz, yüzde 20 gelir vergisi alacağız diyoruz; aslında ne yüzde 18 KDV alabiliyoruz ne de yüzde 20 gelir vergisi alıyoruz. Yani bu, gerçek rakamlara indirilse, bunun üzerinde daha sağlıklı çalışmalar yapılsa daha doğrusunun olacağını düşünmekteyiz.

Ayrıca, bazı firmalar da başka sektörlerde iş yapmalarına rağmen… Adam aslında akaryakıt sektöründe, petrol istasyonu işletiyor; buradan kendisine KDV fazlası çıkıyor, bu KDV fazlasını eritmek için inşaat yapıyor. Şimdi düşünün akaryakıt sektörü ile inşaat sektörünü, firma aynı firma ama ne alakası var? Bir firma akaryakıt sattığı için yüzde 18 KDV fazlasını burada kullanmak istiyor, karşısında da başka bir firma sadece inşaat yapıyor, bunun böyle bir avantajı yok; iki firma aynı şartlarda rekabet edecek. Bunların da rekabet şartlarına uygun olmadığını düşünmekteyiz. Yani akaryakıt sektöründeki firmanın akaryakıtla ilgili ödeyeceği KDV orada değerlendirilsin, bunun vergisini ödesin; inşaatla ilgili olanın ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması lazım.

Bir de ayrıca özellikle arsalardan doğan rant vergileriyle ilgili… İnsanlar “Arazi aldım.” diyor, bu, tarla olarak gösterilip çok düşük bedellerle tapuda işlem yapılıyor; arkadan bir imar geliyor, aynı arazinin bedeli belki 20, 30 katına, 40 katına çıkıyor. İmarla ilgili bir rant vergisinin mutlaka çıkarılması lazım yani bunun artık ötelenmemesi lazım.

Türkiye’de şu anda ekonominin yüzde 50’si inşaat sektörüyle dönüyor. Aslında, inşaat sektörüne bu kadar bağımlı olması çok doğru bir şey değil ama maalesef, Türkiye’de şu anda milyon dolarlık konutlar yapılıyor. Herkes belki yirmi, otuz yılını, çoluk çocuğunun geleceği için sadece bir daire alarak bu daireye ödeyeceği krediyle ve buna dönük harcamalarla geçiriyor. Buna mutlaka düzenleme yapılması lazım.

Ayrıca, bir de mutlaka, firmaların iş yaptıkları bölgelerde… Mesela bir firma Mersin'de ticaret yapıyor, vergi dairesi Silopi’de. Soruyoruz: Niye Silopi? Çünkü Silopi’de devlet Mersin'de yaptığı gibi bir denetim yapamıyor, koyduğu faturanın veya masrafın hesabını orada sormuyor. Veya firmanın fabrikası Mersin’de, tozunu toprağını Mersin çekiyor, cam sanayisi gibi, Şişecam gibi, ÇİMSA gibi. Bu firmaların da bağlı bulundukları vergi daireleri İstanbul'da. Yani o şehir, o firmanın bütün ezasını cefasını çekiyor ama ödenen vergiden yeterli düzeyde payını alamıyor Sayın Bakanım.

Geçtiğimiz yılki görüşmeler sırasında, ben burada bu konuları dile getirmiştim ama bunlarla ilgili ciddi bir çözüm ortaya konulmadı. Ben bu hususların dikkate alınarak daha sağlıklı… Yani bir inşaat firması Mersin’de müteahhitlik yapıyorsa bunun vergi dairesi niye Silopi oluyor veya niye başka bir il oluyor? Bunun izah edilebilmesi mümkün mü? Bunun sebebi belli, bunun sebebini de herkes biliyor ama maalesef bunlarla ilgili gerekli düzenlemeler yapılmıyor, bu yasal boşluğu da art niyetli olarak kullanıyorlar; bu da piyasada haksız rekabet şartlarının oluşmasına sebebiyet veriyor.

Ben bu duygu ve düşüncelerle tasarının hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gel bir de bize sor, yarısı İstanbul’da.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

Aynı mahiyette diğer önergedeki imza sahibi, İzmir Milletvekilimiz Sayın Ertuğrul Kürkcü'dür.

Sayın Kürkcü, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; 1’inci maddeyle arsasını kat karşılığı müteahhide vermiş olan kişinin ödeyeceği KDV’nin matrahının, kendi namına almış olduğu daire sayısına göre ödemesi düzenleniyor. Mevcut durumda maliyet bedeline göre konutların KDV bedelleri yüzde 8 ve yüzde 18 olarak değişmekte. Oysa düzenlemeyle, KDV matrahında daralma yapılarak yapsatçıların teşvik edildiği ortada. Bu düzenlemeden oluşacak vergi kaybının nasıl telafi edileceği sorusu ise yanıtlanmıyor. Düzenlemeyle, arsa sahibi veya müteahhit ödemesi gereken KDV’den yasal olarak kaçınmış oluyor. Büyük rant kaynaklarının olduğu bir yerde vergilendirmenin esas alınması gerekirken burada rantçılara yasal kaçınma getirildiği apaçık ortada.

Şimdi, her şeyden önce, KDV’de Bakanlar Kuruluna Anayasa’yla getirilmiş olan olağanüstü yetkiler, aslında vergilerin kanunla konulup kanunla değiştirilmesi ilkesini çeliyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası dışında gelişmiş ekonomilere sahip ülkelerin hemen hemen hiçbirinde Bakanlar Kurulunun bu kadar geniş yetkileri yok. Aslında, bir anayasal problemle de karşı karşıyayız, bu vesileyle onu söylemiş olalım. Anayasa’nın 73’üncü maddesi şöyle diyor: “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” vesaire vesaire vesaire… “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” Ve son fıkrasında ise “…kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” Bakanlar Kurulu bu yetkisini çoğu kez, genellikle varlıklı kesimler lehine vergi sınırını sıfıra getirerek kullanıyor. Bu, özellikle, Türkiye'nin Maastricht Anlaşması çerçevesinde üyelik koşullarını düzenlemekte çok zorlandığı Avrupa Birliği ülkelerinde görülmeyen bir kapsam ve genişlikte. O açıdan, esasen, her şeye rağmen, sosyal adalet ilkesinin bir Anayasa ilkesi olmasına rağmen yüzde 99’un değil yüzde 1’in çıkarlarını gözeten vergi düzenlemeleri yapmakla Hükûmetin herhangi bir anayasal engelle, bir ahlaki engelle, bir siyasi engelle karşı karşıya kalmadığını düşünüyor. Bakanın, sorulara cevap verirken “Biz, yapmakla yükümlü olduğumuz ve yapmamızın önünde bir engel olmayan şeyleri yaptık.” derken gücünü buradan aldığını görebiliyoruz. O yüzden, bence, sadece yasal ve Hükûmete özgü bir meseleyle değil, anayasal bir meseleyle de yüz yüzeyiz. Aslında, Meclisin bunu düşünmesi ve Bakanlar Kuruluna bu kadar geniş yetkiler tanımaması gerekir. Anayasa Mahkemesine bu çerçevede giden bütün düzeltme başvurularının hepsi Anayasa Mahkemesinden de geri döndü bugüne kadar. Dolayısıyla Meclis yol verdikten sonra bunun önünde hiçbir engel yok. Mesele odur, Meclis buna yol verecek mi? Meclis, her durumda ekonominin işler görünebilmesi için, kamu gelirlerinden vazgeçip zenginlere daha zengin olmaları için kaynak sağlamak, böylelikle ekonominin dönüyormuş olduğu, ekonominin büyüyormuş olduğu izlenimini vermek üzere yapılan bu düzenlemelere razı olacak mı? Benim gördüğüm kadarıyla olacak. Peki, bundan ne vazgeçirebilirdi Meclisi? Ancak güçlü bir basın, güçlü bir medya vazgeçirebilirdi ama -demin grup başkan vekilimiz çok güzel söyledi- bir dördüncü kuvvet olması gerekirdi. Aslında çoktandır başka ülkelerde, kapitalist ülkelerde bu dördüncü kuvvet asimilasyon yoluyla, Türkiye’de de zor yoluyla üçüncü kuvvete eklenmiş olduğu için bizim aslında bir beşinci kuvvete ihtiyacımız var ancak bir bağımsız medya ancak halkın çıkarı, halkın ihtiyaçları üzerinden hareket eden bir bağımsız medya bize ışık tutabilir, Meclis üzerinde bir baskı oluşturulabilir. Bir kamuoyu baskısı ancak Meclisi, Hükûmetin bu hırslı, zenginleri koruma tutkusundan vazgeçirebilirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Başkanım, bitirmem için…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Ne yazık ki şu an için bu yönde son derece ağır vergi yasalarını tamamlayan, medya üzerindeki ağır baskılarla birlikte yürüyen bir iktisadi, politik, kültürel, medyasal rejimle yüz yüzeyiz. O nedenle ben Meclisin düşünmesi gerektiğini söylemek isterim. Hakikaten böyle bir vergi gelirinden vazgeçerken bunu ikame edecek tedbirler alınmaksızın böyle bir yola girilmiş olmasına neden ötürü evet diyecektir? Ekonomiye bir yüksek uçuş hissi sağlamak için, başka hiçbir şey için değil. Esasen herhangi bir katma değer sağlamayan yap-sat işlemleri, müteahhitlik inşaat işlemleri için müteahhit sınıfının önü açılmaktan başka hiçbir şey yapılmayacaktır. O yüzden özgür bir medya olmadıktan sonra halkın çıkarını koruyan bir Meclis olması ihtimali sıfırdır çünkü medya artık yürütmenin bir aygıtı hâlindedir, Meclis de o yola çoktan girmiştir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

1’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Zekeriya Temizel                        Musa Çam            Mehmet Bekaroğlu

                  İzmir                                   İzmir                            İstanbul

            Utku Çakırözer                       Sibel Özdemir           Ömer Fethi Gürer

                Eskişehir                               İstanbul                            Niğde

              Tanju Özcan                         Haluk Pekşen

                   Bolu                                  Trabzon

MADDE 1- 25/10/1984 tarihli 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 2’nci maddesinin (5) numaralı fıkrasına aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

“Bu Kanunun uygulanmasında arsa karşılığı inşaat işlerinde; arsa sahibi tarafından konut veya işyerine karşılık müteahhide arsa payı teslimi, müteahhit tarafından arsa payına karşılık arsa sahibine konut veya işyeri teslimi yapılmış sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bolu Milletvekilimiz Sayın Tanju Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce burada bir soru-cevap işlemi gerçekleşti. Tabii, Sayın Bakanın cevap veriş tarzıyla ilgili grup başkan vekilimiz gereğini söyledi.

Şimdi, benim orada dilim sürçmüş, petrol fiyatının uluslararası piyasalarda 125 dolara çıktığı yıl 2008, ben sehven 2002 dedim. Ama Sayın Bakan sanki bu çok büyük bir olaymış gibi, işin özünü saptırarak sanki bana gol atmış gibi arkadaki bürokratların tüyo vermesiyle gülerek bir şeyler söyledi gayriciddi bir şekilde. Sayın Bakan önce şunu belirteyim: Dünyanın her yerinde maliye bakanları o kabinenin en ciddi insanlarıdır, öyle de olmalıdır, sizden de ben bunu bekliyorum.

İkincisi: “2008’de petrol fiyatı 125 dolara çıkmış.” dedim. O zaman ne kadarmış benzin? 2.78. Şimdi ne olmuş? Yarıya düşmüş uluslararası piyasalarda. Türkiye’de petrol fiyatı çıkmış 6 liraya, benzin fiyatı çıkmış altı liraya. Dolar bazında ne kadar yapıyor? Dolar bu kadar yükselmesine rağmen 1,5 dolar yapıyor; 1,5 dolar.

Sayın Bakan, ben şimdi Sayın Cumhurbaşkanımızın niye bazen çok enteresan konuşmalar yaptığını daha iyi anlıyorum.

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Bakan sohbette.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Tabii, sizin gibi Maliye Bakanı varken bu kabinede Sayın Cumhurbaşkanına tüyo veren, Sayın Cumhurbaşkanına “Niye böyle konuşmalar yapıyorsun?” sorusunu sormamak lazım. Ne diyor Sayın Cumhurbaşkanımız? Giresun'da bir konuşma yapıyor, tırnak içinde, on altı yıllık ekonomideki başarı öyküsünü anlatıyor. Ne üzerinden örnek veriyor? Tuvalet üzerinden örnek veriyor, tuvalet fiyatı. “Neydi? On altı yıl önce 1 milyon liraya tuvalete gidiyordunuz, şimdi altı sıfır attık, 1 liraya gidiyorsunuz.” diyor. İşte, ben Sayın Cumhurbaşkanının bu konuşmayı niye yaptığını, bugün bu Maliye Bakanını görünce çok daha iyi anladım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, şahsileştirerek konuşma olmaz böyle.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Sayın Bakan, bakın, petrol fiyatlarıyla ilgili konu açılmışken size bir iki konuda daha öneride bulunmak istiyorum. Bakın, Türkiye'nin yıllık petrol ihtiyacı yaklaşık 25 milyon ton. Bunun 1,2 milyon tonunu Azerbaycan’dan alıyoruz. Siz iktidara geldiğinizde Türkiye'nin ihtiyacı yaklaşık 10 milyon ton iken yine 1,2’sini alıyorduk. Niye peki, Azerbaycan hükûmeti “Yüzde 40 indirim yapalım.” demesine rağmen Azerbaycan'dan aldığımız petrol miktarını artırmayı düşünmüyoruz? Hani yerli ve millî bir Hükûmettiniz? Dost ve kardeş Azerbaycan’dan petrol almak yerine daha fazla para vererek, dolar vererek başka ülkelerden niye bunu daha pahalıya almaya çalışıyorsunuz? Bunun cevabını merak ediyorum.

Ha, şunu da söylemeden geçemeyeceğim, iyi ki paradan altı sıfır atmışız, yoksa ne olurdu biliyor musunuz? 2012 yılında siz bu FET֒cüler için para bastırdınız ya, 1 TL, eğer paradan altı sıfır atılmasaydı 1 milyon TL bastırmış olacaktınız biliyor musunuz; bu hesabı da yeniden yapar mısınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç komik değil, hiç komik değil. Ne işin vardı Bank Asyada, sırasında…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, az önce AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’a mesaj attım -kendisini biraz önce kuliste gördüm- sizin konuşmanıza atfen bir şeyler söyleyeceğim, lütfen Genel Kurula gelin dedim kibar bir şekilde.

Sayın milletvekilleri, unutturmayacağım bunu. On gün önce Şamil Tayyar televizyon programında ne dedi? “FETÖ borsası kuruldu.” dedi, “Milyon doları veren tahliye oluyor bu ülkede.” dedi. Dedi mi bunları? “Gaziantep Başsavcısına baskı yapılıyor, tehdit ediliyor.” dedi. Kim harekete geçti bununla ilgili? HSK Başkanı açıklama yaptı, dedi ki: “Şamil Tayyar’ın bununla ilgili bir şikâyeti yok.” O zaman benim bir şikâyetim var dedim. Sayın Başkan -yazılı olarak ilettim- Şamil Tayyar şu televizyon programında bunları söyledi, ben de Genel Kurulda kendisine sordum. İşte Genel Kuruldaki konuşma tutanağı dedim ve bu konuyla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcısı harekete geçmiş değil dedim. Nerede Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, nerede televizyon programının yapıldığı, yayınlandığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, soruyorum. “Milyon doları veren tahliye oluyor.” diyor, “FETÖ borsası kuruldu.” diyor. Bu ülkede bir başsavcının tehdit edildiğini, tehditle takipsizlik kararı alındığını söylüyor. Mesaj çekmeme rağmen de sataşmadan kendisine söz doğacak diye Sayın Şamil Tayyar Genel Kurula gelmiyor, kuliste çay içiyor. Arkadaşlar, böyle bir şey olur mu? Siz, bu FET֒yle mücadele konusunda gerçekten ne kadar samimisiniz?

Bakın, Genel Başkanımız salı günü dedi: “Hep burada soruyorduk, hep burada soruyorduk, FETÖ'nün siyasi ayağı, FETÖ'nün siyasi ayağı…” FETÖ her yere girmiş; FETÖ hastaneye girmiş, FETÖ postaneye girmiş, adliyeye girmiş, bir tek şu çatının altına girememiş değil mi FETÖ, öyle mi? İnanmamızı bekliyor musunuz buna? FETÖ'nün siyasi ayağını biz size sordukça siz ısrarla buna cevap vermiyordunuz.

Sayın Başkanım, toparlamam için bir ek süre…

BAŞKAN – Süreniz var Sayın Özcan.

Buyurun.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Salı günü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Salı günü Sayın Genel Başkanımız grup konuşmasında bir şey söyledi, dedi ki: “FETÖ'nün siyasi ayağı sarayda oturuyor.” Sizin bu söz üzerine ortalığı yıkmanız lazımdı ama maalesef hiç şaşırmamış gibi davranıyorsunuz, hiç şaşırmamış gibi davranıyorsunuz.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Tutar bir tarafı yok zaten, tamamen yalan, toplum bile inanmıyor.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - “FETÖ terör örgütü.” diyoruz, FETÖ'nün terör örgütü olduğunu söylüyoruz, Sayın Genel Başkanımız “FETÖ'nün siyasi ayağı sarayda oturuyor.” diyor ve bugüne kadar bir cumhuriyet savcısı bu konuyla ilgili de işlem başlatmıyor. “Ey Kılıçdaroğlu, sen ne diyorsun, gel bakalım.” demiyor veya suçladığı kişiyle ilgili bir soruşturma başlatmıyor. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz biz? Sizin FET֒yle mücadele niyetiniz hiç olmadı, bundan sonra da olmayacak gibi.

Bakın, ADD ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında nasıl bir bağ varsa, Ülkü Ocakları ile MHP arasında nasıl bir bağ varsa, PKK ile HDP arasında nasıl bir bağ varsa maalesef sizin de bu örgütle aynı şekilde bağınız var. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özcan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Grubumuza sataştı sayın konuşmacı FET֒yle bağlantılardan bahsederken. Cevap vermek istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sayın konuşmacı gibi uzun yıllar vekillik yapmış bir vekilin kürsüden giderkenki tavrını şık bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bu kürsü milletin kürsüsü, buraya gelirken de giderken de burada nezaketli, sağduyulu bir yaklaşımı olur diye düşünüyorum; hiç yakışmadığını, seçmenlerinin de yakıştırmayacağını düşünüyorum.

Sayın Başkan, Cumhurbaşkanımıza, CHP Genel Başkanının hiçbir partinin genel başkanına yakışmayacak şekilde, bir sokak ağzıyla, bir had aşmayla yaptığı ithamın cevabını daha o gün partimizin sözcüsü “Mitomani hastalığıyla karşı karşıya kalmış, dolayısıyla bu iş, siyasetin değil, tıbbın bir konusu hâline gelmiştir.” diye ifade ettiler zaten.

Bakınız, çok şey söylenebilir ama şunu söyleyeyim: FETÖ'yle ilgili mücadelede Türkiye'nin en büyük şansı, bu süreçte Tayyip Erdoğan gibi kararlı, milletini seven, FETÖ'nün ne halt ettiğini bilen bir liderin bu mücadelede en önde olmasıdır. Eğer bugün Cumhurbaşkanımızın kararlılığı olmasaydı, sizin 17 Aralıktan sonraki tavrınız, tarzınız yani bankalarında kuyruklarda, sıralarda beklemek, gazetelerinde kuyrukta beklemek tarzı devam etseydi, bugün hâlâ bu ülkede FETÖ, 1 numaralı tehdit olacaktı ama hamdolsun ki biz, 17 Aralıktan sonraki süreçte bunların ne yaptığını gördükten sonra çok büyük bir mücadeleye girdik, bunu tüm dünya gördü. Hatta bazen mücadelemizde ileriye gittiğimizi söylediniz, “Bu kadar yapmayın.” dediniz. Ama bir daha söylüyorum: FETÖ'nün siyasi ayağı tartışmasını açarsanız altında kalırsınız. Bizlerin bunların ne olduğunu gördükten sonraki tavrımız bir tarafta, sizin özellikle bunların örgüt olduğu ortaya çıktıktan sonra, ihanetinden sonra bankalarındaki kuyruğundaki sıralarınız, gazetelerindeki sıralarınız ve hâlâ devam eden ilişkileriniz, bunun en büyük problemi oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bakınız değerli arkadaşlar, konumuz KDV ama Sayın Özcan, her zamanki gibi geldi, kendi gündemini okudu ve gitti. Bu, doğru bir yaklaşım değil, bu, Meclise haksızlık; bu, siyasetin Türkiye gündemindeki saygın konumuna halel getiren bir yaklaşım. Gelin, konuyu konuşalım, KDV’yi konuşalım, esnafın beklentisini, işçinin beklentisini konuşalım. Ama ezberletilmiş üç beş cümleyle gel, dolaş aynı konuları ifade et; bu, doğru bir yaklaşım değil, bunun hiç kimseye de faydası yok.

Kaldı ki -az sonra Sayın Altay muhtemelen söz alacak konuşmamızdan dolayı- ben de diyorum ki: Siyasi ayakla ilgili tartışma yapacaksanız ne olur bir aynaya bakın, ne olur, bir aynaya bakın. Vekil adayı yapıldı mı? Yapıldı, FET֒cüler. Danışman yapıldı mı, ceza alanlar? Yapıldı. Biz her seçimde bunları kovarak gardımızı alıp tedbir alarak büyük mesafe kaydettik ama CHP'nin şimdiye kadar böyle bir tavrını görmedik; aksine bunların örgüt olmaktan sonraki ilişkilerini tüm dünya bilir hâle geldi. Tekrar bu konuda aynaya bakmaya, sağlam duruşa davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Buyurun Sayın Danış Beştaş, söz sırası sizin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, CHP’nin hatibi her ne kadar sataştıysa da ben sataşmadan söz istemiyorum, sadece kayıtlara geçsin diye söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Her şeyden önce bu üslubu kabul edilemez bulduğumuzu ve kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Bu söylem, PKK ile HDP'yi bu şekilde birlikte göstererek -onun üslubuyla konuşmayacağım ama- demokratik siyasete ve halkın iradesine büyük bir saygısızlıktır. Gerçekten bunu “Ana muhalefet partisiyim.” diyen bir partinin hatibinin yapması ayrıca vahameti büyütmektedir, bununla birlikte iktidarın dilini de destekler niteliktedir. İktidarın CHP'ye yönelik, muhalefete yönelik yaptığı şantajların halka farklı bir görüntü vermek anlamında ne kadar etkili olduğunu… Bunu kınıyoruz.

Diğer bir mesele var; bugün onun için aslında aynı zamanda söz istemiştim. Sayın Bakan buradayken, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin anıtın… Baştan alayım; Diyarbakır’da Koşuyolu Parkı’nda İnsan Hakları Anıtı var ve üzerinde de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yazılı hâlde bulunuyor, bugün o bildirge kaldırılmış, tümüyle kaldırılmış ve biz Emniyet yetkilileriyle de görüştük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Başkan, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Emniyet Müdürlüğüyle iletişime geçtik ve Emniyet Müdürlüğü “Bu konuda bizim bilgimiz yok.” cevabını verdi. Ancak Diyarbakır'da çok büyük bir tepki var, yüzlerce mesaj aldık. Yani İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin bile kaldırıldığı ve bu konuda hiçbir açıklama yapılmadığı bir saat dilimindeyiz. Bu konuda Sayın Bakanın bilgi edinerek en azından bir an önce o bildirgenin yerine asılması ve sorumluların ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beştaş.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Tanju Özcan’ın konuşmasındaki birtakım mukayeseler fevkalade talihsiz ve yanlış örnekler üzerinden gitmiştir.

Öncelikle, meşru siyasi partilerin meşru sivil toplum kuruluşu mahiyetindeki bazı dernek ve vakıflarla olan irtibatı ile iddia ettiği şekilde, iddia ettiği partilerin illegal terör örgütleriyle olan -iddiası o çünkü- bağı bambaşka hususlardır. Bir kere, söz konusu, adı geçen Ülkü Ocakları, Atatürkçü Düşünce gibi dernekler meşru, kanuni, denetlenebilir sivil toplum kuruluşlarıdır. Demokrasinin icabı olarak öncelikle bir fikrî benzerlik ve beraberlik söz konusu olabilir; bu da, dediğim gibi, meşru, yasal ve denetlenebilir durumdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - O bakımdan, benzetme ve mukayese fevkalade yanlış olmuştur. Kendisinin bu düzeltmeyi yapması gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akçay.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Düzeltemez, gitti çünkü. Konuşuyor, gidiyor.

BAŞKAN - Sayın Altay…

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, sayın milletvekilimizin yaptığı konuşmada PKK-HDP ilişkisi, AKP söyleminden kaynaklı. Yani, şunu söylüyor: “Siz nasıl PKK ile HDP arasında bir ilişki kuruyorsanız siz de FET֒yle öylesiniz.”

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne alakası var?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Doğru anlamışız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani, bizim, PKK-HDP ilişkilendirmesini yapmamız doğru değil. Ben bu Parlamentodaki her sayın milletvekilinin ve her legal partinin mevcut yürürlükteki Anayasa ve kanunlar çerçevesinde ve milletin tercihiyle burada olduğuna inananlardanım.

Öte yandan, Sayın Akçay’ın hassasiyetinin takdirini Genel Kurula bırakıyorum. MHP ile Ülkü Ocakları arasında bir ilişki vardır; bu, bilinen, resmî, organik bir ilişkidir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Vardır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bunu eleştirel bir anlamda söylemedi yani. CHP ile de ADD arasında vardır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Vardır, biz de “Vardır.” diyoruz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ne anlamda söyledi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne anlamda söyledi? MHP’yle… Siz Ülkü Ocaklarını ret mi ediyorsunuz?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ülkü Ocaklarını neye benzetti, onu söyle!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani, ne alakası var canım? Anlatıyorum ben, Allah Allah!

BAŞKAN – Sayın Altay, bir saniye…

Arkadaşlar…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O benzetmeyi bana sorma, onu AK PARTİ’ye sor.

Öte yandan, tabii…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Niye AK PARTİ’yi söylüyorsun?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Niye, bizim partimiz mi konuştu?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Atatürkçü Düşünce Derneğine ne diyorsun Sayın Altay?

BAŞKAN – Bir saniye, mikrofonu açalım Sayın Başkan.

Buyurun, devam edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öte yandan, ben buradaki kastın bir art niyet olmadığını ifade etmeye çalışıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ben de “Art niyet yok.” diyorum ama mukayese yanlış olmuş diyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Doğrudur, yanlış olmuş olabilir. Onun takdirini Genel Kurul yapacaktır, sizler bizler yapacağız zaten Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Müsaade edin, biz de kendi…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, hayır, ben cevap diye söylemedim zaten.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çok zorluyorsun kendini Sayın Altay, çok zorlama.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, burası böyle ama başka bir durum daha var tabii. Sayın Bülent Turan Genel Başkanımızın…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Atatürkçü Düşünce Derneğiyle irtibatınız var mı? Bir de ondan bahset.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ee, niye söylemiyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Organik olarak yok ama ruh olarak var, evet. Biz reddetmiyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Organik olarak var.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Atatürk’le hepimizin ilişkisi var, o da ayrı.

Sayın Başkan, asıl şunu da söylemek istiyorum: Tabii, Sayın Bülent Turan “sokak ağzı” ifadesiyle bir sataşmada bulunmuştur. Yani Genel Başkanımızın konuşmalarını “sokak ağzı” diye nitelemek suretiyle ağır bir sataşmada bulunmuştur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tanju Bey’e dedik Sayın Başkan. Tarz, tavır oydu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, Genel Başkanımız için söyledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama ısrar ediyorsa, söz verelim tabii ki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dün yaptığı grup konuşmasıyla ilgili olarak. Ayrıca bizi FET֒yle ilişkilendirdi. “Aynaya bakın, FET֒yle ilişkiler konusunda kendinizi görürsünüz.” dedi. Bir sataşmadır bu efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Danışmanınız var içeride.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

Sayın Altay, buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, siyasette böyle benzetmeler, teşbihler olur; hani bir söz de vardır “Teşbihte hata olmaz.” diye. Siyaset biraz hoşgörüdür; siyasetçilerin, hepimizin bir parça eleştiriye tahammüllü olması da bir zarurettir.

Şimdi, FET֒yle ilişki meselesine gelince, keşke gelmesek, buradan biz zararlı çıkmayız. 15 Temmuzda ben bir şey söyledim: Her yere sızan, sizin göz yumarak sızdırdığınız ve yerleştirdiğiniz, Genelkurmaydan yargıya, millî eğitimden TELEKOM’a kadar sızdırdığınız ve hepinizin, hepimizin filmlerini çeken, seslerini dinleyen FETÖ konusunda sizin ayağınıza, elinize kimse su dökemez. Burada bir anlaşalım.

Siyasi ayak konusunda da ben müteaddit defalar, Sayın Genel Başkan yüzlerce kez bir şey söyledi “FETÖ terör örgütüne, PKK terör örgütüne, DAEŞ terör örgütüne Adalet ve Kalkınma Partisi, Hükûmet yetkilileri yardım ve yataklık yapıyor, yaptı.” dedik, dedik, bin kere dedik. “Yalancısın” deyince tazminat davası açıyorsunuz, “diktatörsün” deyince ceza davası açıyorsunuz, bunun için niye dava açmazsınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Açacağız, açacağız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Açın açın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Açıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Genel Başkan dün de dedi ki: “Siyasi ayak arıyorsanız Beştepe’de oturuyor.” Ee güzel. Yani bu, hem ceza davalık bir konudur hem tazminatlık bir konudur. Sayın Cumhurbaşkanına, AK PARTİ Genel Başkanına düşen de Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında dava açmaktır. Beni birisi bir terör örgütüyle şahsen ilişkilendirse dava açarım, ispata davet ederim, onu müfterilikle suçlarım vesaire vesaire böyle gider.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sataşmadan da ek süre veriliyor mu Başkanım, böyle bir uygulama var mı?

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Yok öyle bir usul.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Başkan, sözlerinizi tamamlayınız lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, Sayın Ünal, bugün Genel Başkanımızla ilgili bir hastalık teşhisi yaptı. Yapabilir, siyaset yapıyoruz, tahammüllü olacağız. Yani Genel Başkanımızı mitomani hastalığına tutulmakla eleştirdi. Mitomani, “gerçekleri saptırmak” demek. Ben de daha önce AK PARTİ Genel Başkanı için “koprolali hastası” dedim. Yani istem dışı ağzından kaba ve kötü söz söyleyen kimse. Ben de bunu söyledim ve bu sabah bir açıklama yaptım, dedim ki: Ey Mahir Ünal, gel istediğin bir kanala sen “mitomani”yi ispatla, ben “koprolali”yi ispatlayayım. Bir de bu arada, tabii, kleptomani hastalığı da var ortalıkta, bunları bir konuşalım. Hodri meydan! (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, FETÖ terör örgütü, AK PARTİ döneminde büyümüş falan değildir, FETÖ, kırk beş yıldan beri bu ülkenin tüm iktidarlarında değişik organlara sızmış bir örgüttür. Bunun deşifre olmasından sonra AK PARTİ iktidarı ve Sayın Cumhurbaşkanı, çok net bir tavır alarak büyük adımlar atmıştır. Bununla ilgili “17 Aralık” dedik, CHP neredeydi? “OHAL” dedik, neredeydi? “MİT Kanunu” dedik, neredeydi? Yani FETÖ her adım attığında, baş kaldırdığında biz yalnız kaldık. Bununla ilgili sayısız örneğimiz var. Gezi’de neredeydi? Baktığımızda FET֒nün bu ülke yönetimine dâhil olmaya çalıştığı hiçbir yerde yanımızda olmadılar.

Aksine, 17 Aralığa kadar Bank Asyayı hiç bilmeyenler, Zaman gazetesini bilmeyenler, benzeri kurumları bilmeyenler, 17 Aralıktan sonra “tape”leri grup toplantılarında çarşaf çarşaf izlettiler. Bir defa, suç olan gizli kayıtları tutup da Meclis binasında izletmek, siyasi ahlaka da kanuna da Ceza Kanunu’na da aykırı olan bir işlemdi ama FETÖ konuştu, burada âdeta hoparlör görevi gördüler.

O yüzden bir daha söylüyorum: FET֒yle ilgili hatalarımız olmuş olabilir ama FET֒nün defedilmesinde en büyük gayreti, AK PARTİ Grubu göstermiştir, en büyük adımı Tayyip Erdoğan atmıştır. İsterdik ki CHP de yanımızda olsun.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Başkanım, bir saniye, sözlerimi ben bir tamamlayayım, dinleyeceğim.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, eğer Bülent Bey’in söylediği doğruysa yani FET֒yü devlete AK PARTİ yerleştirmedi de onlar sızdıysa...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, kırk beş yıldan beri var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – ...Sayın Cumhurbaşkanı niye şöyle bir laf etti? “Allah’ım beni affet, milletim beni affet.” Yani orta yerde bir suç var ki af diliyor, suç da belli: FET֒yü devlete yerleştirmek. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ben şunu yanlış mı diyorum efendim: “İşte, bu FET֒yle kimin daha az ilişkisi var, kimin daha çok ilişkisi var?” Buraya girersek çıkamayız. Bunun takdirini millet vaktizamanı geldiğinde yapacak zaten. Ama 17 Aralıkta ortaya bir kirli çamaşır saçılmış, dinlemeler de yasal olmayan yollarla olabilir...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynen öyle.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – ...ama ortada da bir para kasası var, ayakkabı kutusu var. Dolayısıyla bizim ana muhalefet partisi olarak milletin kör kuruşunun hesabını sormak gibi bir görevimiz yok mu? İlaveten Haluk Pekşen burada 17-25 Aralıktan sonra FETÖ terör örgütüyle ilgili ilk suç duyurusunu Haluk Pekşen ve arkadaşları yaptı. Siz neredeydiniz o zaman?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Altay.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Keşke herkes Haluk Bey olsa.

Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Turan, tamam, bir sataşma söz konusu değil artık, rica ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, hadi teşekkür ediyorum uzamasın diye.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama CHP’li vekiller de şikâyetçi, onu söylemek istiyorum Sayın Başkan. CHP’li vekiller de CHP’nin geldiği yerde FET֒yle anlaştığını söylüyorlar, asıl söylemek istediğim buydu.

BAŞKAN – Peki.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Tanju Özcan ve arkadaşlarının verdiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.16

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

2’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

En aykırı önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş                     İmam Taşçıer            Osman Baydemir

                  Adana                               Diyarbakır                       Şanlıurfa

           Behçet Yıldırım                       Sibel Yiğitalp            Ertuğrul Kürkcü

               Adıyaman                             Diyarbakır                          Mersin

             Dilek Öcalan

                Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekilimiz Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; 2’nci maddede müzayededeki satışlarla ilgili düzenleme yapılıyor. Mevcut durumda müzayedeyle yapılan satışlarda KDV alınsa da muhatap bulunamıyordu. Bu boşlukta kalan durumu çözmek için düzenlemeyle artık salonda kim satışı yapıyorsa vergi sorumlusu o oluyor.

2’nci maddedeki ikinci düzenlemede fazla ve yersiz ödenen verginin iade edilebilmesi durumu düzenleniyor. Tüm vergilerde verginin konusunu kanun tanımlıyor. Vergi konusu olmayan işlemlerden de sehven vergi tahsil edilebiliyor. Bu yanlışlıklar mevcut durumda yani hâlihazır durumda iade edilemiyordu. Madde, eğer kanunda yeri olmayan bir şekilde KDV hesaplanmışsa, tahsil edilip devlete ödenmişse bunun iadesini mümkün kılıyor.

Aslında bu sehven tahsil etme işlemi çok karşılaşılan bir durum değil. Düzenlemenin Ocak 2017’de 7020 sayılı Kanun'da yapılan düzenlemeyle bir ilgisi olup olmadığı sorusu burada ortaya çıkar. Ocak 2017’de yapılan düzenlemeyle belediyeler arsalarını üçüncü kişilere sattıkları takdirde KDV'den istisna ediliyorlardı. O tarihten sonra ihaleye girip kazananlar zaten KDV de ödemediler fakat kanun yürürlüğe girmeden hemen önce, Aralık 2016’da belediyelerden arsa alanlardan, işlemleri tamamlanana kadar kanun geçmiş olmasına rağmen alıcılardan KDV tahsil edildi. Düzenleme bu kesimi mi kapsayacak? Düzenlemenin asıl amacı bu mudur? Bunun da bilinmesi gerekir.

İl özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri KDV’ye tabi.

2’nci maddedeki üçüncü düzenlemeyle KDV mükellefiyetinin bu işlemler nedeniyle oluşan iktisadi işletmeler adına tesis edilmesi düzenleniyor. Burada kamusal hizmetler ticari işlem gibi değerlendirilip buna göre düzenleme yapılıyor. Esasen kamusal hizmetlerin herhangi bir verginin matrahını oluşturmaması gerekir. Kamusal hizmetin vergiyle mantıki ve teknik, teorik bir bağlantısı kurulamaz, bunun vergi kaynağı olarak görülmesi de doğru değil. Ayrıca, iktisadi işletme özelleştirmenin de yolunu açıyor. Gözünüzün önüne getirin, bir kamu kurumu var, yaptığı işleri bir iktisadi işletme eliyle yapıyor yani bir iktisadi iş yapabilmek için gereken örgütlenme biçimine müracaat ediyor diye katma değer ürettiği, dolayısıyla katma değer vergisine tabi olduğu, böylelikle kamusal hizmet yapan kurumların vergiye tabi kılınması gibi saçma sapan bir durum doğuyor. Burada “kamu yararı” “kamu çıkarı” “kamu hizmeti” kavramları zedelendiği gibi, kamu hizmetlerinin doğrudan doğruya özelleştirmeye tabi bir kulvara sokulmasının da yolu açılıyor.

Dördüncü düzenlemede grup şirketlerinin KDV mükellefiyeti tek bir mükellefiyet olarak düzenleniyor. Bu da şirketler arası vergi kaçağı yaratan durumu ortadan hâlâ kaldırmıyor.

2’nci maddeyle ilgili düzenlemeler bunlar. Şimdi, bu düzenlemelere de toplam olarak baktığımızda, aslında 1’inci maddede öngördüğümüz temel sakıncanın burada devam ettiği, Bakanlar Kuruluna tanınmış olan vergi koyma, vergi kaldırma, vergi işlemlerini düzenleme yetkisiyle sonuçta kamu hizmetlerinin vergilendirilmesi, buradan doğan iş ve işlemlerin bir vergi matrahı oluşturulması gibi bir sonuç yaratılıyor. Bu sonuç aslında kamunun kamudan vergi alması gibi saçma bir duruma da yol açıyor. Bu düzenlemenin yasadan çıkarılması gerekliliği kendiliğinden ortadadır. Bu açıdan biz bu yasa düzenlemesine esastan karşıyız. Kamu hizmetleri özelleştirilemez. Kamu, yaptığı işlemlerden dolayı vergi ödemeye mahkûm edilemez. Vergi ödeyecek olanlar özel şirketlerdir. Onun için bu yasada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şu cümlemi de kayda geçireyim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Yani bu düzenleme sonuçta kamuyu vergilendirirken özel şirketleri, özel çıkar gruplarını vergiden bağışık kılarak 2 kere ödüllendirmiş hâle geliyor. Belediyelerin sırtına, diğer kamu kuruluşlarının sırtına bir yeni yük yüklemiş oluyor. Bu açıdan baştan beri getirdiğimiz eleştiri, bu düzenlemeler, esasen özel şirketlerin, kapitalist sınıfın, kuruluşların, özel çıkar sahiplerinin ekonomi dönüyormuş gibi görünmesi için ödüllendirilmesi, yükünün kamuya, dolayısıyla yurttaşlara yüklenmesinden ibarettir. Bunun tasarıdan çıkarılması için desteğinizi talep ediyoruz.

Teşekkürler. Hepinizi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

Sayın milletvekilleri, İzmir Milletvekilimiz Sayın Ertuğrul Kürkcü’nün vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Zekeriya Temizel                        Musa Çam            Mehmet Bekaroğlu

                  İzmir                                   İzmir                           İstanbul

            Utku Çakırözer                       Sibel Özdemir           Ömer Fethi Gürer

                Eskişehir                               İstanbul                            Niğde

                                                       Haluk Pekşen

                                                           Trabzon

MADDE 2- 3065 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (ç) bendi ilave edilmiş, (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki cümle ile aynı maddeye aşağıdaki fıkralar ilave edilmiştir.

“ç) Müzayede mahallerinde yapılan satışlarda bu satışları yapanlar,”

“Bu gibi sebeplerle fazla veya yersiz hesaplanan ve Hazineye ödenen vergi, Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslara göre işlemi yapan mükellefe iade edilir.”

“Şu kadar ki söz konusu iadenin yapılabilmesi için işlemle ilgili beyanların düzeltilmesi ve fazla veya yersiz hesaplanan verginin satıcı tarafından alıcıya geri verilmesi şarttır.”

“3. Bu Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinin (g) alt bendinde sayılanların ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetlerine ilişkin katma değer vergisi mükellefiyeti, bu işlemler nedeniyle oluşan iktisadi işletmeler adına tesis edilir.

4. Maliye Bakanlığı, kurumlar vergisi mükelleflerinin talebi üzerine katma değer vergisi beyanlarının birleştirilmesine ilişkin olarak, en az %50 oranında ortağı olduğu diğer kurumlar vergisi mükellefleriyle birlikte, talepte bulunan kurum nezdinde grup katma değer vergisi mükellefiyeti tesis ettirmeye, kapsama dahil olacak mükellefleri sektörler, işletme büyüklükleri, iş hacimleri, doğrudan veya dolaylı ortaklık durumu ve diğer vergilerden dolayı mükellef olup olmadıklarına göre tespit etmeye, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

5. Maliye Bakanlığı, bu Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinin (g) alt bendinde sayılanların talebi üzerine, en az %50 oranında ortağı olduğu iktisadi işletmeler için, bunlardan birisi adına grup katma değer vergisi mükellefiyeti tesis ettirmeye, bu fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer.

Önergede imzanız var, okunmasa da ben baktım, takip ettim.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayısı 535 olan KDV düzenlemesiyle ilgili kanun tasarısı bütün olarak yeterli bir düzenleme değildir. KDV’yle ilgili yapılan birden çok düzenlemeyle kanun -çıkış ruhundan uzaklaşan düzenlemelerle- değişime uğramıştır. Bu tasarıda KDV işlemlerinin her aşamasında belge düzenlenmesi zorunluluğu, gelir üzerinden alınan vergilerin matrahındaki azalmaları da önlemektedir. Oysa tasarıyla sisteme getirilen hasılat esaslı vergilemeyle mükellef açısından vergi almanın sağladığı avantaj ortadan kaldırılmaktadır. Bu durum küçük mükellefler açısından vergi yükümlülüğünü ağırlaştırırken belge vermesi gerekenler açısından ise kayıt dışılığın olanağının yolunu açmaktadır. Tasarı, istisna ve muafiyetler nedeniyle işlemez hâle getirilen sistemin yeniden işlerliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemeler içermemektedir.

Değerli milletvekilleri, esnaflar kayıt dışıyla yaşadığı mağduriyet yanında haksız rekabetle de uğraşmaktadır. Gıdayla ilgili yaşananlara bu açıdan dikkatinizi çekmek istiyorum. 5996 sayılı Kanun’la birlikte taklit, tağşiş ve bozuk ürünler 2011 yılından beri açıklanmaya başlamıştı ama 2016 yılından sonra bu açıklamalar durduruldu. Bakanlığa verdiğimiz yazılı soru önergesinin yanı sıra, kamuoyuna da bu konuda yaptığımız açıklamaların ardından Bakanlık bu konuda yapılan denetimlerle ilgili elde edilen verileri açıkladı. Yapılan denetimlerle saptanan et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, bitkisel yağ, bal, takviye edici gıdalar, çikolata, enerji içeceğinin yer aldığı 282 parti ürün, 173 firma kamuoyuna açıklandı.

Değerli milletvekilleri, açıklananlar görünenin çok az bir bölümü. At, eşek ve domuz etini halkımıza yedirmişler. Bildiğiniz gibi, domuz etinin kasaplık hayvan olarak düzenlenmesi de Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri tarafından 2006 yılında sağlandı. Bunun yanında, ülkemizde 3 tane de domuz çiftliği açıldı. Domuz artık kasaplık hayvan olarak tanımlanıyor ve büyük marketlerde de satışı yapılabiliyor. Sucuk, köfte, kebap, döner, sulu köfte, hatta karnıyarık ile kıymalı börek, lahmacun gibi yiyeceklerin içine bunlar katılmış. Bu sayı -biraz evvel de belirttiğim gibi- özünde düşük. Denetimlerin artırılması gerekiyor. Tarım Bakanlığının bu konuda yeterli elemanı yok, ihbara dayalı uygulamalarla bu işlemler yürüyor. Oysa bununla ilgili yapılması gereken, nüfusu 100 bini aşan her yerde, tüm belediyelerde laboratuvarlar oluşturmak ve vatandaşın yediğinin, içtiğinin ücretsiz olarak gidip orada denetiminin yapılmasını sağlamak. Bununla ilgili kanun teklifi de verdim. Çünkü ülkemizde merdiven altı üretimin yanında, taklit ve içeriği sağlıklı olmayan ürünleri satan firmalar ne yazık ki arttı. Denetimlerin artırılması için, Tarım Bakanlığının dışında, belediyelerden alınan yetkilerin de yeniden devri gerekiyor.

Arkadaşlar, yediğiniz peynirin içinde süt yok, aldığınız balın içinde bal değil şeker var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – NBŞ var, şeker pancarı şekeri değil.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Bunun gibi içinde ne olduğunu bilmediğiniz ürünleri insanlarımıza yedirmek durumunda kalmayın, Hükûmet olarak bununla ilgili düzenlemeler yapın, denetimleri artırın. İnanıyorum ki yapılacak denetimler sonunda bu rakamlar çok yukarı çıkacak.

Eğer bir insan ahlaksızca üretim yapıyorsa o korunmamalı, teşhir edilmeli, açıklanmalı. Hatta bana kalırsa gıdada terör de cinayete eş değerdir. Bu anlamda, sabıkalandırıp ticaret yapamayacak derecede men edilmesi gerekir. (CHP sıralarından alkışlar) İnsanımıza domuz etini yediren, at, eşek etini yediren işletmelerin mutlaka kapatılması şarttır; bu anlamda düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Bir süredir bu konuda Hükûmete çağrıda da bulunuyorum. Gıda Bakanlığı ayrılsın, gıdayla ilgili yeni düzenlemeler getirilsin, geleceğimizi karartmasınlar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Bakan cevap verecekler Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi işleme alayım, ondan sonra.

Sayın milletvekilleri, Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Bakan, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Türkiye’de gıdaların kontrolünün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde olduğuna ve kırmızı ete domuz eti karıştırılması durumunun söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; hatibi az önce dinledik. Dinleyince bu kadar “domuz eti” kelimesi geçen bir konuşma, sanki Türkiye'nin bir yerinde konuşmuyoruz, Avrupa’da domuz etini helal sayan bir ülke içerisinde bir konu konuşuyormuşuz imajı uyandırdı. Böyle bir şey yok. Türkiye'de gıdaların kontrolü Tarım Bakanlığının denetiminde; değil domuz eti, kırmızı ete beyaz et bile karıştıramazsınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – At eti yiyor millet Sayın Bakan ya! Allah aşkına ya!

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – At eti…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Zaruret varsa yenebilir Sayın Bakan!

BAŞKAN – Sayın Akar, Sayın Bekaroğlu, lütfen…

Sayın Bakan bir derdini anlatsın.

Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Eğer suç olan bir fiili işleyen varsa elbette ki yakalandığında yargıda cezası verilir, onunla ilgili gerekli önlemler alınır. Aksi takdirde, birileri bir suç işlediğinde, bunu genelleme yapıp sanki böyle bir karar varmış gibi ortaya sunmak kabul edilebilir bir şey değildir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İstanbul İl Başkanları duymasın!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gürer, buyurun, önce talebinizi iletin.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, benim söylediklerimi Sayın Bakan çarpıttı.

BAŞKAN – Talebinizi bir alayım, sisteme girmişsiniz Sayın Gürer.

Buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Benim söylediklerimi Sayın Bakan çarpıttı, o konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Böyle bir şey yok.” dedi Sayın Başkan. Hayret bir şey ya!

BAŞKAN – Ne mahiyette çarpıttı mesela?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Domuz etinin, 2006 yılında, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri tarafından bu ülkede kasaplık hayvan olarak sayıldığını yok saydı.

Ayrıca, benim burada konuştuklarımın hepsi Tarım Bakanlığının ilgili sitesinde, Tarım Bakanlığı tarafından açıklanmıştır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Cevap verdi Sayın Bakan.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bu, bana ait bir açıklama değildir; Sayın Tarım Bakanına sorsunlar, domuz etinin karıştırıldığı Tarım Bakanlığının ilgili sitesinde yer alır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer, kayıtlara geçti konuşmanız.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (Devam)

BAŞKAN – Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 2’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ile maddeye aşağıdaki fıkralar” ibaresinin ve aynı maddeyle 3065 sayılı Kanun’un 8’inci maddesine eklenmesi öngörülen (3), (4) ve (5) numaralı fıkraların madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                       Vedat Demiröz                 Mehmet Muş

                 Kayseri                                  Bitlis                            İstanbul

        Mehmet Doğan Kubat                  Murat Alparslan

                İstanbul                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılıyoruz Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinin (g) alt bendinde sayılanların mükellefiyetine ilişkin düzenlemeyle birden fazla mükellef adına grup katma değer vergisi mükellefiyeti tesis edilebilmesini öngören yetki düzenlemesinin tasarı metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri geliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Zekeriya Temizel                        Musa Çam            Mehmet Bekaroğlu

                  İzmir                                   İzmir                            İstanbul

            Utku Çakırözer                       Sibel Özdemir           Ömer Fethi Gürer

                Eskişehir                               İstanbul                            Niğde

MADDE 3- 3065 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine "serbest bölgedeki alıcıya” ibaresinden sonra gelmek üzere "veya 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 95 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre faaliyette bulunan gümrüksüz satış mağazalarında satılmak üzere bu mağazalara veya bunların depolarına” ibaresi ve (b) bendine "vasıl olmalı ya da” ibaresinden sonra gelmek üzere "gümrüksüz satış mağazalarında satılmak üzere bu mağazalara veya bunların depolarına veya" ibaresi ilave edilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sibel Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla, ihracatın teşvik edilmesine yönelik, küçük işletme ve serbest meslek erbaplarına yönelik hasılat esaslı vergilendirme, AR-GE, yenilik ve tasarıma yönelik teknokentler, grup mükellefiyeti, götürü usulü yöntemi, sağlık sektörü, sağlık hizmetleri gibi alanlarda vergi istisnalarının getirildiğini ve birçok farklı alanda teknik düzenlemelerin yapıldığını görmekteyiz.

Baktığımız zaman, tasarının, istisna ve muafiyetler nedeniyle işlemez hâle getirilen sistemin yeniden işlerliğinin sağlanmasına yönelik gerçekten kapsayıcı bir düzenleme olmadığını görmekteyiz. Hatta bazı düzenlemelerde geriye doğru, yapmış olduğumuz kanuni düzenlemelere tekrar döndüğümüzü görmekteyiz.

Diğer taraftan, tasarının amaçlarından biri olan kayıtlı ekonomiye geçişin özendirilmesi ifade edilmekle birlikte, hangi düzenlemenin tam olarak bu amaca yönelik olduğu da belirsizdir.

Benim üzerinde söz aldığım 3’üncü maddede ise şu düzenlemeler yapılmaktadır: Maddeyle, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 95’inci maddesinin (1)’inci fıkrasına göre faaliyette bulunan gümrüksüz satış mağazalarına veya bunların depolarına yapılan teslimlerin ihracat teslimi kapsamına alınmasıyla, KDV iadesi açısından yerli işletmelerimiz aleyhine oluşan rekabet eşitsizliğinin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu anlamda, biz de yerli firmalarımız için rekabet eşitsizliğini giderecek olan bu düzenlemeyi destekliyoruz.

Ancak sayın milletvekilleri, yine tasarının gerekçesine baktığımız zaman -geçen haftalarda Genel Kurulda görüştüğümüz yatırım, üretim ve ihracatın teşvik edilmesine yönelik torba yasa tasarısındaki düzenlemenin bir devamı olarak- yasa tasarısındaki düzenlemelerin ülkemizin ekonomik kalkınmasına katkı sağlaması hedefi belirtilmiş. Ekonomik kalkınma olması tabii ki hepimizin ortak amacı. Ancak baktığımız zaman, Sayın Bakan, iktidarınız döneminde ülkemizin kalkınması yönünde temel yapısal sorunlarımız çözülemediği gibi, bir yoksulluk ve işsizlik döngüsünden de çıkamadık.

Geçtiğimiz torba yasa üzerinde söz aldığım zaman dile getirmiştim ve tekrar gündeme getirmek istiyorum. Çok değerli ekonomist Daron Acemoğlu “Ulusların Düşüşü” çalışmasında, ülkemizin kalkınmakta olan ülkeler arasında bir çöküş sürecine geçişinin nedenlerini belirtmişti. Çalışmada, başarısız olmuş, yoksulluk sorununu çözemeyen milletlerin, ülkelerin ortak özellikleri olan demokratik işleyen kurumlarını kuramamış olmaları zayıf kurumsal yapılarına bağlanmakta. Yine çalışmada, devlet yönetiminin bir kişinin ya da grubun elinde olduğu, ekonomik sistemin bu grubu zenginleştirmek ve toplumun diğer üyelerini sömürmek üzerine kurulduğu, yine bu sistemlerde esas olan tek şeyin yöneten grubun zenginliğini artırmak ve gücü muhafaza etmek olduğu… Yine, bu tür sistemlerde geçici büyümeler, ekonomik iyileşmeler görülebilir ama sürdürülemez ve zamanla çökmeye mahkûmlar. İşte bu teoriye göre, ülkemizin de kalkınma sürecinde hızla başarısız olma eğiliminde olduğu ortaya çıkmakta. Neden mi? İşte, siz burada ne kadar geçici teknik düzenlemeler yapma çabasında olsanız da ülkemizde ekonomi toplumun tamamını kapsayıcı nitelikte değil, belirli bir grubun tekelindedir ve bir grubu zengin etmek için dizayn edilmiştir; özgür basın kontrol altındadır hatta tekelleşmektedir; düşünce ve ifade özgürlüklerini sınırlayan baskıcı bir tek adam yönetimi vardır; gücü bir elde toplama gayretleri en üst düzeydedir ve başarılıdır.

Değerli milletvekilleri, işte bu temel yapısal sorunlar varken Hükûmetinizin kısa vadeli geçici çözümler ve düzenlemelerinin bu teoriye göre sürdürülebilirliği yoktur ve maalesef, başarısız olmaya mahkûmdur. Çözüm için toplumun tüm kesimlerini kapsayan bütüncül politikalara ihtiyaç vardır; bütüncül ve nitelikli istihdam politikalarına, nitelikli, çağdaş, bilimsel eğitim politikalarına ve en önemlisi, bilgi üreten özgür üniversitelere ihtiyaç vardır. Bizler burada temel yapısal sorunları kalıcı şekilde çözmedikçe istediğiniz kadar geçici, kısa vadeli teknik düzenlemeler yapsanız da bu sorunlar katlanarak büyüyecektir. Evet, katma değer vergisini, birçok alandaki vergi istisnalarını ve vergi indirimlerini kapsayan bu kanun tasarısında yapılan düzenlemeler…

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; ekonomi -sözde- yüzde 11 büyürken 18,5 milyon işsiz insanımıza iş yaratabilecek mi, yüzde 25’lere dayanan genç işsizliğe çözüm üretebilecek mi, orta gelir tuzağına saplanan ve düşen millî gelirimizi artırabilecek mi ve en önemlisi, gelir adaletsizliğini azaltabilecek mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özdemir.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Evet, değerli milletvekilleri, yapmış olduğumuz bu düzenlemeler, en önemlisi, gelir adaletsizliğini azaltabilecek mi, yüzde 11’lere dayanan ve artma eğilimini sürdüren enflasyonu tek haneye düşürebilecek mi ve katma değeri yüksek ürünler üretebilecek miyiz? İşte, değerli milletvekilleri, bütün meselemiz ve bu Parlamentonun asli görevi, bu temel, yapısal sorunlarımızı kalıcı şekilde çözmek olmalıdır diyorum ve Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sibel Özdemir ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde yer alan “sonra gelmek üzere” ibaresinin “sonra gelecek şekilde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş                     İmam Taşçıer            Osman Baydemir

                  Adana                               Diyarbakır                       Şanlıurfa

           Behçet Yıldırım                       Sibel Yiğitalp                Dilek Öcalan

               Adıyaman                             Diyarbakır                       Şanlıurfa

               Hüda Kaya

                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi, önerge üzerinde İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hüda Kaya konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her ne kadar gündemdeki KDV düzenlemesiyle ilgili söz almış bulunuyorsam da tabii ki farklı konulara değinmeden de geçemeyeceğiz.

KDV düzenlemesi, Türkiye’de, ülkemizde 81 milyonun yediği ekmekten içtiği suya kadar, çaya kadar, attığı her adımında, yaşamının her köşesinde insanımızı ilgilendiren, insanımızın hayatının içinde olan bir konu fakat düzenlemeye baktığımızda, 81 milyonun bedelini ödediği KDV’yi bir kısım yandaş çevrelere peşkeş çekmekten öte bir düzenleme olmadığını görüyoruz sevgili arkadaşlar.

Gündeme, biraz da medyaya, biraz da ahvalimize, ülkemizin bulunduğu hâl ve şartlara değinmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, Türkiye şu anda dünyada en fazla gazetecinin hapsedildiği bir ülke, bunu pek çok defa dile getiriyoruz…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Hangi suçtan?

HÜDA KAYA (Devamla) - …ama ısrarla sizler, Türkiye’de basının, medyanın düşünce, söz, ifade hakkının, özgürlüğünün son derece gelişmiş, neredeyse çağ atlamış olduğunu ifade ediyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teröre destek veren cezasını çeker Hüda Hanım, hiç şey yapmayın. Teröre destek veriyorsa girer.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, siz oraya bunun için mi oturuyorsunuz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teröre destek veriyorsa girer diyorum. Ne diyorum? Ben bir şey demiyorum.

HÜDA KAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, basın özgürlüğü Türkiye’de sadece Hükûmeti övme özgürlüğüyle sınırlıdır. 7/24, onlarca gazete, televizyon, radyo ve haber sitesi iktidarın özgürce sözcülüğünü ve şakşakçılığını yapmaya devam ediyor. Dünya Hukuk Endeksi’nde 2016 yılında 8 basamak daha düştük ve 99’uncu sıradayız arkadaşlar. 99’uncu sıradayız derken zaten, toplamda 113 ülkenin 99’uncu sırasındayız. Yani insan olmanın en doğal hakları olan, yaşanması ve gerçekleşmesi yolunda mücadele etmemiz, hep birlikte buna hizmet etmemiz gereken güzelliklerde, özgürlüklerde ne kadar değer varsa ülkemiz listelerin sonlarında ama ne kadar kötü anılacak, ülkemiz adına utanç olacak meseleler varsa listenin başlarında, arkadaşlar. Bu gerçeğin farkına varmalıyız değerli arkadaşlar.

Bugün Özgürlükçü Demokrasi gazetesine yapılan operasyonu da hepiniz biliyorsunuz. Sadece şunu demek istiyorum: Parayı bastırıp satın alınamayan medyanın ancak böyle gece yarısı güvenlik güçleriyle kapısı kırılır, el konulur arkadaşlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç alakası yok, alakası yok.

HÜDA KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, size ne göstereceğim ülkemizin ahvali konusunda. Bakın, ülkemizin trajikomik hâline bakın. Dün anlatmıştım, Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun kıdem tazminatına el konuldu, KHK’yle görevinden uzaklaştırıldı, üstüne barış çağrısı yaptığı için hapis cezası aldı ve şu karikatüre bakın -bizim toplumumuz adına, daha doğrusu toplum değil bu iktidar adına utanç verici- ne diyor burada? “Emeklilik maaşına da el koyalım mı?” diye bunu mizahi bir şekilde dile getirmişler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç komik değil ama! Hiç komik değil!

HÜDA KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın -sosyal medyada- dün bir intihardan bahsetmiştim ve her gün bu intiharlara yenileri ekleniyor. Acılar çığ gibi büyüyor arkadaşlar, ülkemizde derin bir dram, derin bir çığlık var.

İntihar haberlerinin yayımlandığı sosyal medyada altta paylaşılan bir yorumu size okumak istiyorum değerli arkadaşlar: “Her gün intiharı düşünüyorum. 2 çocuğum için ayakta kalıyorum. Yüz binlerce insanın benimle aynı duyguda olduğuna eminim.” diyor. Bu iktidarın en büyük sorunu, halkını potansiyel bir tehlike hatta bir düşman olarak görme paranoyasıdır arkadaşlar.

Sadece kapanan internet sitesi 100 bini geçmiş durumda değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi gerekçeyle?

HÜDA KAYA (Devamla) – Bir dakika rica edebilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim, sağ olun Başkan.

Türkiye medyayı yasaklama, sansür, tek seslilik, gözaltına alınan veya tutuklanan gazetecilerle yine dünya sıralamasında 1’inci.

Değerli arkadaşlar, şunu ifade etmek istiyorum: Şurada, birkaç tane, hemen hızlı bir şekilde… Resimleri yok. Bakın, medyayla ilgili, medya üzerinden, özellikle iktidar yanlısı medya üzerinden farklı düşünen, konuşan ve eleştiren ya… Ya, biz muhalefetsek eleştireceğiz arkadaşlar. Eleştirmek, iktidarın politikasını eleştirmek hainlik olamaz, terörizm olamaz. Bu, insan olmanın en doğal hakkıdır, muhalefet etmenin en doğal yoludur bu. Bakın, medya üzerinden sayısız linç, tehdit ve iftiralara maruz kalıyoruz. Pek çok arkadaşımız bu yüzden hâlâ cezaevinde ve dışarıda olan arkadaşlar da bizler de bunları yaşamaya devam ediyoruz. Burada öyle haberler var ki benim Türkiye’de kadınların şiddet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Son cümlemi söylesem…

BAŞKAN – Kayıtlara geçsin.

Buyurun Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) - …nefret ve tecavüze uğramalarını örnek verirken değerli arkadaşlar, özellikle, gün geçtikçe artan çocuk tacizlerini ve tecavüzlerini de örnek verirken televizyonda yaptığım bir konuşmayı iktidar yanlısı medyada hatta televizyon programlarında, yaptığım konuşma verilerek, terörize edilerek, hedef gösterilerek, iftiralar atılarak “Hüda Kaya’nın Türkiye Nefreti” diye manşet yaptılar, programlarda tartıştılar.

SAİD YÜCE (Isparta) – Teröristler çocukların eline silah veriyor ya, esas tacizci onlar ya!

HÜDA KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizler, sizlerin tahmin edemeyeceği kadar ülkemizi seviyoruz.

SAİD YÜCE (Isparta) – Boş konuşuyorsun, boş.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Günün fıkrası!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum…

SAİD YÜCE (Isparta) – Boş konuşuyor Başkanım.

HÜDA KAYA(Devamla) – Biz bu ülkenin, bu toprağın insanıyız…

SAİD YÜCE (Isparta) – Hadi be oradan! Teröristleri savunuyorsun burada!

HÜDA KAYA (Devamla) – …ve istiyoruz ki ülkemizde huzur olsun, güven olsun, insanlar birbirinden nefret etmesin, insanlar tacize, cinayete, katliama kurban gitmesin, insanlar yarınlara güvenle baksınlar, ekmek derdine düşmesinler, intihar etmesinler istiyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

SAİD YÜCE (Isparta) – Git, teröristlere söyle, arkadaşlarına söyle.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hüda Kaya ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş                     İmam Taşçıer            Osman Baydemir

                  Adana                               Diyarbakır                       Şanlıurfa

             Sibel Yiğitalp                         Dilek Öcalan                  Garo Paylan

               Diyarbakır                             Şanlıurfa                          İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan.

Süreniz beş dakika.

GARO PAYLAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, torbanın Sağlık Bakanımızı ilgilendiren tek maddesi bu ve geniş bir madde. Ne diyor torbanın 4’üncü maddesi? “Sağlık hizmetlerinde yabancı uyruklular hizmet alırsa KDV almayacağım.” diyor.

Değerli arkadaşlar, biz HDP olarak sağlık hizmetlerinin tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ücretsiz verilmesini istiyoruz, kamusal olarak ücretsiz verilmesini istiyoruz ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları sağlık hizmetlerinde hep katkı paylarıyla ya da özel hastanelere mecbur edilerek ücret öderken şimdi ödeme yaparken ve bu ödemeyi yaparken KDV de öderken şimdi bu torba ne diyor, biliyor musunuz? Yerli ve millî olduğunu iddia eden bir hükûmet “Ahmet, Mehmet, Agop, Ayşe, Fatma yüzde 8 KDV ödeyecek ama George gelirse, Hans gelirse KDV sıfır.” diyor.

Değerli arkadaşlar, bu mu yerli ve millî hükûmet? 81 milyon inim inim inlerken, borç altında inlerken KDV ödeteceksin sağlık hizmeti alırken George’a, Hans’a ödetmeyeceksin. Bu kabul edilemez.

Bir şey daha var arkadaşlar, bugün dolar 4 lira -hani bu işareti tanıyorsunuz- euro 5 lira. Zaten, yabancı geldiğinde ülkemiz ucuzlamış durumda, ciddi anlamda bu hizmetleri alırken ucuz olarak alıyorlar. Eskiden bin euro verirken şimdi 500 euroya aynı hizmeti alıyor, bir de diyoruz ki: “Sen 40 euro da KDV ödemeyeceksin.” Bu haksa buna “evet.” deyin, hak değilse önergemize destek verin arkadaşlar.

Bir de bu madde kötüye de kullanılabilir. Düşünsenize, bir kliniğe geldi birisi, bir vatandaşımız, Ahmet; “Arkadaş, sen bu hizmeti alırsan sana 1.080 lira ama adın George olsaydı bin lira olacaktı.” diyebilir bir klinik. Ahmet de der ki: “Arkadaş, benim adımı George yaz, ben bin lira ödeyeyim.” George olduğu zaman bin lira, Ahmet olduğu zaman 1.080 lira. Düşünsenize nasıl kötüye kullanılabileceğini bu maddenin. Ben bu maddeye destek vermeyeceğinizi düşünüyorum.

Bakın, bu madde geniş bir madde, başka bir hüküm daha var; diyor ki: Eğer ki birisi öğrenci yurdu, çocuk yuvası, cami yapar bağışlarsa bunlarda KDV muafiyeti var diyor bu madde. Evet, olumlu bir madde olarak bakılabilir ancak biz ilkesel olarak KDV’den muafiyetlere karşıyız arkadaşlar. Bir kişi hayır yapıyorken bile KDV ödemeli ama bu başka türlü belki teşvik edilebilir ve bu maddenin de kötüye kullanımı söz konusu olabilir arkadaşlar. Bakın, düşünün, büyük müteahhitler bir bölgede imar alırken, diyelim ki bin dairelik bir imar aldı, belediye ona şart koşuyor, diyor ki: “Bir cami yapacaksın, bir çocuk yuvası yapacaksın bu bölgede, bir okul yapacaksın.” Ve düşünsenize, bu muafiyet geldiğinde diyelim ki o camiye, okula, çocuk yuvasına bin metreküp beton alacak bir müteahhit, bu imarı bu şartla almış bir müteahhit 3 bin metreküp yazar, “Arkadaş, ben camiye 3 bin metreküp beton kullandım.” der. Ne yapacaksın? Bin ton demir yerine “2 bin ton kullandım arkadaş.” der. Kötüye kullanılma riski olan bir maddedir arkadaşlar. O açıdan, bu tip muafiyetlere yol vermeyelim, pek çok yolsuzluğa yol açabilir.

Maddenin bir ayağı daha var arkadaşlar. AR-GE için alınan makine, teçhizatlara tam istisna yani “KDV yok.” deniliyor.

Arkadaşlar, “Üretimi teşvik edeceğim.” diyorsunuz ama maalesef, araba duvara doğru gidiyor. Bakın, cari açık 52 milyar dolara dayanmışken cari açığı bu kadar körükleyecek maddeler ciddi sakıncalar doğurabilir. Sizleri uyarıyoruz, bu arabayı hızlandırmaya çalışıyorsunuz, gaza basmaya çalışıyorsunuz ancak arabanın orası burası dökülmeye başladı. “Arabanın orası burası dökülüyor, dikkatli olun.” diyoruz, daha fazla gaza basıyorsunuz; cari açığı daha fazla körüklüyorsunuz. Ama cari açığı bu kadar körüklerseniz bu araba duvara çarpar arkadaşlar. Bu madde de cari açığı körükleyecek bir maddedir, sizleri bu üç konuda da uyarıyorum ve önergemiz konusunda destek bekliyorum.

Saygılar sunarım. (HDP sıraların alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Paylan.

Sayın Paylan ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, söz talebim var.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu (k) bendinde zikredilen husus hakkında Sayın Paylan Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız ile yabancılar arasında sanki yabancıların lehine, Türkiye'de yaşayan vatandaşların aleyhinde bir durum varmış gibi bir görüntü verdi veya söylemini öyle ifade etti, o şekilde söyleyeyim.

Arkadaşlar, bir yabancı ülkemizden bir ürün alsa havaalanından çıkarken KDV’sini iade ediyoruz veya yurt dışında biz bir ürün aldığımızda ayrılırken o ülkeden KDV’si bize iade ediliyor. Bir kere, bu meseleye bu yönüyle bakmak lazım.

İkincisi ise bugün, dünya üzerinde sağlık turizminden yararlanan insan sayısı 30 milyon, Dünya Sağlık Örgütünün verdiği rakam ve bu alanda harcanan para 500 milyar dolar. Yani kişi başı sağlık turizminde harcanan para 17 bin dolar ortalama. Türkiye bugün, sağlık altyapısına ciddi yatırımlar yaptı ve sağlık altyapısını yeniledi ve aynı zamanda, Türkiye'nin iyi yetişmiş ve yüksek standartlı sağlık kadrosu da var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Bir ek süre verirseniz tamamlayayım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Türkiye’nin ciddi, iyi yetişmiş önemli bir sağlık kadrosu var. Türkiye bu hizmetleri, kendi insanlarına vermek için elbette kurguladı ve yaptı, bu imkânı Türkiye’ye, insanımıza sundu. Ama bu imkânın diğer ülkelere de sunularak ülkemize bu alanda ciddi döviz getirme imkânı var. Bugün 5 milyar dolar civarında hesaplanan sağlık alanından gelen bir para var yurt dışından ve bunu 10 milyar dolar ve daha üzerine taşımak mümkün, Türkiye buradan payını alacak. Elbette ki meseleye böyle yaklaşmak lazım yoksa biz insanımıza zaten parasız sağlık hizmeti veriyoruz. Türkiye'de herkes genel sağlık sigortası kapsamında yoksa KDV’nin bunların üzerinde, vatandaşımızın ödemeleri üzerinde doğrudan bir etkisi yok.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan benim ifadelerimin yanlış anlaşılacağını söyledi, yabancılara sanki bir ayrımcılık yapıyormuşuz gibi algılanacağını söyledi.

BAŞKAN – Yerinizden kısa bir açıklama yapınız.

Buyurun.

41.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GARO PAYLAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, eğer ki böyle bir iddiamız varsa, yabancılara KDV'leri çıkarken iade ediyorsak o zaman “Yabancılar yaptıkları bütün harcamalarda yurt içinde KDV'den muaftır.” diye bir düzenleme yapalım. Niye bu düzenlemeyi öyle yapmadık o zaman, yalnızca sağlığa getirdik ve sağlıkta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile yabancılar arasında açık bir ayrımcılık yaptık? Belgesini alsın yabancı, iade edilmesi gerekiyorsa gümrükte iade edilsin. Her türlü kötüye kullanılabilecek bir madde Sayın Bakan. Dediğim gibi, ismi faturalara George olarak, Hans olarak yazabilecek klinikler söz konusu olabilir; o açıdan KDV'yi koruyalım. Eğer ki iade edecekseniz gümrükte gene yabancılara iadesini yaparsınız. Böyle bir ayrımcılığı yerli ve millî iddiası olan bir hükûmetin yapması manidardır Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın milletvekilimizin ifade ettiği gibi bu, bir ayrımcılık değil. Bu, ülkenin bir alanda öne geçmesi için kullanacağı bir yöntemdir. Bunu, pek çok ülke pek çok alanda yapıyor.

GARO PAYLAN (İstanbul) – O zaman KDV almayalım derim Sayın Bakan, yabancılara KDV yok diyelim.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Bir KDV üzerinden bakmayalım Bu, bir ayrımcılık değildir, Türkiye'nin çıkarları, Türkiye'nin geleceği, Türkiye’nin imkânlarını artırmak için atılmış bir adımdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Botan, sisteme girmişsiniz, talebinizi alayım.

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, Sayın Bakan söz almışken ben ilimle ilgili -madde 60’a göre- bir iki şey soracağım izninizle.

BAŞKAN – Sayın Kara da sisteme girmiş.

Sayın Kara, sizin de talebinizi alayım.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, Bakan Bey “Parasız sağlık hizmeti veriyoruz herkese.” dedi. Merak ediyorum, hangi hastanede veriliyor?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Botan.

42.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van’ın Erciş ilçesinde hastanenin 2010 yılından beri bitirilemediğine ve Van’ın Saray ile Gürpınar ilçelerinde devlet hastanelerinin bulunmadığına ilişkin açıklaması

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, Sayın Bakana ben daha önce de sormuştum, Van’ın Erciş ilçesinin 2010 yılından beri hastanesi bir türlü bitmedi, 9 sefer toplu açılışlarda açılışı yapılan hastane hâlen yok ortada, sadece iskeleti var. Ne zaman bitecek?

Yine, Van'ın Saray ve Gürpınar ilçelerinde devlet hastaneleri yok. Bu konuda -daha önce de sözünü almıştık- bir gelişme var mı; onu soracağım.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Botan.

Sayın Kara, buyurun.

43.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın, hangi hastanelerde parasız hizmet verildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakanımız, yanlış anlamadıysam “Türkiye'de sağlık hizmetini parasız veriyoruz herkese.” dedi. Acaba hangi hastanede veriliyor? Çünkü poliklinikler ücretli, ilaçlar ücretli, kamuda bile randevu ücretli, aile hekimliğinde bile hepsinden para alınıyor. Acaba başka bir ülkede mi yaşıyoruz, başka bir yerden mi bahsediyor? Özel hastaneleri saymıyorum, yüzde 200 katkı alınan yerleri saymıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kara.

Sayın Bakan, yazılı mı cevap vereceksiniz, sözlü mü?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sözlü vereyim.

BAŞKAN – Peki, buyurun o zaman.

44.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Van Milletvekili Lezgin Botan ve Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Van’ın Erciş ilçesindeki hastane ve Van’daki diğer ilçelerle ilgili hastaneler konusunda sayın milletvekilimizin sorduğu suale cevap vermek istiyorum.

Arkadaşlar, bazen maalesef, İhale Kanunu'ndan kaynaklanan nedenlerle, inşaatları tamamlamamız sıkıntıya neden oluyor. İflas ediyor, bunlar yargı konusu oluyor, tasfiye edilmeden tekrar ihale edemiyorsunuz. Bunun gibi mesela Ağrı'daki hastanemizi onuncu yılında, ancak bu sene bitirebildik. Böyle hastanelerimiz var. Benim de kendi ilimde Vezirköprü Hastanemiz 7’nci yılında; bu şekilde giriyor. Bu, yasadan kaynaklanıyor ve sistemden kaynaklanıyor, yoksa Türkiye’de bizim 880 hastanemiz var.

Yine, diğer vekil arkadaşımızın da sorusuna cevaben söylüyorum…

LEZGİN BOTAN (Van) – İhale kabulünde defalarca değişikliğe uğradı ama ya.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – O diğer ilçeleri de…

LEZGİN BOTAN-(Van) - Erciş ilçesindeki hastane için zaten 2010 yılından şimdiye kadar defalarca sizden önceki Sayın Bakan da “Bir ay içerisinde bitireceğiz.” dediler, öyle kaldı.

BAŞKAN - Sayın Botan, Sayın Bakan bir meramını anlatsın, acele etmeyin.

Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Yani bu, sistemden kaynaklanan bir sıkıntı; yoksa Türkiye’de biz, bu sene bile 40’ın üzerinde hastane açacağız. Bitirdiğimiz hastanemiz 880’in üzerinde. Bu hastanelerin, devlet hastanelerinin hepsinde sadece katkı payı… Bunlar cüzi paylar; sağlık sistemini doğru kullanmaya alışmamız için katkı verebilecek bir pay. Yoksa sağlık hizmetleri devlet hastanelerinde, kamu hastanelerinde ücretsizdir arkadaşlar.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Bakan.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (Devam)

BAŞKAN - 4’üncü madde üzerindeki ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

               Musa Çam                          Kadim Durmaz         Mehmet Bekaroğlu

                  İzmir                                   Tokat                            İstanbul

             Haluk Pekşen                      Ömer Fethi Gürer             Sibel Özdemir

                Trabzon                                 Niğde                            İstanbul

MADDE 4.- 3065 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler ilave edilmiştir

“j) Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanmak üzere yapılan okul, sağlık tesisi, kütüphane ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi, mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi ibadethaneler, Diyanet İşleri Başkanlığı denetimine tabi yaygın din eğitimi verilen tesisler, Gençlik ve Spor Bakanlığına ait gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kamplarının inşası dolayısıyla bağışta bulunacaklara yapılan teslim ve hizmetler,

k) Sağlık Bakanlığınca izin verilen gerçek veya tüzel kişiler tarafından, Türkiye'de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere, münhasıran sağlık kurum ve kuruluşlarının bünyesinde verilen koruyucu hekimlik, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri (Türkiye'de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere söz konusu hizmetlerle birlikte sağlanan diğer teslim ve hizmetler istisnanın kapsamına dahil değildir.),

I) 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamındaki teknoloji geliştirme bölgesi ile ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde, 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde, 3/7/2014 tarihli ve 6550 sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun kapsamındaki araştırma laboratuvarlarında Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunanlara, münhasıran bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere yapılan yeni makina ve teçhizat teslimleri (İstisna kapsamında alınan makina ve teçhizatın, teslim tarihini takip eden takvim yılının başından itibaren üç yıl içinde, Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetleri dışında kullanılması veya elden çıkarılması hallerinde, zamanında alınmayan vergi alıcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir. Zamanında alınmayan vergiler ile vergi cezalarında zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.),”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Trabzon Milletvekilimiz Sayın Haluk Pekşen.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; KDV’nin alınmaması ne kelime? KDV’nin alınmaması yetmez; daha çok, alınmaması gereken çok şey var. Mesela 2017 yılında çalınan elektrik miktarı 6 tane Atatürk Barajı'nın ürettiği elektrik kadar. Şu anda Türkiye’nin toplam tükettiği elektriğin yüzde 28’i çalınarak tüketiliyor. Şimdi, memleketi getirdiğiniz hâle bir bakar mısınız? Elektriğini çalmaya muhtaç hâle getirdiniz vatandaşı, elektrik çalıyor. Anadolu’nun insanını, bu memleketin insanını ne hâle getirdiğinizi görüyor musunuz? Bundan daha ağır ne olabilir? Köylerin elektriğini kesiyorsunuz. Niye? Diyorsunuz ki: “Komşular elektriği çaldılar. Onlardan elektrik parası alamadığımız için köyün tamamının elektriğini kesiyoruz.” Allah aşkına, hiç sizin bunda vicdani sorumluluğunuz yok mudur? Hükûmetin bunda hiç mi sorumluluğu yoktur? Vatandaşı elektrik çalmaya muhtaç eder bir hâle getirmiş olan bir ülkede nasıl bir Hükûmet etmek var? Ben bunu, doğrusu, merak ediyorum ve soruyorum.

6 tane Atatürk Barajı; toplam tüketilen elektriğin yüzde 28’i çalınıyor. Peki, ne oluyor? “Kayıp kaçak bedeli” diye, memleketin başka bölgesinde yaşayan insanlar, diğer insanların, onların da elektrik paralarını ödemek durumunda kalıyorlar. Yani, memleketin bir kısmı diyor ki: “Hükûmet beni öyle bir hâle getirdi ki, lanet olsun, elektriği bile çalar hâle geldim.” Öbürü de diyor ki: “Ya, böyle bir düzen olabilir mi? Tüketmediğim elektriğin parasını da, haraca bağlayıp benden alır hâle geldiniz.” Şimdi, burada katma değer vergisiyle ilgili düzenleme yapıyorsunuz; neyin düzenlenmesini yapıyorsunuz? Üretilmeyen vergiyi kimden toplayacaksınız? Hangi katma değer vergisi? Saldığınız hangi vergiyi toplayabiliyorsunuz? Vatandaşın vergi ödeyecek hâli mi kaldı? Hangi vergiyi topluyorsunuz? Gelir vergisi mi, kurumlar vergisi mi, katma değer vergisi mi, ÖTV mi, hangisini toplayabiliyorsunuz? Hiçbirini çünkü üretmiyorsunuz, vergi üretmek üzerine kurulmuş bir sisteminiz yok. Vatandaşın ödediği elektrik parası, su parası, gaz parası; dolaylı vergiler üzerine de yandaş bir müteahhitlik zinciri kurmuşsunuz. Bu 78 yandaşa bu memleketin yatırmış olduğu bütün para haram olsun! Bunların yakasına yapışacağız, yalnızca “Haram olsun!”la bırakmayacağız.

Bu 78 yandaşın doyma rakamı nedir, ben öğrenmek istiyorum ya, bunlar hangi paraya doyarlar? Bu 80 milyon bu parayı versin, bunların gözü doysun, toprakları da doysun da kurtulsun bu memleket! Ya, bunlar ne kadar çalmak istiyorlar, bir öğrenelim ya, ne kadar çalacaklar? Gerçekten, bu kadar vergiyi bu ülke canından, dişinden, tırnağından artırıyor. Köprüde çalıyor, tünelde çalıyor, elektrikte çalıyor, ihalede çalıyor, yolsuzlukta çalıyor. Ya, Allah aşkına, çalınmayan bir yer söyleyin de bari oraya vergi verirken diyelim ki: “Helal olsun ya!” Çalınmayan bir yer, bir tane yatırım söyleyin, “Burada üretilen bir vergi; bak, buradan çalmazlar.” diyeceğiniz bir yer söyleyin Allah aşkına ya! Bu 78’in dışında helal süt emmiş; ihalelere girip, alnının teriyle ihale alıp bu memlekete hayrına bir iş yapacak olan bir müteahhit yok mudur Allah aşkına, bir şirket yok mudur?

Bak, elektrik tüketiyorsunuz ya, Sayın Bakan, bugün not alın, tarihe de geçsin: Şu anda kurulu gücümüz 85 bin megavat, tüketim 40 bin megavat. Demir çelik sanayisine Amerika ambargoyu koydu, çıtınız çıkmadı, Hükûmetin çıtı çıkmadı ambargoya. O ambargoya karşı bir ambargo koyun, ben söz veriyorum Sayın Bakan, sonuna kadar arkanızdayız, destekleyeceğiz sizi. E şimdi, enerji miktarı biraz daha düşecek, elektrik tüketimi biraz daha düşecek. Yapılan yatırım, 78 milyar dolarlık yatırım çöp oldu şu anda.

Peki, bir soru daha sorayım: Sayın Bakan, niçin iki sene önce doğal gazdan ürettiğimiz elektrik miktarı yüzde 29 iken şu anda yüzde 37’ye çıktı? Ya, güneş var, rüzgâr var, HES’ler var, kömür santrallerimiz var Allah’a şükür; e, bunların ürettiği elektrikler var, niye onların elektriğini tüketmiyoruz da bu gaz tüketimine bu kadar yüklendik? Bu Ruslardan ne alıp veremediğimiz var, ne mecburiyetimiz var bunlara, niye mahkûmuz bunlara? Ben merak ediyorum ya. Bu rakamlar benim rakamlarım değil, devletin rakamları. Sizin rakamlarınızı aynayı size tutarak soruyorum Sayın Bakan, lütfen cevap verin. Niçin yüzde 27-29’dan yüzde 37’ye gaz tüketimiyle üretilen elektriği çıkardınız, niçin? Soruyorum. Kömür santralleri niçin elektrik üretmiyor, niçin rüzgâr santrallerinden elektrik almıyorsunuz, güneş enerjisi üretimini niye yeterince desteklemiyorsunuz? Rakamlar veriliyor, bakıyoruz rakamlara.

Şimdi, Sayın Başkan, bir toparlayayım, izin verirseniz…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Haksızlığı meşrulaştırmayın.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Pekşen.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, bakın, bir rakam vereceğim, bizi izleyen yurttaşlarımız da lütfen bu rakamlara baksınlar. Devletin resmî rakamlarını veriyorum: Almanya'nın güneş enerjisi üretim gücü bizim üçte 1’imiz. Biz 1.900 küsuruz, onlarda 900. Almanya’nın şu anda güneş enerjisinden kurulu gücü 44 bin megavat, bizim 2.400 megavat yani bizim bir yılda tükettiğimiz elektrik enerjisi kadar Almanya güneş enerjisi üretiyor. Bunun ne demek olduğunu basit olarak söyleyelim: Şimdi, bizim üçte 1’imiz gücündeki bir ülke bizim toplam tüketimimiz kadar güneş enerjisi üretiyor, biz niye üretmiyoruz, niye? Soruyorum ya. Bir tek kişi çıksın, buna bir cevap versin. Buna verecek cevabı var mı Hükûmetin Allah aşkına? Ondan sonra da burada “Yabancıdan KDV almıyoruz.” Ya, yabancıdan hiçbir şey almasanız ne olacak? Siz yatırım yapmıyorsunuz ki, siz millî bir iktidarın yapması gereken hiçbir şeyi yapmıyorsunuz ki. Ben neyinize sizin “millî” diyeyim, neyinize “bu ülkenin yararına” diyeyim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Halk her şeyi görüyor Sayın Pekşen..

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

Sayın milletvekilleri, Trabzon Milletvekilimiz Sayın Haluk Pekşen ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) –Sayın Başkanım, bir redaksiyon talebimiz var.

BAŞKAN - 4’üncü madde üzerinde Komisyonun bir redaksiyon talebi var.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Görüşmekte olduğumuz 4’üncü maddede 3065 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesine (j), (k) ve (l) bentleri eklenmektedir. Dün Resmî Gazete’de yayımlanan 7103 sayılı Kanun’la bu maddeye (j) bendi eklenmiştir. Bu nedenle 4’üncü maddeyle eklenmesi öngörülen bentlerin (k), (l) ve (m) olarak redaksiyona tabi tutulması talebimiz vardır.

Genel Kurulun bilgilerine sunarız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Talebiniz kayıtlara geçmiştir, redaksiyon işlemi kanunun yazımı sırasında Başkanlığımızca gerçekleştirilecektir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri geliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş                     İmam Taşçıer            Osman Baydemir

                  Adana                               Diyarbakır                       Şanlıurfa

     Filiz Kerestecioğlu Demir                Sibel Yiğitalp                Dilek Öcalan

                İstanbul                              Diyarbakır                       Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben torba yasalar döneminde yine konuşmama bu kez az önceki “HDP görmez medya”dan sonra şimdi de “kadın görmez medya”yla devam etmek istiyorum.

Özellikle OHAL döneminde ve AKP iktidarında kadın basın kurumlarının, kadın haber programlarının kapatılması; kadın gazetecilerin tutuklanması; ekranlarda, gazetelerde kadın sözlerinin engellenmesi, kısacası medyanın kadınsızlaştırılması, medyanın cinsiyetçi, ayrımcı ve ötekileştirici dilinin giderek pervasızlaşmasına yol açtı. Kadın ve çocuklara yönelik suçların aktarıldığı haberler çoğu zaman şiddetin, istismarın ve toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesine zemin hazırlamakta. Haberlerde şiddetin gerekçelendirilmesi, kullanılan fotoğraflar, kadınların kıyafetleri, yaşamları veya söylemlerinin hedef hâline getirilmesi medyanın bu şiddeti meşru gördüğü ve aslında bir tür taraf olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Haberlerde kullanılan bu dil, bir yandan cinsiyetçiliği, şiddet ve nefret dilini pekiştirirken bir yandan da kadınların maruz bırakıldığı saldırı ve şiddetin ifşa edilmesi yerine, aslında kadına saldıranın gerçekten sanki başka bir algıyla topluma aksettirilmesini görüyoruz. Çünkü şöyle söylüyorlar, mesela, bir şiddet veya saldırı, aile içi bir mesele ya da şiddet uygulayanın anlattığı bahanelerle veriliyor. “Cinnet getiren koca…”, bu lafa çok rastlamışsınızdır. “Karısının kendisini aldattığından şüphelenen adam…” “Sevgilisini başkasıyla görünce…” “Kendisinden izinsiz sokağa çıktığı için…” “Tayt giydiği için…” İşte böyle sayısız bahaneye haberin önemli bir unsuruymuş gibi yer veriliyor ama habere konu olan kadınlar bu gerekçeler karşısında kendilerini savunma hakkına sahip olmadıkları gibi, olay da okurun hafızasında şiddeti uygulayan erkeğin gerekçeleriyle kalıyor. Mesela, bir örnek vereyim özellikle: Bir erkek tarafından katledilen genç bir kadın Helin Palandöken. Onun için ana akım medya gazeteler “kadın cinayeti” dememiş ve şu manşetlerle yer vermişti: Akşam gazetesi “Saplantılı âşık okul çıkışı Helin’e kıydı.”, Hürriyet gazetesi “Pendik’te eski sevgili dehşeti.”, Karar gazetesi “Okul önünde kıskançlık dehşeti.”, Star gazetesi “Okul çıkışında sevgili dehşeti.”, Takvim gazetesi “Takıntılı genç eski aşkını okul yolunda öldürdü, dehşet!” Şimdi bunlar sadece bazı örnekler.

Kısaca, medyanın, basının içine düştüğü pespaye, etik değerlerden yoksun durumun bir göstergesi de medyanın kadınsızlaştırılması ve kadınların medya eliyle tekrar mağdur edilmesi.

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu, 2017 yılında kadın gazetecilerin yaşadığı hak ihlalleri raporunda diyor ki: “Yaşamın her alanına sirayet eden baskı politikaları, 2017 Türkiyesi’nde toplam 52 kadın gazetecinin haber takibi sırasında ya da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmasına neden oldu. Basın ve ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı Türkiye’de Hükûmet politikaları karşısında toplumsal gerçekliğe sırtını dönen medya kuruluşlarında çalışan kadınlar yayınlarına yapılan müdahaleler sonucu istifa etmek zorunda kaldılar.”

Evet, Hükûmet OHAL’le birlikte artış gösteren cinsiyetçi politikalara karşı ses üretebilecek kadınların da sesini kısmaya çalışıyor. OHAL’le birlikte gördüğümüz başka bir şey “havuz medyası” tabir edilen basının yanında, ana akım medyada da TV kanallarının bir geleneği olan tartışma programlarında erkek erkeğe muhabbetler, gerçekten bir erkek erkeğe gündemi değerlendirme hâli var o programlarda. Bir tür kahvehane atmosferi içinde süren bu programlarda erkek grupları -tırnak içinde- analizler yaparken kadınların gündeme, siyasete dair sözlerini, görüşlerini dile getirmeleri yani söz hakları engelleniyor. Çoğu zaman sayıları 4, 6, hatta 8 olan erkek erkeğe konuşup, atarlanıp, birbirlerinin sözünü kesip kendilerini fazlaca önemseyen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – …erkek yorumcuların yer aldığı bu programların çoğunda tek bir kadın yok ama hakkını yemeyelim, bakın, sunucuların hepsi kadın bu programlarda. Erkekler toplanmışlar, çok ciddi, yüksek siyaset ve analizler yapıyorlar ama sunucular kadınlar.

Tabii kadın olmak, kadınlardan yana olmak anlamına gelmiyor yani bugün gerçekten nerede Hayat TV, nerede Sevda Karaca, nerede “Ekmek ve Gül” programı, nerede Banu Güven, nerede Nevşin Mengü diye arıyoruz ama bir yandan da az önce gördüğüm bir haber şöyleydi: “Piyanist Nazlı Işıldak bir ay yirmi beş gün hapis cezası almış.” Neden mi? Nagehan Alçı’ya “Bank Asyadan aldığınız krediyle vicdanınız rahat mı?” diye sormuş. İşte sizin döneminizin kadın gazetecileri bunlar. Maalesef kadın sesi de aynı şekilde kadın görmez medyayla HDP görmez medya gibi birleşmiş durumda.

Saygılar sunarım. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

İstanbul Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Musa Çam                          Kadim Durmaz         Mehmet Bekaroğlu

                  İzmir                                   Tokat                            İstanbul

          Ömer Fethi Gürer                      Sibel Özdemir

                  Niğde                                 İstanbul

MADDE 5- 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendine “faaliyetleri kitap dergi vb yayınları çoğaltıp yayımlamak ve erişime sunmak olan yayımcılar tarafından telif hakkı olarak yapılan ödemeler” ibaresi ile (4) numaralı fıkrasının (c) bendine "Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinde belirtilen işlemler ile” ifadesinden sonra gelmek üzere "aynı maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yazılı şartlar dahilinde adi ortaklıkların sermaye şirketine dönüşmesi işlemleri ve” ibaresi ilave edilmiş, (g) bendinde yer alan "atıklarının" ibaresi "atıkları ile konfeksiyon kırpıntılarının” şeklinde değiştirilmiş ve (o) bendinde yer alan “; ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri ile” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve fıkraya aşağıdaki bent ilave edilmiştir.

“ö) Gümrük antrepoları ve geçici depolama yerleri ile gümrük hizmetlerinin verildiği gümrüklü sahalarda, ithalat ve ihracat işlemlerine konu mallar ile transit rejim kapsamında işlem gören mallar için verilen ardiye, depolama ve terminal hizmetleri,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önergemizle sanatın üzerindeki vergi yükünün kaldırılmasını istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şu anda görüştüğümüz 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun bazı maddelerini değiştiren tasarıdan önce, defalarca, yapılan değişikliklerle katma değer vergisinde muafiyetler getirilmiştir. Hemen hemen her alanda, aklınıza gelebilen her alanda değişik şekillerde muafiyetler getirilmiştir. Yani hizmet alımı, satımı, FATİH Projesi, serbest bölgeler; altın, gümüş, platin arama, satma; aklınıza ne gelebiliyorsa her konuda vergi muafiyeti getirilmiştir. Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarıyla da yine bazı konularda katma değer vergisi muafiyeti getiriliyor. Bunlardan bir tanesi de yabancılara verilecek sağlık hizmetlerinden katma değer vergisi alınmayacak. Gazetelerde, medyada “Arapların Türkiye’de saç ektirmelerine KDV kıyağı” diye geçmiş bu, demek ki Arap ülkelerinden Türkiye’ye saç ektirmek için çok sayıda gelen var.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Türkiye'nin en temel problemlerinden bir tanesi cari açık. Türkiye'nin dışarıya sattıkları ile dışarıdan aldıkları arasında çok büyük bir fark var ve bizim yapmış olduğumuz ihracatın da neredeyse yüzde 70’i dışarıdan gelen maddelerle oluyor yani imalat sanayisinden söz ediyorum. Temel problem, Türkiye katma değer üretmiyor.

Katma değer üretmemenin temelinde okumamak var.

(Hatip tarafından Alak suresinin 1’inci ayetikerimesinin okunması)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, okumamak var, okumuyor Türkiye. Okumayı teşvik etmek için bir değişiklik getirdik. “Yayıncıların telif olarak ödedikleri ücretlerden alınan KDV oranları kaldırılsın, burada bir muafiyet getirilsin.” diye bir önerge verdik değerli arkadaşlarım ve sizden destek bekliyoruz. Vallahi, bunu unutmuşlardır, bakanlar, Başbakanınız, Cumhurbaşkanınız unutmuştur, yoksa buna destek vereceğinizden dolayı size bir şey yapmazlar yani gerçekten, samimi bir şekilde destekleyin.

Bakın değerli arkadaşlarım, bir örnek vereyim. Türkiye'de bir yazar ne kadar kitap şey yapar? Zaten “yazarlık” diye bir meslek kabul edilmiyor, yan meslek. Bir meslekleri var ama bir de kitap yazıyorlar. Diyelim ki bir tane kitap yazdı ve 3 bin TL tutarında telif geliri var. Buna yüzde 17 gelir vergisi uygulanıyor, arkasından da yüzde 18 KDV uygulanıyor değerli arkadaşlarım. Yani yüzde 35, toplam 3 bin liradan 1.050 lira vergi olarak ödüyor bu yazar.

Başka bir şey daha söyleyelim, diyelim ki bir tercüman; bu tercüman senede 15 bin lira para kazansın. Yüzde 17 gelir vergisi stopajı, yüzde 18 KDV uyguladığınız zaman 9.750 liraya düşmektedir bu geliri değerli arkadaşlarım.

Türkiye okumuyor. Niye okumuyor? Çünkü okumaya değer vermiyoruz, yayına değer vermiyoruz. Her şey aklımıza geldi değerli arkadaşlarım, her şeyde KDV indirimi yaptık ama okumak aklımıza gelmiyor çünkü okumayan bir toplumuz. Okumadığımızdan dolayı değerli arkadaşlarımız geriyiz. Ekonomi konuştuğumuz için ekonomiden örnek veriyorum, okumadığımızdan dolayı iyi şeyler yapamıyoruz, okumadığımızdan dolayı ürettiğimiz şeylerde katma değer şey yapamıyoruz. Biz montaj yapıyoruz arabada. En çok ne satıyoruz dışarıya? Buzdolabı satıyoruz. Ne satıyoruz? Araba satıyoruz. E, en çok araba satan ülke “Yerli araba yapacağız.” diye ayağa kalkmış. Şu çelişkiye bakın arkadaşlar yani gerçekten şu işe bakın ya. En çok ne satıyoruz dışarıya? Araba satıyoruz çünkü o araba bizim değil çünkü biz araba yapamıyoruz, çünkü biz keşfedemiyoruz, çünkü biz okumuyoruz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü biz kitaplardan vergi alıyoruz arkadaşlar. Her şeye muafiyet getirdik, kitaptan vergi alıyoruz.

“Okumasınlar…” Ne demişti bir AKP yandaşı öğretim üyesi? “Okumasınlar, okurlarsa bize oy vermezler.” Hatırlıyor musunuz arkadaşlar?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmayın böyle şey. Hiç yakışmıyor size.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Öyle demişti işte kardeşim ya, ben bunu icat etmedim. Okumuyoruz.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Ne alakası var ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sen okudun da ne oldu, şimdi onu söyle.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – İşte gelin, kızmayın, tamam, bu son cümleleri kayıtlardan çıkarıyorum, kızmayın, gelin o zaman…

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Hem samimiyetle destek istiyorsun hem de…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç yakışıyor mu sana? Hiç yakışmıyor ya.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Ama öyle iş. Bakın, arkadaşlar, gidin inceleyin, “evet-hayır”ı inceleyin, size kim oy vermiş görün değerli arkadaşlarım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu üslup size yakışmıyor, yaşınıza, eğitiminize yakışmıyor.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – İnsanların okumasını istemiyorsunuz. İsteseydiniz, eğer insanların okumasını isteseniz bu önergeyi desteklersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, haydi iyi akşamlar diliyorum. Kolay gelsin. Kızmayın, kızmaya gerek yok. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bekaroğlu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Grubumuzun adını vererek sataştı sayın konuşmacı. Grup adına hocamız cevap verecek izin verirseniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika ya, ne sataştı ben anlamadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “AK PARTİ Grubu okumuyor, okusanız bunu yapmazsınız." dedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle bir şey söylemedi.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – “AK PARTİ Grubu” demedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “AK PARTİ Grubu” demedi ya.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – “AK PARTİ’yi destekleyen bir öğretim üyesi." dedim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayrıca “Okumayan…” “Okusalar bize oy vermezler.” diyerek güya biz tasvip ediyormuşuz gibi davrandılar Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ama grup ve partinizi kasteden hiçbir açıklama yapmadı, dikkatle dinledim Sayın Bekaroğlu’nu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, aynen şunu söyledi, kim olduğunu bilmediğimiz bir adam “‘Kitap okusak AK PARTİ’ye oy vermeyiz, o zaman okumayalım.’ demiş.” deyip bizi itham etti. Sanki biz buna destek oluyormuşuz gibi söyledi.

BAŞKAN – Parti ismi söyledi mi, emin misiniz Başkanım?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söyledi tabii ki. Söylemez mi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara bakın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, önergeyi işleme alayım, ondan sonra dikkate alacağım.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Taner Yıldız’a bir sor bakalım ne demiş?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Taner Bey dedi.” diye iddia ediyor bir de sayın konuşmacı. Öyle demediğini düşünüyorum ben.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Düşünüyorsun. İspatla.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Bekaroğlu’nun vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.58

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Bülent ÖZ (Çanakkale), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşlerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde

Hükûmet yerinde.

Sayın Turan, Sayın Bekaroğlu’nun konuşmasını inceledim. Bununla ilgili vereceğiniz bir cevap var mı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Grubumuz adına Mustafa İsen Bey cevap verecek Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İsen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Sakarya Milletvekili Mustafa İsen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu hafta Kütüphane Haftası. Ben, bir şehir efsanesine tanık oluyorum, maalesef entelektüel muhitlerde daha çok tanık olduğumuz bir hadise bu: “Türkiye kitap okumuyor.”

Değerli arkadaşlar, özellikle kitap dostu diye bildiğimiz arkadaşlardan bu sitemin gelmesinden rahatsızlık duyuyorum. Birtakım rakamlar vereceğim. Ben Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarlığı yaptım, belli bir tarihten itibaren de rakamları takip ediyorum, istatistikleri takip ediyorum. 2002 yılında Türkiye’de basılan kitap sayısı 9 bin civarındadır. 2017 yılında Türkiye'de basılan kitap sayısını söylüyorum arkadaşlar -tiraj değil bu, çeşit- 64 bin. Buna ders kitapları dâhil değil ve bunların altıda 1’i çeviridir. Bu, Türkiye'nin dünyaya ne kadar eklemlendiğini de gösteren bir tablodur. Dünyada İngilizce, Fransızca gibi birkaç büyük dilin dışındaki ikinci grup diller arasında Türkçe en çok kitap basılan -çeşit bakımından söylüyorum, tiraj değil- ve bu basılan kitaplar da uzaya gitmiyor arkadaşlar, bunlar okunuyor. Okumuyorsak birilerine bühtan etmeyelim “Okumuyorsunuz” diye, Türkiye halkı kitap okuyor ve kâfi miktarda okuduğunu düşünüyorum…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Hocam, bir de tiraj verin.

MUSTAFA İSEN (Devamla) – Hocam, bunun tirajla alakası yok, bunun sayıyla alakası var.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın İsen.

MUSTAFA İSEN (Devamla) – Dolayısıyla, bu “Okumuyorum” tabiri, bugün, Kütüphane Haftası nedeniyle çeşitli vesilelerle ifade edildi, doğru bir yaklaşım değildir, Türkiye'de okuyanlara bühtan etmeyelim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İsen.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/926) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 535) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 6’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır.

Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. En aykırı önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş                   Osman Baydemir               Dilek Öcalan

                  Adana                                Şanlıurfa                        Şanlıurfa

             İmam Taşçıer                        Sibel Yiğitalp                       Ziya Pir

               Diyarbakır                            Diyarbakır                     Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Ziya Pir.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarı aslında Maliye Bakanıyla alakalı. Maliye Bakanı malum Bayburtludur, şu anda Gümüşhaneli hemşehrim burada oturuyor ama bu, benim bir fıkra anlatmamı engelleyemez. Biliyorsunuz, Bayburt’ta Çoruh Nehri üzerinde 4 tane köprü vardı. O günlerde Bayburtlu İstanbul’a gidiyor. Boğaziçi Köprüsü’nün üstünden geçerken bir sigara yakıyor, böyle köprüye bakıyor -o günlerde İstanbul’a ikinci boğaz köprüsü yapılıyor- ve diyor ki: “Ey İstanbul, büyüdükçe, değiştikçe Bayburt’a benziyorsun.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu kanunla siz neye benzemek istiyorsunuz? Neyi konuşalım sizinle? Türkiye’de vergi gelirlerinin dörtte 3’ü dolaylı vergilerden elde ediliyor. Siz bununla nereye benzemek istiyorsunuz? Ya da sürekli “yerli” ve “millî” naraları atıp sağlık hizmetlerinde yabancılara KDV muafiyeti getiriyorsunuz. Neye benzemek istiyorsunuz? Ya da Türkiye’de katma değeri yüksek ürünler üretilebiliyor mu? Hayır. Neye benzemek istiyorsunuz? Böyle sıralayıp sorabiliriz size ve soruyorum: On beş yıllık dış ticaret açığımız 980 milyar dolara ulaştı -sıfırlar atıldıktan sonra- bununla neye benzemeye çalışıyorsunuz? Ya da geçenlerde Sayın Başbakan diyor ki: “Doların çıkması bizim ihracatımıza yarıyor.” Ama öyle bir şey yok, ne ihracatımız artıyor ne de ithalatımız düşüyor. Siz neye benzemeye çalışıyorsunuz bunlarla? Ya da Türkiye’de hâlâ yabancı sermaye ihtiyacı her yıl giderek artıyor. Neye benzemeye çalışıyorsunuz? Dış ticarette Avrupa Birliğine ve Amerika’ya yüzde 85 bağımlıyız. Siz onlara sürekli meydan okumalarla nereye varmaya çalışıyorsunuz? Ya da 51 milyar dolar olan cari açığı mı konuşalım burada? Ya da son iki yılda Moody’s’e “Biz Moody’s’i dikkate almıyoruz, onlar da kimdir?” diye diye doların 4 liraya çıkmasını yani son iki yılda TL’nin dolar karşısında yüzde 100 değer kaybetmesini mi konuşalım? Ya da çift haneli enflasyonu mu, çift haneli işsizliği mi, reel artışı olmayan maaşları mı, gelir dağılımındaki arızaları mı, hangi birini konuşalım? Biz elbette çok şey konuşabiliriz, bizim partimiz konuşabilir ama susturuyorsunuz, konuşturmuyorsunuz. Sadece burada değil. Bizim kamuoyuna ulaşmamız lazım, medyayı kullanabilmemiz lazım ama sizin medyanız, havuz medyası bütün muhalifleri sadece linç etmeyle meşguldür, bizim diğer fikirlerimize asla yer verilmiyor. Son olarak, Boğaziçi Üniversitesindeki savaşa karşı gençleri linç etmeye kalkıştınız. Daha önce, muhalif olan meslek örgütlerini, basın yayın kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini, önemli kişi ve şahsiyetleri ve tabii ki siyasetçileri neyle suçladınız? Ya “terörist” dediniz ya da “ihanetçi” dediniz. Türk Tabipleri Birliğini “Savaş bir halk sağlığı sorunudur.” dedikleri için ya da sivil ölümlere dikkat çeken akademisyenleri “Biz suça ortak olmayacağız.” dedikleri için linç ediyorsunuz. Ya da Ayşe Öğretmeni. Ne demişti Ayşe Öğretmen bir televizyon kanalına bağlanarak? “Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Yazık, insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, analar ağlamasın.” dediği için linç ettiniz. Ya da insan hakları aktivistlerini Büyükada’da aynı şeklide linç ettiniz, sonra serbest bıraktınız. Ya da Cumhuriyet gazetesini. Cumhuriyet gazetesiyle ilgili attığınız şeyler ortadadır. Ne diyorsunuz birinde: “Terörün kalesine operasyon.” Ses Almanya’dan geldi, tam o dönemde sizin bakanınız eleştirdiğiniz Almanya’da gizli toplantılar yapıp kredi istiyordu onlardan.

Arkadaşlar, basını susturmayın. Basını susturursanız halk hakikate ulaşamaz.

Halk ile basın arasına lütfen girmeyin diyorum, konuşmamı burada sonlandırıyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Pir.

Şimdi, Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Ziya Pir ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Zekeriya Temizel                         Utku Çakırözer                             Musa Çam

        İzmir                                     Eskişehir                                      İzmir

  Sibel Özdemir                         Mehmet Bekaroğlu                      Burcu Köksal

      İstanbul                                    İstanbul                           Afyonkarahisar

MADDE 6- 3065 sayılı Kanunun 23'üncü maddesinin birinci fıkrasına (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent ilave edilmiş ve mevcut (f) bendi (g) bendi şeklinde teselsül ettirilmiştir.

"f) İkinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmaz ticaretiyle iştigal eden mükelleflerce, katma değer vergisi mükellefi olmayanlardan (mükellef olanlardan istisna kapsamında yapılan alımlar dahil) alınarak vasfında esaslı değişiklik yapılmaksızın satılan ikinci el motorlu kara taşıtı veya taşınmazların tesliminde matrah, alış bedeli düşüldükten sonra kalan tutardır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Afyonkarahisar Milletvekilimiz Sayın Burcu Köksal.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz maddeyle ikinci el araçların ikinci satışlarında bunu sürekli olarak yapan yurttaşlarımız açısından alış bedeli ile satış bedeli üzerinden katma değer vergisi alma yükümlülüğü getiriliyor. Bu durumda yurttaşlarımız aracın bedelini düşük tutabilecek. Bu tip sıkıntılar ortaya çıkabilecek. “Katma değer vergisi alayım.” derken de gelir vergisi kaybına sebep olabileceksiniz. Yine burada merak ettiğim bir şey var: Rant gelirlerinden vergi almak varken neden yurttaşın ikinci el aracına göz dikiyorsunuz? Zaten zar zor ikinci el araç alabilen yurttaştan tutup KDV almaya kalkıyorsunuz. Gerçi sizin, yurttaşın derdini çözmek, yurttaşları düşünmek ya da ülke sorunlarını çözmek gibi bir derdiniz de yok, onu da biliyoruz ama yine de bu maddede en azından biraz daha duyarlılık gösterebileceğinize inanıyoruz.

Sevgili milletvekilleri, Türkiye’nin 5 temel sorunu olduğunu Cumhuriyet Halk Partisi olarak her fırsatta dile getirmeye çalışıyoruz: Eğitim, ekonomi, dış politika, demokrasi ve Kürt sorunu.

Eğitimde oldukça gerilerdeyiz. Yapılan araştırmada her 100 aileden 80’i çocuklarını yurt dışında okutmak istiyor çünkü Türkiye’deki eğitim sistemine güvenmiyorlar, eğitimin yetersiz olduğunu düşünüyorlar. Hoş, gerçi çocuk, eğitim öğretimi tamamlasa da sonuçta işsizliğe mahkûm oluyor, bu sefer de iş bulamıyor. 1 milyonu aşkın gencimiz bu ülkede ne yazık ki işsiz.

Et ve Balık Kurumunu, Yem Sanayisini, SEKA’yı, tütün fabrikalarını, cumhuriyetin o güzelim değeri olan millî ve yerli fabrikalarımızı birer birer kapattınız ve binlerce kişiyi işsizliğe mahkûm ettiniz. İş bulabilenler de anca boğaz tokluğuna taşeron işçi oldular ve bu sefer bu taşeron işçilerin de ağzına bir parmak bal sürdünüz, “Size kadro vereceğim.” dediniz ama o da yalan çıktı. KİT’lerde çalışan yaklaşık 70 bin taşeron işçisi hâlâ kadro alamadı, bilmem umurunuzda mı? Onlar, KİT’lerde çalışan taşeronlar ve kamuda asıl işi yapanlar kadro dışı kaldılar. Örneğin Karayollarında 19.700 taşeron işçisi kadro dışı kaldı, maalesef sadece 4.700 taşeron işçisi kadroya geçebildi. İhale türü personel gideri olanlar kadroya alındı. Örneğin çaycılık yapanlar ya da güvenlik görevlisi olarak Karayollarında çalışan taşeronlarımız kadro alabilirken; yol, bakım, onarım işinde çalışanlar ne yazık ki kadroya geçemedi. Benim seçim bölgem Afyonkarahisar’da 31’inci Şubede çalışan taşeron işçiler maaş protestosu yapmak istediklerinde de haklarında tutanak tutuldu. Bu insanların resmen ekmeğiyle oynanıyor. Bu işçiler mesai, yol, yemek ücreti dahi almadan fedakârca çalışıyorlar. “Eşit işe eşit ücret” ilkesi de uygulanmıyor üstelik ama sizin hiçbir şekilde umurunuzda değil.

Ekonomiye dönüp bakıyorum. Sefalet içinde olan ülkelerde dünya 5’incisi olmuşuz. Bakın, Bloomberg’in Les Miserables Endeksi var, Sefiller Endeksi Türkçesi. Buna göre, dünyanın en sefil ülkesi Venezuela, 2’nci sırada Güney Afrika, 3’üncü sırada Arjantin, 4’üncü sırada Mısır, Yunanistan’la beraber Türkiye 5’inciliği paylaşıyor. Peki, bu Sefiller Endeksi’nin kriteri ne? Yükselen işsizlik, artan enflasyon ve hızla hissedilen pahalılık gibi kriterlere bakılmış. Yani dünyada sefalette 5’inci sıraya getirdiniz Türkiye'yi. İşte kötü yönetiminizin faturası. Toplum kesimleri arasındaki gelir dağılımı adaletsizliği gün geçtikçe daha çok derinleşiyor. Türkiye’ye bakıyorum, şu anda genç ve dinamik bir nüfusa sahibiz ama 2023’ten sonra korkarım ki emekli sayısı artacak ve bu emeklilere maaş da ödeyemeyecek hâle geleceğiz.

Tarım ve hayvancılıkta mercimekten nohuda, samana, canlı hayvana her şeyi ithal eder hâle gelmişiz ama hâlâ bakan çıkıyor, diyor ki: “Gıda, tarım ve hayvancılık bakımından dünyanın sayılı ülkeleri arasındayız.” Ya, biz olsak olsak ithalatta sayılı ülkeler arasında oluruz; bunu söylüyorum.

En son, çok sevdiğim bir dizeyle son vermek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Toparlayacağım, çok az bir süre verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bir de son zamanlarda beni çok rahatsız eden bir şey var, onu da söylemek istiyorum bu bir dakika içerisinde. Afrin Harekâtı’na Türkiye'nin sınır güvenliği için hepimiz destek verdik ve kahraman Mehmetçik’e buradan başarılar diliyoruz.

Şu örneği vereceğim: 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nda rahmetli Ecevit de bu çıkarmanın başmimarıydı ama onu hiçbir zaman iç siyaset malzemesi olarak kullanmadı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Allah Allah!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Hiçbir zaman CHP’ye mal etmedi. “O, Türkiye'nin başarısı.” dedi, “Türk askerinin başarısı.” dedi.

Şimdi onun duyarlılığını, onun hassasiyetini sizden bekliyorum. Bunu bir iç siyasi malzeme olarak kullanmayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sezgin Tanrıkulu’na söyle, Selin Sayek Böke’ye söyle.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bu, kahraman Mehmetçik’in başarısıdır.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Erbakan, rahmetli Erbakan…

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Ve şunu söylüyorum, çok sevdiğim bir dize: Atatürksüz tarihe, merhametsiz insana, kadınsız Meclise, vicdansız adalete ve hırsız siyasetçiye hayır diyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP’ye sataşma var Sayın Başkan. Kadın grup başkan vekili yok diye kızıyorlar muhtemelen.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kadın Meclis başkan vekili yok, kadın Divan kâtibi yok.

BAŞKAN – Afyonkarahisar Milletvekilimiz Sayın Burcu Köksal ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Zekeriya Temizel                     Utku Çakırözer                   Musa Çam

                  İzmir                                 Eskişehir                            İzmir

            Sibel Özdemir                     Mehmet Bekaroğlu      Serdal Kuyucuoğlu

                İstanbul                                İstanbul                            Mersin

MADDE 7- 3065 sayılı Kanunun 27’nci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"6. Arsa karşılığı inşaat işlerine ilişkin bedelin tespitinde, müteahhit tarafından arsa sahibine bırakılan konut veya işyerinin, Vergi Usul Kanununun 267'nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ikinci sıradaki maliyet bedeli esasına göre belirlenen tutarı esas alınır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Serdal Kuyucuoğlu.

Sayın Kuyucuoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlarken vatan haini meselesine değinmek istiyorum. Yaptıklarını onaylamasak da hiç kimse -bu, Cumhurbaşkanı da olsa- bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını kendisi gibi düşünmediği için vatan hainliğiyle suçlayamaz, eğitim hakkını elinden alamaz, böyle bir hakkı yoktur. Burası Patagonya veya muz cumhuriyeti değildir, herkes yetkisini de, haddini de bilmek zorundadır. Vatan haininin kim olduğunu sevgili şairimiz Nazım Hikmet iyi tasvir etmiştir.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de büyümenin lokomotif sektörlerinin başında inşaat sektörü geliyor. Çok miktarda sektörün besleyicisi ve destekleyicisidir inşaat sektörü ama bugün inşaat sektörü göçmüş durumdadır. Bu desteklere rağmen toparlanması da mümkün görünmüyor. Binlerce konut stoku var, satışlar büyük oranda düşmüş durumdadır. İnşaat demirinin tonu bir sene önce 1.200 lirayken bugün 2.800 liradır, hazır betonun metreküpü geçen yıl 97 lirayken bugün 150 liraya çıkmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başka ülkededir o ya, bizde değildir!

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Konut kredisi aylık faizleri yüzde 1’lerden yüzde 1,8’e çıktı. Dövizle ilgili malzemeler de yine yüzde yüz zamlandı. Yılda bir kez zam yapan üreticiler üç ayda bir zam yapmaya başladılar. Konutlar satılmıyor, maliyetler yükseliyor. Geçen hafta benzinin litresi bazı bölgelerde 6 lirayı buldu. Bu duruma göre benzinin ürün fiyatı 2,72 TL, vergisi 3,28 TL. Devlette kaynak kuruduğu için devlet yatırımları yavaşladı. Yol yatırımlarına az kaynak ayrılıyor, bundan dolayı da bitiş süreleri hep erteleniyor.

Değerli arkadaşlar, elimde, Ulaştırma Bakanlığının Mersin’le ilgili yatırımlarının 2016 yılı ve 2018 yılı raporları var. Bakın, yollarla ilgili projeler: Erdemli-Silifke-Taşucu yolunu, 1985’te başlanmış, “2016’da bitecek.” denmiş, bugün, 2018’de gösterilen tarih 2021’e çıkmış. Yine, Silifke-Mut yolu “2019’da bitirilecek.” denmiş, şimdi 2021’e kaydırılmış. Yine, Silifke-Gülnar-Aydıncık yolu “2018 yılında bitirilecek.” denmiş, 2021 yılına kaydırılmış. Yine, Tarsus turizm bölgesinin yolu “2016 yılında bitirilecek.” denmiş, 2018 yılına kaymış. Yine, Mersin-Gözne yoluna 2004’te başlanmış -daha 2016 yılında söylenmiş bu- “2017 yılında bitecek.” denmiş, bugün, yapılan programda 2021 yılına kaydırılmış. Yine, Çamlıyayla yoluna 2013’te başlamış, “2018’de bitirilecek.” denmiş, 2021 yılına kaymış. Bu konuda, Ulaştırma Bakanımız diyordu ki: “Biz, yolları, artık eskisi gibi değil, üç yılda bitiriyoruz.” Ama programlardan görüyoruz ki daha yeni üç yıl erteliyorlar bitmesini.

Rakamlarla oynanarak Türkiye ekonomisi büyümüş gösteriliyor. Kime sorarsanız bin ah işitiyorsunuz. Buna kimse sesini çıkarmıyor, çıkaramıyor. Bir kesim midesinden bağlanmış, büyük kısmı da sopayla sessizleştirilmiş.

Kişi başına millî gelir son döviz artışıyla 500 dolar daha düştü yani kişi başına millî gelir 9.500 dolarlara düştü. Büyüyen sadece iktidara sırtını dayayanlar. Hükûmet yanlış politikaları sonucu oluşan bütçe açığını, bu olumsuz süreçte, hiçbir dahli olmayan fakir fukaranın yediği ekmekten, içtiği sudan, sofrasından, peynirinden, zeytininden, giydiği ayakkabıdan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) - …alınan dolaylı vergilerle kapatmaktadır, bundan vazgeçmelisiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kuyucuoğlu.

Mersin Milletvekilimiz Sayın Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinde yer alan “ilişkin bedelin tespitinde” ibaresinin, “dair bedelin tespiti esnasında” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş                   Osman Baydemir               Dilek Öcalan

                  Adana                                Şanlıurfa                        Şanlıurfa

             İmam Taşçıer                        Sibel Yiğitalp            Saadet Becerekli

Diyarbakır Diyarbakır                                                    Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Batman Milletvekilimiz Sayın Saadet Becerekli.

Buyurun Sayın Becerekli. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün Genel Kurulda bir torba yasa daha görüşülüyor ve ne yazık ki KDV konusunu işliyoruz. En kolay alınan vergi türü olduğunu hepimiz biliyoruz. Çarşıya, pazara nasıl yansıyacak, vergi yükü altında ezilen vatandaşa nasıl bir ek yük getirecek, uzun vadede sonuçları ne olacak, bir netlik var mı bu konuda? Hayır, bir netlik yok, birçok torba yasada geçirdiğimiz maddeler benzeri ne yazık ki. Oysa her yasa -yapım süreçlerinde- toplumun ve ülkenin geleceğinin uzun vadeli planlamasıyla ilgili olmalıdır. Yani daha açıkçası, her yasa yapım sürecinde yapısal tedbirlerin alınması gerekiyor. Çünkü günümüz dünyasında demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü gibi kavramların devletlerin ekonomisine doğrudan etki ettiği biliniyor ve yatırımlarda bu demokratik standartlar ölçü olarak kabul ediliyor.

Değerli arkadaşlar, ne yazık ki Hükûmet Türkiye’yi demokrasi yolunda yürütemediği için yatırım ortamını iyileştirerek durumu kurtarmaya çalışıyor ama nafile bir durum söz konusu çünkü o demokratik standartları ölçü olarak kabul etmediği için bu ekonomik iyileştirmelerle, yatırımlarla da ne yazık ki Türkiye’de bir düzelme görülemiyor. İstikrarlı gitmeyen alan çokluğundan olsa gerek yirmiye yakın torba yasa geldi geçti ama hiç kimse memnun olmadı çünkü yasa yapım süreçlerinde dünyanın ölçü aldığı yapısal tedbirler hiçbir zaman alınmadı. Kısacası, yasaklar, antidemokratik uygulamalar, baskılar hiçbir alanda iyileştirme sağlayamaz.

Bakın, Freedom House 2018 Özgürlükler Raporu’nu açıkladı. Türkiye son on yılda özgürlüklerin en çok gerilediği ülke oldu. Buna seviniyor muyuz? Hayır, elbette sevinmiyoruz. Ama bu gidişle Türkiye'nin bu konudaki notu çok daha fazla düşecektir diye endişe etmekten de geri kalmadığımızı belirtmek istiyorum.

Özgürlüklerin gerilediği alanlardan biri de ne yazık ki arkadaşlarımızın da konuşmalarında vurguladığı medyadır. Türkiye’de medyada sansür, engelleme ve benzeri şeyleri dile getirenlere karşın Hükûmet bu durumu şiddetle reddediyor ama diğer yandan da basın-yayın özgürlüğünü engellemeye devam ediyor. Oysa biliniyor ki bir ülkede özgür işleyen bir basın olmadan demokrasiden, özgürlüklerden söz etmek mümkün değildir. Otoriter yöntemlerin en belirgin uygulamalarından birinin özgür basını susturmaya yönelik olduğu çok açık biliniyor ve dünyada birçok örneği vardır. Yolunda gitmeyen devlet yönetimini, adaletsizliği, yolsuzlukları ve benzeri olguları halktan gizlemeyi haber alma özgürlüğüne el koyarak sağlayabileceklerini düşünüyorlar ki biat etmeyen basına yönelik baskılar dur durak bilmiyor. En yakın örnek -bugün arkadaşlarımız da vurguladı ama ben de vurgulamak istiyorum- Özgürlükçü Demokrasi gazetesine atanan kayyum ve çalışanlara yönelik gözaltılar. Yani satın alınamayınca bir yerde kayyumla yine biat etmeye zorlanan bir özgür basın daha. Daha önce onlarca TV, radyo, internet sitelerinin kapatıldı, bu yolla tüm muhalefetin özellikle HDP’nin sesinin kesilmesi hedeflendi. Tabii bununla birlikte tek tip insan dayatmasını bu yolla hayata geçirmek de hedeflendi aynı zamanda. Tek inanç, tek düşünce sistemi yaratmak isteyen ülkeyi yönetenler, âdeta aynı yerden servis edilen manşetlerdeki benzer başlıklar, haberlerle halkın doğru, gerçek haber alma hakkını gasbederek basınla tüm toplumu teklik sistemine mahkûm etmeye çalışıyorlar.

Evet, doğrudur, kitle iletişim araçlarının insan tutumlarının etkilenmesinde, şekillenmesinde etkisi çok açıktır ama çağımız dünyasında bütün dayatmalara, baskılara karşın hâlâ yanlışları gören, soran sorgulayan, biat etmeyen kitlelerin olduğunu biliyoruz ki bunlar toplumun en azından yüzde 50’sini teşkil ediyor ve hızla gelişen, yaygınlaşan teknolojik iletişim araçlarıyla dünyadaki bilgi akışını takip ederek gerçeklere ulaşma çabasıyla medya yasaklarına karşı direniyorlar. Artık, farklı dilde bilgi edinmek de çok zor değil biliyorsunuz, farklı dildeki metni modern zamanların en harika iletişim ağı olan internet aracığıyla çok kolay sağlayabiliyorsunuz. Herhangi bir dilden Türkçeye, hatta Kürtçeye çok rahat çeviriyi anında yapıp, istediğiniz bilgiyi elde edip haberleri okuyabiliyorsunuz. Onun için, nerede ne yapılırsa yapılsın, nerede ne yaşanıyorsa bütün dünya izliyor ve ne olduğuna dair haber alabiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAADET BECEREKLİ (Devamla) – Başkanım bitirebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, Sayın Becerikli.

SAADET BECEREKLİ (Devamla) – Örneğin, kendinizce tabu hâline getirmeye çalıştığınız Afrin’de, ÖSO’nun yaptığı talan haberleri, sivil katliam görüntüleri sosyal medyada ve yabancı basında, dünya basınında çokça yer alıyor. ÖSO’nun yaptığı talana hoşgörüyle yaklaşıp, sizin “ganimet” diye tabir ettiğiniz, aslında oradaki yoksul halkın bırakıp kaçtığı evden, marketinden aldıkları, talan ettikleri eşyaları, yiyecekleri, giyecekleri belki de diğer mal varlıklarıdır. Bunu bütün dünya kanallarında ya da sosyal medyada yine çok açık bir biçimde izleyebilirsiniz. Yine bu talan sırasında kendi içlerindeki çatışmayı ve yaralıları da izleyebilirsiniz dünya basınından. İddia edildiği gibi Afrin halkının ÖSO işgalcilerini karşılamadığı, evlerini köylerini bırakıp nasıl boşalttığı, hatta evini barkını bırakıp kaçan köylülerin kümeslerinden çaldıkları hindileri, tavukları kucaklayarak, bir de Arapça sevinç nidalarıyla birlikte “Allahü ekber” diyerek attıkları sevinç çığlıkları dünyada milyonlar tarafından izlendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAADET BECEREKLİ (Devamla) - Dolayısıyla basın üzerindeki baskının hiçbir faydasının olmayacağını, halkın haber alma hakkının engellenemeyeceğini bilmek gerekiyor.

Herkesi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Becerekli.

Batman Milletvekilimiz Sayın Saadet Becerekli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önere vardır, geliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Meral Danış Beştaş              Osman Baydemir               Dilek Öcalan

                       Adana                           Şanlıurfa                        Şanlıurfa

                  İmam Taşçıer                   Sibel Yiğitalp             Behçet Yıldırım

                    Diyarbakır                       Diyarbakır                       Adıyaman

             Bedia Özgökçe Ertan

                        Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Van Milletvekilimiz Sayın Bedia Özgökçe Ertan.

Buyurun Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aslında Hükûmet kanadı “Katılmıyoruz.” dedi önergeye ama gördüğümüz kadarıyla, bildiğimiz kadarıyla Hükûmetin de önerisi bu maddeye dair içeriğin çekilmesi yönünde.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Revize, çekilmesi değil.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - En azından içeriğinin büyük oranda değiştiğine ilişkin. Evet, biz bu maddeye dair aslında özellikle komisyon aşamasında epey tartışma yürüttük ve partimizin temel tartışma noktalarından biri mutlak surette bu düzenlemenin geri çekilmesine dairdi. Bizlerden yükselen itiraz ve muhalefet birçok kesimce görüldü ve umuyoruz ki içinde bulunduğunuz hatanın ve içine düştüğünüz hatanın sizler de farkına vardınız ve maddeyi tamamen çekersiniz. Ben, kamuoyunun bilgi sahibi olması açısından, hangi tartışmalardan ve hangi süreçlerden geçtiğinin anlaşılması açısından neler getiriyor 8’nci madde düzenlemesi yani çıkarılması gerektiğini düşündüğümüz düzenleme neler içeriyor, onun üzerine bir sunuş yapmaya çalışacağım.

Sayın milletvekilleri, bu tasarı aslında daha Komisyona gelmeden önce dolaşıma sokulmuştu ve sanki çok büyük bir reform olarak anlatılıyordu ve bahsediliyordu; işte otuz üç yıllık sorunun çözüldüğünden bahsediliyordu. Ancak gelinen noktada bir reform gerçekleştirilmediğini, Hükûmetin piramit yöntemiyle yani dar bir kesimin menfaatine düzenlemeler getirmiş olduğunu gördük, bunu ifade ettik ve itiraz ettik değerli arkadaşlar. Biz aslında bütün benzer tartışmalarda da hep aynı hususu dile getiriyoruz. Türkiye’nin, Türkiye toplumunun mutlak bir vergi reformuna ihtiyacı olduğunu söylüyoruz. 80 milyonu değil sadece 80 kişiyi, çok az bir kesimi ilgilendiren düzenlemeler ancak ve ancak vergi adaletini zedeler diyoruz. Kaldı ki Türkiye ekonomisinin bugün geldiği nokta, işte maalesef bu anlayışın bir ürünü olmuştur. Dolar ve eurodaki artışı şu an endişeyle takip etmeyen 3-5 kişi var bu ülkede ne yazık ki. Ama asgari ücretle çalışan, alım gücü döviz kuru karşısında döviz kuru yükseldikçe eriyen, düşen en az 5 milyon aile bu olan biteni kaygıyla izliyor ve takip ediyor. Çünkü artış sadece döviz kurlarıyla olmuyor, örneğin akaryakıtı da etkiliyor, günlük hayatımızda ulaştığımız her türlü temel ihtiyacı etkiliyor. Bugün itibarıyla benzinin litresi 6 lirayı buldu değerli arkadaşlar ve bunun neredeyse 3,5 lirası sadece vergidir, vatandaşın doğrudan işte dolaylı vergi dediğimiz şekilde ödediği vergidir aslında. İşte, bu nedenle vergi reformunun şart olduğunu söylüyoruz, yurttaşların zorunlu olarak yaşamsal ihtiyaçlarına vergi yükü bindirmek yerine rantı, serveti vergilendirmeliyiz diyoruz; milyon dolarlık yatlara vergisiz yakıt vermek yerine, örneğin bu desteğin çiftçiye sunulması gerektiğini anlatıyoruz.

Bugün dış ticaret açığı büyümeye devam ediyor, buna bağlı olarak cari açık da büyüyor. Cari açığın yıllık 52 milyar dolar olduğu, faizlerin, enflasyonun giderek yükseldiği bir noktada maalesef ki Hükûmet gerekli tedbirleri almıyor; tedbir almak yerine, işte belirttiğimiz gibi -benden önceki bazı konuşmacılar da belirtti- mütemadiyen KDV'den istisna düzenlemeleri yapılıyor. Bu istisnalar artık mutlak surette durdurulmalıdır değerli arkadaşlar, palyatif çözümler yerine kalıcı çözümlerin ortaya konulacağı bir vergi reformu getirilmelidir.

Şimdi, tasarının ilk hâliyle 8’inci madde “Bir yıldan uzun süre devreden KDV var ise altı ay içerisinde müracaat edilmesi hâlinde KDV iade edilecektir.” düzenlemesini içeriyordu. Hâlihazırda işletmelerin 160 milyar liralık bir KDV stoku, alacağı olduğunu biliyoruz ve böyle bir rakam tahmin ediliyor. Bu düzenlemeyle devlet işletmelere bu parayı ödeyeceğini söylemiş oluyor. Böylesi bir ifadenin karşılığı, bu 160 milyar lira hazineden karşılanacak demektir. Şimdi, biz bu durum karşısında Hükûmete: “Daha yılın ilk yarısına gelmeden bütçede milyarlarca liralık açığın olduğu bu ortamda Hükûmet hangi parayı verecek?” diye sorduk ve bunu finanse edebilmesinin tek yolunun ya yeni vergi salınımı olduğunu ya da borçlanılması gerektiğini belirttik.

Bir de kanun tekniği açısından da oldukça sıkıntılı bir düzenleme, karşı çıkılması gereken bir düzenleme. Maliye Bakanına verilen yetkiler yine başka düzenlemelerde olduğu gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sayın Başkan, sözümü tamamlamam için…

BAŞKAN – Buyurun.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Evet, kanun tekniği açısından da oldukça sıkıntılı bir düzenleme çünkü Maliye Bakanına çok sınırsız yetkiler veriliyor ve belirttiğimiz gibi, birçok kanunda da ne yazık ki bu yetkiler verildi. Hangi dönem içerisinde, hangi sektörlere, kime göre, neye göre hazineden para verileceğini sadece ve sadece Maliye Bakanı belirlemiş olacak şeklinde bir düzenleme var. Bu çok tehlikelidir; hepimizin ayrıca tartışma yürütmesi gereken bir düzenlemedir; pekâlâ, iktidara yakın kesimler lehine uygulamalara yol açabilecek bir düzenlemedir ki buna temel eleştiri olarak kesinlikle karşı çıkıyoruz.

Değerli arkadaşlar, dediğimiz gibi, bir vergi reformu şarttır çünkü halkın tepkisiyle anladığımız da aslında budur. Vergi toplanamadığını defalarca kez söyledik. Muhasebat Genel Müdürlüğünün 2017 yılı verilerine göre KDV ve ÖTV tahsilat oranı yüzde 49’dur. Şimdi, bu rakam çok düşüktür çünkü halk vergi adaletine güvenmiyor. Senede neredeyse 2 defa çıkarılan vergi afları yüzünden vergi daireleri artık tahsilat yapamaz hâle gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Biz bu düzenlemenin geri çekilmesi gerektiğini savunuyoruz ve umuyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum, iyi akşamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Şimdi, Sayın Özgökçe Ertan ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Zekeriya Temizel                        Musa Çam Mehmet Bekaroğlu                     

                  İzmir                                   İzmir                            İstanbul

             Kazım Arslan                        Utku Çakırözer              Sibel Özdemir

                 Denizli                               Eskişehir                          İstanbul

MADDE 8- 3065 sayılı Kanun 29 uncu maddesinin;

a)       (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "devrolunur ve iade edilmez” ifadesi "devrolunur ve oniki ay süreyle indirim yoluyla giderilememesi halinde, bu süreyi izleyen altı ay içinde talep edilmesi şartıyla, iade edilir" şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde” ifadesi madde metninden çıkarılmıştır.

b)       (3) numaralı fıkrasına "vuku bulduğu” ibaresinden sonra gelmek üzere "takvim yılını takip eden” ibaresi eklenmiştir.

c)       (4) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"4. Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesine" göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen katma değer vergisi, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilir (Şu kadar ki Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan katma değer vergisinin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır).”

"5. Bakanlar Kurulu, bu maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan oniki aylık süreyi sektörler, işletme büyüklükleri ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin kaynağına göre yirmidört aya kadar uzatmaya, tekrar kanuni seviyesine indirmeye; Maliye Bakanlığı, bu maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan indirim ve iade için belirlenen süreyi sektörler, işletme büyüklükleri ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin kaynağına göre üç aya kadar indirmeye, belirlenen sürede mükelleflerce indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin iadesini, vergi incelemesiyle veya sektörlere, işletme büyüklüklerine ve indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin kaynağına göre vergi incelemesi dışında belirlenecek diğer yöntemlerle yapmaya, vergi indirimi uygulamasında doğabilecek aksaklıkları vergi mükerrerliğine ve vergi muafiyetine meydan vermeyecek şekilde, bu Kanunun ana ilkelerine uygun olarak gidermeye, indirim ve iadeye ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Denizli Milletvekilimiz Sayın Kazım Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 535 sıra sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iki haftadan beri iki türlü vergi düzenlemesini görüşmeye devam ediyoruz. Bir hafta önce de bir vergi düzenlemesini görüştük, şimdi de yeni bir vergi düzenlemesiyle görüşmelere devam ediyoruz. Geçen haftaki vergi torbasının devlete getirdiği yükün 17 milyar Türk lirası olduğunu belirtmek isterim, yine bu tasarıyla getirilecek yükün 10 milyar Türk lirasına varacağını da söylüyorum. Ancak bu kadar imkân verilmesine rağmen, yeni yeni düzenlemeler yapılmasına rağmen bu düzenlemeler beklenen faydayı veriyor mu? Gerçekçi olarak söylemek gerekirse bu konuda, bu faydayı maalesef piyasalarımız ve mükelleflerimiz göremiyor.

Şimdi, bu düzenlemelerle dar alanda belirli sektörleri kayırmak için yasa çıkarılıyor, toplu vergi reformundan kaçınılıyor, hâlâ vergi yasalarına ara ara yama yapılmak suretiyle yeni yeni değişikliklere gidiliyor. Bunun sonucunda vatandaş yeni vergilerle karşılaşıyor, faturasını da özellikle dürüst mükellefler çok ağır bir şekilde ödemeye de devam ediyor.

Şunu yine ifade edeyim ki: Bu tasarı kamunun etkin, adil, şeffaf vergi toplamasını amaçlayan kapsamlı bir vergi reformundan maalesef uzak gözükmektedir. Belli sektörlere KDV istisnası muafiyeti ve vergi iadesi avantajı tanımaya devam ettikçe vergilendirme sistemi gerçek amacından sapıyor, mükelleflerin de bu sık sık yapılan değişiklikler sebebiyle devlete güveni de her gün biraz daha azalıyor. Yapılması gereken, özünde basit bir vergi sistemi olan KDV sistemini istisnalarla doldurmak yerine, bunu adil hâle getirmektir. KDV’de yapılacak en iyi düzenleme vergi oranlarını aşağıya çekmektir, herkesin hatırında kalacak ve uygulanabilir bir ölçünün piyasada, vergi sisteminde uygulanmasına olanak vermektir.

BAŞKAN – Sayın Arslan, bir saniyenizi alacağım.

Sayın milletvekillerimiz, çalışma süremizin sonuna gelmiş bulunmaktayız. O nedenle, İç Tüzük’ün 55’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, çalışma süremizin, görüşülmekte olan 8’inci maddenin oylamasının tamamlanmasına kadar uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Arslan.

KAZIM ARSLAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, mevcut vergi yasalarımız, tıpkı Kamu İhale Kanunu’nda yaptığınız gibi, onlarca adrese teslim istisna ve muafiyetleri kapsamaktadır. Vergi reformu olarak ifade edilen tüm değişiklikler, yeni yeni değişikliklerle sürekli yama hâline gelmiş bir vergi sistemini ortaya koymaktadır. Şimdi yapılan bu 8’inci maddedeki değişiklik, gerçekten vatandaşa, mükellefe verilmesi gereken vergi iadelerinin Bakanlar Kurulunun yetkisine verilmek suretiyle mükellefi idarenin yetkisine bağımlı kılan bir duruma getirmektedir. Düşünebiliyor musunuz, bir yandan “KDV iadelerini verelim.” diye bir düzenleme getiriyorsunuz, bir yandan da bu yetkiyi Bakanlar Kuruluna vermek suretiyle on iki aylık iade süresini yirmi dört aya çıkarıyorsunuz, insaf diyorum. Yani on iki aydan yirmi dört aya bir mükellefin vergi iadesini orada muhafaza etmek ve elinizde tutmak kesinlikle haksızlıktır ve mükellefe yapılabilecek en büyük haksızlıktır diye belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten Hükûmet, bu konuda samimi ise yıllardan beri bekleyen ve iş dünyasının da sabırsızlıkla beklediği devletten alacağı olan bu KDV iadelerini mutlaka ve mutlaka bir an önce çözüme kavuşturmalıdır. Eğer piyasanın birazcık rahatlamasını istiyorsanız devlette alacağı olan bu iş dünyasının, iş çevrelerinin neden KDV’sini iade etmiyorsunuz?

ERKAN AYDIN (Bursa) – Para yok ağabey.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Para yok, para; yediler paraları. Müsrif tüccar bunlar.

KAZIM ARSLAN (Devamla) – Bir yandan vermeyi taahhüt ediyorsunuz, bir yandan da vermemek için elinizden gelen her türlü zorluğu çıkarmaya devam ediyorsunuz. O zaman, bu yasayı çıkarmaya ne gerek var? Çıkarmayalım yasayı, dursun alacak orada, siz de vatandaşın alacağını cebinizde tutmaya devam edin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Seçime kadar kandıracaklar milleti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Borç yiyen, kesesinden yer. Sattılar olmadı, borç aldılar olmadı.

KAZIM ARSLAN (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arslan.

KAZIM ARSLAN (Devamla) – Şimdi, böyle uygulamalar, gerçekten vatandaşın güvenini azaltmakta ve iş dünyasının sıkıntısını giderek artırmaktadır.

Esas olan ne biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Ekonomide acil önlem alınması gereken önemli noktalar şunlardır: Bir, kapsamlı bir vergi reformu yapılmasına ihtiyaç vardır. Öncelikle böyle parça parça değil, torba yasalarla değil, gerçek anlamda, mükellefin vergi ödemesine kolaylık sağlayacak ve daha çok mükellef yaratacak ve haksız rekabeti ortadan kaldıracak, kayıt dışı ekonomiyi ortadan kaldıracak, silecek sistemi bir an önce devreye sokmak suretiyle hem devletin gelirini artırmak hem de vatandaşlar arasındaki, mükellefler arasındaki bu haksız rekabeti de önlemek gerektiğini belirtmek istiyorum.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Denizli Milletvekilimiz Sayın Kazım Arslan ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…. Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci madde üzerindeki üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat         Vedat Demiröz

                 Kayseri                                İstanbul                            Bitlis

           Murat Alparslan                        Mehmet Muş

                 Ankara                                İstanbul

“MADDE 8- 3065 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin;

a)       (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

b)       (3) numaralı fıkrasına “vuku bulduğu” ibaresinden sonra gelmek üzere “takvim yılını takip eden” ibaresi eklenmiştir.

c)       (3) numaralı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve mevcut (4) numaralı fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.

“4. Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen katma değer vergisi, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilir (Şu kadar ki Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan katma değer vergisinin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır.)””

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Buyurun Sayın Öz.

Gerekçe:

Önergeyle devreden katma değer vergisinin on iki ay içinde indirim yoluyla giderilememesi hâlinde iade edilmesini öngören düzenlemenin tasarı metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz sona erdiğinden, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 29 Mart 2018 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.06



(x) 535 S. Sayılı Basmayazı 22/3/2018 tarihli 76’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.