TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           77’nci Birleşim

                                                                                        27 Mart 2018 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, uyuşturucu kullanımına ve uyuşturucu nedeniyle suça sürüklenen çocuklara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk’ün, 26 Mart-1 Nisan Kütüphanecilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Aydın ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef göstermesinin ardından Boğaziçi Üniversitesinde öğrencilerin gözaltına alınmasına ve eğitim hakkının kimsenin tekelinde olmadığına ilişkin açıklaması

2.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, taşeron olarak çalışan eski hükümlülerle ilgili net bir açıklama ve yeni bir düzenleme yapılmadığına ilişkin açıklaması

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Hükûmeti çiftçilerin mallarını korumayı esas alacak şekilde bir düzenleme yaparak mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde çalışma yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Türkiye ile Avrupa Birliği temsilcileri arasında gerçekleşen toplantıyı AB üyelik süreci ve ulusal çıkarlarımız açısından bir başarısızlık olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’nın Büyükorhan ilçesinin Karaağız köyüne biyokütle enerji santrali kurulmak istendiğine ve Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de patates çiftçisinin sorunlarına ve Bor ilçesinde şeker fabrikasında yaptıkları toplantının çok büyük ilgi gördüğüne ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Afrin Operasyonu’nu sağduyulu herkesin haklı bulduğuna ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesinde okuyan ve operasyona karşı olan bir grup öğrenciye yönelik ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 26 Mart-1 Nisan Kütüphanecilik Haftası’na ilişkin açıklaması

10.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, Zeytin Dalı Operasyonu’nun tüm dünya tarafından iyi analiz edilmesi gerektiğine ve ülkemizin bekası ve güvenliği söz konusu olduğunda herhangi bir yerden icazet alınmayacağına ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, Cihangir’de bulunan Roma Parkı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sosyal tesise çevrilmesine ilişkin açıklaması

12.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Dilovası’ndaki çevre kirliliğinin insan sağlığı üzerine yaptığı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasını ve insan hayatının ranttan daha önemli olduğunun farkına varılmasını istediğine ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Erzincan Şubesi yönetici ve üyelerinin de aralarında bulunduğu 16 kişinin tutuklanmasına ilişkin açıklaması

14.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, “Felsefeden Tecrübeye Etkili Öğretmenlik” adlı kitaba ilişkin açıklaması

15.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Soma davasının takipçisi olmaya ve asıl failler en ağır şekilde ceza alıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, din simsarlarının yaptığı eylemlere katılan, bunlara destek veren hâkim ve savcılarla ilgili bir girişimde bulunulup bulunulmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, LGS’de sorulan sorular ile sınavda sorulacak soruların aynı çerçevede olması gerektiğine, ücretli ve sözleşmeli öğretmen çalıştırmaktan ne zaman vazgeçileceğini, atanamayan öğretmenlerin ne zaman atanacağını ve taşımalı eğitime ne zaman son verileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Balkan Savaşlarının 105’inci yıl dönümüne ve 26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü’ne ilişkin açıklaması

19.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerini sindirmek için gözaltılar ve tutuklamalar yapıldığına ilişkin açıklaması

20.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, BAL Ligi’nde liderliğe yükselen Hopaspor’u tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Zeytin Dalı Harekâtı’nda Afrin kent merkezini kontrol altına alan ve Tel Rıfat’a doğru harekete başlayan Türk Silahlı Kuvvetlerini tebrik ettiğine, 25 Mart Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 9’uncu yıl dönümüne ve 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne ilişkin açıklaması

22.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne, cezaevlerinde mevcut sorunların üzerine her gün bir yenisinin eklendiğine ve Avrupa Konseyine bağlı İşkencenin Önlenmesi Komitesinin Nisan 2016’da İmralı Cezaevine yaptığı ziyaretin raporuna ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne, 16 Mart 1988 Halepçe katliamını CHP Grubu olarak şiddetle kınadıklarına ve Down sendromu ile tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgili Meclis araştırması komisyonları kurulması konusunda ilgili milletvekillerinin duyarlılığına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Down sendromu ile endemik ve aromatik bitkilerle ilgili Meclis araştırması komisyonlarının kurulmasına, 25 Mart Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 9’uncu yıl dönümüne, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne, 16 Mart 1988 Halepçe katliamında ölenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir grup Boğaziçi Üniversitesi öğrencisini açıkça hedef gösterdiğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’da mezarlık yerlerinin çok pahalı olduğuna ilişkin açıklaması

27.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, on altı yıllık AKP hükûmetleri döneminde ödenen faize ilişkin açıklaması

28.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afrin’de şehit düşen hemşehri Şuhutlu Uzman Çavuş İbrahim Imış’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Türkiye’nin Halepçe katliamı nedeniyle bölgedeki insanlara kapılarını açtığına ve böyle insani dramların yaşanmaması için büyük çaba harcadığına ilişkin açıklaması

30.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Giresun ziyaretine ve 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

31.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ta son günlerde ortaya çıkan bir meczubun bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Kanal İstanbul Projesi’nin Çevresel Etki Değerlendirmesi Toplantısı’na ilişkin açıklaması

33.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, 27 Mart 1923’te cumhuriyet tarihinin ilk siyasi suikastına kurban giden Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in şehadete erişinin 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

34.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Mardin’in Kızıltepe ilçesinin köylerinde on iki gündür devam eden elektrik kesintisine ilişkin açıklaması

35.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in (10/684), (10/2594), (10/2645), (10/2646) ve (10/2691) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birleştirilerek yapılan ön görüşmelerinde önerge sahipleri adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, elektrik borcunu ödemeyenler olduğu için köyün girişindeki trafonun kapatılmak suretiyle bütün köyün cezalandırıldığı yönünde şikâyetler olduğuna ilişkin açıklaması

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in (10/5), (10/2602), (10/2612) ve (10/2644) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birleştirilerek yapılan ön görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ve ÖSO’nun IŞİD’in kalıntısı cihatçı bir örgüt olduğuna ilişkin açıklaması

40.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in (10/5), (10/2602), (10/2612) ve (10/2644) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birleştirilerek yapılan ön görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması ile Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, Burdur Milletvekili Mehmet Göker’e yeni görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a yeni görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, hiçbir milletvekilinin kürsüde sözünün kesilmesini tasvip etmediğine ve Meclis Başkan Vekili olarak bu iyi niyetinin suistimal edilmemesini rica ettiğine ilişkin konuşması

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklaması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Terörizmle Mücadele Küresel Forumu çerçevesinde 21-23 Mart 2018 tarihlerinde Malta-Attard’da “Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya katılması Genel Kurulun 12 Mart 2018 tarihli 69’uncu Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1560)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yeni Bağımlılık Türlerinin Araştırılarak Bağımlılığın Nedenlerinin ve Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun ekli listede adı, soyadı ve seçim bölgesi yazılı üyelerinden müteşekkil bir heyetle 8-11 Nisan 2018 tarihleri arasında Almanya’ya bir çalışma ziyareti gerçekleştirme talebinin Başkanlık makamının 19/3/2018 tarihli oluruyla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1561)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yeni Bağımlılık Türlerinin Araştırılarak Bağımlılığın Nedenlerinin ve Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun ekli listede adı, soyadı ve seçim bölgesi yazılı üyelerinden müteşekkil bir heyetle 27-30 Mart 2018 tarihleri arasında İngiltere’ye bir çalışma ziyareti gerçekleştirme talebinin Başkanlık makamının 19/3/2018 tarihli oluruyla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1562)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, İngiltere Parlamentosu ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) tarafından ortaklaşa olarak 4-5 Nisan 2018 tarihlerinde İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenecek olan OECD Küresel Parlamenter Ağı Toplantısı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1563)

 

B) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in (10/2513) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin geri alındığına ilişkin önerge (4/140) yazısı

2.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, (2/1664) esas numaralı Irak Kürdistan Bölgesinden Kürt Halkına Yönelik Gerçekleştirilen Halepçe Katliamının "Soykırım" Olarak Tanınması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/141)

 

C) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Türkiye Gürcistan Dostluk Grubu Başkan Vekili Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’le birlikte Genel Kurulu ziyaret eden Gürcistan Ankara Büyükelçisi Irakli Koplatadze ile Gürcistan Diyanet İşleri Başkanı Zaza Vashakmadze ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 23 Milletvekilinin, otizmin ve otizm tedavisi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/684)

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin ve 23 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/2594)

3.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin sosyal hayata katılmalarının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2645)

4.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın Down sendromu ile yaşayan vatandaşların ve ailelerinin karşılaştığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2646)

5.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 19 milletvekilinin, otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, özgül öğrenme güçlüğü ve Down sendremu konusunda yürütülen çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2691)

6.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt ve 32 Milletvekilinin, tıbbi ve aromatik bitkilerin satılması ve bu konuda girişimciliğin desteklenmesi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/5)

7.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunması, sürdürülebilmesi ve değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2602)

8.- Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve 21 Milletvekilinin, tıbbi ve aromatik bitki üretimi ile ilgili çeşitli hususların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2612)

9.- Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in tıbbi ve aromatik bitkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2644)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Isparta Milletvekili İrfan Bakır'ın, üçüncü lig futbol kulüplerine verilen deplasman desteğinin kesilmesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22196)

2.- Isparta Milletvekili İrfan Bakır'ın, spor salonlarının fiziki şartlarının iyileştirilmesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22197)

3.-               Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde Belediyespora destek sağlanması talebine,

Niğde Engelliler Basketbol Takımına destek sağlanması talebine,

                İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22198), (7/22199)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, engellilerin spor olanaklarının geliştirilmesi için federasyonlara yapılan katkıya ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22417)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, toplu açılış yapılan Bakanlık tesisleriyle ilgili iddialara,

2016 yılından bu yana Bakanlık birimlerince yapılan ihalelere,

                İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22418), (7/22647)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2017 arasında Bakanlık birimlerince imzalanan protokollere ve FETÖ bağlantılı personelin belirlenmesi için yapılan soruşturmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22419)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2016-2017 yıllarında Bakanlık kadrolarına yapılan personel alımlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22646)

8.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan'ın, Bolu Gerede ilçe stadyumunun kullanıma açılmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22648)

9.- Şırnak Milletvekili Aycan İrmez'in, İdil 1937 Spor Kulübüne yönelik desteklere ve ilçedeki spor imkanlarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/22649)

10.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal'ın, Afyonkarahisar'da ambulanslar için alınan tıbbi malzemelerin alım yöntemine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın cevabı (7/22929)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2014-2017 arası düzenlenen tören, fuar ve organizasyonlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevab (7/24012)

12.- Van Milletvekili Adem Geveri'nin, Kilis'te bulunan tarihi bir caminin ismine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun cevabı (7/24182)

13.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, 2017 yılında yurda giren tropikal meyve çeşitlerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/24237)

14.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan'ın, TBMM arşivinde bulunan gizli belgelerin incelenmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/24289)

15.- Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ'ın, TBMM'den erişimi engellenen internet sitelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/24615)

16.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş'ın, TBMM'den erişimi engellenen internet sitelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/24617)

27 Mart 2018 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 77’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini ve bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla verilen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını ve salondan ayrılmamalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.08

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 77’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, uyuşturucu kullanımı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Gamze Akkuş İlgezdi’ye aittir.

Buyurun Sayın Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, uyuşturucu kullanımına ve uyuşturucu nedeniyle suça sürüklenen çocuklara ilişkin gündem dışı konuşması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; uyuşturucu nedeniyle suça sürüklenen çocuklar konusunda söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta içinde İçişleri Bakanlığı 2018 yılının ilk iki ayına ait bir rapor yayımladı. Bu raporda son derece çarpıcı rakamlar vardı. Bu rapora göre, 2018 Ocak ve Şubat ayları içinde uyuşturucu satıcılarına yönelik 24 bin operasyon düzenlenmiş; 33.553 kişi gözaltına alınarak adliyeye sevk edilmiş, bunlardan 3.823’ü tutuklanmış.

Burada özellikle dikkatinizi çekmek istediğim konu ise iki aylık dönemde yakalanan madde miktarı. 4 ton eroin, 17 ton esrar, 202 kilo bonzai, 72 kilo kokain, 1 milyon 547 bin 886 Captagon, 519.983 Ecstasy hapın ele geçirildiğini belirtiyor Bakanlık. İnanılmaz rakamlar bunlar değerli arkadaşlar.

Ben bu vesileyle, ülkemizde çocuklarımızın, gençlerimizin karşı karşıya olduğu tehlikeye bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. Aslında toplumun bütün katmanlarını derinden etkileyen ciddi bir sosyal yarayla, büyük bir toplumsal meseleyle karşı karşıyayız. Bakın, ne yazık ki okul koridorlarından alışveriş merkezlerine, parklardan mahalle aralarına kadar ölümcül virüs gibi hızla yayılan uyuşturucu çocuklarımızı tehdit ediyor. Ülkemizde, kendi tabiriyle, ölüm kalım derbisi yaşayan uyuşturucu bağımlısı 1 milyon 873 bin 203 yurttaşımız var. Bu, sadece bildiklerimiz. Son on yılda, uyuşturucu tedavisi olmak üzere hastanelere yatan hasta sayısının ise yüzde 381 oranında arttığını biliyoruz. Öte yandan, uyuşturucu nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2 bini geçti.

Ben çocuklarımızın geleceğinden endişe duyan bir vekil olarak Türkiye’nin uyuşturucu nedeniyle suça sürüklenen çocuklar karnesini sizinle paylaşmak istiyorum. Tüm taleplerime rağmen yanıt verilmediği için 2017-2018’e ait rakamları sizinle ne yazık ki paylaşamıyorum. Elimdeki rakamlar 2012 ve 2016 yılları arasına ait. Ancak, sizlere biraz önce açıkladığım İçişleri Bakanlığının ele geçirdiği uyuşturucu miktarına baktığımda, kullanıcı rakamının azalmadığını, aksine, istikrarlı bir şekilde arttığını yorumluyorum. Ayrıca, büyük bir ihtimalle, aynı benim gibi sizin de kapınızı çalarak çözüm arayan çok sayıda veli, okul aile birliği üyesi olduğunu zannediyorum.

Geçtiğimiz günlerde torununu uyuşturucu batağından binbir zorlukla kurtaran bir babaannenin öyküsü gazete manşetlerinde yer almıştı. Kendi evinden eşya çalıp satarak uyuşturucu temin eden torununu bataktan kurtarmak için çabalarken ne denli yalnız olduğunu, destek bulmak için nasıl çabaladığını anlatıyordu. Bir babaannenin torunu için tek başına mücadele vermesi, uyuşturucu konusunda hâl⠓Görmedik, duymadık, bilmiyoruz.” denildiğinin açık bir göstergesidir.

Bakın, 2012-2016 yılları arasında uyuşturucu tedavisi gören çocuk sayısı 36 bine ulaştı. Sağlık Bakanlığı verilerine göre çocukların yüzde 70’i 15 ila 18 yaş arasında ne yazık ki. Her türlü istismara açık bu çocuklarımız suç çetelerinin de iştahını kabartıyor. Zira uyuşturucu kullanımı yaygınlaştıkça suç işleyen çocuk sayısında da büyük bir artış görüyoruz.

Değerli vekiller, geçtiğimiz yıl 108.675 çocuk suça sürüklendiği için güvenlik birimlerine getirildi. Bağımlılık yapan madde kullandığı için hakkında işlem yapılan çocuk sayısı son dört yılda yüzde 114 artmış durumda. Özellikle suça sürüklenen çocukların erkek çocukları olduğunu biliyoruz. 2012-2016 yılları arasında uyuşturucu nedeniyle suça sürüklenen erkek çocuk sayısı yüzde 98 artarken kız çocuk sayısının ise 4 kat yükseldiğini biliyoruz. Öte yandan, sokaklarda uyuşturucu satışıyla ilgili yaygınlaşma oldukça kullanım yaşının da düştüğünü görerek çocuklarımızın hızla bu yöne meylettiğini görüyoruz.

İşte, karşı karşıya olduğumuz tablo bu değerli vekiller. Aslında bu çocuklar sistem mağduru olarak yorumlanmalı diye düşünüyorum. Uyuşturucuyla Mücadele Yüksek Kurulunun 2016-2018 yılları arasını kapsayan Uyuşturucu ile Mücadele Eylem Planı’nın da burada başarısız olduğunu yorumluyorum. Devletin uyuşturucuyla mücadeleye yönelik çok etkin bir kamu politikası üretmesi gerektiğine inanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Bir dakika alabilir miyim.

BAŞKAN – Sayın İlgezdi, sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli vekiller, madde kullanımı toplumsal bir sorundur. Artan kent nüfusuna karşın plansız gelişen bir toplumsal süreç var. Toplumsal yaradan beslenen bir sefalet ve mutsuzluk düzeni var. Uyuşturucu parası için bahçeden biber, domates; boş evlerden cam, çerçeve ve dahası inşaattan demir, tuğla, kum çalanlar var; ailesini, yakınlarını, tanımadıklarını gasbedenler var; cinayet işleyen, bedenini satanlar var. İşin içinde organ mafyasından organize çetelere kadar bu insanları rant kapısı olarak gören büyük suç şebekeleri var. Suç şebekelerini kullanarak narkoterörü besleyen örgütler var ve soruna bu sosyal kaos penceresinden bakmazsak ne yazık ki gelecekte bizi bekleyen büyük bir enkaz var.

“Ölüm kalım derbisi yaşıyorum, pille çalışan insanlarız biz. Ne yapıp edip bulacağız yani çaremiz yok.” diyen bir bağımlının çığlığıyla sözlerime son veriyorum. İçişleri Bakanlığının yanı sıra, Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Adalet Bakanlığının dikkatine sunuyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İlgezdi.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı ikinci söz, Kütüphane Haftası münasebetiyle söz isteyen Nevşehir Milletvekilimiz Sayın Murat Göktürk’e aittir.

Buyurun Sayın Göktürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk’ün, 26 Mart-1 Nisan Kütüphanecilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarımız; Kütüphane Haftası münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.

Kütüphane Haftası, 1964 yılından beri her yılın mart ayı sonunda çeşitli etkinliklerle kutlanan bir haftadır. Kütüphaneler insanların kitapla buluştuğu, araştırma yaptığı, ders çalıştığı, huzur verici mekânlardır. Kütüphaneler hem kitapları ve bilgiyi muhafaza eder hem de insanların istifadesine sunar.

Bir kütüphaneci çocuğu olarak bu hafta vesilesiyle kitap ve kütüphanelerin önemine katkıda bulunmak için bu konuşmayı, gündem dışı konuşmayı aldım.

Tarihte ilk kütüphanenin Babil’de kurulduğuna dair bilgiler mevcuttur. Kütüphaneler toplumların gelişmesiyle paralellik arz etmektedir. Güçlü medeniyetler güçlü kütüphanelerin varlığıyla mümkün olmaktadır. Güçlü medeniyetler bilimde, teknolojide, sanatta, edebiyatta, velhasılı bütün alanlarda önemli bilim, sanat ve fikir insanlarının yetişmesiyle mümkün olmaktadır. Bu insanların verdiği eserler kitaba dönüşmekte, güçlü kütüphaneleri oluşturmakta ve toplumları diğer milletlerin daha önüne çıkarmakta, güçlü hâle getirmektedir. Okumadan, araştırmadan, kütüphanelere gerekli önemi vermeden ileri gitmek mümkün değildir.

Bizim medeniyetimiz bakımından duruma bakıldığında da Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (ASV)’a indirilen ilk ayet “Oku!” emriyle başlamaktadır. Bu emre uygun olarak ecdadımız kitaba ve okumaya çok önem vermiştir. Medeniyetimizin en güçlü olduğu zamanlar milletimizin okumaya, kitaba ve kütüphaneye önem verdiği zamanlarda mümkün olmuştur. Selçuklular zamanında kurulan Bağdat ve Nişabur kütüphaneleri, Osmanlılar zamanında kurulan Süleymaniye ve Beyazıt kütüphaneleri önemli kütüphanelerimizdendir. Cumhuriyet tarihinde de millî kütüphaneler oluşturulmuş, öteden beri muhafaza edilen eserlerimiz millî kütüphanelerimizde hem okuyucuların hizmetine sunulmuş hem de muhafaza edilegelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kütüphaneci çocuğu olduğumu söylemiştim. Türkiye’de gerçekten kütüphaneciliğe önemli bir anekdot olarak geçmiş bulunan ve babamın da görev yapmış olduğu kütüphanenin müdürü olan Mustafa Güzelgöz’den bahsetmek istiyorum.

Mustafa Güzelgöz “eşekli kütüphane” olarak bilinen gezici kütüphaneyi kuran kimsedir. Kendisi tahta sandıklar yapmak suretiyle kitaba ulaşamayan köylülerimize kitapları götürmek ve istifadelerine sunmak için 1970’li yıllarda çok önemli bir hizmeti vermiş, zamanla bu şekilde taşıdığı kitaplar motorlu araçlarla taşınmış ve nihayetinde kütüphanelerin birer şubesi oluşturulmak suretiyle köylerimizde, Ürgüp’ün köylerinde kütüphaneler oluşturulmuştur. Yani Ürgüp’ün köylerinde şu anda bile kütüphaneler mevcuttur. Bu, gerçekten örnek alınması gereken ve kitaba, okumaya değer verilmesine katkı sağlayacak ciddi bir örnektir. Bu hususu sizinle paylaşmak istedim.

Tabii, gelişen zaman içerisinde internetin yaygınlaşması ve hayatımıza girmesiyle her şey değişti. Bu manada kitaba ve bilgiye ulaşmak da kolaylaştı. Bu durumu dikkate alarak, bu durumu göze alarak Kültür Bakanlığımız ciddi çalışmalar yapmakta. Bizim seçim bölgemiz olan Nevşehir’de de aynı şekilde bir çalışmamız var ama İstanbul ve Ankara’da dünya çapında, kayda değer bir kütüphane kurulması için çalışmanın yapıldığını biliyoruz. Aynı zamanda internet erişimi bulunan, CD ve DVD gibi araçların bulunduğu kütüphaneler oluşturuluyor, e-kitap imkânı sağlanıyor ve Millî Eğitim Bakanlığı “z-kütüphane” dediğimiz yeni, zamana uygun, bildiğimiz manada klasik kütüphaneden farklı, çocukların dikkatini çeken ve çocukları daha çok kitapla, okumayla bir araya getirebilecek kütüphaneler kuruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Bir dakika ek süre verebilir misiniz.

BAŞKAN – Sayın Göktürk, sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sözlerime son verirken, tabii, okumaktan, bilimden gelişmekten, sanayileşmekten ve ileri toplum olmaktan bahsederken bize bu imkânları sağlamak için gecesini gündüzüne katarak yurt içinde ve yurt dışında aziz vatanımızın bölünmez bütünlüğü için canlarını seve seve feda eden şehitlerimizi burada anmadan, yâd etmeden sözlerimi bitirmek istemedim.

Aynı şekilde, yurt içinde ve yurt dışında terörle mücadele ederken gazi olmuş kardeşlerimize de Rabb’imden acil şifalar diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Göktürk.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Gürer, buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkanım, kayıtlara geçmesi için söylüyorum: Kartal Belediyesi kütüphaneci Mustafa Güzelgöz’ün merkebiyle birlikte anıtını yaptı, ancak Adalet Kalkınma Partisi o heykelin yapılmasına karşı çıktı, “Eşekli kütüphane yapıyorlar.” dedi. Onun için, Sayın Konuşmacıya bu olayda Mustafa Güzelgöz’ü anmasından dolayı teşekkür ediyorum ama Kartal’da yapılan anıta da karşı çıktılar, kayıtlara geçmesini diliyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Karşı çıkılan, Genel Başkanın açılış yapmasıydı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, Aydın'ın sorunları hakkında söz isteyen Aydın Milletvekilimiz Sayın Metin Lütfi Baydar’a aittir.

Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Aydın ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Evliya Çelebi’nin “dağlarından yağ, ovalarından bal akan” diye tabir ettiği Aydın’ımız, artık dağlarından siyanür, ovalarından jeotermal fışkıran bir il durumuna gelmiştir. Bu duruma tüm Aydın halkı olarak isyan ediyoruz.

Beşparmak Dağları eteklerinde, Söke’nin Karakaya köyünde madencilik yapan bir firma, şimdi de Karacahayıt köyünde maden işletmesi açabilmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına başvuru yaptı. Aynı şekilde, Söke’nin Serçin, Yeşilköy ve Çavdar köylerinde de farklı firmalar tarafından maden işletmeleri kurulmak isteniyor.

Köylülerimiz zeytinciliğin ve hayvancılığın yok olacağı bilinciyle yerleşim yerlerinin dibinde maden işletmesi açılmasını kesinlikle istemiyorlar. Bakın, birilerinin ceplerini doldurma uğruna, bölgedeki madencilik faaliyetleri yüzünden birikinti suların yapılarının bozulması, içme sularının fiziksel ve kimyasal yapısının değişmesi sonucu insanların ve hayvanların sağlığı tehlike altında olacak. Köylerimizin düzlük ve çok verimli topraklarında yetişen bitkiler maden atıklarının yağmur suyuyla taşınması ve toz bulutları sayesinde kurumaya yüz tutacak, kendiliğinden yetişen endemik ve organik zeytin ağaçları, Koçarlı dağ köylerinde yetişen çam fıstığı ormanları yok olacak. Karacahayıt, Yeşilköy, Serçin, Kisir ve Çavdar köylerindeki meralar yok olacak ve köylerde gelişmiş olan hayvancılık faaliyetleri sona erecektir.

Bunların yanı sıra, yapılacak olan madencilik faaliyeti Aydın’ın gelecekteki turizm sektörüne ciddi zarar verecektir çünkü bu bölgemizde sekiz bin yıllık çeşitli uygarlıklara ait kültürel veriler ne yazık ki yok olmaktadır.

Herodot’un “Bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzünün altı ve en güzel iklimin bulunduğu yer.” dediği Aydın ilimizde Beşparmak Dağları eteklerinde yapılan madencilik faaliyetleri, bölgedeki endemik bitki örtüsünü ve nesli tükenmekte olan yaban hayvanlarını ne yazık ki yok ediyor. Maden ocaklarından gelen atık sular Bafa Gölü’nü kirleterek hem göl ekosistemine hem de buradaki balıkçılık ve turizme ne yazık ki büyük zarar vermektedir. Oysa buralar korunabilse gelecekte alternatif turizmin merkezi olacaktır.

Aydın halkının sağlığını tehdit eden en önemli sorunlardan biri de ne yazık ki jeotermal santrallerdir. Aydın'da jeotermal santraller zeytin, incir, pamuk tarlalarına, arkeolojik ve doğal sit alanlarına, yerleşim yeri ve su kaynaklarının yakınına, hatta mezarlık içine kurulmaktadır. Jeotermal santrallerden akışkanlar suya, tarım ve yerleşim alanlarına bırakılmakta; havaya ağır kimyasal ve radyoaktif maddeler içeren buharlar salınmaktadır. Bu durum insanın yaşam alanını ve doğal hayatı kirletmektedir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Gediz havzasındaki yüzey ve yer altı sularındaki arsenik seviyeleri hakkında İzmir ve Manisa Valiliklerine bilgi yazısı göndererek yeni değerler ölçülene kadar bu bölgedeki jeotermal enerji ve madencilik faaliyetlerinin durdurulmasını istemiştir. Ancak Bakanlığın, Aydın Valiliğine aynı çalışmayı Menderes havzası için yapmayarak bir uyarı göndermemesi çelişkilidir, ilginçtir ya da böyle bir çalışma yapılmışsa halktan gizlenmesinin sebebi nedir? Halkın sağlığını yakından ilgilendiren bir konuda halkı bilinçlendirmek isteyen sivil toplum kuruluşlarının toplantı yapma isteğine Aydın Valiliğinin otuz gün boyunca toplantı ve gösteri yasağı getirmesi sizce tesadüf müdür? İktidarın bazı Aydın vekilleri ve ilgili bakanların maden ve jeotermal firmalarıyla aralarında nasıl bir ilişki vardır ki hep bu firmalardan yana tavır alıp Aydın halkını karşılarına alarak Cumhurbaşkanına ve Başbakana yanlış bilgi vermektedirler? (CHP sıralarından alkışlar) “Ben çevrecinin daniskasıyım, asıl çevreci benim.” diyen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve “Bütün kalkınma politikalarımızda çevreyi korumayı esas alıyoruz.” diyen Başbakan Binali Yıldırım herhâlde bu konuya duyarsız kalmayacaklardır.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz teşekkür ederiz Sayın Baydar.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren milletvekillerimize yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz Sayın Adıgüzel’e aittir.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef göstermesinin ardından Boğaziçi Üniversitesinde öğrencilerin gözaltına alınmasına ve eğitim hakkının kimsenin tekelinde olmadığına ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın “komünist” “terörist” diye hedef göstermesinin ardından Boğaziçi Üniversitesinde onlarca öğrenci gözaltına alındı. Boğaziçi Üniversitesi köklü tarihi boyunca farklı düşüncelerin bir arada yaşadığı, sağcısıyla solcusuyla, muhafazakârı ateistiyle her kesimin kendi fikrini özgürce ifade ettiği bir geleneğin temsilcisidir. Seçilmişleri bertaraf ederek, seçenlerin iradesini yok sayarak Boğaziçini zapturapt altına alacaklarını düşünenlere buradan iki çift sözüm var: Akademi atamayla baskı altına alınamaz; düşünce, tehdit ve korkuyla yok edilemez. Bugün hedef gösterdiğiniz Boğaziçi Üniversitesi geçmişte nasıl başörtülü öğrencilerinin haklarına sahip çıktıysa bugün yine eğitim hakları gasbedilmek istenen öğrencilerine de sahip çıkacaktır. Eğitim hakkı kimsenin tekelinde değildir. Unutulmasın ki bu hakkı gasbetmek isteyenler Kenan Evren gibi, 28 Şubatçılar gibi tarihin utanç sayfalarında yer alacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Adıgüzel.

Sayın Topal…

2.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, taşeron olarak çalışan eski hükümlülerle ilgili net bir açıklama ve yeni bir düzenleme yapılmadığına ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı “Terör ve çocuk istismarına bulaşmamış eski hükümlü kardeşlerimizi de kadroya alacağız.” dedi. Taşeron olarak çalışan eski hükümlü vatandaşlarımız bekliyor, hiçbir net açıklama ve yeni bir düzenleme yok. Eski hükümlülerle ilgili nasıl bir çalışma yapıyorsunuz? Şu anda, işini kaybeden taşeron işçilerimiz var. 696 sayılı KHK’nin geçici 24’üncü maddesi 4/12/2017 tarihinde çalışmakta olanlar için kadro hakkı getirdi. Eski hükümlüler için de bu tarih mi esas alınacak? Emekli taşeronu niye sokağa atıyorsunuz? Hiçbir taşeron işçisi mağdur olmasın, taşeron işçilerimizi de kandırmayın. Tüm taşeronlara kadro! Tüm taşeronlara kadro!

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Topal.

Sayın Akın…

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Hükûmeti çiftçilerin mallarını korumayı esas alacak şekilde bir düzenleme yaparak mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde çalışma yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

4081 sayılı Çiftçi Malları Koruma Kanunu 1941 yılında yürürlüğe girmiş olup günümüz şartlarında yetersiz kalmaktadır. Daha önceki hükûmetler döneminde tasarılar hazırlanmış olmasına karşın, köylülerimizi mağdur eden bu yasayla ilgili AKP hükûmetleri döneminde kapsamlı bir çalışma yapılmadı; aksine, çıkarılan 6360 sayılı Bütünşehir Yasası’yla sorun daha da perçinlendi. Kilometrelerce uzaktaki köyler aradaki mesafeye bakılmaksızın ilçelere bağlandı. Çiftçi mallarının korunması da ilçelerde oluşturuldu ve mahalleye dönüştürülen köyler de ilçelere bağlandı. Hizmette yakınlığın ihlal edilmesiyle çiftçi mallarını korumada da aksaklıklar yaşanmaya başlandı. Buna rağmen köylülerimizden ücret alınmaya devam edildi.

Hükûmeti, çiftçilerimizin mallarının korunmasını esas alacak şekilde bir düzenleme yaparak mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde çalışma yapmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akın.

Sayın Yarayıcı…

4.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkanım, bugün Dünya Tiyatro Günü. Özgür ve bağımsız tiyatrolarımızın yaşamaya devam etmesi ve artması dileğiyle sanatçı dostlarımın ve sanatseverlerin anlamlı gününü kutluyorum.

AKP iktidarında sanatçı olmak, tiyatro yapmak ateşten gömlek giymekle eş değerdir. Zuhal Olcay ve daha yüzlerce sanatçımıza yapılan lincin ileride nelere yol açabileceğini tiyatro sanatçımız Levent Üzümcü’nün yaşadığı bir olay üzerinden anlatayım: Biliyorsunuz, sanatçımız Levent Üzümcü’ye Anadolu'nun birçok kentinde salon verilmemektedir. Her nasılsa Rize’de salon bulmuş ve oyununu sergileyecektir. Sokakta dolaşırken kendisine dikkatlice bakan bir vatandaş yanına yaklaşıp şivesiyle: “Haçan, ne ediyorsun da burada?” der. Üzümcü de “Ne oldu ki? Oyunum var akşam. Hadi gel.” der. Vatandaşın cevabı “Sen yürek mi yedin da?” olur. Ne yazık ki zulüm iktidarında sanat yapmak için yürek yemiş olmanın şart olduğu günler yaşıyoruz.

Tekrar Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarayıcı.

Sayın Özdemir…

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Türkiye ile Avrupa Birliği temsilcileri arasında gerçekleşen toplantıyı AB üyelik süreci ve ulusal çıkarlarımız açısından bir başarısızlık olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün akşam, ülkemiz ile Avrupa Birliği temsilcileri arasında gerçekleşen çalışma yemeği sonrasında Sayın Cumhurbaşkanı “Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinde zorlu bir dönemi geride bırakmış olmayı umuyorum.” dedi. Ben de Sayın Cumhurbaşkanına sormak istiyorum: Özellikle 2007 yılından itibaren Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin kötüye giden zorlu sürece girmesinde, iktidarınız döneminde uygulanan kısa vadeli, öngörüsüz, tutarsız politikalarınızın etkisi ve sizlerin sorumluluğu yok mu?

Dünkü toplantıda “Diyaloğa devam.” mesajının dışında tam üyelik yolunu açan hiçbir temel konuda anlaşmaya varılmadığı gibi vize serbestisi, Gümrük Birliği Anlaşması, hukukun üstünlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğünü içeren Kopenhag Siyasi Kriterlerinde hiçbir ilerleme kaydedilmediği tekrar vurgulandı.

Dünkü toplantıyı, AKP iktidarları döneminde karşılıklı oyalamaya dayanan AB üyelik sürecimiz ve ulusal çıkarlarımız açısından bir başarısızlık olarak görüyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir.

Sayın Aydın…

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’nın Büyükorhan ilçesinin Karaağız köyüne biyokütle enerji santrali kurulmak istendiğine ve Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar partisinin ve onun yandaş şirketlerinin çiftçiyle, köylüyle, doğayla olan derdini anlamak çok zor. Belli ki yeşili, temiz havayı, doğayı, ormanı, tüm canlıları kendi kazançları uğruna katletmekte kararlılar.

Şimdi de seçim bölgem Bursa ili Büyükorhan ilçesinin Karaağız köyüne biyokütle enerji santrali kurmak istiyorlar. Zaten o bölgedeki termik santralin zaman zaman filtrelerinin çalışmamasından dolayı kanser vakaları ve kirlilik had safhada. Şimdi de özel bir şirket, köye 500 metre mesafede aldığı araziye yapılacak biyokütle enerji santralinde çöp, tıbbi atık, hayvan pisliği, tavuk pisliği yakarak enerji üretecek.

Yöre halkı isyanda. Hafta sonu yüzlerce kadın ve çocuk “Zehir solumak istemiyoruz.” diye tepkilerini dile getirip yürüdü. Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ediyor, hem o yörenin bir insanı olarak hem de CHP’li olarak vatandaşımızın yanındayız diyorum ve bu yanlıştan bir an önce geri dönülmesini talep ediyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Sayın Gürer…

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de patates çiftçisinin sorunlarına ve Bor ilçesinde şeker fabrikasında yaptıkları toplantının çok büyük ilgi gördüğüne ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Patates depoda çürümek üzere. Tarım Bakanı hafta sonu Niğde’ye geldi, çürüyen patatesten söz etmedi, “Niğde Patates Enstitüsünün ürettiği patates tohumunu ihraç edeceğiz.” dedi. İyi güzel de çiftçi depodaki patatese çözüm bekliyor, o konuda bir şey demedi. Çiftçi perişan, icralık, borç altında. Gölcük, Ağcaşar, Kiledere, Orhanlı’yı, köy ve kasabaları gezdim; çiftçi, üretici “Yandık, mahvolduk. diyor. Hükûmet çiftçinin sesini duymuyor mu? Çiftçi ürettiği üründen hak ettiğini kazanamıyor.

Ayrıca, dün Bor ilçesindeki şeker fabrikasında “Şeker vatandır, satılmasın.” toplantımız çok büyük ilgi gördü. Bölgedeki şeker pancarı üreten çiftçi de çalışan işçi de mağdur. Bu konuda da özelleştirmeden vazgeçilmesini diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gürer.

Sayın Balbay…

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Afrin Operasyonu’nu sağduyulu herkesin haklı bulduğuna ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesinde okuyan ve operasyona karşı olan bir grup öğrenciye yönelik ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Sayın Başkan; Afrin Operasyonu, gerçekten terörle mücadele için sağduyulu herkesin haklılık verdiği bir operasyon.

Boğaziçi Üniversitesinde bir grup öğrencinin operasyondan yana, bir grup öğrencinin de buna karşı olması üniversite ortamında hoş görülmesi gereken bir tutumken Cumhurbaşkanının çıkıp “Afrin Operasyonu’nu eleştirenlerin eğitim hakkı yok.” demesi, terör faaliyetidir; bir Cumhurbaşkanının öğrencilere böyle bir şey deme hakkı yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) Hâlen hapishanelerde 69 bin lise ve üniversite öğrencisi vardır. Tutuklulara bile eğitim hakkı verirken bir üniversite öğrencisine “Sen okuyamazsın.” demek, bir terör faaliyetidir; kınıyorum. 1863 yılında kurulmuş Boğaziçi Üniversitesi yüz elli beş yaşında, yine yaşamaya devam edecek. Bugün yönetenler bir gün gidecek ama o üniversite, Türkiye ve dünyada ilk 200 üniversitede olma onurunu devam ettirecek Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Sayın Kılıç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 26 Mart-1 Nisan Kütüphanecilik Haftası’na ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

26 Mart-1 Nisan, Kütüphanecilik Haftası’dır. Okuyanlar, bilgili ve güçlü olurlar ama görülüyor ki toplumumuzun geneli, bu aktiviteden oldukça uzaktır. Yapılan araştırmalarda okumada 89’uncu sıradayız; günde altı saat TV izliyoruz, üç saat internet başındayız, günde bir dakika okumaya ayrılıyor. Okumayanlar anlayamaz, gözleyemez, fark edemezler. Allah’ın ilk emri olan okumayı hayatımızın merkezine yerleştirmeliyiz, kendimiz de okuyarak okumaya örnek olmalıyız. İyi bir kitap, güneş gibidir, okuyup düşünen insana hayat verir. Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır. Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça gaflet ve bu gafletten doğacak felaketler azalmaz. Kitaplar okunmak içindir, vitrinleri süslemek için değil. Okunmayan kitaplar kâğıt bloklarından ibarettir. Kitap aklın cilasıdır, kitaptan önce kendimizi okuyalım. Kâinat da bir kitaptır okuyabilene/ Kitap olmayan kitaplar da vardır/ Seneler vurmadan silgiyi/ Bağlayın kitapla bilgiyi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Sayın Sürekli…

10.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, Zeytin Dalı Operasyonu’nun tüm dünya tarafından iyi analiz edilmesi gerektiğine ve ülkemizin bekası ve güvenliği söz konusu olduğunda herhangi bir yerden icazet alınmayacağına ilişkin açıklaması

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Zeytin Dalı Operasyonu, tüm dünya tarafından iyi analiz edilmelidir. Devlet ve millet güvenliğimiz tehdit altındaydı, sınırlarımızda terör eylemleri baş göstermişti, Afrin halkına zulmediliyordu, teröristler masum bölge halkını çatışmalarda bir kalkan olarak kullanıyordu. Bu sebeplerden dolayı Türk ordusu, tek bir sivile dahi zarar vermeden bölgedeki teröristleri tarumar etmiş ve şanlı Türk Bayrağı'nı Afrin'in ortasında dalgalandırmıştır.

Ülkemiz, bekası ve güvenliği söz konusu olduğunda, herhangi bir yerden icazet almayacak, her daim buyurucu ve hükmedici olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sürekli.

Sayın Doğan...

11.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, Cihangir’de bulunan Roma Parkı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sosyal tesise çevrilmesine ilişkin açıklaması

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Beyoğlu’nun Cihangir semtinde İstanbul’un en güzel manzaralarından birine sahip olan ve burada oturan vatandaşların yeşil alan olarak yıllardır kullandığı Roma Parkı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sosyal tesise çevrildi. Tesis, parkın büyük bir bölümünü kendi özel bahçesiymiş gibi çevirerek halkın kullanımına kapattı. Park, Cihangir’de yeteri kadar kafe yokmuş gibi parayla çay, kahve içilen çirkin bir mekân hâline getirildi. Sadece kapatılan bu bölüm yeşillendirildi ve geri kalan kısımlar ise çamur içinde bırakıldı. Nitekim, İstanbul 7. Bölge İdare Mahkemesi, 15 Şubatta yürütmeyi durdurma kararı verdiği hâlde belediye bu kararı yok saydı. Mahkeme kararlarını bizzat Cihangir halkı yerine getirerek tesisi sembolik olarak mühürledi. Cihangirlilerin kentlilik bilincini takdir ediyorum. Oysa mahkeme kararlarına uymamak suçtur. İBB’nin işlediği bu suçu bir kez de ben ihbar ediyorum. Parklar, birilerinin rant kapısı değil, halkın nefes alma alanıdır. İBB, parkların nasıl hizmet verdiğini görmek isterse Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine bakabilir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Sayın Hürriyet...

12.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Dilovası’ndaki çevre kirliliğinin insan sağlığı üzerine yaptığı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasını ve insan hayatının ranttan daha önemli olduğunun farkına varılmasını istediğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

14 Mart 2006 tarihinde, Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki sanayi atıklarının çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Dört ay süreyle çalışan bu komisyonun 369 sayfalık raporundan çıkarılan en önemli sonuç “Dilovası'ndaki çevre kirliliğinin insan sağlığı üzerine yapmakta olduğu olumsuz etkiler ortadan kaldırılmalı veya kabul edilebilir sınırlara çekilmelidir.” olurken bugün gelinen nokta oldukça düşündürücüdür. Çevre Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi, 2017 yılında kanserden ölümlerin oranının dünyada yüzde 12,5; Türkiye'de yüzde 12,9; Kocaeli’de ise yüzde 18,9 olduğunu açıkladı. Dilovası’nda da bu oran maalesef yüzde 33,7.

On iki senedir kanser hastalığında bir ilerleme kaydedilmeyen hatta neredeyse daha da ilerleyen Dilovası’nda büyük bir insanlık suçu işlenmektedir. Bir an önce duruma el konulması ve insan hayatının ranttan daha önemli olduğunun farkına varılmasını istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hürriyet.

Sayın Yıldırım…

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Erzincan Şubesi yönetici ve üyelerinin de aralarında bulunduğu 16 kişinin tutuklanmasına ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Bildiğiniz gibi, Erzincan’da 16 Mart günü gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Erzincan Şubesi yönetici ve üyelerinin de aralarında bulunduğu 16 kişi tutuklandı. AKP iktidarının tekçi, kendisinden olmayanı yok sayma, cezalandırma politikaları, özellikle Alevi örgütlenmesinin hak talep mücadelesini sekteye uğratma artarak devam etmektedir. Bu tutuklamalar, Erzincan şubesi şahsında demokratik Alevi hareketini susturmaya yönelik bir operasyondur.

Aleviler, yüzyıllardır bütün baskılara, katliamlara, inkâr politikalarına ve iftiralara karşı Hüseyni duruşunu sergiliyorlar. Bu şekilde baskı yaparak, ibadet etmelerini engelleyerek, Alevi yurttaşları camilere davet ederek yıldıramazsınız. Tarihten günümüze siz iktidarlar onları yakarak yok etmeye çalışırken onlar kendilerini küllerinden yaratarak demokratik olmayan politikalarınızın karşısında direniyorlar, direnmeye devam edecekler.

Bırakın Aleviler nerede, nasıl ibadet edeceklerini, hangi ideolojiyle politikaya katılacaklarını kendileri belirlesin. Onları iktidarın Alevisi olmayı kabul etmedikleri için cezalandıramazsınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Özdiş…

14.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, “Felsefeden Tecrübeye Etkili Öğretmenlik” adlı kitaba ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanına: Daha önceleri öğretmenlere dağıttığınız, gelen tepkiler üzerine vazgeçip dağıtılanları da toplattığınız “Felsefeden Tecrübeye Etkili Öğretmenlik” adlı kitap, sayenizde yine gündeme geldi.

Geçtiğimiz günlerde, İstanbul’da Bakanlığınızın desteğiyle yapılan bir etkinlikte konuşan Profesör Doktor Aytaç Açıkalın sunumunda az önce bahsettiğim kitabı dağıttırmış. Söz konusu kitapta anne babaların çocuklarına dayakla ahlakı öğretebileceği, köy enstitülerinin “ahlaksızlık yuvası” olarak değerlendirildiği, “komünizme karşı şeriatın övülmesi” gibi ifadeler var. Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmenlerini bu ve bunun gibi saçma, çarpık ve ideolojik temellerde mi eğitiyor Sayın Bakan?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bilimsel, laik, tarafsız eğitimden daha ne kadar uzaklaşacaksınız? Hasan Âli Yücel’in kemiklerini sızlatıyorsunuz. Sizlere “yuh” diyorum, protesto ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdiş.

Sayın Yıldız Biçer…

15.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Soma davasının takipçisi olmaya ve asıl failler en ağır şekilde ceza alıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, tam dört yıldır devam eden Soma davasının dün 21’inci grup duruşması görüldü. Adalet Bakanlığının direkt müdahalesiyle geciktirilen savcılık mütalaası, bir yıl iki ay sonra nihayet açıklandı. Savcı, maden ocağındaki sorunların Soma AŞ tarafından bilindiğini ve yaşanılan katliamdan sorumlu olduğunu, madendeki ölümler ve yaralanmalar arasında illiyet bağı olduğunu açıklamasına rağmen, olayın olası kast taşımadığını, bilinçli taksir olduğunu söyledi. Yani savcı, işverenin katliamı öngörmesine rağmen, istemediği sonucuna vardı.

Bilinçli taksirde alacakları ceza en fazla yirmi iki buçuk yıldır. Mevcut infaz hükümleriyle 301 kişinin katilleri dört yıl sonra serbest kalacaktır. Bu adaletsizliğin muhatabı siyasi iktidardır. Bu ödül gibi ceza bizim için yok hükmündedir. Soma davasının takipçisi olmaya ve asıl failler en ağır şekilde ceza alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız Biçer.

Sayın Havutça…

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, din simsarlarının yaptığı eylemlere katılan, bunlara destek veren hâkim ve savcılarla ilgili bir girişimde bulunulup bulunulmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Sorum Sayın Adalet Bakanına: Sayın Adalet Bakanı “Altı yaşındaki kızlar evlenebilir.” “Çalışan kadın, fuhşa hazırlık yapan sürece destek oluyor.” ve “asansörde halvet” fetvası gibi birçok fetva veren, hukukla, dinle, vicdanla, insanlıkla yakından uzaktan ilgisi olmayan Nurettin Yıldız ve İhsan Şenocak’ın öncülük ettiği Adalet ve Medeniyet Derneğinin toplantılarına birçok hâkimin ve savcının katıldığı bilinmektedir. HSK üyeleri, bu din simsarlığı yapan kişilere güç vermektedir. Sayın Cumhurbaşkanının da bu kişilerle ilgili sert çıkışı göz önünde bulundurulduğunda, Sayın Adalet Bakanına buradan soruyorum: Siz bu konuda, bu din simsarlarının yaptığı eylemlerle ilgili, bunlara destek veren hâkim ve savcılarla ilgili girişimde bulunacak mısınız? Yoksa yargıda yeni bir yapılanma mı var, yeni bir tarikat yapılanması mı var?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Havutça.

Sayın Arslan…

17.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, LGS’de sorulan sorular ile sınavda sorulacak soruların aynı çerçevede olması gerektiğine, ücretli ve sözleşmeli öğretmen çalıştırmaktan ne zaman vazgeçileceğini, atanamayan öğretmenlerin ne zaman atanacağını ve taşımalı eğitime ne zaman son verileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Millî Eğitim Bakanına soruyorum: Liselere Giriş Sınavı’nın mantık muhakeme tarzı sorulardan oluşacağı söyleniyor ancak Bakanlığınızın uyguladığı müfredat buna uygun değildir. Eğitim alan çocuklarımıza çoktan seçmeli sorulara yönelik bir eğitim uygulanıyor. Şu anda uygulanan eğitim ile yapılacak sınav tekniği arasında farklılık vardır. Burada öğrenci aleyhine olan bir adaletsizlik meydana gelmektedir. Bu uygulama sonucu birçok çocuğumuz zarar görecek ve telafisi imkânsız zararlar oluşabilecektir. Buna meydan vermemek için bu yanlışlıkların bir an önce düzeltilmesini, LGS’de sorulan sorular ile sınavda sorulacak soruların aynı çerçevede olmasının sağlanmasını istiyoruz.

İki: Okullarda ücretli ve sözleşmeli öğretmen çalıştırmaktan ne zaman vazgeçilecektir?

Üç: Atanamayan öğretmenler ne zaman atanacaktır?

Dört: Taşımalı eğitime ne zaman son verilecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.

Sayın Dedeoğlu…

18.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Balkan Savaşlarının 105’inci yıl dönümüne ve 26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü’ne ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Osmanlı’nın hükümranlığının sürdürüldüğü Balkanlarda farklı din ve inanışa sahip milletler, beş yüz yıl boyunca barış, mutluluk ve huzur içinde yaşamışlardır. Balkan Savaşlarında Bosna’dan Çatalca sınırına kadar uzanan bölgede yüzlerce şehidimiz bir tohum gibi düştü toprağın bağrına. Vatan ve dünya barışı için savaşan Mehmetçiklerimizin Balkanlarda başta Belgrad, Üsküp, Manastır, Varna, Pazarcık, Rusçuk, Silistre ve Sofya’da olmak üzere çeşitli bölgelerde Türk şehitlikleri bulunmaktadır. 1912 yılında Balkan devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı giriştiği Balkan Savaşlarında Mehmet Şükrü Paşa’nın kumandasındaki Osmanlı birlikleri, yüz elli beş gün boyunca hiçbir destek almadan topraklarımızı kahramanca savunmuşlardır. Toprakları uğruna canlarını feda eden tüm şehit ve gazilerimizi, Balkan şehitlerinin 105’inci yılı anma günü münasebetiyle şükran ve rahmetle anıyorum. Vatan size minnettardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dedeoğlu.

Sayın Göker…

MEHMET GÖKER (Burdur) – Elif Hanım konuşucak.

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Göker’in yerine ben konuşacağım.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, Burdur Milletvekili Mehmet Göker’e yeni görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Göker, tebrik ederim, yeni görevinizde üstün başarılar dilerim.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Türkmen, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerini sindirmek için gözaltılar ve tutuklamalar yapıldığına ilişkin açıklaması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Göker.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerine yargı eliyle sindirmek için gözaltılar yapılıyor, tutuklamalar yapılıyor, davalar açılıyor. Eski Genel Başkan Kemal Bülbül, Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter, Elâzığ şube eski ve yeni yöneticileri, Erzincan şube yöneticileri bunlardan yalnızca birkaçı. Şunun bilinmesini istiyor Pir Sultancılar: Her zaman mazlumun yanında olmuşlardır, olmaya devam edecekler Hızır Paşa’nın zulmüne karşı duran Pir Sultan gibi ve muhalefet olarak da asla susmayacaklar, sinmeyecekler.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkmen.

Sayın Bayraktutan…

20.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, BAL Ligi’nde liderliğe yükselen Hopaspor’u tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAL liginde pazar günü oynanan Artvin Hopa’daki maçta Artvin Hopaspor, rakibini yenerek bu hafta liderliğe yükselmiştir. Bu büyük başarıda pay sahibi olan başta Hopaspor’un çok değerli Başkanına, teknik kadrosuna, yönetimine, futbolcularına ve her şeyden önemlisi o gün o maçı izleyen 20 bin seyircisine Parlamentodan bir kere daha teşekkür ediyorum.

Ayrıca, şu gerçek ortaya çıkmıştır ki Artvin Hopa’nın, futbolun bu derecede sevilmiş olduğu bir ilçenin acil bir şekilde bir futbol stadyumuna ihtiyacı vardır. Mevcut stat ne yazık ki Hopa seyircisini karşılayamamaktadır, fazlasıyla yetersizidir. O nedenle, Hopa halkı, bir an önce Hükûmetin Hopa’daki futbol aşkının bir anlamda önüne geçilmemesi açısından yeni bir stadın yapılması için girişimde bulunmasını, ilgili yerlere emir vermesini beklemektedir. Hopa halkı yeni bir müjde beklemektedir. Bu nedenle, ben de buradan Artvin Hopaspor’u bir kez daha tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.

Sayın milletvekilleri, şimdi grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Akçay, buyurun.

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Zeytin Dalı Harekâtı’nda Afrin kent merkezini kontrol altına alan ve Tel Rıfat’a doğru harekete başlayan Türk Silahlı Kuvvetlerini tebrik ettiğine, 25 Mart Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 9’uncu yıl dönümüne ve 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemiz, terörle mücadelede hassas bir dönemden geçmektedir. Terörün tehdit ve saldırılarına boyun eğmeyeceğimizi, terörle mücadelede kararlılığımızı bütün dünyaya gösterdiğimiz Zeytin Dalı Harekâtı, büyük bir başarıyla devam etmektedir. Şanlı Türk Bayrağı’nın gölgesinin düştüğü her bir karış toprakta barış, huzur ve güvenlik hâkim olmaktadır. Zeytin Dalı Harekâtı’na başlarken hedefimizin bölgede önce güvenliğin, ardından barış ve huzurun tesis edilmesi olduğunu sürekli vurguladık. Harekâtın Afrin kırsalındaki ve kent merkezindeki başarısı, Türk askerinin barış ve huzurun simgesi olarak görülmesine bir kez daha vesile olmuştur.

Üç gün önce Tel Rıfat’ta halk, terör örgütlerinden kurtulmak için ellerinde Türk bayraklarıyla gösteriler yapmıştır. Türkiye, kurtarıcı olarak karşılanmaktadır.

Öte yandan, Silahlı Kuvvetlerimiz, terörden temizlenen yerlerde insani yardımlarla bölge halkıyla kucaklaşmış ve kaynaşmıştır. Gıda ve hijyen yardımlarıyla bölgeye güvenliğin ardından huzur ve barış da Silahlı Kuvvetlerimiz, AFAD ve Kızılay yoluyla gelmektedir.

Bu vesileyle, Zeytin Dalı Harekâtı’nda başarıyla Afrin kent merkezini kontrol altına alan ve Tel Rıfat’a doğru harekete başlayan Silahlı Kuvvetlerimizi tebrik ediyoruz, her birine muvaffakiyetler diliyoruz.

Geçtiğimiz pazar günü, Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı ve beraberindeki heyetin elim ve şaibeli bir helikopter kazasıyla hayatlarını kaybetmesinin 9’uncu seneidevriyesiydi. Merhum Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter faciası üzerindeki sis perdesi hâlen aralanamamıştır. Bu facia, “kaza” nitelendirilmesiyle kapatılmak istenmiştir.…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ancak özellikle 15 Temmuz sonrasında bu facianın bir suikast olduğu iddiaları, güçlü bir şekilde gündeme yansımaktadır. Suikastın 132 şüphelisinin bulunduğu ana dosya, 29 Haziran 2016’da takipsizlik kararıyla kapatıldı. 15 Temmuzdan iki gün önce bu karara itiraz edildi ancak henüz bir netice çıkmadı. Temennimiz, bu vakanın bir an önce aydınlatılması, sorumluların ve faillerin ortaya çıkarılarak adalete teslim edilmesi, gerekli cezalara çarptırılmasıdır.

Bu vesileyle, tekrar, başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere beraberindeki heyete Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz.

Sayın Başkan, bugün, ayrıca Dünya Tiyatro Günü’dür. Tiyatro, büyük bir özveriyle hayata geçirilen, kültürün en önemli yansımalarından, sosyal anlamda bütünleştirici, geliştirici ve birleştirici bir sanattır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay, sözlerinizi tamamlayınız lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tiyatro, çağdaşlaşma yolunda kültürel adımlardan birisidir. Bugün ülkemizde tiyatro, gelişmeye çalışan ve desteklenmesi gereken bir sanat dalıdır. Başta Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü olmak üzere belediyeler ve özel kuruluşlar, daha fazla vatandaşımızın tiyatroyla buluşmasında önemli adımlar atmaktadır. Bu vesileyle, tiyatrocularımızın ve tüm tiyatro izleyicilerinin Tiyatro Günü’nü kutluyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Danış Beştaş…

22.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne, cezaevlerinde mevcut sorunların üzerine her gün bir yenisinin eklendiğine ve Avrupa Konseyine bağlı İşkencenin Önlenmesi Komitesinin Nisan 2016’da İmralı Cezaevine yaptığı ziyaretin raporuna ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

27 Mart, evet, bugün Dünya Tiyatro Günü. Ama ülkemizde tiyatro ve tiyatrocular üzerindeki baskı maalesef birçok alanda olduğu gibi devam ediyor. “Tiyatrosu olan bir ülkede kötülükler, çirkinlikler, yanlışlıklar sürüp gitmez.” demiş tiyatrocu William Hazlitt. Fakat ülkemizde tiyatronun engellendiğini birçok olayla yaşıyoruz. Tiyatro oyunlarının yasaklandığı, sanat ve sanatçıların özgür olmadığı bir ülkede yaşıyoruz.

Diyarbakır’da kayyum, yirmi sekiz yıllık şehir tiyatrosunu kapattı ve tiyatroculardan bazılarını zabıta olarak atadı maalesef. Yine OHAL’in ardından İstanbul Şehir Tiyatrolarında 20’ye yakın sanatçı, kanun hükmünde kararnameyle işten çıkarıldı ve birçok oyun yasaklandı. Bugün biz de “Tiyatroya da tiyatrocuya da özgürlük.” demek istiyoruz ve 27 Martın tüm tiyatroculara ve seyircilere kutlu olmasını temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, gerek bu kürsüden yaptığımız konuşmalar gerekse konuşmalar sırasında verdiğimiz birçok önergede temel gündem cezaevleri. Çünkü cezaevlerinde mevcut sorunlar üzerine her gün bir yenisi ekleniyor. Şu anda Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevinde Nedim Baysal, Ömer Toluk, Mazlum Erdem, Mehmet Emin Ado, Mehmet Taç, Burhan Çelik adlı 6 tutuklu, 21 Şubat 2018 tarihinden beri süresiz, dönüşümsüz açlık grevindeler. Grev gerekçeleri, cezaevlerinde devam eden yoğun baskılar, ağır hak ihlalleri ve Afrin’de yaşanan gelişmeler. Otuz altı gündür, süresiz, dönüşümsüz açlık grevindeler.

Yine, Tarsus 2 Nolu T Tipi Cezaevinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – …5 mahpus açlık grevinde. Bu cezaevi yönetimleri, bu haklı talepleri karşılamak yerine, maalesef, baskıyı artırmakta ve görüş haklarını ellerinden almaktadır. Açlık grevinde olan cezaevlerine ilişkin Adalet Bakanlığının derhâl girişimde bulunmasını ve taleplerin karşılanmasını talep ediyoruz.

Bu vesileyle başka bir mevzuyu da ifade etmek istiyorum. Avrupa Konseyine bağlı İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), Nisan 2016’da İmralı Cezaevine yaptığı ziyaretin raporunu, iki yıl sonra, geçtiğimiz günlerde açıkladı.

Raporda yer alan bilgilere göre, İmralı Cezaevinde, mahkûmlar, haftada yüz altmış sekiz saatin yüz elli dokuz saatini hücre hapsinde geçirmektedir. Böylesi bir durum kabul edilemez; bu, çok ağır bir işkence yöntemidir.

Diğer yandan, İmralı’daki bu uygulamaların, sadece İmralı Cezaevinde değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – …tüm cezaevi sisteminde mevcut olduğu ve bazı açılardan durumun daha da kötüye gittiği raporda yer alıyor.

Her şeyden öte, Sayın Öcalan’a 27 Temmuz 2011’den beri bir avukat dahi ziyaret gerçekleştirememiştir. Dahası, Abdullah Öcalan’ın akrabalarının ziyaretine de olur verilmemektedir.

Bizim de defalarca dile getirdiğimiz İmralı’daki tecrit uygulamaları, CPT raporuyla bir kez daha ispatlanmıştır, sabittir. Bu işkence uygulamasının, tecridin bir an önce sonlanmasını, aile ve avukatlarının görüşüne açılmasını bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a yeni görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sizin de yeni görevinizi tebrik ederim, yeni görevinizde başarılar dilerim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne, 16 Mart 1988 Halepçe katliamını CHP Grubu olarak şiddetle kınadıklarına ve Down sendromu ile tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgili Meclis araştırması komisyonları kurulması konusunda ilgili milletvekillerinin duyarlılığına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, evet, Dünya Tiyatro Günü, 27 Mart. Devlet tiyatroları baskı altında, özel tiyatrolara salon verilmiyor, oyunlar yasaklanıyor; bu şartlarda Dünya Tiyatro Günü’nü kutlamak belki pek mümkün değil ama Hükûmete sanata saygıyı hatırlatmak daha doğru bir yaklaşım olabilir. Bütün olumsuz şartlara rağmen dünyayı iki perdede güzelleştiren tüm tiyatro ustalarına Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak selamlarımızı, saygılarımızı sunarken ebediyete irtihal etmiş bütün sanatçıları da rahmet ve minnetle anıyoruz.

Sayın Başkan, öte yandan, 16 Mart 1988’de Halepçe’de Saddam Hüseyin, 5 bin masum Kürt’ü kimyasal silahlarla alçakça katletti. Küçücük çocuklar “…”(x) diyerek öldüler yani “Anne, elma kokusu geliyor.” diyerek öldüler. Halepçe katliamını Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak şiddetle kınıyoruz. Tabii, o zaman da Türkiye Cumhuriyeti, Halepçe katliamından kaçanlara kapılarını açtı, şefkatli yüzüyle, şefkatli elini uzattı. O dönemin devlet yöneticilerine de bu vesileyle bu tutumları için teşekkür ediyoruz, tutumlarını övgüyle karşılıyoruz.

Sayın Başkan, öte yandan, bugün Meclisimiz, Down sendromunun ülkemizde yaygınlığının, Down sendromlu bireylerin ve ailelerin yaşadıkları sorunların ve ihtiyaçların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir komisyon teşekkül ettirecek inşallah.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bitireyim müsaade ederseniz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gene bugün Meclisimiz, tıbbi ve aromatik bitkilerin ekolojik denge gözetilerek üretiminin artırılması, satılması, sağlığa uygun olarak kullanımı ve ihracatının geliştirilmesine yönelik tedbirleri araştıracak bir komisyon da kuracak. Bu her iki komisyon da çok önemli. Özellikle Down sendromunun ülkemizde yaygınlığı konusu çok çok önemli. Bu iki komisyonun kurulması noktasında İstanbul Milletvekilimiz Sayın Didem Engin, Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Fatma Kaplan Hürriyet, Kayseri Milletvekilimiz Sayın Çetin Arık, Bursa Milletvekilimiz Sayın Erkan Aydın ve Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel’in ve Milliyetçi Hareket Partisi, Halkların Demokratik Partisi ve AK PARTİ’ye mensup milletvekillerimizin bu iki konuyla ilgili duyarlılığına teşekkür ediyoruz. Komisyonların hayırlı olmasını şimdiden temenni ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Turan…

24.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Down sendromu ile endemik ve aromatik bitkilerle ilgili Meclis araştırması komisyonlarının kurulmasına, 25 Mart Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 9’uncu yıl dönümüne, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne, 16 Mart 1988 Halepçe katliamında ölenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Başarılı, hayırlı bir hafta olmasını temenni ediyorum.

Öncelikle, sayın grup başkan vekilinin de ifade etmiş olduğu gibi, bu hafta 2 tane önemli komisyon kuruyoruz. Bunlardan bir tanesi, Down sendromu ve otizmle ilgili araştırma komisyonu. Geçtiğimiz çarşamba günü, Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’ydü. Dünyada yaklaşık 6 milyon kişinin Down sendromlu olduğu görülüyor. Türkiye’de bu sayının 100 binlerde olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, 550 bin civarında da otizmli insanımız var. Bu rahatsızlıklarla ilgili alınması gereken önlemleri belirlemek, rahatsızlıkları araştırmak ve ilgili yerlere önerilerde bulunmak için biz komisyon kurulmasını ısrarla talep ediyoruz.

Bir diğer araştırma komisyonu da endemik ve aromatik bitkilerle ilgili olacak. Hepimizin bildiği gibi, az yetişen, çok az bölgede olan bitkiler bunlar. Bu ürünlerin korunmasına ve üretimin artırılmasına yönelik tedbirleri araştıracak bir komisyon kurulmasını öneriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gün önce Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının yıl dönümüydü. Yazıcıoğlu, siyasi duruşuyla, ülke ve millet sevgisiyle âdeta dürüstlüğün, yiğitliğin cesareti ve simgesiydi. 28 Şubatın boğucu atmosferinde “Namlusunu millete çevirmiş tanka asla selam durmam.” diyerek demokrasinin, millî iradenin yanında saf tuttu; darbecilerin, operasyoncuların ne dediğine bakmaksızın milletin yanında yer aldı. Bir kez daha milletimize başsağlığı diliyorum, sevenlerinin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Dünya Tiyatrolar Günü. Hayatı anlamaya ve anlatmaya çalışan insanların kullandığı en eski dil ve etkili sanat dallarından bir tanesi tiyatro. Tiyatro, insanlar ve toplumlar arasında kurduğu köprüyle barışa hizmet etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu vesileyle tiyatro sanatçılarımızın Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aynı zamanda, sayın grup başkan vekilinin de ifade ettiği gibi, 16 Mart 1988 tarihinde, bu coğrafyada yaşayan herkesi derinden etkileyen Halepçe katliamını hep birlikte derin acıyla beraber hatırlıyoruz. Ölenlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Zaten, az sonra konumuz bununla ilgili olacak, konuşacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir konunun altını çizmek istiyorum. Az önce bir dakikalık konuşmalar yapılırken, bir CHP vekilinin çok üst perdeden Boğaziçi Üniversitesindeki meseleyi gündeme getirerek, büyük bir alkışla cümlesini bitirdiğini hep beraber şaşkınlıkla izledik.

Bakınız Sayın Başkan, vatanını, milletini düşünen öğrenciler Afrin şehitlerimiz için lokum dağıtmak için üniversite meydanında toplandılar. Oraya gelen kendini bilmez bir grup, bu öğrencilerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan, sözlerinizi tamamlayınız lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce CHP’li vekilin çok üst perdeden bir ifadeyle, Boğaziçindeki malum meseleyi gündeme getirdiğini ve grubundan da büyük bir alkış aldığını şaşkınlıkla izledim.

Bakınız, vatanını ve milletini düşünen öğrenciler Afrin şehitlerimiz için bir tören düzenlediler. Oraya gelen kendini bilmez bir grup öğrenci de tehdit ederek oradaki gösteriyi engellemeye çalıştı. Öğrenci de olsa, akademisyen de olsa, başka biri de olsa bu hadsizliğe engel olmak gerekir diye düşünüyorum. “İşgalin, katliamın lokumu mu olur?” diye pankart açanlara sahip çıkan arkadaşımızı kınıyorum. Güvenli bir şekilde yaşayalım diye kahramanca şehit düşen Mehmetçiklerimize “katliamcı” diyenleri alkışlamalarını garipseyerek karşıladığımı ifade etmek istiyorum.

Bu konuda CHP Grubumuzu tekrar sağduyuya davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın grup başkan vekili, grubumuzun Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin’de yürüttüğü operasyonu “katliam” olarak yorumladığı, değerlendirdiği şeklinde anlaşılacak bir ifade kullanmak suretiyle grubumuzu itham etmiştir. Bu bir sataşmadır efendim; söz talep ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gençlere sahip çıktığınızı söyledim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yerinden değil mi Sayın Başkan?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma, sataştın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşana cevap verdim Sayın Başkan, yerinden yapması lazım.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklaması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bu kürsüde bir vakit, kimseyi itham etmeden, kim şehitler üzerinden siyaset yapıyorsa onun Allah belasını versin dedim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Amin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, amin.

Cumhuriyet Halk Partisinin Afrin’le ilgili tutumu başından beri bellidir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konu Boğaziçi Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ancak Boğaziçindeki olaydan da bir şey çıkarmaya çalışmanıza çok üzüldüm. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Vekili dinlemediniz o zaman.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Oradan da “Buradan bize ekmek çıkar mı?” yaklaşımı bence doğru bir yaklaşım değil.

Olay şudur: Partimizin Boğaziçi Üniversitesi olaylarıyla ilgili tavrı bellidir. Sözcümüz de açıkladı, Genel Başkanımız da açıkladı, ben de bir kere daha söyleyeyim. Biz üniversitelerde yeniden 80’li yıllar öncesindeki ortamın yaşanmasını istemiyoruz. Üniversiteler özgürlük alanıdır. Biz Afrin şehitlerimiz için lokum, lokma dağıtan gençlerimizin yanındayız, bundan kimsenin şüphesi olmasın. (CHP sıralarından alkışlar) O kavga niye çıktı, nasıl çıktı, hangi sebeple çıktı, bunu biliyor değiliz; bunu bilecek olan üniversitenin yönetimidir, üniversitenin disiplin kuruludur, eğer fiziki bir şiddet, gasp, darp vesair varsa devletin cumhuriyet savcılığıdır. Cumhurbaşkanı bile olsa kimsenin başka birinin öğrenim hayatını engelleme haddi ve hakkı yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) Buradan yola çıkılarak siyaset yapılmamalı.

Değerli arkadaşlar, ateş düştüğü yeri yakıyor. Şehit cenazesine gidiyoruz, şehidin anasına babasına sarılıyoruz, bir Türk Bayrağı’nı, şanlı bayrağımızı veriyoruz, oradan ayrılıyoruz. O evdeki ateş hemen sönmüyor.

Biz, Afrin’in başında, inşallah, en az zayiatla, kayıpla, mümkünse hiç şehit vermeden bu operasyonu yapalım dedik. Yaklaşımımız budur, anlayışımız budur. Üniversitede tartışan, kavga eden çocuklar elbette bizim çocuklarımızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama biz, sebebi ne olursa olsun -kaldı ki bu sebep meşru da olmaz- kim şiddete başvuruyorsa bunu kınarız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunu kınarız ama bu çocukların öğrenim hakkının tayin ve tespiti Cumhurbaşkanının yetkisinde değildir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben de 60’a göre söz istemiştim.

BAŞKAN – Söz vereceğim efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, konu uzamasın diye kürsüyü talep etmiyorum, zapta geçmesi için söylüyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben sataşmadım ki ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanın ifadelerine katılıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – E, güzel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mesele şu: Az önceki CHP’li vekilin konuşmasını dinlemediği kanaatindeyim ben.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dinledim, dinledim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O konuşmada “akademik özgürlük” adıyla, “İşgalin ve katliamın lokumu olmaz.” tarzı, şehitlerimizle ilgili, Afrin’le ilgili, çok öte ifadeler kullanan güya akademisyenlere sahip çıkmak ve Cumhurbaşkanını itham etmek söz konusuydu. Dediğim gibi, akademik mesele, özgürlükle ilgili mesele değildir söz konusu olan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, benim derdim de şudur efendim; özür dilerim, ben şunu söylüyorum: Cumhurbaşkanı kadı değildir. Bu çocuklar bir kusur işlemişse -ki işlemiş olabilir- biz bunlara sahip çıkmayız ama bununla ilgili hükmü verecek üniversite yönetimidir ve bağımsız yargıdır; benim derdim budur.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yargı gereğini yapacaktır diyoruz, başka bir şey demiyoruz ki zaten.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Konu maksadına ulaşmıştır arkadaşlar.

Sayın Danış Beştaş, sizin talebiniz nedir?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben de yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Bu konuyla ilgili mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Meral Hanım, CHP’ye sataştık, siz niye söz aldınız?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben sataşmadan söz istemiyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – CHP değil, üniversitelerle ilgili.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok gerginsiniz ya, kızmayın o kadar!

BAŞKAN - Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir grup Boğaziçi Üniversitesi öğrencisini açıkça hedef gösterdiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, öncelikle Boğaziçi Üniversitesine yönelik açıklamaların, Cumhurbaşkanının tehdit, baskı ve baskı tehditlerinin kesinlikle normal olmadığını, üniversite öğrencilerinin sınav kazanarak oraya gittiklerini ve hiç kimsenin bu tehditte bulunamayacağını ifade etmek istiyorum.

“Düşünce ve ifade özgürlüğü vardır.” deniyorsa -ki yok şu anda Türkiye’de- savaşa karşı olmak kesinlikle bir saldırı sebebi olamaz. İstedikleri kadar “Afrin’de bir işgal yok.” deyiversinler, Afrin’de şu anda işgal tamamlanmış, ilhak aşamasına geçilmiştir. Oraya valiler atanıyor, oranın yönetimi tartışılıyor ve şu anda yağma ve talan görüntüleri bütün dünya basınında 1’inci sıralarda geçiyor. Hatta o kadar ileri gitti ki, Azez’de, yağmalanan malların satıldığı pazarlar da kurulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri açıkça Cumhurbaşkanı tarafından hedef gösterilmiştir; bu, öğrenim özgürlüğüne, eğitim hakkına doğrudan bir müdahaledir…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, kes bu konuşmayı, kes; “işgal” diyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ne dedin, ne dedin?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - …ve bu açıklamalardan sonra, savcılar ve Emniyet güçleri bizzat talimatı yerine getirip bu öğrencileri gözaltına almıştır. Boğaziçi tarihinde ilk kez, polis kampüs içine gidip öğrencileri yaka paça, şiddet görüntüleri eşliğinde gözaltına almıştır.

Evet, savaşın lokumu olmaz, barış yanlılığı da suç değildir. Ellerinizi çekin öğrencilerin üzerinden diyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, bir saniye efendim… Sözlerimizi tamamlayalım, acele etmeyelim, bu hafta daha çok çalışacağız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Görmediğinizi düşünerek…

BAŞKAN – Buyurun, sizi dinliyorum Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, üzülerek takip ediyorum. Afrin’de bu ülkenin güvenliği adına, bizim adımıza kahramanca mücadele eden Mehmetçik’imiz var. Oraya “savaş” demek, “işgalci” demek… Bunlar, bu Meclise yakışan ifadeler değil. O yüzden, bir daha söylüyorum: Cumhurbaşkanımız o öğrencilere nasıl sahip çıkmışsa biz de öyle sahip çıkmak zorundayız. Orada şehitler için, Mehmetçik’imiz için adım atan gençlerin yanındayız; oraya “işgalci” diyen, “katliam” diyen faşistlerin karşısındayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Turan, teşekkür ederiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, çok özür dileyerek kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Sizi dinliyorum Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bu ülkede herkes iktidarın görüşlerine uymak zorunda değil. Onlar istedikleri kadar Afrin’e “Biz Afrin halkını kurtarıyoruz.” desinler, gittiklerinde Afrinliler yoktu; orada boş sokaklar vardı, yağma görüntüleri vardı, şiddet görüntüleri vardı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Buna müsaade etmemek lazım Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Birleşmiş Milletler Statüsü’nü sayın grup başkan vekilinin açıp okumasını tavsiye ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ne yapmamız gerekiyor? İsterseniz hâkim getirin buraya. “Buna müsaade etmemek” nedir ya? Nasıl bir tarz bu yani? Gerçekten…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu dile müsaade etmemek lazım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ne yapmak istiyorsunuz mesela “müsaade etmemek”le?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – O statüde, kesinlikle bu bir saldırı savaşıdır, bu bir işgaldir.

SALİH CORA (Trabzon) – Yalan… Hiç müsaade edilmemesi gerekiyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ayrıca “Biz fethetmeye gidiyoruz.” demek, “Bu bir fetihtir.” demek zaten bunu kabul etmektir yani söyledikleri ile yaptıkları arasında bir uyum var fakat nedense, Mecliste “işgal” lafına, “ilhak” lafına bir tepki oluyor. Şu anda, Afrin’de okullarda Türk Bayraklarıyla eğitim veriliyor. Lütfen, o videoları izleyin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hamdolsun.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Türk Bayrağı rahatsız mı ediyor sizi? Bulunduğu her yerde rahatsız mı ediyor?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Ne alakası var?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Çocukların gözlerinde korku var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Orada istedikleri kadar…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Ne işgalinden bahsediyorsunuz? Hangi işgalden bahsediyorsunuz?

SALİH CORA (Trabzon) – Bu ülkenin ekmeğini yiyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Adana’da Suriye Bayrağı’yla yapılsa razı mısın?

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) - Zihniniz işgal olmuş konuşuyorsunuz, aklınız ve zihniniz işgal altında sizin!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Buradan biz şunu söylüyoruz: Bu ülkede bütün üniversiteleri kendileri gibi düşünmeye zorlayamazlar. Bir biat ettirme kültürü yaratmak istiyorlar ama biz bunu kabul etmiyoruz, üniversitelerin özerk ve özgür olmasını savunuyoruz.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Özgür olmak, ihanet içinde olmak demek değildir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz mahkeme misiniz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – YÖK sistemi öğrencileri zaten yeterince baskı altına alıyor; şimdi de iktidar, öğrencileri sınav sistemiyle değil “İstediklerimizi öğrenci olarak alın.” demek suretiyle müdahalede bulunuyor. Bunu kabul etmiyoruz.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, son…

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Son ifadem şudur: Afrin Operasyonu’ndan Afrinliler memnun, oranın halkı memnun…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hangi Afrinliler?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hangi Afrinliler? Afrinliler mi kaldı? Yüz binlerce Afrinli oradan göç etti sayenizde. ÖSO’cular memnun.

LEZGİN BOTAN (Van) – ÖSO’cular memnun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …Türkiye’deki 80 milyon memnun ama PKK’lılar, PYD’liler ve onun sözcüleri rahatsız bundan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, tek cümle...

“Orada Afrinliler” demek suretiyle Afrinlilerin olduğunu kastediyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gördük toplantılarda nasıl olduğunu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ortada bir Afrinli yok, IŞİD artığı ÖSO’cuların gidip işgal ettiği topraklar var.

LEZGİN BOTAN (Van) – ÖSO şu anda yağma için çalışıyor orada, birbirlerine girmişler. Ayıp ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Terörizmle Mücadele Küresel Forumu çerçevesinde 21-23 Mart 2018 tarihlerinde Malta-Attard’da “Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya katılması Genel Kurulun 12 Mart 2018 tarihli 69’uncu Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1560)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Terörizmle Mücadele Küresel Forumu çerçevesinde 21-23 Mart 2018 tarihlerinde Malta/Attard’da “Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya katılım sağlanması hususu Genel Kurulun 12 Mart 2018 tarihli 69’uncu Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

Ad ve Soyad:                                    Seçim Çevresi:

Şenal Sarıhan                                   Ankara Milletvekili

Celalettin Güvenç                              Kahramanmaraş Milletvekili

Alpaslan Kavaklıoğlu                          Niğde Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

B) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in (10/2513) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin geri alındığına ilişkin önerge (4/140) yazısı

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in (10/2513) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin geri çekildiğine dair dilekçesi 20 Mart 2018 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Sayın milletvekilleri, şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yeni Bağımlılık Türlerinin Araştırılarak Bağımlılığın Nedenlerinin ve Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun ekli listede adı, soyadı ve seçim bölgesi yazılı üyelerinden müteşekkil bir heyetle 8-11 Nisan 2018 tarihleri arasında Almanya’ya bir çalışma ziyareti gerçekleştirme talebinin Başkanlık makamının 19/3/2018 tarihli oluruyla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1561)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yeni Bağımlılık Türlerinin Araştırılarak Bağımlılığın Nedenlerinin ve Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun ekli listede adı, soyadı ve seçim bölgesi yazılı üyelerinden müteşekkil bir heyetle 08-11 Nisan 2018 tarihleri arasında Almanya'ya bir çalışma ziyareti gerçekleştirme talebi Başkanlık makamının 19/3/2018 tarihli oluru ile uygun bulunmuştur.

Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

Almanya Çalışma Ziyareti Heyet Listesi

Adı Soyadı:                                          Seçim Bölgesi:

Yılmaz Tezcan                                      Mersin Milletvekili

Kerem Ali Sürekli                                  İzmir Milletvekili

Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt                   Çorum Milletvekili

Mustafa Şükrü Nazlı                              Kütahya Milletvekili

İlhan Cihaner                                        İstanbul Milletvekili

Ahmet Selim Yurdakul                            Antalya Milletvekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yeni Bağımlılık Türlerinin Araştırılarak Bağımlılığın Nedenlerinin ve Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun ekli listede adı, soyadı ve seçim bölgesi yazılı üyelerinden müteşekkil bir heyetle 27-30 Mart 2018 tarihleri arasında İngiltere’ye bir çalışma ziyareti gerçekleştirme talebinin Başkanlık makamının 19/3/2018 tarihli oluruyla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1562)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yeni Bağımlılık Türlerinin Araştırılarak Bağımlılığın Nedenlerinin ve Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun ekli listede adı, soyadı ve seçim bölgesi yazılı üyelerinden müteşekkil bir heyetle 27-30 Mart 2018 tarihleri arasında İngiltere'ye bir çalışma ziyareti gerçekleştirme talebi Başkanlık makamının 19/03/2018 tarihli oluru ile uygun bulunmuştur.

Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

İngiltere Çalışma Ziyareti Heyet Listesi

Adı Soyadı:                                          Seçim Bölgesi:

Yılmaz Tezcan                                      Mersin Milletvekili

Mustafa Hilmi Dülger                             Kilis Milletvekili

Alim Tunç                                            Uşak Milletvekili

Akif Ekici                                            Gaziantep Milletvekili

Murat Emir                                           Ankara Milletvekili

Mehmet Emin Adıyaman                          Iğdır Milletvekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, İngiltere Parlamentosu ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) tarafından ortaklaşa olarak 4-5 Nisan 2018 tarihlerinde İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenecek olan OECD Küresel Parlamenter Ağı Toplantısı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1563)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İngiltere Parlamentosu ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) tarafından ortaklaşa olarak 4-5 Nisan 2018 tarihlerinde İngiltere'nin başkenti Londra'da “OECD Küresel Parlamenter Ağı Toplantısı” düzenlenecektir.

Söz konusu toplantıya katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz, nedir talebiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, 60’a göre çok kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’da mezarlık yerlerinin çok pahalı olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizin vasıtanızla Çevre ve Şehircilik Bakanlığına soruyorum: İstanbul’da mezarlık yerleri çok pahalı ve ücretleri çok yüksek. İstanbul’da mezarlık yerlerinden ücret alınmamalı. İstanbul Belediye Başkanlığımda İstanbul’da mezarlıkları ücretsiz bir şekilde herkese tahsis edeceğim. Hayattayken doğrudan ve dolaylı olarak herkes vergisini ödüyor, vatani görevini yapıyor; vatandaşımıza neden ücretsiz mezarlık yeri verilmiyor? İstanbul’da talana Tanal’la son vereceğiz.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayırlı olsun, hayırlı olsun.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Adaylığını açıkladı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Gündoğdu, sisteme girmişsiniz, talebiniz nedir?

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Sayın Başkanım, 60’a göre bir söz istiyorum. Şu anda milletimizin merak ettiği, faiz lobilerine giden faizle ilgili bilgilendirme yapacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gündoğdu.

27.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, on altı yıllık AKP hükûmetleri döneminde ödenen faize ilişkin açıklaması

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Keşke Sayın Başbakanımız da burada olmuş olsaydı çünkü on altı yıllık hükûmetleri döneminde ödediğimiz faiz 757 milyar lira, vatandaşın ödediği faiz ise tam 368 milyar lira oldu. On altı yıllık AKP dönemlerinde faizciye aktarılan toplam parayla tam 30 adet Atatürk Barajı, 5 bin adet 100 yataklı hastane, 10 bin kilometre yüksek hızlı tren yolu, 2 milyon adet de sosyal konut yapılabilirdi. Faiz lobilerinin kasalarını taşarcasına doldurmak yerine enerjide, sağlıkta, konut sorununda ve ulaşımda da çözüm olunabilirdi. Yoksulluğu ve yolsuzluğu bitirmek yerine milletimizin âdeta kanını emen faiz lobilerini besleyip büyütmek… Bunu da, faizlerin tamamını halkımızın öğrenmesini gerekiyordu, bu konuda bilgilendirme yapmak istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gündoğdu.

Sayın Köksal, sisteme girmişsiniz, talebiniz nedir?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Evet, Sayın Başkanım, 60’a göre kısa bir söz talebim var bölgemle ilgili.

BAŞKAN – Peki, son kez talebinizi karşılıyorum.

Buyurun Sayın Köksal.

28.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afrin’de şehit düşen hemşehri Şuhutlu Uzman Çavuş İbrahim Imış’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikli olarak Afrin’de şehit düşen hemşehrim Şuhutlu Uzman Çavuş İbrahim Imış’a Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum.

Aracılığınızla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba’ya soruyorum. Kendisi geçtiğimiz günlerde “Gıda, tarım ve hayvancılıkta gerçekten Avrupa’nın değil dünyanın sayılı ülkeleri arasındayız.” diye bir açıklamada bulundu basına. Şimdi ben de soruyorum: Her türlü, mercimekten nohuda, pirince hatta samana dahi ithalatla çözüm arayan, canlı hayvanı, eti dahi ithal eden ve geçtiğimiz günlerde seçim bölgem Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde 500 süt üreticisi aidatını ödeyemediği için icralık olan bir ülke olarak nasıl gıda, tarım ve hayvancılık bakımından dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alabiliyoruz? Biz olsak olsak herhâlde ithalatta sayılı ülkeler arasında oluruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

2.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, (2/1664) esas numaralı Irak Kürdistan Bölgesinden Kürt Halkına Yönelik Gerçekleştirilen Halepçe Katliamının "Soykırım" Olarak Tanınması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/141)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1664) esas numaralı Kanun Teklifi'min İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    Lezgin Botan

                                                                                                                                           Van

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklif sahibi, Van Milletvekilimiz Sayın Lezgin Botan’dır.

Sayın Botan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halepçe’de yapılan katliamın Kürt soykırımı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tanınması hususunda söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Irak’ta Saddam Hüseyin’in iktidarda olduğu yıllarda ırkçı ve sömürgeci Baas rejimi tarafından Kürtlere karşı asimilasyon ve imha politikaları uygulanmıştır. Kürtleri kadim topraklarından söküp atmayı amaçlayan bu politikalar neticesinde Baas rejimi eliyle 1986 ve 1989-1990 yılları arasında -bu yılların sonlarına doğru- Kürtlere karşı Enfal Harekâtı yürütülmüş ve Enfal Harekâtı kapsamında Kürtlere yönelik kimyasal silah kullanma, toplu infaz, havadan bombalama, yerlerinden göç ettirme gibi acımasız yöntemler ve çeşitli silahlar kullanılmış, bunun sonucunda 4.500 köy, belde ve nahiye yıkılmış yakılmış; 1,5 milyona yakın Kürt yurttaş mülteci konumuna düşürülmüştür, 200 bine yakın insan acımasız bir şekilde katledilmiştir.

Enfal Harekâtı’yla birlikte Irak Kürdistan bölgesinde bulunan binlerce okul, cami, hastane ve kilise ortadan kaldırılırken 16 Mart 1988 sabahında bütün dünyanın gözleri önünde Halepçe tarihin en acımasız katliamına sahne olmuş ve burada, Halepçe’de yaşayan Kürtlerin neredeyse tamamen ortadan kaldırılmasının amaçlandığı saldırıda zehirli gazlar kullanılmak suretiyle tarihin en ağır sivil katliamlarından biri gerçekleştirilmiştir. Tarihe “Halepçe katliamı” olarak geçen bu saldırı sonucunda 5 binden fazla Kürt katledilmiş ve 10 binden fazla kişi de yaralanmıştır. Bunun sonucunda 43 bin insan ise zaman içerisinde -burada yara alan insanlar- hayatlarını kaybetmiş, 200 bine yakın insan da -köyleri dâhil olmak üzere- zaman içerisinde değişik şekillerde hastalıklara yakalanmıştır. 61.200 insanın da hâlen bu saldırıların sonucunda sakat kaldığı tahmin edilmektedir.

Enfal Operasyonları sürecinde en acımasız parçası olan Halepçe katliamıyla Kürtlerin toplu öldürme yöntemiyle soyca ortadan kaldırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır çünkü Kürt yerleşim yerlerinin boşaltılması, toplu kamplarda işkencelere tabi tutulmaları, sivillerin toplu şekilde infaz edilmesi ve kadınlara yönelik işlenen cinsel suçların, doğası ve içeriği, nitelikleri bakımından apaçık soykırım olduğu anlaşılmaktadır. Bu soykırımın trajik boyutları Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra daha net olarak ortaya çıkarken Baas rejiminin Enfal Harekâtı kapsamında yaptığı Halepçe katliamı Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan “soykırım” tanımına da uymaktadır.

Halepçe katliamı, Saddam Hüseyin rejiminin izlerinin silinmesi sürecine bağlı olarak 1 Mart 2010 tarihinde Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından “soykırım” olarak tanınmıştır. Bununla birlikte, Irak Parlamentosu ve Irak Kürdistan Bölgesi Parlamentosu da Halepçe katliamını soykırım olarak kabul etmiştir. Bugün Halepçe katliamının da bir parçası olan Enfal katliamı Britanya, İsveç ve Norveç Parlamentolarında da Kürt soykırımı olarak tekrar karar altına alınmıştır. Bu nedenle, dünyanın her tarafında, başta Kürtler olmak üzere birçok ülke tarafından katliamın kurbanları çeşitli etkinliklerle anılmaktadır. Bu bağlamda Halepçe katliamının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Kürt soykırımı olarak tanınmasıyla dört parçada yaşayan Kürtler ve Türkiye halkları arasında dayanışma duygusu güçlenecektir. Özellikle Türk-Kürt ilişkilerinin geliştirilmesi noktasında acıların ortaklaştırılması büyük bir yarar sağlayacaktır çünkü Halepçe’de katledilen Kürtler Türkiye’de yaşayan Kürtlerin özbeöz kardeşleridir. Dolayısıyla ülkemizde Halepçe katliamının Kürt soykırımı olarak karar altına alınmasının insani ve vicdani bir vazife olduğunu ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Turan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Türkiye’nin Halepçe katliamı nedeniyle bölgedeki insanlara kapılarını açtığına ve böyle insani dramların yaşanmaması için büyük çaba harcadığına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

LEZGİN BOTAN (Van) - Irak’ın kabul ettiği bir şey, herkesin kabul ettiği…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Size güzel bir şey söyleyeceğim.

LEZGİN BOTAN (Van) – Tabii, burada Afrin’de katliam yapanlar onu kabul edemeyecek.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ön yargı böyle bir şey işte.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekili İç Tüzük 37’ye göre önemli bir konuyu gündeme getirdi; bununla ilgili ufak bir açıklama yapmak istiyorum izin verirseniz.

16 Mart 1988 tarihi bu coğrafyada yaşayan herkes için acılı bir gün. Saddam Hüseyin rejiminin Enfal Harekâtı kapsamında Halepçe ve çevresinde gerçekleştirdiği katliamda 5 binden fazla Kürt kardeşimiz hayatını kaybetti, 7 bin insan da yaralandı. Kimyasal silahların etrafa yayıldığı, elma kokularının yayıldığı, çocukların son söz olarak “Anne, elma kokusu geliyor.” dediği hepimizin malumu. Bu insanlık dışı katliamı bir kez daha lanetle anıyoruz. Bu katliamda Türkiye kendi tarihine yakışır bir şekilde bölgedeki kardeşlerimize kapılarını açtı, insani yardımda zirve adımlar attı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Turan, sözlerinizi tamamlayınız lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bugün nasıl ki Suriyeli kardeşlerimize kapılarımızı açtıysak o gün de mazlumun yanında olma duyarlılığını kapılarımızı Iraklı Kürt kardeşlerimize açarak göstermiş olduk. Böyle insani dramların yaşanmaması için Türkiye olarak büyük çaba harcıyoruz, bundan sonra da çaba harcamaya devam edeceğiz. Ancak Sayın Başkan, parlamentoların tarih yazamayacağını daha evvel malum konularla defaatle dile getirdik. Tarihî olayları Mecliste soykırım çerçevesine sıkıştırmanın siyasi mülahazaların konusu olmasını doğru bulmuyoruz. Bu korkunç katliamın failleri tarih önünde ve maşeri vicdanda mahkûm oldular. Kardeşlerimizin, elma kokusu içerisinde giden çocuklarımızın anısı her daim yaşayacak. Halepçe’de, Guta’da, Halep’te bir insanlık katliamı olmaması için mücadelemiz devam edecek.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın Bektaşoğlu, sisteme girmişsiniz efendim, buyurun, talebiniz nedir…

LEZGİN BOTAN (Van) – Ne alakası var? Demagoji yapıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Acıyı paylaşıyoruz. Parlamentonun konusu değil.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Yeni mi aklınıza geldi ya bu Halepçe?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

LEZGİN BOTAN (Van) – Irak Parlamentosunun tanıdığı bir katliamı sizin reddetmenizin altındaki sebep nedir? Lütfen, buna bir cevap verin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anlattım, parlamentoların işi değil diyoruz; bu.

BAŞKAN – Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Van) – Kürtler gerçekten kardeşinizse bunun anlamı nedir yani?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok açık ifade ettim. Bu acıyı paylaşıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu, buyurun.

30.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Giresun ziyaretine ve 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok teşekkür ediyorum.

AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonu Giresun’da devlet gücü ve imkânlarıyla, olağanüstü harcamalarla, taşıma kalabalıkla güya gövde gösterisi yaptı. Ancak Sayın Erdoğan konuşmasında ilimizin hizmet beklentilerine dönük tek söz dahi etmemiştir, sadece partisinin iktidar olduğu on altı yıl boyunca devletin yapması gereken zorunlu hizmetleri anlatmıştır; bir de paradan atılan sıfırlarla tuvalet ücretlerinin 1 TL’ye düştüğünü önemli bir hizmet gibi aktarmıştır, Giresunlularla âdeta alay etmiştir. Sayın Erdoğan’ın ziyaretinden geriye kalan tuvalet ücreti ve slogan attırmak için askerî kıyafet giydirilerek salona getirilen liseli gençlerdi. Bu öğrencilerin bir siyasi parti kongresinde bu şekil görüntü vermesini kim sağlamıştır? Sadece Türk ordusuna ait elbiselerin öğrencilere giydirilmesi ne kadar doğrudur? Yoksa AKP paralel ordu mu kuruyor, bunun provası mı yapılıyor?

Dünya Tiyatro Günü’nü de kutluyorum.

Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tam bir tiyatro oldu yani.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bektaşoğlu.

Sayın Akyıldız, sisteme girmişsiniz, talebinizi alayım.

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkanım, Sivas’ta son günlerde yeni bir meczubumuz türedi. Ben onunla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akyıldız.

31.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ta son günlerde ortaya çıkan bir meczubun bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Son günlerde Sivas’ta yeni bir meczubumuz türedi.

Sizin aracılığınızla Sayın Cumhurbaşkanına soruyorum: Sivas’ta bir yerel televizyon kanalına çıkan, yüksek keramet şovları yapan bir hocaefendi rüyasında Peygamber Efendimiz’i görmüş ve Peygamber Efendimiz de bu meczuba, A4 kâğıdında, irşat edilecek illerin listesini vermiş; bu hocaefendi de, bu listede Sivas olduğu için, gelip Sivas’ı irşat etmeye kalkmış. Şimdi, bu hocaefendi diyor ki: “Benim arkamda vali var, bakan var.” Hatta bu hocaefendi Sayın Cumhurbaşkanımız Sivas’a geldiğinde de Cumhurbaşkanımızla görüştürülüyor. Şimdi, bu hocaefendi bununla da kalmıyor, aynı televizyon programında -Numune Hastanesinin yıkılması gündemde; tabii, yıkılmasını Sivas halkı, hiç kimse istemiyor; halka rağmen böyle bir karar verilmiş- Numune Hastanesinin yıkılmasıyla ilgili “Numune Hastanesi yıkılmasın.” diyenlere “Dinsiz, imansız.” diyecek kadar da kendinde keramet görüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Tamamlayayım Sayın Başkanım.

Ben buradan uyarıyorum: Biz toplum olarak ne çektiysek bu din bezirgânlarından çektik. Yeni bir FETÖ de Sivas’tan çıkmasın, ben Sivas halkı adına uyarıyorum. Fetullah Gülen cemaati terör örgütü gibi bir yapılanmanın da Sivas’ta önünün açılmasını istemiyorum. Buradan Sayın Cumhurbaşkanımızı da uyarıyorum: Bu tür yapıların önünü keselim, bu tür meczuplara kesinlikle prim vermeyelim diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

Sayın Paylan, sisteme girmişsiniz, talebinizi alayım.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, seçim bölgemle ilgili bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Bir talebim olacak sizden, 60’a göre bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Evet, son olarak Sayın Paylan, buyurun.

32.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Kanal İstanbul Projesi’nin Çevresel Etki Değerlendirmesi Toplantısı’na ilişkin açıklaması

GARO PAYLAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Kanal İstanbul Projesi’ni hepimiz biliyoruz. Bugün Kanal İstanbul Projesi’nin Çevresel Etki Değerlendirmesi Toplantısı İstanbul’da yapıldı ancak gözlerden ırak bir noktada yapıldı, Arnavutköy ilçemizde küçük bir salonda yapıldı ve çevre mücadelesi veren aktivistler o salona giremediler. “Türkiye’nin en büyük projesi” olarak tanımlanan ve çevresel, ekolojik bir yıkım yaratacağını ortaya koyduğumuz Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED toplantısının gözlerden ırak bir şekilde düzenlenmesi kabul edilemez.

Sizin aracılığınızla -Çevre Bakanımız da burada- soruyorum: “Türkiye’nin en büyük projesi” olarak tanımlanan ve yıkım yaratacak bu projenin ÇED toplantısını neden gözlerden ırak bir yerde yaptılar? Sizin aracılığınızla, lütfen… Çevre Bakanımız da burada, bu konuda bir görüş verirlerse seviniriz. Bu projenin ÇED toplantısının bütün tarafların katılımıyla yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

Sayın Cora, talebinizi alayım efendim.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, Trabzon’da yaşamış olan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk mebuslarından Ali Şükrü Bey’le alakalı, onun hatırasına bir dakikalık söz istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Son olsun, bitirelim Sayın Başkanım, çok uzattık.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Cora.

33.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, 27 Mart 1923’te cumhuriyet tarihinin ilk siyasi suikastına kurban giden Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in şehadete erişinin 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

SALİH CORA (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Trabzon’un ve Birinci Meclisin ilk mebuslarından olan Ali Şükrü Bey’in siyasi hayatı, cephede kendisini düşmana siper eden şüheda ruhunun Meclisteki yansımasıdır. Bu yönüyle Meclisteki yasama faaliyetlerinde büyük bir kararlılık ve erdemli bir duruş sergileyerek milletin mebusu olma vazifesini hakkıyla ifa eden mümtaz bir şahsiyettir. Bugün çok da anlamlı olan bir sözünü burada paylaşmak istiyorum: “Biz esaret altında inleyen bütün âlemin nasıl kurtarılabileceğini ispat edeceğiz. Onun için bizim sesimizi kısmak istiyorlar. Amma efendiler, göreceksiniz ki biz onların seslerini kısacağız.” sözleriyle Türk milletinin mazlum coğrafyaların gür sesi, kimsesizlerin kimsesi olduğu misyonunu ta o zamanlarda ortaya koymuştur. Tahsili yüksek, hitabeti tesirli, sözünü dinleten ve hak bildiğinden şaşmayan bir cesur dava adamı Ali Şükrü Bey 27 Mart 1923’te cumhuriyet tarihinin ilk siyasi suikastına kurban giderek yaşamını yitirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) - Haksızlıklara karşı dik duruşu, yüreğindeki vatan ve İslam sevdasıyla otuz dokuz yıllık yaşamını bu yolda hizmete adayan Ali Şükrü Bey’in vermiş olduğu mücadeleyle aynı ilin milletvekili olarak gurur duyuyor, şehadete erişinin 95’inci yıl dönümünde kendisini rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cora.

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.59

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa Açıkgöz (Nevşehir), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 77’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Down sendromunun ülkemizde yaygınlığı, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların ve ihtiyaçlarının tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesi maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık ve 23 Milletvekilinin (10/684) esas numaralı, İstanbul Milletvekili Didem Engin ve 23 Milletvekilinin (10/2594) esas numaralı, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 Milletvekilinin (10/2645) esas numaralı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın (10/2646) esas numaralı, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 21 milletvekilinin (10/2691) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birlikte yapılacak görüşmesine başlıyoruz.

Hükûmet? Yerinde.

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI (x)

A) Ön Görüşmeler

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 23 Milletvekilinin, otizmin ve otizm tedavisi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/684)

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin ve 23 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/2594)

3.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin sosyal hayata katılmalarının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2645)

4.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın Down sendromu ile yaşayan vatandaşların ve ailelerinin karşılaştığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2646)

5.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 19 milletvekilinin, otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, özgül öğrenme güçlüğü ve Down sendremu konusunda yürütülen çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2691)

BAŞKAN - İç Tüzük'ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: İlk söz Hükûmet adına Sağlık Bakanı Sayın Ahmet Demircan’a aittir. Gruplar adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ahmet Selim Yurdakul, Antalya Milletvekilimiz aynı zamanda önerge sahibi olarak da konuşacaktır, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekilimiz Sayın Lezgin Botan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Didem Engin, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Ali Pulcu. Önerge sahipleri Adıyaman Milletvekilimiz Sayın Behçet Yıldırım, Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Fatma Kaplan Hürriyet, Adana Milletvekilimiz Sayın Necdet Ünüvar’dan oluşmaktadır.

Şimdi, ilk söz Hükûmet adına Sağlık Bakanımız Sayın Ahmet Demircan’a aittir.

Sayın Bakanım, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Meclisimizde sık görmediğimiz güzel bir çalışmayla Meclisimiz güne başlıyor, çalışmaya başlıyor. Bu, fevkalade güzel bir an 4 tane grubun birlikte hareket ettiği, birlikte önerge verdiği ve birlikte tartışıp karar vereceği, bir komisyon kuracağı konuda Meclisimizi yapacağı hayırlı çalışmalardan dolayı şimdiden tebrik ediyor ve saygıyla selamlıyorum.

Down sendromu bir sosyal konu, bir insani konu. Elbette ki böyle bir konuda ortak hareket etme Meclisimizin nezahetine yaraşan bir davranış. Bir hastalık mı? Değil, bir hastalık değil ama Down sendromu 1 kromozom fazlalığından ortaya çıkan bir mental sorun. İnsan vücudunda bulunan kromozom sayısı 46 iken Down sendromlu bireylerde 47 kromozom bulunmakta. Genetik materyallerin gamet oluşumu sırasında ayrılmaması ve buna bağlı olarak fazladan 1 kromozomun ortaya çıkması söz konusu. Olay 21’inci kromozomda meydana geldiği için “trizomi 21” olarak da anılmaktadır. Kromozomdaki bu ayrılmamanın nedeni bilinmemekle birlikte, ileri yaş hamilelikler öne sürülebilmektedir, gebelik yaşı arttıkça risk artmaktadır. Mevcut fazla kromozom fetüsün gelişimini etkiler ve Down sendromu olarak bilinen durumla sonuçlanır.

Dünyada Down sendromunun tahminî insidansı 1.000 canlı doğumda 1’dir. Her yıl yaklaşık 3 bin ila 5 bin çocuk kromozom bozukluğuyla doğabilir bu hesaba göre ama Amerika Birleşik Devletleri’nde Down sendromundan etkilenen yaklaşık 250 bin aile olduğu tahmin edilmektedir. Down sendromlu bebeklerin fiziksel özellikleri, kas tonusunda azalma, düz bir yüz, çekik gözler, basık burun, ağızdan büyük dil, kalın ense, kulaklar, eklemlerin normalden fazla uzatılabilmesi, büyük ayak parmağı, komşu ayak parmağı arasındaki geniş alandır. Down sendromlu çocukların yüzde 60 ila 80’inde işitme kaybı, yüzde 45’inde doğuştan kalp hastalığı görülmektedir. Bağırsak anomalileri de sık görülür.

Diğer bir başka sorun ise beslenmeyle ilgilidir. Özellikle şiddetli kalp hastalığı olan Down sendromlu çocuklarda bebeklik döneminde gelişme geriliği gözlenir. Diğer taraftan, ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde genellikle obezite görülür. Bu durumların önlenmesi için zamanında müdahale edilmesi önemlidir.

Down sendromlu çocukların iskelet problemleri de daha sık görülmekte, immünolojik sorunlar, lösemi, alzheimer hastalığı gibi, nöbet geçirilmesi, uyku apnesi ve cilt bozuklukları gibi sağlık sorunları da görülebilmektedir.

IQ düzeyi 50 civarında seyretmekte ama Down sendromunun prognozu, kalp defektleri, enfeksiyonlara yatkınlık ve lösemi gelişimi gibi olası komplikasyonlara bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.

Burada konu şuraya gelmektedir: Öncesinde bir tedbir alınabilir mi? Sonrasında neler yapmak lazım? Elbette ki komisyon, kurulacak komisyonumuz bu konuyu ele alacak, bu konuda hepimiz için ışık tutacak sonuçlara ulaşacaktır.

Konunun başlangıcında söylenebilecek sözler olarak, evlilik öncesi danışmanlık programı kapsamında ailelere bu sendromla ilgili olarak kısa bilgilendirmeler yapılmaktadır.

Yaygın olarak kullanılan gebelik tarama yöntemleri, genişletilmiş alfa protein, nukal translusensi tarama, amniyosentez, koriyonik villus örneklemesi gibi bu tür tarama yöntemleri içerisinde tarama yapılabilmektedir.

Bu tanısal testler gebelik sırasında yapılarak ebeveynleri çocuğun zihinsel ve fiziksel ihtiyaçlarına dair bilgilendirmek ve onların önlerindeki zorluklara hazırlıklı olmalarını sağlamaktır yapılması gereken. Aynı zamanda doğum sonrası bebeğin ihtiyaç duyabileceği acil kardiyovasküler cerrahi gibi tedbirlerin alınması da gerekebilir. Bunlarda önceden hazırlıklı olunursa elbette ki bizim gebe takip sistemimiz içerisinde hazırlıkları yapılabilmektedir.

Down sendromu tanısı, doğumdan hemen ya da kısa bir süre sonra sendromlularda görülen bazı fiziksel özellikler esas alınarak konulur ve genetik incelemeyle tanı kesinleşir.

Down sendromlu hastaların yaşam kalitesi aşağıdakileri içeren sağlık hizmetleri ihtiyaçlarını karşılayarak geliştirilebilir arkadaşlar: Zihinsel ve fiziksel gelişmelerinin izlenmesi için sağlık çalışanları tarafından düzenli kontrollerinin yapılması, fizyoterapi desteği, danışmanlık, özel eğitim, Down sendromlu hastalar ebeveyn bakım ve desteği, tıbbi rehberlik ve özel okullar gibi toplum temelli destek sistemleri aracılığıyla yaşam kaliteleri önemli düzeyde artırılabilir. Yani Down sendromlu hastalar üzerinde toplumun ve kamunun sorumlulukları var ve bu sorumluluklar yerine getirilirse Down sendromlu insanımız elbette ki hayatını daha uygun bir şekilde yaşama imkânına sahip olacaktır.

Öbür taraftan, Down sendromlu bebeklerinin fiziksel ve zihinsel gelişimi yaşıtlarına göre daha geride seyredebilmekte ancak uygun eğitim programlarıyla toplum hayatına başarıyla uyum sağlayabilmektedirler. Down sendromlu bebeklerin ve ailesinin erken tanı, tedavi, eğitim, rehabilitasyon ve bakım hizmetlerinden yararlanmalarında yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla elbette ki 0-18 yaş tüm çocukların özel gereksinimlerini farklı bir biçimde değerlendirilebilecek bir sistemin oluşturulması gereklidir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın iş birliğiyle, özel ihtiyaç duyan çocuklar için ayrı bir yönetmelik, ihtiyaç raporu yönetmeliği hazırlanmış ve imzaya sunulmuştur.

Down sendromlu çocukların gelişiminde eğitim, sağlık ve toplum açısından bu bilinç içerisinde hareket edilirse destekleyerek hayat standartlarını geliştirmek, ailenin de üzerinde oluşan yükü hafifletmek mümkündür. Bu çalışmayla elbette ki bu konu enine boyuna, derinlemesine araştırılacak ve elden geçirilecek, gözden geçirilecektir. Bu konuda kurulacak olan komisyonun başarılı çalışmalar yapacağına inanıyorum ve komisyonumuzun çalışmalarında aynı birlikteliği, beraberliği sürdürerek, burada önergenin verilmesinde gösterilmiş olan birlikteliği, beraberliği sergileyerek Meclisin diğer çalışmalarına da örnek teşkil edecek bir çalışma yapacağına inanıyorum. Şimdiden kendilerine başarılar diliyor, bütün Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Şimdi söz sırası, gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Ahmet Selim Yurdakul’a aittir.

Sayın Yurdakul, sizin önerge sahibi olarak da talebiniz var, ikisini birleştiriyorum; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Down sendromlu bireylerimizin ve ailelerinin hayatlarını kolaylaştırmak amacıyla Meclis araştırması komisyonunun kurulması için Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle bu meselenin tüm partilerin ortak girişimiyle gündeme alınmasından dolayı memnuniyetlerimizi ifade etmek isterim. Yasama organı olarak bunun gibi ortak girişimlerle Türk milletine hizmet etme şansı yakalamaktan dolayı Milliyetçi Hareket Partisi adına çok mutluyuz. Down sendromlu vatandaşlarımızın aileleri bizlere ulaştıklarında söylediğimiz gibi, ülkemiz ve devletimiz yeterince büyük. O nedenle milletimiz hiç endişe etmesin, Down sendromlu kardeşlerimiz için devlet ve milletle el ele vererek onların hayatlarını kolaylaştıracağız.

Muhterem vatandaşlar, genetik kökenli Down sendromu rahatsızlığından dünyada 6 milyon, ülkemizde ise 70 bin vatandaşımız etkilenmektedir. Bu genetik farklılığa sahip olmayan bireylerde 46 kromozom bulunurken Down sendromlu bireylerde 47 kromozom bulunmaktadır. Ortalama her 800 doğumda 1 Down sendromlu çocuk dünyaya gelmektedir. Down sendromu 1 gen fazlalığı durumunda ortaya çıktığı için aslında hastalık olarak kabul edilmez. Dünya geneline baktığımızda Down sendromunun en sık görülen genetik bir farklılık olduğunu söyleyebiliriz. Bu genetik farklılığın en büyük sebebi olarak bilim insanlarının ortak görüşü ise ileri yaşlarda yapılan doğumlardır. Genel olarak 35 yaş ve üzeri yaşlarda hamile kalan kadınların bebeklerinde bu genetik farklılığın ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Diğer nedenler ise henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle erken teşhis çok önemlidir. Down sendromlu bireylerde çekik küçük gözler, basık burun, kısa parmaklar, kıvrık serçe parmak, kalın ense, avuç içinde tek çizgi, ayak başparmağının diğer parmaklardan daha açık olması ve zihinsel gelişimlerinin yavaş olması gibi belirtiler bulunmaktadır.

Down sendromlu bireyleri özel kılan diğer özellikler ise: Bunlar karşılıksız severler, asla kin gütmezler, verilen görevi yapar ve kurallara uyarlar; bencillik, çıkarcılık, yalan söyleme gibi negatif özellikleri bulundurmazlar; neşeli ve güler yüzlüdürler, dürüsttürler yani bir melektirler; yardım etmeyi seven şefkatli bir yapıları vardır. İşte onları özel kılan böyle güzel özellikleri vardır.

Erken teşhis ile uygun bir eğitim ve sosyalleşme imkânına sahip olan Down sendromlu bireyler topluma uyumlu, kendi ihtiyaçlarını rahatlıkla kendi karşılayabilen ve uygun iş imkânlarıyla birlikte kendi ayakları üzerinde durabilen birer birey olarak topluma kazandırılabilmektedir.

Sevgili milletvekilleri, Down sendromu genetik bir hastalıktır. Down sendromlu bireyler aileleri ve toplumun iş birliğiyle hayatta kendi ayakları üzerinde durabilmektedirler. Bu hususta devletin ve toplumun üzerine önemli görevler düşmektedir. Uygun destek programlarıyla Down sendromlu bireyleri sosyal ve ekonomik hayata entegre etmek ve onları güçlü birer birey hâline getirmek mümkündür. Zaten ülkemiz, Türk aile yapısındaki kuvvetli bağlar, birlik ve beraberlik anlayışı üzerine kurulmuştur. Güçlü bir Türkiye, güçlü bireyler ve güçlü toplumlar oluşacaktır. Bu nedenle tüm vatandaşlarımızı her anlamda güçlü kılmak devletin ve Türk milletinin asli görevidir. Türk toplum yapısı ihtiyaç sahiplerinin korunmasını benimsemektedir. Sosyal, kültürel, ekonomik ve eğitim alanında adil bir yapı oluşturulması hâlinde Türk toplumu güçlenecek, imkânları kısıtlı olan Türk ailelerinin omuzlarındaki yük de azalacaktır. Bu yaklaşımı göstermek devletin, Hükûmetin ve milletin gelişmesinin tek yoludur. İşte bu dayanışma ve yardımlaşma iklimi oluşturularak Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşama daha kuvvetli tutunmaları mümkün olacaktır. Birlik ve beraberlikle tüm çetin şartların üstesinden gelebilen Türk milleti, bir hastalık olmayan sadece genetik bir farklılık olan Down sendromlu bireylerimizle ilgili tüm sorunları aşmayı başaracaktır.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak gözündeki yaşla tutunacak bir dal arayan vatandaşlarımızın her koşulda yanında olacağımıza ant içmiş bir partiyiz. Attığımız her adımda “önce ülkem ve milletim” ilkesini gözetiyoruz. Hem kötü gününde hem de iyi gününde vatandaşlarımızla yan yana olmak bizim en büyük amacımızdır. Örneğin engelli vatandaşlarımız... Engellilerle ilgili en samimi ve en çözüm odaklı siyasi parti olduğumuza inanıyorum. Yaptığımız çalışmalarda liderimiz ve Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin şu sözlerini hep aklımızla tutuyoruz: “Engelli olmak umutsuzluğa teslimiyet değildir; engelli olmak çaresizliğe gömülmek, hayatın dışına çıkmak hiç değildir.” İşte Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi, engelli kardeşlerimizi hayatın içine nasıl sokabiliriz, onların kendi ayakları üzerinde durmalarını nasıl sağlayabiliriz sorularıyla politikalarımızı oluşturuyoruz.

Liderimiz ve Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin bu konulardaki ilkesi de çok açık: “Milliyetçi Hareket Partisi varsa engel yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi varsa engel çıkaranlar ayıklanacak, engeller kaldırılacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi varsa huzur vardır, ümit vardır, engelli kardeşlerimize açılmış sıcak ve müşfik gönüller vardır.” Engellilerin önündeki tüm engelleri kaldırmayı amaçlıyoruz ve bunu inşallah günü geldiğinde başaracağız.

Örneğin, son seçim beyannamemizde engelli vatandaşlarımızı korumak ve hayatlarını kolaylaştırmak adına onlarca politikalarımızı paylaştık; dedik ki:

Kadın, çocuk, engelli ve yaşlılara yönelik şiddet olaylarında dava zaman aşımı kaldırılacak.

Engelliler, yoksullar, uzun süreli işsizler, gençler ve kadınların iş gücü piyasasına katılımlarını desteklemek ve iş bulmalarını sağlayacak mesleki vasıf kazandırmak için mesleki eğitim programları uygulanacak.

Yardıma muhtaç, yaşlı, kimsesiz, güçsüz, engelli ve özel ilgiye muhtaç vatandaşlara yönelik olarak farklı kuruluşlar tarafından yürütülen sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler, çağdaş ve entegre bir sistem olarak yapılandırılacak.

Hasta, engelli ve yoksul yaşlılar korunup gözetilecek ve onların yaşam sevincini artıracak, yaşam kalitesi koruyacak sosyal politikalar uygulamaya konulacaktır.

Engelli bakım hizmetleri sosyal bir hak olarak kabul edilmelidir. Engelli vatandaşların tıbbi ve mesleki rehabilitasyon imkânları artırılacaktır. Mesleki rehabilitasyon aldıkları süre içerisinde engellilere her türlü destek sağlanacaktır.

Engellilere işe yerleştirmede öncelik verilecek, engelli kotaları doldurulacaktır. Engellilerin öncelikli olarak işe yerleştirilmeleri, üretime katkıda bulunmaları ve topluma kazandırılmaları sağlanacaktır.

Bunları ve çok daha fazlasını sağlamak Milliyetçi Hareket Partisinin esas meselesidir. Tüm samimiyetimizle, Türk milletinin huzuru ve refahı için önerilerimizi sunuyoruz. Allah’ın izniyle, Down sendromlu bireylerimiz için de Meclis çatısı altında büyük bir samimiyetle çalışacağız. Tüm partilerin de bu niyetle hareket ettiklerini düşünüyorum. Aynı yaklaşımı, hâlihazırda çalışan Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yeni Bağımlılık Türlerinin Araştırılarak Bağımlılığın Nedenlerinin ve Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda da gösteriyoruz ve verimli bir çalışma düzeni yakalamış durumdayız. O komisyonda da ülkemizin huzurunu ve gençlerimizi tehdit eden meseleleri ele alıyoruz. Ortaya çıkan birlik beraberlik duygusunun Gazi Meclisimize yakışır hâlde olduğunu düşünüyorum. Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin gözü kulağı kurulacak olan bu komisyonda olacak. Onlar bugüne kadar kendi aralarında bir araya gelerek, dernekleşerek veya çeşitli platformlar altında birleşerek yaşadıkları sorunları aşmaya çalıştılar. Bu girişimleri de dinleyerek detaylı ve derin çalışmaların meydana getirileceğine eminim. Tüm amacımız, bu genetik farklılığa sahip vatandaşlarımızı erken teşhis yoluyla hayata hazırlamak, sağlık alanında ihtiyaç duydukları fiziksel ve ruhsal tedavileri sağlamak; eğitim hayatında ve kaynaştırma hususlarında destek sunmak, meslek sahibi yapmak ve nihayet bu kardeşlerimizin toplumla uyumlu, özgür, bağımsız, eşit bir kişi olmasını sağlamaktır.

Muhterem vatandaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; meslek kazandıracağımız kardeşlerimizin iş hayatında yer alabilmeleri için Meclis olarak elimizden geleni yapacağımıza ve bu konuda Hükûmet üzerinde de baskı oluşturacağımıza tüm vatandaşlarımız emin olmalıdır. Eğer büyüyeceksek birlikte büyüyeceğiz. Her kamu kurumu, her özel sektör kuruluşu Türk milletinden kazandığının adilce bir kısmını bu yüce milletle paylaşmalıdır. Bu, alçak gönüllülüktür; bu, millete vefanın bir gereğidir, aynı zamanda vatan sevgisinin de bir çeşit ifadesidir.

Sayın milletvekilleri, muhterem vatandaşlar; bu ailelerin en büyük endişesi, evlatlarının, kardeşlerinin geleceğidir. Büyük devletler ve büyük milletler bu endişeleri giderebildikleri kadar büyüktürler. Bizim de büyük bir ülke olarak bu endişeleri aşabileceğimize inancım tamdır. Refahın ve zenginliğin paylaşılması hem yüksek Türk kültürünün hem de yüce dinimiz İslam’ın bir gereğidir. Türk-İslam anlayışında ilerlediğimiz sürece etrafımızda gülen yüzler artacak, endişeli ve tedirgin vatandaşlarımızın sayısı azalacaktır. Dünyanın en mutlu ülkesi olmak bizim elimizdedir. İlerleyecek ve aynı zamanda ve aynı anda da arkamızda hiçbir vatandaşımızın kalmasına müsaade etmeyeceğiz. Meclis araştırması komisyonunda görev alacak tüm milletvekili arkadaşlarımın bu ilkeleri büyük bir samimiyetle benimseyeceğinden kuşku duymuyorum.

Muhterem vatandaşlar, Down sendromlular için toplumumuzdan daha duyarlılık bekliyoruz. Bu kardeşlerimiz, eğer imkân verilirse sportif alanlar da dâhil olmak üzere, hepimizin yüzünü ağartan başarılara imza atabilmektedirler. Biliyorsunuz, özel müsabakalarda ve özel olimpiyat müsabakalarında bu kardeşlerimiz şanlı Türk Bayrağı'nı defalarca göndere çektiler, ulaştıkları başarılarıyla göğüslerimizi kabarttılar. Spor, bu kardeşlerimizin sosyalleşmesini ve fiziki rehabilitasyon açısından da çok önemlidir. Eğer onlar eve bağımlı ve dış dünyaya kapalı bir hayata maruz kalırlarsa hem psikolojileri hem de fizyolojileri bu durumdan olumsuz etkilenir. Bugün, kardeşlerimize sunacağımız sosyal, kültürel ve sportif imkânları belki de yarın bizler kullanacağız O nedenle, her ilimizi, her beldemizi veya şöyle ifade edeyim, ihtiyaç olan her yerleşim birimini sporla tanıştıracak ve Türk milletini sağlıklı yaşamla buluşturacak imkânları yaratmalıyız. İnanın, spor konusunda hiçbir yatırım atıl kalmaz, bundan emin olabilirsiniz.

Muhterem vatandaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; geçtiğimiz hafta Dünya Down Sendromlular Farkındalık Günü’nde yüzlerinden gülücükler saçan Down sendromlu dostlarımızla Meclisimizde bir araya geldik. Sağlık Komisyonunda o kadar güzel sohbetler gerçekleştirdik ki… Öncelikle kimlerle buluştuk onlardan söz edeyim. Avrupa şampiyonlukları, Türkiye şampiyonlukları, dünya dereceleri olan sporcu Down sendromlu kardeşlerimizle çok mutlu olduğumuz zamanlar geçirdik ve önemli istişarelerde bulunduk; dünya masa tenisi ve yüzmede dünya 2’ncisi, dünya şampiyonu olmuş, Avrupa şampiyonu olmuş sporcu kardeşlerimizle sohbet ettik.

Down sendromlular kesinlikle eşit birer yurttaşımız. Bunu üstüne basa basa kendileri de ifade ettiler, imkân verildiğinde nasıl ayakta durduklarını bize anlattılar. Bir gencimiz ailesinden farklı bir ilde tek başına yaşıyor, çalışıyor ve sporunu da yapıyormuş. Yine, başka bir gencimiz bir valiliğin özel kaleminde; bir diğeri ünlü bir restoranda çalışıyor, hatta hepimizi de oraya davet etti. Yüzleri gülen bu kıymetli vatandaşlarımızla tek tek gurur duyuyorum. İnşallah, devletimiz elinden gelen bütün imkânları kullanarak bu yüce gönüllü vatandaşlarımızın fiziken ve ruhen gelişmesine yardım edecektir.

Bugün, inanın, çok kıymetli bir işin ucundan tutuyoruz. Her partiye tek tek teşekkürlerimi sunuyorum. İyi, güzel, anlamlı amaçlara aracı olarak hep birlikte mutlu olacağımıza inanıyorum.

Meclis çalışmaları sırasında, Down sendromunun yanı sıra otizm konusunda hassasiyetimiz de tarihe geçecektir. Kurulacak olan Meclis araştırması komisyonu, Down sendromlu, otizmli -genetik veya değil- tüm vatandaşlarımıza bir umut olma gayesiyle yola çıkacak diye umut ediyorum.

Otizm olarak bilinen otizm spektrum bozukluğuyla yaşayan vatandaşlarımız ve aileleri de birçok konuda Down sendromlu ailelerin yaşadıkları sorunların benzerleriyle mücadele etmektedirler. Yapılan araştırmalara göre, otizm doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nörogelişimsel bozukluktur. Otizmin beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı görülmektedir. Bir çalışmaya göre, 2012 yılında her 88 çocuktan 1’inde otizm görülmüştür. 2014 yılında verilen son bilgiye göre de her 68 çocuktan 1’inde maalesef otizm görülmektedir. Toplumsal iletişim ve etkileşimde güçlükler yaşayan bu kardeşlerimizin duygusal ve duyusal hassasiyetlerini biliyoruz. Bu bilgileri topluma yaymak, Down sendromu, otizm ve benzer duyarlılıkları topluma anlatmak zorundayız. Bunu ancak devlet yapabilir ve biz de devlet dişlilerini bu konuda harekete geçirmek zorundayız. “Toplumsal farkındalık” anahtar kelimemiz. 21’inci yüzyılda ve bu teknoloji ve iletişim altyapısında bu farkındalığı oluşturmak gerçekten bir olay. Yeter ki samimiyetten ayrılmayalım, yeter ki dinlemekten vazgeçmeyelim. Bu sayede büyük Türk milleti çok daha büyüyecektir. Ülkemiz farkındalık konusunda her 1 adımlık ilerlemenin karşılığında inanın 10 adım ileriye gidecektir.

Biliyorsunuz, mutluluk bulaşıcıdır. Bugüne kadar yüzü gülmemiş vatandaşlarımızdan bir gülümseme alabilirsek ben, bu Meclis çatısı altında kendi görevimi yerine getirmiş hissedeceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî birlik ve beraberlik neticesinde, milletten gelen bir talebi her grubun onayıyla birazdan bir kez daha yüce Meclisimizde tarihe geçireceğiz. Allah bu iklimi daim kılsın, Allah milletin dertlerini gidermek için samimiyetle mücadele edenlerin gönlüne huzur versin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Amin.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Aldığımız telefonların haddi hesabı yok. İnşallah bu komisyon milletin arzusuna uygun çalışmalara imza atacaktır. Ben şimdiden, bu Meclis araştırması komisyonunda görev alacak milletvekillerine başarılar diliyorum. Türk milletinin manevi destekleri arkamızda olacaktır. İnanın ki bu konuyu da hep birlikte başaracağız. Çünkü bunu nereden biliyorum diyorsanız, daha önce bu Mecliste çölyaklı hastalarımızın sorunlarını ortadan kaldırmak için oluşturduğumuz, hep birlikte oluşturduğumuz komisyon çalışmaları sona ermek üzere ve inanın, bu hastalarımızın bütün sorunlarını ortadan kaldıracak rapor bitmek üzere ve yakında Meclisimize geldiği zaman da inanın, göreceksiniz ki tüm partilerin özverili çalışmalarıyla bu vatandaşlarımızın tüm sorunları ortadan kalkmış olacaktır ve bu da bizim Meclisimize yakışır bir durumdur.

Diğer bir önemli olay ise gençliğimizi tehdit eden bu uyuşturucu madde bağımlılığı belasıdır. İşte, o konuda da hep birlikte kurmuş olduğumuz bu komisyonda, inanın, daha önceden kurulan komisyondaki eksikler de tamamlanarak bu gençlerimizin sorunları da ortadan kalkacaktır, benzer bir durumun bu hastalarımız için de gerçekleşeceğine eminim.

Ben bu konuda cümlelerime ve konuşmama son verirken Genel Kurulu sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yurdakul.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Türkiye Gürcistan Dostluk Grubu Başkan Vekili Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’le birlikte Genel Kurulu ziyaret eden Gürcistan Ankara Büyükelçisi Irakli Koplatadze ile Gürcistan Diyanet İşleri Başkanı Zaza Vashakmadze ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Gürcistan Ankara Büyükelçisi Sayın Irakli Koplatadze ile Gürcistan Diyanet İşleri Başkanı Sayın Zaza Vashakmadze ve beraberindeki heyet, Türkiye-Gürcistan Dostluk Grubu Başkan Vekili Bursa Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Şahin’le birlikte Genel Kurulu teşrif etmişlerdir, kendilerine Türkiye Büyük Millet Meclisi adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 23 Milletvekilinin, otizmin ve otizm tedavisi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/684) (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin ve 23 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/2594) (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin sosyal hayata katılmalarının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2645)

4.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın Down sendromu ile yaşayan vatandaşların ve ailelerinin karşılaştığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2646) (Devam)

5.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 19 milletvekilinin, otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, özgül öğrenme güçlüğü ve Down sendremu konusunda yürütülen çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2691) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi gruplar adına söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekilimiz Sayın Lezgin Botan’a aittir.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubumuz adına bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmacıları dinlerken şöyle bir hisse kapıldım: Şimdi, konuştuğumuz konu 100 bine yakın bir nüfusu kapsamakta ve bunların önemli bir kısmı da yetişkinlerden oluşuyor. Yani bu yetişkin yurttaşlarımızın da temel problemlerini içine katacak şekilde bir araştırma komisyonunun kurulması ve bu araştırma komisyonunu böyle çok zamana yaymadan, kısa sürede hem çocukların eğitimine ilişkin hem yetişkinlerin yani Down sendromlu yetişkin veya otizmli yetişkinlerin sorunlarına ilişkin devlet olarak ne yapılacak? Meclis, Hükûmet olarak sorumluluk makam ve mevkisinde olanların yapması gerekenlerin, yasalarla düzeltilebilecek şeylerin bir an önce yapılması lazım.

Değerli arkadaşlar, daha çok ne yapacağımız üzerinde konuşalım. Özellikle çocuklar kısmını anlatayım, sonra yetişkinlere ilişkin de önerilerimizi anlatacağım. Bu çocukların temel problemi şu: Bakın, bu çocukların Down sendromlu oldukları doğduğu andan itibaren çok rahatlıkla kromozom testiyle tespit edilebilir ve zaten doğum yapılan hastanelerde fiziki olarak da bu çocuklar tespit edilebiliyor. Fakat çok ilginçtir ki doğdukları hastanelerde hızlı bir şekilde bunlara rapor verilmesi lazımken... Çünkü rapor, bu çocuklar için hayati bir şey. Devletin olanak ve imkânlarından hızlı bir şekilde yararlandırılmaları için bulundukları şehirde tam teşekküllü bir hastaneden heyet raporu gerekiyor ve zaten doğdukları yerde otomatikman bu rapor verilebilir yani teşhisi konulduktan sonra bu çok zamana yayılması gereken bir durum değil. Ancak eğer torpili varsa, desteği varsa, bir yerde dayısı varsa en hızlı şekilde bir yıl içerisinde rapor alabiliyorlar ki sıfır ile iki ay içerisinde mutlaka ama mutlaka bu çocukların eğitimlerinin başlaması lazım çünkü bunların diğer normal çocuklardan farklı olarak gelişimleri çok yavaşlamakta ve bir dakika zaman, saat, gün, hafta bile bu çocuklar için çok önemlidir. Öyle ki beş ayını doldurduğunda eğer fizyoterapist tarafından fizik tedavisine tabi tutulmazlarsa... Bunların bir kısmı hipotonik çocuk yani kas gevşekliği veya kas yokluğu söz konusu. Bunların kaslarının gelişmesi için fizyoterapinin hayati bir önemi var ve beş ay içerisinde bunları almadıkları vakit o çocukların gelişimleri daha çok yavaşlamakta ve maalesef, bu işgüzarlıktan kaynaklı, bu çocuklar topluma katılmada veya sağlıklı bireyler olarak yetişip topluma karışmada, yaşam kaliteleri noktasında toplum olarak, devlet olarak ciddi bir eksikliğin içerisine düşülmüş olunuyor. Bu açıdan mutlaka ama mutlaka, bu çocukların doğdukları hastanelerde Down sendromu oldukları tespit edildiği andan itibaren bunların raporlarının hemen düzenlenip verilmesi lazım ve ilk üç hafta içerisinde bunların artık fiziki tedavilerinin başlaması lazım. Diğer taraftan, bu çocuklar için o rapor işi bazen iki yıla yayılmaktadır yani bir yıl en erken. Dolayısıyla bir yıl, zaten bu çocukların hayatında çok önemli ve kritik bir yıldır.

Bunun dışında, altyapı olmadığı için… Bakıyorsunuz, Türkiye’de mesela bugüne kadar devletin atamış olduğu kadro sayısı yani bu işin uzmanı olan kadro sayısı, dil terapisti veya işte fizyoterapistlerin toplamı 98 civarında, oysaki biz şu an 100 bin insandan söz ediyoruz ki ilerideki süreçler içerisinde de bunların sayısının artabileceğini varsayarsak bu, vahim bir durumdur. Üniversitelerde bu konuda altyapı yok bakın, hiçbir altyapı yok. Dil terapisti bu çocuklar için çok çok önemli olduğu gibi, Türkiye’de belli sebeplerden kaynaklı -trafik kazaları, farklı nedenler, psikolojik nedenler- dil bozukluğu yaşayanların sayısı neredeyse 8 milyon civarındadır, sadece bu çocuklar da değil. Üniversitelerimizde dil terapistleri konusunda ciddi bölümler veya ciddi akademik arayışlar, altyapılar söz konusu değil, dolayısıyla bunun mutlaka giderilmesi lazım.

Diğer taraftan, bakıyoruz, hem devlet okullarında hem de özel rehabilitasyon merkezlerinde görevlendirilenler fizyoterapistler yerine beden eğitimi öğretmeni. Beden eğitimi öğretmenliği başka bir meslek, bizim sözünü ettiğimiz fizyoterapistler başka. Bazı üniversitelerde tıp fakültelerinin bünyesinde sadece yetişkinlere yönelik, işte sonradan kaza geçirmiş olanlara yönelik fizyoterapist kadroları var fakat bu çocuklara yönelik neredeyse hiç yok.

Diğer taraftan, ergoterapi, duyu terapisi, duyu bütünleme… Çocuğun kendi vücut bütünlüğünün farkına varması, vücudunun kendisine ait olduğunu, sinir sisteminin, sinir merkezinin vücudunu doğru bir şekilde yönetme kabiliyetini geliştirecek ergoterapist, duyu terapistleri hiç yok neredeyse. Bu çocuklar için aslında en hayati olanlardan bir tanesi de budur.

Bakın, mesela Almanya’da, Hollanda’da, Amerika’da, dünyanın birçok ülkesinde, özellikle İspanya’da bu konuda çok gelişmeler sağlanmış. Bu bakımdan, üniversitelerimizin, üniversite hocalarımızın veya işte ilgili kurumların bu konuda gidip bu tür ülkelerde, bu tür bilim dallarının nasıl geliştiğini görerek Türkiye’de de bunun altyapısını hazırlaması lazım.

Yine, bu çocuklara mesela eğer ergoterapi yapılırsa -duyu terapisi- kazanacakları yetenekleri burada kısaca ifade etmek istiyorum: Mesela, denge problemi bunlarda çoktur, denge problemini çözüyor. Yine, vücut farkındalığı; bu çocuklarda ciddi bir şekilde vücutlarını fark etmede, uzuvlarını fark etmede, uzuvlarını kullanma becerisinde muazzam derecede gelişme olanağını sunuyor. Yine, koku duyusu, tat duyusu; işte, görme, işitme becerileri, bütün hepsi bu ergoterapi içerisindedir yani duyu terapi, duyu bütünleme içerisindedir. Bu konuda da ciddi bir çalışmanın yapılması ve bu imkânın mutlaka ama mutlaka bu çocuklara sağlanması lazım. Yani, bizim burada üzerinde tartışmamız gereken şeyler bunlar.

Bir de bu çocuklara sekiz saat bireysel, dört saat de grup olarak eğitim verilmektedir ki bir hafta içerisinde bu çok azdır, bu çocukların gelişimi açısından çok çok azdır. Tabii, bunların da şeyleri var, bu çocukların grupları var yani bunların durumlarına… Ağır durumda olanları var, hafif durumda olanları var, bunların alacakları ders saatleri buna göre değişiyor. Örneğin yani hafta içerisinde sadece üç dört saat alınması yeterli olan, sadece dil terapisi alacak çocuklar var ama bir de özellikle ağırlıklı bir şekilde fizyoterapi alacak çocuklar var.

Şimdi, devletten para alan, açılan rehabilitasyon merkezlerine bakıyorsunuz, birçoğunda bu branşların hiçbiri olmadığı gibi yan branşlar, zihinsel engelliyle veya işte ne bileyim okul öncesi öğretmenle veya el yordamıyla herhangi bir meslekten bir iki haftalık birtakım seminerlerle yetiştirildiğini iddia ettikleri insanlarla yapılıyor ki bunun sakatlıklarını hepimiz yaşadık.

O açıdan, burada Down sendromlu çocuklara yönelik ders saatlerinin de artırılması lazım. Sadece uzman kadroların yetiştirilmesi yetmiyor, aynı zamanda ders saatlerinin de bu çocukların durumlarına göre, ihtiyaçlarına göre -bazılarına kırk saat, bazılarına da belki iki saattir yani bu aralıktaki çocukların da uzmanlar tarafından tespit edilecek- hangisinin ne kadar saate ihtiyaç duyduğu belirlenir ve buna göre bu çocukların hızlı bir şekilde topluma kazandırılması… Bunların bizden çok bir farkı yok yani bütün arkadaşlar teorik olarak, bilimsel olarak anlattılar. Bilimsel olarak bu çocuklar bizden daha hızlı bir şekilde aslında kavrıyorlar, kavrama becerileri var, eğer imkân sağlanırsa bilimsel olarak kavrama becerileri yüksektir fakat zaman çok önemli burada. Zamanı iyi değerlendiremediğiniz vakit ve uzman kişiler tarafından bu imkânlar sağlanmadığı vakit biz, işte, maalesef o zaman… İlk beş yıl içerisinde bu imkânlar verildiği vakit onların bizden bir farkı yok; onlar da müzisyen olabiliyorlar, siyasetçi olabiliyorlar –az önce anlatıldı- sporcu olabiliyorlar, birçok yetenek ve becerileri kazanabiliyorlar; iş adamı olabiliyorlar, sanat dünyasında önemli gelişmeler kaydedebiliyorlar; yeter ki onlara bu imkânı sağlayalım. Yani onların bizden farkı, sadece bir kromozom farkı.

Bir de sözlerimi bitirmeden önce şunu da ifade edeyim: Mutlaka ama mutlaka, sosyal medyada ve görsel medyada spotların hazırlanması lazım çünkü okullarda dışlanıyorlar bu çocuklar; başka, diğer veliler tarafından dışlanıyorlar bu çocuklar, bunlara çok farklı muameleler yapılıyor ve bu, aileler üzerinde psikolojik olarak çok büyük yıpratma nedeni olmaktadır, bu çocukların eğitimlerine ket vurmaktadır. Spotlar hazırlanarak bunun bir hastalık değil, bunun bir farkındalık olduğunu, bir kromozom farkla bu insanların da bizden farklı olmadığını ve bizim kadar becerileri, yetenekleri olabileceğini, bizim kadar hayata kaliteli şeyler kazandırabileceklerini, kendilerini katabileceklerini topluma da izah etmek lazım. Özellikle millî eğitim müdürlerine, Millî Eğitim Bakanlığına bu anlamda çok iş düşüyor. Millî Eğitim Bakanlığı ve bağlı bakanlıkların bünyesindeki ilgili kurumlar sosyal medya ve görsel medyayı kullanarak bu konularda, bu çocukların topluma katılımında yaşamış oldukları, ailelerin yaşamış olduğu sıkıntıların aşılması konusunda duyarlılık yaratılabilsin yeter ki.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Botan.

Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Didem Engin’e aittir.

Buyurun Sayın Engin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Meclisimiz için çok özel bir gün. Dört partinin ortak önergesiyle Down sendromlu bireylerimiz, otizmli bireylerimiz, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan, özgül öğrenme güçlüğü olan bireylerimiz ve ailelerinin sorunlarının çözümü için Mecliste bir araştırma komisyonu kurmak üzere görüşmelere başladık. Umuyorum, biraz sonra oy birliğiyle bu komisyonu kuracağız.

Bu özel günde bizlerle birlikte olan ve Genel Kurul çalışmalarımıza katılan Down sendromlu bireylerimizi ve ailelerini gönülden selamlıyorum ve hoş geldiniz diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Aylardır üzerinde çalıştığım Down sendromu konusunda dört parti olarak somut bir adım atıyor olmamız sebebiyle bugün beni hem derinden duygulandıran hem de gerçekten milletin vekili olmanın gereğini hep birlikte yerine getirdiğimizi hissettiren bir gün. Down sendromuyla ilgili çalışmaya geçen yıl başladığımda beni en çok üzen noktalardan biri Down sendromlu bireyler ve ailelerinin bugüne kadar sorunlarıyla baş başa kalmış olmalarıydı. Hâlbuki milletvekilleri olarak bugüne gelmeden çok önce onların sesini duymalıydık, sorunlarını Mecliste konuşuyor ve çözüm üretiyor olmalıydık. Bu nedenle geçen yıl ağustos ayında Down Sendromu Derneğini ziyaret ederek Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları zorlukları, çocuklarının geleceği konusundaki düşüncelerini ve endişelerini bire bir kendilerinden dinledim. Sonrasında, yaklaşık altı ay süren bir çalışma sonucunda, şubat ayında Meclis Başkanlığına kapsamlı bir araştırma önergesi sundum. Down sendromu konusunda Mecliste bir komisyon kurulmasını ve çözüm önerilerinin tüm partilerin el ele vereceği bir ortak platformda geliştirilmesini talep ettim. İki yıl önce otizmli bireylerimiz için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Genel Kurula getirdiğimiz önerge ne yazık ki Meclis çatısı altında reddedilmişti. İki yıl sonra, bugün bu komisyonun kuruluyor olması önemli ama aradan geçen iki senelik zaman kaybı da bir o kadar düşündürücü ve üzücü. Down sendromu konusundaki çalışmamın otizm önergesi gibi yıllar sonraya ötelenmemesi, Meclisin tozlu raflarında beklememesi ya da reddedilmemesi için “change.org” üzerinden “#MeclisteDownSendromuKomisyonuKurulsun” etiketiyle bir imza kampanyası başlatarak halkımızdan destek istedim. Bu kampanyaya inanılmaz güzel bir karşılık geldi, yüz bine yakın kişi kampanyayı imzaladı, Meclisi yani bizleri göreve çağırdı. İmza sayısı her geçen dakika, her geçen saniye artıyor. İmza veren, sosyal medya hesaplarından çağrı yapan tüm duyarlı yurttaşlarımıza, kampanyayı sahiplenen Down sendromlu bireylerimize ve anne babalarına gönülden teşekkürlerimi sunuyorum. Kampanya metninde “Biz birlikte çok güçlüyüz.” diye yazmıştım, bugün burada birlikte çok güçlü olduğumuzu ispatladık. Rapor çilesinden sağlık ihtiyaçlarına, eğitimden fizyoterapiye, erken müdahaleden etkin bütünleştirme programlarına, bakımevi ve rehabilitasyon merkezlerinden istihdam olanaklarına, toplumsal ön yargıların kırılması için eğitim ve farkındalık programlarına varıncaya kadar çok ama çok sayıda konuda umuyorum bu komisyonda çözüm üretebileceğiz.

Toplumsal ön yargılar belki de bu bireylerimizi ve ailelerini en fazla yoran konuların başında geliyor. Bu ön yargıları yıkmak ve engellilerimizle sağlıklı bir iletişim kurabilmek için hepimizin eğitim almamız ve farkındalık programlarına katılmamız gerektiğine inanıyorum. Örneğin, Down sendromunun bir hastalık olmadığını artık hepimiz bilmeliyiz. Örneğin, sadece kas hastası olan ve kasları istemsiz bir şekilde hareket eden bir yetişkinle sanki bir bebekle konuşuyormuş gibi konuşmamalıyız. Sanki biz mükemmelmişiz de onlara merhamet duyuyormuşuz gibi davranmamalıyız. Onların kimsenin merhametine ihtiyacı yok, hayatlarını zorlaştırmayalım yeter.

Geçen hafta 21 Martta Meclisi ziyaret eden Down sendromlu bireylerimiz kendi ayakları üzerinde duran, çalışan, üreten, kendi maaşlarını kazanan bireylerdi. O gün kendileri söz alarak mücadelelerini anlattılar, eşit ve bağımsız birey olmak için çabalarını dile getirdiler. Başarılarını ve hedeflerini paylaştılar. Bugün ise Down sendromlu bireylerimizin oluşturduğu Dans+1 grubu, İstanbul’dan geldiler ve oylama sonrasında Mermerli Salonda bir salsa performansı gerçekleştirecekler. Bizlerden, milletvekillerinden kaçımız salsa yapabilir bilemiyorum ama onlar bu konuda çok yetenekliler.

Bu komisyonun kurulması güzel bir başlangıç ama yeterli değil. Aslında, her engellilik alanıyla ilgili ayrı ayrı komisyonlar kurarak Mecliste aktif bir şekilde çalışmalıyız. Seçmenlerimiz bizi çalışalım ve sorunlarına çözüm üretelim diye seçtiler, partilerüstü ve insani konularda çalışma önerileri geldiğinde “ret” oyu vermek için seçmediler.

Örneğin, daha önce Mecliste dile getirdiğim ve tüm partilere çağrı yaptığım kas hastalıkları konusu var. Kas hastalığı, kaslarda güçsüzlüğe yol açan bir hastalık, düşen müsküler distrofi gibi çeşitli kas hastalıkları mevcut. Zamanla kaslardaki güçsüzlük artıyor ve hastalar yürüyemez, hareket edemez, yemek yiyemez hatta nefes bile alamaz duruma geliyorlar. Çocuğunuz her gün gözlerinizin içine baka baka erise ne hissederdiniz? Ne hissederiz? Milletin Meclisinden bu konularda çözüm beklemek ailelerin en doğal talebi değil mi? Bizim görevimiz, bu bireylerimizin ve ailelerin sesini duymak değil mi?

Her hastalığın bugünkü teknolojilerle tedavisi mümkün olmayabilir ama tedavisi mümkün olanlar var. Kas hastası bireylerin ve ailelerinin de en önemli taleplerinden biri ilaçlara hızlı erişim, hastalıkla ilgili yurt dışında yapılan tedavi deneme çalışmalarının ülkemizdeki üniversite hastanelerinde de yapılabilmesi ve kas hastalıkları merkezlerinin daha etkin bir şekilde hizmet vermesi. Evlatlarını yaşama bağlamak için mücadele veren bu ailelerin sesini duymalı, onlar için de bir araştırma komisyonu kurmalı ve acil çözüm üretmeliyiz.

Siyasi parti kimliklerimizi bir kenara bırakarak partilerüstü çalışma yapmamız gereken çok ama çok fazla konu var. Kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti, tacizi, tecavüzü durdurmak, çocuk istismarlarını durdurmak gibi, engelli bireylerimizin hayatlarını zorlaştıran engelleri kaldırmak gibi, gençlerimizin sesine kulak vermek gibi; hayvanlara yönelik şiddeti, tecavüzü durdurmak gibi, tüm bu konular da toplumsal vicdanımızı derinden yaralayan vakalar olunca bu olayların üzerine kararlılıkla, hep birlikte gitmek gibi; araştırma komisyonları kurulmasını reddetmek yerine tam tersine bu araştırmaları kararlılıkla Meclis çatısı altında hep birlikte yapıp çözüm üretmek ve benzer vakaların yeniden gerçekleşmesinin önüne geçmek gibi. Halkımız bu konularda bizlerden, milletvekillerinden, hangi siyasi partiye üye olursak olalım acil çözüm bekliyor. Çocuklarımıza, gençlerimize, kadınlarımıza, engelli bireylerimize, hayvanlara, tüm canlılara, doğaya hassasiyetimiz ve davranış şeklimiz toplumsal gelişmişliğimizin ve zenginliğimizin de bir göstergesidir.

Bugün burada 4 parti bir araya gelerek çalışma yapacağımız Down sendromlu, otizmli, hiperaktivite bozukluğu olan, özgül öğrenme güçlüğü olan ve de bu alanların dışındaki tüm engelli bireylerimize seslenmek istiyorum: Hepiniz çok özelsiniz ve çok değerlisiniz. Sanatta, sporda, iş hayatında, toplumsal hayatımızın her alanındaki başarılarınızla, mücadelenizle, azminizle, hayata bağlılığınızla hepimiz için örneksiniz. Sizlere güveniyoruz, inanıyoruz, sizlerle gurur duyuyoruz. Ne kadar özel ve ne kadar değerli olduğunuzu bilin.

Sözlerimi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bitirmek istiyorum. Ata’mız çocuklarımıza, gençlerimize şöyle sesleniyor: “Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli ve değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”

Bu araştırma komisyonunun kurulması konusunda hassasiyet gösteren tüm partilerimize teşekkürlerimi sunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Engin.

Şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Ali Pulcu’ya aittir.

Buyurun Sayın Pulcu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ALİ PULCU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bir Alman filozofu Kant “yüce”yi şöyle tarif ediyor: “Karşısında bedenimizi eğmek istemesek bile ruhumuzun ister istemez eğildiği olgu, tutum ve davranışa yüce deriz.”

Konuşmamızın sonunu genellikle “yüce Meclise saygılar sunarız.” diye bitiriyoruz fakat hepimiz biliyoruz ki “yüce” kavramına her zaman yakışmayan hareketler içerisindeyiz, bu da gayet normal çünkü “yüce” tanımı gereği nakısa kabul etmeyen, insansa yine tanımı gereği nakıs, eksik olan; insan, yüce ile yüce olmayan arasında dalgalanan bir varlık. Ümit edelim ve umalım ki bu dalgalanma sırasında durduğumuz nokta daha ziyade yüceye yakın olsun.

Bu kelamları niye ettim? “Genetik kökenli bir rahatsızlık olan Down sendromuyla yaşayan hastalarımızın ve ailelerinin sağlık ihtiyaçlarını, ekonomik ve sosyal sorunlarını tespit etmek ve bu hastalarımızın toplumla uyumlarını sağlayarak üstesinden gelmek zorunda oldukları sorunların çözümü amacıyla, Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması uygun olacaktır.” metninin altına imza atan MHP milletvekillerine ve grubuna teşekkür ediyorum.

Down sendromlu bireylerin sosyal hayata katılmalarının önündeki engelleri kaldırmak, onların ve ailelerinin yaşamlarını kolaylaştırmak ve bu sendrom hakkında toplumsal bilinç yaratmak için yapılabileceklerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasını talep eden HDP Grubu milletvekillerine şükranlarımı sunuyorum.

“Down sendromluların ailelerinin geleceğe umutla bakabilmelerini sağlamak için bir an evvel Meclis çatısı altında tüm partilerin bir araya geldiği, konunun uzmanlarının, sivil toplum kuruluşlarının, ailelerin ve konuya ilişkin tüm tarafların görüş ve önerilerinin alınabileceği, çözüm önerilerinin geliştirilebileceği bir araştırma komisyonu kurulması uygun olacaktır.” önerisini getiren CHP Grubu milletvekillerine teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, özgül öğrenme güçlüğü ve down sendromunun ülkemizdeki yaygınlığının incelenmesi, bu konuda yürütülen çalışmaların değerlendirilmesi; tanı, tedavi ve rehabilitasyon konularında varsa eksikliklerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin ortaya konulması amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, İç Tüzük’ün 104, 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasını arz ve teklif eden başta Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İlişkiler Komisyonu Başkanımız Necdet Hocamıza ve grubumuz üyelerine de ayrıca teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

Down sendromundan bahsederken, biliyoruz, bir kromozom fazlalığı bir farklılık oluşturuyor. Biz de bu fazlalık hakkında bir farkındalık oluşturmak üzere bir komisyon kurulması talebinde bulunuyoruz.

Teknik tabirler fazlasıyla yapıldı. Ben çok sıkıntılı olduğum zaman bir torunumu bir kucağıma, bir torunumu bir kucağıma alıyorum, iki dakika içinde bütün sıkıntımın, derdimin –sebebi nedir bilinmez, beyinde hangi nöronlar ateşleniyor, onu bilemiyoruz- kaybolduğunu görüyorum. Tabii, eskiden çocuklarımı alırdım ama şimdi torunları almak sağlık bakımından daha sıhhatli. Bunu niçin zikrettim? Hanımefendiyle ve benimle yaşıt olanlarla çok zaman şunu konuşuruz: Evet, çocuklarımıza bakıyoruz, çocuklarımıza bir sorumluluk bilinci veriyoruz ama “Acaba onlar mı bize bakıyorlar, biz mi onlara bakıyoruz?” sorusu felsefi bir sorudur. Bunun ne kadar doğru olup olmadığını bilemeyiz.

Ben de ziyarete gelen Down sendromlu ailelerine, hepinize çok teşekkür ediyorum. Meclis çatısı altında gördüğümüz bu olağanüstü anlayışlı, hoşgörülü, birbirlerine saygı duyan ve birbirlerini dinlemek için dikkat kesilen vekilleri bir araya getiren Down sendromlu çocukların iradeleri değil, onların bizatihi varlığıdır. “Çekik gözlü, biraz toplu” dediğimiz zaman bir hastalıktan bahsediyoruz gibi fakat Down sendromlu ve otistik bir yakını olan, tanıdığı olan insanlar şunu çok iyi bilirler: O çocukları kucakladığınız zaman şöyle düşünürsünüz: “Hasta olan biz miyiz, yoksa onlar mı?”

Bu konuşmayı yapmadan iki gün önce, şimdi problemli olan Facebook’ta bir otistik çocuğun sevincini izledim. Denk geldi, konuşma teklifi ondan sonra verildi. Bu konuşmayı onun için böyle duygusal yapma tarafını seçtim. Duyarlı bir öğretmen, kamyonlardan çok hoşlanan otistik bir çocuğu, rica ediyor bir kamyon şoföründen, okulun bahçesine kamyon getirtip o kamyonla gezdiriyor. O çocuğun sevincini yaklaşık 5-6 sefer izledim.

Meclisteki irade, bu anlık sevinci ve tek bir bireyin duyarlılığını değil, mümkünse Meclisin bütün duyarlılığıyla “Bu çocuklara neler yapabiliriz, hangi katkıları sunabiliriz?” iradesini ortaya koyma alanını bize açıyor. O bakımdan, bu irade, bizden ziyade, bizatihi bu çocuklardan yayılan sevgi, muhabbet, safiyet meselesidir. “Yüce”yle başlamamın sebebi de bu. Kendimizi “yüce” kavramına hastalık anında, sıkıntı anında, bir de safiyet ve temizlik anında daha yakın hissederiz.

Elbette komisyon kurulduğu zaman bu konularda neler yapılabileceğine dair epey görüşmeler olacak. Ben teknik olarak, otistik ve Down sendromlu çocuklar hakkında nasıl çalışmalar yaptığımıza dair teknik birtakım veriler toplamıştım ama onları okumaktan sarfınazar ediyorum. Çeşitli belediyelerde açmış olduğumuz Down sendromlu çocukların kafelerine sık sık giderim, oraya arkadaşlarımı götürürüm. Onların çizimlerini yapıp kendilerine hediye ettiğim zaman, hiçbir zaman kaş kaldırdıklarına, “Olmamış ağabey bu.” dediklerine şahit olmadım. Ne zaman bir hediye verdiysem sarılmalarına şahit oldum. Dua edelim bu çalışmalar onlara layık olsun. Arkadaşlar, bu insanlara layık çalışmalar yapmak oldukça zor.

Mecliste ilk konuşmamda yapmış olduğum bir anekdotu tekrar hepinize hatırlatmak isterim. Bir engelli aileye gittik. Engelli ailenin annesinin gözleri görmüyor, 100 yaşını aşmış; kızı 50 yaşını geçmiş, alzaymır, yerinden kımıldayamıyor. Bu anne bizim Hükûmetimizin kendisine vermiş olduğu tek maaşı alıp ikinci maaşı kabul etmeyen bir engelli annesi. Onu size söylemiştim, hatırlatıyorum: “Teyzeciğim, sen bu 2 engelli için de engelli maaşı alabilirsin, niye almıyorsun?” dedim. Dedi ki: “Evladım, bunlar benim evimin bereketi, biri annem, biri kızım. Ben bunlara zaten bakıyorum, baktığım zaman bereket kapılarının açıldığına inanıyorum. Hükûmetiniz bana şu kadar maaş verdi -helali hoş olsun- öbür alacağım maaşı başka bir engelliye versin, hizmetini artırsın.” Bu yüce gönüllülüğe karşı sorumluluğumuzun çok ama çok fazla olduğunun hepimiz bilincindeyiz. Down sendromlu çocuklar burada olmamalarına rağmen Meclisi öyle bir kucakladılar ki, yaklaşık 15 Temmuzdan beri şahit olmadığım keyifli, tatlı, muhabbetli bir atmosferi görmüş olmaktan dolayı son derece mutluyum. Bu yüzden, bu önergede emeği olan, imzası olan, bundan sonra çalışacak olan bütün arkadaşlara tek tek teşekkür ediyorum. Ümidim ve umudum bu gani gönüllü insanlara layık hizmetler sunabilmektir.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, yüce Meclisi “yüce” vasfına sahip olma çabası için selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Pulcu.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi önerge sahiplerine geçeceğiz.

İlk söz, önerge sahibi adına Adıyaman Milletvekilimiz Sayın Behçet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Eyvallah, teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün 4 partinin ortaklaşa verdiği önergede partim HDP adına söz almış bulunmaktayım. Başta şu anda cezaevlerinde rehin tutulan eş genel başkanlarım olmak üzere tutuklu vekil arkadaşlarımı, siyasi tutukluları buradan selamlıyorum, özellikle Doktor İdris Baluken’i de buradan selamlamadan geçmek olmaz. Ekranları başında bizi seyreden tüm halkımı da buradan saygıyla selamlıyorum.

Down sendromu, genetik bir farklılık, bir kromozom anomalisidir. En basit anlatımıyla sıradan bir insan vücudunda bulunan kromozom sayısı 46 iken Down sendromlu bireylerde bu sayı 47 olmaktadır. Down sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır.

Down sendromuna sebep olduğu bilinen tek etmen hamilelik yaşıdır, 35 yaş üstü hamileliklerde risk artar. Ancak genel olarak genç kadınlar daha fazla bebek sahibi olduğundan Down sendromlu çocukların yüzde 75-80'i genç annelerin bebekleridir.

Ülke, milliyet, sosyoekonomik statü farkı yoktur, ortalama her 800-1000 doğumda 1 görülür. Tüm dünyada 6 milyon civarında Down sendromlu birey yaşamaktadır. Türkiye'de de tam bir veri olmamakla birlikte yaklaşık 70 bin ile 100 bin arasında Down sendromlu kişinin olduğu tahmin edilmektedir.

Hafif veya orta seviye zihinsel ve fiziksel gelişim geriliğine sebep olur. 3 tipi var, en çok gördüğümüz klasik tip olarak bildiğimiz trizomi 21 üzerinde konuşacağım ki sokakta, evde, çarşıda, hastanede gördüğümüz çocuklar, en fazla, bu 95’lik kısmı oluşturan “klasik tip” dediğimiz trizomi 21’lerdir.

Bugün kadın doğum polikliniklerinde konjenital hastalıklar için yaptırdığımız bazı testler vardır. Down sendromu, hamileliğin 11-14’üncü haftaları arasında ultrason, kan testi ile tarama testiyle yapılır. İlk taramalarda riskli değerler ortaya çıkarsa ileri tetkik önerilir. Ultrason bulguları, ikili, üçlü ya da dörtlü test gibi, tarama testlerine göre, bebeğin trizomi için artmış risk taşıdığından şüphe ediliyorsa kan örneği alınarak daha ileri tetkikler yapılır.

Eğer annenin yaşı ileriyse, daha önce Down sendromlu gebelik hikâyesi varsa veya doğum öyküsü varsa, risk grubunda olan bunlardan kan alınarak hamileliğin 10’uncu haftasından itibaren bu tarama testleri yapılmalıdır.

Burada biz hekimlere düşen görev, antenatal yani anne karnında tanı konmuşsa aileyle beraber konuşup Down sendromlu çocukların sorunlarını masaya yatırıp doğurup doğurmayacağına beraber karar vermektir. Çok iyi analiz yapılmalı, riskleri anlatılmalı, aile çok iyi bilinçlendirilmeli ve karar aileye bırakılmalıdır.

Down sendromunun bazı özellikleri var. Az önce arkadaşlar değindi, işte, fiziksel özellikleri, daha çok çekik gözlü, basık burun, kısa parmaklar, kıvrık serçe parmak, kalın ense, avuç içinde tek çizgi, ayak başparmağının diğer parmaklardan daha açık olmasıdır. Bu özelliklerin hepsi veya birkaçı görülebilir. Kesin tanı için kromozom tetkiki gerekir.

En fazla görülen kromozom anomalisi Down sendromudur, sık karşılaştığımız için hekim arkadaşlar kolayca tanı koymaktadır. Bütün hekimler, özellikle çocuk hekimleri bu konuda kolayca tanıya varmaktadır.

Bu çocukların az önce söylediğimiz özelliklerinin haricinde güzel ekstraları vardır çünkü bu çocuklar dürüsttürler, kurallara uyarlar, yardım etmeyi çok severler; tabiata, doğaya düşkündürler; neşelidirler, sempatiktirler, oldukça duygusaldırlar, taklit yetenekleri vardır, düzenlidirler, acıma duyguları fazla gelişmiştir; çıkarcılık, bencillik yoktur, güzel sanatlara eğilimleri vardır, karşılıksız severler -herkese nasip olmayan- ve yalan söylemeyi bilmezler, çok insancıldırlar, kin gütmezler.

Down sendromunun sebebi tam olarak bilinmese de bu çocukları bekleyen tıbbi sorunlar çok iyi bilinir. Hekimlerin, özellikle çocuk hekimlerinin bu konuda ayrıntılı fiziki muayene yapması gerekir. Özellikle konjenital kalp hastalığı yönünden, hipotoni yönünden ileri tetkikler yapılması önerilir. Biz hekimlerin, Down sendromundan çok, onların karşılaştığı tıbbi sorunları ve riskleri dikkatlice araştırıp yardımcı olmamız gerekir kanısındayım. Bu sorunlara zamanında müdahale edebilmek için düzenli takip gerekir.

Down sendromu genelde hafif, orta dereceli zihinsel engele neden olan bir durumdur. Down sendromlu bir çocuk doğumdan başlayarak mevcut potansiyelini ortaya çıkarabilmesini sağlayacak, onu hayata hazırlayacak özel desteğe gereksinim duyar. Ailelerin ve bu çocuklarla ilgilenen uzmanların mümkün olan en erken zamanda bu desteği başlatmaları ve devamını sağlamaları önemlidir. Tıbbi bakımın ve takibin iyileşmesi, ailelerin eğitimi ve bu çocukların sosyal yaşamda kabul edilirlikleri artmıştır.

Down sendromlu çocuklar günümüzde daha önceki yıllara kıyasla daha becerikli ve donanımlıdır. Ülkemizde özel eğitim ve fiziksel rehabilitasyon merkezleri vardır, bunların da çok iyi denetlenmesi lazım. Öncelikle, bu eğitimi veren arkadaşların iyi bir eğitim alması gerekiyor diye düşünüyorum. Eğitim hakkının anaokulundan başlayıp üniversiteyi de kapsayacak bir biçimde her bireyin hakkı olduğu hatırlanarak üniversite de dâhil olmak üzere engellilerimizin eğitim haklarını kullanmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.

Down sendromlu bir çocuğun ailesinin onun için yapacağı en faydalı eylem yıllık takiplerini düzenli yaptırıp ona eğitim desteği sağlamaktır. Bu sayede, hayatın getirdiklerini yaşıtlarının gerisinde izleyen ve diğer insanların onları farklı algılamalarını da aşmak zorunda kalan Down sendromlu çocuklar üretken ve dolu bir hayat yaşayabilir.

Şimdi arkadaşlar da belirtti, bu Down sendromunu böyle kısaca özetledikten sonra, söylenecek çok şey var ama, ben 4 partinin bu konuda verdiği önerge üzerinde biraz konuşmak istiyorum. 4 parti de bu konuda bir şeyler yapılması noktasında hemfikir. İşimiz hem kolay hem çok zor. Eğer samimiyet varsa, özellikle iktidar kanadında bu samimiyet varsa bunu siyasi bir ranta devşirmeden bunun üzerinde durmalı. Çünkü biz pratikte bunu çok gördük, şöyle: İşte, seçim çalışmalarında falan “Biz engelli çocuklarınıza bakıyoruz, okutuyoruz, sizlere maaş veriyoruz. Biz iktidarı kaybedersek sizler de bu yardımları alamazsınız.” anlayışını halka empoze etmiş maalesef iktidar. Sosyoekonomik durumu düşük yerlerde bu algı karşılık da buluyor.

Buradan değerli halkıma şunu açık açık belirteyim: Yapılan bu sosyal destekler ve ödemeler, sosyal devletin yapması gereken zaruri yardımlardır. Hangi iktidar gelirse gelsin, bu sosyal yardımlar devam edecektir. Hiç kimse, hiçbir parti bu yardımları kesmez, bilakis daha iyisini yapmaya çalışacaktır.

Şimdi, bir örneğimiz var. İktidar ve diğer 3 partinin birlikte yaptığı bir Çölyak Komisyonu vardı. Bu Çölyak Komisyonu bence çok verimli geçti. Ben bu Komisyonun bir üyesi olarak şunu belirteyim: Gerçekten, çalışkan, fedakâr arkadaşlardan oluşan bu Komisyon başarılı işler yaptı, yapmaya da devam ediyor. Çölyak Komisyonu olarak bilim adamlarını, STK’leri, glütensiz ürün üretimi yapan yerli ve yabancı firmaları, dernekleri, aileleri hem Komisyona çağırarak hem de ayaklarına kadar giderek ziyaret ettik, bakanlıklarla görüştük, çölyaklılar için elimizden gelen her şeyi yapmaya çalıştık ve çalışıyoruz. Glütensiz ürünlerin halka zamanında ve çok ucuz ulaşması noktasında bir mesafe kat ettik, çözüm önerilerini -muhalefet şerhi koymaksızın- bir rapor hâline getirdik; 100 sayfayı geçen verimli bir çalışma olduğu kanısındayım.

Bu hafta sonu seçim bölgem olan Adıyaman’da da Çölyakla Yaşam Derneğini kurduk. Her ne kadar belediye ve il protokolü ilgi göstermediyse de geniş katılımlı bir açılışla derneğimizi kurduk. Çölyak Komisyonunun Şanlıurfa ziyaretinde şöyle bir konuşma yapmıştım: Bu olaylar siyasetüstü konulardır. 4 parti bir araya gelebiliyorsa ülkenin en önemli sorunu olan demokrasi, özgürlük ve halkların bir arada kardeşçe yaşaması için niye bir araya gelemiyoruz? Ülke barut fıçısı hâline gelmiş, kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, ötekileştiren bir üslupla bir yere varamayız. Bugün iç ve dış barışı sağlayamayan bir ülke konumundayız. Demokratik kriterlerden gittikçe uzaklaşmaktayız. Eğer “Ülkede demokrasi var.” diyorsanız neden savaş karşıtlarını cezalandırıyorsunuz? Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin bir kısmı savaşı kutsuyor, diğer bir kesimi de savaşa karşı olamaz mı? Herkes tekçi olmak zorunda mı? “Tek millet, tek devlet, tek dil, tek adam” dediniz, şimdi de “tek basın, tek medya” diyorsunuz.

Afrin konusunda sizinle aynı görüşte olmak zorunda değilim. Hepimiz şahit olacağız ki Afrin konusunda Hükûmet yarın pişman olacaktır, “Kandırıldık.” diyecektir. Kürtleri kaybetme pahasına, IŞİD’vari cihadist örgütlerle Afrin’e…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Toparlayayım, az kaldı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Toparla da doğru toparla, konuyu saptırıyorsun.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Konuyla alakalı konuşmuyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – …saldırarak güzelim ülkemizi altüst ederek “ÖSO” denilen yağmacı çeteleri Kuvayımilliye’yle bir tutarak ülkeye bir şey veremezsiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Alkışımı geri alıyorum.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – ÖSO’yu Kuvayımilliye’yle eş tutmak Nene Hatunların ruhuna ihanettir.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Vatan topraklarını savunmak ne zamandan beri hainlik oldu?

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Talan zihniyetine sahip bu caniler, yağmaladıkları halkın mallarının paylaşımında bile birbirini öldürecek kadar gözü dönmüş çetelerdir.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Ne alakası var ya!

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Başkan, gündemle ne alakası var?

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Afrin konusunda iktidar yanlış hesaplar yapmaktadır. Bu tutumunuzla Kürtleri kaybedersiniz, tarih karşısında hesap vermek zorunda kalırsınız.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen kendine bak.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Down bunun neresinde?

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Öyle, “Sorunumuz Kürtlerle değil, sorunumuz terörle, PYD’yle, PKK’yle.” deyip işin içinden çıkamazsınız.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın konuşmacı, konu Afrin değil.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Konuştuklarını ben duyamıyorum siz bağırınca. Ne dediğinin farkında değilim.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “Afrin” diyor, ne alakası var Afrin’le Sayın Başkan?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, sizinle aynı sözü söylemek zorunda değil, oradan dikte edemezsiniz.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Bir “terör” kelimesiyle yüzyıllık Kürt sorununu görmezlikten gelemezsiniz. Ben ülkenin bütünlüğü için, birliği ve beraberliği için bu sözleri söylüyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – İyi, tamam da konunun ne alakası var? Çıkıyor, her zaman konuşuyorsun bunları.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Sizinle aynı görüşte olmak zorunda değilim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Halkımız buna karar verecektir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu çatının altında millî birlik, beraberlik içinde olmak zorundasın.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Seni alkışlamıştım, alkışımı geri alıyorum şimdi, konuyu saptırdın.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Canın sağ olsun, canın sağ olsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilim, lütfen…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ama olmaz ki…

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilim…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Tamam da konu saptı gitti Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi önerge sahipleri adına ikinci konuşma Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Fatma Kaplan Hürriyet’e aittir.

Buyurun Sayın Hürriyet. (Alkışlar)

Süreniz on dakika.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada uzun süredir şahit olamadığımız bir ana şahitlik ettiğimizi söylemek istiyorum. Tüm siyasi parti gruplarımızın da mutabakatıyla bugün, inşallah, Down sendromunun Türkiye’de yaygınlığı, Down sendromluların ve ailelerinin sorunlarının, ihtiyaçlarının tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen araştırma önergeleri birleştirilerek görüşülecek ve araştırma komisyonu kurulacak. Bizler de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak buna vesile olmanın mutluluğunu yaşıyoruz elbette.

Birleşmiş Milletler 21 Mart gününü Dünya Down Sendromu Günü olarak tanımıştır. Down sendromu -diğer konuşmacı arkadaşlarımın da söylediği gibi- bir hastalık değildir, genetik bir farklılıktır değerli arkadaşlar. Türkiye’de ve dünyada bu genetik farklılığın görülme oranı ortalama 700’de 1 yani 700 canlı doğumdan 1’i Down sendromlu olarak doğuyor. Kromozom sayısında fazlalık nedeniyle meydana gelen farklı yüz görünümüyle karakterize, doğuştan kalp hastalıkları, bağırsak problemleri, görme, işitme ve hormon bozuklukları ve daha başka sistemlerle ilgili sorunların yüksek oranda görüldüğü bir sendromudur. Yani diğer bebeklerden daha riskli bir şekilde hayata “Merhaba.” diyor bu yavrularımız. Anne olanlar daha iyi anlar elbette, dokuz ay karnınızda taşıdığınız, hayalini kurduğunuz ve doğduğunda en fazla avuç içi büyüklüğünde olan bebeğiniz ilk nefesini alalı henüz birkaç saat olmuşken soğuk neşterle tanışmak zorunda kaldığını bir düşünün. O küçücük bedenlerin, gözlerini daha açmadıkları şu hayatta, annesiyle bile tanışmadan, ameliyat eldivenleriyle tanıştığını bir düşünün. Tabii, bu, bebeğimizin yaşadığı sağlık sorunlarının sadece ilki oluyor maalesef, işitme sorunları yaşıyorlar -Down sendromlu bebek sahibi ailelerimiz daha iyi bilirler- “yapışkan kulak” diye bir sorun yaşıyorlar, orta kulak iltihapları oluyor, görme bozuklukları oluyor, gözlük takmayı reddedebiliyorlar. Vücutlarında çok çeşitli enfeksiyon sorunları, idrar yolu, boğaz, bademcik, cilt gibi enfeksiyonlar olabiliyor. Uykuda solunum bozuklukları, kabızlık, ishal, reflü, tiroit fonksiyon bozukluğu, kan hastalıkları, epilepsi, omurga bozuklukları olabiliyor. Bir anne için, bir aile için ne kadar da üzücü deneyimler bu deneyimler ne yazık ki. Bunları yaşayan ailelerimiz de o anlarda ne yapacaklarını bilmiyor, üzülüyor, ağlıyor; hep eşten dostan, sağdan soldan duydukları Down sendromlu bebek, birdenbire kendi ailelerinin yeni üyesi oluyor.

Bir anne bu anları ve sonrasında yaşadığı duyguları çok güzel bir şekilde anlatmış, o yüzden size kendi cümlelerimle değil bu annenin yaşadıklarını anlattığı cümlelerle buradan ifade etmek istiyorum ve tercüman olmaya çalışmak istiyorum. Diyor ki anne: “Doğumdan sonra eşim yanıma gelip oturdu. ‘Bebeğimiz özel bir bebek olabilir.’ dedi. Bu, hayatımda duyduğum en korkunç cümleydi. Birden hıçkırıklara boğuldum. Bu kadar çabuk ağlayabileceğimi sanmazdım, sanki önceden haberim varmış gibi ama yoktu. “Ne demek özel, ne demek?” dedim. O kadar ağlıyordum ki cümleler çıkamamıştı ağzımdan, sadece “Hayır.” diye bir çığlık duyuyordum bana ait olduğunu düşündüğüm. O an hiçbir yerdeydim, zaman yoktu, artık sadece uğultular vardı, simsiyah bir yokluk. Eşim de ağlıyordu, o zaman fark ettim gözlerindeki kırmızılığı. Şimdi geriye bakıp o hastane odasına döndüğümde, keşke diyorum, keşke bugün yaşayacağım duyguları ve mutluluğu o zaman bilseydim de o kadar ağlamasaydım, keşke hastane odam hüzün değil de mutluluk dolu olsaydı. Ne olurdu biri olsaydı ve bana anlatsaydı. Tek kalan üzüntüm, pişmanlığım bu.” İşte yaşadığı tüm duyguları çok da güzel anlatmış bir anne, bir Down sendromlu bebek annesi olarak. Evet, belki Down sendromunu tıbbi olarak iyileştirecek veya tamamen yok edecek bir tedavi yok ama sevmek inanmak demektir, her şey sevmekle başlar, sadece sevgi dolu bir bakış bir insanın hayatını değiştirebilir çünkü sevginin olduğu yerde hayat vardır değerli arkadaşlar. Ne de güzel söylemiş Mevlâna: “Sevgi şifadır, sevgi güçtür. Sevgi, değişimin sihridir.” Bu sevgi ailede başlar ve bu başlangıç toplumda da devam etmelidir. Devam etmelidir ki Down sendromlu çocuklarımız ötekileştirilmesin, yalnızlaştırılmasın ve toplum dışına itilmesin, insanlar onlara acıyan gözlerle bakmasın, o çocuklarımız gibi sevgi dolu baksın.

Bu sevgi dolu çocuklarımız artı bir kromozomu olmayan bizlerin dahi başaramayacağı şeyleri dünyada başarmış durumda değerli arkadaşlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin teknik bir üniversitesinden onur derecesiyle mezun olan Down sendromlu çocuklarımız var. İspanya’da, üniversitede öğretmenlik eğitimi alan başka bir Down sendromlu çocuk, oynadığı bir filmle en iyi oyuncu ödülünü alıyor hatta kendi eğitim yaşantısını anlattığı bir kitap dahi yazabiliyor. Yine İspanya’da başka bir Down sendromlu birey belediye meclis üyesi olarak seçilebiliyor. Bir Down sendromlu çocuk ise henüz 15 yaşında dünyanın en yüksek yeri olan Everest’e tırmanabiliyor.

Doğru bir yaklaşımla, nitelikli bir eğitimle bütün Down sendromlu çocuklarımız nice nice Everestleri aşabilir, kitap yazabilir ve etrafına ışık saçabilir. Bunun da tek yolu, temeli sevgiden geçen bir eğitimdir, kaliteli bir eğitimdir değerli milletvekilleri.

Elbette ortak bir mutabakatla birlikte kurulacak olan Down Sendromu Araştırma Komisyonunda verilecek olan eğitimin, ailelere sunulacak desteğin niteliği detaylı olarak görüşülecek ancak şunu da belirtmekte fayda görüyorum: Fark ettiğimiz bir şey var. “Ortak mutabakat.” diyoruz. 4 partinin birlikte imza koymasıyla kurulacak olan bir komisyondan bahsediyoruz yani bütün partilerin üzerinde iş birliğinde bulunduğu, ortak metin üzerinde uzlaştığı bir araştırma komisyonu ama bu hafta içerisinde, maalesef üzülerek gördük ki, yandaş kanallarda, bütün kanallarda sanki sadece AKP’nin önerisiymiş, AKP’nin teklifiymiş gibi verildi “Biz istedik, oldu.” mantığıyla topluma bunu deklare etmek oldukça yanlış bir tutum değerli arkadaşlar çünkü burada ortak bir karar alıyoruz ve o karar neticesinde bu komisyonu kuruyoruz. Yani biz burada “Down sendromlular için birlikte bir şeyler yapalım.” dediğimizde siyasi bir rantın peşinde konuşmuyoruz. 4 siyasi partinin de bu konuda hassasiyet göstererek verdiği araştırma komisyonu önergesi olduğunu bir kere daha buradan vurgulamak istiyorum ve hassasiyet gösteren 4 parti grubumuza da şükranlarımı, teşekkürlerimi sunmak istiyorum bu vesileyle birlikte.

Down sendromunun yanı sıra sizlere kısaca otizmli bireylerimizden, onların birkaç ihtiyacından da bahsetmek istiyorum. Belki önümüzdeki günlerde, önümüzdeki çalışmalarda onlar için de birlikte bir şeyler yapmak, onların da dertlerine belki birlikte çözüm üretmek adına bugün bir başlangıç olur umuduyla bahsetmek istiyorum.

2 Nisan tarihi yaklaşıyor, Otizm Farkındalık Haftası. Doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk üç yılında fark edilen bir gelişimsel farklılık olan otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artmakta. Günümüzde doğan her 68 çocuktan 1’isi için otizm tanısı konuyor. Otizmin görülme sıklığından hareketle Türkiye için yapılan nüfus projeksiyonuna göre ülkemizde yalnızca 0-18 yaş grubu arasında hâlen yaklaşık 352 bin otizmli çocuğun ve gencin eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerden faydalanmak için beklediğini hepimiz biliyoruz.

Otizmin tanınması, toplumun bilinçlenmesi, otizmli birey sahibi ailelere verilecek destek, otizmli bireylere verilecek eğitimler oldukça önemli. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yürütülen birtakım çalışmalar var elbette ama maalesef görüyoruz ki belirli bir sistematikte buluşulamamış, eksik kalmış bir eylem planı. Bunun için Mecliste bir otizm araştırma komisyonu kurulmasını talep etmiştik. Kurulacak olan araştırma komisyonunda konunun uzmanlarından direkt olarak alınacak bilgiler eşliğinde bir rapor hazırlanmasını elzem olarak görüyorduk ama bunun yerine, geç kalınmış ve toplumsal baskı sonucu alelacele oluşturulmuş bir Otizm Eylem Planı’yla karşılaştık. Daha önce de dediğim gibi önemli bir adım ama bu eylem planı, altyapısı sağlam temellere oturtulmamış bir adım. Ama hiçbir şey için tabii ki geç kalınmış sayılmaz. Otizm Meclis araştırma komisyonunun da kurulması gerektiğini bu vesileyle buradan ifade etmek istiyorum.

Bu komisyonun kurulması bir başlangıç olsun, dileğimiz bu; sadece bu konular değil, toplumu ilgilendiren önemli bütün konularda, insanların yarasına merhem olacak daha nice konularda böyle bir araya gelebilsek ve birlikte, uzlaşı içinde çözümler üretebilsek keşke.

Son olarak, kurulmasını istediğimiz Down sendromu araştırma komisyonunun milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -Teşekkür ederim Sayın Hürriyet.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, sisteme giremedim, 60’a göre bir dakika söz istiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Beştaş, talebiniz...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – 60’a göre yerimden kısa bir söz talep ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Mardin’in Kızıltepe ilçesinin köylerinde on iki gündür devam eden elektrik kesintisine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kızıltepe’de çok ciddi bir problem var; elektrik kesintileri. Mardin Kızıltepe ilçesindeki köylere on iki gün hiç elektrik verilmedi ve şu anda on binlerce dönüm araziye gübre serpilmiş vaziyette, elektrik olmadığı için sulama yapılamıyor ve âdeta köylüler kolektif olarak cezalandırılıyor. Gerçekten bununla ilgili çok ciddi girişimler oldu, Mardin vekillerimiz de Valilik ile diğer ilgili kanallarla görüştüler ama henüz sorun çözülmedi. DEDAŞ yetkililerinin jandarma eşliğinde trafoları söktüğü ve elektrikleri kestiği de ayrıca köylülerin ifade ettiği noktalar arasında ve burada ürünlerin yanması, büyük bir mağduriyet yaşanması çok ciddi bir ihtimal, kuvvetle muhtemel. Sağlık Bakanı da burada, gerçi başka bir bakan da burada, yani bununla ilgili, Hükûmetin hemen bir adım atması gerekiyor, çok ciddi bir mağduriyet var. Çözümün ertelenmemesi gerektiğini, derhâl çözüm üretilmesi gerektiğini bir kez daha buradan da söylemek istiyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın bakanlar da burada, mutlaka dikkate alacaklardır.

Sayın Keşir, talebinizi alayım önce.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Konuyla ilgili, sayın hatibin az önce, Otizm Eylem Planı’nın hazırlanma biçimiyle ilgili söylediği cümleye cevap vermek istiyorum çünkü eylem planını çalışan biriyim, 60’a göre söz istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Keşir.

35.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in (10/684), (10/2594), (10/2645), (10/2646) ve (10/2691) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birleştirilerek yapılan ön görüşmelerinde önerge sahipleri adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Az önce hatip, Otizm Eylem Planı’yla ilgili “Alelacele hazırlanmış bir eylem planı.” dedi. 2013 yılında bu eylem planı taslağını çalışan biriyim, uzun süre çalıştığımız, hazırlık çalışması uzun süren bir eylem planı. Tüm ilgili sivil toplum kuruluşları, alanda çalışan akademisyenler ve tüm kamu kuruluşları; Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bürokrasisinin ortak hazırladığı bir eylem planı. Muhakkak eksikleri olabilir, tartışılabilir ama “Alelacele hazırlanmış.” denmesinin o zaman beraber çalıştığımız onlarca kişinin emeğine ciddi bir haksızlık olacağını düşünüyorum.

Onun için söz almak istedim. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keşir.

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 23 Milletvekilinin, otizmin ve otizm tedavisi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/684) (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin ve 23 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/2594) (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin sosyal hayata katılmalarının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2645)

4.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın Down sendromu ile yaşayan vatandaşların ve ailelerinin karşılaştığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2646) (Devam)

5.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 19 milletvekilinin, otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, özgül öğrenme güçlüğü ve Down sendremu konusunda yürütülen çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2691) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önerge sahipleri adına son konuşma Adana Milletvekilimiz Sayın Necdet Ünüvar’a aittir.

Sayın Hocam, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Bugün gerçekten çok önemli iki tane araştırma komisyonu kurulacak. Her ikisi de hem mesleki hem de komisyonumuzu çok yakından ilgilendiren iki ayrı komisyon. Bir tanesi, Down sendromlu ve otistik bireyleri başta ilgilendiren, özel öğrenme güçlüğü yaşayan, hiperaktivite yaşayan vatandaşlarımızı ilgilendiren bir komisyon; diğeri de, tıbbi ve aromatik bitkilerin ekonomiye daha fazla katkı sağlaması adına kurulacak araştırma komisyonu. Tevafuk, geçen hafta Afyon'da Sayın Veysel Eroğlu Bakanımız ile -Hatice Dudu Hanım da oradaydı- Vural Kavuncu Beyefendi’yle beraber o toplantıya katıldık. Tıbbi aromatik bitkilerle ilgili komisyon da çok çok önemli. Bunu da kayda geçsin diye ifade ediyorum. Türkiye'nin çok büyük potansiyeli var ama maalesef İtalya ve İspanya’dan daha az. İnanıyorum ki o komisyon Türkiye'nin ekonomik kazanımını artıracak. Down sendromu ve otistik bireylerle ilgili komisyon da beşerî sermayemizi artırarak toplumdaki sevgi endeksini artıracak bir araştırma komisyonu olacak.

Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyorum.

21 Martta Down Sendromlular Günü vardı. 2 Nisanda da otizmli kardeşlerimizin günü var. Tam ortasında yani Down Sendromlular Günü’nün altı gün sonrası ve Otizm Günü’nün de altı gün öncesinde bir araştırma komisyonu kuruyoruz. Bu komisyon gerçekten çok hayırlı bir komisyon.

Benden önce konuşan gerek Bakanımız gerekse milletvekili arkadaşlarımız konuyla ilgili çok teknik, detaylı bilgiler verdi. Esasında şunu ifade etmem lazım: Araştırma komisyonları yapılmayan işlerle değil, yapılan işlerle ilgili şayet eksik kalmış veya birbirinin mütemmimi olamamış konular varsa onları ilgili bilim adamları, STK’ler, meslek örgütleri, hatta olayı bizzat yaşayan vatandaşların konuşmalarıyla, onların verdiği bilgilerle tamamlamaya matuf bir çalışmadır. Bugüne kadar pek çok araştırma komisyonunda görev aldım ve hemen hemen hepsi de gerçekten çok çok önemli işler yaptı. Örneğin bugün bağımlılıkla ilgili bir yüksek kurul varsa bizim 2008 yılında yaptığımız, uyuşturucuyla ilgili Araştırma Komisyonunun yaptığı çalışmanın bugüne yansımasıdır. Buna benzer pek çok konular konuşuldu. Dolayısıyla, araştırma komisyonlarının kurulmasını çok hayırlı bir iş olarak görüyorum. Bütün partilerin grup başkan vekillerini ve grup yönetimlerini de bu açıdan gönülden tebrik ediyorum.

Down sendromu benim yıllardır yakından ilgilendiğim bir alan çünkü bizim ailemizde de bir Down sendromlu birey var, bir Hiranur Melek’imiz var. Onun vesilesiyle birazcık daha yakından takip ettiğim bir konu ama bir tıp doktoru olarak da Down sendromu, otizm, öğrenme güçlüğü, hiperaktivite çok yakından ilgilendiğimiz konular. Gerçekten, bu konuların birazcık daha tartışılması, görüşülmesi gerektiği kanaatindeyim.

Dün akşam Kayseri Milletvekilimiz Sayın Çetin Bakır beni aradı, ben de İstanbul'da havaalanındaydım…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çetin Arık, Hocam…

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Çetin Arık dedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Bakır” dediniz.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Çetin Arık, pardon, affedersiniz. Tekrar o zaman kayda Çetin Arık olarak geçsin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünüvar, düzeltilmiştir

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Maalesef, bugün, çok arzu ettiği hâlde burada bulunamıyor. Onun bana ilettiği mesajı ben de Genel Kuruldaki değerli milletvekillerimize iletmek istiyorum. Hazin bir trafik kazası oldu Kayseri'de, Allah rahmet eylesin, 6 vatandaşımız vefat etti. Onların taziyesine gitmek üzere Kayseri’ye gideceğini iletti.

Çetin Arık Beyefendi de otizmi çok yakından takip eden bir kardeşimiz, kendisinin de bir yakını otizmli ama bunların sadece sıhri yakınlığı bizim için çok önemli değil, hepsi bizim yakınımız, hepsi bizim ailemiz yani bugün Türkiye'de ne kadar otizmli birey ve onların yakınları varsa ne kadar Down sendromlu ve onların yakınları varsa onların hepsi bizim ailemiz, hepsi ilgilenmemiz gereken kardeşlerimiz, vatandaşlarımız.

Tabii burada bir konu çok çok önemli, toplumun engellilere bakışını bizim mutlaka işlememiz lazım. Maalesef şunu ifade etmem lazım ki: 2002’den önce, toplumda engellilerle ilgili daha çok dışlayıcı bir nokta varken bugün engellileri daha çok benimseyici bir nokta var. Bunda Cumhurbaşkanımızın, Hükûmetimizin, Aile Bakanlığımızın, Çalışma, Sağlık Millî Eğitim Bakanlığımızın çok çok rolü var. Gerçekten, bunlara hem ekonomik hem de toplumda kendi ayaklarının üzerinde durabilmelerini sağlayacak pek çok eylem planı ortaya kondu. Ayşe Keşir Hanımefendi de biliyor, ben de -o dönemde- hem parlamenter hem de Sağlık Komisyonu Başkanı sıfatıyla konunun bizzat içindeyim; Otizm Eylem Planı yapıldı yani 2016-2019 arasında, otizmli bireylerle ilgili bir eylem planı yapıldı ve gerçekten çok farklı çalışmalar yürütülüyor. Bugün baktığımız zaman, sadece otizm ve Down sendromu değil, öğrenme güçlüğü ve hiperaktivite değil, onun dışında da pek çok engelli bireyin gerek eğitim alması gerek rehabilitasyonu gerekse ulaşım hizmetlerinden veya toplumdaki diğer hizmetlerden daha fazla yararlanmasıyla ilgili gerçekten çok ama çok önemli çalışmalar yapıldı.

Sadece şunu ifade etmem lazım: Burada, belki Komisyonda görev alacak arkadaşlarımız bu konuyu çok detaylı olarak çalışacaklardır, “kaynaştırma eğitimi” dediğimiz bir husus var ki bu çok önemli. Kaynaştırma eğitimi: Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin engelli olmayan bireylerle aynı ortamda bulunması. Tabii ki bunun belli kuralları, belli şartları var. Her 15 normal, engeli olmayan öğrenciye 1 tane engelliyi yani özel eğitime ihtiyacı olan daha fazla kardeşimizi kaynaştırarak onların hem eğitim potansiyelinin yükseltilmesi hem de toplumda daha sonra yaşayacakları hayatı birlikte yaşamalarını öngören bir husus ki bununla ilgili de gerçekten çok önemli rakamlar var. Örneğin, benim elimdeki rakama göre, 2001-2002 eğitim sezonunda 53 bin civarında kaynaştırma eğitimi alınırken 2016-2017 öğretim yılında 333 bin kişiye ulaşmış. Yeterli mi? Yetmez çünkü elimizdeki rakamlardan, otistik bireylerin 550 bin civarında olduğunu, bunların 150 bin kadarının da 0-14 yaş arasında olduğunu, Down sendromlu kardeşlerimizin yaklaşık 70-80 bin civarında olduğunu ve bunların çok önemli bir kısmının eğitim alma durumunda olduğunu biliyoruz.

Dolayısıyla, bizim hem eğitim hem diğer alanlarda çok fazla gayret sarf etmemiz, bu eğitimlerin daha fazla alınmasını sağlamamız gerektiği kanaatindeyim. Yani yaptığımız şeyleri asla yeterli görmüyoruz. Çok şey yaptık ama daha çok şey yapmamız lazım. Daha çok şey yapmak için de Parlamentonun gücünü her zaman icranın arkasında hissetmesi gerekiyor.

Ben bugün görüyorum ki 4 parti de hem Down sendromlu hem otistik kardeşlerimiz için gerçekten çok önemli adımlar atıyor. Ben bu komisyonların, hem Down sendromlu, otistik bireylerle ilgili komisyonun hem tıbbi aromatik bitkilerle ilgili komisyonun çok hayırlı hizmetler yapacağına inanıyorum. Bu komisyonlara destek olan bütün milletvekillerimize gönülden teşekkürlerimi sunarak hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünüvar.

Önerge sahipleri adına konuşmalar da tamamlanmıştır.

Buyurun Sayın Bakan, yerinizden kısa bir açıklama…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; az önce de Milletvekilimiz Meral Danış Hanım Mardin Kızıltepe’de elektriklerin kesildiği, trafoların söküldüğü şeklinde bir bilginin kendisine ulaştığını söylediler. Mardin Valisiyle yaptığım görüşmede böyle bir şey yok. Bölge, tabii, elektrik dağıtımı özelleşmiş bir bölge. Elektrik parasını ödemeyenlerin elektrikleri kesiliyor, ödeyenlerin de elektrikleri veriliyor. Farklı bir durum yok. Özel olarak sordum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Elektrikleri kesiyorlar, değil mi Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Ödemeyenin elektriği kesilir. Bütün Türkiye’de öyle oluyor, Samsun’da da öyle oluyor, Tekirdağ’da da öyle oluyor, Mardin’de…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ödeyemeyen on binlerce insandan bahsediyoruz.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Ödeyemeyen ayrı bir olaydır ama öyle, özel olarak jandarma denetiminde trafolar sökülüyor falan, böyle bir durum yok.

Arz ederim.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bizdeki bilgi yani…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama cevap verdik.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bülent Bey, siz mi idare ediyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Vermeyelim mi Filiz Hanım?

BAŞKAN – Arkadaşlar bir saniye, grup başkan vekilimizin bir talebi var, dinlemek durumundayım.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Bakan yanıt verdi. Ben konuşmamda -bir dakika olduğu için- gerekçeyi söyledim aslında. Borçların ödenmediği gerekçe gösteriliyor ancak köylüler, yüzlerce köylü müracaat etti bize ve Mardin vekillerimiz ve Sayın Mithat Sancar da yakından takip ediyor. Usulsüz faturaların düzenlendiğini, elektrik borçlarının yüksek gösterildiğini ve bu nedenle ödeme güçlüğü çekildiğini… Bununla da birlikte biz on binlerce dönüm araziden ve çiftçilerden söz ediyoruz. Sulama yapılamıyor ve bu aynı zamanda millî gelir… Eğer bunu hâlâ konuşuyorsak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamam mı Sayın Başkanım?

Konuşmanız tutanaklara geçti.

Az sonra ara vereceğim, yan yana geliriz, bir daha birlikte değerlendiririz.

Sayın Altay…

37.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, elektrik borcunu ödemeyenler olduğu için köyün girişindeki trafonun kapatılmak suretiyle bütün köyün cezalandırıldığı yönünde şikâyetler olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bakanım, şimdi, bize gelen şikâyetler şöyle: Elbette elektrik parasını ödemeyenin elektriğini kesme işlemi diye bir işlem var, 81 vilayette var; kesmeseniz iyi de kesiyorsunuz. Şimdi, bize gelen şikâyetlerin özünde şu var: Bir köy düşünelim, bu köyde 35 hane var; atıyorum, 6 hane elektrik faturasını ödememiş, köyün girişindeki trafo kapatılmak suretiyle -böyle şikâyetler yani- bütün köy cezalandırılıyor. Bu, Mardin’de de olsa yanlış, Hakkâri’de de olsa yanlış, Edirne’de de olsa yanlış. Yani bunu batıda Edirne’nin bir köyünde yapmazken Mardin’de yapmak caiz değil diye düşünüyorum. Hükûmetin bu konuda gerekli tedbirleri alacağına inanıyorum Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Başkanım, bir cümle…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, buyurun.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Valiye özellikle sordum “Trafolar jandarma denetiminde gelinip sökülüyor. Böyle bir durum var mı? İddia bu.” diye. Böyle bir şeyin olmadığını söyledi, sadece elektrik parasını ödemeyenlerin elektriğinin kesildiğini söyledi. Konuyu daha derinliğiyle inceler, sizlere bir bilgi veririz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Konu amacına ulaşmıştır.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bu işi Valiye bırakmayın Sayın Bakan.

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 23 Milletvekilinin, otizmin ve otizm tedavisi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/684) (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin ve 23 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/2594) (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 Milletvekilinin, Down sendromlu bireylerin sosyal hayata katılmalarının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2645)

4.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın Down sendromu ile yaşayan vatandaşların ve ailelerinin karşılaştığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2646) (Devam)

5.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 19 milletvekilinin, otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, özgül öğrenme güçlüğü ve Down sendremu konusunda yürütülen çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2691) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (Alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oy birliği, oy birliği, tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 12 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, komisyonun çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinde başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bahsettiğim oylamalar oy birliğiyle kabul edilmiştir. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Down sendromlu kardeşlerimiz, az önce yüce Parlamentomuzda bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasına oy birliğiyle karar verilmesi nedeniyle F Blok Mermerli Salon’da sizlere bir gösteri icra edeceklerdir. Kardeşlerimizin sevincini paylaşmak üzere, başta grup başkan vekillerimizi, sayın bakanlarımızı ve siz değerli milletvekillerimizi Mermerli Salon’a davet ediyorum.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 77’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi, tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim ve pazarlamasına yönelik sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti gayesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt ve 28 milletvekilinin (10/5), Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın (10/2602), Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve 20 milletvekilinin (10/2612), Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in (10/2644) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birlikte yapılacak görüşmesine başlıyoruz.

Hükûmet? Yerinde.

6.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt ve 32 Milletvekilinin, tıbbi ve aromatik bitkilerin satılması ve bu konuda girişimciliğin desteklenmesi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/5)

7.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunması, sürdürülebilmesi ve değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2602)

8.- Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve 21 Milletvekilinin, tıbbi ve aromatik bitki üretimi ile ilgili çeşitli hususların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2612)

9.- Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in tıbbi ve aromatik bitkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2644) (x)

BAŞKAN – İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Şimdi söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: İlk söz Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’na aittir. Gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Mustafa Mit’e aittir, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Sibel Yiğitalp’e aittir, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekilimiz Sayın Özgür Özel’e aittir, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Samani’ye aittir; önerge sahipleri adına İstanbul Milletvekilimiz Hüda Kaya, Bursa Milletvekilimiz Erkan Aydın, Hatay Milletvekilimiz Orhan Karasayar konuşacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi ilk söz Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’na aittir.

Sayın Bakanım, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle tıbbi aromatik bitkiler hakkında araştırma önergesi verilmesiyle ilgili hususta sizlere bilgi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, özellikle bundan dolayı bütün yüce Meclise, önerge verenlere gönülden teşekkür ediyorum çünkü tıbbi aromatik bitkiler Türkiye için fevkalade önemli bir husustur. Şöyle ki: Özellikle bizdeki biyolojik çeşitlilik, flora, fauna Kıta Avrupası’ndan daha zengindir.

Özellikle şunu vurgulamak istiyorum ki bizde yaklaşık 12.500 adet bitki türü var, bunun 3.650’si endemik yani sadece Türkiye’de olup başka yerde olmayan bitkiler. Bunların pek çoğu da “şifalı bitki” dediğimiz tıbbi bitkiler. Dolayısıyla, Türkiye böyle zengin bir biyolojik çeşitliliğe ve tıbbi bitkilere, şifalı bitkilere sahip olmasına rağmen maalesef buna yeteri kadar ilgi gösterilmemiştir. Ben yüce Meclisi böyle bir çalışma için araştırma önergesi verilmesinden dolayı gerçekten kutluyorum

Özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Dünyada tıbbi aromatik bitkiler konusunda 115 milyar dolarlık bir pazar var. Türkiye nasıl ki özellikle pek çok bölgenin kavşak noktası, aynı zamanda iklimlerin de, dört iklimin kavşak noktasıdır. Dolayısıyla Türkiye’de biyolojik çeşitlilik çok daha fazladır. Bu maksatla, biz özellikle 2013 yılından itibaren harekete geçtik Orman ve Su İşleri Bakanlığı olarak. İlk önce “Tıbbi Aromatik Bitkiler Merkezi” diye muhteşem bir merkez kurduk. Yani bu merkezde, üniversitelerimizle birlikte, her türlü laboratuvar imkânları mevcut, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Daha sonra, bilhassa bu sadece bizim Bakanlığı ilgilendirmiyor çünkü bizim Bakanlık şu bakımdan ilgileniyor: Bu tıbbi aromatik bitkilerin yüzde 80’i ormanlarda ama tarım dışı alanlarda, tarım alanlarında da var. Dolayısıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını, tıbbi olduğu için Sağlık Bakanlığını yani şu anda üç bakanlığı ilgilendiren bir konudur. Bu yüzden biz özellikle üç bakanlık, başta Sağlık Bakanlığı; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı harekete geçtik. Her birimiz bir daire başkanlığı kurdu bu konuda, araştırma merkezleri kurduk -biraz sonra kısaca sizlere arz edeceğim- ve neticede özellikle 1’inci çalıştayı 2014 yılında gerçekleştirdik; bütün kurum, kuruluşlar, üniversiteler, kamu kurum temsilcileri katıldı. Gerçekten, buradan çok güzel neticeler de çıktı. Özellikle 2016 yılında 2’nci çalıştayı gerçekleştirdik, bazı kararlar aldık. Bilhassa Konya’da da 2017 yılında, gerçekten, çok büyük bir Uluslararası Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Kongresi tertip ettik, bütün dünyadan bu konudaki uzmanları davet ettik ve de neticede –ben kitapları getiremedim- bunları bastık. Arzu eden varsa bunu zaten yüce Meclise de komisyona da vereceğiz bütün dokümanları ve gerçekten, bu bir ufuk açtı. Hatta araştırma sayısı çok arttı. Şu anda 120’den fazla araştırıcı, profesör, öğretim üyesi olduğu gibi, ayrıca kamu kurumlarında, üç bakanlıkta –Sağlık Bakanlığında, Orman ve Su İşleri Bakanlığında ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında- bilhassa bu konuyla iştigal eden, gerçekten, uzmanlar var, hatta biz bu konuda ihtisas grupları oluşturduk. Çünkü herkesin her şeyi bilmesi mümkün değil, dolayısıyla tıbbi aromatik bitkilerle alakalı ihtisas gruplarında çalışmalar devam ediyor.

Ayrıca burada, yüce Mecliste şunu söylemek istiyorum: İnşallah, bu araştırma önergesi kabul edildiği takdirde, 18-19 Nisan tarihlerinde İstanbul'da Sağlık Bakanlığının tertip ettiği Uluslararası Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Kongresi var, gene aynı tarihlerde Antalya’da tıbbi aromatik bitkilerle ilgili bir kongre var, yüce Mecliste ilgili komisyonda araştırma önergesiyle ilgili çalışma yapacak olan milletvekillerimizin bunlara katılmalarını özellikle bekliyoruz, davet ediyoruz. Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Biz bu konuda ne yaptık? Efendim, en son, özellikle, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanının, ayrıca Sağlık Komisyon Başkanımızın da katıldığı Afyonkarahisar’daki -Profesör Doktor Necdet Ünüvar burada- toplantıda çalışma grupları oluşturuldu. Orada halk sağlığı ve tüketici güvenliği -bu önemli- ikincisi üretim… Üretimi nasıl yapacağız? Standartlar, üretim standartları, bunların detaylarına girmeyeceğim, komisyona vereyim çünkü vaktimiz sınırlı olduğu için ben sadece başlıkları özellikle vurgulamak istiyorum.

Mevzuat ve ruhsatlandırma. Çünkü ruhsatlandırmada iki yol tercih ediliyor: Birinci yol, gıda takviyesi için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bir gıda takviyesi ruhsatı veriyor ama biz Sağlık Bakanlığında da özellikle ruhsatlandırma işlemlerinin çok daha kolaylaştırılması konusunda, hatta alınan ücretlerin azaltılarak en azından tıbbi ilaçların bir an önce hayata geçmesi açısından bir çalışma yapılmasını talep etmiştik, bu konuda da güzel bir çalışma yapıldı. Ben Sağlık Bakanımıza ve -burada- Necdet Bey'e teşekkür ediyorum.

Bunun dışında, “Bu konuda eğitim verelim." dedik, “Ulusal ve uluslararası iş birliği yapalım.” diye söyledik. Biliyorsunuz, Uzak Doğu'da çok büyük potansiyel var, pazarlama da var. Orada o kadar tıbbi aromatik bitki zenginliği maalesef yok ama pazarlama çok iyi, bilhassa biz Uzak Doğu’yla… Mesela, ben oraya, bizim çalıştaya Malezya Büyükelçisini davet etmiştim, geldi, konuşma yaptı. Ayrıca, en batıda, Meksika’da, orada da ciddi bir tıbbi aromatik bitki var, Meksika Büyükelçisini davet etmiştim, o da geldi, konuşma yaptı. Yani bizim ulusal ve uluslararası iş birliği yapmamız lazım. Projelendirme yapıp, netice itibarıyla, bu konuda bir an önce çalışmaların yapılarak… Bilhassa ilaç üretimi, bunun sağlıkta kullanılması ve kozmetik sanayisinde dışarıdan ithal etmek yerine Türkiye’de üretilmesi şeklinde bir çalışma yapmak için özel sektörün de teşvik edilmesi konusunda karar alındı. Bu, gerçekten bir ufuk açacaktır.

Şu ana kadar ne kadar ihracat yapıyoruz? Yani bu kadar biyolojik çeşitlilik var -Kıta Avrupası’ndan daha fazla- ama şu ana kadar büyük gayretlerle yapabildiğimiz tıbbi aromatik bitkilerin ihracatı 600 milyon dolarcık. Ama biz bu çalıştay ve kongrelerde bir hedef koyduk, yüce Meclisimiz de destek verirse gerçekten biz bu hedefi yakalarız. 2023 yılına kadar 5 milyar dolarlık bir ihracat hedefi ortaya koyduk, bunu da gerçekleştireceğimize ben inanıyorum.

Tabii, bizim Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu konuda bir daire başkanlığı kurdu, Odun Dışı Ürün ve Hizmetler Dairesi Başkanlığı. Bu konuda “ORKÖY kredisi” adıyla çiftçilere destek veriyoruz.

Ayrıca, bizim Orman Genel Müdürlüğümüz dışında Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğümüz büyük bir veri tabanı programı hazırladı, adı Nuh’un Gemisi. Türkiye’deki bütün biyolojik çeşitliliği kaydediyoruz her şeyiyle beraber, şu ana kadar da 1 milyon 250 bin tane kayıt yapıldı. Pek çok ilde, illerin yüzde 80’inde bitti, önümüzdeki yıl sonuna kadar bütün Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği taranacak ve bu da kayıt altına alınacak. Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Bunun dışında, 38 tane eylem planı hazırladık, arzu eden vekillerime bunları kitaplar hâlinde verebiliriz.

Zamanım az kaldığı için… Bir de, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı büyük çalışma yapıyor. Özellikle, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı büyük araştırma merkezleri kurdu, orman köylülerine destek veriyor, AR-GE çalışmalarına destek veriyor; ayrıca, tıbbi aromatik bitkiler çalışması başlattı. Bir de TÜBİTAK, bunu özellikle destekleme kararı aldı. Bu konuda da araştırmacıları desteklemek için her türlü imkân var.

Son olarak -sürem kalmadığı için- bazı tıbbi bitkilerle alakalı üniversiteyle birlikte Bakanlığımız bazı el kitapları çıkardı. Mesela, lavanta, kekik, nane, defne gibi pek çok bitki üzerine el kitapları var.

Ben, burada, Bakanıma da teşekkür ediyorum. Bizim haşhaş yağı, haşhaş tohumu özellikle kolesterol için bir ilaçtır.

Ordinaryüs Profesör Sıtkı Velicangil vardı, çok meşhur bir hocaydı, rahmetli oldu. Ben de bir ara halk sağlığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bir dakika müsaade ederseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir ara Teknik Üniversitede Çevre Mühendisliği bölümünde halk sağlığı dersi vardı, Hocam “Sen bu işe meraklısın, sen Sıtkı Velicangil’in -dünya çapında meşhur hoca- asistanlığını yap.” dedi. Benim de Afyonkarahisarlı olduğumu bildiği için “Ben, Fransa’da araştırma yaptım; haşhaş yağı, haşhaş tohumu kolesterol için ilaçtır.” dedi. Sağ olsun, Değerli Bakanımız Zekeriya Bey de bu konuda, hem siyah hem de sarı haşhaş tohumlarıyla ilgili bir tahlil yaptırdı. Kendisine de burada huzurunuzda teşekkür ediyorum.

İnşallah, bütün gruplar birlikte bu konuda bir çalışma yaparsa biz de emrinize amadeyiz. Gelin, hep beraber bütün Türkiye’de bu tıbbi aromatik bitkileri geliştirelim.

Ayrıca, bizdeki her türlü dokümanı da araştırma komisyonuna vermeye hazırız efendim.

Ben, gerçekten çok faydalı, böyle bir komisyonun kurulmasının çok isabetli olduğu düşüncesiyle hepinizi en kalbî duygularla selamlıyorum efendim.

Sağ olun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakana teşekkür ediyoruz.

Şimdi, gruplar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk konuşma Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Mustafa Mit’e aittir.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tıbbi ve aromatik bitkilerin ekolojik denge gözetilerek üretiminin artırılması, satışı, sağlığa uygun olarak kullanılması ve ihracatının geliştirilmesi ve bunlara yönelik çözüm ve önerilerin belirlenmesi amacıyla verilen araştırma önergesi Danışma Kurulunun aldığı kararla ortak öneri hâline getirilerek Genel Kurulda görüşülmektedir. Ben de bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tıbbi bitkilerin tanımını tam olarak yapmak mümkün değildir. Günümüzde “tıbbi ve aromatik bitkiler” terimi genellikle birlikte kullanılmaktadır. Tıbbi ve aromatik bitkiler genel anlamı itibarıyla hastalıkları önlemek, sağlığı sürdürmek ve hastalıkları iyileştirmek için ilaç olarak kullanılan bitkilerdir. Tıbbi bitkiler, sağlık, beslenme, kozmetik, vücut bakımı, tütsü yapımı veya dinî törenler gibi alanlarda yer alırken, aromatik bitkiler ise güzel koku ve tat vermeleri için kullanılmaktadır. “Tıbbi ve aromatik bitkiler” denildiğinde hem bitki hem etken madde yönünden ve hem de tüketim alanları bakımından çok büyük bir alanı kapsamaktadır. Bu bakımdan bugün standart hâle gelmiş bir gruplandırması bulunmamakla birlikte genellikle familyalarına, içerdikleri etken maddelere, tüketim ve kullanımlarına, yararlanılan organlara ve farmakolojik etkilerine göre gruplandırılmaktadırlar. Ancak en yaygın olarak kullanılan gruplandırma, etken maddelerine göre yapılan gruplandırmadır.

20’nci yüzyılda tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim ve kullanımındaki gelişmeler incelendiğinde, yüzyılın başlarında teknolojinin getirdiği yenilikler, sosyal ve politik gelişmeler bitkilerin ilaç olarak kullanımının hızla azalmasına neden olmuştur.

Dünyada tıbbi ve aromatik bitkilere olan talep her geçen gün artmaktadır. Tıbbi ve aromatik bitkilerin özellikle ilaç, gıda ve kozmetik sanayi hammaddesi olarak geniş bir kullanım alanı vardır. Tüketici ve sanayici taleplerine cevap veren kaliteli ve standart ürün için ıslah edilmiş çeşitlerin geliştirilmesi, uygun ekolojik şartların belirlenmesi, tabiata zarar vermeden zamanında toplanması, hasat sonrası işlemler ve işleme teknolojisinin belirlenmesi için bir Meclis araştırması komisyonu kurularak elde edilecek sonuçlara göre düzenleme yapılması ihtiyacı bütün gruplar tarafından benimsenmiştir.

Türkiye'de, hâlihazırda, gerek iç tüketim ve gerekse ihracatı yapılan tıbbi ve aromatik bitkilerin tahminen yüzde 20’si kadarının tarımı yapılmaktadır, diğer yüzde 80’i ise kök, meyve, sap, yaprak ve çiçek olarak geleneksel yöntemlerle doğadan toplanmak suretiyle elde edilmektedir. Günümüzde, Türkiye'de, yeterli miktarda standart ve kaliteli ürün temini, geleneksel yöntemlerle yapılan toplanmayla mümkün olmamaktadır. Bu bitkilerin, düzenli olarak kültür ve ıslah çalışmalarıyla istenilen niteliklere ulaştırılması gerekmektedir.

Tıbbi ve aromatik bitkiler, uçucu yağ yani eterik yağ taşıyan bitkilerdir. Uçucu yağlar, bitkilerden su buharı damıtılmasıyla elde edilen, oda sıcaklığında sıvı olan, bazen donabilen uçucu, kuvvetli kokulu ve yağımsı karışımlardır. Aromatik bitkilerden elde edilen uçucu yağlar açıkta bırakılınca oda sıcaklığında bile buharlaşabildiklerinden ve güzel kokulu olduklarından “esans” ismiyle de anılmaktadırlar. Doğadaki tüm bitkiler insanlığın hizmetindedir ve aromatik bitkiler asırlardır ilaç, gıda, parfümeri ve kozmetik gibi çok farklı alanda kullanılmaktadırlar.

Yüzyıllardan beri süregelen insan ve bitki arasındaki bağ sonucu, günümüzde tüm dünyanın önemli kabul ettiği ve ciddi araştırmaların yapıldığı etnobotanik bilim dalı doğmuştur. Etnobotanik, bilgi birikimi, deneme yanılma yoluyla edinilmiş ve uzun bir zaman süreci sonucunda nesilden nesle aktarılarak günümüze kadar ulaşan çok değerli bilgileri yansıtan içerikleriyle, bitkilerin bilimsel olarak değerlendirilmelerine önemli katkıda bulunmaktadır. İnsanlık tarihi boyuncu bilinen pek çok hastalık türü tıbbi ve aromatik bitkiler kullanılarak tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyadaki insan nüfusunun yüzde 80’i hastalıklarını öncelikle tıbbi bitkiler yoluyla tedavi etmeye çalışmaktadır. Hâlihazırda ilaç üretiminde yüzde 60 oranında tıbbi ve aromatik bitkiler kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra gelişmiş ülkelerdeki reçeteli ilaçların yüzde 25’i bitkisel kökenli maddelerden oluşmaktadır. İlaç elde edilen bitkilere olan talep, düşük maliyetli olması, yan etkilerinin olmaması, toksit etkilerin azlığı ve doğal olarak üretilmiş olmasından dolayı hem gelişmiş hem gelişmekte olan ülkelerde artış göstermektedir.

Gün içerisinde soluduğumuz kirli hava, düzensiz beslenme ve katkı maddeleri, besinlerde kullanılan zararlı, koruyucu maddeler ve hareketsizlik vücudumuzda “serbest radikal” denilen maddeleri oluşturmaktadır. Bu maddeler de bağışıklık sistemimizi etkileyerek hastalıklara sebep olmaktadır. Bu da son yıllarda insanoğlunu yoğun bir şekilde antibiyotik kullanımına yönlendirmiştir. Ancak vücuttaki bu bakterilerin antibiyotiğe olan direnci artmış, bu sebeple de ilaç sektörü dozajı daha yüksek olan antibiyotikler üretmeye başlamışlardır. Yani biz antibiyotik aldıkça vücuttaki bakterilerin antibiyotiğe olan direnci artmış ve dirençleri arttıkça da çözüm daha yüksek dozajlı antibiyotikler kullanmakta aranmıştır. Bu kısır döngü, sonunda içinden çıkılmaz bir hâl almıştır.

İşte burada devreye tıbbi aromatik bitkiler girmektedir. Bu nedenle ilaçlara alternatif olarak tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanılması önerilmektedir. Bazı bitkisel bileşimlerin tek bir antibiyotikle öldürülmesi zor olan mikroorganizmaların dirençliliğine karşı koyarak daha etkin bir tedavi sağladığı rapor edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, sağlıklı olma anlayışı içerisinde bütün dünyada “alternatif tedavi” veya “destekleyici tedavi” diye adlandırılan tedavi yöntemleri tartışılmaktadır. Alternatif tedavi veya destekleyici tedavi yöntemlerinde ana materyal olarak gündeme gelen tıbbi ve aromatik bitkilerin bilinçsizce kullanılmasında görülen artışa paralel olarak olumsuz ilaç etkileşimlerinde de artış kaçınılmazdır.

Her insanın farklı metabolizması vardır ve farklı özelliklere sahiptir. Bilimsel dayanağı olmaksızın, hiçbir denetime tabi tutulmaksızın ve hiçbir standardı bulunmayan bu ürünlerin ticarethanelerde, internet üzerinden, radyo ve televizyon reklamlarıyla tanıtım ve satışı gerçekleştirilmektedir. Son dönemlerde tıbbi bitkilerin endikasyon belirtilerek kontrolsüz olarak satılması toplum sağlığı açısından çok ciddi tehlikeler oluşturmaktadır. Tıbbi bitkilerin etki göstermesi için bir standardın olması gerekir.

Tıbbi bitkilerin doğru kısımları, doğru mevsimde, doğru saatte ve doğru bölgede toplandıklarında bir standarttan söz edilebilir çünkü bitkilerin içerdikleri maddeler ekolojik şartlara göre değişmektedir.

Dünya pazarlarında tıbbi ve aromatik bitkilere olan talep, değişik alanlarda ve sanayi kollarında tüketimine paralel olarak her geçen gün artmaktadır. Dünyada yaklaşık 422 bin bitki türü bulunmakta olup bunlardan 70 bin civarındaki kısmı tıbbi bitkilerdir. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre 20 bin civarında tıbbi ve aromatik bitki türü vardır. Türkiye’de ise 9 bin civarında bitki türü olup bunlardan yaklaşık 500 tanesi tıbbi bitkiler grubunda yer almaktadır.

Türkiye, tıbbi ve aromatik bitkilerin dış satımında dünyanın önde gelen ülkelerinden birisidir. Ülkemiz, farklı iklim ve ekolojik koşullara sahip olması, florasının çok sayıda bitki türü ve çeşitliliğini içermesi bakımından, ayrıca doğadan toplanan ve kültürü yapılan tıbbi ve aromatik bitkiler açısından büyük ekonomik potansiyele sahiptir.

Tıbbi ve aromatik bitki tarımını yapmak isteyen yetiştiricilerin ihtiyaç duyduğu tohumu sağlamak, onlara gerekli yardımı yapmak mutlaka ve mutlaka şarttır. Özellikle ekonomik değeri yüksek olan bitki türleri kültüre alınarak bu bitkilerin doğal tarımına geçilmelidir. Bu nedenle kaliteli ve doğal ortamına zarar vermeden toplanan ürünler ve yetiştirilen bitkiler için teşvik primleri verilmelidir. Bu olaylar dikkate alınarak, gen kaynakları ve biyolojik çeşitlilik çok iyi taranarak bu gibi olumsuz koşulların etkisini azaltmak ve belli ölçüde dayanıklı türlerin belirlenmesi, kültüre alınması ve ıslah edilmesi faydalı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, ilaç ham maddesi olan etken maddelerin tespitinden üretilmesine ve dağıtılmasına kadar bilgi ve sorumlu tek sağlık meslek grubu eczacılardır. Tıbbi bitkiler ve etkileri konusunda tek meslek grubu eczacılar olduğu için, 6197 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle, tıbbi bitkilerin eczanelerde, eczacıların kontrolünde satışı ve kullanılması toplum sağlığı açısından çok önemlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum Sayın Mit, buyurun.

MUSTAFA MİT (Devamla) – Değerli milletvekilleri, yine sosyoekonomik yoksulluk içinde bulunan vatandaşlarımızın topluma entegre olmaları ve ekonomide aktif üretken duruma geçerek sürdürülebilir gelire ulaşmaları amacıyla, tıbbi bitkilerin bölge kadınlarına toplatılarak kadınlar için de istihdam alanı oluşturulabilir diyor, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Mit.

Sayın milletvekilleri, şimdi söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Sibel Yiğitalp’e aittir.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de gerek iç tüketimde kullanılan gerekse dış satımı yapılan tıbbi aromatik bitkilerde üretimi artırmak ve istenilen kalitede ürünü elde etmek için, tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunması, floraya zarar vermeden sürdürülmesi ve değerlendirilmesi için gerekli her türlü yasal düzenlemenin yapılarak hayata geçirilmesi, yetiştirme tekniklerinin her bitkiye ve ekolojik koşullara göre saptanması ve buna dair her türlü çalışmanın yapılması konusunda partimizin olumlu bir bildirimi vardır ve bizim de bunu desteklediğimizi belirterek konuşmama geçmek istiyorum.

Evet, biz hep bahsediyoruz “aromatik bitkiler” diye ama aromatik bitkilerin… Aslında Türkiye çok zengin bir ülke ve özellikle bizim o taraflarda çok daha zenginlik var. Gabar’a, Cudi’ye, Lice’ye bir baktığınızda çok fazla zenginlik var, yer altı, yer üstü zenginliği var ama bombardımandan kaynaklı, yoğun çatışmalardan kaynaklı, belki yüzyıllık birikim, yer altı, yer üstü zenginlikleri maalesef heba ediliyor, yok ediliyor ve insan eliyle.

Şimdi, burada, mesela öyledir ki bizim büyüklerimiz “…”(X) derdi Kürtçe, ebegümeci, bunları iyi biliriz. Yani buna benzer onlarca Kürtçe isim sayacağım ama literatürlere yansımayan, bilinmeyen ama yerelde bilinen birtakım aromatik bitkiler var. Tabii ki dilimizi, kültürümüzü yok saydığınız için, bunu da buna katmadığınızdan dolayı bunu da bir kenara koyarak söylemek istiyorum.

Şimdi -burada bizler konuşmamıza başlamadan önce- bu ülkenin çok önemli 2 tane sorunu var. Şu anda aktif, ağır ve can yakıcı olan problemlerinden bir tanesi Afrin. Afrin üzerinden hiçbir şekilde konuşmaya açık değilsiniz, tartışmaya açık değilsiniz, eleştiriye açık değilsiniz. Öyle ki insanların en ufak bir reddetme ya da itiraz etme noktasında hızlıca bir refleks geliştiriliyor ve hemen yargı mekanizması tek çalışan alan olarak savaş karşıtları üzerinden işlev görüyor.

Şimdi, sormak istiyorum, siz bu ÖSO’yu çok sahipleniyorsunuz ama özellikle CHP’ye de sormak istiyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ÖSO’yu sahiplenen yok, onlara sor.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – AKP’ye de sormak istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz Mehmetçik’e, biz Silahlı Kuvvetlere saygı duyarız, ÖSO’yu onlar tutuyor.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – ÖSO’nun sizin komşunuz olmasını ister miydiniz? ÖSO’ya hayatınızı teslim eder misiniz?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Ettik, ettik, merak etme.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – ÖSO’ya malınızı, mülkünüzü teslim eder misiniz, evinizi teslim eder misiniz, sokağınızı teslim eder misiniz?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Şu anda Türk ordusuyla beraber omuz omuza savaşıyorlar.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ya da siz laik seküler bir bakış açısına sahip olup kendi yaşamınızın garantisi olarak ÖSO’yu görüyor musunuz?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Türk ordusuyla omuz omuza savaşıyorlar. Bırak bunları.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bunların hepsi birer sorudur ve bunların hepsi de sizlerin yüzleşmesi gereken sorulardır ve yanıtlardır.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sen ÖSO’dan rahatsız olma, başka yerlerden rahatsız ol.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sözünü tamamlasın.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şimdi, ÖSO’nun nasıl bir pratiğe sahip olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, uluslararası arena da iyi biliyor, görseller de var, elimizde onlarca kanıt var ve neler yaptığına dair insanın söylemekten imtina ettiği, âdeta bir suç makinasından bahsediyoruz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Oradaki insanları kurtardık.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Kim kimi kurtardı ya? Kendinizi kurtarın.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ama siz Afrin üzerinden konuşurken, oradaki yaşayan halkı görmezden gelip sadece ve sadece “Biz gittik…” Ne yaptınız gidip oraya? Kimse var mıydı? Halktan 1 tane insan yoktu. Ne oldu? Oraya giden güruh yağmalamaya başladı ve basına yansıdı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ya “güruh” dediğin Mehmetçik. Ayıp ya!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Güruhtur

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Ne Mehmetçik’i, ÖSO’yu söylüyor.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Benim açımdan ÖSO bir güruhtur ve güruh olarak kalacaktır.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – “Mehmetçik” dedi, Mehmetçik’le beraber savaşıyor.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – ÖSO şöyle bir güruhtur: Alevi kadınlarını kafeslere koyup gezdirdiği için güruhtur, ÖSO kafa kestiği için güruhtur, ÖSO yağmacılık ve talancılık yaptığı için güruhtur.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Yalan söylüyorsun, bunların hiçbiri olmuyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yalan söylemiyor, doğru söylüyor

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Dinleyin, sonra isterseniz cevap verirsiniz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – ÖSO oralı olmadığı için, kendine ait bir toprakta bunu yürütmediği için bir çetedir.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Ne oldu? Sırtınızı yasladığınız PYD’ye galip geldi diye mi bunları söylüyorsun?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hırsızlarla iş birliği yaptınız.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şimdi, ben bunları söyledikten sonra bu ülkenin en önemli 2’nci sorunundan da bahsetmek istiyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Katillere “Kuvayımilliye” dediniz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İki ay önce ÖSO konuşmuyordun burada.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bakın, bu ülkenin en önemli sorunlarından biri de cezaevleridir. Şu anda, cezaevleri, kapasitesinin yüzde 171 oranında doluluğa sahip bir yerden bahsediyoruz ve burada yüzde 167 oranında kapasitesinin çok üstünde bir kapasiteden bahsediyoruz. Burada neler var, cezaevinde kimler var biliyor musunuz? 69 bin öğrenci var. Bu 69 bin öğrenci herhâlde size yetmemiş ki Boğaziçi Üniversitesi veya bir başka üniversitenin öğrencilerini tutuklama gibi bir çabanız var, anlaşılan o ki bundan da size bir şey çıkmayacaktır.

Bakın, cezaevlerinden tekrar bahsetmek istiyorum. Avrupa Konseyinde 47 ülke içerisinde son on yılda en fazla artış gösteren ülke olarak tarihe geçtiniz. Yine, sizin düne kadar cemaatçilerle kol kola girdiğiniz, birlikte hareket ettiğiniz ve bizi de sürekli tutuklayan, bizi sürekli yargılayan o cemaatin yargı mensupları var ya, savcı ve hâkimleri, 5 bini şu anda cezaevinde. Şu anda şunu söylemek istiyorum: Bugün bu suça ortak olan bütün yargı mekanizmasını da ileride, üç yıl sonra ya da beş yıl sonra buradan başkaları gelip anlatacak, diyecek ki: Zamanında cemaate sahip çıkanları siz tutukladınız, bugünleri de yapanlar ileride tutuklanacak. Bunu da söyleyerek tekrar cezaevlerine dönmek istiyorum.

Evet, cezaevlerinde inanılmaz hak ihlalleri var ve bu, ülkenin en büyük sorunudur. Bu ülkenin hassasiyet göstermesi gereken ve bire bir sorumluluğu olan bir alanda maalesef her gün hak ihlallerinden, işkenceden, şiddetten, kaba dayaktan, tecritten bahsediyoruz. Burası kimin sorumluluğundadır? Adalet Bakanlığının sorumluluğundadır. Kim bakıyor oraya? Adalet Bakanlığı bakıyor ve Adalet Bakanlığının personelleri orada çalışıyor. Dolayısıyla, orada olacak her şeyden de sizler Adalet Bakanlığı olarak sorumlusunuz. Ben şimdi hak ihlallerini kısaca hemen hızlıca geçmek istiyorum.

Bakın, neler isteniyor biliyor musunuz? Telefon görüşmelerinde -ailelerinden önce- tekmil vermeleri isteniyor, tutuklulara tek tip saç tıraşı dayatılıyor, havalandırma yerlerinin tellerle üstü kapatılmış, kafa sistemine geçilmiş ve Avrupa’da... İdarenin denetiminden geçip tutuklulara teslim edilen kitaplara, cezaevinde yapılan aramalarla el konulmakta.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Konuya gelsene, aromatik bitkiyle bunun ne ilgisi var? Bir ıhlamur iç, ada çayı iç rahatla istiyorsan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – İmzamız var orada.

BAŞKAN – Sayın Kurt, rica ediyorum, lütfen...

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkanım, konuya gelebilir mi? İç Tüzük’e davet edebilir miyim? Lütfen...

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bakınız, evet, yüzleşmek istemediğinizin farkındayım ama bu, ülkenin bir sorunudur, aromatikten daha önemli bir sorundur, aromatik kadar önemlidir, daha da önemli sorunudur.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Şu anda aromatik bitkileri konuşuyoruz, bunu konuşacaksan gel, yoksa dinlemek zorunda değiliz seni ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Ya müdahale etmeyin lütfen!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Burada 200 bin insandan bahsediyorum. 200 bin insan milyonlarca insana denk geliyor ve milyonlarca insanın sesi olmak zorundayız biz.

Ben şunu söyleyeceğim, devam edeceğim: Cezaevinde olan insanların sağlığa erişimi neredeyse hiç yok, çok fazla sayıda hasta tutsak var. Burada 1.021 hastadan bahsediyorum.

Ben şimdi size bir isim, bir örnek vereceğim: Sise Bingöl’den bahsediyorum, 78 yaşında, 6 çocuk annesi ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak düzeyde. Kendisine ne dayatılıyor, biliyor musunuz? Kendisine “Örgütle ilişiğini kesersen, imza atarsan biz seni tahliye ederiz.” deniyor. 78 yaşında, torun torba sahibi olmuş bir kadını, siz nasıl böyle bir uygulamayla, böyle bir tehditle veya böyle bir şantajla cezaevinde tutabilirsiniz?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Öyle bir şantaj yok. Ne alakası var?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Buna “adalet” mi diyorsunuz? “Adalet” dediğiniz, büyük, görkemli saraylar yapmak değildir ya da çok cezaevi yapmak değildir, bununla övündüğünüz an adaleti bitirmişsiniz demektir.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hâlâ terör örgütü üyesiyse 78 değil, 98 yaşında olsa da yatar orada.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Nitekim, siz, adalet sarayları yapmakla, cezaevleri yapmakla övünüyorsunuz. Adaleti de ayaklar altına aldınız.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Terör örgütü üyesiyse 78 değil, 98’de de yatar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, 70 yaşında bir kadından söz ediyor, 80 yaşında ya.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Ben tekrar Sise Bingöl’e dönmek istiyorum. Sise Bingöl de şu anda temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Hepinizin babaannesi, annesi ve yakınları vardır. 80 yaşındaki insanı bir düşünün, kendi yakınlarınız olarak düşünün ve cezaevinde böyle bir muameleye maruz kaldığını düşünün. Hanginiz bundan rahatsız olmazsınız, hanginiz? Ben kişi olarak herhâlde bütün insanların bundan rahatsız olduğunu düşünüyorum. Bir kalp taşıyorsa, bir beyin taşıyorsa bundan rahatsız olmalıdır ama eğer “Rahatsız değilim, devam etsin.” diyorsanız o da sizin kendi hukuk anlayışınızdır, tırnak içinde söyleyeceğim.

Şu anda, Tarsus Cezaevinde 5 kişi süresiz, dönüşümsüz açlık grevinde, Adana Ceyhan M Tipi Cezaevinde de 6 tutuklu süresiz açlık grevinde. Neden? Yine, hak ihlallerinden kaynaklı, kötü muameleye maruz kaldıkları için. Bu insanlar, orada, onurlu bir yaşam adına kendi bedenlerini ölüme yatırıyorlar. Bunların hepsinin bilincinde olmanız gerekir. Bunları söylüyoruz, evet, aromatikle ilişki kuramayabilirsiniz ama bu ülkenin sorunları bir bütündür. Aromatiğe gösterdiğiniz duyarlılığı cezaevlerine de gösterin, cezaevinde olanlar da sizin yurttaşınızdır ve Afrin’de ölen, yaşamlarını yitiren askerler de sizin yurttaşınızdır; hiçbirisi birbirinden bağımsız değildir.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Süre bitti artık. İnşallah, bir şeyler konuşursunuz konuyla ilgili.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Bu aromatik üzerinden konuşmak isterseniz…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Önerge verirsin, bunlarla ilgili konuşursun.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Peki, soruyorum ben o zaman: Aromatiğin endüstrisini kim ele geçirecek? Kime faydası olacak? Kim para kazanacak? Oranın yerel halkına bir geliri olacak mı? Orada o çalışanlara bir geliri olacak mı? Yerel halk bundan faydalanabilecek mi? Bunlara da o zaman cevap verin. Bunların hiçbirine cevap veremezsiniz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Veririz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Şimdi, bunların devamını getireceğim, ben yine cezaevlerine döneceğim ve şunu söyleyeceğim: 1980 döneminin cezaevleri hâlen tartışılıyor ve o, ülkenin utancı olarak tartışılıyor. Kenan Evren’den bahsedildiğinde 5 No.lu Cezaevi insanların aklına gelir, 80 döneminde yaşanan vahşet akla gelir.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Onun hesabını biz sorduk, biz; kimse sormadı. 12 Eylülün hesabını da biz sorduk.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ama öyle bir döneme geldik ki kapasitesinde yüzde 161 oranında artış olduğu bir dönem ve her gün ve her gün ihlallerden bahsedildiği, ihlallerin yaşandığı, insanların hücrelere konulduğu, 100 binlerce insanın mağdur edildiği bir dönemi de hatırlatacak size.

SALİH CORA (Trabzon) – Bu başka bir konu ya, bu başka bir araştırma konusu.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bugün geçmişten, Kenan Evren’den bahsettiğimiz gibi, bugünlerden bahsedildiğinde, bu boş sıralarda sadece oylama anında olduğunuz, onun dışında biz konuşurken sadece itiraz ettiğiniz ama asla ve asla sorunlara karşı çözüm yönünde bir çaba göstermediğiniz de tartışılacak. Tarihe böyle geçtiniz siz, bu boş sıralarla ve sadece el kaldırıp oy vermeyle tarihe geçtiniz.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Mutfak geniş, mutfak.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Oy verdiğiniz yasaların çoğunun ne olduğunu da bir gün oturup gerçekten tartışabilirsek ne mutlu bize.

Şimdi, bitirmeden önce son cümlelerimde şunu söyleyeceğim: Bu ülkede çocuklar, 700 bebek annesiyle birlikte cezaevinde. O bebekler parklarda oynaması gerekirken cezaevlerinde ve dört duvar arasında maalesef hâlâ ve anneleriyle birlikte büyüyorlar. O çocukların, cezaevlerinde büyüdükten sonra, çıktığında ne gibi bir duyguyla büyüyeceğini ve nasıl bir tercih yapacağını düşünüyorsunuz? Daha doğrusu, tercih değil de neye mecbur bırakılacak, hiç bunu düşündünüz mü? O çocuklar cezaevinden çıktığında nasıl bir duyguyla, nasıl bir davranış biçimiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Son bir cümle, toparlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yiğitalp.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – O çocukların, bu topluma nasıl bir bakış açısına sahip olacağını ve mevcut iktidara, Hükûmete ve bu sürecin sorumlularına karşı nasıl bir duyguyla yaklaşacağını hepimiz az çok tahmin edebiliyoruz, değil mi? Ve bunu, yirmi yıl öncesindekiler de böyle yaptılar -bakın, nasıl bir kuşak çıktı- şimdikiler de böyle, bu şekilde olacak ve oluşan bu her türlü şiddetten de, her türlü çatışmadan da bire bir sorumlusunuz çünkü zeminini ve imkânını siz yaratıyorsunuz ve savaş hükûmeti olarak da anılacaksınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Askerlerimiz destan yazıyor resmen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verirseniz zapta geçsin diye söyleyeceğim. Bir defa, İç Tüzük 66 kürsüde konuya bağlı konuşmayı emreder. Bu konuda daha hassas olmanızı salık veriyorum izin verirseniz.

İkincisi: Afrin’le ilgili beraber düşünmeyeceksek, en millî konumuzda beraber olmayacaksak hangi konuda beraber olacağız diye düşünüyorum. Mehmetçik orada büyük bir fedakârlıkla beraber bizim güvenliğimiz için adım atıyor, Mehmetçik’e de en büyük yardımı ÖSO gösteriyor. PKK’nın, PYD’nin ısrarla dile getirdiği ÖSO karşıtlığını Meclis kürsüsünden ifade etmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Tekrar takdirlerinize sunuyorum sizin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in (10/5), (10/2602), (10/2612) ve (10/2644) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birleştirilerek yapılan ön görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bambaşka bir gündemdeyiz ama sayın hatip partimizin doğrudan ismini vererek bir ithamda bulundu. Cumhuriyet Halk Partisi, Mehmetçik’in Suriye’de bulunmasıyla ilgili geçmişte yapılan hatalı dış politikayı ve hatalı Suriye politikalarını eleştirmekle birlikte, oradaki ortaya çıkan çok sayıda terör örgütünün Türkiye açısından tehdit olduğu durumda Mehmetçik’in oradaki görevinin sonuna kadar arkasındadır. Ancak hep eleştirdiğimiz gibi, Özgür Suriye Ordusunun Mehmetçik’in başarılarına, Mehmetçik’in varlığına, Silahlı Kuvvetlerin yetkinliğine gölge düşürecek şekilde iktidar tarafından övülmesini hep eleştirdik, Özgür Suriye Ordusu güzellemelerini Silahlı Kuvvetler açısından son derece sakıncalı bulduk. Bu konuda iktidar partisiyle ayrı düşündüğümüzü, aynı paralelde olmadığımızı ifade ediyoruz. Bizim arkasında olduğumuz, Özgür Suriye Ordusu değil Türk Silahlı Kuvvetleridir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Danış Beştaş.

39.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ve ÖSO’nun IŞİD’in kalıntısı cihatçı bir örgüt olduğuna ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Şimdi, öncelikle, İç Tüzük 66 konusundaki iktidar partisinin hareketlenmesi bir iki haftadır başladı. Nedeni de bütün basını, medyayı tekleştirdikleri için, artık tek kanaldan bütün Türkiye bilgileneceği için Mecliste de bu konuda farklı seslerin, muhalefetin konuşmasını engelleme çabasıdır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç alakası yok Sayın Başkan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çok alakası var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Gerçekten, tam anlamıyla şu anda faşizm yürürlüktedir ve gitgide tahkimatı da hızla yapılıyor. Yani milletvekilliği düşürülmesinden siyasetçilerin tutuklanmasına, partimizin kriminalize edilmesine dair bu konuda milyonlarca örnek var. Yani bunu söylemeyeceğiz, bir mağduriyet edebiyatı da yapmıyoruz çünkü şu anda onlar zalimler, bu çok nettir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kim, zalim olan kim, Sayın Başkan?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bugün, cinsel istismar konusunu, çocuk istismarını Mecliste en fazla gündeme getiren partilerden biri olarak ve bu konudaki hassasiyetimizin bizim stratejimiz gereği olduğunu hatırlatarak… Sayın Recep Akdağ gruplardan randevu alıyor, HDP’yle görüşme talebinde bile bulunmuyor; Hükûmet, açıkçası, halk iradesini, Meclis grubumuzu reddederek, görmezden gelerek…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Çünkü dağa çıkan çocuklara hiçbir şey demiyorsunuz siz, 15-16 yaşındaki çocukları çukurlara sokanlara hiç ağzınızı açmadınız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ondan bahsetmiyor.

BAŞKAN – Sayın Kurt, lütfen… Kaçıncı kez ikaz ediyorum ama lütfen, rica ederim...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, siz oradan konuşamazsınız öyle, bir grup başkan vekili konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, Genel Kurula hitap edin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sizin grup başkan vekiliniz konuşurken biz müdahale ediyor muyuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ediyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Allah Allah! Bu şekilde değil yani. Bu nasıl bir şey? Hakikaten saygısızca bir tavır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ayrıca, millî politika, içeride ve dışarıda vatandaşının çıkarlarını korumaktır; millî politika, bu konuda ekonomik olarak kalkınmayı sağlamaktır; “millî politika” dediğiniz, ülkede 80 milyon yurttaşın gerçekten kabul ettiği ve çıkarına olan bir şeydir. Şu anda Türkiye’de 20 milyon Kürt yurttaş vardır. Afrin’de yüz binlerce Kürt, Türkmen, Ermeni, Arap oradan göç ettirilmiş, yerinden edilmiştir. İçeride ve dışarıda savaş politikası sadece 2019 seçimlerinde onların kendi başkanlık hayallerini gerçekleştirmek içindir.

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bitiriyorum.

Bu ülkede, gönderdikleri askerler de maalesef, kendi siyasi çıkarları için ölüme gönderilmektedir. Biz, savaşa da ölüme de karşıyız. Afrin’e yönelik politikaları, bugün ÖSO çetesini kullanıyorlar ya, yarın öbür gün -“FETÖ teröristtir.” dedikleri gibi- işte ganimetin arkasında da duramayacaklar, yağmanın arkasında duramayacaklar. Yol yakınken onlara hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – ÖSO, IŞİD’in kalıntısıdır, ÖSO cihatçı bir örgüttür ve şu anda orada temel haklara aykırı, insanlık dışı bir uygulamaya imza atıyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – PYD nedir, PYD? Onunla ilgili bir tane kelime söylesene.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Doğru, bu vatanda Kürtler var ama PKK’lı Kürtler yok.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Turan…

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, hiçbir milletvekilinin kürsüde sözünün kesilmesini tasvip etmediğine ve Meclis Başkan Vekili olarak bu iyi niyetinin suistimal edilmemesini rica ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, takdir edersiniz ki 4 Meclis başkan vekili olarak, bizler yasamanın başıyız yani milletvekillerinin Meclis Başkan Vekiliyiz. Dönem dönem Meclis Başkanlığına vekâlet ediyoruz, dönem dönem de vekâlete burada icabet ediyoruz. Ben kendi adıma söylüyorum, hiçbir milletvekilinin kürsüde sözünün kesilmesini, onun sözünün yarıda bırakılmasını tasvip etmeyen birisiyim. Biliyorum ve inanıyorum ki diğer Meclis başkan vekili arkadaşlarımız da öyledir. Sonuçta yasamanın temsilcileri olarak bize duyduğunuz saygınlığı, biz de sizlere duyduğumuz takdirde toplum da, millet de, vatandaş da Meclisimize ve bizlere duyacaktır. Bu saygınlığa lütfen gölge düşürmeyelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca bu Meclis İçtüzüğü’nü ve Anayasa’mızı takdir edersiniz -dördüncü dönem milletvekiliyim, dokuz yıl bu Başkanlık Divanında görev yaptım- en iyi bilenlerden biri olduğuma inanıyorum, bunu da ifade etmek istiyorum. O nedenle gerek İç Tüzük’ün maddelerini ve gerekse sayılarını bana hatırlatmanıza gerek olmadığını düşünüyorum. Ayrıca İç Tüzük’ümüzün 66’ncı maddesinin neyi ifade ettiğini çok iyi biliyorum ancak dönem dönem hangi partiden, hangi gruptan olursa olsun milletvekilimiz çıktığında gündemin dışına çıkabiliyor, düşüncelerini paylaşabiliyor. Burada iktidar partisi olarak, iktidar partisi grubu olarak sizlerin de sabırla dinlemeniz gerektiğine inanıyorum. Kuşkusuz muhalefet partisi milletvekillerimizin de aynı mahiyetteki konuşmalarını değiştirerek gündemin dışına çıktığını dönem dönem gözlemliyoruz. O nedenle bizim Meclis Başkan Vekili olarak bu iyi niyetimizi suistimal etmemenizi rica ediyorum.

Buyurun Sayın Turan şimdi.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in (10/5), (10/2602), (10/2612) ve (10/2644) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birleştirilerek yapılan ön görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması ile Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Grup Başkan Vekilinin konuşmadaki 66 hatırlatmamızdan sonra “faşist bir uygulama, muhalefetin sözü kesiliyor” tarzı eleştirilerini reddediyoruz, şundan dolayı: Şu ana kadar her muhalefet partisi milletvekili demokratik rejim içerisinde İç Tüzük’e uygun konuşma yapacak, tabii ki bunu konuşmak bile abes. Ancak bizim de eğer konu aromatik bitkilerken başından sonuna Afrin gündem olursa İç Tüzük’e göre, şu maddeye göre konuya gel deme hakkımız var diye düşünüyorum. Onun konuşmasını eyvallah, dinledik zaten ama bizim de İç Tüzük gereği ne olur gündeme gelin deme hakkımız var diye altını çiziyorum, bir daha söylüyorum. Fakat kötü olan şu Sayın Başkan: Aromatik bitkiler gibi bir konudan çıkıp da Afrin konusu konuşulurken söz aralarında bize doğru dönüp iktidar partisine “faşist” “zalim” ithamlarında bulunmayı siyasi ahlak dışı buluyorum, şundan dolayı: Basınla ilgili Rekabet Kurumunun da takibiyle beraber bir satış sözleşmesi varsa -bu ülkede daha önce defaatle basın satıldı, alındı; değişik kurumlar el değiştirdi- bir yenisi varsa, nasıl ki daha önce, ilgili grup başka başka dergiler, gazeteler almışsa bunu satma hakkına sahiptir. Buradan yola çıkarak farklı farklı ithamlarda bulunmak doğru değil.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Aromatik bitkilerle ne alakası var!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sanki o satışları biz yapıyormuşuz gibi söylüyorsun, bu doğru değil. İsteyen basın kuruluşu istediği ticari ilişki içerisinde kanunlara uygun satışını yapar veya tersini yapar.

Bir diğer mesele Sayın Başkan, eğer zalimlik arayacaksak, faşizan adam arayacaksak, on altı yıldan beri tüm Türkiye’nin kardeşliğine, birliğine katkı sağlamak için büyük riskler alan, baldıran zehri içen Hükûmete değil de PKK’ya “dur” demeyen, PYD diliyle konuşmayı bir siyasi görev bilen, dağa çıkan gençlerine “dur” demeyen insanlara aynı ithamda bulunmak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

Sayın milletvekilleri, şimdi gruplar adına…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Pardon, sadece kayda geçmesi için bir konuda açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bizim yarın da bu konuda önergemiz var, özellikle basın özgürlüğüyle ilgili, medyayla ilgili. Bununla ilgili serzenişlerimiz ya da realiteyi ortaya koymamız hiç Doğan grubuyla falan, onun satışıyla alakalı değil. Biz o grubun ne yaptığını, ne olduğunu, neler yapamadığını, nasıl baskılar altında olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Biz bunu kastetmiyoruz, biz aslında zaten ortada basın özgürlüğü diye bir şeyin kalmadığını ve dolayısıyla HDP’nin -bunu verilerle de ortaya koyacağız bu hafta içerisinde de- zaten hiçbir şekilde basında yer alamadığını, sadece burada sözümüzü söylediğimizi ama aslında bunun da kısılmak istendiğini geçen haftaki deneyimlerde de gördük zaten hatta kürsüdeki milletvekilimizin bile biliyorsunuz süresi bitmeden kürsünün sesi kapatıldı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Buna bile maruz kaldık. Bahsettiğimiz şey budur yoksa satış falan… Satılır yani.

BAŞKAN – Maksat hasıl olmuştur.

Teşekkür ederim.

IX.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

6.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt ve 32 Milletvekilinin, tıbbi ve aromatik bitkilerin satılması ve bu konuda girişimciliğin desteklenmesi yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/5) (Devam)

7.- Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunması, sürdürülebilmesi ve değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2602) (Devam)

8.- Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve 21 Milletvekilinin, tıbbi ve aromatik bitki üretimi ile ilgili çeşitli hususların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2612) (Devam)

9.- Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in tıbbi ve aromatik bitkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/2644) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekilimiz Sayın Özgür Özel konuşacaktır.

Sayın Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bugün tüm partilerin ortaklaşa verdiği ya da üzerinde ortaklaştığı tıbbi, aromatik bitkilerle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin grubumuz adına söz aldım.

Şüphesiz uzun yıllardır ilettiğimiz böyle bir talebin Meclis tarafından kabul edilmesi ve bugün bir uzlaşıyla bu komisyonun kurulabilecek olmasını son derece değerli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Yine son derece değerli bulduğumuz bir şey: İktidar partisinin sadece çoğunluk oyuna güvenerek kendi gündemini dayattığı bir Meclis yerine, muhalefetle ortaklaşarak ülkedeki yakıcı sorunların üzerine hep beraber gitme kültüründe küçük de olsa bir adım olarak gördüğümüz bu yaklaşımı önemsediğimizi ifade etmek istiyorum öncelikle.

Mesleğim eczacılık. Bu kürsüye 24’üncü Dönemde ilk çıktığım aylarda sürekli eczacıların sorunları üzerine söz alıyor ve bu konuda yapılması gerekenleri dile getiriyordum. 24’üncü Dönem bu anlamda yaptığı çalışmalarla, 6197 sayılı Kanun’u 4 siyasi partinin ortaklaştığı şekilde değiştirilmesiyle, ardından Eczacılıkta Uzmanlık Kanunu’nu çıkarmasıyla önemli adımlar attı. Sorunlar halen daha çok yakıcı çünkü eczacının orta ve uzun vadedeki geleceğine yönelik birtakım doğru adımlar birlikte atıldı ama eczacılık mesleğinin bugünkü sorunlarıyla ilgili çok ciddi sıkıntılar var ve Türkiye'deki tüm eczacılar, Meclisten ve Hükûmetten bu konuda önemli adımlar bekliyor. Sürem kalırsa buna süremin elverdiği ölçüde değinmek isteyeceğim ama önce tıbbi, aromatik bitkilerle ilgili konuya kısaca değinmek gerekiyor.

Geleneksel ve modern tıpta tedavi amaçlı kullanılabildikleri gibi besin takviyelerinde, hastaların diyetlerinde, sporcuların desteklenmesinde ya da sağlıklı kişilerin kendi tercih ettikleri diyetlerinde de yer alabiliyor. Bitkisel çay olarak tedaviye yardımcı olduğu gibi, tat, çeşni ya da beslenme tercihi olarak kullanılabiliyor ve vücut bakım ürünlerinde, parfümeride, kozmetikte, dermokozmetikte kullanılan ürünler bunlar.

Dünyada 422 bin bitki varken bunun yüzde 16-17’sinin tıbbi amaçlı kullanılabilir bitkiler olduğunu biliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü ise bu bitkilerin sayısını yaklaşık 20 bin olarak belirlemiş ve listelerini bu şekilde yayınlamış durumda. Türkiye bu açıdan son derece önemli bir avantaja sahip çünkü 20 bin bitkinin 1.700 tanesi Türkiye’de yetişiyor ve çok önemli bir miktarı endemik yani sadece ve sadece Türkiye’de yetişebilen çok sayıda tıbbi aromatik bitki var ve dünyadaki bu skalanın, bu toplam tıbbi aromatik bitkilerin yüzde 8,5-9’unun Türkiye'de olması son derece önemli. Bu, ülkemize çok büyük bir fırsat sunuyor. Ancak, hem sağlık açısından hem ekonomi açısından bu önemli konuda pazar payına geldiğimizde rakamlar hiç iç açıcı değil. 2000 yılında dünyadaki pazarı 60 milyar dolar olan tıbbi aromatik bitkilerin bugün pazarı 120 milyar doları geçti. Bu kadar büyük bir pazarda Türkiye, 2,3 milyarlık önemli bir pazarı ifade ediyor ama bu, maalesef ihracat anlamında değil. Önemli bir miktarı -dermokozmetikler başta olmak üzere- yurt dışından ithal edilen preparatlarla Türkiye hak ettiği yeri alabilmiş değil, hatta bu konuda pozitif değil, ekonomisi açısından negatif unsura dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bunun için bizim burada bir irade koymamız önemli.

Kurulacak olan komisyonu son derece önemsiyoruz. O komisyona Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tıp alanının uzmanları, eczacı meslektaşlarımız ve grubumuzda bulunmasının bizim açımızdan ve Meclis açısından son derece önemli bir katkısı olduğunu ifade edeceğimiz -kendisi çekirdek ve tohumlardan şifalı yağlar konusunda uzmanlaşmış, bu konuda elini taşın altına koymuş, Türkiye'de çok önemli çabalar yapmış- Sayın Temizel'in de bu komisyona çok değerli katkılar sunacağına inanıyoruz. Bunu, grubumuz adına da müjdeliyoruz.

Sayın Bakanın burada bulunması bir zorunluluk tabii, Hükûmetin temsili gerekiyor. Orman ve Su İşleri Bakanı elbette böyle bir konuyu takip etmeli, esas sahiplerinden olmalı ama Sağlık Bakanının burada olmaması, Tarım Bakanının burada olmaması önemli bir eksikliktir. Komisyonun çalışmalarını raporlaştırdığı sırada gecikilmeksizin rapor Meclis gündemine alınmalı ve rapor görüşülürken Sağlık Bakanı ve Tarım Bakanının mutlaka görüşmeleri takip etmesi gerektiğini önemsiyoruz.

Bugün “gıda takviyeleri” olarak ifade edilen tıbbi aromatik bitkilerin içinde bulunduğu gerek gıda takviyeleri gerek yardımcı gerek tedavinin ana unsuru olarak kullanıldıkları tüm durumlarda bunların hastalara ya da sağlıklılara ulaştırılma yerinin eczaneler olması gerektiğinin altını çizmek gerekiyor. Bugün marketlerde, spor salonlarında, eczane dışı birtakım mekânlarda, eczaneye benzetilmiş ama ruhsatı eczane olmayan, sahibi eczacı olmayan mekânlarda ve özellikle internetten yapılan satışlar halk sağlığı açısından son derece tehlikeli. Çünkü ilaç formunda olan, kapsül şeklinde olan, şurup formunda olan, insanların ilaç sandığı, internetten satılan ama çoğunlukla içeriği prospektüsünde yazandan da farklı olan ve âdeta, özellikle zayıflama konusu ve birtakım farklı ihtiyaçların karşılanması noktasında zehirlerin kontrolsüzce erişimi ve çok sayıda ölümle karşılaşıldığını da daha önceden defalarca ifade etmiştik. Bu açıdan bu komisyonun bu konudaki çalışması son derece önemli.

İktidar partisinin yaptığı önemli bir hata, sağlıkta bir şeyler yapmaya çalışırken sağlık emekçilerini, sağlık çalışanlarını bu konunun özelinde eczacıları yanına, arkasına almak varken karşısında tutmak, onlarla didişmek, onların önerilerini dikkate almamak olduğunun altını çizmek gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu konuda -bir fırsattır- bu komisyonun katılımcılık esaslı yürümesini, başta Türk Eczacıları Birliği ve eczacı odaları olmak üzere eczacılıkla ilgili meslek örgütlerinin, tıpla ilgili tüm meslek örgütlerinin, sağlık profesyonellerinin bu konuda katkılarının alınması ve ortaklaşılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

Ben yüce Mecliste şu bilgiyi paylaşmak istiyorum: Ben eczacılık fakültesinden mezun olduğumda 7 tane eczacılık fakültesi vardı Türkiye'de, bugün toplam 41 tane var Kıbrıs’la birlikte ve 36 tanesi öğrenci mezun ediyor, eğitim veriyor. Oysa Hollanda’da 4 eczacılık fakültesi var, bunun 1 tanesi eczacı mezun ediyor; diğer 3’ü bilimsel çalışmalar yapıyor, araştırma geliştirme faaliyetlerinde bulunuyor.

Biz eczacı sayısını nüfusa göre sınırladık, yardımcı eczacılık uygulamasını getirdik, ikinci eczacılık uygulamalarını getirdik; bunların her birisi eczacılar açısından maliyet artırıcı unsurlar. Eczacılar elini taşın altına koydular ama iktidarın uygulamaları yüzünden elleri o taşın altında ezilmeye devam ediyor.

Sayın Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ Sağlık Bakanı olduğunda ve sizin iki dönem milletvekilliğinizi yapmış olan Sayın Mehmet Domaç daha Türk Eczacıları Birliğindeyken üç aylığına hasta katılım paylarının eczanelerde alınması uygulaması, neredeyse on bir on iki senedir devam ediyor ve her gün hasta ile eczacı arasında bir tartışma alanı olduğu gibi, hastayı cebinden yaptığı ödemeleri kontrol edemez bir noktaya getiriyor. Bugünkü teknolojide bu soruna derhâl çözüm bulunabilecekken, maalesef, hastadan hastanede, eczanede ve maaşından yapılan kesintilerin toplamının takip edilmemesi, yüzde 10-20 arasında olması gereken, kronik hastalarda yüzde 0 olması gereken katılım payının fiilen yüzde 45’leri, 50’leri, 52’leri bulduğu bu sürecin takip edilememesi, siyaseten iktidar partisinin bundan sorumlu tutulmaması, “eczacının aldığı bir para” “hastanede kesilen bir para” sanki iktidar politikalarından kaynaklanmıyormuş gibi bir görüntünün ortaya konulmasıyla karşı karşıyayız.

1970’lerin sonunda hasta varken, eczacı varken ilaca erişimin mümkün olmadığı süreçte kurulmuş eczacı kooperatifleri bugüne kadar özgür eczacı sermayesiyle mesleğin yapılmasını mümkün kılan koruyucu bir etkendi. Ancak eczacı kooperatifleri Hükûmetin gerekli koruyucu politikaları benimsememesi, aksine dezavantajlı uygulamaları körüklemesi yüzünden zor günler geçiriyor. Buradan Meclise bir hatırlatma yapmak gerekiyor: Dünyada market eczaneler var, zaman zaman sizin içinizdeki birtakım kişiler buna heves ettiler; dünyada zincir eczaneler var, bir de dünyada halk eczaneleri var; Türkiye'deki eczane yapısı halk eczanelerine karşılık gelmektedir. Halk eczaneleri eczacının, hastanın ve kamunun ortak menfaatlerini telif eden, ortak menfaatlerini savunan ve güçlendiren yapılarıdır. Halk eczanelerinin olmadığı tüm ülkelerde ilaç istismarı üst düzeydedir, madde bağımlılığı üst düzeydedir, ilaçtan zarar görme üst düzeydedir, kamunun doğru, akılcı olmayan ve lüzumsuz ilaç kullanımlarından uğradığı zararlar üst düzeydedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Müsaade ederseniz Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Vereceğiniz kararlarla halk eczanelerini korursanız, onların ayakta kalmasının olmazsa olmazı eczacı kooperatiflerini korursanız; koruduğunuz doğrudan önce halk sağlığıdır, sonra kamuyu, kamunun yararını, hazineyi, maliyeyi koruyorsunuz demektir, ondan sonra da eczacıyı koruyorsunuz demektir. Eczacı, bulunduğu toplumun sosyal lideri, aldığı akademik eğitimi emeğiyle birlikte hastaya sunan, hastaya sunduğu kutuya değer katan, sevgi katan ve halk sağlığı açısından son derece önemli bir sağlık profesyonelidir, sağlık emekçisidir. (CHP sıralarından alkışlar) Eczacıyı yok ederseniz sağlığı, hastayı yok edersiniz ve bundan, ülkede hangi siyasi görüşten olursa olsun hiç kimse ve hangi siyasi parti olursa olsun hiçbirimiz fayda görmeyiz.

Bu komisyonun çalışmalarını son derece önemsediğimizi, olumlu katkı vereceğimizi, komisyon sonuçlarının da yasama faaliyetine dönüşmesini sabırsızlıkla beklediğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına son konuşma Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Samani’ye aittir.

Buyurun Sayın Samani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde var olan tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimi, korunması, pazarlanması, ekolojik dengenin korunması, bu yolda faaliyet gösteren kadın girişimcilerin desteklenmesi amacıyla kurulması düşünülen Meclis araştırması komisyonu hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette her coğrafyanın kendisine göre avantajı ve dezavantajı var. Bizim coğrafyamızın da özellikle yapısı itibarıyla dört tarafının denizlerle çevrili olması, yapısının engebeli olması, dağlarının olması coğrafi açıdan önemli bir avantajı bize sunuyor. Hiç şüphesiz ki bitki çeşitliliğinin zenginliğine bu durum yansıyor.

Avrupa genelinde toplamda 11.500 civarında damarlı bitki mevcutken bunlardan 10 bin tanesi sadece ülkemize ait ve bu damarlı bitkilerin içerisinde de 3.035 tanesi ülkemize özgü dediğimiz endemik bitkilerden oluşmakta. Tabii, bunun nedeni şu değerli arkadaşlar, dünyada birçok ülke, coğrafyasının düz olması ve benzeri faktörlerden dolayı bir tek fitocoğrafik bölge özelliğine sahipken ülkemiz toplamda 3 çeşit fitocoğrafik bölgenin özelliğini gösteriyor. Bu kadar zengin bir fitocoğrafik bölgenin özelliğini gösteren ülkemizde de birçok bitki türleri sadece ülkemize özgü endemik olarak ortaya çıkabiliyor. Mesela, ülkemizdeki toplam endemik bitkilere baktığımız zaman, bunların yüzde 30 civarının güney Anadolu’da olduğunu görürüz. Bunların içerisinde, benim ilim olan Antalya'da da toplam tespit edilen 801 taksonun 245 tanesi de sadece Antalya ve dağlarına özgü endemik bitkilerdir.

Değerli milletvekilleri, tıbbi ve aromatik bitkiler ile bunlardan elde edilen birçok ürün insan hayatının her alanına girmiş bulunmaktadır. Bu bitkiler, insanlar için besin ve enerji sağlama gibi yaşamsal değer taşımakla beraber, başta ilaç sanayisi olmak üzere, kimya, gıda, kozmetik ve zirai mücadele sektöründe ham madde olarak kullanılmakta ve ekonomik açıdan büyük değer taşımaktadır.

Bilinen 250 bin bitkinin yüzde 15’inden fazlası tıbbi amaçlarla kullanılabilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde halkın yaklaşık yüzde 80’i sağlıkları için geleneksel olarak ve ağırlıklı biçimde şifalı bitkiler kullanmaya devam etmektedir. Günümüzde, gelişmiş ülkelerce de önemi anlaşılmış olan tıbbi ve aromatik bitkilerin şifa amaçlı kullanım oranları her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde 628.806 dekar alanda tıbbi ve aromatik bitkiler ekimi yapılmakta olup 253.269 ton toplam ürün alınmaktadır TÜİK verilerine göre.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, bulunduğu coğrafya ve sahip olduğu farklı iklim, topoğrafya özellikleri nedeniyle zengin biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Türkiye florasında 174 familyaya ait 1.251 cins ve 12 binden fazla tür ve tür altı taksonu dediğimiz alt tür ve varyete bulunmaktadır ve ayrıca birçok bitkinin de gen merkezi konumundadır. Ülkemiz, farklı iklim ve ekolojik koşullara sahip olması, floranın çok sayıda bitki türü ve çeşitliliği içermesi bakımından doğadan toplanan ve kültürü yapılan tıbbi ve aromatik bitkiler açısından büyük bir ekonomik potansiyele sahiptir. Ülkemizde gerek iç tüketimi gerekse dış satımı yapılan tıbbi ve aromatik bitkilerin 20 kadarının tarımı yapılmakta, diğerlerinin yöresel kullanım, ticaret ve dış satım amacıyla kök, yaprak ve çiçekleri doğal olarak floradan toplanmaktadır. Doğadan toplanarak iç ve dış ticareti yapılan 347 tür bulunmakta ve bunların yüzde 30’unun dış ticareti yapılabilmektedir.

Tıbbi ve aromatik bitkilerin sürdürülebilir üretim ve pazar potansiyelini yeterince değerlendirmek için bu ürünlerin istenen miktar ve kalitede olması gerekmektedir. Son yıllarda mevcut durumu korumak ve bu artan pazarda yer almak için piyasanın istediği ürünlerin istenilen miktar ve kalitede sunulması gerekmektedir. Dünya pazarları ve ilaç sanayisi, etken madde miktarı ve kalitesi yüksek ve bu yönleriyle standart ürün talep etmektedir. Günümüzde yeterli miktarda standart ve kaliteli ürün temini doğal bitkilerin toplanmasıyla mümkün olmamakta, bu bitkilerin düzenli olarak kültür, seleksiyon ve ıslah çalışmalarıyla istenilen niteliklere ulaştırılması gerekmektedir. Tıbbi ve aromatik bitkilerin bazı türlerinin doğadan toplanması ekonomiktir ancak doğadan toplanan bitkilerde kaliteli ve standart ürün elde etmek her zaman mümkün değildir. Doğadan toplanan bitkilerde kalitenin her zaman istenen düzeyde olmaması, toplama sonrası işleme, depolama ve nakliye koşullarının yeterince karşılanamaması gibi nedenlerden dolayı bu bitkilerin tarımının yaygınlaştırılması da lüzum ifade etmektedir. Gerek iç tüketimde kullanılan gerekse dış satım yapılan tıbbi ve aromatik bitkilerde üretimi artırmak ve istenen kalitede ürünü elde edebilmek için doğadan toplamaların sürdürülebilirlik ilkesine dayalı floraya zarar vermeden yapılması, bitki toplayıcılarının eğitilmesi, talebi fazla olan bitkilerin kültüre alınması, doğal bitkilerin doğaya zarar vermeden zamanında toplanması lüzum ifade etmektedir. Doğadan toplamalarda tağşiş yani farklı karışımların, karıştırmaların probleminin önüne geçilmesi için ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının bu konularda yeterli önlemi alması tıbbi ve aromatik bitkilerin geleceği açısından son derece önemlidir. Ayrıca, bitkilerin devamlı olarak doğadan bilinçsizce sökülmesi doğal vejetasyonun bozulmasına, nadir ve endemik bitki türlerinin yok olmasına ve ülkemizde çok önemli bir sorun olan erozyonun da artmasına neden olabilmektedir. Doğa tahribatının önlenmesi, toplamaların kontrollü ve bilinçli bir şekilde yapılması bu bitkilerin kültüre alınmasıyla mümkündür. Çeşitli iklim ve toprak özelliklerine sahip ülkemizde birçok tıbbi bitkinin doğal olarak bulunması ve bu bitkilerin kültüre alınmaları da kolaylaşacaktır yani zaten gen kaynağı ülkemizde, kültüre alınması da son derece kolay olacaktır bundan dolayı, adaptasyon zorluğu çekmeyecektir bir diğer ifadeyle.

Değerli milletvekilleri, dünya piyasalarının istediği kalite ve miktarda güvenilir tıbbi ve aromatik bitki üretiminin artırılması için Tarım Bakanlığımızca yeni bir destekleme politikası uygulanmaya başlamıştır. Bu desteklemede 2018 yılı için iyi tarım uygulamaları kapsamında dekara 50 ila 100 TL, işletme büyüklüğü miktarına göre 5 dekar ve altındaki tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği yapan küçük aile işletmelerine dekara 100 TL, mazot ve gübre desteği ayrıca 14 TL, organik tarım yöntemiyle üretim yapan çiftçilerimize ise -dekara ürün kategorilerine bağlı olmak üzere- 10 ile 100 TL arasında değişen destekleme ödemesi uygun görülmüştür. Yine, kırsal kalkınma destekleri, indirimli kredi destekleri, ki Ziraat Bankası veya tarım kredi kooperatiflerinden 2 milyon TL'ye kadar işletme kredisi kullananlara yüzde 50 indirim, 2 ile 3 milyon TL arasında işletme kredisi kullananlara yüzde 25 indirimli kredi imkânı sağlanmaktadır. Tabii, şüphesiz ki bizim doğada yoğun olarak üretilen, adaptasyon sorunu çekmeyen özellikle ilk etaptaki bitkiler için yani kekik, biberiye, adaçayı, sığla yağı, sumak, keçiboynuzu, defne, fesleğen, likapa, ıhlamur, safran ve jojoba üretimleri için bu destekler öngörülmektedir.

Ayrıca bir diğer destek, hazine arazilerinin tahsisi 24 Kasım 2017 tarihinde yayımlanan Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 379 sıra no.lu Tebliği’yle, hazine arazilerinin rayiç bedelinin binde 1’i olarak belirlenecek kira bedeliyle tıbbi ve aromatik bitkiler üreten çiftçilere kiraya verilmesi söz konusu hâle gelmiştir.

Tarım Bakanlığımız bünyesinde kırk yılı aşkın süredir tıbbi bitkilerle ilgili araştırma çalışmaları yapılmaktadır. Bugün itibarıyla Bakanlığımız bünyesinde 41 adet AR-GE projesi yürütülmektedir. Yine, tıbbi aromatik bitkiler konusunda 19 üniversite, 6 özel sektör, 1 STK ve 1 kamu kurumu olmak üzere toplam 27 adet projeyi desteklemiş olup bu projelerden 9 adedi sonuçlanmıştır, 18 projenin çalışmaları devam etmektedir. Kamu, özel sektör ve üniversiteler tarafından 15 türde toplam 51 tescilli çeşit geliştirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla bu kadar önemi haiz, bu kadar coğrafi zenginliğimiz olan ülkemizde tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanılması, desteklenmesi konusunda kurulacak araştırma komisyonunun faydalı olacağına inanıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Samani.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, önerge sahipleri adına ilk söz İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hüda Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’de birçok tıbbi ve aromatik bitki doğadan toplanmakta ve bir kısmının da belirli ölçüde tarımı yapılmaktadır ancak bunlara ait düzenli istatistiksel bir veri bulunmamakta ve arz-talep ilişkisi dikkate alınarak üretimleri yapılamamaktadır. Türkiye’de gerek iç tüketimi gerekse dış satımı yapılan tıbbi ve aromatik bitkilerin tahminen yüzde 20 kadarının tarımı yapılabilmektedir. Bununla beraber, ticaret ve dış satım amaçlı kök, yaprak ve çiçek doğal floradan toplanmaktadır.

Türkiye’de yetişen bitkiler yok olma tehlikesi altında olup bir kısmı neslini devam ettirebilmekte zorluklarla karşılaşmaktadır. Sanayileşme ve şehirleşme, baraj yapımı, erozyon, tarla açma, aşırı otlatma, çorak, tuzcul alanların ıslahı ve yangınlar bu bitkiler için büyük bir tehlike arz etmektedir.

Günümüzde tıbbi aromatik bitki tarımı yapmak isteyen üreticilerin en önemli sorunlarından biri de tohumluk materyal teminidir. Yetiştiricilerin ihtiyaç duyduğu tohumluğa her türlü çoğaltım materyali sağlayacak kurumsal altyapının mutlaka oluşturulması gerekmektedir.

Tıbbi ve aromatik bitkilerin çeşitli kısımları veya bunlardan elde edilen etkili maddeler yıllardan beri hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, bitkisel ilaç, bitki kimyasalları, gıda katkı maddeleri, kozmetik ve parfümeri sanayisinin girdisini teşkil eden bitkisel pek çok ürünün elde edildiği bu bitkilere talep artmaktadır. Değişen sağlıklı olma anlayışı çerçevesinde, tüm dünyada alternatif tedavi ya da destekleyici tedavi gibi farklı tedavi yöntemlerine ve bitkisel ürünlere olan ilgi ve bu doğal sağlık ürünlerinin kullanımları tüm dünyada giderek artmaktadır. Buna bağlı olarak da ürünlere bağlı advers ilaç etkileşimlerinin görülmesinde artış yaşanmaktadır. Bireye özgü değerlendirmeler yapılmaksızın bilimsel yetkinliğe sahip olmayan kişilerce, hiçbir denetime tabi olmayan mekânlardan veya internet üzerinden, hiçbir standardizasyona sahip olmayan bu ürünlerin sağlığı iyileştirmek amacıyla radyo, televizyon ve internet aracılığıyla tanıtımı gerçekleştirilmektedir.

Türkiye’de gerek iç tüketimde gerekse dış satımı yapılan tıbbi ve aromatik bitkilerde üretimi artırmak ve istenen kalitede ürünü elde edebilmek için tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunması, floraya zarar vermeden sürdürülmesi ve değerlendirilmesi için gerekli her tür yasal düzenlemenin yapılarak hayata geçirilmesi, yetiştirme tekniklerinin her bitkiye ve ekolojik koşullara göre saptanması, tıbbi konsültasyon olmadan alınabilecek sağlığa ilişkin ürünlerle ilgili kanuni düzenlemelerin tasarlanması, tohumluk temini için kurumsal altyapının oluşturulması ve çeşit geliştirilmeye yönelik ıslah çalışmalarının desteklenmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, şu bir gerçek ki yurdumuz, sahip olduğu endemik bitki örtüsü ve tohum zenginliğiyle dünyadaki ender bölgelerden biridir. Geldiğimiz noktada ise hayvancılığın, tarımın bile bitme noktasına getirilmesi gibi, bitkisel örtü ve tohum zenginliğimiz de bitme noktasına getirilmiştir. Özellikle HES'ler ve basiretsiz politik uygulamalar ve müdahalelerle ülkemiz çoraklaşma noktasına getirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, sizlere şimdi birkaç farklı konudan daha bahsedeceğim. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada Türkiye’yle ilgili bazı çok önemli, hepimizin de bildiği, hatta yaşadığı gerçekleri ifade etmiştir. Türkiye’nin insan hakları noktasındaki eksileri maalesef uluslararası kamuoyunda karşılığını buluyor ve bunlar tarihe, kayda geçiyor arkadaşlar.

Türkiye, İçişleri Bakanlığı verilerine göre -İçişleri Bakanlığının verileri bu raporda yer almaktadır- 20 Ocak-26 Şubat 2018 tarihleri arasında, Türkiye’nin Afrin Operasyonu’nu eleştiren sosyal medya paylaşımları yüzünden 648 kişinin gözaltına alındığı uluslararası raporlara da geçmiştir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü “Barış çağrısı yapan ‘tweet’ler atan kişileri gözaltına almak ve haklarında kovuşturma başlatmak Türkiye Hükûmetinin bugüne kadar düştüğü en dip noktadır.” demişlerdir. Türkiye yetkilileri, kişilerin askerî harekâtlar da dâhil her türlü Hükûmet politikasını barışçıl yollarla eleştirme haklarına saygı göstermeli ve bu saçma davalar düşürülmelidir.

Değerli arkadaşlar, yine bu raporda ismi geçenlerden bir tanesi, İnsan Hakları İzleme Örgütünün avukatlarla yaptığı görüşmeler, sosyal medyada eleştirel görüşlerini açıklayanlar hakkında iş birliği ya da propaganda suçları yerine, silahlı terör örgütüne üye olmak iddiasıyla açılan soruşturmalarda da bir artış olduğunu ortaya koyuyor. Haklarında silahlı örgüte üye olmak suçlamasıyla soruşturma açılan şüpheliler suçun ağırlığı sebebiyle genellikle tutuklanıyorlar, suçlu bulunmaları hâlinde, daha uzun cezalara çarptırılıyor. Bu şahsiyetlerden bir tanesi de hepinizin tanıdığı Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu arkadaşlar. Kürt meselesiyle ve barış sürecinin 2015’te sona ermesiyle ilgili sosyal medyada yaptığı barışçıl bir paylaşım sebebiyle 21 Şubat günü Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırıldı ve aynı zamanda, biliyorsunuz, KHK’yle de görevinden uzaklaştırıldı.

Gergerlioğlu soruşturma ve yargılaması sırasında Hükûmet yanlısı medyanın yoğun karalama kampanyasına hedef oldu ve aynı zamanda son günlerde de emeklilik ikramiyesi hakkı dâhi gasbedildi ve bu haktan mahrum edildi.

Değerli arkadaşlar, birkaç konu daha vardı ama vaktim kalmadığı için değinemeyeceğim. Biraz önce Grup Başkan Vekilimizin dile getirdiği ve Sayın Bakanın da cevapladığı Mardin ve ilçelerinde, özellikle Kızıltepe’deki elektrik kesintileriyle ilgili meseleyi ben bizzat biraz önce kendim, yerelden telefonla bilgi aldım. On iki gündür elektrikler kesik arkadaşlar. DEDAŞ yetkilileri jandarma eşliğinde elektrik trafolarını söküyorlar arkadaşlar köylü borcunu ödemedi diye. Köylüye çıkarılan borçta çok ciddi yolsuzluklar olduğu iddia ediliyor. Bir köylünün ödeyebilme gücünün üstünde çok aşırı meblağlarda borçlar gönderildiği ifade ediliyor. Köylülerin büyük bir kısmı ise kendi kullandıklarının hakkını vermek istiyorlar ama bu meblağları ödeme gücünden tamamen mahrumlar. Mardin ve ilçelerinde yaşanan bu probleme acilen muhakkak el atılmalı, köylüler bu mağduriyetten kurtarılmalıdır arkadaşlar. Şu noktaya dikkat çekiyorlar değerli arkadaşlar: Son iki gündür elektrik geceleri verilmeye başlanmış arkadaşlar, fakat tarımsal sulama için 3 faz elektrik verilmesi gerekirken 1 faz elektrik verildiği için tarımsal sulama gerçekleştirilemediği gibi evlerdeki elektrikli aletler de bozuluyor ve aileler mağdur duruma geliyor. Ve bir de şöyle bir iddia var değerli arkadaşlar: Bu borcun, DEDAŞ’a ödenmesi gereken borcun yüzde 65’inin devletin borcu olduğu iddia ediliyor. Bunun da araştırılması gerekiyor. Bu sebeplerle, ne olursa olsun, köylüler mağdur edilmemeli, imkânı olan köylüler hasat zamanına borçlarının yapılandırılmasını talep ediyorlar aynı zamanda arkadaşlar. On binlerce hektar arazi gübrelenmiş durumda ve sulanması gerekiyor. Bizim zaten 100 binlerce işsizimizin olduğu, binlerce esnafın kepenk kapattığı böyle bir dönemde 80 milyonun gıda ve yiyecek noktasında hani “Köylüler milletin efendisidir.” sözünü sık sık kullanıyoruz, köylülerimizin bu mağduriyetlerinin muhakkak giderilmesi gerekiyor değerli arkadaşlar.

Binlerce esnaf kepenk kapattı dedim, evet, son dört yılda 430 bin esnaf iflasını vermiş durumda değerli arkadaşlar, tarımda bittik, tohumda bittik, hayvancılıkta bittik. “Ekonomi iyi.” diyorsunuz ama binlerce insan hâlâ dükkanını kapatmaya devam ediyor, binlercesi siftah etmeden hâlâ kepengini kapatmamaya direniyorlar değerli arkadaşlar ve ülkemizin geldiği son noktada, tahammülsüzlüğün, farklı düşünceyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Bir dakika daha rica edebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bizler burada birbirimizin her sözüne müdahale edebilme gibi bir ortamı çok aşırı şekilde, haddini aşan bir şekilde kullanıyoruz ve ekranlardan, yöneticilerden, siyasetçilerden her gün insanımıza, toplumumuza nefret, şiddet söylemleriyle insanlarımızın, toplumumuzun bir cinnet toplumu hâline getirildiğini sizler de biliyorsunuz.

Bakın, sıradan, en masum… Vapurda müzik yapan gençlere bile “Bunlar misyoner.” diye kalkıp, müzik yapan gençlere bile saldırılıyor. Yine, KHK çığlıkları artmaya devam ediyor. Bugün Başakşehir’de dokuzuncu kattaki evinden bir KHK’li eşi bunalım sonucu kendini aşağı atarak intihar etti. Ya KHK’liler kendileri intihar ediyor ya aileleri arkadaşlar. Dram büyük, toplumumuz umutsuzluğa kapılmış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Hepimizin vazifesi sürekli birbirimizin sözünü kesmek değil; birlikte ortak bir yaşamı barış içinde, huzur içinde gerçekleştirebilmenin yolunda olmamız lazım, bunun için mücadele etmemiz lazım.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Sayın milletvekilleri, şimdi önerge sahipleri adına ikinci konuşma Bursa Milletvekilimiz Sayın Erkan Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, bu tıbbi bitkilerin tarihi insanlık tarihi kadar eski denebilir. Bununla ilgili ilk yazılı kaynaklar Sümerler ve Çinlilere aittir. Tıbbi bitkilerin kullanımı ve gelişimi daha ziyade de eczacılıkla ilgilidir. Bu bitkilerin çoğu doğadan toplanarak yıllardır tedavide kullanılmaktadır. Birçok bitkinin de M.Ö. 4000 yılına dayanan kullanımı olduğu da kayıtlarda vardır. Tropik bölgelerde yetişen bitkiler, baharatlar ticaret ağları yoluyla dünyayı dolaşan ilk ürünler olup dünya ticaretinde de önemli bir yere sahip olmuşlardır. Baharatın tarihi bilinmeden de dünya tarihinde bazı olayların, savaşların ve özellikle de sömürgelerin nasıl olduğunu anlayabilmek, aydınlatabilmek de mümkün değildir. Sanayileşmenin başlangıcıyla da eski önemini yitirmiş, onun yerini yer altı kaynakları ve diğer metalar almıştır.

Bu ürünler açısından -endemik açıdan ve çeşit açısından- Türkiye dünyadaki ilk 8 ülkeden biridir, bu da bütün dünya tarafından kabul edilen bir gerçektir ama bu kadar kontrolsüz toplanılması, herhangi bir kültürleşmenin yapılmaması, kontrollü ekimin yapılmaması soncunda, böyle giderse korkarım, ilk 28’e dahi giremeyecek duruma gelebiliriz. Peki, ne yapmak gerekiyor? Bunlarla ilgili önlemleri almak gerekiyor. Bu bileşenlerle ilgili kontrollü ekim alanları, bunların pazarlanmasıyla ilgili, üniversitelerin de desteklerini alarak ihracata yönelik dikimler ve kontroller yapılması gerekiyor. Örnek vermek gerekirse dünyada bildiğimiz omega çeşitlerinden 3, 6, 9 omega ürünleri var ama son zamanlarda bizim ülkemizde en çok yetişen ürünlerden biri olan narın içerisinde de olan omega 5 açısından Türkiye dünyada ilk 3 içerisinde. Bunun antioksidan özelliği, kansere karşı etkisi bilinmekte. Ancak biz bundan yeteri kadar yararlanabiliyor muyuz? Maalesef yeteri kadar yararlanamadığımız gibi bundan gerekli kârı da elde edemiyoruz.

Doğal bitkilerin ve tıbbi bitkilerin korunmasına yönelik çalışmalarda öncelikle tehdit faktörlerinin de ortadan kaldırılması gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütüne göre 20 bin tıbbi bitki tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Dünyada da bitkisel droglar için belli başlı merkezlerde üretim yapılıyor ancak Türkiye’de bunun değeri maalesef anlaşılamadığı için de yeteri kadar kâr elde edemiyoruz.

Seçim bölgem Bursa’da Uludağ etekleri, hem endemik bitkiler açısından hem de flora açısından Türkiye'nin en çeşitli olduğu kaynakların başında geliyor. Ama ne yapıyoruz? Orada da kontrolsüz taş ocaklarıyla, mermer ocaklarıyla, RES’lerle, HES’lerle bunların hem çeşitlerini azaltıyoruz hem de bunları yok olma tehdidiyle karşı karşıya bırakıyoruz. Böyle bir zenginliğin yok olması, bizim yüzlerce yıldır tedavi amaçlı kullandığımız tıbbi aromatik bitkilerin de yok olması anlamına gelmektedir.

Şimdi, bu kadar artan tehditlerle ve bu kadar artan bir taleple, kaliteli, standart bir ürün elde etmek için, tıbbi aromatik bitkilerin ve bunlardan elde edilen ekstrelerin de sanayi kollarının büyümesi ve artması beklenmektedir. Bunu yapabilmek için de alınması gereken birtakım önlemler ve bunlarla ilgili de bilimsel olarak yapılması gerekenleri de şöyle sıralayabiliriz.

Bir: Tıbbi ve aromatik bitkilerin uygun kriterlere göre yetiştirilmesinden sonra bu amaca yönelik olarak uygun teçhizat makine sağlanması ve kurulması. Tabii ki bu ekipman ve makinelerin ülkemizde üretiminin yetersiz olduğu ve maliyetlerinin çok yüksek olduğu için de bunlarla ilgili bir teşvik planının bütçelenmesinin ve dışarıdan tedarikinin yapılması gerekiyor. Bu tedarik yapıldıktan sonra da bu makinelerin, teçhizatların da verimli kullanılması gerekiyor. Bunun için de kümelenme modelleriyle, bizim, eskiden köylerde “imece usulü” dediğimiz… Herkesin bu makineleri alma imkânı mümkün olmadığı için, doğru bölgelerde birçok üreticinin bundan faydalanmasını sağlayarak, çeşitlerin de belirlenerek, bu teçhizattan yapılarak masrafların minimize edilip verimin de maksimize edilmesi şeklinde sıralanabilir.

Yine bunları yaparken, bu kümelenme modellerini yaparken Türkiye'de Atatürk’le birlikte çok gelişen kooperatifçilik modellerinin de mutlaka artırılması gerekiyor. Lozan görüşmelerinde Lord Curzon’un İsmet İnönü’ye “Sen bunları hep reddediyorsun, bugün cebimize atıyoruz, bu paranız yok, geldiğinizde de biz size para verirken tek tek bu cebimize attıklarınızı önünüze koyacağız.” dediği ama Atatürk’ün de o para kaynağını, devlette ve kendisinde olmayan kaynağı kooperatifçilikle, kooperatifçiliği geliştirerek yarattığı ve asla da gidip kimseden para istemeden kalkınmayı yaptığı kooperatifçilik modelinin tıbbi, aromatik bitkilerde de uygulanmasında verimin artacağı muhakkak.

Gene bir başka konu, tohum tescili ve tescilli tohumun kullanılmasındaki ıslah çalışmaları. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili birimleri tarafından teşvik edici uygulamalar hayata geçirilmelidir. Bu merkezler tarafından, bitkilerin toprak ve iklim istekleri konusunda çiftçilere yönelik danışmanlık ve eğitim hizmetleri vererek katma değeri yüksek bitkilerin üretilmesi gerekmektedir. Tıbbi bitkilerin, özellikle ana yollar, sanayiler, havaalanları gibi kirlenmenin ve kontaminasyonun fazla olacağı bölgelerin uzağında yetiştirilerek kalitesinin artırılması gerekiyor. Ayrıca, havza bazlı destekler ve yerel paydaşların önerileriyle, yıllarca edindikleri atadan, babadan gelme o birikimleri, know-howları buralarda kullanılması faydalı olacaktır. Tıbbi ve aromatik bitkilerin havzasının oluşturulması, hangi havzalarda hangi tıbbi, aromatik bitkilerin yetiştirileceği ve hangi miktarda yetiştirilmesi gerektiği bilgilerinin de sektör analiz raporlarına göre belirlenmesi gerekmektedir. Uluslararası düzeyde piyasa değeri olan tıbbi, aromatik bitkilerin ıslahı ve tohum geliştirme çalışmalarının artması, gen kaynaklarının ve ıslahatçı haklarının korunmasına yönelik düzenlemelerin yapılması için esasların belirlenmesi ve bunlarla ilgili de mutlaka kotaların konulması, sadece ülkemizde yetişen bu ürünlerin, dışarıda genleriyle oynanıp tekrar bize ihracat yoluyla geri gönderilerek fazla miktarlarda para ödenmesinin de önüne geçilmesi gerekiyor. Ülkemizde gıda, kozmetik, boya, süs, hayvancılık, geleneksel ve tamamlayıcı tıpta kullanılan tıbbi bitkilerin üretiminin planlanması, eylem planlarının da hazırlanması şarttır.

Bitkisel gen kaynaklarının korunması ve uluslararası ticarete konu edilmesi açısından özellikle ülkemizdeki bu bitkilerin tanımlamalarının yürütülmesi ve tüketime sunulan bitkilerin coğrafi işaretleme yoluyla da değerlerinin tespit edilmesi gerekmektedir.

Ham madde işlenirken veya üretilirken de ürün kalitesinin gerektirdiği doğru yöntemlerin tespit edilmesi ve kullanılması da gerekmektedir. Bunun için de AR-GE ve ölçek büyütme çalışma süreçleri başlatılmalıdır. Ölçek büyütmede kritik basamaklar da laboratuvar, pilot, endüstriyel ölçek çalışmalarının sırasıyla denenmesi ve valide edilmesi de önem taşımaktadır.

Gene, eczaneler dışında satılan bu ürünlerin bizim gibi farmakognozi, farmabotanik ve fitoterapi eğitimi almış eczanelerden başka bir yerde satılmaması da çok önemli bir konudur çünkü bu bitkiler doğru kullanılmadığında zehirlenmelere ve başka kalıcı sakatlıklara da yol açabilmektedir. Farmasötik ürün formatında olan ürünlerde yasal düzenleme yapılarak bu eczaneler ve bayilerinin dışında ve marketlerde satılması da engellenmelidir.

Üretilen tıbbi ve aromatik bitkilerin ürün ambalajı, satışı ve üretici firma bilgilerine ait standartlarında mevzuat düzenlemeleri yeniden yapılarak mutlaka son kullanıcıya ulaştırılması gerekir. Rekabetin ve yatırımların doğru yönlendirilmesi açısından da fizibilite çalışmaları yönetilmelidir. Pazarlama stratejisinin önemli bir parçası olan kalite ve güvenilirliğin sağlanması için ürüne yönelik kriterlerin kesin olarak belirlenmesi, güvenilir sertifikasyon sistemleriyle de kalitenin güvence altına alınması gerekmektedir. Bunların kamu spotlarıyla da desteklenmesinde büyük önem vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AYDIN (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Alım garantili sözleşmeli ürün temininin sağlanması; tohumda, gübrede, ilaçta ürün bazlı ihtisas ticari borsalarının kurulması, fiyat politikası ve kontrolünün sağlanması, ürün bazlı talep oluşturulması, ham madde ithalinin kademeli olarak kontrol edilmesi, ithalatının ve vergilerinin düzenlenmesi gibi, uluslararası fuarlarda bulunmak ve yeni fuarların organizasyonlarının ülkemizde yapılmasını sağlamak gibi… Doğadan toplama yoluyla ve tarımsal üretimi yapılan tıbbi aromatik bitkilerle ilgili üretici ve yerel halka yönelik bilgilerin verilmesi ve bu yönde ihracatın hızla artırılması gerekmektedir.

Dört partinin ortak olarak verdiği tıbbi aromatik bitkilerle ilgili araştırma komisyonunun kurulmasına biz de destek veriyoruz.

Yine, Down sendromuyla ilgili verilen araştırma önergesinin de kabulünden dolayı teşekkür ediyorum. Biraz önce yavrularımızın, canlarımızın yaptığı o güzel gösteriden dolayı da kendilerine teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın milletvekilleri, önerge sahipleri adına son konuşmacı Hatay Milletvekilimiz Sayın Orhan Karasayar’dır.

Sayın Karasayar, süreniz size aittir efendim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tıbbi ve aromatik bitkilerin ekolojik denge gözetilerek üretiminin artırılması, satılması, sağlığa uygun olarak kullanılması ve ihracatının geliştirilmesine yönelik sorunların ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması hakkında önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İnsanlık tarihi boyunca bitkiler ve bitkilerden elde edilen ürünler çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Küresel bazda çok geniş bir kullanımı olan tıbbi bitkilerin tanımını tam olarak yapmak mümkün değildir. Günümüzde “tıbbi ve aromatik bitkiler” terimi genellikle birlikte kullanılmaktadır. Tıbbi ve aromatik bitkiler, hastalıkları önlemek, sağlıklı yaşamak ve hastalıkları iyileştirmek için ilaç olarak kullanılan bitkilerdir. Tıbbi bitkiler beslenme, kozmetik, vücut bakımı, tütsü veya dinî törenler gibi alanlarda yer alırken aromatik bitkiler ise güzel koku ve tat vermeleri için kullanılmaktadır.

Dünya pazarlarında tıbbi ve aromatik bitkilere olan talep, çok değişik alanlarda ve sanayi kollarında tüketimine paralel olarak her geçen gün giderek artmaktadır. Türkiye tıbbi ve aromatik bitkilerin dış satımında dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir. Ülkemiz farklı iklim ve ekolojik koşullara sahip olması, floranın çok sayıda bitki türü ve çeşitliliği içermesi bakımından, doğadan toplanan ve kültürü yapılan tıbbi ve aromatik bitkiler açısından büyük bir ekonomik potansiyele sahiptir. Bu kadar zengin bir kaynağa sahip ülkemizde hâlen, doğadan toplanan ve üretimi yapılan bitkilerin sayısı çok azdır.

Binlerce yıl önce insan bitkilerin tedavi edici gücünü tanımış ve sağlıklı yaşayabilmek için onlardan yararlanmıştır. Tedavi amaçlı kullanılan bitki tür ve çeşitlerinin miktarı antik çağlardan beri devamlı bir artış göstermiştir. Mezopotamya uygarlığı döneminde yaklaşık 250 bitki ilaç ham maddesi olarak kullanılırken Antik Yunan döneminde 600 kadar bitki tıbbi amaçlı kullanılmıştır. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren doğal ürünlere olan talep artarak bitkisel kökenli ilaç ve kozmetik sanayi hızla gelişmiştir. 19’uncu yüzyılın başlarında tedavide kullanıldığı bilinen ve tıbbi bitkilerden elde edilen ilaç ham maddesi sayısı 13 bini bulmuştur.

Türkiye'nin doğal bitki örtüsü, belirlenen 11.707 bitki çeşidiyle küresel ölçekte büyük zenginliğe sahiptir. Bu bitkilerin 3.649’u, yöreye özgü iklim ve toprak şartlarında yetişen, ülkemize ait endemik tür ve çeşitlerdir. İç piyasada ticarete konu olan bitki sayısı ise 350 olup bu bitkilerden yaklaşık 100 bitkinin yurt dışına ihracatı yapılmaktadır. TÜİK’in “tıbbi ve aromatik bitkiler” olarak özel bir sınıflandırması bulunmamakla birlikte yaklaşık 20 çeşit tıbbi ve aromatik bitkinin 1,8 milyon dekar alanda tarımı yapılmakta, üretim miktarı bakımından siyah çay, kırmızıbiber, haşhaş, kimyon, nane, kekik, yağlık gül ve anason ilk sıralarda yer almaktadır. 2000-2017 yılları arasında yetiştiricilik kaynaklı üretim miktarı yaklaşık yüzde 80 artmıştır.

Son dönemlerde tıbbi bitkilerin endikasyonunun belirtilerek kontrolsüz olarak satılması toplum sağlığını ciddi bir şekilde tehlikeye sokmaktadır. Piyasada satılan tıbbi bitkilerin gerçekten o bitki olup olmadığı konusunda şüpheler vardır. Toplanan tıbbi bitkilerin doğru bitki olup olmadığı ancak bir uzmanın bitkiyi teşhis etmesiyle mümkün olabilir. Ayrıca, tıbbi bitkilerin etki gösterebilmesi için standardize olması gerekiyor. Tıbbi bitkilerin doğru kısımları, doğru mevsimde, doğru saatte ve doğru bölgeden toplandıklarında standardizasyondan söz edebiliriz. Çünkü bitkilerin içerdikleri maddeler ekolojik şartlara göre değişmektedir. Çevrecilik açısından bakıldığında, bilinçsiz toplamayla biyoçeşitlilik azalabilir ve bazı türlerin nesli tükenebilir.

Tıbbi ve aromatik bitkilerin dış ticaretinde onlarca bitki yer almaktadır. Bu bitkilerden bazıları hem endüstri bitkileri veya yağlı tohumlar sınıfında yer alırken hem de tıbbi ve aromatik bitki kabul edilmektedir. Tıbbi ve aromatik bitkilere ilişkin özel bir sınıflandırma GTİP numarası olmadığından dış ticareti sağlıklı olarak izlenememektedir.

Türkiye'nin tıbbi ve aromatik bitkileri dış ticareti son olarak yaklaşık 600 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İhracatta en önemli bitkiler kekik, haşhaş, defne, çay, anason, kimyon, ada çayı, mahlep, kırmızıbiber ve bitkisel çaylar şeklindedir. İthalatta en önemli bitkiler ise kahve, çay, keten, karabiber, kimyon, çörek otu, şerbetçi otu şeklindedir. İthalatın yüzde 60’ını da kahve oluşturmaktadır.

Kalkınmanın, ekonomik büyümenin, istihdamın artışının temelinde girişimcilik vardır. Ülkemizde kadın girişimci sayısı son yıllarda ciddi oranda yükseldi. Kadın girişimci sayısının artırılması, kadınların iş kurmaya heveslendirilmesi gerekmektedir. Özellikle girişimcilerin desteklenmesi yalnızca onları değil, Türkiye’yi de ilgilendirmektedir.

Araştırma önergemizin konusu, kadın girişimcilerimize çok uygun bir alandır. Gerek iç tüketimde kullanılan gerekse dış satımı yapılan tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimini artırmak ve istenen kalitede ürünü elde etmek için, doğadan toplamalarının sürdürebilirlik ilkesine dayalı floraya zarar vermeden yapılması, bitki toplayıcılarının eğitilmesi, talebi fazla olan bitkilerin kültüre alınması, yetiştirme tekniklerinin her bitkiye göre saptanması, yurt dışında geliştirilmiş ve ülkemizin ekolojik koşullarına adapte olabilecek çeşitlerin getirilerek ülkemizin iklim koşullarında denenmesi, bu bitki grubunun en önemli sorunlarından biri olan tohumluk temini için kurumsal altyapının oluşturulması, çeşit geliştirmeye yönelik ıslah çalışmalarının desteklenmesi, hasat sonrası işlemler, depolama ve nakliyede uygun şartların sağlanması gerekmektedir.

Yine sosyoekonomik yoksunluk içinde bulunan vatandaşlarımızın topluma entegre olmaları ve ekonomide aktif üretken duruma geçerek sürdürülebilir gelire ulaşmaları amacıyla tıbbi bitkilerin bölge kadınlarına toplatılarak kadınlar için istihdam alanı oluşturulması, ekonomimiz açısından büyük fayda sağlayacaktır. Dünya piyasalarının istediği kalitede ve miktarda güvenilir tıbbi ve aromatik bitki üretiminin artırılması için Tarım Bakanlığımız yeni ve birçok alanda ciddi destekler vermektedir.

Ülkemizde tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimi, satılması, kontrolü, ekolojik dengenin korunması, bu konuda kadın girişimciliğinin desteklenmesi gibi konularda problemlerin tespit edilerek çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 9’uncu maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılması her bakımdan yararlı olacaktır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Erkekler de toplayabilir değil mi? Sataşma değildi Sayın Vekilim.

BAŞKAN – Sayın Karasayar, Sayın Amirim, süreyi sonuna kadar kullandığınız için teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 12 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, komisyonun çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 28 Mart 2018 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.27



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Birleştirilerek görüşülmesi kabul edilen (10/684), (10/2594), (10/2645), (10/2646) ve (10/2691) esas numaralı Meclis Araştırması Önergeleri tutanağa eklidir.

(x) Birleştirilerek görüşülmesi kabul edilen (10/5), (10/2602), (10/2612) ve (10/2644) esas numaralı Meclis Araştırması Önergeleri tutanağa eklidir.

(X) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.