TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

69’uncu Birleşim

12 Mart 2018 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümünü kutladığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, bir komisyon raporunun dağıtımından kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasını içeren grup önerisini İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre işleme almanın Parlamento teamüllerine uygun olduğuna ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, uçak kazasında hayatını kaybeden 11 genç kıza Allah’tan rahmet dilediğine ve bu olayla ilgili yakışıksız ifadelerle sosyal medya paylaşımlarında bulunanları kınadığına ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Çorum’da meydana gelen kazada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Genel Kurulda yaşanan olay nedeniyle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye üzüntülerini bildirdiklerine ilişkin konuşması

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci ve Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve seçim ittifakıyla ilgili kanun teklifine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, sulama birlikleriyle ilgili yapılacak yasal düzenlemeye ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve Türk milletinin, bekasına kasteden ihanet projeleri karşısında net duruşunu her zaman gösterdiğine ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, emeklilikte yaşa takılan vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi için Hükûmetin bir an önce harekete geçmesi ve verilen kanun teklifleri ile önergeleri dikkate alması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, 12 Mart askerî darbesinin 47’nci yıl dönümüne ve iktidarın uluslararası şirketlerin kârını artırmak uğruna halkın sağlığını tehdit eden politikalarına hızla devam ettiğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 12 Mart askerî darbesinin 47’nci yıl dönümüne ve Kars’ta 5 aracın Valiliğe tahsis edildiği iddiaları hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

8.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

9.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

10.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve Hükûmetin, çocukları şiddete yönlendiren, intihara sürükleyen “Mavi Balina” adlı oyunla ilgili bir an önce tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Uğur Dilipak’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve bazı siyasetçilerin İstiklal Marşı’na atfen kullandıkları ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

14.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, TMO’nun fındık alış ve satış işlemleri sırasında randıman değerleriyle oynandığı ve bazı kesimlere haksız kazanç elde ettirildiği iddialarının araştırılması için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Zeytin Dalı Harekâtı’nın 52’nci gününde Türk Silahlı Kuvvetlerinin büyük bir başarıyla ve emin adımlarla Afrin’in merkezine doğru ilerlediğine ve 10 Martı 11 Marta bağlayan gece Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine bağlı camilere yapılan saldırılara ilişkin açıklaması

17.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 11 Mart Berkin Elvan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümüne, 12 Mart Kamışlı katliamının 14’üncü, Gazi katliamının 23’üncü yıl dönümlerine, 12 Mart muhtırasının 47’nci yıl dönümüne ve Afrin’de şu anda sivillere yönelik büyük bir tehlike olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne, 12 Mart Gazi olaylarının 23’üncü yıl dönümüne, 11 Mart Berkin Elvan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümüne, 12 Mart muhtırasının 47’nci yıl dönümüne ve CHP Grubu olarak Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a görevinde başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne, 12 Mart Erzurum’un kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne, Berlin’de Koca Sinan Camisi’ne yönelik saldırıyı şiddetle kınadığına, 12 Mart askerî darbesinin 47’nci yıl dönümüne ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin’de hiçbir sivilin burnu kanamadan operasyon gerçekleştirdiğine ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun, arıtma tesislerinin Aydın genelinde tam faaliyete geçecek ve tam sorunu çözecek nitelikte sayıya ulaştırılamadığına ilişkin açıklaması

23.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Aydın Milletvekili Abdurrahman Öz’ün CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, uçak kazasında hayatını yitiren genç kızlara Allah’tan rahmet dilediğine ve statülerinin bir tartışma konusu yapılmasının utanç verici olduğuna ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, uçak kazasında hayatını kaybeden 11 genç kadına Allah’tan rahmet dilediğine ve konuyla ilgili sosyal medyada sorumsuzca ve yakışıksız ifadeler kullananları kınadıklarına ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İran semalarında meydana gelen uçak kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

27.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, uçak kazasında hayatını kaybeden 11 genç kadına Allah’tan rahmet dilediğine ve sosyal medyada hem bu kazayla hem de başka meselelerle ilgili ayrıştırma dilini kınadıklarına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçilmeyerek Komisyona iade edilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

29.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay ile İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Komisyon adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Komisyon adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Parlamentoda kendilerini savunma imkânı olmayan siyasi partiler hakkındaki sözleri doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin televizyon yayınının olmadığı bir günde yapılmasına ve gece boyunca çalışılarak bitirilmesi konusuyla ilgili gruplar arasında bir iletişimin bulunmadığına ilişkin açıklaması

46.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin sabaha kadar çalışılarak bitirilmesi kararının kendileriyle hiçbir iletişim kurulmadan alınmasına ilişkin açıklaması

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni sabaha kadar çalışarak bitirmek kararıyla bu işlemin kamuoyundan kaçırılmasının amaçlandığına ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, ülkenin geleceğini ilgilendiren ve seçimleri düzenleyen yasanın görüşmelerinin halkın gözlerinden kaçırılarak yapıldığına ilişkin açıklaması

 

 

49.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi görüşmelerinin Meclisin çalışma usullerine uygun olarak ve kabul edilen grup önerisi istikametinde yapıldığına ilişkin açıklaması

50.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin gece yarısı geçirilmesi operasyonunun Twitter’da gündemin ilk maddesi olduğuna ilişkin açıklaması

53.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde AKP ve MHP Grupları ile Hükûmet ve Komisyonun konuşma hakkını kullanmamasına ilişkin açıklaması

54.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

55.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

56.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

57.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

58.- Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

59.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

60.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Meclisin salı günkü çalışmasının yapılmayacağıyla ilgili duyumlar aldıklarına ve bunun nedeninin açıklanmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

61.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin televizyon yayını kapalıyken sabaha kadar çalışılarak geçirilmesine ilişkin açıklaması

62.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Çorum’un Osmancık ilçesinde meydana gelen bir trafik kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

63.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çorum’un Osmancık ilçesinde meydana gelen bir trafik kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

 

64.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çorum’un Osmancık ilçesinde meydana gelen bir trafik kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

65.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Çorum’un Osmancık ilçesinde meydana gelen bir trafik kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

66.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nde oyunun rengini belli etmek üzere yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

67.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, MHP Genel Başkan Devlet Bahçeli’yle ilgili ifadelerden büyük bir üzüntü duyduklarına ve kendisinden CHP Grubu adına özür dilediklerine ilişkin açıklaması

68.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Mecliste her an şiddete uğrama ihtimali olduğuna ve bu konuda önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Terörizmle Mücadele Küresel Forumu (TMKF) çerçevesinde 21-23 Mart 2018 tarihlerinde Malta Attard’da "Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1547)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 12/3/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütlerin ve insan hakları kuruluşlarının Afrin’e yönelik askerî operasyonda artan sivil can kaybı tespitlerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Mart 2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Aydın ve çevresinde yaşanan hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/582) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Mart 2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ve 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde gruplar adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından yapılabilmesine ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534)

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Anayasa’ya aykırılık iddiaları nedeniyle 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanmasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

XII.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- İzmir Milletvekili Musa Çam’a 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nde oyunun rengini belli etmek üzere yaptığı konuşmasında sarf ettiği bazı ifadeleri nedeniyle İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi uyarınca Meclisten geçici olarak üç birleşim çıkarma cezası verilmesi hakkında

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, milli sporcu öğrencilerin burs durumuna ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/20594)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, spor ve eğitim tesisleri ile yetişmiş personel sayılarına,

Lisanslı sporcu sayısının nüfusa oranının artırılması için yapılacak çalışmalara,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/20812), (7/20815)

3.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizli’ye yeni bir stadyum yapılmasın yönelik çalışmalara,

Denizli’deki öğrenci barınma imkânlarına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/20813), (7/20814)

 

 

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde yeni stat inşaatı için ayrılan bütçeye,

Gelir vergisi indiriminin süresinin uzatılmasından yararlanan sporculara,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/20816), (7/20817)

5.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Macaristan’a bir organizasyon için giden halk dansları topluluğu üyelerinin iltica ettiği iddiasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/20818)

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yurt dışına iltica eden sporculara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı 7/21104)

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, organize sanayi bölgelerine dair çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/23358)

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, serbest bölgelerle ilgili çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/23391)

9.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, İstanbul’daki bir hastanede reşit olmayan gebeler ile ilgili gerekli bildirimlerin yapılmadığı iddiasına ve açılan soruşturmaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın cevabı (7/23464)

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde Bor Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi’nin ne zaman kurulacağına ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/23539)

11.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin üçüncü OSB ihtiyacına ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/23540)

12.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, TBMM Başkanlığı tarafından dağıtılan 2018 yılı ajandalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/23626)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlığı ihalelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/23680)

12 Mart 2018 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümünü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ömrünü vatana ve millete hizmete adamış vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’un ölümsüz eseri İstiklal Marşı’nın 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından millî marş olarak kabul edilmesinin 97’nci yıl dönümünü kutlamanın onurunu ve gururunu yaşıyoruz.

12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen İstiklal Marşı, aziz milletimizin diriliş destanıdır; istiklale giden zamanlarda maddi ve manevi zorluklarla mücadele eden milletimizin ortak duygusunun ve inancının sembolüdür.

Görev yapmaktan onur duyduğum bu çatı altında defaten okunarak alkışlarla onaylanan, aynı zamanda bir kanun metni olarak İstiklal Marşı’nda ortaya konan inanç ve güven, bugün de ihtiyacımız olan atmosferi yansıttığı gibi bir yol gösterici olmuştur. Dünyada hiçbir milletin millî marşının olmadığı şekilde, istiklal ve bağımsızlık mücadelesi sonrasında değil öncesinde yazılıp kabul edilmesiyle de kurucu, yön gösterici, ümit verici bir metin olarak İstiklal Marşı’mız eşsizdir.

Milletimizin millî ve manevi değerlerini yeni nesillere aktaran değerli şahsiyetlerden birisi olan Mehmet Akif Ersoy İstiklal Savaşı’nın zor zamanlarında tüm millete ve siperlere ümit aşılamıştır. İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” derken, verilen mücadelenin büyüklüğünü, milletimizin zor şartlar altında gösterdiği kahramanlığı ifade etmiştir.

Sayın milletvekilleri, İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci yıl dönümünü tekrar kutluyor, başta cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ve tüm kahraman şehitlerimizi, gazilerimizi saygı, rahmet ve şükranla anıyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümü nedeniyle sayın milletvekillerinin gündem dışı sözlerini bu konuya ayırmış bulunuyorum.

Gündem dışı ilk söz, İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 12 Mart 2018, milletimizin bağımsızlık destanı İstiklal Marşı’mızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde defalarca okunarak coşkuyla, gözyaşlarıyla kabul edildiği tarihin yıl dönümünü idrak ediyoruz. Türk milletinin ruh kökünü dile getiren İstiklal Marşı’mızı bir asırdır tıpkı o günkü gibi aynı şuurla okuyor ve dinliyoruz. İstiklal Marşı’mızın yazılış hikâyesini ve yazıldığı dönemi hatırladığımızda, marşımızdaki mısraların niye bizi böylesine coşkun bir duyguya sevk ettiğini çok daha iyi anlıyoruz. Bu nedenle, İstiklal Marşı’mızın yazıldığı atmosferi hatırlamamız gerekir. İstiklal Savaşı’nın en yoğun yaşandığı günler, vatanımızın büyük bir kısmı emperyalist devletler tarafından işgal edilmiş, ordusu dağıtılmış, silahları elinden alınmış, ekonomisi çökertilmiş, uzun savaş yıllarında yorgun, harap ve bitap düşmüş bir ülke hâlindeydik.

Emperyalistlerin gücünü arkasına alan Yunan kuvvetleri Ankara’ya yürümektedir. Polatlı’dan top sesleri duyulmaktadır. Meclisin Kayseri’ye nakli dahi düşünülmektedir. Düşman yüzlerce yıldır hür ve bağımsız yaşayan vatanımızın bağrını hançerlemektedir. Duyulan ızdırap sonsuz, millet kan ağlamaktadır. Bakışlar nerede bir ay yıldızlı al bayrak görse ürpermekte, her al renk, Türk milletine bayrağını, istiklalini hatırlatmaktadır. Her Türk evladının kalbinde, beyninde şu vardır: Balkanlarda, Kafkaslarda ve dünkü vatanımızın daha nice bölgelerinde olduğu gibi, Anadolu’da da bu mübarek bayrak bir gün inecek midir? Her Türk evladı âdeta şu mısraları mırıldanmaktadır: “Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?/ Mahşerde mi biçarelerin yoksa felahı!” İşte, memleket böylesine bir ruh hâlindeyken 21 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı ve Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından okunan İstiklal Marşı’nın mısraları Anadolu semalarında duyuldu. “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,/ Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” diye başlayıp “Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;/ Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.” diyerek devam eden bu ses cephede amansızca savaşan Türk ordusunu ve yeise düşen Türk milletini ayağa kaldırır. Kahraman ordumuza ithaf edilen bağımsızlık destanımız işte bu atmosferde, bu düşüncelerle, milletimizin gönül dünyası en içten duygularla hissedilerek, Mehmet Akif tarafından gaz lambasının soluk ışığında Tacettin Dergâhı’nda kaleme alınmıştır. Akif, Tacettin Dergâhı’ndaki evinin duvarlarını defter yaparak yazdığı bu marşı taşa kazırcasına bir anıt eser hâlinde gözler önüne dikmiştir. Milletin ruhunu okuyan vatan şairi millî mücadele aşkını öylesine çarpıcı, öylesine güzel ifade etmiştir ki İstiklal Marşı onun kaleminden çıkıp milletimize mal olmuştur. İstiklal Marşı’mız aziz Türk milletinin yokluklar içerisinde gösterdiği büyük kahramanlığın belgesi, harap ve bitap düşmüş bir ülkenin küllerinden doğuşunun muştusu olmuştur. Destansı bir mücadelenin umudunu, azmini, kararlılığını, inancını gönüllere taşıyan İstiklal Marşı’mızı her Türk vatandaşı aynı aşkla söylemeye devam edecek, bu coşku Türk Bayrağı’yla birlikte semalarda ilelebet yankılanacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Türk milletine tercüman olan İstiklal Marşı’mızın kabul edilişinin 97’nci yıl dönümünü kutluyor, başta vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Savaşı’mızın Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün kahramanlarımızı minnetle yâd ediyor ve Akif’in ifadesiyle “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” diyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Gündem dışı ikinci söz, İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yılı münasebetiyle söz isteyen Hatay Milletvekili Serkan Topal’a aittir.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

"Millî mücadeleye destek olmak için canı pahasına savaşan Karakol Cemiyetinden Yenibahçeli Şükrü'ye, Hamza Grubundan Yüzbaşı Seyfettin'e, Mim Mim Grubundan Topkapılı Mehmet Cambaz'a selam olsun. İmalat-ı Harbiyeden Eyüp Bey'e, Berzenci Grubundan Ahmet Berzenci'ye, Ferhat Grubundan Mustafa İzzet'e selam olsun. Kuvacı kahramanlara, Yahya Kaptan'a, Ali Çetinkaya'ya, Şahin Bey'e, Sütçü İmam'a ve Ahmet Hulusi Efendi'ye selam olsun. Kadınlarımız Ayşe Çavuş'a, Halime Çavuş'a, Asker Saime'ye, Melek Hanım'a, Tayyar Rahime'ye, Kara Fatma'ya ve Gördesli Makbule'ye bin selam olsun. Daha önce Çanakkale'de, Conkbayırı'nda, Kemalyeri'nde ve daha sonra Adana'da, Maraş'ta, Sakarya'da, Urfa'da, Afyon'da, Antep'te ve İzmir'in dağlarında Mustafa Kemallere selam olsun, selam olsun.” (CHP sıralarından alkışlar)

İstiklal Marşı’mızın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabulünün 97’nci yılı kutlu olsun. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi ve vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’u rahmet ve minnetle anıyorum.

Şair Mehmet Akif’in milletimize armağan ettiği İstiklal Marşı’mızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün üzerinden doksan yedi yıl geçmiş. Vatan topraklarımızı emperyalistlerin paylaşmak istediği, milletimizin esaret altına alınmak istendiği, ülkemizin sözde haritalarla paylaşılmaya çalışıldığı bir dönemde İstiklal Marşı’mız milletimize ve ordumuza büyük bir güç ve moral olmuştur.

İstiklal Marşı’nı anlamak için o gün, hangi şartlarda yazıldığını anlamak gerek. İstiklal Marşı’mız vatan sevgisini hücrelerimize kadar hissettiğimiz, millî bilinci yükselten muazzam bir eserdir. İstiklal Marşı’mız, nesilden nesile aktarılan değerli bir mirastır. Bağımsızlığa, zafere olan inancımızın sembolüdür. İstiklal Marşı’mız, en donanımlı düşman ordularına karşı elinde süngüsü, yüreğinde imanı, aklında ise vatanı ve milletiyle başkaldıran ordumuza verilen cesaretin ve umudun adıdır. İstiklal Marşı’mız, ülkemizin her karış toprağının değerli olduğunu, bayrağımızın, vatanımızın bölünmez bütünlüğünü, milletimizin birliğini, beraberliğini ve huzurunu ifade eder. İstiklal Marşı’mız demek, topraklarımız için bir an bile düşünmeden canını veren şehitlerimiz demektir. Devletimizin ne kadar zor şartlarda kurulduğunun, milletimizin yedi düvele karşı nasıl meydan okuduğunun, bağımsızlığımızın simgesidir İstiklal Marşı.

Mehmet Akif Ersoy, yüce değer, millî şair, ideal bir öğretmen, branşına hâkim bir veteriner, cesur bir gazeteci, Türk gencine ufuk çizen fikir ve aksiyon adamı. Büyük ustayı şu sözleriyle de hatırlatmak istiyorum, Mustafa Kemal Atatürk için şu sözleri söylemişti: “Mısır’da on bir yıl kaldım fakat on bir saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi: İnsanlık da Türkiye’de, Müslümanlık da Türkiye’de, hürriyetçilik de Türkiye’de. Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal’e versin.” demiştir.

Ne güzel de söylüyor mısraları:

“Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”

Ne güzel söylemiş.

Buradan Hükûmete de şunu söylüyorum: Cumhuriyetin değeri olan şeker fabrikalarını lütfen satmayın. Size Kıbrıs Adası’nı da hatırlatmak isterim -Sayın Mehmet Akif Ersoy hatırlatıyor- size de Ege adalarını hatırlatmak isterim.

Konuşmamın sonunda son sözü yine üstadın dizelerine bırakıyorum:

“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.”

Allah bu millete bir daha istiklal marşları yazdırmasın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Gündem dışı üçüncü söz, İstiklal Marşı’nın kabulü ve Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’e aittir.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci ve Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu milletin istiklalini ifade eden marşın şu yüksek mabette kabul edilmesinin 97’nci yıl dönümünü yaşıyoruz. Özel bir gün 12 Mart. Özel çünkü Erzurum’un yeniden millî şahlanışının da 100’üncü yılındayız. Öyleyse gönül diliyle kayıt düşelim ve “Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy milletimizin sesi, İstiklal Marşı ise milletimizin ufkudur.” diyelim ve ekleyelim: Akif’in vurguları millî ruhumuzun ifadesidir. Merhum Akif’e bu yüksek marşı yazdıran ilhamın kaynağını en net, en berrak onun dizeleriyle anlayabiliriz. Diyor ki: “İmandır o cevher ki İlahî ne büyüktür / İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.” Devam ediyor, “Şehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır. / Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır.” İşte bu ruh millîdir, yerlidir. Onun içindir ki İstiklal Marşı’mızın başındaki “Korkma!” tekdirinin başka çağrışımları vardır. Bunu en güzel Sayın Cumhurbaşkanımız izah ediyor, hani diyor ya: “Korkma ya Ebubekir, Allah bizimledir.” Müjde ve cesaretlendirme, marşımıza dercedilen budur. Budur ki bu aziz yaklaşım geldiğimiz parıltılı noktayı da sağlamıştır. Dünya durdukça zihinlere nakşolunacak marşımızı yazan Akif’i Mithat Cemal Kuntay’ın ifadeleriyle yâd edelim. “Toprak, sen kol kanat ol, öyle kucakla / Bilmezsin, o gökten de, adından da temizdi /Ey yeryüzü, mabet kesilip Allah’a yüksel / Koynunda yatan gölge bizim Akif’imizdi.” Milyon kere rahmet olsun.

12 Mart, şahika bir gün dedik, zira Erzurum gibi bir mana kentinin yeniden şahlandığı gündür. Yeniden diyorum çünkü Anadolu’yu bu büyük millete yurt eden vasat zamanı da Erzurum’a aittir. Eğer, 1048 Pasinler Savaşı kazanılmasa 1071 nice olurdu? Sual bu, Başkanım. Öyleyse şahlanmak bu kentin genetiğinde var. Bir dadaş mütefekkir Erzurum’un manasını ne güzel betimliyor: “Varsın bu topraklardan kar beş altı ay kalkmasın, bu topraklar sıcaktır.” Alaca'dan Yanıkdere'ye, Mecidiye'den Hamidiye'ye, Aziziye’den Pasinler Ovası’na kadar her zerresi şüheda damgasıyla kaydedilmiş bir mübarek coğrafyadır Erzurum. İlayıkelimetullah için nizamı âlem diyenlerin adresidir.” Şahlanışının 100’üncü yılı kutlu olsun.

Bu döneme denk gelen bir başka güzellik daha var. Azerbaycan’ımızın da 100’üncü bağımsızlık yıl dönümü. Erzurum ve Azerbaycan, ruh ikizi iki coğrafya. Büyükelçilik görevlileri ve Azerbaycanlı milletvekilleriyle birlikte dadaş zemininde bu hâli geçtiğimiz hafta kutladık ve orada not düşüp dedik ki: “Erzurum belki fabrikalar şehri değildir ama Erzurum vatan yolunda nefislerini adayan dadaşça ruhun üreticisidir. Erzurum belki -eskilerin deyimiyle- sevâhil kenti değildir ama Erzurum devleti ebet müddet ahdiyle kabaran bir iman dalgasının ifadesidir. Erzurum belki nüfusu çok olan bir şehir değildir ama Erzurum vatan için canını adayanların nüfuz ve nüfuslarının en yüksek olduğu bir belde tasviridir. Erzurum belki zenginlik şehri değildir ama Erzurum vatana adanmışlık noktasında yüreği zenginlerin şehridir. Ve Erzurum rabia şerhinde Alvarlı Efelerin, Yunus Kayaların tedrisinde seyrüsülûk edenlerin şehridir.

Bu güzel güne hususi bir kayıt düşerek bitirelim. Ordumuz Afrin’de yine ve yeni bir zafere yürüyor. Bir ordu ki Çanakkale’den Erzurum’a şüheda ervahı orada; Nene Hatun’un duası, Alvarlı Efe’nin niyazı onların üstünde. Ak niyetli bir Başkomutanın izinde yüce milletimiz tarihin zirvesine yürüyor; Allah muini, Allah yardımcısı. 18 Martın ruhuyla ak bir emel, ak bir yürüyüş; bir mübarek Kızılelma’ya doğru mazlumların gözyaşını, mağdurların ahını dindirmek niyetiyle. Niyet mübarek, sefer mübarek. Allah yâr ve yardımcıları olsun ve kutlu olsun.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydemir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın değerli hatip dedi ki: “Erzurum belki fabrikalar şehri değil, belki zengin değil.” Geçen hafta yapmış olduğum bir seyahatte, eğer Erzurum için...

BAŞKAN – Talebiniz nedir Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Talebim şu: Ankara’dan Kars’a giden Doğu Ekspres’i Erzurum’da en az bir buçuk iki saat eğer bekletilebilirse turizm açısından, ekonomik açıdan, hem bir fabrika şehri yani nasıl zengin şehir hâline getirilebilir...

BAŞKAN – Sayın Tanal, benden bir talepte bulunuyorsunuz, talebinizin ne olduğunu söylemeden önce açıklıyorsunuz ne söyleyeceğinizi!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiriyorum.

Talebim şu Sayın Başkan: Mümkünse, ekonomik anlamda zayıf olan Erzurum şehrini, fabrika şehri olmayan Erzurum şehrini biz bacasız bir fabrika şehri hâline getirebiliriz. Nasıl olabilir? O da şu olur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bitiyor, son cümle Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Tanal, böyle bir usul yok, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Doğu Ekspresi’yle Erzurum’da bir buçuk, iki saat eğer orada mola verilirse turistler Erzurum’da, orada konaklamış olur, gerçekten ekonomiye de katkısı olur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Özdemir, Sayın Şimşek, Sayın Sürekli, Sayın Hürriyet, Sayın Karayel, Sayın Tüm, Sayın Tanal, Sayın Dedeoğlu, Sayın Durmuşoğlu, Sayın Gazel, Sayın Akın, Sayın Dilipak, Sayın Balbay, Sayın Bektaşoğlu ve Sayın Taşkın; Sayın Ünal’ın yerine Sayın Dedeoğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Özdemir, sizden başlıyoruz.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve seçim ittifakıyla ilgili kanun teklifine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben de kurtuluşumuzun ve bağımsızlığımızın bir simgesi olan İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’inci yılını kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin yüzde 50+1, MHP’nin yüzde 10 seçim barajı endişesi, korkusu, telaşıyla aceleyle hazırladığı yasa teklifi görüşmelerine Genel Kurulun normalde çalışma günü dışı olan bugün başlayacağız. Mevcut ittifakı kayıran 2 siyasi partinin, hatta 2 kişinin bekası için hazırlanan yasal düzenlemelerle karşı karşıyayız. 16 Nisan referandumunu gayrimeşru kılan, yasa dışı mühürsüz oylar bu teklifle yasal hâle getiriliyor. Bir parti devletine dönüştüğümüz gerçeği göz önüne alındığında sandık güvenliği sadece Hükûmetin belirleyeceği kamu görevlilerine devrediliyor. YSK kriteri belli olmayacak şekilde sandık birleştirmelerine ve sandık taşımalarına karar verebilecek. Sadece 2 partinin çıkarlarını gözeten bu teklife rağmen 2019’da kazanan tam demokrasiye sahip çıkan milletimiz olacak.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, sulama birlikleriyle ilgili yapılacak yasal düzenlemeye ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sulama birlikleriyle ilgili bir yasal düzenlemenin yapılacak olması Meclis gündemindedir. Bunun bir oldubittiye getirilmemesi, Sayın Tarım Bakanı Fakıbaba ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun Adana-Mersin bölgesine gelerek buradaki sulama birlikleriyle bir toplantı yapıp bir değerlendirme yapmasını; yoksa yapılacak olan sulama birliklerinin hepsi aynı kapsama alındığında işlerini yapan sulama birliklerinin mağdur olacağı, bunların da özel sektöre tekrar devrinin yapılabileceği konuşulmaktadır. Burada yapılacak olan devirde de bu firmaların fiyatlarını kendilerinin belirleyeceği yani çiftçinin dönüm başına ödeyeceği parayı bu firmaların belirleyeceği konuşulmaktadır. Eğer böyle bir düzenleme yapılırsa Çukurova çiftçisi ve Türkiye'nin birçok bölgesindeki sulama birliklerine bağlı olan çiftçiler mağdur olacaktır. Bunun tekrar gözden geçirilmesini ve mutlaka Tarım Bakanı ile Orman ve Su İşleri Bakanının bölgeye gelerek bu yetkili kurumlarla bir toplantı yapmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Sürekli…

3.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve Türk milletinin, bekasına kasteden ihanet projeleri karşısında net duruşunu her zaman gösterdiğine ilişkin açıklaması

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.” Bundan doksan yedi yıl önce 12 Mart 1921’de İstiklal Marşı’mız kabul edildi. Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ve tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

Yüzlerce yıldır düşmanlarımız zaman zaman değişmiş fakat amaçları değişmemiştir. Türk milleti bekasına kasteden ihanet projeleri karşısında net duruşunu Trablusgarp’ta, Kafkas Cephesi’nde, Sakarya’da, Çanakkale’de, İzmir’de, 15 Temmuzda ve Fırat Kalkanı’nda göstermiştir. Bugün Afrin’de gösteriyor ve yarın da Menbic’te gösterecektir.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

4.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, emeklilikte yaşa takılan vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi için Hükûmetin bir an önce harekete geçmesi ve verilen kanun teklifleri ile önergeleri dikkate alması gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yaş koşulu nedeniyle, emekliliği hak ettiği hâlde emekli olamayan vatandaşlarımız ciddi anlamda mağduriyet yaşıyor; bu konuda mağduriyet yaşayan vatandaşlarımız için aslında çok basit bir düzenleme yapılabilir ve bu mağduriyetleri giderilebilir. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşların sigorta, prim gün sayılarını tamamlamalarına rağmen emekli edilmemesi ülkenin kanayan bir yarası hâline geldi. Emekliliği hak etmelerine rağmen yaşları bahane edilerek yıllarca bekletilen insanlarımızın büyük bir haksızlığa uğradığı açık. Bu insanlarımızın erken emeklilik talebi yok, zaten kazanılmış hakları var ve bunları istiyorlar; hepsi bu. Bu konuda Hükûmetin bir an önce harekete geçmesi ve tarafımızca verilen kanun teklifleri ve önergelerimizi dikkate alması büyük bir önem arz etmektedir, buradan da duyurmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Karayel…

5.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 12 Mart, İstiklal Marşı’mızın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilişinin 97’nci yıl dönümü. Kurtuluş Savaşı’nın en zor zamanlarında umudunu ve inancını asla kaybetmeyen Akif, millî mücadelenin heyecanını İstiklal Marşı’nın dizelerine aktararak bütün bir millete umut ışığı olmuştur. İstiklal Marşı’mız, bugünlere hangi bedeller ödeyerek geldiğimizin en veciz ifadesidir. Geçmişini bilmeyen bir millet, geleceğini inşa edemez. İstiklal Marşı’mız, Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele karşı verdiğimiz savaşı anlatırken aynı zamanda Mehmetçik’imizin bugün Afrin'de ülkesinin bekası için verdiği mücadeleye de ışık tutmaktadır.

İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci yıl dönümünde merhum Mehmet Akif Ersoy başta olmak üzere istiklal mücadelemizin kahraman şehitlerini ve bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karayel.

Sayın Tüm….

6.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, 12 Mart askerî darbesinin 47’nci yıl dönümüne ve iktidarın uluslararası şirketlerin kârını artırmak uğruna halkın sağlığını tehdit eden politikalarına hızla devam ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 12 Mart 1971, askerî darbenin yıl dönümü. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın ve devrimcilerin idamına neden olan ve 12 Eylül darbe sürecini başlatan 12 Mart darbecilerini ve darbe yapanları şiddetle kınıyorum.

İktidarınızın uluslararası şirketlerin kârını artırmak uğruna halkın sağlığını tehdit eden politikaları hızla devam etmektedir. Ülkemizde son yıllarda nişasta bazlı şekerin yükselişinin yanı sıra, yüksek yoğunluklu tatlandırıcının ülkeye giriş rakamları ve pazar payı da endişe verici bir ortamda artmıştır.

Hükûmete soruyorum: Yüksek yoğunluklu tatlandırıcının son yıllarda ülkeye giriş rakamları nedir? Bu artışın gerekçesi nedir? Ülkemizde en fazla satılan yüksek yoğunluklu tatlandırıcı markaları nelerdir? Bu tatlandırıcıların kalp, yüksek tansiyon, migren, obezite, kanser gibi birçok hastalığa yol açtığı doğru mudur? Yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalatına sınırlama getirilecek midir? Şeker fabrikalarının kapanması ile bu artış arasında bir ilişki var mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 12 Mart askerî darbesinin 47’nci yıl dönümüne ve Kars’ta 5 aracın Valiliğe tahsis edildiği iddiaları hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün 12 Mart 1971, askerî darbenin yıl dönümüdür. Hem askerî hem sivil darbelerin tamamını kınıyorum. Darbeler, demokrasiyi, insan haklarını, hukuk devletini tehdit eder.

Sayın Bakanlarım, iki bakan olarak buradasınız, Kars'ta 5 tane aracın Valiliğe tahsis edildiği iddia ediliyor. 5 aracın Kars Valiliğine tahsis edilme iddiası doğru mudur? Eğer 5 araç Kars Valisine tahsis edilmişse bu araçların markası, modeli nedir, hangi ihtiyaç ve gerekçeden yapılmıştır?

Kars'ın merkez yolları perişan, ilçelerin yolları perişan, köy yolları perişan. Bu yollar neden yapılmamaktadır ve bir valiye bu kadar araç tahsis edilmesi yerine bu yollar yapılsa daha makul, daha doğru ve yerinde olmaz mı?

Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dedeoğlu…

8.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dünyada hiçbir millet yok ki istiklal için bu kadar büyük bir bedel ödemiş olsun. Ödediği bedele nazaran istiklal ve hürriyetle birlikte sahip olduğu vatanı bizim kadar kimse hak etmemiştir. Bugün de dünyada hiçbir millet yaşadığı coğrafya ve tarihî misyonu sebebiyle istiklal ve hürriyetini devam ettirmek, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü muhafaza etmek için milletimiz kadar ağır bir bedel ödemek mecburiyetinde değildir. İstiklal ve hürriyeti için Balkan'dan Çanakkale'ye, Yemen'den Sakarya’ya, Dumlupınar'dan İzmir'e kadar milletimiz ateşle imtihan edilmiş ve savaşmıştır. Hiç şüphesiz ki bu millî ve ilahî iradenin Mehmet Akif Ersoy'a söylettiği ebedi ölümsüz hatırası İstiklal Marşı’mız, Mehmet Akif Ersoy’un kalemiyle değil gönlüyle, kalbiyle yazdığı İstiklal Marşı’mız milletimize ışık tutmuş, yolumuzu aydınlatmıştır. Sadece bir şair değil bir mütefekkirdir, münevver bir gönül insanıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Durmuşoğlu…

9.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Millî bilincimizin, vatan ve bayrak sevgisinin en veciz ifadesi olan İstiklal Marşı’mız bundan tam doksan yedi yıl önce gözyaşları ve alkışlar eşliğinde defalarca okunarak Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir. Büyük şair ve dava adamı merhum Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşını millete armağan ederek “Safahat”ına almamış “Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.” mısrasıyla âdeta yeni bir dirilişin müjdecisi olmuştur. İstiklal Marşı’mızın ruhuyla cumhuriyeti kuran atalarımızın torunları olarak 15 Temmuzda olduğu gibi tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet düsturuyla hep birlikte 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine ve daha güçlü yarınlara taşımaya devam edecek, bu vatanın bölünmez bütünlüğüne göz dikenlere karşı tek vücut olmayı sonuna kadar sürdüreceğiz. İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci yıl dönümüyle birlikte devletine ve milletine gönülden bağlı olan dadaşlar diyarı Erzurum'un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutluyor, bu özel günde başta Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını, vatan şairi Mehmet Akif Ersoy'u, bu vatan için canını feda eden tüm şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

BAŞKAN - Sayın Gazel…

10.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İSHAK GAZEL (Kütahya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İstiklal Marşı cephede kahraman ordumuzun azmini ve inancını, aziz milletimizin bağımsızlık hususundaki kararlılığını, geleceğe dair ideallerini ve bu vatana olan aşkını ifade eder. İstiklal Marşı’mız, millî ruhun uyanışı ve bağımsızlık mücadelesine dönüşmesinde öncü olmuş bir kahramanlık ve bağımsızlık destanıdır. İstiklal Marşı’nın mündemiç olduğu ruh Kurtuluş Savaşı’nda nasıl bir rol oynadıysa, 15 Temmuzda da aynı ruh yine bir işgal girişimine karşı harekete geçmiş ve milletimizin bağımsızlık aşkını tekrar ortaya koymuştur. İstiklal Marşı’mız bizim devleti ebet müddet duamızdır.

Duamızın kabulü dileklerimle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gazel.

Sayın Akın…

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve Hükûmetin, çocukları şiddete yönlendiren, intihara sürükleyen “Mavi Balina” adlı oyunla ilgili bir an önce tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, emperyalizme karşı bağımsızlığımızın simgesi ve güvencesi olan İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci yılını kutluyor, Mehmet Akif Ersoy’u saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Mehmet Akif’in dediği gibi “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”

Sayın Başkan, geçen hafta, Balıkesir’in İvrindi ilçesinde, ilkokul 4’üncü sınıf öğrencisi bir evladımız kendisini tavana iple asarak canına kıydı. Ailesini ve bizleri yasa boğan bu olayın, dünya genelinde intihara sürükleyen oyun olarak bilinen “Mavi Balina” isimli oyundan kaynaklı olduğu anlaşıldı. Çocuklarımızı şiddete yönlendiren, intihara sürükleyen “Mavi Balina”yla ilgili, Hükûmet, bir an önce tedbir almalıdır. İnternet üzerinden yapılan televizyon ve radyo yayınlarıyla ilgili kapsamlı bir sansür düzenlemesi yapan Hükûmet, muhalefeti susturmak yerine, evlatlarımız için bir an önce güvenli bir teknoloji sunmalıdır. Buradan, Hükûmeti, bilgisayar oyunlarını denetlemeye ve bu tür çevrim içi oyun sunan sitelere erişime engelleme getirmeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dilipak…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Uğur Dilipak’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ve bazı siyasetçilerin İstiklal Marşı’na atfen kullandıkları ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Bugün, şanlı İstiklal Marşı’mızın TBMM’de kabulünün 97’nci yıl dönümü. Bu vesileyle, millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u minnetle ve şükranla yâd edelim.

Bazı siyasi partilerin yöneticileri, İstiklal Marşı’mıza atfen, sosyal medyada ve yazılı medyada “O ezanlar ki şehadetleri dinin temeli ama benim yurdumun üstünde ebedî inlemesin artık, ne olur ya! Resmen ağzıma ağzıma okuyor her sabah.” Bu sözleri, bu cümleleri kuranlar bu millete ait olamazlar. Bunların kökleri, özleri dışarıdadır. Bunların vatan ve milletten ne anladığını bilmiyoruz. Yine, o malum şahıs “Hayatta hiçbir laftan tiksinmedim şehitler ölmez, vatan bölünmezden tiksindiğim kadar.” diyor. İnşallah kusarsın da bu tiksintin geçer, geçmezse de milyonlar seni tiksindirmeye devam edecektir. Şehitler ölmez, vatan bölünmez, ezan dinmez.

BAŞKAN – Sayın Balbay…

13.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emperyalizme karşı verdiğimiz bağımsızlık mücadelesi sonrasında İstiklal Marşı’mızın Mecliste okunmasının 97’nci yılını kutluyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bosna-Hersek de bağımsızlığını verdi, 1995 yılında kuruldu. Bugün Bosna-Hersek’in millî marşının sözleri yok çünkü Bosna-Hersek Parlamentosunda ortak bir söz üzerinde anlaşılamadı ve Bosnalılar yirmi yıldır istiklal marşlarının sadece müziğini dinliyorlar. Bu gösteriyor ki ülkeyi kurmanız yetmez, ortak paydaları güçlendirmeniz gerekir. Bugün Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu cumhuriyetin sürmesi için de İstiklal Marşı’mızda olduğu gibi ortak paydaları çoğaltmak gerekiyor. Şeker fabrikalarını satmak İstiklal Marşı’mızın ruhuna saygısızlıktır. İstiklal Marşı’mız “Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.” diyor. Sizin bu cennet vatanın fabrikalarını yabancılara peşkeş çekmeniz İstiklal Marşı’mıza saygısızlıktır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bektaşoğlu…

14.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, TMO’nun fındık alış ve satış işlemleri sırasında randıman değerleriyle oynandığı ve bazı kesimlere haksız kazanç elde ettirildiği iddialarının araştırılması için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Burada geçen haftaki konuşmamda TMO’nun fındık alış ve satış işlemleri sırasında randıman değerleriyle oynandığı ve belirlenen fiyatlar üzerinden bazı kesimlere haksız kazanç elde ettirildiği iddialarının araştırılmasını istemiş ve Bakan Sayın Eşref Fakıbaba’ya çağrı yapmıştım. Ancak konuşmam ve önergem ofisten basına yapılan imzasız açıklamayla yalanlandı. Bu saygısız davranışı kınıyorum. Böyle bir yöntem yoktur. Bu Parlamentoda milletvekillerinin yasama faaliyetleri kapsamında yaptığı çalışmaların asıl muhatabı Başkanlık Divanı ve ilgili bakanlıktır. Açıklama gerçeği yansıtmamaktadır çünkü 40 ve 60 randıman fındık bugüne kadar üretilmemiştir. Giresun bölgesinde alınan fındıkların randımanı 48-58 arasındadır, bunun altında fındık alınmadı. Şimdi, 48’in altında fındık satılmışsa bu kurum zarara uğratılmış, birilerine haksız kazanç sağlanmıştır; söylediğim budur. Sayın Bakanı bu iddiaların araştırılması için acilen cevap vermeye çağırıyorum.

İstiklal Marşı’mız daim olsun, uzun olsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Taşkın…

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Devletimizin ve milletimizin bağımsızlığının sembolü olan İstiklal Marşı’mızın 12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilişinin 97’nci yıl dönümünü kutlamanın onurunu hep birlikte yaşıyoruz. “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın/ Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın/ Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın/ Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.” diyerek merhum Mehmet Akif Ersoy İstiklal Savaşı’nda milletimizin ne için savaştığını, hangi duygularla vatanını koruduğunu, tarihimizi, millî karakterimizi, millî mücadelenin heyecanını ve duygularını İstiklal Marşı’mızda ifade ederek milletimizin hissiyatına tercüman olmuştur.

İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci yıl dönümünde, merhum Mehmet Akif Ersoy başta olmak üzere istiklal mücadelemizin kahraman şehitlerini ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim sayın milletvekilleri.

Şimdi, söz talebinde bulunan sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Zeytin Dalı Harekâtı’nın 52’nci gününde Türk Silahlı Kuvvetlerinin büyük bir başarıyla ve emin adımlarla Afrin’in merkezine doğru ilerlediğine ve 10 Martı 11 Marta bağlayan gece Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine bağlı camilere yapılan saldırılara ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zeytin Dalı Harekâtı’nın 52’nci günündeyiz. Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir başarıyla ve emin adımlarla Afrin merkezine doğru ilerlemektedir ve Afrin kent merkezi üç koldan sarılmış durumdadır. Terör örgütünden temizlenen yerleşim birimlerinde askerlerimize gösterilen sevgi, destek ve teveccüh harekâtın haklılığını bir kez daha vurgulamaktadır. Zeytin Dalı Harekâtı’ndaki başarı Türkiye’nin terörle mücadele kararlılığını yedi düvele ilan etmektedir. Afrin’den sonra Menbic, oradan da Fırat’ın doğusu mutlaka terörden temizlenecektir.

Terörizmin Orta Doğu’yu ne hâle getirdiği aşikârdır. Irak’ın hâli ortada, toparlanma sancıları yaşıyor; Suriye bölünme kulvarına girmiş, âdeta kevgire dönmüştür. Bu iki ülkenin geleceği Türkiye’nin terörle mücadeledeki başarısına bağlı hâle gelmiştir. Terörle mücadelede kaybın ve kazancın ortası yoktur. Türkiye’nin güvenliği, bölgenin huzuru için terörle ve teröristle mücadelede kesin bir başarıya mutlaka ulaşılacaktır.

Geçtiğimiz akşam, 10 Martı 11 Marta bağlayan gece Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine bağlı camilere saldırılar düzenlenmiştir. Saldırıyı terör örgütü PKK üstlenmiştir. Başta Almanya olmak üzere Avrupa'daki Türk camilerine yönelik saldırılar devam etmektedir. Elbette yaşanan saldırılar karşısında Avrupa'daki sivil toplum kuruluşlarımız ve vatandaşlarımız soğukkanlılıklarını korumaktadırlar. Ancak camilere saldırı üzerinden çakılan kıvılcımın yangına dönüşmemesi için Alman yönetimine büyük görev düşmektedir. Saldırıları üstlenen PKK mensuplarının bir an önce yakalanarak yargı önüne çıkarılması gerekmektedir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Danış Beştaş, buyurun lütfen.

17.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 11 Mart Berkin Elvan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümüne, 12 Mart Kamışlı katliamının 14’üncü, Gazi katliamının 23’üncü yıl dönümlerine, 12 Mart muhtırasının 47’nci yıl dönümüne ve Afrin’de şu anda sivillere yönelik büyük bir tehlike olduğuna ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün 11 Mart, Berkin Elvan'ın ölüm yıl dönümüydü. Gezi direnişi sırasında Okmeydanı'ndaki evinden ekmek almak için dışarı çıktığı sırada polisin attığı gaz bombası fişeğinin başına isabet etmesiyle ağır yaralanan ve iki yüz altmış dokuz gün yoğun bakımda tedavi gören 15 yaşındaki Berkin Elvan 11 Mart 2014’te maalesef yaşamını yitirmişti. Berkin Elvan'ın yaralandığı tarih olan 16 Haziran 2013'te Okmeydanı Cemal Kamacı Spor Salonu önünde görev yapan 7 polis, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen'in HSK’nin 16 Ocaktaki kararnamesiyle Büyükçekmece Savcılığına atanmasının ardından görevlendirilen Cumhuriyet Savcısı Abdullah Yıldırım'a ifade vermişti ve polislerin tamamı iddialara ilişkin “Hatırlamıyorum. Gaz kullanmadım, kalkan tuttum.” şeklinde beyanda bulunmuşlardı. Ve o dönemde dönemin Başbakanı Erdoğan, Gezi direnişi sırasında polis saldırılarına ilişkin “Şimdi, soruyorlar ‘Polise talimatı kim verdi?’ diye, talimatı polise ben verdim. İşgal kuvvetlerini mi izleyecektik?” demiş, “Polisimiz demokrasi testinden başarıyla geçmiştir ve âdeta bir kahramanlık destanı yazmıştır.” ifadesini kullanmıştı. Sevgiyle Berkin Elvan’ı anıyorum. Kara kaşlarını, gözlerini asla unutmayacağız.

Yine, bugün Kamışlı katliamının yıl dönümü. 12 Mart 2004'te saat 13.00 sıralarında Deyr-El Zor'dan gelen Araplar ile Kürtler arasında Kamışlı Stadyumu’nda yapılan bir futbol maçı sırasında bir arbedeyle başlamıştı ve Güney Kürdistan’daki kazanımlardan öfkelenen Saddam ve Baas yanlısı Deyr-El Zor şehrinin holiganlıkla nam salan taraftarları Kamışlı şehir merkezinden stadyuma doğru ellerinde çeşitli silah, kesici madde ve diğer araçlarla yürümüş ve Kürt seyircilere saldırmıştı. O saldırıda 7 Kürt hayatını kaybetti, onları da saygıyla anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen; bir dakika ek süre veriyorum size de.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sağ olun Sayın Başkan.

Diğer günlerde yine, Şam ve diğer Suriye kentlerinde büyük gösteriler düzenlendi Kürtler tarafından. Bu gösterilerde de 36’sı Kürt olmak üzere 50 kişi hayatını kaybetmişti.

Yine bugün, Gazi katliamının yıl dönümü. 12 Mart 1995 tarihinde, çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü olayın üzerinden yirmi üç yıl geçti ve hâlâ katliamın asıl failleri bulunamadı.

Aynı zamanda 12 Mart 1971 muhtırasının da yıl dönümü. 12 Mart 1971’de üç kuvvet komutanı ve Genelkurmay Başkanının imzasıyla TRT haber bültenlerinden okunan Hükûmete yönelik muhtırayla, ordu, Süleyman Demirel’in Adalet Partisi Hükûmetini düşürmüştü.

Şimdi hâlâ ülkenin darbelerle yönetildiğine dair yöntemler aslında değişmemiş durumda. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan sivil darbe hâlâ devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Son ek sürenizi veriyorum Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hâlihazırda eş genel başkanların içinde olduğu 9 milletvekilinin rehin olarak tutulduğu, 9’unun milletvekilliğinin düşürüldüğü bir parti mensubu olarak kırk yedi yılda hiçbir şeyin değişmediğini, demokratik kültürün önüne konulan engellerin bir biçimde aynı kapıya çıktığını ifade etmek istiyorum.

Ve Afrin meselesi; Birleşmiş Milletler kararı, ateşkes kararı Afrin için de geçerlidir. Afrin’de şu anda gerçekten sivillere yönelik büyük bir tehlike var. Biz başta Birleşmiş Milletler ve uluslararası güçler ve tabii ki Türkiye Hükûmetine, yönetimine de çağrıda bulunmak istiyoruz; bu ateşkes kararına uyulmasını istiyoruz. Çocukların, sivillerin ölmediği hiçbir savaş ve saldırı savaşı yoktur. Afrin’de şu anda gerçekten “kuşatma” diye geçen haberler orada yaşayan yüz binlerce yurttaşın hayatını tehdit eder niteliktedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Son cümlem.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, ek süre vermeyeceğim Sayın Danış Beştaş çünkü dört dakika oldu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bugün Afrin’de yaşananları izleyen bütün dünyaya ve Türkiye’ye seslenmek istiyorum: Afrin’de insanlık ölüyor, insanlığın ölmesine izin vermeyelim diyorum ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özel, buyurun.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne, 12 Mart Gazi olaylarının 23’üncü yıl dönümüne, 11 Mart Berkin Elvan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümüne, 12 Mart muhtırasının 47’nci yıl dönümüne ve CHP Grubu olarak Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a görevinde başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Gazi Meclisimizin İstiklal Marşı'nı kabulünün 97’nci yılı. 12 Mart 1921’de Birinci Meclis tarafından kabul edilen ve Mehmet Akif Ersoy'un Türk milletine emanet ettiği İstiklal Marşı'nın yıl dönümünde, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, sırtında paltosu yokken ev alacak bir ödülü reddeden vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle ve minnetle bir kez daha anıyoruz.

O güne dönecek olursak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından İstiklal Marşı için güfte yarışması açılmış, kazanana 500 lira ödül verilmişti. Gelen güftelerin hiçbir tanesi uygun görülmedi. İstiklal Savaşı’na da bizzat katılan şair Mehmet Akif Ersoy'a bu şiirin yazdırılmasına karar verildi. Vatan şairi para almayı kabul etmeyince “Onun bir çaresini buluruz.” diyerek ikna ettiler. 12 Mart günü Meclisin yüce çatısı altında Hamdullah Suphi Tanrıöver şiiri okudu. Meclis, ayakta ve gözyaşları altında dakikalarca süren alkışla kabul etti ve Mehmet Akif Ersoy 500 lira ödülü Darül Mesai Vakfına bağışladı. 8 Martı da yeni geçtiğimiz bugünlerde Darül Mesainin kadına ve çocuğa meslek öğretmek için kurulmuş bir vakıf olduğunun ve cepheye üniforma ve kıyafet diktiğinin de altını çizip İstiklal Marşı şairinin sırtında paltosu yokken ev alacak parayı bağışladığı vakfın da bir kadın ve çocuk koruma vakfı ve cephe için çalışan bir vakıf olduğunun altını çizmek isteriz.

12 Mart 1995’te yaşanan Gazi olayları, üzerinden geçen yirmi iki yıla, Mecliste kurulan komisyonlara rağmen -dört gün süren, 22 kişinin ölümü ve 155 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanmıştı- hâlâ karanlık bir sayfa olarak durmaktadır. Bu konunun bir kez daha altını çizmek isteriz.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 11 Martta annesinin kucağına 15 kilo olarak verilen Berkin Elvan'ı bir kez daha anıyor, o kara kaşlarından Berkin Elvan'ı –yokluğunda- Cumhuriyet halk Partisi Grubu olarak özlemle öpüyoruz.

12 Mart muhtırasının 47’nci yılı. 12 Mart muhtırasında bu darbe girişimine karşı Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Sekreteri Bülent Ecevit'in direnişinin, oradan doğan Karaoğlan efsanesinin ve Cumhuriyet Halk Partisinin bir muhtıraya karşı direnişiyle Türkiye siyasetine kazandırdıklarının altını çiziyor, o günlerdeki karanlık, zor olağanüstü hâl, sıkıyönetim uygulamalarının... Bugün 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirenlerin 20 Temmuz sivil darbe girişimiyle yirmi aydır bu ülkeyi OHAL’le yönetiyor olmasının da bu Parlamento açısından büyük bir talihsizlik ve utanılacak bir durum olduğunun altını çizmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son uzatma süreniz.

Buyurun, bir dakika.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son olarak da şunu ifade etmek isterim: Burada hep birlikte görev yapıyoruz. Sayın Meral Danış Beştaş, tahmin ediyorum, ilk kez grup başkan vekili sıfatıyla oturumda görev alıyor. Ahmet Yıldırım'ın ayrılışından, ayrılış sürecinden ve orada yaşananlardan duyduğumuz üzüntünün bir kez daha altını çizerek Sayın Beştaş'a Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak görevinde başarılar diliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Bostancı...

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 97’nci yıl dönümüne, 12 Mart Erzurum’un kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne, Berlin’de Koca Sinan Camisi’ne yönelik saldırıyı şiddetle kınadığına, 12 Mart askerî darbesinin 47’nci yıl dönümüne ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin’de hiçbir sivilin burnu kanamadan operasyon gerçekleştirdiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

İstiklal Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabulünün 97’nci yıl dönümündeyiz. İstiklal Marşı, 1918’de Mondros Mütarekesi, 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin ortak bir irade etrafında toplanması, Meclisin açılması, çok zor şartlarda bu milletin bir varlık-yokluk kavgasına, savaşına girmesinin ardından oradaki toplumsal ve politik şartları ince bir duyarlılık, güçlü bir ses, geleceğe de mesaj veren bir anlatımla ortaya koyan bir marştır. Dönemin ve bütün zamanların büyük şairlerinden Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınmıştır, kendisine sipariş edilmiştir, ancak onun tarafından yazılabileceği ifade edilmiştir ki bu görüşlerin ne kadar doğru olduğunu hem dönemindeki durumdan gelen şiirlerden hem de İstiklal Marşı’nın kendisinden çıkartmak mümkün.

İstiklal Marşı’nın sözlerini hepimiz biliyoruz. Bu ülkenin “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” diye bu yurdun üstünde tüten ocakların kaderlerini birbirine bağlayan, 1921’in, o tarihî şartlar içerisinde bu kader ortaklığını aynı zamanda geleceğe de bir mesaj olarak ileten bir marş, bir İstiklal Marşı olması bakımından da hem zamanına hem de gelecekteki insanlara, bu ülkenin çocuklarına konuşan bir marştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bostancı.

Bir dakika ek sürenizi veriyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Mehmet Akif Ersoy’un nasıl bir ahlak ve vicdan insanı olduğunu herkes bildiği için, bunu ayrıca anlatmaya gerek görmüyorum.

Erzurum’un kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü. Erzurumlu hemşehrilerimize buradan selam gönderiyorum.

Almanya’nın Berlin şehrinde Koca Sinan Camisi’ne yönelik saldırıyı şiddetle kınıyorum.

Batının iki yüzünden bahsedilir. Bir yüzü bağnazlık ve yobazlıktır, körlüktür, vahşettir, sömürgeciliktir; diğer yüzü hoşgörüdür, evrenseldir, bütün kültürlere ve medeniyetlere açıktır. Her ikisine ilişkin de sayısız örnek olduğunu biliyoruz. Ümit ederiz ki Avrupa kendi içinde gün geçtikçe büyüyen ve şüphesiz birtakım nedenleri olan bu bağnazlığa, bu hoşgörüsüzlüğe, bu saldırganlığa karşı yine kendi müktesebatında bulunan değerler çerçevesinde mukabele eder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, son ek süreniz, bir dakika.

Buyurun, tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – 12 Mart 1971’deki askerî darbenin yıl dönümündeyiz. Cemal Madanoğlu tarafından daha önceki günlerde girişilmek istenen bir cunta darbesine karşı sonradan yapılmıştır. O dönemleri hatırlayalım, askerî darbelerin sivil ayağı olarak birtakım insanlar millî demokratik devrim tezlerini ortaya koyuyorlardı; o dönemi yaşayanlar ve literatürü takip edenler bilirler, askerlerin ve sivillerin ortaklaşa bu memleketi yönetmesi gerektiğine, Türkiye'nin toplumsal şartlarının ancak buna izin verdiğine yönelik bir yaklaşımdı, askerî darbeleri meşrulaştıran bir yaklaşımdı. Bu ülke darbelerden çok çekti. Kerameti kendinden menkul askerî darbeler ile yine bir askerî darbe olan 15 Temmuza karşı çıkan ve hukuk çerçevesinde, Anayasa çerçevesinde buna mukabele eden uygulamaları aynı mecrada değerlendirmeyi hiç uygun bulmadığımızı ifade etmek isterim.

Afrin’de Türkiye'nin operasyonu devam ediyor. Hilal, inşallah, dolunay olacak. Orada terör örgütü kendi karakterine uygun şekilde sivilleri kalkan yapmak istiyor. Terör örgütüne destek olanlar halkların, insanlığın düşmanıdır. Terör örgütü kendi karakterine uygun bir şekilde davranıyor ama Türk Silahlı Kuvvetleri hiçbir sivilin burnu kanamadan bu operasyonu gerçekleştiriyor, gerçekleştirmeye devam edecek.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Terörizmle Mücadele Küresel Forumu (TMKF) çerçevesinde 21-23 Mart 2018 tarihlerinde Malta Attard’da "Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1547)

12/3/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Terörizmle Mücadele Küresel Forumu (TMKF) çerçevesinde 21-23 Mart 2018 tarihlerinde Malta Attard'da "Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyet katılması öngörülmektedir.

Söz konusu çalıştaya katılım sağlanması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi grup önerilerini görüşeceğiz sayın milletvekilleri.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 12/3/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütlerin ve insan hakları kuruluşlarının Afrin’e yönelik askerî operasyonda artan sivil can kaybı tespitlerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Mart 2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/3/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/3/2018 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                 Meral Danış Beştaş

                                                                                            Adana

                                                                        HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

12 Mart 2018 tarihinde Adana Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş tarafından verilen, 7083 grup numaralı, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, uluslararası örgütlerin ve insan hakları kuruluşlarının Afrin'e yönelik askerî operasyonda artan sivil can kaybı tespitlerinin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 12/3/2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya konuşacaklar.

Sayın Kaya, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Sayın milletvekilleri, lütfen, süreniz içinde konuşmanızı tamamlamanızı rica ediyorum sizden.

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve bizleri izleyen sevgili halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Partimiz adına verdiğimiz Afrin araştırma önergesi hakkında konuşmak için söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmamı partili kimliklerimizin de ötesinde, bulunduğumuz mahalli ve yeryüzünü barış yurduna çevirmek için elçilerin veya vicdanının mesajını dikkate alması gereken insanlar olarak dinlemenizi hassaten rica ediyorum.

Yeryüzünde veya evrende varoluşun esası, esprisi, yok etmek, şiddet, nefret ve savaş değildir arkadaşlar. Bilakis yaşamın, varoluşun ruhu ve hikmeti sevgi, adalet, barış ve güzelliklerin ikamesi içindir. Tüm kutsal kaynaklar ve kitabımız Kur’an da hep bu noktayı vurgular. Bırakın kan dökmeyi, kanı kutsamayı, nefreti, şiddeti artırmayı, insanların aralarında küskünlüklerin uzamasını bile hoş görmez.

Toplumumuz, iktidar medyası tarafından bilinçli olarak, gece gündüz aralıksız olarak bir nefret ve şiddet sarmalında tutuluyor. Kanın, öldürmenin ve ölmenin kutsallığı anlatılıyor.

Değerli halkımıza sesleniyorum: Sizlere söylendiği gibi inancımızda, Kitabımızda kendi hâlinde yaşayan bir şehir halkına saldırmak cihat değildir, fetih değildir. Bizlere öğretildiği gibi millîlik yoktur Kitabımızda. Bunların inancımızda olduğunu iddia etmek başta Allah’a ve onun barış ve adalet mesajını bizlere ileten Hazreti Peygamber’e büyük bir iftiradır

Afrin savaşı, Türkiye güvenlik sorunu yaşadığından dolayı başlamamıştır arkadaşlar. Afrin savaşını, AKP iktidarı kaybettiği gücünü kan ve nefret politikaları üzerinden tekrar kazanmak için başlatmıştır.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Ne alakası var?

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Doğruyu söylemiyorsunuz Sayın Vekilim.

HÜDA KAYA (Devamla) – Ve ne yazık ki bu kirli politika ve uluslararası kirli ilişkiler uğruna yoksul ve arkası zayıf olan halkımızın çocukları kurban ediliyor. Savaşı topluma dayatan -çocuklarını asla ateş altında göremezsiniz ama- televizyon yayınlarıyla insanlarımızı ve gençlerimizi kendi istikballeri uğrunda kolay kurbanlar olarak ateşe sürmekten kaçınmayan bu iktidarın, halkımızı, ülkemizi nasıl bir cehenneme sürüklediği görülmelidir sevgili halkımız.

Afrin’de savaşa karşı çıktığımız için “hain” deniliyor, “terörist” deniliyor. Kim ne derse desin dün olduğu gibi bugün de haksız bir savaşa karşı çıkmaya, hakikatleri haykırmaya devam edeceğiz. Suriye savaşı kışkırtılırken, pek çok ülkeden selefi, dinci, kadın düşmanı sapkınlar desteklenip kutsanırken de biz bu kirli savaşa karşı çıkmıştık ve susmamıştık. 2013’te bir grup vicdanlı insanla beraber “Üçüncü bir yol mümkündür.” diye imzalı bir basın açıklaması yapmıştık ve o günlerde bu iktidarın savaş politikasını kutsayan, tartışılmasına bile tahammül edemeyen yandaş çevreler, özellikle sosyal medyadaki trolleri ve troliçeleri şahsıma ve diğer imzacı arkadaşlarımıza ahlak ve vicdana sığmayan çok çirkin saldırılar yaptılar, günlerce tehdit ve linçle karşılaştık. Sonuç ne oldu? Aradan geçen yıllar ve bir ülkenin harap olması, binlerce kadının köle pazarlarında satılmasına sebep olacak büyük bir yıkımdan sonra iktidarın geldiği Suriye politikası; yıllar önce bizim dediğimiz aynı nokta idi. Bugün de yakılan, yıkılan bir ülkede, Suriye’de bu korkunç savaş devam ederken IŞİD gibi, Emevici, köleci, kadın düşmanı, saltanatçı bu dinci yapılar girdikleri yerlerde yüzyılın büyük acılarını yaşattılar; uluslararası kadın pazarları kurdular, tarihî yaşamı katlettiler. İşte, bu vahşete maruz kalan bölge halklarının ölümlerden, tecavüzlerden, kölelikten kaçıp sığındığı ender bölgelerden biriydi Afrin ve bugün yine bu kadın düşmanı, sapkın, ÖSO’nun içinde barındırılan, bu vahşeti uygulayan katliamcılarla, bir katliamla Afrin şehir halkı da sivil halkı da karşı karşıyadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) – Buna onay vermemiz mümkün değildir. Sizin vicdanlarınıza bir kez daha sunuyorum arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşmacı açık bir şekilde AK PARTİ’yi kan ve katliam planları üzerinden var olmaya çalışan bir siyasi parti olarak tanımlamıştır; sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; halkımız kan ve vahşet üzerine var olmak isteyen hiçbir politikaya onay vermez. Halkımızı kimse aptal yerine koymasın; bu, bir.

İkincisi: Suriye’nin kuzeyinde bir tezgâh düzenleniyor. Silah verilen “YPG” diye bir terör örgütü var. Emperyal güçler ha bire silah aktarıyorlar parasını almadan çünkü onlara görev veriyorlar. Ne görevi? Orta Doğu coğrafyasında halkları birbiri aleyhine düşman edecek bir askerî görev. Bu “YPG” denilen terör örgütü önce orada Kürtlerin kafasına vurmuş, onun şerrinden kaçan Kürtler Türkiye’ye ve Kuzey Irak’a sığınmışlar. Arapların kafasına vurmuş -Birleşmiş Milletlerin insan hakları gözlem raporlarında vardır- Arap köylerini yerle yeksan etmiş; silah marifetiyle totaliter bir yapı orada egemenlik kurup daha sonra da yine o emperyal siyasetin bir aparatı olarak vazife görmeye amade orada pozisyon alıyor. Aynı zamanda Türkiye’ye yönelik de kendine göre heva ve hevesleri var.

Şimdi, böyle bir terör üzerinden örgütlenmiş, hizmete amade, Kürtleri de kullanan bir yapıya destek anlamına gelebilecek sözleri kendisi demokratik zeminler üzerinde hayat bulan bir iradenin ifade etmesini ben hayretle karşılıyorum. Çünkü bunlar demokrasinin düşmanı, bunlar Kürtler dâhil, Arapların, Acemlerin, Türkmenlerin, herkesin düşmanı. Terörün karakteri belli, bugün de orada sivilleri kalkan olarak kullanmaya çalışıyorlar.

Bu tavrı büyük bir aymazlık, demokratik zeminleri terörün emrine sunan kirli bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın hatip konuşmasında grubumuza ve hatibimize yönelik açıkça “Kürtleri kullananlara destek verilmesi, aymazlık ithamı ve demokratik zemin üzerinden yine bu tip meseleleri savunma” diyerek birçok yerden sataşmada bulunmuştur. Söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı söz istiyorsunuz.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Hüda Hanım konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaya.

Lütfen yeni bir sataşmaya neden olmayınız.

2.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HÜDA KAYA (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, burada partilerin üzerinden polemik yapmak istemediğimi konuşmamın başında da ifade ettim, vicdanlarınıza seslendim; varsa, Kur’an’daki o barış, adalet referanslarından bir zerre inanç kaldıysa yüreğinizde, bu duygularınıza seslendim.

OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) – Sen mi tayin edeceksin onu?

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Yani teröristlere mi bırakalım oraları?

HÜDA KAYA (Devamla) – Parti kimlikleriyle konuşmadım.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Hayır, oraları teröristlere mi bırakalım biz?

HÜDA KAYA (Devamla) – Burada fanatik bir particilik yapmıyoruz biz, sadece ve sadece insanlığa çağrıda bulunuyoruz.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Sabahtan beri teröristleri savunuyorsunuz.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Ya, bir de onlara çağrıda bulunun!

HÜDA KAYA (Devamla) – Demokrasiye karşı diyorsunuz…

MEHMET ALTAY (Uşak) – Sivil insanları kalkan yapanlara bir çağrıda bulunsana!

HÜDA KAYA (Devamla) – …bugün Suriye toprağında IŞİD’in yaptığı katliam ve vahşetlerden kaçan insanlar…

MEHMET ALTAY (Uşak) – Sivil insanları kendine kalkan yapanlara bir çağrıda bulunsana!

HÜDA KAYA (Devamla) – Sesini kes, dinle! Sus, sesini kes, dinle!

MEHMET ALTAY (Uşak) – Sen kes sesini!

BAŞKAN – Sayın Kaya, sayın milletvekillerine sadece başkan vekili müdahale edebilir, siz lütfen konuşmanızı yapın.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Sen işine bakacaksın!

HÜDA KAYA (Devamla) – …Ermeniler, Araplar, Türkmenler, Ezidiler, Kürtler, Orta Doğu’daki bütün halklar IŞİD’in vahşetinden kaçıp Afrin’e sığındılar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, lütfen müdahale eder misiniz?

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

HÜDA KAYA (Devamla) – Lütfen, sözümü kesiyorlar ama.

BAŞKAN – Lütfen, siz sözünüze, konuşmanıza devam edin, benim yetkilerime karışmayın, müdahale etmeyin.

HÜDA KAYA (Devamla) – Ben konuştuğumu anlamıyorum. Başkan, ben konuştuğumu anlamıyorum, seslerini kessinler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, siz de sessizce dinleyin lütfen.

HÜDA KAYA (Devamla) – Susun lütfen, dinlemeyi öğrenin. Dinlemeyi öğrenin, dinlemeye bile tahammülünüz yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HÜDA KAYA (Devamla) – Bakın, siz Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların, Ezidilerin, Ermenilerin, bütün halkların…

SALİH CORA (Trabzon) – Onların en büyük düşmanı sensin!

HÜDA KAYA (Devamla) – IŞİD vahşetinden Afrin’e kaçtılar, oraya sığındılar, orada demokratik bir yönetim oluşturmaya, yaşamlarını orada kurmaya çalışıyorlar. Siz gidip böyle bir şehir halkını katletmek üzere IŞİD’e, ÖSO’ya… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kaya… Sayın Kaya…

HÜDA KAYA (Devamla) – …ÖSO katillerine, IŞİD katillerine teslim etmeye çalışıyorsunuz.

SALİH CORA (Trabzon) – Yazık, yazık! Yazık sana!

BAŞKAN – Sayın Kaya… Sayın Kaya…

(Mikrofon Başkan tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Bu savaş Kürtlerin…

SALİH CORA (Trabzon) – Teröristleri savunuyorsun.

BAŞKAN – Sayın Kaya, buyurun yerinize geçin, sözünüz bitti.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, sözleri bitmedi.

BAŞKAN – Bugün, yaşadığımız günler içinde Afrin’de bu ülkenin bütünlüğünü, bu ülkenin bayrağını, bu ülkenin milletini korumak için bir harekâta girişen ve bu uğurda şehit olan askerlerimizi…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ben ÖSO’yu söylüyorum. ÖSO, IŞİD’dir; ÖSO, El Kaide’dir.

BAŞKAN – …ve Türkiye Cumhuriyeti’nden oluşan bir bütünü siz “Orada kirli bir savaş yapıyorsunuz ve sivil halkı öldürüyorsunuz.” diye nitelendiremezsiniz.

HÜDA KAYA (İstanbul) – ÖSO, katiller ordusudur.

BAŞKAN – Hayır “ÖSO” demediniz.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ben “ÖSO” dedim.

BAŞKAN – Asla bu kürsüden sizin böyle konuşmanıza izin vermeyeceğim. Asla!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kesinlikle “ÖSO” diyorum.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kesinlikle “ÖSO” diyorum.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

Sayın Bostancı, sizi dinliyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sizden izin isteyen var mı?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Siz neyi kastettiğimi çok iyi biliyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaya.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sizi protesto ediyorum. Herkes sizin gibi düşünmek zorunda mı?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Saptırmayın, saptırmayın! Sizin gibi düşünmüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kaya, yerinize oturun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, siz müdahale edenlere deyin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Azarlayacak başka kimse bulamadınız mı ya?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Utanmıyorsunuz ya!

HÜDA KAYA (İstanbul) – İnsanlığınızı kaybetmişsiniz, utanması gereken sizsiniz.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Vicdanınızı bir dinleyin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup başkan vekilini dinliyorum. Lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, bir dinleyin önce ya!

HÜDA KAYA (İstanbul) – ÖSO’ya mı sahip çıkıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Kaya…

SALİH CORA (Trabzon) – Evet, ÖSO’ya sahip çıkıyoruz, ÖSO orada özgürlük mücadelesi yapıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Oraya da söyleseniz Sayın Başkan.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Katillere mi sahip çıkıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kaya, lütfen susar mısınız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Kaya’nın dışında hiç kimsenin ismini bilmiyor musunuz siz ya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Onlara da söyleyin. Onlara niye söylemiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, siz de lütfen…

Grup başkan vekilleri ayakta.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Herkes sizin söylediklerinizi söylemek zorunda mı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Beni konuşturmadılar…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Sayın Kaya… Sayın Kaya…” Ya insanı hakikaten çileden çıkarıyorsunuz artık!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı “Ahlak ve vicdana hitap edeceğim, öyle bir konuşma niyetiyle çıktım.” derken, bu iddiada bulunurken daha ilk cümlesinde AK PARTİ’yi kanlı katliamlar üzerinden var olmaya çalışan bir siyasi heyet olarak suçladı.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Eleştirebilirim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Daha ne dediğini bilmiyor.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ne demek? Çok bilinçli konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ne dediğini bilmiyor.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hakaret ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hakaret ediyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İkincisi…

BAŞKAN – Bakın, Grup Başkan Vekili konuşuyor. Lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ne dediğinizi bilmiyorsunuz.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Allah Allah!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kendi konuşmanıza bakın.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bizim hatibimiz konuşurken hiç müdahale etmediniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İkincisi: Bu “YPG” denilen terör örgütü IŞİD’le ortaktır...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hadi ya!

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sizin dışınızda kimse bunu söylemiyor.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ya komedisiniz!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …ve bu coğrafyada ayı emperyal güç tarafından kullanılmaktadırlar.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Allah’ım Ya Rabb’im!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ahlakın, dinin, vicdanın, insanlığın, Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin yanında olan hiç kimse bu terör örgütüne destek çıkamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sizi de güncellemişler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hele ki demokratik zeminlerde var olan bir iradenin böyle bir konuşma yapması kabul edilemez.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Allahuekber! Aman Allah’ım!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, Allahuekber.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Evet.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu konuşmayı şiddetle kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Tamam, biz de sizi kınıyoruz, politikanızı kınıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir kere, bu kürsü hiç kimsenin malı değil, halkın kürsüsüdür ve o kürsüyü kullanmaya hak kazandık, bu birincisi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Teröristlerin değil ama milletin!

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz bitireceğim.

BAŞKAN – …bunu defalarca konuştuk, tartıştık.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben konuşmamı tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Bu Meclisin düzeni, şu anda kürsüde bulanan Meclis Başkan Vekili olarak benim sorumluluğum. Çalışma düzeninden, temiz bir dil kullanılmasından sorumlu olan benim. Bana görevimi hatırlatmayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, size görevinizi hatırlatmak değil, İç Tüzük’e hepimizin…

BAŞKAN – Söyleyeceğinizi söyleyin, onu dinliyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bravo! (Alkış!)

BAŞKAN – Sizin alkışınıza hiç ihtiyacım yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Vardır vardır.

BAŞKAN – Çok komik duruma düşüyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz sözlerimi söyleyebilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun.

Sayın Danış Beştaş’ı dinliyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bu kürsüye de bu kürsünün hukukuna da Meclis Başkan Vekilliğinin hukukuna da hepimiz riayet etmek zorundayız. Burada siz bizim milletvekilimizi azarlayamazsınız takdir edersiniz ki. O mikrofonu kapatmak da tıpkı Mahmut Toğrul’a yapıldı, linç girişiminde bulunuldu, burada da sözü kesiliyor.

Bir kere, şunu hatırlatmak istiyorum ben: Hiç kimsenin, bu Mecliste ne kimseyi linç edecek bir dile ne de azarlamaya hakkı vardır.

BAŞKAN – Sizin talebiniz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – İkincisi…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, bir dakika…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Talebimiz şu: Sayın Bostancı izin verirse burada, Afrin’de…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, talebiniz nedir?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Zabıtlara geçsin diye söylüyorum…

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı söz istiyorsunuz, zabıtlara geçsin diye mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Evet, evet, sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Zabıtlara geçsin diye mi istiyorsunuz, sataşmadan dolayı mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sataşma da olabilir, zabıtlar da olur.

BAŞKAN – Hangisini tercih ediyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçenizi söyleyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Bostancı açıkça bizi terörü desteklemekle suçladı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Aynen öyle, aynen öyle. Mehmetçik’e kimse laf edemez. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Öyle bir şey olduğunu düşünmüyorum, hayır.

Siz söyleyeceklerinizi söyleyin, zapta geçirelim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – IŞİD’i…

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Artık kesin sesinizi ya! Ayıp ya!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ne bağırıyorsun ya, ne bağırıyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ama işlem yapamıyoruz. Lütfen...

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Şu Avrupa parlamentosunun bir tanesinde böyle konuşamazsınız.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hepsini her yerde konuşuyoruz, hiç merak etme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Burada olabildiğine konuşuyorsunuz. Utanmıyorsunuz! Bu millete, bu ümmete hakaret etmekten bıkmadınız ya!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Gel, oralarda görürsün ne konuşulduğunu. Adamların orada.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Rica ediyorum.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Ayıp ya!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ne ayıp? Ne ayıp?

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Her gün çıkıyorsunuz, hakaret… Utanmıyorsunuz, utanmıyorsunuz!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Konuşmak ne zamandan beri ayıp?

BAŞKAN – Sayın…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hakkımız konuşmak.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Hakkınız değil.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hakkımız...

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Millete hakaret etmek hakkınız değil.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Dinlemek zorundasın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, siz söyleyeceklerinizi söyleyin, zapta geçsin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Söyleyeyim ama…

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Utanmıyorsunuz ya! Yeter be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ne yetti, ne?

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Bağırma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Almışsın iktidarı, almışsın devleti, iki tane laftan korkuyorsun, bir eleştiriden korkuyorsun.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – “Almışsın iktidarı.” diyor. Bağırma!

(AK PARTİ ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.10

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Danış Beştaş, sizi dinleyeceğim.

69/2’ye göre yerinizden söz verme durumundayım, bir dakika süre veriyorum.

21.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, bir önceki oturumda Meclis İçtüzüğü’ne aykırı bir işlem yapıldı. Burada, Genel Kurulda dinleyen sayın milletvekilleri de işitmez oldular. Söylediğimiz sözleri işitmeden, işitmeye tahammül etmeden, bir tepkiyle ve -geçen hafta yaşananlar ortada- bir lince dönüştürecek kadar söze cevap vermekten âcizler; bunu belirtmek istiyorum.

Meclis Başkan Vekili olarak siz de 67 ve 66’ya göre eğer kaba ve yaralayıcı bir dil varsa bu konuda hatibi temiz bir dille konuşmaya davet edip sonra ancak sözünü kesme ya da salondan çıkarma gibi yaptırımları uygulayabilirsiniz. Ama bunların hiçbirine siz fırsat vermediniz ve Meclis başkan vekilleri açıkçası kendi üye oldukları partiye göre değil, tarafsız bir şekilde Genel Kurulu yönetmek zorundadırlar. Tarafsızlıkları tartışma götürmez bir realitedir, İç Tüzük’e…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tamamlayacağım Sayın Başkan. Bir talebim var.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün bahsettiğiniz maddelerini okursanız, benim Başkan olarak, Genel Kurulu yöneten Başkan olarak -bir dakika size söz vermiştim- Meclis Başkan Vekili olarak hatibin konuşmasını, sözünü kesme yetkim var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, o zaman zabıtlara geçsin diye bir usul tartışması açmak istiyorum, usul tartışması talebim var, usul tartışması açmak istiyoruz 63’e göre.

BAŞKAN – Hangi gerekçeyle?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz, Meclis Başkan Vekili olarak gündeme ve Meclis çalışma usullerine uymaya davet gibi konularda açıkça 66 ve 67’ye aykırı bir uygulama yaptınız ve hatibimiz kürsüdeyken, süresi dolmamışken, on bir saniyesi varken mikrofonu kapattınız ve “Otur yerine.” şeklinde emredici bir dil kullandınız; bu, yetkinizi aşar. Siz, gündeme ve çalışma usullerine bizim gibi uymak zorundasınız. Hiçbir hatibimiz başka bir partinin düşüncelerini savunmak zorunda değildir. Temiz dil AKP’nin diliyse biz bunu reddediyoruz, temiz dil objektif kriterlere göre belirlenir, kaba ve yaralayıcı olması da aynı yönteme dâhildir. Bu nedenle 63’e göre usul tartışması açılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Ben 61’e göre sayın hatibin sözünü kestim, yetkim dâhilinde davrandığımı düşünüyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – 61’de böyle bir şey yok.

BAŞKAN – 66’ya göre…

Bu konuda usul tartışması açılması taraftarı değilim. Ayrıca sayın konuşmacınızın konuşma metnini Tutanak Hizmetlerinden istedim, gelsin, ona göre karar verelim, tamam mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tamam.

Sayın Başkan, son söz, 63’e göre bizce bunu açmak gereklidir. Diğer yönden de bizim hatibimiz ÖSO’ya ilişkin orada katliam uyarısı yaptı. ÖSO kimdir; Türk askeri midir, Türkiye'nin askeri midir?

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, bakın, tutanakları istettim, bakacağız, inceleyeceğiz. Tutanakları istettim, henüz gelmedi, ona göre talebinizle ilgili karar vereceğim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 12/3/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütlerin ve insan hakları kuruluşlarının Afrin’e yönelik askerî operasyonda artan sivil can kaybı tespitlerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Mart 2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay konuşacaklar.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Terörle mücadele kapsamında sürdürülen Zeytin Dalı Harekâtı’nın 52’nci günündeyiz. Öncelikle şu gerçeği ortaya koymalıyız: YPG, PKK uzantısı bir terör örgütüdür, terör eylemlerinde sivilleri kalkan olarak kullanmaktadır ve kullanmıştır. PYD-YPG’nin gerçek yüzü uluslararası kuruluşların raporlarına da yansımıştır. Uluslararası Af Örgütünün Ekim 2015’te yayınladığı “Gideceğimiz Hiçbir Yer Yoktu” başlıklı raporunda, PYD-YPG’nin 2012 sonrasında başvurduğu zorla yer değiştirme, yakıp yıkma ve masum insanların kurşuna dizilmesi çarpıcı örneklerle anlatılmaktadır. Bir diğer raporsa İnsan Hakları İzleme Örgütünün Haziran 2014 tarihli raporudur. Bu raporda, PYD-YPG’nin sebep olduğu yaşam hakkı ihlalleri, 18 yaş altı çocukların silahlandırılması gibi ihlaller ve terör faaliyetleri anlatılmaktadır. Bütün bu raporlar görmezden gelinemez. Unutulmasın ki yaşam hakkına en büyük tehdit terör örgütlerinden gelmektedir.

Harekâtın hedefi, bölgede önce güvenliğin, ardından barış ve huzurun tesis edilmesidir. Güvenlik olmadan barış ve huzur olmaz. Türk Silahlı Kuvvetleri, yaşam hakkının garanti altına alınması, bölgedeki tüm terör tehditlerinin bertaraf edilmesi için meşru, hukuki ve haklı bir mücadele içerisindedir. Sivillerin zarar görmemesi için azami dikkat ve titizlik gösterilmekte, siviller şefkatle kucaklanmaktadır. Terör örgütünden kurtarılan yerleşim birimlerinde Mehmetçik’e gösterilen sevgi ve teveccüh, açılan kucaklar her şeyi özetlemektedir. Bunları görmemek vicdansızlıktır.

Terörle mücadele kapsamında yürüttüğümüz Zeytin Dalı Harekâtı, Türk milletinin topyekûn millî şuur ve heyecanlı desteğiyle devam etmektedir. Suriye’nin kuzeyine yuvalanan teröristler, bulundukları her yerden temizlenmektedir ve temizlenecektir çünkü biz Türkiye olarak terörle mücadele ediyoruz, egemenlik haklarımızı ve varlığımızı savunuyoruz, güvenliğimizi savunuyoruz.

Konuşmama son verirken istiklal ve istikbal mücadelesinde can veren aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, başta Zeytin Dalı Harekâtı olmak üzere, terörle amansız mücadele eden kahraman Mehmetçik’imize Cenab-ı Allah’tan hayırlı muvaffakiyetler diliyor, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Danış Beştaş, tutanakların bir kısmı geldi fakat gelen kısımda da gördüğümüz kadarıyla ben Sayın Kaya’nın konuşmasına 2 kez ihtarda bulunmuşum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Kaya...” “Kaya...” dediniz.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Sayın Kaya” dediniz sadece.

BAŞKAN – Tutanaklardan konuşuyorum, bakın tutanaklardan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet “Sayın Kaya” dediniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Sayın Kaya” dediniz.

BAŞKAN – Buyurun, siz de bakın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz de bakalım.

BAŞKAN – 2 kez ihtarda bulunmuşum, daha sonra da sözünü kesmişim. Buyurun...

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Sayın Kaya” demek bir ihtarda bulunmak mı?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bana müdahale ediliyor, benim sözümü kesiyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, sadece “Sayın Kaya” dediniz ama lütfen sözleriniz...

BAŞKAN – Lütfen tutanaklara bakın, yalan söylemiyorum, buyurun, bakın. Buyurun...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Estağfurullah. Biz “yalan” demiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz dinledik. Getirsinler arkadaşlar…

BAŞKAN – Lütfen buyurun, buyurun...

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ardahan Milletvekili Sayın Öztürk Yılmaz konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Halkların Demokratik Partisinin Afrin’le ilgili araştırma önergesi konusunda söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, kritik bir aşamaya geliniyor, Afrin kuşatması başlamak üzere, bununla ilgili olarak uluslararası tablonun nasıl olduğuna da bakmak gerekir çünkü Fırat Kalkanı alanı ile Zeytin Dalı Harekâtı’nın başladığı alan uluslararası toplumun bakışı açısından farklı.

Biliyorsunuz, Şam’ın doğusundaki Doğu Guta bölgesindeki insan haklarıyla alakalı olarak Güvenlik Konseyinin bir kararı oldu. O kararın Suriye geneline teşmil edilmesi konusunda bir iradenin olduğunu görüyoruz. Bunu gündeme getirenlerin, esasen Afrin’i de bu alana alıp ateşkes kapsamına sokmak istediklerini biliyoruz ve kuşatma başladığında da kente girilmeden önce bazen uluslararası toplumun duyarlılığı açısından birkaç şeyi hatırlatmakta fayda görüyorum. Bir kere, her şeyden önce kentin güvenliği, iki; kentte kentin yerel, gerçek sahipleriyle doğrudan bir ilintisinin kurulması gerekir. Yani kent meclisi veya kent konseyi şeklinde bir yapılanmaya acilen gidilmesi lazım çünkü kentin düşmesi hâlinde, o kentte, uluslararası meşruiyet açısından gelebilecek eleştirilerin hem bertaraf edilmesi hem ordumuzun güvenliği ve hem de diğer olabilecek yansımalar açısından bir an önce oranın sakinleri tarafından oluşturulmuş bir meclisin varlığı ve görüntüsü bazı meşruiyet tartışması açmak isteyenlerin önünü kesebilecektir. Bu önemlidir, bunu unutmayalım.

Fırat Kalkanı alanıyla burayı karıştırmayalım çünkü Fırat Kalkanı alanında IŞİD’e karşı bir mücadele vardı, burada PKK’ya karşı bir mücadele var ve onun yandaşlarına karşı bir mücadele var. Dolayısıyla aynı uluslararası toplumdan Türkiye’ye dönük eleştirilerin kaynağına baktığımız anda ikisi aynı tonda gelmiyor. Bunu öncelikle belirtmek isteriz.

Bir başka konu, en önemli konulardan bir tanesi esasen buraların güvenliğiyle alakalı: Yerel halkın nasıl tutulacağı, yerel halkla ilişkiler ve burada oluşabilecek yapı, güvenlik yapısı, kentin yönetimi ve kentin idaresiyle alakalı unsurlar. Bunlar genelde kentin içerisine girilmeden önce yapılması gereken husustur. Kent düştükten sonra olabilecek bir kaos ortamı ve ortaya çıkabilecek çevrelerin eleştirisi bundan sonra meşru olabilecek bir şeyi de alıp götürebilir. O nedenle, esasen bunun hemen, acilen yapılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Bunun adına “kent meclisi” denebilir veya “kent konseyi” denebilir. Bunun meşruiyet açısından ve uluslararası toplumun bakışı açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Çünkü “yerel sahipler” dediğimiz anda yerel sahiplerin ne olduğunun da ortaya çıkması, bu konuda olabilecek duyarlılıkları ve eleştirileri geçiştirebilir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Afrin’de Zeytin Dalı Harekâtı’nın 51’inci gününe girmiş bulunuyoruz. Bu arada, Zeytin Dalı Harekâtı sebebiyle hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Bu arada, tabii, tüm şehitlerimizi de anmadan geçemeyeceğim. Gerek Çanakkale Muharebesi’nde gerek Kurtuluş Savaşı’mızda tüm cephelerde, otuz beş yıldır maruz kaldığımız PKK’yla mücadelede şehit düşen tüm kardeşlerimize, şehitlerimize de bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Şimdi, grup önerisinde iddia edildiği gibi, Zeytin Dalı Harekâtı’nda, Afrin’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve onunla birlikte hareket eden ÖSO mensupları hiçbir zaman bir işgalci pozisyonunda bu mücadeleye girmediler, girmemişlerdir de. Tarihin derinliklerine baktığımız zaman, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk ordusu hiçbir ülkede yaptığı mücadelede işgalci konumda değildir. Afrin’de de biz uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkımızı kullanmak üzere oradayız.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye’ye yaklaşık 920 kilometre sınırı var. Orada 3’e 5 kutrunda, 4’e 5 kutrunda, 6’ya 5 kutrunda kilometrelerce açılan, önceden hazırlığı yapılan hendeklere, kazılara baktığımız zaman, gelecekte Türkiye’ye karşı yapılacak bir mücadelenin hazırlığı önceden yapılmış.

Türk Silahlı Kuvvetleri bugün Zeytin Dalı Harekâtı’yla Afrin’deyse öncelikle kendi ülkemizin güvenliğini koruma maksatlı. Tabii “Hafızayıbeşer nisyan ile maluldür.” derler, biz Afrin tarafından Amanoslara yıllardır sızan teröristleri unutmadık. PKK/PYD-YPG unsurları aynı dalın kolları, aynı terörist gruplar. Hâlâ Amanoslarda 50’nin üzerinde teröristle mücadele edilmekte, Silahlı Kuvvetlerimiz, güvenlik güçlerimiz onlarla mücadele hâlinde. Orada da amacımız hem ülkemizin güvenliğini korumak hem de Suriye’nin kuzeyindeki terör koridoruna mâni olmak. Oradaki insanlarımızın da gelecekle ilgili güvenliği tehdit altında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Türk Silahlı Kuvvetlerinin temizledikleri bölgedeki müşfik hareketlerine şahit oldukça bununla da iftihar ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) - AFAD’ımız orada, Kızılayımız orada, her türlü ihtiyaçlarını da karşılamakta, hiçbir sivilin de burnu kanamamaktadır diyorum.

Ben şehitlerimize bir kez daha rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) - Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başarıyla inşallah bu operasyonu tamamlayıp yurda dönmesini talep ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapalım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.47

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, gerçekten yok, elimizi vicdanımıza koyalım.

BAŞKAN – MHP sıralarından da el kaldırıldı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gelin, sayalım.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Ben buradan gözlüyorum.

Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir grup önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Aydın ve çevresinde yaşanan hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/582) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Mart 2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/3/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/3/2018 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Aydın ve çevresinde yaşanan hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/582) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 12/3/2018 Pazartesi günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Hüseyin Yıldız konuşacaklar.

Sayın Yıldız…

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.59

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini görüşeceğiz.

Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Aydın Milletvekili Sayın Hüseyin Yıldız’ı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Devletimizin ve milletimizin bağımsızlığının simgesi olan İstiklal Marşı’mızın 97’nci yılını kutluyorum. Allah, milletimize bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.

Değerli arkadaşlar, yine, Berkin Elvan’ı saygıyla anıyorum. 14 yaşında maalesef bu dünyadan göç etti.

Yine, Türk halk müziğinin çok değerli sanatçısı Emre Saltık’ı da anıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben bu kürsüye sık sık gelip Aydın’la ilgili, jeotermallerle ilgili burada konuşmalar yaptım. Aydın’daki jeotermallerle ilgili araştırma komisyonu kurulsun diye önerge verdik, değerli AKP milletvekillerinin sayesinde reddedildi.

Şimdi, yine, burada Orman ve Su İşleri Bakanına teşekkür ediyorum. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, 14/8/2017’de Manisa, İzmir ve Aydın valiliklerine birer yazı gönderiyor, diyor ki: “Eğer yer altı suları miktarı ve kalite özelliklerinin ortaya konulması ve değerlendirilmesi konusunda uygulamalarda Gediz havzasının içinde, Aydın havzasının içinde arsenik yüksekse o bölgede madencilik faaliyetleri ve jeotermal faaliyetleri ruhsatları iptal edilir, ruhsat verilmeyecek.” Bu yazı gittikten sonra valiliklere 4 tane ihale oldu jeotermal kuyuların açılması için. AYÇEV diye bizim bir derneğimiz var Aydın’da, bütün siyasi partiler o derneğin içinde var, AKP’lisi, MHP’lisi, CHP’lisi; bütün siyasi partiler, o Aydın’ı koruma derneğinin içinde var ama ne hikmetse bu yasayı valiler uygulamadığı için ve o derneğin İkinci Başkanı -Aydın Devlet Hastanesinde bir doktor arkadaşımız- Metin Aydın ertesi gün, imza kampanyasını başlattığı için başka bir ilçeye sürgün gitti değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Aydın’ın nüfusu 1 milyon 200 bin; şu an sadece 4 firma kazansın diye Aydın’ın her tarafında ruhsat verilerek… Alttaki bütün kaynaklarımızdan, su kaynaklarımızdan ve açık su kaynaklarımızdan şu an zehirli su akıyor. Eskiden Aydınlılar “Dağlarından yağ, ovalarından bal akar.” diye övünürdü, şu Aydın dağlarından da ovalarından da zehir akıyor arkadaşlar. Son dört yıl içerisinde ölüm oranı yüzde 80 arttı, kanser oranı yüzde 48 arttı, çocuk ölüm oranı yüzde 27 arttı yani 4 tane firma para kazanacak diye maalesef göz yumuluyor Hükûmet tarafından arkadaşlar. İşte, Orman ve Su İşleri Bakanının genelgesi ama diğer bakan bu genelgeye uymuyor; hangisine inanalım, hangisine?

Değerli arkadaşlar, bir şehri yok ediyorsunuz. Şu an Aydın’ın hastanelerinde kuyrukta bekliyor insanlar, yatacak yer dahi yok.

Onun için, gelin, siz verin bu önergeyi, bir araştırma komisyonu kuralım, Aydın AKP milletvekilleri olarak, destek verelim, beraber gidelim, araştıralım, hangi jeotermal elektrik santrali zarar veriyor bu çevreye, onun hesabını yapalım. Yoksa ortak mısınız?

Değerli arkadaşlar, şimdi, yasa çıkarmışsınız, jeotermal suyunun yüzde 67’siyle konut ısıtılır, yüzde 18’i seracılıkta kullanılır, yüzde 6’sı jeotermal enerjisi olarak kullanılır diyorsunuz ama Aydın’da tam tersini yapıyorsunuz; yüzde 95’i şu an, yüzde 95’i jeotermal tesislerinde kullanılıyor.

Şimdi, bir şey daha söyleyeyim, şu an sağlık ocakları bahçesine kuyu açıyorsunuz, atalarımızın yattığı mezarlıkların kenarlarına jeotermal kuyuları açıyorsunuz. Gelin, bu sevdadan vazgeçin, biraz çevreci olun. Aydın halkını biraz düşünmek zorundasınız değerli arkadaşlar. Gözlerinizi dolar bürümüş sizin. Yani bizden sonra gelen çocuklarımıza, torunlarımıza doğru bir şehir bırakmamız lazım. Gelin, size destek verelim, siz araştırma komisyonu kurun, biz de destek verelim.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin üzerinde şimdi de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacaklar.

Buyurunuz Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

Geçmiş olsun, ayağınızdan bir rahatsızlık geçiriyorsunuz herhâlde.

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aydın’daki hava kirliliğiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiş olan önerge üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi adına, grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Aydın’da, evet, bir hava kirliliği var, bunu, birçok kez grubumuz adına ben dile getirdim ve bu hava kirliliğinin yaz kış devam etmesini de dikkate aldığımızda en önemli ve belki de tek etkeninin jeotermal santrallerden salınan gazlar olduğu noktasında herhâlde hepimiz hemfikiriz. Aydınlılarımız maalesef bu buharla birlikte salınan ağır metalleri solumak durumunda kalıyor ve tabii ki yine, bu ağır metallerin yarattığı kirlilikle de başa çıkmak zorunda kalıyor.

2007 yılında çıkarılan jeotermal yasasıyla Aydın topraklarının yüzde 80’i jeotermal santrallerin kullanımına açıldı. Şu anda Türkiye’de üretimde olan tüm jeotermal santrallerin yüzde 85’i Aydın’da. Türkiye’de gelecekte yapılması düşünülen tüm jeotermal santrallerin yine yüzde 70’i Aydın’da planlanıyor. Aydın’da jeotermal santrallerin yapılması için de birçok zeytin ağacı ve incir ağacı maalesef kesilmek durumunda kalınıyor.

Adnan Menderes Üniversitesi bir araştırma yapmıştı ve burada hava kirliliğinin, özellikle havada bulunan sülfürün 1.000 ila 2.000 ppm arasında bulunduğunu bildirmişti ve biz biliyoruz ki bir insanın etkilenmeye başladığı en düşük düzey 2 ppm yani Aydın gerçekten zehir soluyor. E bu noktada tabii ki bunları bizim masaya yatırmamız gerekiyor. Ayrıca Aydın’da şu anda 23 jeotermal tesisinden 13’ünde ÇED raporu alınmadı. Bunlarda ÇED raporu da aranmıyor ama Aydın tarım bölgesi. Bunların dikkate alınması gerekiyor.

Ülkemizde jeotermal kaynakların yüzde 67’si konut ısıtması, yüzde 18’i sera, yüzde 9’u termal tesis ısıtmasında kullanılırken Aydın’da maalesef bunun yüzde 95’i elektrik için kullanılıyor ve yerel halk da zaten bunun diğer nimetlerinden yararlanamıyor. Kaldı ki şimdi bir de jeotermal alanı olarak zengin bulunan çiftlik bölgesinin de ihaleye açıldığını biliyoruz. Burada da seracılığın yapılmayacağı ortada çünkü bu da yine elektrik üretimi için ihaleye açılmış durumda. E bütün bunların da dikkate alınması gerekiyor. Sadece hava değil, toprak ve su da önemli.

Yalnız, burada, Cumhuriyet Halk Partisi de iğneyi biraz kendine batırmak durumunda çünkü Büyükşehir Belediyesi hâlâ arıtma tesislerini yapmadı. Bu noktada da dikkat edilmesi lazım.

O nedenle tüm kirliliğin araştırılması için bir araştırma komisyonu kurulması noktasında biz destekliyoruz.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce alkışlıyoruz, bir de tutanağa geçmesi açısından bir cümle söyleyelim.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Bir hususa itiraz etti, tutanak açısından…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldız.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Arıtma yapılmadığını söyledi. Büyükşehirin komple, her ilçede arıtması var yani bu jeotermalin arıtmayla ilgisi yok; çıkan suların hepsi zaten Menderes Çayı’na akıyor, arıtmayla ilgisi yok. Belediye olarak normal evlerin arıtması yapılıyor, çıkan pis sularla beraber. Yani jeotermallerle büyükşehirin arıtma yapma şansı yok zaten. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup…

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkanım, 60’a dayanarak söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Depboylu, bir dakika veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun, arıtma tesislerinin Aydın genelinde tam faaliyete geçecek ve tam sorunu çözecek nitelikte sayıya ulaştırılamadığına ilişkin açıklaması

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, evet, Sayın Milletvekilimizin hava, toprak, su kirliliğiyle ilgili jeotermalin üzerinde durması gayet isabetli ve biz buna zaten katılıyoruz. Ancak, büyükşehir belediyeciliğinin de yapması gereken arıtma tesislerinin Aydın genelinde tam faaliyete geçecek ve tam sorunu çözecek nitelikte sayıya ulaştırılamadığını ve bu arıtma tesislerinin de eksik olduğunu hepimiz biliyoruz. Bence burada biraz daha öz eleştiri yapıp eksik olan kısımları ne zaman planlayacağınızı veya gerçekleştireceğinizi dile getirseniz herhâlde daha iyi olur. Bunlar şu anda sayısal olarak benim elimde yok ama gerekirse de getiririm.

Teşekkür ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hükûmet destek vermiyor CHP’li belediyelere, ondan.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Gelin, önergemize destek verin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri yani grup önerisiyle ilgili…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, bu konunun netliğe kavuşması açısından şöyle ifade edeyim…

BAŞKAN – Konumuz Aydın Belediyesinin arıtma tesislerinin azlığı veya çokluğu değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, tabii ama Sayın Vekil dile getirdi. Çok kısa şunu söylemek gerekiyor: Aydın Büyükşehir Belediyesinin bütün büyükşehir belediyeleri gibi görevi dâhilinde olan işlerle ilgili ciddi gayretleri var, yatırımları var, tamamlananlar var. Orada hiç yok gibi ifade edilmişti. Sonra Sayın Vekilimiz eksikler olduğunu söyledi “Olması gerektiği gibi değil.” dedi. Belediyecilik hizmetleriyle ilgili, bu konuda daha detaylı, dökümlü bir bilgiyi yarın Aydın Büyükşehir Belediyesinden alıp -arıtmalarla ilgili- Genel Kurula arz ederiz. Bir eleştiri varsa, çevre konusunda yapılabilecek bir şey varsa bunları da not ederiz. Ancak ilk ifadede “Aydın Büyükşehir Belediyesi arıtmalarını yapmadı.” denildi diye itiraz ettik.

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Hayır, öyle demedim; tutanaktan bakabilirsiniz.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – “Yapılmayanlar var.” dedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi birkaç tane eksik olduğu ifade ediliyor.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim, kayıtlara geçti.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, bir kelime, sadece bir kelime…

BAŞKAN – Sayın Yıldız, Grup Başkan Vekiliniz yeterli açıklamayı yaptı.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Aydın, 2014’te büyükşehir oldu.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim Sayın Yıldız.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – 2014’ten önce Nazilli Belediye Başkanlığı tabii ki arıtma yapmıştı ama şu an planlaması yapıldı, başlandı. İnşallah kısa sürede yapılacak.

BAŞKAN – Tamam, peki.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Aydın ve çevresinde yaşanan hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/582) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Mart 2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin üzerinde şimdi de Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, çağımızın hâlâ tedavisi bulunmamış en kötü hastalıklarından birisi kanserdir. Dünyada her yıl milyonlarca kişi bu hastalık yüzünden yaşamını yitirmektedir. Aynı zamanda yine Türkiye’de de binlerce kişi bu hastalığın kurbanı olmaktadır. Her ne kadar kader gibi görünse de uygulanan çevre ve ekoloji politikalarıyla bu hastalığa âdeta davetiye çıkarılmaktadır. Yaşam, üzerine siyaset yapılmayacak kadar kıymetli bir şeydir fakat bugün bakıldığı zaman, özellikle kansere davetiye çıkaran hava kirliliği yanı başımızda durmaktayken önlemler alınamamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü, kansere yol açan başlıca çevresel nedenler arasında hava kirliliğini işaret etmesine rağmen Türkiye’de 81 ilin sadece 6’sının havası temiz çıkmıştır. Partikül madde ve kükürtdioksit açısından sadece 6 ilimizin havası standartlara uygundur. Büyük şehirler neredeyse nefes alınamaz durumda.

Hava, su ve toprağın kirlenmesi insanoğlu tarafından gerçekleştirilmektedir. Sanayi atıkları, atık su kirliliği, kullanılan kimyevi deterjanlar ile ısınma ve ulaşım için kullanılan yakıtlara ilaveten, bir de bilinçli olarak yakılan, kesilen ormanlar ve savaşlarda kullanılan çeşitli bombalar, dünyamızı hızla bir sona doğru sürüklemektedir. Bu da insanoğlu için hayırlı bir son olmayacaktır. Dünyada ekonomik çıkarlar için yapılan ticaret ve sağlıksız gıda maddesi üretimi ve GDO’lu tohumlarla insanoğlunun metabolizması ve sağlığı üzerinde oyunlar oynanmaktadır. Gıda kartellerinin şeker pancarı üzerinde oynadığı oyun da budur. Nişasta bazlı şeker dayatması, emperyalist güçlerin ve onların siyasi uzantılarının bir oyunudur. Slogan olarak: “Önce zayıflat, sonra sat, mısır şurubunu yuttur, toplumu hasta et, sonra da ilaç sat.”

Son sözüm şu: Söz konusu önerge her ne kadar Aydın ili ve çevresi için ele alınmış olsa da kurulacak komisyonun bütün yurt sathında çalışma yapmasını ve eylem planlarının öncelikli illere verilmesini öneririz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaydalı.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin üzerinde şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Abdurrahman Öz konuşacaklar.

Buyurun sayın Öz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubu tarafından verilmiş olan grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci yılı tüm milletimize kutlu olsun diyorum. Allah, milletimize bir daha, tekrar İstiklal Marşı yazdırmasın diye dua ediyorum.

Yine, ülkemizin güney sınırında başta Afrin olmak üzere devam eden terörle mücadelede şehit askerlerimize ve güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Nazillili şehit kardeşimiz, uzman çavuş Mehmet Dinek başta olmak üzere tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, ailelerine da sabırlar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Aydın ilimizin her seferinde Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri tarafından, maalesef olumsuz şekilde jeotermal üzerinden gündeme getirilmiş olmasından AK PARTİ Milletvekili olarak, Aydın Milletvekili olarak rahatsız olduğumu ifade etmek istiyorum. Benzer şekilde verilen her grup önerisinden sonra burada CHP’li, Cumhuriyet Halk Partili Aydın Büyükşehir Belediyesinin başarısızlığı gündeme geliyor ve biz burada karşılıklı milletvekilleri olarak Aydın Büyükşehir Belediyesinin başarısızlığını konuşuyoruz. Bir kere, Aydın ilinin marka değerini olumsuz etkileyen bu tartışmadan Aydın Milletvekili olarak rahatsız olduğumu ifade ediyorum. Aydın’ın tarımıyla, üretimiyle, jeotermal santralleriyle, güneş enerjisi üretimiyle, rüzgâr enerjisi üretimiyle, toprağının üstünde 42 çeşit meyve ve sebzesiyle, inciriyle, süt üretiminde, büyükbaş hayvan ve küçükbaş hayvan üretiminde Türkiye'nin önde gelen illerinden olduğunu ve Aydın’ın marka değerinin olduğunu buradan ifade ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Belediye Başkanı 2 defadır seçiliyor, başarısız olsa seçilir mi, başarılı bir Belediye Başkanı var.

ABDURRAHMAN ÖZ (Devamla) – Aydın, uzun yaşamla ön plana çıkmış bir uzun yaşam ilidir ve hepiniz biliyorsunuz ki 80 milyon insanımızın birçoğu, aileleriyle emekliliklerinde Aydın’da yaşamak isterler. Bu sebeple bizler Aydınlılar olarak öncelikle Allah’a ne kadar şükretsek azdır.

Aydın nüfusunda emeklilerin de yoğun olması hasebiyle hastalıkların görülmesinde artış olması normaldir. Ancak bu araştırma önergesinden önce, buraya gelirken ben verileri aldım. Kanser dâhil olmak üzere bütün hastalıklarda Türkiye ortalamasının altında olduğunu ben buradan ifade etmek istiyorum. Bunun gerekçesinin de Aydın’da zeytinyağının, incirin, her türlü sebze ve meyvenin taze ve bol, beslenme alışkanlığının sebzeye dayalı olması olduğunu buradan ifade ediyorum.

Grup önerisinin amacının jeotermali araştırmaktan çok, siyasi bir kriz çıkarmak veya siyasi bir söylem oluşturmak amacını taşıdığını görüyorum, Aydın Büyükşehir Belediyesinin başarısızlığını gizlemeye yönelik olduğunu görüyorum. Bu sebeple grup önerisine katılmadığımı ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grup önerisinin kriz çıkarmaya yönelik olduğunu söyledi.

ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – O kelimeyi düzeltiyorum.

BAŞKAN – Düzeltti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayrıca, Aydın Büyükşehir Belediyesinin başarısızlıklarının gündeme geldiğini söyledi. Bundan dolayı grubumuz adına cevap hakkı kullanmak istiyoruz İç Tüzük 69’a göre.

BAŞKAN – Sayın Özel, şimdi bizim konumuz, Aydın Büyükşehir Belediyesinin yaptıkları, yapmadıkları değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Cumhuriyet Halk Partili bir belediyeye…

BAŞKAN – Aydın Büyükşehir Belediyesini eleştirilebilir de insanlar, savunabilir de yüceltebilir de.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubumuzu da… Hayır canım, eleştirir tabii ama gerçek olmayan bilgiler verdi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kendi açısından öyle bakıyor.

Ben Sayın Yıldız’a yerinden bir dakikalık söz vereyim.

Buyurun Sayın Yıldız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Belediye Başkanı çok başarılı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hem bir lafı söyleyip söz hakkı doğunca da inerken “Geri aldım.” demek olmuyor; o, televizyona yansımıyor.

BAŞKAN – Kastı dışında ağzından çıkmış olabilir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, televizyona yansımıyor, bir şey olmuyor yani.

BAŞKAN – Kastını aşmış olabilir. Geri aldı sözünü.

ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Hayır, sadece “kriz” kelimesi amacını aşan bir kullanım olduğu için onu geri aldım, sonraki ifademde onu düzelttim.

BAŞKAN – Tamam, tamam.

Sayın Öz, teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Neyse… Neyse… Bu seferlik kabul ediyoruz, bir daha olmasın çünkü kürsüde vatandaş duyuyor, burada duymuyor.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, bir dakika…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Aydın Milletvekili Abdurrahman Öz’ün CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Demin, sayın vekilim, bu ölüm oranlarına baktığında ben bunu ezbere söylemedim, Tabipler Odasının verilerine göre söyledim. MHP’nin Milletvekili Sayın Deniz Hanım da bu verileri net olarak söyledi.

Değerli arkadaşlar, bizim derdimiz, burada birbirimizi karalamak değil, Aydın’ın sorununu Türkiye Büyük Millet Meclisine getirip çözmek. Araştırma komisyonu için kendileri getirsin öneriyi; biz destek verelim, araştıralım diyorum. Bundan daha açık ve net bir söz var mı?

Sayın vekilim, yani bizim, burada, Aydın’ı suçlamak, değerini düşürmek değil tabii ki… Şu an, göç alan bir şehir göç verdi; 8 milletvekiliydi 2002’de, 2007’de ama göç verdiğimiz için 7 milletvekiline düştü. Sayın vekilim bunun farkında değil herhâlde? Onun için, burada AKP getirsin, araştırma komisyonunu kuralım, gidelim orada incelettirelim; bizim tek derdimiz bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) - Bunun kabahati kimde? Jeotermallerde mi, yoksa büyükşehirde mi? Bugün, Özlem Çerçioğlu, Türkiye markası olmuş, dünya markası olmuş bir belediye başkanımız, en başarılı belediye başkanımız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, tutanaklar biraz geç geldi, elimize ulaştı. Siz ifade etmiştiniz. Usul tartışmasına ilişkin bizim sözlerimizin…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, ben, konuyla ilgili konuşacaksınız zannettim, şu işlemi bir bitireyim, sonra size söz vereceğim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bitirin, sonra söz istiyorum, evet.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Aydın ve çevresinde yaşanan hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/582) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Mart 2018 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, elimde mevcut tutanaklar var. Meclis Başkan Vekili olarak siz “Lütfen, sayın milletvekilleri… Siz sözünüze devam edin…”

BAŞKAN – Okudum ben Sayın Danış Beştaş, okudum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hepsini okudunuz mu?

BAŞKAN – Okudum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hiçbir yerde, İç Tüzük’te geçen, özellikle 66’da, 67’de geçen “kaba ve yaralayıcı söz kullanıldığı” konusunda ne bir uyarınız ne de bu konuda bir sözünüz söz konusu. Sadece “Sayın Kaya, Sayın Kaya” diye müdahaleleriniz var. Bu tutanak da açıkça göstermiştir ki İç Tüzük 66 ve 67’ye göre aykırı, taraflı bir tutumla yönetmişsiniz ve bu her meseleyi ilgilendiren bir olgu yani sadece bugüne dair değil.

Milletvekili, kürsüde istediği gibi konuşur, buradaki sınırlama, İç Tüzük’tür ve İç Tüzük’ten alır yetkilerini Meclis Başkan Vekili.

Bizim milletvekilimiz, hem azarlandı hem sözü kesildi hem de uyarı yapılmadı. Bu nedenle, 63’e göre usul tartışmasının açılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – İşlemlerimi bitireyim, değerlendireceğim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ve 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde gruplar adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından yapılabilmesine ilişkin önerisi

12/3/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/3/2018 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                             Mehmet Naci Bostancı

                                                                                           Amasya

                                                                 AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

12 Mart 2018 Pazartesi günkü (bugün) birleşiminde 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

13 Mart 2018 Salı günkü birleşiminde 517 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

14 Mart 2018 Çarşamba günkü birleşiminde 167 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

15 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

16 Mart 2018 Cuma günkü birleşiminde 361 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerinde gece 24.00’te günlük programların tamamlanmaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

Çalışmalarına devam etmesi;

534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması;

534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde gruplar adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından yapılabilmesi;

Önerilmiştir.

 

534 sıra sayılı

298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun Teklifi

(2/2137)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki

Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 13’üncü maddeler arası

13

2. Bölüm

14 ila 26’ncı maddeler arası

(23’üncü maddesinin birinci fıkrası; ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile üçüncü fıkrası

16

Toplam Madde Sayısı

29

 

 

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Grup Başkan Vekili Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’yı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; grup önerimiz, pazartesiden cumaya kadar olan süre içerisinde Meclisin çalışma takvimine ve hangi kanunları müzakere edeceğine ilişkin bir öneri. Yüce Meclis nasıl takdir ederse, şüphesiz, bu çalışma o şekilde şekillenecek.

Birinci yasamız 534 sıra sayılı Yasa, ittifakla ilgili yasa. Bu, son derece önemli ve bugün inşallah, grup önerimiz kabul edilir ve bu yasaya geçebilirsek geniş bir şekilde müzakere edeceğiz. 16 Nisan referandumu sonrasında yeni bir dönem başladı, bu bağlamda ittifak yasasını görmek gerekir. Türkiye siyasetinin geçmişinde de ittifaklar yapılmıştır, bunlara yasal bir çerçeve kazandırma kastı güdülmektedir.

533 sıra sayılı Yasa ise geçen hafta başladığımız ve 30’uncu maddesinde kaldığımız yasa. Onu da yine yüce Meclis takdir ederse görüşeceğiz.

Ben bu vesileyle söz almışken 97’nci yıl dönümünde bulunduğumuz, 12 Mart 1921 tarihinde yüce Meclis tarafından kabul edilen İstiklal Marşı üzerine kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Gerçi, Mecliste kıymetli arkadaşlar bazı mülahazalarda bulundular bu konuya ilişkin.

Osmanlı İmparatorluğu son yüz yıl içerisinde 57 irili ufaklı savaşa girmişti, çok dramatik bir dönemdir. Cumhuriyete doğru bakacak olursak: 1911 Trablusgarp, İtalyanların işgali ve buna mukabele; 1912-1913 yıllarında Balkanlarda yaşanan dramatik gelişmeler, savaşlar -ki üzerinde çok durmak gerekir- ve 1914’te Birinci Dünya Savaşı başladı. Bütün imparatorlukların yıkıldığı bir tarihî dönemdir; sadece Osmanlı İmparatorluğu değil, Avusturya-Macaristan ve Romanov Hanedanlığı’nın olduğu Çarlık Rusya'nın da aynı tarihsel süreç içerisinde sona erdiği, ulus devletlerin yükseldiği bir tarihsel dönemi işaretler.

Birinci Dünya Savaşı’nda “Hasta adam yıkılıyor.” denilen Osmanlı İmparatorluğu yedi cephede birden dünyanın muazzam güçlerine karşı savaş vermiş ve hemen hemen hiçbir cephede bu savaşı kaybetmemiştir ama 1918 Mondros Mütarekesi, müttefiklerinin kaybı sebebiyle savaşta mağluplar safında bulunmuş ve neticede Osmanlı İmparatorluğu parçalanmıştır. Bundan sonraki dönemde Anadolu'da ve Rumeli'de müdafaa-i hukuk cemiyetleri kurularak “Milletin istiklaline ve istikbaline yine millet el koyacaktır.” anlayışı çerçevesinde halkın örgütlendiğini görürüz. Gazi Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'da karaya çıkıp sonra hepimizin bildiği bir dizi görüşmelerle bu müdafaa-i hukuk cemiyetlerini birleştirerek milletin ortak iradesi çerçevesinde bu İstiklal Harbi’ni gerçekleştirmiştir. Gazi Mustafa Kemal’e ve silah arkadaşlarına ve isimsiz Mehmetçiklere Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda oynadıkları o tarihî rol bakımından minnet duyuyoruz; bunu ifade etmek gerekir.

1921 kritik bir dönemdir, daha Büyük Taarruz’a bir yıl var. Böyle bir zamanda İstiklal Marşı’nın gündeme gelmesi ve bunun yazılması son derece önemlidir. Büyük şair Mehmet Akif Ersoy -ki başka şiirlerini de biliyoruz, nasıl bir ahlak ve vicdan insanı olduğunu biliyoruz, İstiklal Harbi’ne yapmış olduğu katkıları biliyoruz, Sebîlürreşad dergisini biliyoruz- İstiklal Marşı’nın sözlerini muhteşem bir şekilde kaleme almış ve Meclis tarafından kabul edilmiştir. Bu tür marşlar aslında, diğer türden şiirlerde olduğu gibi, bir kolektif temsildir, halkın duyarlılıklarını ifade etmektir. Şairin dediği gibi “Duyup da anlatamadıklarını söze dökmektir.” Mehmet Akif Ersoy bunu başarıyla yapmıştır. İstiklal Marşı hem geçmişin o karanlık dönemlerinde o dönemin insanları için bir umut ışığı olmuş hem de gelecekte büyük işler başarma iradesini pekiştiren bir anlatımla tarihteki yerini almıştır.

Cumhuriyet bu süre içerisinde büyük işler yaptı. Osmanlı İmparatorluğu muhteşem bir imparatorluktu. Bizim iddiamız, Türkiye Cumhuriyeti’nin de Osmanlı İmparatorluğu’nun inşallah ihtişamını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …geçecek tarzda kudretli ve muktedir bir cumhuriyet olarak yoluna devam etmesidir. Bu, milletin ortak iradesi ve dayanışmasıyla olacaktır, İstiklal Harbi’nin de söylediği budur.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde şimdi de Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

AKP’nin grup önerisi çalışma saatleri üzerine ama AKP’nin bu konuda sicili hiç de iyi değil çünkü her zaman görüyoruz, şu sıralarda 3 kişiyle, 5 kişiyle yasama faaliyetlerini yürütmeye çalışıyorlar. Bugünkü kalabalığın nedeni, büyük haksızlıklara ve gasplara yol açacak, AKP ve saray için kurtuluş olarak görülen ittifak yasası; ittifak yasası için bugün burada fazla kalabalık bulunuyorsunuz, diğer zamanlar 3 kişi, 5 kişi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Geçenlerde biz bunun maalesef acı sonuçlarını gördük. Grubumuzdan Mahmut Toğrul’un Afrin üzerinde konuştuğunda -Birleşmiş Milletlerin, Suriye İnsan Hakları Gözlemevinin tespitleri- dile getirdiği olaylar sanki başka bir yerden, başka bir yerin bildirisiymiş gibi sunuldu, arkadaşımız linç edilmeye kalkıldı. Orada demografik yapının değiştirilmesini bir tek biz değil, bağımsız dünya kuruluşları da söylüyor, Birleşmiş Milletler de söylüyor. Çocukların, sivillerin öldürüldüğünü herkes kabul ediyor, bir tek AKP kabul etmiyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kim öldürüyor çocukları, kim; öldüren kim? Açıklamalara bak!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Askerlerimiz de ölüyor, sivillerimiz de ölüyor, herkes ölüyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Saçmalama, saçmalama!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

Sayın milletvekilleri...

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Askerlerimiz terörle mücadele yapıyor, terörle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir dinleyin ya!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Mahmut Toğrul’un görüşleri bir tek onun değil, benim de görüşüm. Tarafsız kurum ve kuruluşlar da bunu söylüyor.

Şimdi, ara verilince 40-50 kişinin 1 kişiye saldırmasını da millî ve yerli nasıl tarif ediyorsunuz, onu da anlamak mümkün değil.

Bu haksız ve hukuksuz Afrin saldırısı, maalesef, iktidarı sağduyudan ve gerçeklerden uzaklaştırmış; baskı, şiddet, gözaltı, tutuklama ve hatta işten atmalarla toplum susturulmaya çalışılmaktadır. Bunun toplumda, bildiğiniz gibi öyle fazla karşılığı yok. Adıyaman'a her gittiğimizde halkımızla bir araya gelip konuşuyoruz, bu savaşı destekleyeni henüz hiç görmedim. Savaşı destekleyenler iktidardan beklentileri, çıkarları olanlardır ve iktidarın kurmuş olduğu bu korku egemenliğine teslim olan kişilerdir. AKP tabanında da bizim bu savaşa karşı duruşumuzdan dolayı bizi kutlayan arkadaşlara da rastlıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Ne diyorsun sen ya!

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Savaş değil, terörle mücadele ediyoruz biz.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Şimdiye kadar Afrin’de çatışmalar ve bombalamalar kısmen kırsalda ve köylerde oluyordu ama bundan sonra şehirde olacağı için çok daha vahim sonuçlar doğurur diye düşünüyorum.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Hangi gözlükle bakıyorsun sen? Hangi gözlükle bakıyorsun da görmüyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Buradan bir kez daha iktidara sesleniyorum: Bu savaşı durdurun, Kürtleri kazanın, onarılması imkânsız yıkımlara, olaylara fırsat vermeyin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Adını koy, adını koy. Terörle mücadele yapıyor devlet.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, duymuyorum konuşmacıyı, lütfen!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Çete artıklarından Türkiye'mize bir fayda gelmez, onların kılavuzluğu ve vicdanıyla hareket etmeyin.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sen kimin kılavuzusun, sen?

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - ÖSO'nun Kürt halkıyla bir hesabı olabilir, vicdansızlıklar yapabilirler ama hepimizin çocukları olan, evlatları olan güvenlik güçlerimizin de oradaki halkın da büyük felaketler yaşamasına izin vermeyin. Çok istekli olan havuz medyasının silahşorlarını, yorumcularını, spikerlerini savaşa gönderin ya da onları susturun.

Savaş bir insanlık suçudur. Bunun acısını maalesef hep birlikte yaşıyoruz, yaşayacağız.

UĞUR AYDEMİR (Manisa)- Hadi oradan, hadi!

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - Hepimiz sizin gibi düşünmek zorunda değiliz. Sizler ülkenin geleceğini savaşta bulabilirsiniz, bizler barışta buluruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Savaş değil, terörle mücadele yapıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) - Bunları bu kürsüden ifade etmeyeceğiz de nerede ifade edeceğiz? Hoşunuza gider veya gitmeyebilir, dinlemek zorundasınız. (HDP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun sana!

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Helal olsun bana.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Yazıklar olsun sana!

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği!

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) - Başkan, susturur musunuz şunları.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Gelin kürsüde konuşun, kürsüde; öyle sataşmakla olmaz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sana yazıklar olsun!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bildiriyi eline vermişler, bildiri okudun!

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Bunu yüreğimden yazdım, yüreğimden.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Nasıl yürek olduğu belli.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yürek var mı acaba!

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde şimdi de Miliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay konuşacaklar.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu grup önerisiyle Genel Kurulun çalışma saatleri ve haftanın gündemine ilişkin bir grup önerisi getirilmekte ve bu arada da adı “ittifak yasa teklifi” olarak ifade edilen 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin getirilmesi de önerilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle, sadece önümüzdeki seçimler için değil, bundan sonra devamlı uygulanabilecek, isteyen her partinin faydalanabileceği kalıcı düzenlemeler getirilmektedir. Bu teklifle, Türkiye’nin demokrasi yolunda, yolculuğunda özellikle Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, sadece 2019 seçimlerine değil, kişilerden ve partilerden bağımsız bir şekilde cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişin önemli bir merhalesi, bir adımı atılmaktadır.

Teklifle, siyasi partiler seçim öncesi ittifak yapabileceklerdir. Yeni sistemde, partilerin, seçim sonrasında koalisyon değil, öncesinde ittifak yapmalarına imkân tanınmaktadır. Bu teklif, Türk siyasetine, demokrasimize önemli kazanımlar sağlayacaktır. Anayasa’nın 67’nci maddesinde öngörüldüğü şekilde, temsilde adalet, yönetimde istikrar doğrultusunda millî irade hem yürütmede hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde daha güçlü şekilde tecelli edecektir. Seçmene karşı şeffaf, dürüst ve tutarlı siyasetin önü açılmaktadır. Ülkemiz her seçim döneminde, öncesi ve sonrasıyla, hile, hülle ve belirsizliklerden kurtulacaktır. Her şey vatandaşın önünde şeffaf bir şekilde seçimlerden önce tamamlanacak, böylelikle verilen oylar adresine ulaşabilecektir.

Ayrıca bu teklifte, seçim güvenliğini artıracak düzenlemeler de yapılmakta, sandıktaki oyların boşa gitmesi büyük ölçüde önlenmektedir. Seçimlere katılımın artması teşvik edilmektedir ve seçmen iradesinin tam olarak yansıtılması esastır.

Bu vesileyle, kanun teklifinin Genel Kurula gelme safhalarında görev alan Millî Mutabakat Komisyonu ile Anayasa Komisyonunun kıymetli üyelerine teşekkürlerimizi sunuyor ve bu grup önerisini desteklediğimizi belirtiyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacaklar.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa hükümleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü hükümlerine göre yönetilir. Anayasa’mızın 88’inci maddesinin ikinci fıkrası “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.” der. İç Tüzük’ümüzün 52’nci maddesi “Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metin, aksine karar alınmadığı müddetçe dağıtımı tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmeden görüşülemez.” der. “Bekleme süresini doldurmadan bir işin gündemin 1’inci sırasına alınabilmesi için, hükûmetin veya komisyonun gerekçesini belirtmesi kayıt ve şartıyla ancak görüşülebilir.” der. Fakat burada, AK PARTİ’nin grup önerisinde Hükûmetin veya esas komisyonun bu kanun teklifinin öncelikle, ivedilikle görüşülmesine ilişkin herhangi bir gerekçesi yoktur. Bunun gündemin 1’inci sırasına alınması ayrı bir sorun, bunun kırk sekiz saat beklemesi ayrı bir sorun.

Bu, bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmış mı Sayın Başkanım? Tartışılmış. 1991/27 esas, 1991/50 no.lu Kararı’yla Anayasa Mahkemesi “Bir işin öncelikle ve ivedilikle görüşülebilmesi için iki şart olacak. Bir, ya hükûmetin gerekçeli kararı olacak veya iki, esas komisyonun kararı olacak. Bu kararlar olmadan, kırk sekiz saati beklemeden sizin bunu çoğunluğun oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeniz, çoğunluğun azınlığı ezmesidir. Bu, demokratik hukuk devletine aykırıdır.” der. Bu anlamda Anayasa’mızın “Başlangıç” bölümüne, 2’nci maddesine, 7, 8, 11, 87, 88, 153’üncü maddelerine aykırıdır. Anayasa’mızın 153’üncü maddesinin son fıkrası “Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar.” diyor. Peki, bu sadece 91 yılının kararı değil, 1980 yılında da yine aynı, benzer bir karar var.

Sizden istirham ediyorum yani bu kadar acele ettiğiniz nedir, kırk sekiz saati geçirmeden niçin bu kadar acilen getiriyorsunuz, sıkıntı ne? Vatandaşın, burada atanamayan öğretmenlerin sorunu var, burada asgari ücretlinin sorunu var, taşeronun sorunu var, iş bulamayan insanların sorunu var, çiftçinin sorunu var; bunları halletmiyoruz, bu mu esas sorunumuz?

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tanal.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Size sataşmadı Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru, sataşmadı ama Sayın Tanal konuşmasının…

BAŞKAN – Açıklama mı yapmak istiyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben sizden çok kısa bir bilgi talep edeceğim.

Sayın Tanal konuşmasının içeriğinde de söyledi; 52’ye göre, kırk sekiz saati beklemeden görüşülmesi için karar alınabilir ama bu karar için Hükûmetin ya da Komisyonun gerekçeli bir yazısının olması gerekiyor.

BAŞKAN – Kanuna geçtiğimiz zaman bu tartışmaları yapalım Sayın Özel.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Var mı bu karar?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır. Şimdi 1’inci sıraya alıyoruz, bu tartışmayı yaptığımız takdirde bütün düzenimiz bozulacak. Yani bu karar varsa ona göre olumlu oy verirler ama yoksa niye versinler?

BAŞKAN – Şimdi, bakın Sayın Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun bir grup önerisini görüşüyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 1’inci sıraya da bu kanunu çekiyor; çekemez.

BAŞKAN – Buna Genel Kurul karar verecek.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Sayın Başkanım, şunu anlatmaya çalışıyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir karar olacak, çekeceksiniz.

BAŞKAN – Bu her zaman yapılan bir şeydir, her zaman da yapılagelinmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, tamam da…

BAŞKAN - İlk defa böyle bir örneği yaşamıyoruz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şunu ifade etmek istiyorum: 52’nci maddeye göre, bu kanunun 1’inci sıraya çekilmesi için gerekçeli bir yazı lazım. Şimdi milletvekilleri olarak bunu burada konuşmazsak birazdan “O, orada konuşulacaktı.” olur. Şunu söylüyorum: Eğer böyle bir yazı varsa İç Tüzük’e uygun olarak bu talep edilebilir, kırk sekiz saat geçmeden görüşülebilir. Ama böyle bir gerekçeli yazı yoksa bunun 1’inci sıraya çekilmesi önerilemez.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - İç Tüzük ihlali olur, eylemli İç Tüzük ihlali.

BAŞKAN – Peki, Danışma Kurulunda grup önerisi olarak getirdikleri zaman ne yapmayı öneriyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Zaten grup önerisi bu. Milletvekilleri grup önerisine oy verirken şunu bilmeli…

BAŞKAN – Sayın Özel, şimdiye kadar biz burada kanun tekliflerini veya tasarıları görüşürken onları 1’inci sıraya almak için hangi yöntemi izliyoruz? Danışma Kurulu, grup öneriş, değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şunu anlatmaya çalışıyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kötü emsal, emsal olmaz Başkanım.

BAŞKAN - Kötü emsal değil, Meclisin çalışması bu pratik üzerine kurulmuş.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle değil Sayın Başkanım, anlatmaya çalıştığım şu: Bu kanun bugün dağıtıldı, bugün görüşülüyor. Şimdi kırk sekiz saat geçmeden… Bunu normalde yapamayız, ana kural bu. İstisnası, Hükûmetten ya da Komisyondan gerekçeli bir yazıyla bu bizden talep edilirse olabilir. Bu aşamada eğer böyle bir yazı varsa zaten söyleyecek bir şey yok. Ama böyle bir yazının olup olmadığının sorgulanma aşaması bu aşama.

BAŞKAN – Peki, yoksa?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoksa, alamayız 1’inci sıraya, açıkça İç Tüzük ihlali.

BAŞKAN – Olur mu? Danışma Kuruluna Meclis karar veriyor, Genel Kurul karar veriyor Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, Sayın Başkanım, 52’yi lütfen okuyun.

BAŞKAN – Ben onu okudum, okuyarak da çıktım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Ama şu anda buna karar verecek olan yetkili organ Genel Kurul.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama, hayır Sayın Başkan, eğer ki…

BAŞKAN – Ben bu konuda ısrar ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de ediyorum ve usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Eğer bu konuda bir şeyiniz varsa, buyurun, geçelim, arkada bir konuşalım, bir karara bağlayalım.

Grup başkan vekillerini toplantıya çağırıyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.51

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, bir önceki oturumda Sayın Özel ve Sayın Tanal bir konuyla ilgili Genel kurulumuzda bir bilgi paylaşımında bulunmuştu. Ben, bu konudaki gerekli açıklamayı yaptıktan sonra grup önerisini oylarınıza sunacağım.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, bir komisyon raporunun dağıtımından kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasını içeren grup önerisini İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre işleme almanın Parlamento teamüllerine uygun olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin İç Tüzük’ün 52’nci maddesine aykırı olduğu yönünde bir iddia bulunmaktaydı açıkladığım gibi.

Belirtmek isterim ki bir komisyon raporunun dağıtımından kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasını içeren grup önerisini İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre işleme almak Parlamento teamüllerine uygundur. Bu uygulama, güçlü bir teamül olarak da bugüne kadar devam etmiştir. Daha önce 19/4/2010 ve 31/1/2012 tarihlerinde bu konuda Genel Kurulumuzda bir usul tartışması açılmış ve uygulamaya devam edilmiştir. 29/5/2012, 12/6/2012, 26/6/2012, 30/10/2012, 16/1/2013, 19/2/2013, 18/6/2013 ve 21/2/2014 -ve benzerleri gibi- tarihli Genel Kurul bileşimlerinde de aynı içerikli öneriler oylanarak kabul edilmiştir. Ayrıca, 24’üncü Dönemin başında 1 sıra sayılı Kanun Teklifi ile 26’ncı Dönemin başında geçici bütçe kanunu tasarısının da kırk sekiz saat geçmeden gündemin 1’inci sırasına alınmasına dair Danışma Kurulu önerisi de kabul edilmiştir. Dolasıyla da bundan sonraki uygulamamızda bugün itibarıyla aynı şekilde devam edeceğiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sadece…

BAŞKAN – Bir oylamayı yapayım Sayın Özel.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ve 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde gruplar adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından yapılabilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Bu noktada, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sadece tutanağa geçmesi açısından, içeride de ifade ettiğim bir husus: İç Tüzük değiştikten sonra uygulama farklılıkları var; bu madde öyle değil, geçmişten gelen ve...

BAŞKAN – Geçmişten gelen, evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …tartışmanın hep yapıldığı bir madde ama Meclis başkan vekilleri arasında da uygulama farklılıkları olmaması, yeni yapılmış İç Tüzük’teki bazı ifade ve ibarelerin nasıl yorumlanacağı konusunda çelişkiler ortaya çıkmış. Bunun giderilmesine yönelik bir çaba olarak da Meclis Başkanı Başkanlığında 4 sayın Meclis başkan vekilinin ve uygun görülürse partilerin grup başkan vekillerinden birer kişinin de bulunacağı -uygulama birliğinin sağlanması için- bir toplantı gündeme gelmişti; yaklaşık dört aydır gerçekleşmediği için bazı sıkıntılar oluyor. Bu konudaki talebimizi, sizin tarafınızdan Meclis Başkanlığına iletilmek üzere, Genel Kurulun huzurunda bir kez daha tekrar ediyoruz.

BAŞKAN – Tamam, peki, teşekkür ederim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, uçak kazasında hayatını kaybeden 11 genç kıza Allah’tan rahmet dilediğine ve bu olayla ilgili yakışıksız ifadelerle sosyal medya paylaşımlarında bulunanları kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir bilgiyi ve bir konuyu da sizlerle paylaşmak isterim: Dün meydana gelen uçak kazasında 11 genç kızımızı kaybetmiş bulunmaktayız. Bu konuyla ilgili olarak, öğrendiğim kadarıyla, sosyal medyada “zengin çocukları” “beyaz Türkler” şeklinde bazı yakışmayan ifadeler yer almaktadır. Ben inanıyorum ki hepimiz, insanlar arasında dil, din, cins, ırk ve sosyal statü bakımından bir farklılık gözetmemekteyiz. Bu olaya bu tarzda yaklaşanları kınıyorum. Hayatını bu kazada kaybeden genç kızlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum ve yakınlarına da başsağlığı dileklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Bostancı, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, uçak kazasında hayatını yitiren genç kızlara Allah’tan rahmet dilediğine ve statülerinin bir tartışma konusu yapılmasının utanç verici olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

İnsanlar doğarken çıplak doğarlar, ölürken de aslında çıplak bir şekilde ölürler. Hayatın içinde, aralarında statü, sınıf, gelir farklılıkları olabilir ama doğum ve ölüm bütün bu farklılıkların bittiği, insanın çıplak insan olarak kaldığı zamanlardır. Tarihsel olarak da insanlığın yaklaşımı, doğuma ve ölüme böyle olmuştur, ölüme de saygı göstermişlerdir.

Dün gerçekleşen kazada hayatını yitiren genç kızlarımıza ben de Allah’tan rahmet diliyorum. Onların sınıflarının, statülerinin böyle bir tartışmanın konusu yapılması da utanç vericidir. Sonuçta, dramatik bir hadise olmuş ve sivil havacılık tarihine de geçen acı bir kaza yaşanmıştır. Tüm ailelere ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Özel…

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, uçak kazasında hayatını kaybeden 11 genç kadına Allah’tan rahmet dilediğine ve konuyla ilgili sosyal medyada sorumsuzca ve yakışıksız ifadeler kullananları kınadıklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, duyarlılığınız ve konuya göstermiş olduğunuz yaklaşım için biz de teşekkür ediyoruz.

Öncelikle, dünkü kazada hayatını kaybeden 11 genç kadını rahmetle anıyoruz. Tabii, aileleri açısından çok büyük bir acı. 8 arkadaş ve 3 mürettebat, hepsi kadın olmak üzere, böyle bir günde hayatlarını kaybettiler, ailelerinin acılarını paylaşıyoruz. Konuyla ilgili, sosyal medyada sorumsuzca ve birtakım yakışıksız benzetmeler yapılarak aileleri de rencide edecek, hepimizin de yüreğini dağlayacak ifadeler okuduk. Bu ifadeleri Cumhuriyet Halk Partisi olarak kınıyor, bir kez daha hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Akçay…

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İran semalarında meydana gelen uçak kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak dün İran semalarında meydana gelen elim uçak kazasında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz; ailelerine, yakınlarına başsağlığı dileklerimizi, taziyelerimizi sunuyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın Danış Beştaş…

27.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, uçak kazasında hayatını kaybeden 11 genç kadına Allah’tan rahmet dilediğine ve sosyal medyada hem bu kazayla hem de başka meselelerle ilgili ayrıştırma dilini kınadıklarına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de söz konusu kazada 11 genç kadının yaşamını yitirmesini büyük bir üzüntüyle karşıladığımızı, ailelerine başsağlığı dileklerimizi ifade etmek istiyorum, Allah’tan rahmet diliyorum.

Doğrusu, sosyal medyada hem bu kazaya ilişkin hem de başka meselelerde çok ciddi bir linç dili, ötekileştirme, ayrıştırma dili var; bu da aslında toplumsal olarak ölümde bile acıların ayrıştırıldığını, gözyaşlarının bile neredeyse farklı kabul edildiğini ortaya koymaktadır. Bu dili de reddettiğimizi ve kınadığımızı, ölümde herkesin eşitlendiğini bir kez daha ifade ediyor ve ailelerin acısını paylaştığımızı söylemek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 534 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmelere geçmeden önce, Sayın Özel size söz veriyorum.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçilmeyerek Komisyona iade edilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Biraz önce bir başka itirazımız olmuştu; şu anda 1’inci sıraya alındı ve görüşmelerine başlamak üzere olduğunuz anlaşılıyor. Ancak söz konusu kanunla ilgili, Anayasa’ya aykırılıklar içerdiğine ilişkin grubumuzun çok ciddi iddiaları vardır. Bu sebepten dolayı, Başkanlığınızdan kanun teklifinin görüşmelerine geçilmeyip -kanun teklifinin Anayasa’ya uygunluk yönünden denetlemesinin yapılmadığı da anlaşılıyor; bu, Komisyonun görevidir- Komisyona iade edilmesini talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Şimdi, sizin de benzer bir itirazınız mı olacak Sayın Danış Beştaş?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Evet.

BAŞKAN - Şöyle yapalım, kısa bir açıklama yapmak isterim. Bildiğiniz gibi, tasarı ve teklifler Meclise geldiği zaman Meclis Başkanlığı bu tasarı ve teklifleri ilgili komisyonlara gönderiyor. Komisyonlarda incelendikten ve karara bağlandıktan sonra ilgili teklif veya tasarılar, hepimizin bildiği gibi, matbaada basılıyor ve sıra sayısı alıyor. Biraz önce yaşadığımız gibi, Danışma Kurulu veya grup önerisi neticesinde herhangi bir tasarı veya teklif -şimdi söz konusu olan teklifte olduğu gibi- gündemin ilk sırasına alınıyor. Bu noktaya geldikten sonra artık Anayasa’ya aykırılık iddialarında her madde görüşülürken verilen önergelerle Genel Kurul kararıyla sonuca varabiliyoruz. Ama uygulanan bir yöntem var, onu şimdi de uygulayalım, bir usul tartışması açalım; grup başkanlıklarına, gruplara üçer dakikalık söz vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte Muharrem Erkek…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Aleyhte…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte…

BAŞKAN – O söz üzerine bu konuyu da konuştuktan sonra ben tekrar tutumumu açıklarım, ona göre kaldığımız yerden devam ederiz.

Aleyhte Sayın Muharrem Erkek ve Meral Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben ayrıca talebimizi ifade etmek için söz istemiştim ama.

BAŞKAN - Efendim, ne dediniz Sayın Beştaş?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Talebimizi ifade etmek için…

BAŞKAN – Aynı talepte olduğunuz için…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Neyse tamam.

BAŞKAN - Lehte Mehmet Doğan Kubat ve Ramazan Can.

Lehte olmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat’ı dinliyoruz.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Anayasa’ya aykırılık iddiaları nedeniyle 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanmasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlarım; açılan usul görüşmesinde 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle Komisyona iadesine ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun yapmış olduğu itiraza, Başkanlık makamının bu konuda bir işlem yapılamayacağına ilişkin tutumu lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, geçmişte de buna benzer çeşitli tartışmalar yaptık. Bir tasarı veya teklifin Anayasa’ya aykırılığı elbette iddia edilebilir ancak bunun da usulü yine İç Tüzük’te düzenlenmiş. Bildiğiniz üzere, Genel Kurula gelmeden önce, 23’üncü maddeye göre Başkanlık makamına tasarı, teklif geldiği zaman Başkanlık makamı 67’nci maddenin ikinci fıkrasına göre o tasarı ve teklifin Anayasa’ya uygunluğunu da içeren bir denetim yapar. Bunun sonrasında, komisyona sevkten itibaren komisyon, 38’inci madde gereğince, gelen tasarı ve teklifin Anayasa’nın özüne ve sözüne açıkça veya örtülü biçimde aykırı olup olmadığı yönlerinden bir inceleme yapar; böyle bir aykırılık görürse zaten reddeder, görüşmelere geçemez. Şimdi, Komisyon bu incelemeleri yapmış ve kararını vermiş, şu elimde gördüğünüz teklifi 534 sıra sayısıyla Genel Kurula göndermiş.

Genel Kurulda bu Anayasa’ya aykırılık iddialarının nasıl yapılacağı yine İç Tüzük'te düzenlenmiş. İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin birinci fıkrası dikkatle okunduğu zaman, kanunlarda veya İç Tüzük’te aksine bir hüküm yoksa bir kanun teklifinin veya tasarısının tümünün veya bir maddesinin komisyona iadesi hakkında Hükûmetçe, milletvekillerince veya esas komisyonca önerge verileceği anlaşılıyor. 88’inci maddeye baktığımız zaman, bir kanun tasarısı veya teklifinin tümünün komisyona geri verilmesini isteme yetkisinin iki makama verildiğini görüyoruz: Biri Hükûmet, biri de esas komisyon. Hâl böyle olunca zaten 81 ve 91’inci maddeler gereğince, tümünün görüşmeleri yapıldıktan sonra, Genel Kurul bu Anayasa’ya aykırılık iddialarını değerlendirip belki de reddedecektir maddelere geçilmesini. Anayasa’ya aykırılık önergeleri maddeler üzerinde tek tek verilip 84’üncü maddeye göre işlem yapılması gerektiğinden, Başkanlık makamının şu aşamada bu konuda herhangi bir yetkisi bulunmadığından ve yapılan iş usule, Tüzük’e ve Anayasa’ya da uygun bulunduğundan dolayı Başkanlık makamının tutumunun lehinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kubat.

Şimdi de aleyhte olmak üzere, Çanakkale Milletvekili Sayın Muharrem Erkek konuşacaklar.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

Üç dakika süreniz.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu haklı uyarımızı yapmak zorundayız, en azından tarihe not düşmek zorundayız. Bu teklifin maddelerine geçilmeden önce bu usul tartışmasını açmak zorundaydık çünkü açıkça, başından sonuna Anayasa’ya aykırı bir teklifle karşı karşıyayız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 18 yaşı desteklemiyor musunuz?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – 18 yaşı destekliyoruz, sonuna kadar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – E, nasıl aykırıdır Anayasa’ya?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Çünkü bu teklif seçim güvenliğini temelinden sarsıyor. Seçimler demokrasinin oluşması için, egemenliğin oluşması için en temel unsur; bunu yok ediyor, seçim güvenliğini yok ediyor. Anayasa’nın 67’nci maddesine, 68’inci maddesine açıkça aykırılıklar var.

Temsilde adaleti yok ediyor çünkü cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilecek ilk seçimden sonra. Bu hükûmet sisteminde seçilen Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacak, hükümet dışarıdan oluşacak ama yüzde 10 barajıyla birlikte böyle bir teklifi getirdiğimiz zaman ve illerde ittifakın aldığı toplam oylar tek parti gibi kabul edilip dağıtıldığı zaman, işte temsilde adaleti yok ediyorsunuz. Anayasa’nın 67’nci maddesinin çok açık bir hükmü var, diyor ki: “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.” İşte bu teklif, maalesef ne temsilde adaletle ne de yönetimde istikrarla bağdaşmıyor, açıkça Anayasa’ya bir aykırılıkla karşı karşıyayız.

Anayasa’nın 2’nci maddesindeki demokratik hukuk devleti, Anayasa’nın 6’ncı, 7’nci ve devamı maddelerindeki egemenlik ve egemenliğin kullanılmasına yönelik milletin yetkili organlarını belirlemesinde yani tüm bu maddelerde seçim tek unsur. Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse ve egemenlik, milletin iradesi bu Mecliste tecelli edecekse, irade buradaysa bu Meclisin oluşumunu yakından ilgilendiren çok temel bir teklifle karşı karşıyayız. Bu teklif yasalaşırsa, illerde milletvekilleri dağıtılırken yani egemenlik, millî irade oluşurken bu Parlamentoda oturacak milletin temsilcilerinin dağıtımında uygulanacak hükümler, bu Anayasa’nın en temel ilkelerine açıkça aykırı.

Temsilde adaleti yok ediyorsunuz, yönetimde istikrarı yok ediyorsunuz, siyasi partilere dahi güvenmiyorsunuz. Anayasa’mızda siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğu yazdığı hâlde siyasi partilerin denetimini, sandık kurulu için liste sunmasını bile engelleyen bir teklifi burada görüşmeye geçmeden önce, bu teklifin teklif sahipleri tarafından çekilmesi ya da Komisyona iadesi Anayasa’ya aykırılık yönünden önem arz etmektedir.

Takdirlerinize sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Lehte ikinci olarak Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can konuşacaklar.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Sayın Başkanımızın tutumunun yerinde olduğunu belirtiyorum, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Doğan Kubat’ın da beyanlarına aynen iştirak ediyorum.

Bir defa, Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun teklifi geldiğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı 23’üncü maddeye istinaden, yetkisine dayanarak onu komisyonlara havale ediyor. Komisyonlar, bir defa, bir denetleme fonksiyonu ifa ediyor ve komisyon Anayasa’ya aykırılıkla ilgili iddiaları tartışıyor, müzakere ediyor ve bir rapor hâline getiriyor. Komisyonda alınan karar neticesinde de anılan raporu bir Danışma Kurulu veyahut da grup önerisi şeklinde Genel Kurulun gündemine alıyoruz. Genel Kuruluda da aynı şekilde, Anayasa’ya aykırılık, esas yönünden, usul yönünden veyahut da maddi hukuk açısından Genel Kurulun takdirine sunuluyor ve Genel Kurul değerlendirmesini yapıyor.

Bunun ötesinde, buradan geçen, yasalaşan hükme dahi Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulabiliyor. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin kurulmasındaki gaye de budur. Anayasa Mahkemesi, kanunların Anayasa’ya uygun olup olmadığını murakabe ediyor, denetliyor. Buradan çıkan kanun dahi Anayasa’ya aykırı olabilir. Anayasa’ya aykırı olabileceği cihetinden dolayı Anayasa Mahkemesi kurulmuş. Kaldı ki Komisyondan geçti, Genel Kurula geldi ve Genel Kurulda milletvekillerinin takdirine sunulacak. Buradan çıkan, yasalaşacak bir kanunu -ihtimaldir, Genel Kurulun takdiridir- Genel Kurulun bu takdirine karşı da nitelik, sayı açısından gerekli şartlar oluştuğunda kanunu beğenmeyen, aleyhinde olan Anayasa Mahkemesine götürebilecek. Netice itibarıyla Anayasa Mahkemesinin kurulmasındaki sebep de budur. Dolayısıyla buradan şöyle bir sonuç çıkabilir mefhumumuhaliften: Bütün tartışmalara rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa'ya aykırı kanun çıkarma yetkisini de haizdir. Niçin? Çünkü Anayasa Mahkemesinin bu kanunları şekil ve esas açısından inceleme yetkisi vardır.

Buradan hareketle bütün bu tartışmaları Genel Kurulun takdirine sunuyor, Başkanın kararının usule uygun olduğunu ve Başkanın tutumunun lehinde olduğumuzu beyan ediyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Aleyhte son olarak Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacaklar.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun Başkanlığımıza yazılı bir itirazları da var aynı konuda olmak üzere.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Üç dakika süre veriyorum size.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi, Anayasa'ya aykırılık önergemizi ayrıca sunduk yazılı olarak.

Açıkçası önümüzde duran ittifak yapılmasına dair teklif birçok boyutuyla Anayasa'ya aykırı. Komisyon aşamasında da Anayasa'ya aykırılık boyutlarıyla ilgili aslında çok geniş tartışmalar yapıldı fakat maalesef, Meclis Başkanlık Divanı her ne kadar Komisyonda reddedildiğini söylese de objektif bir Anayasa'ya uygunluk tartışması yapıldığını söylemekten uzak bir noktadayız.

Özellikle bu kanun teklifinde seçme ve seçilme hakları gibi en temel haklar meselesinde ve özgürlüklerde hakkın özüne ciddi bir şekilde zarar verildiğini ifade etmek istiyorum. Her şeyden önce, OHAL koşullarında seçim düzenlemeleri yapılıyor. “OHAL” adı altında yapılan, sürdürülen bu düzen içinde seçimin yapılması bir yana, bir de seçimin yapılmasını öngören kanunlar da değiştiriliyor. Bu da hakkın özüne çok ciddi bir müdahaledir. Bu, tüm hakların, aslında hakkın özünün yok sayılması anlamına geliyor. Seçme ve seçilme hakkı anayasal bir haktır.

Düzenlemenin 1’inci maddesiyle seçmenin seçmen listeleri üzerindeki denetimi de tümüyle ortadan kaldırılmaktadır. Aynı binada yaşadığı seçmenleri denetleme, izleme ya da bu konuda uyarıda bulunma, müdahale etme şansı da ortadan kalkıyor. Bunu, kanunun içeriğini konuştuğumuzda ayrıntılı bir şekilde ifade edeceğiz.

Yine 67’nci maddeye açıkça bir aykırılık var, Anayasa’ya bir aykırılık var. Teklifin 2’nci maddesindeki valilerin seçimlere dair karar süreçlerinde yetkilendirilmesi, seçimlerin tarafsızlığını tümüyle ortadan kaldıran bir düzenleme niteliğindedir ve YSK denetiminde ve kontrolünde yapılacak seçimlerin artık tarihe kavuşacağı anlamına gelmektedir.

Yani bir bütün olarak -önergemizde ayrıntıları var ancak- Meclis İç Tüzük’ünün 87’nci maddesi gereğince biz bu tasarının maddelerine geçilmeden reddedilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu nedenle bu önergemizi verdik ve bu sözü almış durumdayız. Yani seçim hukukunu bu kadar temelden etkileyen, birçok seçmen iradesinin sandığa yansımasını ortadan kaldıracak böyle bir teklifin Anayasa’ya aykırılığı konusunda Genel Kurulun ve sayın milletvekillerinin oyunu gerçekten seçmen lehine, halk lehine vermesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle önergemiz doğrultusunda karar verilmesini ve usul tartışmasında Başkanlık Divanı tutumu aleyhinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tutumumda herhangi bir değişiklik olmadığından şimdi kanunu görüşmeye geçiyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince teklifin tümü üzerinde gruplar adına yapılacak konuşmalar birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilecektir.

Teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Bugün çok önemli bir tarihin yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bağımsızlığımızın manifestosu, millî varlığımızın manzum ifadesi olan İstiklal Marşı’mız doksan yedi yıl önce bugün yani 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde büyük bir coşku ve heyecanla kabul edilmiştir. Her kelimesinde inanç, her dizesinde iman, her kıtasında cesaret ve kararlılık olan İstiklal Marşı’mız karanlık ufkun ardından doğacak şafağı müjdelemiş, bu çerçevede bağımsızlık özlemini ateşlemiştir. Türk milletinin iman dolu varlığının istilacıların uçaklı, zırhlı ve ezici silahlarından daha üstün, daha kudretli ve daha tesirli olduğu millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy tarafından dile getirilmiştir. Merhum şairimiz İstiklal Marşı’nı milletimize hediye etmiş ve “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.” diyerek en içten dua ve beklentisini de o tarihlerde ifade etmiştir.

Türkiye, Millî Mücadele yıllarından sonra tarihinin en zorlu döneminden geçmektedir. Millî güvenliğimiz ve millî çıkarlarımız tehdit altındadır. Ülkemizin güney sınırları boyunca mazisi bir asrı bulan iğrenç bir kumpas tedavüldedir. Türkiye, meşru bir savunma bilinciyle varlığına, birliğine, bekasına yönelmiş düşmanca emellere karşı mücadele vermektedir. Terörle girdiğimiz bu yüksek mücadele mutlaka başarıyla sonuçlanacaktır çünkü Allah bu milletin yardımcısıdır. Milletin azim ve kararlılığıyla başlayan Zeytin Dalı Harekâtı yine milletimizin destek ve dualarıyla sonuna kadar sürecektir. Yürekler toplu vurmakta, onu sindirecek bir güç ise Allah’a hamdolsun bulunmamaktadır. Zafere olan inancımız tamdır. Allah kahramanlarımızı korusun, Türk milletini ve Türkiye’yi sonsuza kadar var kılsın. Bugün hepimize düşen en büyük görev, İstiklal Marşı’mızda anlamını bulan mücadelenin şuuruna vararak vatanımıza sahip çıkmak ve cumhuriyetimizi sonsuza kadar yaşatmak olmalıdır.

Bu düşüncelerle, kükremiş sel gibi bentlerini çiğneyerek aşan ve engellere sığmayarak taşan kahraman şehitlerimizi ve millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u minnet ve şükranla anıyor, hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılının 15 Temmuzunda FETÖ eliyle kanlı bir darbe girişimi yaşanmıştı, alçakça ve açıkça Türk milletini hedef almışlardı. FETÖ içeriden başlattığı kalkışmayla Türkiye'yi felce uğratacak, ardından iç savaş şartları vuku bulacak, sonuç olarak Türkiye işgale açık hâle gelecekti. Bizden istenen teslim olmamızdı, hayat ve tarihsel haklarımızdan vazgeçmemizdi; parçalanmamız ve bin yıldır yurt edindiğimiz bu topraklardan çıkarılmamız planlanmıştı. Aziz milletimiz bu zillete boyun eğmedi, bu hıyanete “Tamam.” demedi. Türk milleti darbe girişimine karşı canını siper etti, kutsal vatanını savundu. 15 Temmuz gecesi ülkesini ve milletini savunmak üzere sokaklara çıkan herkes millî birlik ve beraberliğimizin aşılamaz olduğunu bir kez daha ispatlamışlardır.

Ardından 7 Ağustos Yenikapı buluşmasıyla Türkiye yepyeni bir döneme girmiş ve adımını atmıştır. Milletimizin 15 Temmuzda sergilediği millî birlik ve beraberlik şuuru, 7 Ağustos Yenikapı toplantısıyla birlikte siyasi zemine kesin olarak taşınmıştır. Bu tarihten sonra Türkiye'de kimsenin menfi ve menfaate dayalı siyasi hesaplarla hareket etme lüksü kalmamıştır. Millet vicdanında cevap ve cevaz bulan uzlaşma, aynı zamanda millî dayanışma iradesinin siyasete de egemen olması lazımdı; ülkemizin geleceği için bu şarttı, “Önce ülkem ve milletim.” diyen ilkeli bir duruşun hayata geçirilmesinin zorunluluğu ortaya çıkmıştı.

Milliyetçi Hareket Partisi, bu ilkeyle hareket ederek Türkiye'de toplumsal ve siyasi sistemi kısır tartışmalara sokan hükûmet etme sistemiyle ilgili sorumluluk üstlenmiştir. Uygulamalardan doğan aksaklıkların aşılarak çağın şartlarını, millî çağrıların gereklerini karşılayabilecek bir sistemin hayata geçirilmesini samimiyetle dile getirmiştir.

Sonuçta Adalet ve Kalkınma Partisiyle beraber Türkiye'nin yönetim ve hükûmet etme sistemini yeni baştan ele aldık, bunun üzerinde çalıştık, gerekli anayasal değişiklikleri Mecliste gerçekleştirdik. Ardından 16 Nisan 2017 halk oylamasıyla Türk milleti cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini kabul ve teyit etmiştir. Bu çerçevede 2019 yılında yapılacak olan seçimlerde artık cumhuriyet tarihimizde üçüncü bir dönemin başlayacağı kesinleşmiştir.

1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 1946 yılında çok partili siyasi hayata geçişiyle birlikte kuruluş sürecini tamamlamıştır. 1946 yılından sonraki dönemdeyse demokrasisini darbelere rağmen olgunlaştırmış, gelişim sürecini perçinlemiş, gücünü pekiştirmiştir. 2019 yılından itibaren cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin kurum ve kurallarıyla yerleşmesi önümüzdeki en mühim hedeftir.

Bizim kaygımız ülkemizdir; derdimiz milletin huzuru, refahı, esenliği ve güvenliğidir; arzumuz milletimizin beklentilerine cevap verebilmektir, Türkiye'ye bir daha 15 Temmuz ve benzeri hain girişimleri yaşatmayacak siyasi ve yönetim ortamını tesis ve temin etmektir.

Çok partili siyaset hayatımızda bu hâliyle 16 Nisan halk oylaması bir milat, hatta demokratik bir misak olmuştur. Yeni sistemde kutuplaşma ihtimali en aza indirilmiştir. Barajın fiilen yüzde 50+1’e çıktığı göz önüne alındığında siyasi partilerin uzlaşmaktan, ahlaki bir ittifak kurmaktan başka seçeneği de kalmamıştır. Görüştüğümüz kanun teklifiyle yeni sistemin doğasına uygun şekilde siyasi partiler arasında ittifak kurabilmenin yasal altyapısı muvaffakiyetle hazırlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, 21 Şubat 2018 günü Meclise sunduğumuz bu kanun teklifinin Anayasa Komisyonunda yapılan görüşmelerinde konuşma talebi olan tüm milletvekilleri süreye bağlı kalmaksızın görüşlerini ve eleştirilerini dile getirmiştir. Ancak CHP ve HDP milletvekillerince maddelerin tekliften çıkarılması dışında, katkı vermeye dönük hiçbir önerge verilmemesi dikkat çekmiştir. Daha da ilginci, katkı vermek üzere görüşme sürecinin uzatılması talebi kabul edilen CHP, bırakın katkıyı teklifin bir noktasını ya da virgülünü bile değiştirmeye yönelik bir önerge vermemiştir.

Bu kanun teklifiyle, 12 Eylül darbe zihniyetinin ürünü olan, siyasi partilerin ittifak yapmalarını yasaklayan hükümler kaldırılarak siyaset alanı daha demokratik hâle getirilmekte, siyasi partilerin özgürlük alanı genişletilmektedir. Yapılan düzenlemeyle siyasi partiler arasında seçim ittifaklarının yasal altyapısı oluşturulmaktadır.

Aslında ülkemizde siyasi partilerin seçim ittifakı yapmaları yeni bir konu değildir, öteden beri yapılagelmektedir ancak ittifak yapmak kanunen yasak olduğundan siyasi partiler kanuna karşı hile yoluyla ittifak yapmak durumunda kalmışlardır. Türk siyasi hayatında bu yolla yapılan seçim ittifaklarının 5 örneği bulunmaktadır. Bu ittifakların nasıl yapıldığını ve sonucunun ne olduğunu hatırlarsak bu kanun teklifiyle getirilen düzenlemenin önemi ve anlamı daha iyi anlaşılacaktır.

1991 seçimlerinde Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi Refah Partisi çatısı altında ittifak yapmış ve yüzde 16,88 oy oranıyla barajı aşarak 62 milletvekili çıkarmıştır. Milliyetçi Çalışma Partili 19 ve Islahatçı Demokrasi Partili 3 milletvekili seçim sonrası kendi partilerine dönmüştür.

Yine 1991 seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile Halkın Emek Partisi SHP çatısı altında ittifak yaparak 88 milletvekili çıkarmıştır. HEP kökenli 18 milletvekili daha sonra SHP'den istifa ederek DEP'e geçmiştir.

1995 seçimlerinde ANAP ile Büyük Birlik Partisi ANAP çatısı altında ittifak yapmış ve 132 milletvekili çıkarmıştır. Büyük Birlik Partili 7 milletvekili daha sonra istifa ederek partilerine dönmüşlerdir.

2007 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ile Demokratik Sol Parti arasında ittifak yapılmış, 13 DSP’li CHP listelerinden seçime girerek milletvekili seçilmiş, seçimden sonra kendi partilerine geçmiştir.

Son olarak 7 Haziran 2015 seçimlerinde Saadet Partisi ile Büyük Birlik Partisi ittifak yapmış ancak bu ittifak yüzde 2,06 oranında oy almış ve milletvekili çıkaramamıştır.

Kanuna karşı hile yoluyla yapılan bu ittifaklarda, siyasi partilerin adaylarının başka bir siyasi partinin çatısı altında seçime girmesi, o siyasi partilerin genel başkan ve yöneticileri ile adaylarının partilerinden ayrılması, diğer partiye üye olmadıklarından aday gösterilmeleri için kanun gereği yazılı muvafakat vermesi, seçim sonrası siyasi partilerine dönmek için de ya bir hülle partisi kurup asıl partileriyle birleşme kararı alması ya da partilerine dönüş sonrası olağanüstü kongrede genel başkan ve yönetici seçilmesi söz konusu olmuştur.

İşte bu kanun teklifiyle, siyasi partilerin kanuna karşı hile yoluyla değil, bundan sonra hukuki ve meşru bir zeminde ittifak yapmaları amaçlamaktadır. Yapılan düzenlemenin özü budur. Ülkemizde yapılmış olan ittifaklar ile başka ülkelerde yapılan seçim ittifakı uygulamaları dikkate alınarak ittifak müessesesine dair bir düzenleme getirilmektedir. Seçmen iradesinin ittifaklar yoluyla Meclise daha fazla yansıması sağlanacağından, bu düzenleme temsilde adalet ilkesine de uygun nitelik taşımaktadır. Her siyasi partiye aynı şartları öngören ve eşit imkânlar sunan bu kanun teklifiyle siyasi partilere şeffaf bir ortamda ve hukuki zeminde seçim ittifakı yapabilme imkânı sağlanmaktadır. Seçmene karşı da dürüst ve tutarlı siyasetin önü açılmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak Adalet ve Kalkınma Partisiyle kurduğumuz birliktelik millî hislerin tezahür ve tembihidir, milletimizin talep ve umududur. Milliyetçi Hareket Partisi huzur ve beka için güç birlikteliğinden yanadır, bunun da seve seve gereğini yapmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisini dillerine dolayıp iftiralar atanlar, gitsinler, kendi partilerine baksınlar, kendi dertlerine yansınlar. Bunlar telaş ve panik içinde, çılgınca iftira yağdırsalar da biz işimize bakacağız, millet ne diyor ona kulak vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, kendi partilerine güvenemeyenler, kurdukları örtülü ittifaklarla milletin huzuruna çıkmaktan ve seçmene güvenmediğini açıklamaktan korkanlar, seçim güvenliği bahanesiyle seçim ittifaklarına giden süreci sabote etmek için ortalığı velveleye vermektedir. Sandık kurulu mührü olmayan zarflar ve oy pusulaları konusunda kara propaganda yapılmakta, ikircikli tavır sergilenmekte, milletimize yanlış bilgiler verilerek kargaşa ve kaos ortamı oluşturmaktan medet umulmaktadır. Geçmişte yapılan tüm seçimlerde, sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının geçerli sayılmasına dair tüm siyasi partilerin seçim kurullarına ve Yüksek Seçim Kuruluna başvuruları vardır. Cumhuriyet Halk Partisi de HDP de işine gelince sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının geçerli sayılması için başvuruda bulunmuş ve bu yönde kararlar alınmasını sağlamıştır. Mesela, 7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP ve HDP’nin yaptıkları itirazlar üzerine İstanbul İl Seçim Kurulunun 2015/02-47 ve 2015/02-49 sayılı Kararları bu yöndedir. CHP ve HDP’nin itirazı doğrultusunda, sandık kurulunun hatasından doğan şekil noksanlıklarının tek başına oyun iptaline neden olmayacağı yönünde karar verilmiştir.

Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığının 11 Haziran 2015 tarihli ve 35/215 sayılı itiraz dilekçesinde hangi gerekçeler ortaya konmuş bakalım: “Sandık kurulu başkan ve üyelerinin sehven yaptığı hata nedeniyle sandığa yansıyan seçmen iradesinin değiştirilmemesi ve yok sayılmaması gerekmektedir. Birleşik oy pusulası ve zarflarda Yüksek Seçim Kurulunun mühür ve işaretleri dışında işaret ve mühür bulunmamaktadır. Zarflar ve oy pusulalarında Yüksek Seçim Kurulunun filigranı ve zarflarda ilçe seçim kurulu mührü bulunmakta olup bu hâlde sandık kurulunun görevini tam olarak yaptığına inanan seçmenin bu hususu kontrol etme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Yine, sandık kurulunun ihmalinden doğan ve seçmenin iradesini etkileyecek bir şekil noksanlığı tek başına oyun iptaline neden olacak bir husus değildir. Seçmen iradesinin sandığa yansıması esastır.” Bunları kim söylüyor? Hepsini CHP söylüyor. Şimdi ise bu görüşlerinin tam zıddını, “Bu oylar geçersiz olmalı, kanunda hüküm var.” diyor. Cumhuriyet Halk Partisi itiraz ederken de kanundaki hüküm orada duruyordu. Kanunda o hüküm vardı da madem niye itiraz ettiniz?

Bakınız, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı, itirazının dayanağı olarak Anayasa’nın 67’nci maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 no.lu Protokol’ün 3’üncü maddesinde ifadesini bulan “vatandaşın seçme hakkı” ve Yüksek Seçim Kurulunun bu yönde aldığı kararları göstermiştir. Yüksek Seçim Kurulu, tam da CHP’nin ortaya koyduğu gerekçelerle sandık kurulunun ihmalinden doğan ve seçmenin iradesini etkileyecek bir şekil noksanlığının tek başına oyun iptaline neden olmayacağı yönünde 1984 yılından beri müstakar hâline gelen birçok karar vermiş bulunmaktadır, uygulama hep böyledir. İşte, bu uygulama bu kanun teklifiyle kanuna dercedilmektedir. Böylelikle siyasi partilerin işine gelince veya gelmeyince itiraz etmesi gibi işlemlerin ve gereksiz tartışmaların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

Diğer taraftan, CHP, bu kanun teklifinin ekinde yer alan muhalefet şerhinde, teklifin 6’ncı maddesiyle getirilen, oy pusulaları ve zarflarının filigranlı kâğıt kullanılarak hazırlanmasının olumlu bir düzenleme olduğunu ama bunun mühürsüz oy kullanımının zeminini hazırlamak için yapıldığını iddia etmektedir. Hâlbuki oy pusulaları ve zarflarında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunması hükmü 1979 yılında 2234 sayılı Kanun’la getirilmiş olup yıllardır filigranlı hazırlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, seçimlerin güvenli ve huzurlu bir ortamda gerçekleştirilmesi devletin görevidir. Bu kapsamda, vatandaşımızın hiçbir baskı ve etki altında kalmadan, hür iradesiyle seçme hakkını kullanabilmesi için ve ihtiyaç hâlinde kullanılmak üzere Yüksek Seçim Kuruluna seçim güvenliğini sağlamada güçlük çekilebilecek yerlerde sandık taşıma ve birleştirme yetkisi veriliyor. Geçmiş seçimlerde belli yerlerdeki sandık sonuçlarına bakılırsa, örnek veriyorum: “Sandık seçmen sayısı 300, kullanılan oy sayısı 300, geçerli oy sayısı 300 ve bir partiye veya bağımsız adaya çıkan oy sayısı 300” şeklinde birçok sandıkta sonuçlar görülecektir. Soruyorum, bu normal midir? Açık ifade ediyorum, bu durum, ağırlıklı olarak PKK tehdit ve baskısının olduğu sandıklarda söz konusu olmuştur. Şimdi, seçmenin hür iradesiyle tercihini yapabilmesine yönelik ve gerektiğinde kullanılmak üzere tedbir öngörülüyor. Belki de hiç ihtiyaç duyulmayacak ve bu tedbir hiç uygulanmayacak.

Yine, seçmene yönelik olası baskı ve etkiyi bertaraf etmek amacıyla aynı binada oturan seçmenlerin hane bütünlüğünü koruyarak aynı muhtarlık bölgesinde farklı sandıklara kaydedilebilmesi düzenlenmektedir. “Boş dairelere hatalı seçmen kaydı ve listeye bakarak komşularını denetleme olanağı ortadan kalkıyor.” deniliyor. Hâlbuki seçmen listeleri partilere gönderiliyor. Seçmen kayıtlarını siyasi partilerin ve seçmenin denetleme imkânı mevcut. Yine, sandık listeleri oluşunca sandık seçmen listelerini denetleme imkânı bulunmakta. Ayrıca, sandık seçmen listeleri muhtarlıklarda askıya çıkmakta, inceleme ve itirazlara imkân verilmektedir.

Son olarak tasarının milletimize, ülkemize ve partilerimize hayırlar getirmesini diliyorum.

Hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Sayın Altay...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın hatip konuşmasında, mühürsüz oylarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin çelişkili politikalar izlediğini iddia etmek suretiyle bir sataşmada bulunmuştur efendim.

Ayrıca, bu teklifin komisyon sürecinde de sadece madde metninden çıkarma önergeleri vermenin dışında...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eleştiridir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – ...komisyon çalışmalarına bir katkı sunmadığını belirtmek suretiyle de partimizi yaralamıştır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sadece eleştirdi Sayın Başkan.

Eleştiriye bile dayanamıyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dayansanız eleştiriye biz katlanacağız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, sayın hatip konuşmasında, mühürsüz oy pusulalarıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin İstanbul’da yapılan -benim hafızamda kalan kısmıyla- bir yerel seçimle ilgili bir itirazından yola çıkarak mühürsüz oyları meşrulaştırma gayretine Cumhuriyet Halk Partisini dâhil etmek istedi, bu doğru değildir.

Değerli arkadaşlar, yanlış yanlıştır; nerede yapılırsa, kim yaparsa yapsın yanlış yanlıştır. Türkiye'de uygulama şudur: Muhtar seçimlerinde, muhtarlıkla ilgili oy pusulalarında mühür olmaz. Niye olmaz? Muhtarlık seçimlerinde adaylık müessesesi yoktur, muhtarlık seçimlerinde “muhtar adaylığı” diye bir kavram da resmen yoktur. Zarftan, sandıktan kim çıkarsa o muhtardır ama bunun dışında -biraz önce değerli bir milletvekili arkadaşım beni uyardı- bir kâğıt parçasının oy pusulasına dönüşmesi için onun mühürlenmesi lazım. Bu kanuna siz “Sehven mühür basılmamış pusulalar geçerli sayılacak.” diye şimdiden yazarsanız peşinen sandık kurulu başkanlarını, ilçe seçim kurulu yöneticilerini, başkanlarını kanun dışılığa itersiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin en temel görevi kanun yapmaktır. Ben çok yadırgadım, sayın milletvekilimi çok sever, sayarım, çok başarılı ve çalışkan bulurum ama AK PARTİ’yle birlikte bu kanun dışılığı savunması belki kendisi için zor olmuştur -ne kadar zor olduğunu da tahmin ediyorum- ama bu doğru değil değerli arkadaşlar.

Öte yandan “Cumhuriyet Halk Partisi Komisyona katkı sunmadı.” ifadesi doğru değildir. Biz, demokrasinin katledilmesine yönelik olarak büyük bir refleks sunduk. Biz, adil ve özgür seçimlerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Var mı bir şansımız Başkanım, bırakayım mı?

BAŞKAN – Maalesef, bu aşamada yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kesin, son kararınız mı Başkanım?

BAŞKAN – Evet, siz de biliyorsunuz.

Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İnşallah, başkasına böyle bir ayrıcalık yapmazsınız.

BAŞKAN – Yok. Bu konuda çok eşit davranıyorum, siz de biliyorsunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Peki. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok kibarsınız Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz kural ve kaide partisiyiz Sayın Elitaş, sizin gibi değiliz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, şimdi sizi dinleyelim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Az önceki Milliyetçi Hareket Partili sayın hatip konuşmasında, aynı şekilde “İşlerine geldiği zaman itiraz ediyor, işlerine geldiği zaman kabul ediyorlar.” diyerek sanki mühürsüz oy kullanımının aslında bizce kabul edilir bir şey olduğu şeklinde bir algı yaratarak sataşmada bulunmuştur. Aynı nedenle söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Size de iki dakika süre veriyorum.

4.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, bizim işimize gelirse veya işimize gelmezse bazı şeyleri kabul etmemiz söz konusu değil. Bu, özellikle son referandumda mühürsüz oyların geçerli olmaması, oyların mühürlü olması gerektiği konusunda toplumda, kamuoyunda çok net bir algı, çok net bir bilinç oluşmuşken şimdi bu uygulamanın getirilmesi gerçekten aslında AKP-MHP koalisyonunun “Hep bana, hep bana, oylar hep bana yasası”nın tezahüründen ibarettir. O zaman hiç mühür koymamanız gerekir. Hiçbir şeye mühür koymayın, tamamen mühürsüz olsun, zaten mühürsüz oylar geçerli olacaksa mühür konmasının bir âlemi var mıdır?

Bizim itirazımızı örnek veriyor sayın hatip. İtirazımız üzerine, sandık kurulu hatası nedeniyle 1 oyun geçerli olduğu tespit edilmiş. Şimdi, sandık kurulu hatasının olması ve bu nedenle 1 oyun geçerli olduğunun tespit edilmesi başka bir şeydir, oyların tamamının mühürsüz olarak kabul edilmesi, buna cevaz verilmesi başka bir şeydir.

Bizim işimize gelen nedir, biliyor musunuz? Bizim işimize gelen demokratik, şeffaf seçimdir ama asıl işte işinize gelmeyen budur maalesef. Eğer demokratik, şeffaf bir seçimden korkmuyorsanız o zaman… Bir tehlikeli söz daha vardı konuşmanın içerisinde, yurttaşların denetimine verilen seçmen listeleri, yurttaşların kendi komşularının, kimlerin olduğunun, oylarını kullanabileceğinin denetlenebilirliğini şimdi diyor ki hatip “Partilere bırakıyoruz.” Neden yurttaşlar denetimi partilere bıraksınlar? “Yurttaş denetimi” diye bir şey olmayacak mı bu ülkede? İşte, demokrasi anlayışı budur, bizim işimize gelmeyen de budur.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kalaycı, açıklama mı yapacaksınız yerinizden?

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay ile İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkanım, ben hiçbir siyasi partiye sataşmadım. Gerek CHP’nin gerekse HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde yaptıkları itiraz başvurusunun içeriğini okudum, ilave bir şey söylemedim, artı veya eksi bir şey demedim, ben kendilerine de bunu verebilirim.

Yine “işine gelince” lafını ben her siyasi parti için kullandım yani her siyasi parti sandık kurulu mührü yoksa…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – O sizin işinize geliyor.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - …kendi işine geliyorsa itiraz ediyor, uygulama böyle ve 1984 yılından bu tarafa da bu oyların geçerli sayılmasına yönelik Yüksek Seçim Kurulunun aldığı kararlar var, artık istikrar hâline gelmiş, müstakar hâle gelmiş kararlar var; ben bunları ifade ettim, bir suçlamada bulunmadım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Kalaycı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Açıklama mı yapacaksınız yerinizden?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika…

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Kalaycı yıllardır tanıdığım bir ağabeyimizdir, kişiliğini de biliriz ve burada hiç kimseyi bilerek kıracak, incitecek bir laf etmez. Lakin Sayın Kalaycı’nın söylediklerinden Cumhuriyet Halk Partisinin farklı tutum aldığı algısı çıktığı için ben İç Tüzük’e göre sataşmadan söz aldım.

BAŞKAN – Açıklamıştınız onu zaten.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoksa kendisinin şahsen bize sataşması mizacına aykırıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ilk olarak Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, aslında ittifak yasası üzerine Anayasa Komisyonunda görüşlerimizi uzun uzun ifade ettik. Aslında buna “ittifak yasası” demek de doğru değil bize göre çünkü sanki buna karşı çıkanlar ittifaklara, iş birliğine, farklı partilerin bir arada seçime girmesine karşıymış gibi bir algı yaratılıyor; bu, doğru değil. Biz Halkların Demokratik Partisi olarak demokratik ittifaklara zaten inanan ve bunu yaşama geçiren bir partiyiz. Biz şu anda birçok bileşeniyle, farklı kesimlerin temsiliyetiyle, bütün farklılıklarla bir arada parti olarak demokratik bir ittifakla yolumuza devam ediyoruz.

Ancak burada garip olan şu ki önümüzdeki öneride sanki demokratik kriterler varmış gibi Meclis Genel Kurulunda bir yasanın ne kadar tehlikeli olduğunu izah etmeye çalışacağım, bu da garip bir durum ve ben ne dersem diyeyim, ne anlatırsak anlatalım, parmak çoğunluğuyla bu yasa önerisi diğerleri gibi Genel Kuruldan geçecek. Aslında sözlerimiz doğru, tutanaklara geçiyor, tarihe geçiyor ama bu, antidemokratik bir yöntemle bunun dayatıldığı ve parmak hesabıyla geçtiği realitesini asla değiştirmiyor.

Komisyondan her zaman olduğu gibi yangından mal kaçırırmış gibi geçirildi alelacele. Bugün de önümüze kırk sekiz saat geçmeden geldi. Bir acele var, bu aceleyi önümüzdeki günlerde göreceğiz. Her ne kadar iktidar partisi yetkilileri “Seçim yok, 2019’da yapılacak.” gibi beyanlarda bulunsalar da bu açıklamanın kendisi bile içinde bir seçim niyetinin olduğunu, bir baskın seçimin her an olabileceğini ve hazırlıkların yapıldığını gösteriyor.

Tabii ki biz HDP olarak seçimlere her zaman hazırız. On binlerce yöneticimizin cezaevinde olmasına rağmen, her gün hukuksuz operasyonlar, müdahaleler olmasına rağmen seçimden bir kaygımız yok. Burada açıkçası iktidar partisi ve MHP ortaklığıyla bu hazırlandı ve hazırlanma sürecinde demokratik teamüller işletilmedi, diğer partilere danışılmadı, kamuoyunun bilgisi olmadı; tümüyle iki partinin kendi arasındaki hukuk, ortaklık, koalisyon bir resmiyete dökülmeye çalışılıyor. Bu yapılırken ne hukuk tanındı ne ilke ne siyaset etiği. OHAL koşullarında üstelik bu düzenlemeler yapılıyor. Yani Sayın Başbakanın daha önce “OHAL koşullarında seçim yaptılar dedirtmeyiz.” lafının üzerinden daha aylar geçmişken OHAL koşullarında seçim yapılması bir yana, Seçim Kanunu değiştiriliyor, bunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Evet, demokrasi nedir gerçekten? Demokrasi halk iktidarıdır en genel anlamıyla ve halk iktidarı olarak her yerde tanımlanır. Hatta Abraham Lincoln bu konuda demokrasiyi şöyle tanımlar, güzel bir tanımdır: “Halkın halk eliyle, halk için hükûmeti” şeklinde tanımlamıştır ama bu öneride halk var mı, halk neresinde var, halk iradesi nasıl tanınıyor; bunu bulabilirseniz bulun, biz bulamadık çünkü halk iradesinin nasıl budanacağı konusunda fazla bir mesai yapılmış ve gerçekten çok ince ayrıntılara kadar burada halk devre dışı bırakılmıştır.

Halk tabii ki belirli bir zümreyi, sınıfı ya da partiliyi tanımlamıyor, bir inanç grubunu tanımlamıyor. Ülke sınırları içinde yaşayan herkes dili, kimliği, ideolojisi, inancı ne olursa olsun bu halk kavramının içindedir ama burada “halk” derken, “millî irade” derken AKP-MHP koalisyonunun sadece ittifakı destekleyenleri kastettiğini, ülkeyi adım adım kutuplaştırma ve düşmanlaştırma sarmalına sürüklediğini her geçen gün acı bir şekilde deneyimlemeye devam ediyoruz. Bu, aynı zamanda bir kutuplaştırma yasasıdır çünkü Cumhurbaşkanı, AKP’nin Genel Başkanı birçok konuşmasında bu yasaya “millî” demeye başladı, “millî ittifak”. Niye millî ittifak? Bu toplumun yüzde 50’si o millînin içinde değil mi? 80 milyonun 40 milyonu millî değil, diğerleri mi millî? Bunun neresinden tutarsanız iler tutar bir tarafı gerçekten yok. Bu, millî ittifak falan da değil.

Peki, ne oluyor? Şu anda zaten parlamenter sistem askıda. Şu anda bu Meclisin objektif olarak çalıştığını, yasama işlevini gördüğünü kim iddia edebilir? Biz etmiyoruz, böyle bir iddiamız asla yok. Daha üç gün önce, Antep Milletvekilimiz Afrin konusunda burada konuşma yaptı diye hem de arada, beş dakikalık arada şu Meclis Genel Kurulu salonunda linç tehlikesiyle karşı karşıya kaldı ve arkadaşımız şu anda kırk beş günlük raporla… Kürek kemiği kırılmış ve araya girenler olmasa Allah korusun başka bir şey de yaşanabilirdi. Burada sözün gücü değil, gücün üstünlüğü var, kaba kuvvet var, şiddet var. Bu salonda şiddet uygulayan parlamenterlerin olduğu bir dönemde biz parlamenter sistemin ya da sözün gücünün olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu Parlamentonun şu anda 10 üyesi hapishanede, içinde 2 eş genel başkanımız var. Milletvekilleri içerdeyken Seçim Yasası değiştiriliyor tıpkı Anayasa değiştirildiği gibi. İşte, burada, en temel hedeflerden biri tabii ki partimiz. Halkların Demokratik Partisinin baraj altına indirilmesi, oy almaması, zaten Meclisteki sandalyelerimiz, milletvekillerimiz gasbedilirken olası seçimlerde de HDP'nin milletvekili kazanamaması, milletvekilliğine oy veren halkın da yönetim dışında ve Parlamento dışında bırakılmasıdır. Kayyumlar zaten bunun en belirgin örneğidir. 93 belediyeye kayyum atandığı tarih dünyada yoktur. Halk iradesi şu anda kayyumlara teslim edilmiştir.

Şimdi, tabii ki, “Bu seçim yasaları hiç değişmemeli.” de demiyoruz; aman, böyle bir iddiamız yok. Bu ülkede Anayasa başta olmak üzere seçim yasaları, Siyasi Partiler Yasası, birçok mevzuat gözden geçirilmeye ve değiştirilmeye muhtaçtır. Ama bu demokratikleşme yönünde, bu ilerleme yönünde, Avrupa Birliğine uyum yönünde… Biz bunu söylerken tersine bir değişiklik var, diktatör yönetimlere doğru, faşizme doğru, geriye doğru bir yasallaşma süreci yaşıyoruz. Yüzde 10 barajı duruyor. Hani derler ya, el insaf! Yüzde 10 barajını Kenan Evren getirdi, sonrasındakiler hep buna sahip çıktı. Yüzde 10 barajı dururken bu yasanın gerçekten halk lehine, halk iradesinin sandığa yansıması ya da temsilde adalet olacağını iddia etmek mümkün mü? Tabii ki, değil. Burada temsilde adalet değil, temsilde adaletsizlik yasallaştırılıyor.

Bir de diğer yandan, tabii ki, şöyle bir mesele var: Burada bir suç listesi var önümüzde arkadaşlar. Bir yazar yazmıştı, köşe yazarı, hatırlamıyorum gerçekten, kendisinden özür diliyorum adını hatırlamadığım için. Niye suç listesi?

Şimdi, mühürsüz oy geçerli, seçmen mahalledekini denetleyemeyecek; efendim, sandık kurulu başkanı iktidar partisinin memuru olacak, bir de gerçekten memuru olacak, bunu artık partiler önermeyecek, bunun gibi -hepsini değerlendireceğiz- bir dolu hüküm var. Bunların hepsi normalde suç, bunlar hile, bunlar dolandırıcılık ama buraya konularak yasallaştırılıyor ve bu yasayla seçime gidilecek.

Şimdi, ilginç bir bölüm var. Mesela bu mühürsüz oy meselesi çok konuşulduğu için ona bir örnek vereyim halk diliyle: Farz edelim ki, Fitnat teyze Erzurum’da ya da Diyarbakır’da -önemli değil- sandığa gidiyor, giriyor perde arkasına ve oy vermeyi, mühür basmayı unutuyor, olur ya, istediği partiye oy veremiyor; çıkıyor dışarı, sandık kurulu başkanına “Aman, billah, kurban olayım, ben oy vermeyi unuttum. Benim oy vereceğim parti buydu ama unuttum, siz benim yerime ona oy basar mısınız ya da iradem bu, geçerli kabul eder misiniz?” diyor. Şimdi, bunu anlatınca Nasrettin Hoca fıkrası gibi gerçekten; niye? Demez mi “Bre adam, ben unuttum, sen niye benim oyumu, irademi kabul etmiyorsun?” Ama edilmeyecek. Şimdi, burada bir eşitsizlik yok mu? Sandık kurulu başkanı mühür basmayı unutacak, geçerli olacak ama okuma yazma bilmeyen ya da ilkokul mezunu olan bir vatandaş -Fitnat teyze ya da Şemsettin amca ya da Ahmet, önemli değil- oy vermeyi unutunca geçersiz olacak. Bu kadar büyük bir garabetle karşı karşıyayız. Gerçekten, Türkiye’nin bu yasaya, bu değişikliğe ihtiyacı yok; temsilde adaletsizliği derinleştirecek bir kanuna ihtiyacımız yok, temsilde adalete ihtiyaç var. Dün koalisyona ve ittifaka karşı çıkanlar bugün koalisyonu kutsamaya, ittifakı kutsamaya başladılar. Bu, sadece kendilerini kurtarma yasasıdır, bir suç listesini yasallaştırma yasasıdır diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına son olarak, Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman konuşacaklar.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Noam Chomsky demokrasiyi tarif ederken “Demokrasi, içindeki insanların izleyici değil, oyuncu olduğu sistemdir.” der. Yine, Robert Dahl “Demokratik kurumların gelişiminde üç büyük kilometre taşı bulunmaktadır: Bir, oylama yoluyla kamusal kararlara katılma hakkı; iki, temsil etme hakkı; üç, muhalefet yapma hakkı.” der. Mahatma Gandhi de demokrasiyi tarif eder, Mahatma Gandhi şöyle der: “Demokrasinin ruhu, birtakım şeyleri ortadan kaldırarak elde edilebilecek bir şey değildir. Demokrasi, kalbin değişmesidir.”

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu yasa teklifi, tam da demokrasiyi doğrudan ilgilendiren, halkın iradesinin Parlamentoya ve kamusal yönetime nasıl yansıyacağının aslında bir tarifi. Çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazı demokratik, özgür, şeffaf ve adil seçimlerdir. Dolayısıyla, bu düzenleme, tüm bu temel prensipleri yok eden bir düzenlemedir. Halkın iradesinin sadece sandığa yansıması yetmiyor ama aynı zamanda seçimin usul ve esaslarına, yöntemine ilişkin ilkeler de şeffaf ve demokratik bir seçimin olup olmadığının ölçütüdür. Şimdi, olağanüstü hâl koşullarında yapılan değişiklikler ve Halkların Demokratik Partisinin milletvekillerinin yokluğu, seçmen iradesinin itibarsızlaştırılmasının bir göstergesidir bu düzenlemeler.

Şunun altını açıkça çizmek gerekiyor: Çok önemli yasal düzenlemeler yapıldı bu Mecliste ve bu düzenlemeler olağanüstü hâl koşullarında yapıldı. Genel başkanlarımız, eş başkanlarımız dâhil olmak üzere 9 milletvekilimizin tutuklu olması, 63 belediye eş başkanının yine yargı eliyle âdeta rehin tutulması koşullarında, adil, özgür ve güvenilir bir seçimden bahsetmenin mümkün olmadığı, bu düzenlemelerin meşruluğunun tartışılır olduğu tartışmasızdır.

Daha önemlisi, biz, seçim güvenliğini ve buna ilişkin yasal düzenlemeleri, kaygıları tartışırken, aslında en önemli problemlerin başında da seçilmişlerin güvenliği, seçilmişlerin güvencesi problemiyle karşı karşıyayız. Bırakın, yargı eliyle biz seçilmişler üzerindeki baskı, tehdit ve tutuklama uygulamalarını, Parlamentonun bu kürsüsünde dahi bizim söz söyleme, düşüncelerimizi ifade etme noktasında bir güvencemiz yok, linç girişimleriyle âdeta karşı karşıya kalmış durumdayız. Gelinen aşamada biz seçilmişlerin güvenliği başlı başına bir problemdir. Bu yasa teklifi aslında çoğunluğun değil, çokluğun iradesini yansıtan bu anlayışla hazırlanmış olup farklı kesimleri, farklı düşünceleri, farklı partileri ve toplumun farklı kesimlerini bu müzakere sürecine dâhil etmeyen trajikomik bir düzenlemedir.

Kanun hükmünde kararnamelerle âdeta bu olağanüstü hâl koşullarında Parlamento devre dışı bırakılmıştır. Seçime dair kanuni düzenlemelerin özgür bir ortamda yapılması gerekir. Milletvekilleri üzerindeki gözaltı, tutuklama tehdidi; gazetecilerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının, basın ve tüm toplum kesimlerinin susturulduğu, âdeta baskılandığı ve kimseye söz söyleme hakkının tanınmadığı bu süreçte bu yasayı bu Parlamentoya getirmek, bu antidemokratik yasayı bu Parlamentodan geçirmek aslında tam bir provokasyondur. Dolayısıyla çağdaş demokrasilerin temel ölçütlerinden biri yurttaş iradesinin ve temsiliyetinin ülke yönetimine tam olarak yansımasıdır. 1980 askerî darbesinin bir ürünü olan yüzde 10’luk barajı, “yönetimde istikrar” kavramının Anayasa değişikliğinden sonra yani yüzde 50+1’le sağlanacağının mümkün olduğu koşullarda hâlâ muhafaza etmek, bu düzenlemede buna yer vermemek aslında 80 darbesinin cunta anlayışına sığınmanın bir ifadesidir. Bu yüzde 10’luk baraj toplumsal kesimlerin, hatta toplumun marjinal fikirlerinin, yeni düşüncelerin, yeni önermelerin Parlamentoya yansımasının önüne konulmuş en büyük engeldir. Bu da sonuç itibarıyla tek adam rejiminin yukarıdan aşağıya doğru inşasının başka bir şekilde ifadesidir.

Yine, eş başkanlık ve parti içi demokrasi sorunu temel sorunlardan bir tanesidir. Seçim mevzuatımızda eş genel başkanlık düzeyinde düzenleme yapılmış olmasına rağmen, Komisyon aşamasında bizim Halkların Demokratik Partisinin eş başkanlık kurumunun ya da sisteminin il ve ilçe düzeyinde de uygulanması yönünde vermiş olduğumuz teklif AKP ve MHP oy çokluğuyla maalesef reddedildi. Oysa eşit ve katılımcı bir demokraside, özellikle kadın-erkek fırsat eşitliği noktasında, siyasette kadınların etkin, aktif ve temsiliyetinin bir ifadesi olarak eş başkanlık sisteminin il ve ilçeler düzeyinde uygulanması demokratik bir gerekliliktir, hatta bir zorunluluktur.

Bu yasa teklifi, esas itibarıyla, iki siyasi partinin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış, iktidarda kalma ve barajı aşma kaygısı üzerinden oluşturulmuş, kapalı kapılar ardında düzenlenmiş; toplumun farklı kesimlerinin, hatta Yüksek Seçim Kurulunun, seçime katılma yeterliliği bulunan Parlamento dışındaki 10’a yakın siyasi partinin görüşlerinin alınması gerekirken bunlar dahi hesaba katılmadan, salt iki partinin çıkarı üzerinden antidemokratik bir siyaset mühendisliğiyle düzenlenmiş bir tekliftir ve bu anlamıyla bu teklif genel ve eşitlikçi, özgürlükçü bir düzenleme değil, iktidarın sürekliliğini sağlayan, ülkeyi merkezîleştiren, yetkileri tek elde toplayan bir düzenleme.

Yine, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri sonrasında Halkların Demokratik Partisine yönelen siyasi operasyonlar, kriminalize etme, dokunulmazlıklar, tutuklanmalar, vekilliklerin düşürülmesi ve tasfiye süreci maalesef hâlâ devam etmektedir. Pratikteki uygulamalarla bu devam ederken bu yeni düzenlemeler de demokratik siyaset zeminini kapatmaya, demokratik siyaset zeminini yok etmeye yönelik düzenlemelerdir.

AK PARTİ Genel Başkanı 7 Haziran seçimleri öncesinde birtakım cümleler sarf etmişti. Mesela yüzde 10 barajıyla ilgili “Biz getirmedik ki biz kaldıralım.” deyip yüzde 10 barajına sığınmıştı. Yine “Tek başına iktidar olmazsak eğer ülke kaosa sürüklenir.” ya da “Baraj olmazsa Türkiye koalisyonlarla yönetilir.” gibi cümlelerle aslında yüzde 10’luk baraja yani cunta rejiminin getirdiği bir ilkeye sığınmıştı.

Değerli milletvekilleri, eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimizin tutuklu olduğu bu süreç boyunca yani iki yıla yakın bir süreç boyunca temel yasalara ilişkin -seçim ve Anayasa değişiklikleri dâhil- bu Parlamentoda yapılan tüm düzenlemeler esas itibarıyla eksiktir, hatta meşruluğu tartışmalıdır. Çünkü 6 milyon insanın iradesini temsil eden milletvekillerinin iradesinin yasaların tartışılma sürecinde Parlamentoya yansımaması geçen her yasayı meşruluk anlamında tartışmalı hâle getirir. Bu düzenleme de keza aynı niteliktedir. Şu anda Parlamentoda halk iradesi tam anlamıyla tecelli etmediğinden bu düzenleme bu yönüyle de eksik ve meşruluğu tartışılacak bir yasal düzenlemedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bu itibarla, biz bu yasal düzenlemeyi Anayasa’ya ve eşitlik, adalet ilkelerine aykırı bulduğumuzdan karşı çıkıyoruz ve ret oyu veriyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk olarak Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök konuşacak.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İstiklal Marşı’mızın kabulünün yıl dönümünde Mehmet Akif Ersoy’u, İstiklal Marşı’mıza ilham veren bağımsızlık savaşımızın önderi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm şehitlerimizi saygıyla ve minnetle bir kez daha anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz bu kanun teklifi, kamuoyunda “ittifak yasası” adıyla bilinen kanun teklifi, 16 Nisan referandumuna hâkim olan iktidar partisinin ve onu destekleyen diğer partinin tüm söylemlerinin ana fikirlerinin çöktüğü bir tekliftir. Bu teklif, 16 Nisandan önce iktidar partisi ne söylediyse elinin tersiyle bir kenara konulduğu, 16 Nisandan önce Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Milliyetçi Hareket Partisinin, tüm iktidar kadrolarının yüksek sesle dile getirdiği bir ana fikrin yerle bir olduğu bir kanun teklifidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Nisandan önce bu halka, oy verecek herkese iktidar partisi, Cumhurbaşkanı ne söylüyordu: “Başkanlık gelecek, koalisyonlar bitecek.” Öyle denmedi mi? Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı burada. Referandumdan tam bir ay önce, 13 Şubat 2016’da konuşuyor Sayın Şentop, diyor ki: “MHP’nin, CHP’nin, HDP’nin başkanlık sisteminde bir araya gelme, hükûmet olma şansları yok ki. Artık bu sistemde başkan kim seçilirse hükûmet odur. Artık istiyorlarsa… Onlar ne yaparlarsa yapsınlar.” “Başkanlık sisteminde artık koalisyonlar kalkıyor.” diyor Sayın Şentop. Bunu söyleyen Anayasa Komisyonu Başkanı. E, Anayasa Komisyonu Başkanı böyle söylüyor da ülkenin Başbakanı neler söylüyor? Ülkenin Başbakanı o tarihlerden önce, referandumdan önce çıkıyor, diyor ki: “Başkanlıkta koalisyon yok. Biz neler gördük. Anayasa değişikliğiyle artık Cumhurbaşkanlığı sistemi gelecek, Türkiye’de koalisyonlar dönemi sona erecektir.” E, Anayasa Komisyonu Başkanı öyle söylüyor, Başbakan böyle söylüyor. E, Cumhurbaşkanı durur mu değerli arkadaşlarım? Cumhurbaşkanının durması mümkün mü? Başbakanın, Anayasa Komisyonu Başkanının bunları söylediği yerde Cumhurbaşkanı “Arkadaş, biz bu ülkede neler gördük, neler. Bu ülkeyi 1970’lerin, 1990’ların koalisyon günlerine layık görenler tabii ki başkanlık sistemine karşı çıkarlar. Biz Türkiye bir daha o dönemleri yaşamasın diye bu sistemi getiriyoruz.” diyor. Öyle mi? Sayın Grup Başkan Vekili başını sallıyor. E, halktan bir özür dilemeye ihtiyaç duymuyor musunuz? Söyledikleriniz doğru mu? Söylediklerinizin neresi doğru? (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Anlayalım da ondan sonra.

LEVENT GÖK (Devamla) – Cumhurbaşkanı devam ediyor, hızını alamıyor “Biz Güneş otelleri, örneklerini gördük, daha başka neler gördük, biz o yüzden koalisyonları kaldırıyoruz, başkanlık sistemini getiriyoruz.” diyor. Peki, şimdi, o Güneş otelleri gören Sayın Cumhurbaşkanı, acaba siz bu ittifak yasasında aranızda neler gördünüz, onları niye anlatmıyorsunuz halka? O zamanlar öyleydi de şimdi böyle mi? (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Hiç bir şey yok, anlatacak hiçbir şey yok, her şey açıkta ve yasal.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu, bir kirli ittifaktır. Bu, halka yalan söyleyen iktidar partisi sözcülerinin, ona destek veren bütün partilerin sözcülerinin yalanlandığı bir tekliftir değerli arkadaşlarım. Halka yalan söylenilmiştir, oy alınmıştır ve hemen, dakika bir gol bir, halktan alınan oyların karşısına bir başka fikirle çıkılmıştır. Deniyor ki: “Biz koalisyonumuzu kurduk.” Adını bile koyuyorlar, daha seçim ortada yok, seçim yasası daha geçmemiş, Anayasa Mahkemesinin denetiminden geçmemiş, Cumhurbaşkanı ile Sayın Devlet Bahçeli el sıkışıyor, cumhur koalisyonunu açıklıyorlar. Diyorlar ki: “Siz de kurun.” Kurmazsam… Size ne? “Kurun kardeşim. Biz millîyi kurduk.” Siz nasıl millî oluyorsunuz? Nereden çıkıyor sizin millîliğiniz? Türkiye’de yaşayan vatandaşları bölmeye ne hakkınız var sizin? Türkiye’de yaşayan binlerce vatandaşımız, Saadet Partili olsun, Cumhuriyet Halk Partili olsun, diğer partilerden olsun, bunlar Türkiye'nin vatandaşı değil mi? Daha baştan Türkiye’yi bölen bir anlayışla koalisyon dönemlerini başlatan bu yasanın ana fikri koalisyonlara açık bir yasadır. Bu, 16 Nisan referandumunun ana fikrinin çöktüğü bir yasadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasayla devletin sopasıyla devletin hile yapmasının önü açılıyor, devletin sandıklara çöreklenmesi amaçlanıyor. Her maddesinde ayrı ayrı yapılan değişikliklerle bütün sandıklarda -yapılan değişiklik teklifine bakın, bütün maddeler birbiriyle irtibatlıdır- devletin sopası gösterilerek hile yapmanın önü açılıyor. Buna ne hakkınız var sizin? Aynı binada oturan kişileri farklı sandıklara niçin götürüyorsunuz? Ha, şunu diyor gerekçede, o maddenin gerekçesinde: Seçimlerin serbestliği ve gizli oy ilkesi açısından, aynı binada oturanlar başka mahallere gidebilirmiş. Hayır, o, ondan çıkmıyor. Geçenlerde Sayın Şentop bunu ifade etti. “Biz kimi örgüt üyelerinin sandıklara müdahalesini engellemek için bunu yapıyoruz.” dediğiniz anda karşınıza şu çıkıyor: Şimdi, Afrin’de harekât götürüyoruz, sınırlarımızın ötesinde teröre karşı bir mücadele veriyoruz. Siz diyorsunuz ki: “Ben kendi ülkemde güvenliği sağlayamıyorum.” Bunun Türkçesi bu. Yoksa, haneleri niçin boşaltıyorsunuz? Haneleri niçin başka yerlere götürüyorsunuz? Seçimin güvenliği, seçimin serbestliği, gizli oy aynı apartmanda oturan kişilerin başka yerlere taşınmasıyla nasıl sağlanabilir? Siz kendi ülkenizde güvenliği sağlayamadığınızı itiraf ediyorsunuz.

Sayın Başkan, seçimlerin ilanından itibaren artık her türlü hukuk seçim hukukuna aittir; ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları, Yüksek Seçim Kurulu yetkilidir. Peki, siz diyorsunuz ki: “Valiler devreye girecek.” Valiler diyecek ki oy verme gününden bir ay kadar önce: “Ben şurada sandık güvenliğini uygun görmüyorum, sandıkları naklet.” Seçim kurulunun, seçim hâkimlerinin devreye girdiği bir yerde devletin valisini nasıl sokarsın işin içerisine? Devletin valisi AKP’li. Bir başka maddeyle… Şimdiye kadar siyasi partiler başkanlar verebiliyorlardı sandık kurullarına; onları kaldırıyorsunuz, kamudan gelen kişileri hem başkan hem de başkan yardımcısı olarak getiriyorsunuz. Nerede kaldı sizin halka güvenmeniz? Nerede kaldı siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu? Niye kaldırıyorsunuz siyasi partilerin verdikleri başkan adaylarını? Çünkü her şey, sandıklara devletin çöreklenmesi üzerine kurulmuş.

Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, 1 başkan ve 6 asil üye olacak her sandıkta. Başkan kamudan, başkan yardımcısı kamudan, AKP var, MHP var -etti 4- 7’nin 4’ünü ittifakla iktidar partisi elinde tutuyor. Oynanan oyuna bakın değerli arkadaşlarım.

Bir başka maddeyle, mühürsüz oyları geçerli sayma maddesi getiriyorsunuz. Kim sayacak o sandıktaki o oyları? 4 kişi; 2 kamu görevlisinin, AKP temsilcisinin, MHP temsilcisinin verdiği 4 oyla iktidar partisi lehine verilen mühürsüz oyları geçerli saymak için yapıyorsunuz bunları. Bütün bunların her biri birer hukuk ayıbıdır. Devletin hukukunu yok ediyorsunuz, insanların hukuki güvenilirliğini yok ediyorsunuz; adaleti yok ediyorsunuz, temsilde adaleti mahvediyorsunuz.

Baraj… Kendine güvenmiyorsan gel ittifaka, yüzde 1 oy al; kendine güveniyorsan gir seçime tek başına, yüzde 9,99 oy al ama barajı geçeme. Bunun neresi adalet? Korkaklıktır bu, korkaklıktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Barajın altında kalacağı belli olan bir partiye destek vererek siz işin içinden sıyrılamazsınız. O partinin de bunu kabul etmemesi gerekir. “Benim baraj sorunum yok. Ben alnımın akıyla, kendim, tek başıma girer oyumu alırım.” demesi gerekir. Böyle bir tabloyu niçin yaşatıyorsunuz?

Türkiye, iktidar partisinin olanakları ile Cumhurbaşkanının olanakları, Başbakanın olanakları, bakanların olanakları, Hükûmetin olanakları, diğer muhalefet partisinin olanakları, valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin, polislerin, herkesin işin içine girdiği, sandık güvenliğinin yok edildiği bir seçime doğru hızla gidiyor. Türkiye, demokrasiden uzaklaşıyor. Türkiye’de demokrasi bir kez daha askıya alınıyor. Biz o nedenle bu teklifi şiddetle reddediyoruz ve sizi halkımıza şikâyet ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Levent Gök konuşması esnasında hakarete varan sataşmalarda bulundu, “kirli ittifak” olarak niteledi bu ittifak çalışmasını. Cevap vermek istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Duyamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Akçay, Sayın Gök’ün konuşmasında “kirli ittifak” sözcüklerinin kullanılmasından dolayı grubuna bir sataşma olduğunu iddia etti ve sataşmadan dolayı söz talebinde bulundu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz Sayın Akçay’ı duyamadık.

BAŞKAN – Ben de “Duyamadık.” dediğiniz için size söyledim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Benim bir önerim var: Grup başkan vekillerinin mikrofonları meram anlatma noktasında açılsa da Genel Kurul da… Sadece Sayın Akçay’a göre demiyorum, Sayın Elitaş’ın da hakkını hukukunu savunuyorum.

BAŞKAN – Ben bunu söylüyorum, zaten ihtar ediyorum, “Mikrofonlarınızı açın.” diyorum ama…

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu, Sayın Levent Gök niye bu kadar, böyle esip gürledi şaşırdım. Aslında, içinde o kadar hararet ve öfke olmadığını da ben tahmin ediyorum.

Şimdi, “kirli ittifak” diyor. Sayın Levent Gök, siz gizli ve örtülü bir ittifak peşindesiniz, siz hile ve hülle peşindesiniz; rahatsızlığınız bundan. Şimdi, kirli ittifak veya kirli koalisyon görmek isteyenler Güneş Motel rezaletine bakacaklar. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Kim yaptı onu?

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Ayrıca, 1991 seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile Halkın Emek Partisi örtülü bir ittifakla seçime girdi. Ayrıca, 2007 seçimlerinde CHP ile DSP bir ittifakla seçim yapmadı mı? Peki, illa, bu yaptığınız ittifak çalışmasına “kirli ittifak” mı diyelim? Kirli ittifak demiyorum ama hile ve hülle diyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, esasen, konuşma bölündüğü için, Sayın Muharrem Erkek’ten sonra mı söz alayım yoksa arada mı alayım… Herhâlde Muharrem Bey’e de söyleyeceklerimiz vardır ama siz yine, Erkan Bey’e söz verdiniz, o çerçevede, usul esasında tekrar söz verirseniz…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne çerçevesinde?

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne dedi de sataştı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, “kirli ittifak” efendim…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, siyasette bunlar subjektif kavramdır; kimine göre temiz olan, kimine göre kirlidir, ne var bunda ya! Siyasi kirden bahsettik biz, ahlaki ya da başka kirden bahsetmedik, siyasi kir diyoruz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın Başkanım, bana da sataştı.

BAŞKAN – Tamam, size de söz vereyim sonra.

Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; “kir” dediğinizde ahlaki, siyasi ya da vicdani, sonuçta kirli bir durumdan, normal, kabul edilebilir, meşru olmayan, karanlık, entrikacı ve millet vicdanıyla çelişen bir durumdan bahsediyorsunuz demektir, o açıdan, bir hakarettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, Sayın Levent Gök…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, şu an olduğu gibi, bu teklifte olduğu gibi.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Demokrasi kirlendi Hocam.

BAŞKAN – Sayın Altay, rica ediyorum, lütfen… Duyamıyorum çünkü.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kavramların tanımından bahsediyorum. Yani bunlardan bile fayda umarak gürültü yapmayı planlıyorsanız içinde bulunduğunuz duruma ilişkin bu da bir anlam taşır diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önemli bir tespit, bravo Hocam.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Sayın Başkan, Güneş Motel olayını herkes biliyor. Onu kirli ittifak hâline getiren Güneş Motelde görüşen insanların bakanlık karşılığı hükûmete verdikleri destektir, açıktır. Orada, bakanlık yapanlar da sonradan yargılandılar, hatırlarsınız. Kirli ittifak budur. Şu anda yapılan… 16 Nisan referandumu sonrası zaten cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi Türkiye siyasetinde çeşitli kesimleri bir araya gelmeye zorluyor, sevk ediyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bunun adı Çek Cumhuriyeti sistemidir, Çek Cumhuriyeti. Çek Cumhuriyeti’nden kopya aldınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Tıpkı referandumda “evet” “hayır” denildiği gibi, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de bir oylama olacak, bir Cumhurbaşkanı seçilecek, bir de ikinci sırada birisi olacak. Şimdi, sizin iddianız var ise… Siz de yüzde 50'nin üzerinde oy almak istiyorsunuz, nasıl yapacaksınız? Ne tür bir ittifak düşünüyorsunuz? Nasıl tanımlıyorsanız bu ittifakı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz milletle ittifak yapacağız, milletle.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Millet…” Partiler ne oluyor, partiler? Partiler milletin temsilcisi değil mi? Bakın, partilere hakaret ediyorsunuz. Partiler milletin temsilcisidir. Burada yapılan, partilerin bir araya gelmesidir, takdir edecek olan da millettir. Burada, ittifaka ilişkin, ittifak kuracak partilere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …ilişkin halkımızın farklı bir takdiri olursa onu görürüz.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Altay, Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Şentop sizden önce söz istedi, onu da dinleyelim.

Açıklama mı yapacaksınız Sayın Şentop?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Hayır, ismimi zikrederek Sayın Hatip, Sayın Gök…

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Birkaç kere sataşma vardı, sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – O zaman kürsüye lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşmadık, söylediklerinizi tekrar ettik. Daha önce söylediklerinizi hatırlattı millete, sataşma mı bu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Ama anlaşılmamış söylediklerim. Onun için ben bir daha anlatayım, belki anlaşılabilir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çarpıttı efendim, çarpıttı. Sayın Şentop’un söylemediği şeyleri varmış gibi söyledi.

BAŞKAN – Sayın Şentop, kürsüye lütfen, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

7.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın hatip az önce benim ismimi de zikrederek birkaç hususta söylediklerime atıf yaptı ama…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ne güzel Hocam, sizin isminizi anmış.

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) - …söylediklerimin anlaşılmadığını anladım, bir kere daha anlatıyorum, sonra tekrar anlatacağım bunları detaylı olarak.

Öncelikle ittifak, koalisyon meselesi. Onunla ilgili olarak daha önce de konuştuk, Komisyonda da çok konuştuk, tutanaklarda da var. Aynı şey değil, çok temel bir fark var. Koalisyon, seçimden sonra oluyor. Seçime girerken herkes kendi vaatleriyle, beyannameleriyle seçime giriyor…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çek Cumhuriyeti öncesinde ne olmuş? İşte aynısı.

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) - …fakat daha sonra, tabii, kimse iktidara gelemiyor, millete verdikleri vaatleri, beyannamelerini çöpe atıyorlar, bambaşka bir hükûmet programı kurarak koalisyon yapıyorlar. İttifakta ise seçim öncesinde millete bir beyanda bulunuyorsunuz, millet bunu onaylar, size yönetme yetkisi verirse veya milletvekili çoğunluğu verirse o zaman milletin onayıyla bunu gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Birçok fark var ama temel fark, koalisyon seçim sonrası…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Seçim öncesi koalisyon.

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) - …milletin görmediği, onaylamadığı bir tablo…

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Güneş Motel’i niye örnek veriyorsunuz o zaman?

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) - …ittifak ise milletin daha önce, seçim öncesi gördüğü, propagandalarda, beyannamelerde gördüğü ve onay verdiği -veriyorsa- bir tablo. İkisi arasında çok temel böyle bir fark var.

Seçim güvenliğiyle ilgili de daha sonra uzunca bahsedeceğim fırsat olursa.

MURAT EMİR (Ankara) – Barajı da söyler misiniz Sayın Şentop, barajla ilgili sözünüzü de?

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Seçim güvenliğiyle ilgili Komisyonda anlattığım husus seçim günündeki sandık güvenliği değil. Tehdit, seçim gününde sandıklarla ilgili değil, bunu sağlıyorsunuz ama deniyor ki: “Bu sandıktan başka bir partiye oy çıkarsa işte malınıza canınıza zarar vereceğiz.” diye tehdit ediliyor. Bunu da evet, bu güvenliği de sağlayabilir hükûmet ama milleti korkutuyor, böylece hür iradesiyle karar verme imkânını elinden alıyor. Bu konuyu uzunca anlatacağım, inşallah bu son anlatışım olur, herkes anlar.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şentop.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bostancı “Siz kimle ittifak yapacaksınız?” dedi oradan. Ben de dedim ki: “Biz milletle yapacağız.”

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O da dedi ki: “Partiler ne oluyor? Partilere hakaret ediyorsunuz?” Söylemediğim bir sözü söylemişim gibi çarpıtarak bana atfetti. Ben hiçbir partiye hakaret etmedim ama Sayın Bostancı, o kürsüden, milletin kürsüsünden -beni millete- bu şekilde, söylediklerimi çarpıtmak suretiyle yanlış anlaşılmaya sebep verecek bir hâl oluşturdu. Söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Ama o size cevap olarak vermedi Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, “Partilere hakaret.” dedi. Bundan daha büyük siyasi sataşma ve hakaret olur mu? Hakaret ettiyse o etmiştir. Ben hakaret etmem.

BAŞKAN – Sayın Altay, sinirlenmeyin, sesinizi de yükseltmeyin. Ben duyuyorum sizi, mikrofon açık.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, duymuyorsunuz beni.

BAŞKAN – Size yönelik olarak, sizin partinize ve sizin şahsınızda bu cümleyi sarf etmedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nasıl sarf etmedi?

BAŞKAN – Evet, genel olarak böyle bir şeyi söyledi.

Buyurun Sayın Bostancı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Partilere hakaret ediyorsun.” dedi, bana söyledi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika. Sayın Bostancı’yı dinleyelim. Ben veririm size söz. İki dakika, ne olacak.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İyi ama niye o zaman? Bunu şimdiye kadar bitirmiştim ben.

BAŞKAN – Çözelim işi, ondan sonra.

Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, ben kürsüdeyken Engin Bey yerinden “Biz milletle ittifak edeceğiz.” dedi “Siz kiminle ittifak edeceksiniz?” dediğimde.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yani Cumhuriyet Halk Partisi almış olduğu oyun ötesinde başka partilere oy vermiş olan insanları da kendi çatısı altında toparlayarak Cumhurbaşkanlığı seçiminden başarılı çıkacağı iddiasında bulundu. Şimdi, bunu neyin yerine söyledi? Partilerin ittifakına ilişkin bir tartışma yaşıyoruz ve burada bir tanımlama getirildi partilerin ittifakının kirli olduğuna dair. Çünkü biz böyle bir öneri getiriyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O sizinkiyle ilgili. O cevabını verecek, o açıklayacak.

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Levent Gök “Kirli ittifak.” dedi

BAŞKAN – Evet, dedi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bakın, biz bunun üzerine cevap için söz istedik, oraya çıktık.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Diyor ki yani partilerin ittifakı kirli ittifaktır. “Peki, siz ne yapacaksınız?” dediğimde “Milletle yapacağız.” dedi. Millet kime oy veriyor?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vermeyebilir ya.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kime oy veriyor? Partilere oy veriyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Millet partilere oy da vermeyebilir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şunu diyebilirsiniz… Şunu diyebilirsiniz…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bağımsızlara da oy verir millet. Ne alakası var?

BAŞKAN – Şimdi bir dakika… Sayın milletvekili, dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bir dakika… Şunu diyebilirsiniz: Partilerle yapmak da rızaya dayalı olduğu sürece, millet tarafından meşru karşılandığı sürece kim ne söyleyebilir?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Görürse görür, görmezse görmez.

MURAT BAKAN (İzmir) – Sataşılana vermiyorsunuz söz, sataşana veriyorsunuz Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hukukça bir düzenleme yapılıyor.

BAŞKAN – Şunu anlıyorum Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Dolayısıyla ben anladığımı söyledim. Anladığım…

BAŞKAN – Siz partilerin yaptığı ittifaka “kirli ittifak” demek suretiyle partilere hakaret edildiğini söylemiş oldunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Dolaylı olarak burada partilere yönelik bir eleştiri olduğunu ifade ettim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bu “kirli ittifak” meselesi Levent Gök’ün cevap vereceği bir meseledir.

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de konuşurum, ayrı, kekeme değiliz ama nitekim ben de iddia ediyorum kirli bir ittifaktır bu ittifak. “Partileri kirli.” demiyorum “İttifakın ruhu kirli.” diyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ruh nasıl oluyor? Ruh hangi varlıkta vücut buluyor?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçesi, yöntemi kirli diyorum. Neyse, benim derdim şu: Adam bana “Partilere hakaret ettin.” dedi etmediğim hâlde. Bu bir sataşmadır, söz talep ediyorum.

BAŞKAN – “Adam” dediğiniz Sayın Bostancı mı oluyor?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bostancı, benim arkadaşım.

BAŞKAN – E, biraz daha nazik konuşursanız daha iyi olur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siyasette bunlar var Sayın Başkan. Söz veriyor musunuz?

BAŞKAN – Lütfen.

Buyurun iki dakika ama biraz daha nazik. Birbirinizle arkadaş olsanız da nazik davranmanızı…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz onunla arama giremezseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Burası kamusal bir alan. Aranızda ne şekilde hitap ederseniz edin birbirinize.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, bu Parlamentoda ne sözler havada uçuştu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Bir, AK PARTİ ile MHP’nin ittifak yapmasında bana göre bir sakınca yok. İttifakı nerede yapıyorsun? İki türlü; hem 600 üyeli Parlamento seçimleri için yapıyorsun hem Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yapıyorsun. Bu memlekette sizden başka partiler de var, sizin gibi düşünmeyen çok da insan var. Başka partiler de 600 üyeli Parlamento için başka bir partiyle ittifak yapmak yerine milletin tümünün gönlüne girmek anlamında milletle bir ittifak yapma noktasında olabilir. Bu, başka partilere hakaret değil. Bu nasıl bir mantık? Bağımsızlar var, bağımsız olarak Parlamentoya girecek insanlar olabilir.

Cumhurbaşkanlığı ittifakına gelince… Evet, orada da milletle yapacağız. Benim öngörüm, AK PARTİ ile MHP’nin ortak Cumhurbaşkanı adayı dışında da başka Cumhurbaşkanı adayları siyasi partiler tarafından gösterilecek. Neticede, bizim gösterdiğimiz aday birinci turda seçilemez ise ikinci turda başka partilerin ve başka grupların -imzayla da olabilir- desteğini alarak ikinci turda da seçimi alacağız. İşte, “Milletle ittifak yapacağız.” demekten muradım budur, bundan niye rahatsız oluyorsunuz? Yani “AK PARTİ artı MHP eşittir Türkiye.” değil, bu paranoyadan kurtulun.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiç öyle bir iddiamız yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle mi? Ben öyle anladım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hep yanlış anlıyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tabii canım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hep yanlış anlıyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Anlat. Doğru konuşun, doğru anlayalım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – En çok aldatılan parti olarak böyle konuşmayın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, konuşmama cevap veren, gerek MHP Grup Başkan Vekili Sayın Akçay gerekse AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bostancı’nın yaptıkları değerlendirmelerde, Sayın Akçay özellikle şahsımı hedef alan bir konuşma yaparak ve Sayın Bostancı da gürültü çıkardığımı ifade ederek bir değerlendirmede bulunmuştur. İkisine de ayrı ayrı sataşmadan dolayı söz istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Birinde uzlaşın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Levent Gök’e hiçbir şekilde sataşmadım, söylediği sözler üzerinden eleştiri getirdim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Gürültü yaptı.” dedin. Yaptığı konuşmayı “gürültü” olarak değerlendirdin. Ne ayıp şey ya!

BAŞKAN – Sayın Gök, bakın, Sayın Bostancı gerçekten sizin şahsınızla ilgili bir sataşmada bulunmadı. Keza Sayın Akçay da sizin şahsınızla ilgili bir sataşmada bulunmadı.

MURAT BAKAN (İzmir) – Milletvekiline “Gürültü yapıyor.” demek sataşmadır.

BAŞKAN - Her iki konuşmacı da sizin kullanmış olduğunuz “kirli ittifak” -tırnak içinde kirli ittifak- cümlesine, tabirine ve tanımlamasına itirazda bulundu ve onları cevapladı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, kullandıkları cümleler içerisinde benim yapmış olduğum konuşmanın birçok yönlerine atıfta bulundu Sayın Akçay.

BAŞKAN – E, ama yani şahsi düşüncesini söyleyebilir. Hakaret etmek başka, sizin ileri sürdüğünüz fikrin karşısında kendi fikrini söylemek başka.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, bakın, ama yani hakaretin ötesinde…

BAŞKAN – Sayın Levent Bey, size yerinizde söz vereyim. Burada bir sataşma yok, gerçekten söz konusu değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, her iki grup başkan vekili de ayrı ayrı sataştı. Yani bakın, ben sizi yormam. Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şu ahengimizi bozmamak için size yerinizden bir dakika söz veriyorum. Ben her iki konuşmacının da konuşmasını dinledim. Şahsınızı hedef alan, gerçekten doğrudan şahsınızı ilgilendiren hiçbir sataşma olmadı.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, şöyle yapalım izin verirseniz: Ben sizi de yormak istemem ama en azından iki dakikayla ben her ikisine de bir cevap verme hakkımı kullanayım.

BAŞKAN – Buyurunuz, yerinizden vereceğim size söz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kürsüden konuşayım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen, usulümüzü biliyorsunuz, sataşma olursa kürsüden veriyoruz, açıklama yaparsanız yerinizden söz veriyoruz. Yerinize geçin…

LEVENT GÖK (Ankara) – Uzatmam. Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Gök, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Peki, yerimden mi veriyorsunuz efendim?

BAŞKAN - Yerinizden buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – İki dakika mı veriyorsunuz?

BAŞKAN - Bir dakika… Bir başlayın bakalım konuşmaya.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Başkan, hiç mi hatırımız yok?

BAŞKAN - Ama bir de “usul” denilen bir şey var. Hatır her zaman düşüncemizdedir, kalbimizdedir ama “usul” denilen bir şey var, onu uygulamaya çalışıyoruz.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, elbette bizim gerçekleri söyleme hakkımız var. Örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir araştırma yaptırıyor ve şöyle bir raporu koyuyor ortaya: “Macaristan’da normal baraj yüzde 5’tir ama partiler ittifaka girerse yüzde 10’dur” diyen bir Meclis raporu var ortada, üçlü olursa daha fazladır. Romanya’da “Normal baraj yüzde 5’tir, eğer ittifaka girerseniz yüzde 8 yaparım.” diye maddeler var. Şimdi, siz Meclisin yaptığı bütün bu araştırmayı da bir kenara bırakacaksınız, her iki parti de kendisini kollayan, koruyan, hele oy pusulasında nereye oy basarsan bas, hatta neredeyse “Boş oy verseniz de ittifaka yazılır.” gibi bir anlayışı getiren bir anlayış gerçekçi değildir, şık değildir; bunu en başta ittifaka giren partilerin kendilerinin reddetmesi gerekir. Benim anlatmaya çalıştığım bunlardır. Bu ittifak yasası, adını tekrar koyuyorum, bir kirli ittifak yasasıdır Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına şimdi de Çanakkale Milletvekili Sayın Muharrem Erkek konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Erkek, sizin de süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İstiklal Marşı’mızın 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulü vesilesiyle büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha minnetle, saygıyla anıyorum.

Bugün aynı zamanda 12 Mart 1971 darbesinin yıl dönümü. Tüm darbelere ve tüm darbe girişimlerine karşı her zaman çok net bir duruş gösterdik (CHP sıralarından alkışlar) ve hep şunu söyledik Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizin iktidarınız süresince: Gelin, bütün mevzuatımızı 12 Eylül darbe hukukundan arındıralım. Ama hiçbir zaman bunu yapmaya cesaret göstermediniz, girişimde de bulunmadınız, bu konudaki bütün tekliflerimizi de reddettiniz. İşte bugün, 12 Eylül darbe hukukunun tipik uygulamaları olan OHAL gibi, yüzde 10 barajı gibi demokrasiye ağır darbe vuran bu uygulamalarla birlikte siz de yürüyorsunuz, darbe hukukuna sarılarak yürümeyi tercih ediyorsunuz.

Konuşmama başka bir açıdan başlayacaktım ama Sayın Naci Bostancı, grup başkan vekilimize…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Vekilim, Erzurum’un da 100’üncü kurtuluş yıl dönümü, onu da söylerseniz seviniriz.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Peki, o da kutlu olsun. Erzurum, çok önemli efendim, peki, onu da söyleyelim.

Sayın Naci Bostancı, grup başkan vekilimize cevaben “Siyasi partilere hakarettir bu.” dedi. Bakın, bu teklifin içeriğinde öyle hükümler var ki asıl bu teklifle siyasi partilere hakaret ediliyor. Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatımızın, demokrasinin vazgeçilmez unsurları, bunu hepimiz biliyoruz, Anayasa’mızda da yazıyor ama siz bu teklifle sandık kurullarının oluşumunda, sandık kurulu başkanlarının seçiminde siyasi partilerin liste sunma hakkını dahi elinden alıyorsunuz. İki siyasi parti bir araya geldi, bu teklifi hazırladı; iki siyasi parti şimdi Türkiye'deki siyasi partilere güvenmediğini açıkça ifade ediyor. Siyasi partilerin katılımına çok ciddi bir darbe vuruyorsunuz, siyasi partilerin liste sunma hakkını elinden alıyorsunuz bu teklifle.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin temelinde 16 Nisan 2017 referandumunda gerçekleşen Anayasa değişiklikleri var. AK PARTİ iktidarı maalesef son yıllarda, belki de son on yılında Türkiye'yi demokratikleştirmek yerine otoriterleştirmeyi tercih etti ve hızla demokrasiden uzaklaştı. 2010 referandumunda, o referandumdaki Anayasa değişikliği paketini eğer bir soğana benzetirsek, soğanın cücüğü Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ydi, o zaman HSYK’ydi. Amaç yargıyı ele geçirmekti ve 2010 referandumunda çıkan “evet” sonucunda yargı ele geçirildi ama maalesef başka unsurların eline geçti ve yaşadıklarımız, bugün yaşadığımız ağır sorunların altında 2010 referandumunda çıkan “evet”in de büyük etkileri var.

2017 referandumundan sonra, 16 Nisan 2017 referandumundan sonra iki hususu hemen devreye soktunuz: HSK’yi yeniden seçtiniz. Bu sefer yargıyı siz tek başınıza ele geçirmeyi tercih ettiniz. O zaman birlikte olduğunuz yapıyla birlikte, şimdi tek başınıza. Bir şeyi daha yaptınız, Cumhurbaşkanı AK PARTİ’nin Genel Başkanı oldu yani 316 milletvekiliyle Parlamentoda çoğunluğu bulunan partisinin Genel Başkanı oldu ve yasama organının da bir şekilde başına geçmiş oldu. Kuvvetleri tek elde topladınız, kuvvetler ayrılığını yıktınız. Hâlbuki savunduğunuz ve “başkanlık sistemi” diye nitelediğiniz bir sistemde kuvvetler ayrılığının çok sert olması gerekirdi.

Ve millete hep şunları söylediniz o referandum sürecinde: “Baraj kalkacak.” dediniz çünkü artık hükûmet dışarıdan kurulacak. Evet, cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde gerçekten hükûmet artık Meclisin içinden çıkmayacak, bakanlar dışarıdan atanacak, Meclisin onayı gerekmeyecek, güvenoyu olmayacak. O zaman yüzde 10 barajı neden? Biri çıkıp -lütfen- yüzde 10 barajının hâlen neden devam ettiğini haklı gerekçelerle izah etmeli ama edemezsiniz çünkü bu sistemde baraj hiç olmamalı.

Avrupa’dan örnekler veriliyor seçim ittifaklarıyla ilgili. Evet, Avrupa’da bazı ülkelerde seçim ittifakları yapılıyor. İttifaklar yapılabilir ama ittifaklar ilkeli olmak zorundadır, mertçe olmak zorundadır, dürüst olmak zorundadır. Ben “kirli” ifadesini kullanmayayım, rahatsız oldunuz. Avrupa’daki ittifak yapılan ülkelerin tamamında hükûmetler parlamentonun, meclisin içinden çıkıyor ve oralarda doğal olarak, hükûmet meclisin içinden çıktığı için, barajlar var, 2, 3, 5… Ve ittifaka katılmayan partiler için yani tek başına seçime giren partiler için orada barajlar yarı oranda düşürülüyor, ittifak yapan partiler için yükseltiliyor. Bazı sistemlerde ittifak tek listeyle seçimlere giriyor.

“Adalet” diyoruz ya, işte, istikrarın da hepsinin temelinde adalet olmalı, yoksa ülkeyi kaosa sürüklersiniz. Şimdi size bir örnek vereceğim: Bugün seçim olsa, 2 milletvekili çıkartan bir seçim çevresi; A partisi 30 bin aldı, B partisi 25 bin aldı, C partisi 14 bin aldı, D partisi 12 bin aldı. Bugün seçim olsa, 1 milletvekili 30 bin çıkartan, 1 milletvekili de 25 bin çıkartan parti alıyor yani ilk 2 parti. Sizin bu getirdiğiniz teklif yasalaştığı zaman C partisi ile D partisi ittifak yaparsa 1 milletvekili 14 bin alan partiye gidiyor. Şimdi bu adalet mi, bu temsilde adalet mi? Eğer bu sistemle seçimler yapılacaksa, ittifak yapacaksanız tek listeyle seçime gitmek zorundasınız. O zaman ahlaklı olur, o zaman ilkeli olur, o zaman mertçe olur. İttifakın aldığı toplam oyları, illerde milletvekillerini dağıtırken ittifakı tek parti gibi düşünüp dağıtacaksanız o zaman tek listeyle gitmeniz gerekir. Birkaç milletvekili fazla alabilmek uğruna temsilde adalete ve demokrasiye bu kadar yara vermeniz gerçekten üzüntü verici.

Yarın öbür gün siyaset bilimcileri, hukukçular, araştırma yapan öğrenciler, akademisyenler bu Meclis tutanaklarını okuyacaklar. Kim ne söylemiş, tez konuları olacak belki. Demokrasiye ağır darbe vuranlar da hepimiz tarihe geçeceğiz. Bu doğru bir şey değil. Doğrusu ne? İttifakın aldığı ortak oylar da milletvekillerine dağıtıldıktan sonra, partilere dağıtıldıktan sonra yani tüm partilerin aldığı oylar ortaya çıktıktan sonra milletvekillerini dağıtmak. Bu şekilde dağıtacaksanız o zaman seçime tek listeyle gidin.

Neden bu ittifak temiz değil, neden bu ittifakta sorun var? Çünkü temelinde pazarlıklar var. Bir partinin barajı aşarak Meclise taşınması sağlanıyor, öbür taraftan da bir kişinin yüzde 50+1’i alması sağlanıp cumhurbaşkanı seçilmesi. “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” diye getirdiğiniz sistemde ve referandum sürecinde savunduğunuz gerekçelere baktığımızda böyle bir ittifak teklifi tasarısına hiç gerek yoktu. Neden ittifaka gerek var, neden koalisyonlara gerek var? Seçilecek olan cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacak, istediği kişiyi atayacak, hükûmeti istediği gibi oluşturacak, hükûmet o olacak tek başına.

Niye böyle, demokrasiye ağır bir darbe vuran, seçim güvenliğini zedeleyen ve dürüst olmayan, adaletli olmayan ittifaklara ihtiyaç diyorsunuz? İşte hepsi yüzde 50+1 için maalesef. Onun için birçok akademisyen “Bu ittifak teklifi değil, seçim hileleri teklifi.” diyor.

Ayrıca, bu ittifakta bir şey daha var. 16 Nisan 2017 günlü referandumda, oyun devam ederken, oyun bitmemişken Yüksek Seçim Kurulu kararının da -bizim söylediğimiz gibi- bu teklifle siz de açıkça yasaya aykırı olduğunu söylüyorsunuz. Eğer o karar yasaya uygunsa, hukuka uygunsa niçin bugün bu değişikliği getiriyorsunuz? İleri sürülen konular, tezler doğru değil; geçmişte de bazı mühürsüz oylar kabul edildi ama sandık bazında itirazlar sonucunda verilen kararlardır o, siz bugün Türkiye’de bütün sandık kurulu mührü olmayan oyları geçerli kabul ediyorsunuz. Bu, seçim güvenliğine vurulan çok ağır bir darbedir. Bunları yapmaya hakkımız yok; demokrasiye, temsilde adalete bunları yapmaya hakkımız yok, açıkça da Anayasa’ya aykırı bir teklifi maalesef bugün görüşmek zorundayız. Eğer gerçekten dürüst, adil, eşit bir seçim yapmak istiyorsanız yapmanız gereken şuydu: Önce OHAL’i kaldıracaktınız, OHAL’i kaldırmanız gerekirdi. Çünkü OHAL süreçlerinde, OHAL rejiminde demokrasi ve hukuk askıdayken yapacağınız her seçim tartışmalı olacak, meşruiyeti hep tartışılacak. Bir, OHAL’i kaldırmanız gerekirdi; iki, barajı kaldırmanız gerekirdi. Bunları yapmadınız, bunları yapıp bu ittifak teklifini getirseydiniz çok daha ilkeli bir siyaset yapmış olurduk diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre vereyim size.

Buyurun Sayın Erkek.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Bugün bu ittifakı yapıyorsunuz, yarın bu ittifak başarılı olursa, yarın sizin desteklediğiniz kişi Cumhurbaşkanı olursa bakanlıklar bazı partilere dağıtılacak doğal olarak, ittifakın içindeki partilere veya ittifakın dışından bu ittifakı destekleyen partilere bakanlıkları dağıtacaksınız; bunun adı “koalisyon”dur. Bakın, Güney Amerika’daki başkanlık sistemlerinde, hepsinde koalisyonlar vardır. Çok partili sistemlerde siz böyle bir cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini getirirseniz koalisyonlar olmak zorundadır. Bunu hep söyledik ama siz aksini söylediniz; biz haklı çıktık. Niye bu ittifakı, niye bu koalisyonu 7 Haziran 2015’ten önce yapmadınız? AKP, MHP isteseydi… 7 Haziranda millet “Koalisyon kurun.” dedi. Niye yapmadınız? Ülke kaosa sürüklendi. Yazık değil mi? Keşke o zaman yapsaydınız, bugünleri yaşamasaydık. Bizim mücadelemiz demokrasi mücadelesi ama maalesef, bu ittifakı getirenlerin, bu teklif sahiplerinin mücadelesi saray rejimini tahkim etme mücadelesi.

Teşekkür ediyorum, takdirlerinize arz ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Ahmet Sorgun konuşacaklar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Sorgun.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET SORGUN (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de sözlerimin başında Gazi Mecliste coşkuyla, ayakta alkışlarla kabul edilen İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci seneidevriyesinde Akif merhuma ve kadimden beri hiç ayırt etmeksizin bütün şehitlerimize rahmet diliyorum. Akif merhumun “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” duasına yine Gazi Meclisten “Amin.” diye cevap veriyorum ve ilave ediyorum: Allah bir daha bu millete ne İstiklal Marşı yazdırsın ne de 15 Temmuzlar göstersin.

Evet, Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu süre içerisinde elbette 26 maddelik teklifin her bir maddesini ayrı ayrı, tek tek irdeleyecek değilim. Bunlar görüşülürken madde madde irdelenecek, değerlendirilecek. Ama bu teklifin tümünü, geneli üzerinde değerlendirerek dört kısma ayırabiliriz. Bir: Seçim güvenliğine ilişkin düzenlemeler var. İki: Siyasi partilerin seçim ittifakına ilişkin düzenlemeler var. Üç: 16 Nisan 2017 halk oylamasına ilişkin, ona uyum çerçevesinde yapılan düzenlemeler var ve nihayet, bunların dışında, seçimlere dair faydalı -gerekli- düzenlemeler var.

Her şeyden önce şunu açıklıkla ifade edelim ki bu teklifle getirilen düzenleme, değişiklik ve yeniliklerin tamamı ama tamamı 298 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde sayılan seçimlerin serbest, eşit, genel, gizli oy ve açık sayım döküm esasına dayanarak seçmen iradesinin daha fazla sandığa yansımasını sağlamayı hedeflemektedir; “Daha fazla seçmen oyu nasıl geçersiz olur?” değil, “Daha fazla seçmen oyu nasıl geçerli olur?” müspet yaklaşımını ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, kanunlar ne kadar çok şekilci düzenlemeler içerirse ömrü de o kadar kısa olur. Tali mevzuatla, yönetmelik ve genelgelerle düzenlenebilecek hususlar kanunla düzenlenmeye kalkılırsa zamanın ruhunu, gereklerini, gelişme ve değişimleri takip edemez ve eskir, değişmek zorunda kalır. Nitekim, bu kanun da böyle olmuş ve çıktığı 1961 yılından bu yana yani elli yedi yılda 38 defa değişikliğe uğramıştır. Tam da işte bu sebeple, görüşmekte olduğumuz teklifle, oy kullanma kabinlerinin, oy sandıklarının, zarf ve pusulaların ebadı, şekli, rengi, cinsi gibi seçmen iradesiyle hiç ilgisi olmayan ama hiç ilgisi olmayan, tamamen şeklî seçim materyalleri konusunda yetki Yüksek Seçim Kuruluna veriliyor. Böylece daha kullanışlı, daha ekonomik, daha güzel ve yenilikçi seçim malzeme ve materyallerinin kullanılmasının da önü açılıyor. Kanuni düzenlemeler işin esasını, ruhunu, özünü korumaya dönük olmalı, yoksa şeklini korumaya dönük değil. Yani elbisenin içindekini korumalı, insanın üstündeki elbiseyi değil, elbisenin içindeki canı, insanı korumalı. Elbise eskiyince değişir, mevsime göre değişir, coğrafyaya, şartlara göre, yaza, kışa göre değişebilir ama her yerde her zaman, daima insan vardır ve insan merkezdedir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 2’nci maddesinde getirilen, yatağa bağımlı seçmenler için seyyar sandık kurulu uygulaması, gerçekten çok insani, çok medeni, alkışlanması gereken bir düzenlemedir. Böylece yatağa bağımlı seçmen sandığın ayağına gitmiyor, artık sandık seçmenin ayağına gidiyor; bu, yeni bir anlayıştır işte. Artık içimizi burkan, vicdanımızı sızlatan, sedyelerle seçmen taşıma görüntüleri de inşallah bundan sonra tarih olacak.

Seçim güvenliğine ilişkin, seçim güvenliğinin sağlanmasında güçlük çekilen bir kısım yerlerde, seçimlerin temel ilkeleri korunmak şartıyla, sınırlı istisnai düzenlemelerle seçmen iradesinin hiçbir baskıya maruz kalmadan, özgürce sandığa yansımasını sağlayıcı düzenlemeler getiriliyor.

Sandık bölgesi, sandık alanı, sandık çevresi; bunlar sadece sandıkla ilgili kavramlar. Bu kavramlar her zaman tartışmalara, kavram kargaşalarına sebep olmuş ve sıkıntılar meydana getirmiştir. Burada da işte bir sadeleştirme ve net bir tanımlama yapılmaktadır.

Çok önemli bir değişiklik de sandık kurulu başkanlarının ilçede görev yapan bütün kamu görevlileri açısından hiçbir ayrım gözetmeden ama hiçbir ayrım gözetmeden kurayla belirlenecek olması. Böylece “Sandık başkanları senin listenden oldu, benim listemden oldu.” tartışmasına son verilecek, ayrıca kamu görevlilerinin eğitim seviyelerinin ortalaması, bütün Türkiye eğitim seviyesinin ortalamasıyla karşılaştırıldığında herhâlde sandık başı iş ve işlemleri daha düzenli yapılabilecektir diye söylersek acele etmiş olmayız.

Yine, teklifin 8’inci maddesi, sandık çevresinde cebir, şiddet veya tehdit hâllerinde seçmenin de kolluk güçlerine bizzat ihbarda bulunmasını düzenliyor. Buna muhalefetten birçok arkadaşımızın itiraz ettiğini biliyorum ama bunun, herhâlde çağrı ile ihbarın farkını yeterince kavramamaktan kaynaklandığını düşünüyorum.

Biliyorsunuz sandık başkanının ve sandık kurulunun çağrı yetkisi var ama seçmene üstelik “bizzat” şartı getirilerek ihbar yetkisi, daha doğrusu imkânı tanınıyor. Biraz önceki konuşmalarda dinlediğimde komşuların denetiminden söz eden arkadaşlarımızın bu ihbarın gelmesinden niçin rahatsız olduğunu doğrusu kavramakta güçlük çekiyorum. İhbar, haber vermedir. Bu metinde böyle bir şey olmasa bile sandık başında bir cebir, bir şiddet, bir tehdit olduğunda seçmenin vatandaşlık görevi olarak…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Balyoz davası da tıpkı böyle bir ihbarla başlamıştı, otoparktan ihbar gelmişti.

AHMET SORGUN (Devamla) - …insani vatandaşlık görevi olarak bizzat kolluk güçlerine gidip bunu haber vermesinde ne mahzur var, doğrusu bunu kavramakta güçlük çekiyorum.

Bir başka husus, geçtiğimiz yıl 16 Nisanda Anayasa değişikliğini yaptık. Buna uyum çerçevesinde milletvekili seçilme yaşı 25’ten 18’e indirildi. Buna paralel olarak belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri, belediye meclis üyeleri ve muhtarlar için de seçilme yaşı 25’ten 18’e indiriliyor, şimdiden gençlerimize hayırlı uğurlu olsun diyebiliriz.

Bu teklifin kamuoyunda mutlaka en çok tartışılan, tartışmada karşılık bulan düzenlemesi hiç şüphesiz -biraz önce de konuşulduğu gibi- ittifaka ilişkin olanlar. Peki, bugüne kadar hiç ittifak yapılmadı mı? Eğer yapılmadı diyorsanız 1991 seçimlerinde yapılan neydi?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Siz karşıydınız bunlara ya. Hani bunlara karşıydınız?

AHMET SORGUN (Devamla) - 2010-2017 referandumlarında, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yapılan neydi o zaman?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Hani koalisyonlar bitiyordu?

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Hani sıkıyönetim bitecekti?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, gürültü oluyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET SORGUN (Devamla) – Elbette onlar da bal gibi bir ittifaktı ama o ittifaklar kaçak göçek, gizli saklı, deyim yerindeyse merdiven altı ittifaklardı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hastanın evine sandık da şimdi hiç duyulmamış bir olay.

AHMET SORGUN (Devamla) – Şimdi, bunun yerine açık, dürüst, şeffaf ittifakların önündeki engeller kaldırılıyor, engeller; mecburiyet getirilmiyor. Yapılacak ittifaklara bir isim koyma veya koymama, yapılmış bir ittifaktan süresinde vazgeçme gibi esneklikler ve özgürlükler de düzenlemenin içinde.

Ayrıca, bu düzenlemeyle -hep tersinden bakılıyor- bir kısım küçük siyasi partilerin birleşerek baraj problemini aşmasının önündeki engeller de…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – “Küçük siyasi parti” diye kime dediniz?

AHMET SORGUN (Devamla) - Bu sadece bir parti için değil, başka siyasi partiler için de… Niçin bugün neredeyse barajı savunur hâle geldiğini gördüm muhalefet partilerinin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Tabii, yüzde 50 barajı yerine yüzde 10’u makul bulabilir insanlar.

AHMET SORGUN (Devamla) - Üzerinde en çok tartışma yapılan konu, fazlasıyla da haksız tartışma yapılan konu, hiç şüphesiz, oyların geçerliliği veya geçersizliği.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Küçük siyasi parti kim?

AHMET SORGUN (Devamla) - Bildiğiniz gibi, bu iki husustan meydana geliyor: Bir, bir oy pusulasının kendi zarfından başka bir zarfa konulması. İki, zarfın veya pusulanın sandık kurulunun ihmali, hatası sebebiyle mühürlenmemiş olmasından veya daha doğru bir deyimle eksik mühürlenmiş olmasından, bu deyimin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Birlikte yapılan seçimlerde oy pusulalarının tek zarfa konulması, dolayısıyla da tek sandığa atılması düzenlemesi, bundan kaynaklanan gereksiz oy iptallerinin önüne geçecek.

Değerli milletvekilleri, gelelim eksik mühre, üzerinde en çok spekülasyon yapılan konu bu. Gerek zarfın gerek oy pusulasının, sandık kurulunun unutması, hatası, kusuru sebebiyle mühürlenmemiş olması…

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Görevi ihmaldir, görevi ihmal.

AHMET SORGUN (Devamla) - …durumunda oyun geçerli olup olmayacağı sürekli, ta başından bu tarafa, doğrudur, tartışma konusu olmuştur; sürekli il, ilçe seçim kurullarını, Yüksek Seçim Kurulunu hep meşgul etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan bütün siyasi partiler ve diğer siyasi partiler olmak üzere, bağımsızlar olmak üzere hep bu konuya itiraz etmişler. Burada yapılan itirazlar ve Yüksek Seçim Kurulunun verdiği kararlar elimizde. Bu konuda ısrarla denmiştir ki bütün siyasi partilerce: “Neden seçmenin hatası olmayan bir hususta, sandık kurulunun hatasından dolayı ceremeyi seçmen çeksin?” İtiraz edilmiştir ve Yüksek Seçim Kurulu da buna dayanarak 1984 yılından bu tarafa aidiyeti sabit olan, filigranıyla, seçim kurulunun mührüyle, amblemiyle sahteliği asla iddia edilmeyen oyların geçerli olduğuna hükmetmiş ve bu konuda da içtihatları müstakar hâle gelmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Fazla basılan pusulayı ne yapacaksınız? Bu ülkede sorular çalındı ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Tanal, dinliyoruz. Dinliyoruz Sayın Tanal, lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, “filigranlı” diyor. Bakın Değerli Başkanım, Yüksek Seçim Kurulu fazla basıyor.

AHMET SORGUN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, sahteliği asla iddia edilmeyen, resmiyeti her şeyiyle sabit olan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu ülkede sorular çalındı, bu ülkede liyakat yok ki.

BAŞKAN – Sayın Tanal, söz hakkı sizde değil, Sayın Sorgun’da.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – E, bana sordunuz, ben de açıklama getiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen, ben size sormadım “Lütfen konuşmayın.” dedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım da ben açıklama getiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sorgun.

AHMET SORGUN (Devamla) – Süreme ilave eder misiniz Sayın Başkan.

Evet, sahteliği asla iddia edilmeyen, resmiyeti her şeyiyle sabit olan bu materyaller üzerinden fırtına koparmak her şeyden önce ülkemize ve seçmen iradesine açıkça bir haksızlıktır diye düşünüyorum.

Nihayet, teklifin tamamına bir bütün olarak baktığımızda, daha çok oyun kullanılmasını kolaylaştıran, daha çok kolay sayım dökümü sağlayan, daha az şekilci, daha çok oyun geçerli olmasını, daha az oyun iptal edilmesini hedefleyerek seçmen iradesinin sandığa azami şekilde yansımasını sağlayan bir düzenleme olduğu çok açık görülmektedir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bizim oylarımızı da siz atın, tamam olsun.

AHMET SORGUN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, teklif, siyasi partiler ve seçmen açısından var olan hiçbir hak ve özgürlüğe sınırlama ve yasak getirmiyor, asla. Metindeki 26 maddenin hiçbirinde, var olan hiçbir hak ve özgürlük ne eksiltiliyor ne geri gidiyor ne sınırlandırılıyor. Bilakis, aksine, var olan bir kısım yasak ve engeller kaldırılıyor, bu çok net.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olağanüstü hâli kaldıracak mısınız?

AHMET SORGUN (Devamla) – Var olan bütün yasak ve engeller kaldırılıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olağanüstü hâli kaldıracak mısınız?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kaldırılan yasaklar hangisi?

AHMET SORGUN (Devamla) – Bu görüştüğümüz konu ne? Olağanüstü hâlle ne alakası var?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Tanal, sus, dinle, öğren.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Nasıl ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın Sorgun, siz Genel Kurula hitap edin lütfen, cevap vermeyin.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Olağanüstü hâle bağımlı yaşıyorsunuz Sayın Başkan.

MURAT EMİR (Ankara) – Genel Kurula hitap edin, alay etmeyin Genel Kurulla.

AHMET SORGUN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, elbette bütün düzenlemelerde olduğu gibi bu düzenlemede de birtakım eksiklikler olabilir.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – OHAL bağımlısı oldunuz.

AHMET SORGUN (Devamla) – Muhalefete göre ideal düzenlemeler, en mükemmel düzenlemeler olmayabilir, bu mümkündür de. Aslolan, ideali, mükemmeli yakalamaya çalışmaktır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Doğru, buna katılıyorum.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hayır, hangi yasakları kaldırdınız?

AHMET SORGUN (Devamla) - Eskilerin deyimiyle kul kusursuz olmaz, kul kusurdan ari değildir.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Yok canım, partinde ne var, kusursuz yahu.

AHMET SORGUN (Devamla) - Konuşmamı bu konuda Hazreti Mevlâna’nın hepimize ders olacak bir uyarısıyla tamamlıyorum.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Keşke o derse bir çalışsanız yahu, o dersten biraz alsanız payınızı.

AHMET SORGUN (Devamla) - Hazreti Mevlâna buyurur ki: “Yüzde inat etme, doksan da olur/ İnsan dediğin noksan da olur/ Sakın ben ben deme, elde neler var, sen yoksan da olur/ Kusursuz dost arayan, dosttan da olur” diyor, teklifin ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz açısından hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi tekrar tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sorgun.

Şimdi Komisyon adına Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Mustafa Şentop konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Şentop. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yirmi dakika süreniz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Sözlerimin başında, istiklalimizin en parlak ifadelerinden biri olan İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’inci yılı malumunuz. İstiklal Marşı’mız İstiklal Harbi’nin sonunda yazılmamıştır, başında yazılmıştır; istiklalimizin bu bakımdan sadece sembol bir ifadesi değil, aynı zamanda şahididir de; on kıtası, birlikte, milletimizin ortak değerlerini de en güzel ifade etmektedir. İstiklal Marşı’nı milletimize hediye eden yüce ruhlu şair, mütefekkir Mehmet Akif Ersoy’u, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere Kuvayımilliye’mizin büyük kahramanlarını tazim ve minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir de bugün 12 Mart; malum, 1971’de bir askerî muhtıra ve onunla beraber başlayan bir darbe sürecinin de yıl dönümü. 15 Temmuzdan sonra artık tarihimizin kederli sayfalarında uzak bir hatıra olarak hatırlanacak olan bu yıl dönümünü bir şuur vesilesi olarak da huzurunuzda anmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, huzurunuzda görüşmeye başladığımız bu kanun teklifi, bir tasnif yapacak olursak üç ana bölümden oluşuyor. Bunlardan birincisi yerel seçimlerle ilgili düzenlemeler. Tabii, her tasnif eksiktir ama anlamayı kolaylaştırdığı için müracaat ediyoruz. Yaklaşık üç madde; birisi, kelime ve ibare değişikliklerini içeren 24’üncü madde olmak üzere üç madde gibi. Bunlar arasında, Anayasa referandumunda kabul edilen değişikliklere paralel olarak seçilme yaşının 18’e indirilmesi gerek belediye başkanlığında gerek belediye meclis üyeliğinde ve muhtarlıkta, ihtiyar heyetinde. Yine, 2014 seçimlerinde ciddi sıkıntı yaşadığımız oy pusulalarının hepsinin birlikte tek bir zarfa konulması suretiyle seçmen iradesinin geçersiz sayılmasına yönelik ihtimalleri ortadan kaldıran, düzelten hükümler içeriyor.

İkinci başlık seçim güvenliğiyle ilgili. Burada yaklaşık 12 maddemiz var. Karma seçmen listesinden sandık ve seçim bölgelerinin birleştirilmesi dâhil olmak üzere sandık kurulu başkanlıklarıyla ilgili düzenlemeler, bunlar da bu ikinci seçim güvenliği başlığımızda.

Üçüncüsü de seçim ittifakıyla alakalı düzenlemeler. Bu da yaklaşık 9 madde civarında hüküm içeriyor.

Değerli arkadaşlar, burada bazı hususlara da değinildi, onlara cevap da içermek üzere bir çerçeve üzerinde konuşmak istiyorum öncelikle ittifakı sona bırakarak seçim güvenliği ve yerel seçimlerle ilgili.

Tabii, burada, yerel seçimlerle ilgili 18 yaş, 18 yaşın etkin kullanılmasını, bir anlam ifade etmesini sağlayacak olan husus, kanunumuzda bulunan askerlik yapmış olma şartının, askerlikle ilişiğinin olmamasına dönüştürülmesi şeklinde bir düzenleme. Malum, 18 yaşındakiler askerlik çağına girmemiş olduğu için, eğer askerlik yapma şartını muhafaza etseydik 18 yaşın bir kıymeti kalmayacaktı, dolayısıyla bunlar Anayasa değişikliğinin getirmiş olduğu düzenlemeler.

Diğer husus, muhtar oy pusulalarının, belediye başkanlığı ve belediye meclis üyelikleriyle ilgili birleşik oy pusulalarının aynı zarfa konulması suretiyle birçok oy 2014 yerel seçimlerinde geçersiz olmuştu, bunu giderecek bir düzenleme bu. Bu bakımdan, daha çok seçmen iradesinin, sandığa yansıyan seçmen iradesinin geçerli kılınması yönünde, mümkün olduğu kadar geçerli kılınması yönünde yapılan düzenlemeler.

Seçim güvenliğiyle ilgili hususlar burada konuşuldu.

Değerli arkadaşlar, seçim günü seçim güvenliğiyle ilgili esasen bir problem yok. Bizim burada karma seçmen listesi yani aynı binada bulunan kişilerin farklı sandıklarda oy kullanmasını sağlayacak düzenlemeler ile sandık bölgelerinin, seçim bölgelerinin birleştirilmesine yönelik düzenlemeler, seçim sonrasına yönelik tehditleri izale edebilecek bir imkân sağlayan düzenlemeler.

Öncelikle şunu açık olarak belirtelim: Bunlar bir seçenek olarak ortaya konuluyor yani Yüksek Seçim Kurulu burada zorunlu olarak bir birleştirmeye gitmeyecek. Bir yerde bu tür sıkıntıların olma ihtimali varsa… Umarız önümüzdeki seçimlerde belki hiç uygulanma kabiliyeti bulmayacaktır bu hükümler ama zaman zaman bu yönde bazı şikâyetlere rastlamıştık. Dolayısıyla Yüksek Seçim Kurulundan taleplerimiz de oldu ama Yüksek Seçim Kurulu kanuni bir temeli olmadığı için bu yapacağı, alacağı kararı, bu birleştirmeyi, bunu yapamayacağını ifade etmişti. Bunun üzerine Yüksek Seçim Kuruluna gerekli görüldüğü takdirde bu tür birleştirmeleri yapma imkânı sağlıyoruz burada. Ama ihtiyaç olursa kullanılacak hükümler bunlar. Nasıl bir şey? Tabii, bu konu Komisyonda da çok tartışıldı arkadaşlarımızla, bunların cevapları da orada verildi; raporumuzda da mevcut, özet olarak.

Şunu ifade edeyim: Tabii, değerli arkadaşlar, seçmenlerin kontrolü, seçmen listelerindeki kontrol için çok güçlü bir sistemimiz var. Zaten siyasi partiler seçimlerden önce de birçok aşamada seçmen listelerini Yüksek Seçim Kurulundan alabiliyorlar talepleri üzerine. Seçim süreci başladıktan sonra da güncelleme için listeler askıya çıktığı zaman bu listelerde henüz sandık ataması yapılmadığı için herkes yine haneleriyle ve bulundukları binayla bağlantılı bir çerçevede listede yer alıyor. Dolayısıyla bazı arkadaşlarımızın ifade ettiği, işte, “Komşular birbirine listede var mı, yok mu bakamayacaklar.” iddiası doğru bir iddia değil. Seçmenlerin listesini güncellemek için askıya çıktığı ilk zamanda bu usulle yapıldığı için listeler, bunu kontrol etme imkânı var. Ayrıca, tabii ki sadece askıda listeden kontrol yapılmıyor, siyasi partilere dijital ortamda verilen seçmen listeleri de siyasi partilerin elindeki önceki verilerle, ne kadar seçmen arttı, ne kadar değişiklik oldu, bunu tespit etme imkânı verecek şekilde yapılabiliyor.

Daha sonra -güncellemeden sonra- tekrar güncellenmiş listeler veriliyor ki itiraz imkânı sağlanıyor, böylece siyasi partiler gerek genel merkezleri itibarıyla kontrol edebilirler gerekse il, ilçe teşkilatları itibarıyla kontrol edebilirler. Bütün bu işlemler gerçekleştikten sonra, seçmen listesi kesinleştikten sonra sandık ataması yapılıyor. Bu da yine siyasi partilerimizin de kontrol edebileceği açık bir şekilde yapılıyor. Buradaki mesele, mesela -rastladığımız, bilgi verilen olaylar bakımından bunu söylüyorum- bir köyde tehdit, “Burada bir oy başka partiye çıkarsa malınıza, canınıza zarar veririz.” diye bir tehdit... Seçim günü yok böyle bir şey ama seçimden sonra sayıldığı zaman oylar, tabii, oyun şahsen kime ait olduğu belli değil ama bir toplu cezalandırma usulüyle karşılaşıldığına dair bilgiler az da olsa elimizde var. Dolayısıyla burada eğer böyle bir tehlike, böyle bir ihtimal görülürse Yüksek Seçim Kurulunun kararıyla bu tür karma listeler ve sandık birleştirmeleri yapılacak. Burada “valinin veya il seçim kurulunun talebi” diyoruz metinde. Dolayısıyla valiler bu işi yapmayacak. Onlar sadece ellerindeki bilgilere dayanarak, bilgilere istinaden bunu Yüksek Seçim Kuruluna arz edecekler. Yüksek Seçim Kurulu bunları yeterli görüyorsa bu uygulama için, o zaman birleştirme yönünde karar verebilecek. Yoksa burada idarenin seçimle ilgili bir tasarrufu söz konusu değil.

Bir başka konuşulan, tartışılan husus, arkadaşlar, sandık başkanlıklarıyla ilgili. Sandık başkanlıklarıyla ilgili bugünkü sistemde -bazı arkadaşlarımız söylediler- önce ilçe seçim kurulu başkanı bir liste hazırlıyor. Bunun hazırladığı liste kamu görevlilerinden oluşan bir liste. İlçe seçim kurulunda üyesi bulunan siyasi partiler de birer tane liste verme imkânına sahip sandık başkanlıkları için. Bunlar arasından, bilahare, kurayla sandık başkanları belirleniyor. Bu, tabii, teorik husus. Kanun metninde yazan husus yeni yeni anlaşılmaya ve siyasi partiler tarafından ilçe seçim kurulları tahrik edilerek uygulanmaya başladı.

Ama bakın, en son halk oylamasıyla ilgili verileri arz edeyim size: Sandık kurulu başkanları arasında toplam 122.173’ü kamu görevlisi. Şu anlamda kamu görevlisi bu: İlçe seçim kurulu başkanının hazırladığı listeden çıkanlar bunlar. Geri kalan 18.281 AK PARTİ’nin ilçelerde vermiş olduğu listelerden çıkmış kurayla, 11.739 Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği listelerden çıkmış, 7.513 Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği listelerden, 5.488 HDP’nin verdiği listelerden, 1.477 de diğer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – O kuraları çeken eli takdir etmek lazım.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Kurayla… Yok, öyle değil sayın vekilim, öyle değil, hayır. Liste veriyorsanız kuraya giriyorsunuz. Liste vermemişseniz ilçede, ilçe seçim kurulu size ayrıca bir liste yapıp koymuyor kuraya. Onun için çoğu yerde, ilçelerimizde zaten liste vermediği için siyasi partiler -liste vermediği, bu işi bilmediği için olabilir- kuradaki çıkma sayısı az.

Burada bir hususa daha dikkat çekmek isterim. 122.173 kamu görevlisi, sadece kamu görevlisi değil, az önce de ifade ettim, ilçe seçim kurulu başkanının hazırlamış olduğu listeden çıkanlar… Siyasi partilerin vermiş olduğu listelerdekilerin de önemli bir kısmı kamu görevlisi. Siyasi partiler de başkanlık için verdikleri listelerde büyük ölçüde kamu görevlilerinin isimlerini vermiş. Bu şekilde bakacak olursak en son referandumda sandık başkanları aşağı yukarı yüzde 90’ın üzerinde zaten kamu görevlisi kökenli. Daha geriye gidersek bu uygulamanın 2014’ten itibaren canlanmaya başladığını -kanunda bulunmakla beraber- ifade edeyim. Daha önce yüzde 100 civarında zaten kamu görevlilerinden oluşuyordu. Buradaki mesele, kanunda yer alan “iyi hâlle tanınma” ifadesi gibi muğlak bir ifadenin uygulamada çıkardığı sıkıntılar. Ayrıca, sandık başkanları arasında çok çok nadir de olsa okuma yazma bilmede sıkıntısı olan, sandık tutanağını imzalamakta sıkıntı yaşayan, parmak basma gibi bir talepte bulunan sandık kurulu başkanları var. Dolayısıyla burada kamu görevlileri…

Kamu görevlileriyle ilgili düzenlemenin dikkatle okunması gerektiğini düşünüyorum. Şöyle: Burada, arkadaşlar -okunmuyor, onun için söylüyorum- ilçede ikamet eden bütün kamu görevlilerinin listesi ilçe seçim kurulu başkanlığına gönderilecek. Yani kaymakam, mülki amir, mülki idare amiri orada bir eleme yapmayacak, ilçede ikamet eden bütün kamu görevlilerinin listesini, o ilçedeki listeyi gönderecek ve bunlar arasından kurayla, sandık sayısının 2 katı kadar kamu görevlisi sandık başkanı adayı olarak belirlenecek. Bunlar arasında tabii ki yargı mensupları gibi, güvenlik güçleri mensupları gibi olanların veya sağlık sebebiyle raporlu olanların çıkması durumunda sandıkların hepsine birer başkan bulunabilmesi için 2 katı kura belirlendi.

Dolayısıyla kamu görevlileri, bir kere, resmen siyasi partili değil ama elbette hepsinin siyasi görüşü olabilir. Yer yer bunlar değişebilir, çoğunluğu bir partiden, bir başka ilçede başka partiden olabilir ama biz bütün kamu görevlilerinin bu kuraya dâhil olmasını sağlamak suretiyle burada objektif bir usul, bir yöntem belirlemiş oluyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Parti temsilcileri olsa ne olurdu Hocam? Parti temsilcileri vardı, ne oldu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Sorulara daha sonra cevap vereceğim, hepsini önce bitireyim de.

Şimdi, kolluk kuvvetlerinin sandık çevresindeki olaylara müdahalesi konusunda… Malumunuz, sandık çevresinde bir olay varsa kolluk görevlilerini çağırma yetkisi sandık kurulu başkanının ve sandık kurulu üyelerinin. Fakat -bazı yerlerde yaşanan husustur bu- sandık kurulunun oluşum şekliyle ilgili sorunlardan… Nedir? Tabii kanunun bütününe bakarsanız, biz Komisyonda bunu gördük… Arkadaşlarımızın bir kısmı eleştirilerini yöneltirken… Tabii bu eleştiriler metnin ve seçim sürecinin işleyişiyle ilgili doğru bilgiler içermiyor. Mesela “seçim bölgesi” diyoruz, seçim bölgesini sözlükteki anlamıyla bölge olarak düşünüyor. Hâlbuki açık tanımı var kanunda, “Her muhtarlık bir seçim bölgesidir.” diyor. Şimdi, burada eğer sandık kurulu üyelerinin oluşumunda, sandık kurulunun oluşumunda bir eksiklik varsa, bir sıkıntı varsa o çevredeki kişiler arasından sandık kurulu başkanı üyeleri ikmal ediyor, tamamlıyor. Bakıyorsunuz, sandık çevresindeki bir olayda, sandık kurulu başkanı o olayı önleyecek şekilde kolluk güçlerine haber vermiyor, onları davet etmiyor, sandık kurulu üyeleri de davet etmiyor. İşte böyle bir durumda seçmene, bu konuda kolluk güçlerine haber verme imkânını tanıyoruz. Fakat bunun da suistimal edilmesini önlemek için, SMS gibi, telefon gibi bir yolla, yöntemle değil şahsen, bizzat başvurması suretiyle, kendi kimliğini ortaya koyarak ihbarda bulunması suretiyle sağlamış oluyoruz. Detayında düzenlemeler var zaten; olayla sınırlı olarak oraya gelecekler ve yine bölgedeki ve sandık çevresi alanındaki yönetim sandık kurulu başkanının ve sandık kurulunun yetkisinde. Bu bakımdan, ihbar edilen olay doğru çıkmazsa veya çözüldükten sonra derhâl oradan ayrılması öngörülüyor.

Değerli arkadaşlar, seçim ittifakıyla ilgili hususlara da hızlıca değineceğim. Tabii, bu düzenlemenin en çok tartışılan yönü, konuşulan yönü seçim ittifakları. Malumunuz -burada arkadaşlarımız, Sayın Kalaycı çok detaylı bir şekilde anlattılar- 1991’den itibaren Türkiye’de aşağı yukarı her seçimde, milletvekili seçiminde seçim ittifakları fiilen oldu ama bunun hukuki bir temeli, kanuni bir temeli yoktu. Biz bu düzenlemeyle önce seçimlerde siyasi partilerin ittifakını engelleyen hükümleri, mesela “Bir siyasi parti başka bir siyasi partiyi destekleyemez.” şeklindeki Siyasi Partiler Kanunu’ndaki bir hükmü, bunun gibi hükümleri, engelleri kaldırdık ve seçim ittifakıyla ilgili bir kılavuz mahiyetinde temel bir düzenleme yaptık. Burada, düzenlemede çok fazla detaylara girmedik, belli başlı unsurları belirledik. Seçim takviminin başlangıcından itibaren yedi gün içerisinde seçim ittifakıyla ilgili bir beyannameyle partiler Yüksek Seçim Kuruluna başvuruyor. Oy pusulasında yer alırken yine kura sistemi devam ediyor, kurayla yerleri belirlenecek, kendi içlerindeki sıralama da aynı şekilde kurayla belirlenecek. Sonra, oy pusulasındaki oyun kullanımıyla ilgili hususlar, tartışılan konuların başında onlar geliyor.

Değerli arkadaşlar, bugün de değerli bir arkadaşımız bir oy pusulası örneği gösterdi. Oy pusulasının nasıl hazırlanacağına dair özel bir hüküm var -Milletvekili Seçimi Kanunu’nda 26’ncı madde- oy pusulasında partilerin sütunları ve bu sütunlar arasındaki mesafeler dâhil olmak üzere bunların ölçüleri de verilmek suretiyle. Fakat bugün benim görmüş olduğum oy pusulasında ittifak içerisinde yer alan partilere ait sütunlar, ittifak içinde yer almayan siyasi partilere ait sütunların 1,5 katı kadar büyük gösterilmişti. Böyle bir şey mümkün değil. Ben bunun doğru anlaşılmadığını düşündüğüm için bununla ilgili bir örnek gösteriyorum. Siyasi partilere ayrılan sütunların hepsi eşit, ittifak içindekiler de ittifak dışındakiler de. İttifakla ilgili farklılık, sadece ittifak yapan siyasi partilerin üstünde ittifaka dair -ittifakın ismiyle beraber- bir bölümün bulunmasıdır. Yani ittifak içindeki siyasi partilerin sütunlarının diğerlerinden daha geniş olduğuna dair bir yaklaşım yanlıştır, bunun hiçbir temeli yok, kanuna da aykırı bu zaten. Bunun bilinmesi için bunu gösteriyorum.

MURAT EMİR (Ankara) - Hileyi sayımda yapıyorsunuz, sayımda

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, bakınız, burada, oy pusulasında bir siyasi partiye ayrılan bir alan içerisinde istediğiniz yere mührü basabilirsiniz, bu geçerlidir. O mühür için ayrılan bir yer var ya, sade oraya değil, istediğiniz yere basabilirsiniz, istediğiniz sayıda basabilirsiniz, oy geçerlidir yani bir siyasi partiye ait bir sütun içerisinde olmak kaydıyla 40 defa mühür bassanız o alana, bu geçerlidir. Ne zaman geçersiz? Ancak bir başka partiye ayrılan sütuna taştığı zaman geçersiz. Hatta iki siyasi parti arasında 0,75 santimetrelik bu alanda, bu alana taşsa bile geçerlidir, diğer siyasi partinin alanına girdiği zaman geçersiz oluyor. Biz aynı mantığı ittifakla ilgili de sürdürüyoruz. İşte, ittifakla ilgili bir alan var, bu alanın içinde olmak kaydıyla kaç defa olursa olsun, neresine basılırsa basılsın aynı mantık, bugün geçerli olan mantık neyse aynı mantık burada da geçerli, bunu geçerli sayıyoruz. Onun için ittifakın ortak oylarıyla ilgili tartışmaya mahal yok. İttifak alanı içerisinde basılan bir oy olduğu için bunun nereye verildiği yani ittifaka verildiği belli. Sonra, bunun dağılımıyla ilgili adilane bir formül geliştirdik. Partilerin, siyasi partilerin, ittifak içerisindeki siyasi partilerin aldıkları oy oranında bu dağıtılmış olacak. Bunun siyasi partilerin aldığı hazine yardımına hiçbir etkisi yok. Oy oranında dağıtıldığı için, hazineden alınan yardım oy sayısına göre değil, oy oranına göre verildiğinden oranı değiştirmeyeceği için hazine yardımını da etkilemeyecektir. Bilhassa o maddeye biz dokunmadık.

MUSA ÇAM (İzmir) – Barajı niye düşürmüyorsunuz Hocam?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan oyların dağılımıyla ilgili de yapılan spekülasyonlar komik spekülasyonlardır, bunların hiçbir anlamı yok.

Vaktim çok daraldı. Arkadaşlarımız temas ettiler…

MUSA ÇAM (İzmir) – Barajdan bahset Hocam.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Oy pusulalarıyla ve zarflarla ilgili olarak bunların sandık kurulu tarafından mühürlenmemiş olmasına dair hüküm çok açık, net. Zarflar da oy pusulaları da filigranlı olarak imal ediliyor. Filigran bir basım tekniği falan değil; filigran, kâğıdın imalatı esnasında kâğıda eklenen özel bir doku. Dolayısıyla bunun üretiminde, taklidinde çok ciddi, yüzde 100’e varan bir imkânsızlık olduğunu ifade edeyim.

MURAT EMİR (Ankara) – Taklide gerek yok.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – 1 tane unutabilirsin, 10 tane unutabilirsin ama tümünü unutmak diye bir şey var mı?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Ayrıca, bunun dışında, sandık kurulu mührü dışında ilçe seçim kurulu mührü de mevcut, arıyoruz. Birçok arkadaşımız ifade etti, 84’ten bugüne kadar bütün siyasi partilerimizin bunların geçerli sayılması yönünde talepleri var, Yüksek Seçim Kurulunun da istikrarlı kararları var, o kararları buraya dercetmiş oluyoruz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şentop.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yerimden söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, yerinizden bir dakika, lütfen.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Komisyon adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Komisyon Başkanı bir bilgiyi paylaşıyor, diyor ki: “Biz iki parti yan yana olacağız, üstümüzde ‘ittifak’ yazacak.” Sayın Komisyon Başkanının bahsettiği sistem ile dünyadaki bütün örnekleri bugün gösterdik; Macaristan, Polonya, Hırvatistan -ittifakın olduğu yerler- her birinde katılan bütün partilerin -bakın, beş partinin- logosu var, bir tek alan ayrılmış, bir tek alan. Diyorsunuz ki: “Ben tek başıma yapmıyorum bu işi, biz ikimiz ittifak yapacağız.” Ve nasıl biriniz geçince öbürünüz de geçiyor ya barajı; size bir tane yer ayırıyorlar, sizin gibi birleşip parsel bazında kendinize özel bir düzenleme yapmıyorlar şeyin üzerinde. Eğer tek başına girme gücün varsa… Birileri diyor ya: “Er meydanı burası.” Er meydanında var mı “Güreşeceğiz ama ben 40 kiloyum, 90 kiloluk ağabeyimle güreşeceksin; o kazanınca ben de seni yenmiş olacağım.”

O zaman tek liste yapıyorlar, logolar yer alıyor ama sizin gibi yan yana durup “İkimize bir, oraya da bas buraya da bas, ikisine bas, basmasan da olur.” böyle bir yaklaşım yok. Getirin, gösterin bana dünya üzerinden.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Abdulhamit Gül konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Hükûmetimiz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletler zor dönemlerden geçerken kendilerine umut olacak bir ses ararlar. O sesle umutsuzluk yok olur, gelecek güzel günlere olan inanç artar.

Birinci Dünya Savaşı sonrası ülkemizin dört bir tarafı işgal edilmiş, millet yoksul ve savaş yorgunu idi. İşte bu ahvalde “Milletin kaderini yine milletin kendisi değiştirecektir.” diyen bir lider, Kuvayımilliye’yi amil, iradeyimilliyeyi hâkim kılmak isteyen bir Meclis, milletine “Korkma!” diye haykıran bir şair umut olmuştur. Yakılan meşaleyle kara bulutlar dağılmaya, Anadolu yeniden aydınlanmaya başlamıştır. Gazi Meclis, Anadolu mücadelesi devam ederken bunun ruhunu söyletmek, halkın heyecanını ifade etmek için bir marş yarışmasına çıkılması kararı almıştır. “Çanakkale Şehitlerine” şiiriyle gönüllerde silinmeyen iz bırakan Mehmet Akif düzenlenen yarışmaya katılmadı. Gelen şiirler bekleneni karşılamayınca Akif’in yarışmaya katılması talep edildi ve bu yarışma için ikna edildi. Büyük şair “Allah bir kez daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.” diyerek muhteşem bir İstiklal Marşı yazdı. Bugün, İstiklal Marşı’nın Gazi Meclis tarafından kabul edilişinin 97’nci yıl dönümü. İstiklal Marşı’nın yazarı, büyük dava adamı, vatan şairi Mehmet Akif’i bu vesileyle rahmet ve minnetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mehmet Akif, kalemini milletin istiklaline inandıklarını söyleyerek adayan, milletin istikbali için her zorluğa göğüs geren bir fikir ve dava adamıdır. Akif’in altmış üç yıllık ömrü bir destandır. Ömrü boyunca aklı ve bilimi merkeze almış, her zaman cehalete karşı mücadele etmiş bir münevverdir. Bu büyük vatan şairi, Mehmetçik cephede canı pahasına mücadele ederken kendisi de cephe gerisinde bu mücadeleye fikirleriyle, konuşmalarıyla hep destek olmuştur. Bu milletin bağımsızlık iradesinin en güzel şekliyle ifadesi İstiklal Marşı’dır. “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,/ Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.” İstiklal Marşı’mız, Anadolu topraklarının her bir köşesinde işgale karşı şanlı mücadelenin verildiği dönemde yazıldı ve Millî Mücadele’yi zafere ulaştıran da milletimizin işte bu birlik, beraberlik ve bir arada yaşama iradesi olmuştur. Bu duygularla İstiklal Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilişinin 97’nci yıl dönümünü kutluyor, İstiklal Marşı’mızı bize armağan eden ilk Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Burdur Milletvekili Mehmet Akif ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün üyelerini rahmet ve şükranla, şehitlerimizi de rahmetle, minnetle yâd ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Genel Kurulun huzurunda değerlendirilen kanun teklifimiz, genel hatlarıyla mahallî idareler seçimine ilişkin, ittifaklara ilişkin ve seçim güvenliğine ilişkin düzenlemeleri ihtiva etmektedir. Seçim güvenliği, demokrasinin güven içinde olması demektir. Dürüstlük, millet iradesine saygının bir gereğidir. Demokrasilerde söz ve karar milletindir, millî egemenliğin asli sahibine aittir. Millet iradesinin üstünlüğü de işte bu saygıyı gerektirmektedir. Millet iradesinin en temel tezahürü olan seçimlerin de güven içinde, gizlilik ve dürüstlük içerisinde yapılması bu bakımdan oldukça önemlidir. İşte bu teklifle, Türkiye'de seçimlerin gizlilik ve dürüstlük ilkesine uygun bir şekilde, daha demokratik, daha şeffaf bir şekilde yapılmasına yönelik şartlar tahkim edilmektedir, seçimlerin güvenli ve tarafsız bir şekilde yürütülmesini sağlayacak ilave tedbirler getirilmektedir ve bu şekliyle, vatandaşlarımızın seçme hakkının ve seçilme hakkının tam anlamıyla güvence altına alınması amaçlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifteki bu maddelerde, 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimine karşı Cumhurbaşkanımızın “Milletin iradesinden başka hiçbir güç tanımadım.” diyerek bu milletle, aziz milletimizle beraber millî iradenin savunmasını yapan, bir destan yazan milletimizin 7 Ağustosta Yenikapı ruhuyla bir araya gelmesinin ruhunu taşıyan bir mana vardır. 16 Nisanda milletimiz işte bu ruha oy vererek, destek vererek bu referandumu, Anayasa değişikliğini kabul etmiştir ve bu Anayasa değişikliğinin bir sonucu olarak bugün karşımıza bu değişiklik teklifi gelmektedir. Bu değişiklikle artık bu seçim sisteminin, bu hükûmet sisteminin adı cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi olmuştur. cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde krizler, koalisyonlar asla görülmemektedir ve bu sistemin garantörü bürokrasi aygıtı değil bizzat milletin kendisi olan bir cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmiştir.

Çok değerli arkadaşlar, koalisyon ile ittifakın birbiri arasındaki farkı gerçekten eğer bilmeden söylüyorsak çok büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Yok, bilerek söylüyorsak da bunun milletin zekâsı ile aziz Türk milletinin…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Doğru, doğru!

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - … yine yaklaşımına gerçekten büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Buradaki koalisyon ile ittifak arasındaki farkı, koalisyonun seçimlerden sonra sandıktan bir istikrarın çıkmaması üzerine farklı partilerin bir araya gelerek hükûmet etme anlamında bir zorunluluk olduğunu, oysa ittifakın cumhurun ittifakı olarak…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 2 parti bir araya gelmiyor mu ititfakta?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - …milletin kendi iradesiyle arzu edenlerin bir araya gelmesine yönelik bir tercih olduğunu elbette kabul etmek lazım. Esasen 16 Nisan seçimlerinde de cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin Türkiye’deki siyasetin daha da kuşatıcı bir iklime ulaşacağını hep söylemiştik. Bugün yüzde 50 + 1’le hükûmet etme anlamındaki bir zorunluluğun gereği işte bu sistem, daha kuşatıcı, daha kucaklayıcı, toplumu ve milletin iradesini merkeze alan bir sistem olarak demokrasi tarihimizde çok saygın yerini almaktadır. Daha şimdiden farklı kesimlerin bile bir araya gelme iradesini ortaya koyduğu bir siyasetin daha demokratikleşmesi, daha katılımcı bir hâle gelmesine gerçekten çok büyük katkı sağlayacak bir düzenlemedir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İşiniz zor, inanmadığınızı anlatıyorsunuz. İşiniz zor.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ittifak ve koalisyon birbirinden tamamıyla farklı iklimlerin bir kavramıdır. İttifakta milletin tercihine, kabulüne, rızasına sunulan bir araya geliş vardır. İttifakta siyaset mühendislerine, kaos ve kriz tüccarlarına asla yer yoktur. Seçimden önce ittifak modeliyle bir arada olma iradesini ortaya koyan partilerin bir araya gelmesi ve milletin önüne bir proje, milletin önüne bir gelecek vizyonu çıkarması anlamında çok önemli bir birlikteliktir ve işte ittifakın patronu milletin bizatihi kendisidir, inşa edicisi, yalnızca ve yalnızca millet olacaktır. Sandıktan milletin mutabakatı, iradesi çıkacaktır. Hükûmeti de Meclisi de işte bu irade ortaya koyacaktır. Hiç kuşkusuz siyasi ittifaklar, halkın temayülünü sandığa, oradan da Meclise yansıtan, demokratik meşruiyeti daha derin bir yasama tablosuna hizmet edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; burada “cumhur koalisyonu” diye isimlendirilen birtakım değerlendirmeler oldu ama koalisyon, seçimden sonra bir hükûmet krizi olursa nasıl bir araya geliriz şeklinde bir tartışmadır, bir değerlendirmedir. Ama bizim ittifakımızın adı “Cumhur İttifakı”dır. “Cumhur”un ne anlamına geldiğini bilmeyenler için de gerek varsa söyleyelim: Cumhur, halk demektir. Bu ittifakın merkezinde halk vardır, millet iradesi vardır, milletin rızası vardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bugün “Siz millîsiniz de niçin böyle bir sınırlandırma yapıyorsunuz, kategorize ediyorsunuz?” diye soranlara söylüyorum…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İttifakın adı tek parti iktidarı.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Millîden anladığımız, millî dediğimiz Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle -80 milyon İstiklal Marşı’na, 80 milyon ay yıldızlı bayrağa- 80 milyona bu vatana, istiklaline ve istikbaline âşık olan herkese yapılan bir çağrıdır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) “Millî” ifadesinden neden rahatsız oluyorsunuz?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kimse rahatsız olmuyor, rahatsız olan yok.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Rahatsız olan sizsiniz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Kimse rahatsız olmuyor Sayın Bakan.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Millî Mücadele gibi millî duruş, millî mutabakat milletin bizatihi kendisidir. Bir ırk, bir etnik, bir bölgesel ayrım, tefrika ya da birtakım ayrıştırıcı dil değil, bütün millete yapılan bir çağrıdır. Elbette bundan rahatsız olmayın. Biz “Cumhur İttifakı” deriz, siz başka ittifak dersiniz; son tahlilde kararı verecek olan yüce milletimizdir, milletimizin tercihidir. Milletimizin tercihinden hiçbir zaman korkmadık, hiçbir zaman kaçmadık; egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İşte, bu sistem de bürokratik vesayetlerin, sandıkta vesayete açık, millete kapalı olan sistemin tarihin çöp tenekesine gitmesi, milletin bihakkın hâkim olduğu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir ittifakın imkânını sağlayan bir düzenlemedir.

Çok Değerli Başkanım, çok değerli milletvekillerim; şimdi sanki iki parti oturmuş, AK PARTİ ve MHP ittifakını belirlemişler. Kanunda da “AK PARTİ-MHP ittifakı böyle olacak, şöyle olacak.” diye bir düzenleme yapmışız gibi konuşuluyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Aynen öyle, aynen öyle yapmışsınız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Aynen öyle, aynen.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, aynen öyle, yanlış anlıyorsunuz, milletimiz çok şükür ki gerçekleri görüyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Ne güzel, bizim yerimize açıkladınız, sağ olun.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Burada kanun konjonktürel bir şekilde oturulup çalışılmamıştır. Kanun, asla AK PARTİ ve MHP’nin geleceği ya da kendileri için daha iyi olsun diye değil, Türk demokrasisinin geleceği daha zengin olsun…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Böyle mi zengin olacak?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Demokratik katılımı, demokrasiye sahip çıkmayı, sandığın gücünü daha da güçlendirelim diye ittifak yapmak isteyen partilerin hüllelerle ki bunu eleştirenlerin de zamanında yaptığı, yapmak zorunda olduğu… Elbette siyasetin bir doğal tezahürüdür, bunu asla eleştirmiyoruz. Türkiye’de -az önce de burada ifade edildi- bütün seçimlerde ittifaklar yapılmıştır. İttifaklar yapıldı ama nasıl oluyor? Bir parti amiral parti oluyor, diğer partiler o partinin içerisinde seçime gidiyor. (CHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani siz amiral parti misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dinliyoruz.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Ama diğer partilerin bir tüzel kişiliği, amblemiyle seçime girilemiyor. Bu, demokrasinin; bu, sandığın daha güçlü olmasını elbette zorluyordu.

Bakın değerli arkadaşlar, biz 16 Nisan referandumunda bu kampanyayı anlatırken birileri “Partiler kapanacak, siyasi partiler kapatılacak, iki parti kalacak, şu olacak, bu olacak.” diye bir propaganda yaptı. Bakın, şimdi, görüldüğü üzere biz milletimize asla yanlış söylemedik. Biz koalisyonlar dönemi kapanacak dedik ama milletin merkez olduğu, milletin patron olduğu ittifaklar her zaman olacak dedik, bugün de onu yapıyoruz, başka bir şey söylemiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin paydasında, milletin geleceği için, milletin hakem olduğu, patron olduğu ittifaklar her zaman yapılacak. İşte, buna imkân tanıyan bir düzenlemeyi bugün Genel Kurulun huzuruna getiriyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, bakın, siyasi partiler birtakım sebeplerle ittifak yapınca kendi amblemiyle… Yıllarca partisine oy vermiş bir seçmen geliyor, oy pusulasında kendi partisini göremiyor ama demokrasi anlamında da sandığa gidip partisine oy vermek istiyor. İşte, bu getirdiğimiz düzenleme, teklif herkesin kendi tüzel kişiliğiyle genel başkanının ismini gördüğü, amblemini gördüğü, logosunu gördüğü, alıştığı kendi partisine oy vermeye imkân getiriyor. Ama eskiden ne oluyordu bu düzenlemeden önce? İşte, seçimler geldiğinde partiler ittifak yapıyor ama bir partiye mecbursun, mahkûmsun ve hazine yardımı alamıyorsun, parti amblemini alamıyorsun ve demokratik katılımla sandığa gidişi de gerçekten olumsuz etkiliyordu.

Bakın, biz önümüzdeki seçimde, seçimlere katılım hususunda verileri alalım. Allah nasip ederse burada olanlar en azından bunu konuşacaklardır. Sandığa gitme oranı, demokrasiye sahip çıkma oranı, seçimlere katılma oranı bu teklifle daha da fazla artacaktır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sahte oylar fazlalaşmasın da…

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Çünkü partiler ittifak yaparak kendi varlıklarını, mevcudiyetini bu ittifak modeliyle sağlayabileceklerdir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Bu da aldatmaca.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biz demiyoruz ki sadece AK PARTİ, MHP oturur, iki parti ittifak yapar. Bu ilkelerle kim ittifak protokolü yapıyorsa 12/A maddesinde nasıl olacağı belli. Genel başkanlar oturur, bir araya gelir; biz “millî mutabakat” diyoruz, biz “Yenikapı ruhu” diyoruz, “bütün Türkiye” diyoruz, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyoruz ve bu milleti, sokakta bulmadığımız bu vatanı sonuna kadar savunacağız diyoruz. İlkelerimizi ortaya koyarak protokolümüzü milletin önüne getireceğiz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – İlke mi, çıkar mı? İlke değil çıkarlarınız söz konusu.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Birileri de başka bir şey söyler, protokolünü milletin önüne getirir, ittifak yapar. Millet hangisine isterse oy verir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – 15 Temmuzu istismar etmeyin artık.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Gelin, sizler de bu imkândan yararlanın. Biz “Sadece iki parti bu ittifakı yapar, başkalarına kapalıdır.” demiyoruz ki.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Barajı kaldırın, yüzde 10 barajını kaldırın, herkes girsin.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Bütün partilere bu ittifak imkânını elbette gündeme getiriyoruz ve buna imkân sağlayan bir düzenlemeyi yapıyoruz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sayın Bakan, barajı kaldırın, hukukçusunuz.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine bir diğer yenilik, seçimlere ve demokrasiye katılımı çok fazla artıracak olan bir diğer düzenleme, Yüksek Seçim Kurulu tarafından, hasta, yatağa bağımlı olan seçmenlerimizin, vatandaşlarımızın oy kullanmasına imkân tanıyan bir düzenlemedir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Özgür bırakın. Hani özgürlük, hani eşit temsil?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hepimiz seçimlerde adaydık, çalıştık. Okullarda oy kullanırken sedyelerle, o tekerlekli sandalyelerle, çocuklarının omzunda oy kullanmaya gelen büyüklerimizi görünce hepimizin içi sızlıyor, öyle değil mi? Ama şimdi bu seyyar sandıkları Yüksek Seçim Kurulu kurarak bu şekilde demokrasiye katılımı da yine artıracak.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Mezarlığa da koyacak mısınız, mezarlığa?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Bir diğer katılım, Anayasa değişikliğiyle milletvekillerinin 18 yaşa kadar seçilmesini düzenleyen bir maddeyi getirdik ve aziz milletimizin oylarıyla kabul edildi. Şimdi, nasıl Hükûmette ve yasamada bu anlamda bir değişiklik olduysa yerel yönetimde de mahallî idarelerde yine 18 yaşında -gençliğimize güveniyoruz- Türk genci gerçekten bu yaşta Türkiye’nin sorumluluğunu alacak, kendi mahallî ihtiyaçlarını karşılayacak. Yerel seçimlerde de başarılı olacak gençlerimizdir, onlara güveniyoruz ve bu şekilde bir düzenleme de elbette yine gündemdedir.

Değerli arkadaşlar, “Valiler sandıkları birleştirecek, seçim bölgelerini birleştirecek.” diye bir hezeyanla bu milletimize yanlış, yalan bilgiler söylemeyin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – E, yazmışsınız kanuna.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Valiler seçim güvenliğini haleldar eden bir olay olması hâlinde bu konuyu belgeleyecek, talepte bulunacak ya da il seçim kurulu talepte bulunacak.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Vallahi, kürsüde vekili linç ediyorsanız artık sandık başında millete ne yaparsınız belli olmaz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hangi vali? Hangi vali?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Kim karar verecek? Yüksek Seçim Kurulu karar verecek. Yüksek Seçim Kurulu Anayasa’da nasıl teşekkül ettirildiği belli olan bir kuruldur. Ve burada, televizyonlarda da görüyoruz, vatandaşlarımızın gözünün içine bakarak “Valiler sandık birleştirecek.” diye bir yalan, yanlış bilgi veriyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Referandumda yapmadınız mı?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Asla öyle bir şey yok. Buradaki amaç…

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Yaptınız, yaptınız.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Hâl⠓Yaptınız.” diyenler var, böyle bir şey yok.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Referandumda yaptınız.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Valiler talep edecek ve Yüksek Seçim Kurulu ancak uygun görürse, makul, zorunlu görürse yapacak.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Referandumda ne hile olmuşsa siz onu kanun hâline getiriyorsunuz.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir yerde seçim güvenliğiyle ilgili eğer ihtimal varsa, bu belgelenirse o mahaldeki seçmenler oy kullanamasın mı yoksa bir başka mahallede ya da bir uygun yerde anayasal hakkı olan seçme hakkını kullansın mı? İşte bu hakkı biz bu teklifle yine milletimize vermeyi teklif ediyoruz ve bu şekilde bir düzenleme yapıyoruz. Nihai karar yetkisi Yüksek Seçim Kurulunundur.

Bir diğer yenilik değerli arkadaşlar, sandık kurulu başkanlarının kamu görevlileri arasından kurayla belirlenmesidir. Değerli arkadaşlar, mevcut uygulamada, burada kanunda “tanınmış, okur-yazar kimselerden” diyor yani ilkokul mezunu bile olmasa, okuma yazma biliyorsa bu kişi sandık kurulu başkanı olabiliyor. 1979’da, o zamanki koşullara göre düzenlenmiş bir madde. Şimdi biz ne getiriyoruz? Bu uygulamayla, bu teklifle, yine sandık kurulu başkanını belirlemek için orada oturan tüm kamu görevlilerinin listesi geliyor ve bunlar arasından bir kuraya tabi tutuluyor. Sandık kurulu başkanını belirlemeyi mevcut uygulamada –ki bir iki seçimdir uygulanmaya başlandı- kanunda olmasına rağmen YSK resen -bunu uygulayıcılar, hakkı teslim edenler, herkes bilir- bu şekilde yapıyordu ama şimdiki düzenlemeyle, burada, diyelim ki filan partinin… Az önce de burada söylendi “şu kadar AK PARTİ’nin, bu kadar CHP’nin, bu kadar şu partinin” diye hep sayıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Hemen toparlamama izin verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika ek süre veriyorum Sayın Bakan.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Şimdi, burada sandığa gittiniz, şöyle bir soru olsa: “Ya, bu sandık başkanı hangi partinin verdiği listeden kurada çıktı?” “Filan partinin.” dendiğinde, isterse AK PARTİ olsun, o partinin seçmeni olmayanda o sandığa güven konusunda bir şüphe uyandırır mı? Uyandırır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Geçen seçim oldu.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi ne oluyor? Şimdi herkes bilecek, 80 milyon Türk milleti, aziz milletimiz sandığa gittiğinde “Bu sandık kurulu başkanı, bütün memurların arasından, hiçbir şekilde ayrıma tabi tutulmaksızın, üniversite mezunu ve okumayı yazmayı, seçim mevzuatını bilen eğitimli kişilerdendir, hiçbir şekilde politik değildir, hiçbir şekilde bir parti vermemiştir, kuradan çıkmıştır.” diyecek, oyunu daha güvenle verecek.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – AKP’li olmayanı memur olarak alıyor musunuz? Partili olmayanı devlete almıyorsunuz ki.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, son olarak bu 7 Haziran seçiminde -mahallî seçim değil- Maltepe Seçim Kurulunun kararı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi müracaat ediyor ve diyor ki: “Sandık kurulunun ihmalinden dolayı vatandaşın ne günahı var? Vatandaş oyunu atmış, evine gitmiş, akşam seçim sonucuna bakıyor ama ‘Senin oyun geçersiz.’ diyor.” Oradaki partili ya da diğer sandık kurullarının ihmalinden dolayı. İşte bu ihmali ortadan kaldıran bir düzenleme yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İhmali şikâyet edeceksiniz. Kamu görevlilerini şikâyet edeceksiniz, onun yolu o.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Hani güvenecektik kamu görevlilerine, hani güvenecektik, hani işlerini iyi yapıyordu kamu görevlileri?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Seçimde oy kullanan seçmenin oyunu koruyan bir düzenlemedir.

Ayrıca, son cümle olarak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan son cümlelerini bağlıyor Sayın Başkan.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Bir cümleyle bağlayabilirim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Son bir dakika süre vereyim.

Tamamlayın lütfen Sayın Bakan.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Tecavüz etmeden verdiğiniz süreye de şu cümleyle bağlamak isterim: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; sanki sandık kurullarında hiçbir siyasi partinin temsilcisi yok. Orada oturuyor, birileri sandıkları açıyor, mühürlüyor, zarflıyor, sayıyor, döküm tutanağı tutuyor, sayım tutanağı tutuyor. Değerli arkadaşlar, ya, koca siyasi partiler olarak biz her seçime girdik, her siyasi partinin orada sandık kurulu üyesi vardır ve yine, ayrıca sandık müşahidi de orada vardır. Oy pusulasına bakar, varsa itirazını yapar, tutanağa geçirir, dilekçesini yazar önce sandık kuruluna, ilçe seçime, il seçime, Yüksek Seçime. İlk defa seçime girmiyoruz ki. “Ya dayak yememişsin ya sayı saymayı bilmiyorsun.” diye bir laf var. İlk defa seçime girmiyoruz. Bütün seçim kurulları Türkiye'de kurumsallaşmıştır.

Demokrasi için hayırlı olsun diyorum, Türk siyaseti için hayırlı olsun diyorum.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Adalet Bakanına yakışıyor mu?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, buyurun…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bir Adalet Bakanı diyor ki: “Ya dayak yememişsin…” Bu, bir Adalet Bakanının sarf edeceği cümle mi ya?

BAŞKAN – Sayın Tanal, ne yapıyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne yapıyoruz? Sayın Adalet Bakanının sarf ettiği cümleyi görüyor musunuz siz? “Ya dayak yememişsiniz ya…”

BAŞKAN – Ben Sayın Danış Beştaş’a söz verdim. Her ayağa kalktığınızda sizi dinlemek zorunda mıyım ben? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

Süreniz bir dakika.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Komisyon adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Sayın Anayasa Komisyonu Başkanının beyanında sandık kurulu başkanlarının memur üyeler arasından seçilmesi noktasında, mevcut yasanın siyasi partiler tarafından yeni yeni anlaşılmaya başlandığını, fark edilmeye başlandığını ve eleştirilerin buradan getirildiğini söyledi. Buna ilişkin şu açıklamayı yapma ihtiyacı doğdu: Siyasi partiler bu uygulamanın farkındaydı ama geçmişte kamu görevlilerine karşı gerçekten, güvenden kaynaklı bir teamül oluşmuştu. Yani hani sandık kurulu başkanları. üye listeleri verilmese de bu teamül geçerliydi. Ancak özellikle Fetullahçı yapılanmanın kamu kurumlarına sızması ve sonrasında özellikle mülki idare amirlerinin, il valiliklerinin iktidar partisi il başkanı gibi çalışmaları ve özellikle yandaş sendikaların il sandık kurulu başkanlarını tespit etmesinden sonra OHAL…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Zabıtlara geçsin bari.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Listelerinin yandaş sendikalar tarafından hazırlanması, OHAL rejimi, ihraçlar ve kadrolaşma gibi kamusal alanda yaratılan ciddi bir tahribat var. Bu da güveni sarsmıştır ve son iki seçimdir siyasi partiler bu teamülün aksine, sandık kurullarına üye vermeye başlamışlardır. Yani bu konuda bir açıklama yapma ihtiyacı duyduk.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz talebim var, lütfen.

BAŞKAN – Şimdi girdiniz ama sisteme.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani ben aslında…

BAŞKAN – Şimdi ışığınız yandı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şöyle ifade edeyim…

BAŞKAN – Peki, bir dakika yerinizden buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ağır bir sataşma var ama ikinci dakikayı uzattığınızı görünce kürsüden söz talebi yerine yerimden yaptım yoksa sıkıntı yok.

BAŞKAN – Buyurun bir dakika, tamam, buyurun, peki.

34.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öncelikle, Sayın Bakanı, o, son yaptığı ve yakışıksız benzetme ve göndermeden dolayı kınadığımızı ve bir düzeltme beklediğimizi ifade etmeliyim. (CHP sıralarından alkışlar)

Adalet Bakanları “Dayak yememişsin, sayı saymayı bilmiyorsun.” falan demezler, Adalet Bakanları adaleti ve adil bir seçim hukukunu savunurlar.

Valilerin önermesi işine gelince… Seçim hukukunda, seçim kararı alındıktan sonra hâkimler artık konuşur, idareciler, siyasetçiler susar. İdarecileri harekete geçmeye davet eden yetki, sorulurken… Her şey seçim hukukunu zedeler.

“Yalan yanlış bilgi.” diyor ama “Koalisyon ile ittifak ayrı şeyler.” diyor. Sayın Bakandan iyi bir siyaset bilimciye danışmasını ve bir daha dosta düşmana karşı böyle laflar etmemesini öneririm. Siyaset biliminde “birleşme” “birlik” “yenilenme” “bir araya gelme” “beraberlik” “koalisyon” “ittifak” hepsi aynı anlama karşılık gelir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özel.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İngiltere’de parlamento hukukunda kullanılan terim de tek ve ortak bir terimdir. Bir siyasi parti yüzde 1 oy alıp, ittifak yapıp Meclise milletvekili yollayabilirken ittifak yapmayan, yapamayan, belki kimsenin onunla ittifak yapmadığı parti yüzde 9,99 oyla yani bugünkü hesapla 5,5 milyon oy alacak, dışarıda kalabilecek bir parti, 500 bin oy alan girecek. Makbul muhalefet ağabeyin yanında girecek, iyi muhalefet yapan iktidar tarafından veya başkası tarafından cezalandırılacak. Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; bu yapılan işlerin hepsi bir tek şeye benziyor; her darbeden sonra yapılan seçimler tartışmalıdır, yine aynı dönemdeyiz. “Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti/ Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!” diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

35.- Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz bir darbe değildir, bir darbe girişimiydi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 20 Temmuzu kastettim Sayın Bakan, 15 Temmuzu hep beraber bastırdık, 20 Temmuzda siz darbe yaptınız.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen…

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – …ve Türkiye’de diğer darbelerden farklı olarak darbecilere bu aziz millet darbe vurmuştur ve bugün yargı önünde hesap sormaktadır, bunu ifade etmek istedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Bir dakika ek süre veriyorum.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Az önceki deyim bir Türk atasözü olarak bir misaldir, dolayısıyla -ifade etmek adına- onun haricinde herhangi bir şey yok, Türkçenin çok güzel deyimlerindendir. Dolayısıyla bunu ifade etmek istedim, onun haricinde başka bir bağlamda herhangi bir şey yoktur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.19

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, şahsı adına yapılacak olan konuşmaları dinleyeceğiz.

İlk olarak Adıyaman Milletvekili Sayın İbrahim Halil Fırat konuşacaklar.

Buyurun Sayın Fırat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce İstiklal Marşı’mızın kabulünün 97’nci yıl dönümünü kutluyor, İstiklal Marşı’mız ve Çanakkale Destanı’mızı yazan, içinde yaşadığı devrin hakikatlerini idrak etmiş millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle anıyorum. Bu ülkeye hizmet etmiş olan aziz şehitlerimize rahmet niyaz ediyor, kahraman gazilerimizi de şükran ve minnetle anıyorum. Rabbim bu millete tekrar istiklal marşları yazdırmasın inşallah.

Ayrıca, biliyorsunuz, 12 Mart 1971 muhtırasının yıl dönümü. 15 Temmuz darbe girişimiyle Allah’ın izniyle bundan sonra darbe devri -darbe dönemi- Türkiye'de kapanmıştır.

Diğer bir husus, biliyorsunuz, bizim güney sınırımızı, özellikle insanlarımızın, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini teminat altına almak adına, Zeytin Dalı Operasyonu’yla bütün terör örgütlerine karşı -FET֒sü olsun, DEAŞ’ı olsun, PKK’sı, PYD’si, YPG’si- milletimizin güvenliğini teminat altına alacak olan bu Zeytin Dalı Harekâtı’nda mücadele eden kahraman Mehmetçik’lerimize başarılar diliyorum. Allah yâr ve yardımcıları olsun inşallah.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özgürlükçü ve çoğulcu demokratik rejimler, özgür, eşit, serbest ve dürüst şekilde yapılan seçimlere dayanmaktadır. Seçimler, demokratik düzenin başlıca meşruiyet kaynağı ve yönetimlerin halk tarafından benimsendiğinin göstergesidir. Demokratik yönetimin temeli olan serbest seçim hakkı, her türlü etkiden uzak, hür iradeyle kullanılan oylarla bir anlam ve değer taşır.

Anayasa'nın 67’nci maddesinde yer alan seçimlerin serbestliği ve gizli oy ilkeleri, seçimlerin güvenli, huzurlu bir ortamda gerçekleştirilmesi ve seçmenin hiçbir etki ve baskıya maruz kalmadan hür iradesini sandığa yansıtabilmesidir. Bu konuda gösterilecek özen, demokratik rejimin geliştirilmesi için büyük önem taşımaktadır.

Seçimlerin dürüstlük kurallarına uygun bir biçimde yapılmasını sağlamak devletin en önemli görevleri arasındadır. Bu görevin bir gereği olarak seçimin güvenli ve tarafsız olmasını sağlayacak ilave tedbirlerin alınmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kapsamda, teklifimizle birlikte, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da ve diğer seçim kanunlarında bazı değişikliklerin yapılması öngörülmektedir.

Teklifimizle, seçim güvenliğinin sağlanmasında güçlük yaşanabilecek yerlerde, seçimlerin serbestliği ve gizli oy ilkeleri gereğince seçmenlerin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan seçme haklarını kullanabilmeleri amacıyla, sandıkların seçim güvenliğinin tam olarak sağlanabileceği en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin ve muhtarlık seçimleri hariç olmak üzere seçim bölgelerinin birleştirilmesine, birleştirilen seçim bölgeleri veya sandık bölgelerinde seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine Yüksek Seçim Kurulunca karar verilecektir.

6771 sayılı Kanun’la Anayasa’nın 76’ncı maddesinde yapılan değişiklikle milletvekili seçilme yaşı 25’ten 18’e indirilmiştir. Anayasal bir zorunluluk bulunmamakla birlikte, teklifle mahallî idare organlarına seçilme yaşı da 18’e indirilmektedir. Bununla birlikte, muhtarların, il genel meclisi üyelerinin, belediye meclisi üyelerinin ve belediye başkanlarının yaşının da 18’e indirilmesi sağlanmış olacaktır. Böylece genç nüfusun yerel yönetimlerde karar alma organları ile idaresinde daha fazla temsil edilmesinin önü açılmaktadır.

Sandık kurulu başkanının iyi ün yapmış kişiler arasından belirlenmesi ve sandık kurulunun siyasi partiler tarafından bildirilenler dışındaki üyesinin ihtiyar meclisi ve ihtiyar heyeti üyeleri arasından belirlenmesi yerine, bu kişilerin ilçede ikamet eden tüm kamu görevlileri arasından belirlenmesine yönelik değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, ilçe seçim kurulu başkanı, mülki amirler tarafından yerleşim yeri esasına göre bildirilen kamu görevlileri arasından önce ad seçmek suretiyle ihtiyaç duyulan sandık kurulu başkanının 2 katı sayıda kamu görevlisini tespit edecek, sonra bu kamu görevlileri arasından mâni hâli bulunmayanları sandık kurulu başkanı olarak belirleyecektir. Asıl ve yedek üyelerin seçimi de bu şekilde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, hâlen mahallî idare organları seçimlerinde il genel meclisi üyeliği ve muhtarlık seçimleri ile belediye seçimlerinde oy pusulaları farklı zarflara konulmaktadır. Bu durum, seçmenlerce başka seçim türüne ait oy pusulalarının sehven farklı zarflara konulması veya zarfın atılacağı sandıkların karıştırılması gibi nedenlerle oyların geçersiz sayılmasına sebep olmaktadır. Bunun en önemli örneğini de 2014 seçimlerinde, zarfların içerisinde muhtarlık oy pusulalarının görüldüğü ve bu şekilde de bu oyların geçersiz kılındığı şekilde görüyoruz.

Bu itibarla, uygulamada ortaya çıkan sorunların önüne geçilmesi amacıyla, mahallî idare organları seçimlerinde oy pusulalarının tamamının aynı zarfa konulmasına yönelik düzenleme yapılmaktadır. 6771 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin aynı gün yapılması hükme bağlandığından mahallî idare organlarının seçimlerinde yaşanan benzeri sorunların önüne geçilmesi amacıyla birlikte yapılan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde de oy pusulalarının aynı zarfa konulması öngörülmektedir.

Mevcut düzenlemeye göre, kolluk güçleri, sandık çevresine sadece sandık kurulu başkanı veya üyelerden birinin çağrısı üzerine gelebilmektedir. Teklifle seçmenlerin şahsen yapacakları ihbar üzerine de kolluk güçlerinin sandık çevresine gelebilmeleri öngörülmektedir. Kolluk güçleri, sandık kurulunun talimatına uymak zorunda oldukları gibi, çağrı veya ihbar sebebi ortadan kalkınca sandık çevresinden ayrılacaklardır. Teklifle Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarında yer alan yasaklar kaldırılarak siyasi partilere milletvekili seçiminde ittifak yaparak seçimlere birlikte girme imkânını veren düzenleme de yapılmaktadır, siyasi partilerin seçimlerde ortak hareket etmelerine dair usul ve esaslara yer verilmektedir. Böylece ülkemizde uzun zamandır yapılmakta olan fiilî ittifakların kanuni temelde yapılmasına imkân sağlanmaktadır.

Yüksek Seçim Kurulu, seçim güvenliğinin sağlanması amacıyla, vali veya il seçim kurulu başkanının talebi üzerine sandıkların taşınmasına, seçim veya sandık bölgelerinin birleştirilmesine karar verebilecektir. Buna göre, seçim güvenliğinin sağlanmasında güçlük yaşanabilecek yerlerde seçimlerin serbestliği ve gizli oy ilkeleri gereğince seçmenlerin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan seçme haklarını kullanabilmeleri amacıyla o yerdeki sandıkların seçim güvenliğinin sağlanacağı en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin -muhtarlık seçimleri hariç olmak üzere- seçim bölgelerinin birleştirilmesine karar verilecektir.

Değerli dostlar, değerli arkadaşlar; ayrıca, biliyorsunuz, bizim seçimlerde -ben seçim kurullarında da çok görevde bulundum ama- engellilerin rahatsızlıkları sebebiyle oy kullanmasında engeli bulunanların önünün açılması adına anayasal bir hak olan seçme hakkını kullanabilmeleri amacıyla Yüksek Seçim Kuruluna yetki verilmektedir. Bu kapsamda Yüksek Seçim Kurulu, seyyar sandık kurulu oluşturma, oyların kullanılması, sayımı ve dökümü ile birleştirilme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirleyecektir.

Değerli milletvekilleri, diğer bir husus, Yüksek Seçim Kurulunun da müstakar kararları olduğu ve 1984’ten bu yana da hep o şekilde karar verdiği, sandık kurulu mührü olmaması sebebiyle o seçim pusulalarının iptaline ilişkin iptal edilmemesi gerektiği yönünde kararları olmuştur. Bunun için de bu değişiklikle sandık kurulu mührü bulunmamasına rağmen filigran, amblem ve il seçim kurulu mührü bulunan zarfların geçerli sayılacağı hükme bağlanmaktadır. Buna göre üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı ve Yüksek Seçim Kurulu amblemi ile ilçe seçim kurulunun mührü bulunması sebebiyle yetkili seçim kurulları tarafından gönderildiği hususunda şüphe bulunmayan zarfların sadece sandık kurulunun ihmaliyle mühürlenmemesi bu zarfları geçersiz kılmayacaktır.

Yani kısaca, bu teklifle özgür, eşit, serbest ve dürüst şekilde seçim yapılmasını öngörmekteyiz. Teklifimizin ülkemize, milletimize, siyasi partilerimize ve demokrasimize hayırlar getirmesini diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Şahsı adına son olarak Kocaeli Milletvekili Sayın Fatma Kaplan Hürriyet konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, bugün İstiklal Marşı’mızın kabulünün yıl dönümü, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anmak istiyorum.

534 sıra sayılı Teklif hakkında söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu akşam burada sadece Türkiye’nin gelecek yıllardaki siyasetini değil, bir bütün olarak toplumumuzu da şekillendirecek bir kanun teklifini görüşüyoruz. En son söyleyeceğimi en önce söylemek istiyorum. Hak gasbetmenin, seçimlere hile karıştırmanın, kul hakkı yemenin nasıl yasal hâle geleceğini bu teklifle birlikte göreceğiz değerli arkadaşlar.

“İttifak” diye önümüze getirdiğiniz bu teklifin asıl nedeni korkudur. Bir taraf “Meclise giremem.” diye, diğer taraf “Tek başıma yüzde 51’i alamam.” diye korkuyor ve bu korkuyla birlikte, kendi lehinize tedbir almaya çalışıyorsunuz ama hata üstüne hatalarla dolu bu teklif.

Kanun teklifinin gerekçesini bile kendinizin dahi inanmadığı beylik laflarla doldurmuşsunuz. Mesela, ne demişsiniz bu teklifin gerekçesinde? “Özgürlükçü ve çoğulcu demokratik rejimler, özgür, eşit, serbest ve dürüst şekilde yapılan seçimlere dayanmaktadır. Demokratik yönetimin temeli olan serbest seçim hakkı, her türlü etkiden uzak, hür iradeyle kullanılan oylarla bir anlam ve değer taşır.” demişsiniz. Gerçekten bu değerlere inanıyorsanız nasıl böyle bir teklif getiriyorsunuz, milletin önüne böyle bir teklifi nasıl koyuyorsunuz, gerçekten inanması bizim için güç. Hem serbest seçim hakkından, hür irade ve çoğulcu demokratik rejimden bahsediyorsunuz hem de “Fazladan nasıl sandalye kazanırım, oy almadan nasıl milletvekili çıkarırım, nasıl milletin hakkını yerim?” onu düşünüyorsunuz bu teklifle birlikte.

Bu teklife bütünüyle baktığımızda, iki ayrı alanda kaygılarımızı artıran düzenlemeler var. Birisi sandalye hırsızlığının önünü açacak olan seçim ittifakı; diğeri de seçim güvenliğinden çok, ittifak yapan partilerin güvenliğini sağlayan ama seçimleri şaibeli hâle getirecek olan düzenlemeler var. Her ikisinde de ne yazık ki demokrasiye, çoğulculuğa, adalete, hukuka, şeffaflığa, adil temsiliyete ve seçim güvenliğine ciddi yaralar açacak ve telafisi mümkün olmayan düzenlemeler yer alıyor.

Bu teklif “ittifaklar” adı altında, aslında bal gibi ihale şartnamesine benzeyen bir yapı ya da asıl adı “koalisyon” olan sistemle siyaseti kilitleyecek, demokrasi ve çoğulculuğu yok edecek, seçime ilişkin hükümlerle de seçim sonuçlarını güvensiz hâle getirecek. Bu teklifle birlikte Türkiye’nin geleceği kurgulanmakta, mühürsüz referandumla kurulan tek adam rejimini tahkim etme ve milleti tek tipleştirme hedeflenmektedir bu teklifi getirenler tarafından. Çok uzak değil, bundan üç yıl öncesinde birbirlerine siyaset alanından söven, edepsizce yakıştırmalarda bulunan iki parti şimdi çıkarları doğrultusunda birbirleriyle çok da güzel uyuştu ve şimdiden koalisyonunu kurdu bile.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayıp, ayıp, hiç yakışıyor mu bu laflar?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Devamla) – Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop bir televizyon programında daha yasalaşmayan bir ittifak bu görünümlü bu koalisyon hakkında beş yıl süreli olacağını söyledi ama şunu da unutmamak lazım: Siyasette neyin ne zaman ne olacağı hiç belli olmaz. Üç yıl önce birbirlerine küfürler yağdırırken tutup da şimdi çıkarlar doğrultusunda “Bu ittifak beş yıl sürecek.” demek bize göre abesle iştigaldir değerli arkadaşlar.

Bu teklifle diğer partilerin siyaset yapma hakkı barajla kapatılıyor, kendileri için siyaset yapma hakkıysa ittifakla birlikte açılmış oluyor ve bunu yapanlar ne yazık ki barajın üzerine kocaman bir merdiven dayayarak barajı uzun atlamayla atlamış oluyor. “Gelin, biz barajı kaldıralım, vatandaşların gönül verdiği tüm partiler Mecliste olsun.” dediğimizdeyse “Olur mu öyle şey?” deniyor ne yazık ki.

“Milletin bekası” diye diye sadece iki partinin bekası güvenceye alınıyor bu teklifle birlikte. Yüzde 2, yüzde 3, yüzde 5 alan parti oy oranı kendisinden nispeten daha fazla olan partiyle ittifak kurduğunda yani başka partinin kuyruğuna takıldığında Mecliste temsil edilecek, almadığı oyu almış sayılacak ama yüzde 9,9 alan bir parti, sırf tek başına girdiği için ve bunu deme cesaretini gösterdiği için “Hodri meydan, ben tek başıma bu seçime giriyorum.” deme cesaretini gösterdiği için ama ittifak yapmadığı için Meclise giremeyecek, kendisine oy veren milyonlarca vatandaşın temsiliyetini Mecliste sağlayamamış olacak. Peki, nerede temsilde adalet? Nerede hak? Nerede hukuk? Nerede vicdan? Nerede kul hakkı? Hani hep Müslümanlıktan bahsediyoruz ya. İşte, buyurun size kul hakkı. Yeterli oy alınmadığı hâlde alınmış gibi gösterilerek milletvekili çıkarılacak bu sistemle birlikte ne yazık ki. Peygamberimizin söylediği gibi, hak edilerek kazanılan bir şey, haksız olarak kazanılan çok şeyden üstündür; bunu da unutmamak lazım değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Mühürsüz oyların geçerli olması, sandıkların taşınması, seçmenlerin rastgele birbirinden ayrıştırılması, seyyar seçim sandığı oluşturulması, baraj şantajı gibi birbirini aratmayan garabet düzenlemeler bulunuyor bu teklifte. Her seçim döneminde illa bir yerlerde hep trafoya kedi girerdi, elektrikler kesilir, bir anda seçim sonuçları değişir, şaibeli açıklamalar yapılırdı. 16 Nisan referandumunda bu sefer trafoya kedi değil, YSK girmişti ne yazık ki; bunu da hep bas bas söylemiştik. Kanun maddesi çok açık olmasına rağmen, mühürsüz oyları geçerli saymıştı 16 Nisan referandumunda YSK. Şimdi, bu teklifle birlikte bu hukuksuzluk kanuna bağlanıyor yani bundan sonra artık trafoya kimsenin girmesine gerek kalmayacak, bu teklif zaten sizin işinizi görmüş olacak.

Ülkemizde yumurtalara bile mühür vuruluyor değerli arkadaşlar. Bugün, mühürsüz bir yumurta ne yazık ki ceza sebebi zabıtalar tarafından ama milletin iradesini temsil eden zarfları, oyları, pusulaları mühürsüz olsa da ne yazık ki kabul edeceğiz bu teklifle birlikte yani “Milletin iradesinin, milletin verdiği oyun bir yumurta kadar değeri yok.” diyeceğiz herhâlde bu teklifle birlikte; bu, onu gösteriyor.

Algı yönetimi bile düşünülmüş. Pusulaların hazırlanmasına baktığımızda ittifak partisinin bulunduğu bölüm büyük büyük, algıyı yönetecek, seçmen iradesini sakatlayacak ve oy verme iradesini değiştirecek şekilde düzenlenmiş. Peki, ya geçersiz olması gereken oylar ittifak partileri lehine geçerli sayıldığında seçilen milletvekili kimi temsil edecek? Almadığı oyu nasıl temsil edecek? Bu da yine bir başka soru olarak karşımıza çıkıyor bu teklifte.

Aynı binada oturan vatandaşlara farklı yerlerde oy kullandırılması, partili Cumhurbaşkanının memuru olan valilerin seçimlere doğrudan karışması, sandıkların yerinden oynatılmaması seçimin sigortası olduğu hâlde, engelli ve hasta seçmenlerin durumlarını istismar edecek şekilde seyyar hâle getirilmesi, kolluk kuvvetlerinin her an sandık alanına müdahale edebilecek duruma gelmesi; hukuksuzlukların yasal zırha büründürülmesi aslında bize göre.

Biz aslında şunu söylüyoruz: Seyyar seçim değil, temiz seçime ihtiyacımız var bizim, şaibesiz seçime ihtiyacımız var, vicdanlara uygun bir seçime ihtiyacımız var ama bu teklif bundan çok uzak. Hilenin önünü açmak, sandalye hırsızlığını yasalaştırmak, siyasi yankesicilik yapmak, sandık güvenliğini hiçe saymak, halkın ve siyasi partilerin denetimini ortadan kaldırmak, bunu da devletin gücünü alet ederek yapmak ne yazık ki namussuzlukların da yolunu açacak değerli arkadaşlar. Adaletin gözleri, adil olsun diye bağlıdır, namussuzlara göz yumsun diye değildir değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Birçok hukuksuzluğu da beraberinde getirecek olan bu teklifle adaleti çıkarınız için kullanırsanız, bumerang gibidir ve gün gelir onu kullananı vurur ve bu teklif de emin olun, eninde sonunda sizleri vuracak; bunu da buradan ifade etmek istiyorum.

Aslında bu teklif bir anlamda da sandıkla gelen AKP’nin sandıkla gitmek istemeyişi yani saltanatını sürdürmek isteyişinin de bir başka ifadesi; ben buna mafya saltanatı diyorum, bunu ne yazık ki devam ettirmek istiyorsunuz ve bunu yaparken de her konuşmacı aynı şeyi söylüyor: “15 Temmuz” “15 Temmuz” “15 Temmuz” Bu teklifi açıklarken sürekli 15 Temmuzu kullanıyorsunuz ama aslında siz 15 Temmuzu bu teklifle birlikte istismar ediyorsunuz. Bunu da buradan açıkça ifade etmek istiyorum.

Bu teklifte her türlü kazan-kazan sistemini kurmak, her türlü avantajlı duruma geçmek adına bütün planlamaları yapmışsınız, en ince ayrıntısına kadar ne yazık ki planlamışsınız. Aslında tek istediğiniz, tek kale maç oynamak; başka hiçbir müdahale kabul etmiyorsunuz.

Daha da önemlisi “12 Eylül darbe yasalarıyla mücadele edeceğiz.” diye diye geldiniz, propaganda yaptınız, oy aldınız; şimdi, bu darbe yasalarına kocaman bir kucak açıyorsunuz ve bunlara sahip çıkıyorsunuz. Bu yaptığınız, yine -aslında şaşırtıcı demeyeceğim- artık bizi çok da şaşırtmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Devamla) – Toparlamak için son bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Toparlayın, bir dakika ek süre veriyorum size.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Devamla) – Son olarak şunları ifade etmek istiyorum: Bu ittifak, halkın gerçek sorunlarına dair de hiçbir çözüm üretmiyor. Aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisi temenni yeri değildir, çözüm yeridir. Burada bunların konuşulması lazım, halkın gerçek ihtiyaçlarının konuşulması lazım ama bu teklife baktığımızda, halkın gerçek ihtiyaçları değil, iki partinin çıkarlarını konuşmak durumunda kalıyoruz değerli arkadaşlar.

Bu teklifle birlikte bütün inandığımız değerlerin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün altına dinamit koyuyorsunuz, ülkeye çok büyük kötülük yapıyorsunuz, üzerinde yaşadığımız bu toprakların geleceği için çok büyük haksızlık yapıyorsunuz.

Son olarak şunu söyleyeceğim, sevdiğim bir söz vardır: “Tilkinin bağladığı çakalın kurtardığı aslandan kral olmazmış.” Sizin de bu yaptığınız tekliften ne yazık ki bu ülkeye hayır gelmeyecek değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Yanlışın, yalanın, haksızlığın, hilenin, oy hırsızlığının etrafında asla ve asla ittifak olmaz. Yarın öbür gün büyük krizler yaşamamak için bu teklife “hayır” demek lazım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan Hürriyet.

Buyurun Sayın Bostancı.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye söz aldım.

Sayın Kaplan, hukukun üstünlüğünden, özgürlükten, demokrasiden, herkes için önemli olan değerlerden bahsetti ancak bu değerlerden bahsederken “oy hırsızlığı” “yasal hâle getirilen hile” “kuyruğa takılmak” “siyasi yankesicilik” vesaire gibi kavramları kullanması…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Millî irade hırsızlığı” da var Hocam, tutanağa geçsin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …yücelttiği kavramları da ne kadar yücelttiği, onları anlatırken nasıl bir dil kurduğunun da önemli şahitleridir. Bu yanlış bir dildir, Meclise yakışmaz, hukukçu birisine de yakışmaz, reddediyoruz. Kendisini dinlemeyi de zorlaştıran bir dildir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Dinlemeyin canım, zaten dinlemiyorsunuz!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zırvalıyor!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemini yapacağız.

Süremiz yirmi dakika; bu sürenin on dakikası sorulara, diğer on dakikası ise cevaplara ayrılmıştır.

Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi diye sunduğunuz Başkanlık sistemiyle koalisyonlar döneminin sona erdiğini söylüyordunuz, koalisyonları kötülüyordunuz, yüzde 10 ülke barajını da düşüreceğinizden söz ediyordunuz. Dün söylediklerinizin bugün tam tersini söylüyorsunuz. Hani koalisyonlar kalkıyordu? Adını “ittifak” koyup seçim öncesi koalisyon kuruyorsunuz. Tek parti iktidarı ruhuna bu düzenlemeyle “El Fatiha” diyorsunuz. Yaptığınız düzenleme, aynı zamanda seçmen iradesini haksız biçimde bir başka partiye aktarma değil mi? Kanun tasarısında Yüksek Seçim Kurulunun 16 Nisan referandumunda haksız yere aldığı mühürsüz oy kararını savunmuştunuz. Karar kanuna uygunsa neden yasayla mühürsüz oy düzenlemesi yapıyorsunuz? 16 Nisanda yapılan kanunsuzluğu da bu şekilde onaylıyor musunuz? Hasta ve engelliler için evlere sandık götürecek sandık görevlilerini sosyal yardım görevlilerinden mi seçmeyi düşünüyorsunuz ki tam tarafsızlık hâli oluşsun?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Adalet Bakanına soruyorum: 16 Nisanda yapılan referandumda kanuna açıkça aykırı olmasına rağmen mühürsüz oy ve zarfların geçerli sayılmasına YSK karar vermiştir. Böylece aksi yönde verdiği önceki kararlarını inkâr etmiştir. Şimdi de yıllardan beri kanuni olarak uygulanan mühürsüz oy ve zarfların geçersizliği, hukuka aykırı olmasına rağmen bu kanun tasarısıyla meşrulaştırılmak isteniyor. Yapılacak bu değişiklikle oy hırsızlığının ve seçim yolsuzluğunun önünü açıyorsunuz. Hangi sandıkta verildiği belli olmayan, sandık kurulu mührü basılmamış oyların sandığa ve torbaya girmesine fırsat vermiş olmuyor musunuz? Bu uygulama, seçim güvenliğini ortadan kaldırmayacak mı? Böyle bir seçim, demokratik bir seçim sayılabilir mi? Yapılacak bu seçimler, adil bir seçim olarak kabul edilebilir mi? Bu yanlışlığı kanuna bağlamış olsanız bile Anayasa’mıza ve hukuka aykırı olmayacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Demirtaş…

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sayın Bakan, sarayın hedefindeki Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Barolar Birliği gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleriyle ilgili Hükûmetin çalışma başlattığı kamuoyuna açıklandı. Kanun değişikliğiyle adlarından “Türk” ve “Türkiye” ibaresinin çıkarılması, mesleği yapanların üye olma zorunluluğunun kaldırılması, meslek örgütlerinin bölünmesi amaçlanmaktadır. Hem “Yerliyiz.” hem “Millîyiz.” diyeceksiniz hem “Türk” ve “Türkiye” ifadelerinden rahatsız olacaksınız hem de meslek örgütlerini bölmeye çalışacaksınız. 2009 yılında bu projeyi Türkiye’nin gündemine getirenler FET֒cü oldukları için üniversiteden ihraç edilmişlerdi.

Sayın Bakan, sizin de üyesi olduğunuz Barolar Birliğindeki “Türkiye” ifadesinden, meslek örgütlerindeki “Türk” ifadesinden neden rahatsızsınız? Bir FETÖ projesi olan bu çalışma hâlâ devam etmekte midir? Hükûmetiniz bu FETÖ projesinden vazgeçmeyi düşünmekte midir? Baroların bölünmesi, yürütmeye tamamen bağımlı kılınmasıyla meslek dayanışmasının zayıflatılması avukatlık yapmış bir bakan olarak sizi rahatsız etmiyor mu?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, seçime OHAL döneminde mi gidilecek, yoksa OHAL kaldırıldıktan sonra mı seçime gidilecek?

Soru iki: Siz kürsüde “Avrupa’da bulunan ülkelerin çoğunda bu şekilde ittifak örnekleri var.” dediniz. Avrupa’daki örneklerin çoğunda, o seçim barajı olan ülkelerde deniliyor ki: “İttifak yapan siyasi partilerin o barajı aşması lazım.” Yüzde 5’se yüzde 5’i aşacak. Yani o barajı aşmadan barajı aşmış gibi bir işlem yapılmıyor. Böyle bir örnek var mı? Yani benim görebildiğim kadarıyla, siz bu örneği Çek Cumhuriyeti’nden almışsınız. Çek Cumhuriyeti’nde yok, Finlandiya’da yok, Hırvatistan’da yok, İspanya’da yok, Letonya’da yok, Macaristan’da yok, Polonya’da yok, Yunanistan’da yok, Slovakya’da yok. Hangi ülkede var? Yani bir parti seçim barajını aşamıyor… Kendi ifadenizle dediniz ki: “Amiral gemisinin arkasına takılan bir kuyruk var.” Bu, bu mudur?

Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Topal… Yok galiba.

Sayın Çakırözer…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Anayasa Mahkemesinin kararlarına birinci derece mahkemelerinin uymaması konusunda ne düşünüyorsunuz? Şahin Alpay altı yüz gündür, Mehmet Altan beş yüz elli gündür tutuklu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden de hak ihlali yönünde karar çıkarsa nasıl davranacaksınız? Şahin Alpay’ın bu uzun tutukluluğunun yanı sıra insan haklarına sığmayan koşullarda anjiyo olması konusunda gerekli incelemeyi yaptırdınız mı?

OHAL Komisyonuna bugüne kadar kaç kişi başvurdu, kaçına hak iadesi kararı çıktı? Bu kadar düşük oranda hak iadesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kalanların hepsi, mutlak surette, sizin gözünüzde suçlular mı?

Aynı şekilde, ülkemizde cezaevlerindeki tutuklu gazeteciler konusunda son rakamlar nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Yeşil… Yok.

Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, düzenlemenin 2’nci maddesinde seçmenlerin baskı altında olabileceği kaygısıyla sandıkların birleştirilmesi, taşınması düzenlemesi yapılıyor. Sandıkların nerede, nasıl birleştirileceğine kim, hangi gerekçeyle karar verecek?

Baktığımız süreçte, parti devletine dönüştüğümüz ve ülkeyi yöneten iktidar partisi yani Hükûmet ile devlet arasındaki bağın koparıldığı gerçekliği ortadayken vali ve il seçim kurulu başkanları seçmenlerin nerede baskı altında olmayacağına nasıl karar verecekler?

Yine düzenlemenin 8’inci maddesinde ihbar üzerine kolluk kuvvetlerinin sandık çevrelerine gelmeleri… Burada da ihbarın kim tarafından ne şekilde yapılacağını, ihbarın gerçekleşip gerçekleşmediğini denetleme imkânı yoktur. Bu durum, yetkinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmayacak mı? Kolluk kuvvetlerinin kolaylıkla seçim çevrelerine dâhil edilmeleri özgür, eşit, serbest seçim ilkesini zedelemeyecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Devlet Demiryolları, Devlet Hava Meydanları İşletmesi, Çukurova Hava Meydanı, TÜBİTAK Marmara Teknoloji Merkezi, TRT, TKİ gibi birçok kurumda Sayıştay tarafından düzenlenmiş olan raporlarla çok ciddi zimmet, yolsuzluk, irtikap, rüşvet vesaire gibi rapora bağlanmış, belgeli suçlamalar var. Ne enteresandır ki bu suçlamalarla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında hiçbir hukuksal süreç başlamamakta. Çok enteresan, Twitter üzerinden, şuradan buradan bir küçük mail atmış olan insanlarla ilgili birkaç dakika sonra müthiş bir yargılama hızı görülüyor ama milyarlarca dolarlık yolsuzluklarla ilgili Hükûmetinizin bu savcılarla talimat yönünde bir ilişkisi var mı, doğrusu ben merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son zamanlarda çocuk tecavüzleri ve kadın cinayetlerinde büyük bir artış var. Bununla ilgili, Sayın Bakan aracılığıyla Aile Bakanlığına sormak istiyorum: Bakanlığınızın sorumluluğunda kaç kadın sığınmaevi vardır? 2018 yılı içinde yenilerinin yapımı gündeme gelecek midir?

İkinci sorum: Bakanlığınızın dışında belediyelerin de kadın sığınmaevi kurmalarını destekleyici, özendirici çalışmalar yapmakta mısınız, yapmak ister misiniz?

Üçüncü sorum: Türkiye’deki kadın sığınmaevlerini sadece kısa süreli barınma özelliğinden çıkararak, eksiksiz personel, uzmanlar ve sağlık personelinin görev yaptığı, anne ve çocuklara özellikle şiddete karşı tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin de verildiği, sosyal alanları da olan güvenlikli tek bir model hâline getirmeyi düşünmekte misiniz?

İlim Giresun’daki kadın sığınmaevinin kapasitesini artırarak modernize etmek ister misiniz, edecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın Hakverdi…

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2010 yılındaki referandumda ölülere “evet” oyu verme çağrısı yapıyordu o dönem beraber yol yürüdüğünüz Fetullah Gülen, şimdiki FETÖ. Bu dönem, oy kullanmayanlara, oy kullanamayanlara, oy kullanmaya gidemeyenlere sandığı götürmek istiyorsunuz. Bu durumda mezarlıklara sandık götürecek misiniz, yoksa ölüleri sandığa taşımayı düşünüyor musunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

AKP iktidarının en iddialı olduğu işkence konusunda son zamanlarda hoş olmayan haberler ve iddialar gündeme gelmektedir. Gerek aileler gerek avukatlar gerek basın sık sık bunları dile getirdi. Hemen hemen her gün yurdun dört bir yanından bu haberleri almaktayız. En son, Rize Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevinde Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Sayın Mehmet Arslan’ın çıplak aramaya karşı çıktığı için onlarca gardiyan tarafından bayıltılıncaya kadar darbedildiği haberi basına düştü. Sanırım bu olay size kadar ulaşmıştır. Bu kabul edilemez işkence iddiaları için Bakanlık olarak bir yaptırımınız oldu mu?

BAŞKAN – Son olarak Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, HAS Parti Ankara İl Başkanı iken yüzde 10 seçim barajının antidemokratik olduğu ve iktidarınız döneminde bunu değiştireceğinizle ilgili açıklamalarınız var. Bugün neden bunu değiştirmiyorsunuz?

Sayın Şentop Hocam, siz de Habertürk gazetesinden Kübra Par’a vermiş olduğunuz 30 Ekim 2016 tarihli röportajda diyorsunuz ki: “Seçim barajı sıfırlanacağı ya da çok sembolik bir orana çekileceği için daha güçlü milletvekilleri gelecek.” Neden bunları yapmıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz on dakika.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Gürer’in “Koalisyonu bitireceğiz.” diyordunuz şeklindeki sorusu… Elbette, koalisyonu az önce de ifade etmeye çalıştık. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle koalisyon dönemi sona ermiştir. Seçim günü hükûmetin kurulacağı bir sisteme evrilmiştir 16 Nisan referandumu sonrasında. Bu nedenle, bugün Genel Kurulun huzurunda olan ve tartıştığımız mesele koalisyon değil siyasi partilerin ittifak yaparak seçimlere gitmesi ve bunun önündeki, yasak vardı, bu yasağın kaldırılmasına yönelik bir iradedir. Elbette, siyasi partiler bu konuda kendileri seçim öncesi bir siyasi mutabakatı hazırlayarak milletin önüne çıkacaklar ve milletin iradesi de hangi yönde tecelli ederse, sandıktan çıkarsa yine ona göre bir seçim sonucu ortaya çıkacaktır. Zaten bu, cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin de doğal bir sonucu olarak yine bir mutabakatı, bir araya gelmeyi, ortaklaşmayı öngören bir modeldir, bu modelin doğal bir sonucudur. Dolayısıyla bu hususta, koalisyon dönemleri bitmiştir ama bir ittifak anlamında, bir arada olma, birlikte ya da ortak müştereklerde buluşabilme anlamında bir imkânı getiren bir düzenleme bugün Genel Kurula sunulmuştur.

Yine mühürle ilgili hususta da değerli arkadaşlar, burada siyasi partilerin seçimlerde farklı hususlarda hep seçim günü itirazları olmuştu. En son -az önce de ifade etmeye çalıştım- 7 Haziran seçiminde… Sandık kurulu üyelerinin ihmalinden dolayı, sandık kurulu mührünün basılmamasından dolayı vatandaşlarımızın oyu heba olmaktaydı bazı yerlerde. Şimdi, burada, Yüksek Seçim Kurulu uygulamada, sandık kurulunun kendi hatasından kaynaklanan bir ihmalden dolayı bütün seçmenlerin ya da bir kişi bile olsa o oyu ortaya koyan, iradesini ortaya koyan kişinin oyunun haleldar olmaması için, bu hususta, oyun geçersiz olmamasına karar veriyordu. Bu hususla ilgili birçok siyasi partinin -CHP olsun, MHP olsun, HDP olsun- ortak olarak birçok yerde haklı itirazları vardı ve bu konu da kanundan doğan bir ihtiyaç, fiilî olarak ortaya çıkan bir ihtiyaçtan kaynaklı bir durumdur.

Bakın, kanunda yine bu hususla ilgili geçerli oyları ifade ederken, geçerli oylar hangileridir, bunları ifade ediyor; daha sonrasında da yine hangileri geçersiz olur? Yine, bu konuda, arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oylar geçersizdir ama sandık kurulunun ihmalinden dolayı, eğer bir ihmal söz konusuysa bunlar geçerli olacaktır.

Bakın, yine “Bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış oy pusulaları geçersizdir ancak kazaen yırtılması, zarfların açılması esnasında yırtılması gibi…” diyor, hemen bir istisna var. Yani buradaki temel mantık, seçmen iradesini ortaya koyduktan sonra sandığa, sandık kurulunun bir ihmali nedeniyle verilen oy heba olmasın şeklinde… Kanunun ruhu da bu şekildedir.

Burada hepimiz biliyoruz ki oy pusulaları filigranlı bir şekildedir ve Yüksek Seçim Kurulunun filigranı vardır, ilçe seçim kurulunun mührü vardır. Dolayısıyla orada bütün partilerin de temsilcilerinin bulunduğu bir yerde eğer bir ihmal olursa bu ihmalden dolayı pazar günü demokrasi için oy kullanmaya gelen vatandaşlarımızın oyunun heba olmaması adına -uygulamadaki bir YSK kararının, yine yerleşik içtihadının da doğal bir sonucu ki demokrasinin de gereğidir- bu şekilde bir düzenleme yapılmıştır.

Burada yine mühürle ilgili, arkadaşlar -kanunun lafzında da var- dışarıdan herhangi bir şekilde oy pusulasının kabulü söz konusu değil. YSK’nin filigranı, ilçe seçim kurulunun mührü olacak ve sandık kurulunun ihmali nedeniyle olacak; dolayısıyla asla orada yolsuz bir işlem söz konusu değil, bunu ifade etmek isterim.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Bu ülkede sorular çalındı Sayın Bakan, pusulaların çalınmayacağını nereden biliyorsunuz?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Seyyar sandık görevlileriyle ilgili olarak “Seyyar sandık görevine de yine sosyal yardım görevlileri ya da sosyal yardımlaşma vakfından yetkililer mi katılacak?” şeklinde bir soru. Muhtemelen bakanlık kastedildi ya da vakıf kastedildi. “Bunlar mı görevli olacak?” Hayır. Burada görevli olanlar: Her siyasi partinin nasıl sandıklarda görevlisi varsa, yine, her siyasi partinin bu seyyar sandıklarda da sandık görevlisi olacak.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 1 kişi için kaç kişi gidebilir Sayın Bakan?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Siyasi parti denetiminde, gözetiminde yine bu seçimlerde sandık seçmenin yanına götürülecek ve her seçmene değil, yatağa bağımlı, oy kullanamayacak olan kişilere yönelik, seçmenlere yönelik bir düzenleme söz konusu. Sayın Arslan’ın sorusu da benzerdi, bu vesileyle ifade etmiş oldum ortak bir şekilde.

Sayın Demirtaş’ın “Kamu kurumu niteliğindeki kurumlarda ‘Türkiye’ ‘Türk’ ifadelerinden rahatsız mısınız da bu şekilde düzenleme yapıyorsunuz?” sorusu. Hayır, biz “Türkiye” “Türk” ibarelerinden asla rahatsız olmayız, bundan gurur duyarız ama bugün Mehmetçik’imiz, Türk askerimiz teröristlere karşı mücadele ederken eğer o teröristlerin yanında ve Mehmetçik’in karşısında açıklama yapan birileri varsa elbette o “Türk” ifadesi de tartışmaya açılacaktır. Burada, asla “Türk” “Türkiye” ibareleriyle ilgili bir düzenlemeden vazgeçilmesi değil, bunun disipline edilmesi anlamında bir düzenleme var.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Barolar Birliğinin bu yönde bir açıklamasını duymadık Sayın Bakan. Barolar Birliğinin böyle bir açıklaması yok Sayın Bakanım.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Demirtaş, bu konularla ilgili genel bir düzenleme kamuoyuyla paylaşılacak aşamada olduğunda Hükûmetimiz de bunları değerlendirecektir. Elbette orada da tüm partilerimizin ve kamuoyunun önerilerini alacağız. Şu anda “Şu şekilde somutlaşmıştır.” ya da “Şu kurumlarda…” şeklinde bir şey ifade etmek bugün itibarıyla mümkün değil.

Sayın Tanal’ın “Seçime OHAL döneminde mi gidilecek?” şeklinde bir sorusu var. Elbette, OHAL’le ilgili Anayasa 119’da, 120’de, devamındaki maddelerde ne şekilde karar alınacağı düzenlenmiştir. Bu, anayasal bir yoldur, olağanüstü yönetim biçimidir. Bu, usullerine göre, yine Millî Güvenlik Kurulu tavsiyesiyle, Bakanlar Kurulu kararıyla ve yüce Meclisin onayıyla tasvip edilirse elbette gündeme gelecektir. Bu konudaki takdir yine, elbette yüce Meclisimizin olacaktır nihai olarak ama şunu ifade etmek lazım: Anayasa referandumunda ve Avrupa’nın birçok ülkesinde, yine OHAL döneminde de seçimler olabilmiştir. Önemli olan yine bu konuda seçimlerin demokratik katılımla, özgür ve seçim hukukuna uygun şekilde gerçekleşmesidir.

“Avrupa’daki ittifak örneklerinde -barajı geçmeyen partiler- her parti barajı geçmek zorunda, aksi takdirde ittifak yapamaz.” şeklinde bir soru tevcih edilmiştir. Az önce de gösterildi, oradaki usul Türkiye’deki, bizim bugün getirmiş olduğumuz tekliften farklı. Bizim teklifte, ittifak partileri yine kendi içerisinde, ittifak unvanının altında bir arada oluyorlar. Her ittifak partisi bu şekliyle, yine kendi unvanıyla, kendi logosuyla, amblemiyle seçime girebilmekte ama orada bir parti gibi giriyor ve dolayısıyla, o partilerin de bir bütün olarak yine barajı geçmesi söz konusu. Ama diyelim ki öyle bir farklılık olsa bile bu, Türkiye’ye özgü. Yani orada da partiler ayrı ayrı girmiyor. Biz burada oturmuşuz, Türk parlamenterler olarak bir teklif üzerinde çalışmışız. “Sui generis”, kendimize, kendi ihtiyaçlarımıza göre, Türkiye’deki pratiğe göre, ihtiyaca göre yapılmıştır. Elbette ayrı ayrı da olabilir, bir de olabilir ama bir olmasının ayrı mahzurlarını az önce anlatmaya çalıştım. Her partinin kendi tüzel kişiliğiyle, kendi amblemiyle girmesi Türkiye siyasetine ve geleneğine daha uygundur diye böyle bir model uygun görüldü. Parlamentomuzun uygun görmesiyle de böyle bir değerlendirme yapılabilir. Farklı uygulamalar da var; ittifak partileri bir araya gelince, işte, iki parti olunca baraj daha yukarıya çıkıyor, üç parti olunca… Her ülkenin -bu uygulama çok yaygın da değil- farklı örnekleri var. Türkiye'nin bu tecrübesi de yine, dünya demokrasisine elbette önemli bir katkı sağlayacaktır.

Anayasa Mahkemesinin kararlarına yerel mahkemelerin uymamasına yönelik düşüncelerimiz… Sayın Çakırözer’in sorusu var. Elbette, Anayasa’ya göre, Anayasa Mahkemesinin kararları bağlayıcıdır ve Anayasa Mahkemesinin kararlarına mahkemeler uyacaktır, uymalıdır. Burada bir ihlalle ilgili konuda nasıl bu karara uyulacağı da yerel mahkemece takdir edilecektir. Takdir edersiniz ki yerel mahkeme kendi dosyasına göre, son tartışılan konuyla ilgili de bir değerlendirme yapmıştır ve yine, Anayasa Mahkemesine bu konuyla ilgili, uygulamamasına yönelik bir müracaat vardır. Elbette, bu süreçle ilgili hukuki süreçler değerlendirilecek ama genel ilkeler böyle. Mahkeme de ihlalle ilgili nasıl karar verecek? Kendi dosyasına göre değerlendirmesini yapıyor ama bireysel başvuruyu getiren de AK PARTİ Hükûmeti, bu reformun da elbette en güzel şekilde uygulamasını yakinen takip edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bitti mi, ek süre vereyim mi?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Yazılı da verebilirim.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre vereyim size isterseniz, toparlayın.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Anjiyo olan bir…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Şahin Alpay.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Kim?

BAŞKAN – Şahin Alpay.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Ailesi ve avukatıyla yapacağı görüşler nedeniyle dilekçe vererek planlanan 28 hastaneye sevk işlemine gitmediği; 2 Ocak 2018, 5 Ocak 2018 tarihlerinde Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi, Prof. Dr. Necmi Ayanoğlu ve Silivri Ceza İnfaz Kurumu Devlet Hastanelerinde anjiyo işlemi, MR çekimi, psikiyatri, dâhiliye polikliniklerine sevk işleminin yapıldığı; 12 Ocak 2018, 22 Ocak 2018 tarihlerinde planlanan hastane sevklerine dilekçe vererek kendi isteğiyle gitmediği yönünde uzun bir bilgi notu da var, ben size de ifade edeyim. Elbette, bu konuyla ilgili -sağlık- mutlaka, onlar devletin hukukuna emanettir, burada hassas olmak gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre vereyim size.

Buyurun.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Bakan, operasyon öncesi kelepçeyle bekletilme…

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Bu hususta elbette farklı bir durum varsa -ben notu da veririm Sayın Çakırözer- gereken ne varsa yasal anlamda, mevzuat anlamında, o hususta titizlikle kamu görevlilerimiz de bizler de takipçisi olacağız.

“Tutuklu olan herkes sizin gözünüzde suçlu mu?” Elbette, tutukluluk hiçbir şekilde bir mahkûmiyetle, kesin hükümle sonuçlanmadığı için tutuklamayla ilgili, tutuklanan kişiyle ilgili, yargılaması devam eden biriyle ilgili böyle bir şeyi söyleyemeyiz çünkü beraatizimmet asıldır, masumiyet karinesi vardır; asla öyle bir ifade kullanamayız ve bir kişinin suçlu olup olmadığının kararını verecek olan da mahkemelerdir. Dolayısıyla bizim bu konuda bir yürütme organı olarak -ya da herhangi bir vatandaş da bunu diyemez- öyle bir düşüncemiz asla söz konusu olamaz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, toparlar mısınız lütfen.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Tamam.

Ben teşekkür ediyorum.

“Sandıkların birleştirilmesiyle ilgili kim karar verecek?” Yüksek Seçim Kurulu karar verecek ve hangi sandıkların birleşeceğine ilişkin, Yüksek Seçim Kurulu, valiliğin müracaatı ya da diğer hususlarla tüm ilgili değerlendirmeleri objektif bir şekilde yapacaktır.

“İhbar üzerine kolluk sandık mahalline gelecek, bu tehdit oluşturur mu?” Bu hususta şahsen müracaat söz konusu ve sandık kurulu kolluğu geri gönderme, görevi bittiğinde, işi bittiğinde geri gönderme, mahallinden gönderme anlamında yetkilidir. Dolayısıyla bu konularda asla bir suistimal olmayacağı gibi varsa seçim güvenliğine ilişkin bir tehlike onu ortadan kaldırmaya matuftur.

Diğer soruları da yazılı olarak arz ederim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ama bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Gürer, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Emir, Sayın Tanal, Sayın Çakırözer, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Pekşen, Sayın Arslan, Sayın Demirtaş, Sayın Gök, Sayın Yarkadaş, Sayın Arık, Sayın Hakverdi, Sayın Köse, Sayın Adıgüzel, Sayın Özdemir, Sayın Gündoğdu, Sayın Bakan, Sayın Çam, Sayın Kuşoğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekilleri lütfen Genel Kurulu terk etmesinler.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 13’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri ve aziz Türk milleti; teklifimiz üzerinde birinci bölüme dair olmak üzere partimiz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Birinci bölümde hem seçim güvenliğine dair hem de ittifaka dair düzenlemeler söz konusu olduğu için iki temel başlık altında da değerlendirmelerimiz olacak ama kanun teklifindeki sıra uyarınca önce seçim güvenliğine dair düşüncelerimizi, arkasından da ittifaka dair düşüncelerimizi paylaşacağız.

Sayın milletvekilleri, teklifimizin 1’inci maddesinde aynı seçim bölgesinde kalmaları şartıyla farklı sandık bölgelerine seçmenlerin kaydedilebileceği yönünde bir değerlendirme var ama biz bu teklifimizi sunduğumuzdan bu yana mesele öyle bir sunuluyor ki sanki Kızılcahamam’da olan bir seçmen Şereflikoçhisar’a kaydedilebilecek. Bu, kesinlikle söz konusu değildir. Aynı mahallede olmak kaydıyla aynı binada oy kullanacak seçmenlerin bir sandıktan diğerine kaydedilebilmesi burada düzenlenmektedir. Bu da şunun için: Mevcut mevzuatımıza göre, şehirlerde 150, köy ve kasabalarda 200 seçmenin aynı sandığa kaydedilebilmesine dair hüküm kaldırıldığı için ve esasen bu yürürlükteki uygulama itibarıyla da yaklaşık 300 ve 400 arasında seçmen bakımından uygulanabildiği için ve bugün de özellikle büyük şehirlerimizde aynı binada bin, 1.500, 2 bin seçmenin oy kullanması mümkün olduğu için buna olması gerektiği gibi bir düzenleme getirilmektedir.

2’nci maddede seçim güvenliği gerekçesiyle vali veya il seçim kurulu başkanının talebi üzerine sandıkların birleştirilmesi düzenlemesi vardır. Burada da gene, teklifimizi sunduğumuzdan bu yana, valiler sandıkların birleştirilmesine, sandıkların taşınmasına karar verecek gibi, asla gerçeği yansıtmayan ithamlarla karşılaşmaktayız sayın milletvekilleri. Burada bir güvenlik söz konusu olduğunda -ki bu sadece kriminal anlamda güvenlik değil, söz gelimi deprem, sel vesair gibi her anlamdaki güvenlik çerçevesinde- valinin talebi ya da il seçim kurulunun talebi üzerine ama en nihayetinde, hâkimlerden oluşan ve siyasi partilerin de temsilcilerinin bulunduğu Yüksek Seçim Kurulunun kararıyla ancak mümkün olabilecektir.

3’üncü maddede ve 4’üncü maddede sandık kurullarının başkanlarının ve üyelerinin belirlenmesine yönelik düzenlemeler söz konusu. Sayın milletvekilleri, biraz önceki hatipler de ifade ettiler, aslında mevcut mevzuatımızda bunların kamu görevlisi olması gibi bir zorunluluk olmamasına rağmen -yuvarlayarak söylüyorum- son referandum itibarıyla 120 bini kamu görevlilerinden, 40 bini de siyasi partilerden bildirilenler arasından tespit edilmiş. Ama siyasi partilerin bildirdiklerinin de önemli bir çoğunluğunun gene kamu görevlileri olduğunu nazara aldığımızda, esasen uygulamamızda da çok büyük bir çoğunlukla kamu görevlileri tarafından düzenlenen bu alanla alakalı mevcut mevzuatta “iyi ün sahibi olmak” gibi bir müphem kavramı ortadan kaldırıp, tüm kamu görevlilerinin ilçedeki listelerinin kaymakam tarafından yapılıp ilçe seçim kurulu başkanının da seçim kurulu huzurunda sandık sayısının 2 katı kadar gerekli sandık kurulu başkanını kura yoluyla tespit etmesi durumu söz konusudur. Dolayısıyla, burada da hangi sandık kurulu başkanının ya da hangi sandık kurulu üyesinin hangi siyasi partinin mensubu olduğu, seçmeni olduğu asla bilinmemektedir. Dolayısıyla, bu yöndeki ithamların da hiçbir gerçeklik payı yoktur.

5’inci maddede sandık ve kabinlerin gizliliği sağlayacak nitelikte olması gerektiğine dair detaylı bir düzenleme söz konusudur.

6’ncı maddede oy zarflarının filigranlı olması yönünde bir düzenleme söz konusudur. Bakın, nasıl ki parada “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” yazan bir filigran varsa zarflarda ve pusulalarda da “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” yazan bir filigran söz konusudur. Bu sonraki maddelerde de gene karşımıza gelecek, onu o aşamasında tamamlamış olacağım.

7’nci maddede sandık çevrelerine ilişkin düzenleme söz konusudur. Bu, mevcut kanunumuzda 100 metre yarıçap esasına dayanan karmaşık bir düzenlemeyle düzenleniyor ve okullar, spor salonları, sınıflar vesaire dair 100 metre yarıçapın esasen çok da hayat bulmadığını da görüyoruz. Dolayısıyla burada bu durumu da netleştiren ve karmaşıklığı ortadan kaldıran dolayısıyla bu yönüyle de seçim güvenliğini artıran bir düzenleme getirmiş oluyoruz.

8’inci maddede, mevcut kanunda, cebir, şiddet veya tehdit hâlinde sadece sandık kurulu başkanına veya sandık kurulu üyelerine tanınan kolluğa müracaat yetkisini, kolluğa haber verme yetkisini seçmenin bizatihi kendisine de tanıyoruz. Bakın, bir cebir, şiddet durumu var, seçmen olarak sandığa gittiniz; sandık kurulu başkanından veya sandık kurulu üyelerinden istirham ediyorsunuz ama kolluk getirilmiyor, çağırılmıyor. İşte böylesi bir durumda, telefonla, SMS’le vesaire değil kimliğinizi ortaya koymak suretiyle doğrudan doğruya, şahsen kolluğa müracaat edip, haber verip onların gelmesini sağlayabiliyorsunuz ama karar gene siyasi partilerin de bulunduğu sandık kuruluna ait; bunun da doğrusunun böyle olduğunun bilinmesinde fayda var.

Devam ediyorum sayın milletvekilleri, 9’uncu maddede ve 11’inci maddede… Sadece bu teklifimiz bakımından değil ta referandum sürecinden bu yana -tırnak içinde ifade ediyorum çünkü doğru değildir, tam bir algı operasyonudur ve yalandan başka hiçbir şey değildir- mühürsüz oy tartışmaları yürütülüyor. Bakın “mühürsüz oy” diye bir şey yok sayın milletvekilleri. Yüksek Seçim Kurulunun mührü var, Yüksek Seçim Kurulunun amblemi var, Yüksek Seçim Kurulunun filigranı var, ilçe seçim kurulunun da mührü var ama sandık kurulu görevi olduğu hâlde bu görevini yerine getirmemiş ve pusulanın arkasını mühürlememiş; bundan dolayı, seçmen olarak bizim irademiz sandığa yansısın mı, yansımasın mı sorusu çerçevesinde, biz, olması gerektiği gibi, millî iradeyi esas aldığımızdan dolayı “Bunlar sandığa yansıyabilsin, seçmenin oyu geçerli olabilsin.” değerlendirmesini yapıyoruz.

10’uncu maddede ittifakın ortak oyları düzenlemesi; 12’nci, 13’üncü maddelerde de bu ittifakın ortak oyları da dâhil olmak üzere ittifaktan kaynaklanan düzenlemelere ilişkin olarak tutanakların düzenlenmesi gibi bir durum söz konusu.

Gelelim ittifak müessesesine sayın milletvekilleri: İttifak ilk defa bizim icat ettiğimiz bir düzenleme değil. Gerek dünyada özellikle Avrupa’da gerekse ülkemizde şu ana kadar, onlarca yıldır pek çok sayıda uygulaması olan bir düzenleme. Biz “Avrupa’da da var, dünyanın pek çok yerinde de var.” dediğimiz zaman “Ama sizin getirdiğiniz düzenlemenin bir benzeri Avrupa’da hiçbir yerde yok.” deniyor. Evet, yok çünkü Avrupa’daki hiçbir ülkenin düzenlemesi de bir diğeriyle bire bir aynı değil. Aynı olması da gerekmez, bilakis doğru da olmaz çünkü her ülkenin kendine ait birikimi, siyasi tecrübeleri, güncel ihtiyaçları var. Dolayısıyla, biz de bir diğer Avrupa ülkesiyle bire bir aynı olarak değil, kendi ihtiyaçlarımızı, birikimimizi, tecrübemizi nazara alarak bir ittifak düzenlemesi yaptık.

Peki, nedir o bizim birikimimiz? İttifak, yasalarımıza ilk defa 1950 yılında girmiş ama hemen 1954’te ittifak yasaklanmış, yasayla yasaklanmış ve o günden bu yana, yarım asrı aşkındır ittifak yasal olarak yasak. Ama bu yasak hüküm ifade etmiş mi? Etmemiş sayın milletvekilleri, konuşmacımız da ifade etti detaylarıyla birlikte. 1991’den bu yana 5 ayrı seçimde pek çok siyasi parti ittifak yapmış. Nasıl yapmış? Hülle yoluyla, kanuna karşı hile yapmak yoluyla yapmış çünkü ittifak yasal olarak mümkün değil. İşte, biz bu düzenlememizle, yasal olarak o yasak olan hükmü ortadan kaldırıp onun yerine ittifaka dair yasal zemini oluşturup ama şimdiye kadar olduğu gibi örtülü, kanuna karşı hile yapmak suretiyle ya da hülle yapmak suretiyle değil, doğrudan doğruya seçmenin iradesine müracaat ederken birden fazla siyasi parti bir araya gelip programlarını, yaklaşımlarını bir beyannameye, bir protokole kaydetmek suretiyle, kendi tüzel kişiliklerini, kendi listelerini, kendi amblemlerini koruyarak ve seçmenin karşısına pusulada da yan yana çıkmak suretiyle bir ittifak düzenlemesi yapıyoruz. Bu ittifak düzenlememize dair, ne yazık ki asla gerçeği yansıtmayan “kirli ittifak, oy hırsızlığı, siyasi yankesicilik” gibi pek çok ithamda bulunuldu. Asıl bunlar, bizim teklifimizi yani tertemiz teklifimizi kirletme amacına yönelik olarak kirli iddialardır. Söz konusu iddiaların bundan başka hiçbir anlamı, hiçbir kıymeti yoktur. Bunun bilinmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz Cumhur İttifakı’na yönelik olarak bir düzenleme yapmadık. Evet, “İttifakları yasal zemine kavuşturalım.” dedik.

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Adrese teslim olmuş, adrese.

MEHMET PARSAK (Devamla) – Ama tartışmalar genellikle Cumhur İttifakı ekseninde de yoğunlaştığı için kalan süremde ona dair de bir değerlendirme paylaşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Cumhur İttifakı 15 Temmuzda meydanlarda, tankların üstünde kurulmaya başlanmış, ardından 7 Ağustosta Yenikapı ruhuyla olgunlaşmış, 16 Nisan şuuruyla şekillenmiş ve bugün için bu noktaya gelip hedefi de “2023’te lider ülke Türkiye ülküsü” olan çok önemli, çok esaslı bir ittifaktır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve esasen, milletimiz bu ittifaka bugünden yürekten sahip çıktığı için de bu kirli iddialar ortaya atılmaktadır.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Afyonkarahisar) – Kandırmayın milleti, kandırmayın milleti! Doğruyu anlatın millete, kandırmayın! Doğruyu anlatın millete, kandırmayın!

MEHMET PARSAK (Devamla) – Ama biz bugünden biliyoruz ki Cumhur İttifakı mutlak surette muzafferiyetini karşılayacaktır.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 534 sıra sayılı 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama Anayasa’nın 67’nci maddesini hatırlatarak başlamak istiyorum. 67’nci maddenin ikinci fıkrasında “Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.” denilmektedir. Bu bağlamda, seçimlerin güvenli ve huzurlu bir ortamda gerçekleştirilmesi ve seçmenlerin hiçbir etkiye maruz kalmadan hür iradesini sandığa yansıtabilmesi anayasal bir şarttır.

Değerli milletvekilleri, şimdi bu teklife baktığımızda, seçim süreçlerinin şeffaflığını ve seçimde elde edilen verilerin denetlenebilmesini artırmak ve daha güvenilir seçimler yapmak yolunda ilerlediğimizle ilgili bir kanaate ulaşmak gerçekten mümkün değildir.

Yasa teklifinin kanun yapım tekniği bakımından en büyük temel sorunu ise mevcut mevzuatta hâlihazırda devam eden problemleri gidermek, mevcut kanun maddelerinde yer alan muğlak, açık uçlu ve tartışmalı ifade ve konuları bir niteliğe kavuşturmak yerine, seçim mevzuatını daha da muğlak ve yeni çelişkilere, yeni sorunlara yol açacak bir zemine çekiyor olmasıdır.

Bakınız, teklifin daha 1’inci maddesinde aynı binada oturan seçmenlerin hane bütünlüklerinin korunması ve aynı seçim bölgelerinde kalmaları şartıyla farklı sandık bölgelerine kaydedilebilecekleri şeklinde bir düzenleme yapılmaktadır. Bu düzenleme, her şeyden önce kanun yapım tekniğiyle bağdaşmamaktadır çünkü muğlaktır çünkü belirsizdir. Bu maddede öngörülen düzenleme, seçmenin sandık seçmen listesi üzerindeki denetim hakkını elinden almakta, aynı zamanda seçimlerde “seçmen kaydırma” olarak bilinen seçim hilelerine zemin hazırlamakta ve bu hilelere yasal meşruiyet kazandırmaktadır. Geçmiş seçimlere ilişkin kısa bir basın taramasında bile seçmen kaydırmaya dair çok sayıda örnek olayla karşılaşılabilmektedir. Benzer biçimde, seçmen olduğu hâlde çok sayıda yurttaşın sandık seçmen listesinde yer almadığı, literatürde “seçmen silme” olarak bilinen hileye dair haberlerle de sıkça karşılaşılmaktadır.

Nitekim, bu maddenin nasıl uygulanacağı konusunda Komisyon görüşmeleri süresince Yüksek Seçim Kurulu temsilcisine doğrudan bazı sorular yönelttik: “Aynı binada ikamet eden hanelerden hangilerini, hangi usul ve esasa göre başka bir sandık bölgesine kaydedeceksiniz? Bir haneyi başka bir sandık bölgesine kaydederken hanenin oturduğu dairenin numarasını mı esas alacaksınız, binada oturan hanelerin soyadlarını alfabetik sıraya koyup buna göre mi kaydıracaksınız? Binada oturan seçmenleri nüfusa kayıtlı bulundukları il ve ilçe esasına göre mi belli sandıklara kaydedeceksiniz?” şeklinde sorular sorduk. Yüksek Seçim Kurulu temsilcisi aynı binada oturan haneleri rastgele başka sandık bölgelerine kaydedecekleri biçiminde bir ifade kullanmıştır. Değerli arkadaşlar, bir hukuk devletinde bir usule bağlanmamış, çerçevesi çizilmemiş bir rastgele yöntemden söz etmek asla mümkün değildir. Buradan da anlaşılacağı üzere, bu uygulama son derece suistimale ve keyfî kararlara yol açabilecek problemleri beraberinde getirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin bu bölümünde yer alan bir diğer hukuk garabeti düzenleme ise mülki idare amiri olarak Hükûmet tarafından atanan valilere sandık taşıma, sandık birleştirme ve sandık seçmen listelerini karma hâle getirme gibi son derece muğlak, son derece açık uçlu, son derece suistimale ve keyfiyete açık yetkiler verilmesi yönündeki kanuni değişikliktir. Bunun, teklifin en kritik ve seçimlerin sivil ruhuna doğrudan zarar veren düzenlemelerinden birisi olduğu açıktır.

Bilindiği üzere, seçimlerin siyasi partiler tarafından yüksek yargının denetimi altında yapılması esas olandır. Mülki idare amirlerine, valilere seçim süreçlerine dair böylesine doğrudan müdahale edebilme yetkisi veren böyle bir düzenleme, seçimlerin sivil karakterini temelden tehlikeye sürükleyen niteliktedir. İktidar partisince kurulan hükûmet tarafından yani yürütme erkini temsil eden erk tarafından doğrudan atanan valilerin böylesine nötr olması gereken bir konuda yetkilendirilmesi, seçimlerin tarafsızlığını da ortadan kaldırmaktadır. Kaldı ki tüm antidemokratik uygulamalarıyla giderek baskıcı bir hâl almış olan OHAL sürecinde yapılması muhtemel bir seçimde valilerin böylesine bir yetkiyle donatılması, Anayasa’da açıkça tarif edilen seçimlerin serbest ve eşit bir ortamda gerçekleştirilme ihtimalini dahi ortadan kaldırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin bu bölümünde yer alan ve seçimlerin güvenilirliğini âdeta ortadan kaldırmaya kasteden diğer bir düzenlemeyse sandık kurulu başkanlarının sadece kamu çalışanları arasından belirleneceğine ilişkin değişiklik ile mühürsüz oy pusulası ve oy zarflarının geçersiz sayılmayacağına ilişkin değişikliktir. Anayasa’nın 68’inci maddesinde açıkça ifade edilmiş, öncelikle ve tekrar tekrar belirtmemiz gereken husus şudur: Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Oysa bu teklifte ne yapılmak isteniyor? Anayasa’da demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlanan siyasi partiler, sandık kurullarına başkan önerme hakkından menedilmektedirler. Bununla yetinilmiyor, 16 Nisan referandumunda mühürsüz oy pusulalarına ilişkin YSK’nin son dakikada aldığı usulsüz ve hukuksuz kararın aynı zamanda kanunsuz bir karar olduğunu açıkça beyan eder nitelikte bir düzenlemeye daha gidiliyor ve bundan sonra mühürsüz oy pusulası ya da zarfların geçersiz sayılmayacağı şeklinde bir ucube uygulama getirilmek isteniyor.

Değerli milletvekilleri, maalesef bununla da yetinilmiyor. Oy verme süreci boyunca, oy sayım, döküm süreci boyunca yine birçok hak ihlalinin önünü açmaya dönük ve açıkça Anayasa'ya aykırı bir başka uygulama daha getirilmek istenmektedir. Seçmenlere kolluk güçlerini sandığa çağırmak için ihbar yetkisi getirilmektedir yani seçim günü demokratik bir siyasetin, siyasi rekabetin en sağlam zeminini sağlamamız gerekirken burada, bu teklifle, âdeta bir siyasi tarafın diğer bir siyasi tarafı sandık alanında kriminalize edebilmesinin, ortamı terörize edebilmesinin, siyasi rekabetin siyasi bir engellemeye dönüşmesinin önü açılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Meclisin ve kamuoyunun huzurunda altını çizerek belirtmeliyiz ki bu kanun teklifi, maalesef, ülkemizi dış dünyada küçük düşürmekten, itibarsızlaştırmaktan başka bir sonuca yol açmayacaktır. Bir an düşünmenizi öneririm, seçim günü, bu hakkı suistimal etmek isteyen insanlar sürekli biçimde kolluk güçlerine sandıklara müdahale etmeleri için ihbarda bulunsalar ve kolluk güçleri de her ihbara karşılık sandığın başına gitse gün boyu oluşacak görüntüyü tahayyül edebiliyor musunuz? Bu görüntünün, oy kullanmak için sandığa gelen yurttaşlarımız üzerinde hatta küçük çocuğunun elinden tutarak oy vermeye giden yurttaşlarımız üzerinde nasıl bir etki yaratacağını tahayyül edebiliyor musunuz? Veya bu silahlı sandık görüntülerinin dış basında nasıl işleneceği, ülkemizi ziyaret etmek isteyen bir yabancı turistin kafasında nasıl bir algı oluşturacağını tahayyül edebiliyor musunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu kavramamız gerekir: Demokratik olmayan bir seçim sistemiyle, demokratik olmayan bir seçim mevzuatıyla ve demokratik olmayan OHAL koşullarında gerçekleşecek bir seçimden demokratik sonuçlar çıkmasını bekleyemeyiz. Böylesine bir süreçte halkın hür iradesinin sandıklara yansıyacağı beklentisine giremeyiz. Bu anlayış, her şeyden önce halkı yanıltmak, halkı aldatmak ve halkın iradesine saygısızlık anlamına gelecektir. Birbirinden farklı birçok kimliği ve kültürü bir arada yaşatabilmenin en sağlam enstrümanı gerçek demokrasidir. Adaleti sağlamanın en sağlam enstrümanı hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığıdır. Çağdaş dünyadan kopmadan ve çağımızda mutlu yurttaşlardan oluşan bir Türkiye yaratabilmenin asgari koşulu da evrensel demokratik ilkelere doğru hızlı adımlarla ilerlemektir diyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir konuşacaklar.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, her rejimin seçimlere ihtiyacı vardır, diktatörlüklerde bile seçimler yapılır ama rejimin temel karakterini belirleyen, rejime demokratik niteliğini kazandıran, o seçimlerin serbest, adil ve eşit yapılmasıdır. İşte bu nedenle, üzerinde konuştuğumuz kanun teklifi son derece önemlidir ve üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir. Oysa getirilen teklife baktığımızda, hiç kusura bakmayın, kirli bir ittifakın kirli bir ürününü görüyoruz.

Şimdi, özellikle bize bu takdim edilirken deniyor ki: “Bunu, rejim değişikliğinin -yani bize göre bu ucube başkanlık sisteminin- bir sonucu olarak getirdik.” Niye? “Çünkü artık Türkiye’de rejim değişti ve buna göre de yasaları ve seçim yasalarını da yenilememiz lazım.” diyorsunuz. Oysa bu teklife baktığımızda, bir tek yerel yönetimlerde 18 yaş düzenlemesinin getirildiğini görüyoruz, onun dışındakilerin hepsi, bakarsanız ya seçim güvenliğini yok etmeye dönük ya da ittifakın önünü açmaya dönük.

Şimdi, ittifak konusuna gelmişken bir konunun altını çizmekte yarar var. Yeni getirilen sistemde -sizler de çok iyi anımsayacaksınız- artık koalisyonların biteceği, artık baraja dahi ihtiyaç olmadığı, artık herkesin Mecliste temsil edilebileceği çünkü artık Türkiye’de yönetimde istikrarın nasılsa sağlandığı anlatıldı bize ve bu nedenle de artık temsilde adalet ilkesi gereği seçimlerin barajsız veya çok düşük bir barajla yapılması gerektiği herkes tarafından ve özellikle de daha önceki Anayasa değişikliğini getirenler tarafından yani sizler tarafından defaatle anlatıldı.

Oysa bugün, yüzde 10’luk seçim barajına, dünyada hiçbir yerde görülmeyen, adaletsizliği herkesçe malum olan, herkesin kabul ettiği ve Anayasa Mahkemesinin de adaletsiz ve yüksek bulduğu bu yüzde 10’luk seçim barajına sıkı sıkıya sarılıyorsunuz çünkü bir gerçek varsa değerli arkadaşlar, sizler 12 Eylülün fikrî devamısınız. 12 Eylülün getirdiği antidemokratik, diktatöryal yasaların hepsine sıkı sıkıya sarılıyorsunuz ve kendi diktatörlüğünüzü inşa etmekte sonuna kadar kullanıyorsunuz.

Şimdi “Bu tasarı ne getiriyor?” diye kabaca bakarsanız seçim güvenliğini yok etmek, sandığın dibine kadar, sandık çevresinin içerisine kadar, sırasında sandık kurulu başkanı olarak, sırasında oraya çağrılan kolluk kuvveti olarak ve sırasında oradaki görevlilerin saptanmasına kadar, oradaki sandıkların yerlerinin değiştirilmesine kadar ve sandıkların taşınmasına kadar kamu gücünün sandığın etrafında biriktirildiğini görüyorsunuz ve burada dışlanan aslında siyasi partiler ve dolayısıyla da millettir değerli arkadaşlar. Bunun ötesinde de barajı aşmaya dönük olarak ittifakın alt düzenlemeleri yapılıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada öncelikle bakılması gereken sandık başkanlarının belirlenmesi meselesi. Şimdi -daha önce anlatıldı- sandık başkanlığı için deniyor ki: “Şimdiye kadar zaten kamu görevlileri geliyordu, bundan sonra da bu kamu görevlilerini böyle yazmakta ne sakınca var?”

Şimdi, çok kolaydı aslında kamu görevlilerinin arasından atamak yerine daha katılımcı, daha herkesin içinde olacağı, daha şeffaf, herkesin kabul edeceği bir sandık kurulu oluşturmak olanaklıydı ve oraya bir eğitim standardı getirilebilirdi. Madem kamu görevlileri geliyordu, o zaman bu düzenlemenin ihtiyacı nedir? Bakın, valiye bu hakları veriyorsunuz, sandık bölgelerini değiştirme yetkisi veriyorsunuz. Vali sizin döneminizde âdeta AKP il başkanı olarak çalışıyor. Vali, Yüksek Seçim Kuruluna “Şu bölgede ben sandık güvenliğini sağlayamıyorum.” diyecek ve dedikleri gibi, bunu belgelere bağlayacak ve Yüksek Seçim Kurulu buna karşı direnecek! Türkiye’de yaşıyoruz ve bunların hiçbir gerçekliği yok arkadaşlar. Burada sandık kurulu başkanları her ne kadar kurayla seçiliyorsa da aslında kabul etmeliyiz ki makbul memurlar arasından seçilecek çünkü oradaki memurlar en nihayetinde, bir toplam içerisinden tercih sırasına göre tercih edilecekler ilçe seçim kurulu başkanı tarafından.

Şimdi, biraz önce değinmiştim bunun getirilen ucube başkanlık sistemiyle hiçbir ilişkisi olmadığına. Bakın, o kadar farkında ki bunu yapanlar, o kadar farkındalar ki Cumhurbaşkanı ile partileri ve milletvekili listelerini aynı zarfa koyuyorlar. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrıca zarf parası vermemek için bunu yaptığını düşünebiliyor musunuz? Peki, bu hangi ihtiyaçtan kaynaklanmıştır? Çünkü ittifak yoluyla barajı geçmiş gibi görünmek ve ittifak yapmayan partilere haksız bir avantaj sağlamak için yapılan ittifak aslında gerçek bir ittifak değildir çünkü ittifakların yararlarından yararlanmak ama bedelini ödememek üzerine kurgulanmıştır ve bu ittifakı yapanlar, ittifak yapanlar lehine haksız kazanımlar olacağını biliyorlar ve biraz önce Sayın Bakanın konuşmasında da dinledik, sıkıştıkları yerde de diyorlar ki: “Siz de yapın. Evet, biz bunu getirdik ama herkes ittifak yapabilir.” Oysa biz burada bir kural koyuyoruz yani ittifak yapmayanlar için de bir kural koyuyoruz. İttifaka zorlama hakkımız elbette yok. Bir de diyor ki: “İttifakın önüne engel getirmedik ki sadece, Cumhur İttifakı’nı biz kuruyoruz.” E, bir de getirseydiniz. Yani Sayın Bakanı dinleyince doğrusu ben tedirgin oldum. “İttifak sadece bizim için geçerlidir.” demediniz diye bu yasa tek başına eşitlikçi bir yasa olmuş mu oluyor?

Şimdi, bir ittifak yapılıyor ve bunun üzerinden adayları Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bir oy götürme, oy taşıma ihtiyacı var ve bunun kendi tabanlarından otomatik olarak gidemeyeceğini gördükleri için de aynı zarfa koyarak aslında seçmenin iradesine bir şekliyle ipotek koyma gayreti var. Burada oy hırsızlığı var, 2 defa D’Hondt sistemi uygulanıyor. Önce alacağınızı alıyorsunuz, sonra kendi aranızda üleşiyorsunuz. Bu, millî iradeye saygısızlıktan oy hırsızlığına kadar değişebilecek bir tanımlamaya dâhil olabilir değerli arkadaşlar.

Mühürsüz oyların kabul edilmesi: Bakın, iktidar adına konuşan herkesin getirdiği Yüksek Seçim Kurulu kararlarının aslında yerel sandık düzeyindeki itirazlar olduğunun burada kayda geçirilmesi lazım. Oysa bizim bilmemiz gereken Seçim Kanunu’dur, Yüksek Seçim Kurulunun uygulamalarıdır, genelgeleridir, içtihatlarıdır ve bugüne kadar da bu böyle yapılmıştır. 16 Nisan referandumunda da yasalar ve uygulamalar, içtihatlar ayaklar altına alınmıştır ve bu bilindiği için de bugün bu düzenlemeye gidiyorsunuz.

Şimdi, bakın, buradaki mühür yani pusulanın arkasındaki mühür, o pusulanın orada kullanıldığının tek karinesidir, onun olmadığı bir pusulanın orada kullanıldığını kimse bilemez. Dolayısıyla da daha sonrasında… Deniyor ki: “Yeni pusulalar üretmek çok olanaklı değil çünkü Yüksek Seçim Kurulu filigranlı üretiyor zaten, arkasında mühür var. Oysa bakın, Yüksek Seçim Kurulu her seçimde fazlasıyla üretiyor bunları ve bir sorun yaşandığında, bir itiraz yaşandığında başka bir yerden o sandıkların tekrar doldurulmayacağının hiçbir garantisi yok. Ve bakın, ilk başta konuştuk, madem sandık kurulu başkanlarını eğitimli seçeceğiz, kamu görevlileri arasından da seçiyoruz, o hâlde zaten şimdiye kadar önemli bir sorun olmamış olan mühürleme işlemi için böylesine bir güvenlik sistemini, güvenlik önlemini yok saymanın, yok etmenin bir anlamı var mı? İşte, bunların hepsi, teker teker özüne baktığınız zaman, seçim güvenliğini yok etmeye dönük uygulamalar. Burada bir güç biriktiriliyor. Aslında, bu güç biriktirme bana sorarsanız bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. “Cumhur İttifakı” dersiniz, biz başka bir şey deriz, “kirli ittifak” deriz ama burada bir sıkışmışlık olduğu, bir duvara dayanmışlık olduğu ortada. Bunu aşmaya dönük olarak da oy artırmadan milletvekili sayısını artırmak ve yasamayı da bir şekliyle gasbetme arayışı var. Oysa zaten yürütmeyi seçmiş olacaksınız, zaten bu, ayrı bir zarfta, ayrı bir iradeyle seçiliyor olsa buraya müdahale etme ihtiyacınız yok ki. Ama siz de biliyorsunuz aslında getirilen sistemin ucube bir başkanlık sistemi olduğunu ve bunun üzerinden de tek adam rejimini inşa etmek için de işte böylesine, neredeyse oy hırsızlığına varabilecek kadar düzenlemeler yapmanız gerektiğinin siz de farkındasınız.

Dolayısıyla değerli arkadaşlar, demokratik rejimimize ağır bir darbe vuracak, neredeyse altmış beş yıllık demokratik hukuk içerisinde seçim yapma geleneğimize son verecek, Türkiye’yi derin tartışmaların içerisine atacak ve Türkiye’ye dışarıdan bakıldığında diktatörlük görüntüsü verecek bir şaibeyi kendinizden bile sakınınız diyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Abdurrahman Öz konuşacaklar.

Buyurun Sayın Öz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Kanun teklifi görüşmelerinde Anayasa Komisyonu olarak verimli ve başarılı bir çalışma yaptık. Teklif, önce Komisyon üyelerinin ortak kararıyla alt komisyona sevk edilmiş, alt komisyon çalışmasından sonra Anayasa Komisyonu çalışmalarına devam etmiştir. Sonrasında, Komisyonun görüştüğü ve karara bağladığı metni, bugün, burada, kanun teklifi olarak görüşüyoruz.

Kanun teklifinin 1’inci maddesinde 298 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde değişikliğe gidilmiştir. Bu değişiklikte, Anayasa’da yer alan seçimin serbestliği ve gizli oy ilkesinin sağlanması amaçlanmıştır. Aynı binada oturan seçmenlerin hane bütünlüğü korunarak aynı seçim bölgesinde -burada seçim bölgesinden kastedilen muhtarlık sınırıdır- farklı sandıklarda oy kullanmasına imkân verilmiştir. Bu düzenleme bir zorunluluk olmayıp Yüksek Seçim Kurulunun her seçim döneminde aldığı ilke kararları doğrultusunda uygulama imkânı bulacak bir düzenlemedir; YSK’ye seçimin gizliliğini ve serbestliğini sağlamaya yönelik tedbir alma bakımından verilmiş genel bir yetkidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, aynı muhtarlık sınırları içerisinde kalınmış olması ve aile bütünlüğünün bozulmamış olmasıdır. Yani Keçiören’deki bir mahallede oturan vatandaş yine aynı mahallede oy kullanacak; Keçiören’de oturan bir vatandaş Altındağ’da, Yenimahalle’de veya başka bir ilçede oy kullanmayacaktır. Bu maddenin devamında 5’inci maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırılan bu fıkrada bir sandıkta kaç seçmenin oy kullanacağı düzenlenmekteydi. Bu teklifin 2’nci maddesinde YSK’ye genel yetkileri arasında bir sandıkta kaç seçmenin oy kullanacağını belirleme yetkisi verildiğinden bu fıkra hükümsüz kalmış ve yürürlükten kaldırılmıştır.

2’nci maddede, yine aynı kanunun 14’üncü maddesinde değişiklik yapılmıştır. YSK’ye seçimlerin güvenliğine yönelik alacağı tedbirlere ek olarak üç fıkrayla yeni yetkiler verilmiştir. Biraz önce bahsettiğim 1’inci maddede kaldırılan fıkra burada (15)’inci fıkra olarak, YSK’ye genel bir yetki olarak verilmiştir. (16)’ncı fıkrada seçim güvenliğine yönelik tedbir alma yetkileri düzenlenmiştir. (17)’nci fıkrasında ise hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenin oy kullanmasını kolaylaştırmak için seyyar sandıkların kullanılabilme imkânı getirilmiştir.

Hepimiz buraya seçilerek geldik. Seçimlerde yatağa bağımlı şekilde yaşayan seçmenlere oy kullandırılması zorluğunu bütün milletvekilleri olarak, parti ayrımı gözetmeksizin, hep beraber yaşadık. Hatta yeri geldi, dedik ki: “Keşke seyyar sandık olsaydı, seçimlerde oy kullanma daha kolay olsaydı.” Benzer uygulamalar diğer ülkelerde de vardır. Bu açıdan bakıldığında, yıllardır şikâyetçi olduğumuz, çözülmesini talep ettiğimiz bir sorunun çözümü için YSK’ye yetki verildiği görülmektedir. Yine bu maddede YSK’ye verilen yetki, YSK tarafından her seçim döneminde çıkarılan ve genel uygulamayı gösterecek olan ilke kararlarıyla hayat bulacaktır.

3’üncü maddede, 298 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinde değişiklik öngörülmüştür. Bu maddede de sandık kurulu başkanlarının belirlenmesinde yeni ve objektif kurallar belirlenmiştir. Yürürlükten kaldırılan metin 1979 yılı şartlarına göre düzenlenmiş olan ifadeleri içerdiği unutulmamalıdır. Kaldı ki sandık kurulu başkanları uzun zamandır kanunun bu metnine bağlı kalmaksızın YSK uygulamalarıyla belirlenmektedir. Mevcut düzenlemeye göre ilçe seçim kurulları siyasi partilerin verdiği listeler üzerinden seçilmekteyken yeni düzenlemeye göre il mülki amirinin verdiği listeler üzerinden, memurlar üzerinden, yerleşim yeri olarak o ilçede oturan memurlar üzerinden kura çekme yöntemiyle belirlenecektir. Bu da şimdiye kadar uygulamada partili sandık kurulu başkanlarının vermiş olduğu ihmal veya partililiğe dayalı kararlardan kaynaklanan sorunların bundan sonra olmasını daha aza indirecek bir düzenleme olarak ortaya çıkacaktır.

4’üncü madde, 3’üncü maddeyle bağlantılıdır; burada da sandık kurulu başkanı olarak verilen kamu görevlilerinden sandık kurulu başkanı olarak seçilmeyenlerin sandık kurulu üyesi olarak seçilmesi düzenlenmiştir. Bu iki madde birbiriyle bağlantılıdır.

Değişiklik teklifinin 5’inci maddesi, 298 sayılı Kanun’un 68’inci maddesinde değişiklik önermektedir. Bu maddeyle de her seçimin en büyük tartışmalarından biri olan, oy pusulalarının hangi zarfa konulacağı tartışmasına son verilmektedir. Asıl olan, vatandaşın oy tercihinin doğru sayılması, vatandaşın tercihinin doğru yansıtılmasıdır. Sandığa giderek pusulaya basarak oy vermiş vatandaşın oyunu yanlış zarfa koydun diye yıllardır geçersiz sayan bir yönteme son verilmiştir. Haddizatında yapılan, tüm partilerin şikâyet ettiği, geçersiz oy tartışmalarına sebep olan uygulamaya son vermekten başka bir şey değildir. Bir seçimde muhtarlık seçimi hariç kullanılan tüm pusulaların tek zarfa konulması esası getirilerek vatandaşın iradesinin sandığa ve seçim sonuçlarına doğru yansıması amaçlanmıştır.

6’ncı maddede, 298 sayılı Kanun’un 78’inci maddesinde değişiklik yapılmıştır. Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği ve yerel seçimlerde kullanılacak tüm pusula ve zarfların YSK filigranı taşıyan kâğıtlar olacağı öngörülmüş, sahte oy pusulası tartışmasına son verilmek istenmiştir. Filigran, hem oy pusulasında hem de zarfta öngörülen çift emniyet tedbiri olduğundan sahte oy tartışması bundan sonraki seçimlerde daha az olacaktır. Bu sebeple bu uygulama da kanaatimce doğru bir uygulamadır.

7’nci madde, yıllardır tartışılan ve uygulamada “sandık çevresi” “sandık alanı” diye iki tartışmalı kavramdaki tartışmayı ortadan kaldıran bir düzenlemedir.

8’inci maddede, 298 sayılı Kanun’un 82’nci maddesinde değişiklik öngörülmektedir. Bu maddede sandık güvenliğine yönelik ek düzenlemeler mevcuttur. Sandık güvenliğini sağlamak amacıyla sandık çevresine güvenlik görevlisi çağırma yetkisi, sandık görevlileri ve müşahitlerin yanında seçmene de verilmiş bir yetki olarak düzenlenmiştir. Burada amaçlanan sandık güvenliğinin en üst düzeyde sağlanmasıdır, maddede buna yönelik tedbirler alınmıştır.

9’uncu madde, yine 298 sayılı Kanun’un 98’inci maddesinde değişiklik öngörmüştür. Bu maddede, sandık kurulu mührü bulunmamasına rağmen, YSK filigranı, YSK amblemi ve ilçe seçim kurulu mührü bulunan zarfların geçerli olacağı düzenlenmiştir. Burada da sandık kurulunun sehven veya başka bir amaçla seçmen iradesini ortadan kaldıracak şekilde bir davranışta bulunmasının seçim sonuçlarına etkisinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Zarfta filigran mecburiyeti getirilmesinden sonra sahte oy pusulası tartışması sona erdiğinden, filigranlı ama sandık kurulu mührü taşımayan oyların geçerli sayılması öngörülerek seçmen iradesinin yine en üst düzeyde ortaya konulması amaçlanmıştır.

10’uncu maddede, 298 sayılı Kanun’un 100’üncü maddesinde değişiklik öngörülmüştür. Bu maddeyle, siyasi hayatımızda bir ilk gerçekleşmekte ve şimdiye kadar siyasi partilerin gayriresmî olarak yaptıkları ve hülle yoluyla aşmaya çalıştıkları seçimlerde ittifak uygulamasına ilk kez yasal bir zemin kazandırılmıştır. “İttifak” ifadesi de kanunda ilk bu maddede geçmektedir. Maddede yeni getirilen ittifak müessesesine uygun olarak, ittifaka verilen oyların, ittifaka basılan “evet” mührünün ittifak partileri yönünden nasıl geçerli olacağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

11’inci madde, 298 sayılı Kanun’un 101’inci maddesinde değişiklik öngörmüştür. Mühürsüz oylar kural olarak yine geçersizdir ancak filigranlı oy pusulasının sandık kurulunun ihmaliyle mühürlenmemiş olması hâlinde, bu pusulaların geçerli olacağı bu maddede açıkça düzenlenerek seçmen iradesinin sandığa yansıtılması amaçlanmıştır. Teklifin 12’nci ve 13’üncü maddeleri sandık sonuç tutanaklarıyla ilçe seçim kurullarının birleştirilmesine ilişkin düzenlemeler içermekte olup yine ittifak yasasına uygun olarak teknik ifade değişiklikleri içermektedir.

Değerli arkadaşlar, kanun teklifinin birinci bölümü 13 maddeden ibaret olup sizlere kısaca bu 13 maddeyle ilgili açıklamalarda bulundum. Sözlerimin sonunda bu yasa teklifiyle getirilen ittifak müessesesinin memleketimize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Kanaatim odur ki yıllardır bir şekilde gayriresmî yollarla, zorlamalarla ve pazarlıklarla yapılan gizli ittifakların bu kanunla ete kemiğe bürünmesi, gizli değil, açık, kanuna ve hukuka uygun olarak yapılıyor olması ülkemiz demokrasisi açısından önemli bir gelişmedir.

Yine, bu kanunun sadece AK PARTİ ve MHP arasında gündemde olan “Cumhur İttifakı” olarak tanımlanan ittifak görüşmeleri üzerinden gündeme getirilip daha doğmadan boğulmaya çalışılmasını doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bu kanun teklifi seçime girme yeterliliğine sahip tüm partiler yönünden düzenlemeler içermekte olup ittifaka yönelik düzenlemelerin tüm partiler yönünden geçerli olduğu unutulmamalıdır. Birçok ülkede her ülkenin kendi şartlarına göre belirlemiş olduğu yöntemle ittifak uygulanmaktadır. Bu teklif hazırlanırken değişik ülke uygulamaları incelenmiş ve ülkemiz şartlarına en uygun metin teklif olarak Genel Kurulunuza sunulmuştur.

Teklifin tekrar memleketimize, milletimize, demokrasimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, müsaadenizle…

BAŞKAN – Sayın Özel, açıklama mı yapacaksınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kısa, 60’a göre.

BAŞKAN – Buyurun bir dakika.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Parlamentoda kendilerini savunma imkânı olmayan siyasi partiler hakkındaki sözleri doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, pek çok konuşmacı ittifak yasasını savunmak için daha önce yapılan gizli hile, hülle… Bunu maalesef Sayın Meclis Başkanı da teklif sırasında yaptı. Bundan önce ittifaklara karşı çıkan iki tane parti vardı. 7 Haziranda Büyük Birlik ile Saadet ittifak yapacağında biz ilkesel olarak “Bu doğru bir şey.” demiştik. O gün karşı çıkanlar bugün ittifakı savunuyorlar ve “Kirli ittifak, hile, hülle yapılıyordu eskiden.” gibi, geçmişteki kanunun ittifaka olanak vermeyen ve kendilerinin imkân tanımadığı şekilde Kenan Evren’in barajını savundukları için, bunu aşmak partilerin çabalarıydı. Burada kendilerini savunma imkânı olmayan siyasi partilerin yapmış oldukları bu tip birlikteliklere “hile, hülle, kirlilik, pislik” gibi lafların söylenmesini Parlamentoda olan bir muhalefet partisi olarak -onlar ifade edemeyecekleri için- doğru bulmadığımızı ve bu dili sakıncalı bulduğumuzu ifade ederim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahsı adına Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bundan beş altı yıl önce Meclisin Meclis Araştırma Merkezi’nin Venedik Komisyonuyla ilgili yaptırdığı güzel bir çalışma var. Bu çalışma kütüphanede var. Bizim bugün üzerinde tartıştığımız paket, neredeyse altı yıl önce bu Meclisin Araştırma Merkezi tarafından mahkûm edilmiş. Seçimlerin nasıl olması gerektiğine dair çok net makaleler var, değerlendirmeler var. Venedik Komisyonu, biliyorsunuz, Türkiye’nin de üyesi olduğu bir komisyon. Dolayısıyla dışarıdan bir tartışma, bir teorik, bir akademik tartışma falan değil. Türkiye’nin üyesi olduğu bir mekanizmanın, seçimler nasıl olmalı, siyasi partiler nasıl yarışmalı, buna dair çok net tespitleri var.

Ben paketin tek tek maddeleriyle ilgili değil, aslında ruhuyla ilgili iki noktaya sadece dikkat çekmek istiyorum. Sonuç itibarıyla, 16 Nisanda Türkiye bir sistem değişikliği yaptı, farklı isimler kullanılabilir ama iki kritik değişiklik yaptı. Bu iki kritik değişiklikten birisi, parti ile devlet sisteminin mekanizmasının iç içe geçirilmesidir. Dünyada parti ve devletin iç içe geçtiği sistemlerin geçiş dönemlerini yönetemediklerinde ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarına dair, en azından Sovyetler sonrasının çok ciddi örnekleri vardır. Parti, devletle iç içe geçtiğinde, evet, bir süre ömrünü uzatır, partinin ömrü uzar; devletin birikiminden, devletin meşruiyetinden -tırnak içerisinde- gücünden faydalanır, ömrünü uzatır ama sonra parti çürüdüğünde devleti de çökertir. Bu ikili ilişki neredeyse Balkanlarda, Kafkasya’da, Baltık ülkelerinde defaatle örneği yaşanmış bir ilişki biçimidir. İkinci tehlike ise toplumun sosyolojisi ile siyasetin topluma biçtiği gömleğin çelişmesi sorunudur.

Değerli arkadaşlar, iki partili sistem, daha açık söyleyelim, iki kutuplu toplumsal ilişki Türkiye gerçeğiyle örtüşmemektedir. Bakın, bizim şimdi ayrıntısını tartıştığımız, mekanizmalarını somutlaştırmaya çalıştığımız sistemin dünyada başarılı olduğu örnek Amerika örneğidir. Amerika’da niye iki parti vardır? Evet, vardır başka partiler ama neden iki parti yarışır? Çünkü Amerika’nın tarihi bunu doğurmuştur. Güney-kuzey savaşından, köleliğin kalkmasından federal ile merkez arasındaki ilişkiye kadar iki partili sistemin sosyolojik, tarihî arka planı vardır. Bizde böyle bir arka plan var mıdır? Böyle bir arka plan yoktur, tarihî olarak da yoktur. Türkiye’deki siyasi partiler Osmanlı’nın son dönemindeki siyasal akımların uzantılarıdır. Yani daha yakın tarihe gelin, çok partili hayatta CHP’nin içerisinden Demokrat Partinin çıkma sebebi toprak reformudur. Yani son derece ciddi sorunlarla siyasal ayrışmalar oluşmuştur ama eğer siz sosyolojik gerçeklikten kopuk bir siyasal dayatma içerisine girerseniz toplumda sadece kamplaşmayı derinleştirirsiniz ve toplumdaki kamplaşmayı aşabilecek siboplar sisteminizde yoksa… Ki biz bugün bunu tartışmıyoruz yani ne yazık ki bu siboplarla ilgili kafa yormak, bunu tartışmak; madem bir değişiklik yapıldı, bu değişikliğin risklerini nasıl en aza indiririz, toplum bundan nasıl en az etkilenir, en az zarar görür, nasıl faydalanabilir, bunun arayışına girmek yerine, bunu pekiştirecek, bunu derinleştirecek, yarılmayı kopuşa dönüştürebilecek işler yapmaya çalışıyoruz. Bunu tek tek maddelerin içerisine sızmış, sinmiş bir ruh olarak tarif etme ihtiyacı duyuyorum.

Değerli arkadaşlar, eğer bir seçmen kitlesi siyaseten, politik olarak, programatik olarak ikiye ayrılmamışsa yani bir toplum kendi doğallığında iki ayrı eksende durmuyorsa sistemin siboplarının olmamasının iki büyük felaketi olur. Bunlardan biri toplumsal çatışmadır yani artık bir siyaset yarışından çıkar iş, rövanşizme dönüşür. Kim kazanırsa kazansın hem kaybetme korkusu siyaseti siyaset olmaktan çıkarır, âdeta bir savaşa çevirir hem de öbür tarafın toplumsal psikolojisi gittikçe başka bir gerilimle travmatik hâle gelir. Dolayısıyla da aslında, hani yanlışın neresinden dönülürse kârdır. Elbette ki 16 Nisanda olan biten, Türkiye sosyolojisi, Türkiye gerçekliği, Türkiye tarihi tartışılarak yapılmış bir tercih değildir. Yani daha ayrıntısına girmek istemiyorum ama Türkiye’ye biçilmiş bir gömlektir ve ne yazık ki biz, bu sosyolojiye aykırı siyasi projenin bedelini birkaç yıl sonra, bu seçimleri yaptıktan sonra çok acı biçimde göreceğiz, çok acı biçimde test edeceğiz.

Herkesi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

Şahsı adına son olarak Şanlıurfa Milletvekili Sayın Kemalettin Yılmaztekin konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yılmaztekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, İstiklal Marşı’mızın bu çatı altında kabul edilişinin 97’nci seneidevriyesi vesilesiyle, vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ve Millî Mücadele’de şehit düşen ecdadımızı rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Rabb’im mekânlarını cennet, makamlarını ali eylesin. Rabb’im bu yüce millete yeniden İstiklal Marşı yazdırmasın.

Kıymetli milletvekilleri, bu teklifle, siyasi partilerin ittifaklarıyla ilgili olarak kılavuz niteliğinde temel bir düzenleme yapılmaktadır. Malumunuz olduğu üzere, demokratik bir düzenin ihdası, hiçbir baskı, zorlama ve etkiye maruz kalmadan, halkın, hür iradesini sandığa yansıtarak yönetime katılmasına bağlıdır. Bunun için gerekli şartları oluşturmak ve güvenlik tedbirlerini almak devletin en temel vazifelerindendir. İşte bu teklifle, seçim bölgelerinin birleştirilmesine, birleştirilen seçim bölgeleri veya sandık bölgelerinde seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine Yüksek Seçim Kurulunca karar verilmesine imkân tanınmaktadır. Ayrıca, bu tasarıyla, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarında yer alan yasakların kaldırılması suretiyle, siyasi partilerin milletvekili seçimlerine ittifak yaparak girmelerine olanak sağlamak gibi birçok değişiklik öngörülmektedir. Aslına bakarsanız, pratikte zaten uygulanmakta olan ittifakın, meşru bir zamanda yapılmasına imkân tanıması açısından Meclis çatısı altındaki veya dışındaki tüm siyasi partilerin desteklemesi gereken bir düzenleme olduğunu düşünüyorum. Eğer diyorsanız ki “Ben ittifak yapmak istiyorum ama bunu halkımıza anlatamam. İttifak yapmak istediklerim sırtını terör örgütlerine dayıyor, şehitlerin akan kanlarının failleridir bunlar.” o zaman o sizin bileceğiniz bir iştir diyorum.

Kıymetli milletvekilleri, Türkiye'nin bekasının şer mahfillerince tehdit edildiği bir dönemde birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmenin önemi her zamankinden daha fazladır. Şu herkesçe bilinmeli ve akıldan hiç çıkartılmamalıdır ki Türkiye, istiklaline ve istikbaline yöneltilecek her türlü tehdit ve saldırıya karşı koyacak güç ve kararlılıktadır hamdolsun. Afrin’i terörden arındırıp Menbic ve Tel Abyad için uygun zamanı beklerken Kıbrıs’ta bir oldubittiye izin vermeyecek, ilk fırsatta Kandil ve diğer terör yuvalarını teröristlerin başına geçirecek, Müslümanların ilk kıblesi Kudüs’ü de kendi kaderine terk etmeyecek azim, inanç ve mücadele kabiliyetine de sahiptir bu millet ve bu devlet Allah’ın izniyle.

Kıymetli milletvekilleri, kimisi çimento, iş makineleriyle teröristlere tüneller yaparak, kimisi terör örgütlerine tırlar dolusu silah ve mühimmat vererek, kimisi sivil toplum kuruluşları eliyle finansman sağlayarak, yürüttüğümüz millî mücadeleyi akamete uğratmaya çalışırken onlara destek olan, mücadelemizi itibarsızlaştırmak için algı operasyonlarına başvuranlar, çok açık ve net söylüyorum ki bu milletin vicdanında esfelisafilinde yerini almıştır. Bu millet nasıl 15 Temmuz günü uçakla, tüfekle, tankla saldıran “FET֔ denen hainler güruhuna geçit vermemiş, onları yerle yeksan etmişse Suriye’de, Irak’ta da aynısını yapacak ve teröristlerin başını ezecek, buraları da asıl sahiplerine teslim edecek inşallah.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) - FET֒yü siz bela ettiniz bu ülkenin başına.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Devamla) - Konuşmamı cennetmekân Sultan Abdülhamit Han’ın mektubundan bir bölümle bitirmek istiyorum. “Helal etmiyorum.” diyor Sultan Abdülhamit Han. “Beni lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanumanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu çocuğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgilinin, Muhammed (SAV)’in yolunda yürüdüğüm için beni bu hâle getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmiyorum.” diyor. Bizler de helal etmiyoruz. Âlemibekaya irtihalinden yüz sene sonra Gazi Meclisin çatısı altında şimdi ben de aynı şekilde sesleniyorum: “İslam’ın sancaktarlığını yapıyor ve yapıyoruz.” diye saldıranlara ve onlara destek olanlara hakkımızı helal etmiyoruz.

Sözlerimin sonunda yeni kanunun hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, teklifin birinci bölümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanunun birinci bölüm konuşmalarının İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca devamını arz ve teklif ederiz.

    Özgür Özel                              Mahmut Tanal                     Muharrem Erkek

       Manisa                                     İstanbul                                  Çanakkale

  Hüseyin Yıldız                           Ünal Demirtaş

        Aydın                                    Zonguldak

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.49

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Birinci bölüm üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen görüşmelere devam önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yanınızdaki kâtip üye “Yok.” diyor.

BAŞKAN – Yani bakar mısınız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, nasıl olabilir böyle bir şey?

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, kâtip üyeler arasında uyuşmazlık olunca tabii ki elektronik yapacaksınız.

BAŞKAN – Peki, peki, peki; elektronik oylamayla yapalım.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi soru-cevap işlemini yapacağız.

Süremiz on beş dakika, bu sürenin yarısı sorulara, diğer yarısı ise cevaplara ayrılmıştır.

Sayın milletvekilleri, ismini okuduğum sayın milletvekillerinin tekrar sisteme girmelerini rica ediyorum.

Sayın Tanal, Sayın Arslan, Sayın Gürer, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Yeşil, Sayın Çakırözer, Sayın Pekşen, Sayın Yıldız, Sayın Özdemir.

Sayın Gürer, buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yeni yasa düzenlemesiyle aynı binada oturan seçmenlerin hane bütünlüklerinin korunması ve aynı seçim bölgesinde kalmaları şartıyla farklı sandık bölgelerine kaydırılması hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Seçimde seçmen pusulasının evlere ulaşmasında aynı apartmandakiler birbiriyle iletişim sağlayıp oy kullanmaya giderken bu süreçte kaosu artırmaktan ve oy kullanmaya gitmekten dahi seçmeni alıkoymaktan başka ne fayda sağlayacağı düşünülmektedir?

Sandık kurullarıyla ilgili ciddi değişiklikler yapılmakta, iktidar partisine avantaj sağlayacak düzenlemeye gidilmektedir. Valileri ve kamu yöneticilerini müdahil kılan seçimde leke ve çizik bulunsa dahi özel işaret koymak amacıyla yapıldığı kesin anlaşılmayan zarfların geçerli kılınması uygulamasında hakkaniyetle uygulama yapabilmesi olası mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim ben de.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, barajı aşamayan bir partinin barajı aşması için yapılan bu düzenleme muvazaalı bir işlem değil midir? Kanun koyucunun çoğunluğuna dayanarak muvazaalı işlem yapması hakkını kötüye kullanması değil midir? Türkiye Büyük Millet Meclisinin muvazaalı işlem yapmaktan kaçınması gerekmiyor mu? Türkiye Büyük Millet Meclisinin dürüst işlem yapması gerekmez mi? Bu düzenlemeyle barajı aşamayan bir partinin ittifak sonucu barajı aşmış gibi gösterilmesi adaleti zedelemez mi, adaletsizlik değil mi? Bu bir avantaj sağlamıyor mu diğer siyasi partilere? Yani burada -asıl amaç- kanun koyucunun adaleti sağlamaya yönelik bir düzenleme sağlaması gerekmiyor mu?

Teşekkür ederim, saygılar.

BAŞKAN - Teşekkür ederim ben de.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakan, bugün Meclisimizde 534 sayılı, 26 maddelik, kısa adı “ittifak yasası” olan tasarıyı görüşüyoruz. Adalet Bakanı olarak çıkaracağınız bu yasa temsilde adaleti yok etmeyecek midir? Getirdiğiniz yeni düzenlemeyle seçimlerin adil ve adaletli yapılmasına ve seçim güvenliğinin yok edilmesi yönündeki bu düzenlemeyi adaleti gerçekleştirecek bir bakan olarak nasıl kabul edeceksiniz? İktidardan düşmemek için yüzde 10'luk barajı düşürmek yerine, yüzde 1’lik partilerin Meclise girmesini içinize nasıl sindireceksiniz? Bu teklif, iktidarınızın düşmemesi için barajı aşamayan partilerin Meclise girmesine yönelik hazırlanan bir tekliftir, çok partili demokratik seçimi ortadan kaldıracaktır. Bu düzenleme siyasi partiler arasındaki eşitliği ortadan kaldıracak, iktidarla birlikte olan yüzde 10’u aşamayan tüm partiler Meclise girecek, iktidarla birlikte olmayan, ittifak yapmayan yüzde 9’luk partiler Meclisin dışında kalacaktır. Bu durumu hukuki ve vicdani buluyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, valiler Hükûmet tarafından atanmaktadır. Kanun teklifi valilerin seçime müdahalesini gerektiren düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemeler “seçimlerin tarafsızlığı” ilkesine gölge düşürmeyecek midir? İlçe seçim kurulları mevcut durumları ortadan kaldıracak, adrese teslim oy uygulamasına geçilmek hedeflenmektedir. Bu ittifak Allah aşkına nereden çıktı, onu da merak etmekteyiz? Sizin isteğiniz demokratik bir seçim mi yapmaktır yoksa hileyle seçimi kazanmak mıdır? Bu yazıktır, ayıptır, hakikaten de günahtır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Yeşil…

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Sayın Bakan, sandık kurullarının seçim zarflarını mühürlememesi veya unutması zaten bir görev ihmali değil midir? Dolayısıyla bu konunun sanki normal bir vaka gibi kanuna geçirilmesi veya YSK filigranlı zarfların geçerli olacağı kanuna uygunsuzluk, hukuksuzluk, hileli bir durum oluşturabileceği gibi 16 Nisan referandum seçimlerinde yaşanan benzer gayriahlaki olayları tekrar gündeme getirecektir.

İki: Art niyetli kişilerin sözde sorun varmış gibi kolluk kuvvetlerini çağırarak alanın tamamen boşaltılması durumunda kontrolsüz kalan sürede sandık güvenliği sağlanamayacağı için tereddütlü durumlar oluşacak ve bol şikâyetli bir seçim geçecektir.

Daha önce parti temsilcisi… Sandık kurulu başkanlarının kamu görevlileri arasından belirlenmesine yönelik geliştirilen öneri kıstası partili olmaktır. Bu husus, seçim güvenliğine gölge düşürmez mi? Seyyar sandık uygulamasında kontrol sağlanması güçtür. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, OHAL döneminde yaşanan ihraç kararlarına itirazları değerlendirmek için kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna başvuralar bugün doldu. Bugün itibarıyla toplam kaç başvuru yapıldı? Kaçı incelendi? İncelenenlerin kaçında göreve iade kararı verildi, kaçı reddedildi? Komisyon bu hızla giderse 100 binin üzerindeki başvuruyu kaç yılda inceleyecek? Hem Komisyonun inceleme hem de Ankara’da oluşturulan iki mahkemenin iptal başvurularını karara bağlama süreçlerinin hızlandırılması için önlemler düşünüyor musunuz?

Son beş yılda cezaevlerinde her yılı ayrı ayrı olmak üzere kaç intihar vakası yaşandı? 15 Temmuz darbesi sonrasında ilan edilen OHAL döneminde bugüne kadar kaç intihar vakası yaşandı, kaçı ölümle sonuçlandı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakırözer.

Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Bakanım, 12 Eylül sonrasında bildiğiniz gibi 1982 Anayasası da halk oylamasına sunulmuştu. Ama o 1982 Anayasası’yla ilgili daha sonra on binlerce siyasetçi çok ağır ithamlarda bulundu. O Anayasa referandumunda toplumun nasıl baskılandığını, insanların iradelerinin nasıl baskı altına alındığını, kolluk kuvvetlerinin, valilerin, devlet bürokratlarının nasıl toplumu baskıladığını çok açık biliyoruz.

Az önce sizin söyleminizin bir sehven söylenmiş söz olduğunu düşünüyorum. Yoksa bir Adalet Bakanının “Siz ya dayak yemeyi ya da sayı saymayı bilmiyorsunuz.” demesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde söylenmiş bir söz olarak kabul etmek istemem. Böyle bir anlayışla mı bu Anayasa referandumu veya bu seçimler yürütülecektir, yoksa gerçek anlamda bir adil seçim yapmayı düşünüyor musunuz? Buna ilişkin bir niyetinizi, iyi niyetinizi nereden anlayacağız?

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 2002, 2007, 2011 ve 2015 milletvekili adayıydım. 2002’de MHP koalisyon ortağıydı. O dönemlerde -Aydın milletvekili olarak- valiler tarafsızdı, kaymakamlar tarafsızdı, yargı tarafsızdı. Maalesef 2007’den beri her atanan vali, kaymakam, hâkim, bürokratların hepsi AKP’nin bir örgütü gibi, il başkanı gibi, ilçe başkanı hareket ediyorlar ve 2015’te Aydın’da bunu gördüm. Vali bütün muhtarları topladı, “AKP köyde birinci parti çıkmadığı takdirde hakkınızda işlem yapacağız.” diye tehditte bulundu. Şimdi siz ilde valilere, ilçelerde kaymakamlara yetki veriyorsunuz. Kamu kurumunda çalışan, bürokraside çalışan memurların hepsi sizin yandaşlarınız ve bütün sandıklarınızı onlara teslim ediyorsunuz. Size gerçekten samimi olarak soruyorum: Bu seçim şaibeli olmayacak mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin dahi kanunsuz, yasaya aykırı bulduğu ve bu kanun teklifiyle, yasalaştırılması da yine bu kanunu tartışmalı kılan, siyasi literatürümüze “mühürsüz oylar” olarak giren ve bu kanunla yasalaştırılan bir düzenleme yapılmakta. İlk kanun koyucu bu maddeyi düzenlerken Sayın Bakan, kötü niyet ve hileyi engellemek için, bir önlem amacıyla, YSK filigranına, ilçe seçim kurulu mührüne ek olarak o sabah, oylama öncesi sandık kurulu mührünü zorunlu kılmışken biz bugün hile ve kötü niyetin yolunu açan bir düzenlemeyle mühürsüz oyları kabul eden madde getiriyoruz. Sandık kurulunun ihmali yoluyla, sehven olabilir bu, unutkanlığı olabilir… Bu, suistimale açık değil mi? Nasıl belirlenecek? Çok ucu açık; kasıt var mı, hile karışır mı, kötü niyet olur mu? Bu konuda nasıl bir düzenleme yapılacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz yedi buçuk dakika.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – “Aynı hanede olmak koşuluyla binaların ayrı sandıklarda olmasının ne gibi faydaları olacaktır?” şeklinde Sayın Gürer’in bir sorusu vardı. Anayasa’nın 67’nci maddesinin ikinci fıkrasında seçimlerin ve halk oylamasının serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esasına göre yargı yönetim ve denetimi altında yapılacağı hüküm altına alınmıştır ve bu ilkeler çerçevesinde, aynı binada oturan seçmenlerin hane bütünlüğü korunarak aynı seçim bölgesinde, mahalle ve köyde kalmaları şartıyla farklı sandıklarda oy kullanmalarına imkân tanınmaktadır bu teklifle. Özellikle belli meslek mensuplarının ikamet ettiği lojmanda, aynı aileye mensup kişilerin oturduğu sitelerde oy vermenin gizliliğinin sağlanması açısından da bu düzenlemeye bir ihtiyaç söz konusu olmaktadır.

Yine, 298 sayılı Kanun’da muhtarlık bölgesi askı listeleri askıya çıkmakta, seçime katılan tüm partilere de elektronik ortamda bu bilgiler verilmektedir. Askıya çıkan o listeler muhtarlıktaki bütün seçmenlerin de kontrolüne sunulmaktadır. İtirazlar üzerine de yine liste güncellenmektedir, askı sürecinde her türlü itiraz ilgililer tarafından yapılabilmektedir. Dolayısıyla bu sandıkların da yine Yüksek Seçim Kurulu tarafından bu şekilde değerlendirilmesi imkânı vardır ve bu konu da gerçekten, çok öyle uzak bir yer değil, bir sınıfta değil de öbür sınıfta olacaktı. Burada seçim güvenliğini sağlamaya yönelik bir düzenleme söz konusudur, asla bir partiye ya da farklı bir yere, farklı bir netice doğmasına yönelik bir düzenleme değil. Bu, seçimlerin güvenliği hususunda görülen ihtiyaçtan dolayı yapılan bir düzenlemedir.

Sayın Tanal’ın “Barajı aşamayan partinin barajı aşması anlamındaki bu düzenleme muvazaalı değil midir?” şeklinde bir sorusu vardı. Burada da değerli arkadaşlar, esasen siyasal katılımı, demokratik katılımı çok artıracak ve birçok partinin de ve birçok siyasal kesimin de Mecliste temsiline imkân tanıyacak bir düzenleme bugün Genel Kurulda değerlendirilmektedir, müzakere edilmektedir ve esasen, yüzde 1-2 gibi küçük sayılabilecek ve Mecliste temsil edilemeyecek birtakım görüşlerin, Türkiye’deki farklı temsil ve kesimlerin de Mecliste bu anlamda temsiliyetini sağlayacak bir düzenlemedir. Elbette bir zorunluluk, bir icbar söz konusu değildir. Partiler talep ederse, siyasi olarak karar verirlerse bu anlamda bir değerlendirme söz konusudur. Elbette Genel Kurulun oylamasıyla, takdiriyle bu, gündeme gelecek ve yasalaşacaktır.

Sayın Arslan’ın “Seçim güvenliğini, adil seçimi engellemez mi; yüzde 1’lik partinin Meclise girmesi, çok partili demokratik seçimin eşitliğini ortadan kaldırır, seçim adaletini ortadan kaldırır mı?” şeklinde benzer bir sorusu, bir değerlendirme. Bilakis bu temsilde adalet anlamında, farklı kesimlerin ve seçmenlerin “Benim partim zaten barajı aşamaz.” şeklinde sandığa gitmesini de belki motivasyonunu azaltan bir durumun yine sandığa gitme anlamında pozitif bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Bu hususta ittifakın yapılabilmesine imkân getiren bir düzenlemedir. Elbette yine siyasi partiler karar verecek ve seçmen de nihai kararı verecektir.

Sayın Bektaşoğlu’nun valilerin müdahil olması hususunda bir eleştirisi söz konusu. Değerli arkadaşlar, valilerin gözetiminde ve denetiminde bir seçim gerçekleşmeyecektir. Anayasa’nın 79’uncu maddesinde de düzenlendiği gibi, yine, seçim işlemleri ve seçim hukuku yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında gerçekleşecektir. Burada asla valilerin seçim hukukuna ilişkin, seçim işlemlerine ilişkin bir denetimi, gözetimi, bir kararı söz konusu değildir. Seçim güvenliğine ilişkin ola ki bir mahalde, bir sandık bölgesinde yaşanan bir güvenlik meselesinden dolayı seçime katılamama, sandık güvenliğinin sağlanamaması hususunda bir değerlendirme olduğunda bu hususla ilgili talebi Yüksek Seçim Kuruluna ifade edecektir, Yüksek Seçim Kurulu son tahlilde karar verecektir. Bildiğiniz gibi, Yüksek Seçim Kurulu da yine her partinin de orada temsilcisinin bulunduğu yargısal bir organdır, anayasal bir organdır. Dolayısıyla valilerin bu konuda nihai karar verecek bir merci olmadığı, bu mercinin Yüksek Seçim Kurulu olduğu ve dolayısıyla da Anayasa’ya uygun bir düzenleme olduğu elbette ifade edilmektedir.

“İttifak nereden çıktı?” sorusu yine Sayın Bektaşoğlu’nun. İttifak, Türk siyasi parti geleneğinde görülen bir uygulamadır zaten. Şimdiye kadar birçok seçimde, hemen hemen tüm seçimlerde bu konuda hangi parti olursa olsun ittifakı yaşadığı, yaptığı görülmektedir ama Siyasi Partiler Kanunu’nda, 298 sayılı Kanun’da ve Milletvekili Seçimi Kanunu’nda bulunan engellerden dolayı yasal bir hâl değildi, şimdi yasak ortadan kalkmakta, yasal bir hâle getirilmektedir. Elbette bunun kararını da siyasi partiler verecektir. Dolayısıyla, ittifak yeni bulduğumuz, bizim icat ettiğimiz bir şey değil; siyasal organizmanın canlı bir şekilde duymuş olduğu ihtiyaçtır, biz bu ihtiyacı kodifike ediyoruz, bir düzenleme imkânı getiriyoruz; yapılan düzenleme sadece budur.

“Seçim kurulunun yetkisi alınıyor.” şeklinde bir iddia ve soru var. Asla öyle bir yetkinin alınması söz konusu değil. Bütün bu işlemler, sandıklara yönelik işlemler, seçmen kayıtları, sandık kurulu başkanlarının ve üyelerinin belirlenmesi, hepsi -ilçe seçim kurulu huzurunda- Yüksek Seçim Kurulu marifetiyle, kararıyla gerçekleştirilmektedir.

Sayın Yeşil’in yine mühürle ilgili bir değerlendirmesi var, bunu daha önceki oturumlarda da hep söyledik. Değerli arkadaşlar, mühür meselesi, CHP’nin de son 7 Haziranda itiraz ettiği, sandık kurulu üyelerinin bir ihmali nedeniyle vatandaşların, seçmenlerin seçme hakkının ortadan kalkmasına yönelik bir ihmalin, bir suistimalin, bir kötü niyetin ya da iyi niyetli de olsa bir ihmalin faturasının vatandaşa çıkmaması adı altında yapılan bir düzenlemedir. Zaten Yüksek Seçim Kurulunun da seçimlerde, 1984’ten beri, genel itibarıyla yerleşik içtihadı, kararı bu yöndedir. Dolayısıyla yeni bir karar değil bu anlamdaki bir uygulama, ki Anayasa’daki seçme hakkının da gereğidir. Vatandaş oyunu kullanıyor ama sandık kurulundaki 5 kişinin, 6 kişinin, 7 kişinin o sandıkta pusulayı mühürlememesinin, sandık kurulu mührünü ifa etmemesinin, görevini yerine getirmemesinin faturasının asla seçmene çıkarılmaması gerekiyordu. O hususta bir düzenleme yapılmıştır. Kaldı ki “Oy pusulaları mühürsüzdür.” şeklindeki bir iddiayı kabul edemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz bitti, bir dakika ek süre vereyim mi yazılı olarak mı bildirirsiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamamlansın efendim.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – İki dakika verin isterseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre vereyim size, tamamlayın lütfen.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – “Oy pusulası mühürsüzdür.” iddiasının kabulü mümkün değildir. Yüksek Seçim Kurulunun, ilçe seçim kurulunun mührü olan ve bakıldığında filigran olan oy pusulasıyla ilgili sandık kurulundaki 7 kişinin ihmalinden dolayı mühür yapılmaması, mühürlenmemesinden kaynaklı seçim hakkının haleldar olmasına, ortadan kaldırılmasına yönelik bir düzenlemedir. Elbette kim, hangi partiye oy verecek seçim günü sandıkta belli olacaktır. Dolayısıyla bütün partiler için eşit bir şekilde düzenleme yapılmıştır, Anayasa’ya ve hukukun evrensel ilkelerine ve seçme hakkına uygundur.

Sandık başkanlarının siyasi partilerden seçilmemesi… Bu hususta bir sıkıntı olur mu? Değerli arkadaşlar, zaten uygulama siyasi partilerin getirdiği, önerdiği kişilerden değil… Zaten hep seçim kurulundan yine kamu görevlilerinden belirlemiş olduğu isimler üzerinden oluyordu, burada da bu şekilde bir düzenleme yapılmıştır. Yine kamu görevlileri arasından kurayla seçilmektedir, dolayısıyla objektif bir düzenleme getirilmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Özel…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şunun için söz aldım: Sayın Bakan birkaçtır şunu söylüyor, diyor ki: “Zaten CHP’nin de bu konuda başvurusu var.” Sayın Şentop da ifade etti, Komisyon tutanaklarında da var. Dört partinin, bu konuda kendi lehlerine olan durumlarda başvuruları, aleyhlerine olan durumlarda da itirazları var. Bu, seçim hukukunun doğasının gereği. Ama bugüne kadar hiçbir ihmal, kasıt ya da kusura peşinen göz yumulacağı, izin verileceği, bundan sonra olmasa da makul karşılanacağına ilişkin bir kanuni düzenleme yoktu. Arıza burada. Yoksa kendi partisinin mühürsüz oya itirazı da var, sayılmasın dediği de var, sayılsın dediği de. İşine nasıl geldiyse. Bu, seçim hukukunun gereği, hepimiz onu yaşıyoruz, biliyoruz. Ama burada yapılan iş başka.

Madem cevap vereceksiniz Sayın Bakan, madem artık Hükûmet istikrarı sağlanıyor öbür tarafta, yüzde 10 seçim barajı niye lazım Meclise? “İttifakla küçük partiyi koruyoruz.” diyorsunuz ya, yüzde 10 seçim barajı niye lazım Meclise, onu bir söyleyin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan cevap verecekti ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci maddede aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge vardır. Birlikte işleme alacağım. Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Fatma Kaplan Hürriyet               Muharrem Erkek                           Tufan Köse

                      Kocaeli                             Çanakkale                                    Çorum

                    Murat Emir                        Hüseyin Yıldız                       Akın Üstündağ

                       Ankara                                 Aydın                                       Muğla

                Uğur Bayraktutan                    Haluk Pekşen                                     

                       Artvin                                Trabzon

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Filiz Kerestecioğlu Demir               Meral Danış Beştaş                    Hüda Kaya

                      İstanbul                                    Adana                                İstanbul

                 Ertuğrul Kürkcü                  Mahmut Celadet Gaydalı     Ayşe Acar Başaran

                        İzmir                                      Bitlis                                 Batman

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde ilk olarak Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen konuşacaklar. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bizim Karadeniz’de çok ünlü bir film var, “Oflu Hoca” filmi. Emin olun, onun senaristleri bile bu kadar yetenekli değil. Yani maşallah, bu seçimlerin güvenliği, seçim ittifakı, yani müthiş bir hikâye. (CHP sıralarından alkışlar) O kadar güzel bir hikâye ki hikâyenin iki ana başlığı var. Unutulan bir tek kısmı var yalnız, mezarlığa sandık koymayı unutmuşsunuz. Niye? Çünkü mezarlıktan seçmen üretilmiş, tam 2 milyon 537 bin. 2 milyon 537 bin kişi gerçekte ölü oldukları hâlde nüfus kayıtlarında hâlâ yaşıyor ve sağ gözüküyor. Demek ki 2 milyon 537 bin seçmenimiz var. Ama yetmemiş, hızınızı alamamışsınız, bir de hiç var olmayan, gerçekte hiç dünyaya gelmemiş olan kişilere de sahte birer vatandaşlık numarası vererek bir de böyle seçmen kişiler üretmişsiniz. Maşallah o anlamda da sizleri kutluyorum.

Şimdi, böyle bir durumda seçimler nasıl organize edilecek, nasıl yapılacak? 2 milyon 537 bin kişiye ilişkin “Alo, mezarlıktan arıyorum, oy kullanabilirim…” Bu insanlar sağ olduklarına göre, bunları dirilttiğinize göre oy kullanmalarında da hiçbir mahzur yok. Gerçekten kutluyorum sizi, insanlık tarihinde bu kadarını, gerçekten…

Hani o “hamur abi” vardı, biliyor musunuz? Aslında ona, kanunları uygulayan devletlerde “Hammurabi” derler ama sizin döneminizde bunların adı olsa olsa “hamur abi” olur. Yani maşallah, kanunları da böyle muvazaa zinciri içerisine aldınız ve inanılmaz bir uygulama beceriniz var. Müthiş bir yetenek gerçekten. Seçmen sahte, kayıtlar sahte, sonuçların da gerçek olmasını beklemek bizim için de cidden büyük bir cesaret olacak yani. Kutluyoruz sizi.

Anayasa oylamasında, referandumda o sahte oylara niye ihtiyaç duyduğunuzu anladık. 2 milyon 537 bin sahte oy niye üretilmiş? O sahte oylar atılsın diye üretilmiş. Şimdi de tam böyle… On gündür soruyorum, “Ya, bu sahte vatandaşları niye ürettiniz, bu sahte kimlikler nüfusta niye hâlâ kayıtlı, bu insanlara bir vatandaşlık numarası sahte olarak niye verdiniz?” diyorum, ne Sayın Adalet Bakanından ne devletin seçim kurulundan ne nüfus, vatandaşlık işlerinden çıt çıkmıyor. Niye? Ya, hepiniz biliyorsunuz. Hani bir laf var ya: “Hepiniz oradaydınız.” Oradasınız. Merak edeniniz oldu mu? Hiç merak edeniniz olmuyor mu: “Ya, şu kayıtlara bir bakalım Allah aşkına, gerçekten kim sahte, kim değil.” diye. Ben burada söylüyorum, anlatıyorum ama benim ağabeyim gitti dedi ki: “Ya, sen onu bunu söylüyorsun, bizim aile kayıt tablosuna bir bak, burada da anneannemizin annesi de meğerse yaşıyormuş.” Rahmetli anneannemin annesini dirilttiğiniz için sizi kutluyorum ama adresini, ikametgâhını bulamadım, nerede oy kullanacağını da öğrensem gidip oy kullanırken de en azından tanışma fırsatım olur. (CHP sıralarından alkışlar) Şu hâle bakar mısınız ya, memleketin konuştuğu şeylere bakar mısınız ya, şu hâle bakar mısınız.

Oflu Hoca filminin finali şöyle oluyor, diyor ki: “Ya, sandık korkusu Allah korkusunun önüne geçmişse her yol mübahtır.” Tam böyle olmuş. Muvazaaya bakar mısınız ya. Sandığa takılacak diye bir siyasi parti, ideolojisi olan, siyaset tarihinde yeri olan, güçlü bir söylemi olan bir siyasi parti muvazaaya muhtaç hâle gelmiş. Ne olmuş? Muvazaa yapacaksınız ve Anayasa Mahkemesi bu muvazaayı görmeyecek. Size yemin ediyorum, bunu Anayasa Mahkemesi bile görmeye mecbur. Bunu görmeyen Anayasa Mahkemesi, siyasi tarihte, o 900 rakımlı tepede hiçbir şekilde oturamaz, onu orada oturtturmayız. (CHP sıralarından alkışlar) Burada nefes yoruyoruz, zannediyorsunuz ki buradan seçimlere bu yasayla gideceğiz ve oradan bir sonuç elde edeceksiniz. Bunlar boş hayaller, bunlar boş hayaller. Emin olun, bütün siyasi iktidarlar aynen… Tıpkı Saddam’ın döneminde de seçimler böyle yapılmıştı, Kaddafi de seçimleri aynen böyle yapmıştı. Siz de bu tuzağa doğru hızla gidiyorsunuz ama bilin ki 2019’dan sonra gideceğiniz yer Yüce Divandır. Eğer bu yasalara güveniyorsanız… Bu yasaları da size bir cümleyle hatırlatayım: Saddam’ı yargılayan yargıca Saddam kızıyor: “Bu nasıl yargılama? Bu nasıl bir yargı düzeni?” diyor. Ne dedi yargıç ona? “Bu yasaları siz çıkardınız, siz.” Bu yasaları çıkarmaya devam edin. Bu yasaları bir gün Türkiye önünüze koyacak, buna emin olun. Bu yasaları önünüze koyacağız ve kendi çıkardığınız bu yasalardan dolayı çok ahlarla vahlarla karşılaşacaksınız. Bizim gibi ülkelerde siyaseti yasaların arkasına sığınarak yapmaya çalışırsanız emin olun siyaset yapacak yasa da bulamazsınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İç Tüzük 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Pekşen daha önce de buna benzer bir konuşmayı Mecliste yapmıştı, ben de kendisine cevabımı vermiştim. Şimdi burada kendisine bir hatırlatmada daha bulunmak istiyorum: Seçmen listeleri askıya çıkar biliyorsunuz, siyasi partiler bununla alakalı itirazda bulunabilirler. Elinde, kendisinin iddia ettiği gibi bulgular varsa seçmen listeleri çıktığı zaman gider, bu itirazlarını hukuk içerisinde yapar ve çözüm bulunur. Aslında Sayın Pekşen’in derdi şu: 2019’un neticesini CHP şimdiden kabul ettiği için onun altyapısını ve mazeretini üretme çabasından başka bir şey değildir. Doğmamış çocuğa don biçiliyor burada.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Ne alakası var?

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sahte oy diyor, daha seçim yapılmamış, sandık kurulmamış, oy kullanılmamış ama Sayın Pekşen “Şu kadar sahte oy üretildi, şu kadar sahte oy var.” gibi bir tabir kullanmak suretiyle 2019’un neticesini şimdiden kendisi ilan etmiş durumda.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – 2010 referandumunda oldu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sandık kurulu mührü olmazsa olur bunlar.

BAŞKAN – Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkanım, dinlediniz, doğrudan şahsıma sataşma var, bu sebeple söz istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru canım, daha ne diyecek?

BAŞKAN – Sayın Pekşen, size de yerinizden açıklama vereyim.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Ama sataşma var Sayın Başkan, açıklama o değil, bu haksızlık.

BAŞKAN – Şimdi, bakın Sayın Pekşen, yani doğrudan şahsınızı ve kişiliğinizi hedef alan bir sataşma söz konusu olmadı.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkanım, daha nasıl olacak?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha ne diyecek? “2019 seçim sonuçlarını peşinen kabul etmiş.” diyor, algı yaratıyor.

BAŞKAN - Sadece dedi ki: “Eğer böyle elinde bulgularsa var idiyse süresi içinde itiraz edebilirdi seçmen listelerine.”

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tamam Sayın Özel, çıkıp cevap verebilirsiniz kabul etmiyorsanız, çıkıp deyin, “Biz kazanacağız.” deyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, özür dilerim, Sayın Grup Başkan Vekili diyor ki: “Cevap verebiliyorsanız çıkıp cevap verin.” Şimdi söylüyor bunu. Siz söz vermiyorsunuz…

BAŞKAN – Ben “Söz vermiyorum.” demedim, “Yerinizden söz vereyim.” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, bu durumu suistimal ediyor yani kürsü hakkını biz…

BAŞKAN – Peki Sayın Pekşen, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Tartışma daha uzun sürecek iki dakikadan, o yüzden buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, tartışmadan endişe etmeyelim.

BAŞKAN – Ben endişe etmiyorum Sayın Pekşen. Niye endişe edeyim?

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Oflu Hoca filmi tam sizin ilçenizde çekildi. Sürmene’de çektiler Oflu Hoca filmini. Dikkatli de seyretmişsinizdir umarım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben de Sürmeneliyim.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bak bir şey anlatayım size: Bu sandıklarda sağ gözükenler kendileri mi gitti yazıldılar oraya ki onlara gidip itiraz edeceğiz? Kimin sağ olduğunu siz iyi biliyorsunuz. Onları bildiğiniz için de zaten bunları ihdas ettiniz. Bu sandıklarda kimin sağ olduğunu, kimin ihdas edildiğini, kime vatandaşlık numarası verildiğini kim bilecek?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Anneannen AK PARTİ’li mi?

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Yani böyle bir şahıs mı var ki ben bileceğim? Sahte isimlere vatandaşlık numarası verdiklerinizi kim bilebilir? Ne demek bu, gidecekler vatandaşlar itiraz edecekler? Sahte...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İtham onlar.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – İtham değil. Belge burada Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar) Bak, Hükûmetin Bakanısınız... Hükûmetin Bakanısınız, belge burada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bu sahte vatandaşlık numaralarını o bilgisayarlara kim girdi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sandık listesine hiç bakmamışsınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bu sahte vatandaşlık numaralarını kim yazdı orada? FETÖ'nün ürettiği yöntemlerle iktidarda kalmaya gayret ediyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen sandık listesine hiç bakmamışsın bugüne kadar.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bir taraftan FETÖ diyorsunuz, bir taraftan da FETÖ'nün ürettiği yöntemlerle iktidarda kalıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seçmen listesine bakmamışsın sen. Onun için kaybediyorsunuz zaten.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bu iktidarı FETÖ yöntemleriyle aldınız. FETÖ'nün hepsi siyasi iktidarınızı ayakta tutmak için hâlâ devam ediyor. Onun için FETÖ'nün siyasi kanadına dokunamıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz sandık listesine bakmadığınız için hep kaybediyorsunuz, sandık listelerini yok saydığınız için hep kaybediyorsunuz.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bak, sandık listelerini bilgisayarlarda yapıyorsunuz; bu entrikalarla, bu yöntemlerle oy devşirmeye çalışıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizin siyasi parti il başkanlıklarınız ne yapar, ilçe başkanlıklarınız ne yapar? İlçe başkanı itiraz etmeyi bilmiyor mu? Tıpkı mühürsüz diye, yalan diye ifade ettiğiniz oylara itiraz etmekten vazgeçtiğiniz gibi...

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Ankara Büyükşehir Belediyesini, İstanbul Büyükşehir Belediyesini, daha kim bilir ne kadar şaibeli belediyeleri bu yollarla aldınız. Gelin, yüreğiniz yetiyorsa bir komisyon kuralım, araştıralım, var mısınız? Hadi bir komisyon kuralım, araştıralım, yüreğiniz yetiyor mu? (CHP sıralarından alkışlar)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Yapma ya!

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – CHP’ye üfürükçü girmiş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, FETÖ yöntemleriyle iktidara geldiğimizi ve iktidarda tutunmaya çalıştığımızı ifade etti. Bu, grubumuza açık bir sataşmadır. Bu anlamda, İç Tüzük 69’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

Yeni bir sataşmaya neden olmayın lütfen.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın hatip az önce de söylediğim gibi, bir şekilde mazeret üreterek 2019’da milletten yiyecekleri tokadın acısını ve şiddetini kendi tabanına unutturmanın yollarını aramaktadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Göreceğiz onu, göreceğiz. Göreceğiz, tokadı kim yiyecek göreceğiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kılıçdaroğlu niye oy kullanamadı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Türkiye’de ilk defa seçim yapılmıyor, Türkiye’de düzenli olarak seçimler yapılmaktadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – MHP kendi düşürmediği barajın altında kaldı, DSP kendi düşürmediği barajın altında kaldı, göreceğiz o tokadı.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bununla alakalı yapacağınız tespitleri az önce de ifade ettim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kılıçdaroğlu niye oy kullanamadı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Seçmen listelerine, gider, itirazınızı yapar, düzeltirsiniz.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Ya, onlar seçmen mi ki…

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Genel Başkanlarının bile haberi yok listeden Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Genel Başkana laf söyleme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Kaldı ki teknik olarak kendisi bir hukukçudur. Bir kişinin nüfustan nasıl düşürüldüğü, nasıl nüfus kayıtlarından kaldırıldığı gayet açıktır hukuk içerisinde.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Kim üretti onları?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ya bununla alakalı ailesi tarafından resmî ölüm ilanı bildirilir ya da ilgili merciler bunu bildirir ya da Medeni Kanunu’na göre gaiplik ilanı çıkarılmak suretiyle bunlar kayıtlardan düşürülür. Yüz seksen sene önce, iki yüz sene önceki hadiselerden sayın hatip bahsetmektedir.

Yalnız şunu da ifade etmekte fayda var: Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi seçmen listeleri konusunda o kadar acemi ki kendi Genel Başkanlarına oy kullandıramayan bir partidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi çıkmış, seçmen listeleriyle ilgili burada ahkâm kesmekte, bize ders vermektedir.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Muhtara talimat veren, sildiren kim? Sizlersiniz, sizler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kılıçdaroğlu ölüler arasında mı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın hatibe tavsiyem şudur: Sayın Hatip, bak, 2019 seçimlerinde de Sayın Genel Başkanınızın oy kullanmama gibi bir durumu olabilir. Siz listeleri yakın takip edin, aynı durumla karşı karşıya kalmayın, Genel Başkanınıza mutlaka ama mutlaka oy kullandırın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siyasi mevta hâline getirmeyin.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Listeleri takip edin, seçim tarihlerini yakın takip edin.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – O işleri çok iyi biliyorsunuz. Kaymakama talimat verip de kütüğü sildirdiniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Siyasi tarihimize, kendisine oy veremeyen tek ve ilk Genel Başkan olarak Kılıçdaroğlu tarihe geçmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Utanmadan konuşuyorsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, “Sayın Genel Başkanına oy kullandıramayan tek siyasi parti” diyerek hem Genel Başkanın şahsına sataşarak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşma değil, doğruları söyledi ama. Yanlış mı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ama lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hem partimize hem de Genel Başkana sataşma var, cevap hakkını kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Ama bu, gerçek bir şey.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Nasıl gerçek bir şey Başkanım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama doğru olan bir şeyi söylüyor Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, siz İç Tüzük’e göre yorum yapmayın.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

Yani bu, gerçek olan bir şey, o açıdan. Söylenince niye sataşma oluyor diye düşündüm de o yüzden sordum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçmiş, tescillenmiş.

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu şundan dolayı gerçektir: O dönemde iktidarda ne istediyse verdiğiniz FET֒cüler her kademede vardır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, ne alakası var?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu FET֒cüler orduya kumpas kurar, CHP “Balyoz kumpası” diye kitap yazar, siz “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, Allah’ın bildiğini kuldan saklamayalım.” dersiniz, günü geldiğinde “Millî orduya kumpas kurmuşlar.” dersiniz.

Şimdi, Sayın Genel Başkana itibar suikastı yapılmak için kendisinin bir muhtar tarafından kaydının doğrudan sildirildiği ve Genel Başkana karşı o sizin hâlâ daha utanmadan, sıkılmadan istismar ettiğiniz nahoş olay, FET֒nün, Genel Başkanın aleyhine, partiniz lehine kurduğu ucuz, basit, aşağılık bir kumpastı. (CHP sıralarından alkışlar) Hâlen daha bu aşağılık kumpastan siyasi rant bekliyorsanız o zaman şunu sorarlar size: Bizim Genel Başkan, sizin yönettiğiniz bir seçimde, sizin varlığınızda, sizin kumpasınızda bu sıkıntıyı yaşadı ama bizim Genel Başkanımız şu sıkıntıyı yaşamadı: Sizin Genel Başkanınızın 1980 darbesi sonrası o şeffaf zarflarla yapılan, oyu attığında hem Anayasa’ya “evet” dediğin hem Cumhurbaşkanına “evet” dediğin ortak oylama sırasında Genel Başkanınızın oy kullandığı sandıktan tek bir “hayır” oyu çıktı ancak hem Sayın Genel Başkan hem Emine Hanım o sandıkta oy kullanıyordu.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Darbe anayasasına “evet” demişsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Üç senedir söyleyin diyoruz, 1980 Anayasası’na “evet” diyen hanımefendi değilse Genel Başkanınız mı? Siz önce darbe anayasasına “evet” diyen Genel Başkanınızla hesaplaşın, sonra gelin bize hesap sorun.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Kenan Evren’e “evet” dediler, Kenan Evren’e.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Boş şeyler konuşuyorsun, geç bunları, geç.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Kenan Evren’e niçin “evet” dediniz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Kenan Paşa’nın yattığı yerden gurur duyduğu adamlarsınız. “Bu kadarını ben bile akıl edemedim.” dedi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Özel Genel Başkanımıza bir sataşmada bulunmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Sayın Genel Başkanımıza” de bari.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dolayısıyla, bu bir sataşmadır, bununla alakalı İç Tüzük 69’a göre söz talep ediyorum.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Efendim, gerçeği söyledi, sataşma değil, bu da gerçek.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gerçek ya, bu da gerçek. Verme Başkan, bana vermemeye çalışıyordun.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Öyle diyordu Elitaş, “gerçek” diyordu.

BAŞKAN – Ama ben şimdi hiçbir şey duymadım ki Sayın Muş’tan sizin bu gürültünüzden.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – “Gerçek” diye bağırıyorlardı.

BAŞKAN – Ben onun gerçek olup olmadığını bilmiyorum ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun oy kullanamadığını biliyordum, onu bilmiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, siz tartışmaya karışmayın. Bakın, Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizinki tescilli.

BAŞKAN – Sayın Muş, sizi dinliyorum, tekrar eder misiniz lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Başkanımızın darbe anayasasını desteklediğini ifade etmektedir. Dolayısıyla bu, grubumuza açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Oy verdi, oy.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kendileri destekledi, Sayın Baykal şahit. Hayır efendim, biz “Değiştirelim.” dedik, Sayın Baykal “Yok.” dedi. Darbe anayasasını değiştirelim diye komisyon kurduk, kaçtınız, gelmediniz. Sayın Baykal Genel Başkandı o zaman.

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen Sayın Baykal’a laf söyleme, Genel Başkanın onun sayesinde geldi, partinin başına geçti, siyaset yaptı, Başbakan oldu.

BAŞKAN - Sayın Özel…

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, siz Ankara’dasınız, İstanbul’dan aday oluyorsunuz, İstanbul’a gidip kaydolmamışsınız, bunu bile hesap edememişsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Taşımayı da bilmiyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Seçmen listeleri asılmış, ona da gidip bakmamışsınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gitmiş, gitmiş ağabeyciğim, o değil, tersi. Olayı bile bilmiyorsun, olayı bile bilmiyorsun.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ondan sonra “Vay efendim, bize kumpas kurdular.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oflu Hoca bile bunu düşünemez.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Değerli dostlar, bakın, Genel Başkanına oy kullandırmayan bir parti Türkiye’yi nasıl yönetecek, ben sizlerin takdirine bırakıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yazıklar olsun.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Darbe anayasasına “evet” diyen, bir partiyi nasıl yönetecek?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Kendi Genel Başkanının oy kullanmasını organize edemeyen, bundan âciz olan bir parti Türkiye’nin hiçbir meselesine merhem olamaz, Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm üretemez.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – En azından “Kandırıldık, Allah bizi affetsin.” demedi bizim Genel Başkanımız.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Soruya cevap ver Sayın Başkan, soruya cevap ver.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın, biz şuradan sokağa çıkalım, önümüze çıkan 100 vatandaşa soralım “Darbelerle alakalı ne düşünüyorsunuz? ‘AK PARTİ’ deyince ne düşünüyorsunuz? ‘CHP’ deyince ne düşünüyorsunuz?” diye.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Bizde en azından birileri çıkıp bir şey söylüyor, sizde bir tane Allah’ın kulu yok itiraz eden.

MEHMET MUŞ (Devamla) - O 100 kişinin hangi cevabı vereceğini bu Meclistekilerin tamamı çok iyi bilmektedir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Soruya cevap verecek misiniz?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Dolayısıyla, 1980’de bir sandık bulunmuş, şeffafmış, oradan Genel Başkanımız “evet” kullanmış. Bunu imaya yönelik bir yorum ve söylemi kabul etmemiz kesinlikle mümkün değildir.

MURAT EMİR (Ankara) – Darbe anayasasına kim “evet” dedi, onu söyle sen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, bütün sandıklar…

MEHMET MUŞ (Devamla) - AK PARTİ darbelere, darbecilere ve onları alkışlayanlara rağmen iktidara gelmiştir ve onlara rağmen de iktidarda kalabilmeyi başarmıştır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Kenan Evren olmasaydı bu kadar gelemezdiniz.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – 12 Eylülün ürünüsünüz, 12 Eylülün ürünüsünüz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın, eğer bu darbelerle alakalı bir söz açacak olursanız Cumhuriyet Halk Partisinin sicili çok ama çok bozuktur. 1960 darbesinde ve sonrasında yöneticilerinizin, partililerinizin neler söylediği çok açıktır. O botların altını birilerinin nasıl hararetle öpmek istediği hâlen milletin hafızasından çıkmamıştır. Benden size tavsiye, hiç bu sulara girmeyin, bunlar sizi aşar, burada boğulursunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanına söz vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Âciz parti” diyor adam ya.

BAŞKAN – Size de söz vereceğim. Komisyon Başkanı on beş dakikadır bekliyor, kendisine söz vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, tamam.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Sayın Pekşen burada dile getirmiş olduğu iddialarını Anayasa Komisyonunda da dile getirdi fakat tabii, sadece iddia dile getirip gidiyor arkadaşlarımız. Evet, sizden sonra Komisyonda bu konuya cevap verildi ama tabii, durmadığınız için Komisyonda cevabını muhtemelen bilmiyorsunuz, tutanaklarda var.

Şimdi, özellikle Yüksek Seçim Kurulundan Seçmen Kütüğü Genel Müdür Vekili arkadaşımız orada detaylı bir açıklama yaptı. Hatta Sayın Ceyhun İrgil oradaydı, o da bazı sorular sordu, onlara da cevaplarını verdi.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Nedir o açıklama?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Bir kere -oradaki ifadelerden okuyorum, birkaç şey söyleyeceğim üzerine- 298 sayılı Kanun’un 47’nci maddesi kapsamında elektronik ortamda bütün seçmen bilgileri siyasi partilere veriliyor. Bu, seçimden önce değil sadece yani askıya çıktığı zaman değil, her yıl bunları bütün siyasi partiler alabiliyor. Böylece siyasi partiler aldıkları bilgileri, her aşamada yıllar itibarıyla -burada ölü seçmen var mı, iddia edildiği gibi Suriye’den gelenler vesaire var mı, yok mu- bütün bunları birbiriyle karşılaştırma imkânına sahip.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika ek süre daha veriyorum size.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Hocam, nereden bilecek ki seçmen sağ mı, ölü mü, nereden bilecek?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Bakın, Sayın Komisyon Başkanının süresinden alıyorsunuz, lütfen.

Buyurun, bir dakika.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Ölen var mı, bunları kontrol edebiliyorlar.

Yine, ayrıca, Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü olarak seçmen kütükleri üzerinde Yüksek Seçim Kurulu bir yıl içerisinde çapraz incelemeler yapıyor seçmenlerle ilgili olarak. Farklı kimlik bilgilerini, işte, SGK’den, başka yerlerden almış oldukları bilgilerle ilgili işlemleri takip ederek bir anormal durum var mı, yok mu… Mesela, 2013 yılında bununla ilgili tespit edilmiş sadece 560 kayıt olduğunu söylüyorlar fakat bu 560 kayıt şöyle: Şahısların isimleri aynı, soy isimleri aynı, anne baba adları aynı ama T.C. kimlik numaraları farklı çünkü artık T.C. kimlik numarası da var hepsinin. Yani büyük bir benzerlik olmasına rağmen… Hatta, Sayın Ceyhun İrgil soruyor “Duplikasyon mu?” diyor, o “Hayır, duplikasyon değil, isim, soy isim, ana baba adı aynı, benzer gibi gözüküyor ama T.C. kimlik numaraları farklı.” diyor.

Şimdi, burada…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – İşte o sahte, o sahte, belgeleri de burada.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Bunlar farklı şahıslar yani T.C. kimlik numarası itibarıyla.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yine, yaş itibarıyla da kayıtlarla ilgili incelemeler yapılıyor. Bir kere şunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkanım, Haluk Pekşen anneannesinin annesiyle tanışmak istiyor, hiçbir art niyeti yok.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Siz yardımcı olun Uğur Bey, siz yardımcı olun.

BAŞKAN – Sayın Başkan, siz de son bir dakikada toparlayın lütfen.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Bitiriyorum, bitiriyorum.

Sayın Pekşen, aynı şekilde 2,5 milyon kayıt olduğunu dile getiriyor, bir de 2 isim vermişti. Verdiğiniz isimleri not almıştı arkadaşlar, onlara bakıldı. Bunlardan birinin ölü olduğunu, seçmen olmadığını; diğerinin ölüm kaydının olmadığını fakat seçmen listesinde bulunmadığını tespit ettiler. Niçin öyle, niçin öyle? Çok basit. Çünkü adrese dayalı nüfus kayıt sistemimiz var.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – 2’si de aynı kişi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Pekşen…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Bir şahsın yaşadığına dair bir kayıt olsa da sizin soyağacında tespit ettiğiniz gibi, adres bilgisi yoksa seçmen olamıyor. Dolayısıyla bu sistem… Siz “2,5 milyon.” diyorsunuz. Partinizde bunların listesi var, arkadaşlar baksınlar. Çünkü hiçbir siyasi partiden -CHP dâhil- seçmenlerle ilgili, düzeltilmesi için -ki 2,5 milyon çok çok uçuk bir rakam- bununla ilgili böyle bir itiraz Yüksek Seçim Kuruluna yapılmamış.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Bu şimdi Türkiye’nin gündemine oturdu, şimdi oturdu.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Elinizde listeler var, kontrol edin.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – İnsanlar nereden bilecek iki yüz yıl önce ölmüş olan insanları sağ gösterdiğinizi?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – 2,5 milyon değil 2,5 kişi varsa yapın itirazınızı… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Gelin, işte, araştıralım bunu, bunu Meclis araştırsın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın grup başkan vekili konuşması sırasında ilk başta, ilk konuşmasında yapmadığını da yaparak “Âciz bir partisiniz.” demiştir. O konuya cevaben grubumuz adına söz hakkını istiyoruz kürsüden 69’a göre.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

Bakalım kim noktalayacak, hangi grup başkan vekili noktalayacak bu tartışmayı?

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman tansiyonu biraz düşürelim.

Ben böyle bir sandıktan falan bahsetmedim. 1982 Anayasası oylanırken zarflar inceydi, içerideki renkler başkaydı; bu, vatandaş üstünde bir baskıydı, bunu bütün siyasi partiler eleştiriyor. Öyle onun arkasına sığınmayın. Ama o meşhur seçimde…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sen oy kullandın mı o zaman?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …kullandıkları sandıkta bir tane “hayır” oyu çıkmış. “Bu Emine Hanımın mı, Genel Başkanın mı?” diye sorduk, cevap veriyoruz: İkisinin de değil çünkü sandıkta görevli solcu öğretmenin oyu o. Sizinkilerin ikisi birden bence “Evet” oyu kullandılar. (CHP sıralarından alkışlar)

Benim Genel Başkanım sizin kurduğunuz kumpasla bir kere oy kullanamadı ama benim Genel Başkanım 12 Eylülü, 28 Şubatı ayakta alkışlayan FET֒ye “Ne istedin de vermedik?” deyip de her şeyi vermedi arkadaşlar.

Benim Genel Başkanım…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kasetle gelen dekontla gider.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …“Bir tek kimse Cumhurbaşkanı olamaz bu ülkede, o da sensin; seni yargılamazsam namerdim.” diyen birine sırf bu sisteme tutunabilmek, görevinden ayrılmamak için kapılarını açmadı, onlarla birlikte ittifaklara girmedi.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hangi kasetle geldi Genel Başkanın?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Benim Genel Başkanım…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hangi kasetten sonra geldi senin Genel Başkanın?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …bozkurt işaretini görünce “Biz eşrefimahlukatla gezeriz, insanla gezeriz, senin gibi hayvanlarla gezmeyiz.” gibi bir lafı söyleyip sadece şimdi ittifak ortağı oldu diye, gönlü olsun diye “Eşrefimahlukatla, insanlarla gezeriz.” deyip aşağıladığı o siyasi partinin simgesini yapmadı.

Benim Genel Başkanım oy atmaz, benim Genel Başkanım oy kullanamaz belki…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hangi kasetle geldi, söyle bakalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …ama yalan atmaz, iftira atmaz, kumpas kurmaz, kumpasçılara destek olmaz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hangi kasetle geldi senin Genel Başkanın?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Muş gelince Meclis bu hâle geliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir not düşmek istiyorum.

Bu Genel Kurulda 1980 ihtilalinden sonra yapılan Anayasa referandumunda oy kullanmayanlar çoğunlukta herhâlde, ben oy kullanan azınlıklardan biriyim. Bir gerçeği açıklayayım, zarfların içi şeffaf filan değildi; o, öyle yaratılan bir algıydı, algı operasyonuydu, zarflar da şeffaf değildi.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) - Öyleydi Başkan. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bunu da not olarak bildireyim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Devam edelim.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son olarak Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran konuşacak.

Buyurun Sayın Acar Başaran.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde, lütfen…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Süremi tekrar başlatır mısınız?

BAŞKAN – Yeniden başlatırım, buyurun; üç saniye olmuş zaten.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özgür Bey…

BAŞKAN – Sayın Acar Başaran, bir dakika, sürenizi baştan başlatacağım.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Yok Başkan, konuşamıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, tartışma bitti, kürsüde bir konuşmacı var, dinliyoruz.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konuşmacıdan da sizden de özür dilerim, ağır tahrik altında cevap vermek zorundaydım.

BAŞKAN - Tamam Sayın Özel.

Buyurun Sayın Acar Başaran, sürenizi yeniden başlatıyorum.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; arkadaşlar bayağı tarihten, tarihteki darbelerden, o dönemin koşullarından söz ettiler; ben görmedim, sadece duydum. Ama herhâlde Kenan Evren mezarında şu anda yattığı yerden şey diyordur… Rahmet okuttunuz bana, ben bile bu kadarını düşünmemiştim. Şu andaki içinde bulunduğumuz durum tam da böyle ibretlik bir durum. Ancak ben bu ittifak yasasından söz etmeden biraz hani yakın tarihimize bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Yarın sizler…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Dinlerseniz Hanımefendi… Gelip buradan istediğinizi söyleyebilirsiniz.

Yakın tarihten söz etmek gerekiyor. Şimdi, hukuk devletlerinde bir kanun varsa eğer, bir hukuki çerçeve çizildiyse o kanuna, o yasal mevzuata uyulur. Ama bizim yakın tarihimizde artık bunun tam tersi işlemeye başladı. Önce fiiliyatta birtakım gelişmeler oldu; sonra yasalar, kanunlar o fiiliyata uyarlanmaya başlandı. Bunu ilk ne zaman duyduk? Mesela bir Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı gibi davranmaktan vazgeçti, tarafsız ve bağımsız olmaktan vazgeçti, bir partinin başkanı gibi meydan meydan dolaşıp propaganda yapmaya başladı. Sonra bir partinin genel başkanı da dedi ki: “Artık bu fiilî durumu yasallaştıralım.” Hâlbuki aslında şuradaki bütün arkadaşların ortak bir tavırla “Ya, Cumhurbaşkanı tarafsız ve bağımsız olmalı, kendi sınırlarına çekilmeli.” demesi gerekirken tam tersi bir tavır takındı ve bu Meclisten -referandum yapıldı- bir kanun çıktı.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Milletin oylarıyla geçti, milletin oylarıyla.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Neyse, daha sonrasında şimdi yine aynı şeyi yapıyoruz. Bir ittifak zaten var yani böyle yokmuş gibi, bu kanun gelince ittifaklar olacakmış gibi birbirimizi kandırmayalım, açık konuşalım, zaten bu Mecliste iki partinin ittifakı var. Bu ittifak yasası hazırlanırken de bu ittifaka dayanılarak yapıldı; iki parti bir araya geldi, bir ittifak yasası düzenledi, getirdi ve şu anda bize burada dikte ediliyor. Burada halkın iradesi, cumhurun ittifakı falan yok; cumhur dediğiniz halktır ama burada yapılan ittifak başkanlık ittifakıdır ve biz burada seçim güvenliğinden söz ediyoruz, mühürsüz zarflardan söz ediyoruz. Ya, değerli arkadaşlar, eğer bir ihmal varsa kanunlar açıktır, o ihmal cezalandırılır, gereği yapılır; kanunen yapılır, hukuken yapılır. Hadi, hukuku da geçtim, bakın, kanunlarımıza göre -her kanuni olan şey hukuki olmak zorunda değildir- kanuni olarak gereği yapılması gerekirken o kişiler ödüllendirilir gibi bir de mühürsüz zarf meselesi yasallaştırılıyor ama hukuka uygun olmuyor, halkın iradesi o sandığa yansımayacak.

Dediğim gibi, burada biz seçim güvenliğinden söz ediyoruz. Değerli arkadaşlar, bu ülkede hiçbir şeyin, hiçbirimizin güvenliği yok, ne seçim güvenliğinden söz ediyorsunuz? Bir milletvekili şu kürsüye geliyor ve bir cümle kullandığı için şu milletin kürsüsünden tıpkı sizler gibi, tıpkı şu anda Başkanlık Divanında oturan arkadaşlar gibi halkın iradesini alarak şu kürsüye gelip konuşan arkadaşımızın sesi kısılıyor. Bu ülkede bir milletvekilinin söz söyleme güvencesi yoksa eğer, seçim güvenliğinden hiç söz etmeyelim.

Yine, bunun karşısında bir ittifak var. O ittifaktan farklı düşünen herkes açısından meydan meydan dolaşılıp “Gereği yapılsın.” deniliyor ve kanuna, hukuka uymayacak şekilde gereği yapılıyor. Bakın, biz bir kongre gerçekleştirdik ama bu kongreyi nasıl gerçekleştirdiğimizi bir biz biliriz, bir de bize bu zulmü yapanlar bilir. Biz kongreyi yapmaya giderken delegelerimiz gözaltına alındı, üyelerimiz gözaltına alındı, halkın gelişi engellendi, bize kiralanan minibüsler tehdit edilerek o minibüslerin gelişi engellendi. Hangi seçim güvenliğinden söz ediyorsunuz, hangi baskıdan söz ediyorsunuz? Bir de gelmişler, işte, yok, baskı uygulanıyormuş da sandıklar taşınacakmış da… Eğer bu ülkede bir partinin sesi, sözü kesilmeye çalışılıyorsa o da işte bizlerindir.

Tek bir cümle… Tarafsız ve bağımsız olması gereken Cumhurbaşkanı bir parti başkanı hâline geldi, ona söz söyleyen grup başkan vekilimizin milletvekilliği düşürüldü. Hangi seçim güvenliğinden söz ediyorsunuz, hangi cumhurun ittifakından, hangi millî iradeden söz ediyorsunuz? “Millî irade” derken, “millet” derken sadece size oy verenler mi millet? Sadece size, AKP ve MHP’ye oy verenler mi halk? Peki, bize oy verenler bu milletin bir parçası değil mi? Niye sürekli farklı, ayrıştırıcı, bölüştürücü…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sizsiniz bölücü ya!

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – …birbirine saldırgan bir tavırla bize yaklaşıyorsunuz? Bu ülkede hiçbir şeyin güvenliği yok. Bu ülkede barışı savunmak bile suçsa eğer, bana hiç seçim güvenliğinden söz etmeyin.

Ha, şunu da söyleyeyim: 2019 gelecek, hepimiz göreceğiz, halkın kime, nasıl cevap vereceğini. Orada, bir kez daha size gerekli cevabı verecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Bunu hep beraberce deneyimleyeceğiz, göreceksiniz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından “Siz burada olmayacaksınız!” sesi)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz olmayacaksınız! Ayıp ayıp!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı...

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık olduğundan elektronik cihazla yapacağız oylamayı.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – 60’a göre kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun lütfen yerinizden.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biraz önce Anayasa Komisyonu Başkanı bu seçmenlerin kaydırılması ve yok sayılmasıyla ilgili bir açıklama yaptı. Açıkçası, burada, yine farklı bir algı yaratılması çabası var. Öncelikle nasıl tespit edeceğiz? Mülteciler seçmen olarak kaydedilmiş mi, seçmenler kaydırılmış mı, silinmiş mi? Seçmen kütüklerinden bunların tespit edilebileceğini söylüyor. Sözünü ettiği seçmen bilgileri, 55 milyon seçmenden söz ediyoruz yani bu konuda bir aydınlatma ihtiyacı var. Bu böyle bir liste. Ayrıca, Türkiye’de 15 Şubat 2017 tarihli Yargıtay verilerine göre 92 siyasi partinin olduğunu ve bunların kaçının bu denetimi yapabileceğini de kendisinin takdirine sunuyoruz. Yani burada bizim sözünü ettiğimiz hilelerin, yok saymaların ya da silmelerin, kaydırmaların denetiminin yapılmaması için bu öneride, bu taslakta her türlü yöntem kabul edilmiştir ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bitiriyorum.

Bu seçmen kütüklerinin bu şekilde… 92 siyasi partinin, 55 milyon seçmen listesi üzerinde denetim yapmasının mümkün olmadığını kendileri de gayet iyi biliyorlardır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, 60’a göre yerinden bir dakika söz isteyen grup başkan vekilleri, komisyon başkanları veya diğer milletvekili arkadaşlarım lütfen sözlerini bir dakika içinde tamamlasınlar, uzatma yapmayacağım.

Komisyon Başkanı olarak Sayın Şentop, bir dakika süreniz var, buyurun.

42.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Şimdi, tabii, ben biraz tuhaf karşılıyorum Sayın Beştaş’ın söylediklerini. Bu teklif içerisinde seçmenlerin denetimiyle ilgili problem olan husus nedir, onu bir somut olarak söyleyebilirseniz memnun olurum. Yani zorlaştırıldığını falan söylüyorsunuz. Nasıl oluyor, anlamadım yani böyle bir mevzu yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Aynı binadakileri, aynı mahalledekileri niye ayırıyorsunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Ama onu anlattık. 5 defa veriliyor, aşağı yukarı 5 kere listeler veriliyor; askıya çıkılıyor, veriliyor; güncelleniyor, veriliyor. Sandık atanıyor, veriliyor tekrar siyasi partilere.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, niye? Onu biz kürsüden ayrıntılı olarak anlatıyoruz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Ama siz bunu takip edemiyorsanız ne yapalım? Bizde bir sistem kuruyorsunuz. Önce her yıl aldığınız seçmen güncellemelerini, yeni seçmen listelerini her yıl yüklüyorsunuz bilgisayara. Bilgisayar otomatik olarak farklılıkları, yeni seçmenleri çıkartıyor karşınıza. Bunları kontrol etme imkânınız var. Herhâlde genel merkezde bir kişi yapmıyordur bu işi sanırım bütün partilerde. Bizde öyle mesela; iller var, ilçeler var, mahalle teşkilatları var, herkes bunu kontrol ediyor partisinde. Kaldı ki bundan da ibaret değil. Güncellemelerde bahsettim yani o dediğimiz husus, farklı yerde oy kullanma meselesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – …sandık atamasında söz konusu. Ondan önce de ilana çıkıyordu.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Eskiden komşular bile birbirini denetleyebiliyordu. Şimdi komşular bile diğer komşunun kullanıp kullanmadığını bilemiyor.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayalım. Sayın Danış Beştaş ve Sayın Şentop, lütfen, dışarıda sonra konuşursunuz. Yeteri kadar bu konuda açıklama yapıldı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz ikna olmuşsunuz Sayın Başkan, belli yani. Açıkçası sizin ikna olmanız yetiyor.

BAŞKAN – Ama sürekli, defalarca açıklama yapılıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama yani ben ilk kez bu konuda söz aldım ve siz ısrarla her konuda taraf olmak zorunda değilsiniz.

BAŞKAN – Her seferinde, her kişiye tek tek sorarak “Siz anladınız mı? Siz anladınız mı?” demenin anlamı yok, lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – O kürsü tarafsız Sayın Başkan, lütfen, hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Ben çalışma düzenini korumakla mükellefim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama siz ısrarla görüşünüzü belirtiyorsunuz. Sayın Başkan, siz ısrarla görüşünüzü belirtiyorsunuz ama.

BAŞKAN – Her seferinde burada anlatılamaz bu. Anlatılıyor, tekrar soruluyor; anlatılıyor, tekrar soruluyor, lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Görüş belirtemezsiniz.

BAŞKAN – Ben sizinle ilgili söylemiyorum, genel olarak söylüyorum Sayın Danış Beştaş, üstünüze alınmayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama siz görüş belirtiyorsunuz her seferinde.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Filiz Kerestecioğlu Demir                   Meral Danış Beştaş                Hüda Kaya

                    İstanbul                                        Adana                            İstanbul

         Mahmut Celadet Gaydalı                          Erol Dora               Ertuğrul Kürkcü

                      Bitlis                                         Mardin                             İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacak.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu maddeyle ilgili olarak partimizin görüşünü ifade etmek üzere buradayım.

Tabii ki öykü bu ittifakla başlamıyor, 15 Temmuz darbe girişimiyle başlıyor ve 15 Temmuz darbe girişimi bir devlet koalisyonu doğurdu. Bu, yalnızca bir AKP-MHP ittifakı değil; resmî-gayriresmî ortaklarıyla, JÖH’ü, PÖH’ü, paramiliterleri, SADAT’ı, KAMU-SEN’i, HAK-İŞ’iyle birlikte bir çeşit milliyetçi cephe koalisyonu doğdu.

İktidardakiler istiyor ki bu koalisyon iktidardan hiçbir zaman inmesin. Bunun en sağlam yolu, elbette, ya hiç seçim yapmamak ya da iktidarın seçimle el değiştirmesi ihtimalini ortadan kaldırmak. Ancak hem tarihsel kazanımları bir seferde ortadan kaldırmak mümkün değil hem de Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, AGİT gibi henüz çöpe atılması ihtimali olmayan, buna gücün de yetmeyeceği kuruluşlar var, Anayasa var. Bunların arkasından dolaşmak daha iyi bir yol olarak ortaya çıkıyor.

Eldeki teklif bu ihtiyaçlara yönelik olarak oluşturuldu. Gene de ortada kaya gibi direnen bir toplumsal muhalefet gücü var. Kürt halkı ile Türkiye'nin toplumsal ve demokratik güçleri, aslında ne ittifak yapılırsa yapılsın yüzde 50+1’i bir türlü garanti etmiyor. O yüzden, onun ortadan kaldırılması, yoldan çıkarılması, önünün tıkanması gerekiyor. Bu iki blok arasındaki kritik dengeyi yıkmak… İşte, bu koalisyonun uğraştığı birinci mesele bu.

Burada formül, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’den geldi hem 16 Nisan referandumunda hem de bugün. Bu formül, esasında basit, çok kolay anlaşılması mümkün olan bir formül. Eğer davranışlarınız yasaları aşıyorsa o zaman yasaları davranışlarınıza uyduruyorsunuz. Çok veciz bir biçimde ifade etti. “Cumhurbaşkanı her gün suç işleyerek yaşayamaz, ya Anayasa’yı Cumhurbaşkanına uyduracağız ya Cumhurbaşkanı Anayasa’ya uyacak. Madem uymuyor, Anayasa’yı değiştirelim.” Anayasa’yı değiştirdiniz 16 Nisanda. Ama şimdi, 16 Nisan oylamasında hile olan her şey, bu yasa teklifiyle birlikte yasa mesabesine yükseliyor. Yüzde 50+1’i sağlama bağlamak için bundan başka bir yol bulunamıyor.

Bu hilelerden birincisi -2’nci madde kapsamında- sandık seçmen sayılarını Yüksek Seçim Kurulunun keyfine bırakmak.

İkincisi “Güvenlik tehlikede.” gerekçesine sığınarak sandık bölgelerini birleştirmek ve seçmenlerin bulundukları yaşam alanlarında birbirleriyle temas ederek bir toplumsal yaşam kültürü içerisinde kanaatlerinin oluşmasını önlemek yani toplumsal sinerjiyi, politik sinerjiyi ortadan kaldırmak, eski tabiriyle, asabiyeyi parçalamak. Böyle olursa sanılıyor ki aslında seçmenler sandıklara gitmekten alıkonulur ve HDP’ye atfedilen, sandık bölgelerinde aynı sandıkta benzer oyların silme kullanıldığı iddiası ortadan kaldırılabilir.

Sevgili arkadaşlar, referandum sonuçları çok açık. Türkiye’de 961 sandıkta 89.158 oyun hepsi “evet” olarak çıktı. 173 sandıkta 6.739 oyun hepsi “hayır” olarak çıktı. Kim yaptı hileyi? O yüzden, bu koalisyon, bize bu ilişkiyi bir özgürlük atılımı olarak sunmak istiyor, bir ittifak olanağının sağlanması olarak bunu bize sunuyor.

Ben size şunu söyleyeyim: Teşekkür ederiz, biz bu ittifak olanağını istemiyoruz çünkü zaten Halkların Demokratik Partisi çok sayıda politik hareketin, sosyal hareketin, kültürel hareketin bir araya geldiği bir ittifaktır. Bizi asimetrik bir ittifak ilişkisine sürüklemenize hiç ihtiyacımız yoktur. Biz, halkın ittifakının bu seçimlerde gerçekleşeceğini biliyoruz. Bu ittifak, Türkiye'nin geleceğinin kendisine dayandığı ittifak olacaktır ve muhtaç olduğumuz güç, alelade ittifaklar içerisinde değil, bu tarihsel ittifakı toplumsal mücadeleye taşımaktadır; muhtaç olduğumuz güç, halkın onur isyanındadır.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun bir dakika.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Kürkcü, sistem değişikliğinin Cumhurbaşkanı suç işlerken buna uygun bir yasal değişiklik çerçevesi hazırlanma kastıyla yapıldığını söyledi. Bu, kesinlikle doğru değil, böyle bir durum söz konusu değil. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi meselesi yahut da başkanlık tartışmaları 80’li yıllardan bu yana Türkiye siyasetinin gündeminde. 2014’te Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yeni bir hadisedir, böylelikle yeni bir durum olmuştur. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte sisteme ilişkin atılmış bir adım ortaya çıkmış oldu, 16 Nisan referandumu bunun tamamlanmasından ibarettir, Sayın Kürkcü’nün dediği gibi değildir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, ister istemez bu hakikatin bu şekilde yadsınmasına karşı bir çift söz hakkım var.

BAŞKAN – Buyurun bir dakika.

44.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Şimdi ben aranızı bozmak istemem fakat -Sayın Bahçeli burada- hepimiz duyduk, işittik, okuduk, bütün bu tartışma başladığında Sayın Bahçeli şunu söyledi: “Şu an Anayasa’da gösterildiği, kaydedildiği gibi gitmiyor işler. Cumhurbaşkanı, mevcut Anayasa’ya göre her gün suç işliyor. Her gün suç işleyerek Cumhurbaşkanlığı yapılamaz. Ya Anayasa Cumhurbaşkanına uyacak ya Cumhurbaşkanı Anayasa’ya. Teklifleri varsa getirsinler, biz bakalım.” dedi. Bütün bu ittifak böyle başlamadı mı? Hepimiz bunu duymadık, işitmedik mi? Şimdi “2014’te başladı…” Bunların bir anlamı yok. 16 Nisan referandumuna giden yol, bu belirlemeyle başladı, ittifak da bunun üzerinde oluştu.

Bu hakikat bugün çok güzel bir biçimde anlatılamıyor olabilir ama hakikat bundan ibaret. O yüzden, hakikate hakikat demek kötü bir şey değil Sayın Bostancı. Kabul edin, kurtulun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi ile 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 14’üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen 16’ncı bendin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Fatma Kaplan Hürriyet                   Muharrem Erkek                Akın Üstündağ

               Kocaeli                                 Çanakkale                               Muğla

          Hüseyin Yıldız                            Murat Emir        Süleyman Sencer Ayata

                Aydın                                    Ankara                               İstanbul

            Tufan Köse                          Uğur Bayraktutan

               Çorum                                     Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Sencer Ayata konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ayata. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN SENCER AYATA (İstanbul) – Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçim Kanunu’nda yapılan değişikliklerin doğurabileceği sakıncalar ayrıntılı olarak dile getirildi. Ben, bunun siyasi sistemimiz bakımından bazı orta ve uzun dönemli sonuçları ne olabilir, bunlar üzerinde fikir yürütmeye çalışacağım.

Şimdi, birincisi, neyi konuşuyoruz? Oyunun kurallarını konuşuyoruz. Demokrasinin temel unsuru, yapılan seçimlerdir, bizim burada konuştuğumuz konu bu seçimlerin kurallarının neler olacağı, bu konuda yapılan düzenlemeler. Yani daha halkın kullandığı deyimle, oyunun kurallarını konuşuyoruz ama bu kuralların hazırlanmasında iki siyasi parti, aktif ve önemli bir rol oynarken, hatta belirleyici rol oynarken muhalefet -ister Parlamento içi, ister Parlamento dışı- bu sürece katılmadı yani uzlaşmaya dayalı bir oyunun kurallarından söz etmemiz burada söz konusu değil. Kaldı ki bakın, ben polemik yaratmamak için söyleyeyim: Nereden baksanız bu siyasi partiler, yaklaşık 25-30 milyon arasında seçmeni temsil etmekte. Şimdi, siz öyle bir gelecek Türkiyesi düşünün ki 25-30 milyon seçmenin oyunun kurallarına itimat etmediği, onu adil bulmadığı bir Türkiye’de yaşayacağız.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunun anlamı şudur: Zaten bütün araştırmalar, Türkiye’de ciddi bir meşruiyet erozyonuna işaret ediyor. Bu gelişme, oyunun kurallarına olan güvensizlik, bu meşruiyet erozyonunu derinleştirecektir.

İkinci konu, seçim güvenliği. Bakın, seçim güvenliği, biz nereye gitsek seçmenin bize en çok sorduğu soru hâline geldi. Şimdi, neden? Propaganda eşitsizliğinden söz ediliyor, kamu görevlilerinin seçimlerdeki partizan davranışlarından, kamu kaynaklarının iktidar partisi lehine kullandırılmasından, son seçimlerde mühürsüz oydan ve dolayısıyla şaibeli seçimden. Şimdi, yeni birini ekliyoruz, bu seçim güvenliği konusunda ciddi endişeler yaratan bu düzenlemelerle. Neden önemli bu? Bu, şunun için çok önemli: Hep “Sandık, sandık, sandığa bakın.” diyoruz ya “Tabelaya bak.” der gibi, eğer 25 milyon kişi sandığa inanmıyorsa, sandıktan millî iradenin tecelli ettiğini görmüyorsa o zaman millet iradesinin yansıdığına da inanmaz. Bu, çok ciddi ve vahim bir sorundur. Bana, yaşlı bir seçmen şöyle dedi: “Bırak o sandığı, o sandık -eskiler bilirler- Zati Sungur’un sandığı oldu; içinden tavşan da çıkıyor, güvercin de çıkıyor.” Bu, çok tehlikeli bir durumdur bir ülke için.

Şimdi, eskiden, Türkiye’de şöyle bir şey vardı, Türkiye'nin olumlu bir imajı vardı: Türkiye, dışarıda, demokrasiyi sürdüren bir ülke olarak bilinirdi ama artık Türkiye, adil, özgür seçimlerin yapıldığı ve iktidarın kolaylıkla el değiştirebildiği bir ülke olarak görülmüyor. Bu, çok ciddi olarak yine bir uluslararası meşruiyet kaybıdır.

Son söyleyeceğim şu: Türkiye’de ciddi bir kutuplaşma yaşanıyor. Her toplumda yarılmalar olur, her toplumda ayrışmalar olur ama modern siyasi partilerin görevi, bu ayrışmaların üstüne gidip kızıştırmak değil, bu ayrışmaları yumuşatmaktır. Şimdi, ben soruyorum, samimi olarak soruyorum: Bu ittifak anlaşması, Türkiye’de yaşanan ve çok sorunun kaynağı olan bu kutuplaşmayı yumuşatacak mıdır? Bu, çok önemli bir soru çünkü bakın, bir anda, “yerli ve millî ittifak” deniliyor, karşısındakiler yani bizler oluyoruz -ben üzülerek söylüyorum- bizler de “dış güçlerin sözcüsü, vatan hainleri” oluyoruz. Bakın, bu atmosferde giriyoruz. Şimdi, maalesef, Cumhur İttifakı’nı savunanlar, bu ayrımdan söz ediyorlar. Bu koşullarda getirilen bu yasa, Türkiye'nin en önemli sorunu olan bu kutuplaşmayı daha mı sertleştirecektir yoksa yumuşatacak mıdır?

Benim özet olarak söyleyeceğim şu, bütün bu saydıklarım açıkçası şunu gösteriyor: Seçimler 50+1’le kazanılabilir ama bu, başarı demek değildir, bu, kazanç demek değildir. Toplumda ciddi bir meşruiyet erozyonu varsa, toplumda bu kutuplaşma daha da pekişecekse, toplumda demokrasiye olan inanç kaybolacaksa bu, çok daha büyük bir kayıptır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayata.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü maddede aynı mahiyette iki adet önerge vardır, önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Fatma Kaplan Hürriyet                 Muharrem Erkek                       Tufan Köse

               Kocaeli                               Çanakkale                                Çorum

            Murat Emir                          Hüseyin Yıldız                   Akın Üstündağ

               Ankara                                   Aydın                                   Muğla

        Uğur Bayraktutan                      Kazım Arslan

               Artvin                                  Denizli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Filiz Kerestecioğlu Demir                   Meral Danış Beştaş                Hüda Kaya

                  İstanbul                                        Adana                            İstanbul

             Ertuğrul Kürkcü                      Mahmut Celadet Gaydalı

                    İzmir                                          Bitlis

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok önemli bir konuda çok kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, bir dakika…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin televizyon yayınının olmadığı bir günde yapılmasına ve gece boyunca çalışılarak bitirilmesi konusuyla ilgili gruplar arasında bir iletişimin bulunmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, iktidar partisinden birkaç milletvekili arkadaş bir bildirimde bulunuyor, diyorlar ki: “Gruplarımızı iptal ediyor bizim partiler, bu gece sabaha kadar çalışıp bu kanunu bitireceğiz.” Yapın ama “gruplar arası iletişim” diye bir şey var. Bu partiler size bir tek bu gece lazım değil, bu Parlamento bir tek bu gece lazım değil. Yarın öbür gün “gruplar arası iletişim”le geldiğinizde tekrar bunları size hatırlatırız.

Vatandaş şunu bilsin: Neden pazartesi çalışma konuldu? Televizyon yayını yok. Neden yarına kadar bitireceksiniz sabah sekize kadar çalışıp? Vatandaş, Seçim Kanunu’nda yapılanları ve bu ittifak düzenlemesiyle yapılanları duymasın, görmesin, bir gece yarısı olsun diye. Bu ayıp bunun altına imza atan iki siyasi partinin tarihlerine geçer, biz bunu burada tescil ederiz. Siz, vatandaşın televizyonda izlememek üzere bir pazartesi gece yarısı operasyonuyla bunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaade eder misiniz…

BAŞKAN – Sayın Özel, bakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaade eder misiniz… Önemli bir konuyu söylüyoruz.

BAŞKAN – Bakın, bir dakikayı uzatmayacağım dedim, diğer grup başkan vekillerine de aynı muameleyi yapacağım.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Grup Başkan Vekili konuşuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, ben altı dakika dinledim Sayın Şentop’u, altı dakika, bir şey demedim “Verin.” dedim.

BAŞKAN – Sayın Özgür Özel, bakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu kadar kritik bir yerde…

BAŞKAN – Ayrıca, şunu da söylemek istiyorum: Böyle bir şey varsa grup başkan vekillerinin hepsi burada, oturup anlaşabilirsiniz. Ben ilk defa sizden duyuyorum şimdi bunu Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle şey mi olur? Ben, bizimle iletişim kuran Adalet ve Kalkınma Partisinden arkadaşı aradım “Böyle bir şey söylüyor milletvekilleriniz.” dedim, “Ağabey, doğru, öyle bir karar alındı.” diyor. Böyle gruplar arası iletişim mi olur? Nasıl bir çalışma mantığı?

BAŞKAN – Tamam, görüşebilirsiniz, burada zaten grup başkan vekilleri.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, bunu söyleyeceğim.

Adam gizli gizli gidiyor, onu yapıyor, bize bir şey söylemiyor. Var mı bu Parlamentonun geleneğinde bu?

BAŞKAN – Şimdi, bakın, Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, bu ayıp benim olmaz. Ben bunu böyle yapmanızdan keyif de alırım, vatandaş görsün gerçek yüzünüzü…

BAŞKAN – Sayın Özel, bakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …nasıl korktuğunuzu, nasıl ürktüğünüzü, nasıl karanlığa sığındığınızı görsün. (AK PARTİ sıralarından “Bağırma!” sesleri, gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben de…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Danış Beştaş, bir dakika veriyorum ve uzatmayacağım.

46.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin sabaha kadar çalışılarak bitirilmesi kararının kendileriyle hiçbir iletişim kurulmadan alınmasına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bu sınırlamanızı doğru bulmadığımızı ve reddettiğimizi öncelikle ifade edelim.

BAŞKAN – İç Tüzük bir dakika diyor, lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yani siz kişiye göre söz veriyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, kişiye göre değil, buyurun bir dakika.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz de biraz önce aynı sözleri duyduk, yarın efendim gruplar iptal edilecekmiş, bugün sabaha kadar çalışılacakmış. Bizim bundan bir kaygımız yok, biz sabaha kadar da çalışırız. Ancak iktidar partisinin özellikle gizli kapaklı, alelacele bu yasayı neden böyle gizli çıkardığını da bütün halka anlatırız. Bugünden zaten bu kanunun neden pazartesiye geldiğini, neden araya sıkıştırıldığını, hafta sonu olan kongreleri, olacak kongreleri bütün Türkiye ve biz de biliyoruz. Bu nedenle hiçbir temas kurulmadan, hiçbir iletişim teşebbüsünde bulunulmadan böyle bir karar alınıyorsa yarın burada tekrar birlikte çalışacağız ve karşılıklı birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız ve mesaiyi nasıl yürüteceğiz, bunu özellikle söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kesinlikle bu karar tıpkı bugün yapılması gibi antidemokratik, tümüyle kendi kararlarını kendisi alan, halkından gizli, halkından saklanan ve güvenilmeyen bir yasa tasarısı var. Bu şekilde de gizlenerek aslında haksızlıklarını tescil ediyorlar.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, benim de Sayın Özel’in söylemiyle haberim oldu.

Bir on dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulda söz talebim var, lütfen benim söz talebimi verin.

BAŞKAN – Sizi de bir dakika dinleyeyim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Evet, bir dakika.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ara vermiştiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ara verdi.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ara verdiniz efendim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hayır, aradan önce ben sisteme girmişim.

BAŞKAN – Sayın Muş, ara veriyorum dedim…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada söylenmesi gerekiyor, ben sisteme girdim.

BAŞKAN – …ben içeriye grup başkan vekillerini davet ediyorum, sizin söz hakkınız baki.

Kapanma Saati: 00.24

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Aynı mahiyetteki…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz talebimiz var.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Buyurun Sayın Özel.

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni sabaha kadar çalışarak bitirmek kararıyla bu işlemin kamuoyundan kaçırılmasının amaçlandığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce ara verdiniz. Arada da açıkça ortaya çıktı ki bu süreçte, bu kanunu televizyonsuz bir günde gündeme alıp daha sonra gruplara, birinci bölümün görüşmelerini yapıp ikinci bölümün görüşmelerinden sonra, önerge işlemlerine geçmeden Meclisin çalışmalarını sonlandıracağına ilişkin kararını söylüyor -ki bu bile gecenin üçünü buluyor- ama şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi, işte, grup toplantılarını iptal etmek suretiyle sabaha kadar çalışıp bu işi bu gece karanlığında kotarmayla ilgili bir kararlılığı söylüyor. Bu, çok açık bir şekilde, yapılan işe duyulan güvensizliği, karartmayı, gecenin karanlığında bu karanlık işi kotararak kamuoyundan kaçırmayı amaçlamaktadır. Bu durum, tam da meselenin ruhuna uygundur. Bunu yapsınlar. Elbette, bu Parlamento, bu siyaset tarihi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika daha…

Tamamlayın yalnız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elbette siyaset tarihi çok büyük yanlışları, çok büyük hataları geçmişte yazdı. Bazı partiler seçim kanunlarını değiştirdiler, değiştirdikleri kanunun altında kaldılar. Geçmiş örnekleri doludur, bir fırsat olduğunda kürsüden tarih tarih anlatacağım. Adalet ve Kalkınma Partisinin ilk iktidara geldiği dönemde Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve diğer ortakları kendi karar verdikleri, kendi düşürmedikleri barajın altında kalmışlardı. 3 Kasım seçiminde Türkiye’yi AKP’ye emanet etmişti o karar. Bugün de alınan bu kararı, bu ittifakı, parlamenter sisteme kurulan bu tuzağı bu gece karanlığında geçirmeye çalışanlar o tuzağa düşeceklerdir. Vatandaşın gözünün içine baka baka “Televizyonda ittifak konuşulmasın, seçim kanunu konuşulmasın.” diyenler siyaset tarihimizdeki bu kara lekeyi siyaset hayatları boyunca taşıyacaklardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Savunabilecekleri değil, torunlarının bile savunamayacağı bir işi yapıyorlar. Buyursunlar yapsınlar, biz buradayız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, bir dakika….

48.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, ülkenin geleceğini ilgilendiren ve seçimleri düzenleyen yasanın görüşmelerinin halkın gözlerinden kaçırılarak yapıldığına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün ülkenin geleceğini ilgilendiren ve insanların iradesini temsil edecek olan seçimleri düzenleyen, bunu yeniden, yeni baştan yaratan iktidar ve onunla koalisyonda olan partinin aslında birlikte, kendileri için dizayn ettikleri bir yasayı görüşüyoruz ve bu yasayı halkın gözlerinin önünde değil halkın gözlerinden kaçırarak görüşüyorsunuz. Çünkü bu Meclis artık öyle bir hâlde ki söze karşı linç girişiminde bulunabiliyor, söze karşı tahammülsüzlük gösterip mikrofonu kapatabiliyor. Böyle bir Meclis hâlinde. Eğer bir şey gerçekten meşruysa, gerçekten yaptığınıza inanıyorsanız, kalben inanıyorsanız buna, bunu halkın karşısında konuşursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kerestecioğlu, bir dakika daha.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Halkın karşısında konuşursunuz, halkın karşısında her maddenin ayrıntılı olarak burada tartışılmasına rıza gösterirsiniz ve işte o zaman, hakikaten, aslında yine de büyük çoğunluğunuzla ve bu güç sarhoşluğu içerisinde -ki arkada da bunu gördük gerçekten- hani daha öncesinde hiç olmazsa bir istişare usulü vardı ama bu usulü de artık hiçe sayarak yaptığınız şey ne kadar meşru değil, hakikaten bu herkesin şu anda gözü önünde.

Daha fazla söyleyecek bir şey yok çünkü bu şekilde seçime gitmeyi tasarlıyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Devam, devam…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, aynı, işte bu “Devam, devam…” laflarıyla, gülücüklerle… Çünkü diyorum ya, güç sarhoşluğu başka bir şey. Ama bir gün o motor durur, tersine döner ama umuyorum size aynı şekilde muamele edilmez.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

49.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi görüşmelerinin Meclisin çalışma usullerine uygun olarak ve kabul edilen grup önerisi istikametinde yapıldığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, teşekkürler.

“İttifak yasası” olarak adlandırılan yasa bizim grup önerimiz marifetiyle geldi, Milliyetçi Hareket Partisi destekliyor. Siyasi partiler bu tür teklifleri milletten saklamak bir yana, aksine, millet öğrensin, bilsin, ona göre kanaatini oluştursun ve neticede kararını versin diye, böyle bir kasta yönelik olarak oluştururlar çünkü 2019 seçimlerine esas alınarak yapılacak olan bu ittifak düzenlemesi -yüce Meclis takdir ederse- halkın şüphesiz ki bilgisi dâhilinde düzenlemelerle ve edineceği kanaatlerle oluşacaktır. O yüzden, bir kere, halktan gerçekleri saklamak, ittifak yasasının getirdiklerini halkın gözünden uzak tutmak kanaatlerine katılmıyoruz.

Diğer taraftan, Meclisin yapmış olduğu çalışmaların tutanakları vardır, internetten yayınlar yapılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bostancı siz de.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bunun ötesinde, çok çeşitli mecralarda bu konuya ilişkin öteden beri zaten tartışmalar yapılıyor, kanaatler ortaya konuluyor, farklı görüşler, mülahazalar serdediliyor. Bunların hepsi topluma intikal etmiş konular, bundan sonra da etmeye devam edecek. 2019’a kadar bu yasa üzerine Meclisin takdirinden sonra da bunlar çeşitli mecralarda çeşitli vesilelerle dile getirilecek. Halktan hiç kimsenin siyaset üzerine herhangi bir şeyi gizlemesi, bir kere, maddeten de imkânsızdır. Yani bir iddiada bulunurken bunun aynı zamanda ne ölçüde hakikat taşıdığına ilişkin bir muhakemeyi de buna eklemek gerekir.

Dolayısıyla, burada yapmış olduğumuz çalışma Meclisin daha önceki çalışmalarıyla da muvafık, usullerine uygun; vermiş olduğumuz, Meclisin kabul ettiği grup önerisi istikametinde “bitimine kadar” denildiği için buna da son derece uygun bir çalışmadır. Bu çerçevede çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Biraz önce okuduğumuz aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 534 sıra sayılı 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz 3’üncü maddeyle 298 sayılı Kanun’un 22’nci maddesi yeniden düzenleniyor ve bazı değişiklikler getiriliyor. Bu değişiklikle sandık kurulunun belirlenmesi amaçlanıyor ve bunun için de öncelikle kaymakamlıklara yetki verilerek ilçede görev yapan bütün memurların adreslerini de temin edecek şekilde belirlenmiş listeleri ilçe seçim kurullarına göndermek suretiyle sandık kurulu başkanlarının o ilçede görev yapan memurlardan oluşmasının sağlanmasına olanak sağlanıyor. Tabii, bu görevlendirilen memurlar içinden bir kurayla 2 misli aday belirlenmek suretiyle de başkanın kim olacağı ortaya çıkmış oluyor.

Tabii burada çok önemli olan bir husus şu değerli arkadaşlarım: Kaymakamlıklar, tamamen iktidarın gözetiminde olan, onun tayininde olan, onun bir yetkilisi gibi ilçelerde görev yapan siyasi bir kurum. Dolayısıyla bu, bir siyasi kurumun eline verilmesi suretiyle, orada belirlenecek isimlerin de yine siyasi anlamda iktidara yakın olan arkadaşlardan bildirilmesi suretiyle ilçe seçim kurullarına verilecek ve dolayısıyla orada kura çekilmiş olsa bile sonuçta iktidar yanlısı bir başkan ortaya çıkacaktır. Burada kuranın çekilmiş olması, tamamen o verilen isimlerin siyasi yönlerinin kamufle edilmesi yönünde yapılan bir işlemdir ki bu, bu hatanın, bu yanlışın üzerini kesinlikle örtmeyecektir.

Tabii bu da -ilk bakışta düzenlemeye baktığımızda- sandık başkanı olacakların, gerçekten, belirli siyasi görüşlere sahip olacağı kuşkularımızı artırıyor ama ne olursa olsun, gerçekten, bu bildirilen isimlerin siyasetten arınmış ve o ilçede görev yapan diğer memurların yani ilçe seçim kurulu geçmişte bunu nasıl tespit etmiş ve görevlendirmişse, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından görevlendirilmesinin daha uygun olacağı aşikârdır. Bunun yapılmamış olması bu yasanın gerçekten güvensizlik konusunu ortaya çıkarmaktadır.

Değerli milletvekilleri, seçim ittifakları yapılabilir. Ancak bu ittifaklar temsilde adaleti mutlak şekilde yerine getirmelidir. Eğer temsilde adaleti gerçekleştiremeyen bir ittifak söz konusuysa bu gerçekten tamamen siyasi amaçlı ve tamamen, bir taraftan iktidarın iktidarda kalmasına yönelik, iktidarla birlikte ittifakın içinde bulunan diğer küçük partilerin de Meclise girmesine yönelik olarak yapılan bir anlaşmadır ki kesinlikle bu anlaşmayı biz demokratik bulmuyoruz çünkü bir yandan yüzde 1’lik, yüzde 2’lik bir parti Meclise girerken bir yandan da yüzde 9’a yakın oy almış olan bir partinin Meclis dışında kalması ayıbını ortaya çıkarıyor ki kesinlikle bu husus demokratik değildir.

Tabii, burada bazı sözler söylendi “Ya, biz ittifak kuruyoruz, siz de ittifak kurun.” dendi. Yani “Biz Cumhur İttifakı kuruyoruz, siz de cümbüş ittifakı kurun.” gibi laflar edildi. Gerçekten bu söylenen lafı da esefle karşıladığımızı belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gerçekten bu düzenlemenin, iktidarı tekrar iktidar etmek ve iktidarın yanında olan küçük partilerin de Meclise girememe korkusunu sağlama almak, garantiye almak için yapılan bir kirli, gerçekten, bir siyasi ittifak olduğunu belirtmek istiyorum. Bununla, demokratik bir ülkede demokrasimizi gerçekten geliştirmek, kökleştirmek mümkün değildir. Eğer seçimle giremeyecek olan partilerin Meclise girmesi isteniyorsa barajın aşağıya çekilmesi suretiyle girmesi sağlanmalıdır diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde şimdi de İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacak.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu, 3’üncü madde belki de bütün yasa teklifinin en kritik maddesi. Sanki daha kritik gibi görünenler var ama bu hakikaten kritik çünkü esasında, bugüne kadar yani yüz yıllık deneyimin sonucunda seçimler seçime katılacak partiler tarafından en küçük birimde düzenleniyordu ve bütün diğer birimler de bunu yansıtıyordu yani sandık kurulları seçime katılan partilerin temsilcileri ve onların gönderdikleri müşahitler tarafından sevk ve idare ediliyordu yani millet kendi seçimini kendisi yapıyordu.

Şimdi artık, bu 3’üncü madde ve 4’üncü madde olduktan sonra seçimlerin devletleştirildiği sonucuna kolayca varabiliriz çünkü hem sandık başkanı kaymakam tarafından gönderilen listeyle Yüksek Seçim Kurulu tarafından tayin ediliyor hem de 4’üncü maddeye göre bir de sandık kurulu üyesi ve onun yedeği. Böylelikle, şimdi sayıyorum size: Sandık kurulu başkanı merkezden tayin yoluyla geldi; iki, sandık kurulu üyesi merkezden tayin yoluyla geldi; üç, AKP temsilcisi; dört, MHP temsilcisi. 7 sandık Kurulu üyesinden 4’ü iktidar blokunun üyesidir, onunla bağlantılıdır.

Hiç bunların tarafsız olabileceğini falan bana anlatmayın. Bütün devlet memurlarının şu an itibarıyla bir elekten geçtiğini, bunların aynı zamanda devlet tarafından tercih edilen sendikanın üyesi olduklarını, hemen hemen tamamının TÜRKİYE KAMU-SEN üyesi olduğunu bilmiyormuş gibi birbirimize davranmayalım. O zaman nereye geliyoruz? Aslında, yurttaşların seçime katılan partilerinin temsilcilerinden oluşan ve hepsinin birbirini denetlediği bir sandık kurulundan yukarıdan, iktidar tarafından tayin edilen bir başkan ve onun etrafında kümelenmiş olan iktidar bloku üyelerinden oluşan sandık kurullarına. Geçmiş olsun, artık bu gerçekleştikten sonra adil, dürüst, şeffaf bir seçim ihtimali sıfırdır, oradaki diğer partilerin itirazlarının kale alınması ihtimali sıfırdır. Bu süreç aslında sandık başlarında son derece sert gerilimlere de ister istemez yol açacaktır, zaten öyle olduğu içindir ki diğer maddelerde herhangi bir vatandaş “İmdat, polis!” dediğinde sandık başına polislerin toplanmasına da kapı açılmaktadır çünkü böyle bir gerilim haddi içerisinde bu seçimin yapılacağı açıkça ortadadır.

Şimdi, bu şartlar altında gidilecek bir seçimden hakikaten adil bir sonuç beklemek mümkün müdür? Bütün üyelerin birbirini denetlediği bir sandık kurulu aslında güvenli bir seçimin biricik garantisiydi çünkü diyalektik bir biçimde, kimsenin birbirine güvenmediği bir sandık kurulu herkesin güvendiği bir sonucu ortaya çıkartıyordu. Şimdi, 4’lü bir blok ve 3’lü azınlık; bunun içerisinden herhangi bir biçimde adil bir sonuç elde edilmesi ihtimali sıfırdır. Bunu diğer unsurlarla beraber düşünün, damgalanmamış, “Damgalanmasa daha iyi.” denilen oy pusulaları ve zarflarla oy kullanılması, her aşamada tartışmaya yol açabilecek şekilde oy pusulasının mühürlenmesine ilişkin yeni kayıtlar, bunlarla bir araya getirildiğinde, sonuçta sandık kurulu hangi sonucu isterse sandıktan onu çıkartabileceği şekilde, her türlü yasa dışılığı, hukuksuzluğu, keyfîliği yapabilecek şekilde teçhiz ediliyor, donatılıyor ve bununla da halka geleceğini tayin etmek için bir fırsat verildiği söyleniyor. Böyle ittifak elbette böyle bir sonuç doğurur, böyle bir sonucu elde etmek için de zaten böyle bir ittifaka ihtiyaç vardır; o yüzden tencere yuvarlanır, kapağını bulur. Fakat bununla aslında şu yapılmış olacaktır: Bir seçim yoluyla, artık iktidarın hiçbir zaman seçimle el değiştirmeyeceği bir yeni dönemin kapısı açılacaktır. Bu kapıdan geçenler sonunda bir toplumsal cennete değil, bir siyasi cehenneme ulaşacaklardır.

Eğer bu yasa geçerse hayatımız son derece sert ve çetin bir mücadeleye gebedir. Biz bu mücadeleye varız, görüşelim. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık olduğundan elektronik cihazla oylama yapalım.

Bir dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 4’üncü maddede aynı mahiyette iki adet önerge vardır, önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Fatma Kaplan Hürriyet                       Muherrem Erkek                Engin Altay

                    Kocaeli                                     Çanakkale                         İstanbul

               Hüseyin Yıldız                                Murat Emir                    Tufan Köse

                      Aydın                                        Ankara                            Çorum

                Akın Üstündağ                           Uğur Bayraktutan                Özgür Özel

                      Muğla                                        Artvin                            Manisa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Filiz Kerestecioğlu Demir                         Meral Danış Beştaş                    Hüda Kaya

                      İstanbul                                    Adana                                İstanbul

                   Sibel Yiğitalp                   Mahmut Celadet Gaydalı            Ayhan Bilgen

                    Diyarbakır                                  Bitlis                                   Kars

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel konuşacaklar.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyaset tarihine iz bırakacak bir dönüm noktası; seçim sistemi değiştiriliyor. 16 Nisanda bir rejim değişikliğini oya sundunuz, bir referandumdu ama referandumu bir genel seçime çevirerek kazanmaya çalıştınız. Biz “Anayasa Mahkemesinin yapısı” dedikçe “Hâkimler ve Savcılar Kurulunun oluşumu” dedikçe “Meclis” dedikçe sizler hep, biriniz tuttunuz “Ey Kılıçdaroğlu!” dediniz, öbürünüz başka bir şey anlattınız ama içerikten kaçıp seçimi, referandumu bir genel seçime çevirmeye çalıştınız.

Şimdi, önümüzde bir genel seçim var. Her tez kendi antiteziyle yenilebilir. Önümüzdeki genel seçim sizler için iktidarı sürdürmek, iktidara tutunmak, iktidara taşınmak mücadelesi olabilir ama bizler için, demokrasiyi savunanlar için, adaleti savunanlar için, 23 Nisan 1920’de bir saraydan alınıp bu yüce kubbenin altına taşınan millî iradeyi savunanlar için, yapılacak ilk genel seçim bir referandum niteliğindedir. Siz, o genel seçime, o referanduma, bir tek adamlık hevesine, bir saray düzenine karşı bizlerin karşısına tek başınıza çıkamıyorsunuz. Bu gece neden karanlığa sığınıyorsunuz, neden televizyon yayını yok? Neden, yarın, koskoca, kudretli, birinin genel başkanı, “Ben... Ben...” diyen birisi televizyon yayınında bunun tartışılmasından kaçar? Geçmişte “Cumhurbaşkanı olamayacak tek kişi sensin. Seni yargılamazsak namerdim.” diyen birisi çıkıp da yarın televizyon saatinde grubunun, oturup altına imza attığı bir teklifi savunmaktan niye kaçar? Milletin gözlerinden kaçırdığınız, gözünün içine bakamadığınız nedir? Somut bir örnek söyleyeyim; örneğin, siz seçmenin gözüne baka baka şunu diyemezsiniz: Bugün seçim olsa, 85 bin geçerli oy olsa ve en yüksek 4 oy; A partisi 30 bin, B partisi 25 bin, C partisi 14 bin, D partisi 12 bin alıyorken, iki bölgeli seçimde birer oy A ve B partisinin oluyorken, getirdiğiniz barajla “Birleşmedik ama biriz. Listelerimiz ayrı, logolarımız ayrı ama biriz. Ona da bassan olur, bana da bassan olur, basmasan da bize sayarız.” teklifiyle toplamda 26 bini bulup, önce buradaki bir vekili alıp -hani diyorsunuz ya “Nasıl siyasi yankesicilik?”- sonra kendi aranızda D’Hondt uygulayıp o vekili 14 binlik partiye veriyorsunuz ya, o seçim bölgesinde 25 bin oy alan parti milletvekili çıkaramazken siz 14 bin oy alan partiye o milletvekilliğini veriyorsunuz ya, bu yüzden “millî irade hırsızlığı” diyoruz, işte bu yüzden “siyasi yankesicilik” diyoruz; işte bu yüzden bunu seçmenin gözünün içine baka baka anlatamıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, partinizin İktidar Partisinin Genel Başkanı -kuvvetli retorik- diyor ki: “İki yüz yıldır bu millete istikamet dayatılıyor.” Hiç düşündünüz mü neyi kastediyor? Kastettiği şey burada, Sened-i İttifak, 1808; bundan iki yüz on yıl önce, ilk bu lafı söylediğinden iki yüz dört yıl önceydi. Sened-i İttifak, ilk demokrasiye geçiş hamlesidir -Naci Bostancı bilir- padişahın yetkilerinin ilk kez kısıtlanmasının kabulüdür. Sened-i İttifak, saraydan yetkinin yavaşça halka geçmesinin eşiği, demokrasi önünde atlanan ilk eşiktir. Ondan nefret eden birisi, bugün yeni bir Sened-i İttifak yapıyor. Seçimlerin başladığının 7’nci günü ittifak senedini vereceksiniz Seçim Kuruluna ya, işte 1808’deki tek adam rejiminden demokrasiye gidişin ilk adımının rövanşını başka bir ittifak senediyle alıyorsunuz. İşte, bunu görün, seçmeninize bunu anlatacağız, vicdanlarınıza bunu anlatacaksınız. Okuduğunuz, yazdığınız kitaplar ile buradaki demokrasi söylemlerinizle değil Sayın Naci Bostancı, torunlarınız sizi buraya attığınız imzayla tanıyacaklar, hatırlayacaklar. Soracaklar bir gün “Dedeniz böyle bir iş yapmış…” O zaman demokrasi retorikleri değil, burada kullanılan oylar, buradaki bu ayıplar ve demokrasiye geçişi bir şeytanlaşma olarak gören… “Milletime istikamet dayattılar, şimdi ters istikamette gidiyorum ve Parlamentoya verilmiş yetkileri bir sarayda, tek adamda topluyorum, Parlamentoya da hesap vermiyorum.” diyorsunuz.

Bu gecenin karanlığı gökyüzünde değil, altına imza attığınız, Sened-i İttifak’la hesaplaşan, demokrasiden geriye giden bu ayıplı iştedir. Bunun için korkuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Karşınızdayız ve şunu göreceksiniz: Bu sürecin sonunda, yarattıkları karanlıkta birbirine sarılarak ittifak şarkısı söyleyenler değil…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …gökyüzünün o kara bulutlarını bir gökkuşağı gibi yarıp…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …farklı şeyler de düşünseler, farklı dünya görüşlerinde de olsalar birbirinin içine geçmeden…

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bir dakika müsaade ederseniz, toparlayayım Sayın Başkan.

Bu kadar haksızlıktan sonra, siz herhâlde bir hak verirsiniz.

BAŞKAN – Talep etmediniz de o yüzden teşekkür ettim size.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika ek süre.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, aynı 46 seçimleri gibi, böyle mi diyor Sayın Özel? 46’dan beri tek başına iktidar yüzü görmediler.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi şunu görelim: Bir karanlık yarattınız, yarattığınız karanlığı kendi liderleriniz ifade ediyor, birisi diyor ki: “Elimizle barajı 50+1 yaptık.” Ve titriyor o eller, tutunacak biri lazım, tek başına olmayacak. Birisi partiyi baraj altına getirmiş “Artık barajı indirelim.” diyor, büyük ortak kabul etmiyor, birleşiyorsunuz ve Birinci Dünya Savaşı’nın o meşhur hikâyesi: “Onlar kazanınca biz de kazanmış sayılacaktık.”

Ve şimdi gelinen noktada, bu kapkaranlık gökyüzünde bir gökkuşağı açıyor. Farklı da düşünse, Saadetiyle, milliyetçileriyle, solcularıyla, Cumhuriyet Halk Partisiyle, birbirinin işine ve içine karışmadan yan yana durabilenler o gökyüzünü açacaklar ve o gökkuşağından sonra bu kara bulutlarınız dağılıp bu ülkenin gökyüzü yine demokrasinin masmavi rengini görecek. (CHP sıralarından alkışlar)

Yeneceğiz sizi, korkmuyoruz sizden.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Korkun, sarılın birbirinize. Buradayız ve biz kazanacağız. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Yenileceksiniz, yenileceksiniz!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo(!) Yüzde 20 alacaksınız!

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde şimdi de Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, böyle heyecanlı konuşmadan sonra ben sadece birkaç soru sorarak bırakacağım.

Bir kere, bir şeyin etrafından dolaşıyoruz, bunu galiba itiraf etmek zorundayız. Artık baraja ihtiyaç kalmadığını, barajın kurulma sebebinin, konulma sebebinin ya da korunma sebebinin ortadan kalktığını defaaten herkes ifade etti ama buna rağmen barajı kaldırmaya niyet etmiyoruz.

Bakın, çok basit rakamlar var. Mesela, Bosna-Hersek’te baraj sıfır, Hollanda’da 0,6 yani 1 bile değil, yarım civarında baraj var, Avrupa Birliği ülkelerinde 2-2,5 civarında, maksimum -zaten üst sınır var- 5’i geçmemesi gerekiyor, Avrupa Konseyi içerisinde en yüksek baraj da Rusya’da, Rusya’da nasıl bir demokrasi olduğunu da bütün dünya biliyor.

Dolayısıyla aslında ihtiyaç kalmamış bir şeyi kaldırmaktan siyasi irade niye çekinir? Yani madem gerek yok, baraj madem bizim için konuldu ve baraj madem artık engel olamıyor, o zaman niye kaldırmaktan kaçınıyoruz?

Şimdi, milletvekili seçiminde ittifak yapmak ile başkanlık yani yeni yürütme organında ittifak yapmanın formüllerini masa başında, Parlamentoda bir yere kadar dizayn edebilirsiniz. Mesela, ben çok düşünüyorum bu yeni sistem üzerinde, şunu çözemiyorum: Birinci turda milletvekilliğinde ittifak yaptınız bir partiyle ve Parlamentoda temsil imkânını buldunuz. Peki, ikinci turda milletvekilliği yok zaten, başkanlık için ittifak yapılacak, onun da bir formülü yok, zaten 2 aday girecek. Birinci turda ittifak yapanlar ikinci turda destek vermeme kararı alırsa bunun bir tedbiri alınabilir mi seçim sistemiyle, böyle bir şey yok yani hiçbir siyasal sistemde benim bildiğim bunun bir tedbiri mümkün değil. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, zorlama yöntemlerle aslında sadece krizi derinleştiriyoruz. Elbette ki biz ittifaklara falan karşı çıkamayız; ister koalisyon ister ittifak, birbirine benzeyen, kendisini birbirine yakın hisseden partiler birlikte yol yürüyebilirler ama bunu neden bugün kotarmaya çalışıyoruz, bunun bir izahı var mı? Yani yirmi ay sonra seçim olacak -yerel seçimde ittifakın olmayacağını zaten iki taraf da beyan etti- yirmi ay sonra yapılacak seçimin kurallarını yirmi saat içinde kotarmaya çalışmanın galiba siyasi bir anlamı olsa gerek. Benim bulabildiğim bir tek anlamı var -sadece benim vesvesem olarak kabul edin lütfen- galiba güvenlik bürokrasisi başta olmak üzere, bürokraside byLock ve FETÖ ayıklanması 15 Temmuz sayesinde oldu. Daha önce defalarca raporlar yayınlanmıştı, MGK’nin görüşleri vardı, kamuoyunda tartışmalar yapılıyordu ama bu denli büyük bir tasfiye ya da ayıklanma gerçekleştirilemiyordu; bunun güçlü bir mazereti, gerekçesi olması gerekiyordu. 15 Temmuz bu anlamda zaten bir fırsat olarak da tarif edilmişti ama bu tasfiye yerel yönetimler için kısmen yapıldı, üstü kapalı yapıldı, zımnen yapıldı ama galiba Parlamentoda bu ayıklanma yapılamıyor. Bunu yapmanın en pratik yolu, galiba birkaç hafta içerisinde yapılacak bir seçim çağrısıyla fiilî durum oluşturmak çünkü başka bir şey yok yani bunu bu gece kotarmanın bir siyasi anlamı varsa bu, alelacele bir seçime giderek buradaki ayıklanmayı böyle gerçekleştirmek olabilir. Benim en azından düşünebildiğim, benim aklıma yatan, benim mantığımla izah edebileceğim başka bir formül gözükmüyor.

Tabii ki ilk konuşmalarda, Ahmet Bey’di galiba, Mevlâna’dan bir şiir okudu. Onun yine güzel bir ifadesi var “Hak şerleri hayır eyler.” diye başlıyor, sonra da “Görelim Mevla neyler.” diye bitiyor. Galiba Türkiye siyasi hayatında bazen kontrol edemediğiniz, göremediğiniz, öngöremediğiniz şeyler bazen hayırlara vesile olur. Ben de bu umudu hâlâ her şeye rağmen korumaya çalışanlardanım. Bazen biz hak etmediğimiz hâlde, layık olmadığımız hâlde ve belki gereğini yapamadığımız hâlde sonu hayra vesile olacak sonuçlar doğabilir.

Herkesi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci maddede iki adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir          Mahmut Celadet Gaydalı    Ertuğrul Kürkcü

                  İstanbul                                 Bitlis                            İzmir

           Meral Danış Beştaş                       Hüda Kaya

                   Adana                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

İttifak yasasıyla -bir gecede tamamını geçirip- ülkeyi selamete eriştireceğinizi zannediyorsunuz değerli arkadaşlar. Ülkedeki dramı, bırakın onu şu Meclisteki dramı anlatmaya kelimeler yetmiyor. 28 Şubatı, geçtiğimiz haftalarda… Burada AKP adına konuşan arkadaşlarımız “Biz bu örnekleri anlatıyoruz ki bunları başkaları da yaşamasın diye.” demişti. “Başkaları da yaşamasın.” diyen iktidar, bir partinin genel başkanını eleştirdi diye aynı anda 2 vekilimizin birden vekilliğini düşürdü.

Seçim güvenliği: OHAL varken Silahlı Kuvvetlerin her çeşit, en ufak yerellere kadar hâkimiyetinin, gücünün, etkisinin olduğunu bildiğimiz hâlde nasıl seçim ve sandık güvenliği sağlanacak ki bunun sağlanamayacağını sizler de çok iyi biliyorsunuz. Böyle demokratik ifadelerle, efendim, sandık güvenliğiyle, şeffaflığıyla, güvencesiyle, sağlıklı bir seçim yapılabilecek, evrensel kriterlere göre bir sonuç alınabilecek gibi bir derdinizin, bir tasanızın olmadığının da farkındayız. Bırakın bu tasanın olup olmamasını, biraz önce Ayşe Acar Başaran Vekilimiz burada, sözünü toparlarken en makul şekilde “2019’da halkın nasıl cevap vereceğini göreceksiniz.” dediğinde, burada -görmedim ama sesini duyduk- sözünü bilmeyen bir arkadaşımız “Siz olmayacaksınız.” dedi. Planı, zihniyeti, kafası böyle işleyen bir mantalite, bir iktidar, bir plan, bir gelecek bu ülkeye çiziliyorsa, böyle bir plan yapılıyorsa, bir partinin yok olması, hiçleştirilmesi, linç edilmesi, vekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi… Kapatamıyorsunuz “Parti kapatan bir iktidar olmayalım.” diye, bunun farklı yollarıyla bir partiyi yok etmeye çalışıyorsunuz. Sese, söze, muhalefete, eleştiriye tahammül edemiyorsunuz ve burada, nasıl bir yürek, nasıl bir vicdan, nasıl bir demokratik zihniyettir ki -olmadığını gördük- kalkıyor “Siz olmayacaksınız." diyor bir arkadaşımız burada ve burada Sayın Başkanımız dâhil “Sen ne diyorsun? Bu nasıl bir ifade? Burası bir hukuk devleti, burası demokratik Türkiye Cumhuriyeti.” diye bile hiçbir arkadaş, kimse tepkisini göstermedi. Bunun normalde disiplinlik bir cezası olması lazım. Normalde, böyle bir sözün burada söylenemiyor olması lazım; ahlaka, vicdana, demokrasiye, bir zerre insanlığa inancı olanın böyle bir sözü burada sarf edemiyor olması lazım fakat kimseden böyle bir çıtın çıkmadığını görüyoruz.

Sevgili arkadaşlar, sabahtan bu yana, rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un sözlerini anmasını ve doyasıya, her şeyde olduğu gibi, istismarını bol kepçe gördük burada.

Mehmet Akif Ersoy’un bir dizesini ben de sizlere okuyacağım arkadaşlar:

“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam, aldırma da geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu

İrticain şu sizin lehçede manası bu mu?”

Sevgili arkadaşlar, bir de yine aynı partinin vekilleri bir taraftan Abdülhamit güzellemeleri burada yapıyor, bir taraftan Mehmet Akif Ersoy güzellemeleri yapıyor. Biz, Mehmet Akif Ersoy’un zulüm, mazlum, eleştiri ve o din istismarı yapanlara yönelik yazdıklarını, çizdiklerini okuduğumuzda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – …nasıl bir Kur’an emekçisi, adalet emekçisi olduğunu görüyoruz ve bu yazdıklarının muhatabının da kim olduğunu biliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) – Burada bir zihin karışıklığı olduğunu görüyorum. Bu yasa ülkemizin hayrına olmayacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

        Fatma Kaplan Hürriyet                 Muharrem Erkek   Ali Haydar Hakverdi

                  Kocaeli                               Çanakkale                        Ankara

             Hüseyin Yıldız                         Murat Emir                  Tufan Köse

                   Aydın                                  Ankara                           Çorum

              Akın Üstündağ                     Uğur Bayraktutan                       

                   Muğla                                  Artvin

“MADDE 5- 298 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Birlikte yapılan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde, oy pusulaları ayrı zarfa konulur ve ayrı sandıklara atılır.

Seçimlerde kullanılacak kabinler, içini göstermeyen koyu renk dayanıklı sentetik kumaşla kaplı ve oy vermenin gizliliğini sağlayacak şekilde yaptırılır. Kabinlerin diğer ölçü ve standartları Yüksek Seçim Kurulunca belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi konuşacaklar.

Buyurun Sayın Hakverdi. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben iki yıl bu Divanda görev yaptım, arkadaki grup başkan vekillerinin konuşmalarına, anlaşmalarına, uzlaşmalarına çok kez tanıklık etmiş bir vekilim ve bu, gece yarısı, gruplar arası yazılı olmayan ancak etik kurallar olan bu kurallara aykırı bir şekilde, aynı Seçim Kanunu’nda yaptığınız iradeyi yansıtır ve yakışır bir şekilde, her iki grubun da aldığı o tavrı açıkça algılayabiliyorum ve gerçekten, her iki grubun mevcut durumuna da bu tavrın yakıştığını, gece yarısı bir oldubittiye getirerek hemen, alelacele Seçim Kanunu’nu değiştirme iradenizi ben sizlere yakıştırdığımı ifade etmeye çalışıyorum.

Şimdi, millet iradesini, bu iradenin Meclise ve sandığa yansımasını hiçe sayıyorsunuz ve yarın gerine gerine de “Bu kanunu bir günde geçirdik” diye hava atacaksınız. Eşit yarışma kurallarını, adil olmayı, sayımların sağlıklı yapılmasını rafa kaldırıyorsunuz.

Kanun, sadece bugünü düşünen değil, geleceği de kapsayan bir düzenleme içermelidir. Bugün bu kanunun sadece iki amacı vardır, sadece iki amacı; birinci amacı, barajın altında kalan bir partiyi adil olmayan ve vicdana sığmayan bir yöntemle barajı aştı sayarak birkaç vekille temsil edilmesini sağlamaya çalışıyorsunuz. İkinci amacı ise yüzde 50’yi bulamayan iktidar partisine bir yandaş arayıp bir şekilde yüzde 50’yi aşırtmaya çalışıyorsunuz ama şunu bilin: Bu sefer gece yarısı oyunlarıyla halkı kandıramayacaksınız. Siz defalarca kandırılmış olabilirsiniz ama halk sizin bu hilenize bu sefer kanmayacak. AKP Hükûmeti “Seçim barajını kaldıracağız.” vaatleriyle gelmişti, “millî irade” diyordu oysa, bu düzenleme, millî iradenin gasbedilmesidir. Bu iş “Ey, Anayasa Mahkemesi, seni de kararlarını da tanımıyorum.” diyerek başladı, sonra rejim oylamasında mühürsüz oyların geçerli sayılmasıyla devam etti; şimdi bu hile yolunu yasal hâle getirmeye çalışıyorsunuz. Seçmenden fazla oy pusulası ve zarf basıp, sandığa dışarıdan oy girmesinin yolunu açıyorsunuz mühürsüz oyları geçerli sayarak. Aynı binada oy kullananları keyfî olarak farklı bölgelere dağıtıp seçimin güvenliğini zayıflatıyorsunuz. Zamanında birlikte aynı menzile yürüdüğünüz FETÖ de ölüleri oy kullanmaya çağırıyordu, şimdi oy kullanamayanlara sandığı götürüyorsunuz. Ölüler mi sandığa gidecek, sandık mı ölülere gidecek, buna da muhtemelen karar vermişsinizdir kendi aranızda. “Seçimi kazanmak için her yol mübahtır”ın önü açılmaktadır maalesef.

Şimdi, Sayın Adalet Bakanı, az önce “Ülkemizde bu tip ittifaklar çok görüldü.” dedi. Evet, haklısınız, biz de ülkemizde çok ittifaklar gördük. Mesela Dolmabahçe’deki kapalı kapılar arkasındaki ittifakları gördük, Habur’da kurulan ittifakları gördük, devlet içerisinde FET֒yle kurulan ittifakları gördük, bugün “Ne olursa olsun biz kazanalım.” ittifakını da görmekteyiz. Tekrar söylüyorum, bugün ülkede iktidar hırsınızla hileyi yasal hâle getirdiğinizde ülkenin barışına ve birliğine zarar verirsiniz.

Şunu hatırlatmak isterim: Terazisiyle oynadığınız kantar, gün gelir sizi de tartar.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddede iki adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

        Fatma Kaplan Hürriyet                 Muharrem Erkek           Akın Üstündağ

                  Kocaeli                               Çanakkale                         Muğla

                Tufan Köse                            Murat Emir              Hüseyin Yıldız

                   Çorum                                  Ankara                           Aydın

            Uğur Bayraktutan                      Sibel Özdemir

                   Artvin                                 İstanbul

“MADDE 6- 298 sayılı Kanunun 78 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Milletvekili,” ibaresi “Cumhurbaşkanı, milletvekili,” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya “hükümlere göre” ibaresinden sonra gelmek üzere “filigranlı kâğıttan” ibaresi eklenmiş ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Oy zarfları, her seçim için ayrı renkte, ön yüzünün sol üst köşesinde Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu amblemi yer alacak şekilde Yüksek Seçim Kurulunca filigranlı kâğıttan hazırlatılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir konuşacaklar.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerine verdiğimiz önerge için grubumuz adına ben de söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, telaşla, korkuyla, hızla yasalaştırılmaya çalışılan ittifak yasalarını, yine bir gece yarısı, Meclisin rutin çalışma günü dışında, TV yayınının olmadığı bir gece yarısı, işte, görüldüğü gibi sağlıksız, insani olmayan çalışma koşullarında ve en önemlisi vatandaşlarımızdan gizlenen bir biçimde bir korku ittifakı yasasını görüşüyoruz hep birlikte. Ben de bu kanun teklifinin 6’ncı maddesi üzerine konuşacağım.

Kanun teklifinin 6’ncı maddesinde 298 sayılı Kanun’un 78’inci maddesine eklenen fıkrayla oy zarflarının YSK filigranlı kâğıtta hazırlanması hükme bağlanarak kanun teklifinin ileriki 11’inci maddesinde düzenlenen mühürsüz oy kuralının aslında bir zemini hazırlanmıştır. 6’ncı maddede oy pusulalarının ve zarflarının filigranlı kâğıt kullanılarak hazırlanması elbette olumlu bir düzenleme ancak sonraki maddelerde sandık kurulunun mührünün kaldırılmasıyla bu olumlu güvence ortadan kalkmaktadır. Filigranlı oy pusulaları filigranlı zarfın yanında, yine bu yasayla kaldırdığımız sandık kurulu mührü eğer birlikte uygulanmış olsaydı seçim güvenliği açısından daha sağlıklı bir durum ortaya çıkacaktı, seçmen iradesinin sandığa daha doğru yansıması açısından önemli bir düzenleme olacaktı.

Değerli milletvekilleri, şeffaf, gizli oy, açık sayım, sandıkların güvenliği, seçmen iradesinin tam olarak sandığa yansıması, Anayasa’mız ve taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalarla da güvence altına alınmıştır. Mevcut yasalarımızda daha belirli denetim mekanizmaları oluşturulmuş ancak birçok seçimde hep birlikte şahit olduğumuz gibi birçok sorunlar yaşanmıştır. Eğer Parlamentoda seçim güvenliği yasaları tartışmaları yapıyorsak, seçim sistemimizde var olan sorunları tespit edip, sorunları çözen, denetimi sağlayan ve tüm siyasal partilerin, 81 milyon halkımızın, 60 milyona yakın seçmenimizin iradesini koruyan yasal düzenlemeleri hep birlikte yapmalıydık. Ancak değerli milletvekilleri, geldiğimiz noktada, Sayın Parsak’ın Komisyonda söylediği gibi, tüm siyasal yaşama ilişkin düzenlemelerin -sadece ittifaklarını beyan ettikten sonra- 81 milyon vatandaşımızın ve kendisine oy versin, oy vermesin, bu iki siyasal parti dışındaki tüm seçmenleri ilgilendiren düzenlemelerin bu iki siyasi partinin maalesef genel merkezlerinde, hatta bir siyasal partinin de genel merkezinin bir Cumhurbaşkanlığı makamına dönüştüğü bir ortamda ortak bir mutabakatla oluşması, doğal olarak bu kanunu daha başından itibaren sakatlamıştır. Hazırlanma süreci, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin geleneksel hâle getirdiği, uzlaşmadan uzak, katılımcılıktan uzak, çoğunlukçu anlayışın bir tekerrürü olarak karşımıza çıkmıştır.

Muhalefet partisi olarak Milliyetçi Hareket Partisinin de bu ittifak içinde yer alması elbette sorgulanamaz. Ancak seçim kanunlarının tek yanlı, uzlaşıdan uzak ve bugün olduğu gibi bir gece yarısı, hızlı bir şekilde geçirilmesine elbette karşı duruşta olmalarını biz beklerdik. İttifak düzenlemeleri yanında, yerel yönetim, seçim güvenliğiyle ilgili birçok yasal düzenleme de yapılmaktadır ve doğal olarak ittifaklarını ilan eden bu iki siyasal partiyi kayıran ve iki siyasal partinin çıkarlarını önceleyen bir tartışmayı da beraberinde getirmiştir ve görüldüğü gibi, yapılan birçok düzenleme, baraj sorununun ortadan kaldırılması, bir zarfta milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı oylarının birlikte kullanılması ve temsilde adaleti sınırlandıran birçok düzenleme, sandık kurullarının yapısı, kolluk kuvvetlerinin müdahalesi, mühürsüz oy düzenlemesi… Bu kanuni düzenlemeler, doğal olarak şu an oluşmuş olan bu ittifakı korumaya yönelik düzenlemeler.

Sayın Kalaycı geneli üzerindeki görüşmelerde “İttifaklar kutuplaşmayı engelleyecek.” dedi. Ama değerli milletvekilleri, bu iki siyasal partinin kutuplaştırması daha ittifakın başında kendi siyasal bekalarını önceledikleri tartışmayla ortaya çıkmıştır. “Cumhur İttifakı” dedikleri, devletin bekasını önceleyen… Aslında, bugün itibarıyla ittifakın içinde yer alan büyük parti yani Adalet ve Kalkınma Partisi bu ülkeyi yönetiyor ve bu ülkeyi beka sorunuyla karşı karşıya bırakan ittifakın tarafı olan partinin ve birlikte…

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum Sayın Özdemir, tamamlayın lütfen.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Daha bu ittifakı yaparken diğer bütün partileri devletin bekasını düşünmedikleri… Kendi perspektiflerinden bir senaryo çizmelerine, hapsetmelerine, hatta itibarsızlaştırmalarına şahit olduk.

Evet, düzenlemelerin, kurmuş oldukları ittifak için oylarını artırmaya yönelik ve milletvekili dağılımında bir avantaj sağlamaya dönük olduğuna hepimiz şahit olduk.

Evet, değerli milletvekilleri, hızla demokratik ve hukuksal normlardan uzaklaştığımız bir süreçte tek adam rejiminin mimarlarının önümüzdeki 2019 seçimlerini kendilerinin kazanımları kurgusu üzerine kurmuş olduğu bir yasal düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Ve son olarak: Bu iki siyasal parti, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi tarafından hazırlanan ve Parlamento gündemine getirilen bu görüştüğümüz yasal düzenleme, ittifak içindeki siyasal partilerin siyasi ikballeri için yine birlikte düzenledikleri Cumhurbaşkanlığı sistemindeki yüzde 50+1’i sağlamak için, kendi bekaları için getirilen bir yasa olarak Parlamento tarihimizde yer alacaktır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyoruz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Elektronik cihazla oylama yapalım, kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık var.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir               Mahmut Celadet Gaydalı       Behçet Yıldırım

            İstanbul                                        Bitlis                            Adıyaman

     Meral Danış Beştaş                          Ertuğrul Kürkcü                    Hüda Kaya

              Adana                                          İzmir                              İstanbul

"Oy zarfları, ön yüzünün sol üst köşesinde Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu amblemi, sağ üst köşesinde barkod yer alacak şekilde Yüksek Seçim Kurulunca filigranlı kağıttan hazırlatılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

534 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerine HDP adına söz almış bulunmaktayım.

Şimdi, her şeyin başı aslında 12 Eylüldür, Kenan Evren’dir. Eğer Kenan Evren bu yüzde 10 barajını koymamış olsaydı ne bu ittifak yasasını görüşürdük ne de bu koalisyonları konuşuyor, tartışıyor olacaktık. Eğer yüzde 10 barajı olmasaydı küçük partiler sizinle ittifak yaparlar mıydı? Bu soruyla başlıyorum. Amiral sizsiniz ya… Az önce Bakan bunu söyledi. Yüzde 10 seçim barajlı ittifak düzenlemesi zorunlu, mecbur kalmış, mecbur kaldığınız için bu düzenlemeleri yapıyorsunuz. Temsilde adalet ilkesinin açıkça ihlalidir bu. Buradan gönüllü birlikteliklerin çıkması mümkün değildir. Seçim öncesi baraj kaygısıyla yapılan ittifaklar, seçim sonrasında da ciddi kriz ve çatlakları da beraberinde getirecektir. Her platformda koalisyonların sıkıntısından bahseden Hükûmetin, hem kendisini hem de diğer partileri koalisyon yapmaya zorlaması da büyük bir çelişkidir. Halkın iradesinin sandığa yansımasını isteyen bir iktidar yüzde 10’luk seçim barajıyla seçimlere giremez, gitmemeli. Kendisine güvenen, halkta karşılığı olduğunu düşünen bir iktidar, yüzde 10’luk seçim barajı gibi, milletin iradesi önündeki engellemeleri kendilerine kalkan yapmaz. Hem yüzde 10 barajını kaldırmamak hem de halkın iradesinden bahsetmek büyük, koca bir yalandır. Gerçekten halkın iradesinin sandığa ve Meclise yansıması gibi bir derdiniz varsa öncelikle yüzde 10 barajını kaldırmanız lazımdır. Yoksa, bu teklif gibi, minareyi çalıp kılıfını hazırlamaya çalışmak değildir, olmamalıdır.

Şu an görüştüğümüz kanun teklifine ilişkin olarak, bu mevcut kanun teklifinde seçimlerin demokratik, şeffaf olmaması için her şey düşünülmüş. Seçimlerin denetimden kaçırılması için bütün teknik zorluklar yaratılmıştır. Bugüne kadar seçimlerde yapılmak istenen ve yapılan ne kadar kanun dışı, hukuk dışı iş ve eylem varsa hepsi bu düzenlemeyle yasa hâline getiriliyor. Önce OHAL koşullarında seçime gideceksiniz, sonra bütün müdahalelere karşı koruma altında olan sandık çevresini daraltacaksınız, bu da yetmeyecek sandığı ilkin belirlediğiniz yandaş sandık kurulu başkanları ve üyeleriyle kuşatacaksınız. Bu da yetmeyecek, herhangi bir itirazda, herhangi birinin ihbarıyla sandığı güvenlik güçleriyle kuşatacaksınız.

Bakın, bir seçimin antidemokratik olması için saydığım örnekler yeter de artar ancak bununla da sınırlı kalmıyor. Başka ne yapılmış? Oy pusulasındaki mührü kaldıracaksınız. İstediğiniz kadar sandık bölgeleriyle oynayacaksınız, istediğiniz kadar seçmen sayısı ve oy kullanacağı sandıklarla oynayacaksınız. Seçmen listelerini karıştıracaksınız. Bir nevi, seçimlerin şaibeli olması için, denetimden kaçırılması için her şeyi yapacaksınız. Bunun adına da “demokratik seçimler” diyeceksiniz, öyle mi?

Yeri geldiği zaman sandık kurulu başkanlarının belirlenmesine ilişkin olarak yapılan düzenlemeye sadece kamu görevlilerinin sandık başkanı olarak hem de demokratik olmayan bir usulle seçimine ilişkin yapılan itiraza nasıl cevap veriyorsunuz, biliyor musunuz? “Siz kamu görevlilerine güvenmiyor musunuz?” diyorsunuz. Peki, ben de size soruyorum: Siz vatandaşa niye güvenmiyorsunuz? Niye vatandaşı sandık başkanlığından çıkarıyorsunuz? Vatandaşa açıkça “Sen sadece oy ver, gerisine karışma. Karışma hakkını da alıyorum. Sandıktan ne çıkacağı beni ilgilendirmez.” diyorsunuz. Bir nevi, sandığı halkın denetiminden kaçırıyorsunuz. Seçimlerin varlık sebebi halkın rızası, halkın iradesi, seçimlerin ana aktörleri ise siyasi partiler değil midir? Madem böyle, sandık kurulu başkanlarının seçiminde siyasi partileri ve vatandaşı niye çıkarıyorsunuz? Niye dışlıyorsunuz?

Niye çıkardığınızı söyleyeyim: Kendi yandaş kamu görevlilerinizle, AKP ve ittifak partinizin üyeleriyle sandık başında çoğunluğu yakalamak için. Sandık başında yapılacak bütün işlemleri ve verilecek bütün kararları kendi lehinize çevirmek için. Aynı binada oturan seçmenlerin farklı sandık bölgelerine kaydırılması, sandığın taşınması, sandık bölgelerinin birleştirilmesiyle sandık halktan kaçırılıyor. Seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenebilmesi, sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi memurlar arasından belirlenmesi, mühürsüz zarfların ve oy pusulalarının kanunen geçerli sayılmasıyla sandık denetimden çıkarılıyor.

Kanunun özü şudur: Sandık kaçırılıyor, sandık kuşatılıyor, sandık denetimden çıkarılıyor. Bu üç amaç üzerinden ve OHAL koşullarında yapacağınız her seçimin sonucu şaibelidir, yeni kriz ve kaoslara gebedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istediniz.

Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddede aynı mahiyette iki adet önerge vardır, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Fatma Kaplan Hürriyet             Muharrem Erkek                           Tufan Köse

               Kocaeli                           Çanakkale                                    Çorum

            Murat Emir                      Hüseyin Yıldız                       Akın Üstündağ

               Ankara                               Aydın                                       Muğla

        Uğur Bayraktutan                  Mahmut Tanal

               Artvin                              İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Filiz Kerestecioğlu Demir               Meral Danış Beştaş                  Hüda Kaya

                İstanbul                                    Adana                              İstanbul

           Ertuğrul Kürkcü                  Mahmut Celadet Gaydalı

                  İzmir                                      Bitlis

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacaklar.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu, değiştirilmesi istenilen madde teklifin 7’nci maddesi, Seçim Kanunu’nun 81’inci maddesi. Seçim Kanunu’nun 81’inci maddesi, mevcut olan hâliyle, sandık alanını ve sandık çevresini düzenler. Sandık alanı, sandığın kurulduğu alanı 100 metre olarak tarif eder, getirilen düzenleme de bu, sandık alanı olan 100 metrelik alanı iptal ediyor. Yeni düzenlemede sandık çevresi getiriliyor ancak eski düzenlemedeki sandık çevresi 15 metre olarak düzenlendiği hâlde yeni düzenlemede bu 15 metre de kaldırılıyor, herhangi bir sınırlama getirilmiyor. Yani 1 metrelik, 2 metrelik bir yere, gayet rahat, kamu görevlisiyle birlikte, vatandaşa herhangi bir gizlilik ortamı sağlanmadan oy kullanma durumu getirilmiş olacak ki bu, seçimin adil, baskısız ortamını sağlamaktan uzak olan bir düzenleme. Şimdi “Buradaki asıl gerekçe ne?” “Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili düzenleme yapıldı. Bu, onunla ilgili uyum yasasıdır, uyum teklifidir.” deniliyor. Baktığımız kadarıyla burada uyumla ilgili herhangi bir düzenleme yok değerli arkadaşlar.

Şimdi “Yurt dışında -Sayın Bakan da bahsetti- ittifaklar, vesaireler var.” denildi. Evet, ittifaklar var. İttifaklara baktığımız kadarıyla burada gayet açık ve net, şöyle yapılmış: Mesela, ben, Çek Cumhuriyeti örneğini vereyim. Çek Cumhuriyeti’nde seçim barajı yüzde 5, iki parti eğer ittifak yaparsa 5 artı 5 yani yüzde 10 barajını geçecek, üç parti ittifak yaparsa yüzde 15 barajı aranıyor. Peki bu getirilen düzenlemede ne var? Anlaşılan husus şu, Sayın Bakan da onu söyledi: “Zaten, bir parti amiral, diğeri de kuyruk.” dedi. Yani burada amiral olan bir parti kuyruk olan bir partiyi kurtarmanın telaşında. Peki, böyle olunca dünyanın hiçbir ülkesinde seçim barajını aşamayan bir siyasi partinin, ittifak yaptığı siyasi partiyle seçim barajını aşmış gibi gösterilmesi… Bu, kanuna karşı hiledir, bu muvazaalı bir işlemdir. Gayet açık ve net. Hele hele Türkiye Büyük Millet Meclisinin dürüst hareket etmesi lazım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin muvazaalı işlemler yapmaması lazım, hileli işlemler yapmaması lazım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin adil davranması lazım. Eğer biz, seçim barajını aşamayan bir siyasi partiyi ittifak nedeniyle seçim barajını, yüzde 10'u aşmış gibi gösterirsek bu adaletsizlik olur değerli arkadaşlar. Toplumu bir arada tutan nedir? Kadını, erkeği, farklı mezhepleri, farklı cinsiyetleri, çocuk, yaşlı, genç, hepimizi bir arada tutan duygu, düzeni sağlayan duygu adalet düzenidir. Bu şekliyle adalet düzenini bozmuş olacağız. Adalet, insanları birbirine kenetleyen bağdır. Burada ben şunu isterdim. Yahu arkadaş, biz bu ittifakı yapıyoruz, millet için yapıyoruz, halk için yapıyoruz, kamu yararı için yapıyoruz yani burada kamunun çıkarı var. Burada değerli arkadaşlar, kamunun çıkarı filan yok. Burada tamamen barajın altında kalması muhtemel olan siyasi partileri kurtarmak için yapılan bir operasyon bu. Burada yani bir kamu yararı olmayan, bir siyasi partinin kişisel çıkarı yüzünden bu yasayı çıkarmaya, halkı bölmeye, parçalamaya hakkımız var mı? Yasanın kucaklayıcı olması lazım.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Nereden biliyorsun barajın altında kalacağını?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yasanın bireysel olmaması lazım. Buradaki ittifak bir çıkar ittifakı, buradaki ittifak bir menfaat ittifakı.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Mahmut, nereden biliyorsun barajın altında kalacağını?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Buradaki anketleri görüyoruz Sayın Metiner. Anketlere baktığımız zaman…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Nereden biliyorsun?

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – …şu anda dört tane siyasi partinin… İttifak yaptığınız parti barajın altına düşüyor. AK PARTİ’nin şu andaki oyları yüzde 37.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Hayal görüyorsun, hayal. Tanal, hayal görüyorsun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Toplam, görebildiğimiz kadarıyla yüzde 38. Yani AK PARTİ MHP’yle birleştiği zaman toplam oyunuz, anketlerde yüzde 38’i gösteriyor. Yani siz netice itibarıyla siz hangi yasayı getirirseniz getirin AK PARTİ erimeye devam ediyor. Yani MHP’yle ittifak edin, ne yaparsanız yapın…

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – On beş senedir öyle diyorsun ya, on beş sene geçti üzerinden.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Anlayamadım?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Buz da eriyor ya, eriyorsunuz.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – On beş senedir onu diyorsun, problem yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mahmut Bey, onlara söyleyin: Sizi biz bile kurtaramayız bu şartlar altında.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Biz yine adil yargılamayı isteyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bir dakika istiyorum Sayın Başkan.

OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) – Verme ya, verme ya, yeter ya!

BAŞKAN – Peki, buyurun.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Çekya’dan yeni geldi Mahmut…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, “Çekya” değil, Çek Cumhuriyeti, yanlış anlamışsın değerli dostum. Yani ben size Çek Cumhuriyeti’ni söyledim, “Çekya”yı söylemedim ki. Siz “Çekya”yı nereden getirdiniz?

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada Anayasa’mızın hükümleri açık ve net bir şekilde diyor ki: Anayasa’nın hükümleri arasında astlık, üstlük, hiyerarşik bir sıralama yok. Mevcut olan yasal düzenlemelerin hepsi birbirine eşit durumda. Birbirine eşit olduğu için burada bizim amacımız gerçekten Parlamentonun saygınlığı açısından, kişisel menfaatler uğruna değil. Burada getirilen bu düzenleme kamunun hangi sorununu halledecek? Fakir fukaranın hangi sorununu halledecek? İşsizin hangi sorununu halledecek? Emeklinin hangi sorununu halledecek? Öğrencinin hangi sorununu halledecek? Çalışanların hangi sorununu halledecek? Burada açık ve net, bireysel çıkarlar için getirilen bir düzenleme. Biraz sağduyuya kulak verelim. Bire bir konuştuğumuz zaman hepiniz bize hak veriyorsunuz ama burada gayet rahat, bir araya geldiğiniz zaman hep birlikte karşı çıkıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Seninle hiç yan yana bile gelmedik.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Benim sizden ricam: Sabırlı olmaya davet ediyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sen önce hak verenleri açıkla.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Nasıl?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sana hak verenleri açıkla burada.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz bana hak veriyorsunuz bire bir konuştuğumuz zaman. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Asla!

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşma yaptı bana.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacaklar.

Buyurun Sayın Meral Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde gizli bir ittifak yasasını görüşmeye devam ediyoruz. “Gizli” diyorum çünkü bu yasa önerisi pazartesi günü televizyonların olmadığı, canlı yayının olmadığı, yarın grup toplantıları olacağı ve halkın ilgisinin burada toplanacağı bir gündem olduğu için halktan gizleniyor. Bir kere önce bunu kabul edelim.

Gerçekten demin otururken ne konuşayım diye düşündüm. Acaba aynı ülke de mi yaşıyoruz ya da aynı topraklarda mı yaşıyoruz, emin olun bilmiyorum. Ya siz bir fanustasınız, başka bir yeri görmüyorsunuz, başka bir algı hissetmiyorsunuz ya da biz başka bir fanustayız. Çünkü bir mesele ancak bu kadar 180 derece zıt değerlendirilebilir. Bu gece sabaha kadar çalışacağız. Varsın çalışalım. Biz hep buradayız zaten, bu sıralardayız. Olmayan, üzülerek söyleyeyim -yüzünüzü söylüyorum- sizlersiniz. 5-6 kişiyle Genel Kurul götürülüyor, oylama istenmezse, oylama olmazsa zaten gelme ihtiyacı bile yok.

Yani değerli milletvekilleri, dışarıda karşılaştığımızda her birinizle en azından sohbet etme, böyle bir iletişim kurma şansı var ama buraya geldiğimizde, Genel Kurulda garip bir gözlük takılıyor ve bu gözlükle karşıdaki milletvekilleri âdeta düşman kategorisinde, söylenilen her söze tepki, söylenilen her söze itiraz ve farklı bir değerlendirme yapılıyor. Bunu hissetmek için burada on beş saat oturmak gerekiyor, biz oturuyoruz çünkü ve ne söylersek söyleyelim karşıda bir tepki var. Şimdi, ne oluyor? Gerçekten, gece ikide ve sabaha kadar hem de beş gün Genel Kurul açık olacakken hem de grup önerisi kabul edilmişken hem de her istediğinizi zaten bu Meclisten geçiriyorken gece çalışmanın mantığı nedir? Ben bu konuda asla ikna olmadım, olmayacağım. Biz ikna değiliz, biz çalışmaktan kaçmıyoruz ama sizler canınız isteyince ya da öyle gerekince -o gerekliliği bilmiyorum, nedir- o gereklilik olunca vahiy gelmiş gibi burada, işte, bulunuyorsunuz ve sabaha kadar bu yasa geçecek. Bu yasa bu halk yararına değil. Bu yasa bu ülke yararına değil. Bu yasa, demokrasi aleyhine, seçimleri tümüyle, hilelerle, suç delillerini gizleme ve bir dolandırıcılık yasası niteliğindedir. Bunu ben ikinci bölümde ayrıntılı bir şekilde anlatacağım.

Geneli üzerinde de söyledim, eminim daha önce de söylemiştim, çok sık söyleme ihtiyacı duyuyorum, o gözlükleri çıkarsanız, iktidar olma psikolojisinden ve kibrinden bir saat kurtulsanız, bu yasaya objektif olarak baksanız ve geçmiş söylediklerinizi düşünseniz bize hak vereceksiniz. Ama yok, o gözlük çıkmıyor. Orada, karşıda, sürekli bir düşman üretme, bir karşıtlık üretme, konu dışında saldırma, konuyla alakasız belagatler meseleyi karartıyor. Biz ne diyoruz, siz ne anlatıyorsunuz?

Şimdi, burada demin konuştuğumuzda -isim vermeyeceğim, ya o gece bir milletvekilimiz, arada, değerli arkadaşlar arada, beş dakikalık arada burada linç girişimine uğradı- bize şu söyleniyor: “Siz iki grup başkan vekili olarak saldırdınız.” Yani biz burada olmasak gerçekten neredeyse kendi kendimizden şüphe edeceğiz. Ya, 50-60 kişi bir milletvekiline saldırmış, kürek kemiği kırılmış yani ya “Bir yere sıkışmış.” ya biz saldırmışız ya da “Kendi kendini çarpmış, yaralanmış.” deniyor. Yani bu kadar insanın aklıyla alay etmeyin. Söze karşı şiddete başvuran bir iktidar partisi var, söze karşı mikrofonu kesen bir iktidar partisi var; halk iradesine güvenmeyen, halk iradesinin sandıktan çıkmaması için koca koca yasalar hazırlayan bir iktidar partisi var.

Gelin, hakikatlerle yüzleşelim. Bu ülke hepimizin, bu toprakların üzerinde hepimiz yaşıyoruz ve bu demokrasi bugün size lazım değil gibi görünüyor ama emin olun yarın size de lazım olacak.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddede aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge bulunmaktadır, okutuyorum önergeleri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Fatma Kaplan Hürriyet                 Muharrem Erkek                     Tufan Köse

                 Kocaeli                               Çanakkale                              Çorum

              Murat Emir                          Hüseyin Yıldız                 Akın Üstündağ

                 Ankara                                   Aydın                                 Muğla

          Uğur Bayraktutan                        Çetin Arık

                 Artvin                                  Kayseri

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Filiz Kerestecioğlu Demir             Meral Danış Beştaş                    Hüda Kaya

                      İstanbul                                  Adana                                İstanbul

                 Ertuğrul Kürkcü                Mahmut Celadet Gaydalı

                        İzmir                                    Bitlis

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık konuşacaklar.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Vatandaş duymasın, izlemesin.” diye gecenin ikisinde ittifak yasasını görüşüyoruz, sabaha kadar da devam edecek. Bugün, Türkiye, gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünen, kendi çıkarlarını ülkenin çıkarlarının önünde tutan siyasiler nedeniyle âdeta bir uçurumun eşiğinde.

Bugüne kadar, AKP’ye baktığımızda, iktidarda kalabilmek için her türlü şer odaklarıyla ittifak yapabildiğini görüyoruz. Sayın milletvekilleri, gelin, AKP’nin kurduğu bu şer ittifaklarına hep birlikte bir göz atalım. AKP “büyük şeytan” dediği Amerika’yla Büyük Ortadoğu Projesi’nde ittifak kurmadı mı? AKP iktidarda kalabilmek için Amerika’yla ittifak kurup Conilerin Irak’ı işgal etmesine, orada Müslüman kadınlara tecavüz edilmesine vesile olmadı mı? Kendi iktidarının devamı için bu AKP sözde “çözüm süreci” adı altında şehidimize “kelle”, teröristbaşına “sayın” diyerek PKK’yla ittifak kurmadı mı? Kurdu. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli o günlerde “Bölücülük terazisinin iki kefesinde AKP ile PKK’nın aynı ağırlıkta olduğunu hiç kimse inkâr edemeyecektir.” demedi mi? Bu kirli ittifakın sonunda yüzlerce askerimiz, polisimiz şehit olmadı mı? Habur rezaletini hep beraber yaşamadık mı?

Peki, AKP’nin ittifakı sadece bunlarla mı sınırlı? Elbette ki bunlarla da sınırlı değil. Bakınız, Sayın Bahçeli Bursa’nın İznik ilçesinde yaptığı konuşmasında “Erdoğan’ın, Türkiye’yi yıkmak, askerinden polisine kadar millî güç unsurlarını tasfiye etmek maksadıyla şeytanla bile ortaklık kuracak kadar gözü dönmüştür. Karşımızda kirli ittifak değil; kirlenmiş, küflenmiş, küfe batmış, kalleş bir Hükûmet durmaktadır.” diyor.

Evet, AKP iktidarda kalabilmek için şeytanla ittifak yapmadı mı, FET֒yle ittifak yapmadı mı, bu ülkenin millî ordusuna FET֒yle beraber kumpas kurmadı mı? Kurdu. FET֒nün gerçek yüzünü ortaya koyan aydınlar, gazeteciler, iş adamları aynı menzile yürüyen bu iki ortağın ittifakı sonucunda canlarından, özgürlüklerinden olmadılar mı? Oldular. AKP’nin bu şeytanla ittifakı sonucunda 15 Temmuzu hep beraber yaşamadık mı? Yaşadık. 248 şehidimiz olmadı mı? Oldu. Değerli milletvekilleri, bu AKP, bugün kırmızı bültenle aradığımız PYD terör örgütünün elebaşı Salih Müslim’le ittifak kurup önüne kırmızı halı sermedi mi? Serdi. PYD’li teröristlere Türkiye'nin sınırlarını açıp lahmacunlarla beslemedi mi?

Burada bir kez daha, Afrin’de Türk milletinin huzuru ve güveni için canını hiçe sayarak, canı pahasına mücadele eden kahraman askerlerimize başarılar, şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP ne zaman, kimle ittifak kursa bu ülke bedelini çok ağır ödemiştir, ağır ödemeye de devam ediyor. Kaderin cilvesine bakınız ki AKP iktidarda kalabilmek için yeni bir ittifak peşinde, hem de kimle? “AKP şeytanla bile ittifak kurabilir.” diyen Milliyetçi Hareket Partisiyle. Kimse bizim karşımıza Türklükle de çıkmasın. Ben gerçekten şunu çok merak ediyorum: “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız.” diyenler ile kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayanlar sözde yerli ve millî bir ittifakı nasıl kuruyorlar? Bu AKP’nin sadece iktidarda kalabilmek için daha önceden kurmuş olduğu kirli ittifaklardan hiç mi ders almıyorlar, nasıl yan yana gelebiliyorlar anlayabilmiş değilim.

Sayın milletvekilleri, bu ittifak yerli ve millî kaygılarla değil, daha düne kadar birbirlerine idam ipi atan iki partinin birinin yüzde 50’yi, diğerinin yüzde 10’u bulamama kaygısıyla birbirine can simidiyle sarıldıkları koltuk ittifakıdır. Sayın Bahçeli’nin söylediği gibi, bu bir kirli ittifaktır, şeytan ittifakıdır. Bu ittifakta adalet yoktur. Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Sayın Başbakan Kayseri’de yapmış olduğu konuşmasında “‘Baraj derdim olmasın.’ diyorsan sırtını gel bana daya, gel ittifaka, gel bize.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayın, peki.

Bir dakika…

ÇETİN ARIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu bir siyasi rüşvettir. “Referandumda koalisyonlar kalkıyor.” diye yanılttığınız Türk halkı bu siyasi rüşvete itibar etmeyecektir.

Ayrıca, Sayın Başbakan “İttifaka oy ver, mührü nereye vurursan vur, hiç de önemli değil.” diyor. Yani “4 diyeceğiz, 9 diyeceğiz, toplayacağız, 51 diyeceğiz.” diyor. Gerçi bu toplama işlerini Sayın Bahçeli daha iyi bilir ama AKP ile MHP’nin toplamı Sayın Tanal’ın söylediği gibi, AKP etmiyor.

Değerli milletvekilleri, Türk halkı ittifakını demokrasiden yana, Atatürk Türkiyesinden yana, aydınlık Türkiye'den yana kullanacaktır. Tek adam değil, demokrasi kazanacaktır. Biz haklıyız, biz kazanacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde şimdi de İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkenin demokratik bir ülke mi, otoriter bir ülke mi olduğunu belirlemede seçimler önemli bir yer tutar. Yalnızca seçmenlerin sandıkta oy kullanabilmesi o seçimi demokratik kılmaz. Seçimde demokrasinin temel şartı, o ülkede her partinin eşit imkânlardan yararlanabilmesidir. İktidar partisi ile devlet arasındaki ayrımın iyice inceldiği, iktidar partisi ile devlet imkânlarını seçimlerde kendi lehine sınırsızca kullandığı, medya, yargı ve eğitimin iktidarın mutlak kontrolünde olduğu rejimlerde seçimler usulen özgürdür. Seçim kurallarına uyulur ama iktidar seçimden galip çıkmak için devletin tüm imkânlarını kullandığından seçimler adil değildir. Böyle rejimlere rekabetçi otoriter rejimler denir. Partiler arasında görünürde bir rekabet vardır ama şartlar eşitsizdir. Rekabetçi otoriter rejimlerin önünde ise 3 yol vardır: Bir, demokratikleşme; iki, istikrarsız otoriterlik; üç, istikrarlı otoriterlik.

Türkiye’de, bundan tam beş altı yıl önce biz demokratikleşmeyi tartışırken bugün demokrasinin nasıl hızla yere çakılacağını hesap ediyoruz. Artık ülke hızla istikrarlı hem de çok istikrarlı bir otoriter rejim hâline geliyor. Yani artık seçimlerin şaibeli olduğu, sandıktan sürekli bir devlet partisinin çıktığı bir rejime doğru gidiyoruz. Hükûmet seçimden galip çıkacak biçimde seçim yasasını kendi çıkarlarına göre değiştirmekle kalmıyor, seçimler artık tamamen şaibeli hâle geliyor. Üzerinde konuştuğum 8’inci madde örneğin; seçmenlere ihbarla sandık çevresine kolluk gücü çağırma yetkisi veriyor.

Hepimizin sandık çevresinde bulunduğuna eminim arkadaşlar. Seçimlerin şeffaf ve kuralına uygun gerçekleşmesinin tek yolu tarafsız bir sandık kurulu ve siyasi partilerin, yurttaşların denetim yetkisidir. Sandıkta sandık başkanının ve siyasi partilerin de üyelerinden oluşan bu kurul özellikle oylar sayılırken sandıklarda oluşan gerginlikleri tarafsız biçimde yatıştırır ancak zorunlu hâllerde, nadiren kolluk güçlerini çağırır. Bugüne kadar da seçim güvenliği böyle sağlanmıştır. Peki, şimdi neden bir de yurttaşa ihbar yetkisi tanınıyor? Yurttaşa aşırı güvenden mi? Hayır. Çünkü bir tarafta yurttaşa ihbar yetkisi tanınırken diğer yandan da seçmen listeleri yurttaşın gözünden, denetiminden kaçırılıyor. Daha öncesinde komşusunu, apartmanında kim olduğunu bilen yurttaşlar artık bilemeyecekler. Bu, sadece partilerin denetimine sunuluyor. Peki, acaba bunun nedeni, sakin geçen bir ortamda iktidarın çok da lehine olmayan sonuçlar, bununla karşılaşılması durumunda ortalığı gerginleştirecek bir muhbir vatandaş icat etmek mi ve güvenlik görevlilerini oraya çağırarak aslında güvenli olan seçimin güvenliğini sarsmak mı? İşte, bütün bunlar gerçekten bu tasarıyı iyice riskli hâle getiriyor.

OHAL sürecinde özellikle farklı siyasi görüşlere sahip kesimler arasında önemli fay hatları oluşmuşken ve toplumsal kutuplaşma son derece artmışken böyle pervasız bir uygulamanın önünü açmak son derece tehlikeli sonuçlar doğurur. Öyle ki bu uygulama muhalefet partilerine mensup müşahit veya seçmenlerin sandık başından uzaklaştırılmasıyla oy sayım ve döküm süreçlerinin şeffaf biçimde denetlenebilmesi ve gözlemlenmesini imkânsız kılar. Kolluk gücü gelir, rahatlıkla “İhbar var, ben müdahale etmek zorundayım.” der ve işte, şaibe orada başlar.

Değerli milletvekilleri, seçimin meşruiyeti, tarafsız gözlem ve denetime dayanır. Bu kanun teklifiyle meşruiyeti ortadan kaldırıp polisin gözetiminde zapturapt seçimleri mi yapmak istiyorsunuz? Siz bu ülkede demokratik seçimler yapılsın istiyor musunuz, yoksa hayalinizdeki Türkiye seçimlerin sonucunun önceden belli olduğu istikrarlı otoriter bir ülke midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlamak istiyorum mümkünse.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bugün sorulacak tek soru budur. Nasıl bir ülke? Demokrasi mi, otoriterlik mi? Aslında bunun cevabı açıktır. Kürsüde mikrofon kapatan ya da söze karşı linç girişiminde bulunan bir iktidar partisinin ya da Mecliste yaptığı konuşmalar nedeniyle onlarcası cezaevinde olan insanların ki bunların başında milletvekillerimiz geliyor, bunların olduğu bir ülkede istenen demokrasi falan değildir, otoriterliktir açıkça. Ancak mesele sadece sizin ne istediğiniz değil, halkımızın ne istediği. Gerçekten, halkımız, sizlere, buna karşı gereken cevabı verecektir. Siz tek değilsiniz, bu ülkede gerçekten başka demokrasi güçleri var. Buna kalben, yürekten inanıyorum, bunun sonucunu göreceksiniz.

Saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.16

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Bülent ÖZ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 69’uncu Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

9’uncu maddeyi görüşeceğiz şimdi.

9’uncu maddede aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

              Fatma Kaplan Hürriyet                   Muharrem Erkek                     Tufan Köse

                        Kocaeli                                 Çanakkale                              Çorum

                      Murat Emir                            Hüseyin Yıldız                 Akın Üstündağ

                         Ankara                                     Aydın                                 Muğla

                  Uğur Bayraktutan                    Mustafa Ali Balbay

                         Artvin                                      İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Filiz Kerestecioğlu Demir                 Ertuğrul Kürkcü                      Hüda Kaya

                        İstanbul                                    İzmir                                İstanbul

                 Meral Danış Beştaş                Mahmut Celadet Gaydalı

                         Adana                                     Bitlis

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk önce İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 Martın gecesindeyiz. Bundan kırk yedi yıl önce demokrasiye müdahale edildi; 12 Mart darbesi diyoruz. O gün Parlamento açıktı, o gün siyasi partiler açıktı ama demokrasi kapalıydı. Bugün de ne yazık ki kırk yedi yıl sonra Parlamento açık, üstelik sabaha kadar açık ama -Parlamento üzerinde- tıpkı kırk yedi yıl önceki gibi Parlamentonun şu andaki iradesi dışında böyle bir yasa yapılmasıyla karşı karşıyayız. Öyle ki Sayın Meclis Başkanı bile bu yasanın sabaha kadar biteceğini bu Genel Kurul salonunda öğrendi, ona bile sürpriz oldu.

Bugün bir başka Parlamento daha kapalı sayın milletvekilleri. İsviçre Parlamentosu gündeminde görüşeceği bir konu olmadığı için açılmama kararı aldı ve bununla birlikte, Parlamento Başkanı Sutter 35 bin İsviçre frangı tasarruf edildiğini söyledi. Demokrasinin rayına oturduğu ülkede sorunlar yok, Parlamento kapalı; demokrasinin karaya oturduğu ülkede sabaha kadar bir yasa yapıyoruz ama nasıl yasa yapıyoruz?

Sayın milletvekilleri, demokrasinin en temel kurallarından biridir gizli oy açık sayım ama ne yazık ki şu andaki düzenlemeyle artık bunu genişlettiniz. Şöyle ki: Artık demokrasinin, seçimin kuralı gizli pazarlık, acil yasa, seyyar sandık, bölünmüş seçmen, mühürsüz oy, kontrollü sayım, oynak dağılım, böyle bir tablo artık var. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunların her birini tabii ki bu kadar zaman diliminde açacak değilim ama şu anda görüşmekte olduğumuz yasanın bile her maddesi gerçekten demokrasiye bir darbe.

9’uncu maddenin içeriği mühürsüz oy. Arkadaşlar, bir oyun o sandıkta atıldığına ilişkin tek karine, orada mührün, o sandığın mührünün, o seçmen pusulasının arkasına vurulmasıdır ama bunu ortadan kaldırıyorsunuz. Böylece sandık güvenliği için en önemli unsuru ortadan kaldırmış oluyorsunuz.

Halbuki 2015 yılında Yüksek Seçim Kuruluna defalarca başvurdunuz, şu anda yasayla getirdiğiniz pek çok şeyi YSK’ye önerdiniz “Mühürsüz oy kabul edilsin.” dediniz “Seyyar sandık kabul edilsin.” dediniz ama YSK dedi ki: “Hayır, ben bunu kabul edersem seçmen iradesine darbe vurmuş olurum.” Ama şimdi ne yapıyorsunuz? YSK’yle birlikte, YSK’yi de içine katarak tüm bunları yani daha önce YSK’nin de reddettiği bütün maddeleri yasal hâle getiriyorsunuz ve bu ortamda sayın milletvekilleri şu açık ki bu ittifak AKP-MHP-YSK ittifakıdır. Çünkü bir önceki maddede de olduğu gibi, sizin sandık kurulu başkanına güvenmeyip vatandaşın herhangi birinin bir ihbarda bulunup oraya, sandığa güvenlik güçlerinin gelmesini sağlamanız, orada kontrolün artık daha önceden planlanmış görevlilerin elinde olmasını sağlamanız anlamına gelir.

Buradan örnek vereyim sayın milletvekilleri, Sayın Başkan tabii ki böyle bir konuyla muhatap olmak istemez ama Sayın Başkanın iradesinde içimizden birimiz Genel Kurula müdahale edilmesini istese, dışarıdan burayı kontrol edecek, örneğin “İdare amirleri gelsin.” dese Meclis Başkanı kabul eder mi? Kabul eder misiniz Sayın Başkan, mümkün mü böyle bir şey? Etmezsiniz.

BAŞKAN – Koşullar gerekiyorsa kabul edebilirim.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Yani sizin dışınızda burayı… Ama siz görmüyor musunuz, siz burada bir olumsuzluk olduğunu fark etmiyor musunuz?

BAŞKAN – Şimdi karşılıklı konuşmayalım ama idare amirlerine de görev düştüğü anları yaşadık bu Mecliste, onu da belirteyim.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Ama ben şunu söyledim: O zaman siz kendi iradenizi teslim etmeyi de kabul ediyorsunuz, 12 Martın 47’nci yılı hakikaten maalesef bir kez daha hayata geçmiş oluyor.

Çok özür diliyorum, bu ittifakın sonucu şu ki halka “Sen oy ver, gerisini koyver, oyları biz sayacağız.” diyorsunuz. Bu yolun sonu çıkmaz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bir açıklama yapmak isterim.

Belli sayılarda belli idare amirlerinin belli noktalarda görevleri ve sorumlulukları var. Meclis Başkan Vekili olarak idare amirlerini zaman zaman Genel Kurulda göreve çağırdığımız oluyor. Ben bu anlamda çağırabilirim dedim.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Ama siz çağırıyorsunuz Sevgili Başkan.

BAŞKAN – Elbette, tabii ki, tabii ki.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sizin kontrolünüz dışında çağırabilir mi?

BAŞKAN – Hayır, o tabii ki çağırılamaz.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – O zaman işte, bu yasa da sizin kontrolünüz dışında…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, burada tutanağa geçmesi açısından bir şey söyleyeceğim.

Konuşmacılar konuşması sırasında konuşma üslubu, retorik gereği bazı sorular sorarlar, o sorulara tarafınızdan cevap gelmesi değildir esas beklenti.

BAŞKAN – Çok doğrudan sordu bana ama. Bir de döndü, bana doğru baktı, o yüzden cevap verdim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çünkü o soru şöyle soruluyor: “Aksini düşüneceğinizi düşünemeyiz bile.” diyor. Sizin dışınızda biri yönetebilir mi, bunu kabul eder misiniz?

BAŞKAN – Sayın Özgür Özel, ben gayet güzel dinledim Sayın Balbay’ı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O yüzden bu sorulara cevap vermek bazen vermemekten daha kötü sonuç doğuruyor.

BAŞKAN - İyi de hoş da bir diyalog oldu gecenin bu saatinde aramızda, bırakın böyle kalsın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya konuşacak.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sabaha karşı bu saatte yine hepinizi saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlar. İttifak yasasıyla ilgili 9’uncu madde hakkında söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, son günlerde toplumda, kamuoyunda İslam’ın bir güncellenmesi meselesidir, aldı başını gidiyor. Aslında, şahsen ben İslam dünyasının iktidarcı, eril, ırkçı saltanatı barındıran, referans olan bu Yezitçi anlayıştan, bu dincilikten kurtulması, kendini güncelleştirmesi ve bir tarihsel yüzleşme yaşaması gerektiğini uzun yıllardır söylüyordum. Bu, son günlerde gündem oldu.

İslam’ın tek kaynağı var, o da Kur’an. Kitabın metni değil değişmesi gereken, değişecek olan metni değil ve zaten bunu söylemek de kimsenin haddine değil. Değişmesi gereken zihniyetlerdir. Kur’an’ın evrensel insani yaşam değerlerini devletlerin, saltanatların kutsanması uğruna heba eden Emevici yönetimler ve yöneticiler zihniyetlerini değiştirmelidirler ve güncellenmelidirler. Saltanatçı, ırkçı ve kadın düşmanı iktidarcı dincilik zaten çürümüştür, er ya da geç değişmek ve güncellenmek zorunda kalacaktır. Çürümüşlükle, nefretle, kan kutsayan dincilikle hakikate ulaşılamayacak, ulaşılamaz da. Bu açıdan, hakikatte, barışta, adalette buluşmaya çağrıda bulunuyorum tekrar. Saltanatçı, egemenci ve Yezitçi iktidar anlayışlarına, dün Hüseyin ve Zeynep’in ve Kerbelâ yoldaşlarının kadınıyla, erkeğiyle hep birlikte “Zillet bizden uzaktır ve biz asla zulme biat etmeyeceğiz:” dedikleri gibi ve zulüm politikalarına karşı çıktıkları gibi biz de bu muhalefetimizi, mücadelemizi onların yolunda sürdürmeye devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bugün düşen bir haber: Diyanet İşleri Başkanı Alevileri camiye davet etmiş, Alevilerin de ibadet etmesi gereken yerin, ibadethanelerinin cami olduğunu söylemiş. İslam’ın güncellenmesiydi, yok haddimize değildi falan derken konu Alevilerin de camiye getirilmelerine dayandı. Şu anda ülkemizde yani toplumumuzda bir vakit namazını bile ihmal etmemiş olan 70-80 yaşındaki pirifâniler, dindar, muhafazakar iktidar politikaları sebebiyle bugün camilerin bir parti şubesine dönüştürmelerinden, oradaki nefret söylemlerinden dolayı camileri terk edecek hâle gelmişlerken, en dindar olan insanlarımız bile bu Yezitçi anlayışlardan rahatsızken siz bu camilere Alevileri de davet etmeye çalışıyorsunuz. Hâlbuki her konuşmamda çok sık vurguluyorum bunu ve tekrar ediyorum: Yana yakıla bu inancın, bu zihniyetin, bu politikanın temel referansı olan saltanatçı, Emevici din anlayışının değişmesi gerektiği noktasına bu kadar vurgu yaparken böyle bir anlayışın tesis edilmeye çalışıldığı, böyle bir politikanın yürütüldüğü camilere, sizler ehlibeytin çizgisinde olanları, Alevileri, Yezit anlayışına muhalefet edenleri davet ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, insanlar kendi ibadethanelerinin nerede olduğuna inanıyorlar ve mutmainseler insanların tercihlerine, inançlarına saygı gösterilmek zorundadır. “Dinde zorlama yoktur.” diye her zaman söylediğimiz ayetikerimeyi hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Camilerin, zihniyetlerin, çürümüşlüklerin değiştirilmesi gerekirken bu çürümüşlüklere farklı mezhep ve inançta olan insanları da dâhil etmek erdemlilik değildir, politika değildir arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Bizler, İslam dünyasının içine düştüğü bu çürümüşlük durumundan, ahlaktan, vicdandan, adaletten yoksun kalmışlıktan yeniden hakikate, özgürlüğe, adalete dönerek hakikate sahip çıkarak kendimizi güncelleyebiliriz.

Hakikatle güncellenmek üzere sizleri saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaya, teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir             Meral Danış Beştaş              Hüda Kaya

                  İstanbul                                 Adana                          İstanbul

             Ertuğrul Kürkcü                Mahmut Celadet Gaydalı Mehmet Emin Adıyaman

                    İzmir                                   Bitlis                             Iğdır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Muharrem Erkek                    Ömer Fethi Gürer       Uğur Bayraktutan

                 Çanakkale                                Niğde                            Artvin

             Mehmet Gökdağ                       Kazım Arslan              Mahmut Tanal

                 Gaziantep                               Denizli                         İstanbul

              Akın Üstündağ                                

                   Muğla                                     

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman konuşacaklar.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10’uncu madde üzerinde söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 10’uncu madde, aslında -298 sayılı Yasa’nın 100’üncü maddesinde- bu teklifin omurgasını teşkil eden 15’inci madde doğrultusunda yani seçim ittifakları doğrultusunda gerekli düzenlemeleri öngören bir madde. Doğrusu, 26 maddelik bu teklifin omurgası 15’inci madde yani seçim ittifakları. Dolayısıyla diğer tüm maddeler esas itibarıyla bu seçim ittifakı üzerinden düzenlenmiş ve bu 26 maddede temel olan mantalite, fikir aslında üç anlayış üzerine ya da üç hedef üzerine kurulmuş. İttifaktaki birinci hedef, şu anda iktidarda olan AKP iktidarının amacına hizmet eden bir düzenleme yani yüzde 50+1’i her hâlükârda bulabilmek yani AKP için bir baraj var, bu baraj yüzde 50+1 çünkü hedeflenen, mevcut Cumhurbaşkanının tekrardan Cumhurbaşkanı seçilmesi. İttifakın diğer partisi açısından da bir hedef var, bu hedef de yüzde 10 barajını aşmak. Şimdi, burada her biri açısından bir barajı aşma hedefi ya da kaygısı var, dolayısıyla düzenleme bu kaygılar üzerine inşa olmuş. Ama üçüncü bir amaç, üçüncü bir hedef daha var; o da her iki partinin ortaklaştığı, aslında ortak amacı olan ve bu amaca bağlı olarak düzenlenen maddelerdir. Bunlar da bu her iki hedefi gerçekleştirmek adına, ne olursa olsun bütün seçim sürecini başından sonuna kadar bu ittifakın lehine çevirecek düzenlemeler. Yani neler bunlar? Örneğin, işte, seçim sürecinde sandık çevresinden tutalım sandık kurulunun başkanına, mühürsüz zarf ve oylardan tutalım sandık sonuçlarının birleştirilmesine kadar yani o her ikisinin ayrı baraj hedefinin ortaklaştığı nokta, işte bu hedefe hizmet eden düzenlemeler. Dolayısıyla bu 10’uncu maddede düzenlenen şey, teknik olarak seçim sonuçlarında ittifak anlayışına göre oyların düzenlenmesi, sandık, seçim sonucunda oyların nasıl yazılacağı, hangi partinin hanesine ne yazılacağı, keza ittifakın ortak oylarının nasıl bölüştürüleceğine ilişkin teknik düzenleme. Hedef, ittifakın az önce saydığım o üç ana mantalitesi olunca, buna göre bu teknik düzenlemenin yapılması da teklifi getiren açısından mantıklı görünüyor fakat belki burada gözden kaçırılan şey şu: Şimdi, defalarca izah ettik, “Biz demokratik ittifaklara karşı değiliz.” dedik. İttifakların olması tabii bir durum, doğal bir durum ama bu düzenlemeyle getirilen ittifakın antidemokratik olması, özgürlükçü seçim sistemine, eşitlikçi seçim sistemine aykırı olmasından dolayı kaygımız, hedefimiz, amacımız şu, şunu ifade etmek istiyoruz aslında: Normal ittifaklarda hiçbir parti kendi ilkelerinden, kendi paradigmasından, ideolojisinden ya da halka sunduğu seçim beyannamesinden veya siyasal önermelerinden bir taviz vermez, asgari müştereklerde bir ittifak yapılır ve bu ittifaklarla seçime gidilir. Ama bu düzenlemeyle getirilen ittifak anlayışı, aslında ittifak yapacak siyasi partilerin kendi ideolojilerinden, ilkelerinden, siyasi önermelerinden taviz vermeyi gerektiriyor çünkü bu ittifak ilkeler ittifakı değil, demokratik ittifak değil. Bu ittifak, sandığın ya da seçimin matematiksel sonuçları üzerinden inşa edilen ittifak. Dolayısıyla, salt teklifi getiren her iki parti açısından söylemiyorum, başka ittifaklar da zorunlu olarak salt yüzde 10’luk barajı aşmak adına ya da Cumhurbaşkanlığını kazanmak için yüzde 50+1’i hedefleyen siyasi partiler, bütün ilkelerinden, bütün siyasi önermelerinden vazgeçecek ve ilkesizce, salt o matematiksel sonuca ulaşmak adına ittifaklar yapacak, bu da sonuç itibarıyla Türkiye siyaset arenasında ilkesizliği, siyaseti ayağa düşüren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Adıyaman.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dolayısıyla, siyaset, aslında kendi amacına yani halka hizmet, halkın iradesinin gerçek anlamda tecellisine yönelik, demokrasiyi, özgürlükleri hedefleyen bir siyaset olmaktan çıkar, tamamen az önce bahsettiğim çıkarları, partilerin çıkarlarını, matematiksel çıkarlarını güncelleyen ya da onları hedefleyen ilkesizce bir siyaset olur ki bu, gelecekte hepimiz için yani ülkedeki bizden sonra doğabilecek, gelişebilecek partiler açısından da gerçekten ülkede ilkesizce bir siyasetin hâkim olması, siyasetin kendi amacının dışında salt rant siyasetine dönüşen bir siyaset niteliği kazanması gibi bir riski taşıyor diyorum. Bu nedenle karşı çıkıyoruz.

Tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde bir diğer konuşmacı Çanakkale Milletvekili Sayın Muharrem Erkek olacak.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Aslında Türkiye şu dönemde tam bir monokrasiyi yaşıyor, evet, yaşadığımız monokrasi. Artık demokratik bir hukuk devleti değiliz çünkü Anayasa’mızın 6’ncı maddesinde egemenliğin hiçbir surette hiçbir kişiye devredilemeyeceği yazar ama sizler birlikte egemenliği maalesef bir kişiye devrettiniz. Bu bir gerçek, bu bir gerçek. Artık Türkiye Cumhuriyeti’nde siyasi güç merkezi, egemenlik Parlamentoda değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil, sarayda.

Yine, Anayasa’mızın 7’nci maddesi hepimizin bildiği gibi yasama yetkisinin bu Meclis tarafından kullanılacağını ve hiçbir surette hiçbir zaman bu yetkinin devredilemeyeceğini de yazar ama bu yetki de devredildi, yasama yetkisi paylaşıldı, hatta tamamen devredildi çünkü artık bütün Türkiye biliyor ki en önemli teklifler, en önemli tasarılar, düzenlemeler sarayda belli kişilerin onayından, süzgecinden geçmeden buraya gelmiyor, maalesef. Yargının üzerinde de Parlamentonun üzerinde de ağır bir saray vesayetiyle karşı karşıyayız. Türkiye’de bir saray rejimi var. Belki bu, sizleri mutlu edebilir ama bu, çocuklarımızın geleceği için, bu memleketin tüm güzel çocuklarının geleceği için, demokrasi için iyi bir şey değil. Bunu zaman içerisinde hep birlikte yaşayarak göreceğiz. İşte onun için literatürde bunun adına “monokrasi” diyorlar, “monarşi” diyemiyorlar çünkü monarşi kan bağıyla babadan oğula geçtiği için.

Değerli milletvekilleri, bunu niye paylaşıyorum? 16 Nisan 2017 referandumu, bu ittifak teklifinin de temelini oluşturuyor ve bu referandumdan sonra maalesef Türkiye Cumhuriyeti devleti bir şahıs devleti hâline dönüştürüldü. Hâlbuki böyle olmamalıydı. Bu, yanlış bir şey. Hele hele sizin savunduğunuz -ki bize göre demokratik bir başkanlık sistemiyle uzaktan yakından ilgisi yok- cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini siz bir başkanlık olarak savundunuz ama başkanlık sisteminin zorunlu en temel unsurlarını, ilkelerini de yerine getirmediniz. Neydi bunlar? Kuvvetler ayrılığı. Başkanlık sistemlerinde çok güçlü ve bağımsız bir yargı ve yasama, yürütme birbirinden bağımsız olmak zorunda. İşte Amerika’da kongre bütçeyi onaylamadığı zaman başkan bir kuruş bile harcayamıyor veya başkanın atamak istediği bir yüksek yargıcı, bir büyükelçiyi senato nitelikli çoğunlukla onaylamadığı zaman o göreve başlayamıyor. Bu fren-denge mekanizmalarının hiçbirini getirmediniz, kuvvetler ayrılığını tesis etmediniz ve maalesef egemenliği şahsileştirdiniz. Şimdi de bu ittifak teklifiyle bu rejimi tahkim etmek istiyorsunuz. Yürütme ile yasamanın oy pusulalarını, Cumhurbaşkanlığı oy pusulası ile milletvekilinin oy pusulasını bir zarfa sokuyorsunuz, yasama ile yürütmeyi bir zarfın içine sokuyorsunuz. Mühürsüz oyları, sandık kurulunun mührü olmayan tüm oyları, Türkiye genelinde yasal hâle getiriyorsunuz. Bu, seçim güvenliği açısından çok çok önemliydi, sandık kurulunun mührü. Filigranlı oy pusulaları, ilçe seçim kurullarının mührü olan oy pusulaları, dışarıda belirli partilere oy verilmesini engellemek için çok önemliydi. Kamu görevlisi değil mi sandık kurulu başkanı artık? Yedeği de kamu görevlisi değil mi? 7 kişilik bir kurul, bir sandık kurulu mührünü niye ihmal etsin, neden ihmal etsin? Sandık bazında itirazlar sonucunda mühürsüz oylar geçersiz kabul edilebilir, o sandığa dışarıdan getirilmediği kanıtlanan, gerçekten sehven unutulan mühürsüz oylar kabul edilebilir ama siz “Türkiye genelinde ben bunları kabul edeceğim” derseniz işte o zaman seçim güvenliğini gerçekten ciddi tehdit altına sokarsınız. Ama bunları yapıyorsunuz.

İttifakta, pusulada ittifakın orasına burasına, ittifaka, partilere basılan oyları geçerli sayıyorsunuz ve ittifakın içindeki partinin biri yüzde 1 bile alsa onu Meclise taşıyorsunuz ama tek başına giren bir parti, yüzde 9,9 bile alsa bir milletvekilini dahi Parlamentoya getiremiyor. Temsilde adaleti yok ediyorsunuz. Hâlbuki yapmanız gereken, eğer gerçekten bu cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, asıl yapılması gereken şuydu: OHAL’i kaldırmamız gerekiyordu ve bu yüzde 10 barajını kaldırmamız gerekiyordu. Çünkü bu ittifaklar Parlamento için yapılacak. Cumhurbaşkanlığı seçiminde, sizin getirdiğiniz sistemde böyle bir ittifaka gerek yok çünkü seçilen cumhurbaşkanı zaten hükûmet demek. Yönetimde istikrar sorunu yok artık. Bakanlar dışarıdan atanacak. Hükûmet kurma gibi bir sorun yok. Barajlar ve ittifaklar, hükûmetlerin parlamentoların içinden çıktığı sistemlerde tartışılabilir. Bu sistemde böyle temelinde adalet olmayan ittifaklara hiç gerek yoktu ama madem getiriyorsunuz, bunu barajı kaldırarak ve OHAL’i kaldırarak yapmanız gerekirdi. O zaman belki bir anlam ifade edebilirdi. O zaman belki dürüst, mertçe ittifaklar oluşabilirdi. Ama bu getirdiğiniz teklif açıkça Anayasa’ya aykırı ve asla demokrasiye hizmet etmiyor.

Teşekkür ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddede aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

        Filiz Kerestecioğlu Demir               Ertuğrul Kürkcü         Mahmut Celadet Gaydalı

                    İstanbul                                  İzmir                                        Bitlis

                  Hüda Kaya                       Meral Danış Beştaş                      Ayhan Bilgen

                    İstanbul                                  Adana                                        Kars

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Ömer Fethi Gürer                    Akın Üstündağ                     Muharrem Erkek

              Niğde                                 Muğla                                   Çanakkale

        Mahmut Tanal                       Kazım Arslan                       Mehmet Gökdağ

            İstanbul                               Denizli                                   Gaziantep

      Uğur Bayraktutan                   Bülent Kuşoğlu

             Artvin                                Ankara

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk olarak Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen konuşacak.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, tabii, bu saatte herkes şaşırabiliyor, herkes karıştırabiliyor. Biraz önceki sözün asıl sahibi, İbrahim Hakkı Hazretleri’ydi. İbrahim Hakkı Hazretleri aynı zamanda iyi bir mantıkçıdır. Bu 11’inci madde üzerinde bir değerlendirme yapmak için galiba önce biraz mantık analizi yapmak gerekiyor. Yaşayan mantıkçılarımızdan galiba en parmakla gösterilebilecek isim de Dücane Cündioğlu’dur. Cündioğlu -takip edenler bilirler- Osmanlı’nın eğitim sisteminin çöküş sebeplerinden birisini mantık, felsefe gibi ilimlerin medreselerden çıkmasına bağlar. Geçtiğimiz yıllarda ilahiyat fakültelerinde de mantık, felsefe derslerinin azaltılması, çıkartılmasıyla ilgili bu tartışma yapıldı. Allah’tan bir grup duyarlı ilahiyatçı, bu konuda daha sert bir tavır koydular, geri adım atıldı.

Şimdi, mühürsüz oyla ilgili, gecenin bu saatinde ya da sabahın bu saatinde iki mantık önermesi, iki cümle değerli arkadaşlar: “Mühürlü de olsa olur, mühürsüz de olsa olur.” Bir başka önerme, aynı mantığın aslında devamı: “Mühürlü olsa da olur olmasa da olur.” Aslında bizim şu anda yapmaya çalıştığımız şey bu, değerli arkadaşlar. Şimdi, mührü tümüyle kaldırabilirsiniz, gereksiz bir tedbirdir, artık anlamsızlaşmıştır; “Filigran zaten bu işi görüyor.” diyebilirsiniz. Hayır, böyle de yapmıyoruz yani bir taraftan mühürlenmesini istiyoruz ama öbür taraftan mühür olmamasının da hiçbir sorun oluşturmayacağını düşünüyoruz. O zaman, gereksiz bir tedbirse neden kaldırmayı konuşmuyoruz, neden bunu tartışmıyoruz?

Değerli arkadaşlar, aslında, tabii, bu mantık tutarsızlığından galiba daha önemli başka bir boyut var, o da gerçekten bu paketin seçim güvenliğiyle ilgili olup olmadığına dair asıl sorudan kopmamak, asıl sorudan uzaklaşmamak. Bakın, Türkiye’deki seçimleri izleyenler, değerlendirenler, Türkiye'nin üyesi olduğu komisyonların yaptıkları tespitlerde, Türkiye’de seçim sisteminin eşit ve özgür olabilmesi, adil olabilmesi için ne tür seçim güvenliği düzenlemelerine ihtiyaç var, en acil olanlar neler; buna dair, maddeler hâlinde saymışlar. Bir: “En temeli, baraj etkisi olan mekanizmaların kaldırılması.” diyorlar yani “Sadece yüzde 10 barajı değil, baraj etkisi olan mekanizmalar var Türkiye siyasal sisteminde, oy verme sisteminde; bunların kaldırılması.” diyorlar ve tek tek sayıyorlar: Mesela “siyasetin finansmanı”. Yani bu konuda bir şeffaflığın olmaması, seçim çalışmalarında, siyasi çalışmalarda kaynak kullanımında eşitsizlik, devlet imkânlarının kullanılması ya da kullanılamaması ciddi bir sorun.

İkincisi: Medya kullanılması. Hatırlayacaksınız, yine yakın tarihte, seçim dönemlerinde, özel kanalların bile, seçimdeki fırsat eşitliğine uymaması durumunda RTÜK tarafından uyarılmamasına dair düzenleme yapıldı yani bir biçimde aslında fırsat eşitsizliği resmîleştirildi, güvence altına alındı. Seçim dışı dönemlerde zaten yok bu eşitlik ama seçim döneminde bile olmayacak. Bunu da baraj etkisi olan mekanizmalardan sayıyor bu komisyonlar.

Bir başkası: Seçim bölgelerinin belirlenmesinde yani seçim bölge sınırlarının çizilmesinde bir partinin çıkarının gözetilmesi değerli arkadaşlar, bu da seçim güvenliğiyle ilgili. Bakın, hiç böyle bir düzenleme yapma ihtiyacı görmüyoruz, ihtiyacını hissetmiyoruz.

Bir başkası, adaylar üzerinde kısıtlama uygulanması yani hangi adayın seçime girip giremeyeceğine dair demokratik kuralların, eşit yarışın ötesinde kısıtlamaların olması. Galiba, benim yaş grubumun da hatırlayacağı, 80’li yıllarda, 12 Eylülden sonra siyaset yasağı -bir genel kısıtlama gibi- 12 Eylül öncesinde siyaset yapanların büyük kısmına geliyordu, onun için de o güne kadar hiç siyaset yapmayanlar, siyasette adı geçmeyenler, partileri kuruyorlardı en azından emanetçi olarak, asıl sahiplerine yasaklı dönem bittiğinde devretmek üzere.

Son bir başlık da değerli arkadaşlar, dezavantajlı gruplara kota ya da benzeri sistemlerle temsil imkânının sağlanması, böylece karar alma süreçlerine katılımın mekanizmalarının güvencelerinin sağlanması. Bütün bunlar, aslında seçim güvenliğinin parçaları ama biz, bunları konuşma ihtiyacı hissetmiyoruz, başkaca şeylerin arayışı içerisindeyiz. Bu arayış, çok iyi bir arayış değil.

Bugüne kadar 40 civarındaki Seçim Kanunu değişiklikleri, nasıl iktidarları kurtarmaya yetmediyse -ki bunların dörtte 1’i neredeyse sadece Özal döneminde olanlardı- bugünkü arayışlar da ne yazık ki bu ülkenin yararına sonuçlar vermeyecek.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

Önergeler üzerinde, şimdi de Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

534 sıra sayılı 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 11’inci maddesi üzerinde söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, demokrasi, en ideal yönetim biçimi değil ama en makul yönetim biçimidir. Demokrasilerde seçimlerle ilgili sorunlar, sıkıntılar da olur zaman zaman ama bu, demokrasilerin özünü değiştirmez.

Bu kanunla, bu 298 sayılı Kanun’daki değişiklikle evet, bir anlamda arkadaşlarımın da anlattığı gibi, kanuna karşı hile yapılıyor, bir avantaj elde ediliyor iktidar lehine. Bu, önemli bir konu ama inanın, ben bunu önemsemiyorum, inanın, önemsemiyorum. Yani sonuç olarak, bu ülkeyi, bu ülkenin vatandaşları yönetir, bu partiler yönetir. Benim korktuğum, benim önemsediğim konu, bu yasayla bu ülkeyi biz ayrıştırıyoruz, bölüyoruz; ben bunu önemsiyorum. Yoksa, öbür tarafını çok fazla önemsediğim yok, önemlidir ama çok fazla önemsediğim yok.

Biliyorsunuz, birkaç dönemden beri bu Parlamentoda dört tane parti var sadece. Bu partiler sadece düşünceye göre -gerçek konuşalım- ayrışmış partiler değil. Bunlar, etnik yapıya göre ve mezhep yapısına göre ayrışmış partiler, böyle takdim edildi uzun zamandan beri, böyle takdim edildi son birkaç dönemden beri. Bu, ülke için büyük bir sıkıntıdır ve biz 16 Nisan referandumunda da şunu yaptık: Türk’ün binlerce yıllık bir geleneği vardı, ikili bir yönetim sistemi vardı, şu anda olan cumhurbaşkanı-başbakan, daha önce Osmanlı’da olan padişah-sadrazam, ondan önce Selçuklu’da ve daha önce olan hakan-veziriazam ikili sistemi. Çok değerli hakanlar vardı, padişahlar vardı, cumhurbaşkanları vardı; Tonyukuk gibi, Nizamülmülk gibi vezirler vardı, bunlar birbirlerini dengeler, denetlerlerdi. Bunu yok ettik, bu geleneği de yok ettik, tek adam sistemini getirdik. Şimdi ne yapıyoruz o sistemde? Diyoruz ki: İkili olacak. İktidar olabilmek için yüzde 50+1 gerekiyor yani kutuplaşma gerekiyor, ikiye ayrılmak gerekiyor. Peki, yüzde 50+1 neye göre ayrışacak? Biraz önce söylediğim bu etnik yapıya, mezhebî yapıya göre ayrışacak. Amerika’daki gibi düşünceye yani Cumhuriyetçi Parti-Demokrat Parti ayrımı değil, bölgesel değil; bu etnik yapıya göre ayrışacak, bu mezhebî yapıya göre ayrışacak. Bundan daha tehlikeli bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Ve daha ittifak yasası çıkmadan, bakın, burada uğraşıyoruz, bu çıkmadan bir ittifak kabul edildi, denildi ki “Biz milliyetçiler, biz şu mezheptekiler, şu etnik yapıdakiler bu taraftayız. Biz millîyiz, biz yerliyiz, siz de olmayanlar da bu tarafta olun.” Bu, ülkeyi böler işte, ben bunun için korkuyorum, bunun için endişeleniyorum, sıkıntı da budur.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Yok öyle bir şey, böyle bir ayrım yok.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bunu hepimizin önemsemesi lazım, hepimizin bunda sorumluluğu var. Gerçekten, ben, önümüzdeki dönemler için, gelecek yıllar için endişe ediyorum. Sıkıntı budur. Bunu hepimizin görmesi, anlaması, buna göre hareket etmesi lazım, yarınımızdan hepimizin endişe etmesi lazım.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Temelde bir ittifak yok ama.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bu denilen ittifaklar olmayabilir ama bu yapıyla devam edersek ne olur, bunu görebilmemiz lazım hepimizin değerli arkadaşlarım, bu sorumlulukla hareket edebilmemiz lazım. En büyük sıkıntı budur. Evet, olabilir, bir parti gelir, bir başka parti gelir, çok adaletli olmayabilir -ki bizim seçim sistemimiz, Siyasi Partiler Kanunu’muz ve seçimlerle ilgili uygulamamız birçok devletten daha iyidir- bunları çok önemsemiyorum, haksızlık da olur, yanlışlık da olur ama sonuçta bu ülke devam eder, bir şekilde idare edilir ama bu yapıyla, bu etnik yapıyla, bu mezhebî yapıyla, bu bölünmüşlükle Türkiye çok fazla devam etmez. Bu ülkeye… Nedir onun adını siz koyun. Buna ne denir, siz söyleyin bunun adını. Bu, çok tehlikeli bir oluşumdur. Hepimiz bu sorumluluğun altındayız. Bu gece oturacağız, böyle bir yasayı çıkaracağız, bu ülkenin belki de tarihindeki en sıkıntılı yasayı çıkaracağız. Ben çok endişe ediyorum, gerçekten bunu samimi olarak söylüyorum, çok endişe ediyorum. Hepimizin tekrar düşünmesi lazım, bu sorumluluğu müdrik olmamız lazım.

Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

50.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Sayın Kuşoğlu’nun samimi kaygılarını iletmek istediği kanaatindeyim ancak birincisi, “Biz, millî ittifakı oluşturanlar şu etnik, şu mezhep grubundan teşekkül eden bir yapıyız.” hiç böyle bir yaklaşım olmadı; aksine, bu ittifakın yaslandığı sosyolojiye baktığınızda, Sayın Kuşoğlu’nun “karşıtlık” olarak ortaya koyduğu farklı çevrelerden bir halitanın, daha heterojen bir yapının burada bulunduğunu görürüz.

İkincisi, cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, esasen iki grup, iki yaklaşım, iki siyaset üzerinde teşekkül ediyor ama bunu illa da bir karşıtlık ve hasımlık olarak görmek son derece yanlış. Aksine merkezkaç siyasetler daha küçük ve fragmante…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bostancı, lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …daha küçük merkezkaç siyasetler, yapısı itibarıyla daha etnik ve mezhep esası üzerine kurulu olabilecek yapılar, daha geniş yapıların içerisine girerek esnek ve bütünleşme istikametinde çatıların altında toparlanacaklardır; ister o tarafta olsun, ister bu tarafta olsun. O yüzden Sayın Kuşoğlu’nun ifade ettiği kaygıları esasen giderici bir sistemdir bu.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Özel…

51.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ana siyaset neyin üstüne kurulu? Hocamdan dinleyince insan keyif alıyor ama keşke Hocamın o hayali Türkiye’nin önündeki gelecek olsa. Öyle bir şey yok, bir ayrılık hattı bulunuyor. Bu ayrılık, tarafları önce birbirinden uzaklaştırıyor, sonra o uzaklaşan parçalar kutuplaşıyor, diğer kutuptakiler şeytanlaştırılıyor, bu sayede arka taraf kalabalıklaştırılıyor, kendi tarafı konsolide ediliyor. Bunun adı bazen Türk-Kürt, bazen mezhep, bazen bir başka ayrılık -en son bir icat bulmak lazım- nikâhını imama kıydıranlar, nikâhını belediyede kıydıranlar. Yeter ki ayrılsın, uzaklaşsın, kutuplaşsın, taraflardan biri şeytanlaşsın. Bu oyunun farkındayız, kurulan sistemin farkındayız, Türkiye’ye kurduğunuz kumpasın farkındayız. Ama çok yaşlı bir teyze “Ben hep Tayyip Bey’e oy verdim, üç dönemdir verdim, şimdi de ‘evet’ verecektim…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaadenizle.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yaşlı bir teyze “Hep Tayyip Bey’e oy verdim, üç keredir verdim, daha da verecektim ama benim kızımdan ileri gelinime, biricik torunumun annesine ‘terörist’ demeyecekti. İnadına ben de hayır veriyorum gayrı.” dedi. Bunu da siz göreceksiniz. Bu yaptığınız ayrıştırmanın, bu ötekileştirmenin, bu bizi şeytanlaştıran dil üzerinden kurduğunuz siyasetin getirisi değil, götürüsünü yaşayacaksınız. Kendi kazdığınız bu çukura, bu tuzağa kendiniz düşeceksiniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Aynaya bak, aynaya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci maddede aynı mahiyette iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir               Ertuğrul Kürkcü     Meral Danış Beştaş

                  İstanbul                                  İzmir                            Adana

                Hüda Kaya                   Mahmut Celadet Gaydalı            Erol Dora

                  İstanbul                                 Bitlis                            Mardin

Diğer önerge sahipleri:

             Muharrem Erkek                      Akın Üstündağ             Mahmut Tanal

                 Çanakkale                                Muğla                          İstanbul

              Kazım Arslan                      Ömer Fethi Gürer         Mehmet Gökdağ

                  Denizli                                  Niğde                        Gaziantep

            Uğur Bayraktutan                        Musa Çam

                   Artvin                                   İzmir

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

Önergeler üzerinde ilk önce Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacaklar.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinin seçim mevzuatımıza getireceği son derece adaletsiz uygulamalardan birisi de 12’nci madde ve diğer birkaç maddede telaffuz edilen “ittifakın ortak oyu” ve “ittifak payı” biçiminde sofistike bir kavramla üzeri örtülmeye çalışılan, aslında geçersiz sayılması gereken oyları geçerli sayma girişimidir.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle sandık sonuç tutanağına tek tek her siyasi partinin almış olduğu geçerli oyların yazılacağı bir bölümden başka, ayrıca seçimde ittifak kuran partilerin ortak geçerli oylarının toplamının yazılacağı bir bölüm eklenmesi düzenlenmektedir. Sandık sonuç tutanaklarına eklenecek bu yeni bölüm, aslında geçersiz kabul edilmesi gereken yani ittifak eden partilerden tam olarak hangisine verildiği tespit edilemeyen, örneğin iki ittifak partisinin tam ortasına basılmış oy mühürlerinin geçerli kabul edilmesi ve sandık sonuç tutanağına ortak oy olarak yazılması öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, örneğin A partisi ile B partisinin ittifak ederek seçime katıldığını farz edelim. Yine C ve D partilerinin de ittifak etmeden seçime katıldıklarını farz edelim. Şimdi, burada normal şartlarda seçimlere ittifak etmeden katılan C ve D partilerinin tam ortasına basılan bir oy mührü, hangi partiye basılmış olduğu tam anlaşılamadığından “geçersiz” olarak kabul edilecek ve sandık sonuç tutanağında yer alan geçersiz oylar bölümüne kaydedilecektir. Ancak diğer taraftan, seçime ittifak ederek katılan A ve B partilerine ayrılmış özgün sütunların tam ortasına basılan ve hangi ittifak partisine basıldığı tespit edilemeyen oylar ise normal şartlarda “geçersiz” kabul edilmesi gerekirken “geçerli” kabul edilerek ittifak partilerinin ortak hanesine kaydedilecektir.

Değerli milletvekilleri, “ittifakın ortak oyu” ve “ittifak payı” olarak adlandırılarak şirin gösterilmeye çalışılan bu oylar, diğer partilerden farklı olarak, ayrıcalıklı ve adaletsiz bir şekilde, özünde “geçersiz” olup ittifak lehine olacak biçimde “geçerli” kabul edilecek oyları ifade etmektedir. Böylece “geçersiz” kabul edilmesi gereken oyların haksız bir biçimde ittifaka ve ittifak partilerine yazılması sağlanmaktadır. Son 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri’nde Türkiye genelinde oy sayım döküm işlemleri neticesinde “geçersiz” kabul edilen oy sayısı 680 bin civarındadır. Bu düzenlemeyle birlikte, bu geçersiz oyların önemli bir bölümünün ittifak partileri lehine olacak biçimde geçerli olarak kabul edilmesi son derece adaletsiz ve yurttaş iradesini, halk iradesini itibarsızlaştıran bir yaklaşım olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim süreçlerinde hep birlikte tanıklık ettik ki kimi zaman çok küçük oy farklarıyla bir siyasi parti, milletvekilliği veya belediye başkanlığı kazanabiliyor veya kaybedebiliyor. Bu realiteyi de dikkate aldığımızda “geçersiz” sayılması gereken oyların, ittifak kuran partiler lehine “geçerli” kabul edilmesini sağlamaya dönük bu düzenlemeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Bu nedenle, bu düzenlemenin teklif metninden çıkarılması gerektiği görüşündeyiz. Bunun yerine sandık sonuç tutanaklarında sadece partilerin yalnız başlarına almış oldukları geçerli oyların kabul edilmesini ve bu alınan özgün oyların birleştirilme işleminin il seçim kurulları düzeyinde il seçim tutanakları hazırlanırken ittifak partilerinin oylarının toplanmasını öneriyoruz. Aksi takdirde, seçmen iradesini hiçe sayan ve hangi partiye verildiği belli olmayan, tespit edilemeyen oylarla siyasi partilerin milletvekilliği kazanması adaletsizdir, gayrihukukidir, eşit oy ilkesine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dora.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkanım, pek kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Özel…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin gece yarısı geçirilmesi operasyonunun Twitter’da gündemin ilk maddesi olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu gece bu operasyonu yapanlara kötü bir haberim var, maksat hasıl olmadı. Şu anda Twitter’da Gurbet Kuşları’ndan, Çukur’dan, Nihat Doğan’dan ve Vartolu dizisinden daha çok konuşulan bir şey var arkadaşlar: “Güvenli seçim” diye bir “hashtag” açtık. Açtığımız “hashtag” Twitter’da birinci sırada. Herkes sizi kınıyor. Yapılan bu gece yarısı operasyonu, Twitter’ın birinci gündemi, yarın da Türkiye bunu konuşur. Hani “Herkes uyurken biz geceleyin gidip bu işi hâlledelim.” diyordunuz ya, olmadı arkadaşlar, hiç boşuna sevinmeyin. Teşekkür ederiz ama millet uyandı.

Teşekkür ederiz.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Geç onları, geç, geç!

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 6 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2137) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 534) (Devam)

BAŞKAN – Önergeler üzerinde şimdi de İzmir Milletvekili Sayın Musa Çam konuşacak.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 534 sıra sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa, madde 18: “Angarya yasaktır.” Burası Parlamento; bizlerin, kuşkusuz, 81 milyon vatandaşımız ve yurttaşlarımız için sabahlara kadar, olmadı öbür gün de sabahlara kadar çalışmak gibi bir sorumluluğumuz ve bir yükümlülüğümüz var ama bir de insani olması koşulu var bunun. Burada şimdi böyle bir ittifak yaparak, iki günde geçmesi gereken bir temel kanunu “Hayır, biz sabaha kadar çalışacağız ve çıkaracağız.” demek gayriinsani bir çalışma koşuludur; bunun altını çizmek istiyorum.

16 Nisan 2017’de bir referandum gerçekleştirdik, bu yapılan referandumla birlikte yeni bir sisteme geçiş yapıldı. Peki, daha ne isteniyor, ne yapılmak isteniyor? Şimdi, bir seçim ittifakıyla birlikte yeni bir koalisyon bu arkadaşlar. Bu, ittifak değil, yeni bir koalisyon. 80 öncesi Birinci ve İkinci MC Hükûmetleri gibi, yeni MC hükûmetlerine doğru gidiyoruz. Benden önce konuşan Bülent Kuşoğlu arkadaşımız son derece diplomatik bir dille bunu dile getirdi. Bu bir ittifak değil; önümüzdeki süreçte, bunun MC hükûmetlerine benzer bir hükûmet modeli olduğunu göreceksiniz ve bunun çok büyük sıkıntılarını ve büyük problemlerini hep birlikte yaşayacağımızı bilmenizi istiyorum.

Peki, bu değişiklikle AKP ne istiyor, daha fazla ne istiyor? Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda seçilmek istiyor arkadaşlar -bunu anlıyoruz- ancak 16 Nisan 2017’de yapılan referandum bunun cepte ve çantada keklik olmadığını açık ve net bir şekilde gösterdi. Sayın Devlet Bahçeli’nin, MHP’nin açık ve aleni bir şekilde destek vermiş olmasına rağmen, 16 Nisanda yapılan referandumda YSK marifetiyle oyların değiştirildiğini ve bunun “evet”e devşirildiğini vicdani ve ahlaki olarak hepimiz biliyoruz arkadaşlar; bunu saklamaya, gizlemeye gerek yok, bu açık ve net. Ama bu yetmedi, dolayısıyla MHP’nin desteğinin devam etmesi yönünde bir irade belirledi ve bu şimdi onun düzenlemesi. Ama bu yetmiyor, aynı zamanda Parlamentodaki çoğunluğunun da korunması şarttır burada yani bu koalisyonun Parlamentodaki çoğunluğunun da korunması şart. Aksi takdirde, Cumhurbaşkanı yeni yetkilerine rağmen Türkiye'yi istediği gibi yönetemiyor arkadaşlar. Ama Parlamentoda çoğunluğu korumak da o kadar kolay değil çünkü Haziran 2015’te AKP yüzde 41 oy aldı ve Parlamentodaki çoğunluğunu kaybetti. Şimdi, tekrar, yapılacak olan seçimde, Parlamento seçimlerinde böyle bir kaosun yaşanmasını AKP lideri ve Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan istememektedir ve dolayısıyla oy birleştirmesi kuralı altında MHP’yle ittifakı geliştirmek istemektedir.

Milliyetçi Hareket Partisinin ise birbiriyle bağlantılı iki hedefi var. Yok olmamak için gelecek seçimde hiç olmazsa grup kuracak kadar sandalye kazanmak, bu arada yakın tehdit olarak da İYİ Partiyi Parlamento dışında bırakmak istemektedir. AKP ile MHP’nin bariz bir şekilde anlaştıkları ilk husus, elbette mevcut yüzde 10 barajının korunmasıdır. İlk yaklaşım ile MHP’nin yüksek seçim barajını kabullenmesi paradoksal görünebilir. Hemen tüm anketler MHP’nin hâlen yüzde 10’un bir hayli altında seçmen desteğine sahip olduğunu işaret etmektedir. Ancak İYİ Parti rekabetinin bir an evvel bertaraf edilmesine şans vermek için barajın olduğu yerde bırakılmasının cazibesi inkâr edilemez. Baraj mevcut seviyesinde tutulduğunda MHP’nin tutunabileceği tek dal oy birleştirmesidir. İşte bugün burada yapılan da yapılmak istenen de sabahlara kadar çalıştırmak istenmesinin nedeni de bu oy birleştirmesinin yapılmasıdır.

Arkadaşlar, korkunun ecele hiçbir faydası yok.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Biz de onu söylüyoruz size zaten, korkunun ecele faydası yok.

MUSA ÇAM (Devamla) – 1987 ve 1991 yılında daraltılmış seçim bölgesiyle bu ülkeyi yönetmek isteyen Anavatan Partisini hatırlayanınız var mı bugün? Var mı? Yok. Esamesi okunmuyor. Doğru Yol Partisini hatırlayanınız var mı? Yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kimler geldi, kimler gitti? Biz hep buradayız. Önce CHP vardı, hep de olur. Gelir, gidersiniz.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bundan sonra biz varız, biz. Siz yoksunuz artık, yok. Millet vicdanında görüyor sizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Göreceğiz.

MUSA ÇAM (Devamla) – On yıl sonra bu koalisyonun da –eksikliğinin- hatırlanmayacağını bilmenizi istiyorum. Ama esas mesele, Sayın Bülent Kuşoğlu’nun da altını çizdiği ve benim de ekleme yapmak istediğim…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Musa Bey, Başkandan bir dakika talep edelim.

MUSA ÇAM (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika ek süre vereyim size.

Tamamlayın lütfen.

MUSA ÇAM (Devamla) – Söylemek istediğimiz şudur, Sayın Özgür Özel biraz önce söyledi, 16 Nisanda biz de kendi bölgemizde yaşadık: Teyze, abla, amca “Evet, biz iki seçimdir veriyoruz, üç seçimdir veriyoruz, yine vereceğiz.” Tamam, bunda hiçbir sorun yok. Ama arkadaşlar, esas mesele, bu yükselen kibrin Türkiye'ye egemen olmuş olmasıdır. Bu, Türkiye'yi kötü bir noktaya götürüyor, bizi kötü bir noktaya götürüyor. Ayrıştırma ve kamplaşma her geçen gün artarak devam etmektedir. Bunu önümüzdeki süreçlerde de hep birlikte göreceksiniz.

Bizim annemizden babamızdan öğrendiğimiz bir tek şey var: “Oğlum, mevkin ve makamın ne kadar büyürse büyüsün, o kadar mütevazı ol. Oğlum, ne kadar zengin olursan ol, o kadar alçak gönüllü ol.” Bu kadar seçim kazanacaksın, bu kadar yıl iktidarda kalacaksın “Yetmez daha ver, daha ver, daha ver, hepsini ver.” Ne yapacaksınız? Ne yapacaksınız arkadaşlar?

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Altmış yedi yıl ne yaptınız yani?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Kazanamıyorsanız ne yapalım yani?

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Millî irade, millî irade…

MUSA ÇAM (Devamla) – Nereye götüreceksiniz? Nereye götüreceksiniz, nereye? (CHP sıralarından alkışlar)

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Man Adası’na, Man Adası’na…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biz bir yere götürmeyeceğiz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Altmış yedi senedir yatıyorsunuz.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Musa Bey, millî irade, saygı duyacaksınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 13’üncü maddede aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir               Ertuğrul Kürkcü Mahmut Celadet Gaydalı

                  İstanbul                                  İzmir                             Bitlis

                Hüda Kaya                       Meral Danış Beştaş                      

                  İstanbul                                 Adana                               

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Ömer Fethi Gürer                      Akın Üstündağ          Muharrem Erkek

                   Niğde                                   Muğla                       Çanakkale

              Mahmut Tanal                        Kazım Arslan           Mehmet Gökdağ

                  İstanbul                                Denizli                       Gaziantep

            Uğur Bayraktutan                      İlhan Cihaner

                   Artvin                                 İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, değerli milletvekilleri “Bir yasa nasıl gözden kaçırılır, nasıl halktan kaçırılır?” diye yazdım. İşte buradan yayın yapmaya çalışıyoruz sayenizde çünkü yayınsız bir zamanda yasa görüşmeleri yapıyorsunuz.

Ama sonuçta halkımız bunun kararını verecek. Gerçekten kimse kibirli olmasın. Ben az önceki hatibin kaldığı yerden devam edeyim. Kibrin de bir sonu vardır, sabrın da bir sonu vardır. Bunun sonunu, sanıyorum, göreceğiz. Bu, ülke geleceği açısından iyi olacak. Yani sakın çekinmeyin, sizler için de iyi olacak çünkü belki gerçekten unuttuğunuz bazı şeyleri tekrar hatırlayacaksınız; demokrasiyi, işçi haklarını, emeği, ne bileyim, daha böyle, güzel, umutlu şeyleri sizler de tekrar hatırlayacaksınız. Hani o hep öfke, öfke, öfke; birisi yukarıdan, yukarıdan öfkeyi veriyor, bunlardan dolayı, hani ne söylüyoruz, ne konuşuyoruz, birbirimizi duyamıyoruz ya, belki o zaman hakikaten daha fazla duyar hâle geleceğiz birbirimizi. O iyi günlerde buluşmak üzere deyip ben ittifak, koalisyon, neyse, yasanızı bir kenara koyuyorum.

Size başka bir portreden bahsetmek istiyorum şimdi. DİSK Araştırma Dairesi yakın zamanda bir rapor yayınladı “Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği 2017” başlıklı araştırma raporunun sonuçlarını açıkladı. Şimdi, burada 2017 sonu itibarıyla işçilerin yüzde 66’sı 2 bin liradan az gelir elde ediyor arkadaşlar. Araştırma korkunç bir kayıtsızlığı da ortaya koyuyor, işçilerin yüzde 18’i çalıştığı iş yerinde sigortası olmadığını belirtmiş. 15-24 yaş arası genç işçiler içinde sigortasızların oranı yüzde 34 ile yüzde 43 arasında değişiyor. Yani gencecik insanların, hayalleri olan, hayata bir umutla başlaması gereken insanların neredeyse yarısı iş hayatına tamamen güvencesiz başlıyor; ne sağlık sigortaları var ve ne emeklilik ne iş güvencesi gibi hakları var. İşçilerin yüzde 71’i ay sonunu zorla getirdiklerini beyan ediyorlar. Bilmiyorum bu bir şey ifade ediyor mu ama onlara ifade ediyor. İşçilerin yüzde 87’si sendikasız. Bu arada sendikalı işçiler en temel haklarını kullanmak istediklerinde iktidarın işçi düşmanı politikalarına tosluyorlar. Neden? Çünkü OHAL bahanesiyle işçilerin grevi yasaklanıyor. Şimdi, sizin Genel Başkanınız şöyle demişti değil mi: “OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz.” demişti Erdoğan. İşte, yoksul mahallelerde örgütlenip “adil düzen” diyerek iktidara gelen bir Hükûmetin hâlipürmelali. O yüzden diyorum iyi günlerde buluşacağız diye. Öyle geldiniz ama şu anda bambaşka bir yerdesiniz ve yabancı yatırımcıları yatırım yapmaya ikna etmek için düşük işçi ücretlerini, sendikasızlık oranlarını öve öve anlatan milliyetçi AKP; geldiğiniz nokta şu anda bu.

Tabii, Hükûmetin kendisi patronlar hükûmeti olduğu için işçi yerine patronun yanında olması da çok doğal. Man Adası’na 15 milyon dolar transfer edenlerin, vergi kaçırmak için Malta’da 5 dolara şirket kuranların hükûmeti bu Hükûmet.

Evet, son nokta şu: 2017 yılında en az 2.006 işçi yaşamını yitirdi. O yüzden iyi günlerde buluşmak üzere diyorum arkadaşlar.

Size ilginç bir şey daha söyleyeyim: Ülkede yeni bir sigortacılık başlamış, Türkiye’de ilk defa ortaya konulan bir ürün. Sigorta sektöründen bir grup diyor ki: “Yeni bir şey pazarladık. Politik şiddet ürünüyle ihtilal, kalkışma, savaş ve iç savaşı sigorta etmeye başladık.” Ve çok büyük bir talep geldiğini söylüyorlar.

İşte ülkenin hâlipürmelali. İyi günlerde görüşmek üzere arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın İlhan Cihaner konuşacak şimdi.

Buyurun Sayın Cihaner. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN CİHANER (İstanbul) – Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Aslında çok tekrara girmeden, değinilmemiş birkaç şeye değinmek istiyorum. Bunlardan birisi, bu tartıştığımız yasanın, çoktan kabul edilmiş yasanın ahlaki zemini. Yani şu soruyu aslında, AKP elitleri aslında onu murat ettikleri için, onların dışındaki tüm AKP’ye destek veren, milletvekilleri dâhil yurttaşlarımıza soruyorum: Şöyle bir hesap yapılmış, herhangi bir oy artışı olmasa, geçen seçimlerde alınan oyun aynısı alındığında AKP ve MHP ittifakının 10 milletvekili artırdığı görülüyor. Bunu siz içinize sindirebiliyor musunuz? Yani oy artırmıyorsunuz…

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Ya seçim olmamış, seçim. Seçim olsun önce.

İLHAN CİHANER (Devamla) – Bakın, geçmiş seçimden bahsediyorum. Bu, şu anlama geliyor: Diğer partilerden alınmış -çok amiyane tabiriyle- apartılmış, kopartılmış, çalınmış milletvekilliği anlamına gelir. Bu ahlaki zemini nasıl içinize sindireceksiniz? Zaten murat edilen şey bu.

Bir soru daha: 2007 ya da 2011 seçimlerinde bu ittifak gündeme gelseydi AKP ya da MHP bu ittifaka “evet” der miydi? Bunun şöyle bir siyasi önemi de var: Türkiye siyasetinde...

MEHMET METİNER (İstanbul) – Varsayımlar üzerinden suçlamanız hiç de ahlaki değil.

İLHAN CİHANER (Devamla) – Suçlama yok, sadece ahlaki zemini hatırlatıyorum, suçlama yok.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Varsayımlar üzerinden suçlamak ahlaki değil.

İLHAN CİHANER (Devamla) – 2007, 2011 seçimlerinde bu ittifak gündeme gelir miydi? Herhâlde gelmeyecekti çünkü ne AKP’nin bu oy artışına ihtiyacı olacaktı ne de MHP’nin bu artışa ihtiyacı olacaktı.

Türkiye siyasetinde -siyasi sonuçları çok tartışılmıyor bu yasanın- ne olursa olsun darbelerle, siyasi mühendislik çabalarıyla, baskılarla yok edilemeyen dört ana akım siyaset var, daha önceden de bunları anlatmaya çalıştık. Bu dört ana akım siyaseti siz eğer siyasi mühendislikle, baskıyla, darbeyle ortadan kaldırırsanız ya büyük toplumsal gerilimler çıkar ortaya ya da işte benzerlerini yaşadığımız büyük altüst oluşlar olur. Şu anda yapılmak istenen şeylerden birisi de bu. Dolayısıyla, bu siyasi boyutun da görülmesi lazım.

Bir ahlaki sorun daha: Anayasa değişikliği referandumunu propaganda ederken en çok kullanılan şeylerden birisi, baraj kalkacaktı, koalisyonlar ortadan kalkacaktı. Şimdi, bu barajın -o dönemki politikalarınızı da propagandanızı da düşündüğünüz zaman- muhafaza edilmesini ahlaki olarak nasıl sindiriyorsunuz? Çünkü bu sistem doğrudan doğruya barajsız bir sistemi getiriyordu. Özellikle adı Cumhur İttifakı konuluyor bunun. Bu doğrudan doğruya ittifak değil, aslında bir cephe politikası çünkü kendi oluşturduğunuz ittifakın dışındaki tüm diğer bir araya gelme ihtimallerini ahlaken mahkûm etmeye çalıştığınız gibi aynı zamanda kriminalleştiriyorsunuz yani orada var olma ihtimali olan tüm yapıları kriminalleştiriyorsunuz ve bir de aday barajı getiriyorsunuz. Aday barajından kastım, değişik gerekçelerle milletvekilleri tutuklanıyor, adam eksiltiliyor. İşte, en son örneğini Enis Berberoğlu’ndan sonra Ahmet Yıldırım olayında da gördük. Basit bir eleştiriden dolayı milletvekilliği düşürüldü, sırada birçok milletvekili var.

Şimdi, sanırım Cemil Meriç’in sözüydü bu: “Bir diğerine kör, sağır oldu.” Şu anda sizin kör, sağır olduğunuz kesim toplumun çok önemli bir kesimini oluşturuyor ve herkes şunu tartışıyor: Bunlar -AKP elitlerini kastediyorum- acaba seçimle giderler mi? Şimdi, bu soruyu da sizlerin bir düşünmeniz lazım. Acaba gerçekten seçimde kaybederse AKP elitleri, normal, demokratik bir sistemde olduğu gibi seçimi kendilerinden sonra gelenlere teslim edecekler mi? Şimdi, tüm bu tartışmalar aslında bu sorunun etrafında dönüyor. Size düşen, bu güvenceyi vermektir.

Tüm AKP’lilerin şunu düşünmesi lazım: Niçin muhalefetteki partiler bir araya geldiler? 2015 seçimlerinde, 2011 seçimlerinde -hatta ona bir dönem MHP de dâhildi- seçimde yolsuzluk, usulsüzlük olmasın diye mücadele ettiler. Kime karşı ettiler bunu, niye ettiler, bunu lütfen bir düşünün. Bu güvensizliğin kaynağı ne? Bu iki soruya yanıt verirseniz, sanırım, burada ne demek istediğimizi de anlayacaksınız.

Bu saatte yapılmasını sorguladı arkadaşlarımız. Niçin bu saatte yapılıyor? Sanırım, bu 24’üncü maddedeki, yerel seçimlerle ilgili olsa gerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN CİHANER (Devamla) – Pardon Başkanım, bir cümle…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Cihaner.

İLHAN CİHANER (Devamla) – …Anayasa’nın 67’nci maddesindeki seçim kanunlarındaki değişikliklerin bir yıl içerisinde uygulanamayacağına dair hükmü herhâlde baypas etmek için olsa gerek çünkü seçim bölgelerinin birleştirilmesi hükmü, sanırım, yerel seçimlerde de etkili olacak. Galiba buna yetişmek için bu saatte getirmiş oldunuz bu değişikliği.

Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cihaner.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylelikle birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 23’üncü maddenin (1)’inci fıkrası, (2)’nci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile (3)’üncü fıkrası dâhil, 14 ve 26’ncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş konuşacaklardır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan, daha doğrusu iyi sabahlar diyeyim. Saat dört, halktan gizli, canlı yayının olmadığı bir koalisyon yasası görüşmelerine devam ediyoruz.

Şimdi, Hükûmet ve Anayasa Komisyonundan bazı açıklamalar yapıldı, teknik açıklamalar ve açıkçası halkı yanıltmaya, algıyı yönetmeye dönük beyanlar devam ediyor. Bunlardan bir tanesi de özellikle herhangi bir seçmenin kolluk gücünü çağırabilmesi meselesinde, efendim, sandıklarda yüzde 100 aynı renkte oyların çıktığını, sandık başlarında baskı ve baskı tehdidi olduğunu birilerine mal ederek, özellikle Kürt illerinde bunun böyle yaşandığını ve kolluk gücünün bu şekilde çağrılabileceğini, bunun ne zararı olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.

Biz de diyoruz ki: Bölgede, Mardin’de, Urfa’da, Siirt’te, Diyarbakır’da, Hakkâri’de ve diğer bütün illerde, bölge illerinde, Kürt illerinde kolluk gücünün, korucunun, JÖH’ün, PÖH’ün çok ciddi bir baskısı var halk üzerinde ve halk, bırakın sandıkta gidip istediği oyu kullanmayı, sandığa gitmemesi noktasında da ciddi bir şekilde baskı altına alınıyor. Delil mi istiyorsunuz? Size bunun delilini ve belgesini okuyacağım.

Ağırlıklı olarak sadece HDP’nin ve AKP’nin oy aldığı 12 ilde; Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Muş, Urfa, Siirt, Şırnak ve Van’da 16 Nisan referandum sandık sonuçlarını inceledik. 306 sandıkta sıfır “hayır” oyu çıkmış. Bu sandıkların neredeyse tamamının köylerde kurulduğunu da not etmek istiyorum. Benzer şekilde, yüzde 90’ın üzerinde “evet” oyu çıkan sandıklar incelendiği zaman 1.638 sandıkta “evet” oyu oranı yüzde 90 ve üzerinde çıkmış. Bu sandıkları da incelediğimiz zaman sandıkların da tamamına yakınının aynen, yine köylerde kurulduğu kaydedilmiş.

Şimdi, burada “evet” yönünde kullanılan oyların dikkatinizi çekmesini istiyorum. Orada tümüyle ya korucular silah zoruyla kendileri oy kullanıyorlar ya da jandarma -bizzat tanıklık ettik, heyetlerin gitmesine izin verilmiyor- ya da farklı birçok hileyle, baskıyla, tehditle oylar sandıklardan bu şekilde çıkarılıyor.

Yine, ağırlıklı olarak HDP ile AKP’nin yüksek oy aldığı bu 12 ilde 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP’nin yüzde 90 ve üzerinde oy aldığı sandık sayısı sadece 919. Ama bu rakam gelin bakın ki 16 Nisanda nasıl artmış? Yüzde 100 oranında artmış ve referandumda bu sandık sayısı 1.638’e yükselmiş. Kasımdan nisana AKP’nin oy oranının yüzde 100 arttığı -resmî sonuçlara göre söylüyorum- bellidir.

Şimdi, seçim hileleri bu nedenle, sadece böyle burada işte sözlü olarak, algıyı tersine çevirerek, yalan yanlış bilgilerle olmaz. Eğer bir baskı varsa, bir tehdit varsa bunun nasıl olduğunu sizin gibi kitaplardan okumadık, sizin gibi uzaktan duymadık. Biz o sandık başlarında korucuların insanları nasıl dövdüğünü, nasıl silahlarıyla o sandık başlarında durduğunu yıllardır, on yıllardır deneyimlemişiz. Baro adına bile, her seçimde baro başkan vekili olarak, yöneticisi olarak gidip orada gözlem yaptığımızda bunları tutanaklarıyla tespit ettik. Ve şimdi bu da yetmiyor, artık diyorlar ki bütün sandıkları zapturapt altına alalım, kolluk gücü bulunsun, her türden kolluk gücü bulunabilir, halk orada oyunu veremesin; hakikat budur.

Diğer mesele, yine Anayasa Komisyonundan yapılan açıklamalarda, ısrarla Anayasa Komisyonunda da deniyor ki: “Ya, sahte oy nasıl olsun? Oy pusulası filigranlı.” Şimdi, açıkçası vatandaş filigranlı filigransız, bunu çok bilmiyor. Onlar da diyorlar ki, yüzde 90’ı öyle düşünüyordur: “Ya, Hükûmetin vardır bir bildiği. Filigranlı demek, YSK’nin bastığı oy pusulası demek.” Doğru, burada bir yanlışlık yok ama gelin görün ki yasa koyucu bundan önce bir tedbir almış ve demiş ki: “Filigranlı oy olması yetmez, bunun mühürlenmesi gerekir sandık kurulu tarafından.” Neden? Çünkü basılan oy sayısı, filigranlı oy sayısı on milyonlarca fazla basılıyor, bunlar başka şekilde kullanılabilir.

Şimdi, bunu daha açık anlatayım. Şimdi, oy pusulasının filigranlı olması mührü gereksiz kılıyor mu? Bu soruya cevap arıyoruz. Kemal Gözler çok iyi bir anayasa hukukçusudur, bu konuda çokça tartışmalar yaptı. Ben de onun yazılarını kendimce takip ediyorum. Şimdi, burada şöyle: Nasıl tek başına bir oy pusulasının filigranlı olması sahte oy kullanılmasını engellemiyorsa filigran da oyun sahte veya hileli olmadığını değil, oyun kendisinin kullanıldığını yani oy pusulasının YSK tarafından basıldığını gösterir. Daha açık bir ifadeyle, oy pusulası filigranlıysa şu doğrudur: YSK tarafından bu oy pusulası basılmıştır, burada bir tartışma yok. Peki, hileli oy nedir, oy pusulasının sahte oluşu nedir? Bunlar aynı şeyler değildir, ayrı şeylerdir. Bir kere, oy kullanmaya gelmemiş bir şahıs düşünelim. Fatma teyze oy kullanmaya gidemedi, o gün yataktaydı. Başka bir kişi Fatma teyze yerine filigranlı bir oy pusulasına tercih mührünü gayet tabii olarak basabilir. Bu durumda, oy pusulası sahte değil, tabii ki sahte değil. Ya da herhangi bir şekilde gidemedi. Burada oyun kendisi hilelidir ama. Oy pusulasının sahte olmaması oyun hileli olarak kullanılmadığı anlamına gelmiyor.

Şimdi, YSK referandumda şöyle bir açıklama da yaptı, açıklamasını söyleyeceğim: Uygulamada gerektiği için seçmen sayısından fazla miktarda oy pusulası bastırmış. Şimdi, YSK’nin resmî açıklaması: Beş gün kala, 7 Hazirana beş gün kala YSK Başkanı Sadi Güven şöyle bir açıklama yaptı, Türkiye’de 53 milyon 741 bin 838 seçmen olduğunu, seçim için de 73 milyon 988 bin 955 oy pusulası bastırıldığını açıkladı. Aradaki farkı bulun, 20 milyondan fazla. Neden olarak da Seçim Yasası’nı gösterdi. Şimdi, ortada filigranlı 20 milyon oy var ve bu yasa da diyor ki: “Seçim pusulası mühürsüz de olsa, mühürlü de olsa geçerlidir. Filigranlı olması yeter.” Şimdi, madem öyle -daha önce de vekil arkadaşlar söylediler- niye mühür arıyoruz ki? O zaman filigranlı oy pusulasını eşit sayıda basalım, 53 milyonsa 53 milyon basalım, zimmetleyelim sandık kurulu başkanlarına ve mühür hiç vurulmasın, ne gerek var?

Şimdi, hem mühür vurursan geçerli hem mühür vurmazsan geçerlide kesinlikle bir oyun var, orada başka bir hile var ve bu hile, bu yasa halkın, bizim gözümüzün içine sokula sokula burada gece yarısı geçirilmeye çalışılıyor. Burada, kötü niyetli birilerinin eline geçti filigranlı oy pusulası, bunun garantisi var mı? Yok. Biz çöp kutularından, sokaklardan kullanılmış oylar topladık, bunların fotoğrafını çektik, bunları dilekçemize iliştirip il seçim kurullarına, YSK’ye verdik. Ağrı Taşlıçay unutmadığım ilçelerden biridir ama yanmış, yakılmış, yırtılmış oy pusulalarını belgelediğimiz hâlde seçim kurulları itirazımızı kabul etmedi. Neden? Çünkü iktidar partisinin isteği dışında bir karar veremez. Çünkü YSK, iktidar partisinin talebi ve denetimi, emri dışında bir karar veremez. İşte, burada hileli olup olmamasının ölçüsü filigranın kontrolüyle değil mührün denetlenmesiyle anlaşılabilir. Bu konuda da kamuoyunu yanıltmaya devam ediyorsunuz ama emin olun, vatandaş oyunu nasıl kullanacağını çok iyi bilir ve bu cevabı size en yakın seçimde verecektir diyor, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Anayasa Komisyonundaki görüşmeler sırasında ayrıntılı çekincelerimizi ifade ettik, alt komisyonda arkadaşlarımız çekincelerini ifade ettiler ama ne yazık ki hiçbir sonuç alamadık, bir anlamda kulaklar sağırdı. Bir kere, bu sitemimi sözlerimin başında ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın 67’nci maddesi seçimlerle, halk oylamasıyla alakalı genel kurallar koymuş, seçimlerin nasıl yapılacağını, eşitlik ilkesini, gizli oyun, açık tasnifin, neler olabileceğinin kurallarını koymuş. Gelinen noktada, ne yazık ki buna ilişkin kuralların ihlal edildiği bir gerçekle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, seçim yasaları herhangi bir yasa değil, bir tütün yasası, bir fındıkla alakalı yasa değil. Bunu neden söylüyorum? Bu tip yasalarda bir ortak konsensüsün olmaması beklenebilir, eşyanın tabiatı gereğidir, parlamento hukukunun tabiatı gereğidir ama genel kuralları belirleyecek bir ortak uzlaşma noktasında, ortak bir konsensüste, oyunun kurallarını belirleyen bir yasal düzenlemenin bütün siyasi partilerin ortak bir noktada birleşeceği bir noktayla bu Parlamentodan geçmesi gerekiyorken ne yazık ki böyle bir düzenlemeyle karşı karşıya değiliz.

Bakın, öyle bir şey ki böyle bir düzenleme yapılıyor, Hükûmet sıralarında çok sevdiğim Gençlik ve Spor Bakanı oturuyor, Adalet Bakanı da oturmuyor yani Hükûmet bize, seçimle alakalı düzenlemelere gençlik ve spor tarafından, sahalardan, futboldan bakıyor.

O nedenle, bu düzenlemeyi buna ilişkin…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Adalet Bakanı burada, gelecek biraz sonra, hava alıyor.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Nerede? Göremiyorum Sayın Bakanı, göremiyorum. Biraz sonra gelir herhâlde, öyle tahmin ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, çok ünlü bir müzikal var, Operadaki Hayalet. Bunu niye anlatıyorum? Bu Parlamentoda da bir hayalet var değerli arkadaşlar, bu Parlamentoda da. Bu Parlamentodaki hayalet ne? Kenan Evren’in hayaleti.

Bakın, otuz yıldır “Kenan Evren darbeci.” diyoruz, “Darbe yaptı.” diyoruz ama otuz yıldır bu Mustafa Kemal’in Parlamentosunda Kenan Evren’in hayaleti bizim şeyden gitmiyor değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Niye? Yüzde 10 seçim barajıyla alakalı düzenleme bir garabet gibi, bir cenaze gibi gelip şu Parlamentonun göbeğinde duruyor. Buna ilişkin bütün siyasi partiler diyoruz ki: “Bu yüzde 10 barajını kaldıralım.” Ama neyse, hangi siyasal güçse, arkasında hangi güçler varsa bu yüzde 10 barajıyla alakalı düzenlemede çaresiz kalıyoruz değerli arkadaşlarım. Yüzde 10 barajını -hukukçular çok iyi bilirler- kanuna karşı hileyle aşmaya çalışıyoruz. Ne yapıyoruz? Yüzde 10 barajı orada duruyor; şimdi, bir ittifak yasasıyla, bir ittifak düzenlemesiyle karşı karşıya kalıyoruz, bununla burayı aşmaya çalışıyoruz.