TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           68’inci Birleşim

                                                                                    8 Mart 2018 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

III.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

4.- Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, Afrin’de hayatını kaybeden şehitlere Allah’tan rahmet, gazilere şifalar dilediğine ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, uzman jandarmaların sorunlarına ilişkin açıklaması

6.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve Hükûmetin MESAM’ın yönetiminden elini çekmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığına ve MESAM’a kayyum atanması kararının acil kaldırılması ve hukuksuzluğa son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

11.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, emeklilik hakkı elde etmiş ancak prim borcu bulunan yurttaşların sorunlarına ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, resmî ilanların yerel basına verilmemesi uygulamasından derhâl vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

15.- Giresun Milletvekili Sabri Öztürk’ün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

16.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

17.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından, kadın çiftçilere pozitif ayrımcılık ve destek verme konusunda ne gibi çalışmaları olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ve kadınların istihdamı konusunda yaşanan ayrımcılık sorununun araştırılması amacıyla verdikleri önergeye siyasi partilerin desteğini beklediklerine ilişkin açıklaması

20.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve kadının özgürlüğü, eşitliği ve saygınlığının cumhuriyet değerlerinin korunmasına bağlı olduğuna ilişkin açıklaması

22.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

23.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığına, Afrin’de mücadele içerisinde olan askerlerin ailelerine milletvekilleri ve kadınlar olarak büyük destek verdiklerine ve bugünün, kadınların acılarıyla değil, mutluluklarıyla ve iyilikleriyle anıldığı bir gün olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

24.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ön lisans muhasebe bölümü mezunlarının sorunlarına ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın sakıncalı hususlarıyla ilgili Hükûmete yapıcı önerilerini sunduklarına ve iyi niyet göstergesi olarak sorun barındırmayan maddelerdeki önergeleri geri çektiklerine ilişkin açıklaması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, kadınların istihdamı konusunda yaşanan ayrımcılık sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan, İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşlarının (10/1013) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin  ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp tarafından, ceza infaz kurumlarında yaşanan hak ihlali iddialarının araştırılması ve bu ihlallerin bir an önce giderilmesi amacıyla 8/3/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ve arkadaşları tarafından, bireysel silahlanmayı azaltmanın ve ateşli silah alışverişinin engellenmesi yollarının belirlenmesi amacıyla 8/3/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü Arasında Örgüt ve Ofisin Türkiyedeki Yasal Statüsü Ayrıcalıkları ve Bağışıklıklarına İlişkin Anlaşmayı Tadil Eden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 517)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/428) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 167)

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Kefalet Sandığı Başkanlığı ihalelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/23674)

2.- Hatay Milletvekili Serkan Topal'ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlardaki engelli kadrolarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/23846)

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal'ın, 2013-2018 yılları arasında Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/23847)

 

8 Mart 2018 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 8 Mart Kadınlar Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’e aittir.

Buyurun Sayın Yavuz Gözgeç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle söz almış bulunmaktayım.

AK PARTİ iktidarında kadınlarımızın sosyal, ekonomik, siyasi hayatın her alanında hak ettiği yerde olmasında reform niteliğinde adımlar atılmıştır. Anayasa’da getirilen pozitif ayrımcılık ilkesi, Medeni Kanun, Ceza Kanunu, İş Kanunu’nda kadınlar lehine yapılan düzenlemeler, “kadına şiddette sıfır tolerans” anlayışıyla 6284 sayılı Yasa’nın çıkarılması, şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması, kadın konukevi sayılarının artırılması, mağdurun ve şiddet uygulayanın birlikte takip edildiği teknik takip sistemi bu yapılanların sadece bir kısmı.

AK PARTİ olarak biz sadece Türkiye’de değil, dünyada kadın, erkek, çocuk; tüm insan hakları konusunda samimi ve kararlı bir duruş sergiliyoruz. Ancak ülkemizde daha dün başörtülü kadınlara hayat hakkı tanımayanların, ikna odalarında psikolojik şiddetle başlayıp fiziksel şiddete varan zulmün yanında saf tutanların bugün özgürlüklerden, kadın haklarından bahsetmesi ne kadar samimidir, halkımızın vicdanına bırakıyorum.

Diğer yandan, kız çocuklarını dağa kaçıran, istismar eden, terörist olmaya zorlayan, canlı bomba olarak kullanan terör örgütlerine sırtını dayayanların, âdeta terör örgütlerinin sözcülüğünü yapanların kadına dair tek bir söz söylemeye hakları yoktur.

Değerli milletvekilleri, 8 Mart aslında acı bir olay üzerine kutlanmaya başlanan bir gün. Amerika’da New York kentinde bir dokuma fabrikasında insanlık dışı şartlarda düşük ücretle çalışmak zorunda kalan ve yanarak can veren 129 kadın… Kan, gözyaşı, vahşet üzerine kurulu sömürü düzenlerinin bugün böyle günleri ihdas etmeleri, zannediyorum, günah çıkarma çabalarından kaynaklanıyor. Kadınların insan olup olmadığının tartışıldığı imha medeniyetinin izlerini, Afrika seyahatinde, Senegal’de insanların köle olarak satıldığı, hastalananların köpek balıklarına atıldığı Goree Adası’nda, Cezayir'de Şehitler Abidesi’nde gördük; yine Saraybosna'da, Birleşmiş Milletler güçlerinin gözleri önünde 8 binden fazla Müslüman Bosnalı kadının hunharca öldürüldüğü Srebrenitsa katliamında gördük.

Kadın hakları konusunda mangalda kül bırakmayan Batı medeniyetinin iki yüzlülüğünü bugün de Suriye'de, Doğu Guta'da milyonlarca kadının katledilmesine sessiz kalmalarında, hatta bu zulme ortak olmalarında görüyoruz.

Biz diyoruz ki kadın erkek, çocuk, tüm canlılara, tüm yaratılmışlara şiddet insanlık suçudur. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, kadının gasbedilen hakkı tüm insanlığa yöneltilmiş bir tehdittir. Eğer kadın mutluysa o ülke de mutludur, eğer kadın umut içindeyse o ülke de umut içindedir. Çünkü bizim kadim medeniyetimizde kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın insan eşrefimahlukattır, yaratılmışların en şereflisidir.

Bizim tarihimizde “ben” değil “biz” şuuruyla medrese, şifahane kütüphane, vakıfları kuran kadınlarımız var. Erkeklerle omuz omuza kurtuluş destanları yazan Halide Onbaşılarımız, Şerife Bacılarımız, Tayyar Rahmiyelerimiz, Fatma Çavuşlarımız, Nene Hatunlarımız var. 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne karşı meydanlara inerek vatanı için canını ortaya koyan kahraman kadınlarımız var. Tankların altında ezilerek şehit olan Türkan Türkmen Tekin, namazını kılıp eşi “Evde kal.” demesine rağmen eşiyle beraber evden çıkarak 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde şehit olan Ayşe Aykaç, Sevgi Yeşilyurt, Yıldız Gürsoy, özel harekât polislerimiz Kübra Doğanay, Cennet Yiğit, Demet Sezen, Sevda Güngör, Zeynep Sağır, Gülşah Güler; her birini rahmetle anıyorum. Şimdi Afrin’de Zeytin Dalı Harekâtı’nda terörle, teröristlerle mücadele eden “Biz Nene Hatunların torunlarıyız, vatan aşkı bize onlardan miras kaldı.” diyen kadın subaylarımız var. Sahip olduğumuz köklü medeniyetimizle bağlarımızı koparmadan, sevgi ve merhamet dilini hâkim kılarak kadın-erkek hep birlikte daha güçlü bir Türkiye’yi inşa edeceğimize inanıyorum.

Benim 8 yaşında bir oğlum var, ona dedim ki: Kadın haklarıyla ilgili bana bir iki cümle yazar mısın? Onun yazdığı bir iki cümleyi ben burada okumak istiyorum: “Kadınlar olmazsa hayat güzel olmaz, kadınlar olmazsa oğullarımız da olmaz.” diyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yavuz Gözgeç.

Gündem dışı ikinci söz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Altaca Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Keşke Meclisimizin ana gündemi kadınların başta şiddet olmak üzere yoksulluk, eğitimsizlik gibi sorunları olsa biz de bu konuları gündem dışı konuşmak zorunda kalmasak. Buradan, çalıştığı için bizi ekranları başında izleyemeyen tüm emekçi kadınlarımıza; çocuğuna ne yedireceğini düşünen milyonlarca yoksul kadın kardeşlerime; yoksulluğunu, eğitimsizliğini, uğradığı şiddeti, adaletsizliği düşünmesin, sorgulamasın diye “kadın programları” adı altında modern uyuşturuculara maruz kalan kadınlarımıza ve bizi ekranları başında izleme fırsatı bulan, kadınlar için kimlerin ne yaptığını, ne söylediğini, nasıl çırpındığını görebilen, duyabilen kadınlarımıza; her 8 Martta çiçekler verilerek gönlü alınan, 9 Marttan itibaren günde 3-4’ünün cinayete kurban giden ve çiçek değil insan olmak isteyen kadınlarımıza; her defasında cennetin ayakları altında olduğu söylenen ve hiçbir cennete değişmeyeceği evladını teröre kurban veren, bundan sonra da tarifsiz acılarıyla baş başa kalan şehit analarımıza ve doğduğu şehirde dahi yaşadığı köyden başka hiçbir yeri görmeyen, görmeden ölecek olan kadınlarımıza; zorla evlendirilmiş, her gecesi kabus, her gündüzü gece olan küçücük kız çocuklarımıza; her 8 Martta ve her türlü, kadına karşı eylemde, söylemde, hak mücadelesinde göğsünü siper eden, mücadele eden, geleceğini, bedenini bedel olarak öne atan, başta Kezban Saçılık olmak üzere, bütün cesur yürekli kadınlara; tek suçu yolda yürümek olan, bu yüzden hiç tanımadığı bir erkeğin yumruğuna, tekmesine maruz kalan başörtülü başörtüsüz, şortlu montlu kadınlara; sevgilisinin, eşinin ya da hiç tanımadığı bir erkeğin taleplerine cevap vermediği ya da ayrılmak istediği için maalesef -yarından itibaren ve belki de bugün- günde 4-5’i öldürülen kadınlarımıza; çocuğunu ısıtamadığı ya da ekmek götüremediği için, geçmişte olduğu gibi bugün de belki şu anda evinde intiharı düşünen çaresiz kadınlara selamlarımı, sevgilerimi, utançlarımı, özürlerimi gönderiyorum.

Keşke bu bahsettiklerimi tek bir kadın daha yaşamadan burada gerçekten çözüm üretebilecek politikaları, kanunları hayata geçirebilseydik, keşke bunun için parmak sayımız fazla olsaydı, keşke kadın haklarını güvence altına alan laik, demokratik cumhuriyeti koruyabilseydik. Bilinçaltımızda dahi hayatımızın her zerresine yerleşmiş olan eşitsizliği, bu ayrımcılığı yüz altmış yıl daha beklemeden bitirebilsek keşke.

Biz yıllarca “İstanbul nere ağalar? Gel gösterelim anam.” deyip uçkuruna saldıran erkeklerin, maalesef, izlediğimiz bu sahnesiyle güldük, eğlendik; böyle bir toplumdayız. Milattan iki bin beş yüz yıl önceki mantık da aynıydı. Herodot anlatır, der ki: “Persler işgal ettiğinde Ksanthos’u, Likyalılar -Milattan Önce 500’lü yıllarda- kadınlar, çocuklar biz yenildikten sonra tecavüze uğramasın diye bir kaleye kapatıp ateşe verip yakarlar.”

Peki, bugün ne yapıyor egemen güçler, erkek egemen iktidarlar? O kadınları güya tacizden, tecavüzden korumak için aynı mantıkla pembe vagonlara, pembe otobüslere, en çok da evlerine kapatıyorlar. Kadını meta olarak gösteren hikâyeleri çocuklarımızın bilinçlerine enjekte eden cinsiyetçi müfredatla en üst düzeyden “Hiç kadın-erkek eşit olur mu? Fıtrata aykırı.” deyip eşitsizliği körükleyen söylemlerle maalesef kadınların sorunlarını artırıyorlar.

İki gündür burada ve basında birçok veri konuşuluyor. Biliyoruz ki seneye de 8 Martta, maalesef, kadın-erkek eşitsizliğinde 144 ülke arasında kaçıncı sıraya gerilediğimizi konuşacağız. Ondan sonra, 8 Mart bitince yine bu veriler artmaya devam edecek.

TÜİK verilerine göre 10 kadından 1’i üniversite okuyabiliyor, gerisi okuyamıyor. Kadın istihdam oranı yüzde 28. Yine bu verilere göre 100 kadından 9’u iş bulabiliyor. Eğitime ulaşım, siyasete katılım, ekonomik katılım ve fırsat eşitliğinde resmî verilere göre de sonlardayız. 2017’de 409 kadın, 2018 yılının ilk iki ayında 75 kadın öldürüldü.

Soruyorum size değerli milletvekilleri: Biz, bu tabloda, bu koltuklarda neden oturuyoruz? Biz neden çözüm üretemiyoruz? Bizi engelleyen irade nedir?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Gündem dışı üçüncü söz, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Saygıdeğer milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşı sırasında 16 Şubat 1916 tarihinde Rus işgaline uğrayan Erzurum, iki yıllık esaretin ardından yerel halkın direnişi ve 1’inci Kafkas Kolordu Komutanı Kazım Karabekir komutasındaki kuvvetlerce Rusların lojistik, silah ve mühimmat desteğiyle yöre halkına her türlü cezayı, cefayı ve işkenceyi yaşatan Ermeni Hınçak ve Taşnak çetelerinden 12 Mart 1918 tarihinde kurtarılmıştır.

Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını idrak ettiğimiz bu günlerde, aynı zamanda Dünya Kadınlar Günü’nü de kutlamaktayız. Kadını tanımlayan, kadını betimleyen birçok veciz ifadeler bulunmaktadır yani kadın ailedir, kadın annedir, kadın vatandır, kadın ülkedir, kadın gelecektir, kadın gelecek nesillerin teminatıdır. Bu iki anlamlı etkinliği vesile kılarak bu vasıfların hepsine sahip ve söz konusu vatan olduğunda her şeyi teferruat gören 2 kadın abide şahsiyetten söz etmek istiyorum.

Bunlardan birincisi Fatma Seher Erden, namıdiğer Kara Fatma. 1888 Erzurum doğumlu Kara Fatma, eşi Binbaşı Ahmet Bey’i Sarıkamış Harekâtı’nda şehit vermişti ve kendisi ondan sonra Millî Müfreze Komutanı olarak onbaşı, çavuş, ta üsteğmenliğe kadar millî mücadelede yer almıştı. İzmir, Sakarya, Dumlupınar ve Bursa başta olmak üzere, Millî Mücadele’nin birçok cephesinde kahramanca ve kadınca yer almıştır. Çavuşluktan üsteğmenliğe kadar süren kahraman askerî hayatı, devamında sivil yaşamı 2 Temmuz 1955’te, 67 yaşında Darülacezede son bulmuştur. Emekli maaşını da Kızılaya bağışlayan Fatma Seher Hanım, Kasımpaşa’daki Kulaksız Mezarlığı’nda rahmetiyle yatmaktadır.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Allah gani gani rahmet eylesin.

KAMİL AYDIN (Devamla) – 93 Harbi’nde düşman tabyalara dayandığında ağır yaralı Hasan kardeşini ve üç aylık yavrusunu bırakıp kardeşinin silahını kaptığı gibi Aziziye tabyalarına hücum eden diğer bir kadın karakterimiz, diğer bir kadın kahramanımız Nene Hatun’dur. Hayatının sonraki döneminde de felçli kızına ve yaşlı kocasına bakarak kahramanlığını sürdürmüş, hatta teklif edilen yardımı kabul etmeyip çalışabileceği bir iş talebinde bulunmuştu. Bölgeyi ziyaret eden ABD’li bir generalin onu ziyareti sırasında elini öperek “Birçok millet, kahramanlarını sadece kahramanlık sanatı olan ordularının içinde arar ve ancak bu şekilde bulurken Türklerde hakiki kahramanlar akla gelmeyen, mütevazı köşelerindeki sakinlerdir.” demiştir.

Günümüzde de köşelerine çekilmiş, mütevazı ve asil tavırlarıyla yüksek idealleri gereği insanlığa, ülkesine, ülküsüne, vatanına, devletine hizmet eden kadın kahramanlarımız tarihe not düşmeye devam etmektedir. Bunlar arasında insanlığın en etkin ortak dili olan ve sevgi dili olan müziği öğretmekten başka amacı olmayan ve hainlerce katledilen Aybüke kızımız akla gelen ilk isimdir. Şehit öğretmenimiz Aybüke Yalçın’ı rahmetle, minnetle anıyoruz bu güzel günde.

Ve “Anneciğim, ben masa başındayım, benden daha önemli görevleri olan, cephede bire bir savaşan arkadaşlarım var, onlar için dua et lütfen.” diyen ve ailesi tarafından maddi varlığı Mehmetçik Vakfına bağışlanan Yarbay Songül Yakut da diğer adı yaşayan, tarihe not düşen bir kadın kahramanımızdır. Onun şahsında bugün Afrin’de mücadele eden kadın askerlerimize de buradan selam olsun. Dualarımız ve başarı dileklerimiz de onlarla. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, kısaca, varlıklarıyla bire bir kahramanlık simgesi olan kadınlarımıza günümüzde artan şiddet, taciz, tecavüz ve cinayetleri şiddetle kınıyor ve burada hazırunda bulunan kadınlar başta olmak üzere tüm kadınların Kadınlar Günü’nü kutluyor, en derin saygılarımı sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Şimdi sırada sisteme giren milletvekillerine birer dakika süreyle söz vermek var ama Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Filiz Kerestecioğlu bundan önce söz istedi, kendisi biraz sonra Genel Kuruldan ayrılmak zorunda, ben de daha sonra kullanacağı sözü şimdi veriyorum.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

III.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ayrılmak zorunda olduğum için önce söz almak istedim.

Şiddetsiz, barış içinde bir dünya için mücadele eden, “Bedenimiz, emeğimiz, kimliğimiz bizimdir.” diyen, kadınlar arası dayanışmayı her alanda yükselten tüm kadınları selamlıyor ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. 8 Mart, bir mücadele ve dayanışma günüdür.

Bu Meclis çatısı altında bir konuyu da özellikle ifade etmek isterim. Bu Meclis çatısı altında tacize uğradığını, herhangi bir taciz gördüğünü düşünen, ifade eden ya da ifade etmekte zorlanan her kadınla dayanışma içerisinde olduğumuzu, ister vekil olsun ister çalışan olsun, her zaman bize başvurabileceklerini, kendileriyle gereken dayanışmayı her zaman göstermeye hazır olduğumuzu da ayrıca ifade etmek isterim. Çünkü gerçekten kadınlar arasında dayanışma olmadığı zaman, tacize, tecavüze, şiddete hep birlikte karşı çıkmadığımız zaman, barış için hep birlikte söz söylemediğimiz zaman bu dünya daha güzel bir yer olmayacak. O nedenle, biz bugün alanlarda olacağımız için burada olamayacağım.

Yaşasın 8 Mart diyorum, yaşasın kadın mücadelesi diyorum.

(İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in “Yaşasın 8 Mart” yazılı bir pankart açması)

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyor, başta Meclisteki tüm çalışan ve vekil kadınların 8 Martı olmak üzere tüm dünyadaki kadınların 8 Mart dayanışma, mücadele, Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Sayın milletvekilleri, şimdi de sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bugün 15 milletvekiliyle sınırlı tutacağım söz hakkını fakat daha sonra söz talebinde bulunacak bütün kadın milletvekillerine söz vereceğim. Bu sıralamada da hangi sırada girmiş olursa olsun ilk önce kadın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk söz Sayın Sibel Özdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Özdemir.

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pozitif ayrımcılığınız için de ayrıca teşekkür ediyorum.

Evet, 1857 yılında New York’ta, daha iyi çalışma koşulları ve eşit işe eşit ücret talepleri sonucu hayatlarını kaybeden kadınları ve ülkemizde kurtuluş mücadelesinden bu yana tüm kahraman kadınlarımızı ben de saygıyla anıyorum. Bu mücadeleden bu yana, kadınların ve özellikle ülkemizde kadınların hak, adalet ve özgürlük mücadelesi ve talepleri giderek artmıştır. Özellikle bu iktidar döneminde kadınların mücadele alanları olan şiddet, istismar, işsizlik, eğitime erişim, cinsiyet eşitsizliğinde sorunlar katlanarak artmıştır. Giderek kötüleşen istatistikler, veriler bir yana, kadınların kazandığı haklarını da kaybetme riskiyle, toplumun yaşam mücadelesi içinde oldukları bir dönemdeyiz.

Değerli milletvekilleri, tüm zorluklara rağmen yılmadan, mücadelesini kazanan kadınlarla birlikte ülkemizde adaleti, huzuru ve demokrasiyi 2019'da tek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaşar…

3.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Vicdan Konvoyu dün Ankara'dan yola çıktı. Suriye'de savaş mağduru, tutuklu, taciz ve tecavüze uğrayan kadınların dramına dikkat çekmek için bir grup vicdan sahibi kadın insanlığın vicdanına doğru yola çıktılar. Bugün Dünya Kadınlar Günü, bölgemizde tarihin en ağır göç dalgası yaşanıyor ve bu göçten, savaşlardan en fazla etkilenenler de kadınlar. Bu kadar ağır yükün altında sessiz çığlıklarıyla dünyaya sesleniyorlar. Vicdan Konvoyu henüz yoldayken bugün mutlu bir haber aldık, 11 kadının serbest bırakıldığını öğrendik. Yüce Meclisimizin huzurunda, Sayın Cumhurbaşkanımıza, tüm kadın meselelerinde olduğu gibi bu konuya da bizzat vaziyet ettiği için sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Bilge Kral Aliya'nın “Her şey bittiğinde hatırlayacağımız düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacak.” sözünü de hatırlayarak Vicdan Konvoyu’yla bu çığlığa ses veren dost kadınları kutluyorum. Onların ve tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceritoğlu Kurt…

4.- Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, Afrin’de hayatını kaybeden şehitlere Allah’tan rahmet, gazilere şifalar dilediğine ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hafta sonu Kilis’teydik ve izlenimlerimi paylaşmak istiyorum: Şu anda Afrin’de Suriyeli, Kilisli, Hataylı kadınların ve genç kızların namusu ve geleceği için mücadele eden Mehmetçiklerimize zaferler diliyorum. Onlara yol açan Cumhurbaşkanımıza da şükranlarımı iletiyorum. Kaybettiğimiz şehitlere Allah’tan rahmet, gazilerimize şifalar diliyorum. Bu operasyonu “istila” olarak nitelendiren yurt içi ve yurt dışı zihniyetleri kınıyorum. Tüm kadınların ve kadınların kıymetini bilen herkesin Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

5.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, uzman jandarmaların sorunlarına ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, toplumun huzurunu sağlamaya yönelik özellikle kırsaldaki özverili çalışmalarıyla dikkat çeken ve İçişleri Bakanlığı bünyesine alınan uzman jandarmalar, astsubaylarla aynı eğitimi almalarına rağmen özlük haklarında birçok sorunla karşı karşıyadır. Astsubaylar gibi bir yıllık eğitimden sonra altı aylık görev başı eğitimi ve son olarak gerçekleştirilen sınavın ardından tüm şartları tamamladıktan sonra asaleten göreve başlayan uzman jandarmaların eğitim süreleri astsubaylar gibi fiilî hizmetten sayılmalı, üst rütbeye geçişte kontenjanları artırılmalı, astsubaylığa geçişlerinde konulan 31 yaş sınırı 40’a yükselmelidir. Kadroları kapalı olduğu için, astsubay kadrosunda çalıştırılmalarına rağmen astsubaylara uygulanan 3600 ek göstergelerden de yararlanamayan, orduevlerine dahi alınmayan uzman jandarmaların özlük haklarında ve sosyal hayatlarında acilen düzenleme yapılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Balbay…

6.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve Hükûmetin MESAM’ın yönetiminden elini çekmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Toroslarda güzel bir söz vardır, bir iş iyi sonuçlanmışsa, bir iş güzel olmuşsa derler ki: “Pek kadın oldu.” Bütün dünyanın pek kadın olduğu bir yaşam istiyoruz. Dünya Kadınlar Günü’nü bir kez daha kutluyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükûmet, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin (MESAM) yönetimine de kayyum atadı. Türkiye Barolar Birliğine müdahale ettiniz. Türk Tabipleri Birliğine müdahale ettiniz. Meslek birliklerinden istediği nedir bu Hükûmetin? Oraların yaptığı kimi faaliyetleri, kimi açıklamaları siyasi bulabilirsiniz ama müziğe de mi müdahale edeceksiniz? Bundan sonraki kanun hükmünde kararnameyle hangi tür müziklerin yapılması gerektiğine mi karar vereceksiniz? 9 bin üyeli MESAM’dan elinizi çekin diyorum. Sanat talimatla olmaz diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

7.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütün kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. “Kadınlar kitap gibidir.” demişler, ne güzel demişler ama kitap okuma oranı düşük bir ülkede anlaşılmayı beklemek ve değer görmek de bir hayli zor. Kadınların gülümsemediği bir ülkenin erkekleri de huzur bulamaz. Nitekim, son on beş yılda trajik tablo açık ve net: Kadın cinayetleri, kadın ve çocuklara yönelik tacizler, kadın haklarının geri alındığı Medeni Yasa’da değişiklikler ve ikinci sınıf insan konumuna getirilmek istenen kadın. AKP iktidarında tablo hazin. Oysa Mustafa Kemal Atatürk der ki: “Kadınlarını geri bırakan toplum geride kalmaya mahkûmdur.” Kadınlar dünyanın yarısıdır, diğer yarısını da dünyaya getirendir.

Diyorum ki: Tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

8.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bizler cennetin anaların ayaklarının altında olduğuna inanan, kendisine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapmamayı tavsiye eden bir medeniyetin temsilcileriyiz. 8 Mart Kadınlar Günü sadece bir gün değil dayanışmanın, dostluğun ve kardeşliğin de günü hâline gelmiştir. Dünya görüşleri, ideolojileri ne olursa olsun bütün kadınlarımızın haklarını savunuyoruz. “Kadın Hak nurudur.” diyen Hazreti Mevlânâ, kadından üstün olduğunu zanneden erkekleri de bilgisi, sevgisi az insanlar olarak bu sözüyle tasvir etmiştir. Tarihimizde Terken Hatun’dan, Hayme Ana’dan, Nene Hatun’dan, Kara Fatma’ya kadar efsane hâline gelmiş nice kadınlarımız vardır. Dünyanın en fedakâr kadını analarımızdır. Bizim analarımıza, elleriyle sarıp sarmaladıkları kınalı kuzularını devlet için, millet için, bayrak için, vatan için feda eden analarımıza, şehit analarımız başta olmak üzere tüm kadınlarımıza Dünya Kadınlar Günü’nde şükranlarımı sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığına ve MESAM’a kayyum atanması kararının acil kaldırılması ve hukuksuzluğa son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, öncelikle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum.

Sorum Kültür ve Turizm Bakanına: MESAM Yönetim Kurulu hakkında başlatılan teftişin sonucu alınmadan mevcut yönetime acele işten el çektirilmesinin ve kayyum atanmasının sebebi nedir? Bakanlığınızın MESAM’a atadığı kayyum ile sanata ve ifade özgürlüğüne, milyonların haklarına karşı yapılan bir saldırı olduğu bir gerçektir. Atanan kayyuma meslek birliği içindeki olağan anlaşmazlıklar karşısında taraf olduğunuz, açıklıkla ortaya çıkmıştır. Kayyum atamasından vazgeçerek Bakanlığınızın taraf olmadığını göstermek zorundasınız.

Ayrıca MESAM, genel kurulunun ertelenmesinin yasalara aykırı olduğunu bu ertelemenin 500 bin Türk liralık bir zarara yol açacağını söylüyor ve bu karardan vazgeçilmesini, genel kurulun yapılmasını bekliyor. Bakanlığınızın yasaya aykırı olarak verdiği bu karardan vazgeçmesini, taraf olmadığını göstermesini, kayyum kararının acilen kaldırılmasını ve hukuksuzluğa son verilmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde emekçi kadınlarımızı selamlıyorum. 8 Mart, 1857 yılında emekçi kadınların emek mücadelesi için yanarak can verdiği günün adıdır. Günümüzde evde, işte, eğitimde, sosyal yaşamda kadınların sorunları çözüm beklemektedir. Kadına şiddet tırmanırken mobbing dâhil sorun olmaya devam etmektedir. Kadın emek sömürüsü, kayıt dışı çalıştırma, fazla mesai ödemeden çalıştırma gibi sorunlar ne yazık ki sürmektedir. Özellikle anne olunca işsiz bırakılan, sendikalarda dahi yeterince temsil edilemeyen, eşitsizliği her alanda yaşayan kadınlarımızdır. Çağdaşlığa, aydınlığa, özgürlüğe bir toplum erecekse kadına verdiği değerle bu tanımlar anlam kazanır.

8 Martın, bugünün anısına tüm çalışan kadınlarımıza ikramiye verilmesi ve bu konuda bir yasal düzenleme yapılması şarttır. Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde seçme seçilme hakkına eren kadınlarımız, toplumsal yaşamda her sorunlarının çözümünde gereken her yasal düzenlemeyi hak etmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

11.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, emeklilik hakkı elde etmiş ancak prim borcu bulunan yurttaşların sorunlarına ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emeklilik hakkı elde etmiş ancak BAĞ-KUR ve Sosyal Sigortalar Kurumuna prim borçları olan yurttaşlarımızla ilgili, Ziraat Bankası dört yıla kadar uzayan vadelerle kredi vermektedir. Yüzde 1,28 faiz oranıyla borcun yüzde 90’ına kadar verilen bu krediden “Ödemelerin çok.” “Sicilin bozuk.” gibi nedenlerle yine birçok yurttaşımız yararlanamıyor. Hâlbuki alınacak emekli maaşı, doğrudan Ziraat Bankasının olacak. Bu olanaktan yararlanacaklar da emekli olacaklar. Eğer sosyal devlet ilkesini benimsiyorsanız ve bu hakkı kullanmak isteyenlere kolaylık sağlamak istiyorsanız neden bu kadar yüksek bir faiz alacaksınız, neden “sicili bozuk” yurttaşları yararlandırmıyorsunuz? Düşürün faizi, görmeyin sicili. Emekli olacak mağdur durumda birçok yurttaşımız sizden cevap ve yardım beklemektedir.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

12.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, resmî ilanların yerel basına verilmemesi uygulamasından derhâl vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, yerel basın, AKP tarafından yok ediliyor. Yerel basının can damarı olan resmî ilanlar, bundan böyle Basın İlan Kurumunun resmî sitesinde yayınlanacak. Bu, yanlıştır. Yerel basın, devletten aldığı ilan parasıyla ancak ayakta durabilmektedir. Yerel basın, bu ilanlardan mahrum kalırsa sadece reklam gelirleriyle yaşamaya çalışacaktır. Bu durumda parayı veren, düdüğü çalmaya çalışacak; onurlu, dik duran ve kalemini satmayan gazeteciler açlığa mahkûm edilecektir.

Seçim ortamına girdiğimiz bugünlerde yerel basının âdeta cendereye alınması, AKP’nin bu seçimlerden nasıl korktuğunun ve çaresizlik içinde çırpındığının önemli bir göstergesidir. Resmî ilanların yerel basına verilmemesi doğru değildir ve bu uygulamadan derhâl vazgeçilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Taşkın…

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Aileden başlayarak, hayatımızın her yerinde ve her anında sevgileri, emekleri ve fedakârlıklarıyla dünyamızı güzelleştiren kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyorum.

AK PARTİ olarak on altı yıldır gerçekleştirdiğimiz reformlarla kadınlarımızın çalışma hayatı, eğitim, ekonomi, siyaset ve sosyal alanlardaki konumlarını güçlendirdik, kadınlarımızı dezavantajlı kılan birçok uygulamayı yürürlükten kaldırdık, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık suçlarını en sert şekilde cezalandıran düzenlemeleri hayata geçirdik.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün, kadının saygınlığı ve hakları konusunda önemli bir farkındalığa vesile olmasını, bu alanda yaşanan sorunların çözümüne katkı sunmasını, savaşın, şiddetin, yoksulluk ve yoksunluğun mağdur ettiği nice kadına umut olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

8 Mart vesilesiyle kadınlarımızın siyasette ve toplumsal yaşamda daha fazla yer alabilmelerini diliyor, kendine çizilen sınırları reddeden, düşünen, sorgulayan ve baş eğmeyen tüm kadınlarımızın Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlarım.

Kadının toplumsal yaşamdaki yerinin öneminin anlaşılması açısından Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin şu sözünü ve bir deyişini hatırlatmak isterim: “Bir erkeği okutursanız onun hayatı değişir ama bir kadını okutursanız toplum değişir.” “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde, Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık da eksiklik de senin görüşlerinde.”

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Öztürk.

15.- Giresun Milletvekili Sabri Öztürk’ün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

SABRİ ÖZTÜRK (Giresun) – 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Amerika’da çalışma hayatında ağır şartlar içinde bulunan kadınlarımızın daha iyi haklar elde etme mücadelesinin sonucunda kabul edilmiştir. Oysa, kadınlar, ister çalışsın ister çalışmasın, her alanda, dünyanın her yerinde bir gün değil, her gün değer vermemiz gereken annelerimiz, eşlerimiz, kızlarımız, kardeşlerimizdir. Doğumdan ölüme kadar hayatın her anında yanımızda bulunan annemiz, eşimiz, kız kardeşimiz olan, bizi biz yapan tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü gönülden kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç.

16.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Kadın haklarını koruyup gözetelim, erkek haklarını da görmezlikten gelmeyelim, işi dengede götürelim.

Tedbir önce gelir tohum toprağa düşmeden. Göz, sadece bardağı taşıran son damlayı görür, hâlbuki bardağı taşıran, damlaların bütünüdür. Tekerrür eden şey, tarih değil, işlenen hatalardır. Sürükleyen örnekler devam eder yoluna. Zamanın tezgâhı durmaz. Evreler aşılarak sahneye bir başka olay çıkar. Tecrübe bir gözlüktür ama görmesini bilmeyenlere gözlüğün ne faydası olur. Ağacın neticesi meyve, çekirdeği vasıtasıyla meyvenin sonu da ağaçtır. Böylece, uzayan bir sonsuz daire içerisinde başlangıç son, son ise başlangıç olur. Aldatan görüntülere değil, kökü kemiren kurda dikkat etmeli. Nedenlere yönelen, güçlü ve ümitli olur.

BAŞKAN – Ve Sayın Özdiş.

17.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından, kadın çiftçilere pozitif ayrımcılık ve destek verme konusunda ne gibi çalışmaları olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına. Tarım sektöründe çalışan 2,4 milyona yakın kadın, ev işlerinin yanı sıra tarımsal üretimin de merkezinde yer alarak tarımda üretimin yarıdan fazlasını karşılıyor, günde 15-16 saat çalışıyor. Tarımda çalışan bunca kadının yüzde 94’ünün de sigortasız, yüzde 79’unun da herhangi bir ücret almadan çalıştığını bildiğimize göre kadın çiftçilere pozitif ayrımcılık ve destek verme konusunda ne gibi çalışmalarınız var Sayın Bakan?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi de söz almamış olan, sisteme girip konuşmak isteyen bütün kadın milletvekillerimize söz vereceğim.

Buyurun.

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Kadın güçlüdür, inançlıdır, yüreğiyle hareket eder. Sevgiyi zaaf olarak görmez kadın. Yerine göre dünyayı sevgiyle yoğuran varlıklardır. Detaycıdır, fıtraten başkalarının göremediklerini görür. Sevgi ve merhametin de temsilcisidir kadın. Onun için de yüreğiyle hareket eden, sevgisiyle dünyayı yoğuran, temsil eden, doğuran ve ayakları üzerinde duran tüm güçlü kadınların Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkal.

Başka söz talebi olan kadın milletvekilimiz var mı?

MEHMET GÖKER (Burdur) – Erkek var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bugün erkekler biraz daha az konuşursa iyi olur diye düşünüyorum ya da eğer konuşacaklarsa kadın diliyle konuşmaları şartıyla söz vereceğim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, ama bu, cinsiyetçi bir yaklaşım.

BAŞKAN – Ama bugün mümkünse kadınları dinleyelim, mümkünse kadın dilinden öğrenmeye çalışalım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ama bu, cinsiyetçi bir yaklaşım. Bu ayrım bitsin, kadın-erkek ayrımı kalmasın, bütün insanlar eşit olsun.

BAŞKAN – Şimdi de söz talebinde bulunan grup başkan vekillerinin taleplerini karşılayacağım.

Buyurun Sayın Usta.

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladıklarına ve kadınların istihdamı konusunda yaşanan ayrımcılık sorununun araştırılması amacıyla verdikleri önergeye siyasi partilerin desteğini beklediklerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kadın elinin değdiği her yerde bir güzellik, göz nurunun düştüğü ve emeğinin geçtiği her noktada bir derinlik bulunmaktadır. Gelecek nesillerin yetişmesinde yeri doldurulamayacak bir önemi olan ve sevgiyi, nezaketi, inceliği öğreten kadınlarımızdır. Bağımsızlığımızın ninnisini söyleyen kadındır, bekamızın duasını eden kadındır, vatana evlat yetiştiren yine kadındır, annedir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği üzere “Bir toplum, aynı gayeye kadınları ve erkekleriyle beraber yürümez ise ilerlemesine ve medenileşmesine teknik bakımdan imkân, ilmî bakımdan ihtimal yoktur. Toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı hareketsiz kalırsa o toplum felçlidir ve şuna inanmak lazımdır ki dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”

Bir soğan halkası gibi halka halka, bireyden aileye, topluma, millete dair merhalelerde aile, millî cemiyetin temelidir. Millî kültürümüzü, dinimizi ana kucağı, baba ocağı ailede öğrenerek şahsiyet kazanırız. Kadının gerek erkeği gerekse gelecek nesiller üzerinde etkisi Türk tarihine damga vuracak şekildedir. Kadının erkek ile yan yana olması, sağlıklı bir toplumun ilk önceliği olmalıdır. Dünyaya gelirken seçemediğimiz cinsiyetimizi dinimizde de Türk töresinde de olmayan uydurulmuş sözlerle kutsamak, üstünlük arz etmek üzere kullanmak ve yaratılış gereği verilen kuvveti şiddete dönüştürmek, büyük bir ahlaksızlık, insanlığa sığmayacak bir utanç vesilesidir. Bu hastalıklı düşünce bataklıklarının kurutulmasında eğitim sisteminin önemi ortadadır.

Unutmayalım ki kadın, aile ve toplumsal ilişkilerin direği, nirengi noktasıdır. Bilimden sanata, spordan edebiyata, siyasetten ekonomiye kadar hayatın her alanında kadınların tam manasıyla izi görülüp sesi duyulacaksa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

…önce şiddetle mücadele etmek, asıl ve öncelikli olmalıdır. Kahraman ve fedakâr Türk kadınının hak ettiği yerlerde olması, layık olduğu sosyal, siyasal ve ekonomik sıçramalar yaşaması bizim tehir edemeyeceğimiz bir gayedir.

Bu vesileyle, her şeyin en güzeline layık olan Türk kadının Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Aziz şehitlerimizin muhterem annelerine ve sevgili eşlerine, kız kardeşlerine en derin hürmetlerimizi bildiriyor, şiddet ve cinayete kurban giden tüm kızlarımızı, kadınlarımızı rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkan, bu vesileyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak da kadına şiddetin önlenmesi, kadın ve çocuklara karşı cinsel istismarın önüne geçilmesi, kadınların iş hayatındaki engellerin aşılması için daha fazla gayret sarf etmeliyiz. Bu cümleden olmak üzere, biz de bugün grup önerisi olarak, kadınların istihdamı konusunda yaşanan ayrımcılık sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması önergesi vermiş bulunuyoruz. Önergemize de bütün siyasi partilerin desteğini bekliyoruz.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Sayın Dora…

20.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

EROL DORA (Mardin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sizin ve çok değerli milletvekili arkadaşlarımızın da özellikle belirttikleri gibi bugün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Ben de bu vesileyle artık cinsiyet ayrımcılığının tamamen yok edileceği, şiddetin yok olacağı ve herkesin özgürlük, eşitlik ve demokrasi kültürü çerçevesinde yaşayacağı bir dünyanın oluşması için özellikle biz parlamenterlere büyük görev ve sorumluluk düştüğünü burada bir kez daha vurgulamak istiyorum. Ben de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü büyük bir coşkuyla kutlamak istiyorum ve diliyorum ki yalnız böyle şeklî anlamda kutlamalarla değil, gerçek anlamda cinsiyet ayrımcılığının tamamen yok olacağı günleri görelim. Bu umutla hepinizi tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Altay…

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladığına ve kadının özgürlüğü, eşitliği ve saygınlığının cumhuriyet değerlerinin korunmasına bağlı olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, bugün 8 Mart. Bugün Türkiye ve dünya kadınları konuşacak, kadınlara güzel sözler söyleyeceğiz, çiçek vereceğiz, iltifat edeceğiz. Arzumuz o ki 9 Martta da 8 Marttaki ruh iklimi içinde Türkiye’de ve dünyada kadınlar hak ettiği saygınlığı görsün.

Sayın Başkan, maalesef, tabii üzülerek, bugün vesilesiyle belirtmemiz lazım ki “Türkiye’de kadın” deyince akla kadın cinayeti geliyor, “Türkiye’de kadın” deyince akla kadına yönelik şiddet geliyor, “Türkiye’de kadın” deyince akla cinsel istismar geliyor. Oysa biz, kadınları ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel alanda erkeğiyle eşit, erkeğin arkasında değil yanında, hatta mümkünse önünde gidenler olarak görmek istiyoruz.

Nitekim, Türk kadını, seçme ve seçilme hakkını Avrupa’daki, şimdi gelişmiş ülkelerdeki hemcinslerinden çok önce almış olmasına rağmen, bugün toplumdaki gerek sosyal statüsü gerek ekonomik kazanımları ve siyasal hakları bakımından Avrupa’daki diğer ülkelerle mukayese edildiğinde Türk kadınını sonuncu sırada görmek bizi derinden üzmekte ve yaralamaktadır. Bu bağlamda, Türk kadını doksan yıl önceki kazanımlarından bugün çok daha geri bir noktaya gelmiş ise burada hiç kuşkusuz siyaset kurumunun sorumluluğu vardır. Bir siyasi partiyi itham etmek için söylüyor değilim ancak ayrıştırma politikaları, ötekileştirme politikaları, kutuplaştıran ve kamplaştıran politikalar, bu dil, bu icraat ve bu eylemler Türkiye’de en çok kadınları mağdur etmiştir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bitireyim müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Devam edin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sanıyorum dün, AK PARTİ Genel Başkanı, çocuk tacizleri ve kadın cinayetleri için şöyle bir söz söyledi: “Cani ruhlara, sapıklara cesaret veren iklimi ortadan kaldırmak lazım.” Doğru söyledi ama bu iklim niye oluştu, nasıl oluştu; önce bunu sorgulamak lazım. Örneğin “Nureddin Yıldız” isimli sapkına, örneğin bunun Sinop’ta yaptığı, yapacağı konuşmaya tepki gösterenleri mahkemenin önüne koyarsanız, Nureddin Yıldız gibi bir sapkını korursanız bu düşüncenizle ters düşmüş olursunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu bakımdan, ben, Türkiye’yi yöneten iradenin “Geçmişte beni FETÖ kandırdı, Obama kandırdı, şu kandırdı, bu kandırdı”dan sonra, bugün neredeyse “Beni sapıklar ve meczuplar da kandırmış.” deme noktasına geleceği endişesini taşıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bunun için Hükûmetin ve Meclisimizin alması lazım gelen bütün tedbirleri bir an önce alması gerektiğini söylüyorum ve unutulmamalı ki kadının özgürlüğü, eşitliği ve saygınlığı cumhuriyet değerlerinin korunmasına bağlıdır.

Teşekkür ederim.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Sayın Elitaş…

22.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Sadece bugün Kadınlar Günü’nü kutlamak değil, yıl üç yüz altmış beş gün… Baş tacımız, aile ortağımız, aile bütünlüğünün en önemli unsurlarından birisi, zamanı geldiğinde annemiz, zamanı geldiğinde kardeşimiz, zamanı geldiğinde eşimiz olan kadınlarımızı sadece bir gün anmak değil, her gün baş tacı yapmak, bizlerin en önemli görevlerinden birisidir.

Eğer izin verirseniz, uygun görürseniz bundan sonra grubumuz adına olan kısımda kadın Milletvekilimiz Sayın Leyla Şahin Usta devam edecektir.

Ben, tekrar Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Elitaş.

Buyurun Sayın Şahin Usta.

23.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığına, Afrin’de mücadele içerisinde olan askerlerin ailelerine milletvekilleri ve kadınlar olarak büyük destek verdiklerine ve bugünün, kadınların acılarıyla değil, mutluluklarıyla ve iyilikleriyle anıldığı bir gün olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Ben de hem Grup Başkan Vekilimize hem de size teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü. “Emekçi Kadınlar Günü” denilmiş çünkü tarih içerisinde fabrikada emek verip çalışan kadınların bir hak mücadelesi sonucunda ortaya çıkmış ve bu mücadele üzerine temellendirilerek anılması uygun görülen bir gün olarak kadınlara atfedilmiş bir gün. O yüzden, sadece kutlamak değil, anmamız gereken bir gün olarak düşünmemizi hatırlatıyorum. Tıpkı, Cahiliye Dönemi’nde kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlere karşı Peygamber Efendimiz’in başlatmış olduğu bir mücadele gibi ve aslında onun “Cennet, anaların ayakları altında.” diyerek, kadınlara vermiş olduğu en büyük değeri ve müjdeyi vererek, kadın haklarının temelini atan bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu hatırlayarak ve bundan büyük bir onur ve gurur duyarak, bir kadın mücadelesinin sonucunda bütün dünyada ve uluslararası alanda bir kadın gününün ilan edilmesinin anlamını çok iyi değerlendirmemiz gerekir.

Bu yüzden, sadece dünyanın belli bir bölgesinde kadınların refah ve huzur içerisinde yaşadığı değil, tüm dünyada kadınların, çocukların, kızların refah ve huzur içerisinde yaşaması için mücadele etmemiz gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Suriye’de şu anda, hapishanelerde işkence altında, taciz ve tecavüz altında bulunan kadınlarımıza, buradan özgürlük için mücadele etmemiz gerektiğini hem Türkiye olarak hem insan olarak hem de Meclisin vekilleri olarak bu konuda en büyük çabayı göstermemiz gerektiğini hatırlayacağımız bir gün olmasını istiyorum.

Bunun dışında, Afrin’de şu anda ciddi bir mücadele içerisinde olan askerlerimizin ailelerine, annelerine, eşlerine, çocuklarına buradan, Meclisten milletvekilleri olarak, kadınlar olarak büyük bir destek verdiğimizi hatırlayacağımız bir gün olmasını istiyorum.

Şehit olanların ailelerine sabırlar diliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Şahin Usta.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Kurtuluş Savaşı’ndan 15 Temmuza kadar bu vatan için, bu bayrak için, bu millet için şehit olmuş ne kadar kadınımız varsa, hepsinin ruhlarını şad ediyoruz, mekânlarını Allah cennet eylesin diyoruz.

Bizim bir kadın olarak bugünkü görevimiz, kadınları, Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmekse, bizden sonra gelecek yeni nesil için de gençler için de genç kadınlarımız için de iyi bir Türkiye bırakmak, bunun için mücadele etmek, bunun için çalışıp çabalamak.

Evet, 1934 yılında Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi, pek çok Avrupa ülkesinden önce verildi hem de büyük bir başarı ancak fiilen tüm kadınların bu haktan yararlanabilmesi ta 2015 yıllarını buldu. Bizler başörtülü kadınlar olarak ancak 2015 yılında bu Millet Meclisine aday adayı olabilmek için imkân bulabildik. Türkiye'nin önünü açan, kadın hakları noktasında da büyük bir çaba ve emek sarf eden partimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza da buradan Dünya Kadınlar Günü hatırına ve anısına büyük şükranlarımızı ve teşekkürlerimizi sunarak bütün dünya kadınlarının bu acıları bir daha yaşamamasını ve bugünün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) - …kadınların acılarıyla değil, mutluluklarıyla ve iyilikleriyle anıldığı bir gün olmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şahin Usta.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli konuşmacıların, grup başkan vekillerinin de vurguladığı konu üzerine ben de birkaç cümle söylemek isterim.

Bugün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Bugünün özel anlamı, dünya kadınlarının mücadeleyle erkek egemen iktidara karşı özgürleşme çabasında ve sembolü olmasında yatıyor bana göre. Belki de dünyanın en köklü ve en kıyıcı iktidarı; erkek iktidarıdır çünkü en uzun tarihe sahip olan iktidardır ve görünmeyen, her alana sinmiş olan iktidardır. Elbette bu iktidar, kadınlara özgürlüklerini, bedenlerini, hayatlarını gasbeden bir düzen dayatıyor ama ben erkeklerin de bu dilin, erkek egemen dilin kurbanı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla kadın mücadelesinin sadece kadınların özgürlük mücadelesi olmadığını, bütün insanlığın özgürlük çabasının temeli olduğunu düşünüyorum ve eğer bu erkek egemen iktidarı değiştireceksek kadın dilinden, kadın dilinin barındırdığı özgürlük imkânlarından, kadın mücadelesinin inadından, ısrarından çok şey öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum.

“Yeni bir dünya kurulmalıdır.” deriz her zaman. Yeni bir dünyanın ancak adil, eşit ve özgür olursa yeni olacağını söyleyebiliriz. Bunun için de mutlaka yeni bir dile ihtiyaç var, yeni bir dil olmadan yeni bir dünya kurulamaz. Bu yeni dilin de en güçlü kaynaklarının kadın mücadelesinde ve dilinde olduğunu düşünüyorum.

Bu vesileyle 8 Mart Kadınlar Günü’nü ben de kutluyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, kadınların istihdamı konusunda yaşanan ayrımcılık sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan, İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşlarının (10/1013) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

8/3/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/3/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Erhan Usta

                                                                                 Samsun

                                                              MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmında yer alan, İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşlarının kadınların istihdamı konusunda yaşanan ayrımcılık sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği (10/1013) esas numaralı Meclis Araştırması Önergemizin görüşmelerinin 8/3/2018 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milleti; öncelikle tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Hem bu çatı altında şerefli bir görevi icra eden milletvekillerimizin, yine aynı şekilde bizlere emekleriyle destek veren kadın çalışanlarımızın, danışman kızlarımızın ve kadınlarımızın ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve farklı kurumlarda çalışan tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Bugün 8 Mart.

Afrin Operasyonu’nda, Zeytin Dalı Operasyonu’nda mücadele eden kahraman Türk ordusuna buradan dualarımızı gönderiyoruz ve dualarımızı gönderirken de mukaddes bir mücadele olan sınır ötesindeki harekâtın muzaffer olması yönünde de dileklerimizi, temennilerimizi gönderiyoruz. Şehadete kavuşmuş olan kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyoruz. Yine aynı şekilde, gazi olmuş olan kahramanlarımıza uzun sağlıklı ömürler ve şifalar diliyoruz. Orada yürütülmekte olan mücadele gerçekten önemli bir mücadele ve meşru bir mücadele. Hem Suriye toprakları üzerinde huzurun tesis edilmesi hem ülkemizin sınır güvenliğinin sağlanması açısından meşru bir mücadeledir. Terör örgütlerine karşı yürütülmekte olan bir mücadeledir, bu anlamda da bunun dünya kamuoyuyla paylaşılması şarttır.

Kadın istihdamının artırılması hususunda araştırma komisyonu kurulması için Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Evet, bugün Dünya Kadınlar Günü. Aslında Dünya Kadınlar Günü demek bana göre çok uygun değil, her gün kadınlarımızla ilgili, erkeklerimizle ilgili, çocuklarımızla ilgili, gençlerimizle ilgili, yaşlılarımızla ilgili mutlaka her tür çözümün üretilmesi gerektiğini düşünen insanlardan biriyim. Sadece kadınlarla ilgili değil ama biliyoruz ki ülkemizde sıkıntılar, sorunlar, çözümü geciktirilmiş sosyal sorunlar var, bu çözümü geciktirilmiş olan sosyal sorunlarla ilgili de çözüm üretirken toplum kesimlerinin tamamına dokunmamız gerekiyor.

Evet, tarihimizden bugüne kadar savaşan kahraman Türk kadınlarımız var, onları buradan yâd etmek istiyorum. Nene Hatunlarımız var, Nezahat Onbaşılarımız var, Kurtuluş Savaşı’nda ön cephede aynı ruhla, aynı vatan aşkıyla erkeklerle eşit mücadele etmiş olan kadınlarımız var. Onları da buradan yâd etmek istiyorum, yine dualarımı göndermek istiyorum.

Yine, iş kadını ve müessese sahibi olup istihdama ve ekonomiye katkı sağlayan kadınlarımıza da buradan selam göndermek istiyorum. Çalışan kadınlarımızın aile bütçelerine sağlamış olduğu katkılarla, evlatlarını yetiştirmeleriyle toplumda mihenk taşı olduklarını hepimiz biliyoruz. Bütün bunları yaparken yine aynı şekilde bunların her biri bizim annemiz, her biri bizim eşimiz, her biri bizim evladımız, her biri bu toplumda -ben bir kadın olarak bunu söylemiyorum- bizim için bir kıymet. Bütün zorlukların, önlerinde bir engel varsa bunun kaldırılması yönünde de gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Evet, zor mudur ülkemizde kadın olmak? Tabii ki kolay değil ama bunu zorlaştıran unsurlarla ilgili de yasama faaliyetlerini yaparken her bir milletvekilinin öncelikle milletin vebaliyle bu koltukta oturduğunu bilmesi hasebiyle mutlaka şunu demesi gerekiyor: Evet, kadın istihdamı yeteri kadar var mıdır, bunu bir inceleyelim; artırılmalı mıdır, bunu bir inceleyelim ve buna bir çözüm getirmemiz gerekiyor ve bunun araştırılması gerekiyor. Sahada çalışmalarımızı yapalım, kadınlara dokunalım. Yine, gençlerimize dokunalım. İstihdam bekleyen, millî projelerde yer almak isteyen Türk akademisyenlerimize gidelim. Yine, Türk dünyasından bize faydalı olacak insanlarla istişarelerde bulunalım ve istihdamın artırılması için üzerimize düşeni yapalım.

Kızlarımız ve çocuklarımızla ilgili, özellikle cinsel istismar konusunda hepimiz burada yekvücut olduk, hepimiz dedik ki: “En ağır cezanın verilmesi şart.” Özellikle ağzı süt kokan evlatlara sapık emellerin ulaşmasını engellemek için sıfır tolerans noktasında da gereğinin yapılması yönünde aynı refleksi gösterdik, göstermeye de devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Polis Özel Harekât alımıyla alakalı, Anayasa’nın eşitlik ilkesine uygun olarak, Sayın İçişleri Bakanından aldığımız söz üzerine, kadın alımı yapılacağı yönünde bir bilgiyi aldık. Henüz açıklaması yapılmadı ya da az sayıda olacak. Bu anlamda da özellikle o kızlarımızın ben buradan cümlesini aktarmak istiyorum: “Vatan aşkının cinsiyeti olmaz. Vatan aşkında kadın-erkek denmez. Vatan aşkı, bu topraklar üzerinde yaşayan, bu ülke benim diyen, üniter devlet yapısını korumak isteyen, bu bayrak inmesin, bu ezan dinmesin ve bu vatan bölünmesin diyen herkesin boynunun borcudur.” Bu anlamda kızlarımız özellikle Polis Özel Harekâta alınmak istiyor. POMEM’de yaş şartının esnetilmesi yönünde de talepleri var, bunu da buradan aktarmış olayım.

Hepinizin duyarlılığını sadece bir kadın olarak değil, bir milletvekili arkadaşınız olarak bekliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdem.

Öneri üzerinde ikinci söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora’ya aittir.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından verilen, iş yaşamında kadın istihdamı hakkında vermiş oldukları araştırma önergesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması için verdiği mücadele bağlamında 8 Mart 1857 tarihi önemlidir. O gün New York’ta 40 bin kadın dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları için yaptıkları genel grev her zamanki gibi polisin saldırısıyla sonuçlanmış, kapatıldıkları fabrikada çıkan yangında kadınların kaçamamaları için konan barikatları aşamayan 129 kadın işçi can vermiştir. Bu olaydan elli üç yıl sonra Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan İkinci Enternasyonale bağlı sosyalist kadınlar 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olmasını önermiş ve oy birliğiyle kabul edilmiştir. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler tarafından da 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edildiğini hepimiz bilmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bağlamda, 8 Martlar kadının örgütlenme ve eşit yaşam hakkı için mücadele günlerinin simgesidir. 8 Martlarda tüm dünyada kadın haklarından, onların ne kadar fedakâr, cefakâr ve kutsal olduğundan sembolik ve genelgeçer ifadelerle bahsedilir. Ancak kadınların cinsiyet temelli uğradıkları her türlü ayrımcılık konusunda gerek yasal ve gerekse gündelik yaşam uygulamalarında hâlen oldukça önemli temel yetersizlikler ve çarpıklıklar olduğu gizlenemez bir gerçektir.

Değerli milletvekilleri, dünyanın yarısını oluşturan kadınlar için evde, sokakta, okulda, işte ve hayatın her alanında eşitsizlikler yaşanmaktadır. Bunun için de öncelikle, kadın-erkek ayrımı yapılmadan herkese güvenceli iş ve güvenceli istihdam koşulları yaratılmalıdır. Bununla birlikte kadın istihdamını artırmak için önerilen esnek ve geçici çalışma biçimlerine -taşeron, kiralık işçilik, kısmi süreli çalışma gibi- karşı tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalıdır. Kadınların işe alım ve yükselmelerinde cinsiyetçi politikalardan vazgeçilmelidir. Kadın ve erkek arasında yaşanan ücret eşitsizliği giderilmelidir. İş yerlerinde kadınlara yönelik şiddet ve taciz vakalarında en etkin ve caydırıcı denetim ve ceza mekanizmaları işletilmelidir. Kadınların sürekli eğitim olanaklarına kavuşmaları için eğitim politikaları cinsiyet eşitliği temelinde yeniden düzenlenmeli ve eğitimde fırsat eşitliği mutlaka sağlanmalıdır.

Bir ülkede gerçek anlamda kadınlar özgür değilse asla o ülkede gerçek anlamda bir özgürlüğün olamayacağını bir kez daha vurguluyor ve bu vesileyle yine bir kez daha Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dora.

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’dedir.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, bugün, bütün konuşmacıların vurgu yaptığı gibi, Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Dolayısıyla bütün konular ve önergeler ağırlıklı olarak bu konuda veriliyor. Daha önce bazı konuşmacıların da söylediği gibi, sadece kadınların ve kadına dair hakların ve mücadelenin bugün anılıyor olması bile tek başına kadınlar için bir haksızlıktır. Kaldı ki ben öncelikle önerge sahibi kadın milletvekilimizi buradan kutluyorum, teşekkür ediyorum fakat önce -bunun kayda da geçmesi gerekir- şunu söylemek istiyorum: Bugün Dünya Kadınlar Günü, kadının istihdamı konuşuluyor, kadın mücadelesiyle ilgili çaba harcanıyor ama bu Mecliste şu anda önerge sahibi kadın milletvekili dışında bir tek kadın milletvekili yok. Önce, kadınların kendi mücadelelerine, kendi haklarına sahip çıkması ve bu mücadelede kararlı olması gerekir.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Meclis Başkanının programı var.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Yoksa salt erkeklere bırakılmış, salt erkeklerin elinden minnet gibi sunulan bu haklara sahip olmak mümkün değil. Salt erkeklerin dünyasında eğer bütün mücadeleyi, bütün meseleyi erkeğin üstüne bırakırsanız bu mücadele yıllarca sürecek demektir.

Arkadaşlar, nüfusun tam yarısı kadın, yaşamın tam yarısı da ailenin de geleceğin de bugünün de tam yarısı kadın yani yüzde 50’si ama iş yaşamına gelince iş gücüne katılma oranında kadının oranı yüzde 30, kadın yönetici oranı yüzde 12 ama üst düzey kadın yönetici oranımız yüzde 2’den az. Bürokraside, devlet yönetiminde neredeyse kadın yok gibi, hiç yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Mecliste de yok.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Aynen, Mecliste olduğu gibi.

İş yaşamında yer bulma başarısı gösteren, çalışan kadının koşulları eşit değil; daha düşük maaş, daha kötü koşullar ve mobbinge maruz kalıyor. Bu sorunları hepimiz bal gibi biliyoruz. Kadın mücadelesi ve yaşamdaki yeri konusunda ulusal bir tiyatroda gibiyiz. Lafa geldi mi kadın edebiyatı çok.

Arkadaşlar, Dünya Emekçi Kadınlar Günü, salt sosyal medya mesajları ve SMS mesajlarıyla sulandırılmayacak kadar derinliği olan, ciddi ve önemli bir mücadeledir. “Ana gibi yâr olmaz.” deyip kadını sadece annelik üzerinden değerli kılan “Cennet anaların ayağı altındadır.” deyip bu dünyada kadını ayak altına alan anlayışların, kadın hakları ve kadın mücadelesini salt sosyal medya mesajlarıyla 8 Mart dışında hatırlamayanların, kendi partim dâhil hâl⠓kadın kolları” gibi erkekten ayrı, farklı gören, cinsiyet eşitliği ilkesine aykırı anlayışları sürdürenlerin…

Kadın hakkının insan hakkı olduğu inancıyla, yaşamda, çalışma yaşamında, Mecliste, mücadelede, sevinçte, hüzünde eşit, ayrımsız kadın hakları için artık mücadeleye gerek kalmayan bir dünya diliyorum.

Arkadaşlar, buradan sesleniyorum: Sahiciysek ve samimiysek, Siyasi Partiler ve Seçim Yasası geliyor, buyurun “kadın kotası” denilen şeyi kaldıralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın İrgil.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşlar, kadın hakları derneklerinin olması “kadın kotası” gibi kavramların kullanılması bile tek başına zaten kadına yapılan ayrımcılığın, cinsiyet eşitsizliğinin bir kanıtıdır. Kadına kota ne demek? Eğer bu konuda sahici ve samimiyseniz, eşit görüyorsanız, hani “ana gibi” diyorsanız, daha da kendinizden değerli kılmak istiyorsanız o zaman kotayı kaldırın, her şey yüzde 50 eşit olsun, her yerde kadınlar bizimle aynı sayıda, aynı güçte temsil edilsinler, var olsunlar yoksa sadece kadınlara nimet gibi, minnet gibi bir şeyler sunmaktan vazgeçelim.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İrgil.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaçar’a aittir.

Buyurun Sayın Kaçar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT KAÇAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kadın istihdamının artırılmasıyla ilgili verilen araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bizden önceki milletvekili arkadaşımızın kadın milletvekillerinin Mecliste olmamasıyla ilgili bir sitemi oldu.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Haksız mıyım bu konuda?

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Arkadaşlarımız bütün kadın milletvekillerinin Meclis Başkanının bir programında olduğuyla ilgili bir bilgi paylaştılar. Bir haksızlığa meydan vermeme adına bu bilgiyi paylaşma ihtiyacı hissettim.

Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyorum. Başta 15 Temmuzda şehit olan kadınlarımız olmak üzere eşlerini, evlatlarını, yakınlarını vatan savunması için şehit veren tüm kadınlarımızı saygıyla selamlıyorum. Elbette ki bizim kadınlarımızın hikâyeleri bir güne sığdırılamayacak kadar çok ve zengin. Tarihimizin ve bugünümüzün tüm fedakâr kadınlarını bir kez daha saygıyla yâd ediyorum.

Toplumun gelişmesi noktasında elbette ki çalışma hayatında kadınların istihdamı, kadınların istihdamının artırılması ve istihdamın önündeki engellerin kaldırılması hiç şüphesiz çalışma hayatı açısından ve toplumun sosyal dokusu açısından olmazsa olmaz, önemli yaklaşımlardır. Türkiye, gerek çalışan kadınların ve gerekse de çalışma hayatına yeni girecek olan kadınların önündeki engellerin kaldırılması noktasında son derece önemli düzenlemeler yapan ve bu konuda dünyada örnek gösterilen önemli ülkelerden biridir.

Kadınların sosyal hayatta, çalışma hayatında daha fazla yer almasının en önemli ilkesi hiç şüphesiz, fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır. Bu konuda, 2003 tarihli 4857 sayılı İş Kanunu eşit davranma ilkesi hususunda önemli bir yasal düzenleme getiren bir kanundur. Burada cinsiyet ve gebelik nedeniyle doğrudan ve dolaylı farklı bir işleme tabi tutulmaması, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili özel hükümler getirilmesi ve çalışma hayatında kadının teşvikiyle ilgili 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ve bunlarla ilgili yapılan düzenlemeler, Türkiye'de hem mevcut çalışma hayatının düzenlenmesi hem de kadının yeni istihdamıyla ilgili önemli düzenlemeler içermiştir. 2003 yılından itibaren başlayan ve 2017 yılı sonuna kadar yapılan düzenlemeler neticesinde, Türkiye'de kadın istihdam oranları 2002’de yüzde 24,8 iken 2017 sonu itibarıyla yüzde 34’e yükselmiştir. Bu da yapılan yasal düzenlemelerin çalışma hayatındaki olumlu yansımalarını göstermesi açısından son derece önemlidir. Yeterli midir? Elbette ki yeterli değildir ama alınan mesafe açısından son derece önemlidir. Bu temel vizyon içerisinde çalışma hayatıyla ilgili yeni düzenlemelerin yapılacağını ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaçar.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Meclis Başkanı bu saatte niye program koymuş? Sabahı var, akşamı var…

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Biz kazandık. Biz fazlayız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Edildi.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Biz kazandık.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Edildi Başkanım, kabul edildi.

BAŞKAN – Bir sayalım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bravo!

BAŞKAN – Sonradan gelenleri saymıyoruz. Sonradan gelenleri saymıyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Öyle şey olur mu ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sonradan gelenleri saymamak olur mu Sayın Başkan? Milletvekilliğini düşürürsünüz siz, olur mu öyle şey?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Efendim, elektronik yapın.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Divana sorduk ve sonradan gelenleri de hesaba katmadığımız takdirde bile öneri kabul edilmemiş oluyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Müsaade eder misiniz Sayın Başkanım.

Sonradan gelen milletvekillerini katmamak diye bir usul olmaz efendim. Milletvekili, milletvekilidir. Oylamanın süresi var, yapmayın!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, eğer elektronik oylama yapıyor olsaydık ya da başka türlü oylama yapıyor olsaydık kabul edilebilirdi ama oylamayı yaptık, kapıda görünenleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz “Sayayım.” derken milletvekili içeri girerse saymamak olur mu?

BAŞKAN – Sonuç itibarıyla…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, siz bir işlem yaptınız. Yani tamam, ben itiraz etmiyorum, neticede olabilir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet.

ENGİN ALTAY (Kayseri) - Ama Elitaş’ın itirazına itirazım var, şu bakımdan var: Siz “Kabul edenler…” dediniz, “Etmeyenler…” dediniz. An itibarıyla kabul edenlerin çok olduğu algısı var idi ve siz tereddüde düştünüz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Olur mu efendim öyle bir şey?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O anda sayıma başladığınız için, o anki bulunanlara göre bir karar vermek noktasındasınız.

BAŞKAN – Öyle verdik kararı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani bence uygulamanızda bir yanlışlık yok, onu belirtmek istedim.

BAŞKAN – Evet, ben de Divan üyeleriyle istişare ederek bu yönde karar vermenin doğru olduğu sonucuna vardım. Bu çerçevede bile kabul oylarının ret oylarından daha az olduğu sonucuna vardık, o nedenle önerinin kabul edilmediğini belirttim.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp tarafından, ceza infaz kurumlarında yaşanan hak ihlali iddialarının araştırılması ve bu ihlallerin bir an önce giderilmesi amacıyla 8/3/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/3/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                        Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                          İstanbul

                                                                        HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

8 Mart 2018 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından (7072 sıra numaralı) ceza infaz kurumlarında yaşanan hak ihlali iddialarının araştırılması ve bu ihlallerin bir an önce giderilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/3/2018 Perşembe günkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; cezaevlerinde artan insan hakları ihlalleri ve işkence iddialarının araştırılması konusunda Meclisin önüne bir araştırma komisyonu kurulması önergesi koyuyoruz. Ben Meclisin bunu kabul etmesini beklerim ama Meclisin bunu kabul etmeyeceğini de biliyorum. Sadece, bu tartışmanın sonunda Komisyon Cezaevi Alt Komisyonunu adı geçen cezaevlerine göndermeye eğilim gösterse bile aslında bu tartışma bir amaca ulaşmış olacaktır. Fakat tabloyu size kısaca sayacak olursam, cezaevlerinin bugünkü mevcut durumu, cezaevi personeli cezaevindeki mahkûma elini sürmese bile bir işkence hâlindedir çünkü Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre cezaevlerinde 2017 yıl sonu itibarıyla 228.993 tutuklu ve hükümlü var, cezaevinin yatak kapasitesi 208.830 yani 20 bin tutuklu ve hükümlünün yatacağı yeri yok, belli ki başkasının yatağında yatıyor ama aslında yatakları olanlar da -hepiniz biliyorsunuz- üçer kişi için yapılmış odalarda, hücrelerde, koğuşlarda 8, 10, 12 kişi kalıyorlar. Cezaevleri Alt Komisyonunda çalışan bütün arkadaşlarımız bunları gözleriyle gördüler. Dolayısıyla bu şartlar altında hiçbir şey yapmasanız, insan onuruna yakışır bir biçimde o insanları hapsetmediğinize göre zaten olağanüstü bir durum var.

Cezaevi mevcudu 2011 ile 2017 arasında neredeyse yüzde 100 artmış. 2011’de 128.604 tutuklu ve hükümlü var, 2017 yıl sonu itibarıyla 228.993. Türkiye nüfusu bu iki yıl arasında yüzde 10 kadar artmış, cezaevi mevcudu yüzde 100 kadar artmışsa zaten saçma sapan bir durumla karşı karşıyayız demektir. Türkiye bugün, cezaevinde insan barındıran ülkeler arasında hiç iyi bir durumda değil. Aslında, Türkiye'nin cezaevi katsayısı 285 yani her 100 bin yurttaşa karşılık 285 yurttaş cezaevinde. Bir ölçü olması için, Finlandiya’da bu 57, Türkiye'den daha beter durumda Rusya var ama şaşıracağınızı düşünüyorum, medeniyet götürmek için ordular seferber ettiğimiz Suriye’de ve Irak’ta durum çok daha iyi; Suriye’de bu katsayı 60, Irak’ta 123. O yüzden oturun, düşünün durumu. Fakat tabii ki bu, cezaevlerindeki kötü muamele ve işkence iddialarını araştırmamayı gerektirmez. “Zaten durum kötü.” diye bunun üstünden kalkamayız çünkü bize gelen tabii ki size de geliyor; bunlar, en azından şefaat talebi için geliyor vekillerinize, bize de hak arama için geliyor. Sonuç olarak “Cezaevinde kalamaz.” raporu verilen, yüzde 92 engelli raporu olan engellilerin de olduğu 402’si ağır olmak üzere 1.154 hasta mahpus var. Bunların derhâl tedavi için salıverilmeleri gerekirken cezaevinde tutuluyorlar. 700 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde.

Türkiye'de şimdi, durumun, tansiyonun giderek yükselmesi, kutuplaşmanın artması, militarist söylemin ve militarist davranışların öne geçmesi dolayısıyla cezaevlerinde bir askerî nizam merakı başlamış durumda. Ayakta sayma, hazır olda durma, tekmil verme gibi uygulamalar ve özellikle cezaevine ilk girişte çıplak arama uygulaması son derece onur kırıcı bir biçimde uygulanıyor. Bu çerçevede, Mehmet Arslan arkadaşımıza yapılmış bulunan muameleyle ilgili olarak Rize Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı açıklama aslında yaraya tuz basmak gibidir. Savcılık bu iddiaları reddetmekle birlikte, orantılı güç kullanıldığını ileri sürmektedir. Orantılı gücün ne olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bir insan çıplak aramayı, haysiyet kırıcı aramayı kabul etmiyorsa onu yakalayıp donunu indirmektir bu yapılan. Eğer dayak atılmadıysa bu insan haysiyetini kırıcı değil midir? Ki niçin yalan söylesin, dayak atılmışsa dayak atılmıştır. Ama bu bir değil, iki değil, pek çok cezaevinde bu süreç devam ediyor. Meclis bu duruma el koymalıdır. Kendi uygarlık seviyesini ölçmek için cezaevlerini norm olarak alacaksa… Aslında, bu cezaevleri, dediğim gibi Irak ve Suriye’den daha düşük bir normu ifade ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, sözlerinizi tamamlayınız.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Siz, böyle cezaevlerine yani böyle bir uygarlığa layık ve talip misiniz? Yurttaşlarımız layık mıdır? Bütün bunlara hakikaten layık olmamız için ne sebep var? Onların şusu busu var, sizin Allah’ınız varmış. Allah’ınız varsa bunlara rıza göstermezsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

Öneri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak konuşacaktır.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; HDP’nin grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum partimiz adına. Bu vesileyle sizleri ve ekranlarda bizleri izleyen saygıdeğer milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Grup önerisine dair düşüncelerimizi ve tutumumuzu paylaşmadan önce, günün anlam ve önemine dair ben de duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Türk kültürünün, Anadolu irfanının ve halk folklorumuzun en önemli kıymetlerinden birisi olan rahmetli Neşet Ertaş’ın o muhteşem ifadesinde olduğu gibi; “Kadınlar insan, erkekler insanoğlu.”, ben de bir insanoğlu olarak muhterem annem, kıymetli eşim, saygıdeğer kardeşim başta olmak üzere, tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum bu vesileyle.

Gelelim grup önerisi hakkındaki düşüncelerimize sayın milletvekilleri. HDP grubunun bu ve buna benzer mahiyette şimdiye kadar pek çok grup önerisi oldu ve biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu grup önerilerinin tamamında istikrarlı bir şekilde şu tutumu ortaya koyduk, burada da yeniden onu ifade edeceğiz. Şimdi, iddia, cezaevlerinde birtakım hak ihlalleri olduğu yönünde. Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak şunu düşünüyoruz sayın milletvekilleri: Ülkemiz, milletimiz, devletimiz zor bir süreçten, zor bir dönemden geçmektedir ve bu zorluklar içerisinde, devletimiz bir hukuk devleti olarak ve bu hukuk devletinin konuya ilişkin kamu görevlileri -başsavcılarımız, savcılarımız başta olmak üzere, binlerce, on binlerce ceza infaz koruma personellerimiz de dâhil olarak- sürecin zorluğuna, sıkıntılarına rağmen burada adaletin tecelli edebilmesi, infazın sağlanabilmesi, tutukluluk noktasında insanlarımızın haklarının verilebilmesi noktasında elinden gelen gayreti fazlasıyla gösterebilmekte. Bu süreçte bu zorluğa rağmen birtakım sıkıntılar, eksiklikler de varsa buna dair bizim anayasal düzenimiz, yasal mevzuatımız hatta Meclisimizin bu yöndeki komisyon çalışmaları da dâhil olmak üzere gereken her türlü faaliyet yapılabilmekte ve buralarda bir yanlışlık tespit edilirse de buna dair idari, cezai yaptırımlar da zaten uygulanabilmektedir. Dolayısıyla biz söz konusu grup önerisinin doğru ve isabetli olmadığını düşünüyoruz ve tüm istikrarlı tutumlarımızda olduğu gibi, HDP’nin bu grup önerisinin aleyhinde oy vereceğimizi tekraren ifade ediyoruz ve sizleri yeniden saygılarımızla selamlıyoruz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Parsak.

Öneri üzerinde söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; cezaevleriyle ilgili yakınmalar her dönem olmuştur. Ben 12 Eylül cezaevlerini gördüm, cezaevi hekimi olarak çalışıyordum; 28 Şubat cezaevlerini gördüm, İnsan Hakları Komisyonu üyesiydim Mecliste ve bugün cezaevlerini görüyorum. Değerli arkadaşlarım, iktidar partisi milletvekilleri kusura bakmasın ama sizin döneminiz ile 12 Eylül dönemi ve 28 Şubat dönemi arasında pek fark yok. Bu önergeyi değerlendirin, fırsat bilin ve araştırın. Bütün bu suçlamaları yok kabul etmek zorunda değilsiniz, araştırın; varsa gereği yapılır, yoksa bir şey yapılmaz.

Bakın, Mehmet Arslan’a işkence iddiası var, dayak iddiası var ve hekim gereğini yapmıyor. Ben bizzat gördüm efendim, hem sol görüşlüler hem de ülkücü tutuklu ve hükümlüler Gaziantep özel tip cezaevinde işkence görmüştü ve hekim gidip gereğini yapmamıştı. Bırakın rapor etmeyi, tedavi bile etmemişti. “Ağabey, tedavi edersem rapor etmek zorundayım.” diyordu genç bir hekim. Bunların hepsini gördük, bunlar yaşanıyor.

Bakın, geçenlerde ortaya çıktı, Gökhan Açıkkollu cezaevinde dayakla, işkenceyle öldürüldü ve Millî Eğitim Müsteşarı tuhaf bir açıklama yaptı, “Vefat ettiği öğrenildiğinden dolayı görevine iade edildi.” diye bir açıklama yaptı değerli arkadaşlar.

Bakın, cezaevlerinde kimin bulunduğu önemli değil, bu iddiaların kimler hakkında olduğu önemli değil, karıştırıyorsunuz gibi geliyor bana. Orada bulunan insanların neyle suçlandıklarının, bunun hiçbir önemi yok; terör olabilir, daha yüz kızartıcı suç olabilir, o olabilir, bu olabilir. Bir de 248 bin tutuklu, hükümlü var, büyük çoğunluğu tutuklu bunların; daha yargılanıp cezaları kesinleşmiş, mahkûm olmuş değiller. Dolayısıyla bu insanlar da devletin güvencesinde, Hükûmetin güvencesinde, sizin güvencenizde değerli arkadaşlarım. Dolayısıyla bu insanlara ne oluyor? Bakın, siz iktidardasınız, millet size iktidar verdi on altı seneden beri. Siz bu iktidarda olduğunuz dönemde bir genç öğretmen cezaevinde dayakla, dövüle dövüle öldürüldü. Bunu siz yaptınız falan demiyorum ama bunu araştırın, ortaya çıkarın, gereğini yapın.

Sayın Parsak’a katılmıyorum. Gerçekten ilgili kurumlar işlemiyor, gereğini yapamıyoruz. Demokratik bir ülkede gerçekten bu tip olayların -her yerde olur bu tip olaylar, özellikle cezaevlerinde olur hak ihlalleri- güvenceleri vardır. Ne vardır? Bir defa hukuk sistemi vardır, hukuk sistemi işler. İşlemiyor değerli arkadaşlarım hukuk sistemi. Dün Sayın Cumhurbaşkanı bunu söyledi: “Ya, insanlar ellerini açıyorlar, Allah’a ‘adalet’ diye yalvarıyorlar.” dedi. On altı seneden beri siz yönetiyorsunuz değerli arkadaşlar. Şaştım. Cumhurbaşkanı mı konuşuyor, yanlış mı gördüm, Sayın Kılıçdaroğlu mu bu diye şöyle baktım; Cumhurbaşkanı. Yok, işlemiyor bu hukuk sistemi, bu şeyler işlemiyor maalesef. Daha sonra, sivil toplum, değerli arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - İnsan hakları dernekleri vardır, sivil toplum kuruluşları vardır, bunlar çok iyi işler ve bunu denetler; işlemiyor. Sivil toplumu, STK’ları, sizin işinize gelmediği zaman işte “Türk” ve “Türkiye” ismini kaldırmaya kadar her şeyde bunları yok sayıyorsunuz, ortadan kaldırıyorsunuz.

Başta Türkiye Büyük Millet Meclisi denetler bunları. Türkiye Büyük Millet Meclisi de görevini yapmıyor. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun Cezaevi Alt Komisyonu görevini yapmıyor değerli arkadaşlarım, hiçbir şey yapmıyor. En önemlisi de bizim gibi ülkelerde uluslararası kuruluşlar, uluslararası sözleşmeler bunların güvencesidir. Uluslararası kuruluşları filan da artık yok sayıyoruz. Ne zaman bunlar yok sayılıyor biliyor musunuz arkadaşlar? Çok suç işlendiği zamanlarda, çok insan hakları ihlalleri olduğu zamanlarda. Bunlardan sorumlusunuz değerli arkadaşlar. Siz gerçekten sorumlusunuz çünkü devleti idare ediyorsunuz. Orada kim olduğu önemli değil, oradan bir çığlık geliyorsa bunu dikkate almak zorundasın.

Cemal Bey kardeşim, gel bana bir cevap ver sataşmadan.

İyi günler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bekaroğlu.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’a aittir.

Buyurun Sayın Serdar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan, Divanın değerli üyeleri, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, HDP grup önerisine baktığımızda, Meclis araştırması önergesine baktığımızda, spesifik iki olaydan hareketle cezaevlerinde sistematik ve kategorik bir işkence, hak ihlali varmış gibi hazırlanmış bir önerge. Oysa bunun aslı nedir, bu konuda Meclisi bilgilendirmek istiyorum.

Bunlardan biri, Rize L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda Mehmet Arslan’la ilgili olay. Mehmet Arslan’la ilgili olay şudur değerli arkadaşlarım: Bir başka cezaevinden Rize’ye nakledildiğinde, kuruma kabulde arama yapılması hususu. Arama yapılması yasal mevzuat çerçevesinde yapılan bir işlem. Bu aramaya direnince doğal olarak mevzuatın gereğini yerine getirmek üzere yapılan bir işlem. Bununla ilgili daha bugün gerek Rize Başsavcısından gerekse Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünden aldığım bilgiyi paylaşayım.

Talebi doğrultusunda rapora sevk edilmiş, revire çıkarılmış ve revirde de rapor doğrultusunda idari ve adli soruşturmaya başlanmış. Bu arada, Rize’de yaşanan hadisede aynı gün, aynı tüzük hükümleri çerçevesinde bir başka tutukluya da aynı uygulama yapılmış. Eğer burada siyasi kimliğinden dolayı farklı bir uygulama bekliyorsanız bu doğru değil, asıl hukuki olmayan budur; bunu size hatırlatmak istiyorum.

Diğer bir konu ise Bursa H Tipi Cezaeviyle alakalı. Ayakta sayım işlemine gelince: Bursa’da yaşanan hadise, orada üç koğuşta sayım işlemi yapılıyor, “Sayım vermeyeceğiz.” diye direniyor. Peki, siz cezaevi yetkilisisiniz, bu işlemi nasıl gerçekleştireceksiniz? Dolayısıyla burada ciddi bir abartı olduğunu düşünüyorum, Meclis araştırması önergesinin kapsamında bir konu olmadığını düşünüyorum. Bu konuda Meclis İnsan Hakları Komisyonumuzun ceza ve tevkifevlerini inceleme, tutuklu ve hükümlülerin sorunlarını inceleme alt komisyonumuz var.

Sayın Bekaroğlu burada “Bu konuyu ciddi incelemiyorsunuz.” dedi. Bakın, 26’ncı Dönemde tam 14 cezaevinde inceleme yapmışız. Daha geçen hafta arkadaşlarımız Urfa’da bu incelemelerini yaptı ve bu rutin incelemelerimiz gerek başvuru üzerine gerekse bizim medyadan olaydan bilgilenmek üzerine yaptığımız incelemeler. Şunu unutmayın arkadaşlar: 2002-2018 arasında cezaevlerinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER SERDAR (Devamla) – Sürem bitmek üzere Sayın Başkan, bir dakika istirham ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serdar.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…fiziki altyapı sorunları ve mevzuat çerçevesinde AK PARTİ hükûmetleri döneminde ciddi anlamda reform yapılmıştır, altyapıda ciddi iyileştirmeler yapılmıştır. Mevzuat düzenlemeleri Avrupa’nın bazı ülkelerinin de fevkindedir ve bu denetlemeler gerek idari gerekse Meclisteki daimî komisyonumuz çerçevesinde yapılmaktadır. Bunları görmezden gelerek sanki burada sistematik, kategorik hak ihlalleri varmış gibi, ikide bir temcit pilavı gibi getirip önümüze bu ihlalleri koymanız doğru değil. Bizim orada sürekli bir alt komisyonumuz var ve başvuruları aldığımızda, gerek sizden gelen gerek vatandaştan gelen başvuruları değerlendirerek incelemelerimizi rutin yapıyoruz.

Dolayısıyla Meclis araştırması önergesinin aleyhinde oy kullanacağımızı beyan ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Serdar.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hak ihlali yok mu yani onu mu demek istiyorsun?

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Dediklerimi dinlememişsin o zaman.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Elbette, hatibin bizim önergemizi eleştirmeye hakkı var fakat önergede içerilmeyen ithamları dinledik. Birincisi, biz herhangi bir tutukluya siyasi kanaatinden ve statüsünden ötürü ayrı muamele talep ediyormuşuz diye nakledildi.

İkinci olarak da ortada, gerçekte bir fiil olmadığı hâlde bir fiil varmış gibi takdim ettiğimiz söylendi. Bunların aslı yoktur. Dolayısıyla yanıt vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kürkcü.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sevgili arkadaşlar, birbirimizi doğru anlayalım. Biz, sizin dediğinizin tam tersine inancı, statüsü, kimliği ne olursa olsun bütün yurttaşların aynı, eşit muameleye tabi tutulmasını yani hiç kimseye aşağılayıcı, horlayıcı, onur kırıcı muamelede bulunulmamasını istiyoruz.

Mehmet Arslan’la ilgili durum şundan ibarettir: Çıplak arama, evet, ceza infaz kurumları tüzüğünde yer alan bir husustur fakat bu, kuvvetli şüphe bulunması ve inandırıcı deliller olması kaydıyla böyledir ve bunun nasıl yapılacağı da teferruatla anlatılmıştır. Bir başka cezaevinden naklen gelen ve aslında siyaseten suçlanan yani bir madde bulundurmaktan, adam yaralamaktan falan değil, fikir konuşmaktan yani ne aranıyorsa kafasının içinde olan bir insanı çıplak aramaya tabi tutmayı istemek, aslında bir müeyyideyi işkence vasıtası hâline getirmektir. O yüzden, nitekim iddianın doğruluğu da… Savcının örtük kabulü dolayısıyla doktor muayenesinden sonra kovuşturma açılmışsa şiddet uygulandığı da doğrudur demektir. Dolayısıyla burada yanlış ve eksik bir şey yok.

İkincisi: Burada tekil iki olgu ifade edilmiş olmakla birlikte Elâzığ, Tarsus, İstanbul, Gümüşhane, Erzincan, Şanlıurfa, İzmir, Diyarbakır ve Van ceza infaz kurumlarından da benzer yakınmaların geldiği kaydedilmiş. Dolayısıyla iki münhasır olay değil, pek çok birbirine bağlı olaydan söz edilmektedir. O nedenle, durum ciddidir, bu ciddiyetle muamele görmesi gerekir.

Sonuç olarak, aslında bütün bunları kökten çözmek bakımından şu an cezaevlerinde -Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre- bulunan 63.242 kişinin terör suçlusu olarak muamele görmesi, daha çok, terörle mücadele mevzuatı dolayısıyladır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bitireyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Dolayısıyla belki, cezaevlerinde reform kadar Ceza Kanunu’nda bir reform da cezaevlerindeki sorunları ve cezaevlerinde bulundurulan insanların aslında özgür olması gerekirken cezaevinde olmaları keyfiyetini ortadan kaldırmak bakımından önemlidir.

O nedenle, lafa laf söylemekten ziyade hakikati genel olarak kavramak daha önemli. Böyle bir sorun var, en azından -söylediğim gibi- 20 bin kişinin yatacak yeri yoksa cezaevinde, zaten aslında bilfiil bir işkence var demektir.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğumu iddia etti Adalet ve Kalkınma Partisinin hatibi.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika, sizi de dinleyeceğim.

Buyurun Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Gerçeğe aykırı ifadede bulunduğumu iddia etti, cevap vermek istiyorum.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – “Gerçeğe aykırı” demedim ben, sistematik…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bekaroğlu.

Sayın Serdar, size de söz vereceğim.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Değerli arkadaşlarım, ben daha önceki dönemde cezaevlerinde çalıştım İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi olarak ve iddialarla ilgili neler yaptığımızı hâlâ hatırlayanlar vardır. Bu dönem eğer Cezaevleri Alt Komisyonu defalarca cezaevlerinde inceleme yapmışsa bu etki nerede, ne yaptı, hangi eksikliği… Bu kadar iddialar var, bu iddialardan hiçbirinin doğru olduğunu tespit edemedi mi? Ne yaptı? Bunu merak ediyorum ve soruyorum. Söylediğim şey de budur, eksik yapıyorlar diyorum, tam görevlerini yapmıyorlar diyorum, iddia ediyorum. Niye? Onlara rağmen cezaevleriyle ilgili şikâyetler artarak devam ediyor, söylediğim şey bu.

Başka bir şey daha var değerli arkadaşlarım, bir cezaevinden başka bir cezaevine naklediliyor tutuklu, hükümlü, neyse, yolda güvenlikle, jandarmayla beraber geliyor ve cezaevine girerken -yönetmelik böyle- çırılçıplak soyunacak. Yani gerçekten yönetmelik böyleyse Cezaevleri Alt Komisyonu bunun insani olmadığını, insan haklarına aykırı olduğunu iddia ederek bu yönetmeliğin değişmesi için niye adım atmadı? Bu gerçekten insani mi değerli arkadaşlar? Çırılçıplak soyunacaksın. Niye? İşte, cezaevine yeni giriyorsun. Ya, dünya kadar teknik var, x-ray’ler var, şunlar var, bunlar var yani bu devirde insanları çırılçıplak soymak işkencedir değerli arkadaşlar. Kasıt var burada, onun kişiliğine saldırı var burada, ona hakaret var burada değerli arkadaşlar. Bunlar insan hakları ihlalleridir. Bunların kimseye bir faydası yok ki, bunların hiç kimseye bir faydası yok; bunu anlatmaya çalışıyoruz değerli arkadaşlarım.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bekaroğlu.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serdar.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Ben de sataşmadan söz istiyorum.

“Lafı laf olarak söyleme” diye…

BAŞKAN – Gerekçenizi duyamıyorum, gerekçenizi duymak zorundayım; söz vereceğim ama gerekçenizi öğreneyim.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Şimdi, benim konuşmamı değerlendirirken Sayın Kürkcü “lafı laf olarak söylemek” diye bir tabir kullandı. Bu açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yani “lafa laf yetiştirmek” dedim “lafı laf olarak kullanmak” diye bir laf var mı?

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, tamam.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Otur otur!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Öyle hareket yapma Hocam.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serdar.

3.- Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Şimdi bakın, burada ben bir şey söyledim. Bir partinin temsilcisi olmak, bir partinin genel başkanı olmak ona ayrıcalık kazandırmaz. Aynı gün Rize Cumhuriyet Savcılığının açıklamasına baktığınızda şunu görürsünüz: Orada aynı tüzük hükümlerinin uygulandığı başka bir tutuklu daha var. Niye bunu önergenize almadınız? Biz cezaevinde…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – 2 kişiye işkence etmek diye bir şey mi var yani?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bundan haberim olsaydı onu da alırdım. 2 kişiye yapılınca iyi mi oluyor?

ÖMER SERDAR (Devamla) – Dinleyin lütfen, dinleyin, gerçekleri öğrenin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ben biliyorum gerçekleri.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Laf olarak gelip burada konuşmanın ötesinde, bizim Komisyonun çalışmalarından haberdar olmadığınız açık ve net ortada.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ben o Komisyonda kendim çalıştım.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Komisyonun üyesi önergeyi hazırlayan arkadaş burada olsaydı cezaevleri alt komisyonun ne kadar düzenli çalıştığını…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Belli, çok güzel(!)

ÖMER SERDAR (Devamla) - …bu konuda ne kadar etkin çalışmalar yaptığını görürdünüz.

Sayısal artma meselesine gelince: Şimdi bakın, Türkiye 15 Temmuz gibi bir süreçten geçti, Türkiye 4-5 terör örgütünün saldırısı karşısında. Bunun sonuçları ortaya çıkıyor ve bu sonuçları görmeden, siz, cezaevlerinde sayısal artıştan anormal bir şey olarak bahsederseniz bu doğru olmaz çünkü bu süreç içerisinde soruşturmalar yoğunlaştı, tutuklamalar yoğunlaştı bu terör örgütlerinden dolayı. Bunu nüfusla mukayese ederek “Nüfus şu kadar arttı, tutuklu sayısı şu kadar arttı.” derseniz gerçekçi bir değerlendirme olmaz; bu, Türkiye gerçeğini görmemek olur. Dolayısıyla biz fazlalık sorununu kabul ettik, bütün raporlarımızda kabul ettik. Şu an bu sorun yaşanıyor ama bu fiziki altyapı sorunlarını giderme konusunda da Hükûmetin çok ciddi bir ödenek ayırdığını, bu konuda cezaevlerinde koğuş artırımına gittiğini, cezaevleri yaptığını da biliyorsunuz.

Dolayısıyla, şunu görmek lazım: Alt komisyonumuz… Ki komisyon üyesi sizin milletvekiliniz burada olsaydı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER SERDAR (Devamla) – Tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Serdar.

ÖMER SERDAR (Devamla) – …bunu çok daha net ortaya koyacaktı. Komisyonumuz ciddi çalışmalar yapıyor, önerilerimiz oluyor. Önerilerimiz üzerine Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü adım atıyor.

Örneğin geçtiğimiz gün Elâzığ Cezaevinde yapılan incelemeyi anlatayım: Arkadaşlarınızın ısrarı üzerine bu incelemeyi ben yaptırdım. Geldiler, hemen teknik heyet gönderdim ardından Ceza ve Tevkifevlerinden. Yani biz ihlal konusunu kendi inancımız gereği, genç siyasi perspektifimiz gereği önemli buluyoruz.

Buradan diğer hatip arkadaşımıza da söylüyorum: Bu konuyu ciddiye alıyoruz, ciddiyetle takip ediyoruz. Bunu böyle bilmenizi isterim.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, ister istemez her söze bir sözle karşılık vermek, her lafa laf yetiştirmek merakı dolayısıyla kaçınılmaz olarak bize de cevap hakkı doğuyor. Çünkü hâlâ başladığımız yerde duruyoruz. Bu konuda, hiç değilse herkesin bilgisine erişebilmesi için, iki çift sözü kayda geçirmek istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Yerinizden verebilirim.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Şimdi, sevgili arkadaşlar, her zaman iktidar haklı olamaz ve haklı olması da gerekmez.

İkincisi, sahadaki unsurların yaptığı şeyleri illa savunmak zorunda değiller. Varsa vardır, varsa üstüne gidin, Hükûmetin işi bu; varsa usulsüzlük, ayarsızlık, üzerine gidecek. İsterseniz araştırma önergesini kabul etmeyin fakat bunun gereğini yapın. Bize diyor ki sayın hatip: “Aslında 1 kişi değil, 2 kişiye yapılmış.” Daha kötü ya; ben birini biliyorum, ikisini bilsem ikincisini de söyleyeceğim. Bu bir savunma biçimi olabilir mi?

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Yaklaşımımı ortaya koyuyorum orada, yaklaşımımı.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Türkiye gerçeklerinden uzaklıkla bunun alakası yok. Türkiye’de mahkûm kapasitesini artırmak sizin keyfî işlemlerinizle de doğrudan doğruya ilgilidir. Cezaevinde bulunan herkesin orada bulunmayı hak ettiğini nereden biliyoruz? Önüne geleni cezaevine atarsanız cezaevi nüfusu artar. Terörle mücadele ya da darbeyle mücadelenin yolunun bu olduğunu sanmak, terör tanımının ne olduğu hakkında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerini tamamlayın Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Türkiye çok uzun zamandır terör tanımını gözden geçirmeye davet edilmektedir çünkü sadece düşünceleri ve konuşmaları yüzünden cezaevlerinde bulunanların, örneğin Halkların Demokratik Partisi üyelerinin sayısı bir zaman on binlere varmıştı. Şimdi, cezaevi kapasitesini böyle zorlarsanız o zaman tabii ki fiziki altyapı diye bir sorununuz olabilir. Diyeceğim bundan ibarettir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp tarafından, ceza infaz kurumlarında yaşanan hak ihlali iddialarının araştırılması ve bu ihlallerin bir an önce giderilmesi amacıyla 8/3/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre tanıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik şekilde yapacağım.

Elektronik oylama için iki dakika süre tanıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ve arkadaşları tarafından, bireysel silahlanmayı azaltmanın ve ateşli silah alışverişinin engellenmesi yollarının belirlenmesi amacıyla 8/3/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mart 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

8/3/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/3/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                       Engin ALTAY

                                                                                          İstanbul

                                                                          CHP Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ve arkadaşları tarafından bireysel silahlanmayı azaltmanın ve ateşli silah alışverişinin engellenmesi yollarının belirlenmesi amacıyla 8/3/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1774 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/3/2018 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Eşitlik, özgürlük ve demokrasi için mücadele veren tüm kadınları buradan saygıyla selamlıyorum. Kadınların şiddete uğramadığı, öldürülmediği, taciz edilmediği, eşit koşullarda yaşadığı bir Türkiye ve dünya dileğiyle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, OHAL Türkiye’sinde her geçen gün sorunlar giderek artıyor, sıkıntılar ve skandallar bitmiyor. Ülkemizde yaşayan 80 milyon insanımızı hiçbir skandala şaşırmayacak duruma getirdiniz. Şimdi Süleyman Soylu'nun başında bulunduğu İçişleri Bakanlığıyla ilgili bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, İçişleri Bakanlığı her yıl diğer kurumlar gibi faaliyet raporlarını açıklamaktadır. Bakanlık geçtiğimiz gün 2017 yılı için de elindeki verileri paylaştı. Faaliyet raporunu incelediğimizde bu yıl kayıp silah sayısının 106 bini geçtiğini görüyoruz. İçişleri Bakanlığı verilerinde 2014 yılında kayıp silah sayısı 14 bin görünürken her ne hikmetse bu sayı 2017 yılında 106 bine çıkıyor. Kayıp silah sayısı sadece üç yılda yüzde 720 artmış durumdadır.

Değerli milletvekilleri, ateşli silah nedeniyle her gün onlarca insan yaşamını yitirmektedir. Ülkemizde resmî rakamlara göre 25 milyon kaçak silah bulunmaktadır. Son üç yılda, 14 bin olan kayıp silah sayısı 106 bine çıkmış durumdadır. 106 bin silahın kayıp olması sizleri gerçekten korkutmuyor mu, ürkütmüyor mu?

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı hiçbir şey yokmuş gibi bu silahlarla ilgili hiçbir çalışma yapmıyor, hiçbir tedbir almıyor ve âdeta körler ve sağırları oynuyor.

Değerli milletvekilleri, 106 bin kayıp silah ülkemizin iç güvenliği açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Geçtiğimiz gün Bakanlık Twitter’da bu silahların 1944’ten beri kayıp olduğunu belirtmiştir. Değerli milletvekilleri, eğer bu silahlar 1944’ten beri kayıpsa neden 2014 raporuna eklemediniz? İşte, rapor burada. Değerli arkadaşlar, rapor burada. Burada 2014’te kayıp silah sayısı 14.682 olarak görülüyor. Görüyorsunuz değil mi arkadaşlar? Arkadaşlar, görüyorsunuz değil mi? 2014 yılında kayıp silah sayısı 14.682. Bu, İçişleri Bakanlığı verilerinden alınmıştır arkadaşlar. Çeviriyorum, yine, 2017 yılında kayıp silah sayısı 106.740 arkadaşlar. Görüyorsunuz, görüyorsunuz. Değerli milletvekilleri, tüm bu rakamlar İçişleri Bakanlığının resmî sitesinden alınmıştır, merak eden varsa girip bakabilir.

Değerli milletvekilleri, silahlar 1944’ten beri değil, son üç yıldan beri kayıptır. İçişleri Bakanlığı bu açıklamasıyla 80 milyon insanın aklıyla âdeta alay etmektedir. Şimdi, sizlere tekrar soruyorum: Bu kayıp silahlar nerede? Bu silahlar kimlerin elinde?

Değerli arkadaşlar, 106 bin kayıp silah çok ciddi bir rakamdır. İçişleri Bakanı bu silahlarla ilgili gerçekleri kamuoyuna açıklamak zorundadır. 106 bin silahın 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra kaybolması sizce bir tesadüf müdür? 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ne kadar silah dağıtıldı? Bu silahlarla daha sonra ne kadar cinayet işlendi? Emniyetin ve ordunun silah envanterinden ne kadar silah eksilmiştir? Bu silahları bazı paramiliter güçler için mi görmezden geliyorsunuz? 7 Haziran-1 Kasım arası birçok terör olayına tanık olduk, böyle bir terör süreci mi bizleri beklemektedir? Bu sorulara acilen yanıt vermek zorundasınız.

Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanı Twitter’den değil burada, Mecliste halkımızı bilgilendirmek zorundadır. Koskoca ülkenin İçişleri Bakanı 106 bin kayıp silahı açıklamayacak durumdaysa o koltukta neden oturmaktadır?

Değerli milletvekilleri, burada, sizlere çağrı yapıyorum: Gelin, bir araştırma komisyonu kurup kayıp silahların durumunu araştıralım. Kayıp silahlara karşı hangi güvenlik önlemlerini alacağımızı hep birlikte burada tartışalım.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sorularımıza yanıt alana kadar bu konuyu araştırmaya devam edeceğiz diyorum, hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tüm.

Öneri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta konuşacaktır.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Bu grup önerisindeki konu tabii ki önemli bir konu. Ülke içerisinde kayıp, çalıntı, kaçak veya ruhsatsız silah sayısındaki artış hepimizin üzerinde durması gereken, önemsememiz gereken bir konu. Burada, ben, bu konuyla ilgili olarak tabii büyük ihtimal bir denetim eksikliği olduğunu düşünüyorum. Bu silahların bulunması, bunlarla muhtemel bir suç işlenmesinin de önüne geçilmesinin önemli olduğunu, özellikle devlete güven açısından bu konunun hassas bir konu olduğunu düşünüyorum.

Diğer taraftan, doğru, düzgün, vatanperver, namuslu insanların da ruhsatlı silaha erişimi konusundaki zorlukların da bir miktar azaltılması lazım yani burada, özellikle taşıma ruhsatlarının ne kadar zor alındığını hepimiz biliyoruz. Burada, bir kısım milletvekilleri araya girerek, şu şekilde, bu şekilde ruhsat alımının kolaylaştırılması sağlanıyor. İnsanımızın kendisini biraz daha güvende hissedebilmesi açısından, bu anlamda, ruhsatlı silaha erişimin -çok kolay olsun demiyorum ama- zorluklarının azaltılması ve biraz da maliyetinin düşürülmesi lazım. Tabii, buradan kastımız, herkes kendi silahını alarak polisin, jandarmanın yerine geçsin değil, sadece, düzgün insanların bu kadar kayıp kaçak silahın olduğu bir ortamda kendisini biraz daha güvende hissetmeleri lazım.

Bugün yaşadığım bir olayı anlatacağım: Savunma sanayisinde özgün bir silah teknolojisi, silah üretmek üzere makine yapan bir kişi bugün bize müracaat etti arkadaşlar vasıtasıyla, taşıma ruhsatı almak için; stratejik bir ürün üretiyor, bir sürü düşmanı olabilir böyle bir kişinin, bu kişiye silah verme konusunda valilerimiz çok cimri davranıyorlar. Yani taşıma ruhsatının bu tür insanlara da verilmesi lazım, bu da işin diğer bir boyutu.

Ben ilk kısma, önergeye konu olan kısmıyla ilgili hassasiyetimizi ifade ettim ama hani işin diğer yanı olarak da burada da bu anlamda işin üzerinde durulması gerektiğini de özellikle ifade etmek istiyorum.

Tabii, bugünkü ortamda bunun bir Meclis araştırma komisyonu şeklinde konunun araştırılmasını da şu anda çok doğru olmayacağını, çok sübjektif değerlendirmelere işin gidebileceğini düşünüyorum. Ancak devletin kayıp kaçak silahı varsa mutlaka bulunmalı ve bunlar da şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Öneri üzerinde ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’e aittir.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ZİYA PİR (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, biraz önce biz karar yeter sayısı istediğimizde, espriyle karışık olarak bir arkadaş “Neden bunu yapıyorsunuz, ne gerek var?” diye bana söyledi. Şundan dolayı: Karar yeter sayısı aramak bir kere muhalefetin eline verilen bir enstrümandır. Bunu da zaman zaman müzakereler yapabilmesi için kullanması lazım, bir.

İkincisi, Leyla Zana gibi milletvekillerimizin burada sizlerin oylarıyla devamsızlıktan dolayı vekilliği düşürüldü.

Şimdi, siz hem burada milletvekili olarak Leyla Zana ve diğer arkadaşlarımızın vekilliğini devamsızlıktan dolayı düşüreceksiniz hem de bu bina içinde, bu kampüs içinde olduğunuz hâlde buraya gelme zahmetinde bulunmayacaksınız. Benim, genel merkezleriniz ya da gruplarınız tarafından Ankara dışında görevlendirilmenize bir şey söyleyeceğim yok, o bizde de oluyor ama kampüste bulunan milletvekilleri de lütfedip bu Genel Kurula gelsinler.

Şimdi, CHP grup önerisine gelince, ben baştan söyleyeyim, biz buna destek veririz. Elbette kayıp, çalıntı, kaçak ve ruhsatsız silahların sayılarının araştırılması ve özellikle 15 Temmuzda, o gece ve o günlerden sonra kimlere, hangi nitelikte, ne silahların dağıtıldığı ve bunların akıbeti bizim için de önemlidir. Özellikle 15 Temmuzdan sonra bir cinayet işleniyor Türkiye’de ve o silahın 15 Temmuz gecesi dağıtılan envanterden olduğu ortaya çıkıyor. Bu yüzden, sadece bu yüzden bile bunların araştırılması gerekiyor.

Biraz önce sayın hatip söyledi, ben de buradan tekrar hatırlatmak istiyorum: 2014 yılında 15 bin civarında silah kayıptı, ondan sonraki seneler, 2015’te 100 bine yakın, 2016 ve 2017’de 100 binden fazla silah kayboluyor; elbette bunların araştırılması lazım. Bir de bazen -hepimiz biliyoruz- polisler silahlara el koyuyor; bazen resmen el koyuyor, bazen de gayriresmî olarak el koyup bunları kendileri satıyorlar. Burada ben “İktidar partisine ya da şu partiye yakındır.” demiyorum ama Türkiye’nin bir gerçeği, bunların da akıbetinin araştırılması gerekiyor.

Bir de şimdi size bir fotoğraf göstereceğim, yine 15 Temmuzdan sonra… Eminim ki hiçbiriniz bu fotoğrafı tasvip etmiyorsunuz çünkü bu fotoğrafta Sayın Cumhurbaşkanının Başdanışmanı İlnur Çevik var ve İlnur Çevik Almanya’da bir çeteyle birlikte bu fotoğrafı vermiştir ve o çete sayın milletvekilleri, tehdit etmeden, yaralamadan, öldürmeden ve silah kaçakçılığından Almanya’da soruşturuluyor; şu çete, “Osmanen Germania” diye bir çete bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Pir.

ZİYA PİR (Devamla) – Eğer Sayın Cumhurbaşkanımızın Başdanışmanı şu fotoğrafı veriyorsa ve bunlar silah kaçakçılığı yapıyorsa o zaman bu işlerin üstüne gitmemiz gerekiyor. Ben tekrar söylüyorum: Hiçbirinizin şu fotoğrafı tasvip ettiğini ben düşünmüyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Pir.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger’e aittir.

Buyurun Sayın Dülger. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun vermiş olduğu, kayıp, çalıntı, kaçak ve ruhsatsız silahların sayısındaki artışla ilgili grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla, başta şehit eş ve anaları olmak üzere tüm kadınlarımızın Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Ayrıca, istiklalimize ve istikbalimize göz dikenlere karşı Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve yurt çapında verdiğimiz haklı mücadelemizde kahramanca çarpışırken Hakk’a yürüyen şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, ordumuza da muzafferiyetler diliyorum. Bu mücadelelere başkalarının gözüyle bakıp, onların sesi olup, mücadelemizi değersiz gibi göstermeye çalışanları da milletimin huzurunda kınıyorum.

Sayın milletvekilleri, ayrıca hatibin az önce belirttiği bir konuda da yüce Meclisi bilgilendirmek istiyorum. Leyla Zana, bu Mecliste hiçbir oturuma gelmeyip…

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sokmadınız ki.

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) – …ayrıca, Tüzük gereği, Anayasa gereği milletvekilliği yemini etmediğinden milletvekilliği düşürülmüştür. Ayrıca, diğer 2 milletvekili de yurt dışında oldukları ve sahte rapor gönderdikleri için milletvekillikleri düşürülmüştür…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ahmet Davutoğlu hiç geldi mi?

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Ahmet Davutoğlu’na ne diyorsunuz?

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) – …yüce Meclisi bu konuda bilgilendirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığımız tarafından kayıp, aranan silahların kaydı 1944 yılından itibaren tutulmaya başlanılmış olup, 2017 yılı sonuna kadar kaybolan kayıtlı silahların toplamı 106.740’tır. Kayıp 106.740 silahtan, Silahlı Kuvvetler dışındaki kamu kurumlarında çalışanların kaybettiği ve envantere kayıtlı olan silah miktarı 5.634’tür. Silahlı Kuvvetler; Kara, Hava, Deniz, Jandarma Genel Komutanlığı envanterine kayıtlı silah sayısı 9.830’dur. Kurum veya Silahlı Kuvvetler envanterine kayıtlı silahlar kaybedildiğinde, il emniyet müdürlüklerine müracaat edilir ve kayıp silah süreci başlamış olur.

Sayın milletvekilleri, CHP Grubunun verdiği öneride sözü edilen sayıda -30 bin- silah farkı olduğu gerçeği yansıtmamakta olup 47’den itibaren tutulan envantere bakıldığında gerçek olmadığı görülecektir. Ayrıca, yüzde 17’lik gibi bir artış bu rakamlarda yoktur. Son üç yıla baktığımızda, 2014-2015 yılında yüzde 14-48 azalma, 2015-2016 yılında meşum darbe girişiminde yüzde 23 artış, bir sonraki yılda, 2016-2017’de yüzde 9,42 azalma olduğu görülecektir. Öneride verilen rakamların gerçeği yansıtmadığı, tersine, şahıslara ait aranan silah miktarı, envantere ait menşei bilinen silah miktarlarında da azalma olduğu görülecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Dülger.

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Devamla) – Bütün bu gerçek durumun ortaya konmuş olmasından dolayı öneri aleyhinde oy kullanacağımızı belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan 10’uncu maddenin oylamasında kalınmıştı.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri okutup işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Filiz Kerestecioğlu Demir                 Behçet Yıldırım       Meral Danış Beştaş

               İstanbul                                Adıyaman                           Adana

          Mahmut Toğrul                          Garo Paylan                 Feleknas Uca

             Gaziantep                                İstanbul                       Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Garo Paylan’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, vergi teşvikleriyle ilgili madde ama siz Sağlık Bakanısınız; umarım bu maddeyle ilgili söyleyeceklerimi dikkatle dinlersiniz. Bilmiyorum, teknik olarak ne kadar vâkıfsınız ama önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, yatırım teşvik belgesi üzerinden yurt dışından para getirenlere diyor ki madde: “Ben iki yıl süresince kur farkı gelirini vergilendirmeyeceğim.” Bakın, iki yıl boyunca. Biz size ne demiştik? Hukuk devleti olmadığımız sürece, iç barışımızı sağlayamadığımız sürece sermaye hep daha fazlasını isteyecek demiştik. Bakın, sermaye nazlanıyor, yabancı yatırımcı nazlanıyor ve sizden hep daha fazlasını istiyor. Şimdi, bu madde diyor ki: “İki yıl boyunca para getirirsen yurt dışından, kur farkı geliri almayacağım.”

Değerli arkadaşlar, bu öncelikle haksız rekabettir. Yurt içinden kaynak bulup yatırım yapanlardan, diyelim ki dolar kredisi alıp Türkiye bankalarından yatırım yapanlardan Maliye Bakanımız kur farkı vergisi alacak ama “Yurt dışından getirenden almayacağım.” diyor. Değerli arkadaşlar, biz borsa yatırımcılarından biliriz, “bıyıklı yabancılar” diye bir tanım vardır. Eskiden “Yurt dışından hisse senedi alanlardan vergi almayacağım.” denirdi, Türkiyeli yatırımcılar da yurt dışından hesap açardı, oradan hisse senedini alırdı ve hisse senedi kârlarından vergi vermezdi. Şimdi de bıyıklı yatırımcılar yaratacağız. Ne yapacak bu bıyıklı yatırımcılar, Türkiyeli yatırımcılar? Parasını buradan alıp yurt dışına götürecek, yurt dışındaki bankaya belki teminat olarak koyacak, oradan kredi alıp Türkiye’ye getiriyormuş gibi yapacak ve iki yıl boyunca kur farkı vergisi vermeyecek.

Değerli arkadaşlar, hemen bir örnek vereyim: Ruslar nükleer santral yatırımı yapacaklar 20 milyar dolarlık. Şimdi bu 20 milyar doları yurt dışından getirmiş gibi yaparsa eğer Türkiye’yle Cengiz İnşaat gibi ortaklarıyla, 20 milyar dolar… Kur bugün 3,80, diyelim ki iki yıl sonra 5 TL oldu. Arkadaşlar, ne yapar? 20 milyar TL’lik kur farkı geliri yazması anlamına gelir. Bunun yalnızca kurumlar vergisi, yüzde 20’si 4 milyar TL yapar. Bakın ne oldu? Ruslara 4 milyar TL daha avanta sağlanmış oluyor bu yasayla, 4 milyar TL. Aynı şekilde, Sinop’ta planladığınız nükleer santral, 4 milyar TL de ona…

Sayın Ekonomi Bakanı “Onlarca böyle teşvik vereceğiz. Şimdi yurt dışından milyarlarca dolar gelecek.” diyor ama nasıl gelecek? “Vergi vermem.” diyen yatırımcı gelecek arkadaşlar, “Bana daha fazla teşvik ver.” diyen yatırımcı gelecek.

Bakın, nükleer santral yatırımlarıyla ilgili bu torbada teşvik maddeleri var, milyarlarca dolarlık teşvik vereceksiniz. Karşısında ne aldığımız belli değil. Aynı şekilde bu madde de “Yurt dışından para getirenlerden kur farkı gelirini almayacağım.” dediği anda, arkadaşlar, artı bir teşvik vermiş oluyoruz. Ama bu verdiğimiz artı teşvikler karşılığında, bakın, biz Ruslara yirmi yıl boyunca 12,5 sentten elektrik alacağımızın garantisini veriyoruz. Bu kapitülasyondur zaten, bu bir imtiyazdır. Eğer ki bu imtiyazı vermişsek 2010’daki anlaşmaya göre, artı bir avantaj sağlıyorsak mutlaka onlardan da bir karşılık beklemek zorundayız. Ruslar da “Ben bu avantajlar karşılığında 12,5 sente değil, 8 sente, 9 sente size elektrik satacağım.” demeli. Vatandaşımızın çıkarını düşünmeliyiz. Ama eğer Ruslara bir diyetimiz varsa bizim bilmediğimiz, eğer ödememiz gereken bir diyet varsa kapalı kapılar ardında görüşülen, bu diyeti Hükûmet gelip burada anlatmalı, “Ben Ruslara artı bu kadar milyar liralık teşvik veriyorum, bunun karşılığında 12,5 sent yerine 8 sente elektrik alıyorum.” diyebilmeli ama… Bakın, biz bu imtiyazları çıkarıyoruz, 80 milyonun, yetimin haklarını burada ortaya koyuyoruz. Sayın Bakana soruyorum: Karşılığında ne alıyorsunuz Sayın Bakan? Ne veriyorsunuz, ne alıyorsunuz? Bunları milletin temsilcileri olarak bilmek istiyoruz.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paylan.

Diğer önerge geri çekilmiştir.

Şimdi bu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir tane önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin birinci fıkrasındaki “icabeden” ibaresinin “icap eden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

      Filiz Kerestecioğlu Demir           Meral Danış Beştaş         Behçet Yıldırım

                  İstanbul                               Adana                          Adıyaman

 

             Mahmut Toğrul                      Feleknas Uca               Müslüm Doğan

                 Gaziantep                           Diyarbakır                           İzmir

                                                      Kadri Yıldırım

                                                             Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

8 Mart münasebetiyle ben de hissiyatımı birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum. Benim aşağı yukarı 550-600 sayfalık bir son çalışmam vardır, konusu İslami feminizm. İnşallah nisanda çıkacak bu yayın. Bu münasebetle, İslam’ın kadına vermiş olduğu önem ve birtakım yanlış anlaşılmalarla ilgili bir şeyler ifade etmeye çalışacağım. Öncelikle şunu söyleyelim: Kadının mevcut durumunun İslam’ın iki temel kaynağı olan Kur'an ve doğru sünnetle alakası yok. Dolayısıyla kadını dövmek, kadının yönetici olmasına engel olmak, kadının şahitliğiyle ilgili spekülasyonlar ortaya koymak, miras vesaire bunların hemen hemen hepsi bu çalışmada yer almaktadır.

Evvela şunu ifade etmekte yarar var: Kur'an’ı Kerim’in bir suresinin adı “Nisa suresi”dir yani “kadınlar suresi”dir. Bu bile başlı başına Kur'an’ın kadına vermiş olduğu göstergelerden bir tanesidir. Hazreti Peygamber bir hadisinde “…”(X) diyor yani kadınlar erkeklerin öz kız kardeşleridir, üvey değil, dikkatinizi çekmek istiyorum, öz kız kardeşleridir. Yani erkeğin sahip olduğu bütün eşit hakların, bütün özgürlükçü hakların, bütün adil hakların hepsine kadınlar da sahiptir, üvey değiller, erkeklerin öz kız kardeşleridir, şakîka, bunlar öz demektir.

Yine bir hadisinde diyor ki Peygamber Efendimiz: “…”(x) “Çocuklarınız arasında eşit davranın. Eğer ben bir fark gözetecek olsaydım, şüphesiz kadınları üstün tutardım.” Dolayısıyla burada da yine kadına eşitlikçi, özgürlükçü bir yaklaşım söz konusudur ve maalesef bugün İslam toplumlarında kadına dayak sanki İslam’ın bir emriymiş gibi, sanki Kur'an’ın bir emriymiş gibi telakki ediliyor. Bunu da yine Hazreti Aişe’nin yani bir kadın olan ve Hazreti Peygamber’in eşi olan, hanımı olan Hazreti Aişe’nin bir hadisiyle nakletmek istiyorum. Diyor ki Aişe Validemiz: ”...”(X) Yani, Allah’ın Elçisi ömrü hayatında hiçbir zaman, hiçbir kadına el uzatmamış, hiçbir şekilde, hiçbir kadını dövmemiştir. Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz’den daha rahat bir yaşam talep etmek üzere isyan eden, bakın dikkatinizi çekiyorum, isyan eden eşlerini bu hareketlerinden dolayı, bu isyanlarından dolayı Peygamber Efendimiz evden kovmamış, kendisi yaklaşık bir ay boyunca evi terk etmiş; bir ay sonra döndüğünde “Ey hanımlarım toplanın, ben size benden istediğiniz lüks hayatı veremiyorum; normal, fakir, ümmetim içerisindeki bireyler nasıl yaşıyorlarsa ben de öyle yaşamaya devam edeceğim. Ben bir kral gibi yaşamayı asla ve asla istemiyorum.” deyip şu iki seçenek arasında bırakmış: “İsterseniz benimle bu mütevazı hayatı paylaşırsınız isterseniz de benden boşanma hakkınızı kullanırsınız, böyle bir seçenek de önünüzde vardır.” dedikten sonra... Bakın Peygamber Efendimiz hanımlarını evden kovmadı, bilakis kendisi evi terk etti ve aşağı yukarı bir ay ayrılıktan sonra böyle hayırlı bir neticeyle mesele sonuçlandı ve eşleri de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Yıldırım.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) - ...bir kraldan istenen bir hayatı istemekten vazgeçti ve normal bir Müslüman, normal ümmet nasıl yaşıyorsa o şekilde yaşamayı tercih eden Peygamber Efendimiz’le birlikte yaşamayı tercih ettiler fakat maalesef Hazreti Peygamber'in vefatından sonra, özellikle vahiy ikliminden uzaklaşıldığı ölçüde kadınlar, sahip olmuş oldukları hakları yavaş yavaş yitirmeye başladılar. Hatta bir kaynağa göre Hazreti Ömer’e bir kaynağa göre de onun oğlu Abdullah’a dayandırılan şu söz çok meşhurdur: “İslam gelmeden önce biz kadınlara hem elimizi hem dilimizi uzatıyorduk fakat İslam geldikten sonra ‘Hakkımızda anında ayet iner.’ düşüncesiyle ve korkusuyla ne elimizi uzatabildik ne de dilimizi uzatabildik.” Dolayısıyla Kur'an’ın ikliminden ve Hazreti Peygamber döneminden uzaklaşıldıkça kadına eller de uzatıldı, diller de uzatıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) - Umarız, bundan sonra böyle bir uzatılma olmayacak ve bu münasebetle 8 Martın bütün dünya kadınları için hayırlara vesile olması, eşit, özgür haklarına bir an evvel kavuşmaları dileğiyle saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Emin Haluk Ayhan         Mehmet Necmettin Ahrazoğlu Ahmet Selim Yurdakul

               Denizli                                Hatay                                Antalya

             Celal Adan                      İzzet Ulvi Yönter                                 

               İstanbul                              İstanbul                                       

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Değerli milletvekilleri, muhterem vatandaşlar; öncelikle, binbir meşakkatle bizi var eden, onca çileye rağmen Anadolu’yu vatan yapan başta şehit annelerimiz olmak üzere tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Allah tarihe damga vuran egemen Türk kadınını korusun.

Muhterem vatandaşlar, yardımcı sağlık personellerinin istihdam ve atama sorunları hakkında konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım. Sağlık branşlarında eğitim alan ancak iş bulma ve atanma hususlarında sorunlarla karşı karşıya olan gençlerimizle sık sık bir araya geliyorum. Öğretim üyesi bir tıp hekimi olarak, gençlerimizin yaşadığı tüm sıkıntıları yakından biliyorum. Onların, gerek mevzuat gerek idari kararlar nedeniyle yaşadıkları mağduriyetlerin psikolojik, sosyal ve ekonomik olarak ciddi boyutlarda olduğu görülmektedir. Bu mağduriyetlerin nasıl aşılabileceğini Milliyetçi Hareket Partisi olarak sunduğumuz önergelerle tek tek gösterdik. Verdiğimiz kanun teklifleri Meclis gündemine gelse inanıyorum ki birçok yardımcı sağlık branşından mezun kardeşimin sorunları çözülecek.

Bunlardan biri, meslek tanımı olmayan sağlık branşları. Ameliyathane teknikerleri, ağız ve diş sağlığı teknikerleri, evde hasta bakım teknikerleri meslek tanımı olmayan branşlardan yalnızca birkaçı. Bu bölümlerden mezun olan gençlerimiz bir yönetmelik eksikliğiyle özel hastanelerde dahi kendi mesleklerini maalesef icra edememektedirler.

Bir diğer sorun da sertifika. Diyaliz teknikerliği gibi birçok branşta üniversitelerde iki yıl eğitim alan gençlerimiz yerine birkaç haftalık sertifika eğitimi alan -açık açık ifade etmek istiyorum ki hak yeniyor- on sekiz günlük eğitimle sertifika alan insanlar çalıştırılıyor. Üniversitelerden mezun olup diploma alan bu gençlerimizin çoğu, şimdi, inşaatlarda, oto sanayi sitelerinde, marketlerde ve benzeri alakasız iş yerlerinde çalışıyorlar.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak her insanın eğitim aldığı ve uzman olduğu alanda çalışmasını hedefliyoruz. Okul mezunu dururken sertifikalı personel almak, özellikle sağlık alanında kalitesizliği beraberinde getirir.

Tüm bunların yanı sıra, vekil ebe ve ortaöğretim hemşirelerinin de büyük mağduriyet yaşadığını bu vesileyle ifade etmek isterim. Ortaöğretim hemşire ve vekil ebelerimiz Türk sağlık sisteminin gerçekten de önemli bir bileşenidir. Atanma ve özlük haklarının iyileştirilmesini bekliyorlar ve haklılar.

Muhterem vatandaşlar, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yıllardır liyakat ve devlete bağlılık esasıyla işe göre eğitim, işe göre personel tasarlanmasından yana olduğumuzu defalarca söyledik. Bu sene Sağlık Bakanlığına toplam 56 bin personel alınacak. Sağlık kurumlarının ihtiyacı malum, doktor alımına tamam ancak sağlık alanındaki insan gücümüzün önemli bir kısmı da sayıları 36’yı bulan diğer yardımcı sağlık branşları mezunlarıdır. Toplam kalite yaklaşımı sebebiyle sağlık hizmetlerinde kalitenin iyileştirilmesi için tüm alanlarda dengeli, adil ve ihtiyaçları karşılayacak kadar bir atama yapılması doğru olacaktır. Biliyorsunuz, 13 Şubat 2018 tarihinde sosyal medyadan, ilk alımın mart sonunda olacağını ve iki kısım hâlinde olacağını ifade etmiştim. Ancak gençlerimizin önlerini görebilmesi için alım ve atama süreçlerinin artık bir standarda ulaştırılması gerekmektedir. Gençlerimiz hangi ayda başvuru yapacaklarını ve hangi ayda işbaşı yapabileceklerini bilmelidirler. Aslında, elimizdeki imkânlarla bunu sağlamak çok kolay; bir sınav ve alım takvimi açıklanmalı, senede bir veya iki alımla bu süreçler netleştirilerek kamuoyuyla paylaşılmalıdır, ülkemiz için doğru olan da budur. Ayrıca, ikiye bölünerek alınacak olan 27 bin yardımcı sağlık personeli alımı için teşekkür ederiz Sağlık Bakanımıza.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Yurdakul.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Ancak bizim önerimiz, bu mart sonu 27 bin personelin hepsinin alımının yapılması, ikinci alım için Maliye Bakanlığından ayrı bir kadro tahsisi istenmesidir çünkü inanın, atanamayan yardımcı sağlık personelinin sayısı şu anda 470 bini aşmıştır ve aileleri gerçekten çok zor durumdadır.

Çalışan huzuru ve hizmet kalitesi için Milliyetçi Hareket Partimizin önerileri ortada. Sağlık personelimizin üstünde yük çok ağır, personel ihtiyacı had safhada. Şehir hastaneleri ve üniversite hastaneleri başta olmak üzere sağlık kurumlarının görevlerini yerine getirebilecek kadar personel istihdamı sağlanmalıdır. İşte o zaman hem hasta memnuniyeti hem de sağlık çalışanlarının memnuniyeti birlikte sağlanmış olur, bunun sonucunda da sağlıkta gerçek kalite gelmiş olur.

Genel Kurulu ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yurdakul.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; değerli milletvekilimizin sağlıkla ilgili yapmış olduğu konuşmaya istinaden kısa bir açıklama için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle bütün kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyor, şehit analarını burada ayrıca zikretmek istiyorum, saygılarımızı sunuyorum.

Tabii ki sağlıkta her zaman çözülmesi gereken problemleler, meseleler olmuştur, olacaktır. Bütün bunları geniş bir çerçeve içerisinde… İnsan kaynağıyla ilgili çalışmamızı şu anda ilerletmiş durumdayız. İnsan kaynağımızı hem sağlığın ihtiyaç duyduğu alanlara yönlendirmek hem de eğitilmiş kadroları hizmete almak için planlı bir şekilde çalışıyoruz. Bu sene önümüzdeki günlerde 27 binlik kadro için alım ilanına çıkacağız, tabii ki hepsi birlikte değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Tabii ki Maliye Bakanlığının serbest bırakacağı oranda…

BAŞKAN – Mikrofon açık, buyurun, devam edin Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sadece sağlık personeli, sağlıkla ilgili personeli almayacağız, aynı zamanda sağlık hizmetlerinin verildiği mekânlara kamu işçisi de alacağız bu süreç içerisinde, onun da ilanına çıkacağız.

Sayın milletvekilimizin zikretmiş olduğu hususların bir bir çözüldüklerini süreç içerisinde izleyeceğiz.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Rica ederim Sayın Bakan.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Bihlun Tamaylıgil                  Musa Çam

                İzmir                                   İstanbul                             İzmir

          Lale Karabıyık                         Sibel Özdemir              Kadim Durmaz

                Bursa                                   İstanbul                            Tokat

MADDE 13- 213 sayılı Kanun’un mükerrer 355’inci maddesinin başlığı “Bilgi vermekten çekinenler ile 107/A, 256, 257, mükerrer 257 nci madde ve Gelir Vergisi Kanununun 98/A maddesi hükmüne uymayanlar için ceza:” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin (1)’inci fıkrasına aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

“Bu Kanunun 107/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlardan, bu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alanlara 1.000 Türk Lirası, (2) numaralı bendinde yer alanlara 500 Türk Lirası, (3) numaralı bendinde yer alanlara 250 Türk Lirası özel usulsüzlük cezası kesilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım..

BAŞKAN – Önerge hakkında Tokat Milletvekili Kadim Durmaz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin görüşülmekte olan yasa tasarısı üzerine verdiği önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Bu önergedeki maddenin tamamına Cumhuriyet Halk Partisi olarak katılıyoruz, küçük bir ilaveyle de grubumuz katkı sunuyor. Tabii, bütün bu yapılan çalışmaların tamamının -Sayın Maliye Bakanımız şu anda burada yok ama Sağlık Bakanımız burada- bu ülkede yatırım ortamını iyileştirmek, sanayiciyi, iş adamını, KOBİ’yi yeni yatırımlara, yurttaşların daha da önünü açıp devletin yardımcı olmasına niyet edilerek çıkarıldığını defalarca Sayın Maliye Bakanımızdan dinledik. Ama, tabii, gelinen bu noktada, bu değişikliğin yararına da inanıyoruz. Ama, bakıyorum, Maliye Bakanımız yok bugün, çok önemli, Sağlık Bakanımız burada.

Sayın Bakanım, bu ülkede, 2018 yılı başında, Türkiye Cumhuriyeti insanlarının 81 milyonunun da yaşamını ilgilendiren bir rapor yayınladınız. Yani, nişasta bazlı şekerlerin insan sağlığına verdiği zararı, tahribatı, işte, “Alzheimer”ı artırdığı, obezite yaptığı, karaciğer rahatsızlığı yaptığı, midede, pankreasta, belli organlarda kanser yaptığı, hatta -son zamanlarda birtakım sağlık kuruluşlarınca- kısırlığa da yol açtığını -nişasta bazlı şekerlerin ortada olduğunu- içeren bir rapor da Bakanlığınız yayınladı. Ama tam böyle bir günde, ne acı, ne yazık ki 21 Şubatta, Resmî Gazetede yayımlanan bir kararla, Türkiye’de bulunan 14 şeker fabrikasının satışı yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, elimde yaklaşık 20 maddeyi aşan bir sözleşme var. Tabii, bir şeker fabrikası satılıyor, 700-800 dönüm arazinin üzerinde, seksen yılın üzerinde üretim yapıyor, içerisinde çalışanları var ancak arkadaşlar, bu sözleşmede bir bedel yok. 14 tane şeker fabrikası satılıyor ama alıcı kaça alacak bilmiyoruz. Hani, bazen, böyle, niyet okuma ya da şüphe hissiyle bir yerlere varmak istiyorduk ama bu ülkenin kazanımı olan, 81 milyonun sağlığını, çocuklarımızın sağlığını ve kendi sağlığımızı doğrudan ilgilendiren, 40 sektörde binlerce gıdayla yaşamımıza giren şekeri, bir ucu yabancı ülkelerde olan, ülkemizde de uzantılarının Hükûmetiniz döneminde kökleştiği, kurumsallaştığı, ne kadar üretip de bu ülkenin insanlarına o nişasta bazlı sentetik şekeri, zehri yedirdiği ortadayken biz bu fabrikaları satıp tıpkı TEKEL’de yaşadığımızı yeniden bu ülkeye yaşatacağız. “Efendim, beş yıl kapatmayacak.” Arkadaşlar, beş yıl dediğiniz süreç göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor.

Sayın Bakanım, sizin burada olmanızı da bir şans olarak görüyorum. Hâlâ zaman geçmiş değil, bu süreç devam ediyor çünkü ihale şartnamesinin sonunda aynen şöyle diyor: “İthal eden, dilediğine verip vermemekte ve de bu ihaleyi iptal etmekte yetkilidir.” Öyleyse bunu bir gözden geçirelim, bu ülkenin çoluğunun çocuğunun geleceğini, sağlığını tehlikeye atmama adına.

Ne oluyor? Takdir edersiniz, yüzde 70 doluluk garantili şehir hastaneleri yaptınız; gayet güzel, teşekkür ederiz, ülkemize bir hizmet. Ama aklımıza şu da geliyor: Bu ülkede ilaç sanayisinde de dışa bağımlıyız biz. Hâl böyle olunca, sanki bir taraftan şehir hastanelerine hasta insanları yönlendirip, yabancı sermayeye ilaç sektöründen para kazandırıp yeni bir alan mı açılıyor? Bu endişeyi de ediyoruz. Bu endişeyi etmesi gereken sadece bizler, Cumhuriyet Halk Partililer değil; inanıyorum, hepiniz de aynı oranda bu tehlikeyi hissediyorsunuz. Çünkü Türk geleneğinde var: Sabah gözümüzü açıyoruz, daha kahvaltıya başlamadan sofraya şeker ile çay geliyor -Erzurum milletvekillerimiz var mı, bilmiyorum- kıtlamasıyla birlikte ama o da gidiyor. Bu yüzden, bunu yeniden bir gözden geçirip ortak bir akılla bu düzenlemenin, bu ihalenin iptal edilmesini; eğer şeker fabrikalarını modernize edip yatırım yapmak gerekiyorsa bunu da ortak bir anlayışla yapıp getireceğiniz yasaya hepimizin de katkı ve destek vererek ülkemizin sağlığını düşünmek zorunda olduğumuzu bir kez daha sizlere hatırlatıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Durmaz, sözlerinizi tamamlayın.

KADİM DURMAZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla oluşturduğumuz bir şeker heyetiyle şeker fabrikalarını bir bir geziyoruz. Orada insanlar mutsuz. Mesela, Malatya’da bize şunu anlattı biri: “ ‘Kapanmayacak’ dedilerdi. Bizim sigara fabrikamız vardı, yanında dokuma fabrikamız vardı; hepsi kapandı. Bakın, yerinde AVM var.” Ve “Gece saat on iki dediği zaman, bu AVM’lerde, o kentte kazanılan paraların nerelere gittiğini bilmiyoruz, o kentlere hayrı yok.” deniliyor.

İşte dün Turhal’daydık, Çorum’daydık, orada da gördük, çiftçilerin tamamı perişan ve çaresiz. 10.500 çalışanı, 350 bin ekici ailesi ve sonuçta ailede birçok insanı da meşgul eden bir münavebeli ürün şeker pancarı arkadaşlar ve köyler boşalmış sizin döneminizde. Birkaç kez de söyledim, yine de söylüyorum, siz göreve geldiğinizde köylerde 22 milyon nüfus vardı, 65 milyondu Türkiye Cumhuriyeti nüfusu ama şu anda köylerde 6,5 milyon insan yaşıyor ve ülkenin nüfusu 81 milyon.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Gelin bu tarımı, üretimi artıralım. Ette Sırbistan’a da Fransa’ya da muhtaç olmayalım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Durmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinde yer alan “maddesi uyarınca” ibaresinin “maddesine göre” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

          Filiz Kerestecioğlu Demir              Behçet Yıldırım           Feleknas Uca

                     İstanbul                             Adıyaman                   Diyarbakır

                 Mahmut Toğrul                  Meral Danış Beştaş   Mehmet Ali Aslan

                    Gaziantep                              Adana                         Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan ve Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, bugün Dünya Kadınlar Günü deniliyor, aslında kutlama değil bir anma günüdür. Biliyorsunuz 1857’de Amerika’da kendi özlük haklarını savunmak için kadınlar greve gitmiştir ve 129 kadın orada çıkarılan yangında hayatını kaybetmiştir. Maalesef bölgemizde ve dünyada aslında kadınlar hâlâ bu günü anmayı hak ediyorlar, daha doğrusu sistemler tarafından hak ettiriliyorlar çünkü henüz istenen noktaya gelinmiş değil. Bu anma günü vesilesiyle de şu anda cezaevlerinde rehin bulunan Eş Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ ve milletvekillerimiz Selma Irmak, Gülser Yıldırım, Çağlar Demirel, Burcu Çelik; Belediye Başkanı Gültan Kışanak, eski milletvekillerimiz Ayla Akat, Sebahat Tuncel şahsında bütün haksızlığa, bütün mağduriyete uğrayan kadınları da buradan selamlıyorum, saygılarımı sunuyorum.

Arkadaşlar, dün Ahmet Kaya'nın isminin değiştirmesiyle ilgili bir sunum yaptım burada, gündem dışı bir konuşmam oldu. Sayın Bostancı bu konunun takipçisi olacağını ve bunun kabul edilmeyeceğini belirtmişti. Bugün de Batman kayyumu açıklama yapmış, demiş ki: “Yanlış bir anlaşılma var, tadilat yapıyoruz, isim değişikliği falan yok.” Oysaki şu anda -yani bir beş dakika önce de ben baktım- Belediyenin resmî web sayfasında 19 Şubat 2018 tarihli kararda 10’ncu maddenin üçüncü fıkrasında aynen şu denmektedir: “İlimiz merkez Huzur Mahallesi’nde bulunan Ahmet Kaya Halkevi’nin, Batman Belediyesi Huzur Mahallesi Bilgi Evi olarak mülki idare amirinin onayına sunulmasına oy birliğiyle karar verildi.” Şu anda Batman Belediyesinin resmî web sitesine girerseniz bu kararı görürsünüz, silmeden önce görebilirsiniz. Niye? Çünkü tepkiler oluştu. Kayyum da “Biz seviyorduk, biz dinliyorduk. Eşi Gülten Hanım’ı Batman’a davet ediyoruz. Tabii, kendisine ulaşamadık." dedi. Biz de eşi Gülten Hanım’ı Batman’a, Hasankeyf henüz sular altında kalmadan Hasankeyf’i görmeye buradan davet ediyoruz. Ahmet Kayaların, Yılmaz Güneylerin, Ahmedi Hanilerin ismi ne kadar silinirse de tabelalardan sökülürse de inanın, bu halkın, bu milletin gönlünden, zihninden, kalbinden sökülemez ve hak ettiği saygıyı, değeri her zaman bulacaktır, görecektir.

Tabii, arkadaşlar, sizin de mutlaka dikkatinizi çekmiştir, Adana’da 81 yaşındaki Gazal ana su borcunu ödeyemediği için su saati mühürlenmiştir ve kendisinin de -tabii ki su temin edecek, su içmek zorunda- mührü kırdığı iddia ediliyor. Bunun üzerine belediye ekipleri farkına varıyor, gelip suç duyurusunda bulunuyorlar ve Gazal ana gözaltına alındıktan sonra ilk ifadesinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor, 3 bin lira da para cezası veriliyor. Düşünebiliyor musunuz, “Dünya Kadınlar Günü” diyoruz ya, 81 yaşındaki annemiz para tahsil edilmesi için cezalandırılıyor, suyu kesiliyor ama son iki yılda eski parayla katrilyonlarca, yeni parayla milyarlarca lira vergi borcu olan zengin iş adamlarının vergi borcu silinmiştir. Kimin cebinden siliniyor? Emekçinin, memurun cebinden siliniyor. Bakın, son iki yılda eski parayla 5 katrilyona yakın, şimdiki parayla 5 milyara yakın vergi borçları silinmiştir. Bunlara küçük bir hesap yaptık, 500 bin işçiye bir yıl boyunca bin lira ek zam, maaş demektir. Yani 500 bin işçi faydalanacağına neden birkaç kişinin menfaati düşünülüyor? Çünkü o paralar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Aslan.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – ...yine halkın cebinden vergi olarak tahsil edilmektedir. Ya da işçilere, memurlara, asgari ücrete zam yapılmıyor. Niye? Çünkü bunlardan vergi borcu silindiği zaman, işte Maliye dara giriyor, bunu da halktan temin etme yoluna gidiliyor. Millete küfredenlere vergi borcu affı ama milletin anasına ceza, 81 yaşındaki kadına 3 bin lira ceza.

Hazreti Ömer’i sürekli örnek veriyorsunuz. Biliyorsunuz Hazreti Ömer adaletiyle dünyaya nam salmış bir halifedir. Açlıktan çocuğuna taş kaynatan anneyi ve çocukları görünce “Demek ki Ömer işini tam yapmıyor.” diyerek beytülmalden onlara yiyecek vesaire tahsil etmiştir, tedarik etmiştir. Şimdi yapılan nedir? Tam tersi yapılıyor. 81 yaşındaki annemizin suyu kesiliyor. Ya, bu ayıp olarak, utanç olarak bu Dünya Kadınlar Günü’nde de hepimize yeter.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 17.36

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.50

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan ve arkadaşlarının önergesinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik şekilde yapacağım.

Elektronik oylama için iki dakika süre tanıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Filiz Kerestecioğlu Demir            Behçet Yıldırım               Feleknas Uca

                    İstanbul                           Adıyaman                      Diyarbakır

            Meral Danış Beştaş                 Mahmut Toğrul            Ertuğrul Kürkcü

                     Adana                            Gaziantep                           İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Başkan.

Bu madde Vergi Usul Kanunu’ndaki çeşitli cezalarda indirim yapılmasıyla ilgili. Eskiden 1/3 oranındaydı pişmanlık hâlinde indirim yapılması, bu düzenleme şimdi yarı yarıya… Yani şimdi eğer pişmanlık gösterirse vergi mükellefleri daha kârlı çıkacaklar. Ancak pişmanlık dediğiniz şey suçluluktan daha farklı bir şey. İnsan pişmanlığa yol açacak bir şekilde yaptıklarından utanç hissedebilir ama bundan bir çıkar sağlamışsa pişmanlık duymayabilir, o yüzden “Pişmanım.” demekle bir şey olacağı yok. Vergisini ödemesi gereken yurttaşlar eğer emekçiyseler, eğer aylık alıyorsalar, eğer ücret ve maaşları önce vergi dairesinden geçerek kendilerine geliyorsa yani kaynakta vergi kesiliyorsa, onlara gözünün yaşına bakmadan vergi uygulanıyorsa aslında onlara göre çok daha iyi koşullarda yaşayan ve esasen ekonomiyle ilişkileri kâr üzerine olan insanlara bu şekilde büyük avantajlar sağlamanın her şeyden önce sosyal adaletle bir ilgisi yok. Yani aynı iş yerinde patron olan devlete çok daha az vergi ödeyecek ama işçi olarak çalışan gelirinin neredeyse yarısını vergi olarak ödeyecek ve işçiye aslında pişmanlık için bile bir şans tanınmayacak. O nedenle bu yasa tasarısının esasen adaletsiz olduğu bir yana, bu adaletsizliğin uğrunda yapıldığı şeyin de gerçekle bir ilgisi yok. Çünkü bu yasa tasarısı bir bütün olarak getirildiğinde gerekçesinde şu söyleniyor bize, deniyor ki: “Böylelikle yatırım ortamını iyileştirmek, yatırımcıları heveslendirmek ve ekonominin çarklarının dönmesini sağlamak, böylelikle aslında istihdamın da önünü açmak…” Ancak bu yasanın kendisi -dün de söyleme fırsatı buldum- ekonominin kendi takatiyle işleme kapasitesinin aslında kalmadığının ya da tükenmekte ya da gerilemekte olduğunun itirafı. Çünkü bu, ekonomik olmayan yöntemlerle, ekonomi dışı yöntemlerle ekonomiyi arkadan ittirmek için bulunmuş bir çare. Bu kadar çok kamu müdahaleciliğiyle ancak ekonomi dönebiliyorsa aslında kapitalist ekonomi Türkiye’de işleyişinin ya imkânlarını bulamıyordur ya da Türkiye’den başka yerlerde daha yüksek kâr etme fırsatları bulduğu için buradan kaçıyordur. Her iki hâlde de ekonominin kendi iç işleyişi, iç dinamikleri değil, devlet ittirmesiyle ekonomiyi yürütmek için bulunmuş olan bir yoldur fakat bu yol niye lazımdır? Gerçek bir büyüme sağlamak, bir planlama eseri olarak gerçek bir gelişmeyi ortaya koymak değil, aslında bugünü 2019 seçimlerine bağlamak için bulunmuş olan yoldur. Yani yapay yöntemlerle aslında çarkları dönüyor göstermek, yapay yöntemlerle krizi biraz daha ertelemek, böylelikle krizden ari koşullarda seçimlere gitmek için bulunmuş vasıtalardır ve ne yazık ki bu, kamu bütçesinden gerçekleştirildiği için devletin ya eldeki gelirlerini sarf etmesi ya da muhtemel gelirlerinden vazgeçmesi üzerine bina edildiği için aslında bu siyaseti, bu AKP siyasetini işçiler, köylüler, yoksullar yani her zaman ücret ve maaşlarının içinden vergi paylarını otomatik olarak ödeyen ve dolaylı vergilerle devleti besleyen kesimlerin yarattıkları kaynakların kendilerine değil, kendilerini sömürenlere taşınması için bulunmuş bir siyasi yol, devlet zoruyla ekonomi yönetmenin bir yoludur.

Eskiden Sovyetler Birliği varken Türkiye'yi yönetenler ikide bir derlerdi: “Komuta ekonomisi, komuta ekonomisi. Orada piyasa yok.” Alın size piyasa! Daha beter bir komuta ekonomisi. Şimdi, devlet zoruyla işçinin gelirini sermayeye aktarmak ve böylelikle bir seçime bir seçim daha eklemek için böyle siyaset, böyle ekonomi olmaz.

Hepinize sevgiler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü madde üzerinde bir önerge daha vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Bihlun Tamaylıgil                  Musa Çam

                İzmir                                   İstanbul                             İzmir

          Lale Karabıyık                       Ömer Süha Aldan           Hüseyin Çamak

                Bursa                                    Muğla                             Mersin

MADDE 14- 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan “üçte bir” ifadesi “yarısı” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çamak. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

14’üncü maddeyle 213 sayılı Kanun’un 176’ncı maddesinde öngörülen düzenleme mükellefler lehine düzenlendiğinden grubumuzca desteklenmektedir. Ancak bu torba kanundan önce de belirttiğimiz gibi, iktidar, son yıllarda içeriğinde birbiriyle hiçbir ilişkisi bulunmayan çok sayıda kanunda toptancı bir anlayışla değişiklik yapmaktadır. Her biri farklı ihtisas komisyonlarında görüşülmesi gereken kanunların böylesine aceleyle ve ilgili komisyonlarda tartışılmadan Genel Kurula getirilmesi her şeyden önce Meclisin yasa yapma saygınlığına gölge düşürmektedir.

Sayın milletvekilleri, genel sağlık sigortası mağdurlarının borçlandırılma sorunu devam ediyor. Milyara varan zorunlu borçlandırmalara rağmen, acil durumlar dışında herhangi bir sağlık hizmeti verilmeyen bu vatandaşların hastanelerde nasıl perişan olduğunu görüyoruz. İktidar bir süre önce 25 yaş altı olup okuyan gençlerin borçlarını sildi fakat hâlen milyonlarca insan bu borcun sorumluluğu altındadır. GSS mağdurlarının bu borç yükü tamamen ortadan kaldırılmalı ve sağlık hizmetlerinden faydalanmalarının önü açılmalıdır.

Ayrıca bir başka ciddi sorun, emeklilik yaşı yükseltilmeden önce yani 1999 yılı öncesi sigorta girişi olanların emeklilik için bulunan prim ödeme günü ve çalışma yılı şartlarını doldurduğunda emekli olabilme hakkı günümüzde resmen gasbedilmiştir. Emekli olmayı hak eden vatandaşlarımızın bu kazanılmış hakları mutlaka verilmelidir.

Sayın milletvekilleri, Kahramanmaraş bölgesi doğal su kaynakları açısından en zengin illerimizden biridir. Buna rağmen maalesef, bölgede yaşayan çiftçiler tarımsal üretimlerini sekteye uğratacak derecede ciddi bir sulama sıkıntısı çekmektedir. Özellikle Kahramanmaraş’ın Dulkadiroğlu, Çağlayancerit ve Pazarcık ilçelerine bağlı belde ve köylerde, başta Helete kasabamız olmak üzere çiftçiler, tarıma elverişli arazileri olmasına rağmen baraj sularının yüzde 70’i çevre illere aktarıldığı için kendi su ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Ayrıca, su yataklarında yapılan değişiklikler mevcut barajlardaki akışın akıbeti açısından da bir çökme riski barındırmaktadır.

Bunun yanı sıra, Kahramanmaraş’ta iktidar partisinin yeterince oy alamadığı köyleri gezdiğimizde görüyoruz ki buralara neredeyse hiçbir hizmet götürülemiyor. Özellikle Pazarcık Tetirlik ve Şahintepe gibi yoksul köylerin resmen kaderine teslim edildiğini görüyoruz. Arkadaşlar, el insaf, buradaki insanlar da bu ülkenin vatandaşları değil mi? Maraş’ta zaten yeterince oy alıyorsunuz, bırakın bazı mahalleler de başka partilere oy versinler. Şehrin çeşitliliği ve zenginliği olarak görülüp bizatihi ilgilenilmesi gereken bu insanlar resmen cezalandırılmaktadır. Buralara hizmet götürmekle yükümlü yetkililerimizi sağduyulu davranmaya davet ediyorum.

Mersin Tarsus-Kazanlı turizm alanı altyapısı bitirilmiş olmasına rağmen tahsis sahipleri yatırım yapmak için ayak sürümektedir. Tahsislerin iptal edilerek yeni yatırımcılara bir fırsat verilmesi yerinde bir davranış olacaktır.

Mersin’de giderek büyüyen trafik sıkışıklığının çözümü için mevcut olan otoban gişelerinin, yapımı devam eden organize sanayi bölgesindeki bağlantıdan sonraya alınması daha isabetli olacaktır. Liman çıkışı ile OSB arası ücretsiz olacağından Adana-Mersin arası trafik sıkışıklığı da giderilmiş olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çamak.

Sayın Kılıç, söz isteğiniz var, size yerinizden bir dakika söz veriyorum.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ımızda Hükûmetimiz ve belediyelerimiz bütün vatandaşlarımızı eşit gözle görmekte ve herkese ayrımsız bir hizmet götürmektedir. Bütün ilçelerimizde ve mahallelerimizde bir program çerçevesinde yapılan işlerimiz vardır, yapılıyor olan işlerimiz vardır, yapılacak işlerimiz vardır. Her an biz vatandaşlarımızla iç içe, beraberiz ve yapılan hizmetlerden vatandaşların da mutlu olduğunu görüyoruz. Yetişemediğimiz yerler vardır ama bunun da çabasını sürdürüyoruz. Biz, böyle ileri bir seviyede “Kahramanmaraş’ta şunlar yapılamadı, bunlar yapılamadı.” diyenlere de buradan açık yüreklilikle şunu diyoruz: Kahramanmaraş genelinde isteyip de alamadığınız, arayıp da bulamadığınız hizmet nedir kardeşim?

Ve sulama olarak da, şu anda, Kahramanmaraş il hudutları dâhilinde 56 baraj, gölet, içme suyu ve sulama tesisi yapılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Kılıç.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Bütün Kahramanmaraş ovalarımızın sulanması çabamız sürmektedir.

Az önce hatibin bahsetmiş olduğu Pazarcık, Türkoğlu ve Dulkadiroğlu bölgesine gelince, 1960’lı yıllarda yapılan Kartalkaya Barajı’mızdan ikinci boruyla da Gaziantep iline su verilmesiyle beraber çiftçilerimiz önce ikinci sulamalarını, sonra da birinci sulamalarını kaybetmişlerdir, doğrudur. Fakat Göksu’nun bir yıl içerisinde Gaziantep’e içme suyu olarak verilecek olmasıyla beraber yeniden bahsedilen ovalarımız, 400 bin dönüm ovamız suyuna kavuşacaktır, çiftçilerimiz ve Kahramanmaraş Pazarcıklı hemşehrilerimiz de bundan haberdardır çünkü biz onlarla iç içeyiz, bu konuda onları bilgilendiriyoruz.

Genel Kurulun bilgilerine sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıç.

Sayın Çamak, sisteme girmişsiniz. Yerinizden size de bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

27.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Kılıç, teşekkür ederim.

Bu köyleri geldiğimde beraber bir gezelim, özellikle adını andığım Tetirlik ve Şahintepe köylerinin bırakın köy içini, ana yolları bile yok; çamur içinde. Yirmi yıl değil, yüz yıl gerisinde. Kendi köyümüzü söyleyeyim: Defalarca Büyükşehir Belediye Başkanına gittim, bizzat rica ettim; maalesef köy içi kilit taşları yapılmadı.

Su meselesine gelince, herhâlde Heleteli vatandaşlarımızla görüşmediniz. Pazarcık da aynı sorunu yaşıyor. Helete köylüleriyle konuştum, köyün yanı başından geçen su 60 kilometre ötedeki Gaziantep’e götürülüyor ama maalesef Helete’nin kendisi sudan mahrum bırakılıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çamak.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, ilk önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Bihlun Tamaylıgil                  Musa Çam

                İzmir                                   İstanbul                             İzmir

          Lale Karabıyık                       Ömer Süha Aldan              Kazım Arslan

                Bursa                                    Muğla                             Denizli

 

MADDE 15- 213 sayılı Kanunun ek 11 inci maddesinin birinci fıkrasında bulunan “vergilerle kesilecek cezalarda” ifadesi “vergiler ile bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezalarında” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Kazım Arslan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, torba yasaya bakıldığında birbirinden farklı 43 kanunda değişiklik yapan ve bu tasarıyla birlikte 82 maddenin geldiği ve daha sonraki ilavelerle birlikte 96 maddeye çıkarılan bir torba yasayı görüşüyoruz. Bu tasarının ilk hâlinde, görüşmelerde, devlete toplamda 17 milyar 300 milyon Türk liralık vergi gelirinden gerçekten vazgeçildiği ifade edilmişse de bununla ilgili olarak gerçek anlamda bir rapor, bir etki analizi maalesef ne Komisyona gelmiştir ne de buraya arz edilmiştir.

Bu tasarının 6 maddesi Enerji Bakanlığıyla ilgili, 2 maddesi Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuyla ilgili, 2 maddesi Ulusal Bor Araştırma Enstitüsüyle ilgili, 1 maddesi Ekonomi Bakanlığını ilgilendiriyor ancak Sanayi, Ticaret, Enerji Komisyonunda hiçbir şekilde görüştürülmeden Genel Kurula getirilmiş oluyor. Bazı komisyonların hiçbir işlevinin olmadığı ve bir kenara bırakılarak düzenlemenin burada farklı bir şekilde görüşülmeye başlanıldığını görüyoruz.

Bu tasarının en az 11 maddesinde üye olduğumuz Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunu doğrudan sorumluluk altına sokan düzenlemeler olduğu hâlde, maalesef, bu konuda bizim Komisyonun hiçbir şekilde görüşü ve düşüncesi alınmamıştır.

Komisyonların özellikle etkin çalıştırılmadığı bir Meclis düzeni görüyoruz. Yasa yapımında gerçekten, yasa tasarılarının komisyonda ne kadar iyi bir şekilde tartışılması uygun görülürse, yer verilirse sağlıklı bir yasa çıkarma imkânının da o denli sağlanabileceğini göz ardı etmemek gerekir.

Şimdi, yine bu torba yasanın içinde nükleer santrallerdeki dev teşviklerin Anayasa’ya aykırı olarak verildiğini de görmekteyiz. Hâlbuki, ülkemizin yenilenebilir enerji kaynaklarının çok önemli bir noktada olduğu, özellikle güneş enerjisinin, rüzgâr enerjisinin ve hidrolik enerjinin gerçekten çok göz önünde ve önemli bir noktada olduğu bir dönemde nükleer enerjinin öne çıkarılması ve bu konuda gerçekten görülmemiş teşviklerin verilmiş olması da ayrı bir sıkıntı yaratmaktadır.

Biliyorsunuz, gerçekten nükleer enerji santralleriyle ilgili yapılan anlaşmalarda enerji alımının, elektrik alımının bedelinin çok yüksek olduğunu da görüyoruz. Şimdi, o denli yüksek alınan bir bedelin tüketiciye daha yüksek bedellerle verileceği zamanı gelince görülecektir. Ayrıca, bu torba yasanın içinde RTÜK değişikliğiyle dünyada emsali görülmemiş bir internet sansürünün de yer aldığını görmekteyiz. Bu yasa tasarısıyla ilgili olarak, Komisyonumuzun görüşü alınmadığı için, bu noktalarda da herhangi bir düşünce burada maalesef söyleyemedik, söyleyemiyoruz.

Tasarının 15’inci maddesinde verdiğimiz önerge üzerinde söz almıştım. Önergemiz, 213 sayılı Kanun’un ek 11’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “vergilerle kesilecek cezalarda” ibaresinin “vergiler ile bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezalarında” şeklinde bir değişikliği içermektedir ki bu aslında çok önemli değil, aslında önemli olan bu torba yasanın içinde yasanın genel kapsamıyla ilgisi olmayan düzenlemelerin burada getirilmiş olması ve Genel Kuruldan geçirilmeye çalışılmasıdır ki buna katılmıyoruz. Diğer hususlarda katıldığımız noktalar var.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Arslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinde yer alan “fıkrasında yer alan” ibaresinin, “fıkrasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Filiz Kerestecioğlu Demir            Behçet Yıldırım               Feleknas Uca

                    İstanbul                           Adıyaman                      Diyarbakır

            Meral Danış Beştaş                 Mahmut Toğrul                      Ziya Pir

                     Adana                            Gaziantep                      Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi tabii ki -Sayın Muş, siz de hoş geldiniz- hem maliye hem de ekonomiyle alakalı bir konu. O konuda fazla detaya girmek istemiyorum Sayın Hükûmet yetkilileri ama bugün yine o konularda Moody’s’in yeni bir açıklaması oldu bu sabah yani en azından ben bu sabah gördüm belki de dün olmuştur. Türkiye’deki tek adam rejiminden dolayı Türkiye'nin kredi notunu Ba2’ye düşürdü. Şöyle son yıllara gidelim, bundan tam yirmi dört yıl önce 13 Ocak 1994 tarihinde bizim kredi notumuz Ba1 idi yani bugünkünden daha iyi bir durumdaydık Moody’s’e göre o zamanlar, bugün daha kötü bir durumdayız. Türkiye'nin ekonomisini nereye götürdüğünüzün, adım adım nerelere götürdüğünüzün bir işaretidir bu.

Şimdi, diyebilirsiniz “Ya, onların kredi notu bizi çok fazla ilgilendirmiyor.” Bunu zaten sık sık dillendiriyorsun ama hem dışarıda para arayacaksınız, Avrupa'da hükûmetlerin kapısından geri gelmeyeceksiniz kredi alabilmek için hem de “Onlar bizi ilgilendirmiyor.” diyeceksiniz. Bu, pek inandırıcı değil çünkü “Ba2” demek, Türkiye uzun vadeli kredilerini ödemede sıkıntı çekecek demektir, Türkiye'nin dış ticaret açığı çok fazladır demektir ve eğer şu anda Türkiye'de yatırımınız yoksa bundan sonra Türkiye’ye yatırım yapıp da krize girmeyin demektir. Bu, Türkiye'nin saygınlığının da bir notudur aynı zamanda.

Şimdi, Türkiye'nin saygınlığı ekonomik anlamda oralara geldiyse bu Meclisin saygınlığı nerelerde; onlara bir göz atalım. Dün ben buradan söyledim, bu Meclis Mayıs 2016’da dokunulmazlıkları kaldırdı, O zaman bakanlıklara ve Meclise gelen fezlekeler için bunu kaldırdı ve davalar açıldı. Ondan sonra gelen fezlekeler için yine dokunulmazlıklar devam ediyor yani bu fezlekelerden dolayı herhangi bir dava açılamaz ve mahkemelere insanlar götürülemez. Ama gel gör ki… Buradan hem buraya, Millet Meclisine şikâyet ediyorum hem de -Hükûmet yetkilileri burada- HSK'nin Başkanı olan Adalet Bakanına şikâyet ediyorum: 2016/23 esas sayılı dosyada -Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi bu- 21/12/2017 tarihli duruşmada 17/5/2017 tarihinde yani daha geçen sene dokunulmazlık zırhı olan bir fezleke gelmiş ve o fezleke yürüyen bir davaya dâhil ediliyor. Ara karar alınıyor dediğim tarihte ve bu kararla o fezleke davaya dâhil ediliyor. Buradan şikâyet ediyorum, bunu iletin lütfen.

Meclisin başka bir ayıbı: Saygınlıktan bahsediyoruz ya, hani saygınlığımızı ayaklar altına aldırmayalım. Benim eski bir danışmanım, yine dokunulmazlık kaldırıldığında hatırlarsınız, komisyon odasında kavga çıkmıştı ve kavgadan sonra bizim vekillerimiz, ben de dâhil olmak üzere oradan yürüyerek kendi grubumuza geldik ve benim danışmanım yanımda geldi, ne bir slogan attı ne herhangi bir konuşma yaptı, sadece yanımda geldi. Meclis danışmanlarımız elbette milletvekillerinin yanında gidecektir oradan buraya geliyorsak ve kavga çıktıysa gelecektir. İşten ihraç edildi, Sayın Meclis Başkanının talimatıyla ihraç edildi. Mahkemeye gitti. Ankara 13’üncü İdare Mahkemesinin kararı elimde. Yanımda geziyor ya, yanımda oradan buraya kadar benimle yürüdü. Diyor ki uzun uzun yazdıktan sonra: “…bulunduğu ortamdan rahatsız olmadığı görüntülerden anlaşıldığından… kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, vesaire vesaireden dolayı ihracın hukuka aykırı olmadığı anlaşılmıştır.” Buyurun size Millet Meclisinin saygınlığı. Şimdi bunlarla ilgili sizden… Hem bunları size sunacağım isterseniz hem de bunlarla ilgili duruşunuzu da öğrenmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Pir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

      Filiz Kerestecioğlu Demir              Behçet Yıldırım               Feleknas Uca

                  İstanbul                             Adıyaman                      Diyarbakır

           Meral Danış Beştaş                  Mahmut Toğrul                 Garo Paylan

                   Adana                              Gaziantep                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Garo Paylan konuşacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Paylan.

Süreniz beş dakikadır.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet hep “Ekonomimiz çok iyi gidiyor, uçuyoruz, uçuşa geçtik.” diyor. Bunu içeride anlatıyorsunuz, medya da elinizde olduğu için bir bölüm inandırıyorsunuz insanlarımızı ama bir de uluslararası karne veren kuruluşlar var.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bak, Sayın Bakan dinliyor.

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi hoca karneye ne not çıktı? Geçen yıl daha notumuz düştü, yatırım yapılamaz ülke olduk, “Otur!” dedi hoca, “10 üzerinden 3”. Bugün bir not daha verdi Moody’s, “Otur! 10 üzerinden 2.” dedi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sen de seviniyorsun yani.

GARO PAYLAN (Devamla) – Maalesef arkadaşlar, hani içeride bunları söylüyorsunuz ama uluslararası arenada saygın kuruluşlar not veriyorlar ve maalesef notumuz zayıf arkadaşlar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok mu sevindin?

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, notu verirken de Moody’s şöyle diyor, şunu söylüyor: “Kurumların direncinde süregiden bir kayıp var.” diyor, yani “Kurumlar işlemiyor.” diyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – FETÖ ağzı.

GARO PAYLAN (Devamla) – Mesela şunu söylüyor: “Anayasa Mahkemesi kararları bile uygulanmıyor.” diyor.

Değerli arkadaşlar, bir ülkede kurumlar zayıflıyorsa o ülkede bir düşüş olur. Bakın, Daron Acemoğlu’nun bir kitabı vardır…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Garo Bey, bir bakar mısın şuraya? Ekonomi profesörü bir skandala imza atmış. Meşhur bir profesör.

GARO PAYLAN (Devamla) – “Ulusların Çöküşü” adında bir kitabı vardır ve şunu anlatır: “Eğer kurumlar zayıflıyorsa uluslar zayıflar ve tarih boyunca, uluslar, kurumlar zayıfladığı zaman zayıflarlar ve ekonomileri de zayıflar.”

Moody’s bir şey daha söylüyor, “Dış şok riskinin yüksek borç ve siyasi riskler nedeniyle artması…” diyor.

Bakın arkadaşlar, ekonomimizi uzun süredir, AKP iktidarı boyunca, dış borçlarla finanse ettik. Yani, cari açık verdik, cari açığın finansmanı da iktidarının ilk yıllarında daha çok doğrudan yatırımlarla finanse edildi. Çünkü o zamanlar bir hikâyemiz vardı. Diyorduk ki: “Türkiye demokrasi olacak, kurumlar işleyecek, Avrupa Birliğine üye olacağız.” ve o yıllarda, arkadaşlar, biz cari açık verirken cari açığın karşılığı doğrudan yatırımlarla finanse ediliyordu. Ama bakın, hikâyenizi kaybettiğimiz anda…

Hikâyeyi kaybettik, Türkiye’nin bir hikâyesi yok. “Demokrasi olacağız.” diye hiçbiriniz bir vaatte bulunamıyorsunuz. “Türkiye, demokratik bir ülke.” diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz, diyemediğiniz için de doğrudan yatırımlar gelmiyor artık, yüksek miktarda cari açık veriyorsunuz ve bu cari açığın karşılığı da yüksek faizle finanse ediliyor. Moody’s “Bu yüksek faizle finansman sürdürülemez.” diyor. Ama şunu anlıyoruz: Evet, bir seçim ekonomisine girdiniz, diyorsunuz ki: “Ya bu kasımda seçim yapsak sekiz ay daha sürdürür müyüz yoksa 2019 Kasımına kadar bu iş gider mi?” diye tartışıyorsunuz şu anda. Hâlâ bu torbadaki bütün maddeler vergi almamak ve borçları artırmak üzere arkadaşlar. Bunun üzerine ne oluyor? Bakın, vergi almazsanız, Sayın Maliye Bakanı, borç alırsınız. Borçları artırırsanız ne olur? Enflasyon artar ve bunun sonucunda faizler artar. Bunun sonucunda da arkadaşlar, bugün dolar tekrar 3,83; euro rekor kırdı 4,74 ve bu bir kısır döngü yaratır arkadaşlar. Türkiye, bu kısır döngüye girmiştir. Ve uluslararası kuruluşlar “Bu kısır döngü sürdürülemez. Eninde sonunda Türkiye duvara çarpabilir.” diyor ve yatırımcıları uyarıyor “Aman ha, dikkatli olun.” diyor. Hükûmet de ne yapıyor? Şimdi demokrasi vadedemeyince ne yapacak? “Ben vergi almayacağım arkadaş.” diyor, “Nükleer santraller, bol bol teşvik vereceğim.” diyor, hatta “Parayı yurt dışından dolaştır getir, kur farkı gelirini de almayacağım.” diyor. Arkadaşlar, bunun sonu daha çok cari açıktır, daha çok bütçe açığıdır, daha yüksek faizdir, daha yüksek döviz kurudur, daha çok işsizliktir, daha az aştır, daha az ekmektir. Ve bu ikiz açık sürdürülemez arkadaşlar; cari açık, bütçe açığı bu seviyelerde sürdürülemez. Bir an önce aklımızı başımıza devşirmemiz lazım. Bizim Putin'in olduğu gibi, Rusya'nın olduğu gibi doğal kaynaklarımız yok. Evet, o bir otokrasi kurdu ama doğal kaynaklarıyla bunu finanse etti. Ama bizim tek bir hikâyemiz vardır; demokrasi olmak. Demokrasi olursak yatırımcılar gelir, doğrudan yatırımlarını yaparlar, böyle teşviklere gerek kalmaz, teşvik vermeden de gelirler yatırımlarını yaparlar; insanımız daha çok kazanır, daha çok ekmeğe, daha çok refaha sahip olur arkadaşlar. Hepimizin yapması gereken tekrar bu kapısı, penceresi kırılmış demokrasimizi tamir etmek, restore etmektir. O zaman bu teşviklere gerek kalmaz, Moody’s’lerden de uluslararası kuruşlarından da böyle zayıf notlar almasınız Değerli Hükûmet.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Paylan.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Başkanım, bir açıklama yapmak istiyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bakan, söz talebiniz vardı.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Tabii, Sayın Paylan, herhâlde, çok sevinmiş olacak ki Moody’s Raporu’yla ilgili çok da sevinerek böyle bir hikâye anlattı.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ya, yapmayın Sayın Bakan, neye sevineceğim? Evet, işsizliğe çok sevineceğim(!)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Öncelikle şunu söyleyelim: Moody’s’in verdiği notun bizim açımızdan hiçbir itibarı yoktur.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Ya, hiçbir şey yok tabii(!)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Esasen, Moody’s’in Raporu’nun kendi itibarı da zayıftır. Neden? Çünkü bu Moody’s 15 Temmuz alçak darbe girişiminden sonra Türkiye ekonomisine ilişkin son derece Türkiye ekonomisinin gerçeklerine aykırı ve Türkiye’yi kötüleyen raporlar yayınladı; 2017 yılı Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesinde “Türkiye ekonomisi 2017 yılında büyüse büyüse yüzde 2 veya 3 büyür.” dedi, “Türkiye ekonomisinde -yine sizin belirttiğiniz gibi, güya- kamudan atılanlar nedeniyle kamuda kalite veya yönetişim sorunu olacak.” dedi ama ne oldu arkadaşlar? 2017 yılı sonu itibarıyla Türkiye ekonomisi yüzde 7’nin üzerinde büyüdü. “2017 yılında bütçe açıkları sürdürülemez seviyelere gelecek.” diyen Moody’s yılın sonunda bütçe açığının yüzde 1,5 seviyesinde kaldığını da gördü. Onun için, bugün piyasaların Moody’s’in Raporu’na karşı verdiği tepki sıfırdır; Moody’s’in Raporu’nun kendisi sıfır almıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Aynen öyle.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Türkiye ekonomisi sağlam temelleriyle, güçlü yapısıyla, kamu yönetimindeki yüksek kalitesiyle bu büyüme hikâyesini devam ettiriyor.

Sayın Paylan, geçen sene Türkiye’ye 12 milyar dolar yabancı sermaye geldi. Kusura bakmayın, burada çıkıp da kürsüden Türkiye ekonomisinin gerçeklerini olmayan şeylerle, Moody’s’le… Anlaşılıyor ki sizin referansınız Moody’s. Kusura bakmayın, Moody’s’in kendisi hikâye olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Çok sevinmiş olduğumu söyleyerek bir sataşmada bulundu.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Öyle vallahi, sevinmişsin.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Yapmayın vallahi, neye sevineceğiz ya?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Paylan, iki dakika süre veriyorum.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GARO PAYLAN (İstanbul) - Sayın Bakan, öncelikle sizi kınıyorum. Neye çok sevineceğiz? “Bunun sonucunda daha yüksek faiz olacak ve döviz kuru yükseliyor.” diyorum. “Daha çok işsizlik olacak.” diyorum.

HASAN SERT (İstanbul) – Boş konuşuyorsun, boş.

GARO PAYLAN (Devamla) – “Milyonlarca insanımız daha az aş, daha az ekmek sahibi olacak.” diyoruz. Neyine sevineceğiz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok gördük bu hikâyeleri.

GARO PAYLAN (Devamla) – Biz işçinin, emekçinin partisiyiz. “Burada daha az ekmek olacak.” diyoruz. Neyine sevineceğiz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – FETÖ ağzıyla konuşuyorsun.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, “Moody's’in verdiği notu önemsemiyoruz.” diyorsunuz. Bakın, dolar 3,79’dan 3,83’e yükseldi. Neyi önemsemiyorsunuz? Bir anda milyarlarca lira daha fazla borç ödeyeceğiz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ne oldu? Ona da mı sevindin? Ona da mı sevindin?

GARO PAYLAN (Devamla) – Faizler 1 puana yakın yükseldi. Ee, ne olacak? Daha yüksek faiz ödeyeceğiz.

Arkadaşlar, bu parayı, biz cari açığı nereden finanse ediyoruz? TL mi basıp finanse ediyorsunuz? Hayır. 51 milyar dolar cari açık var. 51 milyar dolar cari açığın parasını nereden bulacağız? Gidiyoruz, dışarıdaki finansörlere, diyor ki: “Arkadaş, senin riskin var, notun da Ba2. Ben artık yüzde 3’le değil, yüzde 4’le borç veririm sana.” Ne olacak? işçinin, emekçinin ekmeğinden eksilecek, zenginlerin ekmeğinden değil. Çünkü Sayın Bakan vergileri zenginlerden almıyor, yoksullardan dolaylı vergilerle alıyor. Vergilerin yüzde 70’i dolaylı vergilerle.

Bakın, Moody's’in raporunda bir şey daha var: “Kurumlar çöküyor.” diyor. Ya, Merkez Bankamız dün -Allah’ınızı severseniz- bir açıklama yaptı, dedi ki: “Çekirdek enflasyonun yüksek seyrettiği gözlenmektedir.” Bakın, “Çekirdek enflasyonun yüksek seyrettiği gözlenmektedir.” diyor. Ya, fiyat istikrarından sorumlu bir kurumumuz var. Tek bir görevi var, fiyat istikrarı. Fiyat istikrarı yüzde 2 enflasyon demektir. “Enflasyon yüzde 12 gözlenmektedir.” diyen bir kurumumuz var. Niye? Saraydan korkuyor. Niye? Faizi yükseltemezsin. Daha doğrusu “Yükseltsin.” demiyoruz. “O aracı kullanamazsın.” diyor. Kurumlarımız özgür olmadığı sürece enflasyonu düşüremeyiz, faizi düşüremeyiz, iktidar böyle borç alır, yüksek faizle tefeci, faizleriyle borçlanmaya devam eder arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paylan.

Buyurun Sayın Bakan, size de bir dakika söz veriyorum.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Şimdi, tekraren Sayın Paylan’ın bu sözlerine cevap vermeye gerek görmesem de şunu söyleyeyim: Sayın Paylan, bugün konuşmanıza referans aldığınız Moody's geçen sene Türkiye ekonomisiyle ilgili bir rapor yazdı, aynen dün yazdığı gibi bir rapor yazdı. Sonra ne oldu arkadaşlar? O raporda ne yazdıysa Türkiye ekonomisi onun tam tersine büyük bir başarı hikâyesi yazdı.

Şimdi, Moody’s’in yüzü kızardı diyelim ki… Onlar diyorlar ki “Biz beklemedik bu kadar.” Ee, bekleyemezsin çünkü sen ön yargılısın, politik saiklerle rapor yazıyorsun. Senin yazdığın raporların bir itibarı yok, yazdığın raporlar çöp değerinde. 2017 yılının başında Türkiye ekonomisine ilişkin Moody’s’in raporunu getirelim burada konuşalım; o rapor ne yazmış, Türkiye ekonomisi yılı nasıl kapamış.

Şimdi siz kalkıyorsunuz raporları yalan ve yanlış olan bir kurumun yine yalan ve yanlış olan bir raporunu doğruymuş gibi Genel Kurulun huzurunda tekrarlıyorsunuz ve bunun üzerinden bir evham ve hikâye üretmeye kalkıyorsunuz. Size kimse inanmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (İstanbul) – “Yalan ve yanlış” diyerek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika süre vereyim ve bu tartışmada argümanlar anlaşılmıştır.

Son olarak size yerinizden bir dakika veriyorum Sayın Paylan.

Buyurun.

30.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GARO PAYLAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçen sene yılın başında biliyorsunuz piyasaya hormon verdiniz. Hani bir tarlaya da hormonu basarsanız daha çok ürün alırsınız. Kredi Garanti Fonu’nu verdiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ya, Sayın Paylan, kendini niye zorluyorsun? Kendini niye zorluyorsun? Allah, Allah!

GARO PAYLAN (İstanbul) – Kredi Garanti Fonu biliyorsunuz ürünü daha çok aldırır ama enflasyon yarattı, ama faiz yarattı. Evet, ülkemiz büyüdü ama sonuçları da var. Her hormonun yan etkisi vardır, kanser yapar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ne kadar üzülüyorsun sen de! Ne kadar üzülüyorsun!

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ve yan etkileri de daha çok enflasyon, daha çok faiz, daha çok bütçe açığıdır ve daha çok cari açıktır.

Değerli arkadaşlar, “Bu sürdürülemez.” diyoruz. O açıdan bir an önce iktidarın kurumları özgür bırakıp, politikalarını işletip enflasyonu düşürmesini, faizleri düşürmesini bekliyoruz ve uluslararası kuruluşlardan tabii ki notlarımızın iyileşip…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Uluslararası sermayenin sözcülüğünü yapıyorsun.

GARO PAYLAN (İstanbul) - … ülkemizin daha iyi noktada borçlanabilmesinin sağlanması gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Uluslararası sermayenin sözcülüğünü yapıyorsun. Yazıklar olsun!

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Notumuz zayıf…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sen işçi dostuyum diyorsun ama sermayenin ağzıyla konuşuyorsun.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ne sermaye ağzı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok mu üzüldün!

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Paylan, lütfen karşılıklı tartışmayalım önergeyi Genel Kurulun bilgisine sunuyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok mu üzüldün? Üzülürsün. Biz büyüyeceğiz. Bu ülke kalkınacak sen de göreceksin.

BAŞKAN - Sayın Bakan…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Beni yanıltın özür dileyeceğim sizden.

(Kâtip Üye Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü tarafından önergenin okunmasına başlandı)

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı "Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı”nın 16. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Zekeriya Temizel             Bihlun Tamaylıgil                           Musa Çam

                  İzmir                            İstanbul                                       İzmir

            Lale Karabıyık               Ömer Süha Aldan                         Erkan Aydın

                  Bursa                              Muğla                                        Bursa

         Serdal Kuyucuoğlu

                Mersin”

GARO PAYLAN (İstanbul) – İktisat kuralları var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Nerede kuralları var ya? Geçen sene de bu kürsüde konuştunuz, yılın sonunda ne oldu?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Faizlerin yükü arttı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Türkiye ekonomisinin bütçe açığı arttı diyorsun, nerede arttı?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Arttı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Nerede arttı?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Arttı yüzde 1’di 1,5 oldu.

(Kâtip Üye Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

“MADDE 16 – 213 sayılı Kanun’a aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.”

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hedef 1’di.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Tamam 1’di.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - 1,5 oldu. Ayıp be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yüzde 50 artmış işte.

BAŞKAN – Sayın Bakan, önergeyi okutamıyoruz. Sayın Bakan, lütfen.

(Kâtip Üye Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

“GEÇİCİ MADDE 30- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi mükelleflerce münhasıran imalat sanayiinde veya…”

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Siz nerede duruyorsunuz? Durduğunuz yer belli değil. Bir oradasınız bir buradasınız.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Biz sizin karşınızdayız, yer çok belli.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İşinize geldiği yerdesiniz. Birilerinin sözcülüğünü yapmaktan vazgeçin artık.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen, biraz sakin olun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Devamlı sermayeye çalışıp geliyorsunuz buraya.

(Kâtip Üye Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

“…26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ve 3/7/2014 tarihli ve 6550 sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun kapsamında faaliyette bulunan mükelleflerce sadece Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere, 2019 takvim yılı sonuna kadar iktisap edilen yeni makina ve teçhizat ile aynı tarihe kadar yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen makina ve teçhizat için uygulanacak amortisman oran ve süreleri, Maliye Bakanlığınca bu Kanunun 315 inci maddesine göre tespit ve ilan edilen faydalı ömür sürelerinin yarısı dikkate alınmak suretiyle hesaplanabilir. Bu şekilde yapılacak hesaplamada faydalı ömür süresinin küsuratlı çıkması halinde, çıkan rakam bir üst tam sayıya tamamlanmak suretiyle ilgili kıymetlere uygulanacak amortisman oran ve süreleri belirlenir. Bu şekilde belirlenen oran ve süreler izleyen yıllarda değiştirilemez. İmalat sanayiinde kullanılmak üzere iktisap edilen ve madde hükmünden yararlanılabilecek makina ve teçhizatı tespite Bakanlar Kurulu, uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kuyucuoğlu (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 533 sayılı Yasa’nın 16’ncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlarken ben şunu ifade etmek istiyorum: 2015’ten bu yana -2015, 2016, 2017- Sayın Bakan, Türkiye'de kişi başı millî gelir düşüyor dolar bazında. Nasıl büyüyoruz, biz anlamıyoruz. Kimler büyüyor, nasıl büyüyor, bir türlü anlayamıyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Yüzde 1 büyüyor, yüzde 1.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi, günümüz dünyasında kadın-erkek eşitsizliğinin en somut yaşandığı alanlardan biri siyasi hayattır. Bugün siyasi partiler kadın kotaları belirleyerek bu eksiği kapatmaya çalışıyorlar ancak bu tavrın demokratik olduğunu söylemek oldukça zor. Zira kota uygulamasıyla kadın korunmaya muhtaç bir insan grubu olarak görülmekte ve gizli bir ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Bu durum katılımcı ve çoğulcu demokrasi için önemli bir problemdir ve mutlaka çözülmelidir.

Son yıllarda ülkemizde kadınların karşılaştığı zorluklar giderek artmaktadır. Kadınlarımıza yönelik insanlığa sığmayan saldırıların, şiddet uygulamalarının, taciz ve tecavüz vakalarının endişe verici bir şekilde arttığı ne yazık ki hazin bir vakadır. 21’inci yüzyılda ülkemizde 8 yaşındaki bir çocuk öz amcası tarafından tacize uğradığında “O gün tayt giydiğim için mi amcam bana bunu yaptı?” diyorsa vicdanlarımızı sorgulamalıyız.

Okullarda çocukluktan başlayarak cinsiyet eşitsizliği öğretilmelidir ki çocuklarımız cinsel tacize uğradıklarında kendilerini suçlu görmek yerine, bunu yapanların suçlu olduklarını bilmeli ve baskı hissetmeden haklarını haykırabilmelidir.

Kadınlar Günü’nde çıkıp göstermelik açıklamalar yapıp sonrasında her kim olursa olsun “O kadın, kız mıdır, kadın mıdır?” diyen, “Giydiği şort ortama uygun değildi, bu nedenle sinirlenip tekme attım.” diyen, hamile kadına “Böyle karınla sokakta gezilmez.” diyen zihniyetlere gereken cezalar verilmeden kadın hakları savunulamaz. Söylemler ve eylemler birbirini tutmadığı sürece, yapılan açıklamalar kadınları tatmin edici olmayacaktır.

Sokak ortasında arkası arkasına katledilen, töre ve geleneklerin gerisine gizlenen katiller tarafından gencecik yaşta hunharca kıyılan kadınların, genç kızların dramları devam eden bir ülkeyiz. Günümüzde OHAL’de bile kadınlar ezilmektedir. Eşinin yaptığı işlerden kadınlar sorumlu tutulabilmekte, işinden atılmakta, soruşturmaya tabi tutulmaktadır. Bu bile Hükûmetin, kadınlara bir birey olarak değil, erkeğin emrindeki birey olarak baktığını göstermektedir. Bu anlayışın bu konuda göz boyamadan öte bir şeyler yapması da mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, 8/3/2012 tarih ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, bir koruma kanunu varken sayın Hükûmet yetkililerine şu soruları sormak istiyorum: Türkiye’deki kadınların ne kadarı eşlerinden şiddet görmektedir? Kadınlar son dönemlerde elde ettikleri yasal hakları ne derece bilmektedir? Hükûmet olarak ne gibi bilinçlendirme çalışmaları yapılmaktadır? Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren kaç kadın cinayete kurban gitmiştir ve kaç kadın tacize maruz kalmıştır? Çıkan yasalar kadına yönelik şiddeti azaltmış mıdır? Verilen evden uzaklaştırma cezaları ne kadar etkili olmuştur? Evden uzaklaştırma cezası alan kişi, mahkeme tarafından rehabilitasyona yönlendirilmekte midir?

Değerli milletvekilleri, kadınlar hayatının her aşamasında cinsiyet ayrımına uğramaktadır. Kadınların yüzde 14,1’inin etnik, dinî, mezhebi; yüzde 13,8'inin siyasi görüşü nedeniyle ayrımcılığa uğradıkları yapılan araştırmalarla ortaya konmaktadır.

Öte yandan, kadınların yüzde 23,2'si işe alımda, yüzde 12,6’sı ise ücret ve kazançlarda ayrımcılığa uğruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Kuyucuoğlu.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Terfi ve atamalarda ayrımcılık yaşadığını düşünen kadınların oranı ise yüzde 11,4’tür.

Hamasi nutuklarla kadınlara destek mesajları yerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak gerekli kanuni altyapıları oluşturmak bizlerin asli görevidir.

Bu duygu ve düşüncelerle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü tekrar kutluyor, tüm kadınlarımıza en iyi dileklerimi sunuyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuyucuoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı”nın çerçeve 16’ncı maddesiyle 213 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici 30’uncu maddesinde yer alan "yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen makina ve teçhizat” ibaresinin "yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen yeni makina ve teçhizat” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Naci Bostancı               Hacı Bayram Türkoğlu Mehmet Doğan Kubat

               Amasya                                   Hatay                            İstanbul

Ahmet Sami Ceylan                             Özcan Ulupınar                 Zeki Aygün

                Çorum                                 Zonguldak                          Kocaeli

         Mehmet Akyürek                       Salih Çetinkaya               Halil Eldemir

              Şanlıurfa                                 Kırşehir                           Bilecik

           Cemal Öztürk

               Giresun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Öngörülen düzenlemeyle yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen yeni makina ve teçhizat için amortisman süresinin kısaltılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.53

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

17’nci madde üzerinde iki önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Filiz Kerestecioğlu Demir            Behçet Yıldırım               Feleknas Uca

                    İstanbul                           Adıyaman                      Diyarbakır

            Meral Danış Beştaş                 Mahmut Toğrul              Kadri Yıldırım

                     Adana                            Gaziantep                            Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, mali işler telafi edilebilir, sağlık işleri telafi edilebilir ama özellikle, günümüzde Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından Afrin üzerinden dinamitlenmek istenen Kürt-Türk kardeşliğinin telafisi çok zor olur. Dolayısıyla, bu kardeşliğin, ne pahasına olursa olsun korunması gerektiğine inanıyorum ve bu noktada, umarım yanlış anlaşılmadan biraz duygularımı dile getirmeye çalışacağım.

Evvela şunu söyleyeyim: Saidi Nursi hazretleri Hutbe-i Şamiye adlı eserinde Türk ve Arap devletlerinden Kürtlerin haklarını talep etmiş ve Kürtlerin bu devletler yüzünden ve verilmeyen hakları yüzünden zarar gördüklerine çok açık ve net bir şekilde dikkat çekmiştir. Evet, üstat Saidi Nursi 1910 yılında yani yüz sekiz yıl önce, henüz 35 yaşındayken, Şam Emevi Camisi’nde 100’ü aşkın âlim olmak üzere yaklaşık 10 bin kişiye hitap ederken aynen ve harfiyen şunları söylemiştir: “Ey bu camideki kardeşlerim ve kırk elli sene sonraki ihvanlarım, zannetmeyiniz ki ben bu ders makamına size nasihat etmek için çıktım. Belki buraya çıktım, sizde olan hakkımızı dava ediyoruz. Yani Kürt gibi küçük taifelerin menfaati ve saadeti dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük ve muazzam taife olan Arap ve Türk gibi hâkim üstatlara bağlıdır. Fakat sizin tembelliğiniz ve füturunuz -yani gevşekliğiniz, lakayıtlığınız- yüzünden biz biçare küçük kardeşleriniz olan İslam taifeleri zarar görüyoruz.” Yani ne zaman bunu söylemiş? Yüz sekiz yıl önce.

Memleketin birlik ve beraberliğini ve kardeşliğini çok iyi düşünen bu zat, bu birlik ve beraberliğin önündeki en büyük engellerden bir tanesi olarak Kürt sorununu görürken, diğer iki sorun olarak da Ermeni sorununu ve Alevi sorununu görmüştür. Bakın, bizzat kendisi yine şöyle diyor: “Şu memleketin selameti Ermenilerle dost olmaya vabestedir yani bağlıdır.” Bundan dolayıdır ki çeşitli oyunlar neticesinde binlerce Müslüman çocuk Ermenilerin elindeyken ve binlerce Ermeni çocuk Müslümanların elindeyken ve iki taraftaki bu çocuklar da kesilmeyi beklerken Saidi Nursi hazretleri devreye girerek “Ne Müslüman çocukların ne de Ermeni çocukların asla ve asla katledilmemeleri gerekir.” dedi ve bunda etkili oldu, karşılıklı olarak bu çocukların serbest bırakılmaları sağlandı ve hem Müslümanlar ona teşekkür ettiler hem de Ermeniler teşekkür ettiler. Bugün açık ve net olarak geçmektedir ve aynı Saidi Nursi -ki bir başka lakabı da Saidi Kürdi’dir- diyor ki: “Ey Sünniler ve ey muhabbetiehlibeyti meslek ittihaz eden Aleviler, çabuk aranızdaki bu nizayı, bu anlaşmazlığı kaldırın ve birleşin, yoksa birinizi öbürü aleyhine kullanan bir zındıka cereyanı hiç acımadan dönecek, o kullandığını da öbürünün aleyhinde kullanmaya devam edecektir.” Dolayısıyla, ne yaparsak yapalım, ne edersek edelim eninde sonunda kardeşliğe, barışa muhtaç olacağımızı ve olmak zorunda olduğumuzu unutmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Yıldırım.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bundan sonraki maddede duygularımı dile getirmeye devam edeceğim, biraz da Afrin üzerinden bizim düşürülmek istenen oyunlara nasıl düşürülmek istendiğimize bir iki cümleyle de olsa dikkat çekeceğim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Bihlun Tamaylıgil                  Musa Çam

                İzmir                                   İstanbul                             İzmir

          Lale Karabıyık                      Ömer Süha Aldan               Ahmet Akın

                Bursa                                    Muğla                          Balıkesir

MADDE 17- 18/2/1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “onbeş” ifadesi “onyedi” şeklinde, (5) numaralı bendinde yer alan “onaltı” ifadesi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“21- Motor gücü: Taşıtların elektrik motorlarını imal eden fabrikalarca uluslararası normlara göre tespit edilen ve kilovat (kW) olarak ifade olunan azami güçtür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın konuşacaktır.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bu vesileyle bütün kadınlarımıza sağlıklı, mutlu, huzurlu, güzel günler diliyorum; şehitlerimizin annelerinin ellerinden öpüyorum. Allah bu ülkeye, annelere gözyaşları döktürmesin, Allah bu ülkeye acılar yaşatmasın diyorum.

Değerli arkadaşlar, annelerden bahsettik, kadınlarımızdan bahsettik; annelerimize, kadınlarımıza, geleceğimize görevlerimizden bir tanesi de temiz bir gelecek sunmak. Bu da bizim görevimiz. Temiz bir geleceği hazırlamak için de teknolojinin bize verdiği bir sürü imkân var, bunlardan bir tanesi de elektrikli araçlar. Bu araçların dünyanın geleceğini şekillendirdiğini zaten artık bilmeyen yok. Bütün AR-GE, bütün çalışmalar bunun üzerine yapılıyor. Bunun yanında da gerek çevredeki bu karbon ayak izinin azaltılması gerekse artan tüketici ihtiyaçlarını karşılamada da elektrikli arabalar kritik bir rol üstleniyor. Yani elektrikli otomobiller, çevreyi kirletmemesi, konforu ve ekonomikliğiyle dizel, benzin, LPG gibi araçların yerini ileride alacak. Şimdi, yalnız şöyle bir durum var: Maşallah, Adalet ve Kalkınma Partisinin öngörüsü pek iyi olmayan Hükûmetinin sayesinde, herkes tarafından kandırılan bir Hükûmetin sayesinde elektrikli araçların yaygınlaşacağını düşündüğünden farklı bir yola gidiyor yani bir Şark kurnazlığı peşinde. Ne yapıyor? Buna artı bir vergi getiriyor. Buradan uyarıyoruz; bakın, ileride bunlar geldiği zaman sakın şunu demeyin: “Bizi Elon Musk kandırdı.” veya “Bizi Tesla kandırdı.” Çünkü dünya bu yöne doğru gidiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada bir örnek vermek istiyorum. Daha önce görmüştüm, aklıma geldi, tam da Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konudaki politikasını yansıtıyor. Bu aracın adı “GİTT”. Hem “Git.” diyor hem de sizlere sesleniyor hem de şunu diyor reklamda, hatırlarsanız: “Alırım anahtarını.” Siz ne yaptınız? Zaten anahtar bırakmadınız. Şimdi de bu anahtarı alıp millete diyorsunuz ki: “Kardeşim, ben senin bütün anahtarlarını alacağım. Zaten anahtar bırakmadım, memleket zaten çok zor durumda. Şimdi de gel, bununla uğraş.”

Bakın, elektrikli otomobiller için yapılan teşviklerin artırılması gerekiyor değerli arkadaşlar. Alınmak yerine, tam tersine artırılması gerekiyor. Şimdi yani nasıl oluyor bu iş biliyor musunuz? Herkes gidiyor Mersin’e, siz gidiyorsunuz tersine. Allah korusun, Mersin’den de uzak durun çünkü Mersin’de de yapmak istedikleriniz ortada.

Şimdi, bakın, dünyadaki örneklerine bakın, Almanya’daki, oradaki dünyanın en büyük ithalatçısı ve ihracatçısı otomobil devleri ne yapıyor? 5 bin euro süspansiyon sağlıyor elektrikli otomobilde. Peki, Almanya bunu neden yapıyor? Fosil kaynaklara bağımlılığını azaltmak için yapıyor. Peki, doğal kaynaklara sahip olan Norveç nasıl bir siyaset izliyor? Norveç Hükûmeti de elektrikli araçlardan hem katma değer vergisi hem de taşıtlar vergisi almıyor. Ayrıca, bunları özendirmek için de farklı farklı girişimleri var. Mesela ne var? Ücretsiz elektrikli şarj, ücretsiz park yerleri, otobüs yollarını kullanma, otoyollardan ücret alınmama var. Şimdi, Hollanda Hükûmeti ne yapıyor? Bu araçlardan vergi almıyor. Fransa Hükûmeti ise ilk elektrikli arabayı aldığınız zaman size 6.500 euro teşvik veriyor. Japonya Hükûmeti ise motorlu taşıtlar vergisi almıyor. Aynı zamanda da 6.500 euroya yakın bir indirim sağlıyor.

Değerli arkadaşlarım, cari açığımızın -her yerde söylüyoruz, sizler de izah ediyorsunuz- yüzde 68’lik kısmı enerji ithalatından kaynaklanıyor. Uygulanacak vergi artışı bu bağımlılığın artmasına neden olacak. Avrupa taşıma sektörünün paydaşlarından oluşan bir konsorsiyum var, bu konsorsiyum bir açıklama yaptı, bu açıklamada dedi ki: “Elektrikli otomobiller bu ülkede gerekli. Elektrikli otomobiller Avrupa’da gerekli.” Ama biz bunları sokmamak için, lobilere teslim olmak için, önlerini açmak yerine başka yerlere gidiyoruz. Ayrıca, Cambridge Üniversitesinin ekonometri bölümünün danışmanlarıyla yapılan bir raporda, 2030 yılında Avrupa Birliğinin petrol ithalatını 49 milyar euro kadar azaltmasına yol açacağı söyleniyor. Elektrikli taşımaya geçiş, 2050 yılına kadar araçların karbondioksit emisyonlarında yüzde 88’lik bir azalmaya yol açacak ve bu da 467 bin erken ölüm vakası sayısının azalmasını sağlayacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Akın.

AHMET AKIN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Yani her yönden faydalı olan, tamamen teknolojik olan bir şeye “Dur.” diyorsunuz. Bir taraftan milleti kandırmaya uğraşıyorsunuz bir taraftan da teknolojinin önünü kapatıyorsunuz.

Bakın değerli arkadaşlarım, şu anda getirdiğiniz noktada, biz iyi ki havaya vergi vermiyoruz ama bir gün Adalet ve Kalkınma Partisi çıkar da “Biz artık havadan vergi alacağız.” derse şaşırmayız.

Bakın, millete elektrik faturası geliyor, 100 lira -zaten adam faturayı ödeyemiyor- 50 lirası elektrik bedeli, 50 lirası vergi, el insaf! Bir de utanmadan sıkılmadan diyorlar ki: “Dünyadaki en ucuz elektrik bizde.” Kıyaslarken düzgün kıyaslayın. Nasıl kıyaslayacaksınız? Bunu aldığınız ücretlerle kıyaslayın.

Şimdi de sanayicilerimize dadandılar, sanayicilere dünyanın en pahalı elektriğini ödetmek için uğraşıyorlar. Şimdi itiraz edecekler, diyecekler ki: “Elektrik bizde ucuz.” Elektrik bizde ucuz değil. 2017’den bu yana yüzde 27 zam yapıyorsunuz ve yüzde 27 zammı da sanayicilere ödeteceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AKIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, eğer bu ülkenin ekonomisini güçlendirmek istiyorsanız gelin bize danışın. Biz size bunları anlatalım, bu ülkede ekonomi nasıl düzelir, enerji politikaları nasıl yapılır öğretelim.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

   Filiz Kerestecioğlu Demir                 Behçet Yıldırım             Kadri Yıldırım

               İstanbul                                Adıyaman                            Siirt

       Meral Danış Beştaş                      Mahmut Toğrul               Feleknas Uca

                Adana                                 Gaziantep                      Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım konuşacaktır.

Süreniz beş dakikadır.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Değerli arkadaşlar, tekrar selamlarımı arz ediyorum.

Afrin’in kelime anlamı sabun köpüğüdür, adını Afrin Nehri’nden alıyor. Osmanlı arşivlerinde Afrin bölgesi “Kürt dağı” olarak geçiyor ve Araplar sonra bunu “cebelülekrad” olarak çevirmişler. Dolayısıyla atalarımız orada meskûn olanın, oranın yerlileri olanın kimler olduğunu zaten kendi arşivlerinde açık ve net olarak söylemişler.

Şunu öncelikle ifade edeyim ki bugün Afrin ve çevresinde cirit atan, at oynatan Amerika ve Rusya 1946 yılında Mahabad Kürt Cumhuriyeti üzerinde oynadıkları oyunun bir benzerini bugün Afrin üzerinde Kürt ve Türk kardeşliğini baltalamak üzere yapıyorlar. 1946 yılında Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni kurduran Sovyet Rusya, İran Şah’ıyla yapmış olduğu gizli pazarlıklar neticesinde, daha bir yılı dolmadan bu cumhuriyeti çok rahat bir şekilde satabildi ve Amerika Birleşik Devletleri de yine Hazar petrolleri üzerinden elde etmeye çalıştığı rantla yine Kürtleri satarak ve bu cumhuriyeti satarak yapacağını yaptı. Demek istediğim şu ki: Bugün aynı Amerika Birleşik Devletleri ve aynı Rusya kimi zaman Kürtlere ödün vererek kimi zaman Türkiye Cumhuriyeti devletine bir şeyler söyleyerek bu iki halkı karşı karşıya yine getiriyorlar ve maalesef bundan Kürt ve Türk kardeşliği olabildiğince zarar görüyor ve görmeye de Allah korusun, sanki devam edecek.

Oysa normalde iktidardan beklenen şuydu, benim bir vatandaş olarak beklentim şuydu -bir HDP’li olarak konuşmuyorum, bir vatandaş olarak konuşuyorum- diyecekti ki iktidar: “Ey Amerika ve ey Rusya -‘Binlerce kilometre öteden gelip burada ne işiniz var?’ diyorlar ya bazen haklı olarak, doğrudur- siz aradan çekilin, eğer Kürtlere bir şey verilecekse, eğer Kürtlere ana dilde eğitim hakkı verilecekse veya üniter yapı içerisinde bir statü hakkı verilecekse bizim atalarımız olan Selçuklular bunun âlâsını verdi, bizim atalarımız olan Osmanlılar bunun âlâsını verdi, eyaletler verdi, medreseler yoluyla ana dille eğitimin yolunu açtılar, siz aradan çekilin, eğer bir şey verilecekse biz vereceğiz.” Fakat bunu niye yapmadılar, hâlâ anlamış değilim ve milyonlar da anlamış değildir. Bunu söylemek varken ve bunun üzerinden kardeşliği pekiştirmek varken bugün maalesef onların oyunlarına hep birlikte düşmüşüz. Ha, diyeceksiniz ki veya deniliyor ki: “Orada yapılan kavga, orada verilen savaş Kürtlere değil, YPG ve YPJ’yedir. (AK PARTİ sıralarından “Aynen öyle.” sesi)

Arkadaşlar, YPG’ye ve YPJ’ye karşı olabilir, ki öyledir. Ancak şurayı unutmayalım: YPG ve YPJ’nin de anneleri, babaları, aileleri, aşiretleri Kürt’tür, önemli olan, bu Kürt aileleri, Kürt anneleri, Kürt babaları Türkiye Cumhuriyeti devletine güven duyabilecekleri bir seviyeye getirmek, eğer yanlışlar varsa karşılıklı bu anlayışları gidermektir. Aksi takdirde hiçbir şekilde, Amerika’nın da, Rusya’nın da gelmemizi istedikleri oyuna gelmekten kurtulamayacağız, düşmekten kurtulamayacağız.

Başkanım, bir dakika ek süre verecek misiniz?

BAŞKAN – Ben size ek süre vereceğim Sayın Yıldırım, devam edin.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bu bakımdan, bugün Afrin’de Müslüman Kürtlerden başka veya Müslüman Sünnilerden başka başta Mabeta olmak üzere birçok yerde Aleviler var, birçok yerde Ezidiler var, birçok yerde Mesihiler var, Hristiyanlar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlayın Sayın Yıldırım.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Daha evvel DAİŞ’in sepetlere ve daha başka kafeslere tıkadıkları Alevi, Ezidi kadınları olduğu gibi bugün ÖSO’nun da aynı şeyleri yapmamasının hiçbir garantisi yoktur. Siz Türk Silahlı Kuvvetleri adına bu garantiyi verebilirsiniz ama ÖSO adına bu garantiyi veremezsiniz. Yarın öbür gün ÖSO da Alevilerin, Ezidilerin, Hristiyanların, Mesihilerin kadınlarını aynı kafeslere koyup dışarıda ve pazarlarda gezdirirlerse bu asla ve asla bizim ecdadımızın bize miras bıraktığı bir devlet anlayışıyla hiçbir zaman ama hiçbir zaman uyuşmayacak; bu, bize de yakışmayacak ama bundan istifade edecek olan sadece ve sadece Amerika ve Rusya olacaktır. O yüzden bu kardeşliğin, bu beraberliğin, atalarımızdan bize miras kalan bu kardeşliğin yitirilmemesi için hepimiz aklımızı başımıza alalım ve her türlü siyasi mülahazayı bir tarafa bırakalım diyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinin çerçeve metninin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Zekeriya Temizel                 Bihlun Tamaylıgil                           Musa Çam

              İzmir                                İstanbul                                       İzmir

        Lale Karabıyık                   Ömer Süha Aldan                      Tahsin Tarhan

              Bursa                                  Muğla                                      Kocaeli

MADDE 18 - 197 sayılı Kanunun 5 inci maddesine birinci fıkrasında bulunan (I) sayılı tarifeden sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ilave edilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vergi Kanunları ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, elektrikli araçlardan yüzde 25 vergi almayı planlıyorsunuz. Her seçim döneminde “yaptık” “yapıyoruz” “yapacağız” dediğiniz ancak bir türlü yapmadığınız yerli, millî ve elektrikli otomobil daha ortada yok ancak vergisi var. Tüm dünyada otomotiv devleri elektrikli araçlara yatırım yapıyor, elektrikli otomobil endüstrisi her geçen gün hızla gelişiyor. Türkiye olarak biz bu pazarda yerimizi almak için vergi indirimleri, düşük girdi maliyetleri, teşvik paketleri, AR-GE yatırımları sağlamamız gerekirken siz “Nasıl vergi alırım?” diye düşünüyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, geleceği görmemiz lazım. Tüm dünyada geleceğin araçlarının sadece elektrikle çalışacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. 2017 yılı itibarıyla Türkiye’de elektrikli araç kullanımı yani Türkiye’deki elektrikli araç sayısı 477 adettir; evet, sayı maalesef bu kadar, 477 adet. Çevre dostu gelişmiş teknoloji araçların ilgi görmemesinin temelinde iktidarın yanlış uygulamaları yatmaktadır. “Yerli ve millî olacağız” sloganıyla “Elektrikli otomobil yapıyoruz.” dediniz, 47 milyon euro dolandırıldınız. Vatandaşın parasının nereye gittiği belli değil. Çöpe giden 47 milyon euronun sorumlusu kim diye soruyoruz, kimse oralı olmuyor.

Sayın Bakan, soru soruyoruz, sorularımıza cevap vermiyorsunuz. Araştırma önergelerimizi görmezden geliyorsunuz. İktidarın sarhoşluğu içerisinde bizleri görmezden geliyorsunuz. Ancak vatandaş size iktidar görevi verdiyse, bizlere de muhalefet görevi, sizleri denetleme görevi verdi.

Sayın Bakan daha on gün önce “Elektrikli motorlu otomobillerin vergisine bir kuruş dahi zam yapılmayacak.” açıklaması yapıyor; aradan on gün geçiyor, yakın geleceğin araçları olarak gösterilen elektrikli otomobillere yüzde 25 vergi artışını tartışıyoruz. Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı elektrikli otomobillerin kullanılması konusunda teşvikler sağlıyor. Örneğin Almanya elektrikli otomobilleri on yıl boyunca plaka vergisinden muaf tutarak 3 milyon euro teşvik veriyor. Avrupa’nın bütün büyük ülkelerinde aynı durum söz konusu. Peki biz ne yapıyoruz? Ülkemizde elektrikli aracı daha doğru düzgün bilen yok ama vergi uygulaması getiriyoruz. Dünya çevre kirliliğini tartışıyor, elektrikli bataryalar ve otomobil üretimine teşvik veriyor, dizel araç üretimini yasaklıyor, biz elektrikli otomobile yüzde 25 vergi getiriyoruz. Bu “Aracı üretme.” demektir, “Üretirsen de kullanma.” demektir.

Değerli milletvekilleri, tablo apaçık ortadadır. Tüm dünyanın uygulamaları ile iktidarınızın uygulamaları birbirine tezat durumdadır.

Söyledikleriniz ile yaptıklarınızın uyuşmasını diliyor, sözlerimi, Yunus Emre’nin “Cümleler doğrudur, sen doğru isen; doğruluk bulunmaz, sen eğri isen.” sözleriyle tamamlıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tarhan.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

          Filiz Kerestecioğlu Demir          Behçet Yıldırım               Feleknas Uca

                     İstanbul                          Adıyaman                      Diyarbakır

              Meral Danış Beştaş               Mahmut Toğrul

                       Adana                           Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, katılamıyoruz

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Akdoğan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve cezaevinde rehin tutulan eş genel başkanlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, emek, iş ve hak gibi kavramları bilmeyenler, bugünlerde, bir yerlilik ve millîlik söylemi tutturmuş gidiyorlar. Fakat bu ülkenin en önemli millî ve yerli kaynaklarından biri olan şeker fabrikalarını özelleştirmek istiyorlar. AKP hükûmetleri, on altı yıldır, tarım yeri olan bu ülkeyi yabancılara peşkeş çekiyor; eti, balığı ihraç eden, tahıl deposu olan ülkede buğdayı satın alan noktaya AKP bizleri getirdi. Sütü Fransızlara, makarnayı İtalyanlara, çerezi Amerikalılara AKP hükûmetleri sattı ve satmaya devam ediyor. Uzun bir süredir şeker fabrikaları üzerinden emekçiyi, çiftçiyi vurmak isteyen bu Hükûmet, bilinçli olarak fabrikalara yatırım yapmayarak “zarar ediyor” senaryosunu yazmaya çalışıyor. Oysa yatırım yapılmamasına rağmen şeker fabrikaları ve şeker pancarı hem devlete hem de halka kazandırıyor. Hâlihazırda ülkede bulunan 25 şeker fabrikasından 14’ü özelleştirilmeye çalışılıyor. Her fabrikada kamu çalışanı kadar taşeron işçi var.

Ayrıca, özelleştirme sadece fabrikada çalışan emekçileri ve üretim tekniğini etkilemiyor; ürünü üreten çiftçiden üretim için kullanılan makineyi satan bayilere, nakliye ağından şeker pancarı posasını hayvancılıkta kullananlara, esnaftan taşeron işçilere kadar oldukça geniş kesimler bu politikaların mağduru olmaktadır. Çiftçi, işçi, esnaf, nakliyeci, besici, memur yöneticilerden oluşan şeker piyasası ailelerle birlikte milyonları bulmaktadır.

Sizlere, özelleştirilmesi planlanan şeker fabrikalarından bir tanesinden örnek vermek istiyorum: Muş’ta bulunan şeker fabrikası Muş ilinin en büyük geçim ve üretim kaynağıdır. AKP iktidarı boyunca, Muş'ta, tütün yok edilerek TEKEL fabrikası özelleşti, süt fabrikası ve 60 dönümlük devlet üretme çiftliği yandaşlara peşkeş çekilerek özeleştirildi. Kaldı ki küçük bir araştırma yapılsa Muş Şeker Fabrikasının geçen sene kapasitesinin üstünde üretim yaparak şehir ve ülke ekonomisine katkı yaptığı net bir şekilde ortadadır.

Sayın Başkan, şeker pancarı sadece insana katkı sağlamıyor, ormanlardan daha fazla oksijen üreterek havaya, toprağı zenginleştirerek toprağa katkı veriyor; kırsal kesimde ayçiçeğine göre 4 kat fazla, buğdaya göre 18 kat fazla istihdam oluşturarak işsizlik sorununun çözümüne katkı sunmaktadır.

Peki, tüm bu değerlere rağmen AKP Hükûmeti neden şeker fabrikalarını özelleştirmek istiyor? Seçim kazanma telaşlarıyla girişilen çatışma ve savaş gerçekleri ülkeye insan kaybı gibi ekonomik olarak büyük zararlar vermektedir. Demokrasiden uzaklaşma ve yanlış diplomasi sonucunda ülkelerle olan ilişkilerde ancak ekonomik tavizler verilerek gerçeklerin üstü kapatılmaya çalışılıyor. AKP başka ülkelere şunu net öğretmiş durumdadır: “İlişkilerimiz bozulduğunda satacak ürününüz, teknoloji varsa alırız. ‘Paramız yok.’ diye korkmayın; yeni vergi kalemleri, borçlanma ve özelleştirme yoluyla kaynak bulmaya çalışırız.” Bugün yapılan da tam bunlardır.

Bizler buradan çiftçimize sonsuz destek veriyoruz. Şeker fabrikalarının satılmasına karşıyız. Sonuna kadar onların yanında yer alacağımızı belirtiyoruz.

Özelleştirmelerle savaş bütçesini oluşturanlar, çalarak cari açık verdirenler kaynak olarak ülkenin göz nuru tarıma göz dikeceğine, vergi cennetlerine kaçan paraları geri getirsinler; sadece kaçırılan paranın vergisi bu açığı kapatmaya yeter, artar bile.

Değerli arkadaşlar, son olarak -bitirirken- bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Yaşadığımız coğrafyada, maalesef, kadınlar büyük acılar, büyük zulümler yaşamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Akdoğan.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Gözyaşı dökme günden güne artmaktadır. Kadınlara, annelere vereceğimiz en güzel mesaj ya da çiçek onların yaşadığı dramı ortadan kaldırmak olacaktır diyerek hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerinde bir önerge daha vardır, onu da okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Zekeriya Temizel                 Bihlun Tamaylıgil                           Musa Çam

              İzmir                                İstanbul                                       İzmir

      Ömer Süha Aldan                    Lale Karabıyık                          Zeynel Emre

              Muğla                                 Bursa                                      İstanbul

MADDE 19 – 197 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesine birinci fıkrasında bulunan (II) sayılı tarifeden sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ilave edilmiştir.

“(II) sayılı tarifenin “2) Panel van ve motorlu karavanlar (Motor Silindir hacmi)” başlıklı bölümünde yer alan ve sadece elektrik motoru olan taşıtlardan, motor gücü;

a)       115 kW'ı geçmeyenler bu bölümün birinci satırında,

b)       115 kW'ı geçenler bu bölümün ikinci satırında,

yaşları itibarıyla yer alan vergi tutarlarının %25'i oranında vergilendirilir.

(II) sayılı tarifedeki minibüs, otobüs, kamyonet, kamyon, çekici ve benzeri taşıtlardan sadece elektrik motoru olanlar, bu taşıtlara ilişkin tarifede yaşları itibarıyla yer alan vergi tutarının %25’i oranında vergilendirilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Zeynel Emre konuşacaktır.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada bu yasa tasarısı görüşüldüğü vakitlerde yine Türkiye Büyük Millet Meclisinde Anayasa Komisyonunda Seçim Kanunu’na ilişkin önemli bir teklif görüşüldü ve Komisyondan geçti, önümüzdeki hafta da zannediyorum Meclis gündemine gelecek.

Tabii, Türkiye demokrasisi açısından çok önemli değişiklikleri içeren maddeler barındırıyor kendi içerisinde. Bunlardan bir iki tanesinin altını çizmek istiyorum. Önümüzdeki hafta Meclis gündemine geldiği zaman teklifle ilgili düşüncelerimizi söyleyeceğiz. Ancak özellikle 16 Nisan referandumunda YSK tarafından mühürsüz oyların, pusulaların geçerli sayılmasının bir yasal zemini oluşturulduğunu görüyoruz ve aynı şekilde seçimlerde siyasi parti temsilcileri tarafından belirtilecek görevliler tarafından oyların sayılmasından ziyade kamu görevlileri tarafından oyların sayılmasına yönelik bir düzenleme olduğunu görüyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu madde şu açıdan çok önemli: Son yıllarda, özellikle AKP iktidarı geldiğinden itibaren devletin kişiselleştirildiği ve buna yönelik düzenlemelerin olduğunu görüyoruz.

Bakın, bu sadece darbe girişiminden sonra “20 Temmuz” diye bizim adlandırdığımız OHAL rejimi sonrasında tahakküm edilen bir sistemin ötesinde bunun evveliyatı var, devletin kişiselleştirilmesi. Sizler iktidara geldiğiniz ilk dönemlerde buna yönelik düzenlemeler yaparken özellikle şundan faydalandınız: Biliyoruz ki biz, cemaatler eliyle bir kişisel devlet yaratma anlayışı gerçekleşti. O zaman hatırlarsanız, sizin iyi ilişkide bulunduğunuz FETÖ tarafından, onun aracılığıyla devleti ele geçirmeye yönelik düzenlemeler yapılıyordu. Şimdi hepimiz biliyoruz ki Anayasa’nın 70’inci maddesinde yer aldığı şekilde, tarafsız bir şekilde devlet görevlileri belirlenmiyor. Ne kadar liyakatli olursanız olun, yeteri kadar bakan, yeteri kadar cemaat lideriyle aranız iyi değilse devletin önemli, etkin kurumlarında görev alamazsınız; yani buna hâkim, savcılık da dâhil, mülkiyede görev, kaymakamlık pozisyonunda alınacak görevler de dâhil, Emniyetteki görevler de dâhil.

Şimdi, tabii bunun sonucunda… Bu bizim hukukumuza nasıl girmişti? Liyakate göre. Yani Anayasa 70 kaynağını nereden alıyordu? Fransız devriminden sonra, ondan esinlenerek ilan edilen cumhuriyet ve onun değerleri doğrultusunda, liyakat doğrultusunda insanların görev alması esas alınıyordu. Şimdi bu tamamen kişisel devlet yaratma arzusuyla ortadan kalkmış durumda.

Peki, bu durumda biz demokratik bir seçim yaşayabilecek miyiz? Yani önümüzdeki dönemde Türkiye’nin her şeyden önce şuna odaklanması lazım: Bir seçim hazırlığı var. Ne pahasına olursa olsun, ne olursa olsun kazanılması gereken bir hazırlık var ve burada da Erdoğan ve AKP aslında olmayan yüzde 50’sini, MHP de olmayan yüzde 10’unu elde etmiş gibi bir sonuç alma yönünde bir değişiklik olduğunu görüyoruz. Bir düzenek kuruluyor, seçim denen şeyin ruhuna aykırı, mantığına aykırı, mantığını yok edebilecek bir düzenek kuruluyor. Aslında geldiğimiz noktada şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız: Yani nasıl ki şu anda Anayasa’da yer alan OHAL’in dışında bir düzenekle yönetiliyorsak belki de seçimlerin de sürekli, mütemadiyen -nasıl OHAL uzatılıyor ya- uzatılacağı bir yönetim şekline de geçilebilir mi? Bu bile belki konuşuluyordur ancak şöyle bir gerçek olduğu için henüz bu denenmiyor, aslında Türkiye'nin bunu tartışması lazım: Şu anda, Erdoğan kesin, net şekilde, başkanlığa geçişte son bir kez olsun belki de seçime girmek istiyor ve bunu ne pahasına olursa olsun almak istiyor. İkincisi, dünyadaki tek adam rejimlerine bakıldığında, bunlarda nasıl bir seçim olduğu önemli değil, seçimle gelen tek adamların nispeten daha çok itibar gördüğü de gerçeği var. Dolaysıyla, bu önümüzdeki dönemde AKP'ye oy veren seçmenin de ne olursa olsun, o parlamenter demokratik rejime dayalı, verdiği oyla seçtiğini değiştirecek sisteme hâlâ bağlı olduğu düşüncesi var. Şimdi bu, bütün veriler ışığında bir seçim yapılması planlanıyor ve aslında, burada, bu seçimi kimin kazandığından ziyade Türkiye'nin önce şunu tartışması lazım: Türkiye'de demokratik bir seçim olacak mı? Bu seçimin şartları nasıl oluşacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEL EMRE (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha…

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ZEYNEL EMRE (Devamla) - Burada tüm dikkatin bunun üstüne, özenin bunun üstüne kurulması gerektiğin düşünüyorum. Bu ittifak tasarısı konuşulurken hep de duyuyoruz “İttifak neticesinde herkesi kucaklayacağımız bir yönetim şekli kuracağız.” Şeklinde. Bu, tabii, daha yeni değil, siyasi tarihimizde daha önce 90’larda Demirel'in kullandığı, daha sonra Özal'ın kullandığı argümanlardan biriydi “kucaklama” siyaseti. İşte, bütün ana akımları birleştirecek bir siyaset anlayışı şeklinde. Tabii, çok geçerliliği yok. Bu aslında şöyle de bir noktaya da gelebilir: Türkiye'de siyasi partilerin önemini azaltan... Partiler neden vardır? Kendi ideolojileri, inançları doğrultusunda yönetim şekillerini savunmak ve insanları o inanç etrafında örgütleyebilmek için vardır. Ancak ortaya öyle bir tablo çıkıyor ki insanlar bir yerde popülizmin esiri hâlinde bir siyasi atmosfere ve siyasetin kendi doğasını öldüren bir ortama sebebiyet verebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEL EMRE (Devamla) – Bu, ne pahasına olursa olsun kazanma siyasetinin Türkiye’ye vereceği zararlar büyüktür. Umarım, Meclisten bu teklif, değişiklik geçmez diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Emre.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Filiz Kerestecioğlu                 Demir Behçet Yıldırım         Kadri Yıldırım

               İstanbul                                Adıyaman                            Siirt

       Meral Danış Beştaş                      Mahmut Toğrul               Feleknas Uca

                Adana                                 Gaziantep                     Diyarbakır

           Ayhan Bilgen

                 Kars

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) –Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kars Milletvekili Ayhan Bilgen konuşacaktır.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; keşke burada görüştüğümüz her konu, şimdi üzerinde çok söz söylemeye bile ihtiyaç olmayacak 20’nci madde kadar masum olsaydı, elektrikli taşıtların, elektrik motoru bulunan taşıtların motor gücüyle ilgili ibarenin düzenlemeye yazılmasıyla ilgili. Ama galiba bundan daha kritik bir gündemimiz var, o da bu Parlamentonun saygınlığı, bu Parlamentonun gerçekten toplumsal sorunları çözme konusunda güvenilirliği konusu. Tabii, bunun somut ölçütleri var aslında. İster anketlere bakın, siyasetçinin toplumdaki saygınlığı gün geçtikçe yükseliyor mu; siyasetten beklentisi, siyasetin sorun çözebilme kapasitesi gittikçe kalite olarak artıyor mu yoksa tam tersine siyaset, siyasetçi gittikçe itibarsızlaşıyor, gittikçe yıpranıyor mu?

Değerli arkadaşlar, elbette ki ülke sorunlarını çözmek, önce kendi saygınlığı, kendisine yönelik beklentiye cevap verecek bir iradeyi deklare etmekten geçer. Bir Parlamentonun saygınlığının belli ölçüleri vardır. Dünyada en azından kabul edilen genel geçer ölçüler vardır. Bunlardan birisi, herkesin, düşüncesini, fikrini özgürce ifade edebiliyor olmasıdır. Sokakta herhangi bir vatandaşın düşüncesini özgürce ifade edebilmesinin nasıl ölçüleri belliyse, kriterleri evrensel hukukta belliyse, Parlamentoların saygınlığında milletvekillerinin düşünce beyan edebilme özgürlüğünün kriteri de bellidir.

Değerli arkadaşlar, seçim kanunları tıpkı Meclislerin çalışma biçimleri gibi oluşma biçimlerinin kriterlerini ortaya koyar. Dolayısıyla, çalışmanın verimliliği, çalışmanın özgür olması, çalışmanın güven veriyor olması, aynı zamanda o organın nasıl oluştuğuyla doğrudan ilgilidir.

Şimdi düşünün ki Türkiye önümüzdeki hafta Genel Kurulda seçim güvenliğiyle ilgili ittifakları içeren bir paketi görüşecek ama OHAL’i tartışmadan, savaş koşullarında seçim yapmanın ne kadar demokratik, ne kadar meşru, ne kadar kabul edilebilir olduğunu konuşmadan, seçim güvenliğini sadece bir günün güvenliği gibi, sadece sabah başlayıp akşam biten oy kullanma ve oyların sayımının güvenliği gibi algılayarak hareket edecek.

Değerli arkadaşlar, milletvekillerimiz yargılanıyorlar, milletvekillikleri düşüyor, tutuklanıyorlar ve bu rakamlar dünyada hiçbir ülkeyle kıyaslanmayacak ölçüde, düzeyde. Bu Meclisin belki de saygınlığının en temel tarihî referanslarından birisi, kuruluş döneminde, henüz cumhuriyet yokken, savaşı yönetirken, Kurtuluş Savaşı’nda bile muhalefete tahammülün, en acımasız, en sert eleştirilere tahammülün bugünkünden çok daha yüksek düzeyde olmasındadır.

Değerli arkadaşlar, birçok milletvekilimizin yargılandığı dosyalar, kişisel hakaret davaları. Benim ve yine birçok arkadaşımızın yargılandığı dosyalar, 2911’e muhalefetten.

Şimdi düşünün ki seçim döneminde, seçim büromuzun önünde, Emniyetin kayıtlarına göre, yaklaşık 100 kişiye ben konuşma yapmışım, bunun gibi her gün hepimiz seçim döneminde onlarca konuşma yapıyoruz ama bununla ilgili fezleke hazırlanmış, 4 duruşmadır yargılanıyorum ama hâkim dosyayı kapatamıyor ve bu dosyadan dolayı il, ilçe yöneticilerimiz tutuklandılar, ben de yargılanmaya devam ediyorum. 100 kişi toplanmış, konuşmuşum, dağılmışlar. Emniyet tutanaklarında hiçbir vukuat yok, olay yok, çevreye zarar verme yok ve tutanak, fezleke 2911’e muhalefet yani diyor ki: “Valilikten izin alacaktınız, miting düzenleme prosedürüne uyacaktınız yani tertip komitesi oluşturacaktınız seçim döneminde ve seçim büronuzun önünde toplantı yapmak için bu prosedürün gereğini yapacaktınız.” Şimdi, bu şartlarda, milletvekili, seçim döneminde seçim bürosunun önünde 100 kişiye hitap edemeyeceksek bu Parlamento hangi sorununu konuşacak, neyi tartışacak ve neyi çözme iradesini sergileyecek değerli arkadaşlar?

Venedik Komisyonunun kriterleri çok açık kriterlerdir ve Türkiye'yi bağlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin internet sitesine girdiğinizde de Venedik Komisyonunun meşru bir muhatap olduğunu raporları üzerinden, değerlendirmeleri üzerinden görürsünüz. Venedik Komisyonunun siyasetin meşruiyetiyle ilgili, seçimin meşruiyetiyle ilgili, parlamentoların oluşma biçimiyle ilgili kriterleri çok açık. Biraz önce ekonomiyle ilgili sanki hiçbir teknik ölçü, kriter yokmuş gibi bir tartışma yürüdü burada. Değerli arkadaşlar, siyasetin de ekonominin de net kriterleri vardır. Mesela, Maastricht Kriterleri vardır, hepimiz biliyoruz; faiz oranları, enflasyon rakamları, dış borç miktarı, cari açık, dış ticaret açığı, bütün bu rakamlar ekonominin net teknik kriterleridir. Siz bu kriterleri tanısanız da tanımasanız da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

…yok saysanız da sonuçta bu kriterler sizi hem uluslararası arenada hem de toplumsal memnuniyet açısından bir ölçüt, bir çerçeve zemin olarak sorgular, tartar ve siz o sıklette yarışırsınız, orada anılırsınız, öyle tanırsınız.

Değerli arkadaşlar, ister hukukun, demokrasinin, evrensel değerlerin kriterlerine bakın ister ekonominin kriterlerine bakın isterseniz inanç dünyasının kriterlerine bakın, her şeyi yeniden gözden geçirmeye değecek bir felaketle karşı karşıyayız. Ben daha önce bu kürsüden ifade ettim burada çirkin şeyler yaşandığında, bir kez daha ifade ederek bitireyim, belki bu ölçü, bu kriter bir şey ifade eder. Zümer Suresi'ndeki meşhur ifadedir: “Onlar, bütün görüşleri dinlerler, en güzeliyle amel ederler.” deniyor. Sonunda da deniyor ki: “Bu, akıl sahiplerinin yoludur.”

Değerli arkadaşlar, bu kürsüdeki konuşmalara tahammül göstermediğinizde sadece bu Parlamentonun saygınlığına daha fazla leke düşürürsünüz.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bilgen.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:19.56

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 20.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesi üzerinde Kars Milletvekili Ayhan Bilgen ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında tereddüt var, elektronik oylama yapacağız.

İki dakika süre tanıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.13

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 20.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesi üzerinde Kars Milletvekili Ayhan Bilgen ve arkadaşlarının önergesinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik oylama cihazıyla yapacağız.

Oylama için üç dakika süre tanıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

20’nci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Zekeriya Temizel                 Bihlun Tamaylıgil                           Musa Çam

              İzmir                                İstanbul                                       İzmir

      Ömer Süha Aldan                    Lale Karabıyık                         Dursun Çiçek

              Muğla                                 Bursa                                      İstanbul

MADDE 20 – 197 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında bulunan “motor silindir hacmi,” ifadesinden sonra gelmek üzere “motor gücü,” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çiçek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Bu madde ve genelde kanun tasarısı 43 ayrı yasada değişiklik öngörmüş ve torba yasa niteliğini kazanmış, temel kanun olarak görüşülmesi hepimizin de vurguladığı gibi İç Tüzük’e ve temel hukuk ilkelerine aykırıdır. Bu kanun tasarısıyla ilgili olmaktan ziyade…(Uğultular)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, çok gürültü var.

BAŞKAN – Sayın Çiçek, bir dakika bekleyin lütfen.

Değerli milletvekilleri, salonda uğultu var, hatip kürsüde; daha rahat konuşması ve sizlere sesini duyurabilmesi için lütfen sükûneti temin edelim.

Buyurun Sayın Çiçek.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Oylama için gelenlerin görevi bitti, onlar ayrılabilir tabii Sayın Başkanım.

Dünya Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 2011’de Danimarka, Almanya ve İsviçre’de anılmaya başlandı. Tabii, seçme ve seçilme hakkı, eğitim hakkı… Birleşmiş Milletlerin 66 yıl önce, 16 Mart 1977’de aldığı kararla 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edildi.

Bundan iki yüz yirmi üç yıl önce kabul edilen Kadın Hakları Bildirgesi’nin 1’inci ve 2’nci maddesi şu şekilde: 1’inci madde: “Kadın özgür doğar ve yaşamını erkeklerle eşit haklara sahip olarak sürdürür.” 2’nci maddesi: “Her siyasi topluluğun amacı -yani şu an siyaset yaptığımıza göre bizim de amacımız- kadının ve erkeğin özgürlük, güvenlik, mülkiyet ve özellikle baskıya karşı korunma hakkını sağlamaktır.” Tabii, bundan yıllarca önce, 84 yıl önce 20’nci yüzyılın lideri Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk büyük bir öngörüyle 3 Nisan 1930’da, Belediye Kanunu’yla kadınlarımıza yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkını verdi; 26 Ekim 1933’te köy muhtarlığı hakkını verdi ve ilk köy muhtarı kadınımız o tarihte seçildi; 5 Aralık 1934’te ise milletvekili seçme ve seçilme hakları verildi. 5’inci Dönemde 17 kadın milletvekilimiz bu Gazi Mecliste görev yaptı.

Batı’nın şımarık çocuğu Yunanistan’da dahi 18 yıl sonra, 1952’de, İsviçre de –ki Medeni Kanun’a kaynak olan İsviçre’de- 37 yıl sonra, Fransa’da 10 yıl sonra, İtalya’da -yine birtakım hukuk kanunlarını aldığımız İtalya’da- 11 yıl sonra olan bu seçme ve seçilme hakkını Mustafa Kemal Atatürk yıllarca önce, Avrupa’dan önce, bu zor coğrafyada olmasına rağmen kadınlarımıza vermiş ve dünya lideri olduğunu bir kez daha göstermiştir.

7 Haziran seçimlerinde 98 kadın milletvekilimiz varken 1 Kasımda ne yazık ki 17 vekil azalarak yüzde 15’e düşmüştür. Kadın seçmen oranı yüzde 50’dir. Buna itirazı olan sanırım yok. Yüzde 50 seçmen olan bir toplumda yönetimde ve milletvekili olarak da yüzde 50 kadınların olması demokrasinin ve temsilde adaletin gereği değil midir? Dolayısıyla, 194 vekilliği haksız yere erkekler olarak işgal ediyoruz; temsilde adaleti, demokrasiyi ve insan haklarını ihlal ediyoruz.

Genel Başkanımızın Aydın’da vurguladığı gibi gelin, birlikte Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirelim, cinsiyet kotasını ilk etapta yüzde 33’e çıkaralım, hatta yüzde 50’ye çıkaralım. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 34’te vurguladığı gibi siyasi gerçeğin, demokrasinin gereğini yapalım.

Kadını eşit bir insan olarak görmeyen, onu cinsel bir yaratık olarak niteleyen çağ dışı zihniyeti şiddetle kınıyoruz. Kadına şiddeti yüzde 1.400 artıran, onları ötekileştiren, kadının üretim gücünü yok sayan karanlık zihniyeti Türk milletine şikâyet ediyoruz.

Millî Mücadele’mizde, cumhuriyet aydınlanmasında, başta eğitim olmak üzere, kamu hizmetlerinde, sosyal hayatımızda ve sanatta bu aziz milletin kalkınmasına destek veren kadınlarımız başta olmak üzere, Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.

Meclise sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çiçek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Filiz Kerestecioğlu Demir          Behçet Yıldırım               Feleknas Uca

                     İstanbul                          Adıyaman                      Diyarbakır

              Meral Danış Beştaş               Mahmut Toğrul         Mehmet Ali Aslan

                       Adana                           Gaziantep                          Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, dün burada dile getirmiştim, evet, soru önergelerimize cevap verilmiyor. Bazen bakan beylere ilgili sorunları iletiyoruz, maalesef çözümü konusunda bir adım atılmıyor. Bunlardan bir tanesi de 30/11/2017 tarihinde tutuklanan Demokratik Bölgeler Partisi Ömerli eski İlçe Eş Başkanı Esma Yılmaz. Kendisi tutuklandıktan sonra Mardin Cezaevine konur, o esnada 4 aylık bir bebeği vardır. Arin Yaren bebek, tabii, solunum sorunu çektiği için günde iki kez cihaza bağlanmak durumunda bırakılıyordu, bundan dolayı da babası Mardin’de yaşadığından her gün sağlık ocağına, hastaneye gidip onun tedavisini yaptırdıktan sonra tekrar annesine, cezaevine bırakıyordu. Ama ne oldu? Kısa bir süre sonra Esma Yılmaz Başkanımız Urfa 2 No.lu T Tipi Cezaevine sürgün edildi ve bebeği de tabii onunla götürülmek zorunda kalındı. Bu sefer de tedavisi aksadı çünkü Urfa’da onu sürekli cezaevinden alıp sağlık ocaklarına, ilgili sağlık birimlerine götürecek kimse yoktu. Düşünün, bunun kadar insani bir şey olabilir mi? Biz dedik ki: Bari Mardin’de kalsın ki hiç olmazsa bebeği babası her gün alıp sağlık ocağına tedaviye götürsün. Bu bile maalesef çok görüldü ve bu da yetmezmiş gibi Esma Yılmaz ve arkadaşlarına hücre hapsi verildi. Zaten koğuş ortamında solunum zorluğu çekiyor ve cihaza bağlı, günde iki kez bağlıyorlar, üstüne yetmezmiş gibi annesine ve arkadaşlarına bahanelerle hücre cezası verildi.

Yaren bebek hücrede yaşayamaz arkadaşlar. Allah korusun, Allah göstermesin, onun başına bir durum geldiği zaman başta iktidar olmak üzere bütün Meclis sorumludur. Bakın, ben bu konuda bir ay önce de soru önergesi vermiş bulunmaktayım. Ya, bir bebeğin hayatını kurtarmak, bir bebeği rahatlatmak da eğer size zor geliyorsa ya da bunu başaramıyorsanız gerçekten kendinizi sorgulamanız gerekir diye düşünüyorum.

Bakın, size o dünyalar tatlısı Arin Yaren bebeğin de fotoğrafını gösteriyorum yani anlattıklarımız hakikidir, böyle hayalî bir şeyler anlatmıyoruz. Herkes kendi çocuğunu bir bunun yerine koysun yani sizin çocuğunuz olsa siz de acaba bu anlamda tepkisiz mi kalırdınız?

İşin ilginç kısmı, hem ulusal hem uluslararası hukuk normlarında ve bizim Anayasa’mızda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da hamile kadınların ve 6 aydan daha küçük bebeği olan kadınların tutuklanması yasaklanmıştır. Peki, bu hüküm neden uygulanmıyor? Yani kanunun üzerinde, yasanın üzerinde bir yargı mı vardır ya da eğer yargı bağımsızsa Meclisin çıkardığı bu kanunu nasıl takmıyor, bunu da iktidarın sorgulaması gerekmiyor mu? Yani aşikâr, apaçık bir kanun maddesi var ve 700’e yakın 0-6 yaş arası çocuk şu anda cezaevinde, 45 hamile kadın şu anda cezaevinde. Çıktınız burada Kadınlar Günü’nü kutladınız, ne güzel, her şeyi tozpembe gösterdiniz ama kanuni haklarını bile savunamıyorsunuz. Yani şimdi, bu, ne perhiz ne lahana turşusu deme hakkını bize doğuruyor, keşke öyle olmasaydı.

Arkadaşlar, o kadar çok sorun var ki benim klasörlerle aslında buraya çıkmam lazım ama zaman darlığı oluyor.

Hepinizin malumu, ölen öğretmen Gökhan Açıkkollu -42 yaşında- 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ihbar edilmiş ve gözaltına alınmış. Buna da soru önergesi verdim, buradan okuyacağım: “Gözaltı süresi boyunca yapılan rutin sağlık kontrollerinde sürekli darp edildiğini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Aslan.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – …yüzlerce kez tokat ve tekme yediğini anlattı. Şeker ve panik atak rahatsızlıkları nedeniyle krizler geçirdi, 2 kez komaya girdi, hastaneye yatırıldı. Gözaltında kaldığı 13’üncü gün yaşadıklarına daha fazla dayanamayan öğretmenin kalbi durdu ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Profesör Şebnem Korur Fincancı muayene belgelerine dayanarak hazırladığı raporda öğretmenin gördüğü işkence sonucu kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiğini açıkladı.” Daha ilginç kısmı: “7 Şubat 2018 tarihli Millî Eğitim Bakanlığının iade kararının da meslekten ihraç edilmiş olan Gökhan Öğretmenin eşine okul müdürü tarafından tebliğ edildiği öğrenildi.” Yani adam işkencede öldü, sonra görevine iade edildi.

Biz bunları niye anlatıyoruz acaba? 107 bin insan OHAL Komisyonuna başvurmuş arkadaşlar; 1 değil, 2 değil, 3 değil, 5 değil. Yani haksızlıklar, zulümler var ki bu kadar çok başvuru var.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslan.

Sayın Özdemir, sisteme girmişsiniz.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Maliye Bakanına bir bilgi ve talep iletmek üzere söz istedim.

BAŞKAN – Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ön lisans muhasebe bölümü mezunlarının sorunlarına ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şöyle ki: Meclis çalışmalarını takip eden bazı ön lisans bölümü mezunları bazı taleplerini size iletmemi istediler özellikle. Şöyle ki: 3173 nitelik kodlu ön lisans muhasebe mezunları Türkiye’nin farklı illerinden bir araya gelerek buraya beni de ziyarete geldiler Sayın Bakan. Ön lisans muhasebe mezunu bu gençlerimiz en az 120 ortaksız kadro tahsis edilmesini talep ediyorlar. Almış oldukları KPSS puanlarının yanmaması için de bu atamalarının en geç 2018 Haziran ayına kadar tamamlanması gerekiyor. Önümüzde çok az bir süre kaldı. Şimdiye kadar gerçekleşen hem merkezî atamalarda hem de açıktan atamalarda az sayıda kadro verildiğini ve bu nedenle de 85 ve üzeri, yüksek puan almalarına rağmen atanamadıklarını dile getirdiler. 3173 nitelik kodlu ön lisans muhasebe mezunlarının kadro ve haziran ayında atama taleplerini sizin bilgilerinize sunuyorum. Bu konuda bir çalışma yapmanızı özellikle talep ediyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özdemir.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Bihlun Tamaylıgil                  Musa Çam

                İzmir                                   İstanbul                             İzmir

         Ömer Süha Aldan                       Lale Karabıyık                  Aytuğ Atıcı

                Muğla                                    Bursa                             Mersin

MADDE 21- 197 sayılı Kanunun geçici 8 inci maddesinin birinci fıkrasında bulunan (l/A) sayılı tarifeden sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"(I/A) sayılı tarifede yer alan ve sadece elektrik motoru olan taşıtlardan, motor gücü;

a) 70 kW'ı geçmeyenler birinci satırında,

b) 70 kW'ı geçen fakat 85 kW'ı geçmeyenler ikinci satırında,

c) 85 kW'ı geçen fakat 105 kW'ı geçmeyenler üçüncü satırında,

d) 105 kW'ı geçen fakat 120 kW'ı geçmeyenler dördüncü satırında,

e) 120 kW'ı geçen fakat 150 kW'ı geçmeyenler beşinci satırında,

f) 150 kW'ı geçen fakat 180 kW'ı geçmeyenler altıncı satırında,

g) 180 kW'ı geçen fakat 210 kW'ı geçmeyenler yedinci satırında,

h) 210 kW'ı geçen fakat 240 kW'ı geçmeyenler sekizinci satırında,

ı) 240 kW'ı geçenler dokuzuncu satırında,

yaşları itibarıyla yer alan vergi tutarlarının %25'i oranında vergilendirilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Meclis Başkan Vekilliğinizi tebrik ediyorum, sizi kutluyorum. O koltuğa ne kadar yakıştığınızı üç gündür hep beraber izliyoruz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Atıcı, sağ olun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Kadınların özgür ve erkeklerle eşit koşullarda yaşayacakları bir Türkiye’yi kurgulayacağımıza inancım tamdır.

Şimdi sizlere “Kadınlarla ilgili olarak İslam’ın güncellenmesi gerekir.” dersem herhâlde kıyameti koparırsınız, burada büyük gürültü kopar ama bu sözleri Recep Tayyip Erdoğan söylediğinde alkışlıyorsunuz yani keyfinize göre, işinize geldiği gibi yüce dinimizi kullanıyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 533 sıra sayılı vergi kanunlarında değişiklik yapan tasarının 21’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Vergileri arttırarak halkın belini kırmayan, Man Adası gibi vergi cennetlerinde vergi kaçıranlara seyirci kalmayan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddede ne yapıyorsunuz? Elektrikli taşıtlardan vergi almayı planlıyorsunuz. Ya, Allah aşkına, ne olur bir kere de doğru iş yapın, bir kere. Dünya gidiyor Mersin’e, siz gidiyorsunuz tersine. Dünyada herkes ama herkes “Aman, elektrikli araç kullan, biz senden vergi istemiyoruz, al üzerine de sana teşvik veriyoruz.” derken Sayın Bakan siz burada elektrikli araçlardan vergi almaya kalkıyorsunuz yani onlara “Aman, bu araçlardan uzak durun.” diyorsunuz. Herkes fosil yakıtlardan uzaklaşıp yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelirken siz bunun tam tersini yapıyorsunuz; insanlar temiz enerji kullanacak, elektrikli, akülü araba kullanacak, siz kalkıyorsunuz bundan vergi alıyorsunuz. Aslında bu, Türkiye’ye yaptığınız ilk kötülük değil.

Aynı yasa tasarısının, şu anda görüştüğümüz yasa tasarısının 89’uncu maddesinde ise Ruslar ve Japonlar nükleer santral inşa ederken devlet yardımı alsın diye de bir madde koyuyorsunuz Sayın Bakan. Ya, şimdi Ruslara ve Japonlara biz devlet yardımını niye yapalım, niye yapalım?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Atıcı, elektrikli araçlardan yüzde 75 indirimli vergi almayı öngörüyoruz bu düzenlememizde.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Bakan, -belki sesi duyulmamıştır- diyor ki: “Elektrikli taşıtlardan yüzde 75 vergi indiriyoruz.” Bakın, dünyaya nasıl tersten baktığımızı çok güzel izah etti. Şimdi ben size sorayım: Daha önce vergi alınmazken yüzde 25 vergi koyuyorsunuz, diğer taraftan diyorsunuz ki: “Fosil yakıt kullanan benzinli, mazotlu araçlara göre yüzde 75 daha az vergi alıyorum.” Bakın, bunu halkımıza yapmayın Sayın Bakan. Halkımızın feraseti çok yüksektir, çok neciptir.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Onun için bütün seçimlerde AK PARTİ’ye oy veriyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – O nedenle dalga geçmeyin akıllarıyla. Siz, bakın, sıfır olan vergiyi yüzde 25’e çıkardığınızı kanunda itiraf ediyorsunuz, sonra dönüp halka diyorsunuz ki: “Ey halkım, sen yeter ki elektrikli araç kullan, ben yüzde 75 indirim yapacağım.” Ya, yüzde 100 indirim yapıyordunuz, şimdi yüzde 75 indirim yapıyorsunuz. Bunun da üzerine kalkıp milletten oy istiyorsunuz ya, “Pes!” diyorum be, başka bir şey demiyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Millet de hep bize oy veriyor. Niye veriyor acaba? Size inanmıyorlar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ama bu, AKP mantığının tam da tezahürüdür. Bugüne kadar yaptığınız her şeyi şurada bir cümlenizle gayet güzel izah ettiniz. Diyorsunuz ki: “Biz her şeyi tersten yaparız, sonra halkı kandırır, doğruları söylemez ve yine oylarını isteriz.” Ama bu millet elbette sizin yanlış yaptığınızı anlayacak.

Hadi şimdi çıkın, kalkın, 89’uncu maddede Ruslara ve Japonlara neden devlet yardımı verdiğinizi bir anlatın halkımız dinlesin Allah aşkına! Niye bu yardımı veriyorsunuz? Hadi, efendim, yerli, millî şirketler bir iş yaparken devlet yardımı verin, eyvallah, baş tacı. Ya, Allah’ın Rus’una, Japon’una niye yardım eder benim devletim benim ülkemde nükleer santral kursun diye? Bu devlet yardımını siz bizi öldürsünler diye mi veriyorsunuz? O nükleer santraller insan öldürüyor. Bizi kanser yapsınlar diye mi siz o yardımı veriyorsunuz Sayın Bakan, Allah aşkına? Mersin’in güzel doğasını yok etsinler diye bir de üzerine gidip devlet yardımı veriyorsunuz. Denizin suyu 2 derece ila 6 derece artsın da bir tane balık yaşamasın diye gidip bir de üzerine devlet yardımı veriyorsunuz. Ya, bu akıl kârı bir şey mi Sayın Bakan, Allah aşkına? Böyle bir şeyi hangi akıl kabul eder, hangi izanla bunu yapıyorsunuz, ben anlamıyorum.

Değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bir de olaya sizin anladığınız pencereden bakalım Sayın Bakan. Maliye Bakanısınız ve AKP’nin Milletvekili ve Bakanısınız. Yani para gözüyle bakalım, bir de o pencereden bakalım. Şu anki koşullarda bile o santralin söküm maliyeti hesaplanmadığı hâlde dünyanın en pahalı elektrik enerjisini alım garantisiyle milletimize sunmaya çalışıyorsunuz. Şu anda elektriğin kilovatsaati yaklaşık 5 dolar sent iken siz bize bunu 13,5 dolar sente vereceksiniz. Şimdi, bu kadar pahalı enerjiyi bize versinler diye mi bir de üstüne devlet yardımı yapıyorsunuz? Ya arkadaşlar, böyle bir şeyi akıl da vicdan da kabul etmez, halkımız da kabul etmez.

Biz doğruları söylemeye devam edeceğiz. Nükleer santraller zararlıdır, hem canımıza zararlıdır hem malımıza zararlıdır, insanlığa zararlıdır. Allah aşkına, ne olur halkımıza bu zararlı şeyleri yapmayın.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atıcı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 21’inci madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 22 ila 49’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen sayın milletvekillerinin adlarını okuyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ertuğrul Kürkcü, İzmir Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Utku Çakırözer, Eskişehir Milletvekili; şahıslar adına Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili; Ejder Açıkkapı, Elâzığ Milletvekili.

İlk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak tasarıda yer alan, ekonomide canlılığın sağlanmasına; yatırım, üretim, ihracat, AR-GE, yenilik ve tasarım faaliyetlerinin teşvik edilmesine; istihdamın, tasarrufların ve iş yapma kolaylığının artırılmasına yönelik düzenlemelere katkı ve destek veriyoruz. Partimizin program ve seçim beyannamesinde bu konulara yönelik detaylı politikalar da yer almaktadır.

Tasarının 38’inci maddesiyle Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’da değişiklik yapılarak, hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etme hususu özelleştirme gerekçeleri arasına alınmaktadır.

Tasarı görüşmeleri devam ederken Hükûmet 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi için ihaleye çıkmıştır. Bunlar arasında seçim bölgemde yer alan ve 8 ilçe ekonomisinin can damarı olan Ilgın Şeker Fabrikası da bulunmaktadır. TÜRKŞEKER’in faaliyet raporlarına göre, Ilgın Şeker Fabrikasının 2015 yılı kârı 9,7 milyon lira, 2016 yılı kârı 19,7 milyon lira olup 2017-2018 pancar alım ve işletme kampanyası döneminde 201 bin dekar alanda üretilen 1 milyon 455 bin ton pancardan 140 bin ton şeker üretmiş ve 33 milyon lira kâr elde etmiştir. O nedenle, zararı olduğu gerekçesiyle satılacağı bilgisi gerçek değildir. Tam aksine, Ilgın Şeker Fabrikası 2016 yılında en fazla kâr elde eden işletmedir.

Ayrıca, konuya “Fabrika kârlı mı zararlı mı?” gözüyle bakılmamalıdır. Şeker fabrikalarının, bölgesel gelişme ve bölgeler arası gelişmişlik farklarının giderilmesi açısından büyük öneme sahip olduğu unutulmamalıdır. Şeker fabrikaları bölge ekonomisine hayat vermekte, ülke ekonomisine de yüksek katkı sunmaktadır. Şeker fabrikaları, bulundukları yerlerde, pancar çiftçimizin, esnafımızın, fabrika çalışanlarının, kamyoncuların, servisçilerin, hayvancılıkla uğraşanların, velhasıl tüm bölge insanının başlıca geçim kapısı ve önemli bir geçim kaynağıdır. O nedenle, özelleştirme ihalesine çıkılan şeker fabrikalarının bulunduğu bölgelerdeki vatandaşlarımız günlerdir ayaktadır ve gelişmeleri endişeyle takip etmektedir.

Zira, ülkemizde bugüne kadar gıda sektöründe yapılan özelleştirmeler sonrasında bazı fabrikaların ve iş yerlerinin kapanmış olması ve buralarda üretilen birçok üründe ithalat yapar konuma gelinmesi gerçekleri karşısında şeker fabrikalarının da kapanması, şeker pancarı tarımının bitmesi ve pancar şekeri üretiminin sonlanması korkusu ve endişesi yaşanmaktadır. Böylesi bir durum nişasta bazlı şeker üreticilerinin önünü açması, pazar alanını genişletmesi, insanımızın sağlıksız şeker üretimi ve ithaline mahkûm olması sonucunu da doğurmaktadır. Nişasta bazlı şekerin cıva zehirlenmesine yol açtığına ve diyabetten kansere kadar birçok hastalığa neden olduğuna dair bilimsel araştırmalar tüm dünya kamuoyunca hassasiyetle takip edilmektedir.

Pancar şekeri üreten AB ülkelerinde nişasta bazlı şeker kotası genelde yüzde 2 ila 3 düzeyindedir. Fransa ve İngiltere’de bu kota yüzde 0, Almanya’da ise yüzde 1,9’dur. Buna karşın Türkiye’de nişasta bazlı şekerin kotası yüzde 10 olup Bakanlar Kurulu her yıl bu kotayı yüzde 50’ye varan oranlarda artırmaktadır. Ayrıca piyasada etkin bir denetim de yoktur. Sayın Maliye Bakanımız “40 bin kere düşündük.” demiş ve sosyal özelleştirme yaklaşımıyla sözleşmelere hem çalışanların hem üreticilerin hakkını güvence altına alan, asgari beş yıl boyunca üretimi garanti edecek hükümler koyduklarını açıklamıştır. Sayın Bakanın bu yaklaşımı olumlu ancak sadece beş yıl için düşünmek yetmez; beş yıl sonra ne olacak? Haddizatında Sayın Bakanın açıklamasından şeker fabrikaları özelleştirildikten beş yıl sonra kapatılabilir anlamı da çıkmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi parti programı ve seçim beyannamelerinde de ayrıntılı bir şekilde yer verdiği üzere özelleştirmede halka arz yönteminin esas olmasını, stratejik kuruluşların özelleştirilmesinde seçici olunmasını savunmaktadır. Bu itibarla, şeker fabrikalarına yönelik özelleştirme uygulamalarında acele edilmemesini ve tüm fabrikaların ayrı ayrı değerlendirileceği teknik çalışmalar yapılmasını öneriyoruz. Bu çalışmalara sektörün tüm paydaşları katılmalıdır. Şeker fabrikalarının üretime devam etmelerini sağlamak üzere üreticinin kendi fabrikalarını işletmesinin önü açılabilmelidir. Hâlen çiftçi kooperatiflerine ait kârlı ve iyi bir şekilde işletilen şeker fabrikaları bulunmaktadır. Türk şeker sanayisi ve şeker sektörü ekonomik ve sosyal getirileri yönünden iyi analiz edilmeli, sektörün yaşatılmasına yönelik tüm tedbirler alınmalıdır. Şeker fabrikaları ölçek büyüklüğü ve teknoloji açısından revize edilerek modernizasyonu yapılmalı, verimlilikte uluslararası rekabet avantajı sağlanabilmelidir. Ayrıca, yüksek olan nişasta bazlı şeker kotaları aşağı çekilmeli, tatlandırıcıların şekere ikame edilmesi mutlaka önlenmelidir.

Değerli milletvekilleri; tasarının 37’nci maddesiyle terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı olanlardan hayatını kaybeden sivillerin yakınlarına ikinci istihdam hakkı verilmektedir. Bu düzenlemeyi Milliyetçi Hareket Partisi olarak desteklemekle birlikte komisyonda şehit ve gazi yakınlarının memur unvanlı görevlere atanmasını öngören teklifimiz maalesef reddedilmiştir. Geçen yıl kasım ayında kabul edilen 7061 sayılı Kanun’la gazilerimizin hizmetli unvanlı kadro ve pozisyonlar yerine memur unvanlı kadro ve pozisyonlara atanmaları düzenlenmişti. Parti olarak gazilerimizle ilgili yapılan düzenlenmeyi desteklemekle birlikte şehit ve gazi yakınlarının da memur unvanlı kadro ve pozisyonlara atanmaları görüşünde olduğumuzu ifade etmiştik. Şehitlerimizin emanetlerine ve gazilerimize sahip çıkmak, korumak ve toplumda kendilerine yakışır bir hayat seviyesi sağlamak hepimizin görevidir. Hükûmetin de aynı hassasiyeti taşıdığına ve gerekli düzenlemeyi yapacağına inanıyoruz.

Aslında, kamu kurum ve kuruluşlarında çeşitli unvanlarda görev yapan ve sayıları yaklaşık 110 bin olan yardımcı hizmetler sınıfı personel bulundukları hizmet sınıfından kaynaklı mağduriyet yaşamakta ve hizmet sınıflarının değiştirilmesi suretiyle bu mağduriyetlerinin giderilmesini beklemektedir. Yardımcı hizmetler sınıfı personeli kadro unvanlarına ilişkin görevlerinin sınırının unvan bazında net olarak belirlenmemiş olmasından kaynaklı sorunlar yaşamaktadır. Ayrıca hukuki yönü olmamasına rağmen bazı görev ve işlerin bu personele gördürülmesi, zaman içerisinde söz konusu görevlerin ilgililerin unvanlarıyla özdeşleşmesine ve bu görevleri yapmak istemediklerinde ise sorunlu personel durumuna düşmelerine neden olmaktadır. Devlet memurlarından sadece yardımcı hizmetler sınıfındakiler için ek gösterge olmaması, bu personelin maaş ve emeklilik hakları bakımından mağduriyet oluşturmaktadır. Taşeron uygulaması yoluyla kamudaki yardımcı hizmetlerin büyük bir bölümünün yürütülüyor olması ve taşeron çalışanların sürekli işçi kadrolarına geçirilmesine ilişkin yasal düzenleme de yapılmış olduğundan kamuda yardımcı hizmetler sınıfı personel istihdamına gerek kalmamıştır. Bu kapsamda yardımcı hizmetler sınıfı tümden kaldırılmalı ve bu sınıfta çeşitli unvanlarda görev yapan personel genel idare hizmetleri sınıfına dâhil memur unvanlı kadrolara atanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, güncel bir konuyu da burada arz etmek istiyorum: İŞKUR Toplum Yararına Program kapsamında çalıştırılan imamların daimî kadrolara alınmaması hem büyük haksızlıktır hem de birçok camimizin imamsız kalması söz konusudur; mesela, Konya’nın Yalıhüyük ilçesi Merkez Camisi’nin geçici görevli imamının görev süresi dolduğundan imamsız kalmıştır. Hem verilen din hizmeti açısından hem de bu hizmeti verenlerin emekleri dikkate alınarak vekil, geçici ve fahri çalışanların kadrolara alınmaları sağlanmalıdır. Bugün imamı olmayan birçok camimiz vardır, camilerimiz imamsız bırakılmamalıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalaycı.

İkinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye aittir.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu ikinci bölümle ilgili konuşma ister istemez hem genel olarak bütçeye hem de özel olarak bütçenin çeşitli alanlara tahsis edilmesine bağlı bir yaklaşımı gerektiriyor. Biz, bütçe tartışması sırasında, hatırlayacaksınız, Sayın Bakan bu yaklaşımı çok beğenmese de bütçenin iki karakteri olduğunu söylemiştik. Birincisi, bu, vicdansız bir bütçedir. İkincisi, bunun bir savaş bütçesi olduğunu söylemiştik. İkisi zaten birbiriyle yakinen bağlıdır çünkü ancak siz, tüketici, herhangi bir katma değer, herhangi bir varlık, herhangi bir zenginlik üretmeyen bürokrasiye ve militarizme eğer yatırım yapacaksanız o yüzden her zamankinden ve doğal olandan, iktisadi olandan daha fazla bir kaynağa, bütçeye ihtiyacınız vardır. Bütün bunları karşılayabilmek için de vicdanlara değil, halkın yarattığı zenginliklere yüzünüzü çevirmeniz gerekir. O nedenle, şimdi önümüze gelen tasarı, aslında bütçenin finansmanının nasıl yapılmasının düşünüldüğüne dair pek çok ipucu sunuyor ve ikinci bölüm bu bakımdan iki önemli kaynağın söz konusu olduğunu bize gösteriyor. Bunlardan en önemlisi özelleştirmelerle ilgili olan husustur. Sadece şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle ortaya çıkan muazzam üretim açığı ve kaynak açığı bir yana, öte yandan bütün kamu varlıkları şimdi artık gelir elde etme maksadıyla elden çıkarılabilecektir yani o kamu varlığını esasen arsası için, o kamu varlığını elinde bulundurduğu diğer kapasiteler için satılığa çıkartabileceksiniz. Adalet ve Kalkınma Partisi böylece Türkiye tarihinin en büyük özelleştirme kapasitesine ulaşmış olmaktadır. Fakat cari açığı, dış borç stoku bütün zamanların da en yüksek mesabesindedir. Bu ikisi arasındaki orantısızlık ya da bu ikisi arasındaki asimetri aslında bütün bu özelleştirme siyasetinin de gerçekte herhangi bir ekonomik girdi yaratmadığını apaçık ortaya koyuyor. Sadece açıkları telafi etmek ve sadece sürekli olarak tüketen alanlara, kanallara, militarizme ve bürokrasiye yatırım yapmakla ilgilidir.

Bu bütçenin bir savaş bütçesi olduğunu, içte ve dışta gerginlik üretmek ve bu gerginlik üzerinden siyaset kurmakla ilgili olduğunu söylemiştik. Çok uzağa gitmeye gerek kalmadı, bütün bu tartışmadan sadece iki üç ay sonra Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs savaşından sonraki en büyük askerî harekâtını başlattı. Bu askerî harekâtın rasyonalize edilmesi gerekçesi, rasyonalizasyon mantığı ile harekâtın kendisi arasındaki tutarsızlık daha şimdiden sırıtmaya başladı. Esasen Türkiye’ye herhangi bir biçimde askerî tehdit içermeyen, bugüne kadar herhangi bir ciddi sınır tecavüzü olmayan, bugüne kadar o sınır üzerinden herhangi bir yüksek miktarda sivil ya da başka türlü göçün olmadığı bir yerde, Afrin’e, Kürtlerin bugüne kadar huzur içinde yaşadıkları bu zeytin üreticilerinin coğrafyasına Türkiye bir askerî harekât başlattı. Cumhurbaşkanı her gün ölü sayılarını sayıyor bize. Bugün dedi ki: “Nihayet 3 bini geçti, 3 bin şu kadar oldu.” İnanın hiçbir asker, hiçbir itibarlı komutan bir askerî mücadeledeki başarısını ölü sayısıyla ölçmez. Türkiye askerlere çok kıymet verir. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyetini yönetenler ve kuranların asker olmasıyla Türkiye halkı ve bürokrasisi çok övünmüştür. Ama bu komutanların hiçbirinin ağzından ben hangi savaşta, kaç düşman öldürdüklerine dair bir çetele işitmedim. Tam tersine, hatta kendi düşmanlarını gönendirmek, onların da saygıdeğer insanlar olduğunu söylemek için Çanakkale’de düzenlenen ayinleri ben düzenlemiyorum, bu devlet düzenliyor. Ama şimdi esasen küçücük kasaba ahalisinin içinden 3 bininin ortadan kaldırılmasını Türkiye önemli bir dış siyaset ve savunma başarısı olarak nasıl anlatıyor. Kadri Yıldırım arkadaşımız çok güzel izah etti. Bir yandan deniyor ki: “Oranın gerçek halkına o toprakları iade edeceğiz.” O gerçek halkın -orası bin yıldır Kürtlerin yaşayageldiği, oraya göç yoluyla gitmedikleri, hep orada oldukları bir topraktır, ülkedir- oranın evladının 3 binini şu ya da bu sebeple siz onları hasım bellediğiniz için öldürüyorsunuz ve onların anne babalarının, büyükanne ve büyükbabalarının size bundan ötürü sevgi, saygı ve bağlılık göstermesini bekliyorsunuz. Kendinizi onların yerine koyun, bize böyle bir şeyin yapıldığını düşünün. Siz böyle bir şey, böyle bir ihtimal belirdiğinde bütün Anadolu coğrafyasının nasıl ayağa kalktığını ne kadar çabuk unuttunuz? Biz nasıl kabul etmiyorsak, hiç kimse de bunu kabul etmez. Bütün Arap coğrafyası, Orta Doğu coğrafyası, burada ortaya çıkan, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bütün yeni yönetimler, kurtulmuş halklar, onların millî kimlikleri bu sömürge zihniyetinden kurtulmuş olmanın sevinciyle ilgilidir. Kendilerini böyle tanımlarlar. Siz ümit ediyorsunuz ki Osmanlı mirasını böyle canlandırırız. Osmanlı mirası, bu halklar, bu topluluklar için cizyenin, öşürün, zor alımların, işgallerin, kadılar eliyle buraların yönetilmesinin tarihidir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sen hangi dünyada yaşıyorsun?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bu toplumlar kendilerine yeni devletler kurarken bunu sömürgeciler istediği için yapmadılar. Tıpkı bizim kendimizi Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasından özgürleştirmekteki tarihî haklılığımız gibi, bütün bu halkların da kendilerini özgürleştirmeye hakları vardır. Şimdi siz o halklara yüzünüzü dönüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz sizi tekrar kurtarmaya geldik.”

Sevgili arkadaşlar, sizin Afrin’i ne zaman duyduğunuzu ben bilmiyorum. Ben 1994’te ilk kez Afrin’e gittim bir gazeteci olarak buradaki sosyal ve politik durumları araştırmak üzere ve ilk kez orada, bir çocuğun göğsünde, annesinin yün tığıyla ördüğü kazağın üzerinde “…” (x) yazdığını gördüm. Yani o insanlar o zamandan beri, Esad rejimi altında da kendi çocuklarını ve kendi hayatlarını, kendi kimliklerini arıyorlardı, şimdi onu bulmuş olmaları bizim için bir sevinç konusu olmak gerekirken, şimdi biz bunun için bir askerî harekât yürütmeyi bir erdem olarak dünyaya anlatmaya çalışıyoruz. Ben o nedenle bu kadar irrasyonel bir dış politika gerekçesi için bu kadar yüksek meblağda giderleri finanse etmek üzere bir bütçe kurulmasını, bunun için önümüze bir kanun getirilmesini bu toplumun, bu halkın uğradığı en büyük talihsizlik ve en büyük haksızlık olarak görüyorum. Bu iki halk, birbirine sarılarak aslında çok önemli bir yeni yükselişi Orta Doğu'da yaratabilecekken, şimdi birbirine karşı konumlanmış olarak içeride halledemediği meseleyi dışarıda halletmeye çalışan bir yönetim tarafından karşı karşıya getiriliyor.

Sevgili arkadaşlar, bu yolla olsaydı, oğullarını, kızlarını öldürdüğünüz için insanlar sizi takdir etselerdi, Türkiye'nin içinde takdir ederlerdi. Türkiye'nin dışında, sizin uyruğunuz olmayan, sizden bir şey istemeyen ve size bir şey borçlu olmayan insanlara siz, kendi sakinlerini bu topraklara getireceğiz diye açtığınız bu seferleri finanse etmek için zorladığınız kaynaklarla hem halkın geçimine hem halkın hayatına büyük bir kötülük yapıyorsunuz. Bunu durdurmak için, buna karşı koymak için, buna itiraz etmek için ifade ettiğimiz gerekçeleri ortaya koyduğumuzda da bunun karşılığında hakaret, şiddet ve nefretle karşılanıyor. İnanın ki eğer yüzde yüz emin olsaydınız bunun böyle olduğundan, kendinizin haklı olduğundan buna hiçbir zaman öfkelenmezdiniz, öfkelenmeniz için bir sebep kalmazdı. Sizin ortaya koyduğunuz istatistiklere bakacak olursak Türkiye'de toplumun yüzde 80’i, yüzde 90’ı aslında bu harekâttan ve bunun böyle finanse edilmesinden yanadır, bundan memnundur. Hakikaten öyle midir? Hakikaten öyle olsa bu kadar öfke, bu kadar gayz neden? Şundan sevgili arkadaşlar: Aslında biz sizin ifade edemediğiniz şüpheleriniziz, sizin aklınızdan geçen tereddütleriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sizin ikna olmamışlığınızız, sizin bilinmeyenlerin üzerindeki büyük soru işaretiniziz. O yüzden bütün bu öfke. Bu soruyu sorduğumuz için, bunları burada tartıştığımız için memnun olmalısınız çünkü belki de bir süre sonra, bu siyasetin yanlışlığı ortaya çıktığında eğer bundan yüz geri etmek gerekirse size nasıl yüz geri edileceğine dair bir perspektif sunuyoruz. Buna şimdi müteşekkir olmayabilirsiniz ama bir süre sonra buna ihtiyaç duyacağınız bellidir. Bizler de bu toplumun sizin gibi üyeleriyiz; bu toplumun içinde yaşamak ve iyi yaşamak istiyoruz; dövüşmeden, harp etmeden, kardeşçe, eşitçe yaşamak istiyoruz. Eşitsizliğe, zulmedir itirazımız; hayatın yeniden kurulması için başka hayatların ortadan kaldırılmasının bir çare olmadığına dair bilgimizdir. O yüzden, bu yasa yoluyla kaynak toplamak ve bunları ölüm makinelerine harcamak konusundaki ısrarınıza karşıyız; bu bölüme de “Hayır.” diyeceğiz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kürkcü.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 60’a göre yerimden bir söz talebim olacak.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatibi dikkatlice dinlediğimizi ifade etmek isterim. Fakat burada, bütün konuşması boyunca hatip şunu yapmaya çalışmıştır: Türkiye Cumhuriyeti devletinin, halkının ve milletinin güvenliğini sağlamak amacıyla uluslararası hukuktan doğan hakkını kullanmasını sanki orada masum insanları katlediyormuş gibi burada dile getirmiştir; bu kesinlikle doğru değildir. Bu, PKK’nın bir propagandasıdır. Sanırım sözcü burada PKK’nın, kendisinin eline tutuşturduğu metni okumayı yeğlemiştir. Ben kendisine milletin bir temsilcisi olarak burada bir konuşma yapmasını tavsiye ederim, beklerim; PKK’nın bir sözcüsü gibi burada konuşmasını asla kabul edemem.

Bir diğeri: Bakın, orada Türkiye durup dururken böyle bir operasyon içerisine girmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Orada bir mekanizma var, orada Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşmuş. Onlarca, yüzlerce bomba sınırlarımızı aşarak vatandaşlarımızı şehit etmiş. Ellerinde birilerini silahlandırdığı, en son gelişmiş silahlarla askerimize, polisimize karşı saldırılar yapıldı.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Bölge halkına zulmetmiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Türkiye'nin buna duyarsız kalması söz konusu olamaz. Bu operasyonun orada yaşayan Araplara, Kürtlere ya da Türkmenlere karşı kesinlikle olmadığını kendileri çok iyi biliyorlar ama mesele Türkiye'nin menfaatleri olunca maalesef Sayın Kürkcü öyle bir rahatsız oluyor ki âdeta -az önce söylediğim gibi- PKK’nın bildirisini burada okumayı tercih etti. Zulme Türkiye rıza göstermemiştir. Türkiye zulme uğrayanları bu zulümden kurtarmak için hareket etmiştir.

“Burada Osmanlı’nın hayallerini mi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz?” Sayın Kürkcü, bilmiyorsanız öğrenin. Osmanlı hiçbir zaman sömürgeci olmadı. O kaldığı coğrafyaların hiçbir tanesinde kimse Türkçe konuşmuyor. Osmanlı gittiği her yere huzur ve barışı götürdü. Bakın, Osmanlı şu an yok, orası kan ve gözyaşı, Orta Doğu’dan eksik olmadı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, hatip benim elime tutuşturulan bir kâğıdı okuduğumu söyledi.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Evet, eline tutuşturulan kâğıdı okudun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sanıyorum, bunun hakikatle bir alakası olmadığını benden önce siz biliyorsunuz. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kürkcü, iki dakika süre veriyorum size.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sevgili arkadaşım, ben 70 yaşındayım, elime tutuşturulan kâğıtları okuma yaşını çoktan geçtim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Evet, PKK tutuşturdu, PKK tutuşturdu.

BAŞKAN – Sayın Muş, lütfen…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Aklım var, fikrim var. Üstelik sizin de gördüğünüz gibi elimde bir kâğıt yoktu, bir iPad vardı, o iPad’i de bütçe konuşmasıyla ilgili olan bölümün dışında kullanmadım. Yani söylediğinizin hakikatle bir alakası yok.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) - Rapor al, rapor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şimdi, şu: Sizin kararınıza siz yüzde yüz inanabilirsiniz, biz inanmıyorsak bunu ifade etmeye hakkımız var, bunun için bir şey olmamız gerekmiyor. Hatırlayın, bundan iki yıl önce PKK liderinin ne kadar önemli bir insan olduğunu, ne kadar akıllı olduğunu, Türkiye hakikatlerini ne kadar iyi kavradığını bizden çok siz anlatıyordunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yok öyle bir şey.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok öyle bir şey.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Öyle bir şey var, öyle bir şey olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Öyle bir şey olduğunu… Ben size söyleyeyim: Bülent Arınç’ın ben bu konuşmalarını okudum, ben Ahmet Davutoğlu’nun bu yöndeki ifadelerini biliyorum. Sizin görevlendirdiğiniz Kamu Güvenliği Müsteşarının adadaki konuşmalarını ve onların tutanaklarının hepsini gördük. Demek ki zaman zaman öyle olabilir ki siz karşıtınız dediğiniz insanla aynı şeyleri düşünebilirsiniz. Bundan utanmayın, bir şey yok. Ama bunun PKK’yle bir ilgisi yok, bunun sizin dış siyasetinizle ilgisi var.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Bir kere de PKK’yı telin et.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - İrrasyonel bir tehdit algısı üzerine inşa edilmiştir, irrasyonel bir güvenlik algısı üzerine inşa edilmiştir ve bu irrasyonel algıyla seferber edilen maddi kaynaklar ve insan kaynakları heba edilmektedir. Bu, bizim kaygımız ve itirazımızdır. Sizin mi bizim mi haklı olduğumuzu zaman gösterecek; döner on yıl sonra tekrar konuşuruz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Dürüst ve ahlaklıysan bir kere de PKK’yı telin et.

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyiniz değerli milletvekilleri.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Türkiye’yi yönetenler Dersim’i cayır cayır yakarken yüzde yüz haklı olduklarına inanıyorlardı. Onların haksız olduğunun belgelerini siz getirdiniz Meclise. O zaman nasıl izah edeceğiz? Besbelli yanılma hakkınız ve yanılma payınız var. Bunu ifade ediyoruz diye bize düşmanlık beslemeyin ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Dürüst ve ahlaklıysanız PKK’yı bir kez telin edin.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bana bu hikâyeleri anlatmayın. Bu Meclisi kuranlardan birinin evinde doğdum ben.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Kürkcü.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Dürüst ve ahlaklıysanız PKK’yı bir kez telin edin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bana bu hikâyeleri anlatmayın. Hadi oradan! (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Hadi! Hadi!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Dürüst ve ahlaklı olan insan PKK’yı telin eder burada.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup başkan vekiliniz konuşuyor. Lütfen dinleyin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, PKK bir terör örgütüdür. Bunun uzantıları da, ona destek verenler de Türkiye Cumhuriyeti…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Bu kürsüden onları telin edemiyorsun.

BAŞKAN – Grup başkan vekilinizin sözünü dinleyin değerli milletvekilleri.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - …devletine ve milletine karşı tehdit oluşturan bu organizasyonlar ortadan kaldırılacaktır. Buna müsaade etmemiz söz konusu olamaz. AK PARTİ olarak da bizim görüşümüz başından beri bellidir. Hiç kimseye de öyle methiyeler dizdiğimiz, görüşlerini paylaştığımız falan söz konusu değildir, olamaz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, size yeni görevinizde başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çakırözer.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Kadınlar Günü’nde başta aziz şehitlerimizin değerli anneleri ve eşleri olmak üzere tüm kadınları yürekten selamlıyorum. Sözlerime iki yüz altmış beş gündür hukuksuz yere tutuklu bulunan İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’na ve diğer tutuklu milletvekillerimize özgürlük dileğimle başlamak isterim.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle size Eskişehir’den bir haber getirdim. Geçen hafta bu kürsüde “zehir santrali” dediğimiz kömürlü termik santrale karşı olduğumuzu söylemiştim. Sadece biz Cumhuriyet Halk Partisinin değil, tüm partilerin, tüm Eskişehirlilerin, 114 sivil toplum örgütü ve partinin karşı olduğunu söylemiştik. Hafta sonu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Gülizar Biçer Karaca, milletvekili arkadaşlarımız ve parti meclisinden arkadaşlarımızın da yer aldığı bir grupla Saadet Partisi, İYİ Parti, Demokrat Parti, Vatan Partisi, Liberal Demokrat Parti, EMEP ve daha 100’ü aşkın sivil toplum örgütü ve hareketle birlikte Eskişehir'de bir basın açıklaması yaptık. Bu açıklamada havamızı, suyumuzu korumamız gerektiğini söyledik. Bu açıklamadan kısa bir süre sonra termik santral ihalesi ikinci kez ertelendi. Buradan bir çağrıda daha bulunmak istiyorum, o da şu: Artık erteleme yetmez, bu zehir santralinin iptal edilmesi gerekir. Eskişehir’de de, Tekirdağ’da da yurdun dört bir yanında kömürlü zehir santrallerinden vazgeçilmesi gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, önümüzde bir torba yasa daha var. Amacı bir kez daha ülkemizin yatırım ortamının iyileşmesi. Sayın Bakana, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun üyelerine ve sayın bürokratlarımıza emekleri için teşekkür ederim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tabii ki her kanunda olduğu gibi ülkenin hayrına olacak, istihdam yaratacak üretim yaratacak her düzenlemeye katkıda bulunmaktayız. Öte yandan yanlış bulduklarımızı eleştirmek, değiştirilmesi için önerilerde bulunmak bizim asli görevimiz.

Bu paketle ilgili üzerinde durmak istediğim konuların başında İşsizlik Sigortası Fonu'nun kullanımı geliyor. Bu pakette de “istihdam teşviki” adı altında yine İşsizlik Sigortası Fonu’na el atılacak olması bizi kaygılandırıyor. İşsizlik Fonu’nda çalışanlarımızın alın terleriyle elde ettikleri ücretlerinden kesilen primlerle biriken paralar sürekli Hükûmetin iştahını kabartmakta. Bu fonun kullanım şartları kanunla belirlendi, nereye harcanacağı çok açık. Siz 117 milyar liralık bu fonu istediğiniz gibi harcayamazsınız. Hükûmetin tüm sosyal projelerinin, harcamalarının tek kaynağı yapamazsınız. İşsizlere harcanması gereken bu fon asgari ücret için işverenlere verilecek 100 liraları ödemek için kullanıyor. Çalışanların maaşlarını da karşılayacak biçimde tamamen işverenlere tek bir kuruş yük paylaşımı olmadan aktarılıyor. Bir yandan da fon, enflasyon karşısında eritiliyor, oysa bu fon işsizler için kullanılmalı. On beş yılda bu fonun sadece yüzde 10’u gerçek sahiplerine yani işsizlere ödenebilmiş, onun da şartları belli, çok ağır, son üç yılda en az altı yüz gün prim, son yüz yirmi günde de kesintisiz prim ödenmesi gerekli. Milyonlarca işsizimiz bu zor koşullar nedeniyle bu fondan yararlanamıyor. Faydalanabilenlere ise son derece kısıtlı bir süre için ve son derece sınırlı ödenekler yapılmakta. Bizim işsizlik ödeme koşullarını hafifleştirmemiz, işsizlik ödeneğinden yararlanma süresini uzatmamız, ödenek tutarını yukarı çekmemiz gerekiyor ama bu torbada böyle bir düzenleme yok. İstihdam teşvikleri bahanesiyle İşsizlik Fonu yağmalanmamalıdır. Gelin, bu fonun ödeme şartlarını işsizlerimizin lehine genişletelim.

Değerli arkadaşlarım, bu pakette, işe yeni giren gençlerimiz açısından çok sakıncalı bir madde daha var. 18-25 yaş arası gençlerimizin işe başladığı gün Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesi koşulu getiriliyor, diğerleri için ise başlamadan bir gün önce bildirimde bulunulması esas. Böyle bir hükmün gelmesi kayıt dışını teşvik eder, cesaretlendirir çünkü denetimler sırasında kayıt dışı çalışanlar tespit edilse bile işverenlere ceza kesilmesi imkânı tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Bu düzenleme sayesinde bir denetimle karşılaşan işveren, aylardır, yıllardır yanında olan bu gençler için “Bugün işe başladı.” diyebilecektir. Bunun anlamı, daha çok kayıt dışılık demektir; bunun anlamı, genç emekçilerimizin hak kaybına uğraması demektir. Bir de tabii, iş kazalarına yansıması olacaktır maalesef. Kim bilir kaç genç -Allah vermesin ama- kayıt dışı çalışırken iş kazasına maruz kalacak ve kayıt dışılık nedeniyle bizler bu kazalardan haberdar bile olamayacağız. Bu ülkede iş ve aş peşinde koşan gençlerimiz adına “Bu vahim yanlıştan yol yakınken dönelim.” çağrısında bulunuyorum

Değerli arkadaşlarım, bu kanunda Akkuyu'ya yapılacak nükleer santral projesine ilişkin de kaygı verici bir madde var. İki ülke arasında nükleer santral için bir anlaşma yapılmış 2010 yılında, tarife belli, koşulları belli. Bugün bu paketle Rusya devletine ve onun yerli ortaklarına yeni teşviklerden yararlanma imkânı verilecek. Gümrük vergisi, KDV istisnası, faiz desteği, sigorta prim desteği, kurumlar vergisi indirimi, yatırım yeri tahsisi ve daha nice kolaylıklar. Rusya ve yerli ortaklarına milyarlarca liralık avantaj sağlanacak.

Düzenleme bu hâliyle yanlıştır. Yatırım teşviki verilemez mi projelere? Tabii ki verilebilir ama bunun için yeni bir müzakere, yeni bir anlaşmaya ihtiyaç vardır. Burada yapılan, tek taraflı imtiyaz vermektir. Böyle bir düzenleme hem Anayasa’mıza hem de Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Bu madde, bu paketten çıkarılmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığına 5 bin ücretli öğretmen atamasına ilişkin de bir madde var. Tabii ki 5 bin gencimizin iş sahibi olması çok değerli, çok önemli ama bunun kimsenin hakkı, hukuku yenmeden yapılması lazım. Türkiye’de atama bekleyen 400 bin öğretmenimiz var. Burada öncelik, ek ders veren öğretmenlere veriliyor. Onlar arasında da sadece bu yıl ek ders karşılığı görev yapanlara bu fırsat tanınmakta. Bunlar, vicdanlarda rahatsızlık yaratacak ayrımcılıklardır, bunlardan vazgeçin. Aslında, buna gerek de yok. Millî Eğitim Bakanlığının acilen 109 bin öğretmene ihtiyacı var. Yapılması gereken, iyi bir planlamayla 5 bin yerine daha fazla gencimizi işe, kadroya kavuşturmak olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu pakette yatırımın iyileşmesiyle ilgisi dahi olmayan sakıncalı bir başka madde daha var. O da internet yayınlarına getirilecek olan yeni yasaklar. OHAL döneminde onlarca gazeteyi, radyoyu, televizyonu kapattınız. Yurttaşlar haber alma hak ve özgürlüklerini kullanamaz oldu. Bunun üzerine şimdi internette yeni haber mecraları oluştu. Hatta her yurttaş, artık, Twitter, Instagram kullanarak habercilik yapar hâle geldi. İşte şimdi internet üzerinden yayın yapan tüm bu mecralar engellenmek isteniyor. Adına lisans şartı da deseniz, bunun adı muhalif sesleri susturmaktır, bunu herkes biliyor, bunun adı sansürdür değerli arkadaşlarım.

Bu düzenlemeyle sadece yerli internet haber kanalları engellenmiyor, BBC Türkçe gibi, Deutsche Welle gibi Türkçe yayın yapan uluslararası yayın kuruluşlarını da sansür edebilecek sınırsız bir yetki almaktasınız. Bu, son derece sakıncalıdır. Bırakın yatırım ortamına katkı sağlamayı, tam tersine, ekonomimize, ülkemizin dünyadaki itibarına büyük darbe vuracaktır. Daha şimdiden dünya basını bu maddeyi konuşmakta. New York Times gazetesi hafta sonu “Erdoğan'ın yeni hedefi internet.” başlıklı geniş bir makale yayınladı. Bu yanlıştan dönmeliyiz değerli arkadaşlarım. Bakın, dün Kültür Bakanı Sayın Numan Kurtulmuş Suudi Arabistan'da Türk dizilerinin yasaklanmasıyla ilgili ne diyor: “Kimin hangi filmi seyredeceğine masa başında oturup üç siyasetçi karar veremez. Bu devirler çoktan geride kaldı.” Değerli arkadaşlarım, madem böyle, Sayın Kurtulmuş'un dediği gibi, bu devirler Türkiye'de de geride kalmalı, yurttaşlarımız internette dilediği platformu özgürce izleyebilmeli, takip edebilmeli.

Ülkemizdeki yatırım ortamını iyileştirmenin yolu gazetecileri hapse tıkmak değildir. Gazeteciler, özgürlükleri öncelikle korunması gereken kişilerdir ama bizim ülkemizde aylardır, yıllardır hapisteler. Bakın, Mehmet Altan beş yüz otuz bir gündür tutuklu. Anayasa Mahkemesi “Yazılarında suç yok, ifade özgürlüğü ihlal ediliyor.” kararı verdi, ağır ceza mahkemesi ise ben bu karara uymam dedi, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına mahkûm etti. Yani idamı kaldırmamış olsak iki yazı yüzünden asılacaklar. Bu olmaz değerli arkadaşlarım. Madem Anayasa Mahkemesi kararlarına keyfî biçimde uyulmayacak, o zaman bireysel başvuru hakkını niye getirdik biz, neden? Yine Anayasa Mahkemesinin “Özgür kalmalı.” dediği Şahin Alpay beş yüz seksen beş gündür cezaevinde, 74 yaşında, on bir kronik rahatsızlığı var. Cezaevinde iki kez anjiyo oldu, elleri kelepçeli saatlerce bekletildikten sonra ameliyat masasına alındı. Hiç kimse ama hiç kimse böyle insanlık dışı bir muameleyi hak etmez değerli arkadaşlarım. Cumhuriyet gazetesi yöneticileri cezaevinde, beş yüz gündür tutuklular. Herkes biliyor ki hiçbir suçları yok. Yarın Silivri'de duruşmaları var. Basın özgürlüğüne inanan, demokrasiye inanan herkese Cumhuriyet çalışanlarıyla dayanışma çağrısı yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlayın Sayın Çakırözer.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Yarın Murat Sabuncu, Akın Atalay ve Ahmet Şık için, yazdığı, düşündüğü için tutuklu olan herkes için özgürlük istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, her işin başı hukuk güvencesidir, adalettir. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunu söylüyor, diyor ki: “Bir ülkede halk bunalmış, ellerini semaya açarak ‘adalet’ çığlığı atar hâle gelmişse oradaki yargı sisteminde bir sorun var demektir.”

Evet, bu ülkede aylardır tutuklu olan gazeteciler “adalet” çığlığı atıyor; suçlu suçsuz ayrımı yapılmadan işinden, aşından edilen on binler “adalet” çığlığı atıyor; darbecilerin tankları altında demokrasi için canını feda eden şehitlerimizin aileleri “Hesap sorulsun.” diye “adalet” çığlığı atıyor; üniversiteden atılan akademisyenler, öğretmenler, doktorlar “adalet” çığlığı atıyor; şiddet mağduru kadınlar, tarikat yurtlarında tacize uğrayan evlatlarımız “adalet” çığlığı atıyor. Bu çığlıkların tek sorumlusu yargı mı? Yargı bağımsızlığını nasıl yitirdi, nasıl siyasallaştı, nasıl taraf hâline geldi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Son cümlem.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Çakırözer.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Kim sorumlu bunlardan? Çevre protestosunu, paneli, pilav gününü, konseri, aşureyi, tiyatroyu, kısacası nefes almayı dahi yasaklayan bu olağanüstü hâl baskısından kim sorumlu? Soruyoruz, kim sorumlu?

Değerli arkadaşlarım, işin başı hukuk, işin başı adalet. Hukuku, adaleti tesis etmediğimiz, OHAL’den kurtulmadığımız sürece hangi paketi çıkarırsak çıkaralım Türkiye'nin sorunlarını çözemeyiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakırözer.

Şahıslar adına ilk söz Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemizde birçok konuda teşvik uygulaması bulunmaktadır ancak teşvik uygulamaları üzerinde gerekli değerlendirmeler yeterince yapılmamaktadır. Verilen teşviklerin getirisinin ne olacağı, neye ekonomik katkı sağlayacağı mutlaka irdelenmeli, teşviklerin sonunda ne beklendiğinin fayda maliyet analizleri ve bu elde edilmezse sonuçlarının ne olacağı açıkça tanımlanmalıdır.

Bakınız, Maliye Bakanlığınca hazırlanan ve bütçeye eklenen vergi harcaması tahminlerinde vergi istisna, muafiyet ve indirimleri nedeniyle vazgeçilen gelir hesaplanmaktadır. Buna göre, 2018 yılında 132 milyar liralık vergiden vazgeçileceği tahmin edilmektedir. Bu tutar, 2018 yılı için tahmin edilen 65,9 milyar liralık bütçe açığının iki katından daha fazladır.

Sosyal Güvenlik Kurumunun prim indirim ve muafiyetleriyle ilgili vazgeçilen prim gelirlerinin de bu kadar, hatta daha fazla olacağı düşünüldüğünde çok büyük rakamlar ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla verilen teşviklerin getirisinin ne olduğu, amacına ulaşıp ulaşmadığı iyi analiz edilmeli, teşvik politikaları buna göre belirlenmelidir.

Tasarıda tek hazine hesabına yönelik düzenleme de yapılmaktadır. Tek hazine hesabı uygulamasına Milliyetçi Hareket Partisi prensip olarak destek vermektedir. Ancak idari ve mali açıdan özerk olan SGK, KİT'ler ve belediyelerin bu kapsam içerisine alınmaması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi hâlde mali özerkliklerinin zedelenmesi söz konusu olacaktır.

Örneğin 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun 1'inci maddesine göre Kurum idari ve mali açıdan özerktir ve bu kanun dışında özel hukuk hükümlerine tabidir. Sosyal Güvenlik Kurumu kendi yönetim kurulu olan, prim toplayan, bu primleri en iyi şekilde değerlendirme görevi olan özerk bir kurumdur. O nedenle tek hazine hesabı kapsamına alınması hâlinde Kurum yönetim kurulunun bu konudaki görev, yetki ve sorumluluğu ve Kurumun mali özerkliği açısından sakınca oluşturacaktır. Bu durum mutlaka dikkate alınmalıdır.

Tasarının 24 ve 25’inci maddeleriyle koruma veya bakım altında bulunan çocukların atama işlemleri için başvuru süresinin iki yıldan beş yıla çıkarılması, atamalarında mesleki unvanlara uygunluk, hâlen memur olarak çalışanların durumları itibarıyla kazandıkları unvanlara atanmış sayılmaları ve atama işlemlerinin yılda bir kez yapılması kısıtlamasının kaldırılması düzenlenmektedir. Bu düzenlemeyi Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz ancak kamuda benzer mağduriyet yaşayan bazı çalışanlara yönelik tekliflerimiz komisyonda kabul edilmemiştir.

Bakınız, eğitimle kazanılan unvanlara atanma sorunu yaşayan çalışanlar bulunmaktadır. Devlet memurları 28 Aralık 2004 tarihinden önce geçerli olan uygulamada öğrenim durumları itibarıyla kazandıkları unvanlara atanabilmekteydi. Bu tarih itibarıyla çalışmaktayken mezun durumda oldukları öğrenimleri itibarıyla ilgili unvanlara atanamamış olanlar bulunmaktadır. Ayrıca, YÖK tarafından denklik kararları anılan tarihten sonra verilen memurlardan bazıları da unvanlarına ilişkin atanamamışlardır. Bu durumda olanların mağduriyeti mutlaka giderilmelidir.

Yine, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan sivil savunma uzmanlarının özlük haklarının görev ve sorumluluklarıyla örtüşmemesi, kadrolarının görev yaptıkları idarelere devredildiği 2009 yılından bu yana sorun oluşturmaktadır. Kurumlarında şube müdürü görev, yetki ve sorumluluğuna sahip olan sivil savunma uzmanlarının özlük hakları şube müdürü özlük haklarıyla eşit hâle mutlaka getirilmelidir.

Yine, en az iki yıl süreyle uzman erbaş olarak çalıştıktan sonra 20 Ekim 2016 tarihi itibarıyla ayrılmış olanlardan 30 Haziran 2017 itibarıyla 35 yaşını doldurmamış olanların infaz ve koruma memuru olarak istihdam edilmelerine imkân sağlanmıştır. Ancak yaş şartını kaybetmiş olanlar ile 20 Ekim 2016 tarihinden sonra ayrılmış uzman erbaşlar bu imkândan yararlanamamıştır. Bu durumda olanların kamu hizmetinde daha fazla istihdamını öngören teklifimiz de reddedilmiştir. Bu konuda da gerekli düzenleme mutlaka yapılmalı, mağduriyet giderilmelidir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalaycı.

Şahıslar adına ikinci söz, Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’ya aittir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Geri çektik…

BAŞKAN – Peki.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, pek kısa bir söz talebim olacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın sakıncalı hususlarıyla ilgili Hükûmete yapıcı önerilerini sunduklarına ve iyi niyet göstergesi olarak sorun barındırmayan maddelerdeki önergeleri geri çektiklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

96 artı 1 maddelik bir tasarıyı görüşüyoruz. Tasarının görüşmelerine başlandığı salı günü de söyledim, genel olarak olumlu bulduğumuz ama içinde 3’ü sıkıntılı, 3’ü de sakıncalı madde barındıran bu tasarının, özellikle sakıncalı hususlarıyla ilgili Hükûmete yapıcı önerilerimizi sunduk. Belli ki tasarının diğer bölümleri önümüzdeki hafta görüşülecek. Biz, Hükûmetin iyi niyetimizi ve samimiyetimizi anlaması ve çok sıkıntılı, sakıncalı bulduğumuz maddelerle ilgili yeniden değerlendirme yapmasına da bir olanak sağlamak üzere bir iyi niyet göstergesi olarak bir sorun barındırmayan 22, 23, 24, 25, 26, 29 ve 30’uncu maddedeki önergelerimizi geri çekiyoruz efendim. 27’de konuşmacımız var, 28’de de gerekçe okunmakla yetineceğiz.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/914) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 533) (Devam)

BAŞKAN - 22’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme koyacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinde yer alan “çözümlenmesi halinde” ibaresinin “çözülmesi durumunda” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Meral Danış Beştaş                    Mehmet Ali Aslan            Müslüm Doğan

                Adana                                   Batman                             İzmir

          Behçet Yıldırım                        Mahmut Toğrul

              Adıyaman                               Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz Efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metnine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Aslan                      Behçet Yıldırım             Müslüm Doğan

               Batman                                 Adıyaman                           İzmir

       Meral Danış Beştaş                      Mahmut Toğrul

                Adana                                 Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz Efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan düzenlemeyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. AİHM’in “tarafsız ve bağımsız olmadığı gerekçesiyle”, AİHM'de görülen davalarda, bu dosyaların başvuru sahiplerine, “yargılanmanın yenilenmesi” talebiyle Ankara’daki idare mahkemelerinin kapısını açmaktadır. Komisyon görüşmelerinde Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı Daire Başkanı Ahmet Metin Gökler, “Biz bu düzenlemeyle yaklaşık 280 başvuruda hazineden 400 bin euro ödemenin önüne geçeceğimiz gibi, ayrıca ülkemizin uluslararası arenadaki karnesini yani ihlal sayısının azaltılmasını da amaçlamaktayız.” açıklamasıyla esasen başka bir gerçekliği gözler önüne sermiştir. AİHM'e yapılan başvurular neticesinde, Türkiye 2002-2017 yılları arasında hak ihlalleri nedeniyle yaklaşık 247 milyon 500 bin lira tazminat ödemiştir. Türkiye, son üç yıllık raporlarda ise en çok hak ihlali yapılan ilk 5 ülke arasındadır. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2012-2016 döneminde AİHM'den 485 ihlal kararı çıkmıştır. Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) yayınladığı 2017 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye 113 ülke arasında 99’uncu sıradan 101’inci sıraya gerilemiştir. Hak ihlallerinin bütçeyi ilgilendiren kısmı düşünülerek böyle bir düzenleme yapılmış olsa dahi esas olan Türkiye’yi OHAL şartlarıyla yönetilmeyen bir hukuk devleti statüsüne çıkarmaktır. Bunun için de öncelikle OHAL’in kaldırılması ve tarafsız bir hukuk sisteminin inşa edileceği bir sürece dair irade ortaya konmalıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasındaki “isteyenler” ibaresinin "isteyen kişiler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Meral Danış Beştaş                    Mehmet Ali Aslan          Behçet Yıldırım

                Adana                                   Batman                         Adıyaman

          Mahmut Toğrul                         Müslüm Doğan

             Gaziantep                                  İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metnine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “hak sahibi olanlardan” ibaresinin "hak sahibi olup” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş                     Mehmet Ali Aslan                    Behçet Yıldırım

        Adana                                      Batman                                   Adıyaman

                         Mahmut Toğrul                           Müslüm Doğan

                             Gaziantep                                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metnine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinde yer alan “mülkiyetinde bulunan” ibaresinin "mülkiyetindeki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş                     Mehmet Ali Aslan                    Behçet Yıldırım

        Adana                                      Batman                                   Adıyaman

                         Mahmut Toğrul                           Müslüm Doğan

                             Gaziantep                                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metnine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 26’ncı madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde 2 adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Meral Danış Beştaş                    Mehmet Ali Aslan            Müslüm Doğan

                Adana                                   Batman                             İzmir

          Mahmut Toğrul                        Behçet Yıldırım

             Gaziantep                               Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 27 ve 28’inci maddelerinde Kamulaştırma Kanunu'na yapılan değişiklikler yapılmıştır. 27’nci maddede yapılan değişikliklerle baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallar, sahiplerinin yazılı başvurusu üzerine çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olup olmadığı yönlerinden ilgili valilikte kurulan komisyon tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Komisyonca yapılan inceleme sonucunda çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğuna ve taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olmadığına karar verilmesi hâlinde taşınmaz mal kamulaştırmaya tabi tutulur. Taşınmaz mal sahibinin bu kapsamda açacağı davalarda ilgili valilik komisyonuna başvurulması dava şartı olarak getirilmektedir. Öncelikle, AKP döneminde baraj inşaatlarıyla birlikte ekolojik bir yıkım ve doğa talanı gerçekleşmiştir. Bu kapsamda birçok kişinin taşınmazı zarar görmüş ve konu idare mahkemelerine taşınmıştır. İdare mahkemelerinin görevi, yürütmenin atadığı valilikler eliyle yapılacak ve yürütme aleyhine bir karar verilmeyecektir. Bu yönüyle zaten bu düzenleme, hak sahibinin çıkarını koruyan, doğaya, çevreye verilecek zararı önleyen bir düzenlemenin tam aksine, yürütme erkinin karar aldığı her uygulamanın yapılmasını mümkün kılacaktır. Dolayısıyla, maddenin kati suretle çıkarılmasını öngörmekteyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Bihlun Tamaylıgil          Lale Karabıyık

                İzmir                                   İstanbul                            Bursa

             Musa Çam                           Bülent Kuşoğlu

                İzmir                                    Ankara

Madde 27

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 12 nci maddesinin altıncı fıkrası hükmü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallar, kamulaştırma işleminin tamamlandığına ilişkin ilanın indirildiği tarihten itibaren bir yıl içinde sahiplerinin yazılı başvurusu üzerine çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulup bozulmadığı, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olup olmadığı yönlerinden ilgili valilikte kurulan komisyon tarafından incelenir. Komisyonca yapılan inceleme sonucunda çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulduğuna ve taşınmaz maldan yararlanılmasının mümkün olmadığına karar verilmesi halinde taşınmaz mal kamulaştırmaya tabi tutulur. Taşınmaz mal sahibinin bu kapsamda açacağı davalarda ilgili valilik komisyonuna başvurulması dava şartıdır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin hususlar İçişleri, Maliye, Çevre ve Şehircilik, Gıda, Tarım ve Hayvancılık ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarının görüşü alınmak suretiyle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlıkça hazırlanarak Bakanlar Kurulunca bir yıl içinde yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. Bu suretle kamulaştırılan mücavir taşınmaz mallar hakkında 22 nci ve 23 üncü maddeler uygulanmaz. İdare, bu taşınmaz mallar üzerinde imar mevzuatı hükümlerini de göz önünde tutarak dilediği gibi tasarrufta bulunabilir ve gerektiğinde Hazineye bedelsiz olarak devredebilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Altaca Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 27’nci ve 28’inci maddeyi birlikte ele almak gerekiyor tabii. Burada, vatandaşların hakikaten mülkiyet hakkını ihlal edebilecek bir durum söz konusu. O yüzden, burada söyleyeceğim teknik şeyleri olabildiğince anlaşılabilecek bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Dikkate alıp bu maddeyi değiştirmezseniz birkaç zaman sonra bu maddeyi tekrar değiştirmek zorunda kalacaksınız çünkü yine bu madde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden, Anayasa mahkemesinden dönecek, iptal edilecek.

Şimdi, 27’nci maddede deniliyor ki: Baraj inşası için bir kamulaştırma yapıldığında mücavir taşınmaz mallar bu saha içerisinde kalan yerler eğer kullanılamaz hâle geliyorsa bir yıl içerisinde vatandaş başvuruyor valilikteki bir komisyona. Diyor ki: “Ya, benim buradaki kalan taşınmazım işe yaramıyor artık, kullanılamıyor, burayı da kamulaştırın.” Valilik de bir karar veriyor, daha sonra bununla ilgili kamulaştırma yapılıyor.

Şimdi, birincisi, en sakıncalı noktası: “Bir yıl içerisinde” deniyor. Şimdi, bir yıl bir gün sonra vatandaş eğer başvurursa, “Ey idare, şurayı da al, kamulaştır.” derse, idare “Hayır efendim, zaman aşımına uğradı, hak düşürücü süre var.” deyip orayı kamulaştırmayacak mı? Şimdi, size şunu hatırlatmak isterim; hani bunun gerekçesinde de AİHM kararına dayanıyorsunuz, diyorsunuz ki: “AİHM böyle bir konuda ihlal kararı verdi, o yüzden biz bunu değiştiriyoruz.” Şimdi, AİHM’in bir kararı daha var, kamulaştırmasız el atmalarda diyor ki: “Yirmi yıllık zaman aşımı diye bir şey olamaz. Bu, mülkiyet hakkının ihlalidir.” Şimdi, siz buraya bir yılı koyunca, bir yıldan sonra vatandaş başvurduğunda siz bunu işleme almadığınızda yine vatandaş AİHM’e kadar gidecek, AİHM yine diyecek ki: “Bu, mülkiyet hakkının ihlalidir, burada bir yıllık zaman aşımı süresi konulamaz.” Siz yine dönüp “Ya, AİHM iptal etti, mülkiyet hakkı ihlalidir, biz bu maddeyi değiştirmek zorundayız.” diyeceksiniz.

İkincisi: Valilik bu kararı ne kadar süre içerisinde verecek? Hele hele sonraki maddede söylediğiniz şu mevcut davalar düşecek ya… Vatandaş dava açmış, bir yıldır sürüyor, şimdi bu kanun değişecek, dava düşecek, gidecek valiye. Valilikte iki yıl sürdü, üç yıl sürdü, beş yıl sürdü, sonra valiliğin kararına karşı, bu komisyon kararına karşı nereye gidecek; asliye hukuka mı, idare karar verdiği için idare mahkemesine mi? İdare mahkemesine gidince o diyecek ki: “Asliye hukuka git.” Asliye hukuka gidecek, o diyecek ki: “Bu, idari karardır, idare mahkemesine git.”

Sonra, bu maddede çok önemli bir şey daha var. Diyorsunuz ki: “Burada Kamulaştırma Kanunu’nun 22 ve 23’üncü maddeleri uygulanmaz.” Hemen 22 ile 23’ü kısaca anlatayım. Şöyle, diyor ki: İdare kamulaştırdığı bir taşınmazı amacına uygun kullanmazsa vatandaş diyor ki beş yıl sonra: “Ey idare, sen bu paranı geri al, bana bu taşınmazımı geri ver.” Böyle bir hakkı var bu maddelerde. Barajla ilgili kamulaştırmalarda vatandaşa bu hakkı vermiyorsunuz; bu da mülkiyet hakkının ihlali. Bir de şöyle bir kuşku oluşuyor, beş yıl içinde amacına uygun kullanmadın, sonra planı değiştirdin, barajı da yaptın, oradaki taşınmazı da vatandaşa geri vermiyorsun, istisna uyguluyorsun, o hakkını kullandırmıyorsun, planı değiştirdin, oraya da villayı kondurdun, al sana oh, mis gibi baraj manzaralı villa, böyle bir sakıncası var.

Mevcut davaları -yani bu da sizin döneminizin bir alışkanlığı- düşürecek kanuni düzenlemeler yapıyorsunuz, daha önce de yaptınız; bu, hukuk devleti ilkesine aykırı. Vatandaş böyle uygulamalar olduktan sonra hak aramak için mahkemelere başvurabilir mi? Kafasında şu kuşku olmaz mı: Ya, ben bunun için dava açıyorum ama benim davam devam ederken yasama organı gider yargıyı yok edecek, yok sayacak, kuvvetler ayrılığını yok sayacak, hukuk devletini yok sayacak bir kanun çıkarırsa ben niye bu kadar zaman, bu kadar emek, bu kadar para harcayayım diye düşünüp mahkemelere gitmezlik etmez mi, mahkemelere bir güvensizlik oluşmaz mı? Evet, bu da çok yanlış, özellikle mevcut davaların düşürülmesi açısından sakıncalı, hukuk devleti ilkesine aykırı, Anayasa’nın 138 ve 2’nci maddelerine aykırı.

Diğer bahsettiğim konular gerçekten önemli çünkü tekrar AİHM’den, AYM’den dönecek ve bu maddelerin yeniden tesis edilmesini zorunlu kılacak bir düzenlemedir; uygulamadan habersiz, gerçek hayattan kopuk, masabaşında hazırlanmış ve yeniden yasama organını meşgul edecek bir maddedir. Bu sakıncalar doğrultusunda tekrar bu maddenin değiştirilmesi gerektiğini, bu hâliyle geçmemesi gerektiğini buradan uyarıyorum, ikaz ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 28’inci madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Şimdi önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş              Behçet Yıldırım                  Mehmet Ali Aslan

                  Adana                          Adıyaman                                    Batman

            Mahmut Toğrul                 Müslüm Doğan

               Gaziantep                           İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Zekeriya Temizel                 Nurhayat Altaca Kayışoğlu       Lale Karabıyık

                İzmir                                        Bursa                                Bursa

        Bihlun Tamaylıgil                            Musa Çam                  Bülent Kuşoğlu

              İstanbul                                      İzmir                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 27 ve 28’inci maddelerinde, Kamulaştırma Kanunu'na yapılan değişiklikler yapılmıştır. 28’inci maddede yapılan değişiklikle, 27’inci maddede yapılan ve yargıya taşınan davaların, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilerek dava açanların dosyalarının mahkeme tarafından ilgili valilik komisyonuna gönderilmesine karar verilmesini düzenlemiştir. Yani bir başka deyişle, mevcutta yargı erkinin verdiği kararlar yok sayılarak yürütmenin talimatıyla kurulan valilik komisyonlarının yargıya konu mevcut davaları inceleyeceği düzenlenmiştir. Anayasa'da düzenlenen kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal eden düzenleme, Anayasa'nın 138’inci maddesindeki mahkemelerin verdiği kararların yasama, yürütme ve idare tarafından uygulanmasını düzenleyen maddeye çok açık şekilde aykırıdır. Yürütme organları ve yasa koyucu mahkemelerin etkilerini kaldıracak düzenleme ve uygulama yapamazlar. Yaptıkları durumda, Anayasa'nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi de ihlal edilmiş olacaktır. Dolayısıyla 28’inci madde Anayasa'ya aykırılık yönüyle mutlak suretle tasarı metninden çıkarılmalıdır.

BAŞKAN – Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum.

Gerekçe:

Komisyon görüşmeleri sırasında 27’nci maddeyle Kamulaştırma Kanunu’nun 12’nci maddesinde yapılmak istenilen değişikliğin nedeninin, Kamulaştırma Kanunu’nun 12'nci maddesinin altıncı fıkrasında, baraj kamulaştırmaları nedeniyle mücavir taşınmazların çevresel, sosyal, ekonomik gerekçeler doğrultusunda kullanılamaz hâle gelmesi hâlinde mutlak suretle kamulaştırılacağı şeklindeki kanun hükmü nedeniyle geçen sene Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bir taşınmaz sahibi lehine, idarenin tazminata mahkûm edilmesinden kaynaklandığı, madde içeriğine valilikte kurulan komisyon tarafından taleplerin incelenip sonuçlandırılacağına ve bu komisyona başvurunun, dava açma şartı olması dair düzenlemelerin eklenmesi gerektiği ifade olunmuştur.

Baraj kamulaştırmaları nedeniyle mücavir taşınmazların çevresel, sosyal, ekonomik gerekçeler doğrultusunda kullanılamaz hâle gelmesi hâlinde, mücavir alan kodlarının daha işlemlerin başında bilimsel yöntemlerle belirlenmesi, mücavir alan içinde kalan ve kullanılamaz hâle gelen taşınmazların da ilgili idare tarafından kamulaştırmaya tabi tutulması hakkaniyetin ve hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Aslında tasarı görüşmeleri sırasında konu hakkında yürürlükte olan yönetmeliğin bazı hükümlerinin değiştirilmesi suretiyle de sorunun çözümlenebileceği ancak idarenin AİHM kararları nedeniyle kanun maddesi değişikliğinde ısrarcı olduğu anlaşılmıştır.

28’inci madde hükmüyle Kamulaştırma Kanunu’nun 12’nci maddesinde yapılan değişikliğin görülmekte olan davalar için de geçerli olduğuna dair düzenleme getirilmektedir.

Tasarı metninde Anayasa’ya aykırılıklar içeren bu madde Anayasa'mızın temel ilkesi olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin yasama faaliyeti gerçekleştirilirken ihlal edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Daha önceden idarece uygulanmış, yargı tarafından karara bağlanmış, sonuçlandırılmış olan herhangi bir işlem, yasa maddesiyle yargı kararını ortadan kaldıracak şekilde ortadan kaldırılmaktadır.

Yasal bir düzenlemeyle sorunun Parlamento çatısı altında o olaya özgü bir biçimde çözümlenmeye çalışılması kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlali niteliğindedir.

Bunun yanında, yürütmenin yapması gereken işlemleri toptancı bir zihniyetle yine Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun yaptırarak çözme yoluna gidilmesi de Anayasa Mahkemesinin bu tür düzenlemeler nedeniyle vermiş olduğu daha önceki kararlarda da olduğu gibi Anayasa’da tanımını bulan kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bulunmaktadır.

27 ve 28’inci maddeler üzerinde komisyon görüşmelerinde yaptığımız eleştiri ve uyarıların bir bölümü dikkate alınarak verilen önergelerle değiştirilmiştir. Ancak tasarının 28’inci maddesi hükmü hâlen Anayasa açısından bazı sakıncalı durumları içermektedir.

Anayasa’nın 138'inci maddesinin son fıkrası yasama, yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymalarını zorunlu hâle getirmiştir ve yine bu organlar ve idare mahkeme kararlarının etkilerini ortadan kaldıracak şekilde herhangi bir düzenleme yapamazlar.

Anayasanın 2’nci maddesinde öngörülen hukuk devleti, insan haklarına saygılı, bu hakları koruyan toplum yaşamında adalete, eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında Anayasa’ya ve hukuk kurallarına uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk devleti ilkesi, devletin tüm faaliyetlerinde hukukun egemen olmasını amaçlar. Bu amacın gerçekleşmesi için çıkarılan yasalarla konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin göz önünde tutulması gerektiği gibi, hukuk güvenliğinin de sağlanması gerekir. Bu nedenle, hukuk devletinde yasa koyucu yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Oysa getirilen bu düzenlemeyle mahkemelerin vereceği kararlar tanımlanırken aynı zamanda yasaların geriye yürümezliği ilkesi de zedelenmektedir.

Tasarının 28’inci maddesiyle getirilen düzenleme Anayasa’nın yukarıda belirtilen 2 ve 138’inci maddelerine aykırılık içermektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 28’inci madde kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş                     Mehmet Ali Aslan                    Behçet Yıldırım

        Adana                                      Batman                                   Adıyaman

                         Mahmut Toğrul                           Müslüm Doğan

                             Gaziantep                                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan düzenlemeyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 13’üncü maddesine bent eklenerek organize sanayi bölgelerinde oluşturulacak iktisadi işletmelerin elektrik, altyapı vb. yatırımları yapıldığında KDV'den müstesna edileceği düzenlenmiştir. İktidarın sürekli olarak vergi muafiyeti getirmesi, vergi gelirlerinde ciddi bir düşüşe neden olmuş ve vergi disiplinini bozmuştur. Üstelik bu istisnanın nasıl kullanacağı yönünde herhangi bir denetim mekanizması oluşturulmamaktadır. Bu yönleriyle, maddenin tasarı metninden çıkarılmasını öngörmekteyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 29’uncu madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinde yer alan “belirlenen alanların” ibaresinin “tanımlanmış yerlerin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş                     Mehmet Ali Aslan                    Behçet Yıldırım

        Adana                                      Batman                                   Adıyaman

                         Mahmut Toğrul                           Müslüm Doğan

                             Gaziantep                                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metnine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 30’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.59

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

533 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada bulunan 517 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü Arasında Örgüt ve Ofisin Türkiyedeki Yasal Statüsü Ayrıcalıkları ve Bağışıklıklarına İlişkin Anlaşmayı Tadil Eden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 517)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada bulunan 167 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/428) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 167)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 12 Mart 2018 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.06



(x) 533 S. Sayılı Basmayazı 6/3/2018 tarihli 66’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x)   (x)  Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.