TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

63’üncü Birleşim

22 Şubat 2018 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, denizlerimize ve balıkçılığın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye ilindeki yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Azerbaycan Milletvekili Elman Mehmedov, Türkiye Azerbaycan İş Adamları ve Sanayicileri İçtimai Birliği Başkanı Hüseyin Büyükfırat ve Hocalı katliamını yaşayan Azerilere “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, AKP ile MHP’nin seçime yönelik yaptıkları mutabakatı vicdanlı milletvekillerinin kabul edeceğini sanmadığına ilişkin açıklaması

2.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nin Vize ve Demirköy ilçelerine bağlı köylerinde yaşanan susuzluk sorununa ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Sağlık Bakanlığına bağlı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatlarında çalışan personel arasında yaptırdığı anket sonucunun büyük bir memnuniyetsizliği ortaya koyduğuna ilişkin açıklaması

4.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleri, karşı oldukları ya da eleştirdikleri konuyu anlatabilmeleri hâlinde o ülkede demokrasi için bir adım atılmış olacağına ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, 696 sayılı KHK’yle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30’uncu maddesi gereği istihdam edilen eski hükümlü taşeron çalışanların kadroya geçemediklerine ve bu haksızlığın önlenmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, asıl meslekleri öğretmenlik olmasına karşın devlet memuriyetinin farklı alanlarında çalışanlar için Hükûmetin bir çalışma yapmayı düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, ücretli ve sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi şartlarına ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Zeytin Dalı Harekâtı’nın son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar devam edeceğine ve şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

9.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Yahyalı Belediye Başkanına yapılan bıçaklı saldırıyı kınadığına ve Pınarbaşı ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

10.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, bir saldırıya maruz kalan Kayseri ili Yahyalı Belediye Başkanına acil şifalar dilediğine ve Suriyeli bir mazlumun kahraman Türk askerine yazdığı bir şiiri okumak istediğine ilişkin açıklaması

11.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın GDO’lu ürünlerle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kıssalardan hisse çıkarılması, olanlardan ders alınması gerekliliğine ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hatay ilinin en büyük gelir kaynağının tarım olduğuna ve şu an susuzluk nedeniyle tarımın can çekiştiğine ilişkin açıklaması

14.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, 14 fabrikanın özelleştirme kapsamına alınmasıyla ilgili konuda Hükûmetten bazı bilgiler almak istediğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, sağlıklı şekeri tüketmek yerine neden uluslararası tröstlerin nişasta bazlı şekerine mahkûm olunduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, yapılacak tünel için Maçka Demokrasi Parkı’ndan 200’e yakın ağacın sökülmesine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, 2 Ekim 2015’te gözaltına alınarak tutuklanan basın çalışanı Devrim Ayık’ın sağlık durumuna ilişkin Adalet Bakanından acil bir yanıt beklediğine ilişkin açıklaması

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Suriye’de rejim güçlerinin Afrin’e girmesine, Afrin’in teröristlerden temizleneceğine ve sınır güvenliğinin sağlanacağına, Türk devleti ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konuda kararlı olduğuna, uyuşturucu konusunun Türkiye’nin ve Samsun’un önemli bir sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, AK PARTİ-MHP ittifakıyla ilgili yasa teklifine, hiçbir partiye danışmadan çoğunluğa güvenerek bir yasa hazırlayıp tüm Türkiye’ye bunu dayatmanın demokrasi ve uzlaşı siyasetinin tamamen terk edildiğinin bir göstergesi olduğuna, AKP döneminde yerliliğe vurulan en büyük darbenin tarım üzerinden olduğuna ve Dicle Üniversitesinde 2 öğrencinin Kürtçe ıslık çaldıkları gerekçesiyle gözaltına alınmalarına ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Afrin Harekâtı’nda şehit olan güvenlik güçlerini rahmetle andığına, bu harekâtı “haç ile hilalin savaşı” şeklinde anmanın doğru olmadığına, 14 şeker fabrikasının kapatılmasının son derece yanlış olduğuna, kaymakamlık sınavı sonuçlarıyla ilgili bir inceleme yapılması gerektiğine ve Halkevleri yöneticilerinin gözaltına alınmalarına ilişkin açıklaması

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 22 Şubat mimar Turgut Cansever’in ölümünün 9’uncu, 23 Şubat gençlik liderlerinden Metin Yüksel’in uğradığı bir saldırıda hayatını kaybetmesinin 39’uncu, 24 Şubat Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi’nin Hakk’a yürüyüşünün 2’nci, 22 Şubat Albay Talat Aydemir’in öncülüğündeki darbe girişiminin 56’ncı yıl dönümlerine, Volkan Konak’ın sahne aldığı bir barda yaşanan olaydan sonra sosyal medyada yapılan bazı paylaşımlara ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve 22 Şubat mimar Turgut Cansever’in ölümünün 9’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın MHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Erzurum’da şeker fabrikasının önemli bir yatırım olduğuna ve Erzurum için destek beklediklerine ilişkin açıklaması

25.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, şeker fabrikalarının özelleştirilme meselesi üzerinde çok iyi düşünülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, meselenin sadece Erzurum değil bölgesel bir konu olarak ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, grup önerilerindeki asıl amacın halk sağlığı sorununun tartışılması ve bu konuda farkındalığın artırılması olduğuna ilişkin açıklaması

31.- Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın, Türkiye’de son on üç yıldır hastane enfeksiyonlarını kontrol etme konusunda çok iyi bir sistem kurulduğuna ve hastane enfeksiyonlarını önlemenin en önemli yolunun el yıkama hususundaki hassasiyet olduğuna ilişkin açıklaması

32.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki organize sanayi bölgesine ilişkin arazilerin kamulaştırma işlemleri tamamlanmasına rağmen bedellerin ödenmemesine ilişkin açıklaması

33.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, ÖYP’lilerin sorunlarını çözmek için Meclisi duyarlılığa davet ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, bu yasa görüşmeleri bitmeden ÖYP’lilerle ilgili konunun çözülmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

35.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Adıyaman Üniversitesi Rektörünün skandal açıklamaları nedeniyle savcıları göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

36.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Afrin’deki mücadelenin dinler arası, kimlikler arası, etnisite temelli olmadığına, terörle mücadele edildiğine ve bunu Türk-Kürt meselesi hâline getirmenin bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük olduğuna ilişkin açıklaması

41.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, ülke gerçekliğini farklı açılardan gördüklerine ilişkin açıklaması

42.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, 14 şeker fabrikasıyla ilgili verilen özelleştirme kararının geri çekilmesini, bu fabrikaların özerkleştirilerek çalıştırılmasını, işçi ve çiftçilerin mağduriyetinin önlenmesini istediğine ilişkin açıklaması

43.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Cankurtaran Tüneli’yle ilgili müjdeli bir haber beklediklerine ilişkin açıklaması

45.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından Samsun’da şehri ikiye bölen bir yol projesinin doğruluğunu anlatmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 22/2/2018 tarih ve 2679 sayıyla Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Erzurum ilinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin araştırılarak Erzurum ekonomisinin kalkınmasına ilişkin alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 22/2/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, üçüncü havalimanı inşaatının çevreye, topluma, kente ve işçilere etkilerinin tespit edilmesi ve inşaat süresince iddia edilen işçi ölümlerinin sorumlularının açığa çıkarılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, hastane mikroplarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2455) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

 

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un CHP grup önerisi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un, Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü Arasında Örgüt ve Ofisin Türkiyedeki Yasal Statüsü Ayrıcalıkları ve Bağışıklıklarına İlişkin Anlaşmayı Tadil Eden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 517)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 361)

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, resmi ilan tarifesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun cevabı (7/22059)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ülkemize gelen yabancı heyetlere ve yurt dışına giden Türk heyetlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/22193)

22 Şubat 2018 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, deniz ve balıkçılığın sorunları hakkında söz isteyen Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’na aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, denizlerimize ve balıkçılığın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizdeki deniz ve balıkçılığın sorunlarını anlatmak üzere söz almış bulunuyorum. Sizleri ve hemşehrilerimi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye bir deniz ülkesi, sınırlarımızın üç tarafı denizlerle çevrili. 81 ilimizin 27 tanesi deniz kenarında, denizle bağlantılı. Hatta en eski uygarlıklardan tarih, kültür kenti İstanbul’un içinden bile deniz geçiyor. Ülkeleri, büyük denizleri deniz yoluyla birbirine bağlayan stratejik bir ülke konumundayız. Bu topraklarda tarihte Cenevizliler, Fenikeliler, Miletoslar gibi önemli deniz uygarlıklarına ev sahipliği yapmış bir ülkeyiz. Piri Reis, Turgut Reis, Burak Reis, Kaptan-ı Derya Çaka Bey gibi önemli denizciler de bu topraklarda yetişmişlerdir. Övündüğümüz, gurur kaynağımız, emperyalizmi dize getirdiğimiz Çanakkale gibi bir deniz zaferimiz vardır. Ancak ülkemiz hiçbir ülkenin sahip olmadığı denizcilik geçmişine, kültürüne ve deniz kaynaklarına, pek çok üstün özelliklerine rağmen bu potansiyelini koruyamamakta, değerlendirememekte, bir farklılık yaratamamaktadır. Ülke olarak denizlerden, ulaşım, beslenme, ticaret, kara bağlantılı taşımacılık, turizm, enerji gibi alanlardan maalesef yararlanamıyoruz, deniz kaynaklı bir ekonomik kalkınma ve gelişme ortaya koyamıyoruz. En önemlisi de deniz ürünlerinden yeterince beslenemiyoruz çünkü denizin içindeki canlıları, balık türleri ve su özelliği, flora ve diğer değerli ürünleri yok ettik. Bu konudaki konuşmalarımda, önergelerimde belirtiyorum, son yıllarda özellikle Karadeniz’de yaşanan evsel, kimyasal, endüstriyel atıkların ve HES’lerin yarattığı aşırı kirlilik, küresel ısınmanın etkileriyle balık türlerinde ve miktarlarında ciddi oranda düşüşler meydana getirdi. Çocukluğumuzda Karadeniz’de 26 çeşit olan balık türü maalesef 5’e, 6’ya düştü. Hatta sofralarımızda baş tacı, Karadeniz’imizin simgesi hamsi bile artık izne çıktı, yok oldu. Karadeniz 500 metreden sonra balçıklaşan ölü bir deniz konumuna dönüştü, yani özetle su duruyor, biz bakıyoruz, kirletiyoruz, yok ediyoruz. Denizlerimizin hayatımızın sürdürülmesi ve çevreye katkı sunan bir özelliğine de maalesef denizlerimizi büründüremedik. Dünyaya denizleriyle hükmeden 5,5 milyon nüfuslu Norveç kadar bile olamıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bunun birçok nedenleri var ama öncelikle ülke içinde örgütlenmiş bir denizcilik ve balıkçılık bakanlığımızın olmaması, devletin kurumsal yapısı içinde denizlerimizin tek başına temsil edilmemesi büyük bir handikaptır. AKP denizleri Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığına -ki çok önemli- suyun içindeki canlıları Orman ve Su İşleri Bakanlığına, korumasını Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, denetimini de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına devrederek tam bir sorumsuzluk örneği sergilemektedir. Yetki böyle dağıtıldığında kimse sorumluluğu da üzerine almamaktadır. Bu keşmekeşliğe artık son vermek lazım. Bugün denizlerimiz ve balıkçılığımız ne yazık ki kendi kaderine terk edilmiştir. Karadeniz Bölgesi kenti Giresun’un bir milletvekili olarak bu olumsuz duruma dikkat çekmek istiyorum. Belki bu kötü gidişi önlemek için uzun vadeli çözümler gerekebilir. Denizden geçimini sağlayan balıkçılarımızın mağduriyetini önlemek gibi tarihî bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Yüksek fiyatlı, yakıt ve kullanılan malzeme fiyatlarındaki artışlar nedeniyle balıkçılarımız giderlerini karşılayamıyor, mesleklerini sürdüremiyor, geçimlerini sağlamak için aldıkları borçları, banka kredilerini ödeyemez hâldeler. Şu anda özellikle Karadeniz balıkçılarının büyük bir bölümü banka ve icra kıskacındalar. Borcunu ödeyemedikleri için ipotek gösterdikleri kayık, motor ve gırgırları bağlandığı için denize açılamıyorlar. Öte yandan, denizlerimiz büyük şirketlerin kontrolü altında, bu şirketler de küçük balıkçıları maalesef yuttu. O şirketlerin aşırı kâr hırsıyla yasak, yasa, yönetmelik tanımadan, dinlemeden ışık, trol ve dibi tarayan gırgır ağlarıyla avlanma yapmaları denizlerimizi bitirdi. Bunun için, güçlü bir denetime ve yasal düzenlemelere gereksinim var.

Değerli arkadaşlar, bir örnek olarak söylüyorum: Denizlerimizi en az iki yıl nadasa bırakmalıyız, bu önemli bir konu. Bunu sadece Türkiye’de değil, denizlerimize kıyısı olan ülkelerde de yapmalıyız. Bu sürede doğacak mağduriyetleri devlet finanse etmeli, balıkçılarımıza maddi destek sağlamalıdır. Kısa sürede yapmamız gerekenlerden biri de balıkçılarımızın bankalar ve diğer kuruluşlardan aldıkları borçlarının ertelenmesi yoluna gidilmesi ve teşvik edilmesi. Bütün barınaklar, çekekler, limanlar balıkçı tekneleri ve tekne yapım bakım ve onarımını kapsayacak şekilde düzenlenmelidir. Balığın ucuz ve kolay biçimde kentlerimize ulaşması için bazı illerde -ki bunlardan bir tanesi de Giresun’dur- balık toptancı hallerinin mutlaka husule getirilmesi lazım. Balığın ve deniz ürünlerinin mamul olarak işlenmesi için endüstriye önem vermek lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer denizlerimiz ve balıkçılarımız için bir an önce akılcı, ciddi, tutarlı devlet politikalarını geliştiremezsek, Allah, bize bahşettiği bu doğanın mirasını koruyamazsak bir gün mutlaka hesap sorar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından)

BAŞKAN – Tamamlayın, bu bakışa verilir yani bir dakika daha.

Buyurun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Denizciliğimiz ve balıkçılığımızın kurtarılması geleceğimizin ve hayatımızın kurtarılması anlamına gelmektedir. Gelin, bir yerden başlayalım. En çok sorunun yaşandığı Karadeniz Bölgesi’ni pilot bölge ilan edelim. Bu konudaki siyasi özelliklerimizi bir yana bırakarak, düşünerek sorunları belirleyelim, çözüm önerilerimizi ortaya koyalım. Zaten bu konuda bir de araştırma komisyonu kurulması önergemi de vermiştim daha önce.

Bu vesileyle, sizleri, denizlerimizin çilekeş emekçilerini, balıkçı kardeşimi selamlıyor, hepinize temiz deniz, bol balık, bol kazanç diliyor, rastgele diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bektaşoğlu.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Azerbaycan Milletvekili Elman Mehmedov, Türkiye Azerbaycan İş Adamları ve Sanayicileri İçtimai Birliği Başkanı Hüseyin Büyükfırat ve Hocalı katliamını yaşayan Azerilere “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Yukarı Karabağ’dan, Hocalı’dan Azerbaycan Milletvekili Sayın Elman Mehmedov ile birlikte Türkiye Azerbaycan İş Adamları ve Sanayicileri İçtimai Birliği Başkanı Sayın Hüseyin Büyükfırat ve Hocalı’dan, katliamı gören, bu acıyı yaşayan çok değerli Azeri kardeşlerimiz Genel Kurulda bizleri selamlıyorlar.

Tüm siyasi parti grupları adına ben de sizlere “Hoş geldiniz.” diyorum ve bu vesileyle, Hocalı katliamını en sert şekilde bir kez daha kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Hocalı’da hayatlarını kaybeden tüm şehit kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. “Azerbaycan’ın acısı Türkiye'nin acısıdır.” diyor, acınızı bir kere daha paylaşıyorum.

Sizlere teşekkür ediyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, gündem dışı ikinci söz, Osmaniye’deki yatırımlar hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’na aittir.

Sayın Durmuşoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye ilindeki yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce Gazi Meclisimizin siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyor, ülkemize yönelik terör tehdidine karşı Afrin’de PKK, PYD ve DAEŞ gibi terörist unsurlarla mücadele eden kahraman askerlerimize muzafferiyet, şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, genellikle tarım ve hayvancılıkla, yer fıstığı ve turpla akla gelen Osmaniye’yi, iktidara geldiğimiz son on altı yılda sanayide, sağlıkta, ulaşımda, eğitimde, bilimde, adalette, enerjide, tüm Türkiye’ye örnek bir hâle getirmek için durmaksızın çalışıyoruz.

Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın koyduğu hedefler doğrultusunda, AK PARTİ hükûmetlerinin güçlü ve tecrübeli kadrolarıyla iş birliği içerisinde bu hedeflere ulaşacağımızdan kuşkumuz yoktur.

“Yatırımda öncelikli bölge” statüsü kazandıktan hemen sonra yapılan yatırımlar Osmaniye’mizin, bölgemizin ve ülkemizin kalkınması için önemli katma değer sağlamıştır. Osmaniye, ekonomisini son on beş yılda yaklaşık yüzde 350 oranında büyütmeyi başarmıştır. İlimiz, 2004 yılında 81 il içerisinde 57’nci büyük ekonomiyken bugün ilk 45 ekonomi içinde yer almaktadır. Osmaniye, birisi Toprakkale’de diğeri ise Kadirli’de olmak üzere iki adet organize sanayi bölgesine sahiptir. Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi 699 hektar alanda kurulu olup doluluk oranı yüzde 100, firma sayısı 107, çalışan sayısı 9.299’dur. Kadirli Organize Sanayi Bölgesi ise 120 hektar olup doluluk oranı yüzde 98, firma sayısı 32, çalışan sayısı 1.725’tir. Organize sanayi bölgelerimizi geliştirme ve genişletme çalışmalarımız devam etmektedir.

2002 yılından bu yana ilimize eğitimden sağlığa, altyapıdan ulaştırmaya, tarım ve hayvancılıktan sanayiye, kültürden spora 7 milyar TL’nin üzerinde kamu yatırımı yapılmıştır. İfade ettiğim icraatlarla birlikte son on beş yılda Osmaniye’mize 3 hastane, 2 ağız diş sağlığı merkezi ve 22’si birinci basamak sağlık tesisi olmak üzere 27 sağlık tesisi yapılmış olup 600 yataklı devlet hastanesi inşaatımızla birlikte 14 sağlık tesisinin vatandaşlarımızın hizmetine sunulması süreci devam etmektedir. Başta üniversitemiz olmak üzere eğitimin her seviyesinde ilimizin daha da başarılı öğrenciler yetiştirmesi için gereken tüm altyapıyı güçlendiriyoruz. Geleceğin eğitimde olduğunu biliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilimiz ekonomisi için çok önemli bir proje olan Osmaniye-Kadirli-Kozan-İmamoğlu-Adana Hızlı Tren Projesi 10 Ekim 2017 tarihinde imzalanmış olup toplam 143 kilometre uzunluğunda iki hat üzerinden faaliyete geçirilecektir. Bu projenin bölgede bulunan Mersin ve İskenderun gibi iki önemli limana da bağlantısı sağlandığında organize sanayi bölgelerinde oluşacak yük potansiyeliyle birlikte ülke ekonomisine katkısı daha da artacaktır.

Diğer önemli projelerimizden olan, Düziçi Çatak ve Kadirli Savrun barajları tamamladığında ilimiz ekonomisine milyonlarca liralık ek gelir sağlanacak ve sulama konusunda da çiftçilerimize çok büyük katkıda bulunacaktır. Ayrıca tüm ilçelerimizde gölet ve dere ıslah çalışmaları, taşkın koruma projeleri, köy yolları, köy içme suyu çalışmaları, doğal gaz çalışmaları, elektrik hatları yenilemeleri, köy okullarının yenilenmesi, köylerimize spor tesisi ve oyun parkları yapım çalışmaları sürmektedir.

Sumbas ilçemize yapılacak olan çok amaçlı helikopter pistiyle Esenli, Bağdaş yaylalarındaki yangın ve sağlık vakalarına daha çabuk müdahale edilecektir.

Hasan Dede Türbesi restorasyonu, Ala Cami restorasyonu, Hamidiye Cami restorasyonu, Toprakkale restorasyonu, İl Halk Kütüphanesi, Kültür Han, Düldül Dağı Teleferik Tesisi Projesi, kültür ve gençlik merkezleri yapımı da “kaleler şehri” olarak bilinen ilimizi kültür ve turizm hedeflerine ulaştırmak için yaptığımız çalışmaların birkaçıdır.

Osmaniye’mize 12.500 kişilik şehir stadyumu ile 500 kişilik spor salonu yapılması için de çalışmalarımız devam etmektedir. Spor Bakanımızdan, inşallah, bu anlamda destek bekliyoruz.

Bahçe ve Sumbas ilçelerimizde başlayacak toplam 326 konutlu TOKİ projeleri son aşamaya gelmiştir.

Her alanda olduğu gibi ulaşım konusundaki icraatlarımız da devam ediyor. Osmaniye, Düziçi, Kadirli ve Sumbas’taki hemşehrilerimizin yıllardır beklediği yol çalışmaları titizlikle hayata geçiriliyor, ulaşım sorun olmaktan çıkıyor.

Çalışmalarımız tabii ki saydıklarımızla sınırlı kalmayacaktır. Biz, ülkemizin bekası için en çok şehit veren illerden birisi olan Osmaniye’mizin de üzerinde kirli oyunlar oynanmak istenen eşsiz ülkemizin her karış toprağının da bu topraklar için çelikten bir zincir gibi birbirine kenetlenen milletimizin de kıymetini çok iyi biliyoruz. Üzerimize FETÖ, PKK, PYD, DAİŞ veya ismi her ne olursa olsun saldıran terör örgütleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen siz de.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Devamla) – …milletimizin ördüğü bu çelikten zincire çarpıp parçalanmaya mahkûmdur.

Bu vesileyle, Zeytin Dalı Harekâtı’nda kahramanca mücadele eden Mehmetçiklerimize bir kez daha muvaffakiyetler, şehitlerimize rahmet diliyor, gazilerimize sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’e aittir.

Sayın Yiğitalp buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündem dışı olarak bugün cezaevlerini anlatmayı uygun gördük partimiz adına, daha doğrusu defalarca anlattığımız konuyu tekrar anlatacağım çünkü cezaevlerinde yoğun hak ihlalleri devam ediyor, cezaevinde hasta tutsakların yaşamları, hayatları tehlike altında. Nitekim, çok yakın bir tarihte Celal Şeker adlı tutuklu hayatını kaybetti, daha 33 yaşındaydı. Bunu da defalarca burada söyledik: Celal Şeker ve diğer hasta tutuklular gibi mevcutta olan bütün tutsaklar, tutuklu ve hükümlüler, hepsi bu devletin sorumluluğu altındadır, en küçük şeyinden bile devlet sorumludur. Dolayısıyla devleti yönetmekle yükümlü olan Hükûmet de bundan azade değildir, birinci derecede sorumludur.

Bakın, cezaevlerine ilişkin inanılmaz düzeyde hak ihlalleri geliyor. Türkiye cumhuriyet tarihinin insan olarak en fazla olduğu bir dönemdeyiz. Bakın, şu anda 207.279 kişi cezaevinde. Şu dakikayı söylüyorum çünkü her an bir başkası tutuklanabilir ve cezaevine gidebilir. Öyle ki hızlıca bu sadece, tek motivasyonları… Hükûmete itiraz eden, eleştirenler üzerinden geliştiği için tutuklama, yargılama mekanizması… Şu anda 207.279 kişi cezaevinde ve bizim bugün aldığımız rakama göre de 228.993 kişi olarak görünüyor.

Şimdi, bu kadar ağır sayıda ihlaller var. Bakın, ben size ihlalleri kısaca hızlı hızlı okumak istiyorum, hem de kendim de Komisyonun üyesiyim. Bakın, keyfî bir şekilde disiplin cezaları veriliyor, telefonla tekmil dayatılıyor, insanlara askerî nizam üzerinden orada bir uygulama uygulanmaya başlamış; beraberinde açık görüşler iki ayda 1’e çıktı, bir saatlik olan açık görüşler kimi zaman otuz dakikaya düşebiliyor; telefon görüşmeleri, hakeza, haftada 1 iken on beş günde 1’e çıktı ve her şeyden önce…

Arkadaşlar, cezaevlerini herkesin dikkatle dinlemesini öneririm. Şu anda cezaevindeki 200 bin insandan bahsediyoruz ya, bunun en az 100 bini aslında cezaevine gireceğini düşünmeyen insanlardan oluşuyor. Kimdi onlar? Cemaatçilerdi ve bu uygulamayı yapanlardı, dolayısıyla yasaların dışına çıkanlardı. Ondan dolayıdır ki lütfen bunu dikkatle dinleyiniz.

Bakın, Celal Şeker hayatını kaybetti. Şu anda yine ölüm sınırında olan, daha 27 yaşında olan Devrim Ayık var; kolon kanseri ve durumu da hiç iyi değil, sağlığa erişimi sıkıntılı ve buna ilişkin, Celal Şeker gibi bir durumla karşılaşmamak adına herkesin bu konuda duyarlı olmasını lütfen talep ediyorum.

Bakın, ayrıca cezaevlerinden gelen mektupları da kısaca ben az önce söyledim. İnanılmaz düzeyde sıkıntılar var, çok fazla sayıda insan tutuklu ve bunun çözümü tutuklamanın önüne geçmekken maalesef Adalet Bakanlığının 38 tane daha cezaevi yapma konusunda vaatleri var. Oysaki cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin, özellikle politik tutsakların hızlıca, hemen tahliye edilmesi gerekir, hasta tutsakların hemen bir an önce kendi hayatlarını, yaşamlarını sürdürmesi gerekir. Zaten hayatları çok kısıtlı, zaman çok dar ve böyle bir zamanı da eğer ölümünü izleyerek geçirebiliyorsak bu da bizim nasıl bir vicdana sahip olduğumuzun -tırnak içinde- aslında açık bir göstergesidir.

Şimdi, ben cezaevlerine ilişkin gelen şeyleri tekrar size okuyarak bunu geçirmek istiyorum. İdare keyfî denetimler içinde bulunuyor ve OHAL ve KHK’ler üzerinden kendine pay çıkarıyor, kitaplara erişimi azaltmış, dergilere erişimleri neredeyse hiç yok düzeyde; koğuşlarda televizyon ve kanallar üzerinden, belli sabit kanallar, sadece Hükûmetin taraftarı olan kanallar üzerinden yayınlar yapılıyor. Koğuşlarda kalan tutuklular ortak alana çıkarılmadığı için hobi faaliyetlerine keyfî yasaklama getirilmiş. Oda içlerine, avluya, hatta bazen cezaevlerinin tuvaleti ve banyosunu gören yerden kameralar yerleştirilmiş. Keyfî bir şekilde mevzuatta düzenlenen disiplin cezalarından daha ağır yaptırımlar uygulanıyor. Nakillerde, hastaneye ve adliyeye gidiş gelişlerinde çıplak arama dayatılması söz konusudur. Telefonlarda tekmil dayatılıyor. Hastane idareleri, mahpuslara askerî bir nizam yaratmaya çalışmaktadır. Askerliği andıran tek sıra ve askerî düzenle yürüme, tekmile zorlama ve provokatif söylemlerle karşıdaki kişileri resmen kışkırtan bir idari yaklaşım söz konusudur ve bunların dışında da şu anda en önemlisi nedir, biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen siz de.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Başkanım, son cümlem.

Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Raporu’nda Türkiye 120 ülke arasında sondan 7’ncidir arkadaşlar.

Evet, ben burada isim verdim, hasta tutsakların adını söyledim. Bakın, burada 357 ağır tutuklu ve hükümlü var, Celal Şeker gibi izleyecek miyiz yani onun yaşamını kaybetmesini hepimiz burada izledik. Defaatle söylendi, defaatle tartışıldı ama Celal Şeker’in tahliyesi sağlanmadı. 33 yaşında cezaevinde hayatını kaybetti. Şu anda elimizde olan bilgilere göre 357 ağır hasta ve 1.025 normal hasta var.

Arkadaşlar, buradan vicdanlı olanlara tekrar sesleniyorum: 1.025 hasta tutsaktan bahsediyoruz, bunun 357’si çok ağırdır. Celal Şeker örneğiyle karşılaşmamak istiyorsak lütfen herkes sorumluluğunu yerine getirsin diyorum, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sisteme giren 15 sayın milletvekiline sırasıyla İç Tüzük 60’a göre birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Balbay, sizinle başlıyoruz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, AKP ile MHP’nin seçime yönelik yaptıkları mutabakatı vicdanlı milletvekillerinin kabul edeceğini sanmadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AKP ile MHP arasında seçime yönelik sadece bu iki partinin karşılıklı isteklerine dayalı bir mutabakat yapıldı; bu, yasasına uyduruldu. Ben her iki partinin de vicdanlı milletvekillerinin vicdanlarının bunu kabul edeceğini sanmıyorum çünkü bu tablo biraz da -kusura bakmasınlar- muvazaalı evliliğe benziyor. Kimi çiftler evli olmadıkları hâlde tayin için evli görünüp bir şehre giderler, kimi çiftler de evli oldukları hâlde belli maaş almak ya da kimi sosyal haklardan yararlanmak için boşanmış görünürler; bu biraz buna benziyor. “Biz aslında beraberiz ama değiliz, beraber değiliz ama beraberiz.” gibi bir karmaşa var burada. YSK’yi da alet etmiş görünüyorlar. Ben diyorum ki: Böylesine yanlış yola sapmayın, halkı bu kadar kandırmayın, seçimle, sistemle bu kadar oynamayın, bu kadar “mayın” demokrasiye zarar diyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir’in yerine Sayın Kayan.

2.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nin Vize ve Demirköy ilçelerine bağlı köylerinde yaşanan susuzluk sorununa ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kırklareli Vize ve Demirköy ilçelerine bağlı köylerimizde susuzluktan kırılma var. Su kaynağına uzak diye su getirilmiyor. Vize ilçemize bağlı Kışlacık köyüne, su kaynağına uzak diye hâlâ su gelmedi. Köyümüzde hijyen problemi had safhada, hayvanlarının su ihtiyacını karşılamakta da güçlük çekiyorlar.

Demirköy ilçemize bağlı Beğendik köyü ise Bulgaristan sınırında bir köyümüzdür. Bu köyümüzün de su kaynağı uzak diye yine aynı şekildeki gerekçelerle su getirilmiyor. Bu köyümüze Bulgaristan Rezovo yerleşim yeri 2 kilometredir, aralarında sadece Rezve Deresi vardır. Orası Bulgaristan’ın turistik yerleşim yeri hâline geldi, her tarafı pırıl pırıl, bizde ise su dahi yok. Kumsala ve güneşe gelen insanlarımız yaz aylarında burada telef oluyorlar. Kenan Evren zamanında, 1980’li yıllarda köyün bütün yapıları devlet tarafından yapılmıştı ve köylüden bir kuruş para alınmamıştı. Otuz beş yıl geçmesine rağmen bugün hâlâ köyün susuzluğu çözülmemiştir.

Bilgilerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Sağlık Bakanlığına bağlı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatlarında çalışan personel arasında yaptırdığı anket sonucunun büyük bir memnuniyetsizliği ortaya koyduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık Bakanlığına bağlı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü, merkez ve taşra teşkilatlarında çalışan hekim, diş hekimi, eczacı, hemşire, ebe ve diğer personel arasında bir memnuniyet araştırması yaptı. Ankete katılanların yarısından fazlası iş yükünün çok ağır olduğunu düşünüyor, sağlıkta yaşanan şiddete karşı da tedbirleri yetersiz buluyor. Birçoğu adil bir şekilde ödüllendirilmediklerini belirtiyor. Yine büyük bir çoğunluğu insani çalışma şartlarının ortadan kaybolduğunu söylüyor. Kısacası, Sağlık Bakanlığının yaptığı anket büyük bir memnuniyetsizliği ortaya koyuyor. Tablo vahim. “Sağlıkta büyük ilerleme sağladık.” diyenlere, “Sağlıkta devrim yaptık.” diyenlere duyurulur.

Aslında gelinen tablo sağlıkta bir çöküşün olduğunun en güzel göstergesi diyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak yerine Sayın Sarıhan…

4.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleri, karşı oldukları ya da eleştirdikleri konuyu anlatabilmeleri hâlinde o ülkede demokrasi için bir adım atılmış olacağına ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, bugün ifade özgürlüğünün yeni bir engeliyle karşı karşıya kaldık. Halkevleri yöneticisi arkadaşlarımız sabahleyin gözaltına alındılar. Türkiye’de OHAL koşulları bizi o hâle getirdi ki partimizin kadın kongresinde yaptığım konuşmada ağzımdan hiçbir biçimde çıkmamış olan sözcükler ifade edilerek, “Çocuklarımız şehit oluyor.” sözünden yola çıkarak ben de linç edildim. Bu linç kampanyasının Türkiye çapında yaygınlaştırılması durumunda gerçekten ülkemiz nefes alınamayacak bir yer hâline gelecek. Şunu unutmayalım değerli arkadaşlar: İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edebilirlerse, karşı oldukları ya da eleştirdikleri konuyu anlatabilirlerse ancak gerçekten o ülkede demokrasi için bir adım atılmış olur.

Bu konuda iktidarın doğru bir tutum almasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Sertel…

5.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, 696 sayılı KHK’yle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30’uncu maddesi gereği istihdam edilen eski hükümlü taşeron çalışanların kadroya geçemediklerine ve bu haksızlığın önlenmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biz taşeron yasasını Meclisten çıkarmak için çok uğraş verdik Cumhuriyet Halk Partisi olarak. İşçilerimiz sendikalı olsun, hakkını hukukunu alabilsin, örgütlü olsun diye çok uğraştık. Ancak, 696 sayılı KHK’yle, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30’uncu maddesi gereği istihdam edilen eski hükümlüler bugün taşeron yasasından yararlanıp kadroya geçemiyorlar. Yalnızca İzmir’de 2.500 civarında işçi bu haktan yararlanamıyor. Sendika hakkını bir yana bırakın, bu insanlar sokağa bırakılacaklar ve taşeron yasası eğer Mecliste tartışılsaydı bu sorunlar yaşanmayacaktı. Şimdi Çalışma Bakanının bu konuyu mutlaka yeniden değerlendirmesi gerekiyor ve eski hükümlülerin kapı önüne konulmaması, topluma kazandırılan insanların, yıllardır, on yıldır, on beş yıldır çalışan insanların aynı kadrolarda görevlerine devam etmeleri gerekiyor. Bu haksızlık lütfen önlensin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İrgil…

6.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, asıl meslekleri öğretmenlik olmasına karşın devlet memuriyetinin farklı alanlarında çalışanlar için Hükûmetin bir çalışma yapmayı düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Devlet kadrolarında memur olarak görev yapan öğretmenlerin, mesleği öğretmen olan arkadaşlarımızın altı yıldır süren bir mağduriyeti var. Ağustos 2012 yılına kadar Millî Eğitim Bakanlığı kadrosuna kriterleri sağlayarak geçebilen bu memur öğretmen arkadaşlar -ki asıl meslekleri öğretmenlik olmasına karşın devlet memuriyetinin farklı alanlarında çalışan arkadaşlarımız- kamu okullarına öğretmen olarak atanabiliyorlardı ancak 2012’den beri bu hakları ellerinden alındı. Şimdi, asıl işi öğretmenlik olan ve mesleğine geçmek isteyen, mesleğini yapmak isteyen, öğretmenlik aşkıyla yanıp tutuşan, öğrencilerine ve okuluna kavuşmak isteyen bu arkadaşlar için bir çalışma yapmak gerekiyor. Hükûmet bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor mu? Millî Eğitim Bakanlığı “Sorun, kadro sorunu, Maliye kadro vermiyor.” diyordu, bu arkadaşlarımızda kadro sorunu da yok, sadece bir kaydırma yapılacak. Bu yüzden, bu arkadaşlarımız için duyarlılık rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, ücretli ve sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi şartlarına ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Fakültelerden öğretmen olarak mezun olmuş ancak AKP’nin eğitime yeterli önem vermemesi ve planlamaya dikkat etmemesinden dolayı 500 bine yakın atanamamış öğretmenimiz bulunmaktadır. Bu öğretmenlerimizin bazıları sözleşmeli, bazıları ücretli öğretmenlik yapmaktadır. Ücretli öğretmenler en fazla 1.400 lira maaş alıyorlar. Bu maaş yaz aylarında ve tatillerde ödenmiyor, güvenceleri hiç yok. Şimdi, bu öğretmenler bir umut bekliyorlar. Bunlara 5 bin kadro ayrıldı ancak aktif çalışma ve KPSS şartı var. Bu hâliyle 1.500 kişi faydalanabiliyor. Bu kadro boşa mı gidecek, bunu soruyoruz. Beş yıl üzeri emek veren öğretmenler için bu şartlar çok ağır, deneyimli öğretmenlerden bu şartlar kaldırılmalı çünkü bunlar devlet okullarında devlet adına öğretmenlik yapmışlar.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu’nun yerine Sayın Taşkın…

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Zeytin Dalı Harekâtı’nın son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar devam edeceğine ve şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

20 Ocakta başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı’nda bugün 34’üncü güne girildi. Operasyon kapsamında 1.829 terörist etkisiz hâle getirildi. Zeytin Dalı Harekâtı’nda Mehmetçik’imiz âdeta destan yazmakta, kahraman ordumuz sergilediği yerli, millî imkân ve kabiliyetleriyle dosta güven, düşmana korku salmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın desteklediği harekât, ülkemizi tehdit eden terör unsurlarını bertaraf etmek, mazlum ve mağdur bölge halkını teröristlerin zulmünden kurtarmak amacıyla yapılmaktadır. Başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar bu harekât devam edecektir.

Bu vesileyle vatanımız için gözünü bile kırpmadan canını feda eden kahraman şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Cenab-ı Hak kahraman ordumuzu mansur ve muzaffer kılsın diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Arık…

9.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Yahyalı Belediye Başkanına yapılan bıçaklı saldırıyı kınadığına ve Pınarbaşı ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Kayseri Yahyalı Belediye Başkanına yapılan bıçaklı saldırıyı kınıyor, Başkana acil şifalar diliyorum.

Kayseri’de vatandaşların şikâyetlerinin ardı arkası kesilmiyor. Bakın, Türkiye'nin yüz ölçümü olarak 5’inci büyük ilçesi olan, 150 mahallesi bulunan, Türkiye'nin doğusuyla batısını birbirine bağlayan Pınarbaşı ilçemizde aylardır kaymakam yok, stajyer bir kaymakam vekâleten bu görevi yürütüyor. Sadece kaymakam değil, öğretmenler de vekil. Öğretmenler atama bekleyedursun, Pınarbaşı’nda tam 67 öğretmen vekil. Atama bekleyen imam var mı bilmiyorum ama Pınarbaşı’nın yaklaşık 50 camisinde cenaze namazını kıldıracak imam da yok. İmam yok, tapu müdürü yok, tapu müdürlüğü personeli yok, sürekli büyük kazaların yaşandığı ilçemizin hastanesinde uzman doktor da yok ama AKP bunların hiçbirine ihtiyaç duymuyor, onlara AKP ilçe başkanı yetiyor. Kaymakam da, doktor da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

10.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, bir saldırıya maruz kalan Kayseri ili Yahyalı Belediye Başkanına acil şifalar dilediğine ve Suriyeli bir mazlumun kahraman Türk askerine yazdığı bir şiiri okumak istediğine ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Kayseri Yahyalı Belediye Başkanımız hunharca bir saldırıya maruz kaldı, ameliyatta şu anda, kendilerine acil şifalar diliyorum.

Şimdi, Suriyeli bir mazlumun kahraman Türk askerimize seslenişi:

“Sana hasret kalmıştı bir asırdır bu bölge,

Hoş geldin ey kahraman Türk askeri, hoş geldin.

Kokunu arardık her zaman esen yelde,

Hoş geldin ey kahraman Türk askeri, hoş geldin.

 

Mazlum bir haykırışım ben, zulmetti zalim bana,

Sizlerden ayırdılar, bak kalmadı mecalim,

Sen gelmeseydin ne olurdu acep hâlim.

Hoş geldin ey kahraman Türk askeri, hoş geldin.

 

Türk şehri Halep viran, Afrin ağlamaktaydı,

Haçının vurduğu ülkem karalar bağlamaktaydı,

Senin ayak seslerin yurduma ümit yaydı,

Hoş geldin ey kahraman Türk askeri, hoş geldin.” (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

“Şehadet yoluna gülerek giden yiğit,

Mazlumlara umut, zalime kin güden yiğit,

Uğruna feda olsun bendeki beden yiğit,

Hoş geldin ey kahraman Türk askeri, hoş geldin.

 

Topyekûn milletime saldırmak isteyen haç,

Mazlumların yardımına duyulduğunda ihtiyaç,

Muhammed’in ordusu her derde olur ilaç,

Hoş geldin ey kahraman Türk askeri hoş geldin.

 

Recep Tayyip Erdoğan yumruğunu sıkınca,

Bir sözle dünyadaki sultanları yıkınca,

Ümmetin liderinden ‘Haydi!’ emri çıkınca,

Hoş geldin ey kahraman Türk askeri, hoş geldin.” diyor yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gürer…

11.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın GDO’lu ürünlerle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan “GDO’lu ürünler noktasında hassasiyetimizi artırmamız lazım. Devlet olarak birinci derecede bu bizim sorumluluğumuzda. Hükûmet olarak bu konuda atacağımız adımların hassasiyetini özellikle ifade etmek istiyorum.” dedi. Şaşkınlıkla dinledim, aklımızla dalga mı geçiyor diye düşündüm. Daha Ağustos 2017 tarihinde yeni verilen GDO’lu yem izinleriyle ülkemizde 36 genetiği değiştirilmiş organizmaların girişine izin verilmedi mi? Bunların gıdada kullanımı yasak da yeterli denetimi var mı? Bir fırının denetimde ekmek katkı maddesi olarak GDO’lu soya kullanıldığı ortaya çıkmadı mı? GDO’lu yem neden ithal ediyoruz? Bakanlık gıdada denetimde 112 üründe GDO tespit etti de ne önlem alındı? Bu ürünleri kamuoyuna açıkladı mı? Kısır tohum neredeyse her üründe kullanılır olmadı mı? Hükûmet bu konularda konuşma değil icraat makamı değil mi? 5996 sayılı Kanun’la, hileli ürün üretenlerin açıklanması 2016 yılından beri neden yapılmıyor? Hileli ürünleri kimler koruyor? Hileli ürünlerle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kıssalardan hisse çıkarılması, olanlardan ders alınması gerekliliğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnsan deneyle, deneyimle bilir ki gelecek olayların gölgesi önceden düşer. Önce şimşek çakar, sonra gök gürültüsü duyulur, arkasından da yağmur bütün görkemiyle iner. Eğer sezgi rolünü oynamazsa titrese de son çizgide göstergenin ibresi gürültü ve sis içinde kaybolur uyarılar. Tarih örneklerle dolu. Tehlikeyi küçümseme, zevki tanrı edinme, azgınlık ve sapıklık insanlık yörüngesinden çıkıştır. Âd kavminde fırtına sökmeden ağaçları, Semud kavmine inmeden müthiş sayha, Medyen halkını yakıp kavurmadan sıcak, Eyke halkının başına yağmadan yıldırımlar, Lut kavmini silmeden sahneden o zelzele, Pompei Roma’ya kusmadan acı lavı, ülkelere çullanmadan musibetlerin binbir türlüsü, önceden düşen apaçık gölgelerdi. Kıssalardan hisseler çıkarılmalı, olanlardan ders alınmalı, yoksa tarih tekerrür eder. Tehlikeyi önlemek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ertem…

13.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, Hatay ilinin en büyük gelir kaynağının tarım olduğuna ve şu an susuzluk nedeniyle tarımın can çekiştiğine ilişkin açıklaması

BİROL ERTEM (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Hatay ilinin en büyük gelir kaynağı tarımdır ve tarım şu an susuzluk nedeniyle can çekişmektedir. Amik Ovası’nda sulama yapmak için uzun süredir yapımı devam eden Menzelet ve Reyhanlı Barajlarının da ne zaman bitirileceği belli değildir. Çiftçilerimiz tarlalarını elektrik enerjisiyle elde edilen yer altı sularıyla sulamaktadırlar. Çiftçilerimiz elektrik faturalarını daha önce dönemsel olarak ödemelerine rağmen iki yıldır aylık fatura hâlinde ödemektedirler. Üst üste 2 fatura ödeyemeyen çiftçilerimiz elektrikleri kesilip tarlalarını sulayamamaktadırlar. Bu da zaten zor günler yaşayan çiftçilerimizi perişan etmektedir. Enerji Bakanı ve Enerjisa’yı göreve davet ederek Suriye savaşı nedeniyle zor durumda olan çiftçilerimize ödemede kolaylık sağlamak amacıyla faturalarının tekrar dönemsel hâle getirilmesi, elektriklerinin kesilmemesi, borçlarının ertelenmesi ve yapılandırılmasını ivedilikle talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker? Yok.

Sayın Özdiş…

14.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, 14 fabrikanın özelleştirme kapsamına alınmasıyla ilgili konuda Hükûmetten bazı bilgiler almak istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum tüm Hükûmete: TÜRKŞEKER’e ait 14 fabrikanın özelleştirme kapsamına alınmasında Amerikalı tarım şeker ve tarım tekeli CARGİLL’in herhangi bir etkisi var mıdır? Elde kalan son üç beş kurum ve fabrikayı satarak ekonomide yaşanan darboğazı atlatabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Şeker fabrikalarını satmanın ulusal şeker sektörümüze nasıl bir etkisi olacağını araştırdınız mı? Satılacak fabrikalarda çalışan personel ne olacak? Nişasta bazlı şekerin insan sağlığına zararı bilinmesine rağmen şeker fabrikalarımızın özelleştirilmesi kime hizmet etmektir? Kamu sektörünün elinde satabileceğiniz daha hangi kurum ve fabrikalar kaldı?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şeker sizi geçtik ama Sayın Özdiş bolca şekerden bahsettiği için biz gene size söz verelim.

Buyurun.

15.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, sağlıklı şekeri tüketmek yerine neden uluslararası tröstlerin nişasta bazlı şekerine mahkûm olunduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bugün maalesef, şeker fabrikalarının kapatılmasıyla ilgili bir sorunu konuşmak durumundayız.

“Nişasta bazlı şeker” dediğimiz şeker daha çok karaciğer yağlanmasına, daha çok obeziteye, obezite de biliyoruz ki meme kanseri ve kolon kanserine yol açıyor. Biz sağlıklı şekeri tüketmek, üretmek yerine niye uluslararası tröstlerin nişasta bazlı şekerine mahkûm ediliyoruz ve Sağlık Bakanlığının Bilim Kurulu bu konuda sağlığa ne kadar zararlı olduğuyla ilgili bir rapor düzenlemesine rağmen bu Hükûmet buna niye yol veriyor? Uluslararası tekelleri mi koruyacağız, halkın sağlığını mı koruyacağız?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Engin…

16.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, yapılacak tünel için Maçka Demokrasi Parkı’ndan 200’e yakın ağacın sökülmesine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Maçka Demokrasi Parkı, İstanbul’un en güzel parklarından biriydi. Yapılacak tünel için 200’e yakın ağaç jet hızıyla parktan sökülerek İstanbul’a ihanetin son örneği verildi. Güzel İstanbul’umuz AKP yönetiminde işte bu şekilde adım adım bir beton kente dönüştürüldü, AKP ise İstanbulluların tepkisini umursamaz bir anlayışla ihanetlerine devam ediyor.

Orhan Veli Kanık, “İstanbul’u Dinliyorum” şiirinde şöyle der: “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı/ Önce hafiften bir rüzgar esiyor;/ Yavaş yavaş sallanıyor / Yapraklar, ağaçlarda.” Bugün o ağaçlar birer birer yok ediliyor. İnanıyorum ki 2019 yerel seçimlerinde İstanbullular, çevreyi, ağacı, yeşili, doğayı yok sayan yirmi dört yıllık AKP yönetimine “dur” diyecek, “değişim” diyecek ve İstanbul’a sahip çıkacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Son olarak Sayın Doğan, buyurun.

17.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, 2 Ekim 2015’te gözaltına alınarak tutuklanan basın çalışanı Devrim Ayık’ın sağlık durumuna ilişkin Adalet Bakanından acil bir yanıt beklediğine ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sağ olun Başkanım.

Basın çalışanı olan Devrim Ayık 2 Ekim 2015’te gözaltına alınarak tutuklanmıştır. O tarihten beri tutuklu olarak cezaevinde tutulan Devrim Ayık ağır bir kolon kanseri. 2012 yılında başlayan bu hastalık nedeniyle Temmuz 2012’de ameliyat olmuş ve 40 santim kadar bağırsağı alınmıştır. Ameliyat sonrasında iki yıllık tedavi sonucu hastalığı iyileşmeye doğru giderken cezaevi koşulları nedeniyle hastalığı tekrar başlamış ve zamanında müdahale edilmediği için de durumu kritik sınıra gelmiştir. Şu anki mevcut durumu tamamıyla yemekten kesilmiş, aşırı kilo kaybı nedeniyle direncini tamamen yitirmiş, bilincini kaybetmeye başlamıştır. Normal şartlarda 14 ve üzeri olması gereken kan değerleri Devrim’de 3 ve 4’e düşmüştür. Devrim Ayık’ın sağlık durumuna ilişkin Adalet Bakanından acil bir yanıt bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Usta, sisteme girmişsiniz.

Buyurun efendim.

İki dakika süreyle söz veriyorum.

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Suriye’de rejim güçlerinin Afrin’e girmesine, Afrin’in teröristlerden temizleneceğine ve sınır güvenliğinin sağlanacağına, Türk devleti ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konuda kararlı olduğuna, uyuşturucu konusunun Türkiye’nin ve Samsun’un önemli bir sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Suriye’de rejim güçlerinin Afrin’e girmesine ilişkin haberleri kaygıyla izliyoruz. Bu aslında çok anlamlandıramadığımız bir durum çünkü burada eğer Suriye rejim güçlerinin amacı topraklarını korumaksa şu soruyu sormak lazım: YPG, topraklarının neredeyse üçte 1’ini ele geçirirken, özellikle bizim sınırlarımızdaki toprakları ele geçirirken akılları neredeydi? Yani o gün hiç tepki göstermeyen rejim güçlerinin, bugün Türkiye’nin Afrin’deki terör unsurlarını temizlemeye yönelik harekâtını bahane ederek o tarafa girmesi çok mantıklı gözükmüyor. Eğer bu, Türkiye’ye karşı bir husumetse bunun bilinmesi lazım. Bunun artık geri dönüşü yoktur, Afrin terör unsurlarından temizlenecektir. Hatta orada PKK, YPG kıyafeti giyen her kim olursa olsun Türkiye’nin hedefi olacaktır. Hükûmetin bu anlamdaki açıklamalarını biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz.

Türkiye, kendi ulusal güvenliği için, sınırlarının güvenliği için, o bölgeden Türkiye’ye gelen misafirlerin topraklarına, vatanlarına kavuşması için bölgededir. Dolayısıyla biz işgalci konumunda değiliz. Sivillere karşı da bu operasyon esnasında son derece hassas davranılmaktadır. Suriye’nin toprak bütünlüğü her zaman hassas olduğumuz önemli bir konudur. Orada Türk askerine karşı Afrinlilerin yaptığı sevgi gösterileri de Türkiye’nin, Türk askerinin orada bulunmasından dolayı memnuniyeti ifade etmektedir. Dolayısıyla milletimiz ve Türk Silahlı Kuvvetleri kararlıdır.

Muş’taki küçük bir anekdotu burada ifade etmek isterim. Muş’ta Özel Harekâtçılardan 23’ünün Afrin’e gitmesine yönelik bir program vardır. İl müdürü soruyor: “Kim gitmek ister?” Polislerin tamamı, Özel Harekâtçıların tamamı Afrin’e gitmek istediklerini ifade ediyorlar ve aralarında kura çekiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Dolayısıyla Türk polisi, Türk askeri bir düğüne gider gibi gerekirse vatan savunması için cepheye gider. Bir gül bahçesine girercesine gerekirse kara toprağa girmeye de bu millet hazırdır. Kimse yanlış hesap yapmasın. Türk devleti, Türk milleti kararlıdır. Afrin teröristlerden temizlenecektir, sınır güvenliğimiz sağlanacaktır. Orada hiçbir şekilde bir terör koridoru oluşturulmasına, sömürge bir terör devleti oluşturulmasına da hiçbir şekilde müsaade edilmeyecektir.

Diğer bir husus Sayın Başkan, dün burada intiharlarla ilgili olay görüşülürken uyuşturucu meselenin de üzerinde duruldu. Türkiye açısından hakikaten ciddi bir konu. Dünkü görüşmeden sonra ben de Samsun’dan ciddi, birçok telefon aldım. Özellikle Samsun’da da uyuşturucuyla ilgili ciddi sorunların olduğunu burada ifade etmek isterim. Tabii bir mücadele de yapılıyor, emniyet güçlerimiz mücadele ediyorlar. Ancak bu mücadeleler maalesef yetersiz kalıyor. Bunun kaynağına inilmesi lazım. Özellikle Canik ilçemizde daha da büyük bir sorun hâline gelmeye başladı bu uyuşturucu konusu. Yani orada satıcıların olduğu, sokakta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Satıcılar var, sokakta apaçık bir şekilde kullanıcılar var hatta silahlı kavgalar var, pompalı tüfeklerle sokaklarda gezildiği ifade ediliyor. Hele akşam vakitlerinde ana caddelerde dahi gezilemediğini bize oradaki arkadaşlarımız ifade ediyor. Bunlar, tabii hem asayiş açısından hem de temel -sınır güvenliğinden başlayarak- buna ilişkin tedbirler mutlaka alınmalıdır. Ancak yani yerelde bir kısım şartlar da bu işi oluşturuyor. Örneğin Canik’te ifade edilen kentsel dönüşüm nedeniyle bazı mahallelerin boşaltıldığı ve buralarda da uyuşturucu çetelerinin örgütlendiği, oralarda barındığı söyleniliyor. Buralarda da belediyeler kendi arasındaki sorunları da hallederek büyükşehir ile ilçe belediyeleri kentsel dönüşüme açılması gereken alanların bir an evvel üzerine gitmesi lazım; buralarda yuvalanmaların da önüne geçmemiz gerekiyor. Uyuşturucu konusu dolayısıyla Türkiye’nin ve Samsun’umuzun önemli bir sorunudur.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, AK PARTİ-MHP ittifakıyla ilgili yasa teklifine, hiçbir partiye danışmadan çoğunluğa güvenerek bir yasa hazırlayıp tüm Türkiye’ye bunu dayatmanın demokrasi ve uzlaşı siyasetinin tamamen terk edildiğinin bir göstergesi olduğuna, AKP döneminde yerliliğe vurulan en büyük darbenin tarım üzerinden olduğuna ve Dicle Üniversitesinde 2 öğrencinin Kürtçe ıslık çaldıkları gerekçesiyle gözaltına alınmalarına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aslında gerçekten, hani, hangi sürede neyi anlatacağımı bilemiyorum bazen burada konuşmaya başlarken. Ama çok ciddi, başlı başına kendileri tartışılması gereken sorunlar var. Bir tanesi, AK PARTİ-MHP ittifak yasa teklifi tabii. En başta bu geliyor, seçim ittifakı olarak adlandırılan teklif ve seçim kanunlarında bazı değişiklikler içeren bu teklif Meclis Başkanlığına sunuldu. Diğer hiçbir partiye danışmadan, çoğunluğa güvenerek bir yasa hazırlayıp tüm Türkiye’ye bunu dayatmak, artık, demokrasiyi ve uzlaşı, istişare siyasetini tamamen terk ettiğinizin bir göstergesidir. Yasamanın adresi Türkiye Büyük Millet Meclisidir, biz böyle biliyoruz. Önümüze getirilen teklifle, bir kez daha, demokratik bir zeminde, katılımcı bir şekilde, tartışmaya açık kanun yapım sürecinin baypas edildiğini ve Parlamentonun çoğunluk oligarşisiyle bir tür noter mercisi olarak işletilmek istendiğini görüyoruz. Bu teklif öncelikle 16 Nisan referandumunda yaşanan şaibe ve hukuksuzlukları yasal zırha büründürüyor. Mühürsüz zarf ve oy pusulalarının artık geçerli hâle gelecek olması bunun en büyük kanıtı. Bunun dışında, teklifte açık, eşit, denetlenebilir ve demokratik seçim ilkelerini ortadan kaldıran çok sayıda düzenleme var. Bunlardan biri, iktidarın emrinde olan -açıkça böyle söylemek gerekiyor- ve maalesef AKP il başkanları gibi davranan valilere sandık birleştirme ve taşıma yetkisinin verilmesi. Bir diğeri ise sandık başkanlarının kamu görevlilerinden oluşturulacak olması. Bu, seçimlerin asli öznesi olan siyasi partilerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …sandık kurulu belirleme haklarının ellerinden alınmasıdır ve bunun amacı, açıkça, sandık kurullarında çoğunluğun elde edilerek aslında her türlü kararın iktidarın lehine sonuçlandırılmak istenmesidir. Oy pusulasında ittifak bölümünün geniş, belirli bir alanı kapsayacak olması, seçmen davranışını psikolojik olarak etkileyecek olması da bu bölümde oy verme ve hesaplama usulünün farklı olması yine eşitlik ilkesinin ihlalidir. Yani gerçekten, aslında, bütün düzenlemeler, artık oyların hesaplanmasının AKP-MHP ittifakının hanesine yazılacak şekilde olmasına yönelik tasarlanmıştır ve biz, tabii, bu düzenlemenin daha çok tartışılacağını biliyoruz ama girizgâh olarak bunları söylemek istedik.

Bir diğer önemli konu, Türkiye'de yine AKP döneminde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …yerliliğe vurulan en büyük darbe aslında tarım üzerinden oldu. Çiftçinin gelir-gider dengesi gözetilmeden, tarım cenneti olan bu ülkenin tarımsal üretimi gün geçtikçe azaldı ve buğday depolarından buğday ithal etmeye, bu noktaya gelen bu ülkede şimdi de başka bir kaynak kurutulmaya çalışılıyor; şeker fabrikaları satılmaya çalışılıyor yani 25’in 14’ü özelleştirilmek isteniyor. Buna sendikalar karşı çıkıyorlar. Bu, sadece bir istihdam sorunu değil, bu konudaki yaratılan belirsizlikler değil, aynı zamanda şeker pancarı ekolojik dengeyi düzenleyen bir bitki, çiftçiyi gerçekten mutlu eden ve sonrasında, onun ardından başka ekimlerin yapılmasının da müsait olduğu, buna elverişli bir bitki.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen, tamamlayalım.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Biz, sanıyorum, artık AK PARTİ’nin köye dönüş dediği -böyle bir ideali var diye sunuluyordu- ama şimdi köyden göçüşü politika hâline getirdiğini görmüş oluyoruz.

Evet, Halkevlerinden bugün onlarca insan yine “barış” dedikleri için gözaltına alındılar. Halkevlerinin yanında olduğumuzu ve barışın gerçekten aslında savunulması gereken şey olduğunu, savaşın değil, ifade etmek isteriz.

Odalarımıza galiba zeytin dalları gönderiliyormuş, fideler, Cumhurbaşkanlığı tarafından. Bunlar barışı simgeler, savaşı değil. Yani, gerçekten, zeytin fidelerinin bile kalkıp da savaş aleti olarak kullanılmasını da kınadığımızı ve “barış” diyen herkesin serbest bırakılması gerektiğini söylüyoruz.

Sayın Başkan, affınıza sığınarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son bir dakika… Hadi bu seferlik böyle… Tamamlayalım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamam, son bir dakika…

Yani, bu, gerçekten ifade etmeden geçemeyeceğim bir şey: Dicle Üniversitesinde 2 öğrenci Kürtçe ıslık çalıyorlar diye gözaltına alındı ve sekiz yıl ile yirmi yedi yıl arası ceza talebi var.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Kürtçe ıslık nasıl oluyor?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Kürtçe ıslık, evet. Yani, ben bir ıslık çalmak istiyorum, nasıl oluyor Kürtçe ıslık? Ama olmuş.

Musa Anter 1943 yılında Dicle Talebe Yurdu Müdürlüğü yaparken karakola çağırılmış. Siyasi şubede görevli polisler tarafından, Kürtçe ıslık çaldığı gerekçesiyle, tekme tokat dövülerek ağır hakaretlere maruz kaldığı hikâyeyi “Hatıralarım” kitabında anlatmış. Komiser demiş ki: “Ulan hainoğluhain, kusurunu biliyor musun?” “Yok.” demiş Musa Anter. “Radyonuz yok mudur?” “‘Var.’ dedim.” “Peki, pikabınız yok mu?” “‘O da var.’ dedim.” “Peki -bilmem ne oğlu bilmem ne- bu kadar güzel Türkçe plak varken ne -nokta nokta nokta- yemeye yurtta Kürtçe ıslık çalıyorsunuz?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bunu da tamamlayayım, son cümle.

BAŞKAN – Tamamlayın hadi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ama bu ilginç bir konu, bunu dinleyelim hakikaten.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Açılmadı mikrofon.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zapta geçmesin diye kapattı!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Zapta geçsin, geçsin, özellikle geçsin.

BAŞKAN – O ıslık nasıldı, bilmiyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “İşte, biz buradan geliyoruz aziz Türk ve Kürt gençleri.” diye Musa Anter “Hatıralarım”ında yazıyor. Ve daha yeni aynı olay…

Evet, sekiz yıl ile yirmi yedi yıl arasında… Dicle Üniversitesinde okullarının bahçesinde çocuklar ıslık çalarak dolaşıyor ve ıslıkla bir marş çaldıkları iddia ediliyor. Onlar da “Yok, o marş da değil. Aslında Xelil Xemgin isimli Kürt sanatçının bir şarkısını biz söylüyorduk.” diyorlar ve polisler apar topar alıyorlar, götürüyorlar.

Tarihe geçsin: Kürtçe ıslık da varmış. Türkçesini sizden bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Afrin Harekâtı’nda şehit olan güvenlik güçlerini rahmetle andığına, bu harekâtı “haç ile hilalin savaşı” şeklinde anmanın doğru olmadığına, 14 şeker fabrikasının kapatılmasının son derece yanlış olduğuna, kaymakamlık sınavı sonuçlarıyla ilgili bir inceleme yapılması gerektiğine ve Halkevleri yöneticilerinin gözaltına alınmalarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Öncelikle Afrin Harekâtı’nda şehit düşen güvenlik güçlerimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz. Biraz önce iktidar partisinden bir milletvekili oradan bir kişinin yazmış olduğunu söylediği bir şiiri okudu, alkış da aldı. Düşünce özgürlüğü anlamında, duyguların Parlamentoya taşınması anlamında son derece normaldir ama son günlerde özellikle iktidara yakın köşe yazarlarında yerleştirilmeye çalışılan bir jargon var ve o şiirin içinde de tekrar ediyor: “Haç ile hilalin savaşı.” Bunu böyle çok üstten baktığınızda birtakım çağrışımlarla falan kullanmak… Ama şunu düşünelim: Bu Parlamentoda dahi üç siyasi partide gayrimüslim ve haçı dinî inancının kutsal bir değeri olarak gören, bilen, bizler açısından da hepimizin bildiği gibi semavi dinlerden biri, hak peygamberlerden bir tanesinin çarmığa gerilmesiyle sembole edilmiş bu durumda Afrin Harekâtı gibi bir harekâtı “haç ile hilalin savaşı” diyerek, ülkemizde sayıları çok az da olsa, azınlıkta da olsalar o kişilerin inançlarını şeytanlaştırarak, Parlamentoda bile üç siyasi partiden milletvekillerimizin inancının bir sembolünü bu şekilde anmak doğru değil. Bu sadece okunan şiirlerle ilgili değil, son dönemde iktidara yakın çok sayıda köşe yazarı da böyle bir kavramı simgeleştirmeyi ve algı ve olguyu birlikte örtüştürmeye çalışıyorlar. Buna hassasiyet göstermek gerekir diye düşünüyorum hele hele de en geniş mutabakatın sağlanmaya çalışıldığı böyle bir süreçte.

Şeker fabrikalarıyla ilgili… 14 şeker fabrikasından bazıları hem de bulundukları bölgenin, yörenin, ilçenin, beldenin ekonomiyi canlandıran tek unsuruyken şeker fabrikalarının kapatılmasını son derece yanlış buluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Buradaki işçilere kadro verilmiyor oluşunu son derece yanlış buluyoruz.

18 milletvekilinden oluşan bir büyük komisyon oluştu Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba’nın başkanlığında. Bugün saat 15.00’te ŞEKER-İŞ’i ziyaret ederek başlayacaklar ve yarından itibaren altı günlük bir takvim içinde Türkiye’deki 14 şeker fabrikasına giderek oradaki işçilerle buluşacaklar, oradaki halkı dinleyecekler, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki eleştirilerini, tepkisini ve oradaki halka ve emekçilere dayanışma duygularını ifade edecekler. Bunu kamuoyunun ve Parlamentonun bilgisine sunmak istiyoruz.

Bir diğer husus; kaymakamlık sınavı yapıldı Sayın Başkan, 100 kaymakam alındı. Normal bir dağılım beklenir. Trabzon’un nüfusuna baktığınızda, 81 il üzerinden düşündüğünüzde bu 100 kaymakamdan 1 ya da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapılan kaymakamlık sınavında 100 kaymakam alındı. Trabzon’un nüfusuna ve 81 il üzerinden bir dağılıma baktığınızda 1 ya da 2 kaymakamın Trabzon doğumlu, Trabzon’da yaşayan, Trabzonlu kaymakamlar olması gayet normal ama onlarca bildiri geliyor, bu kaymakamların 20’si Trabzonlu ve bu 20 Trabzonlu kaymakamın Süleyman Soylu’nun katkısıyla kaymakam yapıldığı konusunda Trabzon’da övünç var ama diğer kaymakam adayları bundan şikâyet ediyor. Buna bir bakalım, buna bir bakılması gerekiyor. Yani eğer bu kaymakamlık için gereken üstün yetenekler hamsiden dolayı gelişip de bir şekilde bir şey varsa bütün kaymakam adayları hamsi yesin ama sadece ve sadece Süleyman Soylu’dan torpil yaptırarak oluyorsa burada nerede kaldı hakkaniyet, nerede kaldı liyakat, nerede kaldı eşitlik, nerede kaldı kul hakkı? Adalet ve Kalkınma Partisi buna bir bakmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Adalet ve Kalkınma Partisinin bu işe bir bakması lazım. Biz bunu siyaseten araştıracağız, konuşacağız ama sonuçta bu haksızlık sadece Cumhuriyet Halk Partililere, sadece sosyal demokrat kaymakam adaylarına olmuyor. Ben Süleyman Soylu’nun AKP içinde nasıl yerleştiğini, yapılandığını, ileriye doğru hamleler yaptığını anlattığımda burada dinlenmişti. O günden beri bir tek şey var, Süleyman Soylu CHP’ye saldırmayı bıraktı biz bu işlerin daha fazla üzerine gitmeyelim diye ama Adalet ve Kalkınma Partisinin buna bir bakması gerekiyor.

Son olarak, bu haftanın “hayır”cısını Adalet ve Kalkınma Partisi Halkevleri olarak seçmiş. İbrahim Kaboğlu’ndan başlandı, sokakta bildiri dağıtan gençlerden İnsan Hakları Derneği yöneticilerine, 78’liler Girişimi’ne, Türk Tabipleri Birliğine… Bu hafta haftanın “hayır”cısı Halkevleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitirelim artık.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sabahleyin aldılar götürdüler, Genel Başkanları Sayın Dilşat Aktaş da olmak üzere 20’ye yakın yönetici gözaltına alındı. Suçları tek adam rejimine “hayır” demekti. Tek adam rejimine kim “hayır” diyorsa teker teker toplanıyor. Devlet, devlet gibi yönetilmiyor, bir intikam hissiyle yönetiliyor, bir had bildirme yöntemiyle yönetiliyor ve devlete yakışmaz bir şekilde “hayır”ın bütün bileşenleri tenhada kıstırılıp haddi bildiriliyor. Bu, geçmişten intikam almaktan öte gelecek seçime doğru ortaya çıkabilecek ve tek adam rejimine “hayır” demeye devam edenlere karşı bir gözdağıdır. Bunu kınıyoruz. Halkevlerinin yanındayız. Halkevlerine yapılan zulmü ve bundan sonra yapılacak her türlü baskıyı şiddetle kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum .

Sayın Turan, buyurun.

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 22 Şubat mimar Turgut Cansever’in ölümünün 9’uncu, 23 Şubat gençlik liderlerinden Metin Yüksel’in uğradığı bir saldırıda hayatını kaybetmesinin 39’uncu, 24 Şubat Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi’nin Hakk’a yürüyüşünün 2’nci, 22 Şubat Albay Talat Aydemir’in öncülüğündeki darbe girişiminin 56’ncı yıl dönümlerine, Volkan Konak’ın sahne aldığı bir barda yaşanan olaydan sonra sosyal medyada yapılan bazı paylaşımlara ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum, yasama faaliyetleri açısından başarılı bir gün geçmesini diliyorum.

Bugün usta mimar Turgut Cansever’in ölümünün yıldönümü. Sıradan bir mimar olmanın çok ötesinde mimarlığın felsefesi üzerinde kafa yormuş özel bir şahsiyet, özel bir mimar Turgut Cansever. Dünyada 3 kez Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü almış tek kişi kendisi. Beyazıt Meydanı’nı tasarlayan, mimari bir örnek olarak gösterilen Türk Tarih Kurumunun projesini hazırlayan bir mimar kendileri. Cansever’in mimarlık anlayışı günümüze hâlâ ışık tutuyor. Bu vesileyle, Turgut Cansever’e bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Şubat 1979’da gençlik liderlerinden Metin Yüksel Fatih Camisi avlusunda uğradığı bir saldırı sonucunda hayatını kaybetti. Bu süre içerisinde önde gelen bir gençlik lideriydi. Gençlik çatışmalarının yoğun olduğu bir dönemde sağduyunun sesi olmuştu ancak ne yazık ki Fatih Camisi avlusunda karanlık ellerin saldırısı sonucunda şehit oldu. Ben tekrar Metin Yüksel’e Allah’tan rahmet diliyorum.

Aynı şekilde, iki yıl önce 24 Şubat 2016’da ömrünü ilme adamış, evini medrese yapmış, Bediüzzaman’ın talebesi, büyük âlim Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi’nin Hakk’a yürüyüş yıl dönümü. Bir kez daha sevenlere başsağlığı dileklerimi iletiyorum, Allah rahmet eylesin diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün tarihin yapraklarına baktığımızda enteresan bir olayın yıl dönümü olduğunu gördüm. Bugün Albay Talat Aydemir’in öncülük ettiği darbe girişiminin yıl dönümü. Bundan tam elli altı yıl önce 1962 yılında Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir meşru Hükûmete karşı bir darbe girişiminde bulundu. Komutanlığını yaptığı okulun öğrencilerini ön plana sürerek Hükûmeti düşürmeye çalıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ancak darbe girişimi başarısız kalarak ordudan tasfiye edildi. Dönemin iktidarı tarafından Talat Aydemir affedildi. Bu olaydan tam bir yıl sonra Aydemir tekrar bir darbe girişiminde bulundu. Bu durumun yol açtığı sonuç oldukça ibret vericidir. Demek ki bir anlamda darbecilik bulaşıcıymış. “Darbecileri affedelim, daha yumuşak davranalım.” diyen arkadaşlarımıza, 15 Temmuz sonrası süreçte yaşanılan bu konudaki bazı olumsuzlukları hatırlatmayı bir görev biliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine dün akşam geç saatlerde Volkan Konak’ın sahne aldığı bir barda silahların patladığı, yaralanmaların olduğu gündeme getirildi. Özel güvenlik görevlileriyle muhtemelen sarhoş olan bir kişi arasında bir tartışma söz konusu oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fakat çok ilginç, bu menfur olaydan hemen sonra daha ilgili şahsın açıklaması yokken, kimsenin somut bilgisi yokken birçok eski ve yeni milletvekilinin maalesef sağduyuyu ifadesi etmesi gerekirken, halkı teskin etmesi gerektiği düşünülürken bir baktık ki sosyal medyada çok sayıda vekil olayı “Atatürkçülere saldırı var.” “Vatanseverlere saldırı var.” “Volkanlar yılmaz!” şeklinde hiç gereği olmayan bir gerginliğin başlangıcı hâline getirdiler. Allah’tan ki ardından Volkan Konak çıktı, konunun kendisiyle ilgili olmadığını ifade etti.

Ben tüm vekillerimize bu konuda daha hassas davranmalarını, toplumu kutuplaştırma ithamında bulunanların daha da hassas davranmasını salık veriyorum kendilerine.

Bir de Sayın Başkan, az önce kaymakamlık sınavıyla ilgili sayın grup başkan vekilinin bir tespiti oldu. Bir defa, kaymakamlık sınavı tarzı sınavlar -bir kariyer mesleğidir- kariyer sınavıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayalım artık.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunların nasıl yapıldığı, imtihan usulleri, mülakat usulleri, hepsi kayıt altındadır, hepsi bellidir. Dolayısıyla, bir kariyer mesleğe girerken kişiyi memleketine göre, nüfusun büyüklüğüne göre alma veya almama tarzı bir kriter yoktur. Bununla ilgili daha hassas olmak gerektiği kanaatindeyim.

Revize etmek istediğim son bir konu da şudur: Şiirde geçen haç ile hilalin gündem olması bir rahatsızlık gibi ifade edildi. Oysa bu iki ifade bir tarihî sembol olarak kullanıldı. Tabii ki biz Suriye’deki meselenin bir terör meselesi olduğunu, Türkiye’nin kendi güvenliği için bunu yaptığını, ifade edildiği gibi haç-hilal vesair tarzı bir tartışmadan kaynaklanmadığını ifade etmek istiyorum. Derdimiz, isteğimiz Türkiye’nin güvenliğinin sağlanması, terör faaliyetlerinin son bulmasıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, küçük bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun Sayın Özel.

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve 22 Şubat mimar Turgut Cansever’in ölümünün 9’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu haç-hilal meselesinde dediğimiz basit. Kahraman Mehmetçik’in… Askerlik görevini yapan, bedelliyi tercih etmeyen, askerden kaçmayan, çürüğe ayrılmayan ama dini Hristiyanlık olan, haççı kutsal olarak boynunda taşıyan Mehmetçik’imiz de var, bunu da bilmek lazım, bunu da görmek lazım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynen, buna bir itirazımız yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Haç ile hilalin savaşı.” diyerek birilerinin gönlünü kırmamak lazım. Hilalle kimsenin bir sorunu yok ama bu ülkenin vatandaşlarının içinde Hristiyan vatandaşlar var ve o haççın da ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu konuda sadece bir uyarıda bulunduk, bunda rahatsız olacak bir şey yok.

Turgut Cansever’i anmayı ben atladım, Sayın Başkana teşekkür ediyoruz. 1958’de Beyazıt Meydanı’nı tasarladı. Turgut Cansever’in kurucusu olduğu vakıf, Ev ve Şehir Vakfı, geçtiğimiz yıllarda Adalet ve Kalkınma Partili belediye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ...Turgut Cansever’in tasarlamış olduğu o Beyazıt Meydanı’nın ruhuna uygun olmayan tahribatlar yarattığı için de suç duyurusunda bulundu, bunu da hatırlatmış olayım.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Turgut Bey’i anmaya engel bir durum değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, böylece gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 22/2/2018 tarih ve 2679 sayıyla Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Erzurum ilinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin araştırılarak Erzurum ekonomisinin kalkınmasına ilişkin alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/2/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/2/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Erhan Usta

                                                                                 Samsun

                                                                MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Şubat 2018 tarih, 2679 sayıyla TBMM Başkanlığına MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın, Erzurum ilinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin araştırılarak Erzurum ekonomisinin kalkınmasına ilişkin alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği, Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 22/2/2018 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde öneri sahibi olarak Erzurum Milletvekili Kamil Aydın konuşacaktır.

Sayın Aydın, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasama olarak ülkemizin genel sorunlarına yoğunlaşmanın yanı sıra, aynı zamanda vekili olduğumuz ilimizin sorunlarını ve sıkıntılarını dile getirmekle de mükellefiz. Bu bağlamda, vekili olduğum Erzurum’un özellikle ekonomik alanda yaşadığı sıkıntıları dile getirmek, Erzurum halkının sesi olmak bizim siyasi ve aynı zamanda ahlaki bir sorumluluğumuzdur. Tabii, bunu yaparken yapıcı bir muhalefet üslubu da şiarımız olacaktır. Yani kastımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek özdeyişine matuf olarak ilimizi daha müreffeh yapıya kavuşturma noktasıdır.

Bu anlamda sözlerime somut bir hatıramla başlamak istiyorum. Yıl 2008, Genel Başkanımız Doğu Karadeniz üzerinden istişare toplantısı için Erzurum’a geldiğinde, yapılan yolların takdire şayan olduğunu belirtmiş ve yapılan iyi şeylere iyi dememiz gerektiğini söylemişti. Gerçekten, Erzurum’un gerek batıya gerekse Doğu Karadeniz’e açılan güzergâhında yapılan kara yollarından dolayı biz, Erzurum halkı adına Sayın Başbakan Binali Yıldırım Bey’e teşekkür ediyoruz, teşekkürlerimizi sunuyoruz ama aynı Başbakanımızın Başbakanlığının ilk aylarında TOBB’daki bir toplantıda dile getirdiği bir şey vardı, onu da ifade etmek istiyorum. Aynen şöyle demişti: “Yerel yönetimler ticari faaliyetlerinden elini eteğini çeksinler.” Gerçekten bu bir direktifti ve uyarıydı -maalesef Erzurum ölçeğinde birçok ilde belki benzer sıkıntılar vardır- ama yerel yönetimlerin özellikle inşaat sektörüne, gerçekten küçük bir lokma kabîlinden olan bir sektöre el atması çok da kabul edilebilir bir şey değil. Niye? Çünkü bölgenin dinamiklerinin en önemlisi. Dolayısıyla Erzurum’da çalışanlar işçi olarak, müteahhit olarak, taşeron şirket olarak zor günler yaşamaktadırlar. Hâlbuki yerel yönetimlerin öncelikli olarak ağır aksak işleyen kentsel dönüşüme ve altyapı hizmetlerine yoğunlaşması gerekir.

Şimdi, yine Sayın Cumhurbaşkanının 30 Eylülde Erzurum’u ziyareti esnasında dile getirdiği, bizim de burada hemfikir olduğumuz birtakım sorunlar var, onları da çok kısaca özetlemek istiyorum. Bunların en önemlisi -bir kere, gösterilen hedef şuydu- “Erzurum’un ticari kalkınma olarak hedefi 10.” diye Sayın Cumhurbaşkanı belirtmiş -hâlihazırda bulunduğu nokta 45’inci sırada- ve bu konuda bir uyarı yapmış: “45’te olan bir Erzurum değil, 10’da olan bir Erzurum hedefiniz olmalı.” Ve bunların da alt başlıkları aynen benim çıkardığım listeler şeklinde ifade edilmişti o toplantıda.

Neydi bunlar? Burada zaman zaman tartışmalara da neden olan bir doğal gaz sıkıntımız var. Gerçekten, ÖTV ve KDV noktasında bir sürü sektörde toplumun çok küçük, mikro bir grubunu ilgilendiren bir meselede gösterdiğimiz hassasiyeti… Toplumun çok büyük çoğunluğunun, özellikle fakir fukaranın muhatap olduğu bir sektörde ÖTV, KDV indirimi kaçınılmazdır çünkü altı ay bunu yakmakla mükellef bir coğrafyadan bahsediyoruz.

Öte yandan, yine, havaalanımız gerçekten bu aralar çok rötar yapmakta ve Erzurum’un içinden havaalanına gidildikçe soğuk bir 8-10 derece daha fark ediyor. Bir körük ihalesinin bir an önce yapılıp -gerçekten günübirlik seyahat eden bir sürü insanımız var, yurt dışı seyahatleri oluyor- oraya bir kapalı otopark yapılması konusunda hassasiyet bekliyoruz.

Bu cazibe merkezleri projesini çok alkışladık, çok destek verdik ama maalesef, sanki bir akamete uğratıldı, sanki bir kenara bırakıldı. Bunun bir an önce hayata geçirilmesi noktasında da hassasiyet bekliyoruz.

Tarım ve hayvancılık konusunda bölge zaten zor durumda, gerçekten ekstraları bekliyor. Yılda bir ürün alan bir çiftçinin hiç değilse sulama sorunu olmasın. Göletlerimizin, barajlarımızın bir an önce yapılması noktasında da hassasiyet bekliyoruz.

Öte yandan, yüksek hızlı tren noktasında, gerçekten, Erzurum artık hiçbir bahaneyle günü geçirilerek ihmal edilmesin. Biz, hiçbir mazeret kabul etmeden Erzurum’a kadar yüksek hızlı tren bekliyoruz ve istiyoruz.

Öte yandan, çok küçük bir parantez de o güzide ilçemiz Ilıca için açmak istiyorum. Sayın Ilıcalı burada, bunu hep birlikte yapacağımıza kanaat getiriyorum. Ilıca’nın bir an önce o tarihî, o geçmişi yüksek… Erzurum’un ilk yerleşim alanıdır; Garaz diye milattan önce 4000’inci yılda yerleşim alanı olan bölgenin adının değiştirilmesini, bir an önce bir iadeiitibar şeklinde verilmesini istiyoruz.

Yine, bu bölgede gerçekten TOKİ’den dolayı mağdur olan… “Efendim, yapılanlar yetmedi, yenisinden vereceğiz.” dendi, çok güzel ama yenisinin maliyeti yüksek tutuldu, onlardan alınan para azdı, o değer kazanmadı ama yeni ücretlendirme çok yüksek, bu konuda indirim istiyor Ilıca halkımız.

Son olarak da şeker fabrikası…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – Ben yine özür dileyerek…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Ilıca Şeker Fabrikasından çok talep var; gerçekten ata mirasımız, yadigârımız.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Mustafa Ilıcalı ne diyor, o önemli.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Bakın, Erzurum’da bir açılışta Sabancı’nın, rahmetlinin söylediği bir cümlesi vardı, üniversiteye bir ilkokul yaptırılmıştı, açılışında şu cümleyi kurmuştu: “Erzurumlular, benden fabrika istemeyin. Ben ancak buraya sanayici olarak böyle hayır hasenat işiyle okul yaparım. Niye biliyor musunuz? Bu bölgeye yatırım niye gelmez Marmara’dan, batıdan? Çünkü yatırımcı 1 koyup 5 alacağı, 10 alacağı yere yatırım yapar, Erzurum’da böyle bir potansiyel yok.” Bu gerçeği de bu acı gerçeği de dikkate alarak ben diyorum ki: Bari kamu yatırımları noktasında pozitif bir ayrımcılık göstererek Erzurum Şeker Fabrikasına dokunmayın; oranın işçisine, şeker pancarı üreticisine, oranın nakliyecisine, ne olur, buradan bir müjdeli haber verme noktasında Erzurum Milletvekili olarak bir araya gelip bir teklif şeklinde destek olalım diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ilk söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

MHP, grup önerisinde Erzurum ilimizin sorunlarını ifade etti. Ben de bir kez daha buradan Erzurumlu vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Aslında bu önergenin kapsamının daha geniş tutulması gerektiğini düşünüyorum çünkü Erzurum ilimiz için ifade edilen sorunların benzerinin aslında diğer illerimiz için de geçerli olduğunu ifade etmek isterim. Özellikle Muş, Ağrı, Bitlis, Iğdır ve Ardahan illerimizde de benzer sorunlar var. Dolayısıyla bu önergenin kapsamının bu illeri de kapsaması ve daha detaylı bir araştırmanın yapılmasını da grubumuz adına öneriyorum çünkü bu illerin de gerçekten çok ciddi sorunları ve sıkıntıları var.

Özellikle benim seçim bölgem yani Ağrı ilimizde de benzer sıkıntıları çokça ifade ettim. Aslında burada da Genel Kurulda Ağrı’nın sorunlarına dair çokça söz aldım ama ben hem Erzurum’a yakınlığı hem de sorunlarının benzerliği açısından da bir kez daha burada Ağrı ilimizin sorunlarını da ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Ağrı aslında bir tarım kenti olarak bilinirdi. Şeker pancarı yıllarca Ağrı halkının aslında temel geçim kaynağıydı. Önce doğu teşvik primi kaldırıldı, ardından da 2014 yılında da şeker alımı durduruldu. Yani dolayısıyla bu kararlarla birlikte, aslında Ağrı halkı temel geçim kaynağından yoksun bırakıldı. Bugün Ağrı’da her yıl tam 30 bin kişi diğer illere göç etmek zorunda kalıyor. Bu aslında tamamıyla ekonomik bir göç; nedeniyse, aslında tarım kenti olan Ağrı’da tarımın bitirilmesiyle yakından ilgilidir.

Açıkçası, Ağrı’da kırk yıldır yapılan temel hizmetlerden bir tanesi de Ağrı Şeker Fabrikasıydı ama bu büyük şeker fabrikalarının satılmasından sonra aslında sıranın Ağrı’ya geleceğini de bizler biliyoruz. Yani iki yıldır şeker fabrikasının aslında Ağrı halkı açısından nasıl büyük bir önem arz ettiğini çokça ifade etmeye çalıştık, hem Meclis Tarım Komisyonuna dilekçelerle başvurduk hem ilgili kişilerle görüşüp raporlar hazırladık hem de Genel Kurulda aslında çokça ifade ettik. Gelen tepkiler üzerine aslında geçen dönem AKP, şeker fabrikasında şeker alımının başladığını müjdeledi ama bu şeker fabrikalarıyla ilgili karardan da anlaşılacağı gibi bunun da aslında çok kalıcı bir karar olmadığı, kalıcı bir politika olmadığı da gözler önüne serildi. Daha önce, biliyorsunuz, Ağrı’daki şeker fabrikasında taşınmaz mallar satıldı aslında bir günde fabrikanın tamamıyla kapatılacağı gündemde. Dolayısıyla, bu şeker fabrikalarının satışı gündeme geldiğinden itibaren, Ağrı’da tarımla uğraşan halkımızda aslında ciddi bir kaygı var, ciddi şekilde bu konuyla ilgili bir muhalefet de yükselmiş durumda. Onun için de bu şeker fabrikalarının satımına ilişkin politikanın da… Özellikle Ağrı başta olmak üzere diğer illerimiz için de bir an önce bu karardan vazgeçilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) - Bitti mi?

BAŞKAN – Çabuk bitiyor sayılı dakikalar.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) - Yani değerli arkadaşlar, aslında Ağrı ilimiz de sosyoekonomik gelişmişlik açısından 81 il arasında 79’uncu sırada. Bunun sorumlusu, diğer illerimizle birlikte Ağrı’daki bu sorunların temel sebebi elbette ki Ağrı halkı değil, AKP iktidarı ve çözümsüz politikaları olduğunu da ifade etmek isterim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gruplar adına ikinci söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Plan ve Bütçe Komisyonundaydım. Değerli Grup Başkan Vekilim Özgür Özel “Erzurum’un sorunlarıyla ilgili bir önerge var, konuşmak ister misin bir Ankaralı Erzurumlu olarak?” deyince Erzurum’da sorun mu yok, tabii ki konuşurum dedim. Hakikaten, Erzurum’da temmuz ayında kar yağmış da bir Erzurumlu nine şöyle demiş: “Yağar tabii, sahipsiz memleket.” Erzurum biraz sahipsiz bir memleket hakikaten. (CHP sıralarından alkışlar) Erzurum’a sahip çıkmamız lazım hep beraber.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, sadece o il, bu il değil de bu iktidar döneminde bir mantalite var. Bakın, yap-işlet-devret yatırımlarını da ele alalım, yap-işlet-devretle yapılan yatırımların -ki yap-işlet-devretle en az bütçeye dâhil olanlar kadar yatırım yapılıyor, hatta daha fazla- yüzde 60’ı -bakın rakamlara- İstanbul ve çevresine yapılıyor, yüzde 60’ı yapılmış. E, İstanbul ve çevresine siz yatırımların yap-işlet-devret de dâhil olmak üzere yüzde 60’ını yaparsanız o zaman Erzurum ne yapsın, Anadolu ne yapsın? Onun için sıkıntı var. Erzurum 1970’lere kadar Türkiye’nin en büyük 6-7 vilayetinden biriydi, gerçekten öyleydi; bugün, bilmiyorum, 60’ıncı mıdır, daha mı gerilerdedir, o kadar geriledi. Yani Erzurum’un sorunları -değerli hocam çok haklı olarak dile getirdi- çok önemli bir konu; bu, Anadolu’nun sorunlarında da ayrılamaz, çok çok önemli. Bu konuyla ilgili olarak hakikaten bu Meclisin ayrı bir çalışma yapması lazım çünkü bu sadece Erzurum’un sorunlarını çözmek olmayacak; bu, bütün Anadolu’nun sorunlarını çözmek olacak, gelir dağılımının yeniden düzenlenmesi olacak. “Anadolu’nun sorunları” deyince göç sorununun çözümü olacak; “göç sorunun çözümü” deyince güvenlik sorunun çözümü olacak, birçok ekonomik sorunun çözümü olacak.

Bakın, cumhuriyet, Erzurum’a bilinçli olarak ilk üniversitelerden bir tanesini kurmuş, Atatürk Üniversitesini, ilklerden biridir; Erzurum Şeker Fabrikasını kurmuş, ilklerden biridir; kombinayı kurmuş. İlk büyük yatırımlar hep Erzurum’a yapılmış. Bölgesel bir kalkınma gözetilerek yapılmış bütün bunlar. Bunlar bilinçsiz yapılan işler değildi ama bu dönemde bir bakıyoruz, her şey İstanbul ve çevresine. Ve bugün İstanbul 15,5 milyona yaklaşan nüfusuyla, herkesle bağlantısıyla anormal bir yer oldu. Şimdi de İstanbul’u dengelemeye çalışıyoruz, giriş-çıkış yasaklansın diye zaman zaman düşünüyoruz. Dolayısıyla, bu sorunun, gerçekten “Erzurum sorunu” deyince Türkiye'nin sorunu olarak ele alınması gerekir.

Değerli Başkanım, herhâlde bir dakika ilave edeceksinizdir Erzurum’un sorunlarını anlatabilmem için.

BAŞKAN – Tabii, Erzurum Dadaş diyarı.

Buyurun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Özellikle Doğu Anadolu Projesi’ne (DAP) bakıyorum, her sene mesela 100 milyon liralık bir yatırım öngörülmüşse 10 milyon lira kullanılmış. Bakın, geriye dönük DAP Projesi’nin bütün ödeneklerine bakın, kullanılmıyor; ayrılan ödenek bile onda 1 oranında ancak kullanılıyor. Anlamak mümkün değil. Sayın Bakana “Bu nedir? Niye böyle?” dedim. “İlgili müdürler kullanmıyor.” Böyle bir bahane olamaz, gerçekten olamaz. Bir garabet var.

Bu Erzurum Şeker Fabrikası, kapatılması düşünülen 14 fabrikadan biri. Bunun tekrar ele alınması lazım, biz yukarıda görüşüyoruz.

Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu çok önemli. Bunun Ovit Tüneli’yle birlikte ele alınıp demir yolunun Erzurum’a muhakkak bağlantısının yapılması lazım, bağlantısı olması lazım hem denize açılması hem de diğer ülkelere, uluslararası açılıma açık olması için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Süremiz bitti.

Herkese saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kuşoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, aynı zamanda son konuşmacı Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı.

Sayın Ilıcalı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen üç dakikada toparlayalım.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna, Erzurum’un gündeme gelmesine vesile olduğu için çok teşekkür ediyorum. Tüm partiler adına Erzurum’umuzla ilgili konuşma yapan konuşmacılara da teşekkür ediyorum.

Bülent Bey, şunu belirtmek isterim ki: Erzurum’un sahipsizliği 2002’den önceydi. Artık Erzurum çok sahipli, bunu da halka sormak lazım. Gidip Erzurum’da konuşursanız, anket yaparsanız, seçimlerde alınan sonuçlara bakarsanız sahipsiz değil çünkü Erzurum’un çok önemli sahipleri var. Sayın Cumhurbaşkanımız için, Sayın Başbakanımız için, Hükûmetimiz için, ayrıca Milliyetçi Hareket Partisi için, CHP için, biliyorum ki her parti için Erzurum önemli. Burada tabii süremiz çok kısa. Buradaki eleştirileri de Değerli Vekilim, Değerli Dostum Kamil Bey yapıcı bir şekilde ortaya koydu. Ben de yapıcı bir şekilde bunlara cevap vereyim.

Hemen Erzurum Havaalanı’ndan başlayalım. Size müjdeyi verebilirim, belki bilginiz olmayabilir. Erzurum Havaalanı hakkında CAT3 çevrilmesine Ulaştırma Bakanlığımız karar verdi. Başbakan Yardımcımız ve milletvekillerimizin girişimiyle sıfır görüşte bile uçaklar inecek.

Onun haricinde, 12 Nisanda Erzurum’a Cumhurbaşkanımız öyle bir müjde verdi ki 2026 Kış Olimpiyatları adayı. Bu, çok önemli bir organizasyon. Biraz önce de Spor Bakanımız buradaydı. Milyarlık yatırımlar olacak. Daha önce Universiade’da 1 katrilyona yakın bir yatırım oldu. Daha sonra EYOF’ta yatırımlar yapıldı. Şu anda da dillendirilen 4 şehirden 1’isi Erzurum. Bu manada da bu olimpiyatların Erzurum’a getirisi çok çok önemli.

Diğer taraftan, Erzurum çiftçisinin sayesinde… Burada bakın MHP milletvekilleri de çok gündeme getirdi, onlar konuyu getirdiği için Hükûmetimiz çiftçilerin borçlarını erteledi, yapılandırma yaptı. Bunlar Erzurum çiftçileri sayesinde oldu. Bundan dolayı da Erzurum çiftçilerine bu desteği veren Hükûmetimize çok teşekkür ediyorum.

Diğer taraftan, şimdi “Erzurum’un ulaşımı” deyince ben de Türkiye genelinde ulaşımda, burada Mecliste bulunan çok kişiden fazla uğraşan bir kişiyim. Şu anda Erzurum… Üç hafta önce geçtim, gelin, hep beraber gidelim. Ovit, 1 tüp olarak açıldı. 15 kilometre, 2 gidiş, 2 geliş; 1,5 katrilyon lira Sayın Vekilim. Bizim 1 milyar lirayı almak için IMF’den neler çektiğimizi biliyorsunuz. Dolayısıyla da deniz Erzurum’a bağlandı. Sadece Ovit’le mi oldu, olacak? Hayır. Ondan önce Kırık Tüneli, Dallıkavak Tüneli, Tekman Tüneli’yle kuzeyi güneye bağlıyor.

Yine, Bülent Bey’i Erzurum’a götürmemiz lazım muhakkak. Şu anda Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu’nu bağlayacak muazzam bir proje. Kars’tan Erzurum, Erzincan; Marmaray… Yani Pekin’le Londra’yı bağlayan… Hızlı tren projeleri ha bire ihale ediliyor. Şu anda Erzurum-Erzincan Hızlı Tren Projesi ihale edildi, Erzincan-Kars devam ediyor.

Dolayısıyla, şu anda, Değerli Vekilim, Erzurum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

Buyurun Sayın Ilıcalı.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bir beş dakika vermeniz lazım, 3 kişi eleştirdi, 1 kişi cevap veriyor.

BAŞKAN – Vallahi, beş saat versem bile yapılanları anlatmaya süre yetmez, o kadar çok şey yapılmış ki.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Ben, diğer grupların yerinde olsaydım, Erzurum’la ilgili bana bir söz verilseydi anlatırdım, çözümleri de samimi olarak, siyasetten uzak, daha çok katkı sağlardım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Mustafa Bey, onlara teşekkür ettik yapılanlara; eksiklere gel.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bu arada, içimiz dışımız, hepimiz Başbakan yardımcımız, milletvekillerimiz, her şey Erzurum. Burada Mehmet Metiner Bey oturuyor. Özelimizden bile, WhatsApp grubundan -kendimizi tutamıyoruz- Erzurum’la ilgili bilgiyi paylaşıyoruz.

Sabah, Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş Bey’le beraber -burada bazı vekillerimiz de vardı- kış turizmini nasıl geliştirebiliriz… Kış turizmini termal turizmle geliştirmek için, Karayollarının yapmış olduğu Ilıca’dan Konaklı’ya 16 kilometrelik yola teşekkür ediyoruz. Turizm Bakanlığının yapacağı yeni otel için...

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Ilıcalı, sözün özü şu: Şeker fabrikası kapansın mı kapanmasın mı? Sonuç ne olacak?

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Şeker fabrikası için de son cümlem şudur: Şeker fabrikasına en büyük kafa yoran Erzurum ve Erzurum milletvekilleridir. İki gün önce Erzurum Ticaret ve Sanayi Odasında tüm STK’lerle toplantı yaptık…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sonuç?

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Sonuç şudur: Erzurum Şeker Fabrikasını, Erzurumluların içinde bulunduğu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – …tüm çiftçilerin beraber olacağı çok ortaklı bir kooperatif ve çok ortaklı bir yapıyla alıp… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Ilıcalı.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Önemli olan, Erzurum Şeker Fabrikasının iyileştirilmesidir. Erzurum Şeker Fabrikasını, Allah gani gani rahmet etsin, Menderes Erzurum’a hediye etmiş.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Siz de kapattınız!

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Biz de bundan sonra Erzurumlular olarak bu fabrikanın daha iyi nasıl gelişebilir, onun için kafa yoruyoruz.

BAŞKAN – Evet, bir dakika da böyle geçti Sayın Ilıcalı.

Erzurum büyük şehir, güzel şehir, hizmetin en güzelini hak ediyor.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Son cümlem de şu: Sayın gruplarım hiç endişe etmeyin, Erzurum emin ellerde, Erzurum’un sevenleri sizler gibi çok çok fazla.

Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Bütün Erzurumluları biz de saygıyla selamlıyoruz.

Sayın Özel, buyurun lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın MHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, önemli bir önerge, üzerinde konuşan herkes olumlu katkılar sağlıyor ama ben, Sayın Ilıcalı’ya şunu söylemek istiyorum: Sakın böyle bir yola gitmeyin. Biz Manisa’da bunu yaptık. Daha doğrusu, Manisa’da bu yapıldı, biz karşı çıktık ve haklı da çıktık. Manisa’mızın bir Sümerbank’ı vardı, biz özelleştirilmesine karşı çıktık, dediler ki: “‘Ortak girişim grubu’ diye bir şey kuracağız, Manisa’nın malı Manisa’da kalacak.” Ortak Girişim Grubu, Özelleştirme İdaresinden ucuza burayı aldı, yabancı “Redevco” diye bir şirkete hem de aldığının 10 katı fiyata yarısını falan sattı. Daha sonrasında mahkemeler, mahkemeler… Sizin o dönemdeki Belediye Başkanınız -Ortak Girişim Grubunun başını çeken kişi- ve çok sayıda Adalet ve Kalkınma Partili siyasi… Hep burada şu dendi önce: “Mahkemedeki konu konuşulmasın.” Mahkeme bitti, hapis cezası yattılar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …birer ay, 75’er trilyon -o zamanki parayla- ağır para cezasına çarptırıldılar bir gün hesabı. Şimdi mahkeme onu bozuyor bozmuyor, birtakım tartışmalar… Sümerbankın yerinde yeller esiyor. Sümerbankı hurda fiyatına aldılar, sattılar, biçtiler, yaptılar; ne Sümerbank kaldı ne kentin yararı kaldı. Öyle şeker fabrikasının arkasından -siz çok iyi niyetli konuşuyorsunuz, ona bir şeyim yok- ağzınız açık kalır, bakarsınız; olan garibana olur, Erzurumluya olur.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Rahat olun, rahat; çok rahat olun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Birilerine peşkeş çekilir…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ona müsaade etmeyiz, rahat olun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …o peşkeşin şehvetine kapılan birileri de bedel öder, tarih önünde de kanun önünde de hesap verir. Fabrikanıza sahip çıkın, başka bir şey yapmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Başkanım rahat olun, hem siz rahat olun hem 80 milyon rahat olsun, biz gereğini yaparız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aydın…

24.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Erzurum’da şeker fabrikasının önemli bir yatırım olduğuna ve Erzurum için destek beklediklerine ilişkin açıklaması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, ben konuşmamın başında zaten ulaşımla ilgili, kara yolu ulaşımıyla ilgili gerek Genel Başkanımızın teveccühlerini, teşekkürlerini gerekse bizim Erzurum halkı adına teşekkürlerimizi söyledim. Zaten muhalefet şiarımız bu bizim yani yapılan güzel şeye güzel deriz ama eksikleri de gündeme getirmek lazım. Eksiklerle ilgili bir şeyler istiyoruz.

Sabancı’dan örnek verdik. Bir okul açılışında dedi ki: “Buraya yatırım olmaz; 1’e 5 alamazsa, 10 alamazsa sanayici gelmez.” Dolayısıyla burada… Batı toplumlarında da gelişmiş toplumlarda da var. Orada sosyal devlet olmanın gereği yapılır, oraya gerçekten kamu ekstra birtakım kolaylıklar götürür.

Şimdi, Erzurum’da esnaf, sanayici küçük çaplı zaten ve 1 koyup yarım alan insanlar, 1 koyup 1’i zor alan insanlar. Şimdi, bunun gerçek olduğu bir süreçte… Tarım, tamam, yılda bir ürün alıyor ama şeker pancarını sulayamıyor. Hayvancılık yapıyor, altı ay içeride tutuyor. Buna ekstra bir şey gerekir. Biz de dedik ki buradan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz. Meramınız anlaşılmıştır Sayın Aydın.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Son bir cümle, rica ediyorum.

BAŞKAN – Peki, son cümleniz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Yani eksikleri söyleyelim ki yolumuza iyi bakalım.

Gerçekten şeker fabrikası orada çok önemli bir yatırım çünkü çok boyutlu yani üreticisi de var… Oraya gelen adam… Köylü şundan korkuyor, çok net söylüyorum: Orada bir kota var, o kotayı, şeker fabrikası özelleştirilip, arazisi ve kotası başka bölgelere kaydırılıp… Rekabet gücü yok Erzurum’un. Ağrı’nın da öyle, bölgedeki Muş’un da öyle, Erzincan’ın da öyle. Bunu ifade ettik, bu konuda yardım istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Başkanım, çok kısa cevap verebilir miyim?

BAŞKAN – Sizin yapıcı ve ince, zarafetli muhalefetinize son derece yapıcı ve ince cevap verecek Sayın Ilıcalı.

Buyurun.

25.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ben zaten, çok acayip memnunum, bütün partiler Erzurum’u konuşuyor, önerilerde bulunuyor. Sayın grup başkan vekilimize, değerli kardeşim Kamil Bey’e teşekkür ederim.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Erzurum’un sıkıntılarını söylüyorum.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Şunu açıklamak isterim ki -eğer özelleştirmeye ait ilanı da okuduysanız- buradaki amaç şu: Bugün bu fabrikalar zarar ediyor. Bu fabrikalar bu şekilde devam edebilir, iyileştirilebilir ama iyileştirmedeki en önemli şey şudur: Çiftçinin asla dışında olamayacağı, çalışanın zarar görmeyeceği, burada değerli grup başkan vekilimin ve sizin söylediğiniz endişelerin olmayacağı… Geçmişteki yaşanmışlar göz önüne alınarak bunun üzerinde kafa yoruyoruz. Bu yönde önerisi olan… Sizi de toplantılara davet ederiz -Erzurumda iki gün önce yaptık- buyurun gelin, herkes fikrini koysun. Aklın yolu birdir, buradan doğru sonuç çıkar.

Erzurumlular, Ilıcalılar buradan beni duysunlar, hiçbir şekilde bir zarar görmeyeceksiniz. Eğer daha iyi şartlar oluşursa bunları da sizlerle istişare edeceğiz. Emin olsunlar diyorum.

Tekrar, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ilıcalı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bursa Merinos işçilerine de öyle demişlerdi, yavrum, hepsi işsiz şu anda!

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Usta, size de 60’a göre söz veriyorum, buyurun.

26.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, şeker fabrikalarının özelleştirilme meselesi üzerinde çok iyi düşünülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, bu şeker fabrikalarının özelleştirilmesi konusu önemli bir konu. Özellikle şeker üretimi konusuna iyi bakmamız lazım Türkiye’de. Yani özelleştirmeye karşı olmak belki doğru değil ancak şeker fabrikalarının daha da özel bir konumu olduğu için, işin çiftçiyi ilgilendiren boyutu var, özellikle doğudaki şeker fabrikalarının doğunun kalkınması açısından önemi var. Yani buradaki bu fabrikaların tam kapasiteyle çalışmasının bir defa sağlanması lazım her ne yapılacaksa. Bu ortak, böyle çok ortaklı şeyler… Bakın, biz onun sıkıntısını Suluova’da çekiyoruz. Şu anda bizim o bölgede pancar üretimi kaldı yani pancar üretimi yapılmıyor çünkü fabrikanın belirsizliği var, para ödeyecek mi, ödemeyecek mi, zararda, kayyum var, şu var, bu var.

Bizim diğer bir sıkıntımız: Çarşamba Şeker Fabrikası var, fabrika daha yeni fabrika ve belki de Türkiye'nin en ayrıcalıklı fabrikası, şu anda fabrika kapalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

ERHAN USTA (Samsun) - Dolayısıyla ben buradan Hükûmete seslenmek istiyorum. Hakikaten bu şeker fabrikalarının özelleştirilme meselesi üzerinde çok iyi düşünülmesi gerekir. Yani şimdi bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması hususu var, tarım sektörü boyutu var yani istihdam boyutu, zaten onlar var, üretim boyutu var, gelir dağılımı boyutu var. Bu anlamda, bu konunun iyi çalışılması lazım. Şimdi, bir adım atıldıktan sonra geri dönüşü zor oluyor. Bu konuda ben daha dikkatli davranmaya davet ediyorum Hükûmeti.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, Sayın Kuşoğlu, size de söz verelim, bağlayalım, bitirelim sözü.

Arkadaşlar, bakın, bugün son derece geniş davranıyorum, sabrımı zorlamayın lütfen.

Sayın Kuşoğlu, buyurun.

27.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, meselenin sadece Erzurum değil bölgesel bir konu olarak ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Önemli bir konuyu samimi olarak herkes dile getirdi. Tabii ki Ilıcalı Hocam da savunma durumunda kaldı iktidara mensup bir milletvekili olarak ama Erzurum’un sorunlarının olduğu, bu sorunların çözülmesi gerektiği de çok açık. Sadece konuşmakla kalmayalım, gerçekten bu önerge kabul edilsin, hep beraber bu konuyu… Ben de konuşmamda ifade ettim, sadece bu konu Erzurum değil, bölgesel bir konu. İşin gelir dağılımı boyutu var, ekonomik boyutu var, kalkınma boyutu var, bu taraflarıyla da ele alınsın, yararlı bir iş yapmış oluruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Bütün konuşmalarımı özgür irademle yapıyorum, arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, 22/2/2018 tarih ve 2679 sayıyla Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Erzurum ilinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin araştırılarak Erzurum ekonomisinin kalkınmasına ilişkin alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 22/2/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, üçüncü havalimanı inşaatının çevreye, topluma, kente ve işçilere etkilerinin tespit edilmesi ve inşaat süresince iddia edilen işçi ölümlerinin sorumlularının açığa çıkarılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/2/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/2/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                              Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                     İstanbul

                                                                             HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

22 Şubat 2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu tarafından verilen 6792 grup numaralı üçüncü havalimanı inşaatının çevreye, topluma, kente ve işçilere etkilerinin tespit edilmesi ve inşaat süresince iddia edilen işçi ölümlerinin sorumlularının açığa çıkarılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 22/2/2018 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde öneri sahibi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Garo Paylan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üçüncü havalimanı yaklaşık on yıldır İstanbul’un gündeminde. Atatürk Havalimanı’nın yetersiz kalması gerekçesiyle üçüncü bir havalimanına ihtiyaç var dendi. Bu anlamda ilk etapta Silivri tarafı gösterildi, hatta bazı planlarda üçüncü havalimanı Silivri’ye yapılacak denildi ancak oradan arazi alanlar, koşanlar şunu bilmiyordu: Başka bir plan varmış. O araziler 10 liradan 300 liraya, 500 liraya çıktı, ters köşe oldular. Birileri planlanan yere, maalesef hiçbirimizin aklına gelmeyen yere, kuzey ormanlarının tam ortasına bu havalimanı projesini koydular. Orada son beş yıldır, altı yıldır, yedi yıldır arazi kapatanlara bakarsanız, on milyarlarca dolar rantı görürsünüz. Herkes şunu söylüyor, oradaki çiftçi, meracı diyor ki: “Ya arkadaş, birileri geliyordu, bizim arazilerimizi hep kapatıyordu, biz de anlamıyorduk, niye alıyorlar bu araziyi ki? 5 liralık yere 10 lira veriyorlardı, anlamıyorduk.” Şimdi, biz anladık arkadaşlar, o 10 liralık yerler 300 liraya, 400 liraya çıktı ama oradaki çiftçi maalesef bundan yararlanamadı, bazı rantiyeciler yararlandı.

Değerli arkadaşlar, İstanbul’umuzun akciğerine havalimanı yaptınız, yapıyorsunuz, üçüncü köprüyü de yaptınız orada ve akciğerimizin tam ortasından geçirdiniz ve şu anda arkadaşlar, rant hayalleri oraya doğru yürüyor ve İstanbul’un 20 milyon kişiye taşınması gibi bir riskle karşı karşıyayız. Zaten İstanbul şu anda yaşanmaz durumda olan bir şehir. Eğer ki bu yatırımlar da bu rant iştahı da bu şekilde sürerse -betonla, asfaltla- kuzey ormanlarımız da bunlara mağlup olacak arkadaşlar.

Şimdi, havalimanı yapıyorsunuz da bir de bunu nasıl yapıyorsunuz, ona bakalım, esas bizim önerge konumuz o. Değerli arkadaşlar, geçenlerde gündeme geldi, üçüncü havalimanı inşaatında 400 işçinin iş cinayetlerine kurban gittiğine dair bir iddia vardı. Çalışma Bakanı dedi ki: “Hayır, 400 kişi değil, 27 kişi iş cinayetlerine kurban gitti.” Değerli arkadaşlar, “27 kişi iş cinayetlerine kurban gitti.” dendiği gün, bir arkadaşımız daha iş cinayetlerine kurban gitti, ismi Gökhan Türkben; bakın, Gökhan Türkben diyorum. Bazen insanları küsurat olarak sayabiliyoruz, oysa her iş cinayetinde bir eve ateş düşüyor arkadaşlar. Oldu 28, resmî rakamlar bunlar. Çünkü şöyle iddialar var, “Bazı taşeronlar ‘kan parası’ adıyla 50 cinayetin üzerini örtüyor.” diye iddialar var ve bu sayının çok daha yüksek olduğuna dair iddialar var. Sebebi ne, biliyor musunuz? Oradaki Cengiz-Kolin-Limak’a -hani her inşaatta, her projede aynı isimler gelir ya- Sayın Cumhurbaşkanı onlara bir hedef koydu, dedi ki: "29 Ekimde bu havalimanını açacağım, siz de bunu yetiştireceksiniz.” Ne yapacak bu müteahhitler? Tabii ki emre uyacaklar. Nasıl uyacaklar? Arkadaşlar, 30 bin işçiyi 3 vardiya çalıştırıyorlar, gece gündüz çalışılıyor. Ne olur 3 vardiya çalışıldığında, gece vardiyasında? Arkadaşlar, iş cinayetleri artar. Maalesef üçüncü havalimanında yaşadığımız da bu ve biz sayının 28 olmadığını çok iyi biliyoruz.

Şunu istiyoruz arkadaşlar: Meclisimiz de buna bir baksın istiyoruz. Bu üçüncü havalimanında neler dönüyor? İş cinayetleri nasıl oluyor? Oradaki kâr hırsı, tarih hırsı niye oluyor? Bir seçim yatırımı için, belki bu sonbaharda planlanan bir erken seçimin öncesinde, seçimde kullanılmak üzere bir havalimanı açılışı için Gökhan Türkben arkadaşımızın cenazesine değer mi diye hep beraber bakalım.

Bakın, bu Meclis hep patronlara dönük yasa çıkarıyor, işçilere dönük, iş cinayetlerine dönük tek bir yasa çıkarmadık. Hepinizi işçilerin Meclisi olmaya çağırıyorum arkadaşlar.

Bakın, DİSK bir rapor yayımladı, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu bir rapor yayımladı: “Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği”. Hepinizin bu raporu okumanızı tavsiye ediyorum. Yalnızca patronlarla ilgili yasalar çıkarmayalım, 15 milyon emekçi kardeşimizin hakları için, iş güvenliği için, iş sağlığı için, çalışma saatleri için yasalar çıkaralım ve bunların hepsinin tezahürü, üçüncü havalimanı inşaatında var arkadaşlar.

Hepinizi, bu önergeye destek vermeye ve gidip üçüncü havalimanını işçi sağlığı, iş güvenliği anlamında denetlemeye çağırıyorum arkadaşlar.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üçüncü havaalanındaki iş kazaları konulu önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulu ve bizleri izleyenleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hava yolu taşımacılığının serbestleşmesi, hava yolu şirketlerinin fiyat politikaları, artan iç ve dış ticaret hacmi, artan transit geçişler, zaman tasarrufu, nüfus artışı gibi sebepler yolcu ve kargo olarak hava yolu taşımacılığına olan talebi her geçen gün artırmaktadır. Bu da yeni havaalanlarının yapımını zorunlu hâline getirmektedir. Olaya İstanbul olarak baktığımızda, ikinci havaalanı olan Sabiha Gökçen açılmamış olsaydı herhâlde büyük bir keşmekeş yaşanacaktı. Buna rağmen, Atatürk Havaalanı’nın iniş kalkış sürelerine baktığımızda beklenilen sürelerin hava yolu şirketlerine önemli maliyetlere sebep olduğu da bir başka gerçektir. Şunu söylemek isterim ki: Bugün ve otuz, kırk, elli yıl sonrası düşünüldüğünde üçüncü havaalanı bir zorunluluktan kaynaklanmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde çoğunlukla, bir projenin uzun vadeli düşünülmediğinden şikâyet ederiz. Bir adliye binası yapılır, hâkimin, savcının, personelin, hatta tutuklunun ihtiyaçları düşünülmeden projelendirilir ve genellikle de teslim alınmadan veya alındıktan hemen sonra tadilata başlarız. Ankara’da bugün adliye dört ayrı binada hizmet vermektedir, üç bina kiralıktır. Üçüncü havaalanının ülkemizin kırk elli yıllık bir ihtiyacını karşılayacak şekilde düşünülmesi ülkemizin menfaatine olmuştur.

Tamamlandığında dünyanın en büyük havalimanlarından biri olması hedeflenen üçüncü havalimanı, 15 milyon yolcu/yıl kapasiteli yedinci büyük mega meydanı olacaktır. Yeni havalimanının toplam 6 pist ve 500 adet uçak park alanıyla yolcu ağırlamada kaçıncı sıraya oturacağını zaman gösterecektir. İnşaatında kullanılacak demir çelik miktarı 350 bin ton, alüminyum 10 bin ton, cam 415 bin ton. Tamamlandığında 165 yolcu köprüsü, terminaller arasındaki ulaşım raylı sistemle yapıldığından 4 ayrı terminal binası, 3 teknik blok, hava trafik kontrol kulesi, 8 kontrol kulesi, 6 pist, 16 taksi yolu -birçok şey var- toplam 6,5 milyon metrekare büyüklüğünde apron, şeref salonu, kargo ve genel havacılık terminali, devlet konukevi, 70 bin araç kapasiteli açık ve kapalı otoparkı, tıp merkezi, oteller, itfaiye, garaj, kongre merkezi, güç santralleri; bunlar önemli inşa ve imalat faaliyetleridir.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Konumuz iş cinayeti, kapasite değil, orada kaç ton beton olduğu değil.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Belirtmek gerekir ki bulunduğu yerin zorlu bir coğrafyaya sahip olması, derin çukurlar açan taş ve kömür ocaklarının kapatılması, kot farklarının giderilmesi gibi durumlar İstanbul’un yeni havaalanının inşaatında en sıkıntılı durumlardır. Böyle olunca da asla, hiç istemesek de, üzülerek ifade etmek gerekir ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Tamamlayayım Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – …iş kazaları da maalesef meydana gelmektedir. İş kazaları ülkemizin önemli bir sorunudur. Dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci olmak… Yaratılmışların en şereflisi olması sebebiyle, iş kazalarının minimuma indirilmesi insani ve vicdani bir mecburiyettir.

Olayda bir bütün olarak iş kazalarıyla ilgili her türlü tedbiri almak gerektiğini belirtiyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

Sayın Gürer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Niğde otobanından sonra, Niğde havaalanını isteyeceksiniz herhâlde Sayın Gürer.

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Halkevleri yöneticilerinin göz altına alınması, bir yerde, iktidara muhalefet eden herkese OHAL kapsamında yapılan bir uygulama olarak dikkat çekicidir. İnsanların düşüncelerini ve davranışlarını artık şekillendirmeye başlayan bir anlayışı kabullenmemiz mümkün değildir. Bu nedenle, Halkevleri yöneticilerine karşı yapılan uygulamayı buradan kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul’daki üçüncü havalimanı inşaatıyla ilgili, kamuoyuna yansıdığına göre, 400’e yakın iş cinayetinde yaşamını kaybedenin olduğu ifade edildi ancak Bakanlık, yaptığı açıklamada bunun 27 olduğunu söyledi. Burada vahim bir durum var. Belirtilen rakam ile Bakanlığın açıkladığı rakam arasındaki çelişki yani kamuoyunun nezdinde bu konuda oluşan düşünce ile Bakanlığın verisi arasındaki farkın iyi gözlenmesi gerekiyor çünkü Avrupa 1’incisi, dünya 3’üncüsü olduğu, iş kazalarını önleme yerine, çıkardığı yasayı dahi öteleyen Hükûmetin bu anlamda karnesi bozuk, onun için de bir güven vermiyor, çalışanların çalışma koşulları iyileştirilmiyor. Bu anlamda, özelleştirme, esnek çalışma, sendikasızlaştırma, mesai sınırları tanınmadan çalışma, emek sömürüsünün kadın, çocuk ve genç üzerinde yoğunlaşması, Hükûmetin karnesini olumsuz kılıyor. Bakanın resmî rakamla bir yılda iş kazasında ölen çocuk sayısı olarak bildirdiği 56; bu, çok düşündürücü. Yani bir çocuğun, bir canın ölmesi hepimizin içini sızlatmalı, bu anlamda yasal düzenlemelerin varlığı ne yazık ki alanda karşılık bulmuyor. Havaalanı inşaatında belirtilen 27 kişinin, 28 olmuş son yaşamını kaybedenle… Bu anlamda gidiş gelişinde, iş yerinin dışında, orada olup da yaşamının olumsuzlukları nedeniyle hayatını kaybedenleri de iş cinayetlerinin içinde değerlendirmek gerekiyor. Yokluk ve yoksulluk arttıkça, çalışma koşulları ağırlaştıkça iş kazaları giderek daha fazlalaşıyor. Bu, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir konu. Araştırmalıyız, değerlendirmeliyiz, bir canın dahi yaşaması için ne gerekiyorsa o anlamda Meclis olarak da önlemler almalıyız. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda mevsimlik çalışan işçileri de dikkate aldığımızda iş kazalarının dışında trafik kazalarıyla bu insanların yaşamlarını kaybettiği gerçeğini de görür isek bu anlamda neler yapmamız gerektiği daha iyi anlaşılır. Çünkü yaşamak hepimiz için bir görev, yaşatmak hepimiz için de bir sorumluluk olmalı.

Bu anlamda üçüncü havalimanındaki iş cinayetlerinin araştırılması yönünde verilen önergeyi destekliyoruz, bu konuda kurulacak araştırma komisyonunun da yararlı olacağına inanıyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde son konuşma, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Dalkılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Afrin’de ülkemizin güvenliği ve bekası için mücadele veren askerimizi, kahraman Mehmetçik’imizi, aziz milletimizi ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

HDP grup önerisini okuduğumuzda 400 işçinin iş kazalarında vefat ettiğini söylüyorlar. Bizden önce söz alan değerli milletvekilleri de söylediler; 400 iddiası tamamen boş bir iddia, doğrusu. 27 olduğunu Bakanlık açıkladı, bizden önceki milletvekili arkadaşlar açıkladı. Değil 27, 1 kişinin bile burnunun kanaması hepimizi derinden üzer işçilerimizle ilgili. Ancak şunu bilmek lazım: Üçüncü havalimanını konuşurken sanki tüm çalışan 100 kişiydi, bunun 27’si iş kazasında hayatını kaybetti gibi algılanıyor. Üçüncü havalimanından bahsettiğimizde 35 bin çalışanı var; 26 bini orada yatıyor, geceyi de orada geçiriyor. 24 saat esaslı çalışıyorlar. Bunun içerisinde 3.500 beyaz yakalı var. Burada –sağlık personeli açısından- 200 sağlık personeli istihdam edilmiş. Ayrıca 60 doktor var ve 563 iş güvenliği uzmanı var üçüncü havalimanının inşaatında çalışan.

Şimdi buradan baktığımızda, bu kadar büyük hacimli bir yatırımda üçüncü havalimanı -bizden önceki milletvekillerimiz de dile getirdi- dünyanın en büyük havalimanı projesi; bölgenin değil, dünyanın en büyük projesi, bizim gurur duymamız gereken. Bu projeyi hayata geçiren başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Ulaştırma Bakanlığı döneminden beri Sayın Başbakanımıza teşekkür etmemiz, dua etmemiz gereken bir projeden bahsediyoruz. Hiç kimse istemez iş güvenliğinde bir tane vatandaşımızın burnu kanasın ancak dünyanın her yerinde maalesef benzer iş kazaları yaşanıyor ve iş kazalarında hayatlarını kaybediyorlar vatandaşlarımız.

Buradan baktığımızda, her türlü önlemin alınması lazım. Uluslararası standartlara baktığımızda, üçüncü havalimanı inşaatında uluslararası standardın üzerinde bir denetim var. Daha önce de iş kazasında vatandaşlarımız hayatını kaybediyordu, hayatını kaybeden kaybettiğiyle kalıyordu. Ne denetim vardı ne de bunu takip eden bir merci. İş Güvenliği Yasası’nı çıkaran biziz, takip eden biziz. Dolayısıyla muhalefetin getirmiş olduğu önergede, üçüncü havalimanının yerinden tutun gerekliliğini tartışıyorlar.

Bakın değerli arkadaşlar, hayatında bir tane çivi çakmamış insanların gelip mega projeler, Türkiye’nin gururu olan projelerle ilgili böyle ucuz muhalefet yapmasını doğru bulmuyorum.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kim yapıyor projeleri?

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – İş güvenliğiyle ilgili mutlaka hep birlikte bir mücadele etmemiz lazım. İyileştirmeler yapılıyor. Bu konuda, 27 işçinin hayatını kaybettiği dediğimiz projede, içinde trafik kazası da var, içinde cinayet de var; bunu da bilmemiz lazım. Ayrıca, üç yılda, 35 bin kişi çalışıyor. Toplam üç yıldır devam eden projede bir kişi bile kıymetli ama buna oransal olarak baktığınızda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİDEM ENGİN (İstanbul) – İnsan hayatının “ama”sı olmaz.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) - …bununla ilgili bir tanesinin bile, bir kardeşimizin bile hayatını kaybetmesine bu manada gerçekten hepimiz üzülüyoruz. Doğrusu, her vesileyle efendim, her projeye karşı çıkmak değil, ülkemizin gurur duyduğu projelere hep birlikte sahip çıkmamız gerekiyor; bunu yüce Meclise arz ediyorum.

Bu arada yeri gelmişken CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel Bey’e teşekkür ediyorum üzerimdeki bu kravat için. Anayasa oylamasında burada bir iddia yapmıştı, “Siz burada fire vereceksiniz.” demişti, ben de “330’un altına düşersek ben sana bir takım elbise alacağım, eğer düşmezsek bizde hiç fire olmazsa bir kravat alır mısın.” demiştim. Sayın Özgür Özel’e teşekkür ediyorum. Bu kravat, Anayasa oylamasındaki…

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Açık oylama, açık oylama sonucunda, kabine girmeden açık oylamayla, gizli oylamada açık oy vererek…

HALİS DALKILIÇ (Devamla) - …AK PARTİ’nin birliğini, bütünlüğünü, beraberliğini göstermenin sembolüdür. Ben, Özgür Bey’e çok teşekkür ediyorum, CHP açısından gelecek vadeden bir siyasetçi olarak görüyorum kendisini.

Saygılar sunuyorum.

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ne kadar demokratik, kabine girmeden kullanılan oyu almış.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Antidemokratik bir şekilde alınan oylar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Hayatında bir çivi çakmamış insanlar” biz mi oluyoruz acaba bu önergeyi getirirken?

BAŞKAN – Sizi mi kastetti?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yani bunun açıklanmasını istiyorum. Ayrıca direkt yani grubun önergesine… “Zaten her şeye karşı çıkan, hayatında bir çivi bile çakmamış insanlar, işte bu projeye de karşı çıkıyorlar.” Şimdi bizim önergemiz olduğuna göre…

BAŞKAN – Yani sizi ilzam etmedi.

Sayın Dalkılıç…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) - Başkanım, ben, kişiyi ve kurumu ilzam etmedim, sadece bu projelerle ilgili, onu söyleyeyim, takdir beklediğimizi söylüyorum. Almanlar çok kıskanıyor, Avrupa ülkeleri çok kıskanıyor ama buradaki arkadaşların sahip çıkması gerektiğini söylüyorum.

BAŞKAN – Genel bir ifade kullandı, sizin şahsınıza ya da grubunuza yönelik bir şey söylemedi, ben de öyle algılamadım Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bizim önergemiz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama önergeye katılmak zorunda değil, önergeyi eleştirebilir, doğal olarak eleştirir yani siz de bir başka grubun önergesini eleştirirsiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tabii ki eleştirebilir.

BAŞKAN – Ama yani sizi, şahsınızı ya da grubunuzu ilzam etmedi. Ben 60’a göre söz vereyim, siz konuşun isterseniz yerinizden.

Buyurun, 60’a göre bir dakika süre vereyim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, önerge bizim önergemiz ve 1 işçinin dahi hayatını kaybetmesi hâlinde biz buradan her gün söz alıyor ve dün de işte mesela Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası üyesi Devlet Demiryolları işçisinin hayatını kaybettiğini ifade ettim ve her gün İSİG Meclisinin raporlarına da dayanarak bunu yapmaya burada gayret ediyoruz çünkü evet, yaşam, işçilerin yaşamı, özellikle bizim için değerli.

Şimdi, açıkçası ben, bu konuşmanın ardından mesela girilen kravat muhabbetini dahi çok etik bulmadığımı söylemek isterim. Yani, burada ölen işçinin adını verdik daha dün 1 işçi öldü diye. 27 işçiden bahsediyoruz. 400’ü biz söylemiyoruz, “iddia” diye yazıyor zaten önergemizde de ama 27 de ciddi bir sayıdır, 1 de ciddi bir sayıdır, 400 de ciddi bir sayıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Zaten bunun için araştırma önergesi veriyoruz “araştırılsın” diyoruz. Dolayısıyla araştırma önergesini kabul edersiniz, bu sorunları araştırırsınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, önergede sadece ölümden bahsetmiyoruz, mesela diyorlar ki insanlar: “Yemeklerimiz sağlıksız, kaldığımız yerde hijyen yok, tahtakuruları bedenlerimizi mahvediyor.” Ya, buna ilişkin bir sözünüz olsun. Gelin gidelim, hayatta bir kere de bir yerinde araştırma, gözlem yapalım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Dalkılıç…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Başkanım, kayıtlara girsin diye söylüyorum: Bölgede her türlü… Biz bölge milletvekiliyiz zaman zaman ziyaret ediyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yapılıyor, hepsi yapılıyor, tamam her şey yapılıyor, şahanesiniz!

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – İşçilerin orada her türlü sosyal aktivitelerini dahi yapabilecekleri imkân var.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, spor yapıyorlarmış hepsi.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Aynı zamanda, grup başkan vekili diyor ki: “Kravat muhabbeti.”

Sizin ek verdiğiniz bir dakikada ben Özgür Bey’e o noktada teşekkür ettim. Üç dakikalık benim önergeye cevabımda böyle bir şey yok, buradan manipülasyon çıkmaz; bunu da kayıtlara girsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, kayıtlara geçti.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Arkasından hemen ona geçebilmek başka bir ruh hâlini gösteriyor; bunu ifade etmek istedim.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sizden, nasıl konuşacağımızın metnini alalım bir ara!

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Akkaya mı konuşacak?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akkaya.

29.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın hatip konuşmasında AK PARTİ iktidarları döneminde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili yasal düzenlemelerin çıktığını ve bu konuda ciddi tedbirler alındığını söyledi. Doğrudur, AK PARTİ iktidarları döneminde iş sağlığı, iş güvenliğiyle ilgili yasal düzenlemeler yapıldı. Burada şunu dikkatinize sunmak istiyorum: Yani yasal düzenlemelerin yapılması başka bir şey, o yasal düzenlemelerin uygulanması başka bir şey. Yani 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın en önemli maddeleri bu süreç içinde yürürlüğe girmeden ertelendi. Gene işte geçtiğimiz dönem içinde ertelenen bir maddeyi burada gelip savunmak ve “Biz tedbir alıyoruz.” demek, çok doğru bir yaklaşım değildir. Kayıtlara geçsin diye ifade etmek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/2/2018 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, üçüncü havalimanı inşaatının çevreye, topluma, kente ve işçilere etkilerinin tespit edilmesi ve inşaat süresince iddia edilen işçi ölümlerinin sorumlularının açığa çıkarılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.58

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, hastane mikroplarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2455) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/2/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/2/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Özgür Özel

                                                                                 Manisa

                                                                       Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan "Hastane mikroplarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla verilmiş olan (10/2455) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 22/2/2018 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde öneri sahibi CHP Grubu adına Bursa Milletvekili Erkan Aydın konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, her ne kadar sayı fazla olmasa da hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz buradayız Erkan.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Evet, sağ olun. Allah’tan grup başkan vekilimiz burada.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Biz de grup başkan vekiliyiz, buradayız.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Evet, bütün grup başkan vekilleri burada, öyle söyleyelim, hak geçmesin kimseye.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Hükûmet de burada.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bir halkın sağlığı, bir devletin dayandığı bütün mutluluk ve gücün temelidir. Kanuni de bunun için ne demiş? “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/ Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Meselemiz de sıhhat. Meselemiz hastane enfeksiyonları ve hastane enfeksiyonları, hastane mikropları yüzünden ölen, hayatını kaybeden insanlar.

Hastane enfeksiyonları giderek daha fazla can alıyor. Şöyle baktığımızda tanıdık isimler de aslında aynı dertten mustarip olmuş. Eski bakanlardan Veysel Atasoy, Profesör Doktor Üstün Korugan, ressam Serpil Akyıl, Sanayi Bakanı Ali Coşkun’un yeğeni Pelin Coşkun ve dün de Sinoplu iş adamımız ve benim de bizzat tanıdığım Musa Can maalesef hastane enfeksiyonlarından hayatını kaybetti. Görünen şu ki AKP iktidarında bu hastane enfeksiyonlarından ölüm hızı hızla artıyor. Her 3 ölümden 2’si maalesef hastane mikrobundan kaynaklanıyor. Yani bir de bunun maliyeti var, 10 ameliyat bedeline eş değer masraflar açıyor.

Şimdi, bunların neden kaynaklandığının birazcık altını deştiğinizde hastanelerde kullanılan antiseptik ve dezenfektanlarda bir sıkıntı görüyorsunuz. Bu antiseptik ve antimikrobiyal dezenfektan ihalelerine giren firmaların birçoğunun aslında merdiven altı firmalar olduğu, birçoğu GMP kurallarına uygun olmayan firmalardan ve -altını çizerek söylüyorum- resmî ihaleler yoluyla antiseptiklerin, dezenfektanların temin edildiği gözleniyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığına onlarca şikâyet olmasına rağmen, isimleri, firmaları, ürünlerin isimleri belirtilmiş olmasına rağmen, ne hikmetse, âdeta bir el tarafından kollanarak bu firmalara hiçbir işlem yapılmıyor.

Şimdi, eczanelerde satılan 100 mililitrelik bir Batikon’un fiyatı 20 lirayken, yani litresi 200 liraya gelirken, bir hastane nasıl oluyor da 4-5 liraya, 6 liraya bu dezenfektanları alıyor? Biliyorsunuz, alkol izni alabilmek için bu takım şirketler kuruluyor. Alkolü gidip “Bana 100 litre, bin litre alkol ver.” dediğinizde alamıyorsunuz. Bu firmalara, işte, yıllık kapasitesine göre 700 bin litre alkol veriliyor. Peki, baktığınızda, bu alkoller, orada, hastanede dezenfektan, sarf malzemesi olarak kullanılan alkoller nereye gidiyor? İşte, dananın kuyruğunun koptuğu yer burası. Geçen hafta İzmir ve Antalya’da sahte içki operasyonunda 692.631 litre, 479.803 şişe sahte alkol ele geçiriliyor. Yani firma, dezenfektan üreten firma, antiseptik üreten firma bu aldığı alkolü…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sahte alkol üretiyorlar.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Sahte alkol de değil, aslında, hem resmî olarak aldığı alkolü hastanelerde kullanması gerekirken hastanelere giren birçok ürün sahte, yeteri kadar alkol içermediği için ve hastane enfeksiyonu mikrobunu öldürmediği için hastanelerde ölümler artıyor hem de bir şişe rakının fiyatı 97 lira iken 2 liraya gelen bu alkolle -geçen hafta Antalya ve İzmir’de yakalanan- aslında sahte alkolün nerelerde piyasaya çıktığını, vatandaşların da bu ağır içki bedellerinden dolayı buna yönelerek hayatını kaybettiğini görüyoruz. Yani ne oluyor? Bir: Devlet işini, Hükûmet işini düzgün yapmadığı için hastane enfeksiyonlarından ölümler hızla artıyor. İki: GMP sertifikası olan firmalarda 1 mililitresinin dahi girişi çıkışı, ürünün kime gittiği tespit edilirken şu merdiven altı firmalarda -şu gördüğünüz firmalarda- tesislerde üretilen ve nereye gittiği belli olmayan alkoller daha sonra kaçak içki olarak piyasaya sürülüyor ve buradan da insanlar hayatını kaybediyor. Üçüncü olarak da devlet çok ciddi bir gelir kaybına uğruyor. Yani “hastane enfeksiyonu” dediğinizde bunun önlenmesinin yolu belliyken, o kadar şikâyet varken, 2014 yılında KOM’a yapılan şikâyetlere, Sağlık Bakanlığına yapılan şikâyetlere, kaçakçılık şubeye yapılan şikâyetlere rağmen bu firmaların hiçbirinin ne sahibi ne adresi belli ne de herhangi bir işlem yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AYDIN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Aydın.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bir firmanın, normal üreten bir firmanın sahibi belli olur, internet sitesine girdiğinizde her şeyi belli olur ama bu firmaların ne yeri ne sahibi ne adresi belli değil. Neden? Herhangi bir denetimde tası tarağı topluyorlar, kaybolup gidiyorlar ve baktığımızda da çok büyük bir organizasyonun, milyonlarca lira para dönen bir şebekenin… Ve buna rağmen de hiçbir işlem yapılmadığının altını çizmek istiyorum ve buradan hem AKP’ye hem Hükûmete -gerçi Hükûmet de, Başbakan Yardımcısı burada; daha önce Sağlık Bakanıydı, konuyu da yakından bilir- sesleniyorum: Bu konunun bir an önce üzerine gidilmesi gerekiyor çünkü konu, halk sağlığı; konu, devletin… İnsanların hem hastanelerde hem de bu “dezenfektan ve antiseptik üretimi” adı altında gelen yüz binlerce litre alkol başka yerlerde kullanılarak, kaçak içkiyle hayatını kaybettiği çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu konunun Mecliste bir araştırma komisyonu kurularak görüşülmesini talep ediyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’a aittir.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hastane enfeksiyonları konusunda grubum Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım.

Muhterem vatandaşlar, hastane enfeksiyonları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ciddiyetle ele alınan ve mücadele edilen bir rahatsızlık kaynağıdır. Hastane enfeksiyonlarının hiç olmaması olanaklı değildir. Önemli olan, hastane enfeksiyonlarını kontrol altında tutmak, salgınları önlemek ve olabildiğince de azaltmaktır.

Ülkemizde hastane enfeksiyonu oranı yüzde 5 ile 15 arasındayken farklı ülkelerde bu oran yüzde 3,1 ile yüzde 14,1 arasındadır. Ayrıca, Türkiye’de yapılmış geniş kapsamlı bir çalışmada, yoğun bakım ünitelerinde enfeksiyon prevalansı oranı yüzde 21 iken Yunanistan’da bu oran yüzde 48,1’dir. Ayrıca, ABD’de yıllık 1,7 milyon sağlık hizmetleriyle ilgili enfeksiyon ve buna bağlı 99 bin ölüm meydana gelmektedir.

Hastane enfeksiyonları, enfeksiyon kontrol programları ve sürveyans yöntemleriyle bertaraf edilebilmektedir.

Öğretim üyesi olarak görev yaptığım hastaneden de bildiğim hâliyle, ülkemizde hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede, bu konuda güncel ve uluslararası kriterlere göre kabul edilmiş yöntemlerle mücadele edilmektedir. Tıpkı diğer gelişmiş ülkelerdeki örneklere benzer yöntemler oluşturulmuştur.

Sayın milletvekilleri, ben ve eşim yirmi beş yıllık sağlıkçılarız. Sağlık kariyerimin önemli bir kısmını verem gibi çok ciddi enfeksiyon hastalıklarıyla mücadelede geçirdim. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak imkânlarımız bu enfeksiyonlarla mücadele için gayet yeterli ve kâfi. Üstelik hastane enfeksiyonuyla mücadele kapasitemiz günden güne artıyor. Ayrıca, antiseptik, dezenfektan kalite sorununun çözümü için yeni bir değişiklik hayata geçirilmek üzere. Uygun ve kaliteli dezenfektanlar tek bir merkezden alınarak tüm kamu hastanelerine bu merkezden dağıtılacak. Bu hususta herhangi bir istismar ihtimali de en aza inmiş oluyor. Bu konularda halkı galeyana getirmek ve hastanelerimizi karalamak kabul edilemez. “Hastanelere gitmeyin çünkü hastane enfeksiyonu sizi öldürebilir.” demek toplum sağlığına zarar verir. Hastaları tedaviden uzaklaştırmak veya milleti hastanelerle ilgili konularda yanlış bilgilendirmek bu millete karşı yapılabilecek en büyük kötülüktür. Allah’ın izniyle, vatandaşlarımız tüm sağlık ihtiyaçlarında hastanelerimize rahatlıkla gidebilir. Vatandaşlarımız, Atatürk’ün de dediği gibi, Türk doktorlarına ve sağlık çalışanlarına güvenebilirler.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’e aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin verdiği hastane enfeksiyonlarını araştırma önergesi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım.

İki şey de çok esaslıdır, önemlidir burada aslında: Hastane enfeksiyonlarının çok sık görülmüş olması ve 3 ölümden 2’sinde eğer hastane enfeksiyonundan dolayı hayatını kaybediliyorsa bu çok ciddi bir rakamdır ve çok ürkütücü bir rakamdır. Bununla birlikte, ihalesi yapılan, firmaların almış olduğu antiseptik ve dezenfektanların alkollerinin -kaçak yollarla- kaçak içki olarak kullanılması da büyük bir problemdir. Yani iki tane skandal var burada ve bu iki skandalı araştırmak bu Hükûmetin ve beraberinde bu Meclisin görevidir. Çünkü burada yaşamını yitiren insanlardan başta Hükûmet olmak üzere bütün Meclis sorumludur. İnsanlar sağlık sorunundan dolayı hastaneye başvurduğunda tedavi almak için giderler. Eğer orada hastane enfeksiyonuyla karşı karşıyaysa yüksek bir olasılıksa burada bir problem var demektir. Biz parti olarak sağlığı bir hak olarak görürüz ve sağlığı sadece beden ve psikolojik olarak değil aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir iyilik hâli olarak tanımlarız ve bakış açımıza da buradan bakarız ve sağlığın endüstrileşmesine de tamamen karşıyız. Burada hem endüstrileşme var hem bir rant var hem de bununla birlikte büyük bir istismar var. Bakın, bu istismarın eğer kaçak içki meselesi bununla ilişkiliyse burada herkesin hem kaçak içki kullanımına karşı bir tutum alması gerekir ve kaçak içkiden dolayı hayatını kaybedenlerden de biz sorumluyuz. Çünkü siz oraya kadar; oraya gitmişsiniz, ihale yapmışsınız. İhaleyi verdiğiniz firma merdiven altı bir firmaya götürmüş vermiş, o da kaçak içki olarak piyasaya sürmüş; kaçak içkiyi kullanan hayatını kaybetmiş, alkolün oranını düşürdüğü için hastanedeki kişiler de enfeksiyona maruz kalmış ve hayatını kaybetmiş. Burada çok amaçlı, çok bileşenli ve komplike bir durum var. Dolayısıyla burada esaslı olan şudur: Komisyon, gerçekten bir araştırma komisyonu oluşturmaktır yani bugün…

Şimdiye kadar Sağlık Komisyonu çok görev yapmadı, aktif bir görev almadı ve genelde hep böyle savunmada kaldı ama bu böyle bir şey değil. Burada bahsi geçen sorun çok ciddi bir sorundur. İki tane istismar var burada; bir kaçak içki istismarı var, bir de kullanılan malzemenin az olduğu iddiası var. Dolayısıyla hem hastanede oluşan enfeksiyonlardan hem de az önce bahsettiğim ölümlerden Sağlık Bakanlığı bire bir primer olarak sorumludur.

Bunun dışında da -biz zaten bunu reddettiğimiz gibi- hastane enfeksiyonlarının aslında şehir hastaneleri hayata geçince daha büyük bir sorun olacağını da şimdiden uyarmak lazım çünkü kişi sayısına endekslidir, odanın metreküpüne göre… Orada binlerce insan olacak, dolayısıyla o binlerce insanı siz nasıl kendi içinde izole edeceksiniz? Buna dair sendikaların, tabip odalarının çok ciddi şerhleri var. Ben bir de bunun üzerinden bir bakmanızı istiyorum. Her açıdan problem var. Biz artık gerçekten bir oturalım, bir konuşalım, birbirimize anlatalım, birbirimizi ikna edelim. Mesele nedir? Niye böyle oluyor? Bir olumlu yerden, yapıcı bir dil üzerinden, en azından bu hastane enfeksiyonu üzerinden bir araya gelebilme refleksini gösterelim lütfen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Hastane enfeksiyonundan bahsettiği için özellikle söylüyorum. Eğer rakam bu kadar yüksekse -ki mutlaka yüksektir- korkunç bir şeydir ve buradan da hepimiz sorumluyuz.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) – İç Tüzük 69’a göre MHP’li hatibin “Halkı galeyana getiriyorsunuz, yalan söylüyorsunuz.” diyerek sataşmasından dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Yok, yok, öyle bir şey yok.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Var, var.

BAŞKAN – Ben 60’a göre söz veririm.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Hayır, öyle dedi efendim, siz de duydunuz.

BAŞKAN – Kaçırdım ben.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yanılttığını söyledi.

BAŞKAN – Ne söyledi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatip de zaten demedim demez. “Halkı galeyana getirmeye, hastanelere gitmeye korkar hâle getirmeye hakkınız yok” gibi bir ifade kullandı. Bu, arkadaşımızın sözünü açıkça çarpıtmaktır, İç Tüzük 69 uyarınca söz hakkı vardır.

ERHAN USTA (Samsun) – O, genel ifade edilmiş bir şey yani halkı galeyana getirmemek lazım anlamında.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Direkt bana söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, direkt Erkan Aydın’a söyledi.

BAŞKAN – Sayın Aydın, dilerseniz 60’a göre söz verelim, gerekirse iki dakika vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu, çarpıtma ve sataşma değilse hangisi olacak?

BAŞKAN – Yok, eğer öyleyse ben kaçırdım, onun için söylüyorum, fark edemedim ben.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle tabii, gerçekten öyle.

BAŞKAN – Peki, buyurun, iki dakika sataşmadan söz vereyim. (CHP sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un CHP grup önerisi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Şimdi, tabii, MHP’li hatip sanırım bizim konuşmamızı fazla dinlemedi. Şimdi, öncelikle şunun altını çizmek istiyorum: Biz burada üç tane temel halk sağlığıyla ilgili, vatandaşla ilgili bir sorunu ortaya getirdik; “Kimseye hastanelere gitmeyin, sağlık sistemi şöyle olmuştur, böyle olmuştur.” demedik. Herhâlde o önceden yazdığı metni -dinlemeden- direkt burada okuyayım derken de sataşmada bulundu.

Şimdi, bir defa tekrar altını çizerek söylüyorum. Burada hem üretilen, merdiven altı firmalardan alınan antiseptiklerde, dezenfektanlarda büyük bir skandal var. Cerrahpaşadaki, ÇAPA Tıp Fakültesindeki bütün bu antiseptikleri alın -Sağlık Bakanı burada- gitsin incelemeye alsın, ürünleri teste tabi tutsun, içerisindeki oranlara baksın. Ben söylemiyorum, bunların hepsi için suç duyurusu yapıldığı hâlde bir el kapatıyor bunları. Ondan sonra da neden bu kadar hastane enfeksiyonları arttığını hep birlikte araştırıp ortaya koyalım.

Diğer bir konu: “Alkol izni, kapasitesi alarak bu firmaların, bu alkolleri GMP koşullarında üretmedikleri için hastanelere vermek yerine piyasaya, kaçak alkol üretimine veriyor.” diyoruz. Burada “Hastaneye gitme!” diye bir şey demedik. Ama herhâlde, siz bu mutabakattan, bu ortaklıktan dolayı Hükûmet yerine kendinizi savunma ihtiyacı duydunuz. Bence konuyu biraz da anlayarak burada söylerseniz daha yerinde olur diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – En son size söz vereceğim, şu olayı bir bitirelim.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Yurdakul, yerinizden 60’a göre söz versem.

ERHAN USTA (Samsun) – Yok, sataşma var, ağır sataşma.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sataşma var. Konuyu bilmediğimizi, araştırmadığımızı, okumadığımızı ifade ederek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

2.- Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un, Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, biraz önceki ifadelerin doğru olup olmadığını Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergeden, burada herkese göstererek sizin yazmış olduğunuz ve altında imzanızın olduğu ifadelerle okuyorum: “Her gün sağlık kuruluşlarına bir rahatsızlanmadan dolayı şifa bulmaya giden hastalar kendilerinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen enfeksiyona maruz kalmaktadır. Bu enfeksiyonlar büyük boyutlarda sağlık problemlerine yol açmakta, tedavi için ciddi harcamalar gerektirmekte ve en kötüsü de ölümle sonuçlanmaktadır.” Bu ifadeleri içeriği dolmadan kullanırsanız yanlış yapmış olursunuz.

Ayrıca, başka bir paragrafta şöyle diyorsunuz, bakın Erkan Bey: “Son on beş yılın, Türkiye hastanelerinde ölümcül hastane mikrobu patlaması yaşanıyor. Her 3 ölümden 2’si hastane enfeksiyonuna bağlı. Bir hastane mikrobu da 10 ameliyata bedel.” Bu ifadelerin hiçbir doğruluk payı yoktur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hastanelerdeki ölümlerin, hastanelerdeki...

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Bakın, ben size resmî rakamları verdim. Türkiye’de hastane enfeksiyonu oranları yüzde 5 ila 15, yapılan bilimsel çalışma. Diğer Avrupa ülkeleri ve gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda ise hastane enfeksiyonu oranı yüzde 3,1 ila yüzde 14,1 yani aynı oran. Hatta bu yoğun bakım ünitesindeki hastane enfeksiyonları daha fazla olduğu için, Türkiye’de 43 ilde yapılan geniş çaplı çalışmada enfeksiyon prevalansı yüzde 21 ama Yunanistan’da mesela yüzde 48,1; Amerika Birleşik Devletleri’nde bu sayı daha fazla. Sizin biraz önce ifade ettiğiniz dezenfektan konusunda ise -Hükûmeti savunmak meselesi değil- yapılan doğrulara “doğru” diyeceksiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğruyu söylüyorsun, helal olsun, bravo!

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – İşte, bu konudaki eksikliği giderebilmek için Sağlık Bakanlığı tüm ülke bazında bu dezenfektanların toplu alımı ve bunların incelenmesi ile kamu hastanelerine dağıtımı konusunda önlem almıştır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Takdire şayan bir durum o da.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Sağlığı takip etseniz bu konuda açıklamalar da zaten bulunursunuz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, hastane mikroplarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2455) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kavuncu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırması açılmasına yönelik olarak verdiği önergesi aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Efendim, şimdi konumuz hastane enfeksiyonları, hastane enfeksiyonlarının nedenleriyle ilişkili antiseptik, dezenfektan kullanımlarının kaçak olduğuyla ilişkili iddialar.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bununla ilişkili burada bir tartışma yapıyoruz, aslında siyasi bir yönü de yok.

Ben değerli Milliyetçi Hareket Partisi temsilcisi milletvekilime teşekkür ediyorum. Birtakım veriler ortaya konuluyor.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bilimsel konuştu, doğru konuştu.

VURAL KAVUNCU (Devamla) - Ama bu verilerin… Sadece, işte, “Birliktesiniz, onun için böyle bir konuşma yapmak zorunda kalıyorsunuz.” şeklinde ifadesini de çok yadırgadığımı belirtmek istiyorum.

Bu önergenin altında, bakın, 3 milletvekilinin imzası var, hiçbirisi tıp mensubu değil. Biz senelerce hayatımızı tıp fakültesinde, hastanelerde, orada geçirmiş, birebir bu işin içinde yer almış olan kişileriz, değerli milletvekillerim de oradan. E, birazcık bu noktada bir itibar edin.

Şimdi, orada iki tane iddia var; bir tanesi: “Hastanedeki ölümlerin üçte 2’si hastane enfeksiyonlarına bağlı ölümlerden oluyor; patladı.” Neye bağlı bunu söylüyorsunuz? Elinizde hangi veri var? Nereden çıktı? Buna göre bir veri getirin, bize bir istatistik getirin, bir yerden getirdiğiniz bir şey getirin.

Şimdi, son dönemde olay nedir? Hastanede hastaları tedavi etmekte zorlanıyoruz. Sadece Türkiye’de değil, dünyada bu böyle. Başımıza en büyük bela olan neden, antibiyotik direnci, bilinçsiz kullanımı nedeniyle ciddi derecede bir problemle karşı karşıyayız. Bu, bütün dünyanın ciddi uğraştığı bir sorun. Hatta Birleşmiş Milletler 2016 yılında New York’ta yaptığı kongrede de asıl olarak bu konuyu ana tema hâline getirmemiş miydi? Şimdi bununla ilgili çalışmaları sürdürüyoruz. Tabii, bununla ilişkili önemli derecede bizde de enfeksiyon kontrol komiteleri çalışmalarını sürdürüyor.

Bakın, bunun en önemli nedenlerinden birisi nedir? Hijyenik olmayan koşullar, hastane fiziksel altyapıları değil mi? Peki, şöyle bir bakalım ne yapmışız biz? Hastanelerde 2002 yılında 870 tane yoğun bakım yatağımız vardı, şu anda 16 bin yoğun bakım yatağımız var. Yanık merkezleri en büyük bulaş nedenlerinden bir tanesi. Şu anda 500 tane yanık yatağımız var. 2002’de kaç taneydi dersiniz? 35 taneydi. Şimdi, bir de şehir hastaneleri bunu artıracakmış. E, biz insanlara daha iyi fırsat, imkân sunuyoruz, içinde hijyenik kuralları daha iyi uygulayabilecekleri -özel banyoları, tuvaletleri- daha iyi imkânlar sunuyoruz. Allah aşkına, bu nasıl olur da hastane enfeksiyonlarını artırır?

Sonra, bu dezenfektanla ilgili, bütün dezenfektanlar Ulusal Bilgi Bankası kaydına tabidir, bunun dışında bir şey alınması mümkün değildir. Her kim “merdiven altı” diyorsa o “merdiven altı” dedikleri şeyi, gelsinler, birlikte, beraber inceletelim, baktıralım, gerekiyorsa bir noktada önlemi alalım diyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Erkan Aydın bir özel sebepten dolayı -siz de biliyorsunuz- içeriye size gelmişti.

BAŞKAN – Evet, geç bile kaldı, treni kaçırmasın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ancak ona hitaben ama doğal olarak grubumuza hitaben hocamızın suçlamaları ve “Bunu nereden biliyorsunuz?” diye ifadeleri var. Uygun görürseniz, Sayın Ceyhun İrgil yerinden bir dakika açıklama yapacak.

BAŞKAN – Sayın İrgil, 60’a göre buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, grup önerilerindeki asıl amacın halk sağlığı sorununun tartışılması ve bu konuda farkındalığın artırılması olduğuna ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu, aslında, bir halk sağlığı sorunu ve burada asıl amaç, niyet şu: Bu konu tartışılsın, bu konuda farkındalık artırılsın. Burada birçok rakam verilebilir yani hocamızın verdiği, hocalarımızın verdiği rakamlar da aslında kayıtlara geçmiş olan resmî rakamlar. Oysa hastane enfeksiyonlarındaki önemli sorunlardan bir tanesi, resmî kayıtlara geçmeyen rakamlardır. Bugün hastane enfeksiyonlarının temel nedeni, yanlış antibiyotik kullanımı, personelin eğitimsiz ve deneyimsiz olması ve malzeme kullanımı; en önemlisi bu. Özellikle son yıllarda hastanelerde ciddi bir malzeme sıkıntısı var. Sizin de başınıza gelmiştir. Hastanede malzeme yokluğundan dolayı malzemeyi yakınlarına aldırıyoruz veya hastaneler ucuz ve kalitesiz malzeme almak zorunda kalıyor. Hastaneler çok borçlu olduğu için, çok uzun vadede, çok ucuz ve kalitesiz malzemeleri alıyor ve tekrar tekrar kullanıyorlar. Bu bir gerçek. Hastanelerde malzemelerin tekrar kullanımına bağlı olarak gelişen hastane enfeksiyonu sayısında artış var. Bizim hatibimizin ve grubumuzun dikkat çekmek istediği nokta budur. Hastaneleri bu zilletten, bu sıkıntıdan kurtaralım demeye getirmektedir. Özü budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, ben de tutanağa geçsin diye. Çünkü konunun çok özüne yönelik olmamakla birlikte Sayın Başkan dedi ki: “3 imza var, hiçbirisi tıp mensubu değil.” Erkan Aydın eczacı. Bütün kamudaki eczacıların, hangi siyasi görüşten olursa olsun -Sayın Bakan gayet iyi bilir- eczacı sayısının azlığından dolayı sadece ilaç değil, tıbbi malzeme, dezenfektanlar, bunlarla ilgili çeşitli sorumlulukları, yükümlülükleri oluyor ve kamuda bu görevi eczacılar yapıyorlar. Bunların aşılmasıyla ilgili de Türk Eczacıları Birliğinin ciddi çalışmaları vardı, bunları Sayın Bakan da yakından bilir. Ama konuyla ilgisiz bir kişi tarafından verilmiş bir önerge değil, bizatihi kamu hastanelerinde bu işten doğrudan sorumlu olan ve aldığı eğitimin dışındaki yükümlülüklerden de şikâyet eden bir meslek grubu mensubu tarafından verilmiştir.

Biz de eczacı olarak söyleyelim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gayet hassas, önemli bir konu ve bu konuda özellikle Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ni de başarıyla gerçekleştiren Sağlık eski Bakanlarımızdan -Başbakan Yardımcımız şu anda- Sayın Akdağ’a söz verelim.

Buyurun.

31.- Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın, Türkiye’de son on üç yıldır hastane enfeksiyonlarını kontrol etme konusunda çok iyi bir sistem kurulduğuna ve hastane enfeksiyonlarını önlemenin en önemli yolunun el yıkama hususundaki hassasiyet olduğuna ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Vatandaşımız hiç endişe etmesin. Türkiye’de son on üç yıldır hastane enfeksiyonlarını kontrol etme konusunda çok iyi bir sistem kurmuş durumdayız. Kurduğumuz sistem, bu işle ilgili uluslararası meslek örgütlerinin, Dünya Sağlık Örgütünün takdirini almış bir sistemdir.

Benden önce değerli arkadaşlarımdan ifade edenler oldu. Hastane enfeksiyonları bütün dünyanın ciddi bir problemi ancak şunu açıkça söyleyebilirim: Türkiye’de alınan tedbirlerle ve hekimlerimizin, çalışanlarımızın dikkatli takipleriyle hastane enfeksiyonları aşağı yukarı her yıl yüzde 8 ila 10 oranında azalmaktadır. Dolayısıyla bu hususta Türkiye çok başarılı bir süreç götürüyor ama gerçekten, antibiyotik kullanımını kontrol altına almak gerekir, aksi takdirde risk her zaman var. Bu hususta da son yıllarda yaptığımız çalışmalarla Türkiye’de antibiyotik kullanımı azalmaktadır.

Bir husus da şu: Şehir hastaneleriyle ilgili konuşuldu. Şehir hastanelerinin en büyük özelliği mekânların teknolojik açıdan daha mükemmel oluşu, hastanelerdeki ameliyatların, yoğun bakımların hastane enfeksiyonlarını önleyebilecek teknolojilere sahip olmasıdır.

Ama yeri gelmişken söyleyeyim, yıllarca riskli hastaları da takip etmiş bir hekim olarak söylüyorum, kanserli hastaları takip etmiş bir hekim olarak: Ne yaparsanız yapın, hastane enfeksiyonlarını önlemenin biricik yolu, personelin el yıkama hususundaki hassasiyetidir. Bunun için eğitimler yapıyor elbette Sağlık Bakanlığımız. Bu eğitimler devam edecek.

Yeri gelmişken bütün sağlık çalışanlara da Meclis sıralarından seslenmiş oluyorum. El yıkama konusu, hastane enfeksiyonlarını önlemenin en önemli ayağını teşkil etmektedir. Yoksa dezenfektan kullanarak falan hastane enfeksiyonlarını zaten tek başına engelleyemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Bitirin lütfen, tamamlayın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hastanelerimizin kullandığı bütün malzemeler standartlar çerçevesinde kullanılmaktadır ama değerli milletvekillerimizin belli vakalara özgü bir bilgileri varsa, bunları bize taktim ederlerse bunlar hususundaki araştırmaları da yaparız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, hastane mikroplarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2455) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 8’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 9’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılması arz ve teklif ederiz

Filiz Kerestecioğlu Demir                    İbrahim Ayhan                         Sibel Yiğitalp

            İstanbul                                    Şanlıurfa                                 Diyarbakır

  Dirayet Dilan Taşdemir               Mehmet Emin Adıyaman                 Nihat Akdoğan

               Ağrı                                         Iğdır                                       Hakkâri

                                                          Erol Dora

                                                            Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

Önergeler üzerinde süre uzatımı yapmayacağım, lütfen riayet edelim.

Buyurun.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerine söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de son yıllarda üniversite ve üniversite eğitimine ilişkin politikaların geldiği en önemli nokta, eğitimin toplumsal hareketlilik, toplumsal adalet, barış ve eşitlik gibi temel özelliklerinin ikinci plana itilmesi ve üniversitelerin giderek piyasanın taleplerine uygun bireyler yetiştiren kurumlar hâline gelmesidir. Artık bilimsel araştırmada itici güç olarak “merak” demode bir kavram hâline dönüşmüştür, bunun yerine araştırmalar piyasa ve sermaye gruplarının hizmetinde gerçekleştirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, son dönemde bilim emekçisi olmanın giderek daha zorlu bir uğraş hâline gelmesi gerçekliği söz konusudur. Bilim insanlarının yaşam ve çalışma koşullarına ilişkin yapılan araştırmaların bulguları, iş güvencesizliğinin, işten atılmaların, özlük hakları konusundaki eşitsizliklerin ve geçim kaygısının tetiklediği ekonomik sorunların bilim emekçileri üzerinde büyük bir baskı yarattığı yönündedir.

Değerli milletvekilleri, 2006’dan sonra, her ile bir üniversite politikasının yarattığı bir kısır döngü söz konusudur. Öyle ki her açılan yeni üniversite öğrenci sayısını da hızlı artırmakta ve yetişmiş akademisyen ihtiyacı da sürekli büyümektedir. YÖK’ün 2016 verilerine göre, son on dört yılda akademisyen sayısı yüzde 100’den fazla artmıştır. Ancak kendi içimizdeki bu rakamlara bakıp kendimizle övünmeyi bir kenara bırakarak dünyanın geri kalanında ne olup bittiğine bakmamız gerekir. Örneğin, ABD’de her yıl 61 bin, Rusya’da 27 bin, Almanya’da 25 bin, Japonya ve İngiltere’de ise 17 bin doktora öğrencisi mezun olurken Türkiye’de bu rakam sadece 4.500’dür ve asıl ihtiyacı karşılayabilmesi için bu rakamın en az 3 katına çıkarılması gerekmektedir.

Ülkelerin nüfusuna göre doktora yapmış insan sayısına bakıldığında ise durumun vahameti daha da iyi anlaşılmaktadır. Çin’de her bin kişi başına 2,2; ABD’de 1,5; Avrupa Birliğinde 1,5 doktora mezunu düşerken Türkiye’de bu oran ne yazık ki sadece 0,4’tür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir akademisyen öyle hemen, kolayca yetişmiyor; dört yıl lisans, iki yıl yüksek lisans ve dört yıl doktora öğrenimiyle en az on yıl gerekiyor. Özgün bir doktora tezini ortaya koyabilme sürecinin zorluğu, bu süreyi on iki-on üç yıla çıkarabilmektedir. Bu rakamların üstüne, doçent olmak için gereken ders verme deneyimi, çalışma ve yayın için en az üç dört yıl ve profesör olmak için de bir beş yıl daha eklemek gerekmektedir. Dikkatinizi çekerim, en az yirmi yıllık zorlu ve bir o kadar da zahmetli bir sürecin sonucunda fikirleri ve verdiği dersleri olgunlaşmış, ulusal ve uluslararası yayınlar yapmış, yüksek lisans, doktora tezleri yönetmiş ve jürilerde bulunmuş nitelikli bir akademisyen ancak yetişmiş olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, darbe girişiminin hemen ardından, üniversitelerden 4.225 akademisyen hızla görevlerinden uzaklaştırılmıştır. 15 vakıf üniversitesi kapatılarak bu kurumlarda çalışan 2.808 öğretim elemanı bir gecede işsiz kalmıştır. Hükûmet YÖK’ü kaldıracağına YÖK’ü daha da kurumsallaştırmıştır. Merkezî otoritenin etkin olduğu, üniversite özerkliğinin olmadığı bir yerde özgürlükler gelişebilir mi? Tarih, akademik özgürlük ve üniversite özerkliğinin ihlal edilmesinin her zaman entelektüel gerileme dolayısıyla sosyal ve ekonomik bir duraklamayla sonuçlandığını bizlere göstermektedir.

Ülkemizdeki bu kaygı verici gidişatın tersine çevrilmesi ve evrensel standartlarda bilim özgürlüğünün üniversitelerimizde tesisi için gerekli adımları bir an evvel, vakit kaybetmeksizin atmanın ve herkesin soluk alabileceği gerçek bir üniversiteyi yaratmanın siyasi iktidarın hepimize borcu olduğunu bir kez daha belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Bayraktutan, size 60’a göre söz vereceğimi ifade etmiştim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki organize sanayi bölgesine ilişkin arazilerin kamulaştırma işlemleri tamamlanmasına rağmen bedellerin ödenmemesine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Başkanım, Artvin’in Arhavi ilçesindeki organize sanayi bölgesine ilişkin, arazilerin istimlaklerine ilişkin kamulaştırma işlemleri tamamlanmış, vatandaş gerekli bedellerin altında olmasına rağmen bu yeri ihtiyari olarak idareye vermiş ama aradan geçen kırk beş günlük zaman içerisinde, yüzlerce aileyi ilgilendiren bu kamulaştırma sorununa ilişkin olarak ne yazık ki bedeller yatırılmamıştır. Vatandaş bu bedellerin yatırılması konusunda bugüne kadar devletten, idareden, Hükûmetten gerekli olgunluğu beklemiş ama ne yazık ki kırk beş günlük süre geçmiş olmasına rağmen vatandaş mağdur durumdadır. Vatandaş haklı olarak şunu sormaktadır: İdare ve devlet kendi alacağına gerekli yasal faizi uygulamakta ama borçlu olduğu durumda, kırk beş günü aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen ve bedeller arazilerin gerçek değerlerinin altında olmasına rağmen, anlaşmanın varlığına rağmen ne yazık ki devlet bu konuda ödemeden kaçınmaktadır. Buradan bir kere daha -Sayın Başbakan Yardımcısı da burada- Hükûmetin gerekli duyarlılığı göstermesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerindeki ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin birinci paragrafının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

          Kamil Aydın                       Baki Şimşek                       Zühal Topcu

             Erzurum                             Mersin                                 Ankara

        Deniz Depboylu                  Mehmet Erdoğan            Fahrettin Oğuz Tor

               Aydın                               Muğla                       Kahramanmaraş

 

“Üniversite veya yüksek teknoloji enstitülerinde ikinci öğretim kapsamında yürütülecek tezsiz yüksek lisans programlarının açılması, bu programlarda fiilen ders veren öğretim üyeleri ve öğretim görevlilerine ödenecek ek ders ve sınav ücretleri, aşağıda belirtilen esaslara uyulmak kaydıyla ilgili üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü yönetim kurulunun teklifi üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar).

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri ve izleyenleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

9’uncu madde kısaca, Yükseköğretim Kurulunda ikinci öğretim kapsamında tezsiz yüksek lisans programlarının açılması, alınacak, ödenecek ücret gibi hususları düzenlemektedir. Bugün 190’a yaklaşan kamu ve vakıf üniversitelerinde 7 milyondan fazla öğrenci okumaktadır. Her yıl ortalama 1 milyon 250 bin genç üniversitelerden mezun olmaktadır. Bugün 1 milyondan fazla gencimiz ellerinde diplomayla iş aramaktadırlar. Yarım milyona yakın atanamayan öğretmen vardır. İşsizlik, atanamayan öğretmen sayısı kanayan bir yaradır. Bu, gelecekte daha da ağırlaşacaktır, görünen odur.

Bu vesileyle -tabii, Sayın Millî Eğitim Bakanı olsa daha iyi olurdu ama ben Sayın Başbakan Yardımcımızın da ileteceğini düşünüyorum- kanayan diğer bir yara olan sözleşmeli öğretmen uygulamasına değinmek istiyorum kısaca. Millî Eğitim Bakanlığı geçmişte sözleşmeli öğretmen alımı yapmış ise de bunlar kadroya geçirildiklerinden açıkları kapatmak için yeniden sözleşmeli öğretmen uygulamasına geçilmiştir. Sayın Bakanın verdiği bilgilere göre, Şanlıurfa’ya 17 bin öğretmen atamışız, bunun 13 bini yıl sonuna kadar ayrılmıştır; Van’da 11 bin sözleşmeli öğretmenden 9 bini; Şırnak’a 7.500 öğretmen atanmış, bunun 6.800’ü görevinden ayrılmıştır. Sadece 3 vilayete atanan 35 bin sözleşmeli öğretmenden 28.800’ü ayrılmıştır, ayrılanların oranı yüzde 82’dir. Daha sonraki süreçlere baktığımızda bu oran daha da artmıştır. Bu sürdürülebilir bir durum değildir; Sayın Bakanın beyanına göre de bu sürdürülebilir bir durum değildir.

Değerli milletvekilleri, öğretmen açığının kapatılması olmazsa olmazımızdır. Eğitimden daha önemli bir şey olamaz. Ancak bu şekilde bir sözleşmeli öğretmen uygulamasının sürdürülebilir olmadığı göz önüne alınarak derhâl yeni tedbirler alınmalıdır. Sözleşmeli öğretmenlerin istihdam amacı özellikle öğretmen sıkıntısı çeken Güneydoğu ve Doğu Bölgelerinin altı yıl gibi bir süreyle sıkıntılarını gidermek ise de bu kapsamda atamaları yapılan sözleşmeli öğretmenlerle ilgili sahadan gelen bilgiler ve tarafımıza iletilen görüşler ciddi sıkıntıların olduğu yönündedir. Özellikle bölgede görev yapan Millî Eğitim yöneticileri atanan öğretmen sayılarından memnun olmakla birlikte, oluşan problemleri gidermede ciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar. Zorunlu çalışma süresinin uzunluğu ve mazeret atamalarına kapalı oluşu bu problemin kaynağını oluşturmaktadır. Atanan öğretmenlerin çok büyük çoğunluğu genellikle genç öğretmenler olup görevlerden istifa yolunu seçmektedirler. Görev yapmakta olanlar ise çalışmak zorunda olan, uzun süre atanmamış veya özel eğitim kurumlarında ve dershanelerde görev yapmış, tecrübeli ama evli, aileleri parçalanmış; Sayın Bakanın tabiriyle, eşi yerine işi tercih eden öğretmenlerdir. Yerel yöneticilerin ifadesiyle, birçok aile dramına şahit olunmaktadır, boşanma vakaları artmıştır. Sözleşmeli öğretmen mutsuzdur, mutsuz öğretmeni mesleğine konsantre edemezsiniz. Durum budur.

Sözleşmeli öğretmen uygulaması birçok haksızlığı da beraberinde getirmiştir. Kadrolu öğretmen ile sözleşmeli öğretmen arasındaki özlük hakları farklılıkları ciddi boyuttadır. Aynı okulda, aynı derse giren öğretmenler arasında maaş, ders saati, sınav ve kurs ücreti kalemlerinde 300-500 TL arasında net farklar vardır, sözleşmeli öğretmen aleyhinedir tabii ki bu. Kadrolu öğretmenin birinci derece yakını vefat ettiğinde yedi gün ücretli izin verildiği hâlde sözleşmeli öğretmende bu üç gündür. Tabii, Van’da, Ağrı’da çalışan bir öğretmenin İzmir’e üç günde nasıl gidip geleceğini siz değerlendirin. Sözleşmeli öğretmenlerden yüzde 14 oranında sigorta primi kesilmektedir. Aynı görevi yapanlar arasında bu ayrım neticede mutsuzluğun da kaynağını oluşturmaktadır.

Sözleşmeli öğretmen uygulaması bir zorunluluktan kaynaklanmış ise de alınan tedbirlerle daha uygulanabilir bir hâle gelecektir. Çözüm, birinci olarak şunu söylüyorum: Aynı yerde dört yıl sözleşmeli artı iki yıl kadrolu olmak üzere altı yıllık süre çok uzundur, azaltılmalıdır; iki artı bir olarak yarıya düşürülmelidir.

İkincisi, kadrolu öğretmenlerle aralarındaki her türlü ücret farklılığı giderilmelidir. Daha önceden “olağanüstü hâl tazminatı” şeklinde olağanüstü hâl bölgesinde uygulanmıştı; bu, üniversitelerde -YÖK Kanunu’nda da var- “geliştirme ödeneği” adı altında uygulanmıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde uzatmıyoruz, tamamlayın siz.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Hemen tamamlıyorum Başkanım, birkaç cümle kaldı. Çok önemli bir konu Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Üniversitelerde -öğretim üyesi arkadaşlarımız biliyor- geliştirme ödeneği özellikle gelişmekte olan üniversitelerde uygulanıyor, mahrumiyet bölgeleri tespit edilerek kademeli olarak sözleşmeli öğretmenlere de uygulanmalıdır. Tabii, sanayiye teşvik veriyoruz, sanayiye verelim, vermeyelim demiyorum ama eğitim çok daha önemli diyorsak eğitime de öğretmenlere de bir teşvik vermemiz lazım. Özellikle geçmişte uygulanan olağanüstü hâl tazminatı öğretmenlere de uygulanabilir, yoksa atananların yüzde 90’ının istifa ettiği, göreve başlayanların mutsuz olduğu sözleşmeli öğretmen uygulaması eğitime ciddi bir katkı sunmayacaktır diyorum.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle 2547 sayılı Kanun’un değiştirilen ek 27’nci maddesinin birinci fıkrasındaki "programların açılması,” ibaresinden sonra "öğrencilerden alınacak öğretim ücretleri,” ifadesinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

    Gaye Usluer                           Mustafa Akaydın                       Sibel Özdemir

      Eskişehir                                    Antalya                                     İstanbul

    Atila Sertel                          Mustafa Ali Balbay                       Ceyhun İrgil

        İzmir                                        İzmir                                        Bursa

                                              Kamil Okyay Sındır

                                                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halk arasında yardımcı doçent kanun teklifi olarak da bilinen 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, dün de vurgusunu yaptım; söz konusu kanun teklifini, Sayın Cumhurbaşkanının bu yardımcı doçentlikle ilgili itirazları sonucunda, talebi üzerine -daha hafif olması anlamında “talebi üzerine” diyorum- bir anda YÖK Başkanı, bütün YÖK, Üniversitelerarası Kurul, rektörler, huzurunuzda bütün milletvekili arkadaşlarımız, önce ilgili bakanlıklar harıl harıl çalışarak hazırlayıp Meclisimizin gündemine, huzurumuza sundu ve bizler de bunu konuşuyoruz, tartışıyoruz. Teklifle gelen madde yardımcı doçentliğin varlığını ortadan kaldırmıyor, adını değiştiriyor. İçerik değil, şeklî; belki ufak tefek atamayla ilgili… Olumlu değil, hatta tam tersine olumsuz sonuçlar yaratacak maddeler manzumesi olarak bir torba yasa şeklinde huzurumuza geliyor, biz de tartışıyoruz.

Evet, iktidar partisinin, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerinin oylarıyla, her zaman olduğu gibi, yine geçecek. Bu konuyu dün değişik boyutlarıyla ifade ettim ama bir başka konuya da ben dikkatinizi çekmek istiyorum. Biliyorsunuz, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’deki taşeron işçilerle ilgili sözde “Kadroya geçiriyoruz.” gibi bir düzenleme aslında kadroya geçirme değil, tam tersine şeklî bir düzenleme ve hatta iyi bir etki yaratmadı, sonuç itibarıyla ne yazık ki bir sürü mağduriyeti ortaya çıkardı, üzülerek söylüyorum. Örneğin, daha geçtiğimiz günlerde, İzmir’de “Kadroya geçeceğim.” heyecanını taşıyan 2.500 işçi bir anda kendisini sokakta buldu. Emekli, daha önce emekli olup çalışan, emekliliğe hak kazanmış olan, hatta yaş itibarıyla henüz yaşını doldurmadığı hâlde emekliliği hak eden ve hükümlü statüsünde olanların tamamı yeni durumda şirkete maalesef alınamadı. Ortaya çıkan büyük bir mağduriyet var, bu insanlar açlığa terk edilmiş durumda.

Değerli arkadaşlar, önceki düzenleme taşerondu. Taşerona karşıydık çünkü emeğin sömürüsü diyoruz taşerona, çünkü hakkın gasbedilmesi diyoruz, işçiyi köle gibi çalıştırma düzeni, köleleşme düzeni, köleleştirme düzeni diyoruz. Taşeron değil, çalışanların tamamının eşit statüde, eşit işe eşit ücret bağlamında kamuda çalıştırılması gerektiğini söylüyoruz.

Sonuç değişti mi? Kamuda 657 sayılı Kanun’a tabi memur statüsü yine var; sözleşmeli personel, sözleşmeli memur statüsü yine var; kadrolu işçi yine var, “belediye şirketi” dediğimiz kamu kaynaklı şirketlerde çalışan ve belediyelerde -varsa, verilmişse kendilerine- grevli, toplu iş sözleşmeli sendikal hakları olan işçi statüsünde olanlar yine var. Daha önce özel sektörde, taşeron işi yapan diğer şirketlerde belediyeye hizmet alımı sözleşmeleriyle hizmet veren işçiler şimdi belediyenin şirketine aktarılıyor; değişen hiçbir şey yok, hatta statüleri bile korunarak, ücret iyileştirmesi söz konusu olmadan, çalışma koşulları iyileştirilmesi söz konusu olmadan, hatta ve hatta ücretlerinde bir artış da önlenerek yeni durumda alınıyor.

Ama diğer yandan hükümlülerin, hükümlü statüsünde olanların 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30’uncu maddesine göre, özel sektörde ve kamuda belirli oranlarda -ki kamuda yüzde 3 oranında engelli, yüzde 2 oranında hükümlü- çalıştırılma zorunluluğu varken bunu bile yok sayarak hükümlü statüsünde olanların bu belediye şirketlerine geçişi ne yazık ki söz konusu olamıyor. Sadece İzmir’de 2.500’ün üzerinde bu statüdeki işçi şu anda bütün aileleriyle sokakta, aç, perişan hâlde. Türkiye geneline yaygınlaştırdığımızda 150 bin, 180 bine varıyor.

Sayın Bakan, sizden ricam, bunlara bir çözüm getirmeniz, bu çözümü getirmeniz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutup işleme koyacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen EK MADDE 40’ın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

 

           Gaye Usluer                    Mustafa Akaydın                  Sibel Özdemir

             Eskişehir                            Antalya                                İstanbul

 

          Ceyhun İrgil                  Mustafa Ali Balbay                    Atila Sertel

               Bursa                                İzmir                                   İzmir

“EK MADDE 40- Lisansüstü, doktora tezleri ve tüm bilimsel yayınlar yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından gizlilik kararı alınmadıkça, bilime katkı ve denetlenebilirliği sağlamak amacıyla Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez ve Yayın Merkezine gönderilir. Tez ve yayınlar Yükseköğretim Kurulu tarafından elektronik ortamda erişime açılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil konuşacaktır.

Sayın İrgil, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Arkadaşlar, bu maddede getirilen, ilk kez de bu yasa teklifinde yer alan olay ulusal bir tez arşivi oluşturulması. Bu arşiv meselesi YÖK’le konuşulmuştu; sağ olsunlar, bütün gruplar da anlayış gösterdi ve ilgi de gösterdi, aynı duyarlılıkla YÖK de teklif içerisine aldı ve bir ulusal tez arşivi oluştu. Bunun temel amacı şu: Şimdi, doçentlikte YÖK aşamasındaki sözlü sınavın ehemmiyetinin kalmaması veya tamamen ortadan kaldırılmasıyla birlikte eser ve yayınların ve çalışmaların ehemmiyetinin ve ciddiyetinin ortaya konması daha önemli hâle geldi. Neden? Çünkü artık eserlerin niteliğinin ve en önemlisi de etik yapısının iyi denetlenmesi gerekiyor. Neden bu tez arşivine ve ulusal bir arşive ihtiyaç var? Birincisi, eserlerin denetlenmesi ve niteliğinin kontrol edilmesi açısından ama en önemlisi şeffaflık açısından ama bundan da önemlisi bu ülkenin bir bilimsel arşive ihtiyacı var. Yani bir konuda çalışma yapmak isteyen insanlar o konuyla ilgili ne yapılmış, başkaları ne yapmış, bunu gidip görmeliydi. O yüzden bu arşiv çok önemli. Bu arşivin eğer altyapısı iyi oluşturulursa çok işe yarayacaktır ama asıl önemli olan, bu arşiv denetime açık olacak. Yani biri tezinde birinden intihal yaptıysa, sizin tezinizden çaldıysa o zaman siz bu tezi şikâyet edebilir olmalısınız bu arşiv düzeninde yani oraya bir tıkla girmelisiniz. “Bu tezi şikâyet et.” ya da “Bu yayınla ilgili bildirimde bulun.” diye bir buton olmalıdır. O yüzden biz bu çalışmayı önemsiyoruz.

Neden bu önemli? Arkadaşlar, bir gerçeği kabul edelim; ülkenin her alanında yolsuzluk olduğu gibi, maalesef, akademik alanda da ciddi bir yolsuzluk var ve özellikle sahte tez, paralı makaleler, tez dükkânlarından ısmarlanan tezler, intihaller, kopya yayınlar, başkasına yazdırılmış yayınlar, yancı yayınlarda imza sahibi olma, başkasının emeğini kullanma, emek hırsızlığı, kalitesiz dergilerde yapılan çalışmalar; çeviri, kopya çalışmalar, projeler; başkasını sınava sokarak geçirmeler, ücretle yazdırılan kitap ve çalışmalar, verileri oynanmış araştırmalar, soru çalarak sınav geçenler; torpil, siyaset, yandaşlıkla statü edinenler; FETÖ aracılığıyla kariyer sahibi olanlar, özel üniversite ve yurt dışında kariyeri kuşkulu olanlar ve feodal ilişkiler ve ailevi ilişkilerle üniversitelerde yer bulanlar; bu bir realite. Biz bunun önüne geçmedikçe, akademide bir etik yapıyı oluşturmadıkça akademide sağlıklı bir bilimsel ortamı oluşturmamız mümkün değil.

Ben diliyorum ki bu Ulusal Tez Merkezi daha genişletilerek tüm yayınların da içine alındığı bilimsel yayınlar için de genel, ulusal bir arşiv olur, hem Türkiye’nin kültürel ve bilimsel hayatına bir genel bakış açısı getirir ve bir depolama hizmeti görür hem de denetim açısından bu intihallerin ve yolsuzlukların önüne geçer.

Ama burada asıl önemli konu şu: Şimdiye kadar yapılmış olanları ne yapacağız, onlarla ilgili ne yapılacak? Onlarla ilgili önerim şudur, YÖK’e defalarca bu konuyu dile getirdik: Bu intihaller ve eser sahtekârlıklarıyla ilgili, ne zaman olursa olsun -ki YÖK’ün de böyle bir talebi vardı- zamanaşımı olmaksızın, eğer bir adam intihalle doçent olmuşsa doçentlik unvanının iptal edilmesi gerekir. Biz bunu ısrarla savunuyoruz.

Doçentlik konusu açılmışken kalan süremde bir kez daha bir konuyu, bir mağduriyeti dile getirmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, yasal düzenleme yaparken kazanılmış hakların korunması, yeni hak kayıplarına yol açmaması, var olan durumu da daha da iyileştirmesi ve ileriye taşıması esas olmalıdır. Subjektif mülakat gibi atama kriterlerinin siyasallaşmış rektörlere bırakılması, kadrolaşma gibi akademinin geleceğine ve gelişimine darbe vuracak bir uygulama. O yüzden, fırsat varken -bugün son gün- bu yasa üstünde, bunda bir düzenlemeye gidilmesinde büyük fayda var. Burada birçok öğretim üyesi akademisyen arkadaşımız var. Bunun için de basit bir önerimiz var: Eğer bu mülakat illa olacaksa üniversiteler boyutunda, hiç olmazsa kadro atamalarındaki inceleme mülakatını yapacak olan jüri YÖK ve ÜAK tarafından kurayla belirlensin Hocam, kurayla.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Öyle olacak zaten.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Hayır, burada rektöre bırakılıyor.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – ÜAK…

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Onu isterseniz bir daha konuşalım.

Ama asıl önemli bir başka mağduriyet var: Hâlihazırda -biz onu maalesef Komisyonda dile getirdik ama bu açık buraya kadar geldi- doçent olan ama yardımcı doçentlik kadrosunda olanlar, yıllardır doçent unvanını kullanmış olmasına rağmen yani yardımcı doçent unvanını kullanmış olmasına rağmen bu teklifle doktor öğretim üyesi statüsüne düşüyorlar. Bu bir mağduriyet, ne olursa olsun bir statü kaybı. O yüzden, bunların mağduriyetini gidermek için de zaten hak ettikleri doçent kadrolarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Şunu bir -teknik bir konu- tamamlayabilir miyim Başkanım?

BAŞKAN – Peki, tamamlayın hadi.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Zaten şu anda ek ders ücretlerini doçent kadrosu üzerinden, o statüden alıyorlar. Şimdi, bunlar doktor öğretim üyesi statüsüne geriliyor. Bu sayının çok olduğunu zannetmiyorum ama bu yasa teklifi içerisinde bu arkadaşların mağduriyetini mutlaka gidermek lazım.

Ben o yüzden bütün Meclisin ve özellikle akademisyen öğretim üyelerinin bu konuya duyarlılık göstermesini, doçent unvanı almış ama yardımcı doçentlik kadrosunda zaten yıllardır çeşitli hak kayıplarına uğramış bu arkadaşlarımızın mağduriyetlerinin bir de statü kaybıyla daha da derinleştirilmemesi için bir önlem alınmasını ve bu tasarıda bir cümleyle bu insanların haklarının iade edilmesini bekliyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 10’uncu Maddesindeki EK MADDE 40’ın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                Zühal Topcu                     Kamil Aydın                Saffet Sancaklı

                   Ankara                           Erzurum                             Kocaeli

                Ruhi Ersoy                      Baki Şimşek

                 Osmaniye                           Mersin

“EK MADDE 40- Lisansüstü tezler yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından gizlilik kararı alınmadığı sürece, faydalanmak üzere kullanıcılara ve bilime katkı sağlamak amacıyla Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi tarafından elektronik ortamda erişime açılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı.

Buyurun Sayın Sancaklı. (MHP sıralarından alkışlar)

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öte yandan, bizi televizyonları başında izleyen büyük Türk milletini de aynı şekilde saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, üniversitelerle ilgili birkaç cümle söyleyeceğim. Çok değerli arkadaşlar, uzmanlar bu konuda teknik olarak eleştiriler yaptılar, çözüm önerileri de söylediler. Ben biraz daha fazla alandan konuşmak istiyorum çünkü mümkün olduğu kadar üniversitelere öğrencilerin daveti üzerine seminerlere gitmeye çalışıyorum, onlara biraz tecrübelerimi aktarıyorum özellikle spor konusunda; spor yapan ile yapmayan arasındaki fark, başarı nasıl gelir, vizyon nasıl oluşur şeklinde. Onun için, alandayım, devamlı üniversitelerin oradayım; çok da zevkle gidiyorum ve öğrencilerle bire bir de sohbet ediyorum, sonra hemen yanlarından ayrılmıyorum.

Şimdi, gördüğüm bir iki tane konudan bahsetmek istiyorum size. Tabii, 186 tane üniversitemiz var ve 7 milyon öğrenciden bahsediyoruz yani Türkiye'nin geleceğinden bahsediyoruz. Bu çocuklar ne kadar iyi eğitim alırsa, vizyonları ne kadar gelişirse ülkemizin geleceği de aynı paralelde ilerleyecektir.

Benim bahsetmek istediğim bir iki konudan bir tanesi, bu uyuşturucu konusu. Şimdi üniversitelere gidiyorum. Tabii, bu “sentetik hap” denilen iğrenç madde artık o kadar kolay elde edilebiliyor ki şu anda istatistiklerde, maalesef, uyuşturucu yaşı 10’a düşmüş vaziyette, ilkokullara kadar düşmüş vaziyette. Bunun da en büyük nedenlerinden bir tanesi çok ucuz, bu sentetik hapları 5 TL’ye, 10 TL’ye bulabiliyorlar. Tabii, üniversitelere çok da fazla karışılmıyor dışarıdan. Sadece polisiye tedbirlerle de bunu çözmemiz mümkün değil. Biz yıllardır Ülkü Ocaklarının başlatmış olduğu “Uyuşturucuya Hayır” kampanyasında da -özellikle üniversitelere de bu konuda gidiyorum- yıllık ortalama 70-80 öğrenciyi uyuşturucudan kurtarıyoruz Ülkü Ocakları olarak, yardım ediyoruz. Buna da devam ediyoruz. Bununla ilgili de Ülkü Ocaklarına teşekkür ediyorum.

Tabii, bu öyle bir mesele ki bu, dünyanın problemi ama maalesef ülkemizde de bu çok ciddi bir problem. Üniversitelerde bu “danışmanlık” adı altında verilen hizmetlerin acaba daha mı profesyonelce yapılması lazım, yoksa bu konularda başka tedbirler mi almamız lazım; bunu da biraz düşünmemiz lazım, kafa yormamız lazım.

Bir de bir şey daha gördüm. Bu öğrenciler beni davet ettiği zaman genelde… “Sosyal kulüpler” adı altında kulüpler var okullarda. Gittiğim birkaç yerde gördüğüm birkaç şeyi söyleyeyim. “Sosyal kulüp” adı altında maalesef terör örgütü propagandası yapılıyor. O arkadaşlarla da oturup sohbet ettim. Çünkü ben gidiyorum, konuşmaya başlıyorum, görüyorum, hemen ayrılıyorlar anfiden, grup grup ayrılıyorlar. Maalesef bazıları bu konuda da gereksiz konuşmalar yapıyor, gereksiz şeyler yapıyor. Orası üniversite, herkesin fikrine saygımız olacak ama terör örgütü propagandası yapılıyor.

Aynı şekilde benim bir daha tavsiyem… Bu “danışmanlık” adı altında üniversitede faaliyet gösteren birimin daha profesyonelce mi olması lazım diye de düşünmeden geçemiyorum.

Bir tane ufak bir sorun daha var, bu da yurt yetersizliği. Öğrencilerin şikâyetleri bunlar, kendileriyle konuştum da öyle anlatıyorum. Tabii, devletimiz ciddi yurtlar yaptı fakat üniversiteler de çok arttığı için yetmiyor. Biliyorsunuz, daha önce o cemaat yurtları vardı, bunlar kapatılınca çocuklar dışarıda kaldı ve belli evlerde kalmaya çalışıyorlar. E maddi imkânsızlıklar var, bu da başka sıkıntılar yaratıyor. Sayın Bakanımız da buradaydı az önce. Dışarıdan iş adamlarının yapması lazım bazı şeyleri. Evet, insanlar da yapmak istiyor ama kriterlerini mi biraz yumuşatmak lazım acaba? Çünkü yatırılacak para ile dönecek para arasında ciddi bir fark var. E iş adamları da kazanmayacağı bir yerde bir iş yapmak istemiyor. Acaba bu yurtlarla ilgili biraz esnek davranabilir miyiz?

Onun dışında, Sayın Bakana 2 tane teşekkürüm var, kendisine de biraz evvel ilettim. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını seviyorum. Bizim bu beden eğitimi yüksekokulu öğrencileri… 50 bin civarında mezun var ve bunlar atanamıyordu hiçbir yere, kadro da alamıyordu. Bunlar bizim geleceğimizi yönlendirecek gençleri yetiştirecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini kuracak arkadaşlardı. Bu konuyla ilgili ben burada birkaç defa konuşma da yaptım, Sayın Bakanla da özel görüştüm, basından da biraz yüklendim Sayın Bakana. Sayın Bakan da sağ olsun, bir müjde verdi, 3 bin öğrenci 2018 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığının kadrosuna atanacak. Bir ay önce açıkladı da çocuklar arıyor beni “Ne zaman başlayacağız?” diye. Biraz evvel Bakan Bey’e de onu sordum -buradan arkadaşlar da duysun diye söylüyorum- dedi ki: “İllere göre ihtiyaç listesi hazırlanıyor, çok yakında bitecek ve alımlar başlayacak.” Buradan bunu da belirteyim.

Bir de son bir şey, benim branşımla ilgili; 3. Lig oyuncularının askerlik problemi vardı, büyük sıkıntı çekiyorlardı, onu da dile getirmiştik. Gençlik ve Spor Bakanımız onunla ilgili yazıyı Millî Savunma Bakanlığına gönderdi, her an o da inşallah çıkacak. Sayın Bakanımızdan da rica ediyoruz biran önce bitirsinler diye, bu da ciddi bir sorundu.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından gizlilik kararı alınmadıkça,” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

       Filiz Kerestecioğlu Demir              İbrahim Ayhan             Sibel Yiğitalp

                  İstanbul                             Şanlıurfa                     Diyarbakır

Dirayet Dilan Taşdemir                  Mehmet Emin Adıyaman      Nihat Akdoğan

                     Ağrı                                   Iğdır                           Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım.

Biz, az önce bahsettiğimiz gibi, 10’uncu maddede yer alan “yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından gizlilik kararı alınmadıkça” ibaresinin değiştirilmesini istiyoruz çünkü bizim için her şeyin açık, şeffaf ve erişilebilir olması gerekiyor. Bilimsel faaliyetlerin tümü de bunlardan gelir. Eğer bilimsel faaliyetlerin önünü açmazsanız beraberinde intihal, emek hırsızlığı gibi birtakım sorunlarla karşı karşıya geliriz, bundan dolayıdır ki biz erişimin açık olmasını ve herkesin ona, o bilimsel çalışmalara erişmesini istiyoruz.

Bu bağlamdan bağımsız olmayan ve bugünlerde çokça bahsi geçen operasyonlardan bahsetmek istiyorum arkadaşlar. Tam 17 Şubat günü gözaltına alınıp tutuklanan Profesör Doktor Sayın Onur Hamzaoğlu’ndan biraz bahsetmek istiyorum. Üniversitelerin bağımsız olmasını, üretim alanı olmasını, bilim üretmesini istiyoruz lakin bunun önünde en fazla da baskıyı “academia”ya yapıyoruz. Bu barış isteyenleri, çatışma istemeyenleri, savaş istemeyenleri kriminalize eden, tamamen suçlu gibi gösteren bir siyaset izleniyor; oysa siyaset bu değildir. İnsanlar bilimsel olarak da bakabilir, bilimsel olarak da bakmayabilir, fikrini söyleyebilir, barış isteyebilir; ya bir insanı insan eden barış istemesidir, savaştan uzak durmasıdır, çatışmadan uzak olmasıdır, ölüm istememesidir; bundan daha doğal, daha erdemli bir şey olamaz. Ama biz erdemleri yok eden, çürüten bir siyasetle karşı karşıyayız. Bakın, hayatını halk sağlığına, özgür yaşama, eşitlik ve emeğe, demokrasi ve barış mücadelesine adamış bir insandan bahsediyorum öyle sıradan bir insandan değil ve bunun için yıllarca ama yıllarca bedel ödemiş, emek vermiş ve durduğu yerden ödün vermemiş bir insandan bahsediyorum.

Bakın, Sayın Onur Hamzaoğlu ne yapmış, kısaca bilimsel özgeçmişini anlatmak istiyorum size: Kendisi Türkiye'nin sayısı sınırlı olan epidemiyologlarından biridir ve 2011 yılından beri Uluslararası Sağlık Politikaları Birliği Avrupa Yönetim Kurulu üyesidir ve nitelik açısından Avrupa’da, dünyada çok prestiji olan dergilerde çalışmaları çıkmıştır. Aynı zamanda akademik ve bilimsel çalışmalarıyla sayısız ödül almış bir insandır ve bir halk sağlıkçısı olarak da özellikle Kocaeli’deki sanayi atıklarının neden olduğu bebek ölümlerine karşı da çok iyi, sağlıklı bir çalışma yapmıştır. Ve buna rağmen böyle bir insan, şu anda bu bilimsel yönü görünmez kılınmış, emeği görünmez kılınmış, barış istemesi terörize edilmiş ve bir sabah beşte evi basılmış ve evi basıldıktan sonra iki gün gözaltında kalmış, iki gün gözaltı boyunca ne ailesine ne avukatlarına haber edilmiş, Ankara’ya nakledilmiş ve sekiz gün gözaltında kaldıktan sonra hemen tutuklanmış. Şimdi, böyle bir bakış açısına sahip, böyle kıymetli çalışma yapan bir profesörden bahsediyoruz. Böyle bir insanın halk sağlığı adına çalışma yürütmesi gerekirken, durduğu yerden öğrenci yetiştirmesi gerekirken barış istedi diye görevden alınan 400 akademisyenden biri. Şimdi her şeyiyle problem olan bir durumdan bahsediyoruz.

Bakın, hocam, sizler akademisyensiniz ve siz, ifade özgürlüğünü her platformda söylüyorsunuz. Böyle bir duruma karşı sessiz kalacak mısınız yani akademik kimliğiniz buna uygun mudur? Ben bunu sormak istiyorum, bireysel olarak fikrinizi merak ediyorum: Akademik bakış açınız bunu kaldırabiliyor mu? Bu kadar sağlam, gerçekten kıymetli çalışma yapmış, her yerde değer gören, objektif koşullarla baktığınızda son derece saygın bir insanın tutuklanmasını nasıl karşılıyorsunuz? Barış istedi diye tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylenecek çok söz var, biz burada defalarca çok şey söyledik, hep böyle savunmada kalındı ve gerçekten değerli olan, kıymetli olan, üreten, emek edenler de maalesef ve maalesef şu anda cezaevlerinde tutuklu ve yoğun baskı altındalar.

Bize düşen şudur: Yıllardır hep şiddet üzerinden giden bir politika izlendi, hiçbir sonuç alınmadı; her güvenlik politikası daha çok acı getirdi, daha çok ölüm getirdi ve buna bakmak yerine, tam tersi, güvenlikte ve şiddette ısrar edip hâlen ve hâlen ölümleri, tutuklanmaları artırmak hiç kimseye, insan olmanın hiçbir erdemine yakışmaz. Bize düşen bir an önce bu yanlıştan dönmek ve demokrasi mücadelesi veren, barış isteyenlere saygılı durmak ve gerçekten onların kıymetini bilmektir.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup Komisyona sunacağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve sonraki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 11: 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir:

"Geçici Madde 75 - Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) kapsamında atanan ve kadro statüleri 2547 sayılı Kanunun 33/A maddesine dönüştürülmeyen araştırma görevlileri ile bu program kapsamında doktoralarını başarı ile tamamlamış ve bu süreçte ilişiği kesilmiş olan araştırma görevlileri, KHK ile ilişiği kesilenler hariç, kadrolarının bağlı bulunduğu kurumlara müracaatları halinde yapılacak kapsamlı güvenlik soruşturmaları neticesinde, hiçbir terör örgütü ve illegal yapı ile bağlantısı veya iltisakı olmaması koşuluyla hiçbir işleme gerek kalmaksızın 331A kapsamında yeniden atanır. "

           Gaye Usluer                    Mustafa Akaydın                  Sibel Özdemir

             Eskişehir                            Antalya                                İstanbul

 

           Atila Sertel                   Mustafa Ali Balbay                  Ceyhun İrgil

               İzmir                                İzmir                                   Bursa

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, müsaadenizle…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun. İsterseniz 60’a göre…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi şöyle: Onu talep edeceğim ama bu konu çok önemli. Maalesef, aslında İç Tüzük görüşmelerinde sade süre kısıtlamaları değil de kaliteli yasama değerlendirilse tam burada üzerinde beş dakika konuşmak lazım. Yeni bir madde ihdası teklif ediliyor, çok önemli bir sorun var ama anlatma imkânı yok. Keşke imkân olsa, konuşulabilse. O yüzden ben şöyle bir teklifte bulunacağım size: Hem Ceyhun Hocamıza bu konuyla ilgili hem de eğer talep ederlerse diğer partilerden birer arkadaşımıza kısaca söz verirseniz yerlerinden bu konuda… Tamam, burada halledemiyoruz belli ki ama bu çok yakıcı bir sorun, ÖYP’lilerin sorunu. Bakarsınız, partiler arası bir başka uzlaşı imkânı çıkar ileriye dönük veya tekririmüzakareyle bir çözüm imkânı olur. O yüzden biz Ceyhun Bey’e söz vermenizi talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın İrgil, size 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, ÖYP’lilerin sorunlarını çözmek için Meclisi duyarlılığa davet ettiğine ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, arkadaşlar; bu siyasetüstü bir mesele. Burada 9 bine yakın genç akademisyen, bizim ülkemizin çocukları, kendi yetiştirdiğimiz gençlerimiz söz konusu. Bu, Mecliste defalarca konuşuldu, biz dile getirmekten yorulduk, siz dinlemekten belki bıkmadınız ama bütün gruplar bu konuda hemfikirken, bütün partiler bu sorunun yakıcılığını, ÖYP’lilerin bir haksızlığa uğradığını kabul etmişken, üstelik bu ÖYP’lilerin bir bölümü şu an üniversitelere kabul edilmişken, diğerlerine ayrımcılık yapıldığı açıkça ortadayken, bunun hiçbir gerekçesi yokken, bu arkadaşlara yapılan bu mağduriyetin düzeltilmesini istiyoruz. Aksi takdirde, Meclis buna bir çözüm bulmazsa Türkiye devleti açısından gelecekte büyük hukuki sorunlara yol açacak. Aynı zamanda, geçin hukuki sorunları, maddi kayıpları, çok önemli bir insan sermayesini harcıyoruz arkadaşlar. Gelin, yapmayın, etmeyin, bu insan sermayesini harcamayın. Bu çocuklar başka devlette, başka bir iktidarın döneminde ÖYP’li olmadı, Türkiye Cumhuriyeti döneminde ve sizin iktidarınızda ÖYP’li oldular. O yüzden, gelin, burada, bu Mecliste bu arkadaşlarımıza artık kalıcı bir çözüm bulalım, bu insanları heba etmeyelim arkadaşlar. Üniversiteler zaten boşaldı. Bu insanları biz yetiştirdik, doktoralarını bitirmek üzereler, bunları sokağa atmayalım. Lütfen, bu konuda bütün Meclisi duyarlılığa davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ve bir kez de şunu duymak istiyorum: Niye karşı çıkıyorsunuz, neden itiraz ediyorsunuz; mantıklı bir gerekçe söyleyin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Topcu, buyurun.

34.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, bu yasa görüşmeleri bitmeden ÖYP’lilerle ilgili konunun çözülmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın ama görüyoruz ki biz birçok hayali -gerçekleştirememe üzerine- söndürmeye çabalıyoruz. Evet, dün biz bu konuda bir önerge vermiştik -ama önergemiz reddedildi- 50/D ve ÖYP’den mağdur olan genç arkadaşlarımızın 33/A kadrolarına, herhangi bir terör örgütüyle veya illegal yapılarla ilişiği olmayan, böyle bir şeyle ortaya çıkmamış, belgesi temiz olan arkadaşlarımızın bu kadroya aktarılmasına yönelik ama görüyoruz ki dün yine burada bu madde reddedildi ve bu maddenin reddedilmesiyle beraber yine bu Meclisten… Bakın, parti ayrımı yapmadan, herkesin, özellikle, ülkenin geleceğine yönelik böyle bir umut bağladığı bir dönemde bu Mecliste bu madde reddedildi, bu gençlerin 33/A’ya geçirilmesi maddesi güncellenmedi. Bunun için diyoruz ki: Lütfen, gelin, bu maddenin tekrar üzerinde durulması lazım. Bu arkadaşlarımızın geleceğinin herhangi bir rektörün veya dekanın söyleyeceği bir söze bağlı kalmaması lazım. Bunun içindir ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Bir uzatabilir miyiz süreyi?

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

Buyurun.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Evet, çok mağdur olan arkadaşlarımız var. Hepsi evini barkını kurdular ama görüyoruz ki inanın, ayrılmaya kadar giden, bazı psikolojik sorunlara kadar giden birtakım zorluklar içerisindeler. Hak kayıpları var, geleceklerine yönelik kayıpları var. Onun için, bu problemin burada bir an önce çözülmesi lazım ve biz biliyoruz ki bu iktidar bunu yapmaya muktedir ve yetkili. Zaten Milliyetçi Hareket Partisi olarak da biz destekliyoruz, muhalefetteki diğer arkadaşlarımızın da desteği var. Onun için, bir an önce burada bu yasa görüşmeleri bitmeden bu konunun çözülmesini sizden Başkanımız olarak rica ediyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 11’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

             Gaye Usluer                         Mustafa Akaydın                       Sibel Özdemir

                Eskişehir                                  Antalya                                     İstanbul

              Atila Sertel                        Mustafa Ali Balbay                       Ceyhun İrgil

                  İzmir                                      İzmir                                        Bursa

             Kazım Arslan                   Bülent Yener Bektaşoğlu

                 Denizli                                   Giresun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu konuşacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bektaşoğlu, “Konuşmuyorum.” diyorsunuz ama bugün maşallahınız var her zamanki gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, teveccüh bir hayli yoğun.

Buyurun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Meclisimiz önemli anlardan birisini yaşıyor. Şimdiye kadar toplumsal taleplere, eğitim ve öğretimin ihtiyaçlarına göre ilgili bakanlığın hazırladığı tasarılar, teklifler Bakanlar Kurulundan Komisyona gelir, orada düzenlenerek Meclis gündemine alınır idi ama maalesef, bugün görüştüğümüz bu teklif, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Cumhurbaşkanının bir toplantıda yaptığı konuşmada verdiği talimatla hazırlandı. Kendileri bu “Yardımcı doçentliği kaldırıyoruz.” dedi, Sayın Bakan ve YÖK Başkanı bunu o gün öğrendiler; emir telakki ettiler, taslak hazırlandı, Meclise geldi. Bu tasarıya öncelikle böyle bir yöntemle hazırlandığı için karşıyız kesinlikle. Emir komuta zincirinin son halkası olmadık ve olmayacağız da.

Böylesine önemli düzenlemeler getiren bir tasarı sadece rektörlerle sözde toplantılar yapılarak alelacele değil, dünyadaki akademik sistemler incelenerek üniversitelerimizden, alanında uzmanlaşmış kişilerden, eğitimin paydaşlarından, sendikalardan, kanunun muhatabı akademisyenlerden görüş alınarak, tartışılarak gerçeklere uygun ve sorunları çözen bir anlayışla hazırlansaydı kabul görürdü ama maalesef görmedi. Bırakın bunu, Komisyonda görüşlerimiz, önerilerimiz dahi dikkate alınmadı. Keşke bugün burada üniversitelerimizin, akademisyenlerimizin, öğrencilerimizin ana sorunlarını konuşmuş olsaydık ama Sayın Cumhurbaşkanının tek derdi yardımcı doçentlik oldu. Umarım ki kanun hükmünde kararnameyle fahri doktoralıların asil durum yerine geçeceğini ilan ettirmez, biz de bu kanunu yapmakla hükümlü olmayız.

Değerli arkadaşlar, bugün ülkemizde, allak bullak edilmiş, değişikliklerle delik deşik edilmiş, ahı gitmiş vahı kalmış millî eğitim sistemimiz var. Ne idiği belirsiz vakıflar, cemaatler, dernekler eğitimin paydaşı hâline getirildi, okullarda cirit atıyorlar, çocuklarımızın kişilik gelişmesine engel olacak yayınlar dağıtıyorlar. Laik, demokratik cumhuriyeti koruma andı yerine şeriat andı içiriyorlar. Öğrenciler sınavdayken sınav sistemi değiştirildi maalesef bu ülkede. Bir dahaki yıl liselere nasıl girileceği dahi hâlâ belli değil. TEOG belirsizliği devam ediyor, sürüyor. Bu yıl sonunda 438 bin mezun durumda aday, 653 bin mezun olacak adayla toplam 1 milyon civarında öğretmen atama bekliyor olacak. 100 bini aşkın öğretmen açığı var. 2017 KPSS puanıyla en az 40 bin öğretmenin mülakatsız ataması yapılmalı ki sorun kısmen çözülebilsin. Derslik, bina gibi eğitimin altyapısında saymakla bitmez pek çok sorun varken AKP eğitimin üstyapısına el atıyor, orada, ağır aksak da olsa yürüyen sistemi bozmaya, karmaşık hâle getirmeye çalışıyor.

Değerli arkadaşlar, üniversitelerimizin sorunu doçent, doktor, öğretim görevlisi, doktor öğretim görevlisi sözcüklerinin yer değiştirerek, yeni isimler üreterek çözülmez. Bu unvanların değerleriyle, akademik içerikleriyle oynamak yeni sorunlar yaratır, üniversitelerimizde iş barışı bozulur kaos ve kargaşa doğar. Doktora yaparak yardımcı doçent unvanı elde eden 34 bin akademisyenin statülerinin değiştirilmesi, kazanılmış hukuki, ekonomik, sosyal, özlük haklarına el konulması bile bu iddiayı kanıtlamaktadır. Bütün dünya üniversitelerinde akademik unvan elde etmenin ilk adımı olarak kabul edilen yardımcı doçent doktorluğun isminin değiştirilmesinin, doçent olmadaki prosedürlerin ve statülerin değiştirilmesinin kime ne yararı olacak? Üniversitelerde eğitimin kalitesi mi artacaktır? Amaç kadrolaşmaktır maalesef.

Üniversiteler sarayın arka bahçesine döndürülmektir. Bütün atama yetkilerinin, unvan belirleme kurallarının AKP Genel Başkanının atadığı rektörlere bırakıldığı bir düzen kuruluyor. Elemeden, değerlendirmeden, akademik süreçten geçmeden kolayca doçent olan kişiler bu kadrolara atanmak ve özlük haklarını elde etmek için o rektörlerin emrine girecekler; milletvekilleri, il başkanları bu işte daha çok etkin olacaklar. Akademisyen olma zincirinin halkası içinde siyaset kurumu da dolaylı olarak yer alacaktır. Bu süreçlerde liyakat taşımayacağı için de kalite daha da çok düşecektir. Peki sormak isterim: Hâlâ kripto FETÖ örgütlenmelerinden arındırılmamış, soruşturmaların sürdüğü üniversitelerin rektörlerine ne kadar güveniyorsunuz? Bu kadar yetkiyi nasıl kullanacaklarını nereden biliyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, bu teklifin sorun yaratacak maddelerinden birisi de örnek, 9’uncu madde. İkinci öğretim ve tezsiz yüksek lisans ücretlerinin üniversiteler tarafından belirlenmesi öngörülüyor. Bu uygulama üniversitede eğitimi daha da rant alanı hâline getiriyor. Parası olanlar parayı çok isteyen üniversiteleri tercih edecek. Böylece, iki türlü mezun öğrenci tipi olacak, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla bu konu piyasa koşullarına, rekabete, üniversitelerin takdirine, aşırı kâr hırslarına bırakılmamalıdır. Yetki, Bakanlar Kurulunun belirlediği, alt-üst sınırlı ücret politikaları doğrultusunda hareket eden Yükseköğretim Kurumunda kalmalıdır.

Biz, Anayasa’da belirtilen eğitim öğretim hakkına riayet edilmesinden, sosyal hukuk devleti anlayışına uygun davranılmasından yanayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Bana ek süre yok mu?

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Parasız eğitim, parası olmayanların çocuklarının da eşit, adil biçimde üniversite eğitimi alacağı bir Türkiye istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; kısaca bu teklifle, partili Cumhurbaşkanının atadığı rektörlerle zaten kuşatılarak bilimden, bilimsel düşünceden uzaklaştırılan, özgürlük ve özerklikten yoksun bırakılan üniversitelerin akademik yapısı kontrol altına alınmak isteniyor.

Kanun hükmünde kararnamelerle muhalif kabul edilerek uyduruk gerekçelerle iş ve aşlarından edilen nitelikli akademisyenlerinden yoksun bırakılan üniversitelere bir de bu yolla darbe vurulmak isteniyor. Oysa üniversiteler bilim üreten kurumlardır. Bir ülkenin üniversitelerinde ne kadar çok bilimsel yayın ve araştırma yapılırsa, ne kadar çok bilim üretilirse, üniversiteler toplumu ne kadar değiştirir, dönüştürürse, öğrencilerini ne kadar çok sosyalleştirirse, ülkesine karşı sorumlu bireyler olarak yetiştirirse o ülkeler gelişir. Bunun yolu da, özerk ve özgür üniversitelerden, nitelikli, kaliteli, çağdaş eğitimden geçer.

Evet, başta 12 Eylül kurumu olan YÖK’ü kaldırarak inşallah bunu sağlayacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 11’inci maddesinde yer "doktor öğretim üyesi" ibarelerinin "asistan profesör" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            İbrahim Ayhan                    Filiz Kerestecioğlu Demir                Sibel Yiğitalp

                Şanlıurfa                                   İstanbul                                 Diyarbakır

     Mehmet Emin Adıyaman               Dirayet Dilan Taşdemir                 Nihat Akdoğan

                   Iğdır                                         Ağrı                                       Hakkâri

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi AKP Grubunun sunduğu bir teklif. Az önceki hatibin de izah ettiği gibi, aslında Sayın Cumhurbaşkanının bir talimatıyla Meclis gündemine gelen bir teklif. On beş yıllık AKP iktidarının belki Türkiye siyaset tarihinde görülmemiş derecede bürokrasiden yargıya, İŞKUR üzerinden işçi atamasından, işçi çalıştırılmasından meslek örgütlerine, sivil toplum örgütlerine, meslek odalarına kadar partizanca atamalar yapmadığı, müdahale etmediği tek bir alan yok. Belki bunların içerisinde on beş yıllık siyasal iktidarı boyunca en çok üzerinde uğraştığı, en çok değiştirdiği, en çok müdahale ettiği alanların başında da hiç şüphesiz eğitim sistemi gelmekte. İlkokuldan üniversitelere kadar AKP’nin müdahale etmediği, ele geçirmediği, kendi yandaşlarını atamadığı tek bir kurum kalmadı. Dolayısıyla bu teklifle de aslında hedeflenen şey yardımcı doçentlik statüsünü bertaraf edip üniversitelerde yandaş akademisyenler atama, tıpkı kanun hükmünde kararnamelerle nasıl ki kendisine muhalif gördüğü bütün akademisyenleri üniversiteden attıysa bu sefer yeni kadrolar tesis etmek ve üniversiteleri âdeta kontrolü altına almak.

Madem bu konu üzerinde konuşuyoruz. Bu vesileyle ben ilimin bir üniversitesi olan Iğdır Üniversitesinin birtakım sorunlarını da bu vesileyle gündeme getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Iğdır Üniversitesi, 2008 yılında kurulmuş genç bir üniversite aslında. Yeni bir üniversite olmasına rağmen, baktığımızda, kurulduğu günden beri Hükûmetin üniversitelere tahsis ettiği bütçeler sıralamasında Iğdır Üniversitesi hep alttan 3’üncü, 4’üncü, 5’inci sırada. Dolayısıyla Iğdır Üniversitesinin bu on yıllık geçmişine rağmen altyapı ve üstyapı sorunları hâlâ çözülmüş değil, çözülmediği gibi her yıl bütçe tahsisinde de Iğdır Üniversitesine en düşük bütçe tahsis ediliyor.

Bakın, mesela, 2017 yılı bütçesinden üniversiteye tahsis edilen bütçe 69 milyon 959 bin liraydı. Bu yıl yani 2018 yılı için Iğdır Üniversitesine tahsis edilen bütçe 72 milyon 46 bin lira yani 2 milyonluk bir artırım söz konusu. Ama üniversite sıralamalarında gördüğümüz nedir? Iğdır alt sıralarda bir noktada. Şimdi, böyle düşük bir bütçeyle… Mesela Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı örneğin yurtlar yok, öğrencilerin ciddi sorunları var, ev kiraları yüksek, bütçe düşük. Bunun yanında örneğin Tuzluca ilçemizde meslek yüksekokulu kurulmuş ama dört yıldır meslek yüksekokulunun açılması için hiçbir kaynak ayrılmıyor. İsmi Tuzluca Meslek Yüksekokulu ama öğrencileri Iğdır’da geçici bir binada eğitim yapıyor, aradan dört yıl geçmiş olmasına rağmen.

Yine, 7 fakülte kurulmuş ama yeteri kadar bölüm açılmıyor, yeteri kadar akademisyen kadrosu yok. YÖK’e başvuruluyor. YÖK yeni bir fakültenin açılmasına ya da yeni bölümlerin açılmasına izin vermiyor. Yani özcesi AKP’nin her zaman yaptığı gibi tabela üzerinde üniversite, üniversite olmaktan öteye lise düzeyinde tutma ve hiçbir katkı sunmama ama bunun üzerinden her ilde reklam yapma gibi bir çabanın içerisine girmektedir.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla bir kurumsal yapı oluşturulurken sadece isimle kurmak, sadece bir tabela üniversitesi yapmak ya da bunun siyaset aracı hâline getirilmesi hem siyaset ahlakına hem bu ülkeye bir fayda getirmez. Dolayısıyla yapılan bu düzenlemenin de gerçekten üniversiteye, bilim alanına ve akademisyenlere hiçbir faydası yok. Yardımcı doçentlik statüsünü düşürürken bu insanların hak kaybına uğradığını göz önünde bulundurmanız lazım. Ama maalesef AKP çoğunluğu bunu dikkate almıyor. Neden almıyor? Muhalefet partileri önergeler veriyor, bu teklifteki eksikliklerin giderilmesi, daha düzgün bir düzenlemenin yapılması için Cumhuriyet Halk Partisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Ne de olsa soyadınız Adıyaman.

Buyurun.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Evet, fahri hemşehriyiz.

Cumhuriyet Halk Partisi önergeleri AKP çoğunluğu tarafından reddediliyor. Halkların Demokratik Partisi daha olumlu, daha düzgün bir düzenleme, bir yasa geçsin diye teklifler veriyor, AKP çoğunluğu tarafından reddediliyor. Milliyetçi Hareket Partisi önergeler veriyor, yine reddediliyor. Yani anlaşılan şu: 3 muhalefet partisinin bu ülkenin çıkarlarına, faydalarına, üniversitenin ve bilimin gelişmesi konusunda objektif ve pozitif hiçbir katkıları yok, tek bildikleri doğru AKP çoğunluğunun bildiği doğrudur. “Biz yaptık, biz doğru yaptık, siz ne söyleseniz kulaklarımız tıkalı, hiçbir önergeyi, hiçbir teklifi dikkate almıyoruz, böyle dedik, böyle çıkacak.” Evet, maalesef öyle çıkacak. Ama her zaman yaptığınız gibi, belki bir yıl geçmeden, bir buçuk yıl geçmeden “A, bu olmadı, yeniden bozalım, yeni bir düzenleme yapalım.” diyeceksiniz. Bunu geçmişteki pratiğinizden biliyoruz. Geçmişte altı ay, yani kanunlaştırdıktan altı ay sonra değiştirmek zorunda olduğunuz kanun teklif ve tasarıları var. Bunları da geçmişinizden biliyoruz. Dolayısıyla bu yaklaşımınız da sağlıklı değil diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

              Gaye Usluer                 Mustafa Akaydın                  Sibel Özdemir

                Eskişehir                         Antalya                                İstanbul

 

             Kazım Arslan           Bülent Yener Bektaşoğlu               Ceyhun İrgil

                 Denizli                          Giresun                                  Bursa

 

              Atila Sertel               Mustafa Ali Balbay

                  İzmir                             İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Kazım Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten bir yasa teklifi görüşüyoruz. Bu yasa teklifi aslında köklü çözümler üretmeyen, palyatif bir çözümü ortaya koyan, esas olan üniversitelerin köklü çözümlerini ve üniversite eğitiminin kalitesinin artması noktasındaki çalışmaları içermeyen bir teklifle karşı karşıyayız. Şimdi, görüştüğümüz, bugün kanunlaşacak bu teklifte toplamda 187 üniversiteyi, 7 milyon 700 bin üniversite öğrencisini, 150 bin öğretim elemanını yakından ilgilendiren bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Tabii, bu düzenlemeyle birlikte üniversitelerin köklü sorunlarına, önemli sorunlarına çözüm getirebiliyor muyuz? Maalesef, bu teklifte bununla ilgili bir düzenlemeyi göremiyoruz. Onun için 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nu sil baştan alarak önemli değişiklikleri ortaya koymak suretiyle bu değişikliğin görüşülmesinin, kanunlaşmasının çok daha faydalı olacağını belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerimizin çok önemli sorunları var. Bu sorunlar sadece yardımcı doçentliğin kaldırılmasıyla çözülebilecek sorunlar değil. Yardımcı doçentliğin kalkmış olmasıyla birlikte sadece bir unvanı değiştirmiş oluyoruz, onun dışında değişen bir şey yok ama onunla birlikte birçok kanunda ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapıyoruz. Hâlbuki bizim, üniversitelerimizin daha özerk olması açısından bilimsel özerkliği öne çıkaran, mali özerkliği öne çıkaran, idari özerkliği öne çıkaran düzenlemeleri yapmamız gerekiyor ki eğer bu konuda düzenlemeleri yapabilirsek üniversitelerimizin hem dünya üniversiteleri arasında yer almasına hem de üniversite eğitiminin kalitesinin yükselmesine olanak sağlayacak bir çalışmayı ortaya koymamız gerekiyor. Bunu koyamıyorsak biz burada gerçekten boşuna kürek çekiyoruz, boşu boşuna uğraşıyoruz, hiç olmadık bir düzenlemeyle burada vakit geçiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, üniversitelerimizin aslında yeniden ele alınması gerekmektedir. Üniversitelerimizin son zamanlarda gerek kontenjan yönüyle gerek idari yönüyle gerekse rektör atamaları yönüyle ele alınmasının çok faydalı olacağını düşünüyorum. O nedenle, eğer siz rektörü Cumhurbaşkanının atamasına bırakırsanız, üniversitelerde ortaya çıkarmaya çalıştığımız rekabeti orada yok etmiş olursunuz. O nedenle, öncelikle bu rektör atamalarının yine seçimle yapılmasına olanak sağlayacak bir düzenlemeye geçilmesi ve kanun hükmündeki bu yöndeki kararnamenin de mutlaka geri alınması, kaldırılması gerekmektedir. Sadece bu değil; üniversitelerimizin, tabii, daha verimli, daha üretken olması açısından; daha iyi, kaliteli öğrenciler yetiştirmesi açısından; eğitimin kalitesinin artması açısından da aslında yapılacak birçok işe, işleme de ihtiyaç var.

Özellikle bir iş adamı olarak şunu söylemek istiyorum: Üniversitelerimizi sanayiciyle iş birliği yapacak bir düzeye getirmek zorundayız. Yabancı dili öne çıkaracak, yabancı dili öğrenmiş olan bir üniversiteyi ortaya çıkarmak zorundayız. Eğer bunları yapamıyorsak üniversitelerde kaliteyi artıramayız.

Değerli arkadaşlarım, birçok soruşturma yürütülüyor üniversitelerde, FET֒yle ilgili birçok öğretim üyesi görevden alınıyor, açığa alınıyor. Elbette ki suçları varsa cezalandırılsın ama bunlar gönderilirken, yerine başka tarikatlara yer vermek suretiyle üniversitelerde yeni tarikatların yuvalanmasına da olanak sağlayan bir çalışmayı da görüyoruz. O nedenle, bunlardan vazgeçmeliyiz, üniversitelerimize sahip çıkmalıyız diyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesiyle eklenen geçici madde 11'in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

         Saffet Sancaklı                     Kamil Aydın                       Zühal Topcu

              Kocaeli                             Erzurum                                Ankara

      Fahrettin Oğuz Tor                   Ruhi Ersoy                 İzzet Ulvi Yönter

         Kahramanmaraş                       Osmaniye                              İstanbul

 

"GEÇİCİ MADDE 11- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisinin; "yardımcı doçent" kadro unvanı ilgili mevzuatı uyarınca "doktor öğretim üyesi” şeklinde, "okutman", "uzman" ve "eğitim öğretim planlamacısı" kadro unvanları ilgili mevzuatı uyarınca "öğretim görevlisi" şeklinde değiştirilir ve bu şekilde değiştirilen "yardımcı doçent” kadrolarında bulunanlar "doktor öğretim üyesi” kadrolarına, "okutman” "uzman" ve "eğitim öğretim planlamacısı” kadrolarında sürekli atamalı olarak bulunanlar "öğretim görevlisi" kadrolarına başka bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. Okutman kadrolarına süreli olarak atanmış bulunanlar ise başka bir işleme gerek kalmaksızın "öğretim görevlisi” kadrolarında süreli olarak istihdam edilir”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter.

Sayın Yönter, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında partimiz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Zeytin Dalı Harekâtı’nın 34’üncü gününe girmiş bulunuyoruz. Bu süre zarfında şehadete ulaşan vatan evlatlarına huzurlarınızda Allah’tan rahmet diliyorum, hâlen tedavisi süren kardeşlerimize acil şifalar temenni ediyorum. Çok şükür, bugün Afrin’in batısındaki Sarı Uşağı ve Rahmanlı köylerinin de terörden temizlendiği anlaşılmaktadır. Bunlar memnuniyet verici gelişmelerdir. Dileğimiz ve temennimiz bir an önce, süratle Afrin’in mücavir alanlarının terörden tamamıyla temizliği, terörden tamamıyla arındırılması ve Afrin’e Türk Bayrağı’nın şüphesiz ki çekilmesidir, dikilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni konuşuyoruz. Kanun teklifi tamamıyla yardımcı doçentliğin görünüşte kaldırılmasına odaklanmış durumda. Üniversitelerin bilimsel açmazlarını konuşmuyoruz, öğretim üyelerinin kapasitelerini, vizyonlarını konuşmuyoruz, üniversite yani yükseköğretimin stratejik geleceğini konuşmuyoruz. Keşke, gönül isterdi ki, beklerdik ki, ümit ederdik ki üniversitelerdeki felsefi değişimi konuşabiliyor olsaydık. Keşke üniversitelerde köklü bir değişimi ele alabilseydik, bu değişimden kastım şüphesiz zihniyettir, bunu konuşabilseydik.

Yardımcı doçentlik aslında isim bazında, evet, değişiyor fakat öz itibarıyla herhangi bir değişikliğe uğramıyor ve bu kardeşlerimizin meselelerinin, taleplerinin duyulması da ayrıca önemli, ayrıca değerli, ayrıca takdire şayan fakat biz zarfa bakarken mazrufu ihmal ediyoruz, biz ağaca bakarken ormanı gözden kaçırıyoruz. Dolayısıyla üniversitelerimizdeki biriken, yükselen, çoğalan, günbegün katlanan sorunları her ne hikmetse hasıraltı yapıyoruz, böylelikle çözüleceğini ümit ediyoruz.

185 üniversite olmasıyla Türkiye, üniversite alanında, eğitim alanında, öğretim alanında, entelektüel seviyede takdir edersiniz ki belli bir noktaya gelmiş olmayacak. Üniversite sayısını değil, üniversitedeki kaliteyi keşke artırabilseydik. Fakat geldiğimiz bu aşamada bunu yapamadığımız görülüyor.

Değerli arkadaşlarım, üniversitedeki meseleleri bütün arkadaşlarımız konuşuyor. Mevcut kanun teklifiyle ilgili değerlendirmelerimizi parti grubumuz adına arkadaşlarımız da ifade ediyor, diğer partiler de söylüyor.

Ben sürem azalırken iki hususun altını çizip sözlerime son vermek istiyorum. Birinci mesele, konuşmamın başında Afrin Harekâtı’ndan, 20 Ocakta başlayan Zeytin Dalı Harekâtı’ndan bahsettim. Buradan tüm kahramanlarımıza selam ve hürmetlerimizi gönderiyoruz, Allah onları muvaffak etsin, Allah onları korusun. Orada özellikle… Her fırsatta, bu kürsüye çıktığım zaman, Sayın Grup Başkan Vekili de biliyor, uzman çavuşlarımızdan bahsediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bayağı çözdük ama.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’ndaki “uzman çavuş” ifadesinin getirilmesi ve uzman çavuşlarımızın kadroya alınmaları çok büyük bir ihtiyaç Değerli Grup Başkan Vekilimiz. İnşallah, kahramanlar Afrin’e girerken, Afrin’de Türk milletinin gücünü duyururken gelin uzman çavuşlarımızın bütün meselelerini el birliğiyle çözelim, Afrin’e girerken orduevine girememe gibi bir problemi ortadan kaldıralım.

Değerli arkadaşlar, Afrin’e giren kahramanlar orduevine nasıl giremiyor? Orduevinin kapısında nöbet bekliyorlar ama içeri girip bir sıcak çay içemiyorlar. Bu çelişkiyi bizim çözmemiz gerekmiyor mu? Bu nedenle, iktidar partisine özellikle istirham ediyorum, el birliği yapalım, güç birliği yapalım, bu kahramanları, 87.800 uzman çavuşumuzu kadroya alalım.

Ayrıca, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışan 9.280 kardeşimiz de kadro bekliyor. Bu kardeşlerimiz bir ses bekliyor. Bu kardeşlerimiz çok önemli görevler icra ediyor, sosyal devletin gereğini yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Tamamlayayım mı, yoksa…

BAŞKAN – Peki, tamamlayın, buyurun.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Peki.

İstirham ediyorum, Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Vakfında çalışan kardeşlerimize de ilgimizi, alakamızı esirgemeyelim, ama mutlaka onlara elimizi uzatalım. Her birinize geldiğinden eminim. Onlar da bu vatanın evlatları. Yaşlılarımıza yaşlılık parasını götürüyorlar, engelli aylığını veriyorlar, kömürleri dağıtıyorlar, toplumun, devletin kılcal damarlarına kadar iniyorlar, nüfuz ediyorlar, çok önemli görevler icra ediyorlar.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında çalışan 9.280 arkadaşımızın, kardeşimizin ve sayısı 80 bini aşan uzman çavuşumuzun elinden hep beraber tutalım; onların haklarını verelim, onların helallerini verelim ve bu bizim, inanın bana, milletimizin sırtımıza yüklediği bir görevdir.

Hepinizi bu duygularla saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan "doktor öğretim üyesi” ibarelerinin "asistan profesör” şeklinde; "’okutman’, ‘uzman’ ve ‘eğitim öğretim planlamacısı’ kadro unvanları ilgili mevzuatı uyarınca ‘öğretim görevlisi’ şeklinde değiştirilir” ifadesinin "okutman kadro unvanı ilgili mevzuat uyarınca öğretim görevlisi; uzman ve eğitim öğretim planlamacısı kadro unvanları ilgili mevzuatı uyarınca öğretim yardımcıları şeklinde değiştirilir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Filiz Kerestecioğlu Demir                  İbrahim Ayhan             Sibel Yiğitalp

               İstanbul                                 Şanlıurfa                     Diyarbakır

     Dirayet Dilan Taşdemir             Mehmet Emin Adıyaman      Nihat Akdoğan

                  Ağrı                                      Iğdır                           Hakkâri

            Aycan İrmez

                Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şırnak Milletvekili Aycan İrmez.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime geçmeden önce şu an cezaevinde rehin tutulan, başta Sayın Selahattin Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ ve milletvekillerimiz olmak üzere, tüm siyasi tutsakları buradan selamlıyorum.

Kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, tanımlara yönelik getirilen yeni düzenlemeler doğası gereği sarih ve mantıklı olmalıdır. Bu yüzden, bu maddeyle “doktor öğretim üyesi” tanımının “asistan profesör” şeklinde tanımlanması gerekmektedir. Türkiye, Anglosakson ülkeleri ve Kıta Avrupası’ndaki uygulamalara benzer şekilde üçlü akademik hiyerarşik yapıyı esas almaktadır. Bu ülkelerde yardımcı doçentlik “asistan profesör” olarak adlandırılmaktadır. Bu yüzden, teklifle gelen algı karmaşasının ortadan kaldırılması için uluslararası standartlara uygunluğun elzem olduğunu düşünüyoruz.

Öte yandan, bilindiği üzere, üniversitelerde ders veren okutmanların da öğretim görevlisi kadrosuna alınmasını olumlu görüyoruz. Ancak bu sefer de okutmanların görev ve sorumluluk bağlamında mevcut öğretim görevlileriyle karıştırılması sonucu doğacağı için kendilerine “öğretim görevlisi yardımcısı” unvanı verilmesinin daha doğru olacağını düşünmekteyiz.

Darbe girişimi sonrası 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL, AKP Hükûmeti ve Erdoğan için amaca ulaşmak için her yolun mübah olarak görüldüğü bir araca dönüşmüş durumdadır. Her ne kadar Başbakan Binali Yıldırım OHAL için “OHAL topluma değil, devlete karşı ilan edildi.” demişse de aradan geçen iki yıla yakın bir zamandır çıkarılan KHK’ler, torba kanunlar ve usulüne uygun olmayan şekilde Parlamentoda önümüze konulan kanun tasarılarıyla toplum âdeta yeniden şekillendiriliyor.

Önümüzdeki tablo açık ve nettir değerli arkadaşlar. AKP Hükûmeti için OHAL darbecilerle mücadele etmenin bir aracı olarak kullanılmıyor, hangi kesimden olursa olsun AKP’ye muhalif olan tüm toplumsal kesimlerin tasfiyesi amaçlanıyor. Bu tasfiyelere karşı sesini yükselten demokrat ve duyarlı kesimler ise yine OHAL sopası gösterilerek susturulmaya çalışılıyor.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti eğitim sistemi üzerinden toplumu dizayn etmenin derdine düşmüş durumdadır. YÖK de tıpkı diğer 12 Eylül icadı kurumlar gibi siyasi iktidarların güçlerini devşirdikleri kurumların başında gelmektedir. Dikkat edin, 12 Eylül rejimine muhalefet üzerinden yıllarca siyaset yapan bu iktidar YÖK’e dokunmamış, aksine koruyup büyütmüştür. Her kente bir üniversite açmakla övünen Hükûmet, her kentte skandalların önünü açmıştır. Tek odalı üniversitelerden tüm kadrosu tek 1 kişi olan bölümlere, kampüsü olan ama hocası olmayan üniversitelerden rutubetli bodrum katlarında açılan dersliklere, adı olan ama binası olmayan bölümlere kadar sayısız skandal. Say say bitmez, vakit yok, maalesef anlatamıyoruz hepsini.

OHAL döneminde yayınlanan KHK’lerle akademiden uzaklaştırılan hocaları düşündüğümüzde, amaçlanan şeyin, üniversitelerde arzu edilenin zihinsel dönüşüm olduğu anlaşılmaktır. Zaten 12 Eylül darbesi sonrası özerkliği kaybolan, YÖK’e bağlı makinelere dönüşmüş olan üniversiteler, değerli hocaların KHK’lerle tasfiyesi sonrası tam bir çöle dönüşmüştür. Örnek vereyim, belli kriterler baz alınarak oluşturulan En İyi Üniversiteler Endeksi’nde ilk 500’e Türkiye’den girebilen üniversite sayısı bir elin parmağını geçmiyor artık. Boğaziçi, ODTÜ gibi ilk 500’e girebilen üniversiteler ise maalesef Hükûmetin hedefinde; ya kalitesini beğenmiyorlar ya da yol geçirip duruyorlar üzerinden.

Değerli arkadaşlar, üniversiteler ve burada bilim üreten emekçiler, aydınlar aynı zamanda toplumun vicdanı olarak bilinirler, saygınlıkları buradan gelir. Muhalif olmaları doğaları gereğidir, statükocu olamazlar. İlerlemeci bir bakış açısıyla mevcut olanı aşmak için çaba harcarlar. Dolayısıyla ülkelerindeki savaşa, insan hakları ihlallerine, haksız uygulamalara karşı çıkan toplumsal kesimlerin başında akademisyenler gelir, gelmek zorundadır. Çocukların cenazelerinin buzdolaplarında saklandığı, cansız bedenlerin zırhlı araçlarla cadde ortasında vahşice sürüklendiği, kadınların cenazelerinin ya teşhir edildiği ya da günlerce sokak ortasında bekletildiği, gençlerin bodrumlarda yakıldığı, ağır bombardıman sonucu kentlerin haritadan silindiği bir dönemde gidişata dur diyen, “Barış olsun, çatışmalar dursun.” diyen akademisyenler OHAL sonrası yayınlanan KHK’lerle üniversitelerden atıldılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika alabilir miyim?

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın İrmez.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yetmedi, tüm özlük haklarına el konuldu, yurt dışı çıkış yasaklarıyla cezalandırıldılar. Ancak 2 binin üzerinde akademisyen ve araştırmacı tehdit ve baskılara rağmen toplumun vicdanı olmaya devam etti. “Bu suça ortak olmayacağız.” diyen, işten atıldıklarında dahi geri adım atmayan değerli hocalarımızı bir kez daha buradan saygıyla selamlıyorum. Karanlık günler geçecek, adalet elbet bir gün tecelli edecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

           Gaye Usluer                    Mustafa Akaydın                  Sibel Özdemir

             Eskişehir                            Antalya                                İstanbul

           Atila Sertel                   Mustafa Ali Balbay                  Ceyhun İrgil

               İzmir                                İzmir                                   Bursa

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi üzerine grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, benim üzerine söz aldığım kanun teklifinin 13’üncü maddesiyle 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 3’üncü maddesi, şu an konuştuğumuz kanun teklifiyle değiştirilen akademik unvanlara göre tekrar düzenlenmiştir. Doktor öğretim üyesi ve öğretim görevlileri mali haklarıyla ilgili, Personel Kanunu’nda derece düzenlemelerinde isim değişiklikleri yapılmıştır. Biz vermiş olduğumuz önergeyle bu maddenin kanun teklifinden çıkarılmasını önerdik. Çünkü bu akademik unvanlardaki kanun değişikliği ve yükseltmelerdeki kriterlerin tamamına karşı durumdayız.

Bu hafta üzerinde konuştuğumuz akademik yükseltmelerde unvan değişiklikleriyle ilgili kanun teklifi içinde yer alan değişikliklerin nasıl gündeme geldiği, hazırlanma sürecine hepimiz şahit olduk. Kanunun ismi dahi, değerli milletvekilleri, dün Genel Kurulda değiştirildi. Özensizce hazırlanmış demek istemiyorum ama gerçekten akademi dünyasındaki çok temel sorun alanları noktasında biraz acele edildiğini görüyoruz. Akademik kadrolardaki atama kriterleriyle ilgili tüm tarafların, özellikle, başta akademisyenler, üniversiteler ve belki bu konuda, bu alandaki ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüş ve önerileri dikkate alınmadan, sürece dâhil olmadan, tepeden inme, sorun çözücü değil, aksine, akademi dünyasında var olan sorunları daha da derinleştiren, hatta tartışmaya açan bir sürece şahit oluyoruz.

Kanun teklifinin akademik unvan tartışmasının sadece bir isim değişikliği tartışılmasına sıkıştırıldığını, içerik ve nitelik tartışmasından uzak, akademisyenlerin temel sorun alanları, özlük hakları, akademik yükseltmelerdeki objektif ve ölçülebilir performans kriterlerini gözeten, özellikle genç bilim insanlarının gelişme ve araştırma potansiyellerini destekleyen, güvenceli çalışma koşullarını önceleyen bir düzenleme olmadığını hep birlikte görmekteyiz.

Atama kriterleri arasında yer alan dil koşulu başta olmak üzere, akademik yükseltmelerdeki koşullarda bir geriye gidiş yapıldığını görmekteyiz. Doktora eğitimini tamamlayan, akademik ve bilimsel üretme ve gelişme sürecinin başındaki bilim insanları için yabancı dil şartı kaldırılmaktadır. Bilimsel üretim için önemli bir akademik aşama olan doçentlik unvanı için ise asgari dil puanı düşürülmektedir. Bu durumun neticesinde araştırma ve yayın kalitesi düşecektir. Yükseköğretim kurumlarımızda uluslararası gelişmelerden kopuk bir sürecin önü açılacaktır.

İçinde bulunduğumuz küresel rekabet ortamında, bilgiye ulaşımın sınırsız olduğu bir dönemde evrensel bir dile hâkim olmanın özellikle de bilim insanlarının yaratacağı katma değer açısından önemi ortadadır. Asıl tartışma alanı, değerli milletvekilleri, eğitim sistemimizin her aşamasında yabancı dil öğrenme sorununun nasıl aşılacağı olması gerekirken biz bugün akademik atama kriterlerinde, özellikle doktoralı genç bilim insanları için dil şartını, bir engel olduğunu görerek kaldırıyoruz. Bu asla kabul edilebilir bir durum değildir. Üniversitelerimizde küresel rekabet ortamında evrensel ve uluslararası gelişmeyi takip edebilecek, bilgi üretebilecek, ülkenin kalkınmasına katkı sunabilecek nitelikli ve donanımlı insan kaynağı ve yeni nesilleri yetiştirecek bilim insanlarımızın niteliklerinin, yetkinliklerinin bu kanun teklifiyle aşağı çekileceği kaygısı sadece bizler için değil, eğitim alanındaki birçok paydaş için de tartışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ortaya çıkan bu durum, YÖK’ün 2017 tarihinde yayınladığı Yükseköğretimde Uluslararasılaşma Strateji Belgesi’nde belirlemiş olduğu hedeflerle de çelişmektedir. YÖK Başkanımız burada yok ama değerli başkan vekili hocalarımız burada. Burada, gerçekten, bu uluslararasılaşma konusunda YÖK’ün belirlediği çok önemli tespitler ve hedefler var. Özellikle yabancı dil bilen akademik ve idari personelin yetersiz olduğu, yabancı dilde programların yetersiz olduğu ve yabancı dilde bilgilendirme eksikliği yaşandığı tespit edilmektedir. Şimdi, ben, buradan söylemek istiyorum: Bu durum ortadayken YÖK’ün belirlemiş olduğu hedefler ve strateji, özellikle kalite kurullarının kurulması, ihtisaslaşma, Hükûmetin getirmiş olduğu bu kanun teklifindeki yabancı dille ve kriterlerle ilgili koşulların aşağı çekilmesi YÖK’ün bu hedefleriyle çelişmektedir ve hatta bu uluslararasılaşma stratejisini de çökertmektedir. Bir gecede, bir kişinin isteği üzerine yardımcı doçentlik kadrosunu kaldırıyoruz. Yabancı dil koşullarında gerçekten kabul edilemeyen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – İzin verirseniz bir dakika...

BAŞKAN – Buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Yabancı dil koşullarında gerçekten bizi küresel rekabette zayıflatacak bir noktaya gitmekteyiz.

Diğer bir konu ise -kalan süremde değinmek istiyorum- yine kanun teklifine göre akademik yükseltme kriterlerinde Üniversitelerarası Kurulun belirleyici olması yanında, YÖK'ün denetiminde üniversitelere de farklı koşullar belirleme yetkisi veriliyor. Ancak burada, baktığımız zaman, evet, bir denetim var ama ucu açık kriterler konulacak üniversiteler arasında ve bu yine YÖK'ün belirlediği o nitelik ve uluslararası ihtisaslaşma alanında üniversiteler arasında nitelik farkını ortaya çıkaracak. Bazı üniversiteler için elbette bir rekabet ortamı olacak ama bazı üniversiteler için suistimale açık bir durum ortaya çıkacak. YÖK'ün belirlediği nitelik ve kalite yaklaşımı bağlamında, bazı üniversitelerimizin nitelik ve kaliteden iyice uzaklaşacağı ortaya çıkacaktır.

Değerli milletvekilleri, ben bir akademisyen sorumluluğuyla görüş ve çekincelerimizi sizin dikkatinize sunuyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle değiştirilen madde 3’ün çerçeve hükmünün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

         Saffet Sancaklı                     Kamil Aydın                       Zühal Topcu

              Kocaeli                             Erzurum                                Ankara

           Ruhi Ersoy                   Fahrettin Oğuz Tor    Ahmet Kenan Tanrıkulu

            Osmaniye                       Kahramanmaraş                             İzmir

“Bu Kanuna tabi öğretim elemanlarının sınıfları ve göreve başlama dereceleri aşağıda gösterilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz kanun teklifinin 13’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun verdiği önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, içinde bulunduğumuz çağ teknoloji çağı olarak da nitelendirilebiliyor. Dolayısıyla bu çağda, eğitim dünyasındaki yeniliklerle birlikte akademik alanda gerçekleştirilen çalışmaların kalitesinin ve araştırmacıların niteliklerinin yeniden sorgulanması da bu vesileyle ele alınmış olunuyor. Küreselleşen dünyada araştırmacıların, bilim insanlarının, kültürlerin uyumuna dikkat eden ve yenilikleri sahiplenen ve takip ederek geliştiren bireylerden oluşmasına da dikkat edilmektedir. Görüştüğümüz teklife baktığımız zaman ise bu kriterleri tamamıyla karşılamakta maalesef yetersiz kaldığını da görüyoruz. Oysa eğitimin ülke kalkınmasında çok ciddi de bir rolü bulunmaktadır. Gelişmiş eğitim süreçleri, yeni bilgi ve bulguları ortaya çıkarıyor ve daha sonra güncel gelişmeleri takip ederek çözüm önerileri de sunmaya gayret ediyor. Bunun yanı sıra, kalkınmadaki süreçte de nitelikli ve nicelikli iş gücüne de ihtiyaç bulunmakta. Ülkelerin eğitim kalitesi arttıkça tabii ki doğal olarak iş gücündeki verimlilik de artıyor. İşte, bizim burada gördüğümüz bu tetikleyici gelişme diğer ülkelerle olan rekabetimizi artırıyor ve o ülkenin dışa açılımı daha kolay hâle geliyor. Ülkemizden de bunun örneklerini görmemiz mümkün.

Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler kategorisi olarak baktığımız zaman da ekonomi alanındaki performans farkının ana sebeplerinden bir tanesinin de eğitim düzeyindeki bu farklılıklar olarak karşımıza çıktığını tespit edebiliriz.

Sayın milletvekilleri, genel bu durumdan sonra ülkemizdeki duruma şöyle bir göz attığımız zaman, ülkemizdeki durumun oldukça farklı olduğunu da görüyoruz. Örneğin, geride bıraktığımız kasım ayı itibarıyla -bazı rakamlar vereceğim sizleri çok yormadan- genç işsizlik rakamı yüzde 19,3, öte yandan, genç kadın işsizliği yüzde 25, yükseköğretimdeki işsizlik oranımız yüzde 12,2 ama yükseköğretim görmüş kadın işsizliğimiz yüzde 16,6. Demek ki burada vahim ve endişe edilmesi gereken bir durumla da karşı karşıyayız.

Bu yukarıda saydığım verileri birazcık daha kötüleştiren bir başka göstergemiz daha var, o da OECD’nin yaptığı ne eğitimde ne de istihdamda olan kişilerin oranı. Maalesef bu oranda da biz OECD ülkeleri içerisinde neredeyse rekor kırıyoruz, yüzde 23,9. Demek ki bir sıkıntı var bu alanda, bu konulara neşter atılması gerekiyor.

Türkiye’nin yetişmiş, kaliteli ve yetenekli beyinleri de işte bu sebepten yurt dışına çıkmaya başlıyor ve oralarda bilimsel çalışmalara katkı yapıyorlar. Beyin göçüyle ilgili genel bir kanaat var sayın milletvekilleri, o kanaat de şu: Beyin göçü veren ülkelerin genellikle ekonomi, insan hakları ve özgürlük gibi kavramlarda yetersiz olduğu tezi henüz çürütülemedi. Demek ki böyle de bir genel ölçüsü var beyin göçünün.

Gönül isterdi ki bu teklifte de beyin göçünü tersine döndürecek, diğer ülkelerden ülkemize tekrar geri akışı sağlayacak olan bazı düzenlemeler de yapılsın hazır bu fırsat elimize geçmişken. İşte, bu yüzden hepimiz, kendi aldığımız eğitimlerin, deneyimlerin, yaşadığımız diğer tecrübelerin esiri olmadan, samimi, istekli ve bütüncül bir şekilde, sadece yükseköğrenim alanında değil, eğitimin bütün safhalarını içeren, ele alan, onu iyileştiren kalıcı dönüşümleri de sağlamak zorundayız. Üniversitelerimizin, bilgiyi toplum ve bilim yararına üreterek ekonomimize de katma değerler sunabilecek şekilde seferber edilmesi gerekir. Bilimle yol alacaksak değerli milletvekilleri, bu tip kısıtlı düzenlemeler değil, geniş dönüşüm yaratacak düzenlemeleri de hayata geçirmeliyiz.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

 

           Gaye Usluer                    Mustafa Akaydın                  Sibel Özdemir

             Eskişehir                            Antalya                                İstanbul

 

          Ceyhun İrgil                  Mustafa Ali Balbay                    Atila Sertel

               Bursa                                İzmir                                   İzmir

 

          Serkan Topal

               Hatay

Madde 14: 2914 sayılı Kanunun 12’nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 12

“657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuru bürüt aylık (ek gösterge dahil) tutarının;

1) Profesörlerden Rektör, Rektör Yardımcısı, Dekan,

Dekan Yardımcısı, Yüksekokul Müdürü olanlar ile

Profesör kadrosunda üç yılını tamamlamış bulunanlara % 300'i,

2) Diğer Profesör kadrosunda bulunanlara % 295'i,

3) Doçent kadrosunda bulunanlara % 285'i,

4) Yardımcı Doçent kadrosunda bulunanlara % 275'i

5) Diğer Öğretim elemanlarından;

a) Birinci dereceden aylık alanlara % 230'u,

b) İkinci dereceden aylık alanlara % 220'si,

c) Üçüncü dereceden aylık alanlara % 210'u,

d) Dördüncü ve beşinci dereceden aylık alanlara % 170'i,

e) Diğer derecelerden aylık alanlara % 160'ı,

Her ay üniversite ödeneği olarak ödenir.

Bu ödenek damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz ve kısmi statüde görev yapanlara ödenmez.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Serkan Topal.

Sayın Topal, Hatay sizi bekliyor.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çağdaşlığa, kültüre, bilime, emeğe ve adalete inanan ve bunun için mücadele eden toplumların emekçileri toplumların geleceğini ilgilendiren hangi konu olursa olsun her yeni düzenlemede daha iyiyi, daha güzeli, daha ileriyi, çağdaşlığı, gelişmişliği, bilimi düşünerek en iyiyi yapmaya çalışırlar ancak bu kanun teklifi, arkadaşlar, maalesef yeni hak kayıpları ve yeni mağduriyetlerin yolunu açacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasında bir kurumdan bahsettiği zaman o kurumun amirleri maalesef bunu bir emir telakki ediyor ve onunla ilgili ivedi bir şekilde hukuka bakmaksızın, adalete bakmaksızın maalesef bunu yerine getirmeye çalışıyorlar. Bu nasıl akıl tutulması, gerçekten soru işaretleri var. “Yardımcı doçentlik kaldırılsın.” diye başlayan sürecin sonuna gelindiğinde şunu çok rahat görebiliyoruz: Sayın Cumhurbaşkanı bir kez daha bu teklifi getirenler tarafından kandırılıyor, bunu burada ifade etmek istiyorum.

Kanun teklifinin geneline bakıldığında, doktor öğretim üyesi ve doçent alımlarının subjektif, öznel kriterlerle yapılacağı, bir siyasi parti genel başkanı tarafından atanan rektörlerin neredeyse tüm yetkiyi eline aldığı görülmektedir. Bu teklifin kabulü hâlinde, yandaş olmayan akademisyenlerin üniversitelerde kadro alma şansları maalesef azalacaktır. Bakın, 2002 yılında 79 olan üniversite sayısı bugün 180. Çok iyi, üniversitelerin çoğalması gerçekten iyi ancak nitelik mi önemli, nicelik mi? Bakın, YÖK’ün yayımladığı verilere baktığımızda Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde profesör yok, doçent yok, yardımcı doçent yok, kim var? Sadece araştırma görevlisi. Yine 2002 yılında Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Hukuk Fakültesi kuruluyor, hâlâ öğrenci almıyor. Kadrosuna baktığımızda profesör yok, doçent yok, yardımcı doçent yok. Şimdi, arkadaşlar, üniversiteyi kuruyoruz ama maalesef içi boş. Önemli olan nicelik mi, nitelik mi bir kez daha soruyorum yani öğrencisi olmayan, binası olmayan üniversiteler. Bu veriler aslında iktidarın eğitime olan bakış açısını bizlere çok iyi bir şekilde anlatıyor.

Değerli arkadaşlar, Adıyaman Üniversitesinde skandal mülakat sonuçlarını sizinle paylaşmak istiyorum. Bakın, 21 aday… Görevde yükselme yazılı sınavında tam 100 puan alan bir aday sözlüden 50 puanla başarısız kılınıyor. Yine, 95 puan alan bir aday yine 50 puanla başarısız kılınıyor. Arkadaşlar, bu nasıl saygısızlık, bu nasıl vicdansızlık? Evet, bu konuda umarım Sayın Meclis Başkan Vekilimiz de bir soruşturma başlatır. Bu adaletsizliğin, eşitsizliğin, hukuksuzluğun bir an önce giderilmesini talep ediyoruz. Daha önce de bunu söylemiştik: Mülakat maalesef birçok insanın hayatını karartır. Bakın, evet, bugün iktidar sizsiniz ama 2019’da başkaları gelecek. Bu yüzden mülakat yerine liyakati mutlaka esas almamız gerektiğinin bir kez daha altını çiziyorum.

Değerli arkadaşlar, yine, bugün bu yasa teklifinde üniversitelere ek koşul belirleme yetkisi tanınıyor. Bu ne demek? “İstediğiniz kişilere koşul belirleyin.” demek. Ek koşullar belirleme yetkisi şaibeli alımları artıracaktır. Son yıllarda yaşananlar, Cumhurbaşkanının atamasıyla atanan rektörler yine maalesef bunun yolunu açıyor.

Değerli arkadaşlar, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması; ayrıca, kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Devlet etkinliklerinin düzenle sürdürülmesine engel olan, kamu yararı amacı taşımayan, kamu hizmetinin nitelikleriyle bağdaşmayan, hak, hukuk ve adalet anlayışına aykırı, makul olmayan ve uygulanabilirliği bulunmayan bu düzenlemenin Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine tamamen aykırı olduğunu çok açık bir şekilde görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu nedenlerle, Genel Kurul gündeminde görüştüğümüz bu kanun teklifinin geri çekilmesini talep ediyoruz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Özellikle, Millî Eğitim bütçesinde “109 bin öğretmen alınabilir.” denmesine rağmen maalesef bugün itibarıyla sadece 20 bin öğretmen artı 5 bin ücretli öğretmen alınacak. Biz bunu yeterli görmüyoruz. Gerçekten de, 455 bin öğretmen arkadaşımız şu anda atama beklemektedir. Madem 109 bin Millî Eğitim bütçesinde var, neden 109 bin alınmıyor? Hadi 109 bin alınmıyorsa, gelin, biz bunu 59 bin, 60 bin yapalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen nereden biliyorsun öğretmenin sorununu?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Çünkü biz tebeşir tozu yuttuk Sayın Özel, biz tebeşir tozu yutarak bu sıralara geldik.

BAŞKAN – Artık şimdi tebeşir yok, biliyorsun yani.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Bir kez daha, öğretmenlerin mağduriyetini gidermek adına en az 60 bin…

BAŞKAN – Elektronik masalar, sandalyeler, sıralar, tahtalar…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Evet, teşekkür ediyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın milletvekilimiz bir öğretmendi.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Öğretmenlerin sesini duyalım.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bravo Hocam!

BAŞKAN – Öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi tebeşir tozundan kurtardık çok şükür.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan “kurtardık” derken ümit ediyorum Türkiye Cumhuriyeti devletini kastediyorsunuz?

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti olarak tabii ki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim tarafsızlığınızı hatırlatarak.

BAŞKAN – Eyvallah, ne demek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

           Zühal Topcu                    Mevlüt Karakaya                    Kamil Aydın

              Ankara                              Adana                                 Erzurum

        Deniz Depboylu                  Mehmet Erdoğan

               Aydın                               Muğla

Madde 14.- 2914 sayılı Kanunun 12’nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 12.- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuru brüt aylık (ek gösterge dâhil) tutarının;

1) Profesörlerden Rektör, Rektör Yardımcısı, Dekan, Dekan Yardımcısı, Yüksekokul Müdürü olanlar ile Profesör kadrosunda üç yılını tamamlamış bulunanlara % 300’ü,

2) Diğer Profesör kadrosunda bulunanlara % 295'i,

3) Doçent kadrosunda bulunanlara % 285'i,

4) Yardımcı Doçent kadrosunda bulunanlara % 270'i

5) Diğer Öğretim elemanlarından;

a) Birinci dereceden aylık alanlara % 230'u,

b) İkinci dereceden aylık alanlara % 220'si,

c) Üçüncü dereceden aylık alanlara % 210'u,

d) Dördüncü ve beşinci dereceden aylık alanlara % 170’i,

e) Diğer derecelerden aylık alanlara % 160’ı,

Her ay üniversite ödeneği olarak ödenir.

Bu ödenek damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz ve kısmi statüde görev yapanlara ödenmez.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; evet, Türkiye gerçekten çok büyük bir devlet hem konjonktür açısından hem tarihî perspektiften baktığımızda hem de elindeki imkânlar açısından ama şu soruyu sormak gerekiyor: Bu kadar 2023, 2053, 2071 vizyonu olan bu ülke gerçekten bu vizyonlara ne kadar hazır? Esas bunu tartışmamız lazım. Elimizde imkânlarımız var ve potansiyel olan gençliğimiz var. Biz bu gençliğimizi ve bu enerjik toplumumuzu ne kadar kullanabiliyoruz, hazırlayabiliyoruz geleceğe? Önceliğimizin bu olması gerekir ama görüyoruz ki biz daha önceliklerimizi netleştirmedik, hâlâ üniversite sayılarından bahsediyoruz, yaptığımız binalardan bahsediyoruz, işte, aldığımız tabletlerden bahsediyoruz. Ama artık gelin bunları bir kenara bırakalım. Bizim özellikle insana bakış tarzımız ne, insanı yetiştirme tarzımız ne, nasıl bir felsefe güdüyoruz? Bizim bunlara bakmamız gerekiyor aslında ve dünya nasıl yapıyor? Amerika’nın keşfine gerek yok, bunun yolu da var, aklın yolu da bir. O zaman bizim bu konulara eğilmemiz lazım. İnsan yetiştirme sistemimizi tekrar gözden geçirmemiz lazım. Evet, artık toplumlar açık yani kapatıp da dünyadan haberdar olmama gibi bir lüksümüz de yok, bir tercihimiz de olamıyor zaten. Dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen bir olayın sesi anında ülkemizden de duyuluyor. Hâl böyle olunca o zaman diyoruz ki: Bizim şu anda yaptığımız çalışmaları mutlaka dünya gündemine de taşımamız lazım. Dünya gündemiyle kıyas metodunu kullanarak kendi konumumuzu değerlendirmemiz lazım. İşte bunlardan birçok kıstas var. Bunlardan bir tanesi, sınav sistemlerimize baktığımızda, PISA, bizim çocuklarımızın da girdiği Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı; bir diğeri, üniversiteler arası performansların değerlendirildiği URAP sistemi var ki burada ilk bin içerisinde 15 tane üniversitemiz var ama ilk 500’de yok. Bu bizi üzüyor. Acaba kapasitemiz mi yok? Hayır, kapasitemiz de aynı, Cenab-ı Hak öyle bir yaratıyor ki bu kapasite de var. O zaman bizim eksiğimiz ne? Buna baktığımızda, eksiğimiz gerçekten insana verdiğimiz değer, insana sunduğumuz hizmetler ve bu hizmetlerdeki önceliklerimiz. Üniversitelere baktığımızda, direkt konumuz da üniversiteler olduğu için, özellikle hocalar lokomotifi üniversitenin. Hoca kendini yetiştirecek ki öğrenciyi yetiştirsin. O zaman, ilk etapta, bu maddenin de konusu olan hocalara verdiğimiz, öğretim elemanlarına verdiğimiz ücretler acaba hem geçimini sağlayacak hem de kendini akademik olarak geliştirecek bir düzeyde mi? Bakıyoruz ki gerçekten bunun çok altında olduğunu görüyoruz. Biz bunların yükseltilmesi gerektiğini düşünüyoruz çünkü bir uluslararası kongreye başvuru neredeyse 500 dolardan başlıyor. Yol paralarını düşündüğümüzde veya oradaki diğer ihtiyaçların karşılanmasını düşündüğümüzde, bir hoca maaşıyla bunun karşılanabilmesinin mümkün olmadığını görüyoruz. Ha, diyeceksiniz ki “Üniversiteler bunu karşılıyor.” Her üniversite karşılamıyor, hatta uluslararası kongreye başvurduğunuzda, gitmek için izin almak istediğinizde size kâğıt imzalatıyorlar “Yolluksuz ve yevmiyesiz izni kabul ediyorum.” diye. Hâl böyle olunca da bir akademisyen nasıl gitsin, ben bunu sormak istiyorum. Dünyadaki gelişmelerden, bilimsel gelişmelerden nasıl haberi olsun, bunun sorgulanması lazım. Ve önce diyoruz ki bunların olabilmesi için, dünya sıralamasında hak ettiğimiz yere gelebilmemiz için üniversitelerimizin ve akademisyenlerimizin mutlaka asgari geçimlerini sağlayacak ve çağa ayak uydurabilecek bir geçim düzeyine kavuşması gerekiyor. Bunu bir daha dikkatlerinize sunuyoruz.

Teşekkür ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin çerçeve hükmünün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“2914 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

          Bülent Turan                 Mehmet Doğan Kubat             Tülay Kaynarca

            Çanakkale                           İstanbul                               İstanbul

          Halil Eldemir                       Aydın Ünal                          Sema Kırcı

              Bilecik                              Ankara                               Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gerekçe okunsun Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle yapılan atfın netleştirilmesi suretiyle kanun tekniğine uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı, gerekçesini okuttuğum Bülent Turan ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin çerçeve hükmünün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

         Saffet Sancaklı                     Zühal Topcu                       Kamil Aydın

              Kocaeli                             Ankara                                Erzurum

      Fahrettin Oğuz Tor                   Ruhi Ersoy

         Kahramanmaraş                       Osmaniye

 

11/5/2000 tarihli ve 4566 sayılı Harp Okulları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “, okutmanlar ile öğretim yardımcılarıdır.” ibaresi yerine “ve araştırma görevlileridir.” eklenmiştir, (g) bendinde yer alan “yardımcı doçentlerdir” ibaresi yerine “doktor öğretim üyesidir”, aynı bendin (2) numaralı alt bendi ile (j) bendi aşağıdaki şekilde, (3) numaralı alt bendinde yer alan “Yardımcı doçent” ibaresi yerine “Doktor öğretim üyesi” olarak değiştirilmiş, (ı) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Erzurum Milletvekili Kamil Aydın konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi en içten dileklerimle selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun maddelerinde gerçekten vakit kalıp üzerinde fazla konuşamadığımız mevzu vardı, dün yarım kalmıştı. Akademisyenlerin çok büyük sıkıntılarından bir tanesi bu dil sınavlarıydı. Biz de dedik ki bu eşyanın tabiatına uygun bir şekilde, mesela bir ordu mensubuna, tecrübeli bir askere, bir albaya, bir generale “Tekrar, yeni baştan sabah sporuna çık, şu kadar şınav çek, şu kadar spor yap, şu kadar mesafe koş.” demek gibi bir şey. Yani öğretim üyesi statüsünü kazanmış, doktorasını yapmış, uzmanlaşmış, yirmi yılını, otuz yılını vermiş bir akademisyene “Yeni baştan seni bir dil yeterlilik sınavına tabi tutacağım, bakacağım o konuda ne kadar yetkinsin.” demek kadar komik bir şey yok. O zaman ne yapalım? Somut bir önerimiz vardı dün, hem Bakan Bey’e hem YÖK yetkililerine tecrübelerimize dayanarak şunu söyledik: Lisansüstü aşamada uzmanlığa geçişin çok önemli bir aşaması olduğu için o aşamada bir taraftan… Efendim, nedir üniversiteler? Hep tanımlamada şunu söylemedik mi? Evrensel bilginin üretildiği ve paylaşıldığı kurumlar. E, bu paylaşım neyle olacak? İletişimle olacak. Peki, iletişimi neyle kuracağız? Dünyanın bir ucundaki üniversite ile bir başka ucundaki üniversite arasındaki etkileşimi sağlamak için yegâne vasıtamız neydi? İletişimdi, bu da dil aracılığıyla oluyordu. Dilin zaten en basit tanımı da odur. “Dil nedir?” diye bütün kitaplara bakın, şunu söyler: Dil, iletişim aracıdır. O zaman akademisyenlerin de iletişim kurabileceği, dünyanın her tarafından meslektaşlarıyla iletişim kuracağı yegâne vasıta dil. Hangi dilde olursa olsun -Batı, Doğu, herhangi bir dilde- iletişim kuracak bir akademisyenin yetkinliğini elde etmeden bu iletişim kurma yeteneğini kazanması lazım. Biz de bunu somutlaştırdık, dedik ki lisansüstü eğitimi esnasında bir yıl sistematik bir şekilde, yoğun bir şekilde koşulsuz, “ama”sız, “fakat”sız, isteğe bağlı bırakmadan bu yeteneği bu akademisyen adaylarımıza kazandıralım ki birkaç yıl sonra hem bilimsel yeterliliğini kazansın, araştırmalarını yaparken literatür taramasını sağlıklı yapsın. Efendim, amatörce katılacağı birtakım poster girişimlerinde, makalelerde, bildirilerde kendine güvenini artırarak o dilde yetkinliğini kazansın ve öğretim üyesi statüsü aldıktan sonra da artık sadece bir konunun uzmanlığının değil, evet, iddialı bulunduğu alandaki uzmanlığını alsın ama dilsel iletişim kurabileceği, dünyanın her tarafıyla iletişim kurabileceği dilsel yeteneğini de kazanmış olsun ki gittiği her yerde çok rahat bir şekilde kendini ifade edebilsin, çalışmalarını paylaşabilsin ya da o konuda çalışılmış, yapılmış şeyleri kendisi alıp kendi üniversitesinde bunu bir şekilde kazanca dönüştürsün. Bunun için biz gerçekten özellikle YÖK’e buna odaklanması noktasında tavsiyelerimizi çok net bir şekilde söylüyoruz ve katkı da sağlamaya gönüllüyüz. Bu bağlamda katkı sağlayabileceğimiz kanaatini taşıyoruz çünkü bunu başaranlar var. O zaman yapılması gereken, artık yirmi beş sene... Gerçekten 55’li, 60’lı, 65’li yaşlara gelmiş öğretim üyeleri -tecrübeleri çok engin ama- maalesef doçent olamıyorlar çünkü onları da o yaşta, o durumda bir dil sınavına tabi tutuyoruz. E, bu sınav da inanın ne okuma yazmayı öğretiyor ne okuduğunu anlamayı ne de okuduğunu anladığını ifade etmeyi karşılamıyor. Bir zamanlar çocuklarımıza da musallat olan “çok test yapın” sistemi vardı. Hani testle tost arasında sıkışmış çocuklarımızın uğradığı sıkıntıya maalesef akademisyenlerimiz de uğruyorlar. O zaman işi başa alıp yeni baştan ne yapacağız? Çok net bir şekilde, amaç belli, vizyon belli, okuduğunu anlayacak, anladığını ifade edecek yazılı ve sözlü durumda bir programa tabi tutmamız gerekiyor. Bu, özellikle vazgeçilmez bir öneridir.

Bir de ÖYP’yi herkes konuştu, artık buna bir çözüm bulalım. Bu çocukları, gerçekten şüpheyi esas kılarak, alternatif, böyle potansiyel suçlu gibi görmeden, hakkı, hakikati göz önünde bulundurarak, liyakati göz önünde bulundurarak bunlara bir çözüm üretme noktasında siyasi erkin bir adım atmasını diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “teklifi üzerine Millî Savunma Bakanının onayı ile” ile ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu                 Sibel Yiğitalp                   İbrahim Ayhan

             İstanbul                           Diyarbakır                            Şanlıurfa

   Dirayet Dilan Taşdemir        Mehmet Emin Adıyaman             Nihat Akdoğan

                Ağrı                                 Iğdır                                  Hakkâri

         Müslüm Doğan

               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Müslüm Doğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında partim Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Cümlenizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasanın aciliyeti -bilmiyorum ama- nedir? Çoğu konuşmacı burada Sayın Cumhurbaşkanının talimatıyla böyle bir yasanın hazırlandığını söylediler, aciliyetinin olmadığı konusunda ise buradaki tüm konuşmacılar hemen hemen hemfikirler. Gerçekten ülkenin o kadar çok ağır sorunu söz konusu iken, iş cinayetlerinde 1’inci sıradayken, yolsuzlukta 1’inci sıradayken, haksızlık hukuksuzlukta 1’inci sıradayken böyle bir yasa teklifinin görüşülmesi, Meclisin meşgul edilmesi çok doğru bir husus değil. Ama yine ben 519 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında görüşlerimizi belirteceğim.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler araştırma, eğitim ve bilginin yayılması görevlerini bütünlüklü bir şekilde toplum yararına yürüten kurumlardır. Üniversiteler bilimsel bilginin üretildiği mekânlardır. Bu yüzdendir ki üniversitelerin bağımsız olması ve siyasal iktidarların organlarına dönüşmemesi gerekir. Devlet ve siyasal iktidarların üniversitelerle ilişkileri olabildiğince keskin sınırlarla belirlenmelidir. Bu sınırlama ne kadar net çizilirse üniversiteler o kadar özgün ve özerk olacaklardır. Bu kanun teklifiyle üniversiteler daha özerk bir yapıya mı kavuşacaktır? Peki, bu kanun teklifiyle üniversiteler daha bilimsel bir yapıya mı kavuşacaktır? On altı yıllık AK PARTİ iktidarının yükseköğretime yönelik hayata geçirdiği tüm politikaların özünde piyasalaştırma, merkezileştirme ve kadrolaşma amacı yer almaktadır, bu kesin bir husustur. Bu kanun teklifi de temel sorunları çözmekten çok, kadrolaşmanın ve merkezileşmenin önünü açmaktadır.

Sizlerin de bildiği gibi, 12 Eylül darbesi sonrası cuntacılar üniversiteleri kontrol edebilmek, asayişi sağlayabilmek ve öğrencilerin, akademisyenlerin baskı altında tutulabilmesini sağlamak için, kısaca bir itaat rejimi kurabilmek için “YÖK” denen bir kurumu kurmuştur. Askerî darbelerle oluşturulan kurumlarla mücadele edeceğini söyleyen iktidar, AKP, YÖK’ü kaldırmak bir yana, on altı yıllık iktidarı boyunca her geçen gün daha da merkezileştirmiş ve siyasal iktidara, maalesef, kurumları bağlamıştır. Söz konusu kanun teklifi YÖK’ün yetki alanını daha da genişleten düzenlemelere de yer vermiştir. AKP iktidarı bir taraftan YÖK üzerinden üniversiteleri kendine bağlarken diğer taraftan da eğitimi piyasa koşullarına göre şekillendirip ticarileştirmiştir. Üniversiteler bilimsel bilgi ve eğitim alanlarından piyasa taleplerini karşılayan kurumlara dönüştürülmüştür. Üniversitelere ayrılan kaynak giderek kısıtlanırken ticarileşme ve bilginin metalaşması da giderek artmaktadır. Bunun en önemli örnekleri, umut tacirliğine dönüşen fahiş rakamlı sertifika programlarıdır. Yine üniversitelere kaynak yaratmak adına tezsiz yüksek lisans gibi bölümlerin sayıları gittikçe artmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarının yükseköğretime yönelik en kapsamlı müdahalesi ise 15 Temmuz darbesi sonrası gerçekleştirilmiştir. OHAL altında, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı 1.577 fakülte dekanının yani tüm dekanların istifasını istemiştir. Böyle bir düzende üniversitelerin özerk, bağımsız ve demokratik olması mümkün müdür? Böyle bir düzende bilimsel eğitimden bahsetmek sizce mümkün müdür? Darbe girişiminin hemen ardından 4.225 akademisyen hızla görevinden uzaklaştırıldı, bu insanların pasaportlarına el konuldu, hatta siyasal iktidarın elinin uzandığı her alanda bu insanların çalışması engellendi ve engellenmeye devam ediyor. 15 vakıf üniversitesi kapatıldı. Bu kurumlarda çalışan 6 bin kişi bir gecede işsiz bırakıldı. Tüm bu insanların ekmeğiyle oynayan, onları fişleyen, isim isim muhalif akademisyenleri belirleyen rektörler akademik yıl açılışı için cüppelerini ayaklar altına alarak maalesef saraya koşmuşlardır. Yine, bu süreçte disiplin soruşturmalarındaki süreler kaldırıldı, görevden uzaklaştırma uygulamasındaki üç aylık süre sınırı da kaldırıldı. Rektörlük seçimleri kaldırılarak rektörlerin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması sağlandı. 683 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle hakkında terör örgütü irtibatı olduğu iddiasıyla adli soruşturma ya da kovuşturma yürütülen doçent adaylarının doçentlik başvurusu da yargı süresince durduruldu. Ve son olarak da yardımcı doçentliğin kaldırılması ve doçentliğin önemini azaltan yasal düzenleme maalesef Meclis gündemine taşındı ve onu tartışıyoruz. OHAL döneminde yükseköğretime yönelik tüm bu müdahaleler üniversitelerin içini boşaltmış ve akademi üretemez hâle gelmiştir. Bu müdahaleler sonucu üniversiteler bilim, sanat ve felsefe alanlarında özgürleştirebilmek değil aksine siyasal iktidara itaat eden, sermaye çevrelerinin ihtiyaçlarına uygun hareket etmeyi görev edinen, hakkaniyet ve liyakat ilkesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - …ortadan kaldırarak statüler dağıtan ve haksız zenginleşmelere kapı aralayan bir kurum hâline dönüştürülmüştür.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. 17’nci kabul edilmiştir.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Topal, buyurun, 60’a göre size bir dakika süre veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Adıyaman Üniversitesi Rektörünün skandal açıklamaları nedeniyle savcıları göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Az önce de Adıyaman Üniversitesindeki skandal mülakatla ilgili konuşmuştum. Yine, Adıyaman Üniversitesi Rektörünün skandal bir açıklaması vardı: “Kadınla tokalaşmak ateş tutmaktan daha korkunç.” Ben buradan şunu söylüyorum: Sayın Rektör, aslında kadınlarımızın sizin gibi çağ dışı bir insanla tokalaşması korkunç. Siz burada bilime ihanet ediyorsunuz, insanlığa ihanet ediyorsunuz. Buradan cumhuriyetin yürekli savcılarını göreve davet ediyorum. Sayın iktidarı da burada yine göreve davet ediyorum. Kendisini de istifaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – 18’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde yer alan "en çok üç yıl” ibaresinin "en çok beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Filiz Kerestecioğlu Demir             İbrahim Ayhan                    Sibel Yiğitalp

             İstanbul                            Şanlıurfa                           Diyarbakır

   Dirayet Dilan Taşdemir        Mehmet Emin Adıyaman             Nihat Akdoğan

                Ağrı                                 Iğdır                                  Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) -. Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de son dönemlerde bir söylem pazarı kuruldu, Hükûmet tarafından tezgâha her gün yerlilik ve millîlik söylemi seriliyor. Yerli ve millî olduğunu söylenen Hükûmet iç siyaset malzemelerini bile aslında dışarıdan temin ediyor.

Biz bu ülkede yerlilik ve millîlik söyleminin hayırlı bir şey için söylendiğini hiç duymadık, tanıklık etmedik. Öyle ki, bu söylemin artık bir savaş ve sömürü alanına da dönüştüğünü ifade etmek isterim. Ne zaman savaşa insan kaynağı gerekse Hükûmet yerli ve millîliği hatırlatıyor.

Bu ülkede yerli ve millî bir şey varsa o da istismar, yolsuzluk ve sömürüdür. Bizim parti binalarımız durmaksızın saldırıya uğrarken, Hükûmet bir gün çıkıp da "Yerlilik bu değildir.” demedi. Başbakanın oğlunun gemiciklerinde Hollanda bayrakları sallanırken yerlilik ve millîlik söylemi kimsenin aklına gelmedi. Hükûmet için yolsuzluk ve kâr enternasyonel, Türkiye halklarına sömürü ve ölüm yerli ve millî, öyle mi?

Başkanlarınızın, başbakanlarınızın, onların çocuklarının paracıklarını topladığı Avrupa bankaları ne kadar yerli ve millî, bir kez daha buradan sormak istiyoruz.

2018 bütçe gerekçesinde yer alan tabloya göre 2012'de 3 milyar 21 milyon dolarlık özelleştirme yapılırken, 2013'te tam 12 milyar 486 milyon dolarlık özelleştirme yapılmış. Özelleştirme birden 4 katına çıkmış. Savaşa, yıkıma kaynak için halkın mülkünün neredeyse tamamı satılmış. AKP'nin ne kadar yerli ve millî olduğunu görmek isteyen lütfen 2013 yılını aklında tutsun.

Bilgi edinme başvurumuza gelen yanıta göre, Kamu İhale Kanunu 2003 yılından bu yana tam 18 kez değiştirilmiş. Soruyoruz: Kim için? Ne için? Sadece 2017 yılında kamudan davet usulü 3 milyarlık ihale alan Mehmet Cengiz için mi, kendini Meclisin önünde yakan işçi için mi?

Asgari ücrete yapılan zamla bile, bir asgari ücretlinin enflasyon karşısında aylık 500 TL kaybı var. Emekçiler sırf emekçi olduğu için sömürülüyor, millî millî sömürülüyor hem de AKP iktidarı tarafından.

Geçenlerde Çalışma Bakanı, altını çiziyorum Çalışma Bakanı vatandaşlara şöyle sesleniyordu: “Afrin’de kendi silahlarımız olmasaydı başarı elde etmemiz mümkün değildi. Kamuda çalışma gibi hedef belirlemiş genç kardeşlerimize de buradan sesleniyorum: Herkes kamuda çalışmak istiyor olabilir, bizim çok daha fazla yerli ve millî üretim alanlarımızı, özellikle savunma sanayimizi artırmamız lazım.” Türkiye’de en az 6,5 milyon insan işsiz ama Çalışma Bakanı savaş malzemesi üretecek işçi bulmakla meşgul.

Bakın, çok değerli iktisatçılarımızdan Özcan Kadıoğlu Türkiye’deki servet bölüşümüne ilişkin önemli bir tablo hazırladı. Tabloya göre, ülke nüfusunun yüzde 10’unun serveti, toplam ülke servetinin yüzde 77’sini oluşturuyor. 2014 yılı rakamlarına göre servet bölüşümündeki en çok bozulma, sırasıyla, Rusya, Türkiye ve Hong Kong’da gerçekleşmiş.

Türkiye'de hâlâ bir servet bölüşümü verisi yok. TÜİK'in yayınladığı millî gelir serileri de güvenilir değil. TÜİK, yatırım ve yurt içi tasarruf oranlarını da kabaca 10’ar puan yukarı çekti. Türkiye'de neden servet eşitsizliğinin verisi yok? Gelir eşitsizliği verileri neden güvenilir değil? Veriler ortaya çıksın da Türkiye, AKP'nin yerli ve millî söyleminin ardındaki gizli tabloyu da görsün.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporuna göre, en az 2.016 insan hayatını kazanırken can verdi, en az 12 bin kişi de meslek hastalıklarından hayatını kaybetti. Son sekiz yıl içinde 1.900'den fazla kadın katledildi. Sadece ablukalarda 1.689 sivil yaşamını yitirdi. Toplamda pisi pisine ölen tam 17.065 insandan bahsediyoruz. Hükûmetin yerlilik ve millîlik söylemiyle hesap vermekten kaçtığı, sorumlu olduğu; yerli ve millî olmadığı için değil, kadın, Kürt, emekçi olduğu için ölen tam 17.065 insan. Biz “yerlilik ve millîlik” dediğiniz her an, önce bu 17.065 insanın ölümünü hatırlayacağız.

Başbakan Yıldırım geçenlerde Türkiye'nin Avrupa güvenliğine sağladığı katkıyı ifade ederken “Türkiye AB’nin güvenliğini sağlıyor. Nasıl mı sağlıyor? Bakın, iki yıl önce bölgeden Avrupa’ya günlük ortalama 2.500 mülteci geçişi varken bugün sayı 70’in altına inmiştir. Bu ne demektir? Biz, mültecileri o bölgede tutuyoruz, onların arasına karışan teröristlerin de bu bölgeye gelip buradaki toplumsal huzuru bozmasının önüne geçiyoruz demektir.” dedi.

“Bu ne demektir?” sorusunu biz yeniden soralım. Yani Sayın Yıldırım diyor ki: Avrupa’nın güvenliği için IŞİD’lileri biz Türkiye'de tutuyoruz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitirin lütfen.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Burada düğünde bomba patlatıyorlar, Ankara’da, Suruç’ta insanları katlediyorlar ama biz bunlara Avrupa’ya olan yerli ve millî sevgimiz gereği katlanıyoruz!

Artık, ölüm insanların boynunda nabız gibi atıyor. “Yerlilik ve millîlik” söylemiyle üzeri örtülen gerçekler Türkiye halklarına hiç hak etmediği bir tarihi yaşatıyor.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Böylece, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.04

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 31’inci maddeye bağlı ek madde 22 ve ek madde 23 dâhil olmak üzere 20 ila 36’ncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen, gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’ya aittir.

Sayın Karakaya, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün burada yaptığımız bu çalışma bir standart oluşturma nitelikli çalışmadır. Bu da kalite ve denetim için temel şarttır. Kalite, hepinizin de bildiği gibi, durağan, statik bir durum değil, dinamik bir olgudur. Bu da sürekli iyileştirmeyi gerektirir. Sürekli iyileştirme yani sürekli iyiyi arama ve bunu kalıcı bir hedef hâline getirme çabası bize hep bir Japon felsefesi olan Kaizen öğretisinden aktarıldı, sloganı da “En iyi, iyinin düşmanı.”

Hayatın ve bilimin her alanında bu öğreti çalışıldı, bunun üzerinde teoriler geliştirildi. Bugün, Google Akademik’ten “Kaizen” diye bir tarama yaptığınızda birçok disiplinde, birçok alanda yüzlerce makaleyle karşılaşırsınız. Ben de bu konuda “Kaizen Maliyetleme” diye bir çalışma yaptım.

Afrin Harekâtı için yolda olan bir kahramanımızın sorulan soruya yolculuğun Kızılelma’ya olduğunu söylemesi birçoğunu rahatsız etti. En acı tarafı da Türk toplumunun önemli bir kısmının “Kızılelma” kavramı ve onun felsefi yaklaşımından bihaber olmasıydı. Kızılelma, Türk mitolojisinde, yaklaştıkça daha iyi ve daha güzele doğru uzaklaşan, uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler ve düşleri simgeleyen bir öğretidir. Zamanın ve mekânın ötesinde iyiyi ve güzeli hedefleyen, hedefi de sonsuz kılan felsefi bir yaklaşımdır. Güncel olması bakımından, konuya da uygun düşmesi nedeniyle bir örnek vermek istedim.

Evet, üniversite demek evrensel değerleri esas alan organizasyonel yapılar demektir. Buna bir itirazımız yok, olamaz da. Bizim itirazımız, Türk milletinin özüne ait evrensel nitelikli değerleri değer olarak dahi görmeyen anlayışadır. Bizim itirazımız, yabancılaşmayı evrenselleşme olarak dayatan çarpık eğitim anlayışınadır. Bizim itirazımız, kendi değerlerini evrensel düzeye taşıma idrakini veremeyen akademik düzenedir. Bizim itirazımız, Kaizen felsefesine göre olunca nitelikli, Kızılelma felsefesine göre olunca sıradanlık anlayışınadır, yabancılaşmış yapıyadır.

Bir örnek daha: Ahilik, 13’üncü yüzyılda Ahi Evran tarafından kurulmuştur. Temeli, bilim, ahlak ve çalışma olan bir örgüt felsefesidir. Biz, yıllarca birçok disipline uygulanmış bu Ahilik felsefesinin esaslarını bize ait olduğunu dahi bilmeden Batılı akademisyenlerin makalelerinden çeviri yaparak bilimsel eserler ürettik. Demem o ki Türk “academia”sının öncelikle kendi değerleriyle barışık hâle gelmesi, evrensel değerlerden istifade edip kendi değerleriyle de evrensel değerlere katkı sunma şuuruna ulaşmasıdır.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz teklifin ikinci bölümündeki maddelere baktığımızda, bunların aşağı yukarı tamamına yakınının birinci bölümdeki düzenlemelerle ilgili uyum düzenlemeleri olduğunu görüyoruz. Değerlendirmelerimi, müsaade ederseniz, birinci bölümde yapılan düzenlemeler üzerinde yapmak istiyorum.

Bu düzenlemede yani teklifte esas olan düzenlemeleri 6 başlıkta ifade edebiliriz ki bunun birincisi, yardımcı doçentlikle alakalı; ikincisi, doçentlik unvanının verilmesi ve doçentlerin üniversite kadrosuna atanmasıyla alakalı; üçüncü başlık da Üniversitelerarası Kurulun yönetim yapısına ilişkin düzenlemeyi; yine dördüncü olarak, doktora araştırma görevlilerinin ders verebilmesine ilişkin düzenlemeyi; beşinci olarak, uzman, çevirici, eğitim ve öğretim planlamacısı kadrolarında görev yapanlara öğretim görevlisi kadrosunun verilmesi; bir de tezsiz yüksek lisans ücretlerini belirleme yetkisinin üniversitelere verilmesiyle alakalı.

Yardımcı doçentlikle ilgili düzenlemenin özünde, yardımcı doçentlik unvan ve kadrosunun adının doktor öğretim üyesi olarak değiştirildiğini görüyoruz. Genellikle burada yardımcı doçentliğin kaldırılması olarak ifade edildi. Yardımcı doçentlik kaldırılmıyor, sadece bir kadro ve unvan ismi değişikliği söz konusu. Yine, yardımcı doçentlerin atamaları üç yıl için yapılırken bu düzenlemeyle bu süre dört yıla çıkarılmış oluyor. Değerli milletvekilleri, yani yardımcı doçentlik işlevsel olarak yine burada devam edecek. Gerekçe olarak kavram üzerinde duruldu, aslında otuz yedi yıldır kullanılan bir kavramdı yani ismin değişmiş olması sınıflandırmada daha uygun oldu mu, olmadı mı, bunun da üzerinde çok fazla durmak istemiyorum.

Doçentlikle ilgili düzenlemeye baktığımızda, unvanın verilmesiyle ilgili mülakat veya sözlü sınav kaldırılıyor, kadroya atamada üniversitelere ek şart koyma imkânı veriliyor. Yalnız, bunların içerisinde üniversiteler dilediklerinde, istemeleri hâlinde, onay görmesi hâlinde bir mülakatın yapılabileceği söyleniyor yani unvan verilirken sözlü sınavı, mülakatı kaldırıyoruz ancak kadroya atanırken üniversitelerin böyle bir şart getirmesine de imkân sağlamış oluyoruz. Esasen, akademik yaşamın aslında iki önemli sınavı var; biri doktora yeterliktir, diğeri de doçentlik unvanında yapılan sözlü sınavdır. Bunun kaldırılması konusunda tabii bir düzenleme yapıldı. Bizim buradaki endişemiz, özellikle kadro aşamasında yapılacak sözlü sınavla ilgili bazı endişelerimiz olabilir, bunun uygulamaya yansıması farklı olabilir. Dolayısıyla, buradan hem Yükseköğretim Kurulundan hem de Üniversitelerarası Kuruldan talebimiz, uygulamayı daha yakından takip edip ortaya çıkacak birtakım aksaklıkların giderilmesi konusunda gerekli tedbirlerin alınması yönünde.

Üniversitelerarası Kurulun Yönetim Kuruluna kavuşturulması konusunu dün 3’üncü maddede ben detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştım.

Araştırma görevlilerinin ders vermesi hususu bazı yerlerde, özellikle de taşrada gerekli olabilir ancak biz yine Milliyetçi Hareket Partisi olarak doktor araştırma görevlileriyle ilgili aslolan, bunların ders verebilmeleri imkânına kavuşturulması değil, bunların yardımcı doçentlik veya yeni düzenlemeyle doktor öğretim üyeliği kadrolarına kavuşturulabilmesidir.

Konunun özü şu değerli milletvekilleri: Bugün üniversitelerimizdeki akademik personelin acilen çözüme kavuşturulmasını istediği iki temel husus var, bunlardan birincisi kadro sorunudur. Bugün doktorasını bitirmiş ancak yardımcı doçent kadrosu ilan edilmediğinden dolayı atanamayan, doçentlik unvanını almış veya profesörlükte bekleme süresini tamamlayıp gerekli şartları yerine getirmiş ama kadro ilanı yapılamadığından dolayı kadrolara atanamayan çok sayıda öğretim elemanı bulunmakta. Hatta şöyle söyleyeyim, araştırma görevlisi kadrosundayken doçentlik unvanını alıp hâlâ doçentlik kadrosuna atanamayan öğretim elemanları, araştırma görevlileri ve okutmanlar bulunmakta. Dolayısıyla ikinci önemli husus da üniversite personelinin maaş ve diğer özlük haklarına ilişkin sorunlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen bir dakikada.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Kariyer meslekleri içerisinde en düşük maaş alan kesim üniversite akademik personelidir. Çoğunun, özellikle de sosyal bilimler alanındaki öğretim elemanlarının geçim sıkıntısı çektiklerini biliyoruz. Bunların maaşlarında ve diğer özlük haklarında iyileştirici bir düzenlemeye gidilmesini, yine özlük haklar açısından İstanbul Milletvekilimiz Profesör Doktor Edip Semih Yalçın’ın Millî Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz’a yazılı soru önergesi biçiminde sunduğu şekliyle, yükseköğretim personeline her ay ödenen yükseköğretim tazminatının emekliliklerine de yansıtılması yönünde bir düzenleme yapılmasını da Milliyetçi Hareket Partisi olarak talep ediyoruz.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’a aittir.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de bu bölüm üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Afrin’e ilişkin, kamuoyunun da bilgilenmesi açısından güncel olan bu konu üzerine konuşmuş olacağım.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, 2011 yılında Suriye’de iç savaş başladı. Suriye’de o günden bu yana yedi yıl süren kanlı, acımasız bir savaş var. Tabii, temel olarak Suriye’de birçok grup ortaya çıktı, kimi Selefi gruplar, kimi Türkiye ve Amerika’nın o dönemde birlikte eğit donat programı çerçevesinde eğitip donatıp Suriye’ye gönderdiği ÖSO grupları vardı. Bu ÖSO grupları gittikleri gibi El Nusra, IŞİD gibi çetelere katıldılar ve sonuçta ÖSO’ya ilişkin programı Amerika Birleşik Devletleri iptal etti ve çekildi.

Tabii, bu süreç içerisinde birçok gelişme oldu. Bir taraftan yetmiş yıllık Baas rejiminin bağnaz, faşizan, dikta yönetimi altında inim inim inleyen Suriye halkları, diğer taraftan buna muhalif olarak ortaya çıkan ama tamamen Selefi, ırkçı, barbar, vahşi örgütler ortaya çıkıverdi. Şimdi, tam da bu süreçte kuzey Suriye’de, Rojava’da var olan Kürtler kendilerini korumak adına gerek Şengal’deki gelişmeler gerekse Kobani’de hatta daha öncesinde Serekani’de yapılan bu çete saldırılarına karşı örgütlendiler, kendilerini korumak adına bir araya geldiler. O coğrafyada yaşayan Çerkez, Türkmen, Keldani, Süryani ve Arap halklarıyla birlikte ortak bir örgütlenmeye gittiler ve üçüncü bir yol izlediler “Ne rejim ne de bu çeteci muhalif grup” dediler ve her iki kesime karşı da kendi bölgelerini korumaya çalıştılar. Özellikle bu süreç içerisinde en önemli yerlerden biri de belki Afrin’di. Neden Afrin’di? Çünkü bütün Suriye’de kan gövdeyi götürürken Afrin bir barış adası olarak yedi yıllık bu iç savaş boyunca kendisini bu savaşın dışında tuttu, tutmayı başardı; 400 bine yakın yerleşik nüfusunun yanında yaklaşık 400 bin civarında da mülteciye yani İdlib, Halep, Hama, Humus gibi gerek rejimden gerekse çetelerden kaçan iç mültecilere de barınak hâline geldi. O günden bugüne kadar da Afrin’den Türkiye’ye bir kaya parçası, bir taş bile atılmış değil.

Peki, ne oldu da bugün gerek Afrin’de Kürt çocukları gerekse Türkiye’de askere alınmış Kürt, Türk, Arap, Laz yani Türkiye’deki tüm yoksul halk çocukları neden ölüyor? Aslında, bunu ortaya koymak lazım. Siyasal iktidar, hem basın üzerinden hem medya üzerinden hem yaptığı açıklamalarla öyle bir hava yaratmış ki şu anda Türkiye’de, Türkiye, 1921’lerdeki gibi bir kurtuluş savaşı veriyor, bir seferberlik ilanı ve ülkemiz savaşta ve Türk’ün Türk’ten başka hiçbir dostu yok, herkes düşman. Oysa, bu gerçek değil; bu, yalan üzerinden inşa edilen bir savaş konsepti, bugün, tamamen AKP’nin kendi iktidarını devam ettirmesinin bir aracı olarak kullanılıyor. Türk’ün Türk kadar dostu var. Tarih boyunca Türk’ün Türk kadar dostu Kürtlerdir. Türkiye Kürtleri de Türk’ün dostudur -Kurtuluş Savaşı’nda bunu ispatladı- Irak Kürtleri de Türk’ün dostudur, bugün Suriye’de savaş ilan edilen Afrin Kürtleri de Türklerin dostudur; 1071’de dostuydu, 1514’te dostuydu, Kurtuluş Savaşı’nda dostuydu, bugün de dostudur. Ama siyasal iktidar kendi tekçi, Selefi ve şovenist ideolojisini Türkiye’deki tüm halka mal etmek anlamında -âdeta beka sorunu, bir Kurtuluş Savaşı sorunu gibi sorunu- kamuoyuna lanse ediyor. Bütün herkes siyasal iktidarı kandırdı, bunu defalarca itiraf ettiler ama bir gerçek var ki bu siyasal iktidar da her seferinde Türkiye'deki 80 milyonu kandırmaya çalışıyor, belli ölçülerde kandırıyor maalesef.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Afrin’de ve diğer Rojava bölgelerinde Kürtler iktidarda değil, onlar kendi meclislerini kurmuş, bu meclisin… Örneğin Cezire bölgesindeki meclisin yüzde 45’i Araplardan oluşuyor, yüzde 15’i Türkmen, Keldanilerden oluşuyor, yüzde 50 civarında Kürtlerden oluşuyor. Kobani-Cezire kantonunun eş başkanı Arap. İcra makamları hep Arap. Kasım ayında yerel seçimlerini yaptılar, demokratik bir seçim yaptılar. Ama nedir? En başta gerçeği itiraf ettiler: “Bir Kürt koridoru oluşturmak istemiyoruz.” Bu, kamuoyunda tepki oluşturunca terör koridoru oluverdi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu savaş ne Kürt’e ne Türk’e bir kazanç getirmiyor. Belki toplumun büyük çoğunluğu sessizdir, belki sesini çıkarmıyor ama samimiyetle söylüyorum: Bu politika, bu, az önce ifade ettiğim Türk’ün dostu olan Kürt’ü düşman gören bu siyasal iktidar, tarihsel Kürt ve Türk birlikteliğinin arasına, o duyguya bir hançer sokuyor. Toplumun -olağanüstü hâl, kanun hükmünde kararnameler- yaratılan bu atmosfer içinde susturulması gerçekleri sizin görmenize engel olmamalı. Toplumda müthiş bir kopuş yaşanıyor, duygu kırılması yaşanıyor.

“Afrin’i koruyacağım.” Kardeşim, Afrin’i kimden koruyorsun? 400 bin Kürt yaşıyor; babayı oğuldan mı koruyorsun, anneyi kızından mı koruyorsun, kimi kimden koruyorsun? Afganistan’dan, Pakistan’dan, Hindistan’dan, Cezayir’den, Tunus’tan devşirilmiş paramiliter ÖSO güçleri Afrin’in nereden sahibi oluyor? “Afrin’in sahiplerini yerleştireceğiz.” Bunu itiraf edin: Kürtleri boşaltacağız Afrin’den, demografik yapıyı değiştireceğiz. Niye değiştiriyorsunuz? Çünkü defalarca bu iktidar itiraf etti: “Dünyanın neresinde olursa olsun bir Kürt oluşumu bizim için beka sorunudur.”

Siz, Pers İmparatorluğu’nu güya rakip görüyorsunuz, tarihsel mücadele verdiğinizi söylüyorsunuz ey siyasal iktidar. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bir referanduma gitti, Kerkük’ü teslim ettiniz Perslere, Hanekin’i Perslere teslim ettiniz, Telafer’i teslim ettiniz, Tuzhurmatu’yu teslim ettiniz. Şimdi Haşdi Şabi çeteleri hem Sünni Kürtleri katlediyor, şehirlerden kovuyor hem Sünni Arapları kovuyor. Peki, sesiniz çıkıyor mu, gık çıkıyor mu? Hani Türkmenler katlediliyordu daha düne kadar, mesele Kürtler olunca Türkmenler katlediliyordu; şimdi, Kürtler yok, Kerkük’te, Hanekin’de, Tuzhurmatu’da, Telafer’de Haşdi Şabi var ve boşaltıyor; Sünni Türkmenlerin tümü Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne kaçıyor, şehirler boşaltıldı. “Petrollere aman Kürtler sahip olmasın.” E, iyi, olmasın; kim sahip şimdi? Şimdi Persler sahip. Pers İmparatorluğu’nu şimdi getiriyorsunuz Afrin’e sokuyorsunuz, getiriyorsunuz İdlib’e sokuyorsunuz. Siz bu yanlış politikalarınızla bir yere varamazsınız. Siz bu yanlış politikalarla çevrenizdeki doğal olan Kürt coğrafyasını ya da hinterlandını, ittifak yapmak yerine, tarihsel dayanışma, konuşma, sorunları çözme yerine işte, ABD emperyalizmine, rejime, İran Pers İmparatorluğu’nun kucağına atıyorsunuz ve bunun farkında değilsiniz ya da bilerek yapıyorsunuz ya da Kürt düşmanlığı sizin açınızdan Amerika’dan daha tehlikeli, Şia imparatorluğundan daha tehlikeli ya da ne bileyim, rejimden daha tehlikeli görünüyor.

Değerli milletvekilleri, bu, çözüm değil; bu, olsa olsa, az önce de ifade ettiğim gibi tarihsel kopuşu getirir. Bu Parlamentonun görevi bunu görmektir. Yoksa, medya üzerinden işte, iktidarı devam ettirmek adına, Rus İmparatorluğu’nun ihtiyaçları doğrultusunda ya da onların Türkiye’yi kullanma adına, Türkiye’yi NATO’dan koparma adına birtakım tavizlere kanıp kendi ülkemizi, kendi coğrafyamızı… Orta Doğu’nun bataklığına girmenin, yeni düşmanlıklar yaratmanın bu ülkeye, Türkiye halklarına zarardan başka, savaştan başka, acıdan başka getireceği bir şey yok. Defalardır bu kürsüden ifade ediyoruz, anlatmaya çalışıyoruz ama algılar öyle bir oluşmuş ki bizim her konuşmamız, her anlatımımız aykırı, her ifade ettiğimiz şey yanlış; tek doğru var, o da AKP’nin tekçi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Tamamlayayım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Şartlandıkları tek bir şey var: “Biz biliyoruz, doğrusu bizimdir.” Bakın, Rusya Dışişleri Bakanlığının 2 yetkilisi geçen gün açıkça ifade ettiler, ne dediler: “Tayyip Erdoğan’ın iktidarda kalmak gibi bir derdi var ve bu nedenle bize ihtiyacı var. Bizim de Türkiye’yi Batı’dan koparmak, Türkiye’yi yanımıza çekmek gibi bir derdimiz var. Bu nedenle biz Tayyip Erdoğan’ı korumaya devam edeceğiz.” Rusya’nın tek mantığı bu, tek mantalitesi bu. Batı’yla olan elli yıllık, yetmiş yıllık ittifakı, dostluğu bozup “Kullanabildiğim ölçüde Türkiye’yi kullanayım, Türkiye üzerinden mümkün mertebe yerleşmeye çalışayım.” Gerisinde Türkler ile Kürtler düşman olmuş, Amerika ile Türkiye'nin ilişkileri dağılmış, İran gelip bütün Irak’ı ele geçirmiş, ta Afrin’e kadar Persler bir egemenlik inşa etmiş, Rusya’nın çok da umrunda değil diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Turan, sisteme girmişsiniz, 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verirseniz, az önceki konuşmacının ısrarla “Afrin Operasyonu, AK PARTİ’nin iktidarını sürdürme aracı oldu.” demesini reddettiğimizi söylemek istiyorum. “Terör örgütünün karşısında diz çök.” demenin başka bir karşılığı bu ifade. Bunu doğru bulmuyoruz. Afrin Operasyonu, bizim sınır güvenliğimiz için, ülkenin millî birliği için, hep beraber, 80 milyonun gururla adım attığı bir operasyon. Ben tüm dünyanın -dost düşman- meselenin ne olduğunu anladığı bir zamanda bile hâlâ bu dili kullanmayı, bu dille konuşmayı çok üzüntüyle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Kimse bir şey anlamamış.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kendilerini bu konuda daha hassas olmaya, davranmaya ve hassas bir dil kullanmaya davet ediyorum.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Hassasiyeti nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mır mır mır… Bir şey söylemeyelim mi, cevap vermeyelim mi? Hep fısıldıyor oradan, bir şeyler söylüyor.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Biz de sizden öğrendik, buraya çıkınca saldırıyorsunuz ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “80 milyon” diyorsunuz da “80 milyon, eksi…” deyin bari.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Siz de buyurun, 60’a göre.

37.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bizim görüşümüz, oradan buraya tek bir taşın atılmadığı ve maalesef emperyalist politikaların batağında, aynı şekilde daha önce nasıl Suriye’ye yönelinmişse bugün de burada, evet, ifade ettiğimiz gibi iktidarı devam ettirmek, ötekileştirmek, biraz da insanlar arasında zaten fazla olan mesafeleri daha da fazla büyütmek için bir araçtır savaş. Genelde bu, birçok iktidar tarafından kullanılmıştır.

Aslında, ben sadece şunun için söz aldım: 80 milyon içerisinde bizler yokuz herhâlde. 80 milyon içerisinde herhâlde bugün o “barış” diyen ve sürekli gözaltına alınan, tutuklanan insanlar yok ama bu insanlar da bizler de bu ülkede yaşıyoruz ve karşılıklı olarak görüşlerimizi ifade etmek zorundayız. O yüzden, 80 milyon gibi bir kapsayıcılığı biz iktidarda olsak asla kimse için kullanmayız çünkü o zaman zaten Türkiye çok renksiz ve ifadesiz bir ülke olur, başka da bir şey olmaz.

Teşekkürler.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Adıyaman…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkanım, temiz bir dil kullanmam konusunda sayın grup başkan vekili uyardı. 60’a göre bir…

BAŞKAN – O şekilde demedi, “Daha hassas olalım.”

Buyurun, 60’a göre size de bir dakika süreyle söz vereyim ama sataşma olmasın.

38.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, biz milletvekiliyiz. Biz inandığımız düşüncelerimizi, görüşlerimizi siyasal iktidarı en sert şekilde eleştirecek ölçüde o kürsüden ifade etmek durumundayız. Biz, nasıl bir dil kullanacağımız ve bunun hassasiyeti konusunda da kendi kontrolümüzü sağlayabilecek durumdayız; birincisi bu.

İkinci olarak şunu ifade etmek isterim: Bir kere, Afrin’e yönelik savaş hukuksuz bir savaş, haksız bir savaş. Daha vahimi, bu savaş üzerinden cihat ilanları, camilerde hutbelerin okutulması. Afrin’de 400-500 bin ya da mültecilerle beraber 800 bini bulan insanlar Müslüman’dır. Müslüman değilmiş gibi… Kaldı ki Müslüman olmasalar bile bu savaş haksız ama oradaki Kürtler Müslüman ve bu siyasal iktidar camilerde cihat fetvaları okutuyor yani katliama fetva çıkarıyor. Bu gerçekleri biz görüp ifade ettiğimizde temiz ya da hassas olmayan dil anlamına mı geliyor? Biz sonuna kadar bu hakikatleri Türkiye kamuoyuna 80 milyonun gündeminde ifade edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Yani orada Kürtlere yönelik bir saldırı yok.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Biz gerçeği görüyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Terör örgütüne yönelik bir mücadele var.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – O bombalar nereye düşüyor, görüyoruz. Oradan atılan bir şey değil yani.

BAŞKAN – Bakın, oradan sınırlarımıza 2007’nin başından beri 700’den fazla saldırı olmuş, taciz ateşi olmuş, pek çok masum insanımızı kaybetmişiz.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Araştıralım, nereden gelmiş o tacizler.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, o operasyonun başladığı güne kadar tek bir taş atılmamış.

BAŞKAN – Şimdi, terör örgütüne karşı etkin bir mücadele veriliyor, bu mücadeleye hepimizin destek olması lazım.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Orada terör örgütü yok, halk var.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Böyle bir usulümüz yok Sayın Başkan, sizin bunu buradan böyle ifade etmeniz doğru değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

39.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle şunu ifade edeyim: Konumuz YÖK’le ilgili bir kanun teklifiydi, sadece tek gündemmiş gibi dön dolaş aynı konuyu aynı partinin getirmesini bile çok sağlıklı bir yaklaşım olarak görmüyorum.

İkincisi: Reyhanlı’ya, Hatay’a, Kilis’e atılan bu kadar bombaya, füzeye rağmen “Oraya bir füze atılmadı.” demeyi şaşkınlıkla karşıladığımızı ifade etmek istiyorum. Eğer böyle derseniz ben “Sizler bu ülkenin değil de başka bir ülkenin mi muhalefetisiniz?” deme hakkını kendimde bulurum.

Eğer “80 milyonun içerisinde biz yokuz.” diyorsanız revize ediyorum, 80 milyon eksi 5 olarak düzeltiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz, biz değiliz, biz halk adına buradayız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ne demek 80 milyon eksi 5? Bu ne demek?

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Söz sırası değil Sayın Başkan yani gerçekten ciddi bir sataşma var.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sataşmadan söz istiyoruz.

BAŞKAN – Bir dakika… Ne dedi de sataştı ki ya?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – “80 milyon eksi 5” dedi.

BAŞKAN – Hayır, hayır, şu var: “‘80 milyon’ diyorsunuz ama biz sizin gibi düşünmüyoruz.” deyince o da…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Pardon… Siz niye açıklama yapma gereği duyuyorsunuz?

BAŞKAN – Siz bana sordunuz, ben onun için açıklama yapıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, ben size sormuyorum, ben bir sataşma olduğunu söylüyorum.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Biz sataşmadan istiyoruz.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Biz sataşmadan söz istedik.

BAŞKAN – Tamam, işte, ben “Niçin sataştı?” diyorum, siz “80 milyon hariç 5” deyince ben de şunu diyorum: Siz az önce ifade ederken şunu söylediniz: “80 milyon sizin gibi düşünmüyor, biz sizin gibi düşünmüyoruz, farklı düşünüyoruz.” dediniz, Sayın Turan da ona istinaden bir açıklama yaptı, siz öyle dediniz, o da böyle dedi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, onun dışında başka şeyler de söyledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, kürsüye bile çıkmadık. O kadar laf söylemeyecek miyiz o ifadelere karşı?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Toplumun yarısı sizin gibi düşünmüyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, bakın…

Sayın Adıyaman size de söz verdim, Sayın Kerestecioğlu’na da verdim, bu işi uzatmayalım.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan “80 milyon eksi 5”te çok ciddi bir anlam var ve bu, ciddi bir sataşmadır. Biz niyet okumak istemiyoruz ama ortada tamamen hem bir hedef gösterme hem çok farklı anlamlara…

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Ne alakası var ya!

BAŞKAN – Sayın Adıyaman, ben de dinledim, siz de dinliyorsunuz. Aynen ifade şu, Sayın Kerestecioğlu söyledi ki: “80 milyondan bahsediyorsunuz ama biz, sizin gibi düşünmüyoruz, aynı şekilde düşünmüyoruz.” O yüzden Sayın Turan da söyledi: “Madem siz aynı şekilde düşünmüyorsanız sizin haricinizde diğerleri de böyle düşünüyor.” dedi. O anlamda yani burada…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Öyle demedi Sayın Başkan. Sonra, ayrıca 80 milyonun onun gibi düşündüğünü nereden biliyor?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – 80 milyon eksi 5 nedir yani? Bir de bütün memleketin böyle düşündüğünü nereden biliyor?

BAŞKAN – O kendi kanaati, bu da sizin kanaatiniz, bunu kamuoyu takdir edecek.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama bunun dışında da aynı şekilde… Ben tutanakları isteyeceğim, başka sataşma sözleri de oldu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta, siz…

ERHAN USTA (Samsun) – 60’a göre…

BAŞKAN – Buyurun, 60’a göre size de söz veriyorum.

40.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Afrin’deki mücadelenin dinler arası, kimlikler arası, etnisite temelli olmadığına, terörle mücadele edildiğine ve bunu Türk-Kürt meselesi hâline getirmenin bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük olduğuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Afrin’de bizim yaptığımız mücadele, dinler arası, kimlikler arası, etnisite temelli bir mücadele değildir. Türkiye, Afrin’de terörle mücadele yapıyor. Bunu bir defa görmemiz lazım, bu çok nettir. Yani Türkiye’de Türk’ü, Kürt’ü hepimiz kardeşiz ve biz hep şunu söylüyoruz: Hepimiz Türk milletinin şerefli birer üyesiyiz burada. Ha, teröre destek verenler, onlar ayrı; kendilerini terörist olarak görenler ve bu ülkeyi bölmeye çalışanların pozisyonu elbette ayrı olacaktır.

Suriye’den 3,5 milyon göçmen geldi Türkiye’ye ve kapılarımızı açtık, ekmeğimizi paylaşıyoruz. Bunların hangisine biz Arap mı, Kürt mü, Türk mü diye baktık? Böyle bir şey olabilir mi? Buradaki mücadeleyi, bu terörle yapılan mücadeleyi bir Türk-Kürt meselesi hâline getirmek, bu ülkeye, bu coğrafyaya yapılacak en büyük kötülüktür, ihanettir. Bir defa bunu çok net olarak koymak lazım.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Siyasal iktidar bunu yapıyor.

ERHAN USTA (Samsun) - Ha “Oradan bize bir taş mı atıldı?” Oradan taş filan değil -işte elimdeki rakamlar, belki daha yüksek- Kilis’e 60 tane, Hatay’a 33 defa roket atılmış bu ülkeye.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bir araştırılsın, nereden atılmış!

ERHAN USTA (Samsun) - 7 tane ölü, 118 tane yaralı. Uykuda evlatlarımızı kaybediyoruz, hiçbir şey yokmuş gibi… Oradan Türkiye’ye bir terör geliyor sürekli olarak, Türkiye’nin millî bekasına yönelik bir saldırı var. Bunun karşısında yapılan mücadeleyi Türk-Kürt meselesi hâline getirmek ihanetten başka bir şey değil.

Teşekkür ederim.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Üç sene önce gelmiyor muydu IŞİD oradayken, o zaman niye saldırılmadı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, gündeme geçelim artık.

BAŞKAN – Buyurun.

41.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, ülke gerçekliğini farklı açılardan gördüklerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şimdi, gerçekten hani klişelerle konuşan insanlar değiliz, ülke gerçekliğini farklı açılardan görüyoruz, o yüzden hani bu ülkede herkesin çok kolay terörist, çok kolay hain ilan edildiğini de biliyoruz. Bu dillerle konuşmadık, bundan sonrasında iktidar olsak da nereye gelirsek gelelim -bunun sözünü ben partim adına verebilirim- kimseyle ilgili ne terörist ne hain ne vatan haini gibi laflarla konuşmayacağız. Ama şunu da hatırlatmak isterim: MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sözleri de aynı zamanda ortadadır. “Oradan bir füze atarız, savaşa gireriz.” sözleri gerçekten bilinen, herkes tarafından da açıklanmış, ifade edilmiş sözlerdir. O yüzden, biz burada defalarca araştırma komisyonları kurulmasını istedik ama bu Meclis, aynı zamanda hiçbir şeyi araştırmayan ve gerçeğe ulaşmayan bir Meclis olarak da maalesef tarihe geçecektir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Hem bölgenin huzuru hem de Türkiye’nin selameti ve bekası için terörle mücadele ediliyor, bunun altını çizmek isterim ben de.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’e aittir.

Sayın İrgil, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilerleyen bu saatlerde, Meclisin de oldukça gergin ve yorgun olduğu bu saatte ne kadar anlaşılabilir olur bilmiyorum ama birazdan bu yükseköğretim yasasıyla ilgili teklifi Mecliste bitirmiş ve kanunlaştırmış, en azından buradan geçirmiş olacağız ve önümüzdeki aylarda da hayata geçmiş olacak.

Fakat ben bu yasa burada bugün sonlanırken belli kazanımlarının yanında belli ciddi kayıpların da olduğunu düşünüyorum. O nedenle, bu yasaya geçmeden önce, yasanın son notlarını sizinle paylaşmadan önce, size, çok beğendiğim, bence bütün Türkiye’deki üniversitelerin kapılarına, girişlerine asılması gereken, hatta YÖK’ün bizzat giriş kapısına asılması gereken, bugüne kadar üniversitelerin özlenen ortamıyla, akademik özlenen ortamla ilgili yapılmış en güzel konuşmadan bir paragraf okumak istiyorum. Diyor ki bir Türk büyüğümüz bu konuşmasında: “Üniversite için en büyük tehlike dogmatizmdir, tek tipleşmedir, değişime ve gelişime kapalı olmaktır. Nitekim Türkiye'de bazı dönemlerde üniversiteler, tasfiyeyle tek tipleştirilmeyle çalışılmıştır. Üniversiteyi bir ideolojik aygıt olarak gören ve kullanan anlayış, uzun süre, farklılıkları zenginlik olarak kabul eden, hür düşünceyi esas alan gerçek üniversite ortamının oluşmasına mani olmuştur. Oysa üniversite, fikirlerin etiketlendiği, zararlı-yararlı diye bir ayrıma tabi tutulduğu bir yer olmamalıdır.” Neymiş? Üniversite fikirlerin etiketlendiği, zararlı ve yararlı bir ayrıma tabi tutulduğu bir yer olmamalıymış. “Gençlerimize ideolojinin deli gömleği giydirilmemelidir. Bunu başarmak saygıdeğer hocalarımın herhâlde en önemli görevidir. Üniversitede fikirlerin çarpışmasından, yarışmasından hakikat ortaya çıkmalı. Müsademeyiefkârdan barikai hakikat doğar. Bunu yakalamak durumundayız.” Hangi Türk büyüğü demiş bunu? 2012-2013 Yıldız Teknik Üniversitesinin açılışında Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması bu. Ne diyor? “Üniversite tek tip olmasın.” diyor, “Fikirler çatışsın.” diyor, “Fikirleri ayrı, zararlı-yararlı diye ayırmayalım.” diyor. Ama ne oldu? Şu anda gelinen noktayı sizin takdirlerinize sunuyorum.

Nitekim, 14’üncü yüzyıldaki anlamıyla “üniversite” kelimesi Latincede “universitas” yani “bütün” kelimesi, son dönem geç Latincede de yine “topluluk, toplum” kelimeleri gibi bir anlama gelen “universus” yani “evren” kelimesinden türemiş bir kelime. Kavramsal olarak evrenselliğini, evrensel bakımdan çeşitliliği, bünyesinde barındırması gereken kurumlar üniversiteler.

Bir üniversitenin bir ideolojinin kalesi, merkezi, topyekûn o ideolojiye sahip olan ve onu savunan bir kurum olarak görülmesi, ne çağdaş ne geleneksel üniversite anlayışıyla bağdaştırılabilir.

Akademik ensest, üniversitelerde ideolojik kamplaşmaların da oluşması için araç olarak kullanılabilen etik dışı bir yaklaşımdır.

Nitekim üniversitelerdeki zenginliğin ve özlenen akademik ortamın oluşturulması çeşitliliğe bağlıdır. Bu çeşitliliği oluşturmak da YÖK’ün ve üniversitelerin görevidir.

Arkadaşlar, karışımızda çok ciddi gerçekler ve sorunlar var. Size şunu söyleyeyim: Bu ülkedeki 55’inci en büyük şehir, kent hangisi desem, eminim hepiniz nüfus sıralamasına göre bir sıralama yapardınız. Bu ülkedeki 55’inci en büyük kent, işsiz üniversiteliler.

Arkadaşlar, resmî rakamlara göre 3 milyon 275 bin işsizimiz var, bunun 828 bini üniversiteli. Yani tüm işsizlerin yüzde 27’si, üçte 1’i üniversiteli, yüzde 38’i lise mezunu.

Arkadaşlar, en çok da işsiz olan grup mühendisler, iktisat ve işletme fakültesi mezunları ve eğitim fakültesi mezunları.

Bizler burada yasa yapmaya çalışıyoruz. Burada akademisyenler, uzmanlar konuşuyor. Burada bakanlık, Hükûmet veya ilgili birimler binlerce çalışma yapıyor. Gece gündüz oturuyoruz konuşuyoruz. Sonuç? Sonuç, 830 bin işsiz üniversite mezunu. Asıl realite, gerçek bu. Evine ekmek götüremeyen, iş bulamayan insanlar hayatın gerçeği.

İşsizlik kadar insan onurunu örseleyen başka bir sorun yoktur. İşsizlik kadar insanın öz güvenini kaybettiren başka bir sorun yoktur. Bizim gerçekçi davranmamız ve reel kararlar almamız gerekiyor. Yoksa, burada yardımcı doçentler, doçent olmuş olmamış, doktor öğretim üyesi olmuş, bunların önemi yok. Dil öğretemiyorsunuz, akademisyeniniz dil bilmiyor. Akademisyeniniz Türkçe bilmiyor, ben geçtim İngilizceyi. Akademisyeniniz hiçbir konuda yorum yapamıyor.

Düşünün, biraz önce diğer vekillerimizin verdiği örnekler, gazetelere her gün yansıyan insanlar, bunlar profesör, doçent ama bugün ülkenin içinde bulunduğu bu tablodan bu aydınlarımız, bu entelektüel yapımız da sorumlu maalesef. Yani Nuh’un cep telefonunu anlatan da bir akademisyen, işte, her gün gazetelerde örneklerini okuduğumuz insanlar da akademisyen. Bizim insan kalitesini artırmamız gerekiyor. Her zaman söylediğim bir şey var: Üniversitelerimizin sorunu akademik değil arkadaşlar, üniversitelerin sorunu etik, etik, etik. Bu yüzden öncelikle etik sorunların düzeltilmesi gerekiyor. Eğer etik sorunlar düzelirse zaten ne YÖK’e ihtiyaç var ne de bu yasalara ihtiyaç var.

Ama üniversitedeki akademisyenlerin önce kendi öz güvenlerini kazanması gerekiyor. Siz daha araştırma görevlisi, asistan düzeyinde insanları eziyorsunuz, öz güvenlerini ellerinden alıyorsunuz, onları daha en baştan sahtekârlığa yöneltiyorsunuz. Sadece yayın yapmak adına, sadece kendine yayın yapan, sadece kendisi için yayın yapan, hiç memlekete, insana faydası olmayan binlerce yayına imza atılıyor. Niçin bunlar? O arkadaş, en başından daha, bir an önce bir unvan kapmaya çalışıyor. Unvanı aldığı zaman bir noktaya geliyor, ondan sonra profesör… Ondan sonra zaten yoruluyor bu insanlar. Gelin en baştan bu insanlara öz güvenini verelim, onları onore edelim, maaş olarak onore edelim, kimseye muhtaç olmasınlar. Yurt dışına bir kongreye gitmek için kimseden yardım almak zorunda kalmasınlar. Uçak parasını düşünmesinler. Gelin bu insanlara özlük haklarını verelim. Yeşil pasaportu devlet üniversitesine veriyorsun, vakıf üniversitesine vermiyorsun. Neden? İkisi de bu devletin üniversitesi, ikisi de bu ülkenin doçenti değil mi, yardımcı doçenti değil mi? Niye ayrım var? Aynı ülkede değil mi bu insanlar? Sonuçta neredeyse kongre parası kadar vize parası ödüyor bu insanlar.

O yüzden, ben bu insanlarımızın hepsinden faydalanılması yanlısıyım. Bu ülkenin birçok kaynağı var ama bu ülkenin petrolü yok, şusu yok, busu yok ama en önemli kaynaklarından biri beşerî kaynakları. Hiç olmazsa yetişmiş insanlarımızı iyi kullanalım, onların hakkını teslim edelim. Burada ne konuşsak boş çünkü şu anda üniversitelerdeki akademik yapı, maalesef, biat üzerine kurulu. Bunu siz de biliyorsunuz ve maalesef, insanlar, hocalarına, bir üstlerine, bir büyüklerine biat etmeden veya onların emrinin dışında hareket etmeyerek ancak bir yere gelebileceklerini biliyorlar. İzin verin, insanlar farklı düşüncelerini ifade etsin. Eğer, burada, ünlü Türk büyüğümüzün de söylediği gibi “Üniversiteler dogmatik olmasın, tek tip olmasın, karşı fikirlere de yer verilsin, can verilsin.” diyorsanız, Onur Hamzaoğlu neden hapiste, onu bize anlatmalısınız. Onur Hamzaoğlu neden gözaltında, tutuklu, onu anlatmalısınız. O imzacı akademisyenler neden ihraç edildiler? Neden bir bölümü hapiste, bir bölümü gözaltında, bir bölümü görevde, bir bölümü değil, onu izah etmelisiniz.

Hukuksal büyük açmazlar var. YÖK de bu konuda ne yapacağını bilmiyor ve üniversiteler rektörlerin çiftliği hâline dönmüş durumda. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Bu üniversitelerin, rektörlerin ve bölüm yöneticilerinin ve üniversitelerin, siyasi erklerin çiftliği alanından çıkarmamız, gerçekten özerkleştirmemiz lazım. Şu hâliyle özerk hâlinde bırakırsak üniversiteler bundan daha beter yerlere gidecektir çünkü bu hâliyle özerkliği rektörler kullanmaktadır. Bu, üniversitenin özerkliği değildir, sadece rektörlerin özerkliğidir.

O yüzden, rektörlerin elinden doçentler için sözlü sınavda bütün inisiyatifler alınmalıdır ve bütün kriterler objektif ve denetlenir olmalıdır. Sözlü sınavı madem ÜAK’tan kaldırıyorsunuz, yani unvan aşamasından kaldırıyorsunuz, kadro aşamasından da kaldırıp aynen grubumuzun söylediği gibi, bir merkezî bilim sınavı ama/veya üniversitenin içerisinde yapacağınız bir bilim sınavı hâline getirmelisiniz. Ama bu, objektif olmalı, denetlenebilir olmalı. Hatta Komisyonda Uçma Hocanın dediği gibi “Bu mülakatlar ve görüşmeler kayıt altına alınmalı.” Bizzat sayın milletvekilinin teklifidir. Kayıt altına alınsın, görelim bakalım; gerçekten o mülakatlarda ne oluyor, insanlara ne tuhaf sorular soruluyor.

Arkadaşlar, geçen gün bir öğretmen mülakatında bir adaya Kilimanjaro’nun zirvesindeki karın kaç santimetre kalınlıkta olduğu soruldu. Yapmayın arkadaşlar… Bu ülkede bunlar yaşanıyor. Daha size yüzlerce örnek verebilirim.

Yani özü şudur: Mülakat demek, liyakati tanımamak demektir; mülakat demek, torpil demektir; mülakat demek, haksızlık demektir; mülakat demek kul hakkı yemek demektir; mülakat demek, aleni hırsızlık demektir; özü budur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Arslan, buyurun, 60’a göre söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, 14 şeker fabrikasıyla ilgili verilen özelleştirme kararının geri çekilmesini, bu fabrikaların özerkleştirilerek çalıştırılmasını, işçi ve çiftçilerin mağduriyetinin önlenmesini istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Aracılığınızla Başbakana soruyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ulaştırma Bakanı aracılığıyla…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Evet.

İktidarınız, Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan bütün fabrikaları sattı, son kalan 14 şeker fabrikasını da satışa çıkarmış bulunmakta. Ülkemizin tüm varlıklarını heba ettiniz, fabrikalarını da özelleştirdiniz. Millet sizi fabrikaları satın, harcayın diye iktidar yapmadı; size yeni fabrikalar kursun, istihdam sağlasın, işsizliği azaltsın diye yetki verdi. Bunları görmezlikten gelerek, illerdeki ihtiyaçları dikkate almadan, pancar üretimi yapan çiftçilerimizi de mağdur edecek bu kararın yeniden Hükûmetinizce değerlendirilmesini, 14 şeker fabrikasıyla ilgili verilen özelleştirme kararının geri çekilmesini, bu fabrikaların özerkleştirilerek çalıştırılmasını, işçimizin ve çiftçimizin mağduriyetinin önlenmesini istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Arslan, Sayın Bakanımız, buyurun.

43.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; elbette ki iktidar, ülkenin kalkınması, ekonomik olarak katma değer oluşturulması adına birçok yatırım yapar ve bu yatırımları yapacak özel sektörün de önünü açar. Nitekim, AK PARTİ olarak yaptığımız budur, bunun bilinmesinde fayda var.

Şeker fabrikalarıyla ilgili, 14 tane fabrikanın özelleştirilmesi söz konusu. Bu özelleştirme kapsamında, fabrikada çalışan hiçbir çalışanın mağdur edilmemesi ve haklarının devam etmesi konusunda şartnamede bir madde var, bu bir.

İkincisi, kotalar çerçevesinde çiftçilerin üretimlerine devam etmesi ve bu işle uğraşan, şeker pancarı üreten çiftçilerin haklarına herhangi bir halel gelmemesi adına da bir madde var; bu da önemli. Daha önemlisi, fabrikaların kesinlikle şeker üretimi yapma konusunda çalışmasının zorunluluğu da ortaya konmaktadır; bunu da özellikle vurgulamış olalım.

Ve yine bir açıklama yapmak isterim: Şeker üretimiyle ilgili zorunlu olan şeker fabrikası ve arazisi verilecek, onun dışında şeker üretimi için zorunlu olmayan alanlar bu kapsamda verilmeyecek. Bunun da böyle olduğunu özellikle vurguladım. 14 fabrikayla ilgili özelleştirme süreci bu anlamda devam ediyor, diğer 11 fabrika ise şu anki durumuyla kamu eliyle çalıştırılmaya devam edilecek.

Bilgi arz ediyorum.

Sağ olunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bayraktutan, bugün 2-3 defadır söz talebiniz oldu.

Buyurun.

44.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Cankurtaran Tüneli’yle ilgili müjdeli bir haber beklediklerine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yılan hikâyesine dönen Cankurtaran Tüneli’yle alakalı ne düşünüyorsunuz? Bu sorunun sizin canınızı sıktığını biliyorum. Bu tünelin temeli atıldığı zaman, 29 Ekim 2010’da ben İl Başkanıydım. Otuz ayda bitirecektiniz, dokuz yüz günde. Dönemin Ulaştırma Bakanı Sayın Başbakan, müteahhidi çağırdı, dört ay erkene çekti. Sekiz sene geçti, tünel yok. Aralığın 26’sında, AKP’nin Artvin kongresinde Başbakan çıktı, dedi ki: “Artık can kayıplarını önleyeceğiz, ocağın sonuna kadar tüneli açacağız.” Tünel gene yok Sayın Bakan. Ne diyeceksiniz, merak ediyorum. Artvin halkından bir özür dileme ihtiyacı duyuyor musunuz diye merak ediyorum.

Bugün ben bir soru önergesi verdim, dedim ki: “Bu tünelin adı ‘yılan hikâyesi tüneli’ olsun Sayın Bakan.” Sekiz sene oldu, tünel bitmedi. Gerçekten ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Bu konuda sizin güzel, müjdeli bir haber vermenizi bekliyorum. Şubat, acaba, 2019, 2020’yi geçer mi Sayın Bakan? Müjdeli bir haber bekliyoruz. Bakalım ne diyeceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, ışık göründü, değil mi herhâlde?

Buyurun.

45.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Değerli Başkanım, ışık çoktan göründü, tünel çoktan bitti. Bu soru hiçbir zaman benim canımı sıkmıyor. Benim canımı sıkıyor olsa bu makamda olmam, bu işleri yapmam. Biz millete hizmetkâr olmak adına bu işleri yapıyoruz. Canımız sıkılmıyor, tam tersine gurur duyuyoruz, Cankurtaran Tüneli’ni yapmakla gurur duyduğumuz gibi. Bunu özellikle vurgulamak isterim.

Yalnız, mahkemenin yerine kendimi koyup karar verme şansım yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Olsaydı iyi olurdu, hemen yapardık.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – Tüneli bitirdik, tünelin devamındaki viyadük mahkemeye gitti. Mahkeme sonucunu beklemek zorundaydık, bekledik. Mahkeme kararından sonra da hızlı bir şekilde viyadük bitti. Değerli vekilimiz de biliyor, kış şartlarında da viyadükte çalışmalar devam ediyor. Biter bitmez de inşallah, bu ayın sonu, mart ayı başı yani bir hafta on gün içerisinde hizmete girecek, hiç şüpheniz olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben bu işten sıkılmam, onu söyleyeyim. Gururla iş yapıyoruz, gururla milletimize hizmet ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, gruplar adına son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’ya aittir.

Sayın Ilıcalı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Mahkeme kararı olumsuz çıksa tünel açılmayacak mıydı?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) - Mahkeme olumsuz çıksa başka bir müteahhit yapacaktı.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, aralık ayında “Ocakta açılacak.” dediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüde hatibimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hatip, siz devam edin, Genel Kurula hitap edin.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 518 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ümidi kesmiştim ama nihayet bana da sıra geldi, ben de Yükseköğretim Kanunu’ndan bahsedeceğim. Yaklaşık otuz yılı aşkın üniversite hayatım var; yirmi üç yıl Yıldız Teknik Üniversitesi, sekiz yıl Bahçeşehir Üniversitesi, az bir süre de İstanbul Ticaret Üniversitesi, diğer taraftan seçim bölgem Erzurum’da gurur duyduğumuz 2 üniversite var, Atatürk Üniversitesi ve Erzurum Teknik Üniversitesi; çok sayıda doktora, çok sayıda doçentlik jürisi, önceden kendisi bu aşamalardan geçmiş bir kişi olarak burada bir kritik yapacağım ve hemen başta şunu söylemek isterim ki ben YÖK Yasası’ndan önce üniversitede araştırma görevlisiydim. YÖK’ten önce “Ya, böyle bir şey olur mu?” diye hep eleştirirdi üniversitede hocalarımız, YÖK çıktı, eleştiriyoruz, sürekli eleştiriyoruz ama şunu görmemiz gerekiyor ki Yükseköğretim Kanunu’nda da mutlaka değişime, gelişime ihtiyaç var.

Neden değişime, gelişime ihtiyaç var? Hemen ülkemizin 2023 hedefine baktığımız zaman cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümünde diyoruz ki: Türkiye 2 trilyon dolarlık bir ekonomiyle, kişi başına 25 bin dolarlık gelirle, 500 milyar dolarlık ihracatla dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girsin. Bu şartları sağlayabilmesi için en önemli şey insan kaynağı, en önemli şey eğitim, yüksek öğretim.

Peki, biz bu amaca nasıl ulaşacağız? Neler yapacağız? İnsan gücümüzün kalitesini nasıl artıracağız? Şimdi, hemen Değerli Millî Eğitim Bakanım da gelmişken… Tabii, bir kere üniversiteden önce, bizim için önemli olan millî eğitim. Şurada, bakıyoruz, eğitim sistemimizde 2003 yılından itibaren toplam 63 milyar liralık bir yatırım yapılmış. Yaklaşık 953 bin bilgisayar dağıtılmış, 41.500 okulumuzun internet erişimi sağlanmış. FATİH Projesi’yle 1 milyon 430 bin tablet bilgisayar dağıtılmış. 433 bin sınıfımıza etkileşimli tahta uygulaması, 4 milyar 650 milyon Türk lirası maliyetle 2 milyar 700 bin ders kitabı dağıtılmış. Özel ve Millî Eğitim Bakanlığımıza bağlı okullardaki derslik sayısı 367 binden 755 bine çıkarılmış. Bunu muhalefet alkışlamayacak mı? Bunu başarı olarak görmüyor muyuz? Bu kadar önemli bir çalışma yapılmış.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Oradan çıkanlar işsiz kaldı.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Peki, üniversitelere geldiğimiz zaman, üniversitelerde ne olmuş? Tarihe bakıldığı zaman, ülkemizin yükseköğretim alanında büyük bir tecrübeye sahip olduğu görülecek. Mirasçısı olduğumuz medeniyetlerin bilime katkılarını medrese tarzı yükseköğretim veren kurumlarla güçlendiren ecdadımız, bize, üzerine güçlü bir yükseköğretim sistemi inşa edilebilecek bir yapı bırakmış.

Şimdi, bu durumda, bakıyorum, 2002’den itibaren AK PARTİ iktidarları döneminde, 2002 yılında 73 olan üniversite sayımız bugün 187’ye ulaşmış. Öğrenci sayımız 7 milyon 700 bin. 2018 yılında Yükseköğretim Kurulu ve üniversitelerimiz için merkezî Hükûmetimiz bütçesinden 27 milyar 761 milyon lira bir kaynak ayrılmış. 2002 yılında 70 bin olan öğretim elemanı sayısı 155 binin üzerine çıkmış. Bunları şimdi nasıl inkâr edebiliriz? Söyleyeyim, bakın, şimdi, hep...

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bunların hepsi nicelik. Biz “nitelik” diyoruz. Nicelik yani sayı.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Değerli Vekilim, üniversitelerdeki nitelik çok önemli, ben, Atatürk Üniversitesinden örnek vereyim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hayır, hayır, nicelik o söyledikleriniz, rakam.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bir dakika...

1957 senesinde kurulan üniversite -biraz sonra kriterlerini vereceğim- birçok yerde birçok üniversiteyi geçmiş, birçok tıp fakültesinin, diş hekimliği fakültesinin...

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Atıf sayısı...

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Vereceğim, atıf sayılarını da vereceğim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İlk 500’e giren üniversite oranı, yayın sayıları...

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Ceyhun Bey, sizden daha fazla üniversitede çalıştığımı biliyorsunuz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Çalışmış olunabilir, sonuçlar önemli.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Üniversitelerimizin ihtisaslaşma çalışmaları; Sayın YÖK’ümü, Bakanımı tebrik ediyorum. Üniversitelerimizin bir kısmının eğitimde, bir kısmının araştırma ve teknoloji üretiminde, diğer kısmının bölgesel kalkınmaya katkı sağlamakta farklılaşması amaçlanmış. Bu yaklaşımın temel amacı, üniversitelerin bütün alanlarda faaliyet gösteren bir alanda öne çıkmasını sağlamak; ne kadar güzel. Bu amaca yönelik olarak şuraya bakın; Bingöl Üniversitesi havza bazlı tarım, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi hayvancılık dalında, Düzce Üniversitesi sağlık ve çevre alanında, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi tarım, jeotermal alanında, Uşak Üniversitesi tekstil odaklı projeler için pilot üniversite seçilmiş.

Peki, gelelim başka bir konuya. Misyon farklılaşması çalışmasının bir sonraki aşaması, araştırma üniversitesi çalışması. Bu kapsamda 10 asıl, 5 aday olmak üzere 15 üniversite araştırma üniversitesi olarak belirlenmiş. Bunlar içerisinde Ankara, Boğaziçi, Erciyes, Gazi, Gebze Teknik, Hacettepe, İstanbul, İstanbul Teknik, İstanbul İleri Teknoloji, Orta Doğu Teknik Üniversitesi aday araştırma üniversiteleri; Çukurova, Ege, Selçuk, Uludağ, Yıldız Üniversitesi…

Şimdi, kendi seçim bölgemde de… Burada grup başkan vekilim “Erzurum’dan mesajlar geliyor.” dedi. Ne için? Atatürk Üniversitesinde durum ne? 1957’de kurulmuş, şurada nereye gelmiş? Bakın şimdi, Ceyhun Bey, dikkatle dinleyin. Atatürk Üniversitesi, üniversiteler arasında ilk yüzde 25’lik dilimde en fazla makalesi olan 14’üncü üniversitemiz olmuş; biyoloji alanında Türkiye’de 5’inci, dünyada 855’inci; kimya alanında Türkiye’de 6’ncı, dünyada 743’üncü; diş hekimliğinde Türkiye’de 8’inci, dünyada 182’nci; mühendislik alanında Türkiye’de 14’üncü, dünyada 888’inci; tıp ve sağlık bilimleri alanında Türkiye’de 11’inci, dünyada 762’nci; farmakoloji alanında Türkiye’de 4’üncü, dünyada 436’ncı sırada. Üniversitelerimizin 1945’ten 1965’e kadar uluslararası endekslere giren makalesi yok denecek kadar az. Zamanım az; 1992’den alayım, 1.322 makale, 2003’te 10.043, iktidarımız döneminde, 2016’da 36.416’ya ulaşmış.

Şimdi, gelelim, şu anda -bakın, çok iyi dinleyin- Erzurum Atatürk Üniversitesinde Doğu Anadolu Gözlemevi Projesi yapılıyor. Bunun için Millî Eğitim Bakanımın şahsında Kalkınma Bakanına teşekkür ediyoruz. Türkiye’nin en büyük yatırım araştırma projesi, hâlen çalışmaları devam eden Doğu Anadolu Gözlemevi Projesi 3.175 metrelik Palandöken’de zirveye konuyor; büyük potansiyele sahip, dünyada kendi teleskobunu, görüntüleme sistemini millî olarak tasarlayıp üretebilen sayılı ülkeler arasına girip 2020’de tamamlanması bekleniyor.

Bunlara ne yapılır? Bak, deminden beri o kadar güzel şey söylüyorum ne iktidardan ne muhalefetten hâlâ alkış yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Daha sen kendi grubunu bile inandıramamışsın Hocam.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Atatürk Üniversitesi, şuraya bakın, sayılara bakın değerli vekillerim. Bundan sonra diğer yeni üniversiteler de aynı Atatürk Üniversitesinin durumunda olacak. Şehrimizdeki Atatürk Üniversitesinde bakın 2003 yılında öğrenci sayısı 25 bin iken bugün bu sayı uzaktan eğitim, açık öğretimle beraber 340 bine ulaşmış. Şehrimizde 2012 yılında öğretime başlayan Erzurum Teknik Üniversitesinde ilk başta 550 iken bugün 3.950’ye çıkmış.

Şimdi, burada kanunla ilgili neler oluyor? Burada birçok konuşmacı söyledi. Ben de bu sınavlara girmiş, burada birçok tecrübesi olan biriyim, bu Komisyonda da üye olmadığım hâlde görüşlerimi paylaştım. Yabancı dil puanının 70’ten 55’e düşmesi önemli değil. Komisyonda dilbilimci Kamil Bey’in de açıkladığı gibi, önemli olan konusunda okuduğunu anlayacak, anladığını yazacak… Bunun için de -sınav sistemi için- YÖK buna göre bir sınav sistemi belirleyecek.

Diğer taraftan, doçentlikteki sözlü sınav… Hakikaten ben Komisyonda da gördüm. Mühendislikte bence çok önemli sözlü, orada da savundum ama diğer dallarda muhalefet partileri de bunun aleyhinde görüş bildirdiler. Yani, bizim dallarda, mühendislikte 2 çarpı 2, 4’tür, burada herhangi bir yanlışlık olmaz ama diğer dallarda bazı haksızlıklar olduğunu gördük. Bundan dolayı da bu konuda da üniversitelere yetki verilmiş.

Diğer maddelerle ilgili yeterli açıklama yapıldı. Millî Eğitim Bakanım, siz buradayken benim son kalan kısımda bazı önerilerim olacak.

Şimdi, bir kere, ben kendi uzmanlık alanım olan trafik ve ulaştırmayla buradaki son iki dakikamı bu şekilde kullanacağım.

BAŞKAN – Yarım dakika kaldı yalnız.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bir dakika veriyorsunuz Sayın Başkan.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, yalnız Ceyhun Bey hatibin insicamını bozdu, iki dakika uzatın.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – 2016’da değerli milletvekillerim, günde 20…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ben sataştım, özür dilerim.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Bir dakika Hocam.

Bir günde 20 kişi hayatını kaybediyor, bir yılda 7.300 kişi hayatını kaybetmiş.

Sayın Bakanım, trafik dersi zorunlu, öğretmeni yok. YÖK yanınızda, mutlak suretle trafik öğretmenliği branşının açılmasını YÖK’e arz ediyorum. Bu branş açılıncaya kadar Türkiye’de 3.500 tane sürücü kursu var, 35 bin öğretmen var, bu öğretmenlerden yararlanılabilir trafik dersi için.

İki sene önce İstanbul Teknik Üniversitesinin açılışına Başbakanımız Binali Bey’le giderken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Başkanım, doyamadık, iki dakika daha verin. İki dakika daha verin Sayın Başkanım. Biraz daha zaman verin Sayın Başkanım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bu trafik konusu önemli, biraz zaman verin. Trafik önemli bir konu, zaman verin. Bir de ben de insicamını bozdum.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Kaç dakika vereceksiniz?

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın bir dakikada.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Çok önemli.

Çok sağ olun, Allah sizin gibi vekillerin sayısını artırsın, çok destek oluyorsunuz.

Şimdi, Değerli Bakanım, Değerli YÖK; Yükseköğretim Kurulunun mutlak surette… Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, Teknik Üniversitenin açılışında rektöre söyledi. Bu kadar ulaştırma projeleri yapıyor Türkiye, bu kadar Avrasyaları yapıyor, efendim, Marmaray’ı yapıyor, Erzurum’a Ovit’i yapıyor, bunun mühendisliği yok. Bu kadar kişi, günde 20 kişi hayatını kaybediyor. Ulaştırma ve trafik mühendisliğinin açılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Milletvekilliğimden önce bunu bir vakıf üniversitesinde açtık, devam ettik ama buna muhakkak devlet üniversitesi tarafından devletin sahip çıkması lazım. Demek ki biz eğer bir de bundan sonraki bu başarılı çalışmalarımızda, Millî Eğitim Bakanlığı olarak bu bölümlerin açılması yönünde de YÖK’le bir koordinasyon yaparsak, trafik öğretmenliği konusunda da bir adım atarsak… 7.300 vatandaşımızı kaybetmişiz 2016’da, gidenler geri gelmiyor. 39 milyar liralık büyük bir bütçesi var, bu manada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Hocam, bunda haklısın.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İstiklal Savaşı’ndakinden daha fazla, trafik kazasındaki ölümler.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bir de son cümle, profesörlük için -burada değerli milletvekilleri de var- 3 kere profesör olduk yani bir üniversiteye geçişte, bunu da sadeleştirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu kanunun Türk millî eğitim sistemine, YÖK’ün gelişmesine katkı sağlamasını diliyorum.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum, sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Hocam.

Akşamın bu saatinde yoğun bir teveccüh vardı size.

Efendim, şahıslar adına ilk söz Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğrusu, kanun görüşmesinin sonuna geldik. Bir önceki şahsı adına konuşan kişi olarak şunu söyleyeyim, yardımcı doçentlik meselesi ya da şu anda görüştüğümüz genel olarak kanun tasarısının hangi aciliyetle, hangi güncellikle ve ivedilikle buraya geldiği konusunda bir bilgimiz yok, ikna da olmadık. Dün Sayın Bakanımıza sorduk: “Neden şimdi?” Yani kıyamet koparken, savaş naraları atılırken, binlerce insan mağdurken, işkenceler ayyuka çıkmışken, işsizlik bu kadar ciddi bir gündemken; YÖK meselesi, üniversiteler meselesi, bilimsel özgürlük, akademik özgürlük bu kadar temel bir problemken neden yardımcı doçentlikle uğraşıyoruz, bunu bilmiyoruz ama bunun bir cevabı var. Yani burada bir sıralama varmış ama bu sıralama kesinlikle Meclisin iradesi ya da halkın iradesiyle olan bir sıralama değil. Bu, tümüyle iktidar partisinin kendi gündemini Türkiye’nin gündemi gibi önümüze koyması ve önceliklerini Türkiye’ye dayatmasıdır. Bunun temel esprisi de şu: Bu kanunu iki cümleyle özetlemek gerekirse aslında nedir? Piyasalaştırma, kadrolaştırma ve bilimsel özerkliği yok etme kanunlarından, düzenlemelerinden bir tanesidir. Bu nedenle bu kanunun kesinlikle Türkiye’de yükseköğrenimin yaşadığı sıkıntılara, haksızlıklara… Şu anda ihraç edilen binlerce akademisyen varken, hâlâ düşünce ve ifade özgürlüğü yokken, üniversitelerde bilim üretilemezken yardımcı doçentliği kaldıralım, öğretim üyesi yapalım. Hangi derde deva olacak? Hiçbir derde deva olmayacak. İktidar, AKP’li kadroları üniversitelere yerleştirecek, kendisine biat edecek yeni bir kurum daha oluşturacak. Bunun en özet hâli budur.

Değerli milletvekilleri, şu anda Meclisimizde bir kaçak bulunuyor. Evet, yanlış duymadınız, aranan kaçak, bugün Erzurum’da hakkında yakalama kararı verilen Dilan Dirayet Taşdemir, Ağrı Milletvekilimiz. Biraz önce haberi öğrendim, evet, yani ben aynı zamanda suç duyurusunda da bulunuyorum, neden? Çünkü mahkeme demiş ki: “Sanığın adresi belli değil, biz ulaşamıyoruz.” Bir milletvekili, bütün gün Parlamentodaydı, burada iki defa konuşma yaptı, kendisine hiçbir tebligat yapılmadan, mahkemeye davet edilmeden, avukatın mazereti dikkate alınmadan bütün sitelerde şu anda “HDP’li vekil hakkında yakalama kararı.” diye altyazı geçiyor. Türkiye'nin geldiği hâl bu. Parlamentonun itibarı da bu kadar.

Biz burada Parlamento faaliyetlerini yürütürken, yasama işlemine katılırken bir mahkeme diyor ki: “Adresiniz bilinmiyor.” Meclis odamız yok, parti kimliğimiz yok, biz milletvekili değilmişiz gibi arkadaşımız hakkında yakalama kararı veriliyor. Evet, Meclis de artık bu kadar itibar görüyor. Bu da dokunulmazlığın kaldırılmasına “Evet” diyenlere gelsin. Kendi kendimize saygı duymazsak, halkın iradesini kendi şahsımızda saygın kılmazsak yargı, bu şekilde kararlar vermeye devam edecek.

Son olarak şunu da söylemek istiyorum, duymuşsunuzdur, bugün Halkevlerinin Genel Başkanının içinde olduğu 18 kişi gözaltına alındı ve Cumhuriyet Başsavcılığının açıklaması, efendim, neymiş? “Zeytin Dalı Operasyonu’nu protesto bahanesiyle halkı sokağa dökmeye çalışan ve çatışma çıkarmaya çalışanlar.” Halkevleri, birçok darbe geçirdi, birçok darbe geçirdi, çok köklü bir kurum. 1960-1971-1980 darbesiyle çökmeyen, susmayan bir Halkevinden söz ediyoruz. Bugün barışı savunduğu için, savaşa karşı çıktığı için burada operasyon yapıldı, yetmedi, benim seçim bölgem olan Adana’da da 14 kişi bu operasyonu protesto ettiği için iki saat önce gözaltına alındı. Yani Sayın Turan, biz 5’ten büyüğüz, savaşa karşı çıkanlar 5’ten büyüktür. 80 milyonun hepsi bu Afrin’e gidişi, harekâtı, savaşı -adını ne koyarsanız koyun- desteklemiyor. Bunu bu şekilde göstererek sadece kamuoyunu yanıltmaktan, yanlış yönlendirmekten… Bu gözaltılarla da savaşa karşı çıkmayı engelleyemeyeceğinizi bildirmek istiyorum. 5’ten büyüktür savaşa karşı çıkanlar.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Zeybek, sisteme girmişsiniz, 60’a göre söz verecektim size.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından Samsun’da şehri ikiye bölen bir yol projesinin doğruluğunu anlatmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sorum Sayın Ulaştırma Bakanımızaydı ama kendisi gitti galiba buradan.

Karadeniz yolunun Samsun güzergâhında Canik ilçesi, Tekkeköy ilçesi ve Çarşamba Havalimanı yolu kavşağına kadar olan yolun 20 kilometrelik mesafesinde köprülü kavşak yapılarak Samsun’u ikiye bölen bir yol yapılmıştır, Samsun tahrip edilmiştir. Biz yolun yapılmasına karşı değiliz ama bu şekilde bir proje nasıl uygulanabilir? Kimler, nasıl tatmin olmuştur bu projeyle? Ülkenin, milletin, vatandaşımızın parasının böyle, bu şekilde çarçur edilmesi doğru mudur? Çevre yolu yapılması gerekirken şehri ikiye bölen bir projenin doğruluğunu Sayın Ulaştırma Bakanımızın anlatmasını ve bize yazılı bir şekilde vermesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan iletir Ulaştırma Bakanına.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, şahısları adına ikinci ve aynı zamanda son konuşmacı İstanbul Milletvekili İsmet Uçma.

Buyurun Sayın Uçma. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMET UÇMA (İstanbul) – Efendim, ben de görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulu saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Çok değerli konuşmalar oldu, çok değerli katkılar verildi. Hemen sözlerimin başında en büyük demokraside yaşadığımızı, en büyük sosyal devlette yaşadığımızı ve birlikte yaşama kültürünü hayata geçirmiş tek medeniyetin çocukları olduğumuzu vurgulamak isterim.

Sevgili arkadaşlar, hemen ikinci aşamada beka ve varoluş mücadelesi için ve terörden ülkemizi ve sınırlarımızı temizlemek üzere ve dünya barışına katkı vermek üzere mücadele eden kahramanlarımızı buradan minnetle, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Allah onlara güç, kuvvet versin inşallah.

Sevgili arkadaşlar, sözü köpürtmeye gerek yok. Sevgili Adıyaman’a kuliste söz vermiştim “Sana sataşacak bir cevap vermeyeceğim.” diye ama Sevgili Adıyaman’a ve sonra HDP’li Sevgili Beştaş’a Tagore’un tarihe adanmış bir sözüyle cevap vermek istiyorum: “Sakın güneşe sırtınızı çevirmeyin, sonra gölgeniz önünüze düşer.” Bundan başka bir cevap vermeyeceğim sevgili arkadaşlar.

Arkadaşlar, esasen daha geniş konuşulması gereken bu çocuk istismarı konusuna bir cümleyle değinip asıl konumuz olan, maddedeki konumuz olan yardımcı doçentlik konusuna gelmek istiyorum.

Çocuk istismarı ve benzeri suçlar bir sonuçtur arkadaşlar. Bu sonucu doğuran sebepler üzerine gidip ve bunun da ilacını, çaresini kendi medeniyet kodlarımızdan arayarak, kendi medeniyet varlığımızdan arayarak ortaya koymazsak gerçekten de bu sonuçtan hareketle herhangi bir imkâna kavuşamayacağımızı ve sorunu durduramayacağımızı ifade etmek isterim. İnşallah, sevgili grup başkan vekilim bana süreç içinde bir on dakikalık -bugün değil tabii- söz hakkı verirse bunu detaylandırmak isterim.

Arkadaşlar, rol model olarak gençlerin önüne koyduklarımıza, toplumun önüne koyduklarımıza -detayına girmeyeceğim çünkü başka söz söylemek isteyenler de olacaktır, Sevgili İrgil buna destek vererek hemen söz isteyecektir- dikkat etmediğimiz sürece, dizilere dikkat etmediğimiz sürece… Ve yeryüzünde Hristiyan inanç sahiplerinin, Yahudi -Siyonist olmayan- inanç sahiplerinin ve İslam inanç sahiplerinin ve hatta inançlar ötesinde sadece insan olma paydasında buluşanların el ele verip dünyayı ayağa kaldırmaları gereken bir süreçten geçiyoruz. Bunların kabul edilebilir hiçbir yönü, boyutu yoktur. Nereden gelirse gelsin bütün bunları yaparken mutlaka din ve dine ait kalıp yargıların da gözden geçirilmesi gerektiğini açık seçik ifade etmek istiyorum, çok yönlü bir durumdur.

Sevgili dostlar, gelelim bu doçentlerimizle ilgili, yardımcı doçentlerimizle ilgili sürece. Arkadaşlar, Türkiye'de bu zamana kadar, yani AK PARTİ iktidarları öncesine kadar iki tane kurum ast-üst ilişkisinin en başat iki kurumuydu: Bunlardan birisi askeriye, birisi üniversitelerdi. Hamdolsun, sevinilecek bir durumdur ki AK PARTİ hükûmetleri ilk defa üniversitelerimizi artık ast-üst ilişkisinden mümkün olduğunca kurtardı. Eksik var, kesir var, kusur var, bunda hiç kuşku yok.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yapmayın Hocam ya.

İSMET UÇMA (Devamla) - İş muhtevaya gelince sevgili arkadaşlar, şununla sözlerimi toparlayayım; zamanım yok, Sevgili Özgür belki bana bir gün zamanından bir miktar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yirmi dakikayı şimdiden söz veriyorum.

İSMET UÇMA (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum, sağ olasın, yüreğine sağlık Sevgili Başkanım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bizde zaman çok.

İSMET UÇMA (Devamla) - Sevgili arkadaşlar, biz şimdi kurumları yurt sathına yayıyoruz. Dün kurumlar bu kadar yaygın değildi, doğru. Muhteva olarak, inşallah, yurt sathına yaydığımız gibi bu kurumları, aynı yöntemle, aynı anlayışla artık yurt sathına bilgi yayacağız. Bunu hep birlikte yapacağız, hep birlikte, el ele vererek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Hocam, bu daha girizgâh kısmıydı.

Buyurun, tamamlayın lütfen. Sizi dinlemek büyük bir zevk ama keşke imkân olsa, çok daha geniş bir zaman ayırabilsek.

Buyurun.

İSMET UÇMA (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sevgili Başkanım.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Beş dakika verin.

İSMET UÇMA (Devamla) - Artık üniversitelerimiz, yani kolluk kuvveti görevi yapmaktan, ideolojik aidiyetlerden ya da iktidara dayalı yapılanmalardan ve üstelik gerçekten de bunlara dayalı istihdamlardan kurtulmuştur, kurtarılmaya çalışılmaktadır.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yapmayın ya, o kadar değil, o kadar değil.

İSMET UÇMA (Devamla) – Ve hep birlikte, muhalefetiyle iktidarıyla inşallah el ele vererek geleceğimizi daha aydınlık hâle sokacağız.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Rektörler her zamankinden daha siyasi.

İSMET UÇMA (Devamla) – Sevgili Beştaş, biz savaş yapmıyoruz, savaş Tanrı’nın bütün mesajlarında hoş görülmeyen bir durumdur; biz nefsi müdafaa yapıyoruz. Ne zaman savaşa girilir? Saldırmazlık örfü bozulunca. Şimdi, Allah için, oturup, elimizi vicdanımıza koyup düşünelim: Bu ülkede saldırmazlık örfünü bozan taraf kimdir? Uluslararası örgütler dâhil ve içteki taşeronlarla birlikte saldırmazlık örfünü bozan, asla AK PARTİ iktidarları ve Türkiye değil, mutlaka…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Hocam lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok özür diliyorum, arzu ederseniz, izin verirseniz, gruplar “Tamam.” derse, Ali Aydınlıoğlu’nun şahsı adına beş dakikası var biliyorsunuz, onu Ali Bey ikram etmek ister eğer İsmet Bey de uygun görürse.

İSMET UÇMA (Devamla) – Estağfurullah ama Ali Bey’in de…

BAŞKAN – Onu birleştirme şansımız yok yalnız, o 86 üzerinde konuşacak.

Siz tamamlayın, siz konuşun.

İSMET UÇMA (Devamla) – Peki, tamam.

BAŞKAN - Buyurun Hocam, buyurun.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bu ikram geleneği devam etsin.

ERHAN USTA (Samsun) – Hayır, orayı uzatalım, o beş dakikayı konuşmasın, birleştirmeyelim bunu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, Ali Bey’i çekiyoruz, İsmet Bey devam etsin izin verirseniz.

BAŞKAN – Olmuyor, onu birleştirme şansımız…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fiilen, fiilen.

BAŞKAN - Siz devam edin.

Tamam, zaten konuşuyor Sayın Turan, konuşuyor. Onu birleştirme şansımız yok.

İSMET UÇMA (Devamla) – Bitiriyorum Sevgili Başkanım. İnşallah daha geniş zamanlarda buralarda söz imkânı doğarsa bunları birlikte paylaşırız ama unutmamak gerekiyor ki arkadaşlar, bütün hususları doğru çözebilmenin yolu şudur: Dünya -dikkat edin, bütün bir insanlık olarak konuşuyorum, sadece ülkemiz olarak değil- sözde “özgürlük” dediği şeylerin önünde Tanrı’yı engel olarak görüyor; ailede babayı engel olarak görüyor; toplumu, maşeri vicdanı mahallede, sokakta ve kamusal alanda engel olarak görüyor. Sevgili arkadaşlar, bizim, Sevgili Gaye Hanım dâhil, el ele verip birlikte mutlaka özgürlük önünde engel gibi gözüken, medeniyetimizin çok değerli bulduğu ve medeniyetimizin bileşenlerinden oluşacak olan yeni bir konsepti, yeni bir süreci, yeni bir anlayışı, yeni bir Rönesans’ı hayata geçirmeye çok ihtiyacımız var; bu konuda da inşallah, önümüzdeki günlerde birlikte görüşeceğiz ve sizden büyük destekler bekliyorum.

Bu yasa teklifinin, ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Bundan sonra, artık, öğretim üyelerimiz bu süreci beklemek için birtakım bunalımları yaşamayacaklar, öğrencilerine dönecekler, birtakım bürokratik engellerden kurtulacaklar, öğrencilerine daha çok vakit ayıracaklar. Hayırlı olsun, uğurlu olsun.

Bu vesileyle, bütün sevgili arkadaşlarımı, hiç ayrım yapmaksızın ama yüce gönüllü bütün arkadaşlarımı saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun, var olun. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Uçma.

Daha geniş bir vakitte, inşallah, daha da büyük bir zevkle bütün Genel Kurul sizi dinlemeye hazır.

Evet, sayın milletvekilleri, böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yoktur.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri tek tek -varsa madde üzerindeki önergeleri- oylayacağız.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 31’e bağlı ek madde 22’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 31’e bağlı ek 23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 32’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 33’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 34’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 35’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 36’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları da tamamlanmıştır.

Şimdi, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre, oyunun rengini belli etmek üzere ve lehte olmak üzere ilk söz Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Aydınlıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına lehte söz aldım. Bu vesileyle, Genel Kurulumuzu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Afrin’de ülkemiz için, vatanımız için, milletimiz için mücadele eden kahraman Mehmetçiklerimize başarılar diliyorum. Bugün Afrin’in gene merkeze çok yakın köylerinde güzel gelişmeler oldu. Allah ordumuzu inşallah muzaffer etsin diyorum, şehitlerimizi de rahmetle, minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz bu teklif, “yardımcı doçentlik” kadrosunun kaldırılarak yerine “doktor öğretim üyesi” kadrosunun getirilmesini ve oluşturulan bu yeni kadroya atanma şartlarının düzenlenmesini ve bu kadrolarda görev yapacak öğretim üyelerinin mali haklarının iyileştirilmesini, doçentlik için mevcut sistemde asgari 65 olan yabancı dil puan şartının doktora için gerekli olan asgari 55 puandan aşağı olmamak kaydıyla ilgili üniversite tarafından belirlenmesini düzenlemektedir. Ayrıca, öğretim elemanları kadrolarında sadeleştirmeye gidilerek okutman ile öğretim yardımcıları kadrolarının kaldırılmasını ve bu kadrolarda bulunanların unvanlarının öğretim görevlisine dönüştürülmesini, Üniversitelerarası Kurulun yapısının ve görev tanımının değiştirilmesini, doktor unvanına sahip araştırma görevlilerinin ders verebilmesini, tezsiz yüksek lisans ücretlerinin Yükseköğretim Kurulundan uygunluk bildirimi alınmadan doğrudan üniversiteler tarafından belirlenmesini düzenlemektedir.

“Yardımcı doçentlik” kadrosu 2547 sayılı Kanun’la o günkü sorunlara pratik çözüm üretmeye yönelik olmak üzere getirilmiştir. Yükseköğretim Kanunu'nda yer alan "yardımcı doçentlik" kadrosu "doçentin yardımcısı" şeklinde yanlış bir algı oluşturmaktadır. Dünyadaki gelişmiş yükseköğretim sistemlerinde aynı pozisyon için kullanılan ibarelerin anlamları dikkate alındığında "doktor öğretim görevlisi" kadrosunun ihdas edilmesi gayet uygun olacaktır. Bu nedenle, teklifle doktoradan sonra doçentlikten önce zorunlu bir kademe olarak kabul edilmekte olan yardımcı doçentlik kaldırılmakta ve doktorasını bitirenlerin doçentliğe geçişleri kolaylaştırılmaktadır. Yapılan bu düzenlemeyle doktora sonrasında öğretim üyeliğine geçiş sürecinin daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesi mümkün olacaktır. Teklifle getirilen “doktor öğretim görevlisi” düzenlemesiyle doçentlik sürecinde köklü değişikliklerin birlikte hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, ayrıca bu teklifle son yıllarda üniversite sayısının hızla artması karşısında işlevselliği azalan Üniversitelerarası Kurulun yapısı işlevsel hâle getirilecektir. “Doktor” unvanına sahip diğer öğretim elemanlarının da ders verebilmesi sağlanacaktır. Yükseköğretim kurumlarında çalışmasına ihtiyaç duyulan sözleşmeli sanatçı öğretim elemanlarının ilgili mevzuat dâhilinde çalıştırılabilmesi sürecinin doğrudan üniversitelerimiz tarafından yürütülmesi gibi düzenlemeler getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu düzenlemeyle yine mevcut durumda “yardımcı doçent” kadrosunda bulunan öğretim üyeleri hak kaybı olmaksızın “doktor öğretim görevlisi” kadrosuna herhangi bir işlem ve şarta gerek duyulmadan geçirilmiş olacaktır. Ayrıca ihdas edilen bu kadronun aylık ücretleri “yardımcı doçent” kadrosuna göre daha iyi olacaktır. Yükseköğretim Kanunu’nda yapılan bu değişikliklere uyum sağlamak amacıyla da Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nda, Harp Okulları Kanunu’nda, Polis Yükseköğretim Kanunu’nda, Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu’nda, Millî Savunma Üniversitesinde ve Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünde gerekli düzenlemeler yapılmış olacaktır. Dolayısıyla bütün bu değişiklik önerileri, akademik yükselmelerde daha şeffaf ve sorunları giderici, merkezîyetçilikten daha uzak bir YÖK yönetimiyle, üniversitelerimizi karar alma süreçlerinde daha ön plana çıkartan ve onların kendi markalarını oluşturmasına ve sistemde çeşitliliğe imkân tanıyan düzenlemeler olarak inşallah kayıtlara geçecektir.

Bu kanuna oyumun “kabul” olacağını yüce Meclisimize beyan eder, teklifin kanunlaşarak ülkemize, üniversite eğitim camiamıza ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte, Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer.

Buyurun Sayın Usluer. (CHP sıralarından alkışlar)

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gönül isterdi ki ülkemizin geleceğini ilgilendiren yükseköğretim kurumlarına ilişkin bir yasayı omuz omuza, Sayın Uçma’nın söylediği gibi dayanışarak yapalım ve altına, başta da öğretim üyesi kökenli milletvekilleri olmak üzere hep birlikte imza atalım.

İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre, oyumuzun renginin ne olacağı konusundaki kısa, gerekçeli ve açıklayıcı konuşmayı yapacağım.

Bu yasaya “hayır” diyoruz çünkü bu yasanın gerekçesinde belirtilen şeffaflık, işlerin daha kolay halledilmesi, daha iyi üniversite, daha iyi eğitim, bunların hiçbiri yoktur. Bu yasanın gerekçesinin gerçekte ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yasanın gerekçesi, ak saraydan gelen “Bu yardımcı doçentlik de nedir, nereden çıktı, bunu değiştirin.” emridir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın YÖK Başkanı burada yok ama biliyorum ki ve anladık ki “doktor öğretim üyesi” adını bulurken, bulmaya çalışırken çok üzüldüler ve yoklukta, olmazlıkta uyduruk bir tanımlamayla karşımıza geldiler.

Değerli arkadaşlar, Batı’yla, Amerika Birleşik Devletleri’yle kıyaslama yapıyoruz ama eğitim sistemimizin her tarafı aynı olacak ki o kıyaslamayı yapabilelim. Bakınız, üniversiter sistemde en önemli unvan doktora derecesidir. O kadar zordur ki doktorayı almak, bizdeki gibi, ilaç dağıtır gibi doktora dağıtılmaz ne Amerika Birleşik Devletleri’nde ne Avrupa ülkelerinde, hatta ne de Asya ülkelerinde. Siz şimdi doktorayı sıradanlaştırın, sonra da çıkın “doktor öğretim üyesi” diye bir kadro oluşturun.

Değerli arkadaşlar, üniversitede 3 tane önemli öğretim üyesi kadrosu vardır: Bir tanesi yardımcı doçentliktir, bu bir kadrodur; bir diğeri doçentliktir, bu bir unvandır, kazanılarak elde edilir; üçüncüsü profesörlüktür, bu da bir kadrodur. Yani hakkıyla alınan, bileğinin hakkıyla elde edilen iki unvandan biri doktoradır, diğeri de doçentlik unvanıdır. Şimdi “doktor öğretim üyesi” diyorsunuz da -özellikle öğretim üyesi kökenli arkadaşlarım mahcup mahcup konuştular, gerekçeyi değil de gerekçede söylenmek istenenleri söylediler- soruyorum sizlere değerli arkadaşlarım: Doktor olmayan öğretim üyesi var mıdır da “doktor öğretim üyesi” diye yalandan bir kadro oluşmasına izin veriyoruz?

Değerli arkadaşlar, bu kadroyla, bu yasayla 34 bin yardımcı doçentin belki daha kolay gibi görünen unvan almasını sağlayacağız ama geride bu yasaya karşı çıkan 100 binin üzerinde öğretim üyesi olduğunu biliyor musunuz? Hâlen doçent mevkisinde olanlara, hâlen profesör kadrosunda olanlara sordunuz mu “Hangi aşamalardan geçtiniz?” diye? 15 Temmuza kadar üniversitelerde yaşananlar, intihaller, soruların çalındığı süreçler ve yalandan kurulan sözlü jürileri sizlerin iktidarınızda oldu. (CHP sıralarından alkışlar) 15 Temmuz öncesi size aitti, 15 Temmuz sonrası da size ait oldu.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Size ait oldu.

GAYE USLUER (Devamla) – OHAL koşullarında bir KHK’yle üniversite rektörlerinin AKP Genel Başkanı tarafından atanması doğru mudur? Buradan nasıl iyi eğitim olur? Buradan nasıl üniversite olur? Ve diyorsunuz k: “O rektörler -siyasi erke göbekten bağlı rektörler- yardımcı doçentleri atayacaklar." Diyorsunuz ki: “Doçentlik kadrolarına atanmayı o rektörler sağlayacak.”

Değerli arkadaşlar, buradan üniversitelere özerklik çıkmaz ama buradan rektörlere özerklik çıkar. O rektörlere sağlanan özerkliğin kaynağı da ak sarayda oturan AKP Genel Başkanıdır.

Oyumuz sonuna kadar “hayır”dır. Bu vebal de sizlere yaşamınız boyunca yetecek diyorum.

Saygılarımla. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç konuşmaları dinlememişsiniz Hocam.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Böylece, teklifin görüşmeleri tamamlanmıştır.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı, mübarek olsun.

Birleşime sekiz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2’nci sırada yer alan 517 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü Arasında Örgüt ve Ofisin Türkiyedeki Yasal Statüsü Ayrıcalıkları ve Bağışıklıklarına İlişkin Anlaşmayı Tadil Eden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 517)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 361 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 361)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 27 Şubat 2018 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı akşamlar, hayırlı hafta sonları diliyorum, kolaylıklar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.03



(x) 519 S. Sayılı Basmayazı 20/2/2018 tarihli 61’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.