TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           62’nci Birleşim

                                                                                  21 Şubat 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’nın dağ ilçelerinden göçe ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Alman Die Welt gazetesinin Türkiye Muhabiri Deniz Yücel’in tahliyesine ilişkin açıklaması

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Kurtuluş Savaşı’nda Yunan’a askerî anlamda ilk kurşunu sıkan asker ve devlet adamı Ali Çetinkaya’nın 69’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Esenyurt Özel Eğitim Uygulama Merkezinde eğitim gören otizmli Murat Doğruel’in durumuna ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Türk Eğitim Derneği Düşünce Kuruluşu TEDMEM’in 2017 Eğitim Değerlendirme Raporu’na ilişkin açıklaması

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle taşeronlar için getirilen düzenlemelerin yol açtığı sorunlara ilişkin açıklaması

 

6.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Danıştay kararına rağmen, Çanakkale’nin tek içme ve sulama suyu kaynağı Atikhisar Barajı havzasında ağaç katliamının devam ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, kadroya alınmayan taşeron işçilerin durumuna ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Down sendromlu bireylerin sorunlarıyla ilgili hazırladığı araştırma önergesine tüm partilerden destek beklediğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, doçentlikle ilgili yasa tasarısının eğitim sisteminde yeni sorunlara yol açacağına ilişkin açıklaması

10.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, taşeron işçilerle ilgili ilave bir düzenleme yapılarak araç kiralama şirketlerinde çalışanların ve adli suçlardan sabıkası olanların mağduriyetlerinin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, IŞİD emiri Nusret Yılmaz’ın gözaltına alınmama gerekçesini ve OHAL döneminde “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle kaç kişinin gözaltına alındığını veya tutuklandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Atatürk düşmanlığıyla nam salmış Kadir Mısıroğlu’nu hastanede ziyaret etmesine ilişkin açıklaması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, nesilleri değerlerimizle kuşatıp donatmak gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de taşeronlarla ilgili yapılan düzenlemeyle yeni mağduriyetler yaratıldığına ve bütün taşeron işçilerin kadroya alınmasını istediğine ilişkin açıklaması

15.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Erzurum ve Erzurumluluğun bir ilim olduğuna ve Nef’i’nin Erzurum’un çok hususi bir il olduğunun en net örneği olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana’da bağışıklık sistemi doğuştan bozuk olan 9 yaşındaki Halil Çiftçi’ye yardım için herhangi bir girişimde bulunulup bulunulmadığını ve kök hücre bağışı konusunda kamuoyunda farkındalık yaratacak çalışmalar olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin açıklaması

18.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, çocuk ihmal, istismar ve tecavüz oranlarının artmasının nedenini ve çocuk ihmal ve istismarını önleme noktasındaki yetersiz politikaları güçlendirmek adına bir çalışma yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Barolar Birliğinin başındaki “Türkiye”nin kaldırılmak istenmesinin Barolar Birliğini dağıtmanın ilk adımı olduğuna ve mesleki varlıklarını korumak için tüm avukatları 24 Şubat 2018’de Ankara’daki eyleme davet ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, çocuklara dönük kan donduran, vahşet içeren eylemlerin artarak sürdüğüne ve CHP Grubu olarak yasama faaliyetleri kapsamında üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz yerine getirdiklerine ilişkin açıklaması

21.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 14 şeker fabrikasının satışına ilişkin açıklaması

 

 

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, şehit olan Cumali Gür ile Eren Çelik’e Allah’tan rahmet dilediğine, canı pahasına mücadele veren Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını şükran ve minnet duygularıyla yâd ettiğine, uzman çavuş ile uzman jandarmaların sorunlarının çözülmesi ve şehitlerin emanetlerine ve gazilere sahip çıkmak, korumak ve toplumda kendilerine yakışır bir hayat seviyesi sağlamak gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’ne, Halkların Demokratik Kongresi üyesi 16 kişinin sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alınmalarına, Devlet Demiryollarında hat bakım onarım memuru Hasan Güngör’ün iş cinayetinde yaşamını yitirdiğine, Gaziantep Babacanlar Kargoda TÜMTİS üyesi oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 9 işçinin direnişinin 172 gündür devam ettiğine ve İstanbul’da kara yolu tünel projesinin derhâl durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Zeytin Dalı Harekâtı’nda şehit olan Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan’ın vasiyetinin milletvekillerinin gönüllülüğüyle Meclis tarafından yerine getirilmesinin doğru olacağına, Cumhuriyet gazetesinde “Alican Uludağ” imzasıyla yayınlanan “Adaletin iki yüzü” başlıklı habere ve Ankara Garı katliamı sanığı IŞİD emiri Nusret Yılmaz’ın yasal yollarla 2 kez Gürcistan’a geçmesiyle ilgili konuda Hükûmetin bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

25.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, PKK tarafından düzenlenen saldırıda şehit olan Eren Çelik ve Cumali Gür’e Allah’tan rahmet dilediğine, Zeytin Dalı Harekâtı’nda şehit olan Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan’ın vasiyetiyle ilgili konunun yakından takip edildiğine ve Malcolm X’in ölümünün 53’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısında Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın İzmir Milletvekili Zekeriya Temizel’e karşı tutumu nedeniyle CHP Grubu olarak Komisyon çalışmalarına katılmayacaklarına ve İç Tüzük’ten kaynaklı tüm haklarını kullanacaklarına ilişkin açıklaması

27.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin MHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, kanunun isminin redaksiyon talebiyle değiştirilmesinin doğru bir talep olmadığına ilişkin açıklaması

30.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önergelerinin reddedilmesinin çelişkili bir durum yarattığına ilişkin açıklaması

31.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili MHP önergesinin bu yasadaki bir açığı kapattığına ilişkin açıklaması

32.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesindeki düzenlemenin açık olduğuna ilişkin açıklaması

33.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, kanun yürürlüğe girdikten sonra sözlü sınav kaldırılmış olacağı için sözlü sınav aşamasında olanların otomatik olarak doçentlik unvanı alacağına ve bu hususu ayrıca belirtmeye gerek olmadığına ilişkin açıklaması

34.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesindeki düzenleme için başka bir yorum yapmanın kanun koyucunun iradesine aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir mağduriyet yaşanmamasını önemsediklerine ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak üniversitelerin siyasetin baskısından arındırılmadan doçentlik için yapılan sözlü sınavın kaldırılmasını ilkesel olarak doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

36.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önergelerinin kabul edilmemesinin içeriğine katılınmadığından değil zaten bu konunun gereğinin yerine getirilmiş olmasından kaynaklandığına ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Burundi Ulusal Meclisi Başkanı Pascal Nyabenda’ya “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Fransa-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Stephane Teste’nin, beraberinde dostluk grubu üyelerinden oluşan bir heyetle 11-16 Mart 2018 tarihleri arasında ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 22 Ocak 2018 tarihli ve 52 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1520)

 

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak terör saldırısı sonucu şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediklerine ve 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutladıklarına ilişkin konuşması

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Çorum Organize Sanayi Bölgesi’ndeki iş çevrelerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2442) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, Suriye’ye yönelik askerî müdahalelerin ve bu bağlamda yaşanan diplomatik savrulmanın Türkiye iç ve dış politikalarına olumsuz etkilerinin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi amacıyla 20/2/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ali Şeker ve arkadaşları tarafından, ülkemizde artarak devam eden intihar vakalarının sebeplerinin detaylarıyla araştırılarak bu tür vakaların engellenmesine yönelik çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 21/2/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü Arasında Örgüt ve Ofisin Türkiyedeki Yasal Statüsü Ayrıcalıkları ve Bağışıklıklarına İlişkin Anlaşmayı Tadil Eden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 517)

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin oylama işlemine ilişkin İç Tüzük’ün 13’üncü maddesinin ikinci fıkrasına uygun olup olmadığı hakkında

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, internet üzerinden oynanan Çiftlikbank adlı oyunla ilgili iddialara ve yapılan soruşturmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/22070)

2.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizli’de mermer ve diğer sanayiler için OSB kurulması talebine ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/22149)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2016-2017 yıllarında Bakanlık kadrolarına yapılan personel alımlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/22655)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Rekabet Kurumu ihalelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/22974)

21 Şubat 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılı münasebetiyle söz isteyen Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kavcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılı vesilesiyle söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu vatan için nice insanımız gözünü kırpmadan canını vermiştir. Analarının kınalı kuzuları vatan için şehit olmuştur. Bizimkisi nedir biliyor musunuz? Birinci Dünya Savaşı’nda Kop Dağlarında yazılan ve adı tarihe “İkinci Plevne” olarak giren destandır. Bizimkisi, Kafkasya cephesinde Osmanlı-Rus savaşının seyrini değiştirecek kadar önemli bir savunmadır. Bizimkisi, kınalayıp askere gönderdiği evlatlarını yitiren ancak canıgönülden “Vatan sağ olsun.” diyen analarımızın öyküsüdür. “Evlatlarını…” derken o dönemde sadece erkeklerimizin değil, kadınlarımızın da bu destanda önemli görevler aldığının altını çizmek isterim. Bu yıl, Yukarı Kırzı köyümüzde İffet Kadınları Abidesi’nin açılışını yaptık. Bu, milletimizin cesaretini, kararlılığını, izzet ve iffetini temsil açısından çok önemlidir. Ermenici çetelerin tasallutundan kurtulmak adına kendilerini tandıra atarak can vermiş, şehit olmuşlardır. İslam’la yoğrulan topraklarda bu asil duruşu sergileyen kadın şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.

Esasen, bakıldığında biz Türkler, yerinde duran değil, cihan hâkimiyeti mefkûresini kendine hedef tutan bir milletiz; üstelik sadece kendi sınırlarında değil, tüm dünyaya barışı, huzuru, kardeşliği götürmeyi kendine şiar edinmiş bir milletiz. Bildiğiniz gibi, bu anlamda Afrin’de Zeytin Dalı Operasyonu’nu gerçekleştiriyoruz. Allah’ın izniyle oradan da zaferle döneceğiz.

Değerli arkadaşlarım, Bayburt, Doğu Anadolu ile Karadeniz’i birbirine bağlayan bir medeniyet köprüsüdür. Türk dünyasının bilge atası Dede Korkut’un boy boylayıp, soy soyladığı bu topraklar Orta Asya’nın da izlerini taşır. Şehre girdiğinizde binlerce yıllık geçmişiyle onlarca medeniyete tanıklık etmiş 3 hisarlı Bayburt Kalesi karşılar sizi. Şehit Osman Tepesi’nde edilen dua Kop Dağı’ndaki şehitlere, oradan karşı tarafta, Duduzar’da Abdülvehhab Gazi Hazretlerinde edilen dualarla buluşur. Bayburtlu Zihni, Hicrani ve Celâli Baba gibi çok sayıda şair, yazar ve mütefekkirler bu toprakların bereketini hatırlatır bize. Eski sokaklarında hâlâ yankılanan Zakir Peksert’in, Remzi Çağıldak’ın, Recep Kırıcı’nın, Binali Selman’ın o güzel namelerini, o güzel seslerini duyduğunuz şehirdir Bayburt.

Kıymetli milletvekilleri, bayramların bayram, düğünlerin düğün, cenazelerin cenaze gibi yaşandığı kültür şehridir Bayburt. “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” şiarının, kısacası bizi biz yapan değerlerin hâlâ yaşandığı bir yurttur Bayburt. Şu an, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanındaki Bayburtlu kardeşlerimizle birlikte bu şanlı destanın kutlamalarını yapıyoruz. Bayburtlu ne kadar uzakta olursa olsun yürekleri her daim birdir, beraberdir.

Bizler de bu mübarek beraberliğimizi daim kılmak, huzur alanımızı genişletmek için var gücümüzle çalışıyor, ardı ardına değerli yatırımlara imza atıyoruz. Bunların başında havalimanı gelmektedir. Hepinizin bildiği üzere Bayburt-Gümüşhane Havalimanı inşaatına çok yakın tarihte başlanacak. Üstelik bu, sadece Bayburt’a değil, bütün bu bölgeye hitap eden yaklaşık 2 milyon yolcu kapasiteli bir havalimanı olacaktır.

Yine, inşaatı devam eden 200 yataklı hastanemiz, hızla gelişen üniversitemiz, yaklaşık 200 kişi istihdamlı açık cezaeviyle, sosyal alanlarıyla Bayburt’u tam bir şantiye havasına sokmuş durumdayız. İnşallah, 2019 yazında hemşehrilerimiz ve siz değerli vekillerimiz ilimize geldiğinizde, bıraktığınızdan çok farklı bir Bayburt’la karşılaşacaksınız.

Bu hizmetlere imza koyan başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sayın Başbakanımıza, Sayın Maliye Bakanımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Evet, şairin dediği gibi, “Söyleyin Bayburt’un vasfıhâlini/ Ülkede bulunmaz bir eşin Bayburt.”

Bayburt’umuzun şahlanışının 100’üncü yılını, tüm hemşehrilerimin kurtuluş gününü tebrik ediyor, ülkemiz için canlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle yâd ediyorum.

Bütün Bayburtlular adına tekraren hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Yoğun bir alkış aldı Bayburt. Biz de selamlıyoruz bütün Bayburt’u.

Gündem dışı ikinci söz, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü münasebetiyle söz isteyen Van Milletvekili Lezgin Botan’a aittir.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü dolayısıyla söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Bengal halkının tarihsel toprakları iki ülke arasında parçalanmıştı. Bengalliler öz topraklarında yabancı görüldüler. Pakistan’da Cinnah iktidarının ilk işi, Bengal dilini asimile etmek için çeşitli oyunlara başvurmak ve kültürel asimilasyon oldu, Bengal dili ve alfabesini yasaklayarak Urducayı zorunlu dil hâline getirdi. Çünkü Cinnah yönetimine göre Bengal dilini talep etmek komünistlerin, yabancıların, hainlerin ve fesatların bir oyunuydu ama Bengal halkının cevabı Bengal dil hareketini korumak oldu. Ana dil için büyük gösteriler düzenlediler. 21 Şubat 1952’de ana dilini talep eden göstericilere ateş açıldı ve onlarca kişi katledildi. Sonraki süreçte Cinnah yönetimi geri adım atmak zorunda kaldı, Bengalce de ikinci resmî dil oldu. Bangladeş’te 21 Şubat Dil Şehitleri Günü olarak kabul edildi. Bu bağlamda, UNESCO da 1999’da kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla 21 Şubatı Dünya Ana Dili Günü olarak kabul etti. Çünkü UNESCO’nun yayımladığı Tehlike Altındaki Dünya Diller Atlası verilerine göre 6 bin dilin yüzde 43’ü tehlike altındaydı.

Yine, Türkiye’de 15 dil şu an yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Aynı atlasta Kapadokya Yunancası, Ubıhça ve Mlahson da ölü diller arasında gösterilmektedir. Oysa Anadolu, Mezopotamya ve Trakya coğrafyaları geçmişten günümüze sayısız dile beşiklik etmiştir. Bu dillerin her biri, bu topraklara tarihsel bir miras olarak büyük zenginlik kattı. Tek dile dayalı ulus devlet anlayışına geçildiği günden bu yana -bu diller bir arada özgürce konuşularak geleceğe taşınmışken- bu dillerin birçoğu kendi kaderine terk edilmiş bulunmakta. Fakat tek dil fikriyatıyla bu coğrafyanın kadim dilleri bir zenginlik olarak değil, bir tehdit olarak görüldüğü için dilkırım politikalarına maruz bırakıldı. Dolayısıyla Türkçe dışındaki diller anayasal olarak tanınmadı, güvence altına alınmadı ve kamusal alanda kullanımı devlet politikası olarak desteklenmedi ve yasaklandı.

Değerli milletvekilleri, “Dillerin Katli-Bir Dilin Ölümü Bir Milletin Ölümüdür” kitabının yazarı David Crystal “Dillerin ölümünü neden umursamalıyız?” sorusuna şöyle cevap verir: “Çünkü çeşitliliğe muhtacız; dil, kimliği ifade eder; diller, tarihin ambarıdır; diller, insanlığın toplam bilgisinin bir parçasıdır; diller, başlı başına ilgi kaynağıdır.” O hâlde, kendi ana dilleri söz konusu olduğunda “Dilini kaybeden dinini kaybeder.” diyenler ana dilimizi, Kürtçeyi neden yasaklıyorlar? Dünyanın öbür ucundaki yurttaşları için ana dilde eğitim talep edenler hangi hakla Kürtleri ana dillerini talep ettikleri için bölücü ilan edebiliyorlar? Bu tavrı bencil, ırkçı ve çifte standart olarak görüyor, şiddetle reddediyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok büyük düzenlemeler yaptık.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bugün, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşme başta olmak üzere birçok uluslararası metinde ana dil ve ana dilde eğitim hakkı güvence altına alınmıştır. Türkiye’ye düşen görev, dil haklarına ilişkin modellere yönelik çekinceleri kaldırmasıdır. Bugün idari anlamda çokça atıfta bulunduğumuz Fransa’da ve birçok ülkede ana dil anayasal güvence altına alınmıştır. Türkiye, UNESCO’nun 2003 yılında Paris’te kabul ettiği ve Türkiye'nin 2006 yılında taraf olduğu Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’nin bile gereğini yapmıyor. Oysa bu sözleşmede ana dile ayrı bir önem atfedilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de de UNESCO’nun Ana Dilleri Koruma Programı’nın yürürlüğe konulması gerekmektedir. Aynı şekilde, dillerin saygınlığını artırmak, azami derecede gelişmelerini sağlamak ve dilsel düzensizlikleri ortadan kaldırmak amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından, Katalonya’nın başkenti Barcelona’da 1996 yılında ilan edilen Dil Hakları Evrensel Bildirgesi’nin önemli bir çalışma olduğunu hatırlatmak istiyor, Nelson Mandela, Noam Chomsky, Dalai Lama ve Yaser Arafat gibi isimlerin de destek verdiği bu bildirgeyi Türkiye de derhâl imzalamalı ve yürürlüğe koymalıdır.

Her dil bir insansa ana dil bir evrendir diyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gündem dışı üçüncü söz, Bursa’nın dağ ilçelerinden göç hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Erkan Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’nın dağ ilçelerinden göçe ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, Afrin Operasyonu’nda, Kuzey Irak’ta, Suriye’de şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifa, ulusumuza da başsağlığı diliyorum.

Evet, ülkemiz bir taraftan bunlarla uğraşırken diğer taraftan da TÜİK verilerine göre, 15-29 yaş arasındaki gençlerin birçoğu ne çalışıyor ne de eğitimde bulunuyor. Kısaca rakamlara bakalım: 18 milyon kişi, bunların 5,5 milyonu eğitimini sürdürüyor, 5,5 milyonu çalışıyor, 2,2 milyonu hem okuyup hem çalışıyor, 4,7 milyonu ise hiçbir iş yapmıyor yani o kadar enerji, potansiyel boşa gidiyor.

Seçim bölgem Bursa’da da durum farklı değil. İşsizlik, yoksulluk had safhada. Kış ayları malum, elektrik, doğal gaz, su parasını ödeyemeyen, kesik olan binlerce vatandaş. Ama maalesef, bunları defalarca dile getirmemize rağmen, iktidardan bu seslere bir yanıt bulamıyoruz. Bursa’da zehir soluyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının son ölçümlerine göre “tehlikeli” sınırında, “sağlıksız” kategorisinde yer alan bir Bursa.

Gene, kentsel dönüşüm: Baktığımızda, bir Doğanbey kentsel dönüşümü, artık sadece Bursa’da, Türkiye’de değil dünyada kentsel dönüşümün nasıl olmaması gerektiği konusunda örnek olarak gösterilen bir kentsel dönüşüm modeli ve iktidar da Cumhurbaşkanı da bu konunun ne kadar yanlış olduğunun altını çizdiler.

Bir başka konumuz, Gemlik ve 24 Aralıkta açıklanan KHK: “Bir KHK’yle Gemlik’i taşıyacağız.” dediler. Bakın, şu anda Gemlik’te hayat durmuş durumda, kredi verilmiyor, insanlar ticaret yapamıyor; hayat durdu, evini satacak, satamıyor, alıcı yok, tadilat yapacak, yok. Tam bir kaos ve tam bir belirsizlik hâkim. Bir KHK’yle koskoca, 100 bin nüfuslu Gemlik’i şu anda hayalet şehre çevirdiniz. Umarım, bu yanlıştan da hızla dönülür ve Gemlik eski potansiyeline kavuşur.

Yıldırım ve Osmangazi de gene aynı şekilde. Bir Soğanlı kentsel dönüşümü var Osmangazi’de. Boş alanları imara açarak insanların evlerini, arsalarını ucuz fiyata kapatıp “kentsel dönüşüm” adı altında büyük bir rantsal dönüşüm yaparak çok sayıda mağdur yarattınız, insanların hakkını buralarda çok büyük şekilde gasbettiniz.

Gene, hafta sonu, pazar günü Uludağ’a çıktık, bir bakalım durumlar nedir diye. Bursa’da teleferik var, Türkiye'nin ilk teleferiği Bursa’da. Bakın, şu anda, Teleferik Mahallesi’nden yukarı çıkmak için 38 lira ödüyorsunuz ama yabancıysanız 57 lira; kuyruk deseniz had safhada. Hadi, bunları anladık, daha sonra diyorsunuz ki: “Neden Bursa’ya turist gelmiyor?” Hemen yanı başımızdaki Eskişehir’e turist akıyor, buraya gelmiyor. E milleti, turistleri –affedersiniz- yolunacak kaz olarak görürseniz millet gelmiyor. Hadi, onu da geçtik; “ibadet” “inanç özgürlüğü” diyorsunuz, teleferiğin orada, eğer insanlar mescide girmek isterse turnike koymuşsunuz, 1 lira para alıyorsunuz. Ya, ibadetin parası mı olur? Bırakın, insanlar gitsin, orada ibadetini bedava yapsın. Bu yanlıştan da bir an önce dönmelisiniz diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Gene, Uludağ merkezinde küçük dükkânların oraya bir girdim pazar günü, 150 metre kuyruk. “Bu nedir?” diye sordum; “Tuvalet kuyruğu” affedersiniz. Oraya girerken kapıda 12 lira para alıyorsunuz, otopark için tekrar para alıyorsunuz; insanlar geliyor ama bir tuvalet ihtiyacını karşılayacak maalesef, herhangi bir yer yok.

Orada zirve yaptınız, insanları topladınız, bakanlıklar geldi, temsilciler geldi ama Uludağ sahipsiz. Oradan duyduğumuza göre, herhâlde Uludağ da gene bir Katar’a, bir Dubai’ye, bir yerlere pazarlanacak. Umarız bu şekilde olmaz çünkü olursa o güzelim tatil cenneti, Davos olmak yerine mahvolur, bunun da altını çizmek istiyorum.

Gene, kendi bölgemiz olan, Uludağ’ın güneyinde olan 4 dağ ilçesi; Orhaneli, Keles, Büyükorhan, Harmancık’ta yaşam artık neredeyse durma noktasında. İş yok, aş yok. İnsanlar, çocuklarını okul çağına geldiğinde okutacağı herhangi bir okul yok, mecburen göç ediyor. Orasının da bir an önce -daha önce verdiğimiz kanun teklifiyle- en az 3 konuda teşvikte öncelikli bölge olarak oluşturulması gerekiyor ki, Osmanlı’nın ilk fethettiği, imparatorluk kurmadan önce oralara gelen insanların yüzyıllardır yaşadığı yerlerin tekrar eski canlılığına kavuşturulması gerekiyor, aksi takdirde orada yaşam duracak dolayısıyla Uludağ’da yaşam bitecek, yörede bitecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AYDIN (Devamla) – Hemen tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Son olarak da gene, Orhaneli bölgesindeki termik santral. Ecevit Hükûmeti zamanında, 1970’li yıllarda temeli atılıp hizmete geçen termik santrali üç sene önce özelleştirdiniz, bir yandaş firmaya verdiniz ve o yandaş firma şu anda filtreleri çalıştırmıyor. Millet zehir soluyor, yetişen sebze meyvelerden dolayı kanser vakaları 7-8 kat artmış durumda. Orada bir filtre var, şirket özel şirket, tabii maliyetinden dolayı bunu çalıştırmıyor. Bunu da bir soru önergesiyle Bakanlığa verdik ama maalesef, herhangi bir yanıt alamadık. Bu doğayı, bu toprağı, Bursa’nın suyunun geldiği, Bursa’nın can damarı, oksijen yatağı olan toprakları eğer bu şekilde zehirlemeye devam ederseniz hep birlikte bunun sonuçlarını, çoluğumuzun çocuğumuzun -Allah göstermesin- kanser vakalarına yakalanmasıyla öderiz diyorum.

Burada Bursalı milletvekillerimizden bir tek Hüseyin Bey var, umarım bu konuları o da iktidar olarak gündeme getirir diyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Arkadaşım, ayıp ediyorsun ama, biz varız!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Yok, iktidar olarak söylüyorum, iktidar kanadından. Yoksa Ceyhun Bey var, Nurhayat Hanım var, hepsi var. Ama bu konunun da çözüme ulaştırılmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi, sisteme giren on beş sayın milletvekiline İç Tüzük 60 gereği birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Balbay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Alman Die Welt gazetesinin Türkiye Muhabiri Deniz Yücel’in tahliyesine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Alman Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri Deniz Yücel’in tahliyesi günlerdir Almanya’da konuşulmaya devam ediyor. Bugün çıkan haberlere göre, Deniz Yücel’in tahliye olacağı tahliyeden iki gün önce Almanya’nın İstanbul Konsolosluğuna iletiliyor ve uçak tutuluyor, Başbakan Alman Başbakan Merkel’le görüşüyor ve ertesi gün serbest bırakılıyor. Buradan soruyorum: Hapisteki gazeteciler, milletvekilleri tahliye dilekçesini Alman Başbakanı Merkel’e mi yazsınlar? Özgürlük bu kadar ucuz mu? Özgürlük böylesine pazarlığa tabi bir şey mi? “Hukukun üstünlüğü” diyorsunuz, hukuk o kadar üstün bir yerdeki ancak ve ancak devlet başkanları, yabancı başbakanlar aracılığıyla ulaşılabiliyor diyorum, yazıklar olsun diyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal’ın yerine, Sayın Köksal…

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Kurtuluş Savaşı’nda Yunan’a askerî anlamda ilk kurşunu sıkan asker ve devlet adamı Ali Çetinkaya’nın 69’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşı; Kurtuluş Savaşı’nda Ayvalık’ta halkı en güzel şekilde örgütleyip Yunan’a askerî anlamda ilk kurşunu sıkan; Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıkları yapan; çalmadan, çırpmadan, yolsuzluk, hırsızlık yapmadan, dürüstçe çalışarak bakanlık yapılabileceğini en iyi şekilde gösteren; memleketin demir ağlarla örülmesinde katkıları büyük olan, Bakanlığı döneminde 3.188 kilometrelik demir ağlarla yurdun dört bir tarafını ören; asker, siyasetçi, devlet adamı, yurtsever, millî kahraman, hemşehrim olmasından onur duyduğum Ali Çetinkaya’yı ölüm yıl dönümünde saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın’ın yerine, Sayın Arık…

3.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Esenyurt Özel Eğitim Uygulama Merkezinde eğitim gören otizmli Murat Doğruel’in durumuna ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Otizmli Murat Doğruel Esenyurt Özel Eğitim Uygulama Merkezinde normal eğitim görürken bireysel eğitim programına alınır. Alınan bu kararla, haftada otuz saat eğitim gören Murat’ın ders saati on iki saate düşürülür. Bu karar ekim ayında alınır ancak ocak ayında aileye tebliğ edilir. Şimdi, her gün çocuğunun eğitimi için saatlerce kapıda bekleyen, elleri öpülesi Cennet ana soruyor: “Otizmin bilinen tek çaresi erken ve haftada en az kırk saat olması gereken yoğun eğitim iken benim çocuğumun ders saatini neden on iki saate düşürdünüz? Neden ekimde almış olduğunuz kararı ocakta uyguladınız? Benim Allah’ımdan başka kimsem yok, bir canım var, bir de canımı adadığım Murat’ım var.” Buradan, Cennet ananın haklı feryadına kulaklarını tıkayan, gözleri kör, kulakları sağır, dillerini kullanmayan, vicdanlarını karartan yetkililere sesleniyorum: Ayıptır, günahtır, almış olduğunuz bu karardan derhâl vazgeçin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

4.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Türk Eğitim Derneği Düşünce Kuruluşu TEDMEM’in 2017 Eğitim Değerlendirme Raporu’na ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Eğitim Derneği Düşünce Kuruluşu (TEDMEM)’in 2017 Eğitim Değerlendirme Raporu yayınlandı. Eğitim sistemimizdeki kötüye gidişi ortaya koyan bu önemli yayın için TEDMEM’e teşekkür ediyoruz. Raporda çarpıcı tespitler yapılıyor. Zorunlu eğitim çağındaki nüfusun eğitime tam erişimi sağlanamıyor. Açık öğretim liselerine kayıtlı öğrenci sayısı son beş yılda yüzde 65 artmış, lise çağında 100 gençten 18’i okul dışında. Eğitim yöneticiliği ve öğretmen seçimi mülakatları tartışmalı. Aday öğretmen yetiştirme programının içeriği dinî odaklı referansların hâkimiyetinde. Ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sistemindeki aceleci değişiklikler öğrenci ve aileleri bıktırmış, hâlâ belirsiz ve endişe verici durumda. İmam-hatip okulu sayısı artmakta, öğrenci sayısı artarken eğitim niteliği hızla düşmektedir. İşte öğrencileri, öğretmenleri ve aileleri usandıran, eğitim sistemimizi bu hâle getiren AKP iktidarından kurtulma zamanı gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle taşeronlar için getirilen düzenlemelerin yol açtığı sorunlara ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle taşeronlar için bir düzenleme yapıldı. Ne yazık ki bu taşeron düzenlemesi alanda büyük bir memnuniyet yaratma yerine sorunlar üretti. Taşeron işçileri aynı kurumda aynı işi yaptığı hâlde ayırdılar. Devlet kurumu hastaneler dahi sağlık raporu için şu anda taşeron müracaatlarında 200 lira ücret alıyor. Kadroya alınacak olanlarda şartlar, kurallar, sınavlar, bir de ücret mağduriyeti var; emekliliğe mahkûmlar, uygulamayla işsiz bırakılıyorlar. Kasım ayında sözleşmesi biten alt yüklenici çalışanları ortada kaldı. Millî Eğitim, Sağlık Bakanlığı, Karayolları, KİT çalışanları, özel bütçeli bazı kuruluşlar, personel ihalesine dayalı olmayan iş yerinde çalışanların mağduriyetleri çözümlenmedi. Belediyelerde yeni şirketler oluşturulup belediye kadrolarına işçiler alınmadı. Bu bağlamda, taşeronla ilgili verilen sözler tutulmadığı gibi sorunlar arttı. Ülkemizde “1 milyon 200 kişi kadroya alınacak.” deniliyordu, çok sınırlı kişi bu anlamda kadroya alındı, taşeron sorunu devam ediyor. Hükûmet taşeron sorununa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öz…

6.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Danıştay kararına rağmen, Çanakkale’nin tek içme ve sulama suyu kaynağı Atikhisar Barajı havzasında ağaç katliamının devam ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sorum Orman Bakanına.

Çanakkale, dünyanın oksijen deposu, Kaz Dağları’nın eteklerinde yer almaktadır. Temiz hava ve bol oksijen ağaçla olur. Ancak Danıştay kararına rağmen, Çanakkale’nin tek içme ve sulama suyu kaynağı Atikhisar Barajı havzasında ağaç katliamı hâlâ devam ediyor. Fotoğraflarda da görüyorsunuz, resmen katliam. Can damarlarımız birer birer kesiliyor. Üstelik mahkeme kararı üç ay saklanmış. Hükûmet olarak bu katliama ne zaman “Dur!” diyeceksiniz? Artık “Çanakkale” deyince aklınıza “temiz hava” gelsin, “tarım” gelsin. Termik uğruna, altın uğruna, kısaca rant uğruna Çanakkale’mizi ziyan etmeyin. Çanakkale’mizi ağaç katliamlarıyla değil, tarihi, turizmi, tarımıyla ilgili tanıtmak için bir çalışmanız olacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

7.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, kadroya alınmayan taşeron işçilerin durumuna ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye’nin dört bir yanından anlamsız bir şekilde kadroya alınmayan taşeron işçilerin haberleri duyuluyor. Kocaeli’de de İSU’ya yıllarca emeğini vermiş 350 personel kadroya alınmadı. Aynı işi yapanlar arasında ne yazık ki büyük bir ayrımcılık yaratıldı. Bu 350 personel, kadroya alınmadıkları gerekçesiyle bir araya gelerek seslerini duyurmak istediler. Bu insanların arasında sayaç okuyucular, kepçe operatörleri, kanal açıcılar, şoförler ve pek çok iş kolu bulunuyor. Kadroya alınmama sebebiyse yaklaşık maliyetin en az yüzde 70’lik kısmının asgari işçilik maliyeti ile varsa ayni yemek ve yol giderleri dâhil işçilik giderinden oluşmaması. Yani “Sen yüzde 70 verimlilikle çalışmıyorsun, o yüzden sana kadro yok.” deniliyor. Oysa bu insanlar gecenin köründe “Şu kanal tıkandı, şu istasyon arızalandı.” denilerek işe koşuluyor ama şimdi “Yüzde 70 verimlilikte çalışmıyorsun.” deniliyor. Bu haksızlıktır, bu adaletsizliktir. Bu insanların kadro dışı bırakılması haksızdır. Bu insanların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Engin…

8.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Down sendromlu bireylerin sorunlarıyla ilgili hazırladığı araştırma önergesine tüm partilerden destek beklediğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biliyorsunuz, Down sendromu bir hastalık değil bir kromozom farklılığı. Ülkemizdeki yaklaşık 70 bin Down sendromlu birey ve ailelerinin Meclisten beklentileri var. Her sene tekrar tekrar rapor almak için çektikleri çilenin son bulması, doğumun hemen ardından erken eğitim ve fizyoterapiye erişimin kolaylaştırılması, örgün eğitim içinde kalarak bütünleştirme eğitiminin yaygınlaştırılması, bakımevi ve rehabilitasyon merkezlerinin kapasitelerinin artırılması, iş hayatına etkin katılım gibi konularda bizden destek bekliyorlar. Başarılarıyla gurur duyduğumuz çok sayıda Down sendromlu birey var, onlara inanmalı ve güvenmeliyiz. Tüm bu sorunların çözüm önerilerini konuşmak üzere hazırladığım kapsamlı araştırma önergesi bu konuda Meclise sunulan ilk önerge. Tüm partileri, iktidarıyla muhalefetiyle, Down sendromlular için el ele vererek bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çamak…

9.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, doçentlikle ilgili yasa tasarısının eğitim sisteminde yeni sorunlara yol açacağına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeni doçentlik yasa tasarısı yardımcı doçentlerin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor. Dünyada örneği olmayan merkezî bir uygulamayla, doçentlik unvanı için yardımcı doçentler akademik çalışmalarını Üniversitelerarası Kurul üyelerine gönderecek ve onaylanması hâlinde sözlü sınava dahi girmeden unvanlarını alabilecekler. Bu merkezî yapıyla sözlü sınav kaldırılıyor ama YÖK’ün “Tamam, bu akademisyen doçent olabilir.” dediği kişi unvanını eline alıp okuluna gittiğinde üniversite yönetimi ona “Dur bakalım, biz istemeden olmaz.” diyebilecek. Bu durum ülkede akademik çevrelerde yaşanacak bir kaosun ve haksız kadrolaşmanın habercisidir. Zaten kriz hâlinde olan eğitim sistemimize bu uygulamayla yeni sorunlar eklenecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

10.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, taşeron işçilerle ilgili ilave bir düzenleme yapılarak araç kiralama şirketlerinde çalışanların ve adli suçlardan sabıkası olanların mağduriyetlerinin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, taşeron yasasıyla ilgili size çarpıcı bir örnek vermek istiyorum: Belediyelerde ve KİT’lerde Fiat Doblo araç kullananlar kadroya alındılar, Renault Fluence kullananlar kadroya alındılar, yalnız Audi ve Passat kullanan şoförler kadroya alınmadılar; yüzde 30’a 70, kiralama bedeli ve maliyet yönünden göze alındığında bu araçları kullananlar kadroya alınamadılar. Devlette böyle bir şeyin olabilmesini kabullenebilmemiz mümkün değildir. Şoförler sürecekleri araçları kendileri seçmediler; bir kısmı Doblo, bir kısmı Renault, bir kısmı da Passat ve Audi’ye bindiler ama böyle bir yanlışlık olamaz.

Aynı şekilde yine, adli suçlardan on-on beş yıl önce ceza alan vatandaşlar var; memnu hakların iadesini mahkemeden belki birçoğu alma hakkını da kazanmış ama müracaat etmemişler. “İki-üç gün içerisinde, bir hafta içerisinde şu evrakları getirin…” Bunları tamamlayamadılar. Yapılacak ek bir düzenlemeyle… Taşeron yasasıyla yüz binlerce işçi kadro aldı ama birçok insan da işinden oluyor. Bununla ilgili ilave bir düzenleme yapılarak hem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – …araç kiralama şirketlerindekilerin mağduriyetinin giderilmesi hem de adli suçlardan sabıkası olanların kadroya alınmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

11.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, IŞİD emiri Nusret Yılmaz’ın gözaltına alınmama gerekçesini ve OHAL döneminde “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle kaç kişinin gözaltına alındığını veya tutuklandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ankara Gar katliamı sanığı, IŞİD emiri Nusret Yılmaz’ın, kırmızı bültenle aranmasına rağmen, 2 kez yasal yollarla Gürcistan’a geçtiği; Gürcistan’ın daha sonra Yılmaz’ı, aranıyor diye, 2 defa Türkiye’ye iade ettiği ve teröristin her ikisinde de gözaltına dahi alınmadığı ortaya çıkmıştır. Öte yandan, hemen her gün, Cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla, onlarca kişi gözaltına alınmakta ve şafak operasyonları yapılmaktadır.

Hükûmete soruyorum: IŞİD emiri Nusret Yılmaz’ın gözaltına alınmama gerekçesi nedir? IŞİD emiri teröristin kaçak bir şekilde ülkeye girerek bir katliam gerçekleştirmesi durumunda sorumlusu kimler olacaktır? OHAL döneminde “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle kaç kişi gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirmek IŞİD teröristi olmaktan daha büyük bir suç mudur? OHAL döneminde uygulanan yasaklar IŞİD teröristlerine neden uygulanmamaktadır?

BAŞKAN – Sayın Emir…

12.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Atatürk düşmanlığıyla nam salmış Kadir Mısıroğlu’nu hastanede ziyaret etmesine ilişkin açıklaması

MURAT EMİR (Ankara) – Bilindiği gibi, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk düşmanlığıyla nam salmış Kadir Mısıroğlu’nu hastanede ziyaret etmiştir. Bu ziyaretin, insani bir hasta ziyareti olmaktan öte, Atatürk düşmanlarına verilmiş yüreklendirici bir mesaj olduğu açıktır.

Dikkat çekmek istediğim asıl nokta ise Erdoğan ve Mısıroğlu’nun yollarının daha ilk gençlik yıllarında kesişmiş olmasıdır. Mısıroğlu, Erdoğan’ın MSP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı seçildiği kongrede Divan Başkanlığı yapmıştır. MSP’li iş adamı Yakup Kaldırım’ın yayımlanmış anılarına göre de bu kongrede hile yapılmıştır, oylar çalınmıştır ve Mısıroğlu da bu oy çalınmasına göz yumarak Sayın Erdoğan’ın İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı olmasının önünü açmıştır. Yani anlayacağınız, Mısıroğlu ile Erdoğan’ın arasındaki iş birliği ve omuz omuza yürüme çok eski yıllara dayanmakta ve seçim hileleri de MSP…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Açıkkapı yerine Sayın Kılıç…

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, nesilleri değerlerimizle kuşatıp donatmak gerektiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizden öncekiler bizim için nasıl hayal iseler biz de bizden sonrakiler için öyle olacağız. Bu dünyada huzura katkı sunmak için bir sır olmalı, bu sırrı bulmalıyız; bunun için de erdemli olmalı ve insanlık değerlerini kuşanmalıyız. Bunun için, kişilik gelişiminde etkin olan değerler vardır: Saygı, sevgi, adalet, dürüstlük, öz güven. Diğer insanlarla ilişkilerimizi ve hayatı düzenleyen değerler ise dostluk, sorumluluk, cömertlik, yardımseverlik, girişimciliktir. Hayatı yaşanılır kılan, iz bırakan değerlere gelince başarı, bilim, bilgi, ustalık, üretim, kahramanlık, değişim bunların başlıcalarıdır. Bazen küçük bir faaliyet asırları sarsacak bir hareketin başlangıcı olabilir. Bir damla yağmurun denize faydası, tüm değerlerin karşılıkları vardır. Gelecek herkesin kendi kudretince görevini yerine getirmesine bağlı. İnsanların küçük sanılan katkıları sonuca biçim verir. Nesillerimizi değerlerimizle kuşatıp donatmalıyız, bunun için çalışmalıyız.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız...

14.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de taşeronlarla ilgili yapılan düzenlemeyle yeni mağduriyetler yaratıldığına ve bütün taşeron işçilerin kadroya alınmasını istediğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle “taşeron” adı verilen modern kölelik sistemini kaldırdığınızı açıkladınız ama maalesef, her alanda olduğu gibi bu alanda da çözüm üretmek yerine taşeron işçisi kardeşlerimin arasında ayrımcılık yaptınız ve yeni mağduriyetler yarattınız. Sivas’ta başta TÜDEMSAŞ, Devlet Hastanesi ve Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi ve diğer birimleri olmak üzere birçok çalışan arasında da ayrımcılık yaptınız ve bu çalışan kardeşlerimi “Kadroya alacağız.” diye kandırarak imzalattığınız sözleşmelerle kadroya almadığınız gibi bugüne kadar ki alın terlerini ve emeklerini yok saydınız, gasbettiniz. Zaten on altı yıldır benim milletimi kandırdınız ve milyonlarca mağdur ve mazlum yarattınız. Yeter artık, bu hukuk dışı uygulamalara son vererek bu adaletsizliği derhâl giderin ve yeni bir düzenlemeyle bütün taşeron işçilerini kadroya alın diyorum.

Yüce heyetinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Burundi Ulusal Meclisi Başkanı Pascal Nyabenda’ya “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Burundi Ulusal Meclisi Başkanı Pascal Nyabenda Meclis Başkanımız Sayın İsmail Kahraman’la birlikte Genel Kurulumuzu teşrif etmişlerdir. Kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyoruz. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Dışişleri Komisyonu Başkanımızla birlikte, hoş geldiniz bir kez daha.

Şimdi, söz sırası Sayın Aydemir’de.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Erzurum ve Erzurumluluğun bir ilim olduğuna ve Nef’i’nin Erzurum’un çok hususi bir il olduğunun en net örneği olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Erzurumlu Emrah’a ait bir ifade var Başkanım. Diyor ki: “Dedim Erzurum nedir, dedi ilimdir.” Bunun üzerine ciltler dolusu şerh yazılsa yeridir. Burada “il” sözcüğünün yanında “ilim” kavramını fikir etmek lazım, düşünmek lazım. Erzurum ve Erzurumluluk hakikaten bir ilimdir. Buna ilişkin, bir özel isim bağlamında kayıt düşmek istiyorum: Erzurumlu Nef’î. Doğru söylemek uğruna canını feda edecek kadar bir yükseklik, bir dadaşlık göstermiştir. El bağlayan, etek öpen değil; Allah rızası için hep hakkı dillendiren bir şahıs.

Nef’î, Erzurum’un çok hususi bir il olduğunun en net örneğidir Başkanım. “Nef’î duruşu” dediğimiz hâl, budur. Bunu, bundan yüz sene önce verilen şahlanış mücadelesinin kaynağına işaret olsun diye söylüyorum. Bu hâli miras bırakanları hiçbir zaman unutmayacağız; hep rahmetle minnetle anacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdiş…

16.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana’da bağışıklık sistemi doğuştan bozuk olan 9 yaşındaki Halil Çiftçi’ye yardım için herhangi bir girişimde bulunulup bulunulmadığını ve kök hücre bağışı konusunda kamuoyunda farkındalık yaratacak çalışmalar olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok incesiniz, sağ olun.

Sorum Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına ve Sağlık Bakanına: Adana’da bağışıklık sistemi doğuştan bozuk Halil Çiftçi adlı 9 yaşındaki evladımızın “Anne, artık ölmek istiyorum.” feryadı ülkenin yoğun gündeminde unutuldu, gitti ancak ben buradan hatırlatmak istiyorum: Kök hücre ve ilik nakliyle tedavi olacak bu evladımıza yardım için herhangi bir girişimde bulundunuz mu? Bakanlık olarak çocuk hastalara karşı tutumunuz nedir? Bu tarz haberleri hep basından duyuyoruz. Acaba bu olayları hiç basına yansımadan, bizler de devreye girmeden çözme şansımız yok mu? Kök hücre bağışı konusunda kamuoyunda farkındalık yaratacak çalışmalarınız var mı, olacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir de eski idare amirimiz Sayın Köse’ye de bir söz verelim.

17.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin açıklaması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de dün gündeme yeniden düşen şeker fabrikalarının özelleştirilmesi hakkında birkaç cümle söylemek istiyorum.

Çorum’un devletten aldığı iki yatırımdan biri Çorum şeker fabrikasıdır. Biri satılmıştı, çimento fabrikası, şimdi yabancılarda; ikincisinin de özelleştirilmesi bugün itibarıyla gündemde.

Şeker fabrikasını yalnızca şeker fabrikası olarak düşünmek, şeker sektörünün ve şeker sanayisinin önemini bilmemek demektir. Şeker sektörü nakliyecisiyle, tarım yapan çiftçisiyle, hayvancısıyla, çapacısıyla, hatta doğaya saldığı oksijeniyle çok özel ve önemli bir sektördür. Bu sektörün devlet eliyle korunması şiddetle tavsiye edilmektedir. Geçmişte de Danıştay verdiği çok önemli kararlarla şeker fabrikalarının özelleştirilmesini engellemişti. Biz yine Danıştayın bu konudaki hassasiyetinin devam etmesini diliyor, Hükûmete de özelleştirmeden bir an evvel vazgeçmesini tavsiye ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yiğitalp…

18.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, çocuk ihmal, istismar ve tecavüz oranlarının artmasının nedenini ve çocuk ihmal ve istismarını önleme noktasındaki yetersiz politikaları güçlendirmek adına bir çalışma yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Adalet Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı son on yılda yaklaşık 3 kat artmıştır. Çocuğun cinsel istismarında Türkiye dünya listesinde 3’üncü sırada. Adalet verileri, yılda ortalama 8 bin çocuğun cinsel olarak istismar edildiğini ortaya koyuyor. Buna göre, çocuk ihmal, istismar ve tecavüz oranlarının bu kadar artmasının nedeni nedir? Bu, cezasızlık ya da caydırıcı cezalar olmamasından kaynaklı olabilir mi? Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından erken yaşta evliliğin tanımlanmasının, Hükûmet politikalarının erken yaşta evliliği desteklemesinin bu oranın artışıyla bir ilgisi var mıdır? İlgili bakanlıkların çocuk ihmal ve istismarını önleme noktasındaki yetersiz politikalarını güçlendirme adına bir çalışma yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son olarak Sayın Tanal, buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Barolar Birliğinin başındaki “Türkiye”nin kaldırılmak istenmesinin Barolar Birliğini dağıtmanın ilk adımı olduğuna ve mesleki varlıklarını korumak için tüm avukatları 24 Şubat 2018’de Ankara’daki eyleme davet ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Barolar Birliğinin isminin başındaki “Türkiye”nin kaldırılmak istenmesi Barolar Birliğini dağıtmanın ilk adımıdır. Başındaki “Türkiye” kalkarsa sonundaki “birlik” de dağılır. Gittikçe tek adam iktidarına çevrilmeye çalışılan düzende baskı grubu niteliği taşıyan büroların dernekleştirilmeye çalışılması, adaletin tenzilirütbesinden başka bir şey değildir. Bir avukat, bir hukukçu olarak “Türkiye Barolar Birliği” isminden “Türkiye”nin kaldırılmasını ve baroların parçalanarak yok edilmesini kabul etmiyorum. Türkiye Barolar Birliğinin varlığı tehdit altındadır. Yargının bağımsız kalan tek ayağı olan avukatları, baroları ve Türkiye Barolar Birliğini bağlı, bağımlı kılma çabalarına karşı mesleki varlığımızı koruyacağız. Türkiye Barolar Birliği, bu ülkede vatandaşın savunma hakkını koruyan, savunmayı örgütleyen, adaletin tesisinde önem teşkil eden bir mesleki örgüttür.

Mesleki varlığımızı koruyarak geleceğimize sahip çıkmak için tüm avukatları 24 Şubat 2018 tarihindeki Ankara’daki eyleme davet ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bektaşoğlu “Dünden beri sisteme giremiyorum.” dediniz.

Buyurun.

20.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, çocuklara dönük kan donduran, vahşet içeren eylemlerin artarak sürdüğüne ve CHP Grubu olarak yasama faaliyetleri kapsamında üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz yerine getirdiklerine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çocuklara dönük kan donduran, vahşet içeren eylemler tüm yoğunluğuyla artarak sürüyor. Geçtiğimiz hafta bu konuda yine gündem oluştu. Buna bağlı olarak da toplumsal duyarlılık ve tepkiler de arttı, Meclisimize dönük çağrılar da yapıldı, haklılar. Çocuklarımızı şiddetten, tecavüzden, tacizden, istismardan korumalıyız; çocuklarımızın erken evlenmelerine, çalıştırılmalarına, sevgisiz kalmalarına, sokaklarda büyümelerine, suç işlemelerine, mülteci olmalarına, tarikat yurtlarında yanmalarına engel olmalıyız. Onlara barınma, beslenme, sağlık, çağdaş eğitim gibi evrensel hakları mutlaka sağlamalıyız. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak alnımızın akıyla bu işlerden çıktığımızı zannediyorum. Bugüne kadar yasama faaliyetleri kapsamında üzerimize düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz yerine getirdik. Bu Mecliste bulunan her milletvekili arkadaşımızın böyle düşünmesi gerekir. Görmezden gelmekle, reddetmekle, korumakla, aklamakla bir sonuç elde edemeyiz; taraf olmalıyız. Ülkemizin bütün çocukları bizlere emanettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yalım, bitiriyoruz, buyurun.

21.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 14 şeker fabrikasının satışına ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan -bugün açıklanmış olan- dünden beri açıklanmış olan 14 tane şeker fabrikasının satışıyla alakalı… Uşak bu illerin arasında değil ancak bundan sonra, geri kalan o 11 tane fabrikanın arasında olmayacak anlamına gelmiyor. Biz buradan özellikle belirtiyoruz, Türkiye'de temeli ilk atılan Uşak Şeker Fabrikasını sattırmayacağız. Uşak Şeker Fabrikası, tarihiyle, kültürüyle, üreticisiyle Türkiye'ye her zaman hizmet veren bir şeker fabrikasıdır; artı, zarar etmeyen fabrikalardan bir tanesidir. Onun için Uşak Şeker Fabrikasını sattırmayacağız. Yaklaşık 1.600-1.700 şeker üreticisi çiftçimizin haklarını da kimseye peşkeş çektirmeyeceğiz diyorum ve de Uşak Şeker Fabrikası satılmasın diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi sisteme giren sayın grup başkan vekillerine iki dakikayla söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurun.

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, şehit olan Cumali Gür ile Eren Çelik’e Allah’tan rahmet dilediğine, canı pahasına mücadele veren Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını şükran ve minnet duygularıyla yâd ettiğine, uzman çavuş ile uzman jandarmaların sorunlarının çözülmesi ve şehitlerin emanetlerine ve gazilere sahip çıkmak, korumak ve toplumda kendilerine yakışır bir hayat seviyesi sağlamak gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hainler her taraftan kahraman Mehmetçik’imize saldırmaktadır. Zeytin Dalı Harekâtı’nın 33’üncü gününde acı haber bugün Kuzey Irak’tan gelmiş ve 2 askerimiz şehit düşmüştür. Sözleşmeli Er Cumali Gür aslen Konyalı olup ailesi Antalya Manavgat’ta yaşamaktadır. Yine, Sözleşmeli Er Eren Çelik Adana Ceyhanlıdır. Ben şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine ve büyük Türk milletine de başsağlığı diliyorum.

Tabii, kahraman Mehmetçik’imiz, Özgür Suriye Ordusuyla birlikte adım adım Afrin’e yaklaşmaktadır. Zulme alkış tutan, zalimlere kucak açan, bölücülüğe ve düşmanlığa çanak tutan kim varsa kaybedecek, azim ve kararlılığımız karşısında duramayacaktır. Kandan nemalanan, şiddetten faydalanan, kötülükten yararlanan, devletimize ve milletimize kasteden kim varsa karşılığını bulacaktır.

Afrin’de terörü kaynağında kurutmaya ve arkasında, yanında kim varsa hepsini hüsrana uğratmaya ant içmiş Mehmetçik’imizin Allah yâr ve yardımcısı olsun. Vatanının bölünmez bütünlüğü için, Türk milletinin huzur ve refahı için, Allah rızası için verilen bu kutsal mücadele, şehidimizin vasiyetinde yazdığı gibi haç ile hilalin, iman ile inkârın, hak ile batılın, küfür ve tevhidin savaşıdır. Milletçe bu mücadeleyi canı pahasına veren Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını şükran ve minnet duygularıyla yâd ediyorum.

Bu vesileyle, terörle mücadelede kahramanca ve fedakârca mücadele eden, yüzlerce şehit veren uzman çavuş ve uzman jandarmalarımızın sorunlarının çözülmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek isterim. Bu kahraman evlatlarımızın sorunlarını bir an evvel çözmek, her şeyden evvel bir vebal meselesidir. Bu arkadaşlarımızın özlük haklarının düzeltilmesi, emeklilik yaş haddinin düzenlenmesi gerekmektedir. Uzman çavuşlarımızdan emekli olmak için görev şartını doldurmuş ancak yaş şartını dolduramayanlar, kamu kurum ve kuruluşlarına ait çeşitli unvanlardaki kadrolarda istihdam edilmeleri durumunda uzman çavuşlar hakkında geçerli olan ek göstergelerden ve emekli uzman çavuş haklarından faydalanmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Subay ve astsubaylarda iki yıl olan doğu görev süreleri uzman erbaşlarda dört beş yıldır. Yirmi beş yıl görev yapan bir uzman erbaşın geçici görevlendirmelerle yirmi iki yılı doğuda, ev götürülemeyen üs bölgelerinde geçmektedir. Bu durum aile bütünlüğünü de bozmakta, intihara kadar giden olayların yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Orduevi, kamplar ve misafirhanelerden faydalanamamaları, lojmanlardaki düşük kontenjan ayrı bir sorundur. Çalışma şartlarını düzenleyen bir yönetmeliğin çıkmaması da yine bir diğer sıkıntılı durumdur.

Genel Başkanımızın bu haftaki, salı günkü grup toplantısında ifade ettiği gibi şehitlerimizin emanetlerine ve gazilerimize sahip çıkmak, korumak ve toplumda kendilerine yakışır bir hayat seviyesi sağlamak hepimizin görevidir. Bu çerçevede “hizmetli” unvanında çalışan gazi ve şehit yakınları başka bir işleme gerek kalmaksızın memur kadrolarına geçirilmelidir. Şehit ve gazilerimizin anne ve babalarına bağlanan aylık, her biri için asgari ücretin net tutarından az olmamak üzere artırılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen toparlayalım.

ERHAN USTA (Samsun) – Şehit yetimlerinin hepsine kamuda iş hakkı verilmelidir. Ordu ve polis vazife malulü gazilerin aylıkları iyileştirilmelidir. Muharip gazilerin sosyal güvencesi olsun olmasın hepsine aynı tutarda şeref aylığı ödenmesi, kendilerinden madalya için para isteme ayıbının ortadan kaldırılması mutlaka sağlanmalıdır.

Genel Başkanımız sözlerini şu şekilde bitirmiştir grup toplantısında bu konuya ilişkin olarak: “Bu sorunların çözümü bugün değil de ne zaman gündeme gelecektir? Gelin onların yanında olduğumuzu, onların geleceğini onlar kadar düşündüğümüzü, emanetlerinin emanetimiz olduğunu bu vesileyle bir kez daha gösterelim.”

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’ne, Halkların Demokratik Kongresi üyesi 16 kişinin sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alınmalarına, Devlet Demiryollarında hat bakım onarım memuru Hasan Güngör’ün iş cinayetinde yaşamını yitirdiğine, Gaziantep Babacanlar Kargoda TÜMTİS üyesi oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 9 işçinin direnişinin 172 gündür devam ettiğine ve İstanbul’da kara yolu tünel projesinin derhâl durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ana dili bir insanın en temel insan hakkıdır. 21 Şubat, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Ana Dili Günü olarak kabul edilmiştir. Ana dili ve ana dilinde eğitim hakkı birçok uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla güvence altına alınmıştır. Bu vesileyle ülke, bölge ve dünya halklarının, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutluyor, ana diline sahip çıkan herkesi farklı ana dillerine saygı göstermeye çağırıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aralarında 78’liler Girişimi sözcüsü Celalettin Can –ki yakın dostumdur- ve Barış Bloku üyesi Şamil Altan’ın –ki yakın dostumdur- olduğu 16 Halkların Demokratik Kongresi üyesi –ki kendim de üyesiyim- ağırlıklı olarak sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alındı ve 20 Şubatta, kaçma ve delilleri karartma şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklandılar. Şamil Altan ve Celalettin Can kadar kaçma şüphesi olmayan, ortada gezen, herkesin tanıdığı, gördüğü insanlar çok nadir bulunur.

Aynı gün yani 20 Şubatta, 22 Aralıkta yakalanan ve IŞİD bombacısı olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan Suriyeli Afra Şaar ise ilk duruşmada kaçma ve delilleri karartma şüphesinin bulunmadığı gerekçesiyle tahliye edildi.

Yine, Ankara Gar katliamının sanığı IŞİD emiri Nusret Yılmaz’ın 2 kez Türkiye’ye iade edildiği ancak Yılmaz’ın nerede olduğunun bilinmediği de ifade ediliyor. “ÖSO” adı altında Afrin’e götürülen, kim oldukları kamuoyunca bilinmeyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - …o gruplar içerisinde IŞİD’le bağlantısı olan kaç kişi vardır, kamuoyu gerçekten merak etmektedir. Geldiğimiz aşamada, insanlar, düşünceleri birbirinin hoşuna gitmediği ya da muhalif haber okuduğu gerekçesiyle gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır maalesef.

Bugün bir iş cinayeti haberi daha aldık. Devlet Demiryollarında 623 Bakım Şefliğinde görevli hat bakım onarım memuru, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası üyesi Hasan Güngör iş cinayetinde yaşamını yitirdi. Tüm yakınlarına ve ailesine başsağlığı diliyoruz.

Gaziantep Babacanlar Kargoda TÜMTİS üyesi oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 9 işçinin direnişi 172’nci gündür devam ediyor. Kar, kış demeden türlü zorluklara rağmen onurlu direnişlerine devam eden işçi kardeşlerimizi buradan selamlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - OHAL gerekçesiyle grevleri yasaklatan, işçilerin her hak talebini millî güvenliğe tehdit olarak gören siyasi iktidar, işçilerin karşısında, patronların yanında yer almaya devam ediyor; bizler ise işçilerin ve emekçilerin yanındayız, olmaya da devam edeceğiz. “Ekmek yoksa barış da yok.” diyen işçiler kazanacak ve adalet yerini bulacaktır. Sendikalı olmak suç değildir, aksine bir onurdur sendikalı olmak. Herkese sendikalı ya da bir dernek üyesi olmasını tavsiye ederiz çünkü gerçekten demokrasi budur, başka ülkelerde bunun çok sayıda örneği görülüyor.

Sayın Başkan, anlayışınıza sığınarak, bir İstanbul Vekili olarak İstanbulluların sorunlarını gündeme getiremiyorum Grup Başkan Vekili olarak da her konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen. Buyurun, dile getirin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - … konuşmam gerektiği için, Maçka Parkı’yla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum. İstanbulluların nefes aldığı nadir alanlarımızdan biri Maçka Demokrasi Parkı ve bunun girişine yapılacak kara yolu tüneli için 200 ağaç söküldü. Çevrilen alanda tek bir ağaç kalmadı ve dünyadaki en kirli şehirler arasına girmiş olan İstanbul çok ciddi bir iklimsel, ekolojik yıkım eşiğinde. Şimdi, toplamda 7,8 kilometrelik bir kara yolu tünelinden bahsediyoruz orada yapılacak. Beşiktaş Ortaköy Vadisi’nde durum daha da vahim ve altından geçeceği diğer alanlarda yaratacağı tahribatları da tahmin dahi edemiyoruz. Deprem toplanma alanıdır parklar ve gerçekten, o tahrip edildiğinde o alanlar toplanma alanı olamaz. Aynı zamanda, İstanbul tarih dolu bir şehirdir, kazdığınızda her yerden tarih çıkar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla, siz kepçelerle girerek bir şeyleri kazıp tüneller açarak o tarihi de tahrip edemezsiniz, yok edemezsiniz.

Bunun yanı sıra, şehir içerisine oturtulacak tüneller inanılmaz egzoz gazı yayar ve bu egzoz gazı da aynı zamanda ekolojik tahribat getirir. Üstelik bu yol, trafiği rahatlatmak yerine, üçüncü köprünün tüm trafiğini de bu tüneller aracılığıyla kentin merkezine taşıyacaktır. Başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere, Hükûmet yetkilileri derhâl bu projeyi durdurmalıdır.

Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde toplanarak kendi yaşam alanlarına sahip çıkan sevgili dostlarımızı da selamlıyorum buradan.

Çok teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, buyurun.

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Zeytin Dalı Harekâtı’nda şehit olan Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan’ın vasiyetinin milletvekillerinin gönüllülüğüyle Meclis tarafından yerine getirilmesinin doğru olacağına, Cumhuriyet gazetesinde “Alican Uludağ” imzasıyla yayınlanan “Adaletin iki yüzü” başlıklı habere ve Ankara Garı katliamı sanığı IŞİD emiri Nusret Yılmaz’ın yasal yollarla 2 kez Gürcistan’a geçmesiyle ilgili konuda Hükûmetin bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Zeytin Dalı Harekâtı’nın ilk günlerinde Piyade Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan şehit olmuş ve vasiyeti niteliğindeki, bir arkadaşıyla yapmış olduğu bir paylaşım kamuoyu tarafından hassasiyetle, dikkatle takip edilmişti. Kendisi, kendisine verilecek olan şehitlik tazminatının Telafer kentindeki Türkmen çocuklarına anaokulu yapılması için verilmesini vasiyet ediyordu ve bunun üzerine tüzel kişilikler, gerçek kişilikler, bazı siyasi kişilikler devreye girerek bu konuda bazı vaatlerde bulundular. Biz aynı gün 3 grup başkan vekilimizin imzasıyla Meclis Başkanlığına başvurduk “Böyle bir vasiyet varsa bunu yerine getirmek Türkiye Büyük Millet Meclisi mensuplarına düşer.” dedik. Meclis Başkanlığı bize yazdığı cevabi yazıda “Grubunuzun bu girişimi takdirle karşılanmakla birlikte” dedikten sonra, konunun siyasi parti grupları arasında görüşülmesi gerektiğini söyledi. Biz de tüm siyasi parti gruplarına bu konuyla ilgili yazımızı gönderdik. Bir kez de buradan, kamuoyu tarafından da hassasiyetle karşılanan bu şehidimizin vasiyetinin, tabii ki siyasi parti gruplarının takdirleri ve milletvekillerinin gönüllülüğüyle, milletvekillerimizin maaşlarından öngörülecek miktarda yapılacak kesintilerle, hep birlikte bu Meclis tarafından yerine getirilmesinin doğru olduğunu değerlendiriyoruz.

Sayın Başkan, bugün Cumhuriyet gazetesinde “Alican Uludağ” imzasıyla “Adaletin iki yüzü” başlıklı bir haber vardı. Bu, bir gazete haberi olmaktan çok öte, Mecliste de doğrudan görüşülmesi gereken bazı gerçekleri, bazı detayları barındırıyor. Habere göre, kırmızı bültenle aranan Ankara Garı katliamı sanığı IŞİD emiri Nusret Yılmaz 2 kez yasal yollardan Gürcistan’a geçiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gürcistan, Yılmaz’ı aranıyor diye tutuyor ve Türkiye'ye iade ediyor ama Türkiye'de 2 iadede de gözaltına alınmıyor ve başına 1 milyon TL ödül konulan Yılmaz, şimdi nerede olduğu bilinmeden, bir başka katliamın hazırlığını yapıyor bir yerlerde. Türkiye-Suriye sınırının yolgeçen hanına döndüğünü biliyoruz. Türkiye'de başına 1 milyon TL ödül konulan bir teröristin sınır kapılarından elini kolunu sallayarak resmî geçiş yapması da nasıl izah edilecek gerçekten merak ediyoruz.

Biz bu filmi bir kez daha görmüştük. 22 Mart 2016’da, bundan iki yıl önce Belçika’da gerçekleşen saldırıda İbrahim El Bakraoui’nin 14 Temmuz 2015 ve Ağustos 2015 tarihlerinde Türkiye'den sınır dışı edildiği öğrenilmiş, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu teröristin savaşçı olduğunu Belçika’ya bildirdiklerini söylemişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Belçika makamları başka açıklamalar yapınca biz bunu önce bir soru önergesiyle sormuş, soru önergesi süresi içinde yanıtlanmadığı için de Bilgi Edinme Hakkı Yasası’na dayanarak başvurmuştuk. Oradan gelen cevapta da “Bu sorunun cevabı kamuoyunu ilgilendirmez.” diyordu.

Bugün bildiğimiz bir şey var ki Brüksel bombacısının Türkiye'den sınır dışı edilirken kendisinin bir terörist, cihatçı, savaşçı olduğunun bildirildiğine ilişkin Cumhurbaşkanının o günkü iddiasını resmî kaynaklarla ve resmiyete dökerek doğrulayamadık, bize doğrulanmadı.

Bugün de Gürcistan sınırından IŞİD’ciler elini kolunu sallaya sallaya giriyor. Gürcistan yakalıyor, iade ediyor; bizimkiler tutmuyor. Bugün başına 1 milyon TL ödül konmuş durumda bu cihatçının. IŞİD’ciler için Türkiye girmenin, çıkmanın, hatta yargılanmanın en konforlu olduğu coğrafya. Tutuksuz yargılanıyor, adamın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Tutuklu olan adam “Toplanacak delil kalmadı, delilleri karartma şüphesi kalmadı.” diye, dosyasında elinde silahlarla, bombalarla çektirdiği bir sürü fotoğraf olduğu hâlde tutuksuz yargılanıyor, sadece yurt dışına çıkış tedbiri uygulanıyor. Ama diğer yandan, biraz önce sayın grup başkan vekilinin de bahsettiği, insan hakları savunucuları veya gazeteciler, aklınıza gelebilecek muhalif olabilecek kim varsa “Mevcut delil durumu değerlendirildiğinde tutukluluk hâlinin devamına…” İçeri kimin alınacağına Recep Tayyip Erdoğan, kimin salınacağına da referandum öncesi düşmanımız olan, şimdi iyi ilişkiler sürdürmeye çalıştığımız Avrupa’nın liderleri karar veriyor. Ama bir Ahmet Şık için… Bir şansölyesi olmadığı için Ahmet Şık içeride tutulmaya devam edilebiliyor.

Bu konuda Meclise, sayın bakanlar da buradayken, şu Gürcistan’dan elini kolunu sallayarak çıkan, orada tutulan, iade edildiğinde burada tutuklanmayan cihatçılarla ilgili hiç olmazsa bir bilgi verirlerse memnun oluruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Turan…

25.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, PKK tarafından düzenlenen saldırıda şehit olan Eren Çelik ve Cumali Gür’e Allah’tan rahmet dilediğine, Zeytin Dalı Harekâtı’nda şehit olan Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan’ın vasiyetiyle ilgili konunun yakından takip edildiğine ve Malcolm X’in ölümünün 53’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ne yazık ki birkaç saat önce acı bir haber aldık. Terör örgütü PKK tarafından düzenlenen saldırıda Adanalı Eren Çelik ve Konyalı Cumali Gür askerlerimiz maalesef şehit oldular, 1 askerimiz yaralı. Şehitlerimize grubumuz adına Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize şifalar diliyorum.

Bir taraftan Afrin’de, diğer taraftan terör örgütünün Irak üzerinden ülkemize saldırılarına karşı askerlerimiz var gücüyle cevap veriyor, mücadele ediyor. Milletimizin desteği, duası askerlerimizle. Afrin’den Irak sınırına kadar sınır içinde, sınır dışında terörle mücadele eden tüm güvenlik güçlerimize kolaylıklar diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce grup başkan vekilinin bahsetmiş olduğu şehidimizin anaokulu yapılması talebiyle ilgili, vasiyetiyle ilgili süreci Cumhurbaşkanımızın da talimatıyla çok yakından takip ediyoruz. Konuyla ilgili, ilgili bakanlıklarımız çalışmalarına başladılar. Tazminat miktarları, vesair usuli işlemler yerine geldikten sonra üzerimize düşen bir şey varsa bunu da harfiyen yerine getireceğimizi ifade etmek isterim.

Yine, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün tüm dünyanın yakından tanıdığı Müslüman insan hakları savunucusu, aktivist Malcolm X’in ölüm yıl dönümü. Malcolm X, siyahların Amerika’da yaşadığı ayrımcılık karşısında sivil mücadele geliştiren önemli bir aktivist oldu, ırkçılığa karşı verdiği mücadele dolayısıyla hedefe kondu, cezaevinde yattı. Bundan elli üç sene önce, 1965 yılında bir konuşma yaptığı sırada silahlı bir saldırıyla hayatını kaybetti. Ömrü boyunca eşitliği, özgürlüğü, adaleti savunmasıyla kendisinden sonraki birçok hareketin sembolü ve bayrağı oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu vesileyle bir kez daha Malcolm X’e Allah’tan rahmet diliyorum. Onun bıraktığı adalet ve eşitlik mücadelesi hâlâ devam ediyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak terör saldırısı sonucu şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediklerine ve 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutladıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bizler de Meclis Başkanlık Divanı olarak, terör saldırısı sonucu şehit olan tüm kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun. Rabb’im ülkemizi, milletimizi ve güvenlik güçlerimizi her türlü beladan, afetten, her türlü terör hadisesinden muhafaza etsin diyoruz.

Yine, bugün 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü. Ana dili temel insan haklarındandır. Tüm ana dilleri ayrım yapılmaksızın aynı oranda saygındır, değerlidir ve ana sütü gibi helaldir. Bu bağlamda, yine, Başkanlık Divanı olarak Dünya Ana Dili Günü’nü de kutladığımızı ifade etmek istiyorum.

Böylece gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Fransa-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Stephane Teste’nin, beraberinde dostluk grubu üyelerinden oluşan bir heyetle 11-16 Mart 2018 tarihleri arasında ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 22 Ocak 2018 tarihli ve 52 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1520)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Fransa-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Stephane Teste'nin beraberinde dostluk grubu üyelerinden oluşan bir heyetle 11-16 Mart 2018 tarihleri arasında ülkemize resmî bir ziyarette bulunması Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 22 Ocak 2018 tarihli ve 52 sayılı Kararı’yla uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok kısa bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısında Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın İzmir Milletvekili Zekeriya Temizel’e karşı tutumu nedeniyle CHP Grubu olarak Komisyon çalışmalarına katılmayacaklarına ve İç Tüzük’ten kaynaklı tüm haklarını kullanacaklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir gelişme olup arkadaşlarımız bilgi verdiği için ilave söz aldım, yoksa biraz önce bu hakkımızı kullandığımızın farkındayım.

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonu çalışma hâlinde. Plan ve Bütçe Komisyonunda partimizin sözcüsü, geçmiş dönemlerde Maliye Bakanlığı görevini de yürütmüş olan İzmir Milletvekilimiz Sayın Zekeriya Temizel de o Komisyonun da hatta Meclisteki tüm arkadaşlarımızın da malumu olduğu üzere son derece olumlu katkılar yapan, son derece yapıcı eleştiriler yapan bir üslupla o Komisyonda çalışmaktadır, sayın bakanlar da Sayın Temizel’in üslubuna, yaklaşımına şahittirler Plan ve Bütçeye katıldıkları görüşmeler sırasında. Bugün de Sayın Bakan bir yapıcı eleştiri, bir uyarı yaparken Sayın Bakanın kullandığı bir sözü yani “Bu ne işe yarıyor?” gibi bir sözü Sayın Maliye Bakanı Naci Ağbal son derece yanlış anlayıp –daha sonra o yanlış anlaşılma herkes tarafından malum ama- hem Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğine hem Sayın Bakanımıza ağır bir hakarette bulunmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaade ederseniz tamamlıyorum.

Bunun üzerine Sayın Zekeriya Temizel salonu terk etmiştir. Verilen aradan sonra Sayın Bakanın daha önceki mevkidaşının ve o Komisyon salonunda daha önce görev yapan herkesin hakkını teslim edeceği şekilde, son derece üsluplu ve son derece yapıcı bir devlet adamına yapılan bu hakaretten dolayı, kendisini arayıp toplantıya davet etmesi konusunda bir konsensüs oluşmuşken Sayın Maliye Bakanı bunu yapmamıştır. Bunun üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi komisyonu terk etmiştir. Bu dakikadan itibaren, Sayın Naci Ağbal bu konudaki bu ayıplı durumu gidermediği sürece o komisyondaki çalışmalara Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak katılmayacağımız gibi herhangi bir -bugün burada yapılacak görüşmeler de dâhil olmak üzere- uzlaşımız, herhangi bir diyaloğumuz veya herhangi bir söz hakkından sarfınazarımız ve bundan sonra Meclisin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …çalışma düzeni konusunda da İç Tüzük’ten kaynaklı tüm hakları kullanarak en sert ve hem o kanunda hem de şu anda görüşmekte olduğumuz kanunda en ileri engellemeyi yapacağımızın bilgisini veriyor, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna Sayın Naci Ağbal’ın yapmış olduğu bu saygısızlığın telafisi için girişimde bulunmasını beklediğimizi ifade ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuyu öğreneceğiz Sayın Başkan. Komisyondaki tartışmanın burada gündem olmaması gerekiyor.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Çorum Organize Sanayi Bölgesi’ndeki iş çevrelerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2442) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 21/2/2018 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                     Erhan Usta

                                                                                                                                        Samsun

                                                                                                                         MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın (10/2442) esas numaralı, Çorum Organize Sanayi Bölgesi’ndeki iş çevrelerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 21/2/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde öneri sahibi olarak Samsun Milletvekili Erhan Usta konuşacaktır.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çorum Organize Sanayi Bölgesi’ndeki iş çevrelerinin sorunlarının ve çözüm önerilerinin araştırılarak Çorum ekonomisinin kalkınmasına ilişkin alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bir Meclis araştırma önergesi verdik. Ben de grubum adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Çorum ilinin önce bir kısım ekonomik göstergelerini verelim, sonra bize iletilen birtakım sorunları burada sizlere ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, Çorum -belki en son söyleyeceğimi başında söyleyeyim- gelişme kapasitesi olan, coğrafi konum itibarıyla son derece uygun bir yerde olmasına rağmen çok fazla gelişme gösteremeyen bir ilimiz. Bazı küçük dokunuşlarla Çorum ilinin gelişmesine katkı verebiliriz diye düşünüyorum. O yüzden, konuyu önemsediğimiz için Meclisin gündemine getirmeyi uygun gördük.

2002 yılında 564 bin nüfusu var Çorum’un. Son on dört yılda -2016 yılı itibarıyla söyleyeceğim şimdi- nüfusu en çok düşen 4’üncü ilimiz Çorum. Çorum’un nüfusunda bir düşüş var. Çorum’un ekonomik göstergelerinin çok önemli bir kısmı Türkiye ortalamasının altında, ciddi oranda altında. Örnek vermek gerekirse 2014 yılı için Türkiye'de kişi başına gelir 26.489 TL iken Çorum’da -17.084- 17 bin lira, yüzde 35,5 Türkiye ortalamasının altında. Yine, 2016 yılı itibarıyla vereceğim bu göstergeleri, kişi başı göstergelerdir bunlar. Kurumlar vergisi matrahı olarak Çorum Türkiye ortalamasının yüzde 85,8 altında yani tersinden söylersek yüzde 14’ü kadar kurumlar vergisi matrahı Çorum’da kişi başına. Gelir vergisi matrahı olarak Çorum Türkiye ortalamasının yüzde 56,6 altında; kişi başı hepsi. İhracat rakamı olarak yine yüzde 78,7 altında yani yüzde 78 dersek yüzde 22’si kadar ancak kişi başına ihracat var Türkiye ortalamasına kıyasla. Mevduatta yüzde 64 altında, kredide yüzde 48 altında yani ciddi oranda Türkiye ortalamasının altında ekonomik göstergeleri olan bir ilimiz.

Yine, 2016 yılı itibarıyla Türkiye'de her bin kişiden 173’ü 4/A kapsamında yani kayıtlı sigortalı olarak çalışırken Çorum’da bu rakam sadece 108. Rakamlara çok fazla da boğulmak istemiyorum. Gelir açısından da Çorum ciddi oranda altında. Şimdi, bu oranlar bize, Çorum’un ortalamanın altında olduğunu gösteriyor.

Şimdi, Çorumlular bize neleri iletiyorlar sorun olarak, onları ifade etmek istiyorum. Bir defa en fazla iletilen sorun bir havalimanı ve demir yolu meselesi. Bu demir yolu meselesi yılan hikâyesine dönmüş durumda. Şu anda Ankara-Çorum-Samsun hattı projeleri daha yapılıyor yani projelerinin ihalesi yapılıyor; uygulama projeleri değil, bunlar normal projeler. Bunun bir defa hızlandırılması lazım. Samsun açısından da Çorum açısından da Ankara açısından da bu konu son derece önemli bir konu. Burayla ilgili olarak Ulaştırma Bakanlığının çok ciddi bir kaynak ayırıp ve ivedi bir şekilde bu kaynağı ayırıp buraya yüklenmesi gerekir, kaynaklarımızı burada çok anlamlı kullanmamız gerekiyor.

İkinci konu bu havalimanı meselesi. Şöyle biraz geriye gidecek olursak, aslında 1991 yılında Çorum’un havalimanı meselesi yatırım programına girmiş, daha sonra yatırım programında çok fazla kaynak tahsis edilemediği için çıkartılmış. Şu anda Çorumlular yoğun olarak Amasya Merzifon Havalimanı’nı kullanıyor fakat buraya erişim de tabii biraz sıkıntılı. Dolayısıyla Çorumlular aslında Çorum havalimanının tekrar yatırım programına alınarak yapılmasını istiyor. Şimdi, tabii burada bütüncül olarak meseleye bakmak lazım. Buraya Çorum havalimanı mı yapılır, tabii bunun yapılması da uygun olur ancak işte “Yakında havalimanı var.” denilip eğer Merzifon Havalimanı’na yüklenilecekse bir defa oranın uçuş sıklığının artırılması lazım. Belki ismine de -bunun Amasya’ya bir zararı yok- Amasya Merzifon Çorum Havalimanı denilebilir çünkü büyük oranda aslında bu havalimanını Çorumlular kullanıyor. Bu anlamda, yurt dışından bir rezervasyon yapacak olan, Çorum ilinin de ismini bir havalimanında görmüş olur.

Bunun haricinde, KOBİ’ler bu OKAP projelerinden çok fazla yararlanamıyor, son dört yılda hiç KOBİ’lere yönelik bir proje ihalesine çıkılmış değil. KOBİ’lerin ciro kriteri, enflasyonun güncellenememesi nedeniyle KOBİ ölçeğinin dışına çıkıyor orada; burada bir sorun var, bunlar Türkiye’nin genelinde olan sorunlar. Yeşil pasaportla ilgili ihracat kriterinin yüksekliği… Orada ihracatçılar var, “Biz yurt dışına çıkmakta zorlanıyoruz.” diyorlar. İhracat KDV iadelerinin hızlandırılması konusu son derece önemli. Çalışma hayatında karşılaşılan sorunlar, vergi yükünün yüksekliği, işveren destek primlerinin artırılması Çorumluların bize ilettiği, hatta bunlar tabii Türkiye’nin de aslında genel olarak sorunları. Kaynaklarımızı daha çok buralara bence tahsis etmemiz lazım. Bunlar hem Çorum için hem de ekonomimizin tamamı için çok katkı verecek hususlardır.

Diğer bir konu da Türkiye’de hakikaten çok karşılaştığımız bir konu. Şimdi, devlet bir düzenleme yapıyor, bu düzenlemeye uyumu hemen ertesi gün istiyor neredeyse. Sanayiciler bundan bize çok şikâyet ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bitirin lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) – Evet, bazı düzenlemeler bu çevreyle ilgili olabilir, çalışma hayatıyla ilgili olabilir. Bunlara böyle hemen, günübirlik, ertesi gün veya işte iki ay içerisinde uyum sağlanması diye bir şey söz konusu olamaz. Burada firmalar çok ciddi sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Bunları da daha önceden ilan edip zaman vererek, zaman içerisinde bu uyumların istenmesi, talep edilmesi uygun olacaktır.

Dolayısıyla Çorum’un bir potansiyeli var. Bu potansiyeli hayata geçirecek bir kısım kamu yatırımlarına ve kamunun oraya elini uzatmasına ihtiyacı vardır. Eğer bunları yaparsak Çorum’un etrafında bir sinerji doğurarak… Yani bunun Amasya’ya da Tokat’a da Samsun’a da oraların kalkınmasına da faydası olacaktır ve hep birlikte burada bir sinerji doğurur diye ben düşünüyorum.

Tabii, burada aslında bölgesel anlamda söylenecek daha çok söz var. Türkiye’de kamu yatırımlarının dengeli dağıtılmadığını hepimiz biliyoruz. Bir de bölgesel kalkınmışlık meselesinin Türkiye’de sadece Doğu, Güneydoğu meselesi olarak da alınmaması lazım; İç Anadolu bitiyor, İç Anadolu tükeniyor, İç Anadolu’ya bir bakmak lazım. Bütün kamu yatırımlarını İstanbul’a yığmanın da çok fazla bir anlamı yok. Yatırımları ülke genelinde daha dikkatli dağıtmamız gerekir diye düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Müslüm Doğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Cümlenizi saygıyla selamlıyorum.

Karadeniz Bölgesi’nin İç Anadolu’ya açılan kapısı olan Çorum, Anadolu kültür mozaiği içerisinde eşsiz bir konuma sahiptir. Günümüzden yedi bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Çorum’da ilk organize devleti kuran Hititler’in ilk başkenti Hattuşaş bulunmaktadır.

Ekonomisi bakır işletmeciliği, el dokumacılığı, tarım ve hayvancılığa dayanan Çorum ilimiz, Sayın Usta’nın da araştırma önergesinde ifade ettiği gibi, son on dört yılda nüfusu en çok düşen 4’üncü ilimiz olmuştur. Çorum’un sanayileşmesinin gelişmesi için göçleri engellemek adına bir an önce bir eylem planının hazırlanmasının acil bir gereklilik olduğunun üzerinde durmak istiyorum.

Amasya Merzifon Havalimanı’nın ismine “Çorum”un eklenmesi oradaki sorunu çözmeyecektir. Uçuş planlarının yeniden yapılandırılarak özellikle Ege ve Akdeniz Bölgelerine uçuş seferlerinin eklenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Çorum ve Merzifon Havalimanı arasındaki mesafenin de yine kısaltılması gerekmektedir.

Sadece sanayiyle değil, tarım ve hayvancılıkla uğraşan Çorumluların da benzer sorunları bulunmaktadır. Kızılırmak ve Yeşilırmak arasında kalan verimli tarım arazilerinin kullanımı için sulama kanallarının açılması ve arazi toplulaştırma çalışmalarının da tamamlanması gerekmektedir. Yine, BAĞ-KUR kesintisi gibi tarımsal kesintilerde esnaf, tüccar ve sanayicinin sorumluluğu azaltılmalıdır ya da prim desteklerinin artırılması gerekmektedir.

Çorum’un önde gelen sektörlerinden tuğla ve kiremit sektörünün, makine sektörünün, kaba ürün üreten iş yerlerinin, un ve yem fabrikalarının en önemli sorunu nakliye masrafları olarak görülmektedir. Demir yolunun bu masrafları en asgari düzeye indireceği kesinken demir yolu çalışmalarının yine Sayın Usta’nın belirttiği gibi yapılmadığı, sadece proje bazında kaldığı, bunun da bir an önce bitirilmesi gerektiğini de burada tekrardan ifade etmek istiyorum. Bu sayede Çorumlu üreticinin hem yerli piyasada hem de uluslararası piyasada rekabet gücünün artacağı kesindir.

Göçü durdurabilmek ve insanımızı doğduğu yerde doyurabilmek için iş gücü imkânı oluşturacak yatırımların teşvik edilmesi, tarımsal desteklerin artırılması, hayvancılığı geliştirebilmek için Meclis araştırmasının açılması konusunda Halkların Demokratik Partisi olarak gereken desteği vereceğimizi burada ifade etmek isterim. Çorum’un kalkınması, insanların yaşam kaygılarının olmaması, göçlerin azalması bölgedeki diğer illerin de gelişmesine olanak sağlayacaktır diyorum.

Aslında bu konuları, bugün Çorum’u konuşmamızın bir nedeni de ülkemizde gelişme aksının sadece bir bölgeye, Adapazarı, Kocaeli ve İstanbul aksına sıkıştırılması ve Orta Anadolu ve geri kalmış diğer bölgelere bu yatırımların yapılmamasını sorunun esas kaynağı olarak görüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.14

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye aittir.

Sayın Köse, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Milliyetçi Hareket Partisinin Samsun Milletvekiline teşekkür ediyoruz, Çorum’dan geçerken Çorum’un sorunlarıyla ilgilenmiş. Keşke bize de uğrasaydı. Ben 2011 yılında seçildiğimde, 2015 yılında seçildiğimde Milliyetçi Hareket Partisine uğradım, il başkanını ziyaret ettim, dedim ki: “Milliyetçi Hareket Partisi Çorum’dan milletvekili çıkaramadı ama ben sizin tabanınızın da sesi olmak için Meclisteyim.” Bir geçerken ben de bekliyorum, beraber konuşuruz inşallah.

Yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin Yozgat Milletvekili var Ertuğrul Soysal, ben onunla başlayacaktım konuşmama, önce Milliyetçi Hareket Partisinden başladım. Şimdi, Ertuğrul Bey de Yozgat’ta zannedersem bir parti toplantısında diyor ki: “Cumhurbaşkanı bizi çok sevdiği için ne istesek veriyor –burada mı Ertuğrul Bey bilmiyorum- bizi de kıskanıyorlar.” Zannedersem Çorum’u kastediyor “Bizi de kıskanıyorlar.” filan derken. Şimdi, Cumhurbaşkanı da bizi sevmiyor herhâlde ki, Çorumluları, biz ne istesek vermiyor, bakıyorum şöyle Çorum’a, vermediği de bir tarafa… İki tane kamu yatırımı var. Biri gitmişti, şimdi nerede olduğu belli değil; İspanyollarda mı, Portekizlilerde mi, Fransızlarda mı çimento fabrikası… Şeker fabrikası da -dün yeniden açıklandı- işçisiyle, çalışanıyla, çiftçisiyle, nakliyecisiyle, Çorum için çok önemli bir sektör olan şeker de özelleştirilecek, muhtemelen de süreç içerisinde kapatılacak sektörlerden birisi. Yani biz “Bir şey vermiyorsunuz, bari olanları almayın.” diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Çorum’un gerçekten önemli sorunları var ama çözülemeyecek sorunları yok, yeter ki istensin, yeter ki gayret edilsin, yeter ki gayret gösterilsin. Şimdi, Çorum’da kiremit sektörü, toprak sanayi sektörü çok önemli. Bu sektör Türkiye’nin ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü karşılayabilecekken, hele bir de demir yolu yatırımıyla çok önemli, daha da önemli bir sektör hâline gelebilecekken, verilen sektörel desteklerle başka illerde de bu tür yatırımlar yapıldı ve Çorum’da toprak sanayisi sektörü çökme noktasına geldi, hâlbuki istihdamın çok yoğun olarak kullanıldığı bir sektör. Devamında -yani teşviki de başka yerlere verdiler ama- Çorum’a bir hastane yapılıyor, şehir hastanesi, ihale şartnamesinde demişler ki: “Buranın örmelerinde gazbeton kullanılacak.” Ya sektörün merkezi Çorum, sen “gazbeton” diyorsun. Tabii biz bunun mücadelesini verdik, başka hastanelerde gazbetonu kaldırdık ihale şartnamesinden ama Çorum Hastanesi öyle gitti.

Şimdi, Çorum’da bizim sanayicinin genelde şikâyeti şu: Çorum pilot bölge seçiliyor, denetimlerde pilot bölge seçiliyor -müfettişler çıkmıyor sanki Cumhuriyet Halk Partili belediyeler gibi- Çorum’da denetim hiç bitmiyor. Bütün mevzuatların ilk uygulaması Çorum’da, herhâlde Çorum yakın diye böyle tercih ediyorlar. Yani havaalanımız yok ama maalesef pilotumuz çok pilot bölge olmaktan dolayı. Az evvel Savunma Bakanı buradaydı, hâlâ burada. Yani Çorum’un sorunlarını üç dakikada, dört dakikada konuşmak mümkün değil ama eğer Çorum’a bir şeyler yapmak istiyorsanız Sayın Bakan Çorum’u savunma sanayisinde pilot bölge seçin. Mesela, Çorum’un makine sanayisi bu konuda hazırdır işçisiyle, girişimcisiyle, ustabaşısıyla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Devamla) – Efendim, bir dakika…

BAŞKAN – Yani üç dakikayı bir dakika uzatırsak yüzde 33,3 uzamış olacak, az değil.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Efendim, Çorum önemli bir kentimiz, biliyorsunuz.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir daha uzatmayacağım.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Çorum’a bir katkı sunulacaksa, makine sektörünün çok gelişmiş olduğu Çorum, savunma sanayisinde pilot bölge seçilsin. Buna işvereni, ustabaşısı, işçisi hazır eğer Çorum’a bir destek, katkı sunulacaksa.

Şimdi, Çorum’da havaalanı yok hakikaten, Çorum’da havaalanı olsun istiyoruz. Bizim hayalimiz 1 milyonluk Çorum. Yani 500 binlik Çorum belki hemen, acil havaalanını istemiyor ama 1 milyonluk hayali olan Çorumlular Çorum’da havaalanı en kısa zamanda istiyorlar.

Demir yolunu sordum sabahtan gelişme nedir diye. Ben diyorum ki: Demir yolunun 2023’e yetişme şansı yok. Adalet Kalkınma Partili milletvekilleri diyorlar ki: “Yetişecek.” Yine sordum, proje ihalesi yapılmış ama fizibilite çalışmaları, sondaj çalışmaları yüzde 50 seviyelerinde. Yani bunların bitmesi bir, bir buçuk, iki yıl sürecek safha.

Çorum’un en önemli destek ihtiyacı savunma sanayisinde pilot bölge seçilmesidir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Usta, 60’a göre, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin MHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Köse konuşmasında “Erhan Bey geçerken uğramış.” dedi, geçerken uğramadım ben oraya, özel olarak gittim çünkü bizi Çorumlu sanayiciler çağırdılar ve toplantıyı da MHP il binasında falan yapmadım ben -0 ziyaretimde MHP il teşkilatını da ziyaret etmedim- OSB’de, OSB yönetimi birasında yaptım.

Tabii, Çorumlu sanayiciler sorunlarının çözümü için Milliyetçi Hareket Partisini arıyorlarsa o, Çorum’dan milletvekili çıkaran partilerin sorunudur. Onları niye aramıyorlar onu ben bilemem ancak ülkemizin neresinde bir sorun varsa -milletvekili çıkaralım çıkarmayalım- oranın sorunlarını gündeme taşımak bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak görevimizdir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yerimden bir dakika cevap verebilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Köse, isterseniz bitirelim, belki sonunda, gerekirse tekrar söz veririm size.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Şunu söyleyeyim, tutanaklara geçsin…

BAŞKAN – Buyurun.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ben bunu ironi olarak yapmadım, hakikaten de sordum, Samsun Milletvekilidir, elbette bizim komşumuzdur, geçerken uğrayacak. Özellikle altını çizmek istediğim, keşke geçerken muhalefet partisine de bir uğrayıp milletvekilleriyle bir sohbet etse belki sorunları daha etraflıca konuşabiliriz. Söylemek istediğim bu. Yoksa, elbette geleceksiniz, siz oranın da milletvekilimiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, meramınız anlaşılmıştır.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Söylediğin bir şey var mı? Hepsi boş laf.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, var tabii, niye olmasın?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Böyle bir metot var mı?

TUFAN KÖSE (Çorum) – O zaman, sataşma var efendim, ben söz istiyorum. Sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma yok. Sataşma yok.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sataşma var efendim. İsmim zikredildi.

BAŞKAN – Sataşmadan söz vermiyorum. Sataşmayı takdir etmek bizim yetkimizde.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İsmimi zikrederek sataştı bana.

BAŞKAN – Meram anlaşılmıştır. Hepimiz Çorum için, 81 il için iyi bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Kayıtlara geçmiştir.

Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Bakın, biz gidip Samsun’un sorunları hakkında bir önerge vermiş olsak bu doğru mudur? Ben aslında bunu söylemek istemiyordum ama bu, doğru bir şey olmadı, Sayın Grup Başkan Vekilinin yaptığı.

ERHAN USTA (Samsun) – Evet, bu sataşma, burada söz istiyorum.

BAŞKAN – Yok, sataşmadı.

ERHAN USTA (Samsun) - Yapılan şey, burada her milletvekili her ille ilgili önerge verebilir. Kaldı ki bizim Çorum’dan milletvekilimiz yok.

BAŞKAN – “Milletvekilleri Türkiye milletvekilidir.” diye geçer.

ERHAN USTA (Samsun) – Elbette…

En yakın bölge milletvekili olarak sorun bize geldi, biz de bu sorunu buraya taşıdık. Yapılacak bir şey varsa bize teşekkür edilmesi lazım. Söylediğimiz şey kötü bir şey de değil. Aslında, bakınca, Hükûmete de bir eleştiri yok o anlamda, muhalefete zaten bir eleştiri yok ancak şunu tabii düşünmeleri lazım: Niye sizleri aramıyorlar oradaki insanlar? Oradaki arayanlar bizim partilimiz falan değil, ben OSB binasında sanayicilerle toplantı yaptım, onlar bize sorunlarını ilettiler ve biz de o sorunları buraya taşıdık, hem Hükûmeti hem de milletimizin takdirine sunduk. Bu yapılanda bir kötülük yoktur, siyaseten bir nezaketsizlik de yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Çorum adına, biz, tüm milletvekillerine, tüm siyasi parti gruplarına teşekkür ediyoruz.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, ben teşekkür ettim zaten, eleştirmedim de. Çok da doğru yapmışlar. Gidilmiş, sohbet edilmiş, konuşulmuş, keşke bize de uğranılsa.

ERHAN USTA (Samsun) – Bir dahaki seferde size uğrarız.

TUFAN KÖSE (Çorum) - Belirttim de, ben, Milliyetçi Hareket Partisinin il binasına iki seçimden sonra da gittim, “Ben sizin de Mecliste sesiniz olmak istiyorum.” dedim. Nezaketi hatırlattım, başka bir şey yok.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, dünyanın merkezi olan bir şehri konuşuyoruz, kolay değil tabii Çorum’u konuşmak.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Çorum Organize Sanayi Bölgesi’ndeki iş çevrelerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2442) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çorum Milletvekili Salim Uslu konuşacaktır.

Sayın Uslu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkan, Gazi Meclisimizin çok değerli milletvekilleri; öncelikle Sayın Erhan Usta’ya teşekkür ediyorum çünkü biz biliyoruz ki reklamın kötüsü olmaz. Bu vesileyle Çorum’un Türkiye gündemine gelmesini, Meclis gündemine gelmesini sağlamışlardır. Kendilerine hususen teşekkürlerimi sunuyorum. Hakikaten Çorum’un gündeme gelmesi, bu kadar il içerisinde, çok önemli diye düşünüyorum.

Bir defa, Sayın Usta’ya bilmediği bazı konuları hatırlatmak isterim tabii. “Havaalanı ve demir yolu ihtiyacı gündemde olmasına rağmen henüz bir ilerleme olmaması…” diyorlar. Oysa hem havaalanı hem demir yolu bizim gündemimizdedir. Havaalanıyla ilgili, biliyorsunuz, Merzifon’da bir ilave pist yapılmıştır, hâlen hizmete açılmamıştır ama yapılmıştır. Oradaki sorunlar, havaalanı isminin… Doğrusu ben de az önce konuşan HDP'li değerli vekil gibi söylemek istemiyorum, ben de katılmıyorum o görüşe ama, yani “Çorum” isminin konulmasını doğru bulmuyorum. Yani arkadaşlarımızla da konuştuk, biz daha çok coğrafi veya tarihî bir isim konabilir Merzifon’a diye düşünüyoruz, onun çalışması yapılmaktadır.

Onun dışında, bir ilave terminal binası talebi Sayın Başbakanın 28 Eylül tarihinde Çorum’a gelişinde kendisine intikal ettirilmiştir ve bu konuda Sayın Başbakanın da çalışmaları olduğunu ben biliyorum.

Bunun dışında, Hitit Üniversitemiz şu anda çok ciddi şekilde kent kültürüne ve Çorum’un değerlerine sahip çıkmayı başarmıştır ve 20 bin kişilik büyük bir aileye ulaşmış bulunmaktadır.

Aynı zamanda, sulanabilir arazi miktarında, 2002’de 14.520 dekar arazi sulanabilirken 2002-2017 arasında 158 bin 950 dekar arazi sulanmıştır. Ve aynı zamanda inşaat programında olan 197 bin 220 dekar arazinin sulanması söz konusudur ki buraların sağlayacağı toplam gelir miktarı yaklaşık 158 milyondur ve 15 bin kişilik de ilave istihdam sağlanmış olacaktır.

Onun dışında, havaalanından istifade ediyoruz, doğrudur; bir kısa yol var, orayı daha da kısaltma imkânı var. O konuda çalışmalar hâlen devam etmektedir, 7 kilometrelik bir kısaltma işlemi. Toprak işleri ve sanat yapıları tamamlanmış, arazi toplulaştırma çalışmaları hâlen devam etmektedir. 500 metrelik bir kısım kalmıştır, onu da kısa zamanda bitireceğimizi umuyorum.

Onun dışında, yine, ilave pist işi, onu belirtmiştim.

Bir de bu uçuş saatleri meselesi var. Çorum’dan günde iki uçak kalkmaktadır Merzifon Havaalanı’ndan ama bilesiniz ki, hepimiz de biliyoruz ki bunu, yolcu anketleriyle belirlenmektedir uçuş saatlerinin hangi saat olması gerektiği konusu. Türk Hava Yollarının bize verdiği bilgiye göre anketlere göre belirlenmiştir. Yaz, kış tarifeleri farklıdır; yaz, kış tarifeleri değiştikçe bu tarifeler de değişmektedir bildiğiniz gibi.

Yani Çorum’la ilgili olarak söylenecek şey çok ama özellikle şunu belirtmem lazım: Manas Destanı “Vara ‘yok’ deme, yok olur.” diye başlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİM USLU (Devamla) – Bence burada Çorum’da yapılan hizmetlere “yok” demek.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın siz de.

SALİM USLU (Devamla) – Hayhay.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatibin on dakikalık sürenin üç dakikaya indirilmesi için oy kullandığını size hatırlatırım. (CHP sıralarından alkışlar) Muhalefet isteyince verin de… Onlar nasıl istiyorlar yani?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

İktidar, muhalefet ayrımı yapmadan hak ve hukuku gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Salim Bey, yeterli değil mi süre?

SALİM USLU (Devamla) – Evet, çok teşekkür ederim.

Sağ olun, hoşça kalın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, Suriye’ye yönelik askerî müdahalelerin ve bu bağlamda yaşanan diplomatik savrulmanın Türkiye iç ve dış politikalarına olumsuz etkilerinin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi amacıyla 20/2/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 21/2/2018 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

20 Şubat 2018 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu tarafından verilen 6740 grup numaralı Suriye’ye yönelik askerî müdahalelerin ve bu bağlamda yaşanan diplomatik savrulmanın Türkiye iç ve dış politikalarına olumsuz etkilerinin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 21/2/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Ayhan Bilgen konuşacaktır.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Suriye politikasıyla ilgili çok şey söylendi ama, galiba, bu sürecin her aşamasında söylenecek yine çok şey olacak.

İstiklal Marşı şairi meşhur sözünde “Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar ama ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” diye soruyor.

Tam yüz yıl önceki senaryoyu âdeta bir kez daha yaşıyoruz. Türkiye, tıpkı o zaman Fransa’yla, Rusya’yla, İngiltere’yle çeşitli arayışlara girip başarısız olunca, Almanların ucuz, hayatını kolay feda edebilir asker olarak Osmanlı toplumunu görmesi, Osmanlı askerini görüyor olması, Türkiye'yi de başka hiçbir ittifak kalmadığı için Almanların safında yer almaya itmişti ve ne yazık ki o günkü tartışmalara baktığımızda, aslında Osmanlı’nın o pozisyonu almasının Osmanlı’nın çıkarına olmadığını, büyük güçlerin Osmanlı’yı paylaşım savaşında rol almanın bedelini, faturasını sonunda en ağır biçimde Osmanlı’nın ödeyeceğini en azından Meclis-i Mebusan’da çok daha ciddi tartışmışlar, bizim bugün Suriye politikasını tartışmamızdan daha ciddi, daha esastan, daha keskin sözlerle tartışılmış. O gün savaşa karşı çıkanları, bu pozisyon alışı eleştirenleri, tarih nasıl onları hain kategorisine sokmuyorsa, aynı şekilde o gün savaşı isteyenleri de, o maceraya Osmanlı askerlerini, Osmanlı toplumunu itenleri de ne yazık ki kahraman olarak yazmadı ve Anadolu’nun her köşesinden insanlar yetim çocuklarını, Yemen türkülerini ağıt olarak, ninni gibi dinleterek büyüttüler.

Değerli arkadaşlar, bugün Suriye politikası ne yazık ki -belki küçük ölçekte, daha mikro düzeyde olsa da- tıpkı yüzyıl önceki dengeler, çaresizlik, ittifak arayışları ve Orta Doğu’da vesayet savaşlarına taraf olmanın bir benzer kötü örneğini tekrarlamaya benziyor.

Değerli arkadaşlar, bu coğrafyada, bu topraklarda savaşların silah tüccarları dışında kazananı yok. Hiçbir halk Orta Doğu’daki vesayet savaşından büyük bir zaferle, büyük bir kazanımla çıkmamış. Aksine, her vesayet savaşı sadece dış müdahalelere zemin oluşturmuş; toplumsal gerilimler, etnik, mezhepsel gerilimlerin kaşınması, çatıştırılmasına fırsat doğurmuş. Dolayısıyla biricik çözümü var aslında Orta Doğu’nun sorunlarının, o da bütün toplumların taleplerini karşılayacak, farklı inançların, farklı dillerin, kimliklerin birlikte yaşamasının yolunu konuşarak bulmak, silahla değil ama diyalogla, siyasal çözümle geliştirmektir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablo ne kadar uzarsa uzasın, kim ne kadar kayıp vermiş olursa olsun, sonuçta kan kaybeden, umutlarını kaybeden, birlikte yaşama iradesi daha çok kırılarak bedel ödeyen Orta Doğu’daki halklar olacak, Türkmenler olacak, Kürtler olacak, Araplar olacak, Farslar olacak. Dolayısıyla da bu politikadan bir an önce vazgeçmek ve bu politikayla yüzleşme konusunda Parlamentonun daha ciddi, daha etkin işlev görebilmesinin önünü açmak, bu çatı altında bulunan herkesin sorumluluğudur.

Çok basit bir karşılaştırma için tekrar hatırlatmak istiyorum. Yüzyıl önce Osmanlı Mebusan Meclisindeki savaş tartışmalarına bakın, bir de bugünkü tartışmaların düzeyine, tarzına bakın. Yani o gün bir imparatorluk toprak kaybediyor, çok daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya ama çok daha acımasız tartışmalar, kimse kimseyi itham etmeden yapılmış.

Başka ülkelerin savaş politikalarını tartışma tarzına bakın. Afganistan politikası Amerikan kongresinde nasıl tartışılıyor? Irak politikası dolayısıyla Almanya muhalefeti Almanya’daki hükûmeti nasıl eleştirdi, nasıl tartıştı? Taraflar birbirini itham ederek, suçlayarak mı bu tartışmayı yürüttüler, yoksa ulusal çıkarı ortak akılda, ortak vicdanın inşasında mı aradılar?

Değerli arkadaşlar, artık bu tartışmaları buradan kaçırmak, gizlilik adına, güvenlik adına savunulabilir bir şey değil. Herkes biliyor ki bütün askerî operasyonlar Rusya’nın da bilgisi dâhilinde gerçekleşiyor, Türkiye’nin dâhil olduğu müttefiklerin de bilgisi dâhilinde. Bunu Parlamentodan, halktan saklamak da asla ülke yararına savunulacak bir durum değil.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu öneriye cevabımız öncelikle şudur: Israrla ve üzerinde durarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye’de bir savaşta olmadığının, bir terörle ve terörist mücadelesinde olduğunun altını çizmektir. Burada bir algı yanılması ve algı yönetimiyle birlikte “Türkiye’nin sınır ötesinde, başka bir ülkenin sınırlarında ne işi var?” sorusunu sorarak bu meselede toplumda farklı soru işaretlerine gayret edenlerin temel zihniyeti… Basra Körfezi’nden Akdeniz’e kadar uzanan, sözüm ona terör koridorundan yapılanan ve Türkiye’yi tehdit eden unsurun orada âdeta rahmine girilmiş, bataklığa âdeta ve âdeta çok ciddi anlamda müdahaleler edilerek Türkiye’ye, Türkiye’yi tehdit eden unsurlara karşı ciddi anlamda bir mücadele verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti daha önce terörle mücadeleyi sınırı içerisinde veriyordu ve 90’lı yıllardan bu tarafa Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu terörle mücadelesinde rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş “Bataklık kurutulmadan sivrisineklerle uğraşılmasın.” diyordu. Bugün ortaya konulan millî devlet politikasıyla, Milliyetçi Hareket Partisinin de destekleriyle beraber âdeta Afrin’de terörün döl yatağı olarak kabul edilen yerler yerle bir edilerek terörist faaliyetler yok edilmektedir. Beraberinde de insana insanca bir yaşamın Mehmetçik’in eliyle bölgeye gittiği görülmektedir. Suriye sınırlarında, mevcut rejim dâhil, El Bab bölgesinden daha iddialı insanca bir yaşam tesis edilen ikinci bir yer varsa buyursunlar, sorsunlar Türk askerinin ve Türkiye'nin orada ne işi var diye, biz de onun hesabını verelim. Zeytin Dalı’yla oraya giden Türk askeri insana insanca bir yaşam için ve PYD’nin tehdidi ve ölüm tuzaklarıyla karşı karşıya kalan bölgedeki masum halkı korumak için gidiyor. Orada insani yardım ile kendi ülke güvenliğini birlikte gördüğü için gidiyor. Bütün bu mücadelelere de büyük Türk milleti büyük bir coşku ve heyecanla destek verip seferberlik ruhuyla âdeta bunun heyecanını hissediyor.

Millî akıl ve stratejiyle bölgede bulunan Mehmetçik oradan bize mektup yazıyor, mesaj yazıyor. Ne diyor biliyor musunuz? Bize gelen bir mesajı sizlere okumak istiyorum: “Bugün yaşadıklarımız, ülkemizin içeride ve dışarıda karşılaştığı kimi sorun ve olaylar, sıradan, alelade gelişmeler değildir. Türk milletinin kendi ayakları üzerinde durma gayretinin görüldüğü ve sorunlar yumağıyla tekrar çevrelenmek istendiği için açıkça Türkiye karıştırılmaya çalışılıyor. Aziz Türk milleti yaşanan süreci görmekte. Biz de Türk milletinin iradesini arkamıza alarak buradayız. Biz sonuna kadar burada mücadelemizi vereceğiz, yeter ki siz masada kaybetmeyin.” diyor. Bunu diyen bir Mehmetçik.

Şahsıma gönderilen bu mektubu Genel Kurula ve büyük Türk milletine armağan ediyorum.

Saygılarımla. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersoy.

Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin Suriye politikasını bu kürsüden defalarca açıkladık. Tabii, bu vesileyle birkaç önemli hususa değinmek istiyoruz. Bunlardan bir tanesi, ABD ile Rusya’nın Suriye konusunda, esasen, kamuoyuna gösterdikleri gibi bir çatışma içerisinde olmadıklarını, perde arkasından birbirleriyle pekâlâ anlaştıklarını ve Suriye dosyasını yönettiklerini belirtmek istiyoruz.

Astana süreci, Soçi, Cenevre, bunların hepsi Suriye’deki savaşı önlemeye yetmedi, iç savaş olanca hızıyla devam ediyor. Esasen bir çözüm olabilirdi. Mesela, Tacikistan’da iç savaş olduğunda, Tacikistan’ın şu andaki Cumhurbaşkanı İmamali Rahman bütün savaşan tarafları yenmiş, ülkede birliği sağlamış, anayasayı yapmış ve şu andaki düzeni kurmuştu. Ama şu anda Suriye’de böyle bir şey olmuyor, Esat ne yenmiş tam manada ne de yenilmiştir.

Diğer taraftan Bosna Hersek örneği var biliyorsunuz. Orada da uluslararası toplumun bir anlaşmayı -esasen bir manda sistemini- getirip dayattığını ve uluslararası toplumun bir anlaşması sonucu Bosna Hersek’te savaşın sonlandırıldığını biliyoruz.

Suriye savaşında da askerî çözümün olmayacağını bilmemiz lazım. Ne olursa olsun Suriye’de askerî bir çözüm olmuyor çünkü artık uluslararası güçler buraya konuşlanmış durumda. Rusya’nın ciddi manada kuvvet kaydırdığını biliyoruz, üsler elde edinmiş, bu bölgeyi bu kadar taşeronlaştırmış. Diğer taraftan ABD’nin de bu zamana kadar hiç olmadığı kadar Suriye’ye yerleştiğini bilmemiz lazım. Artık Suriye’deki halklar istese bile kolay kolay çözüm olmuyor. Bizim yapmamız gereken, siyasi süreci hızlandırmak. Siyasi süreç nasıl hızlandırılabilir? Yani Astana’daki, Soçi’deki görüşmeler elbette olaya bir noktada katkı sağladı ama sonuca gidecek yolda ciddi manada bir merhale teşkil etmiyor.

Diğer taraftan Cenevre görüşmeleri de tıkanmış durumda. Ne yapmak lazım? Yapılması gereken şey şu: Her şeyden önce gerek Afrin Operasyonu gerek diğer risk ve tehditler ne zaman giderilebilir? Ne zaman ki Suriye’de siyasi bir çözüm sağlanabilir, o zaman giderilebilir. “Elbette Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar verecektir.” deniyor ama esasen Suriye halkının karar vermeyeceğini de kabul etmemiz lazım. Çünkü uluslararası toplum Suriye’yi şu anda resmen manda yönetimine almış ve iradesini gasbetmiştir. Böyle bir durumda bizim bir komşu olarak geçmişe dönük hatalardan sıyrılarak, ön yargılardan kurtularak ve esasen gerçekle yüzleşerek bir yol bulmamız lazım. O yolun da bir şekilde yeni diyalog kanalları açmak suretiyle sağlanabileceğini belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Kasım Gülpınar’a aittir.

Buyurun Sayın Gülpınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET KASIM GÜLPINAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubunun vermiş olduğu öneri üzerinde söz almış bulunuyorum.

Aslında ben farklı bir zaviyeden meseleye bakacaktım ama Ayhan Bey tabii beni farklı bir konuşmaya sevk etti, kendisiyle ortak yönlerimiz de var ama. Ortak bir nokta yakaladık, evet, doğrudur. Geçen konuşmamda da bahsettim, yüzyıl önceki mesele. Yüzyıl önce yine nasıl aynı bir dizayn yapıldıysa bugün de aynı dizayn yapılmaya çalışılıyor. Bu konuda kesinlikle hemfikiriz. Ama hemfikir olmadığımız bir nokta var. İbret alınmadığını Ayhan Bey ifade etti ama aslında bugün tamamen tarihten ibret aldığımız için böyle bir şeye girişmiş durumdayız. Çünkü geçmişte nasıl o dizayn yapıldıysa, Orta Doğu üzerinde bu oyunlar Batılı güçler tarafından oynanıyorsa bugün aynı şekilde o oyunlar tekerrür ediyor ve bizler geçmişte yaptığımız gibi aynı şekilde yine ülkemizi savunmak adına, bölünmezliğimizi savunmak adına, Batı’yla, bu emperyal güçlerle mücadele etmek adına ve ibret aldığımız için bu operasyonu yapmak durumundayız.

Tabii, burada her şeyi bir tarafa bırakalım -Afrin Operasyonu’nu, Orta Doğu’daki gelişmeleri- şimdi burada bir hakikat var ki bunda hepimiz hemfikiriz. Biliyorsunuz “DAEŞ” denilen bir örgüt var ve Batı özellikle bu DAEŞ örgütüyle mücadele ettiğini çok net bir şekilde iddia ediyor. Şimdi, burada işin esas vahim noktası, madem DAEŞ böyle bir tehdit unsuru, madem böyle bir tehlike arz ediyor, neden Batı kendi güçlerini, kendi gençlerini gönderip DAEŞ’le savaştırmıyor da benim kendi ülkemin gençlerini -işte o sizin o yüzyıl önce bahsettiğiniz aynı olayın tekerrürü neticesinde- Suriye’ye sevk edip DAEŞ’le savaştırma ihtiyacı duyuyor ve benim kendi gençlerim neden Batı’nın kendi bu oyununa alet olma ihtiyacı duyuyor? Benim bütün üzerinde durmak istediğim esas mesele bu.

Tabii “DAEŞ” dediğiniz çok farklı. Daha önceki konuşmada yine bahsedildi kokteyl örgütler meselesi. Tabii, “kokteyl örgütler” aslında çok güzel bir kavram, onun altına da ben imza atıyorum. Şimdi, burada neyin kokteyl olduğu, neyin kokteyl olmadığı çok açık ve net bir şekilde. Çin’den gelen, ta Hollanda’dan, İspanya’dan, Fransa’dan, Amerika’dan, Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan gelen bütün o gençlerin, askerlerin -neyse artık- çarpışmaya gelen insanların oluşturduğu örgütler mi kokteyl örgütler, yoksa kendi ülkesini burada savunmaya gidip de her şeyini kaybetmiş ama ülkesini geri alabilmek için Türk ordusuyla beraber hareket eden Özgür Suriye Ordusu mu kokteyl örgüt, gerçekten ben bunu da merak ediyorum.

Tabii, DAEŞ meselesi yine üzerinde hassasiyetle durulması gereken... Aslında burada amaca matuf, işte sizlerin de diline pelesenk olmuş, her seferinde ısrarla vurguladığınız “İslamcı” “Sünni” “cihatçı” kelimelerini maalesef Batı’nın kullandığı şekilde burada kendi milletvekillerimizin ağzından da duymak bizi gerçekten vicdanen yaralıyor. Sakalı bırak, sarığı tak, “Allahuekber” deyip başı kes; tamam, oldubitti! İşte, Batı’nın arzu ettiği böyle bir algı operasyonu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Üç dakikaya oy kullanmıştı efendim İç Tüzük değişikliğinde.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne yapıyordun o zaman?

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Devamla) – Ben o gün yoktum, o gün yurt dışında görevliydim, Komisyon Başkanıyım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mazeret geçerli, kabul ediyoruz, verin efendim.

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Devamla) – Ama zamanımdan çalıyorsunuz Özgür Bey.

İşte burada Batı’nın tamamen arzuladığı o algı operasyonuna da maalesef hep birlikte alet oluyoruz. Hâlbuki İslam’ı bilen, Kur'an’ı bilen, Peygamber’ini bilen herkes bunun İslamiyet’le ilgisi, alakası olmadığını çok net bir şekilde zaten kabul edecek.

Her ne hikmetse DAEŞ böyle bir amaçla hareket ediyor ama gerçekten ondan korkması gerekenler hiçbir şekilde çekinmiyor, endişe duymuyor ama ben bir Müslüman olarak, en basitinden karşı karşıya geldiğimde çok net bir şekilde biliyorum ki sakalım olmadığı için başımı “Allahuekber“ diye kesecek bir yapıyla karşı karşıyayız. Kimin gerçek Müslüman olduğunu, kimin Müslümanlığı zedelemek için böyle bir algı operasyonuna hizmet ettiğini de ben değerli milletvekillerinin dikkatine sunuyorum.

Tabii, bu konuda konuşulacak çok şey var. Özgür Bey doğru söylüyor, üç dakika ama üç dakikada kesmek lazım, bir dakika da uzattım. Sabrınızdan dolayı da ben teşekkür ediyorum.

Bu önergenin de aleyhinde olduğumuzu belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Ali Şeker ve arkadaşları tarafından, ülkemizde artarak devam eden intihar vakalarının sebeplerinin detaylarıyla araştırılarak bu tür vakaların engellenmesine yönelik çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 21/2/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

21/2/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 21/2/2018 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                         CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Ali Şeker ve arkadaşları tarafından, ülkemizde artarak devam eden intihar vakalarının sebeplerinin detaylarıyla araştırılarak bu tür vakaların engellenmesine yönelik çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 21/2/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1729 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 21/2/2018 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde öneri sahibi olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Şeker konuşacaktır.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına verdiğimiz intihar vakalarının araştırılması için bir komisyon kurulması hakkındaki önergemiz üzerine söz almış bulunmaktayım.

İki hafta önce seçim bölgemde intihar eden bir gencin cenazesine katıldım. 11 Şubat Pazar günü cenazesine katıldığım o genç kardeşimizin arkadaşını da AKP Milletvekili Mustafa Ilıcalı’yla beraber 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde intihardan birlikte vazgeçirdik. Bu araştırma önergesini hazırlarken de başka bir genç kardeşimizin intihar haberini öğrendik. Ulusal basının üçüncü sayfa haberleri arasında önemli bir yer tutuyor artık intihar vakaları. On beş yıllık iktidarınızın ülkeyi getirdiği noktada geleceğe dair verebilecek bir umut olmadığından özellikle genç nüfustaki insanların ne kadar çok intihara sürüklendiğini görür olduk. Dünya Mutluluk Endeksi’nde 69’uncu sıradayız, 2017 yılında 89 işçi intihar etti. Bu intiharların en önemli sebebi geçinememek. İntihar, bir insanın neticesinin ölüm olacağının bilincinde olarak istemli bir biçimde bu eylemi gerçekleştirmeye kalkışmasıdır. Bu durum sonuçları itibarıyla hayatına son veren kişinin geride bıraktığı eş dost ve yakınlarına da yoğun bir üzüntü yaşatmakta, toplumun üzerinde de travmatik sonuçlar doğurmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütünün depresyon konusunda son açıkladığı rapora göre Türkiye’de 3 milyon 260 bin 677 kişi yani nüfusumuzun yüzde 4,4’ü depresyonda. Raporda bireyleri intihara sürükleyen en büyük riskin depresyon olduğuna işaret ediliyor. Son bir ay içerisinde Antalya’da, Balıkesir’de ve Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde işsizlik ve ekonomik gerekçelerle kendini yakarak intihara kalkışanları ve 2’sinin de intihar ettiği vakaları -gözümüzün önünde- gördük, her ne kadar görmek istemeseniz de.

TÜİK tarafından açıklanan son resmî verilere göre de ölümle sonuçlanan intihar sayısı 2014 yılında 3.169 kişiyken 2015 yılında artarak 3.211 kişiye çıktığı görülmekte yani bu toplumda yaşayan 100 bin kişiden 4’ü intihar ediyor.

İntihar vakalarında tetikleyici unsurlardan biri de uyuşturucu. Madde ve uyuşturucu bağımlılığı tedavilerinin sağlık kuruluşları yerine tarikatlara, cemaatlere, hocalara, muskacılara, üfürükçülere yönlendirildikleri görülmekte. Nasıl sağlık hacamatçılara teslim edildiyse çocukları uyuşturucudan kurtarmak için gittikleri yerler maalesef ki hacılar hocalar. Cemaatlerin ve tarikatların uyuşturucu bağımlılığı gibi ciddi bir tıbbi uzmanlık gerektiren konulara müdahale etmesi ve bu konularda kendilerini yetkin görmeleri kabul edilemez bir durumdur ve son dönemde daha da fazla göz yumulmaktadır. Maalesef, Boğaziçi Köprüsü’nde intihar eden çocuğun intihar etmeden bir ay önce Adıyaman Menzil tarikatına gittiği ve burada da kendisini sıkıntılardan kurtardığıyla ilgili Facebook paylaşımı orada duruyor. 15 Temmuz darbe girişiminin AKP hükûmetlerince palazlandırılan ve “Ne istediler de vermedik?” denilen bir cemaat tarafından gerçekleştirildiği düşünüldüğünde, bu tutumun gelecek kuşaklar ve ülkemizin sosyal, siyasal, kültürel ve siyasi geleceği için büyük tehlike arz edeceği göz ardı edilmemelidir.

Bireysel silahlanmada artış intihar vakalarını kolaylaştırmakta ve sayısını artırmaktadır. 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana 60’ın üzerinde KHK mağduru intihar etmiştir. Bir zamanlar ülkenin en saygın mesleklerinden olan doktorlar tükenmişlik sendromu nedeniyle intihar etmekte. Sadece doktorlar hayatını kaybetmiyor, toplum sağlığını da kaybediyor gelecekte.

Bu umutsuzluk ve karamsarlık sonucunda sadece intihara kalkışmıyor insanlar, ülkeyi de terk ediyorlar; büyük bir göç var, beyin göçü ve sermaye göçü. New World Wealth raporuna göre son üç yılda 13 bin milyoner ülkeyi terk etti. Bu rakamın 12 bini son iki yılda başka ülkelere göç etti. Bunun sebebi, yine, geleceğe dair umutsuzluk.

Sonuç olarak, ülkemizde farklı gerekçelerle her yıl 10 binlerce kişi intihar girişiminde bulunmakta. Bugüne kadar muhalefet olarak ülkenin yaşadığı sorunlarla ilgili verdiğimiz araştırma önergelerini reddettiniz. Terör, çevre, kadın sorunları, gençlik sorunları, esnafın sorunları, uyuşturucu sorunu, tarım sorunu, ÖSYM gibi birçok konuda bunları reddettiniz. Ülkenin içinde bulunduğu durum, tüketime dayalı ekonomi politikalarınız gelecekte çocukların iş bulma umudunu da karartıyor. Bu araştırma önergesiyle sizlere “Gelin, ülkemizde sürekli artan intihar vakalarını birlikte araştıralım.” diyoruz. Bu konu hepimizin sorunu, çözüm bulmak da siyasetçiler olarak bizim görevimiz. Kutuplaştırma ve gerginlik siyaseti ülkemizin huzurunu kaybettirdi. Gelecekte daha çok genç hayatını kaybetmeden bu soruna çözüm bulmaya davet ediyorum sizleri.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplum sağlığını ve huzurunu etkileyen intihar sorunu hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım.

Hâlihazırda, insanları intihara sürükleyen uyuşturucu ve bağımlılıkla mücadele konusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önergeye istinaden şu anda Meclis araştırma komisyonunda da çalışmalarımız devam ediyor.

Muhterem vatandaşlar, milletvekilleri olarak Türk milletinin huzuru ve refahı için bu sıralarda oturuyoruz. İntihar, günümüzde modern toplumların bir sorunu, doğal olarak ülkemiz de bu sıkıntıyı yaşıyor. Yapılan araştırmalar, intihara teşebbüs eden vatandaşlarımızın çeşitli olaylar sonucu gelişen depresyon nedeniyle bu yola girdiğini ortaya koyuyor. TÜİK verilerine göre, ölümle sonuçlanan intihar vakalarının sayısı 2014’te 3.169 iken 2015 yılında 3.211 kişi intihar etmek suretiyle aramızdan ayrılmıştır. Bir kardeşimizi bile intihardan kurtarmak mümkün olacaksa devlet olarak tüm imkânlar seferber edilmelidir.

Gençlerimizin sorunlarını çözerken ailelere, psikologlara ve milletimize de büyük sorumluluk düşmektedir. Çocukluktan itibaren verilecek etkili iletişim teknikleri eğitimleriyle stresle başa çıkabilen ve gerektiğinde “Hayır.” diyebilen bir nesil oluşturabiliriz. Bu eğitimler neticesinde çocuklarımız ve gençlerimiz ruhsal sıkıntı anlarında sorunlarını iletişim kurarak çözebilir bir kapasiteye ulaşabilir. Etkili iletişim yöntemleriyle birçok sorunun üstesinden gelebiliriz. Çok zor bir günün akşamında hayatını sona erdirmek üzere olan bir kişiyi belki sıcak bir “merhaba”yla veya hayatın kısa bir sohbetiyle hayata bağlamak mümkün olabilir.

Bu aşamada, vatandaşlarımızın ve toplumumuzun ruh sağlığını korumak üzere Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir yasa önerimiz var. Ruh sağlığını korumak üzere oluşturulan bu kanun teklifi için Aydın Milletvekilimiz Sayın Deniz Depboylu’ya müteşekkiriz. Bu kanun teklifini kısa sürede Sağlık Komisyonundan da geçirerek Türk milletinin huzuruna getirmek istiyoruz. Bunun haricinde, toplum sağlığını korumak için Milliyetçi Hareket Partisi olarak sosyal, kültürel ve sportif etkinlikleri artıracak politikalarımız olduğunu da ifade etmek istiyorum. Tabii, bu kadar kısa bir süre içerisinde bu politikalarımızın içerisindeki detayları sizlere sunmak mümkün değil ancak istediğiniz takdirde, rahatlıkla bunu seçim beyannamelerimizde, internet sayfalarımızda, resmî sayfalarımızda görebilirsiniz ve zamanı gelince de tek tek bu açıklamaları sizlere sunmaktan büyük bir memnuniyet duyacağız.

Ayrıca başta gençlerimiz olmak üzere özellikle işsizlik sorununu bitirmek ve gelir dağılımındaki adaleti tesis etmek istiyoruz. Bunun için de gerekli tüm politikaları daha önce de sunduk ve sunmaya devam edeceğiz.

Hepinizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan Değerli milletvekilleri; Dünya Sağlık Örgütünün birtakım verileri burada paylaşıldı ve Türkiye’deki veriler de çok ürkütücü. Ve bu ürkütmesinin dışında da bunu izleme, bunu sahiplenme, buna çözüm bulabilme konusundaki bu mevcut durum bence bir o kadar da ürkütücüdür. Çünkü buna sahip çıkma mekanizmasının iktidar olduğunun ve iktidarın da buna yönelik bir çözüm üzerinden dinlemesi ve nasıl çözebiliriz üzerinden ortaklaşması gereken bir sorumluluğa sahip olduğunun tekrar altını çizerek konuşmama başlamak istiyorum.

Evet, 3 milyon 260 bin kişinin depresyon tedavisi gördüğü söyleniyor ama bu başvuruda bulunan kişi sayısı ama bir de milyonlarca kişi başvuru yapmamış durumda. Uyuşturucuya baktığınızda son altı yılda 17 kat artmış olan bir uyuşturucu oranıyla karşı karşıyayız ve işsizlik son derece artmış durumda. İnsanlar ciddi anlamda madde bağımlılığına, uyuşturucu madde bağımlılığına çok fazlasıyla bulaşmış bir durumda ve buna dair yaptırım araçlarına baktığınızda da maalesef çok yetersiz, eksik ve özensiz bir yaklaşımla yine karşı karşıyayız. Bu durum uyuşturucu bağımlılığı uzun süredir var ama özellikle son dört beş yılda çok yüksek bir orana çıktı. Ben Diyarbakır kenti vekili olmam sebebiyle de uyuşturucu bağımlılığı çok fazla artmış, buna karşı ne yapılabilir diye burada defalarca söyledim. ısrarla söyledim ama ne yazık ki yine bir cevap almış değilim.

Bunları söyleyerek ve sonuçları üzerinden gitmeyip biraz nedenlerini tartışabilirsek belki biz bazı konularda çözüm bulabiliriz ama nedenlerini tartışırsak birtakım hakikatlerle yüz yüze geleceğimiz için muhtemelen o yüzleşmeden korkan ve yüzleşmeden imtina eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunu da söyleyerek şu anda Diyarbakır’dan biraz bahsetmek istiyorum. Arkadaşlar, Diyarbakır’da özellikle bazı il ve ilçe örgütlerimizin olduğu yerlerde, sokağa çıkma yasaklarının bulunduğu ilçelerde çok fazla uyuşturucu bağımlılığı var ve bu uyuşturucular da emniyetin bulunduğu alanlarda ve okulların hemen önünde “torbacılar” diye tariflenen insanlar tarafından satılıyor. Emniyete bahsedildiğinde, çağrı yapıldığında geliyor, hemen adli bir vaka gibi görüp devamında gidiyor. Hâlbuki emniyet de çok iyi biliyor nerede satılıyor, kim satıyor, nasıl oluyor ama buna karşı yeterli düzeyde önlem alınmıyor. Çünkü, emniyete verilen görev ve sorumluluk daha çok Halkların Demokratik Partisi, Demokratik Bölgeler Partisi ve muhalefet neler yapıyor, demokratik siyasette neler yapıyor onu takip etmekle yükümlü olduğu için uyuşturucu kullananlardan çok, bağımlılara satışından çok genel olarak asli görevini onunla götürüyor dolayısıyla asli görevinden biraz daha uzak bir yerlerde işini yapıyor. Buradan yine hatırlatalım güvenlik, kolluk güçlerine ve özellikle İçişleri Bakanlığına: Asıl sorumluluk budur. İnsanları uyuşturucu madde bağımlığına karşı nasıl bir koruma tedbiriniz var? Uyuşturucu bağımlığına karşı ne geliştirdiniz? Yani özellikle sosyal mekanizmalar ne kadar yaygın? Bunu cemaatler üzerinden lütfen tartışmaya açmayın, Diyanet üzerinden asla tartışmaya açmayın; bu başka bir meseledir. Çünkü, uyuşturucu bağımlığı bilimsel bir bakış açısıyla mücadele edilmesi gereken bir durumdur. Tabii ki maneviyat gereklidir ama asıl bu işe bilimsel yolla bakınca biz gerçek çözümlere ulaşabiliriz. Ama, bizim maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …bakış açımız bilimsellikten uzak olduğu için biraz buna dikkat etmekte fayda var.

Ben, ısrarla altını çizerek söylüyorum: Bu işin yolu yöntemi bilimsel, nitelikli, kamusal hizmet alanlarına dönüştürmektir, bu da sosyal politikalarla olur ve bunun üzerinden yapılmış olan çalışmalar çok yetersizdir. Yapılan birtakım telkinler vardı, bu son dönemlerde Diyanetin de birtakım telkinleri var veya cemaatler üzerinden telkinler var. Lütfen ve lütfen artık bilimsel bakın, nitelikli bir çözüm üzerine tartışmaya açın, gelin bunu birlikte sorumluluk alarak çözelim ve gelin gerçekten bunu kendinize dert edinin. Uyuşturucu bağımlılığı çok ciddi bir problemdir, devasa bir sorundur ve bu devasa soruna karşı çözüm de hepimizin elindedir.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Fatma Benli konuşacaktır.

Buyurun Sayın Benli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

CHP’nin intihar vakalarına ilişkin Meclis araştırma komisyonu kurulmasına yönelik önergesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ancak, öncelikle, Meclis araştırma önergelerine ilişkin ifade etmek istediğim üzere, özellikle sosyal medya üzerinden, sanki Meclisteki milletvekilleri bu konuları önemsemiyormuş ya da ilgili bakanlıklar bu konuda çalışma yapmıyormuşçasına Meclis araştırma önergelerinin tamamının reddedildiğine ilişkin haksız bir kampanya yürütülmektedir. Özellikle de çocuk istismarına yönelik olan, ertesi gün -olması gerektiği üzere- bütün partilerin onayıyla kabul edilen Çocuk İstismarını Önleme Komisyonu kurulmamış ya da aynı şekilde yine bütün partilerin onayıyla kabul edilen Adana Aladağ’daki çocuklara ilişkin Meclis araştırma komisyonu kurulmamış, bu konuda araştırma komisyonları çalışma yapmamışçasına bir gün önce verilen önergelerin reddinden bahsedilmesi sadece AK PARTİ Hükûmetine değil bizatihi bu Meclise karşı haksızlık oluşturmaktadır.

Sonuçta, Meclis araştırma komisyonlarının kurulması gerektiği aşikârdır ancak bunun çalışma takvimiyle alakalı olduğu da önemsenmelidir. Mecliste şu an on sekiz ana komisyon bulunmaktadır, yurt dışında komisyon çalışmaları devam etmektedir, yasama çalışmaları devam etmektedir, daha önce kurulan Meclis araştırma komisyonları çalışmalarını sürdürmektedir. Bunun dışında sadece son iki sene içerisinde Mecliste komisyon kurulması teklif edilen Meclis araştırma önergesi sayısı 2.426’dır. Her bir komisyonda 15 üye bulunmaktadır. Meclis tüm yasama çalışmalarını durdursa, diğer komisyon çalışmalarına ara verse bile 2.426 tane Meclis araştırma komisyonunun çalışmasını istese de yapamayacağı aşikârdır.

Elbette ki intihar vakaları önemlidir. Sonuçta, Türkiye’deki intihar vakaları Amerika ya da Avrupa’nın çok daha altında olsa bile her bir vaka hepimizin yüreğini dağlamaktadır çünkü sadece canına kasteden kişiler için değil tüm ailesi ve tüm toplum üzerinde onulmaz yaralara sebebiyet vermektedir. Bununla ilgili Sağlık Bakanlığı çalışmalarını yürütmektedir. Özellikle intihar vakalarının önlenmesine ilişkin farkındalık eğitimleri yapılmakta, Dünya Sağlık Örgütünün bu konudaki çalışmaları yaygınlaştırılmakta, risk grupları oluşturulmakta, bu risk grupları üzerinde çalışmalar yapılmakta; öğretmenler, sağlık mensupları, cezaevi çalışanları, medya çalışanlarına yönelik çalışmalar artarak devam etmektedir. Nitekim CHP önergesi içerisinde uyuşturucu bağımlılarının üfürükçülere yönlendirilmesi ya da işsizlikle alakalı bilgilere yer verilmiştir. İşsizlik önemli bir sorundur, intihar vakalarının yüzde 1’inin sebebini oluşturmaktadır, bu nedenle Hükûmetimizin gündemindedir. Son on senede 8,5 milyon ek istihdam sağlanmıştır ama artırılması gerektiği için şu an istihdam seferberliği yapılmaktadır. Son bir yılda 1,5 milyonu aşkın istihdam sağlanmış olup bunu da devam ettirmemiz için çalışmalar yürütülmektedir.

Bir dakikanızı rica edeceğim Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Üç dakikaya oy kullanmıştınız Fatma Hanım.

FATMA BENLİ (Devamla) – Aynı şekilde önerge gerekçesinde yer alan uyuşturucuyla alakalı olarak da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – On dakikadan üçe indirdiniz. Helali hoş olsun 1 dakika da.

FATMA BENLİ (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük’te siz üç dakikaya indirdiniz yani on dakikaydı.

FATMA BENLİ (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum

Şu an önerge gerekçesinde yer alan uyuşturucu bağımlılığına ilişkin olarak da daha önce bütün milletvekillerimizin desteğiyle beraber kurulmuş olan Meclis araştırma komisyonu çalışmalarını sürdürmektedir. Uyuşturucu bağımlılığının intiharlar üzerindeki etkisi yüzde 1,5 olup buna ilişkin önlemler de zaten araştırma komisyonu içerisinde verilecektir. Bu noktada intiharların önlenmesine ilişkin bakanlıklar çalışmalarına sürdürdüğünden, uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin Meclis araştırma komisyonu bu alana ilişkin önerilerde bulunmaya devam edeceğinden, şu anki Meclis takvimi ve devam eden Meclis araştırma komisyonları yeni bir komisyon kurulmasına imkân vermediği için bu yöndeki düşüncelerimi saygılarımla Meclisimize arz ediyorum.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Öneri kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, bir saniye, şu oylamayı da yapalım, sonra size söz vereyim.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için İzmir Milletvekili Sayın Zeynep Altıok’un yerine Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Özel buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Hatip biraz önce yaptığı konuşmasında araştırma komisyonlarının reddinin toplumda yanlış anlaşılacak şekilde sosyal medya tarafında paylaşıldığı gibi ifadeler kullandı. Tabii bir tane örnek bakılabilir, öyle bir durum varsa da onun üzerine açıklık getirme ihtiyacı duyulabilir de şunu da hatırlatmak lazım: 11 kez hekime karşı şiddet önergesi reddedildi, Gaziantepli Doktor Ersin karnından bıçaklandıktan sonra kabul edildi; Soma önergesi reddedildi, faciadan sonra kabul edildi; uyuşturucuyla ilgili, bonzaiyle ilgili 8 kez reddedildi, toplumda infial yaratacak bir bonzai vakasından sonra kabul edildi. Böyle olursa, siyasetin konusudur bu, partinizin kısa muhalefet partiliği döneminde o zamanlar istismar olarak ifade edilen aşırı gensoru verme, aşırı araştırma önergesi verme ve reddedilen her araştırma önergesinden sonra basın toplantısıyla Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerinin kalabalık şekilde millete Parlamentoyu şikâyet etme geleneğini de hatırlatmak isterim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.28

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519 (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştı. Şimdi soru-cevap işlemini başlatacağız.

Sayın milletvekilleri, dünkü esasa göre sisteme sırayla giren sayın milletvekillerini ben okuyacağım, esas alacağımız liste bu.

Sırayla okuyorum: Sayın Tanal, Sayın Bektaşoğlu -sisteme girerseniz iyi olur- Sayın Balbay, Sayın İrgil, Sayın Arslan, Sayın Şimşek, Sayın Aydın, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Durmaz, Sayın Toğrul, Sayın Özdemir, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Topal sisteme böyle sırayla girmiş.

Evet, Sayın Tanal’dan başlıyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu yasa değişikliğiyle birlikte üniversitelerin hangi sorunları halledilmiş olacak, üniversitelerin hangi sorunu düzelmiş olacak?

İkinci bir sorum: Bu yasa değişikliği üniversitelerdeki kamu hizmetindeki verimi arttırabilecek mi? Hangi verimi artırabilecek?

Üçüncüsü: Yardımcı doçent kadrosundan öğretim kadrosuna geçiyor, doktor öğretim üyesi. Burada acaba özlük haklarında… Madem bu -tenzilirütbedir deriz biz- tenzilirütbenin karşılığında bilimsel, özgür bir toplumsal çalışmanın yapılması için özlük haklarını 100 TL yerine aylık 1.500 TL yapmamızın ne mahzuru var? Daha doğru, daha verimli bir çalışma olmaz mı?

Yardımcı doçent kadrosu unvanından doktor unvanına kaç kişi geçiyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çocuklara dönük kan donduran, vahşet içeren eylemler tüm yoğunluğuyla artarak devam ediyor. Geçtiğimiz hafta bu konuda yine gündem oluştu. Buna bağlı olarak da toplumsal duyarlılık ve tepkiler de arttı, Meclisimize dönük çağrılar da yapıldı; haklılar. Çocuklarımızı şiddetten, tecavüzden, tacizden, istismardan korumalıyız; çocuklarımızın erken evlenmelerine, çalıştırılmalarına, sevgisiz kalmalarına, sokaklarda büyümelerine, suç işlemelerine, mülteci olmalarına, tarikat yurtlarında yanmalarına engel olmalıyız. Onlara barınma, beslenme, sağlık, çağdaş eğitim gibi evrensel haklarını sağlamalıyız. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak alnımızın akıyla bu işlerden çıktığımızı zannediyorum. Bugüne kadar yasama faaliyetleri kapsamında üzerimize düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz yerine getirdik. Bu Mecliste bulunan her milletvekili arkadaşımızın böyle düşünmesi gerekir. Görmezden gelmekle, reddetmekle, korumakla, aklamakla bir sonuç elde edilmiyor, taraf olmalıyız. Ülkemizin bütün çocukları bizlere emanet. Hâlâ vakit geç değil. Bir an önce Mecliste hukuki düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İrgil, buyurun.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, hoş geldiniz.

Bildiğiniz gibi, bu tasarıyla birlikte doçentlikle ilgili yeni tanımlamalar geliyor. Bunlarla ilgili kamuoyunda çok sorulan sorulardan bir tanesi şu… Bunu tutanaklara geçmesi açısından size soruyorum, gerçi bürokrat arkadaşlarla görüştüm, yanıtlarımı aldım ama sizlerin de teyit etmesini bekliyorum.

Birincisi: Doçentlik unvanı alımında doçentlik unvanı ile profesörlük arasında geçen süre o unvanı alır almaz başlayacak mı?

İkincisi: Doçentlik unvanı verilen yani sözlü sınav aşamasında kalan ama eser aşamasını geçen arkadaşların, daha önce belli farklı kriterler vardı 2016 öncesi ve sonrası, 2016 öncesi ve sonrası kriterlere bakılmaksızın, girdikleri zamanın konjonktürüne göre hepsinin doçent olarak unvanı verilecek mi? Bunu eğer bugün burada tutanaklara geçersek yasanın da daha iyi anlaşılması için iyi olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Millî Eğitim Bakanına soruyorum: Bugün yardımcı doçentliğin kaldırılmasıyla ilgili olarak 519 sıra sayılı Yasa Teklifi’ni görüşüyoruz. YÖK’ten ve üniversitelerden bu konuda bir şikâyet geldi mi? Bunu niçin kaldırıyoruz? Cumhurbaşkanı istediği için mi bu yasa tasarısını görüşüyoruz ve yardımcı doçentliği kaldırıyoruz?

İki: Üniversite eğitimi giderek çöküyor. Üniversitelerin birçok bölümünden mezun olanlar işe giremiyor. Kısacası, aldıkları diplomalar işe yaramıyor. Bu bölümleri kapatmayla ilgili bir çalışma yapacak mısınız?

Üç: Atanamayan 400 bine yakın öğretmenimiz var. Buna rağmen 25 bin atama yapacağınızı söylediniz. 150 bin kadroya ihtiyacınız olduğu hâlde sözleşmeli ve ücretli öğretmen uygulamasını neden devam ettiriyorsunuz?

Bu atamaları 150 bin olarak neden düşünmüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aydın…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Bakanım, tabii konuyla alakalı değil çünkü dün bu niyetimiz gerçekleşmişti. Son günlerde kamuoyunu meşgul eden bir tartışma var. Bu, şeker fabrikalarıyla ilgili bir özelleştirme süreci. Malumunuz bu, 2011’den sonra gündeme getirilmişti. İki defa bu düşünülüp planlanıp daha sonra tekrar vazgeçildi. Gerçekten özellikle milletvekili olduğum ilimizin de güzide bir şeker fabrikası, tarihî bir miras. Malumunuz siz de Doğu Anadolu temsilcisisiniz. Bu bölgelerde devlet yatırımları kolay kolay özelleştirmede karşılık bulmuyor. Burada gerçekten birçok sektör mağdur edilecek. Gerek çalışanları, sözleşmeli, kadrolu memuru gerekse çiftçilerimiz… Zaten zor şartlarda tarım yapılıyor, şeker pancarı ekiliyor. Bu anlamda biz gerçekten bu konuda yardımlarınızı istiyoruz. Üç boyutlu bir mağduriyet yaşanmasın. Bunlardan daha önce iki defa vazgeçildiği gibi vazgeçilmesi konusunda gerekli girişimleri Hükûmetimizden talep ediyoruz.

Bütün Erzurumlular adına ben bunu ifade etmek istedim.

Saygılar sunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gençlik ve Spor Bakanlığı gençlik kampları düzenliyor. Bu kamplarda kamp lideri olarak görev almak isteyen her yıl belirli sayıda genci kamp liderliği eğitimine göndererek kamp lideri yapıyor. Kamp liderliği eğitimi alan adaylar gençlik kamplarında gençlere rol model olacaklar, aktiviteler yaptırıp bilgi ve becerilerini paylaşacaklar. Buraya kadar her şey normal.

Şimdi madalyonun diğer yüzüne bakalım. Edindiğimiz bilgilere göre bu kamp liderleri AKP’nin gençlik kolları gibi çalışıyor. Seçilen rol modeller nedense hep AKP üyelerinden oluşuyor. Örneğin Edirne Keşan ve Uzunköprü’de seçilen rol model kamp liderleri AKP gençlik kolları üyesi. Acaba tesadüf mü yoksa bu işi sadece AKP’li gençler mi becerebiliyor? İş arayan herkesi İŞKUR’a yönlendiriyorsunuz. Acaba bu kamp liderleri İŞKUR aracılığıyla mı Gençlik ve Spor Bakanlığına sözleşmeli olarak alındı, yoksa AKP dindar ve kindar gençlik yetiştirmenin bir yolunu da gençlik kamplarında mı buldu? Acaba…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Balbay, buyurun.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, açığa alınan, görevden alınan pek çok öğretmen “Hâlden anlarsınız.” deyip bize geliyor ve şunu söylüyorlar: “Açığa alındık, ihraç edildik. Ne ‘Suçlusunuz.’ diyorlar ne de ‘Suçsuzsunuz.’ diyorlar, böyle bir ara noktadayız.” Hatta dosyalar da getirdiler. “Bakanlık her şeyden önce buna bir öncelik versin, suçluysak söylesin ‘Şu nedenle suçlusunuz.’ değilsek de hakkımızı iade etsin.” diyorlar. Bunu ayrıca sizin değerlendirmenize sunuyorum.

Bir de son dönemde öne çıkan, 300 bin kadar üniversite öğrencisi “Türkiye’nin yaşadığı sorunlar nedeniyle biz okuyamadık -yani affa temelde biz de karşıyız ama- bu döneme özgü yeni bir değerlendirme yapılsın.” diyorlar. Üniversiteden değişik nedenlerle atılmış 300 bin öğrencinin terör ya da benzer suçlular dışında kalanlarının eğitim hakkının verilmesi yönünde yoğun bir talep var, bunu değerlendirmenize sunuyorum Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Şimşek, buyurun.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Silahlı Kuvvetlerde değişik sebeplerden dolayı görevlerinden ayrılan yüzlerce uzman çavuş ve astsubay mektupla bizlere başvurarak “Zamanında değişik sebeplerden ötürü Silahlı Kuvvetlerden ayrıldık ama şu anda Afrin’de kutsal bir mücadele yapılıyor, biz orada mücadele etmek istiyoruz; askerimizin, polisimizin yanında yer almak istiyoruz.” diyorlar. Bunlar, bu taleplerine Silahlı Kuvvetlerin ve Emniyet Genel Müdürlüğünün cevap vermesini gerçekten gönüllerinden istiyorlar. Bana hem isim soyad hem telefon numaralarını göndermişler. Yüzlerce uzman çavuş ve astsubay “Biz Afrin’e gitmek istiyoruz, bu mücadelede Türk Silahlı Kuvvetlerinin yanında yer almak istiyoruz.” diyorlar. Bu talebi dikkate alacağınızı umuyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmaz…

Sayın Toğrul, buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bir yasa teklifini görüşüyoruz ama şu anda üniversitelerde, yıllardır doktorasını bitirmiş, atanamayan araştırma görevlilerinin, yıllardır doçentliğini hak etmiş ve doçentliğe atanmayan doçentlerin, yıllardır doçentlik sürelerini tamamlamış ve profesörlüğe atanmayı bekleyen profesör adaylarının çok ciddi sayıda olduğunu biliyorum. Sayıyı size sormak istiyorum. Neden atamıyorlar bu insanları? Bu yasa görüşülürken bunları atamayı da düşünüyor musunuz?

Bir diğer önemli nokta: TEOG Sınavı’nı kaldırdınız. Yerine bir çember sistemi getirdiğiniz basında yer alıyor. Gittikçe bu çemberi daralttığınıza dair ifadeler var. Nedir? Gerçekten çocuklarımız liselere nasıl yerleştirilecekler? Somut bir cevap istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruları cevaplandırmak üzere sözü Millî Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz Bey’e bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, bir sayın vekilimiz şu andaki mevcut yardımcı doçent sayısını sordu. Dolayısıyla da ne kadar kimse doktor öğretim üyesi olacak? 35.995 yardımcı doçent kadrosunda görev yapan akademisyen var, bunlar yasanın çıkmasıyla birlikte “doktor öğretim üyesi” olacaklardır.

Yine Sayın Vekilimizin “Bu tasarı yasalaştığında, eser incelemesinden başarılı olanlara –mülakat da kaldırıldığına göre- başka bir işleme gerek kalmadan doçentlik unvanı verilecek mi?” diye bir sorusu vardı. Bu tasarı yasalaştığında, eser inceleme aşamasından başarılı olan adaylara Üniversitelerarası Kurulca, sözlü sınava gerek kalmadan doçentlik unvanı verilecek. Unvan alındıktan sonra da diğer süreler başlayacak.

Yine, “Eski kriterlere göre geçmiş yıllarda eser incelemesinden başarılı olup sınavda başarısız olanlar güncel doçentlik kriterlerine tabi tutulacak mı?” Hayır, böyle bir tabi tutulma da söz konusu olmayacak.

Bir başka soru da: “Üniversiteler bünyesinde görev yapmakta olan öğretim elemanlarından doktora eğitimlerini başarıyla tamamlayan ancak öğretim üyesi kadrolarına atanamayan kaç kişi var?” diyerek… Sizin sorunuz yani profesörlüğe atanan, doçentliğe atanan…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yardımcı doçent ve araştırma görevlileri…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Araştırma görevlisi 3.775 kişi, öğretim görevlisi 2.300, okutman 396, eğitim öğretim planlayıcısı 2, uzman 606, çevirici 1 olmak üzere toplam 7.080 kişi atanamamış durumdadır.

Yine, sayın vekilimiz doktor öğretim üyelerinin bu yardımcı doçentlikten buna geçmesini bir tenzilirütbe olarak değerlendi, “Özlük haklarının 100 lira arttırılması yerine 1.500 lira olsa daha iyi olmaz mı?” dedi. Biz de katılırız, daha iyi olur ama inşallah Türkiye'nin ekonomik durumu daha iyileştikçe, millî gelirini artırdıkça, millî gelirinden eğitime daha fazla kaynak ayırdıkça bunlara verdiğimiz ücretleri de daha iyi bir duruma getiririz.

Yine, Sayın Bektaşoğlu’nun… Gerçekten çocuklarımızı korumalıyız, çocuklarımızın kalacağı yerleri devlet olarak biz karşılamalıyız, pansiyonlarda biz ihtiyaçlarını gidermeliyiz, devletin dışında bir başka yere, hiç kimseye ihtiyacı olmaması lazım, biz de aynen katılıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) İnşallah gerçekten bu alanda geçmişle kıyaslayıp onu söylüyorum, birdenbire istediğimiz noktaya gelebilmek mümkün değil ama gerek pansiyon sayılarında gerekse Kredi Yurtların öğrenci sayılarında büyük bir ilerleme gösterdik. Ancak daha ihtiyaç var mı? Var. İnşallah önümüzdeki dönemde de onları halledeceğiz.

Yine, bir başka sayın vekilimiz “Ya, bunu Sayın Cumhurbaşkanı istediği için mi yapıyoruz?” diyerek… Ben gerçekten yardımcı doçent kadrosunda olanları da dinledim, onların hepsi bundan memnun, “Bizim istediğimiz talepti.” dediler ama profesörlerin ise yani bu sınavdan geçmiş olanların ise “Acaba böyle bir değişiklik yapılırsa üniversitelerde kalitede bir geriye gitme mi olur?” diye bir kaygıları var ama istisnasız hangi yardımcı doçente sorarsanız sorun, “Bu bizim talebimizdi.” diyorlar. Dolayısıyla, bu talepler milletvekili olarak bize geldiği gibi halkın oyuyla seçilen Cumhurbaşkanına da geliyor. “Herkes vatandaşın sorunlarını dile getirsin ama Cumhurbaşkanı dile getirmesin.” yaklaşımının doğru olmadığını düşünüyorum.

Yine, bir başka, 400 bin öğretmen atanması talebi var. “Siz şu anda 25 bin öğretmen ataması yapıyorsunuz, 150 bin yapın...” 150 bin yapalım ama devletin ekonomisi var. Bu ekonominin içinde hâkim ihtiyacı var, polis ihtiyacı var, hemşire ihtiyacı var, sağlıkta ihtiyacı var. Dolayısıyla da devlet olarak planlama yaparken sadece bir alanda yapsak diğer alanlarda hizmet aksayacak. İstiyoruz ki sağlıkta da hizmet aksamasın, güvenlikte de hizmet aksamasın, adalette de hizmet aksamasın, eğitimde de hizmet aksamasın.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Eğitim olmadan hiçbiri olmaz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Peki, öğretmen ataması yapmıyoruz ama dersler boş mu geçiyor? Hayır. Ne yapıyoruz? Öyle veya böyle, ücretli öğretmenlerle biz bunları gideriyoruz. Sayı gittikçe azalmış durumda, inşallah önümüzdeki dönemlerde daha da azaltacağız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 109 bin atanamayan öğretmen var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine, Sayın Aydın’ın “Şeker fabrikalarının özelleştirilmemesi... Devlet yatırımı doğuya zor gidiyor, bunlar öyle veya böyle bir şekilde doğuya gitmiş, o hâlde bu devlet yatırımları korunmalı. Bir de şeker pancarı ekenleri de koruyalım.” diye... Biz de katılıyoruz. Gerçekten, orada istihdam oluşturan, en azından oradaki çiftçinin umudu olan, nüfusu da orada tutanlardan... Zaten, bu ana kadar ertelendi, ertelenmelerinin gerekçeleri buydu. Dolayısıyla, devlet bir işi yaparken diğer sosyal projeleri de dikkate alarak bir çalışma yapıyor. Şimdiki durumda, Maliye Bakanlığımız da diğer ilgili bakanlığımız da mutlaka bu hususları dikkate alacaktır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İhaleye çıkılıyor Sayın Bakan. Neyi dikkate alacaklar? Özelleştiriyorlar.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Şeker fabrikasını on yıl... Yani orada şartları vardır, “Şu kadar çalıştırmak kaydıyla.” denilir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hayır, o kapanacak.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, belli bir süre çalıştırma süresi konulur, mecburiyette bırakılır. Alan kimse bu şartla alır ki dolayısıyla pancar eken hiçbir vatandaş mağdur edilmez.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Özelleştirilenler de kapandı.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim sayın milletvekilleri. Sayın Bakan cevap veriyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine, bir başka soru: “Gençlik ve Spor Bakanlığı gençlik kampları düzenliyor. Bu gençlik kamplarında kamp lideri olarak AK PARTİ gençlik kolları üyeleri mi seçiliyor?” denildi. Ben, kamuda görev verilirken böyle hiç kimseye “Herhangi bir partiye üye midir, değil midir?” diye sorulduğunu düşünmüyorum. Bunu canıgönülden söylüyorum.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Yapmayın ya.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, hep öyle sanılır ama bak, en çok kamu görevlisi alan benim. İşte, 20 bin-25 bin öğretmen alıyorum.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Siz değil, şahsınız değil, maiyetinizdekiler.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Buradaki kardeşlerimden “Girerken partiden de bir kayıt getirin.” diye hiç kimse bir şey demez, onu söyleyeyim.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Yapmayın lütfen.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – İsimlerini veririz, isimlerini.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bakın, şunu söylemek isterim: Başarısızlık sürdürülebilir değil. Sizin dükkânınız olsun, eğer kardeşiniz dükkânınızı batıracaksa, iflasa götürecekse kardeşinize bile dükkânınızı teslim etmezsiniz, “Teşekkür ederim kardeşim, siz durun. İhtiyacın neyse ben karşılayayım.” dersiniz ama dükkânı veya işletmeyi ehil adama verirsiniz, liyakatli adama verirsiniz.

MURAT EMİR (Ankara) – FET֒ye teslim ederken neredeydiniz? FET֒ye siz teslim ettiniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Türkiye’nin bugün geldiği durumlar da geçmişe kıyasla daha liyakatli, daha ehliyetli kimselerle ülkenin yönetildiğini gösteriyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bakanım, size ben mülakatları dinlettim, ses kayıtlarını dinlettim mülakatlardaki.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ne diyelim? Ama milletimiz görüyor.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Biliyor da sesini çıkarmıyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bir başka, Sayın Balbay’ın sorusundaydı, görevden alınan veya ihraç edilen kimselerden… Biz Bakanlık olarak gerçekten en büyük hassasiyeti gösteriyoruz. Şu anda Bakanlığımız tarafından açığa alınmış yaklaşık 500 civarında -biraz aşağıda, biraz yukarıda- öğretmenimiz var. Arkadaşlarımıza “Lütfen bunları bir an önce tamamlayalım.” dedik. Tamamlıyoruz da birisi mahkemedeyken bir itirafta bulunuyor, mahkemedeyken “Ben vardım ama benim yanımda bu da vardı.” diyor, böyle durumlar…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İhraçlar ne kadar Sayın Bakan, ihraçlar?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Ancak bunun dışında valilikler tarafından da -yani Bakanlığımız tarafından değil- açığa alınmış 3 bine yakın öğretmenimiz var; öğretmenler için söylüyorum. Dolayısıyla, İçişleri Bakanımızdan rica ettim: “Lütfen valiliklerimize talimat verelim bu öğretmenlerle ilgili, açıkta kalmasınlar. Yani ne düşünüyorlarsa, olabilir, kamudan ilişkinin kesilmesinin kamuya daha uygun olduğunu değerlendiriyorlarsa bunu bize bildirsinler, sürüncemede kalmasın. Yok, eğer ki bu kimselerin kamuda çalışması kamu hizmetinin görülmesinde bir sakıncası yoktur diye bir görüşe varırlarsa bize bildirsinler ki hem açıkta olan öğretmene ücret ödüyoruz, üçte 2’sini ödüyoruz maaşının hem de öğretmen olmadığı için yerine bir de ücretli öğretmen görevlendiriyoruz.” Dolayısıyla da biz mümkün olduğu kadar bir çalışma yaptık Bakanlık bünyesinde, inşallah valiliklerimizin çalışması da neticelendiğinde… Bunlar sonuçta bizim vatandaşımız, öyle veya böyle, ister suçlu ister suçsuz yine bizim vatandaşımız, hakkını hukukunu bizim korumamız gerekir diye düşünüyorum ama İçişleri Bakanlığıyla ortak çalışmamız gerekir diye de düşünüyorum.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakan, siz soruşturma yapıyor musunuz bunlarla ilgili?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz yapıyoruz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başkasına bırakarak olmaz ki. Hiçbir talep olmadığı hâlde görevden alınan insanlar var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, yok, biz gerçekten yapıyoruz. Dolayısıyla kanun hükmünde kararname ekine koyarak ihraç ettiklerim Olağanüstü Hâl İnceleme Komisyonuna gidiyor. Oraya gidip de geri dönenler de var, gerçekten var. Yani arkadaşlara sordum: “Dönenler niye döndüler?” Sordukları soru şu… “Efendim, sosyal çevre araştırması yapmıştık. Bir şekilde olağanüstü hâl kuruluyor. Yani biz biliyoruz, bu böyledir ama…” denildi. Öyle denildiyse sanki ilk anda, darbenin olduğu zaman bir tsunami vardı, devletin bir tepki göstermesi normaldi ancak süre geçtikten sonra Komisyon diyor ki: “Sizin böyle bir düşünceniz, inancınız, bunların kamuya…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Cümlemi tamamlayacağım Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Açığa alınması gerekmez.” diyor. Dolayısıyla gerek yargı yolu açıldı gerek olağanüstü hâl işlemleri açıldı. İnşallah, bize yargı ne talimat verirse gereğini yerine getiririz. Hukuk devleti olmanın gereği de budur.

Yine, Sayın Balbay “Üniversite öğrencileri için bir af düşünülüyor mu?” dedi. Bu an için biz bir af düşünmüyoruz.

Yine, uzman çavuş ve astsubaylar ayrıldı. Bunlardan tekrar kamuya dönmek isteyenler… Millî Savunma Bakanlığımız -geçmiş dönemlerden biliyorum- en azından o yapının zorlamasıyla kurumlardan ayrılanların tekrar dönmesi için bir hak verdi, sınavlara girme hakkı. Dolayısıyla ben de katılırım bu fikre. Bunu hem İçişleri Bakanımıza hem de Savunma Bakanımıza aynen ileteceğim diyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir’e de bir söz vereceğimi söylemiştim ama Sayın Özdemir, sıra da sizdeydi zaten.

Buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Evet, teşekkür ederim.

Soru-cevap kısmında süre kalmamıştı, tekrar söz hakkı verdiğiniz için teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türk Eğitim Derneğinin, düşünce kuruluşunun 2017 Eğitim Değerlendirme Raporu yayınlandı, siz de muhtemelen takip ettiniz. Burada önemli tespitler var tabii ki eğitim sistemindeki sorunlarla ilgili. Özellikle, açık öğretim liselerine kayıtlı öğrenci sayısının son beş yılda yüzde 65 arttığını ve lise çağında 100 gençten 18’inin okul dışında olması… Bu konu üzerinde özel bir çalışma yapılacak mı, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir de çok geç yayınlanmasına rağmen, sizin döneminizde yayınlanan Öğretmen Strateji Belgesi’nde, Sayın Bakan, burada önemli tespitler vardı, öğretmenlerimizin çalışma koşulları ve şartlarıyla ilgili somut tespitler vardı, özellikle eğitim fakültelerinin niteliğinin artırılması noktasında. Bu konuda da Strateji Belgesi’nin yayınlanmasından itibaren bir çalışma yapıldı mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, bitirelim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Öncelikle Strateji Belgesi, gerçekten, uzun yılların bir çalışmasıydı, daha sonra Yüksek Planlama Kurulu tarafından onaylanıp Resmî Gazete’de yayınlandı. Burada amaç şu: Doğru kimseleri öğretmen olarak almak. Aldığımız kimseleri hizmet içi eğitimle en üst seviyeye getirmek ve öğretmenin toplum içindeki algısını daha iyi hâle getirmek ki yani öğretmenlik mesleği daha çok talep edilsin diyerek üç ana ayak üzerine oturuyor ve bunun içerisinde öğretmen performans değerlendirmesi de var. Yine, eğitim fakültelerini de -tabii sadece değil- hem öğretmenler seçecek hem de eskiden ilk 700 binin, ilk 800 binin içerisine girip de eğitim fakültelerini seçebilmek mümkünken bu yıl –Yükseköğretim Kurulumuz geçen yıl başlattı, ilk uygulaması geçen yıldı- 240 binin arasına girenler ancak eğitim fakültelerini tercih edebilecek. Bu yıl da yine 240 bin barajıyla gideceğiz. Önümüzdeki döneme bakacağız ki burada daha iyileştirmeler varsa onu yapacağız.

Bir başka konu, öğrencilerin -eğitim görürken okulla birlikte, öğrenciyle birlikte- pratiğini artırmak için eğitim fakülteleriyle iş birliğini artıracağız. Tabii, hizmet içi öğretmen akademisyenimiz de var, her bir öğretmen eğitim merkezimizi bir ihtisas alanına çevirerek öğretmenlerimizi hizmet içi eğitimle daha üst seviyeye çıkartalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Genel söz: Hiçbir eğitimin kalitesi öğretmenin kalitesinden daha yüksek değildir. Öğretmenimizin kalitesini ne kadar artırırsak eğitimin kalitesi de o kadar artacaktır.

Ben tekrar teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Oylamadan önce bir yoklama talebi var, önce bu işlemi gerçekleştireceğim.

Sayın Gürer, Sayın Özel, Sayın İrgil, Sayın Sındır, Sayın Tanal, Sayın Engin, Sayın Zeybek, Sayın Tuncer, Sayın Akın, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Arslan, Sayın Durmaz, Sayın Şeker, Sayın Emir, Sayın Akyıldız, Sayın Akaydın, Sayın Balbay, Sayın Köksal, Sayın Özdemir, Sayın Gündoğdu, Sayın Ertem, Sayın Nurlu, Sayın Köksal.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesine ilişkin oylamadan önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 19’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’a aittir.

Sayın Balbay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Balbay, süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; Türk Hava Kurumu Üniversitesi, Türkiye'nin gerçekten geleceğe dönük en önemli üniversitelerinden biri. Pek çok kişi de yılda 45 bin lira parayı ayırıp, ailesinin birikimini buraya aktarıp bu üniversiteye gittiler. Çok güzel bir başlangıç oldu ve bugün Türk Hava Kurumu Üniversitesinde, sayın milletvekilleri, yüzlerce öğrenci mezuniyet bekliyor. Neden mezuniyet bekliyor? Çünkü Türk Hava Kurumu Üniversitesinin pilot kapasitesi 50 kişiyken 150 kişi alınmış. Dördüncü yıla gelen, gerekli uçuş süresince uçacak pilot bulamayınca, kendisini eğitecek pilot bulamayınca bekliyor. İki yıldır, üç yıldır mezuniyet bekleyen öğrenciler var. Türk Hava Kurumu Üniversitesi mükemmel. 100 üzerinden en az 90. Her şey tamam, pilot noksan.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan; Hükûmetin pek çok uygulaması bu şekilde. Gerçekten toplumu çeken, “Önemlidir, sonuç verecek.” denilen bir adım atılıyor ama bunun öteki aşamaları, genel planlaması yapılmıyor. Eğitim en az yirmi halkalı bir zincir. Bu zincirin bütün bölümleri sağlam olsa bile, bir halka çürük olsa çektiğinizde oradan kopuyor. Bunu eleştirince de artık Hükûmet “Bu muhalefet, efendim, hamama gider kurna beğenmez, düğüne gider zurna beğenmez. İşte yaptık, sadece bir eksik var, onu eleştiriyor.” diyor. Biraz önceki Türk Hava Kurumu Üniversitesi örneğinde aktardığım gibi, eğitimin ne yazık ki pek çok halkası çürük.

Şimdi, Türk Hava Kurumunda yüzlerce öğrenci yılda 45 bin lira verip -altıncı, yedinci yılda, bazıları belki de sekizinci yılda- mezuniyet bekliyorlar. Plansızlığın ve öngörüsüzlüğün çok tipik bir örneği.

Sayın milletvekilleri, işte şu anda görüşmekte olduğumuz eğitimle ilgili yasanın yardımcı doçentlerle ilgili bölümü de buna çok benziyor. Türkiye’de 36 bin civarında yardımcı doçent var. Belli ki bunlardan 300-400’ü, en çok 500’ü hemen doçent yapılacak. Fevkalade alakaya mazhar kişiler. Bütün mesele şu: Kalan 34.500 yardımcı doçenti ne yapacağız? “Adını değiştirelim, unvanı değiştirelim, yok, aynı kalsın ama 103 lira verelim.” Şu andaki bu yasada bütün çırpınış maalesef bu yönde. Yardımcı doçentlerin çoğunun, Anadolu’da Sivas’ından İzmir’ine, İstanbul’dan Ankara’ya kadar pek çok yardımcı doçentin gözü şu anda buradan geçecek yasada. Kimi düzenlemeler gerçekten bizim de katıldığımız, akademi dünyasının isteği olan düzenlemeler. Ama ne yazık ki yardımcı doçentlerin şu andaki durumlarında geleceğe yönelik, kendilerini tam garantiye alacakları -garanti derken- önlerini görecekleri bir tablo yine noksan.

Buradan Sayın Bakana, sayın yetkililere sormak istiyorum. Siz bütün kuralları yaptınız, yaptınız, yaptınız; ardından diyorsunuz ki: “Rektör ayrı bir koşul getirebilir.” Bunun anlamı nedir? Bizim yaptığımız bütün kurallar bir kenara konur, eğer isterse rektör ona ek bir kural getirir. Sözlü kalktı mı? Rektör isterse koyar. İngilizce 45’e mi indi? Rektör isterse 65 yapar. Sayın milletvekilleri, bunun anlamı, topla, topla, topla, sıfırla çarptan başka bir şey değildir. Eğer gerçekten üniversitelerin, öğretim üyelerinin, akademi dünyasının sağlıklı bir şekilde eğitime katılmasını istiyorsanız, burada her şeyden önce bu mağduriyet duygusunu “Acaba geleceğim ne olacak? Rektör, üniversite bizimle ilgili hangi kararı verecek?” duygusunu attırmanız gerekir.

Bir ayrıntı daha var. Şu anda sözlüyü kaldırıyorsunuz, diyelim ki -ki böyle çok örnek var- bir yardımcı doçent sözlüden kalmış, onun dışındaki bütün koşulları tamam. Ama bu yasada “Bu durumda olan yardımcı doçentler doğrudan doçent olur ya da olmaz.” gibi hiçbir değerlendirme olmadığı için herkes fikir yürütüyor. Buradan, Bakandan dileğimiz, isteğimiz o ki bu konularda hiçbir soru işaretine neden olmadan eğer sözlü kalkmışsa “Bu koşullar itibarıyla sözlü kalktığı için bu kişiler doçent olabilir.” denmesi gibi net bir şey gerekiyor.

Sayın milletvekilleri, şu anda güncel konuştuğumuz yardımcı doçentlik ama yine akademi dünyasından konuşmuşken bu 8 bin civarında, Öğretim Üyesi Programı çerçevesinde, yaşları 25 ile 35 arasında değişen ve gelecek bekleyen öğretim üyelerinin yani Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı çerçevesinin içerisindeki genç akademisyenlerin durumunun bir an önce ele alınmasını ve çözümlenmesini istiyoruz. Buradaki 4 parti de bu konuyu her fırsatta dile getiriyorlar ama ne yazık ki bir çözüm yok.

Sayın Bakan, Türk Eğitim Derneğinin bu Eğitim Değerlendirme Raporu’na sizin ulaştığınızı tahmin ediyorum. Türk Eğitim Derneği, Cumhuriyet Dönemi’nde kurulmuş, eğitimin gelişmesi için siyasetin, hatta iktidarların da üstünde araştırmalar yapan, bugün de yeni yönetim kadrosuyla birlikte eğitime gerçekten katkıda bulunan bir kurum. Burada dile getirilen öylesine ciddi konular var ki. Eğitim Derneğinin uzmanları, yöneticileri bütün eleştirilerini kadifeye sarmışlar, çözüm odaklı bakmışlar. Örneğin burada da yer alan, Bakanlık rakamlarıyla birlikte verilmiş olan sadece şu rakam bile eğitimin hangi durumda olduğunu ortaya koyuyor: Şu anda lise çağındaki öğrencilerin yüzde 18’i yani lise çağındaki her 100 öğrenciden 18’i açık liseye gidiyor. Bu, okulsuz ve öğretmensiz öğrenciler demektir. Buradan nasıl bir eğitim bekliyorsunuz? Buradan mezun olan öğrencileri gelecekte nasıl bir Türkiye bekliyor, belirsiz ve bu rakamlar her yıl katlanarak artmakta sayın milletvekilleri.

Yine, eğitime yapılan yatırım artıyor, eğitime ayrılan para artıyor ama artan nüfusla birlikte sadece altyapıya yatırım yapıldığı için gerçek anlamda eğitimin kalitesinin artmasına yönelik bir yatırım ne yazık ki yok.

Başta Türk Hava Kurumundan örnek verdim. FATİH Projesi -Sayın Bakanın ayrıntılı bilgi vermesini istiyorum halk adına- başlı başına bir fiyaskodur. Daha ağır bir değerlendirme yapmaya dilim varmıyor. 2010 yılında başladınız ve şimdi diyorsunuz ki: “Biz tablet değil, dizüstü bilgisayar vereceğiz, klavyeli vereceğiz.”

Sayın milletvekilleri, sayın iktidar milletvekilleri, Sayın Bakan; siz 2010’da buna başladığınızda 10 milyon tablet dağıtacağınızı söylemiştiniz. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u iki ayda aldı, siz seksen dört aydır bu projeyi hâlâ hayata geçiremediniz. Fatih Sultan Mehmet bu süre içinde İstanbul’u 42 defa fethetmiş olurdu sayın milletvekilleri, herhâlde sizi de sopayla kovalardı diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, son bir dakikamı, güncel, tartışılmakta olan AKP-MHP ittifakı çerçevesinde bir değerlendirmeye ayırmak istiyorum. Bunun kamuoyunda da yer alan kabaca metnini okudum. Eğer okullarda gerçek anlamda ittifak yani diyalog nedir, ne değildir diye bir ders olsa, sanıyorum bunu yapanlar diyalogdan sınıfta kalırdı ve hatta samimiyetsizlikten de başka bir not alırdı. Bu mutabakatın 7, 8 maddesi YSK bağlantılı. AKP ile MHP anlaşmış ama 7, 8 maddenin içinde YSK da var. Yani bu mutabakat AKP-MHP-YSK mutabakatı olarak görünüyor ki yazık diyorum, demokrasiye yazık. Yani “Sandığa girecek oyların nasıl çıkacağına YSK karar verir.” şeklinde bir mutabakat görünüyor.

AKP-MHP-YSK mutabakatı demokrasiye hiç de hayır getirmeyecek diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Lezgin Botan’a aittir.

Sayın Botan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyuna “yardımcı doçentliğin kaldırılması” şeklinde takdim edilen 519 sıra sayılı Teklif üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP iktidarları, birkaç yıldan beri, attıkları adımlarla, her alanda adaletsizliği, kadrolaşmayı, merkezileşmeyi ve piyasalaşmayı âdeta kurumsallaştırmaya çalışıyor. Özellikle eğitime yönelik müdahaleler bilimsel ve pedagojik olmaktan uzak, siyasi kadrolaşma çabaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle şu an görüştüğümüz teklif de iyi niyetli, masum bir çalışma olarak görülmemektedir. Çünkü üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler AKP iktidarlarının hiçbir zaman gündeminde olmamıştır. Kuşkusuz üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler konusu AKP iktidarlarından önceki hükûmetler döneminde de gündeme alınmamış ve üniversiteler iktidarların müdahalelerine maruz kalmışlardır.

Üniversitelere yönelik ilk kapsamlı müdahaleler, 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren cuntacıların 6 Kasım 1981 tarihinde çıkarılan 2547 sayılı Yasa’yla Yükseköğretim Kurulu kurmalarıyla oldu. Kuruluşu döneminde YÖK’e atfedilen temel görev, asayişi sağlamak gerekçesi altında bir yandan hocaları, öğrencileri, emek hareketlerini baskılamak, diğer yandan da bilgi ve teknoloji oluşumunu, resmî ideoloji inşasını ve muhalif hareketleri kontrol ederek üniversitelerde itaat rejimini yaşama geçirmek olmuştur.

Vesayet kurumlarıyla mücadele edeceğini ifade ederek iktidar olan AKP iktidarı, 1980 askerî darbesini gerçekleştiren paşaların inşa ettiği YÖK gibi bir vesayet kurumunu kaldırmak yerine, on altı yıllık iktidarı boyunca her geçen gün daha da güçlendirmiştir. Yükseköğretimin merkezîleştirilmesi, kolay ve hızlı bir şekilde yönetilebilmesi için YÖK’ün yetkileri çıkarılan kanun, kanun hükmünde kararnameler ve yönetmeliklerle her geçen gün biraz daha artırılmıştır. Söz konusu bu teklifle de YÖK’ün yetki alanı daha genişletilmek istenmektedir.

AKP, bir yandan YÖK ile bütün üniversiteleri tek bir merkezden kontrol etmeye çalışırken, diğer taraftan süreç içerisinde üniversiteleri adım adım piyasa koşullarına açmış ve ticarileştirmiştir. Dolayısıyla AKP iktidarları döneminde üniversiteler piyasanın gereksinimleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmıştır. Bilimsel bilgi teknik bilgiye indirgenerek üniversiteler önemli ölçüde piyasa taleplerine ve AKP’nin yönetsel ticari stratejilerine bağlı hâle getirilmeye çalışılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarının diğer politikalarının temeline yerleştirdiği ve bu teklifte de açıkça ifade ettiği rekabet savunusu üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler açısından oldukça tehlikelidir. Günümüz neoliberal ekonomik sistemin sihirli kavramlarından biri de rekabettir, hem kazananları hem de kaybedenleri barındırır. Rekabetin olduğu yerde yarış vardır, bu yarışı piyasa koşulları ve gereksinimleri belirlemektedir. Piyasanın ihtiyaç duyduğu metalaşabilecek bilgiyi üretmeyen her üniversite, her bölüm, her akademisyen başarısız sayılarak itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Üniversitelerde başarısızlık, şimdilik bir kapanma anlamına gelmeyebilir fakat kaynaklardan daha küçük bir pay alma -ve bu yüzden- çalışanlar, öğrenciler için daha kötü koşullar demektir. Bu bağlamda, rekabetin kaybedenleri kimi geride kalmış üniversiteler olabileceği gibi piyasada kendine yer bulamayan sosyal ve beşerî bilim alanları da olabilmektedir. Çeşitli üniversitelerin felsefe, astroloji, antropoloji gibi bölümlerin mezunları iş bulamıyor ya da döner sermayeye para getirmiyor diye, bu gerekçelerle kapatılmak istenmektedir.

Üniversiteler, aynı zamanda demokratik öznelerin kendilerini şekillendirebilmesi, demokratik ilişki biçimlerini deneyimleyebilmesi ve iktidarın antidemokratik çirkin yüzünün teşhir edilip ona karşı eleştirel bir muhalefetin geliştirilebilmesi açısından da son derece yaşamsal, kurumsal ve siyasal bir zemindir. Fakat bu siyasal zemin AKP iktidarlarını korkutmuş olmalı ki AKP, siyasi saiklerle yükseköğretime müdahalelerine hız kazandırmıştır. AKP’nin üniversitelere yönelik siyasal müdahaleleri, bugünün üniversitesinin politik duruşunu ve dış dünyaya karşı tepki verebilecek niteliğinin bir mitos hâline gelmesini sağlamıştır.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin yükseköğretime yönelik en kapsamlı müdahalesi 15 Temmuz darbe sonrası ilan edilen OHAL rejiminde gerçekleştirilmiştir. YÖK düzeni bugün, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL, KHK rejimiyle 12 Eylüldeki kuruluş formundan da daha otoriter, muhafazakâr, piyasacı ve hukuk dışı bir kurum hâline gelmiştir. OHAL rejiminde binlerce akademisyen ihraç edilmiş, onlarca üniversite kapatılmış, disiplin yönetmeliği 12 Eylül Dönemi’nden bile daha ağır hâle getirilmiş, rektörlük seçimleri kaldırılmış, üniversite özerkliği ve akademik özgürlük ortadan kaldırılarak makbul akademiler yaratılmak istenmiştir. Bunun sonucunda, barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik cezalandırmalar idari yaptırımlarla sınırlı kalmamış, barış imzacısı akademisyenler hakkında ayrı ayrı örgüt propagandası yaptıkları gerekçesiyle yedi buçuk yıla varan hapis cezası istemiyle davalar açılmıştı. Çağdaş demokrasilerde el üstünde tutulan akademisyenlerin kapısına AKP rejiminde terörle mücadele ekipleri gönderilmiştir. Üniversite kampüsleri âdeta askerî kışlalara dönüştürülmüş, akademisyenlerin cübbeleri ayaklar altında ezilerek... Şüphesiz bu görüntü tarih boyunca AKP’nin yapmış olduğu en çirkin davranış olarak hafızalarda yer alacaktır.

Burada görüyorsunuz, akademisyenlere, akademiye, bilime, bilgi emekçilerine verdiğiniz değer işte burada, verdiğiniz kıymet Sayın Bakan burada. Umarız bir daha akademisyenlerimize karşı böyle hürmetsizlik yapılmaz.

OHAL döneminde yükseköğretime yönelik tüm bu müdahaleler üniversitelerin içini boşaltmış ve akademinin iyice çoraklaşmasına neden olmuştur. Bu müdahaleler sonucu üniversiteler bilim, sanat ve felsefe alanlarında özgürleştirilebilmek değil, aksine siyasal iktidara itaat eden, sermaye çevrelerinin ihtiyaçlarına uygun hareket etmeyi görev edinen, hakkaniyet ve liyakat ilkesini ortadan kaldırarak statüler dağıtan ve haksız zenginleşmelere kapı aralayan bir kurum hâline dönüştürülmüştür. Üniversiteler yükselen duvarları, güvenlik bariyerleri, ihraç edilen akademisyenleriyle özgür düşüncenin ve bilimin üretildiği mekânlar olmaktan çıkartılarak fikirlerin baskılandığı, biat kültürünün yerleştirilmeye çalışıldığı çorak mekânlara dönüştürülmek istenmektedir.

Kısaca, üniversitelerde bilimsel ve akademik değerler belirli siyasal amaçlar doğrultusunda kullanılmakta ve üniversitenin iç hiyerarşisi içerisinde özgür bilim, eleştirel düşünce yok edilmektedir. Aynı zamanda, kendi yandaşları dışında kalan veya muhalif kimliğiyle bilinen akademisyenler ve idari, teknik personelin özlük hakları gözetilmemekte ve bağlı bulundukları birimlerin dışında görevlendirilerek sürgün, psikolojik baskı ve hatta işine son verme gibi tehditlerle sıkça karşılaşılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YÖK bu teklifi saraydan gelen emirler doğrultusunda, kapalı kapılar ardında hazırlamıştır. Düzenlemenin muhatapları tarafından mümkün olan en geniş katılımla, kamuoyunun bilgisi dâhilince açık ve şeffaf bir şekilde yürütülmemiştir. Tüm tarafların, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, siyasilerin, eğitimcilerin görüş ve önerileri alınmamıştır. Akademilerin, bilim yuvalarının Hükûmetlerin önüne programlar koyması gerekirken bugün AKP ve saray ülkenin bütün kurumlarını çürüterek sadece bir biat alanı hâline getirmektedir. Oysa, Lima Bildirgesinde de belirtildiği üzere, üniversite bileşenleri herhangi bir ayrım yapılmaksızın devletten ya da herhangi bir kaynaktan gelebilecek müdahale veya baskı endişesi taşımadan tek tek veya toplu hâlde felsefe, sanat yapma, bilgiyi araştırma, inceleme, tartışma, belgeleme, üretme, yaratma, öğretme, anlatma, yazma yoluyla edinme, geliştirme ve yayma, iletme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Kısacası, bilimsel gelişme, sanatsal üretim, eğitimsel ilerleme, ekonomik kalkınma böyle sağlanamaz. Çünkü, insanların özgürce fikir beyan edemedikleri, üretemedikleri yerde dogmalar boy verir, biat yeşerir, ülke yandaş, yalaka takımlarının liyakatsiz yükselişine sahne olur. Bu nedenle, AKP bir an önce elini akademilerden ve kampüslerden çekmelidir. Üniversiteleri kendi siyasi emellerinin arka bahçesine çevirmek de bu ülkeye yapılabilecek en büyük zulümdür. Umuyor ve diliyoruz ki AKP ona bütün bu akıl dışı adımları attıran korkusunu yener ve bu yoldan döner.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Botan.

Şimdi, söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Mustafa İsen’e aittir.

Sayın İsen, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde AK PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değişim hayatın hemen hemen her alanında işlevini sürdüren en temel gerçeklerden birisi. Konu eğitim ve sağlık ise bu değişimin daha da kaçınılmaz olduğuna kuşku yok. İktidarların başarısı da bu değişim sürecini iyi okuyup, iyi yönlendirmeye bağlı. Bunu yapabilenler, halkımızın nezdinde de aklanarak iktidarlarını sürdürmektedirler. Gururla ifade etmek istiyorum ki AK PARTİ yaklaşık on altı yıldır milletimizin bu anlamda olumlu onayını alarak iktidarını sürdürmektedir.

AK PARTİ iktidarı döneminde dinamik konumuyla eğitim hep en önemli konumuz oldu, yatırımlarımızda önceliği ona verdik, baştan itibaren mesaimizin büyük bölümünü de bu uğurda harcadık. Şunu ifade etmek isterim ki bu alanda elde edilecek başarı ufuk çizgisi metaforu gibidir, yani ne yaparsanız yapın neticede yeni sorunlar ve yeni imkânlar karşınızda olmaya devam edecektir. Asıl olan iyi niyetle bunların üstesinden gelmeye niyetli olmaktır. Çok şükür ki AK PARTİ kadroları da her daim bu gayretin içinde oldular. Bugün geldiğimiz noktada okul öncesi hariç nicelik açısından iyi bir noktadayız.

Çeşitli vesilelerle eğitimin her kademesindeki başarılar buralarda zaman zaman ifade edildi. Ben size hem genel çerçevede hem de milletvekili olduğum Sakarya ilindeki üniversiteden birkaç örnek vermek istiyorum: İktidara geldiğimizde 73 olan üniversite sayısı, şu anda 187’dir. Bugün Türkiye'nin her vilayetinde üniversitemiz var, daha önemlisi bugün Anadolu şehirlerini ziyaret ettiğiniz zaman buralarda en görünür inşa alanları, en görünür mimari alanlar üniversite sahalarıdır. Gidin Erzurum’a, gidin Tokat’a, gidin Sakarya’ya, gidin Konya’ya, buralarda gerçekten son derece mamur, son derece güzel inşa edilmiş üniversite kampüsleriyle karşılaşılacaksınız.

Merhum Nurettin Topçu’nun bir sözünü hatırlatmak isterim: “Üniversite profesörlerimiz köy çocuklarını okutmaya başladıkları zaman memleket kurtulacaktır.” demektedir. Elbette bu işlem bizimle başlamadı ama bizimle çok arttı.

2017 Dünya Ekonomik Forumu Raporu’na göre, Türkiye, 137 ülke arasında yükseköğretime erişim oranında dünyada 2’nci sırada yer almaktadır. 2002 yılında üniversitelerde okuyan öğrenci sayısı 1 milyon 500 binlerde iken 2018 yılı itibarıyla 7 milyon 600 binlere ulaşmıştır bu rakam. 2002 yılında öğretim üyesi sayısı 26.525 iken 2018 yılında yaklaşık 3 kat artarak 75.201 olmuştur. Yine 2002 yılında öğretim elemanı sayısı 70.012 iken 2018 yılında 155.305 rakamına ulaşılmıştır.

Bir üniversitenin kalitesini artıran en önemli göstergelerden biri barındırdığı yabancı öğrenci ve yabancı öğretim üyesi sayısıdır. Vereceğim rakamlara dikkat etmenizi istirham ediyorum. 2002 yılında yabancı uyruklu toplam öğrenci sayısı 10.898 iken bugün itibarıyla 123.157 rakamından söz ediyoruz yani yaklaşık 12 katlık bir büyümeden. Bu da Türkiye’nin son yıllarda eğitim alanında da bir cazibe merkezi olduğunun göstergesidir.

Küreselleşmenin bir yansıması olarak Türk yükseköğretimi bu dönemde Erasmus, Mevlâna ve Farabi gibi programlara da katılmış ve 150 bin civarında öğrenci bunlardan yararlanmıştır.

Memleketim olan milletvekili olduğum Sakarya’daki Sakarya Üniversitesinde 2002 yılında bir tek yabancı öğrenci bulunmamaktaydı. 2018 yılında ise 3.369 yabancı öğrenci burada eğitim görmektedir. Bunlar sadece lisans öğrencisi de değil, içlerinde ciddi miktarda lisans üstü eğitim yapan öğrenci mevcut. Ayrıca Sakarya Üniversitesi, Avrupa Kalite Ödülü’ne layık görülmüş Türkiye’deki tek üniversitedir.

Ülkemizde 2002 yılında yabancı uyruklu öğretim elemanı sayısı 897 iken 2018’de 3.061’dir. Elbette bu rakamları daha da artırmak elimizdedir ve beklentimizdir. Bunların ötesinde, yabancı birimlerle imzalanan ortak eğitim protokolü sayısı 207’dir. Bunlarla kalite güvencesi ve ortak diploma programları konusunda anlaşmalar yapılmış, özellikle Türk ve İslam dünyası üniversiteleriyle yakınlaşmalar sağlanmıştır.

Şimdi sıra işin nitelik boyutuna gelmiştir. Bu konuda da tam bağımsız çalışacak bir Yüksek Öğretim Kalite Kurulu kuruldu ve çalışmaya başladı. Değerli arkadaşlar, bunu çok önemli buluyorum; gerçekten, nicelik açısından aştığımız sorunları bütünüyle nitelik açısından da aştığımızı söyleyemeyiz ama bu konuda aşılması gereken merhaleler katedilmiştir ve bu kurul bu yıldan itibaren çalışmalarını başarılı bir biçimde sürdürecektir.

Yükseköğretim, Türkiye’de genellikle standart bir görüntü arz etmekteydi. Yeni dönemde bir misyon farklılaşmasına gidilmiş ve bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler ile araştırma ağırlıklı üniversiteler belirlenmiş ve bunlar da kendi içlerinde bir yarışa sokularak bir rekabet ortamı oluşturulmuştur. Burada dereceye girdiği andan itibaren bir üniversitenin kalması mümkün değildir. Ertesi yıl ortaya çıkabilecek kriterlerle bunların yerini yeni üniversiteler alabilecektir.

Doktoralı, nitelikli insan kaynağının artırılması amacıyla öncelikli alanlar belirlenmiş ve bunun için 2 bin doktora kontenjanı sağlanmıştır.

Meslek yüksekokulları, kurulduğu günden beri Türkiye’de amaçlanan hedefe ulaşmış okullar değildir. Şimdi bunların iyileştirilmesi noktasında da yeniden bir eylem planı başlatılmış ve yeni adımlar atılmıştır.

Lisans ve lisansüstü bursların ücretleri artırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, yeni ihtiyaçlara bağlı olarak huzurunuza getirdiğimiz yasayla doktora öğretim üyesi ve doçentlik süreciyle ilgili yeni düzenlemeler amaçlanmaktadır. Bu çerçevede öğretim elemanlarının hizmet gücünden verimli bir şekilde faydalanabilmek için düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu teklifle yardımcı doçentlik kadrosu kaldırılarak yerine doktora öğretim üyesi kadrosunun getirilmesi ve bu kadroya atanma şartıyla buralarda görev yapacak öğretim üyelerinin mali haklarının iyileştirilmesi, öğretim elemanları kadrolarında sadeleştirmeye gidilerek okutman ile öğretim yardımcıları kadrolarının kaldırılması ve okutman ile uzman çevirici ve eğitim öğretim planlamacısı kadrolarında bulunanların öğretim görevlisi kadrolarına atanması, doktor unvanına sahip araştırma görevlilerinin ders verebilmesi teklif edilmektedir. Bu bağlamda, doçentlik merkezî yabancı dil sınavında değişiklik yapılmakta, daha önemlisi subjektif değerlendirmelere konu olduğu düşüncesiyle doçentlik mülakat sınavları kaldırılmaktadır.

Getirilen değişikliklerden biri de artan üniversite sayılarıyla çalışamaz hâle gelen Üniversitelerarası Kurulun yeni bir modellemeyle daha aktif hâle dönüştürülme teklifidir. Bu gerçekten önemli arkadaşlar. 27 üniversite esasına göre yapılandırılmış Üniversitelerarası Kurul üniversitelerin oldukça önemli kararlarının alındığı bir merkezdir. Buraya rektörler ve rektör yardımcıları katılır. Dolayısıyla her üniversiteden 2 kişinin katılmasıyla 187’ye ulaşan üniversite sayısının neredeyse karar alamaz bir noktaya taşınması karşısında bu karar getirilmiş ve işleri çok kolaylaştıracak bir noktaya taşınmıştır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu kanun değişikliğiyle akademik yükseltmelerde daha şeffaf ve sorunları giderici, üniversiteleri karar alma süreçlerinde daha öne çıkaran ve onların kendi markalarını oluşturmaya ve sistemde çeşitliliğe imkân tanıyan düzenlemeler amaçlanmaktadır. Bütün bu çabalar ülkemizdeki üniversiteleri kalite bakımından daha iyi hâle getirmek, gelişmiş ülkelerle rekabet edebilir kurumlara dönüştürmek içindir. Şuna samimiyetle inanıyoruz: Bir ülke teknoloji transfer ederek büyük devlet olamaz. Bütün çabamız bunun içindir. Memnuniyetle belirtmek gerekir ki son yıllarda başta savunma sanayi olmak üzere bu alanda da önemli gelişmelere tanıklık ediyoruz.

Bu düzenlemenin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Sayın Aydın, sizin şahıslar adına da söz talebiniz var. Dolayısıyla, bir de son konuşmacı olduğunuz için birleştiriyorum, on beş dakika süreniz var.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına birinci bölüm üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, malumunuz, 80 milyonun üzerinde, genç ve dinamik bir nüfusa sahibiz. Dolayısıyla bunu iki türlü yorumlayabiliriz: Gerçekten bu genç ve dinamik nüfusu insan kaynağına, verimli bir insan kaynağına dönüştürmeyi başarabilirsek bu ülkemiz adına, geleceğimiz adına mutlu edici bir haber olur. Ama Allah korusun, aynı zamanda bir o kadar da riski var, eğer bu genç ve dinamik kaynağı yeterince verimli bir insan kaynağına dönüştüremezsek -bugün zaman zaman sıkıntılara hep birlikte tanıklık etmekteyiz- birtakım kötü oluşumlara, gelişimlere de tanıklık etmekten uzak kalamayız.

Şimdi, dolayısıyla bu bağlamda en büyük yatırımın insana yapılması gerçeği artık dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir. Gerçekten gelecek kuşakları düşünüyorsak en büyük yatırımı insana yapmalıyız. Bugün özellikle eğitim bağlamlı, eğitimin son halkası diyebileceğimiz üniversitelerle ilgili, yükseköğrenimle ilgili birtakım kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle ilgili görüşmelerde bulunuyoruz. Bence aslında birçok alanda olduğu gibi ama eğitimde hiçbir zaman ihmal edilmeyecek bir gerçek var; bir bütünlük arz etmesinde yarar var, eğitimi bir bütünlük olarak ele almalıyız. Yani efendim, onun için atasözlerimiz çok manidardır, “beşikten mezara” diye bir kavram vardır; Batılı, Avrupa Üniversiteler Birliği bunu “yaşam boyu öğrenme” şeklinde telakki etmiştir. Dolayısıyla biz eğitimi birbirinden halkaları kopararak bağımsız düşünmek durumunda değiliz. Yani okul öncesi eğitimiyle, ilköğretimiyle, ortaöğretimiyle ve yükseköğretimiyle bir bütünlük arz etmesinde yarar vardır. Bunu niye söylüyorum? Çünkü bunu söylememdeki amaç, eğer aşağıdan sağlıklı bir yapılanma gelmiyorsa siz ne kadar idealize edilmiş, ne kadar yüksek ilkelere konuşlandırılmış bir yükseköğrenim düzenleseniz de sağlıklı bir sonuç alamazsınız. O zaman radikal değişikliklerden ziyade, bakın, gerçekten bu konularda başarı katetmiş ülkelere baktığımızda, sistemlerine baktığımızda reforma tabi tuttukları eğitim sistemlerinde özellikle köklü değişikliklerden ziyade tadilata, düzenlemelere, gelişmelere açık birtakım adımların atıldığına tanıklık etmekteyiz. O zaman niye bunu söylüyoruz? Çünkü gerçekten süreklilik arz eder. Süreklilik de en kötü bir sistemi dahi zamanla törpüler, biçimlendirir ve sürekliliğin katkısıyla olumlu hâle getirir. Ama en idealize ettiğiniz bir sistemi sürekli kesintiye uğratırsanız inanın ne kadar ideal olursa olsun kuşaklar arası bir kopukluğa neden olacağı için bu da en ideal olsa dahi bir başarısızlık ortaya çıkarabilir.

Efendim, şimdi, evet, bizim genç cumhuriyetle eş değer bir üniversitelileşme sürecimiz var kurumsal olarak söylediğimizde. 1933’lerde başlayan bu üniversitelileşme süreci 1980’lerden sonra YÖK’le beraber daha farklı bir yapıya büründürüldü. Şimdi, burada söz konusu olan, tabii genelde bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ilgilendirmesine rağmen özelde özellikle 7 milyon 700 bin öğrencisi olan, 150 bin civarında öğretim elemanı olan bir camiadan bahsediyoruz, bir o kadar da üniversitelerimizde idari kadrolarımız var. Şimdi, bunlarla ilgili tabii maddelere geçmeden önce özellikle bu üniversitelerimizdeki artan sayıya bir iki noktayla değinmek istiyorum. Evet, bizden önceki konuşmacılarımız da kısmen değindiler. Artık kemiyet noktasında birtakım atılımlar yapıldı. Evet, sayısal artışlarımız var, gerçekten açılan birçok üniversitemiz var, açılan yüksekokullarımız var, fakültelerimiz var. Evet, bunlar sevindirici ama bir taraftan kemiyeti artırırken, niceliği artırırken odaklanmamız gereken aynı zamanda çok önemli bir şey niteliktir, yani keyfiyettir. Dolayısıyla kaliteye de odaklanıp bundan sonra inşallah verimli bir insan kaynağı oluşturma noktasında özellikle başarı elde etmek adına diyoruz.

Şimdi, niye bunları söylüyoruz? Çünkü kötü tecrübelerimiz var. Bir arkadaşımızın kendi ifadesi ki gerçekten söylenilmeye değer bulduğum için kullanmak istiyorum. Dedi ki: “Hocam, üç evladım var, üçü de farklı sistemde okudular ve birbirlerinden kopuklar.”

Şimdi, bakın, hangi sistemi idealize ederseniz edin, biraz önce de belirttim, ne olur, sistemde istikrar çok önemli. Aksayan yönler, sıkıntılı kısımları değiştirilebilir, dönüştürülebilir ama bir sistemi herhangi bir nüanstan dolayı baştan silip yeni bir sistem idame ettirmek çok yerinde bir karar olmasa gerek.

Saygıdeğer milletvekilleri, şimdi çok önemli bir konuyu görüşüyoruz. Biz üniversitelerimizi… Elbette ki birtakım sıkıntıları var, onları gündeme getireceğiz, şu ana kadar da getirildi; eksikler var ama şüpheyi esas kılmayalım. Burada gerçekten çok önemli bir camiayla ilgili birtakım meseleleri görüşüyoruz çünkü ilim yuvalarından bahsediyoruz. Malumunuz, “İlim kendin bilmektir.” Kendini bilen insanların yoğunlukta olduğu ya da kendini bilmeye namzet 7 milyon 700 bin civarındaki genç kardeşimizin muhatap edildiği bir yapıyla ilgili konuşuyoruz. Dolayısıyla elbette ki olumsuzlukları çoklukla söyleyeceğiz, birazdan sıralayacağız ama bütüncül bir şekilde, bir tümel anlamda, çoktancı bir zihniyetle yapılan en ufak bir haksızlığı, uygunsuzluğu, kanunsuzluğu, yanlış uygulamayı genele teşmil etmeden, bu camiayı fazla da incitmeden… Çünkü gerçekten bunlar ilim yuvalarımız ve fedakâr insanlar olduklarına da kanaat getiriyoruz.

Şimdi, ilgili kanun içeriğine baktığımızda, öncelikle efendim, bir yardımcı doçentlik isminin değiştirilmesi söz konusu oldu. Bu daha önceki teklifte daha farklıydı; “öğretim görevlisi” gibi gerçekten tenzilirütbeye matuf bir teklifle karşılaşmıştık ama biz dedik ki: Artık doktorasını yapmış, sanatta yeterliliğini almış ya da tıpta, sağlık bilimlerinin herhangi bir kolunda uzmanlık elde etmiş bir arkadaşımızın artık uzman olduğuna, yetkin olduğuna kanaat getirip onun artık öğretim üyeliği sürecinin başlatılması lazım. Buna odaklandık ve niye bunu yaptık? Çünkü gerçekten hepimiz -burada akademisyen kimlikte olan arkadaşlarımız bilirler- yardımcı doçentlik yıllarımızda biz, hiçbir zaman kendimizi ne bir yarım doçent gördük ne de doçentin yardımcısı olarak gördük. İnanın Batı’daki uygulamalarda da bunun karşılığı bu değil. İşte “asistan profesör” dediğimiz yani profesörü asiste eden bir akademik kadroydu, uygulamaları vardı ama biz en azından eğer bundan vazgeçilecekse bunu bir tenzilirütbeye değil de, en azından kazandığı bir öğretim üyeliği statüsünden ödün vermeden bunun devam ettirilmesinden yana olduğumuzu ifade ettik.

Diğer önemli bir şey: Yine, görüşmekte olduğumuz taslak içerisinde ne vardı? Yardımcı öğretim elemanları noktasında müthiş bir kavram kargaşasına sahiptik, çok alt başlıkları olan yapıdaydı. Bunların da tekli bir kavram adı altında, bir “öğretim görevlisi” adı altında toplanması gerçekten yine yerinde bir karar oldu.

Şimdi, öte yandan, bu doçentlik sınavıyla ilgili gerçekten birçok şeyi konuştuk. Komisyon aşamasında konuştuk, daha önceki gayriresmî toplantılarımızda dile getirdik ve burada da şimdiye kadar ki konuşmacılar ifade ettiler. Efendim, doçentlik sınavlarının gerek eser incelemesi noktasında ve gerekse sözlü aşamalarda birtakım olumsuzluklara da açık olduğunu çok açık bir şekilde gördük. Bunların örneklerini çoğaltabiliriz ama biraz önce söylediğimiz gibi burada şüpheyi esas kılıp yanlışları genele teşmil edip sanki bütün bir camiayı yok sayma adına birtakım söylemlerden uzak durmakta fayda var. O zaman 37 bin civarında -Sayın Bakan 35 bin küsur dedi, bize gelen bilgiler 36-37 bin civarında- bir yardımcı doçent kadromuz var, öğretim üyelerimiz var. Bunların genel bir talebiydi bu. Böyle bir talebin de dikkate alınmasında öncelikle o grubun paydaşlarına sormakta yarar var, demokrasinin gereği de budur. Bunu yaparken, bakın, çok sağlıklı jüriler kurulup gerçekten bilen insanların -bunu utanarak söylüyorum- gerçekten ilim erbabı, artık kendini bilen bir insanın yaptığı sınavda, eser incelemesinde ya da mülakat jürisinde evrensel, bilimsel kriterler dışında, tamamen subjektif birtakım kriterleri gündeme getirmesi, ele alması, bunları hâkim kılması kabul edilebilir bir şey değil. Dolayısıyla bizim de çıkaracağımız bu yasayla bu tür olumsuzluklara meydan verebilecek en küçük nüansları bile dikkate alıp bu maddeleri iyice gözden geçirmemizde yarar var.

Efendim, ne yaptık? Şimdi, ne yapılması gerekir? Mülakat kaldırıldı, sözlü sınav kaldırıldı. Daha önce tamamen üniversitelerin yetkisine verilmesi belki düşünülüyordu. Bu, başlı başına bir skandal olurdu öğretim üyeleri camiası adına. Yani bir doçentliğe katılım belgesi değil, tam tersine Üniversitelerarası Kurulun artık doçentlik unvanını verip daha sonra kadro aşamasında, zaten hâlihazırda kendilerinin ister yardımcı doçentlikte, ister doçentlikte birtakım kriterleri de ilave edebilme yetkilerinin olduğunu biliyoruz üniversitelerin. Ama burada da yaparken yine Üniversitelerarası Kurulun gözlemci, araştırıcı, değerlendirici hatta sorgulayıcı kimliğinden ödün vermeden -kim ne yapıyor- başına buyruk hareket etmesini önleyici birtakım düzenlemelerin de YÖK tarafından yapılmasında yarar var diye düşünüyoruz. Şimdi, niye? Çünkü 185 tane üniversiteden bahsediyoruz. Şimdi, bu kadar büyük camiayla, 150 bin kişinin geleceğiyle ilgili bir konuda konuşuyoruz. Efendim, dolayısıyla, evet, kanunları çıkaracağız, kanun hükmünde kararnameler çıkaracağız ama ne olur, burada insan faktörünü olabildiğince elimine ederek subjektif davranmaları, olabildiğince elimine ederek birtakım yasalarla daha sağlıklı, daha tarafsız kararların alınmasına ya da gelişmelerin sağlanmasına dikkat etmek zorundayız.

Diğer önemli bir şey, efendim, Üniversitelerarası Kurulun yetkilerinin değiştirilmesi. Şimdi, bakın, Üniversitelerarası Kurul gerçekten çok hantallaşmış bir yapıya dönüşmüş, bir an önce… Bakın, yetkileri arasında neler var: Efendim, denklik belgesi verecek, aylarca beklemesin insanlar. Kontenjanlara müdahale etmesin. Bölümlerden gelen kontenjanlar sağlıklı bir şekilde tespit edilmiş, ortaya konulmuş, artık onların bunu kabul etmesinde yarar var ya da kendilerinden jüri oluşturulması isteniyorsa, bunu ivedilikle karar olarak alsın. Bir an önce, talep neyse, öğretim üyelerimizin, o 150 bin kişilik büyük camianın talepleri neyse, çok kısa zamanda, hızlı bir şekilde karar alma mekanizmasına katkılarda bulunsunlar. Yoksa, hantal bir yapıda, sanki “Yetkiyi el değiştiriyoruz, artık biz belirli bir otoritenin adına hareket edeceğiz.” gibi bir algıya mahal verilmemesinde yarar var.

Diğer önemli bir husus, efendim, yabancı dil hususu. Bir dil profesörü kardeşiniz olarak bu konuda gerçekten bir acı tecrübemden bahsedeceğim. Bakın, Türkiye’de… Bizim çocukları hafife almayın, inanın uluslararası bir araştırma sonucunda, Türkçe konuşan çocukların bir yabancı dili öğrenmedeki yatkınlığı çok yüksek ve çok başarılı bir şekilde öğreniyorlar ve öğretiyorlar. Türkiye’de bunu başaran birtakım özel ve vakıf okulları gerek ortaöğretimde gerek üniversite seviyesinde var.

Şimdi bizler de bunu geçmişte çok iyi başardık. Anadolu liseleri ilkokuldan sonra öğrenci aldığı süreçte, birer yıllık hazırlık sınıflarıyla bunu çok rahat başarmıştık. Artık bunu öğretim üyelerinin korkulu rüyası hâline getirmeden… Bakın, öğretim üyesi olmuş bir insan artık yetkin bir insandır. Doktorasını almış, artık o sınıfta öğrencisiyle muhatap olacak, uluslararası ilişkilerde, efendim, akademik platformlarla muhatap olacak. Bunu artık dile ya da tekrar bir tedrisata tabi tutmanın bir anlamı yok. O zaman çözüm nerede? Çözüm, lisansüstü eğitimi çok sıkı tutmak.

Sayın Bakanım, Sayın YÖK Başkanım buradalar. Safa Bey, bu gerçekten bir ara uygulandı ama maalesef bu kurban edildi. Bunun bir an önce uygulanması lazım. Lisansüstü eğitimine başlayan çocuk bir yıl fazla okusun, ileride ona on yıl kazandıracak. Ürettiği makalelerle, araştırmalarla, katıldığı toplantılarda sunduğu katkılarla çok mesafe katedecek. Bir yıl onu bir tedrisata tabi tutup Üniversitelerarası Kurulun, merkezin öngördüğü bir sistematik içerisinde… Bunu yapacak kadrolarımız var. Ona önce dil yetisi kazandırmak… Nedir bu? Çok basit, okuduğunu anlayıp anladığını ifade edebilme yetisini kazandırmak yazılı ve sözlü. Basit bir tanım. İnanın, bu tanım bir yılda çok rahat bir şekilde kazandırılacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Çok vaktinizi aldım ama bir dakika daha lütfederseniz çünkü önemli bir konu.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakikada tanımlayın.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Yani ne olur, bunu bir yılda çok rahat bir şekilde hallederiz. Bu çocuk lisansüstü eğitimine başlarken dilsel yeteneğini kazanmış, ister sağlık bilimlerinde ister fen bilimlerinde ister sosyal bilimlerde, artık, araştırmasını başlatacak, iç ve dış kaynaklara erişimini sağlayacak dilsel yeteneğini kazanmış durumdadır. Araştırsın, okusun, anlasın, anladığını literatür şekline dönüştürüp uluslararası bir platforma çok rahat bir şekilde taşısın. Artık, öğretim üyesi olmuş bir insana -inanın sadece doçentlikte değil, profesörlükte de öyle- “Tekrar bunları dil sınavına tabi tutalım, bakalım dil biliyorlar mı bilmiyorlar mı?” demek, bu, öğretim üyesine hakarettir. Bu kazanımın -ilk basamak olan- uzmanlığa giden ilk basamakta sağlanması noktasında gerekli adımların bir an önce atılmasını ben özellikle rica ediyorum ve sizlere saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Sinop Milletvekili Nazım Maviş.

Buyurun Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun, öğretim elemanlarının hizmet gücünden daha verimli bir şekilde yararlanmayı hedeflemektedir. Yardımcı doçentlik kadrosu bazı sorunlara pratik çözüm üretmek amacıyla yürürlüğe konulmuştu ancak zamanla “doçentin yardımcısı” şeklinde yanlış bir algının oluşması nedeniyle bir değişikliğe gitme ihtiyacı hissedildi. Bu gerçek ve dünyadaki yükseköğretim sistemlerinde aynı pozisyon için kullanılan ibarelerin anlamları dikkate alınarak doktor öğretim üyesi kadrosunun ihdas edilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür.

Değerli milletvekilleri, bu teklifle yardımcı doçentlik kaldırılmakta, doktor öğretim üyeliği getirilmekte ve doktorasını bitirenlerin doçentliğe geçişi kolaylaştırılmaktadır. Doktoralı araştırma görevlilerine ders verme imkânı verilerek araştırma görevlilerinin öğretim üyeliği sürecine daha hazırlıklı olması teşvik edilmektedir.

Öğretim elemanları kadrolarında sadeleştirmeye gidilerek öğretim üyesi, öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi şeklinde yeniden tanımlanması sağlanmaktadır.

Yine önemli bir düzenlemeyle Üniversitelerarası Kurulun yapısı ve görev tanımı değiştirilerek Üniversitelerarası Kurul daha işlevsiz…

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) – Doğru söyledin, daha işlevsiz hâle getiriliyor.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – …daha işlevsel hâle getirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefine ulaşması ancak ve ancak nitelikli bilgi üretimi ve nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Bu da küresel ölçekte rekabetçi bir yükseköğretim sistemine sahip olunmasını zorunlu kılmaktadır. Bunun için AK PARTİ hükûmetleri, üniversiteyi “Büyük Türkiye” hedefinin en önemli kaldıracı olarak görmüştür. Bir üniversite şehrin ekonomisinde, kültürel hayatında ve gelişiminde önemli bir yer tutar. Yapacağı AR-GE faaliyetleriyle kentin sanayisine ve gelişimine önemli katkılar sağlar. Üniversite, bir şehrin kültürel hayatını zenginleştirir. Akademisyenler ve öğrenciler şehrin sosyal ve kültürel hayatında aktif rol alırlar. Özel sektörün gelişmesine katkı sağlamak, yatırımcılara ve girişimcilere ufuk açmak, vizyon oluşturmak üniversitenin en önemli önceliklerinden bir tanesidir. Bir şehirde üniversite açılması demek o şehirde kültürel ve bilimsel hayatın, sosyal hayatın canlanması demektir. Bir şehirde üniversite açılması demek o şehirde ekonomik üretimin nitel ve nicel olarak artması demektir.

Üniversiteler toplumun idealizminin kaynağıdır; bir milletin ilim ve kültür merkezidir, milletin kültürünün kaynağıdır. Milletin kültürü üniversitesinde toplanır ve orada işlenir. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle “Mabet milletin kalbiyse üniversite de milletin beynidir.” Şimdi üniversitemize düşen, yeniden bu milletin beyni olabilmektir. Yaptığımız bütün bu düzenlemeler üniversitemizi yeniden milletin beyni hâline getirebilmenin çabalarından ibarettir.

Biraz önce Sayın Mustafa İsen Hocamız burada rakamları açıkladı. Türkiye’nin her tarafında üniversiteler açtık. 187 üniversite var şu anda Türkiye’de. Üniversiteler şehirleri değiştirdi, sosyokültürel yapıyı değiştirdi. Artık şehirlerin rekabetinden bahsediyoruz, marka şehirlerden bahsediyoruz. Bu hedef üniversiteler eliyle gerçekleşti. Her ilimizdeki üniversiteyle oldu. Üniversiteler OSB’lerle, STK’lerle, odalarla iş birliği yapmak suretiyle şehrin kalkınmasının sürükleyicisi oldu.

Örneğin Sinop Üniversitesi yaptığı çalıştaylarla, iş birlikleriyle Sinop’un marka değerine katkı veriyor. Turizm çalıştaylarıyla, su ürünleri çalışmalarıyla, su altı araştırmalarıyla Sinop Üniversitesi, Sinop’a yeni bir vizyon katıyor. Biliyorum ki sadece Sinop Üniversitesi değil, 187 üniversitenin her biri ilimizin marka değerine çok büyük katkı sağlıyor.

İşte, bugün burada konuştuğumuz bu yasa, aslında bir tarafıyla yardımcı doçentlikle ilgili kabaca bir düzenleme yapıldığının düşünüldüğü bir yasa olmakla birlikte üniversitelerimizin etkinliğini, gücünü ve şehirlerimize kattığı marka değerini artırmaya dönük atılmış adımlardan bir tanesidir.

Çok şeyler yapıldı. Çok başarılı hedeflere ulaşıldı. Üniversite sayımızda, yüksekokul, meslek yüksekokulu, öğretim üyesi sayısında son derece büyük aşamalar katedildi, şimdi bundan sonraki süreçte öğretim kadrolarımızı da öğretim süreçlerinin içerisine daha aktif sokmak suretiyle üniversitelerimizi, misyon farklılaştırmasıyla AR-GE yapan ve teknoloji üreten, bununla birlikte bölgesel kalkınmaya katkı sağlayan kurumlar hâline getirmek.

Ben bu çalışmanın öğretim üyelerimiz başta olmak üzere üniversitelerimize, ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi bölüm üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. On dakika süreyle bunu yapacağız. Beş dakikası soru, beş dakikası da cevap olacak.

Evet, Sayın Gaytancıoğlu? Yok.

Sayın Bektaşoğlu, buyurun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Atatürk heykellerine “köpek leşi” diyen, 10 Kasım dokuzu beş geçe tuvalete gidilmesini öğütleyen; cumhuriyetimizin kurucularına saygı duruşunu, duayı reddeden; Kurtuluş Savaşı’nı Yunanistan kazanmadı diye hayıflanan, şeriat ilanını beklediğini söyleyen; mezheplere, kimliklere, başbakana, cumhurbaşkanına hakaret eden; dinsizlikle suçlayan, hilafet yanlısı, cumhuriyet karşıtı, Atatürk düşmanı olduğunu her fırsatta açıklayan, kılığı kıyafetiyle meczup gibi, söz ve davranışları nedeniyle toplumda kabul görmeyen bir şahsın devletimizin en üst makamları tarafından yüceltilerek muteber kişi kabul edilmesini yadırgadığımı ifade etmek istiyorum.

Bu görüntülerle mesaj verilerek bu şahsın görüşlerinin doğruluğu mu kabul ediliyor? Bunun açıklamasını bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal? Yok.

Sayın Gürer? Yok.

Sayın İrgil…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 2016-2017 verilerine göre LYS sınavlarına giren öğrencilerimizin 50 matematik sorusunda, son dönem, son yıldaki ÖSYM verilerine göre ortalama yanıt oranı 15 soru. Kimyada 30 soruda 10. Nitekim, fizikte 30 soruda 6 ve böyle gidiyor. Çoğu yüzde 30’un altında. Türkçede bile 60 sorunun ancak 21’ine, 21 soruya cevap verebilmişler. Ama burada asıl sorun… Yani biraz önce Sayın Mustafa İsen de dedi: “Dışarıdan binlerce öğrenci geliyor. Türkiye artık bir yıldız oldu.” falan. Ama burada ilginç bir şey var, YÖK verilerine baktığımızda 2016-2017 yılında mezun oldukları liselerin türlerine göre tercih yapma hakkı olan 1 milyon 957 bin öğrencinin 1 milyon 370 bini 2016’da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Devam edeyim, bir bitireyim, bitireyim Başkanım bunu.

2017 yılında 1 milyon 846 bin öğrencinin sadece 994 bini tercih yaptı. Yani 2016’da 587 bin, 2017’de 852 bin çocuk hiç tercih yapmadı kendi ülkesinde. Bunu neyle açıklıyorsunuz? Ya, dışarıdan gelenle değil de bunlarla yapın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Millî Eğitim Bakanına soruyorum: Bakanlığınızın bünyesinde çalışan birçok öğretmenin açığa alındığı, bazılarının ihraç edildiği görülmektedir. Buna dair itirazlar yapıldığı hâlde Bakanlığınızca bir soruşturma yapılmadığı, hiçbir gerekçe gösterilmeden açıkta bekletildiği, cevap da verilmediği şikâyetlerini alıyoruz. Bakanlığınız bunlarla ilgili bir soruşturma yapmayı düşünüyor mu? Soruşturma yaptıktan sonra örgütle ilişiği olanların savcılığa gönderilmesini, ilişiği olmayanların görevlerine iadesi konusunda bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz? OHAL İnceleme Komisyonuna 100 binin üzerinde itirazın geldiği söyleniyor. Yapılan itirazların tek bir komisyon tarafından kısa sürede bitirilmesi mümkün değildir. Böylece, mümkün değilse açıkta olan, ihraç edilen öğretmenlerin mağduriyeti nasıl giderilecektir?

Bakanlığınız bünyesindeki öğrencilerimizin barınma ve yurt sorunları vardır. Bu yurt sorunlarını ne zaman çözeceksiniz, yoksa çocuklarımızı yine tarikatların yurtlarına mı bırakacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erkan Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Bu 20 bin öğretmen atamasının bu ay sonu yapılacağını basından takip ediyoruz, gördük. Şimdi, bu atamalarda engelli öğretmenlerin de büyük bir beklentisi oluştu. Acaba bu atamaların içerisine engelli öğretmen atamaları dâhil edilecek mi, böyle bir müjde verecek misiniz?

İkinci sorum da… Bu, 5 bindi, daha sonra toplamda 25 bini bulacağını söylediniz. Atama bekleyen 400 bine yakın öğretmenimiz var, dolayısıyla bu rakam aslında sadece sekizde 1’i gibi çok düşük bir oranda olacak. Ağustos ayında da tekrar yeni bir atama yapacak mısınız, yaparsanız bunun sayısı ne kadar olacak?

Son olarak da bu atamalarda 2016-2017 KPSS’leri geçerli olacak mı, yoksa yeni bir KPSS mi bekliyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğrusu, geneli üzerine ve bölüm üzerine yapılan konuşmalardaki eleştiriler ve verilen yanıtlar konusunda tatmin olmadığımı ifade etmek istiyorum öncelikle. Gerçekten, temel mesele şu: Yani üniversitelerde, YÖK bünyesinde öğrencilerin, akademisyenlerin bu kadar büyük problemleri varken ve eğitim sistemine ilişkin eleştiriler ayyuka çıkmışken -açıkçası halk adına soruyorum ve bu alanda çalışanlar adına- bu öncelik neden? Yani şu anda YÖK’ün, üniversitelerin en temel problemi yardımcı doçentliğin kaldırılarak yerine doktor öğretim üyeliği getirilmesi midir? Gerekçeleri yani biz tatmin olmadık diyoruz ama Bakan olarak sizin bu önceliği izah etmenizi istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

En büyük bütçeli bakanlığın yetkilisi olarak Sayın Bakanım siz ve yasamanın temsilcisi olarak bizlerin muzdarip olduğu bir mesele malumunuz, bir kangren hâlini aldı bu 400 bin öğretmen adayının bekletilmesi. Aslında hepimizin bu işte sorumluluğu var. Çünkü, gerçekten matruşka bebekler gibi böyle iç içe üniversiteler, aynı bölümler, aynı fakülteler, aynı üniversiteler -format olarak- kurduk ve bugüne geldi. Şimdi, burada Üniversitelerarası Kurula –biz onu komisyonda da tartıştık, vaktim yetmediği için ifade etmek istiyorum- bir yetkiyle ikinci öğretim ile birtakım faaliyetlerin verilmesi noktasında endişelerimiz var. Özellikle, paralı ikinci öğretim, tezsiz yüksek lisans ya da pedagojik formasyon ya da herhangi bir sertifika programı noktasında, ne olur burada çok ince eleyip sık dokuyalım. Çünkü bu 400 bin rakamları her sektörde her meslekte 400, 500, 600’leri bulacak.

Bu konuda hassasiyet istiyoruz teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanımıza: Sayın Bakanım, biliyorsunuz bir okuma yazma seferberliği başlatılmış bölgede. Buna canıgönülden katılıyorum, ihtiyaç varsa yapılır. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığı olarak sizin bir yönetmelik yayınlamanız yeterliyken şimdi yerelde ciddi sıkıntılar var. Sebebi şu: Eğitimle, kursla hiç alakası olmayan, daha doğrusu belki bu kurslara dâhil edilmesi gereken korucuların, âdeta eğitimciymiş gibi şeye dâhil olduğunu biliyor musunuz? Yine, askerler, imamlar vesaire şu an ciddi bir sıkıntı. Bu konuda bir bilginiz var mı? Bu kurslar, okuma yazma seferberliği belki bir ihtiyaç ve bu ihtiyacı da giderecek okullardır, öğretmenlerdir. Bunun için yönetmelik yayınlanması yeterli olur, hafta sonu da bu kurslar gereği gibi yürür. Ancak korucuların buna dâhil edilmesi ve ailelerin, insanların tehdit edilmesi söz konusu. Bu konuda bir inceleme yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruları cevaplandırmak üzere sözü Millî Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz Bey’e bırakıyorum.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, okuryazarlık seferberliğine ilişkin usul ve esasların yer aldığı genelge 81 ile Bakanlığımızca gönderildi. Genelgede, Anayasa'da yer alan eğitim hakkı ve bilhassa yetişkin okuma yazma eğitiminin hayat boyu öğrenmenin temelini oluşturduğu ifade edildi.

2008 yılına girildiğinde okuma yazma bilmeyen yetişkinlerin sayısı 4 milyon 863 bin, yüzde 9,24 iken Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından başlatılan Ana Kız Okuldayız Kampanyası sonucunda, 2012 yılında bu sayı 2 milyon 784 bine düştü, yüzde 4,93. UNDP’nin yani Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın İnsani Gelişmişlik Raporu var. O gelişmişlik raporunda 15 yaş ve üzeri okuma yazma bilmeyenlerin oranı olarak Türkiye'de bilenlerin oranı yüzde 95, dolayısıyla bilmeyenlerin oranı yüzde 5. 2002’de bu rakam ise yüzde 85,1 olarak gösteriliyor yani 2002’de bu toplumdaki 100 kişiden 15’i okuma yazma bilmiyorken şimdi 5 kişiden aşağıya düştü. Bu sayıyı daha da azaltmak istiyoruz. Herkes kendi ailesine, yakın çevresine baksın. Herhâlde 80 yaşın üzerinde veya 70 yaşın üzerinde, anneleri, dedeleri bu yaş seviyesinde olanlara okuma yazmayı kazandırmak istiyoruz ve bu kapsama sadece Türk vatandaşları değil, ola ki herhangi bir nedenle Türkiye'de geçici sığınma talebinde bulunanların da bir şekilde... Çünkü biz Yunus Emre Enstitüsünü kurduk. Buradaki gayemiz Türkçeyi öğretmekti. Nereye? Kendi ülkelerine gidiyor, Türkçeyi... Bir şekilde, öyle veya böyle, onlar bizim ülkemize gelmişse okuma yazma kurslarına bunların da dâhil edilmesini istedik.

Bir başka sayın vekilimizin, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlarla birilerinin problemi olduğu, dolayısıyla bu problemin... Toplum tarafından kesinlikle kabul edilmez. Sadi Şirazi’nin çok güzel bir sözü var, diyor ki: “Kazara bir sapan taşı bir altın kâseye değse ne taşın kıymeti artar ne kıymetten düşer kâse.” Dolayısıyla da birisinin bizim değerlerimize saldırması, taş atması onun değerini artırmaz, bizim değerlerimize de değerini kaybettirmez. Dolayısıyla, herkesin yapmış olduğu varsa sıkıntılı bir şey kendisiyle ilgili bir husustur.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hükûmetin değeri düşüyor efendim, iktidarın değeri düşüyor Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dediğim gibi kendisiyle ilgili bir husustur. Biz bütün değerlerimizin kabul edilmesini, evlatlarımıza benimsetilmesini istiyoruz. Toplum böylelikle bir arada olur, geleceğe daha umutla bakar ve güçlenir.

Bir başka husus, yine -daha önceki sorularda da buna benzer söylenmişti- “Öğretmenler açığa alındı veya ihraç edildi.” Bakanlığımız tarafından açığa alınan öğretmenlerin şu anda sayısı 500 civarında, bin civarında bile değil, 600’ün altında. Dolayısıyla, biz Bakanlık olarak açığa aldığımız öğretmenlerin bir şekilde açığının sona erdirilmesi için gerçekten çalışıyoruz, inceleme yaptırıyoruz, birincisi bu. Ancak, illerde valilikler tarafından 3 bine yakın öğretmen de açığa alındı. Dolayısıyla, valiliklerin aldığını da biz göreve iade edemiyoruz. Ancak, İçişleri Bakanımıza rica ettim “Lütfen bu açıktaki 3 bine yakın öğretmenin bir an önce soruşturmalarının tamamlanaraktan…” Hangi karara varırlarsa; eğer kamuda kalmasında sakınca görülüyorsa da -olabilir- devletin valisi, bir şekilde çalışma yaptırıp kendince bir kanaate ulaştıklarında bize iletirse biz gereğini yaparız. Dolayısıyla da şu anda Bakanlıktaki sayı 500 civarında, valiliklerde de 3 bin civarında var. En kısa zamanda bunu neticelendirmeye çalışıyoruz.

Bir şekilde ihraç edilmiş olanlar var, sayın vekilimiz de söyledi. Ama daha sonra, valiliklerden gitmiş, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin de bir karar alınmışsa bunu da… Olağanüstü Hâl Komisyonunda şu ana kadar 10 kişi iade edildi. Neden iade edildi? Birçoklarında bu oldu. Diyelim ki biz “ByLock var.” diye ihraç etmişiz ancak geçen sürede savcılığa gitmiş, “ByLock olduğu tespit edilemedi.” diye bir karar alınmış kovuşturmanın yeri olmadığına ilişkin, onun üzerine de geri gönderdi. Biz öğretmenlerimizin bir an önce göreve dönmesi için gereken her şeyi yaparız.

Yurt sorunuyla ilgili söylendi. Bakın, Bakanlığımız olarak şu anda –Kredi Yurtları söylemiyorum, Bakanlığımızın bünyesinde olan- 200 bine yakın pansiyon kapasitemiz var, barınan öğrenci sayısı 150 bin civarında, boş kapasite 50 bin civarında yani 200 bin kapasitenin 150 bininde öğrenci var, 50 bini boş; doluluk oranı yüzde 75 civarında. Dolayısıyla da istiyoruz ki evlatlarımızı hiçbir kimseye bırakmadan, ister dernek ister vakıf, başka bir şey olmadan… Onlar da sivil toplum kuruluşları, ön yargılı olarak suçlu da ilan etmiyoruz ama bu görevin öncelikle devlet tarafından verilmesini istiyoruz. Biz çalışmalarımıza gayret ediyoruz ama bilin ki devletin pansiyonlarında yani ortaöğretime yönelik olarak açık var, doluluk yok. Kredi Yurtlarda ise 200 binken 600 bin civarına geldi ama hâlâ eksiklik var mı? Var ama yeni yurtlar da yapılıyor. İnşallah en kısa zamanda bunu da ortadan kaldıracağız.

Yine, 20 bin öğretmen ataması içerisinde engelli öğretmen yok ancak en kısa zamanda ilave 500 bin öğretmenin de -Başbakanımız ifade etmişti- alımı için duyurusuna çıkacağız, çok kısa bir zaman içerisinde.

“Ağustos ayında yeni bir atama yapacak mısınız?” Hayır, yeni bir atama yapmayacağız.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Siz sorunu kökten çözüyorsunuz Sayın Bakan, “500 bin” diyorsunuz, “500” galiba.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 500, 500. O kadar engelli olamaz da yani “engelli öğretmen” deyince demek ki bir sürçülisan oldu.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Hayır, sevindik aslında.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Ama dediği gibi zaten arife tarif gerekmez yani engelli öğretmen de 500…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Efendim, o kadar kadromuz varsa herkes gönüllü engelli olur.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok yani, onu da yapmayalım.

Yine bir sayın vekilimizin “Acaba bu öncelik nedir?” diye bir sorusu oldu. Eğitimle ilgili şu anda Komisyonda bekleyen bir yasamız yok, Eğitim Komisyonundan arkadaşlarımız var. Dolayısıyla eğitimle ilgili ister Yükseköğretimden gelsin ister Bakanlığımızdan gelsin hangi yasa gelirse onu geçiriyoruz. “Başkası var mı? Bu, öncelikli midir?” Sırada bekleyen başka bir yasamız yok. “İhtiyaç mıdır?” İhtiyaçtır, onun için geçirdik.

İkincisi, sertifikalı eğitim, Kamil Hocam aynen katılıyorum, kesinlikle yani para karşılığı sertifika verilmemesi lazım, ikili eğitimin olmaması lazım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ticari bir metaya dönüştü.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bundan sonra Yükseköğretim Kurumumuzla birlikte… Yeni eğitim fakülteleri, dikkat ettiyseniz, takip ettiyseniz son dört veya beş yıldır hiçbir eğitim fakültesi açılmadı, gerçekten ihtiyaçtan fazla var. Yeni, geçen yıl kabul ettik, hep beraber kabul ettik bir yasayı, Yükseköğretim Planlama Kurulunu kurduk. Nedir Yükseköğretim Planlama Kurulunun amacı? Hangi fakülteler açılacak, hangi bölümler açılacak ve bu bölümlere ne kadar kontenjan verilecek bu Yükseköğretim Planlama Kurulu karar versin de üniversiteyi bitiren öğrencilerimizin umutları ile bitirdikten sonraki durumları birbirine çakışabilsin diyerek.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – İstihdam odaklı olsun efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Efendim, aynen, bizim o yasayı çıkarma amacımız da oydu.

Teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Şimdi bölüm üzerindeki maddelerin ve varsa madde üzerindeki önerge görüşmelerine başlıyoruz.

1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

                                      Gaye Usluer                                          Mustafa Akaydın                                       Sibel Özdemir

                                        Eskişehir                                                    Antalya                                                     İstanbul

                                       Atila Sertel                                           Ömer Fethi Gürer                               Mustafa Ali Balbay

                                           İzmir                                                        Niğde                                                        İzmir

                                      Ceyhun İrgil

                                           Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın.

Buyurun Sayın Akaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Bakanım, öncelikle size bir serzenişte bulunmak istiyorum. Demin bir özdeyişten bahsettiniz: “Altın kaba taş değiyor, ne taş değer kazanıyor ne altın kap değerinden kaybediyor.” Ben bunu şöyle anlıyorum: Yani Adalet ve Kalkınma Partisinin eğitim politikaları altın kap gibi temsil ediliyor, bizler de bunları eleştiriyoruz mu? Böyle anlamak istemiyorum açıkça ama sanki bu konuşmalar üstüne böyle bir algı yarattınız biraz önceki konuşmanızda.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, o değil, Sayın Bektaşoğlu’nun bir açıklaması.

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Neyse, bu takılmadan sonra ben işin özüne gelmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, aşağı yukarı, Türk yükseköğretim tarihini 1981’den yani 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun kanunlaşmasından itibaren en canlı bir şekilde taraf olarak yaşadım ve burada 2547’yi yerden yere vurduk bütün Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitimle ilgili alakadarları. Ama ben gene de benim de hocam olan İhsan Doğramacı’yı rahmetle anmak istiyorum çünkü bu kanunun Türkiye Cumhuriyeti’ne kazandırdığı yenilikler vardı ama bir ihtilal yasası niteliğinde olduğu için totaliter ve özerkliklerin önünü açmayan tarafları da vardı. Bunu da açıkça ifade etmekte sıkıntı yok. Ama 2002 yılında iktidara geldiniz AKP olarak ve o zaman -ben hatırlıyorum- acil eylem planı diye bir eylem planı sundunuz. Bu eylem planında da Türk yükseköğretiminde çok ciddi değişiklikler vadettiniz. Bekliyoruz, 2002’den bu yana aşağı yukarı on altı yıl geçti ve şu anda, ben düşünüyorum bir geçmiş rektör olarak, bir geçmiş Üniversitelerarası Kurul Başkanı olarak, ciddi, şöyle elle tutulur reform niteliğinde hiçbir değişiklik görmedim Sayın Bakanım. Sadece, onun da -şimdi aramızda yok- Sayın YÖK Başkanının özel gayretleriyle olduğunu tahmin ediyorum, geçen sene yükseköğretim kalite anlamında birtakım değişiklikler oldu. Bundan dolayı YÖK Başkanı Sayın Yekta Saraç’a teşekkür etmek istiyorum ama bunun dışında hiçbir şey görmedik. Acil eylem planının içinden o zamanki mevcut rektörleri değiştirme planı çıktı, başka bir şey gelmedi.

Bugüne kadar, bakıyorum, 2005 yılında Yükseköğretim Kurulu olarak, rektörler olarak çok ciddi bir şekilde karşı çıkmamıza rağmen kalitesiz üniversiteler açılmasına, sadece yeni üniversite açılsın dememize rağmen Türkiye’deki üniversite sayıları 190’a yaklaştı fakat kalite sorunumuz ciddi bir şekilde devam ediyor. Ama bu arada, özellikle Kemal Gürüz YÖK Başkanı olarak ve rahmetli Erdoğan Teziç’i de saygıyla anmak istiyorum. Kendi özel gayretleriyle Türk üniversitelerinin Bologna Süreci’nde Avrupa yükseköğretim sistemiyle bütünleşmesi, eş değer diplomalar verilmesi, Erasmus projeleri, özellikle Kemal Gürüz zamanında kalite konusunda, akademik kriterler konusunda yapılan yenilikler gibi birçok reformist işler yapıldı ama bunların hiçbirisi sayın iktidarınızın, AKP’nin defterinde olumlu bir şey olarak yazılmamıştır. Bunların altını çizmemiz lazım.

Şimdi, bakıyoruz, bugüne kadar gündeme gelen konulardan birisi… Geçen sene bir üst akıl veya bir bilen veya bir bilmeyen tarafından Türk yükseköğretiminde kanun hükmünde kararnameyle rektörlerin atama sistemini değiştirdiniz. Doğru mu? Arkadaşlar, Türk üniversitelerinin dünya üniversitelerinden en zayıf tarafı akademik, idari ve mali özerkliğinin olmamasıdır. Bütün üniversitelerin özerkliği değerlendirme açısından aşağı yukarı 8 tane kriteri var. Türk üniversiteleri 8 üstünden birbuçuk puanla -Japonya’yla birlikte- bu sıralamada dünyanın en kötü üniversitelerinden. Biz bunları değiştirmenizi bekliyoruz, siz önümüze kalkıp getiriyorsunuz: “Yardımcı doçentliği kaldırdık.” E kalktı mı? Kalkmadı, yardımcı doçentlik gene var, adı değişti. Şimdi adı ne oldu? Doktoralı öğretim üyesi. Arkadaşlar, bu saçma sapan bir laf, birbirimizi kandırmayalım, doktorasız öğretim üyesi olur mu ya, böyle bir şey var mı? Doktorasız öğretim üyesi bir tek güzel sanatlar dalında olur resim, müzik gibi, onun dışında bir öğretim üyesi zaten doktoralıdır ve ben size iddia ediyorum, şu anda da Türk üniversitelerindeki yardımcı doçentler otuz altı yıldır alıştığımız bu kavramın yok edilmesinden dolayı kendilerini ciddi bir şekilde itibar kaybında hissediyorlar. Bunların sayısı 37 bin civarında. Türk öğretiminin, yükseköğretiminin akademik personelinin yüzde 47’si bu genç arkadaşlar. Değişen bir şey yok, sadece atanma kriterlerini hafifçe kolaylaştırmış gözüküyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Biraz daha zaman isteyebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bir dakikada toparlayın lütfen.

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Toparlayacağım.

Şimdi ne oldu kolaylaştırdınız da yani öğretim üyelerinin kalitesi mi arttı? İngiltere’ye bakıyorsunuz, Türkiye yükseköğretim öğrenci sayısının üçte 1’i ama öğretim üyesi sayısı Türk üniversitelerinde 75 bin –bakın, doktoralıyı kastediyorum- ama İngiliz üniversitelerinde 200 bin ama profesör sayısı bizdekiyle eşit, onu da söyleyeyim yani profesörlüğe atama veya yükseltme zorlaştırılmış durumda. Kaliteye giderseniz onlarda kalite var. Biz ne yaptık? Yabancı dil sınavını kaldırdık. Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; doğru dürüst bir yabancı dil bilmeyen, en az bir dil bilmeyen hatta bana göre İngiliz dilini bilmeyen bir akademisyenin, bir öğretim üyesinin bugün kaliteli bir öğretim üyesi olmasına imkân ve ihtimal yoktur. Dolayısıyla evet, kolaylaştırdınız ama kaliteden taviz verdiniz. Öyle anlaşılıyor ki bu bir yeni kadrolaşmanın, sınavlarda bugüne kadar başarısız olan insanların önünü siyaseten açma çabasıdır, bundan başka bir şey değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                    Saffet Sancaklı                                           Kamil Aydın                                             Zühal Topcu

                                         Kocaeli                                                    Erzurum                                                     Ankara

                                       Ruhi Ersoy                                                                                                                Baki Şimşek

                                        Osmaniye                                                                                                                     Mersin

"27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun ek 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yardımcı doçent” ifadesi "doktor öğretim üyesi" şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, biz de akademisyen bir milletvekili olarak burada genel yasayla ilgili pek çok şey söyleyebiliriz ama bunlar tartışılarak komisyonlarda da bir yerlere kadar geldi. Fakat, bu uygulamaların özünde birtakım teamüller, ritüeller ciddi anlamda tartışma zeminine doğru da gitti. Ama, bütün bunlara rağmen daha iyiyi, daha güzeli bulmak adına onaylanmış ya da yasalaşacak olan bu uygulamalardan sonra da inanıyoruz ortaya çıkacak yeni durumlara göre yeni yasalara da ihtiyaç olacaktır. Biz bu konuda çok fazla detaya girmek istemiyoruz. Ama, Milli Savunma Üniversitesinin de YÖK nezdindeki diğer üniversitelerle mütekabiliyet esasına göre aynı kavramlarla tanımlanmasıyla ilgili orada da “yardımcı doçent” ibaresinin geçtiği yerlerin “doktor öğretim üyesi” olarak geçmesi hususunu destekliyoruz.

Bunun beraberinde Milli Savunma Üniversitesi üzerine ben bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. İhanet hareketinin Türkiye’ye maliyetinin çok yüksek olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu FETÖ operasyonunun dışa vurumuyla ilgili 15 Temmuz ihaneti, görünür kısmıydı. Bu işin en sarsıcı konusunun eğitim alanında olduğunu görüyoruz, beşerî kaynakları ne hâle getirdiklerinin her türlü yansımasını eğitim sisteminde görüyoruz. Hükûmetin de buradan doğan boşlukları Millî Eğitim özelinde, daha sonra yurt dışında Maarif Vakfı özelinde tamir için mücadele verdiğini görüyoruz ama bunu yaparken de liyakat esaslı yapması gerektiği hususunda her şartta uyarılarda, hatırlatmalarda bulunuyoruz.

Bunun ilavesinde, hayırlı işlerden bir tanesinin Milli Savunma Üniversitesinin kurulması ve askerî eğitimin Milli Savunma Üniversitesi bünyesinde bir bütün hâlinde yapılıyor olması. Daha önceki Kara Harp, Deniz vesaire gibi ayrımların bir çatıyla Milli Savunma Üniversitesi bünyesinde yapılması çok önemli çünkü edindiğimiz birtakım bilgilere göre, bu şer odaklarının bu okullara, bu kurumlara çok farklı bir şekilde sirayet ettiği, çok farklı bir sistem üzerine yürüdüğü gerçeği görülmüş ve Milli Savunma Üniversitesi gerek müfredat açısından daha millî, teknik ve teknoloji açısından, askerî birikim açısından ciddi anlamda yerli, millî ve evrensel standartları kendi bünyesinde ortaya koymaya çalışan bir üniversite olmuş ve Türkiye’de bizim ismini saydığımız ve gururla övündüğümüz ilk üç beş üniversiteyi ifade etsek de bunun beraberinde Milli Savunma Üniversitesinin de uluslararası tanınırlık ve uluslararası öğrenci kapasitesi açısından önemli üniversitelerden birisi olduğunun altını çizmek istiyoruz çünkü bin ve daha üzeri sayıda farklı ülkelerden Milli Savunma Üniversitesinde askerî eğitim alan öğrencilerin varlığı gerçeğini bilmemiz lazım.

Şunu unutmamamız lazım: Bizim, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitimiyle ilgili Türk modernleşme sürecinde öncü güç olduğunu ve öncü güç olarak pozitif bilimlerin pek çoğunun da Türk Silahlı Kuvvetleri eğitimi üzerinden geçtiğini biliyoruz. Hâlâ biz günlük hayatta sağlığına kavuşup evine dönene “Taburcu oldu.” deriz. Taburcu olmak, bir hastanın iyileşip tabura gitmesi anlamında değil, evine gitmesi anlamında olan bir kavramdır. Neden “Taburcu oldu.” deriz? Bu gerçekten hareket ettiğimizde tıbbi eğitimin öncesinde, baytar mektebinin kurulmasında ve diğer modernleşme sürecinin tamamında Türk Silahlı Kuvvetleriyle, Türk askeriyle ilgili eğitimin temel alındığı gerçeğini hatırlatmak isteriz.

Diğer bir gerçek de iki bin iki yüz yıllık Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde eğitimin sürekli Türkçe olduğu gerçeği. Değişik dönemlerde, Selçuklu, Osmanlı, cumhuriyet müktesebatında farklı diller devlet dili olabilmiş. Özellikle Selçuklu’da gündelik hayatta Türkçe, sarayda Farsça, resmî dil daha farklı, Arapça olabilmiş. Ama arkadaşlar, hatırlatmak isterim, ordudaki eğitim dili Türkçe olmuştur. Türkçe’nin de gelişmesinde önemli roller üstlenmiştir bu kapsamda askerî eğitim. Milli Savunma Üniversitesinin de bu gerçekliklerden hareket eden bir üniversite olması dileğimizdir. Bu millî birikimi, özellikle iki bin iki yüz yıllık Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinin derinliklerinde var olan bu aklı, bilgiyi, birikimi, modern, çağdaş, millî unsurları evrensel standartlara taşıyabilecek bir okul olmasını bu kapsamda temenni ediyoruz.

Bu konuda, başta maliye olmak üzere, bizim kamu bürokrasisi içerisindeki kaynakların eğitime yoğun bir şekilde verildiğini biliyoruz. Bütçemizdeki büyük gelir eğitime verildiği hâlde eğitimimiz hâlâ tartışma konusu. “Neden eğitimde, kültürde, sanatta başarılı değiliz?” sorusuna da önemli cevap aramamız gerekiyor. Vaktinde bunlar birilerine havale edilmiş ama bugün itibarıyla bu memleketin çocukları duruma vaziyet etmiştir. Onun için “eğitim, eğitim, eğitim” diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “doktor öğretim üyesi” ibaresinin “asistan profesör” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                 İbrahim Ayhan                                          Sibel Yiğitalp

                                         İstanbul                                                    Şanlıurfa                                                  Diyarbakır

                             Dirayet Dilan Taşdemir                           Mehmet Emin Adıyaman                               Nihat Akdoğan

                                            Ağrı                                                          Iğdır                                                       Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşan arkadaşlarım, gerek bölüm üzerine gerek geneli üzerine, aslında yeterince ifade ettiler. Kavramlarının uluslararası literatürde de karşılığı olmayan, aslında kısaca bir kadrolaşma yasasını konuşuyoruz. O yüzden, ben bugün size biraz dostlarımdan söz etmek istiyorum, farklı bir konuda konuşmak istiyorum. Ama bu dostların yaşlıca olanlarından, yani yaşıtlarımdan söz etmek istiyorum. Gençlerin yaşadıkları ne kadar içimi yaksa da onları bu seferlik bir kenara koymak istiyorum.

“Bizim kuşak kadar gerçekten bedel ödeyen bir başka kuşak var mıdır?” diye sormak istiyorum. Siz bazen hâlâ mağdurmuş gibi konuşuyorsunuz ya, inanın insanın artık buna isyan edesi geliyor.

Şimdi, Celalettin Can; Türkiye’nin 12 Eylülden sonra cezaevinde en uzun yatan insanlarından biri, on dokuz yıl cezaevinde yattı Celalettin. Ve Şamil Altan, Onur Hamzaoğlu, daha niceleri… Cezaevinden çıktığında, yıllar önce Celalettin’le yaptığım söyleşide 78’lileri şöyle anlatıyordu: “70’li yıllarda, daha doğrusu 73-74 ile 80’li yıllar arasında 18-20 yaşlarında olan bir kuşak olarak 68’lilerin, Mahir Çayanların, Deniz Gezmişlerin, dünya çapında ise Che Guevara’nın etkisi altında kalan, bağımsızlıkçı, yurtsever, antiemperyalist, antifaşist, ülkeyi ve ahaliyi seven, hatta kendisinden daha fazla seven, hayatın her alanından bir gençlik grubu diyebiliriz.” Böyle tanımlamıştı 78’lileri.

Şimdi, ben sormak istiyorum: Gerçekten bu insanlar tıpkı benim gibi, ben yaşlarda ve aslında çoktan emekli olup gezilere gidecek, işte, kahvede tavla oynayacak, kitaplar okuyacak –hani, dizi de pek kalmadı ama- dizi izleyecek ve kestane pişirip yiyecek insanlar. Peki, biz deli miyiz, yani zorumuz ne gerçekten, neyle uğraşıyoruz? Hani, bunları yapmak dururken neden kalkıyoruz, bir Celalettin Can oluyoruz, 78’liler girişimini kuruyoruz? Sadece kendimiz için değil, o dönemde mağdur olan herkes için, memnu hakların iadesi için uğraşıyoruz. Ve bu Mecliste gerçekten çok uzun zaman tartışılıyor, üç saat süren tartışmaların sonunda belki son yirmi yılın, daha da fazla herhâlde, en büyük oy çoğunluğuyla bu kabul ediliyor ve memnu haklar iade ediliyor. Ondan sonra, kalkıyor devlet ona diyor ki “Akil insan olur musun?” Ve şimdi de, Celalettin hep aynı Celalettin ama devlet de hep aynı devlet olduğu için, savaş karşıtı olduğu için dün Celalettin’i tekrar içeri atıyorlar.

Sonra bir başka dost Onur Hamzaoğlu oluyoruz ve “Dilovası’nda anne sütüne bile zehir karışıyor, halk sağlığı ciddi tehdit altında” diyoruz; kızıyorlar, için için biriktiriyorlar, bu hafızayı bir kenarda tutuyorlar. Sonra HDK sözcüsü oluyoruz, barış akademisyeni oluyoruz, akademiden bir KHK’yle atılıyoruz; yetmiyor “Savaş halk sağlığına zararlıdır.” diyoruz ve bizi içeri atıyorlar.

Şamil Altan oluyoruz, sosyalist oluyoruz. Cizre’si, Şırnak’ı tarumar olurken “Acaba ben bu işin ucundan bir tutsam bu ülkenin normalleşmesine katkım olur mu?” diyoruz, Barış Bloku’nu kuruyoruz, onun üyesi oluyoruz ama oluyor, yetmiyor yine içeri alıyorlar. Kalkıyoruz bir Gültan Kışanak oluyoruz; 12 Eylül zindanları, işkenceleri yetmiyor, kalkıp bir de Diyarbakır Belediye Başkanı oluyoruz, ondan sonra yetmiyor, çatışmaları önlemeye girişiyoruz, gelip bir de bu Mecliste Darbe Komisyonuna ifade veriyoruz, verdiğimiz akşam alıyorlar, hapse atıyorlar.

Sonra benim gibi bir Filiz oluyoruz; kalkıyoruz 17 yaşımızda, ne o, bildiri dağıttık diye 12 Eylül öncesinde cezaevleriyle tanışıyoruz. Ondan sonra, kalkıyoruz “Feminizm, feminizm” diye tutturuyoruz. “Bu ülkede kadın hakları olmadan, kadınlar özgürleşmeden asla olmaz. Erkek şiddetine başkaldırıyoruz” diyoruz, bir de yetmezmiş gibi HDP vekili oluyoruz. Gerçekten hepimizin saçları ak arkadaşlar, bembeyaz ama içimiz de ak, alnımız da ak, bunu söylemek isterim. Biz tavla oynamayı bilmiyor muyuz zannediyorsunuz, tatil yapmayı, başka bir hayat yaşamayı bilmiyor muyuz zannediyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, kısa bir süre istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet, bütün bunları biliyoruz, biliyoruz ama ağırımıza gidiyor, içimiz açıyor ve o yüzden de biz hakikaten bu ülkenin demokratikleşmesi için yıllardır mücadele ediyoruz. Ve bu arada “yargı margı” demeyin bize demek istiyorum. Arkadaşlarımızı siyaseten serbest bırakın. Biz yaşamı böyle gördük, böyle sevdik. Hani “tarzım bu” “sitilim bu” diyorlar ya, bizim de tarzımız bu, umutsuz vakayız yani. Ak saçlılara, 78’lilere dokunmayın artık.

Bugün çok saygı duyduğum birisiyle ilgili bir haber daha öğrendim, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mazlum-Der eski Başkanı. Bugün Ömer Faruk Gergerlioğlu’na iki buçuk yıl hapis cezası verildi. Ne mi yaptı Gergerlioğlu? “Ölünce farkımız kalmıyor birbirimizden, çocuklarımızın tabutu yan yana duracağına dirileri yan yana dursun; eşitçe, kardeşçe ve omuz omuza.” yazdı. Onu da saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, Komisyonun bir redaksiyon talebi var.

Buyurun.

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Başkanım, görüşülmekte olan Kanun Teklifi’nin başlığına ilişkin bir redaksiyon talebimiz vardır. Kanun yapım tekniğine daha uygun olması bakımından teklifin başlığının “Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” şeklinde değiştirilmesi talebimizi takdirlerinize saygıyla arz ederiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, kanunun isminin redaksiyon talebiyle değiştirilmesinin doğru bir talep olmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi, geçtiğimiz hafta KHK’lerde benzer şeyler olmuştu ama bu sefer, işte, o KHK’nin özel durumu falan, redaksiyonu aşan taleplere siz de “Olur.” dediniz, hâlen daha uğraşılıyor ama şimdi, bir kanunun isminin redaksiyon talebiyle değiştirilmesi doğru bir talep değil, ayrıca, bu, yasama sürecine ne kadar az özen gösterildiğini gösteriyor. Komisyon toplantısı var, bütün partilerden milletvekilleri var, oturuluyor, tartışılıyor, görüşülüyor, buraya sevk ediliyor. Hatta bazen Anayasa’ya aykırılık iddialarımız olduğunda diyorsunuz ya “Bu vakitten sonra yapacak bir şey yok.” Dönüp bir şey demek lazım yani bu vakitten sonra yapacak bir şey yok. Yani koskoca Bakanlık, bürokrasisiyle, Komisyonuyla, iktidarıyla, muhalefetiyle oturup çalışıyor, burada kanunun başlığına redaksiyon yoluyla değişiklik yapma talebi geliyor. Yani bunun Meclisin ciddiyetiyle de Meclise nasıl bir önem atfettiğimiz açısından bakıldığında da bizim birbirimize olan yasama sürecindeki saygımızla da ilgisi yok, bunu yapmamak lazım. Böyle bir şeyin de yolunu açmamak lazım. Böyle bir yanlışlık varsa izlenecek yol bellidir, yapılacak şey bellidir. Hükûmet bunu geri çekmeyi talep edebilir, Komisyonun böyle bir talebi Genel Kurul tarafından değerlendirilebilir, çekerler Komisyona, biz de anlayış gösteririz, “kırk sekiz saat” demeyiz, yarın sabah giderler, düzeltirler, getirirler tekrar ama böyle redaksiyon yoluyla kanun ismi değişmez, doğru bir şey değil bu.

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ediyorum. Sizin ifadeleriniz kayda geçmiştir. Ancak daha önce de farklı şekillerde kanun isimleri redaksiyonla düzeltildi. Eğer, sizin ifade ettiğiniz gibi, burada birtakım değişiklikler yapılmayacaksa o zaman burada hiçbir şekilde, hiçbir şartta önerge dahi vermemek gerekecekti. Aslolan doğruyu bulmaktır. Redaksiyonla da daha önce çokça örnekleri vardır. Bu doğruyu bulmak, doğru başlığı oturtmak...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, Sayın Başkanım, toplansak, arkaya gitsek, herkes diyecek ki: “Doğru söylüyorsun, bu, redaksiyon yetkisini aşan bir şeydir.” Redaksiyonun ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bir kanunun ismi redaksiyon talebiyle değişmez, bu olacak bir şey değil. Bunun olması gerektiği yer Komisyondu. Buraya geldi, şimdi, bunun normalde Komisyona çekilip orada düzelmesi lazım. Bunu burada yapacaksanız bile -ki bence yapmamalısınız, ben olsam yapmam ama takdir sizin- deyin ki: Bir daha örnek teşkil etmemek üzere, bunu bu seferlik, haydi bir zorluk olmasın diye yapacağız ama bir daha bizim burada isim değiştirmeyeceğimizi bilsinler, böyle bir şey olmaz. Bu, yasama ciddiyetiyle bağdaşmaz. Yarın sizin oturduğunuz yerde bir başka başkan vekili oturur, bir başka talep gelir, o da bunun redaksiyon yetkisini alır; o, bu sefer Meclisin yasama yetkisine müdahale anlamına gelir. O yüzden, her şeyin bir oluru var, bir adabı var. Parlamento burası, yazılı ve yazılı olmayan kurallarla yürür. Ama her şey, bürokrasi, Hükûmet ve yürütme tarafından istismar edilir bir hâle dönüşmüştür Parlamento açısından. Bu yolu açmamak veya son kez kaydıyla kapatmak gerekir. Öyle, kanunun adını, redaksiyon yapıyoruz diye değiştirtemez kimse yani, doğru bir şey değil.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel. Sizin de hassasiyetlerinizi zannediyorum dikkate alırlar. Aslolan, keşke burada öyle bir noktaya gelse de hiçbir önerge dahi verilmeden, hiçbir değişiklik yapılmadan tümü üzerinde görüşüp bu işleri çözüme kavuşturabilsek. Bunun daha önceden örnekleri de var.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Başkanım, önerge değil ki başka şey. Çocuk doğmuş, adı konmuş, nüfusa kaydolmuş, ilkokula başlayacak, diyorsun ki: “Adını değiştirelim.”

BAŞKAN - Evet haklısınız, keşke hiç olmasa. Ben sizin tavsiyelerinize, sizin önerilerinize, hassasiyetlerinize, dikkatlerini çekiyorum bu noktada.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN - Bu redaksiyon talebiniz kayıtlara böylece geçmiştir. Görüşülen teklifin kabul edilmesi hâlinde redaksiyon işlemi Başkanlığımızca gerçekleştirilecektir.

Bu redaksiyon talebiyle birlikte 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Milet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “doktor öğretim üyesi” ibarelerinin “asistan profesör” şeklinde değiştirilmesini, maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve talep ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                 İbrahim Ayhan                                          Sibel Yiğitalp

                                         İstanbul                                                    Şanlıurfa                                                  Diyarbakır

                             Dirayet Dilan Taşdemir                           Mehmet Emin Adıyaman                               Nihat Akdoğan

                                            Ağrı                                                          Iğdır                                                       Hakkâri

                                Meral Danış Beştaş

                                          Adana

“o) Öğretim Yardımcıları: Yükseköğretim kurumlarında, görevlendirilen, uzmanlar, çeviriciler ve eğitim-öğretim planlamacılarıdır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğrusu, söz konusu kanun üzerine görüşmelerimizi maddelerde söylemeye devam edeceğiz. İlk gün grubumuz adına yapılan açıklamada, bu kanunun hangi temeller üzerinde şekillendiğini ifade etti grubumuz adına Antep Vekilimiz Sayın Mahmut Toğrul. Daha da görüşlerimiz burada gelişti. Yani doğrusu, bu kanunun önceliği, neden bugün yardımcı doçentlik gündemimizde, bunu bugün ve yarın değerlendirmeye devam edeceğiz.

Ancak, bugün Dünya Ana Dili Günü. Ben de ana dili yasaklanmış bir Türkiye vatandaşı olarak Dünya Ana Dili Günü’nü es geçemeyeceğim. Öncelikle bütün dünyadaki kaybolan, yok olan, kaybolmaya yüz tutan dilleri ve dünyada 6 bin dilin bu şekilde var olduğunu ve binlerce dilin de yasaklar sebebiyle yok olduğunu, bir kısmının da yok edilmeye yüz tuttuğunu ifade etmek istiyorum. Ama bu vesileyle Dünya Ana Dili Günü’nü kutlamak istiyorum. Bir de kendi ana dilimde “…”(x) diyorum. “…”(x) Umarım “x” diye geçmez. Kendi ana dilimizi, kendi ana dilimizde gününü kutlamak hakkı çok görülmez.

Değerli milletvekilleri, evet, Türkiye’de çok farklı diller var. Türkçe resmî dil. Hepimiz Türkçeyi okullarda öğreniyoruz. Üniversite eğitimimizi, ilkokuldan, hatta anaokulundan başlayarak, üniversite, bütün lisans öğretimlerimizi, yüksek lisanları Türkçe yapıyoruz ama diğer yandan da Türkiye’de konuşulan, milyonlarca insanın konuştuğu başka diller de var. Bir tanesi de Kürtçedir. 20 milyon yurttaşın kullandığı, ana dili olan Kürt dili üzerindeki baskılar Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle yaşıttır. Çok söyleriz ana dilin önemini ama şunu unutmayalım: İnsan ana diliyle yaşar, ana diliyle büyür ve ana dil bizim özümüzdür. Biz, çocukken annemizden, babamızdan, ailemizden, sokaktan öğrendiğimiz dille büyürüz. Bu nedenledir ki biz Halkların Demokratik Partisi olarak her zaman, 2011’de de o zaman BDP adına Anayasa Uzlaşma Komisyonuna sunmuştuk, bugün de Halkların Demokratik Partisi olarak söylüyoruz: Ana dilde yaşam temel bir insan hakkıdır. Ana dilde yaşam hayatın her alanında kendi dilini kullanabilmek, eğitim görebilmek ve bunu hayatın her alanında kullanabilmektir.

Peki, bugün hangi aşamadayız? Bugün 20 milyon yurttaşın konuştuğu, Kürtlerin konuştuğu dil, hâlâ yasaklı bir dil. Bir ara AKP iktidarı ana dil üzerindeki yasakları kaldırıyorum diye Artuklu Üniversitesinde, adına Kürdoloji demeden, Yaşayan Diller Enstitüsü kurdu. Öyle bir aşama ki o zaman bile büyük bir lütuf gibi sunuldu ama bugün Artuklu Üniversitesinde Yaşayan Diller Enstitüsünün üzerinde yeller esiyor, akademisyen ataması yapılmıyor, var olan akademisyenler ihraç edildi. Şu anda Artuklu Üniversitesinde ana dil üzerine herhangi bir akademik çalışma bile yapılamıyor.

Biz çocuklarımıza bile Kürtçe isim verme konusunda nüfus müdürlüklerinde yıllarca yürüdük, koştuk, bazılarımız başardı, bazılarımız başaramadı. Hâl⠓w” ve “x” yasaklıdır Türkiye’de. Resmî yazışmalarda bunu kullanamıyoruz maalesef.

Demin baktık internetten, binlerce öğretmen atamasında sözleşmeli 3 Kürt dili öğretmeni atanmış. 20 milyon yurttaşa 2 Kurmanci, 1 de Zazaki öğretmen ataması yapılmış.

Şimdi, böylece dil üzerindeki baskılar, ana dilde eğitimin reddi, ana dil kullanımının önündeki engeller, yurttaşlar arasındaki ayrımcılığı, ötekileştirmeyi ve karşıtlığı da maalesef derinleştirmektedir.

Aslında ana dili hiçbir iktidar yasaklayamaz, hiçbir iktidarın tekelinde değildir. Benim ana dilim yasaklı olduğu hâlde bugün Kürtçeyi Türkçe kadar kullanabiliyorum, yasaklı olduğu hâlde. Çocuklarımız, milyonlarca çocuk okulda Türkçeyi öğretmenden dinliyor ve 10-0 yenik bir şekilde eğitime başlıyor. Bu nedenle, ana dilde eğitimin önündeki bütün yasaklar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Son cümlemi söyleyeceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ana dil olduğu için siz de herhâlde torpil yaparsınız.

BAŞKAN – Sizinle tartışmaya girmeyelim isterseniz.

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bugün gerçekten ana dilde eğitimin anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor çünkü eğitim olmadan dilin yok olmaya yüz tutması ve yok olma tehlikesi çok büyüktür. Dünyada konuşulan binlerce dil gibi şu anda Zazaca da unutulmaya ve yok olmaya yüz tutmuş diller arasındadır. Eğer biz bugün hâlâ Kurmanci yani Kürtçenin bir lehçesi olan Kurmanciyi konuşabiliyorsak bu, Kürtlerin dillerinde ısrarı, mücadelesi ve sahiplenmesiyle ilgilidir diyorum.

Tekrar bütün dünya halklarına ve Türkiye yurttaşlarına Ana Dili Günü kutlu olsun diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi ile 4/11/1981 tarih ve 2547 sayılı Kanun’un değiştirilen 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinin 3’üncü alt bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                      Gaye Usluer                                          Mustafa Akaydın                                       Sibel Özdemir

                                        Eskişehir                                                    Antalya                                                     İstanbul

                                       Atila Sertel                                           Ömer Fethi Gürer                               Mustafa Ali Balbay

                                           İzmir                                                        Niğde                                                        İzmir

(2) Yardımcı Doçent: Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta, diş hekimliğinde, eczacılıkta ve veteriner hekimlikte uzmanlık unvanını veya Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen belli sanat dallarının birinde yeterlilik kazanmış olan akademik unvana sahip kişidir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın.

Buyurun Sayın Akaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde 2 üstündeki görüşlerimi şu şekilde izah etmek istiyorum: Bir bilen veya bir bilmeyen veya bir üst akıl -nasıl değerlendirirseniz değerlendirin- rüya mı görüyor, vahiy mi görüyor, diyor ki: “Şöyle, şöyle olsun yükseköğretimle ilgili veya eğitimle ilgili.” TEOG sınavında olduğu gibi.

Aynen, bu yardımcı doçentlik konusu da biliyorsunuz, Türkiye’nin gündemine 2017 yılının Temmuz ayında geldi. Şimdi biz hepimiz bunun nasıl olması gerektiği konusunda burada dil döküyoruz. Arkadaşlar, “yardımcı doçentlik” kavramı aşağı yukarı 20’nci yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere bütün dünyada yerleşmiş bir kavram. Türkiye’ye -HDP’nin önerisinde geçtiği gibi- asistan profesörlük olarak 1956’da Orta Doğu Teknik Üniversitesinde girdi bu kavram zaten. Ama sonradan 1982’de YÖK Yasası çıkarken uzun uzun düşünüldü “Ya, bu kavram Amerika’dan transfer edilmiş bir kavram. Biz bunu alalım ama adını ‘yardımcı doçent’ koyalım.” dedik. Bu Türkiye’de yerleşti değerli arkadaşlar. Yani Türkiye’de 37 bin tane yardımcı doçentimiz var ve 36 yıldır bu kavram yerleşti. Şimdi ben size soruyorum: Yani hani “assistant professor” yabancı dilde, İngiliz dilini kullanan ülkelerde yaygın bir kavram ama “doktoralı öğretim üyesi”ni, bu yeni kavramı yabancı dile çevirerek kartvizitlerinde kullanmak isteyen arkadaşlarımıza dünya nasıl bakacak? Bir düşünün bakalım, İngilizceye nasıl çevireceksiniz doktoralı öğretim üyesini. Komik duruma düşeceğiz değerli arkadaşlar. Yani hani “yardımcı doçent”i “assistant professor” olarak çevirebiliyoruz, var zaten bu.

Şimdi şunu da ifade etmek istiyorum: Bu kavram dünyada o kadar yaygınlaştı ki Amerika Birleşik Devletlerindeki kullanımı, artık dünyada, İngiltere, Fransa, Almanya, hatta Suudi Arabistan, İran, Japonya, Çin, Rusya, bütün bu ülkelerde de bu kavram gene kullanılıyor bir aşama olarak. Dolayısıyla ben hiç anlamış değilim, bu kavramı biz niye kaldırmaya çalışıyoruz.

Şimdi, gelelim… Öğretim görevliliğini de değiştirdik 2547’deki. 2547’de ne vardı? Okutman vardı, çevirmen vardı, eğitim öğretim danışmanı vardı, “asistan” kavramı vardı; onun adı “araştırma görevlisi”ne çevrilmişti. Şimdi, bütün bunların hepsini birleştiriyoruz “öğretim görevlisi” olarak, “Sadeleştirdik.” adı altında ama bu kavramların hepsi birbirinden farklı arkadaşlar, bu, sadeleşmiş olmuyor ki, karmaşıklık oluyor. “Öğretim görevlisi” Türkiye’de kabul edildiği şekliyle doktorası olması şart olmayan, özellikle meslek yüksekokullarında ders vermek için kullanılan bir kavram, İngilizce karşılığı “lecturer” veya “instructor”, doktora şart değil. Okutman öyle değil ki arkadaşlar; okutman meslek dışı dersleri, zorunlu, seçmeli dersleri okutmakla görevli öğretici demek. Yani bunu bu kavramın içinde bütünleştiremezsiniz ki, çorbaya çevirirsiniz bütünleştirirseniz. Araştırma görevliliği farklı bir şey, okutmanlık farklı bir şey. Değerli arkadaşlar, bakın, çeviricilik de farklı bir şey, öğretim üyesi, eğitim öğretim danışmanlığı da farklı bir şey. Bu insanlara doktoralı olsun veya olmasın öğretim görevliliği unvanı veremezsiniz. Yani bir çevirmen veya eğitim öğretim danışmanı öğrenciye ders vermekle mükellef olamaz ki, onların görevleri ayrı, onların adı danışman yani bilgisayar teknisyeninin yaptığı işi yapmak gibi bir şey. Dolayısıyla, kusura bakmayın, saçma sapan işlerle uğraşıyoruz, Meclisin gündemini de bunlarla işgal ediyoruz.

Ayrıca şunu da söylemek istiyorum: Gerçekten, “redaksiyon” adı altında bu çok önemli yasanın adını, daha doğrusu, yasa önemli değil de eğitimde çok önemli değişiklikler yapan yasanın adını değiştirmeye kalkmayı Meclise saygısızlık olarak yorumluyorum, bunun komisyonlardan bir şekilde geçmesi gerektiğini düşünüyorum.

Arkadaşlar, bu maddeyle ilgili son söyleyeceğim şu: “ÖYP” adı altında çok önemseyeceğimiz bir grup akademik öğrencimizi, çok emek harcadığımız, çok masraf ettiğimiz öğrencimizi kanun hükmünde kararnameyle 33’üncü madde dışına ittik geçen yaz, bunları 50’nci madde kapsamına soktuk ve üniversitelerden de büyük bölümünü ihraç ettik, yolladık diğer bir deyimle. Arkadaşlar, bu, Türk millî eğitimine, üniversite eğitimine yapılmış büyük bir haksızlık. Bunların içinde F tipi örgütlenme üyesi varsa, terör örgütü üyesi varsa bunları ayıklayalım ama bu öğrencileri tekrar Türk üniversiteler sistemine kazandıralım diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin (m) fıkrasının 3 no.lu bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                    Saffet Sancaklı                                           Kamil Aydın                                             Zühal Topcu

                                         Kocaeli                                                    Erzurum                                                     Ankara

                                       Ruhi Ersoy                                            Muharrem Varlı                                           Baki Şimşek

                                        Osmaniye                                                    Adana                                                       Mersin

"(3) Doktor Öğretim Üyesi: Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta, diş hekimliğinde, eczacılıkta ve veteriner hekimlikte uzmanlık unvanını veya Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen belli sanat dallarının birinde yeterlik sahibi olan akademik unvana sahip kişidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Muharrem Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Varlı.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına 2’nci madde üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Eğitim Bakanlığı bürokratları ve Millî Eğitim Komisyonunda görüşülen, bugün de Genel Kurulda görüştüğümüz yardımcı doçentler yasası olarak tanımlanan bir kanun tasarısını görüşüyoruz. İnşallah, milletimize ve eğitim sistemimize hayırlı bir sonuç getirmesini diliyorum.

Tabii, burada eğitimin sadece üniversite kısmının, akademisyenlerle ilgili sıkıntıların ötesinde yaşadığı birçok sıkıntılar var. Fırat Çakıroğlu kardeşimiz biliyorsunuz bundan iki yıl önce şehit edildi. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum ve kendisini saygıyla anıyorum, ülkücü bir şehit kardeşimizdir. Bu üniversitelerde bir tarafta okumak için gayret gösteren öğrenciler, bir tarafta da onları engellemeye çalışan bölücü terör örgütlerinin mensupları ne yazık ki bulunmaktadır. İşte, üniversitelerin en büyük problemlerinden bir tanesi de budur. Eğitim sistemimizi insanların hizmetine sunabilmek, öğrencilerin eğitimini daha da kolaylaştırmak ve daha fazla bilgi alabilmelerini sağlamak açısından güvenliklerini de sağlamak önemlidir. Bu açıdan, yaşanan bu tip problemler geçmiş yıllarda birçok insanın canını yakmıştır. Bunlardan birisi de genç ve ülkücü dava arkadaşımız Fırat Çakıroğlu kardeşimizdir. Allah'tan tekrar rahmet diliyorum, kendisini saygıyla yâd ediyorum.

Yine, üniversitelerin sayısının çoğaltılması elbette ki doğru bir şey. Yapılan güzel şeye kötü demek doğru değil ancak üniversitelerin sayısının artırılması, öğrenci sayısının artırılması, karşılığında bunların da iş bulamamasıyla alakalı problemler yaşanıyor. Üniversite sayısını ve öğrenci sayısını artırırken bir taraftan da istihdam sayısını artırmamız ve bu mezun olan öğrencilerin de bir an önce istihdam edilmesini temin etmemiz lazım. Bunun da en önemli görevlerimizden bir tanesi olması lazım. Hem Millî Eğitim Bakanlığının hem de Hükûmetin bu manada yeterli tedbirleri alıp mezun olan öğrencilerimizi bir an önce işe yerleştirmesi lazım. İşte, bunlarla alakalı atanamayan, bekleyen bir sürü öğretmen var. Ailesi yıllarca eğitimine maddi imkânlarla katkılar sağlamış, birçoğu belki de gariban, okumaya harçlık bulamazken eğitimini tamamlamış öğretmen olmuş ama bugün öğretmenliğe atanamayan ve hâlâ sırada bekleyen birçok kardeşimiz var. İnşallah, Sayın Bakan ve Millî Eğitim Bakanlığı bu konuda bir an önce tedbir oluşturur ve bu kardeşlerimiz öğretmen olarak görev yapmaya devam ederler ve her birisi almış olduğu maaşıyla kendi ailesine katkı sağlar, inşallah hayırlı yuvalar kurarlar dileğiyle buradan bu problemi de hatırlatmak istedim.

Yine, üniversite sayısının artmasıyla birlikte, öğrenci sayısının çoğalmasıyla birlikte ne yazık ki yurt problemleri de oluşmakta. Son dönemlerde çok önemli yatırımlar yapılmış olmasına rağmen, birçok yeni yurt yapılmış olmasına rağmen ne yazık ki yeterli gelmiyor. Sayın Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürü bu konuda -Allah var- gerçekten gayretli çalışıyor, kendisi yakinen de bildiğimiz bir arkadaşımız ama yeterli gelmiyor, yurt sayısını artırmamız lazım. Öğrencilerimizi cemaatlerin eline düşürmemek, kafası bozuk insanların eline düşürmemek, devletin kendi imkânlarıyla sağladığı o yurtlarda öğrenimlerini tamamlamalarını sağlamak da devletin ve Hükûmetin en önemli görevlerinden bir tanesi. İşte geçmiş yıllarda “cemaat” diye faaliyet gösterip en son 15 Temmuzda hain darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ terör örgütü de ne yazık ki bu yurtların azlığından, yetersizliğinden faydalanarak kendisine birçok yandaş edinmiştir. Bunu da unutmadan, şu anda da yine ülkemiz üzerinde hedefi olan, emelleri olan ve devletimizin kılcal damarlarına sızmaya çalışan başka cemaatleri de göz önünde bulundurarak bir an önce yurt sayılarını tamamlayıp isteyen her öğrencimizin o yurtlarda kalabilmesini temin etmemiz gerekir. Bunun da Hükûmetin önemli bir görevi olduğunu düşünüyorum.

Yine, atamaların ehil kadrodan yapılması gerektiğini, “benim sendikam iyi, senin sendikan kötü” mantığıyla atamalar yapılırsa bunların doğru olmayacağını, orayı hak eden…

Sayın Başkan, tamamlayabilir miyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen bir dakikada.

MUHARREM VARLI (Devamla) – …gerçekten bilgisiyle, birikimiyle hak eden insanların müdür/müdür yardımcısı yapılmasının çok doğru olacağını söylemek istiyorum. Dinimizde de zaten hak yememek en makul şeylerden bir tanesidir. Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi “İşçi ve emekçinin alnının teri kurumadan hakkını verin.” demesi herhâlde bize iyi bir örnek teşkil edecektir. Kim hak ediyorsa hakkını vermemiz gerekir, “senin adamın, benim adamım” mantığı doğru olmayacaktır. Ülkemizin, iyi yetişmiş, gerçekten işini iyi yapan ve işini yaparken de zevkle topluma kendisini kabul ettiren yöneticilere ihtiyacı vardır. Bu manada da yapılacak işlerin doğru yapılmasını arzu ediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.41

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                 İbrahim Ayhan                                       Nihat Akdoğan

                                         İstanbul                                                    Şanlıurfa                                                    Hakkâri

                             Dirayet Dilan Taşdemir                                    Sibel Yiğitalp                         Mehmet Emin Adıyaman

                                            Ağrı                                                     Diyarbakır                                                     Iğdır

                                   Ertuğrul Kürkcü

                                           İzmir

“MADDE 3- 2547 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafında yer alan “Genelkurmay Başkanlığının Silahlı Kuvvetlerden dört yıl için seçeceği bir profesör” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ben bu madde üzerine söz aldım ancak tasarının tamamı üzerinde de genel olarak durmak istiyorum. Esasen, bu son dört beş yıldır Meclise gelen bütün yasalar üzerinde zaten konuşuyoruz ister torba yasa kılığında olsun ister başka bir yasa kılığında olsun. Daha çok, Hükûmet ya da Cumhurbaşkanı tarafından gerekli görülen yasa değişikliklerinin Mecliste gerçekleştirilmesi sırasında yanına başka konulabilecek şeylerle birlikte bu Meclisi çalıştırmak üzere geliyor. Bu yasa da esasen yardımcı doçentlik kavramının ya da akademik hiyerarşideki yardımcı doçentlik kurumunun kaldırılarak doktora sahiplerinin doçent gibi muamele görmesini sağlamak üzere Cumhurbaşkanının dayattığı bir yaptırımın Meclis alet edilerek gerçekleştirilmesi meselesidir. Bu açıdan bu yasa tasarısının reddi gerekir çünkü herhangi bir biçimde bir akademik ihtiyacın, bir akademik talebin, aşağıdan gelen bir akademik düzenleme arzusunun eseri değildir; esasen, Türkiye’de 15 Temmuzla birlikte başlayan büyük tasfiye hareketinin ardından boşalan akademik kadroların Hükûmet taraftarlarınca doldurulması için önlerindeki engellerin aşılmasına dönük bir tedbirdir. Şaka değil, ihraç edilen akademisyen sayısı bildiğim rakama göre en son 2.346. 2.346 insanı atmışsanız onların yerine balıklama atlamak için hevesle sıra bekleyen 2.346 başka kişi, belki de onların ayağını kaydırmak isteyen bir başka 2.346 kişi olacağı aşikârdır. Bu düzenlemenin biricik maksadı budur. Bu düzenlemenin, AKP adına dün söz alan, yasanın bütünü hakkında konuşan vekilimizin söylediği gibi üniversitenin kendi kendini yönetmesi arzusunun gerçekleşmesiyle, daha özgür bir akademik ortamın kurulmasıyla, üniversiteye musallat olan pozitivist ideolojinin yıkılmasıyla falan ne ilgisi olabilir? Bir üniversitenin kendi kendini serbestçe yönetmesi için… Yukarıdan, üniversiteyle hiçbir alakası olmayan, hatta bir üniversite deneyimi olduğu bile şüpheli bir yerden “Yardımcı doçentliği kaldırın.” denmesi midir üniversitenin özgürlüğünü ve özerkliğini gerçekleştirmesi? Böyle bir şey olabilir mi, bu savunulabilir mi?

Öte yandan, Türkiye üniversitelerine pozitivizm hâkimmiş de pozitivizmi neyle giderecekmişiz? Ölçme ve deneyin yerine neyi koymamız gerekiyormuş? Besbelli ki itikadı koymamız gerektiği bize anlatılmaya çalışılıyor. O kadar da çok dil dökülüyor ki sanırsınız bilim felsefesi alanında muazzam bir ceht var bu üniversitede. O açıdan da bunun karşılığı bulunamıyor. Üniversitedeki bütün felsefe bölümlerini kapattınız. Üniversitelerde felsefe ve sosyolojiye ayrılmış bulunan kadro ve kaynakları ortadan kaldırdınız. Şimdi de pozitivizmi yenecekmiş. Allah’ınızı severseniz, Auguste Comte’un kitabını kim okudu? Çünkü Türkçeye August Comte’un kitabı ancak 2000’lerde çevrildi. O güne kadar da bu kitabı okuyup da konuşan kimse yoktu. Pozitivizm tartışması için şimdi eğer hakikaten bir yetenek, bir müktesebat gerekiyorsa o zaman yabancı dil sınavlarının sıralamasını niye geriye çekiyorsunuz? Uluslararası alanda hiçbir yayın sıralamasında en aşağılardan çıkamayan bir yerde isterseniz pozitivist olun, isterseniz Marksist olun, aslında kendi içine kapanmış bir topluluktan ibaretsinizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sonuçta Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda olduğu dönemde Türkiye’nin uluslararası sıralamadaki yeri şundan ibaret: 2010-2011’de ilk 500’de 3 üniversite vardı, 2011-2012’de ilk 500’de 5 üniversite vardı, 2012-2013’te ilk 500’de 5 üniversite vardı, 2013-2014’te ilk 500’de 4 üniversite vardı, sonraki yıllarda ilk 500’de sıfır üniversite var. Dolayısıyla bütün bu yükseköğrenime yapılan merkezî müdahalelerin sonucu Türkiye üniversitelerinin esasen uluslararası alanda bir üniversite olarak kendilerini kabul ettirme kapasitesinin durmaksızın gerilediğidir. Son yapılan müdahaleyle de esasen Adalet ve Kalkınma Partisinin sevdiği insanların “akademisyen” sıfatına yükseltilmeleri dışında hiçbir şey söz konusu olmayacaktır. Ne böyle üniversite ne böyle bilim olur ne de değişim böyle mümkündür; böyle ancak çökebilirsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi ile değiştirilen 2547 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin (a) fıkrasının 3’üncü paragrafında yer alan “bir yıl” ibaresinin “dört yıl” şeklinde, 3’üncü maddesi ile 2547 sayılı Kanun’un değiştirilen 11’inci maddesinin (a) fıkrasının ikinci paragrafından sonra gelmek üzere eklenen paragrafın ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                      Gaye Usluer                                          Mustafa Akaydın                                       Sibel Özdemir

                                        Eskişehir                                                    Antalya                                                     İstanbul

                                       Atila Sertel                                           Ömer Fethi Gürer                               Mustafa Ali Balbay

                                           İzmir                                                        Niğde                                                        İzmir

                                Okan Gaytancıoğlu

                                          Edirne

“Yönetim Kurulu, Üniversitelerarası Kurul Başkanı ile fen-mühendislik, sağlık, sosyal bilimler ve güzel sanatlar alanından üçer üye olmak üzere on üç üyeden oluşur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu konuşacaklar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Gaytancıoğlu, buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversiteler özgür düşünce, fikir üretme, tartışma yeri. Çok evrensel bir kurumdan bahsediyoruz. Ama biz neyi tartışıyoruz? Bu kurumları nasıl iyileştirebiliriz, nasıl daha özgür düşünceyi tartıştırabiliriz, bunu konuşmuyoruz, biz “yardımcı doçent” unvanını kaldıralım onun yerine “doktor öğretim üyesi” unvanını getirelim… Peki, birçok meslek yüksekokulu var. Bu meslek yüksekokullarında doktorasını yapan ve kadrosu öğretim görevlisi olanlar var. Öğretim görevlisi olarak girmiş, yüksek lisans yapmış, doktora yapmış, onlar da doktor. Bunlara bu unvanı veriyor muyuz? Hayır. Sadece üniversitelerde yardımcı doçent olup da yıllardır bekleyenlere doktor öğretim üyesi unvanı veriyoruz. Niye böyle bir şeye gidiyoruz? Çünkü tek adam size “Bunu değiştirin.” dedi. Nasıl “TEOG’u kaldırın.” dediyse bunu da size “Değiştirin, böyle bir unvan olmaz.” dedi, hoşuna gitmedi. Bunlar yanlış. Demek ki özgür düşünce olsaydı bir tartışma olurdu. Üniversiteler kendi aralarında karar alırlardı. Nasıl bir unvan verilmesi lazım? Evrensel olması lazım. Buna göre zaten kendiliğinden bu maddede de bahsedilen Üniversitelerarası Kurul toplanırdı bunu ciddi bir şekilde tartışır, bu unvanı zaten verirdi.

Şimdi, bu ülkede bir 15 Temmuz yaşandı. Bir sürü öğretim üyesi FET֒den açığa alındı. Peki bunların yaptırdığı doktoralar, yüksek lisansları araştıran bir kurum var mı? Bunların verdiği unvanlarla hâlâ görev yapan kişilerin durumları ne olacak? Veya görev yapmıyorlar, bu unvanı kullanıyorlar; bunları da dikkate almak lazım.

81 ile üniversite açtınız ama bu kadar üniversiteyi açmak çözüm mü? Bu üniversiteleri donatabildiniz mi, yeterli teknolojik düzeye eriştirebildiniz mi? Yani, kütüphaneleri var mı, rahatlıkla elektronik kitapları tarayabiliyorlar mı, birçok üniversitenin veya yabancı üniversitenin yayınlarına erişebiliyorlar mı, fiziki mekânları yeterli mi? Yani bu üniversiteleri açmak çözüm mü, yoksa bunları donatmamız mı gerekli? Yani size sorum şu: Sayı mı, yoksa kalite mi?

Ve “Üniversiteler özgür olmalı.” dedik. Yani her düşünceye karşı tartışma ortamını yaratan yerler olması lazım. Bu ülkede tek adam rejimi geldi, o kadar üniversiteleri susturdunuz ki, hukuk fakültesindeki hocalar bile bu anayasa değişikliğine karşı çıkamadılar, görüş bile belirtemediler. Demek ki özgür düşünce yok.

Ekonomi son derece önemli. Bakın, Türkiye’de ekonomi büyümüyor. Türkiye, tarihinin en yüksek cari açığını veriyor. Eğer ekonomik büyüme olmazsa… Ki, bizim ülkemizde görünen bir büyüme var ama bu sanal büyüme, gerçekte bu büyüme gerçekleşmiyor. Niye? Birçok üniversiteden mezun olan gençler moral bozukluğu içerisinde. Eğitim fakültesi açıyorsunuz, öğretmenler işsiz. Çalışan öğretmenler sözlü sınava giriyorlar, ancak bu şekilde öğretmen olabiliyorlar. Fikirlerini bile beyan edemiyorlar, konuşamıyorlar. Niye? “Aman ters bir şey söylersem atamam yapılmaz.” Öğretmeni sözleşmeli yaptırıyorsunuz, ücretli yaptırıyorsunuz. Bunlar yanlış. Bir sürü ziraat fakültesi açıyoruz, ziraat mühendisleri işsiz. Bir sürü işletme fakültesi açıyoruz, Türkiye’de yeni işletmeler kurulmuyor, ekonomi büyümüyor. O işletmeleri kim yönetecek? Oradan çıkan işletme mezunları yönetecek. Oranın hesabını kim yapacak? Hesabını kitabını endüstri mühendisleri yapacak, iktisatçılar yapacak. Onun makine ihtiyacını kim karşılayacak? Makine mühendisleri, makine teknikerleri çizim yapacaklar. Ama ekonomiyi büyütemediğimiz için biz ne yapıyoruz? Üniversite açıyoruz, bol bol üniversiteli işsizlerimiz var, üniversiteli işsizlerimiz çoğalıyor. Siz hâlâ burada “Unvan ne olsun?” tartışmasına giriyorsunuz ama bir akademisyen olarak söylüyorum: Üniversitelerin gerçek sorunlarına çözüm üretmiyorsunuz. Bir defa, özgür düşünce üniversitelerde olmalı, bir öğretim üyesi size ters gelecek de olsa fikrini rahatlıkla söyleyebilmeli, bundan dolayı hiçbir şekilde mağdur olmamalı.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin ikinci paragrafında geçen “Yönetim Kurulu, Üniversitelerarası Kurul Başkanı ile fen-mühendislik, sağlık ve sosyal bilimler alanından üçer üye ve güzel sanatlar alanından bir üye olmak üzere toplam on bir üyeden oluşur” cümlesinin “Yönetim Kurulu, Üniversitelerarası Kurul Başkanı ile fen-mühendislik, sağlık, sosyal bilimler ve güzel sanatlar alanlarından üçer üye olmak üzere toplam on üç üyeden oluşur…” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Kamil Aydın                                           Saffet Sancaklı                           Ahmet Selim Yurdakul

                                         Erzurum                                                    Kocaeli                                                     Antalya

                       Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu                             Erkan Haberal                                     Mevlüt Karakaya

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                      Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya konuşacaklar.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Komisyonun, çoğunluğu olmadığını gözeterek “Katılmıyoruz.” yerine “Katılamıyoruz.” ifadesini kullanması biliyorsunuz yaygın bir uygulama ve daha Meclise uygun oluyor.

BAŞKAN – Söyleseydiniz Komisyona onu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bundan sonrası için.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Karakaya.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesine ilişkin vermiş olduğumuz öneri üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu teklifte, bu kanun maddesinin teklifinde 2547 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin (a) bendinde yer alan “Kuruluş ve işleyişi” kısmındaki “Genelkurmay Başkanlığının Silahlı Kuvvetlerden dört yıl için seçeceği bir profesör” ibaresi çıkarılıyor. Yani bu yerinde bir uygulama çünkü yasa gereği Millî Savunma Üniversitesi Rektörü ve senatosunca seçilecek olan bir profesör üye Üniversitelerarası Kurulda zaten temsil edilecek.

Yine biliyorsunuz mevcut yasaya, mevcut duruma göre Üniversitelerarası Kurul, üniversite rektörleri ve üniversitelerin senatoları tarafından seçilecek olan profesör öğretim üyeleri tarafından oluşuyor. Bu açıdan baktığımızda bu yasanın (b) bendinde getirilecek olan yeni bir yönetim kurulu oluşturulması da yerinde bir yaklaşım çünkü biraz önceki söylediğimiz Üniversitelerarası Kurul üyelerinin sayısına baktığımızda bu yaklaşık 370 civarında bir sayı ediyor ki, çalışma, eskiyle mukayese edilecek olursa ciddi bir şekilde zorlaşıyor. Onun için bir yönetim kurulunun teşkil ettirilmesi bu anlamda işlerin pratikleşmesi ve icranın daha sağlıklı yapılması açısından önemli. Ancak bu yönetim kurulunun teşkiline ilişkin dört alanda yönetim kurulu üyelerinin kontenjanları belirlenmiş; kurul başkanı, fen-mühendislikte 3, sağlıkta 3, sosyal alanda 3, güzel sanatlarda 1 olarak. Bizim vermiş olduğumuz değişiklik önergesinde hepsi eşit olsun, güzel sanatlar da 3’e çıkarılarak toplam yönetim kurulu üye sayısı 13 olsun teklifimiz var. Bu teklifin, tabii, kabul edilmesi yerinde olacak. Bu olmuyorsa, sosyal bilimler alanındaki sayının az olduğu da bir gerçek, bu sayının artırılması ve 5’e çıkarılarak yine 13 yönetim kurulu üyesiyle ama sosyal bilimler alanının 5’e çıkarılması şeklinde bir değişiklik de aslında önerilebilir. Bu, şunun için önemli: Biliyorsunuz, buradaki alanlar fen-mühendislik, sosyal bilimler, sağlık bilimleri ve güzel sanatlar olarak verilmiş. Gerçi bu sınıflandırma, bizim, YÖK’ün istatistik sınıflandırmalarında da karşılık bulmuyor, onu da ayrıca belirtmek istiyorum. Bizim şu anda 7 milyon 200 bin civarında yüksek lisans, doktora dâhil, yükseköğrenimde öğrencimiz var. Bunun 4 milyon 200 bini, yaklaşık yüzde 62,5’u sosyal bilimler alanında. Hoca sayısı da buna paralel bir şekilde. Dolayısıyla, sosyal bilimlerin, alan itibarıyla, iş yoğunluğu itibarıyla bakıldığında ve Üniversitelerarası Kurulun görevleri bir bütün olarak incelendiğinde, bu sayının bu değişiklikle kabul edilmesi daha sağlıklı ve doğru bir yaklaşım olacak. Bunun geçmişteki sıkıntılarına çok fazla girmek istemiyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, burada, bu sınıflandırmada YÖK’ün istatistiklerinde karşılık da yok diyorum. 11 alanda öğretim elemanlarının sınıflandırması var. Bunun 9 bininin karşılığındaki sınıflandırmaya karşılık gelen etikette yazan şey “bilinmeyen alan” yani 9 bin öğretim üyesinin, öğretim elemanının alanı belli değil. Hiç olmazsa buna “müşterek disiplinler” denebilir, hiç olmazsa buna “diğer” sınıflandırması kullanılabilir.

Ben, burada, bu konularla ilgili söylenecek daha çok şeyler var ama bu teklifimizin kabul edilmesi dileğiyle yüce heyetinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddede üç adet önerge vardır, Anayasa’ya aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “doktor öğretim üyesi” ibarelerinin “asistan profesör” şeklinde değiştirilmesini, maddenin (a) fıkrasında yer alan "Atama rektör tarafından en çok dört yıl süre ile yapılır. Her atama süresinin sonunda görev kendiliğinden sona erer. Görev süresi sona erenler yeniden atanabilirler.” ifadelerinin “Atama sunulan görüşler doğrultusunda rektör tarafından yapılır. Bu kadrodaki öğretim üyeleri doçentlik kadrosuna atanana kadar görevlerine devam edebilirler.” şeklinde değiştirilmesini, (c) fıkrasında yer alan “objektif ve denetlenebilir nitelikte” ifadesinden önce gelmek üzere “ÜAK tarafından belirlenecek asgari kriterlere uygun” ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                 Nihat Akdoğan                                       İbrahim Ayhan

                                         İstanbul                                                     Hakkâri                                                    Şanlıurfa

                             Dirayet Dilan Taşdemir                                    Sibel Yiğitalp                         Mehmet Emin Adıyaman

                                            Ağrı                                                     Diyarbakır                                                     Iğdır

                            Mahmut Celadet Gaydalı

                                           Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlamadan önce, herkesin 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü kutlar, ana dilin temel bir hak ve özgürlük olduğunu, yasakçı ve inkârcı bütün anlayışlara hatırlatmak isterim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki eğitim sorunlarının temel nedenleri arasında iktidar partisinin merkeziyetçi, yandaş kadrolaşmayı önceleyen ve “Ben yaptım oldu.” diyerek hayata geçirdiği uygulamalar ve eğitimin giderek daha fazla piyasalaşması yer almaktadır. Özellikle üniversiteyi üniversite yapan değerlere YÖK eliyle yapılan müdahaleler, siyasi iktidar tarafından OHAL bahanesiyle tüm üniversitelerin dizayn edilmeye çalışılması, AKP çizgisi dışında kalan neredeyse her akademisyenin kendini büyük baskı altında ve güvensiz hissetmesine yol açmaktadır. Üniversiteleri dünya standartlarına taşıma gayesiyle daha nitelikli bir eğitimin yollarını araması gereken iktidar, üniversitelerde kontrolü daha fazla artırabilmenin, biat kültürünü yerleştirebilmenin yollarını aramaya koyulmuştur. Özgür ve özerk olması gereken üniversiteler ne yazık ki merkezî yönetimin birer şubesi hâline gelmiştir. Üniversiteler de dâhil olmak üzere eğitim alanının tamamı, popülist siyasi söylemlerin ve buna bağlı pratiklerin eylem sahası olmaktan çıkarılmalıdır. Eğitimin en nihaisinde siyasetüstü bir alan olması, bunun için de eğitimin asıl birleşenlerinin söz sahibi olabileceği bir mecraya dönüştürülmesi bu ülkenin geleceğine yapılacak en büyük yatırım olacaktır. Aksi durumda, kendi ideolojinizi zorla ve baskı kurarak empoze etmeye çalıştığınızda gelecek nesillerin tüm yaşamını ve istikbalini karartmış olacaksınız. Dünya milletleriyle rekabet içinde olabilecek bir nesil, teknoloji, bilim ve sanatta dünyayla entegre olabilmenin tek yolu baskıcı zihniyetten kurtulmuş, özgür ve demokratik bir ortamın yaratılmasıyla elde edilebilir.

Değerli milletvekilleri, 4’üncü madde de yardımcı doçentliğin yerine doktor öğretim üyeliğinin ikame edilmesiyle ilgilidir. Teklifin gerekçe kısmında her ne kadar yardımcı doçentliğin kaldırıldığı ifade edilse de özünde yardımcı doçentliğe denk geldiği, statünün kaldırılmadığı ve sadece bir isim değişikliğine gidildiği ortadadır. Öğretim üyeliğine ilişkin diğer ülke örnekleri incelendiği zaman, ikili sistemde, professor, associate professor veya associate lecturer veya üçlü sistemde professor, associate professor veya associate lecturer, assistant professor hiyerarşik yapısıyla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Türkiye’deki profesör, doçent, yardımcı doçent, eğitim görevlisi ve araştırma görevlisi şeklindeki akademik yapılanma Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Hollanda ve Almanya’yla benzerlik göstermektedir. Türkiye’de öğretim üyeliğinde üçlü kariyer basamağı sistemi olmakla birlikte mevzuat doktora sonrası doğrudan doçentlik unvanı almaya imkân sağlamaktadır. Bu anlamda, esnek bir yapı söz konusudur fakat pratikte ise üçlü yapı işlemektedir. Yardımcı doçentlik sözleşmeli ve güvencesiz bir istihdam statüsüne sahip olup bir geçiş adımı olarak sistemde yer alırken doçentlik ve profesörlük daimî kadrolu ve güvenceli istihdam statülerine sahiptir. Öğretim üyeliğinde daimî kadrolu ve güvenceli istihdam statülü daha az hiyerarşik bir yapı içerisinde ikili sisteme geçiş yapılabilir. Fakat bu teklifte yardımcı doçentliğin kaldırılmadığı ve ilk basamağında güvencesiz sözleşmeli istihdamın yer aldığı üçlü hiyerarşik yapının korunduğu görülmektedir. Öğretim üyeliğinin akademik yapılanmasında herhangi bir değişikliğe gidilmeyecekse neden böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur? Düzenlemenin nedeni, teklifin gerekçesinde açıklandığı üzere sadece bir algı sorununu düzeltmekten mi ibarettir?

YÖK’ün etkisini artıran her düzenleme üniversitelerde kurumsal özerkliğe yönelik bir tehdittir. Kadro ilanlarının YÖK tarafından belirlenmesi, kadrolaşma ve adam kayırmanın önüne geçemeyecektir; aksine, bu sürecin siyasi nüfuz etkisi de düşünülerek daha merkezî bir yerden yönetilmesine zemin hazırlayacaktır. Mühim olan kantiteyi değil, kaliteyi artırmamız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaydalı.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Otuz yıl önce -mezun olduğumdan çok gurur duyduğum- dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına giren Orta Doğu Teknik Üniversitesi son yıllarda ne yazık ki ilk 500 üniversite arasına ancak girebiliyor. Benden önceki konuşmacı Sayın Kürkcü’nün bahsettiğine göre, ne yazık ki son açıklamada artık ilk 500 içine bile giremiyoruz. Bu da eğitimin kalitesinin nasıl düştüğünü bariz olarak bize göstermektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaydalı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan teklifin 4’üncü maddesine aşağıdaki (d) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Zühal Topcu                                             Kamil Aydın                                             Baki Şimşek

                                          Ankara                                                     Erzurum                                                     Mersin

                                       Ruhi Ersoy                                      Ahmet Selim Yurdakul                              Mevlüt Karakaya

                                        Osmaniye                                                   Antalya                                                      Adana

(d) Öğretim üyesi yerleştirme programı (ÖYP) kapsamında atanan ve kadro statüleri 2547 sayılı kanunun 33/a maddesine dönüştürülmeyen araştırma görevlileri ile bu program kapsamında doktoralarını başarı ile tamamlamış ve bu süreçte ilişiği kesilmiş olan araştırma görevlileri kadrolarının bağlı bulunduğu kurumlara müracaatları halinde yapılacak kapsamlı güvenlik soruşturmaları neticesinde, hiçbir terör örgütü ve illegal yapı ile bağlantısı veya ilişkisi olmaması koşuluyla hiçbir işleme gerek kalmaksızın 33/a kapsamında yeniden atanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Ahmet Selim Yurdakul konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kanunu’ndaki çeşitli değişiklikleri öngören kanun teklifinin 4’üncü maddesi üzerine grubum Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım.

Konuşmama başlamadan önce, bugün Hakkâri’de şehadete eren biri Antalyalı, diğeri Adana ilimizden olan iki kahraman evladımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Rabb’im Türk milletini korusun. Hepimizin başı sağ olsun.

Muhterem vatandaşlar, bir öğretim üyesi olarak akademik camianın FET֒den en çok etkilenen kurumlardan biri olduğunu düşünüyorum. Çok şükür ki FET֒yle mücadele kapsamında haksız yol ve yöntemlerle akademiye çöreklenen vatan haini sözde akademisyenlerden büyük oranda kurtulduk. Devlete sadakat ve liyakat yerine okyanus ötesindeki bir akıl hastasına biat eden bu sözde akademisyenlerin bu camiaya, ülkemize ve milletimize verdikleri zararları Allah’ın izniyle en kısa sürede düzelterek üniversiteleri yeniden ayağa kaldırmalıyız. El birliğiyle üniversiteleri hak ettikleri seviyeye getirebileceğimize inanıyorum. Burada önemli olan liyakati ve devlete sadakati esas alan adil bir sistem inşa etmektir. Türk milleti olarak FETÖ hainlerinin inşa etmiş olduğu şer yapıyı nihayet yıktık. Şimdi Türk milletine yaraşır bir eğitim öğretim inşa etmeliyiz. Akademinin yeni bir nefese ihtiyacı var, lakin bu noktada bazı endişelerimiz de var. Üniversite eğitiminin kalitesini yükseltemeyecek niteliksiz kadroların bu boşluğu doldurmasına müsaade etmemeliyiz. 4’üncü maddedeki değişiklikle kadro istismarlarının önüne geçmek mümkün olmakla birlikte, oluşturulacak kadrolara üniversitelerin objektif ve gerekli bilimsel kriterler dışında fazladan koşullar konulmasının önüne geçilmelidir.

Doktorasını tamamlayan akademisyenlerin ders verme hakkına kavuşuyor olması çok olumlu bir gelişme. Ancak burada düzeltilmesi gereken konularda da bir uyarıda bulunmak boynumuzun borcudur. Örneğin, tıp fakültelerinde yaşanan çok büyük bir sorun var.

Muhterem vatandaşlar, değerli milletvekilleri; neredeyse her ilimize bir tıp fakültesi binası inşa edildi. Bunların çoğu yalnızca binadan ibaret tıp fakülteleri, ne hocaları var ne de teknolojik bir altyapıları. Hatta birkaç sene önce Sağlık Bakanlığı bütçe görüşmelerinde ifade ettik. O dönem, kütüphanesi bile olmayan tıp fakülteleri bulunmaktaydı. Bu nedenle, biz yapıcı eleştirilerimizi daha işin başından bu yüce Mecliste ifade etmek isteriz. Üniversite eğitimi demek bina demek değildir. Üniversite eğitiminde sayılar değil kalite belirleyici olmalıdır. Yani nicelik değil nitelik önemlidir. Buradan bir soru sormak istiyorum, bu soruya vereceğiniz cevap yükseköğretimi tasarlarken hepimizi yönlendirecektir. Günümüz teknolojisini görme ve anlama şansı bulmadan mezun olan 100 makine mühendisi mi, yoksa her türlü laboratuvar ve bilgiye erişme imkânıyla okuyarak mezun olan 10 makine mühendisiyle mi ülkemiz ilerleyebilir? Ya da bir yandan her türlü materyalle daha üniversite ikinci sınıfta tanışmış bir mühendis mi, yoksa mezun olmasına rağmen günümüzdeki ve gelecekteki teknolojiyle tanışma fırsatı bulamamış bir kardeşimiz mi ülkemizi ileriye götürebilir?

Bir diğer konu ise şu anda ekranları karşısında bizleri takip eden gençlerimiz var. ÖYP yani Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı’yla üniversitelerimizde akademik camiaya katılmak için dirsek çürütmüş olan bu kardeşlerimizin yaşadıkları sorunları da burada dile getirmek istiyorum. ÖYP’li kardeşlerimiz FETÖ'yle mücadele sürecinden olumsuz etkilenmektedir. Milletçe büyük acılar yaşadık ancak ÖYP gibi bir mekanizmanın tümden çöpe atılmasına gerek yok. Bu kardeşlerimizi devlete küstürmenin bir anlamı yok. Her gün onlarca e-posta alıyorum. Eğer içlerinde devlet yerine okyanus ötesindeki haine biat eden varsa cezasını çeksin ancak suçsuz, günahsız kardeşlerimizin hakları heba olmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Son bir cümle Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yurdakul.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Akademik eğitim zor iştir. Bu emekler boşa gitmesin. Rektörlerin iki dudağı arasından çıkacak bir talimatla, haksız bir uygulamayla yüz yüze kalmalarının önüne geçmeliyiz. Bu gençler zaten üstlerine düşeni yaptılar. Yeni şartlar ileri sürerek bu kardeşlerimizi hayata küstürmeyelim lütfen.

Genel Kurulu, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdakul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle 2547 sayılı Kanun’un değiştirilen 23’üncü maddesinin (a) fıkrasında yer alan “Atama rektör tarafından en çok dört yıl süreyle yapılır” cümlesinin “Atama rektör tarafından en az dört yıl süreyle yapılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                      Gaye Usluer                                          Mustafa Akaydın                                       Sibel Özdemir

                                        Eskişehir                                                    Antalya                                                     İstanbul

                                       Atila Sertel                                           Ömer Fethi Gürer                               Mustafa Ali Balbay

                                           İzmir                                                        Niğde                                                        İzmir

                                      Ceyhun İrgil                                        Kamil Okyay Sındır

                                           Bursa                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Kamil Okyay Sındır konuşacaklar.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı, kısaca yardımcı doçentlik kadrosunun kaldırılmasına dair diye bilinen kanun teklifinin 4’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, maalesef üzülerek söylüyorum ki şu anda huzurunuzda bir konuşma yapıyorum ama karşımda memleket savaş hâlinde, terör belası sadece sınır içi değil, sınır ötesini aşmış; siyasetin kin, nefret, öfke dili, toplumu ayrıştıran, ötekileştiren dili cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş boyutlarda; ekonomi, işsizlik, yoksulluk sorunlar yumağı ve bizim, üreterek ve sürdürülebilir değil, betonlaşarak geçici bir büyümeyle kendimizi kandırdığımız bu dönemde ihtiyacımız olan, kalıcı istihdam yaratan, katma değeri yüksek, yenilikçi, ileri teknolojik ürünleri -kiloda hafif, pahada ağır olan- üreten bir ekonomiye ihtiyacımız ortadayken, kalkmışız “Üniversitelerde yardımcı doçent kadrosu olmasaymış iyi olur.”muş, “Şu yardımcı doçentlik olayı nedir ya?” diye koca koca rektörlerin huzurunda, ahbaplarıyla, yakınlarıyla yapılan görüşmelerde bunun ne kadar önemsiz, ne kadar gereksiz bir şey olduğunu duyunca “Şunu bir kaldırın artık.” talimatıyla şu Mecliste, şu yüce Mecliste bu kadar yoğun gündemin yanında biz bunları konuşuyoruz.

Bakın, ne demişti Sayın Erdoğan? “Allah aşkına, şu yardımcı doçentlik olayı nedir ya? Bunu gözden geçirin. Dünyanın kaç yerinde var, bunu da söyleyin, pek görmüyorum. Bunu, birileri birilerini oyalamak için yapmış. Bizim hocalara ihtiyacımız var. Bu yardımcı doçentler hoca değil, bunlar milleti oyalamak için ortaya çıkartılmış. Artık doktoradan sonra yardımcı doçentlik olmayacak.” ifadesi yine kendisine ait. “Bunun bir aldatmaca olduğunu da bilirim. Yardımcı doçentliğin sadece siyasi bir karar olduğunu… Bu ara unvanı aradan kaldırıp doktoradan direkt doçentliğe geçilmesini temin edeceğiz.” gibi laflar, sözler asılsız, hiçbir doğru dayanağı olmayan sözler.

Bir kere, yardımcı doçent olanlar doktoradan sonra olur ama doçentlikten önce yardımcı doçent olma gereği zaten yoktu, doktoradan doçentliğe direkt sınavla geçebiliyordunuz, eserleriniz ve arkasından sözlü sınav. Dolayısıyla şu söylenen sözler… Dünya literatürüne baktığınızda, dünya üniversitelerine baktığınızda profesörlük, doçentlik ve asistanlık arasında bir ara kadro olarak kimi yerde “assistant professor” kimi yerde farklı isimlerde kendini gösteren bir ara kadro.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bize getirilen söz konusu değişiklik, bir kere sadece adına doktora, öğretim üyesi diyerek isim değişikliğinden öte, birtakım kadro değişikliğinden ya da kadroya alımlarda hatta tam tersine kadroların siyasallaşmasından ve rektöre ve dekana biat kültürünü öne çıkaracak bir kadrolaşmanın önünü açacak bir düzenlemeden öte hiçbir şey değil.

Bakın değerli arkadaşlar, üniversitelerde biz bunları mı konuşacağız? Bunlar mı üniversitelerin, akademinin, AR-GE’nin, Türkiye’de az önce bahsettiğim ileri teknolojik düzeyde üretimin, katma değeri yüksek üretimin esas sorunu, çözüm hususları?

Bakın değerli arkadaşlar, bu elimdeki OECD raporu. AR-GE 2016’da 0,94, Türkiye 33’üncü sırada OECD üyesi ülkeler arasında ve OECD ortalamasının üçte 1’ini biz gayrisafi millî hasıladan AR-GE’ye aktarıyoruz, üçte 1’i oranında bir oran olarak.

Yine Türkiye üniversitelerinin geldiği durum, yine OECD üyesi ülkeler, Türkiye 29’uncu sırada patent sayısı itibarıyla ve -evet, dikkatli dinleyiniz- OECD üyesi ülkelerde üretilen bin patentin birisi sadece Türkiye’den çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika ek süre veriyorum.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Üniversitelerin geldiği durum bu, AR-GE’ye yapılan harcamalar ortada, Türkiye üniversiteleri bir çöküşün içerisinde, atanan rektörler üzerinden bir biat kültürü hepimizin malumu ve atanan rektörler üzerinden artık umudunu yitirmiş, bilimsel özerklikten vazgeçmiş, artık araştırma geliştirme, proje üretmekten bile imtina eden, üzerine ölü toprağı serpilmiş üniversiteleri yardımcı doçent kadrosunu kaldırarak falan da değil, adını değiştirerek -böyle bir palyatif, geçici- yukarıdakinin dilekleri, arzuları, istekleri yerine gelsin diye bu yüce Meclis bunları konuşuyor.

Değerli arkadaşlar, son sözüm, yazıktır diyorum, günahtır diyorum. Bu ülkeye yazıktır, üniversitelere yazıktır, Türkiye’nin geleceğine yazıktır. Kendimizi kandırmayalım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci maddede üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin “a)” fıkrasının “(3)”üncü bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                 İbrahim Ayhan                                       Nihat Akdoğan

                                         İstanbul                                                    Şanlıurfa                                                    Hakkâri

                             Dirayet Dilan Taşdemir                                    Sibel Yiğitalp                         Mehmet Emin Adıyaman

                                            Ağrı                                                     Diyarbakır                                                     Iğdır

                                      Mizgin Irgat                                                Erol Dora

                                           Bitlis                                                        Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

EROL DORA (Mardin) – Değişti efendim.

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Biz değiştirdik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat konuşacak.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni bir yasa teklifi, yeni bir düzenleme, yeniden olumlu bir şeymiş gibi bizlere yansıtılan ve aktarılan yeni bir teklifle yine beraberiz. Söz konusu teklifin 5’inci ve 6’ncı maddeleri, kanunun doçentlik atamalarını düzenleyen 25’inci maddesini yürürlükten kaldırıyor. Tasarının bütününe bir baktığınızda aslında değerli milletvekilleri, burada akademinin biat kültürüne yaklaştırıldığı, YÖK’ün kaldırılması gerekirken, yetkileri azaltılması gerekirken yetkilerinin artırıldığı, gerçekten bilimsel eğitimin, akademinin, özgür eğitimin ve düşüncenin mekânının ve bunun yürütücülerinin gerçek anlamda bu özgürlükçü anlayıştan bir adım daha geriye itildiği bir tekliften söz edebiliriz. Sözlü sınav kaldırıldı; bu, şu anlama gelmektedir: Aslında nitelik ve nicelik olarak yeterlilik ölçütlerinin bir adım geriye çekildiğini de dile getirebiliriz. Düşünün ki yabancı dil puanının 65’ten 55’e düşürülmesi noktasında, hem kendi yayınlarının hem de yabancı yayınların takibi noktasında yabancı dil yeterliliğinin bu kadar önemli olduğu, bu kadar evrensel bir noktanın bu noktada geriye çekilmesi, sözlü sınavın kaldırılması, Üniversitelerarası Kurulun yetkilerinin YÖK’e devredilmesi burada gerçekten tek başına AKP iktidarının yeniden kendine ait kadrolaşmasının da üniversitelerde yaratıldığının ve bunun çalışmasının yürütüldüğünün bir göstergesidir. Bu kadar bilim insanı görevinden ihraç edilmişken, üniversitelerin gerçek ihtiyacı demokratik, özgür bilimsel bir ortamın sağlanması iken bilimden yana olarak, bilim insanlarının sorunlarını çözmeyi, anlamayı, bu türlü, gerçekten evrensel kuralların ve dünyanın gerisinde olan, gerisinden takip eden yasalarla biz aşamayacağımızı düşünüyoruz.

Düşünün ki Taşkın Aktaş 2015 7 Haziranda Ardahan’da bizim milletvekilimiz olarak seçildi. Dün kendisi tutuklandı. Kendisi bir doktor, üniversite sıralarında gerçekten çok ciddi bir eğitim alarak doktor oldu, milletvekili oldu ve şu anda Ardahan’da ifade özgürlüğünü kullandığı için tutuklandı. Ayla Akat Ata, hakeza eski milletvekilimiz, kendisi de aynı dosyada. Ardahan’da ifade özgürlüğünü kullandığı için o da dün tutuklandı.

Dün İstanbul’da HDK üyelerinden -bizden önce Grup Başkan Vekilimiz dile getirmişti, isimlerini saymıştı- Onur Hamzaoğlu başta olmak üzere birçok kişi şu anda bizleri şu dakika belki cezaevlerinde izlemektedir. Yani düşünün ki bu halkın, bu ülkenin geleceğini kuran gençler oralarda büyük emeklerle, büyük bedellerle girdiği üniversitelerde geleceklerini kurarken bu kadar biatçı, bu kadar daraltıcı, kadrolaşmanın önünü açan bu sistemde kendisine yer bulamayacağı endişesini taşımaktadır. Yer bulsa dahi kaldırmadığınız, bu halkın başına bela olan bu OHAL yüzünden hangi gün o üniversiteden atılacağını ya da istediği yere atanamayacağını düşünerek gerçekten bu yasa tasarısına ve burada yapılanların hiçbirisine güven duymamaktadır.

Bugün 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü. Ben başta bütün dünyanın dillerinin ve Kürtçe dilinin de şu anda karşılaşmış olduğu bütün zorlukları dile getirerek, bütün dünya dillerinin, bütün halkların bir evrensel değeri olduğunu dile getirerek bu noktada da gerçekten Kürtçe dilinin artık bu ülkede resmî bir dil olarak tanınması gerektiğini, Anayasa’da ve yasalarda yerini alması gerektiğini bir kez daha dile getirmek istiyorum. Ana dil sadece konuşmak değildir; doğayla, sistemle, ekolojiyle, her şeyle kurduğunuz ilişkiyi aslında ana dil üzerinden geliştiriyorsunuz. Bu, sosyolojik, pedagojik, siyasal bir sorundur. Bu temelde, Türkiye’de ve dünyada şu anda belki de yok olmakla yüz yüze olan bütün diller için tedbirlerin acilen alınması gerektiğini dile getiriyorum.

Galce dili için kendi ülkesinde ayrı bir tedbir alınmıştır. Örneğin diğer dillerin yanında Galcenin kaybolmaması için ayrı bir tedbir, ayrı bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Irgat.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Galcenin yok olmaması için ve daha iyi gelişmesi için ayrı bir bütçe hazırlanmıştır, okullarda, akademilerde ve her yerde bu anlamda ayrı bir tedbir alınmıştır. Çünkü dezavantajlı bir pozisyondan daha sonra, uzun yıllar süren mücadeleler sonrasında resmî dil olma noktasına kavuşmuştur. Bu temelde, bizde ana dilin, sadece konuşma veya sadece ana dil söylemi üzerinden değil, bir insanın gerçek anlamda var oluş sorunu olduğunu bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Kendi ismimden yola çıkarak, her tanıştığım insana kendi ismimin anlamını söylerken ve bunun Kürtçe olduğunu dile getirirken insanların bu noktadaki tepkilerini, insanların şaşkınlıklarını burada söyleme, sizlerle paylaşma zamanım belki yok. Ama her dilin zenginliğinin tanınarak gerçekten bu noktadaki dezavantajlı durumlarını ortadan kaldırmak bu Meclisin görevidir.

Bu temelde ben de Dünya Ana Dili Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle değiştirilen 2547 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesinin (a) fıkrasının 2’nci bendindeki "elli beş” ibaresinin "altmış beş” şeklinde, (c) fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (d) fıkrasındaki "sözlü sınavın” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını, madde metnine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                  Mustafa Akaydın                                        Mazlum Nurlu                                             Birol Ertem

                                         Antalya                                                     Manisa                                                       Hatay

                                    Sibel Özdemir                                      Kamil Okyay Sındır

                                         İstanbul                                                       İzmir

“c) Üniversitelerarası Kurul tarafından yeterli yayın ve çalışmaya sahip olduğuna karar verilen adaylar Üniversitelerarası Kurulun oluşturduğu jürinin yapacağı sözlü sınava girmeye hak kazanırlar. Sözlü sınavda başarılı olan adaylara Doçent unvanı verilir. Doçentlik unvanı alan kişiler kadro şartı aranmaksızın, doçentlik özlük haklarından tam olarak yararlanırlar.”

“f) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Üniversitelerarası Kurula doçentlik başvurusu yapmış olanlardan başvurusu sonuçlanmayanlar ile yayın aşamasından başarılı olan doçent adaylarının talebi halinde başvuru yaptıkları dönemdeki mevzuat hükümlerine tabi olurlar”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Akaydın konuşacaklar.

Buyurun Sayın Akaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına 5’inci madde üzerinde görüş bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bu yasaya bütünsel olarak baktığınızda üniversiteleri kalitesizleştirme içeriği taşıyor, maddelerin arasını iyi okuduğunuzda bu ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, bu maddede doçentlik sınavının sözlü aşamasının yok edildiğini görüyoruz. Eğer dünya üniversitelerine bakarsanız gerçekten sözlü aşama pek de yaygın olarak uygulanmıyor, sadece eserlerin incelenmesi yapılır, bunun üstünde karar verilir ama medeni ülkelerde, uygar ülkelerde bu jüriler çok kaliteli jürilerdir. Yani, jüri üyelerinin en az bir tanesi yabancı ülkelerden çok önemli bir ismin o jüriye aktarılmasıyla bile oluşabilir.

Türkiye’de bu süreçte sözlü sınav gerekli midir? Gereklidir çünkü Üniversitelerarası Kurul Başkanı olarak ben şunları yaşadım: Önünüze bir bilimsel dosya geliyor, eserlere bakıyorsunuz, hakikaten tartışılmaz şeyler yani kaliteli makaleler var ama bakıyorsunuz Samsun’daki bir öğretim üyesi -örnek veriyorum- makalede bir sürü isim var, birisi Erzurum’dan, öbürü Çukurova’dan, öbürü Kütahya’dan; şüpheleniyorsunuz bilimsel sahtekârlıktan. Sonra sözlü sınava aldığınızda bu elemanları, bakıyorsunuz ki bir F tipi kokusu var bu çalışmanın içinde. Nasıl var? Yani Samsun’dan adam yayın yapmış, arkadaşların isimlerini de koymuş onun içine. Sonra baktık ki, gördük ki bir de F tipi uluslararası dergi var tıpta, bu dergilerde de makaleler çıkıyor. Yani açıkçası bilimsel eserler sadece dosya üstünden incelendiğinde sayın milletvekilleri, kaliteyi yansıtmıyor; çoğu zaman Türkiye’de sahtekârlığı yansıtıyor bilimsel olarak. Bunu kim çözebilir? Bunu 5 kişilik bir jüri o adayı alıp da eserleri üstünden de sorguladığı zaman o sahtekârlık hemen ortaya çıkabiliyor. Bunun için bu, Türkiye’de son derece önemli bir maddedir, bunu kaldırıyorsunuz.

Şimdi değerli arkadaşlar, başka bir konuya geliyorum kalitesizlik örneği olarak. Yabancı dil puanını –ben 65’i bile azımsarken- 65’ten 55’e indiriyorsunuz. Bir bilim adamının uluslararası yayınları izleyebilmesi için bence gerekli olan puan asgari 80 puandır. Bunu da 55’e indiriyorsunuz. Bu da ortaya şunu koyuyor: Bazı yandaş doçent adayları birikti üniversitelerde, bunların önünü açmak, bunları mutlu etmek için yapılmış, açıkçası dostlar alışverişte görsün türü şeyler.

Değerli arkadaşlar, ben sözü burada başka bir noktaya çeviriyorum. Hâlen siyasi nedenlerle birçoğu olmak üzere, eylemsiz olan doçentler var. Yani doçentlik sınavını almış bu arkadaşlar ama yardımcı doçent kadrosunda. Bence fırsattan istifade bu arkadaşlara da hakkaniyet namına, hak, hukuk, adalet namına doçentlik kadrolarını vermemiz lazım.

Başka bir konuya değinmek istiyorum. Geçen sene kanun hükmünde kararnamelerle üniversitelerden uzaklaştırılan 1.128 barış akademisyeninin görüşlerine katılmasak da bunların fikir, vicdan ve ifade özgürlüklerini alkışlıyorum, bunları savunuyorum. Yeni bir kararnameyle bunların tekrar üniversitelerin çatısı altına alınmasını buradan ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, bu fırsattan istifade Sayın Bakana şunu öneriyorum: Ne olur, Sağlık Bakanlığı hastanelerinizde yaptırdığınız gibi bir memnuniyet anketi şu 150 bin tane akademisyene Türk üniversitelerinde de yapın, bakalım sonuç ne çıkacak ama anket kağıtlarına lütfen isim, soyadı yazılmasın, korkarlar yazmaya çünkü. Bakalım ne çıkacak yani Sağlık Bakanlığı hastanelerinde olduğu gibi yüzde 75 memnuniyet çıkacak mı, çıkmayacak mı? Ben o yüzde 75’e de inanmıyorum. Ama bugün Türk üniversitelerindeki 150 bin akademisyen depresyonda, mutsuz arkadaşlar ve özellikle tıp fakülteleri tam bir çöküş içinde; bunu defalarca dile getirdik. Dün öğrendiğimiz kadarıyla Maliye Bakanı ile Ankara üniversiteleri tıp fakülteleri bir toplantı yapmış, bendeki bilgilere göre 7 milyar Türk lirasına yaklaşan tedarikçilere üniversitelerin borcu var. Bu borçların yapılandırılması yetmez arkadaşlar, bunu ödeyemez tıp fakültesi hastaneleri. Bu borçların silinmesi lazım, bunlar tıp fakültelerinin hizmetlerinin haksız yere yok edilmesinden kaynaklanan makul düzeyde tıp fakültesi hastane zararlarıdır. İnanın, şu anda tıp fakültesi hastaneleri asgari ölçüde bilimsel anlamda sağlık hizmetlerini yapamaz durumdadırlar.

Kısa bir zaman rica edebilir miyim Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun bir dakika ek süre vereyim size Sayın Akaydın.

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Fırsattan istifade bunu da araya sıkıştırdım. Özellikle, tıp fakültelerinin çok ciddi derecede kadro sorunları vardır. Bakın, bugün bendeki bilgilere göre, eğitim amaçlı araştırma hastanelerindeki asistan kadroları tıp fakültesinde neredeyse iki üç katına ulaşmıştır, tıp fakültesi burada da ciddi anlamda bir dar boğazın içindedir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir önerim daha var, sözümü bağlamadan önce. Akademik unvanlar dünya üniversitelerinde sadece üniversite çatısı altında geçerlidir, önemli olan doktoralı olmaktır. Gelin tekrar öneriyorum, komisyonlarda önerdim, Türk üniversitelerinde akademik unvanların dışarıda kullanılmasını yasaklayalım değerli arkadaşlar.

Son sorum da Millî Eğitim Bakanımıza: Şu FATİH Projesi ne oldu Sayın Bakan, bunu bekliyorum. FATİH Projesi çöktü deyin, bu iş bitsin, kamu zararını da açıklayın, özellikle şu tablet bilgisayarlardan kaç milyar lira zarara girdi Türk kamusu; bunu da öğrenelim, ondan sonra önümüze bakalım.

Çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesi ile 2547 sayılı Kanun’un değiştirilen 24’üncü maddesinin (e) fıkrasından sonra gelmek üzere (f) fıkrasının eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                     Zühal Topcu                                              Mustafa Mit                                             Kamil Aydın

                                          Ankara                                                      Ankara                                                     Erzurum

                                    Saffet Sancaklı                                            Ruhi Ersoy                                               Baki Şimşek

                                         Kocaeli                                                   Osmaniye                                                    Mersin

“(f) Ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte üniversiteler arası kurula doçentlik başvurusunda bulunmuş ve eser inceleme aşamasında başarılı olanlara doçent unvanı verilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit konuşacaklar.

Buyurun, Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler, evrensel bilginin ve bilimin üretilip paylaşılarak insanlığın hizmetine sunulduğu kurumlardır. Genel Kurul gündemine gelen kanun teklifi, akademik unvanlara yönelik yeni tanımlama getirmekte olup üniversite sorunlarını çözmekten uzak palyatif gayret olarak anılacaktır. Yükseköğretim, daha doğrusu üniversite, Türkiye'nin en önemli hatta birinci meselesidir. Nurettin Topçu Hocamız “Milletimizin üç asırdan beri geçirmekte olduğu buhranların sebebi ve kaynağı kültür ve maarif sahasında aranmalıdır.” demektedir. “Mektepler açıldı ancak ilim sevgisi aşılanmadı ve ilme inanılmadı.” demek suretiyle Türkiye'nin öncelikli sorununun maarif olduğunu ifade etmektedir. Keza, elli yıl önce Hilmi Ziya Ülken Hoca başımıza gelecekleri çok açık bir şekilde şöyle ifade etmektedir: “Az gelişmiş ülkeleri bekleyen büyük tehlikelerden biri de aydın işsizliği kaçınılmaz sonuç olacaktır.” Yükseköğretimin amacı her ne pahasına olursa olsun mezun sayısını artırmak demek değildir. Her şeyden evvel, tarihî tecrübe ve sosyal yapımıza uygun, ilmin zatî amaçları doğrultusunda, siyaset üstü bir eğitim felsefesinin olması gerekmektedir. Bu manada eğitim ve öğretim kişilerin dinamik gelişmesini sağlayan, insan ile âlem arasındaki diyalektik bir faaliyete dayanan, tarih ve verasetin tecrübe içindeki devamlı gelişmesini esas almalıdır. Eğitim ve öğretim, gerçeğin çeşitliliğine uygun olarak, iş ve düşünce hayatının farklılaşmasına cevap verecek çok tipte insan yetiştirmeyi amaç edinmelidir. Bu konuda temel problem, talebe ve hoca yanında devlet mekanizmasında bulunan karar vericilerin de ilmî zihniyete sahip olması gerekmektedir.

Rahmetle andığımız Başbuğumuz Alparslan Türkeş, 70’li yılların başında “Her çeşit peşin hükmü bir kenara bırakacağız. Her olayı incelerken ilim mantalitesini esas alarak ilim metodunu takip edeceğiz.” demek suretiyle bilgi felsefesini eğitim ve öğretimde politik hedef hâline getirmiştir.

Bütün eksiklik ve kusurlarına rağmen ilim ve ilim kuruluşlarını üniversiteler temsil etmektedir. Bunun için “ilim” ve “ilmî kuruluşlar” denilince akla üniversiteler gelir. “Bugünkü medeniyeti fabrikalar değil, üniversiteler temsil ediyor, üniversiteler ayakta tutuyor. İşte hakiki geri kalmışlık bu idrake erişememektir.” diyen Mümtaz Turhan Hoca ise 60’lı yıllarda üniversitenin önemine ve bugün de aynen devam eden üniversite sorunlarına dikkat çekmektedir.

Bir diğer önemli düşünürümüz Necmettin Hacıeminoğlu ise 70’li yılların başında “Üniversite meselesi bir yönden değil, toptan ele alınmalıdır. Hem kuruluş felsefesi hem millî hedeflere hizmeti hem de işleyiş bakımından ele alınarak yurt ihtiyaçlarına en uygun şekilde düzenlenmelidir.” diyerek üniversite sorununu ve çözüm yollarını ifade etmektedir.

Daha birçok ilim adamı, düşünür bu konuda bunlara benzer tespitlerde bulunmuş, çözüm önerileri üretmiştir. Bu konuda kalem ve söz sahibi her kim varsa ülkenin kalkınmasında yüksek öğretim kurumlarına ve yüksek öğretim yapmış aydınlarına borçlu olduğunda hemfikirdir. Bugün üniversitelerimizin içinde bulunduğu durum itibarıyla bundan elli yıl önce sayılan sorunlarla aynen uğraşmaktayız. Yıllardır tartışılan bu konuda gerçekten bir reform yapılması artık kaçınılmaz hâle gelmiştir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Reddediyoruz. Sayar mısınız?

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan, baksanıza, kaç kişiyiz biz? Bir bakın, kaç kişiyiz?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayar mısınız lütfen?

BAŞKAN – Ağzımdan çıktı bir kere.

6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum… (CHP sıralarından gürültüler)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, sayar mısınız? Siz kâtip misiniz, kâtiplere sorun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, geçtim o önergeyi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hayır, olur mu öyle şey! Sayı istiyoruz.

BAŞKAN - 6’ncı maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum… (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ya böyle bir şey olabilir mi? Ne kadar yanlı yönetiyorsunuz. Hani demokrasi? Sayın işte.

BAŞKAN – Önergeyi okuyun, buyurun…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Saysanıza. Sayın Başkan, nasıl sayıyorsunuz? 24’e 18.

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Sayın Başkan, tarafsız davranın.

BAŞKAN - Önergeyi okur musunuz, ben işlemi yaptım. Eğer okumayacaksanız başka bir kâtip rica ediyorum veya verin, ben okuyayım.

KÂTİP ÜYE NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Başkanım, kabul etmeyenler çoğunlukta ama.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan ne diyorsa yap sen.

BAŞKAN – Verin ama… Geçtim, şimdi geriye dönemem. Verir misiniz? Ya okuyun ya ben okuyacağım Sayın Altaca. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan …

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, problem yok, devam ediyoruz.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2099) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                     Zühal Topcu                                             Kamil Aydın                                         Saffet Sancaklı

                                          Ankara                                                     Erzurum                                                    Kocaeli

                                   Deniz Depboylu                                          Baki Şimşek                                               Ruhi Ersoy

                                           Aydın                                                       Mersin                                                    Osmaniye

“MADDE 6- 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 25 ve 32 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Deniz Depboylu konuşacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Kanun’un 6’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün şehit düşen 2 askerimize ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralanan askerlerimize ve gazilerimize de acil şifalar dilerim. Rabb’im ordumuzun yâr ve yardımcısı olsun.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüştüğümüz kanun üniversitelerle ilgili ama ben biraz daha eğitimin farklı bir boyutuna değinerek görüşlerimizi belirtmek istiyorum. Öncelikli olarak, Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Genel Müdürlüğünün açmış olduğu 2018 yılı hizmet içi kurs programını özel okullardaki rehberlik hizmetlerinde çalışabilmeyi sağlayacak rehberlik sertifikası kurslarının iptal edildiğini bugün öğrenmiş bulunmaktayız. Bunun için Millî Eğitim Bakanımıza da hassasiyeti sebebiyle teşekkür ediyoruz. Zira her ne kadar bu kursların açılma sebebi uzman yetersizliği olarak gösterilse de 2018 Haziran ayında yeni PDR ve psikologların mezun olacağını da düşündüğümüzde 30 binlere yakın iş arayan psikolog ve PDR mezunu arkadaşlarımızın olacağını bilmekteyiz. Bu kadar uzman iş ararken kurslarla başka alanlara kapı açılmasının doğru olmadığını düşünüyoruz.

Bununla birlikte, benim özellikle değinmek istediğim bir konu var ki, anaokullarında rehber öğretmen norm kadrosu yok. Bunu neden dile getiriyorum? Çocuk istismarları sebebiyle dile getiriyorum. Çocuk istismarları maalesef araştırıldığında, istatistiklere bakıldığında, en fazla 2 ila 10 yaş arasında ve bu çocukların dışarıdan herhangi birinden yardım isteme şansı olmadığı için profesyonel gözle durumlarının incelenmesi, haklarında bir fikir yürütülmesi ve ulaşılabilir uzmanlar tarafından yardım almaları gerekir. Maalesef anaokullarında rehber öğretmenin olmaması büyük bir eksiklik. İlkokullarda rehberlik dersinin olmaması da başka bir eksiklik çünkü ilkokullardaki rehberlik saatlerinde önceden çocukların stresle başa çıkma, öfke kontrolü, ilişkiler, iletişim kurma şekilleri, empati kurma biçimi ve bununla birlikte bilişsel davranışçı yöntemlerle öğretilen, kişisel donanımlarını güçlendiren, ruh sağlıklarını koruyan beceriler edinmesi sağlanıyordu. Maalesef ilkokul çocuklarımız bunlardan mahrum kaldı. İnşallah bu sorun da düzeltilir.

Norm fazlası rehber öğretmenlerin farklı okullarda görev almasıyla ilgili yayımlanmış bir genelge var. Ben yirmi yıl Millî Eğitim Bakanlığında farklı okullarda görev yaptım rehber öğretmen olarak ve bu çeşit görevlendirmelerle başka okullara da gittim, çalıştım. Buradan kaynaklanan tecrübeme dayanarak söylüyorum; böyle bir sorun çözme yöntemiyle amaçlarımızı gerçekleştirmemiz çok zor. Neden? Özellikle çocuk istismarlarını dikkate alırsak -ki en çok PDR ve psikoloji mezunları, okulların rehber öğretmenleri bunları ortaya çıkarıyor- çocuk okulda iki gün gördüğü farklı bir simaya güvenemez. Ona gidip “Falanca kişi bana şunu yaptı.” diyemez. Hele bir de ensestten problem varsa “Babam bana bunu, bunu yapıyor.” diyebilecek cesareti olmaz. Kaldı ki bir okulun psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yürütülmesi oradaki çocuklarla kurulacak empatiye ve iletişime dayandığı için iki günde, haftada iki günlük bir görevlendirmeyle böyle bir etkileşimin, iletişimin kurulması çok zor olduğundan bu sorunun daha farklı ele alınması yani her okula ihtiyacı olduğu kadar psikolojik danışmanın, rehber öğretmenin atanması çok daha yerinde olacaktır diye düşünüyoruz. Zira, kadro bekleyen çok sayıda mezun var.

Yine, son yayımlanan yönetmelikle ilgili önerilerimiz vardı. İnşallah bunlar olursa, çözülürse bizi mutlu edecek. Bu konuda duyumlarımız var, umarım doğrudur.

Tıbbi sekreterlik için açılmış olan kursların da iptalini öğrendik, bu da çok memnun edici. Zira, bir alanda o kadar emek vermiş, üniversite okumuş kişiler dururken düşük, 350 lira gibi bir ücretle işte, belli bir saatte eğitim almış birilerinin yerine geçmesi gerçekten haksızlıktı. İnşallah bu sorunlar mevcut benzer uygulamaların da önüne geçmesi açısından bir örnek olur.

Yine, istihdam bekleyen çok sayıda edebiyat ve tarih öğretmenimiz var. İnşallah onlar için de kadro açılır diye umuyoruz çünkü bu kardeşlerimiz büyük bir hevesle öğretmen olup çocuklara ulaşmaya çalışıyorlar, bunun hevesindeler.

Ayrıca, burada dile getirmek istiyorum, Sayın Bakanımız da buradayken, bir Aile Danışmanlığı Sertifika Programı sorunumuz var. Bu konuyla ilgili özellikle yakın zamanda beni arayan bir kuruluş var, bir özel kuruluş ve bu özel kuruluşla aramızda geçen bir konuşmayı ben size dile getirmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Sayın Başkanım, rica edeceğim.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Tesadüfen arandım, zannediyorum mesleğim sebebiyle arandım. Arayan arkadaş benim vekil olduğumu bilmiyordu. Dedi ki: “Aile Danışmanlığı Sertifika Programı açıyoruz. Katılmak ister misiniz?” “Nerede bu?” “Ankara'da, falanca yerde, özel bir kuruluş. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan bir sertifika veriyoruz.” dedi. “Peki, kim veriyor, kim hocalar?” dedim. Falanca isim, bir psikolog arkadaşın ismini verdi. “Bütün derslere mi bu kişi giriyor?” dedim. “Evet.” dedi. “Süpervizyonları kim veriyor?” dedim. “Yine o arkadaş veriyor.” dedi. Yani bir kişi bütün derslere giriyor, süpervizyonları veriyor, Millî Eğitim Bakanlığından onay aldığını iddia ediyor. Ben de çok merak ettim, o arkadaşın adını açtım internette aradım. Aile danışmanlığı, evlilik, çift terapileri hiçbir donanımı yok bu arkadaşın ama maalesef bir boşluktan, bir açıktan yararlanarak… Sertifika almak isteyen arkadaşlara uygun eğitimi vermiyorlar. Bu da büyük bir sorun. Kaldı ki bu, aslında yüksek lisans programıdır, sertifika da olmamalıydı ama madem sertifika var, o zaman ehil kişiler tarafından verilmeli. Zannediyorum bu dikkatinizden kaçmış olabilir, hatırlatmak istiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                 İbrahim Ayhan                                          Sibel Yiğitalp

                                         İstanbul                                                    Şanlıurfa                                                  Diyarbakır

                             Dirayet Dilan Taşdemir                           Mehmet Emin Adıyaman                               Nihat Akdoğan

                                            Ağrı                                                          Iğdır                                                       Hakkâri

                                     Aycan İrmez

                                          Şırnak

MADDE 7 – 2547 sayılı Kanun’un 33’üncü maddesinin başlığı “Araştırma Görevlileri ve Öğretim Yardımcıları”, maddenin (a) fıkrasında yer alan “en çok üç” ibaresinin “en çok beş” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin (b), (c), (d) ve (e) fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez konuşacaklar.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 519 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.

7’nci maddeye geçmeden önce, bugün 21 Şubat bildiğiniz gibi Dünya Ana Dili Günü’dür. Dil bir iletişim aracı olmaktan çok daha fazla şey ifade etmektedir. Her dil o dili konuşan toplumun tarihinin ve kültürünün taşıyıcısıdır. Bireyin ana dili dünyayla ilk iletişim kurma sürecinde edinip öğrenmeye başladığı ve dolayısıyla kimliğinin, kişiliğinin, duygusal ve zihinsel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Dil hakkı yaşam hakkı kadar kutsaldır. Bu nedenle kimsenin bir başkasının dilini yasaklamaya hakkı bulunmamaktadır. Bunun aksi yönde geliştirilen tüm uygulamaların en temel insan hakları ihlalleri kapsamına girdiği tüm uluslararası insan hakları kurumlarının malumudur. Bu vesileyle tüm ana dillerin özgürleştiği bir dünya dileğiyle tüm hakların Dünya Ana Dili Günü’nü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, on altı yıllık AKP iktidarının üniversitelere yönelik hayata geçirdiği tüm politikalarda bilimsel, yaratıcı, özgür eğitimcilik anlayışından her geçen gün uzaklaşılarak piyasalaştırma, merkezileştirme, kadrolaşma amacı güdülmüştür. Bu durum OHAL KHK’leriyle yükseköğretime yönelik yapılan müdahalelerin şiddetini artırmış, üniversitelerin içi boşaltılmış ve akademinin iyice verimsizleşmesine neden olmuştur. OHAL hukuksuzluğuyla da akademisyenlerin statüleri değiştirilmiş, işten atılma kaygısı had safhaya çıkmış, akademik çalışmalar üzerindeki baskı ve otosansür zirve yapmıştır. Bu müdahaleler sonucu bilimsel ve akademik üniversite ortamından tamamen uzaklaşılmış ve üniversiteler siyasal iktidara biat eden kurumlar hâline getirilmiştir. Söz konusu teklifle akademik atama ve yükselme kriterleri yeniden düzenleniyor. Merkeziyetçilik daha da kurumsallaştırılıyor. Bu teklif, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Allah aşkına şu yardımcı doçentlik olayı nedir?” diyerek açıkça kaldırılmasına yönelik ifadesinin ardından doğrudan saraydan verilen talimatla hazırlanmıştır.

Düzenleme kamuoyuna açık ve şeffaf bir şekilde ne yazık ki yürütülmemiştir. Muhatabı olan birçok kurumun görüş ve önerileri alınmamıştır. Bu nedenle akademik çalışma ortamı hiyerarşik yapılanmadan kurtarılmalı. Ast-üst ilişkisi yerine birlikte üretim esas olmalıdır. Akademik unvanlar hiyerarşik göstergelere dönüştürülmemeli. Ticari nüfuz kaynağı olmamalıdır. İş güvencesi garanti altına alınmalıdır.

AKP iktidarı tarafından getirilen bu teklifle üniversitelerin özerk yapısına müdahale edildiği açıkça görülmektedir. Böylelikle üniversiteler birer eğitim kurumu olmaktan uzaklaştırılıp AKP’nin kendi siyasi kadrolarının istihdam edildiği kurumlar hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Bilime, sanata, felsefeye, özgür ve eleştirel düşünceye karşı savaş ilan eden politikalardan vazgeçilmelidir. Bu nedenle nitelikli eğitimin, eleştirel düşünce ve yaratıcı araştırmaların yapılabilmesi için öncelikle mevcut YÖK Yasası’nın değiştirilip standart ve dışsal denetimlerden uzak, demokratik katılımın ve kamusal denetimin olduğu düzenlemeler yapılmalıdır. Bu düzenlemelerde akademik topluluğun öğrencileri ve tüm çalışanlarıyla demokratik kurulların katılım gösterdiği değerlendirmeler yapılmalıdır. Ayrıca, üniversite denetimi ise bilimsel özgürlüğü ve kurumsal özerkliği zedelemeden kamu denetimiyle desteklenmelidir.

Ayrıca, bu mevcut yapıda 7’nci maddeye ilişkin araştırma görevlilerinin görev süresinin üç yıldan beş yıla çıkartılması gerektiğini bir kez daha buradan ifade ediyoruz. Üniversitelerin bir an önce özgürleşmesi, nitelikli bilgi üretimi için elzemdir. Bu nedenle haksız ve hukuksuz ihraç edilen bilim insanları görevlerine bir an evvel iade edilmeli. Akademik özgürlükler tarafsız bir şekilde güvence altına alınmalı ve YÖK gibi kurumsallaşmış 12 Eylülden kalma üniversitelere yönelik siyasi müdahalelerine son verilmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

                                      Gaye Usluer                                          Mustafa Akaydın                                       Sibel Özdemir

                                        Eskişehir                                                    Antalya                                                     İstanbul

                                       Atila Sertel                                         Mustafa Ali Balbay                                        Ceyhun İrgil

                                           İzmir                                                         İzmir                                                        Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil konuşacaklardır.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda yardımcı doçentlik ve doçentlik yasası olarak bilinen yasayla ilgili 8’inci maddedeki düzenlemede partimiz olarak herhangi bir özel önerimiz yok, maddeye katıldığımızı düşünüyoruz.

Ben genel olarak yasada ilk kez söz almış bir konuşmacı olarak ve Komisyon üyesi olarak yasayla ilgili genel bazı anekdotları ve notları size iletmek isterim bundan sonraki görüşmeler açısından. Yasa Komisyonda görüşülürken sizin sıkça yaptığınız bir eleştiri var: “Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir zaman bir önerisi olmuyor ve her şeye karşı çıkıyor, hiçbir öneri getirmiyor." diye. Komisyonda aşağı yukarı 30’a yakın önerge verildi Komisyon üyelerimiz tarafından ve bunların birçoğu tarafınızdan kabul edilmedi. Bunlardan bir tanesi, özellikle ÖYP konusundaydı, benden önceki konuşmacılar onu söyledi, onu zamanı gelince tekrar madde üzerinde arkadaşlarım detaylı şekilde anlatacaklar ama ÖYP maddesinin önergesi AKP’nin oy birliğiyle reddedildi.

Daha sonra, doçentlik başvurularının zamanının kısıtlanmamasını, bütün yıl boyunca yapılmasını önermiştik, bu da AKP tarafından oy birliğiyle reddedildi. Doçentlerin ve profesörlerin motivasyonu ve denetimi açısından bir puanlama sisteminin getirilmesini önerdik, bu da AKP tarafından oy birliğiyle reddedildi. Daha sonra tüm yayınların ulusal arşivde toplanması ve bir ulusal arşiv tez ve yayın sistemi oluşturulmasını istedik. Ulusal tez bölümü kabul edildi, yayınlar kabul edilmedi.

Yardımcı doçentlik kadrosundaki doçentlerin koşulsuz olarak kadrolarına atanmasını, bu haksızlığın giderilmesini çünkü bu insanların yardımcı doçentlik kadrolarında doçent unvanı aldıkları hâlde özlük haklarından ve birtakım maaş kayıplarından bahsettik. “Bu insanların haklarını, bu bir fırsattır, iade edelim.” dedik. Bu da AKP tarafından kabul edilmedi.

“Kişiye özel ilan olmasın.” dedik, burada hiç yeri bile gelmeyecek, konuşulmayacak. “Üniversite ilanlarında dünyada bir kişiye özel ilanlar çıkıyor, bunu yapmayın, bu ahlaki değil. Üniversitedeki asıl sorun akademik değil, etik sorun, ahlaki sorun. Kişiye özel ilanda gelin bir kısıtlama yapalım, bir formül bulalım.” dedik. Dediler ki “Hiç gerek yok, zaten bizim üniversitelerimiz böyle şeyler yapmaz, böyle bir şey yok.” Oysa ben, yüzlerce örnek gösterebilirim. Bu konuda yaptırım ve sayıları istedik, YÖK ne yapmıştır bu konuda? Bugüne kadar kimlere ceza vermiştir, kime yaptırım uygulamıştır, henüz o konuda da yanıt almadık.

Bizim açımızdan bu teklifin en sıkıntılı bölümü, doçentlikteki sözlünün kaldırılmasının elbette ahlaki açıdan tartışılır ve birçok sorun vardı. Ben şahsım adına yani olumlu buluyorum ama bizim de bazı Komisyon üyelerimiz nitekim AK PARTİ’den, AKP’den de birçok arkadaşımız da karşı duruyorlar buna. Haklı oldukları yan var, iki tarafın da ama şöyle bir şey var: Biz şunun sorgulanmasını istiyoruz, bu önemli bir şey, ben bunu daha önce bir raporlama da yapmış, kamuoyuyla paylaşmıştım, orada da söyledim. Bilimsel alanı, kişinin bilim alanını sorgulayan, bilim alanını denetleyen ve bu konudaki yeterliliğini, sanatta yeterliliğini, uygulamada yeterliliğini denetleyecek bir sistem getirilmesi lazım. Bu, merkezî bir sınav olur, başka bir şey olabilir. Ama sözlü sınavın, kişilerin egolarını tatmin etmeye yönelik ve çok da subjektif olan ve çok da ahlaksız boyutlara ulaşan, son dönemlerde çok da yanlı ve yandaş somut örneklerle karşılaştığımız sözlü sınavın kaldırılması çok iyi oldu.

Bu arada kadro atamalarının rektörlerin inisiyatifine bırakılması bu teklifin önemli açıklarından bir tanesi. Buna da mutlaka karşı çıkıyoruz ve bir şekilde bu atamaların objektif kriterlerle ve denetlenebilir olmasını istiyoruz. Yani bir insan hakkı yendiğinde veya sorun çıktığında mahkemeye gidebilmelidir. Bu yüzden denetlenebilirlik ilkesi konmalıdır.

Bunun dışında istediğimiz önemli veya getirdiğimiz ek maddelerden bir tanesi öğrenci affıydı. Bu ülkenin kanayan bir yarası öğrenci affı. Herkes bizimle hemfikir. Komisyon dışında oturuyoruz, herkes “Haklısınız.” diyor ama geliyoruz, hiç kimse öğrenci affına el kaldırmıyor. Nitekim AKP’nin oy birliğiyle reddedildi. Buradan ben öğrenci affı bekleyen bütün ailelere ve öğrencilere söylüyorum. Arkadaşlar, bu insanlar nereye gitsinler? Başka yerde okuma şansları yok ki. Başka ülkeye gitmekten başka koşul da yok. Yani biz, başka ülkelerden öğrenci gelsin diyoruz, kendi ülkemizin insanları okullarını ve eğitimlerini tamamlamak için başka yerlere gitmek zorunda kalıyorlar. Komisyonda çok acı örnekler, acı mailler okudum. Buna rağmen, insani olarak, vicdani olarak hak verdiler ama oy vermediler.

Bunun dışındaki en önemli sorunlardan bir tanesi, bu yasada açık kalan, biraz önce Bakana sordum, Bakan teyit etti ama kayıtlara geçmesi açısından bir kez daha vurgu yapıyorum, burada “Doçentlik sınavına şu ana kadar girmiş, tez aşamasını geçmiş, eserleri geçmiş ama sözlü de kalmış tüm arkadaşlar…” Tamam, buraya kadar tamamız ama şimdi o eser aşamasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın İrgil, bir dakika.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Bu teknik olarak çok önemli bir sorun; bunu mutlaka burada Bakanlığın ve YÖK’ün teyit etmesi lazım tekrar tekrar. Şimdi arkadaşlar soruyor: 2016 kriterleriyle girenler var, 2016’dan önceki kriterlerle başvuranlar var. Biraz önce Sayın Bakan yanıt verdi aslında ama hâlâ Twitter’dan ve mesajdan soruyorlar. Diyoruz ki 2016 öncesi giren veya sonrası -fark etmiyor- sözlüden kaldıysanız, eserden geçtiyseniz bu yasaya göre herkes “doçentlik” unvanı alır. Bakın, kadroya atanır değil ama unvanı alır. Doğru mudur Sayın Bakanım?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğrudur.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Bakan teyit ediyor, ben burada vurgu yapayım. Biraz önce söyledi ama yine de arkadaşlar çok emin olamamışlar. Sonuç olarak buradaki asıl sorun, şimdi doçent atamasının -yani bir insan doçent oldu ama bir yere başlaması lazım eğer özel sektörde çalışmayacaksa- rektörlere bırakılmış olması. İşte gelin, hep beraber bunu objektif hâle getirelim. Yoksa yanlı ve yandaş atamaların önüne geçemeyiz.

Bu yüzden hepinizin ilgisini, dikkatini ve bu konuda duyarlılığını bekliyorum. Bütün heyetinize de teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrgil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, bir şey eklemek istiyorum.

ERHAN USTA (Samsun) – Madde 60’a göre…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Topcu.

Yerinizden açıklama mı yapacaksınız?

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Bir dakika, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önergelerinin reddedilmesinin çelişkili bir durum yarattığına ilişkin açıklaması

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde bizim bir önergemiz vardı (f) fıkrasının eklenmesine yönelik olarak. Burada “Ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Üniversitelerarası Kurula doçentlik başvurusunda bulunmuş ve eser inceleme aşamasında başarılı olanlara doçent unvanı verilir.” şeklinde bir önergemiz vardı. Bu önerge reddedildi. Şimdi bir çelişki var.

Şimdi Ceyhun Bey’in açıklamasıyla yani bizim 5’inci maddede reddedilen bu önergemiz… Ceyhun Bey de diyor ki: “Şimdi Bakan Bey’e sordum ve bu kesinlikle böyle.” diye. O zaman bu işin, bu konunun bir netleştirilmesi lazım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Aynen, bir açıklığa kavuşması lazım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İrgil, size de yerinizden söz vereyim bir dakika. Eğer dediğiniz gibi bir çelişki varsa daha sonra o düzeltilebilir.

31.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili MHP önergesinin bu yasadaki bir açığı kapattığına ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Başkanım, şöyle: Sayın Hocam haklı. Komisyonda da defalarca vurgu yaptık. Bakın, hep birlikte bir şey yapıyoruz, burada hemfikiriz zaten, bir sorun yok, Bakan da kabul ediyor. Biraz önce aslında Sayın Özel’in ısrar ettiği o konuyu kabul etmiş olsaydınız bu açık kapanacaktı. MHP önergesi bu yasadaki bu açığı kapatıyordu. Yani hakkını teslim etmemiz lazım. Ya da isterseniz Bakan özel olarak açıklama yapsın ya da YÖK bilemiyorum ama gelin, isterseniz, bir mümkünatı varsa, bu önergeyi olayın tescillenmesi için, netleşmesi için kayda, tutanaklara geçirelim. Yani çok iyi olur. İnanın yasanın sağlığı açısından da iyi olur.

BAŞKAN – Tamam ama şu anda içerikle ilgili olarak benim bir işlem yapabilmem söz konusu değil.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hayır, önerge…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakan Bey bir izah etsin…

BAŞKAN – Sayın Bakana bir söz verelim.

Buyurun Sayın Bakan, bir dakika size de yerinizden.

32.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesindeki düzenlemenin açık olduğuna ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, 5’inci maddenin düzenlediği 2547’nin 24’üncü maddesinin (c) fıkrasını okuyoruz: “Üniversitelerarası Kurulca yeterli yayın ve çalışmaya sahip olduğuna karar verilen adaya doçentlik unvanı verilir.” Hocam, bunda mutabık mıyız? Bizim söylediğimiz de bu. Bak, çok net: “Üniversitelerarası Kurulca yeterli yayın ve çalışmaya sahip olduğuna karar verilen adaya doçentlik unvanı verilir.” Bizim de söylediğimiz bu.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Ama biz de diyoruz ki: “Bu madde geçene kadar olanlara…” Acaba orada bir…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yanlış anlamaya yol açar diye…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu içeriğe yönelik bir çatışma veya da düzgün olan bir konu. Bunu daha sonra siz kendi aranızda konuşup bir açıklığa kavuşturursanız biz onunla ilgili işlemi yaparız.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Nasıl kendi aramızda, bu yasa…

BAŞKAN - Şu anda benim bu konuda Genel Kurulun kararı olduğu için yapacak herhangi bir işlemim bulunmamaktadır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu ana kadar olanların hepsi de doçent oluyor, bilimsel yayın kriterlerini yerine getirmişse.

ERHAN USTA (Samsun) – O zaman Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Bir dakika, bir dakika…

Buyurun Sayın İşler, sizi de dinleyelim.

Sayın Bakan, size söz vereceğim, Sayın Özel size söz vereceğim, Sayın Usta size söz vereceğim.

Buyurun Sayın İşler…

33.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, kanun yürürlüğe girdikten sonra sözlü sınav kaldırılmış olacağı için sözlü sınav aşamasında olanların otomatik olarak doçentlik unvanı alacağına ve bu hususu ayrıca belirtmeye gerek olmadığına ilişkin açıklaması

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; biz bunu YÖK yetkilileriyle konuştuk, kanun çok açık. Kanun yürürlüğe girdikten sonra sözlü sınav kaldırıldığı için sözlü sınav aşamasında olan herkes otomatik olarak doçentlik unvanı alacaktır. Ayrıca bunu yazmaya gerek yok. İhtiyacı hissetmediğimiz için bunu koymadık. Dolayısıyla, Sayın Bakanımızın yaptığı açıklama doğrudur. Bu önergeyi de ondan dolayı reddediyoruz. Zaten kanunen kabul edilen bir şeyi tekrar yazmanın bir anlamı yok, dolayısıyla doçentlik sınavını kaldırıyoruz ve bu yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren eser aşamasından geçen herkes doçentlik unvanını alacaktır.

Genel Kurulun bilgisine sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, ekleyeceğiniz bir şey var mı?

Buyurun.

34.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesindeki düzenleme için başka bir yorum yapmanın kanun koyucunun iradesine aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hukukçulara genelde şunu öğretirler: Bir kanunun metninde ola ki bir açıklık yoksa o zaman komisyondaki açıklamalar ve Genel Kurulda bu kanun üzerine yapılan açıklamalar dikkate alınarak kanun koyucunun muradının ne olduğu ortaya çıkarılır. Komisyon Başkanımız diyor ki “Olur.”, Hükûmet diyor ki “Olur.” E, dolayısıyla Genel Kurulun da bu doğrultuda bir mutabakatı var. Bundan sonra bunun dışında bir başka yorum kanun koyucunun iradesine aykırı olur.

Arz ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, sizi dinleyelim.

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir mağduriyet yaşanmamasını önemsediklerine ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak üniversitelerin siyasetin baskısından arındırılmadan doçentlik için yapılan sözlü sınavın kaldırılmasını ilkesel olarak doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, işin şu kısmı doğru ki Parlamento bir karar alırken yapılan iş tutanaklarıyla birlikte bir bütündür ve bir çelişki olduğunda dönülüp bakılacak yer orası. Ama tutanaklara birçok şey geçti, biz bir kez daha şunu söyleyelim: Biz burada bir mağduriyet yaşanmamasını ve burayı dikkatle takip eden insanların muradını ermesini önemsiyoruz, bu açıklamaları önemsiyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak üniversiteler siyasetin baskısından ve müdahalelerinden arındırılmadan böyle bir sınavın kaldırılmasını ilkesel olarak doğru bulmuyoruz ama sınav kaldırılıyor. Bu sırada buradan beklentisi olanların bu beklentisine yönelik bu açıklamalar önemlidir. Ancak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak zaten sınavın kaldırılıyor olmasına kategorik olarak karşıyız. Üniversiteler siyaset baskısından arındırılmalı.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Usta…

36.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önergelerinin kabul edilmemesinin içeriğine katılınmadığından değil zaten bu konunun gereğinin yerine getirilmiş olmasından kaynaklandığına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, karışıklığı gidermek açısından ve kayıtlara geçmesi açısından aslında konuşmuş oluyoruz. Sayın Başkanın ifadesinden sonra aslında çok da gerek kalmadı belki.

Bizim önergemiz şuydu: Eseri geçmiş, sözlü aşamasında sözlüyü geçememiş, doçentlik unvanını alamamış bekleyenler vardı. Şimdi kanunda yapılan bu düzenlemeyle bunlara zaten doçentlik unvanının verildiğini hem Komisyon Başkanı hem de Sayın Bakan söylüyor.

Dolayısıyla, bizim önergenin kabul edilmemesi, içeriğine katılınmadığından değil, zaten bu iş yerine getirilmiş olduğundan dolayıdır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Gereksiz ilave yapılmaması için.

BAŞKAN – Evet.

ERHAN USTA (Samsun) – Dolayısıyla bu şekilde bekleyen arkadaşların hepsi doçentlik unvanını almış oluyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Zaten 8’inci maddedeyiz. 5’inci maddenin içeriğiyle ilgili herhangi bir değişikliğin söz konusu olmasının yolları var. Şu anda da onu yapamazdık. Diğer, önümüzdeki zamanlarda bu düzeltilebilirdi. Ama şimdi sorun olmadığı anlaşıldı.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin 5’inci cümlesinde yer alan "haftada on iki saati aşan ders görevleri için haftada on saate kadar” ibaresinin "haftada altı saati aşan ders görevleri için haftada on iki saate kadar” şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                 İbrahim Ayhan                                          Sibel Yiğitalp

                                         İstanbul                                                    Şanlıurfa                                                  Diyarbakır

                             Dirayet Dilan Taşdemir                           Mehmet Emin Adıyaman                               Nihat Akdoğan

                                            Ağrı                                                          Iğdır                                                       Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mevcut durumda doktor araştırma görevlilerine maaş karşılığı on iki saat ders veriyordu. Bunun dışında herhangi bir ek ders ya da sınav ücreti ödenmiyordu. Doktor araştırma görevlilerine ek ders ve sınav ücreti verilmesi yönündeki bu düzenleme bu statüdeki öğretim elemanları açısından memnuniyetle karşılanmaktadır. Bununla birlikte araştırma görevleri ders yükleri dışında bölüm işlerini de yapmakla görevli öğretim elemanlarıdır. Tüm bunlarla birlikte akademik yükselme için araştırma ve yayın da yapmak durumundadırlar. Tüm bu sorumluluklar birlikte düşünüldüğünde araştırma görevlileri üzerinde aşırı bir iş yükü olduğu görülmektedir. Bu temelde araştırma görevlileri üzerindeki iş yükünü azaltmak, akademik gelişimleri için daha çok zaman kazandırmak amacıyla maaş karşılığı girmek zorunda oldukları ders saati sayısı düşürülmelidir. Önergeyle araştırma görevlilerinin maaş karşılığı girdikleri ders sayısının düşürülmesi, ücret karşılığı girdiği ders sayısının artırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı, 519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin oylama işlemine ilişkin İç Tüzük’ün 13’üncü maddesinin ikinci fıkrasına uygun olup olmadığı hakkında

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, az önce oyladığımız 5’inci maddenin oylama sonucuna ilişkin Genel Kurulda bir itiraz söz konusu oldu ve kayıtlara geçti. Ben bu konudaki kararın arkasında olduğumu öncelikle belirtmek isterim ancak herhangi bir tereddüde mahal vermemek adına İç Tüzük’ün 13’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu işleme ilişkin usul tartışması açıyorum.

Söz talebi? Yok.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2099) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 519) (Devam)

BAŞKAN – Bu durumda teklifin 5’inci maddesini tekrar oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.32

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

519 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

517 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Arasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Uluslararası Göç Örgütü Arasında Örgüt ve Ofisin Türkiyedeki Yasal Statüsü Ayrıcalıkları ve Bağışıklıklarına İlişkin Anlaşmayı Tadil Eden Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 517)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 22 Şubat 2018 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 21.34



(x) 519 S. Sayılı Basmayazı 20/2/2018 tarihli 61’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.