TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

44’üncü Birleşim

21 Aralık 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504)

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye’nin önündeki ilk sandıkta Adalet ve Kalkınma Partisine ve Genel Başkanına meydan okuduklarını ifade etmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 23 Aralık günü yapılacak HDP Muş İl Kongresi için ilan afişlerinin billboardlarda yer almasını Valinin on gündür keyfî sebeplerle engellemeye çalışmasına ve bu anayasal suçun mutlaka takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

9.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerindeki soru-cevap işlemi sırasında yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, milletin hakkını ve hukukunu her şeye rağmen korumaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

13.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Samsun’un Çarşamba ilçesinin Şenyurt Mahallesi’nde tespit edilen rayiç bedelle ilgili problemlerin çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın, Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amerika vetosuna, tüm tehditlere ve şantajlara karşı Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Kudüs’le ilgili alınan kararın hem bölge açısından hem Filistin davası açısından memnuniyet verici olduğuna ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Kudüs’ün bütün semavi dinlerin ortak mekânı olduğuna ve yapılması gerekenin dünyanın neresinde mazlum halklar varsa onlar için mücadeleye destek vermek olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs’le ilgili almış olduğu karardan dolayı memnuniyet duyduklarına ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs’le ilgili almış olduğu kararın hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, OHAL için çıkarılmış KHK yetkisinin taşeronlarla ilgili düzenleme için kullanılmamasını ve bu konunun Meclis uzlaşmasına emanet edilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in, İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Roman vatandaşların sorunları konusunda gösterilen yaklaşıma ilişkin açıklaması

28.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, etnik kökeni, mezhebi, meşrebi, inancı ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkesin Türk milletinin bir ferdi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli bir vatandaşı olduğuna ve bu konu üzerinden tartışma yürütmenin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

31.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, şehir hastanelerinin kira ödemelerine ilişkin bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

32.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’ın 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Bitlis’te Yukarıölek köyü mezarlığında bulunan 267 cenazenin savcılık talimatıyla çıkarılarak İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine ilişkin açıklaması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Manisa Milletvekili İsmail Bilen’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Metin Akgün’ün 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in yaptığı açıklaması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, (11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 3’üncü sırasına alınmasına ve gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelerin Genel Kurulun 22 Aralık 2017 tarihli 45’inci Birleşiminde 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasından sonra yapılmasına ve bu birleşimde (11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelerin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışmalarına devam etmesine ilişkin önerisi

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Birleşmiş Milletlerin Kudüs Karar Tasarısı’nı kabul etmesine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Roman vatandaşlarla ilgili konulara Hükûmetin gerek tüm siyasi parti gruplarının çok ciddi bir desteği olduğuna ilişkin konuşması

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, kamuya tahsis edilen araçlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/18246)

2.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, 2002-2017 yılları arasında göreve başlayan veya çeşitli sebeplerle görevi sona eren Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/18861)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2018 mali yılı içerisinde Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarca Adıyaman’a aktarılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/18864)

21 Aralık 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, programa göre 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 9’uncu maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yatırım Harcamaları, Mahalli İdareler ve Fonlara İlişkin Hükümler

Yatırım harcamaları

MADDE 9- (1) 2018 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri hariç) 2018 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2018 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin yüzde 10’undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler 2018 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

(2) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine- teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme, tamamlama ile bilgisayar yazılımı ve donanımı projelerinin detay programları ile alt projeleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projeler ile ilgili işlemlerde 2018 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esasları uygulanır.

(3) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerine yatırım projeleri ile ilgili olarak yapılacak ödenek ekleme, devir ve aktarma işlemleri 2018 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usul ve esaslara göre yatırım programı ile ilişkilendirilir.

(4) 2018 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için 2018 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usullere uyulur.

(5) 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 28/A maddesi ve geçici 10 uncu maddesi gereği 2018 yılı bütçesine devren kaydedilecek ödenekler, Kalkınma Bakanlığına bilgi vermek kaydıyla proje sahibi ilgili kurum tarafından Yatırım Programında yer alan projelerle ilişkilendirilir.

BAŞKAN – 9’uncu madde üzerinde söz isteyen gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir.

Sayın Usta, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

Sayın milletvekilleri, lütfen süreye riayet edelim.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

9’uncu madde üzerinde grubumuz adına söz aldım. Bu madde yatırımlarla ilgili madde. Tabii, bütçe olması hasebiyle kamu yatırımlarıdır esas itibarıyla, ancak ben çok kısa bir şekilde genel yatırımlardan bahsettikten sonra kamu yatırımlarına ilişkin birkaç hususu gündeme getireceğim.

Şimdi, tabii, kalkınmak için yatırım gerekli bir şeydir. Yatırım yapmak için de tasarrufunuzun olması lazım, çok fazla dış kaynak kullanmak istemiyorsanız veya ekonominizin kırılganlığını artırmak istemiyorsanız; o fasıla girmeyeceğim ancak yatırım önemlidir, yatırım kadar da yatırımın niteliği önemlidir. Türkiye’de, biliyorsunuz, geçen yıl bir seri düzeltmesi yapıldı millî gelirde. Bu millî gelirdeki seri düzeltmesinin aslında önemli bir kısmı yatırım harcamalarında ve yatırımlarda da makine, teçhizatta değil aslında inşaat yatırım harcamalarında yapıldı. Örnek olsun diye söylüyorum, 2015 yılında, TÜİK tarafından daha önce açıklanan inşaat yatırımları 175 milyarken, bu, seri düzeltmesinde 380 milyar TL’ye çıkarıldı; 175 milyardan 380 milyar TL’ye. Aralarında birkaç ay fark olan, ikisi de TÜİK rakamıdır, bunu dikkatinize sunmak istiyorum; bir rakamı 2,17 katına çıkardı TÜİK düzeltme yaparken.

Şimdi, bu şey yatırım inşaat kaynaklı dedik, inşaatta böyle bir düzeltme yapıldı. Tabii, inşaat harcamaları… Ben hep söylüyorum, inşaat üzerinden kalkınma, inşaat üzerinden büyüme olmaz, bu, ülkeyi en sonunda gelip tıkadı. Bunu çok net bir şekilde görüyoruz çünkü inşaat yatırımlarının -ihtiyacınızdan fazla olanı anlamında söylüyoruz, yoksa ülkenin bir konut ihtiyacının zaten karşılanması lazım- üretken olmaması - ihtiyaç fazlasında yapılan şeyler için- bunun en büyük handikabıdır. Yani inşaat yatırımları üretken değildir. Çarpan etkisi elbette vardır, inşaat yapıldığı esnada, hangi harcamayı yaparsanız yapın ekonomiyi büyütme etkisi olur ancak daha sonra bir gelir yaratma etkisi olmaz. Ticarete konu değildir, “…”(x) inşaat yatırımları, dolayısıyla buradan da sizin cari açığınızı artırıcı etkisi olur. Bir de bizde inşaat harcamalarında, eğer arz ve kullanım tablolarına bakarsanız, ithalat bağımlılığı da aslında az değildir.

Dolayısıyla, inşaat yatırımlarının, daha da tehlikeli olanı, millî gelire payı artıyor. Bu son seride, 2002 yılında yüzde 9,4’ken inşaatın toplam millî gelir içerisindeki payı, bakın, bu çok hızlı bir yükselme kaydederek yüzde 17,5’e çıkmış. Bunun uluslararası standardı, tam bir standardı yok ama gelişmiş ekonomilerde yüzde 10’un altında -onu söyleyebilirim- gelişmekte olan ekonomilerin de birçoğunda bizdeki bu oranın altındadır. Yani bu ekonomi ciddi bir şekilde inşaata kaynak tahsis ediyor ve dolayısıyla ekonominin böyle bir sıkıntısı var ve tabii bunu, bu kaynak tahsisini de borçlanarak yapıyor. Toplam yatırımların kendi içerisindeki payına baktığımızda da inşaat yatırımlarının payının arttığını görüyoruz; bu da diğer bir sıkıntıdır.

Özel sektör yatırımları açısından üzerinde durmamız gereken bir yatırım alanı olarak kimya sektörünün olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum çünkü burada cari açığı azaltacak ve aslında katma değer yaratma açısından da önemli bir sektördür. Ekonomide kimya sektörüne yeteri kadar ağırlık vermiyoruz. Burada teşviklerimizi, yer tahsislerimizi kimya sektörüne odaklamamız lazım.

Diğer bir konu ise yatırımların, özel sektörün yatırımlarının artırılması açısından, bizde çok zayıf olan yatırım bankacılığının artırılması gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi, biraz daha işin kamu boyutuna gelecek olursak, burada kamu yatırımlarının millî gelir içerisindeki payına şöyle kabaca bir bakacak olursak -şöyle söyleyeyim- şu anda, son yıl olarak 2018’de millî gelirin yüzde 4,1’i… Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminin ortalaması da 2017’yi dâhil edersek 3,9; 2017’yi dâhil etmezsek -yani yıl tam bitmediği için diyorum- 3,8 yani Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde kamu yatırımlarına ayrılan kaynağın millî gelire oranı yüzde 3,8. Hani “Biz bütçeyi şöyle yaptık, böyle yaptık.” deniliyor ya zaman zaman, ondan önceki Hükûmet döneminde, 57’nci Hükûmet döneminde ise bu oran 4,8. Yani kıt imkânlarla, Türkiye'nin o sıkıntılı imkânlarında bugünkünün çok daha üzerinde bir oranda kamu yatırımlarına kaynak tahsisi yapılmış, bunu not etmemiz gerekiyor. (Komisyon sıralarından alkışlar) Bununla ilgili bir açıklama belki yapılabilir. Şimdi, bu yatırımlarla ilgili…

Efendim Sayın Bakan? Sataşıyor musunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, yok, tebrik ediyoruz yani alkışlıyoruz.

ERHAN USTA (Devamla) – Tabii, bu alkışlanacak bir şey. Yani eğer bu rakamın ne olduğunu kavrayabilirsek bu alkışlanacak bir şey. Yani 1990’lı yılların o sıkıntılı dönemlerinden gelen bir Hükûmet, 1999’da yüzyılın depremini yaşayan bir Hükûmet, kaynaklarının, kamu kaynaklarının ortalamada yüzde 4,8’ini yatırımlara tahsis etmiş. Sonraki gelen…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Faize ne kadar verdik?

ERHAN USTA (Devamla) – O önemli değil, bu faizi düşürmek için zaten o programlar uygulandı. Bakın, şimdi hep aynı söylüyorsunuz, ya hakikaten bir kavrama sıkıntısı var ya da bile bile bu yapılıyor. O Hükûmet zaten 1990’lı yıllardan gelen bir yükü alıyor ve 1999 yılında gelir gelmez yaptığı ilk reform bankacılık reformu, ikinci reform sosyal güvenlik reformu. Birazdan, bugün, gün içerisinde bunları konuşacağız, sosyal güvenlik reformunda reformun etkisi hemen nasıl orada görülüyor. Zaten faiz yükü olduğu için bir program uygulanıyor ve o faiz yükü azaltılıyor ama şunu söylemeye çalışıyorum: O faiz yükü altında dahi kamu yatırımlarına millî gelirin yüzde 4,8’i kadar -bunların hepsi devletin rakamları- kaynak ayrılıyor. Bugün ayırdığımız kaynak 3,8 arkadaşlar, onu ifade etmeye çalışıyorum.

Şimdi, burada tabii daha başka sıkıntılar var ama oraya girmeyeceğim. Mesela işte, 57’nci Hükûmetin yani Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon ortağı olduğu hükûmetin yaptığı bazı şeyleri söylüyoruz, bunlardan bir tanesi de -konumuzla ilgili olduğu için söylüyorum- kamu yatırımlarının rasyonelleştirilmesi çalışmasıdır. Yani geçmişten beri siyasi güdülerle kamu yatırım programına yapılıp yapılmayacağı belli olmaksızın o kadar çok proje girmiş ki hepsine azar azar para ayırarak. O günkü Hükûmet 57’nci Hükûmet 2001 yılında yaptığı bir çalışmayla kamu yatırım programını rasyonelleştirdi. Ne yaptı? Programdan proje attı. Niye? Çünkü tamamlanma süreleri çok uzun diye. Bu, siyaseten çok zor bir karardır. Burada hemen küçük bir anekdotu da anlatayım. O zaman Devlet Planlama Teşkilatı bu işleri yapıyor tabii ki, Devlet Planlama Teşkilatından sorumlu Bakan da Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli. Devlet Planlama Teşkilatının -Sayın Yılmaz da bu konuları bilir- o gün iktisadi sektörlerden sorumlu, bu işlerden sorumlu Genel Müdür ve Müsteşar Yardımcısı Vekili Bakana gidiyor, Devlet Bahçeli’ye şunu söylüyor: “Efendim, bir rasyonelleştirme çalışması ihtiyacı var çünkü yatırım programı çöp olmuş.” Ancak, bu, siyaseten zor bir şey. Şimdi, sizin ilinizde, yapılsın, yapılmasın, bir tane projeyi zar zor milletvekilleri yatırım programına koydurmuş, o projelerin yatırım programından atılması lazım, çıkartılması lazım. Bahçeli’ye gelip “Sayın Bakanım, böyle böyle bir sıkıntı var ama bu, seçimlerde gündeme gelecek, siyaseten çok zor bir karar ama böyle bir şeyin yapılma ihtiyacı var.” denildiğinde, Devlet Bey devlet adamlığını bugün nasıl gösteriyorsa o gün de gösteriyor ve “Siyasi zorluğunu ve riskleri siz bize bırakın. Devletin menfaati, milletin menfaati ne gerektiriyorsa onu yapın.” diyor ve o rasyonelleştirme çalışmaları o şekilde başlıyor. Bugün 3,5 yıla, 3,8 yıla filan düşürdüysek verdiğiniz kaynaklar yüksek olduğu için değil, ayırdığın kaynak nihayetinde 3,8 ama o çalışmalar neticesinde 8,5’li yıllardan 3-4 yıllara düşürülmüştür yatırımların ortalama tamamlanma süresi. Bunları takdir etmek lazım…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu dönemde yapılanları da takdir edin.

ERHAN USTA (Devamla) - …bunları görmemiz lazım eğer adil davranma gibi bir ihtiyacımız veya bir alışkanlığımız varsa.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Biz sizi takdir ediyoruz, siz de bizi takdir edin.

ERHAN USTA (Devamla) - Şimdi, önümüzdeki diğer bir husus, yatırımlar deyince belki “Evet, biz bugün kamuda yatırımlara az pay ayırıyoruz çünkü kamu-özel iş birliği projeleriyle bazı kamu yatırımlarını yapıyoruz.” diye bir savunma getirilebilir, bunu söylerseniz anlarım. Şimdi, burada da, dünyada hakikaten ilk sıralarda bir şeyimiz var. Bakıyorum -rakamları çıkarttırdım, Dünya Bankası rakamlarını- gelişmekte olan ülkeler içerisinde yatırım büyüklüğü açısından ilk üçteyiz ama toplam yatırımların yani kamu-özel iş birliği kapsamında yani özel sektöre… Hani “bedava yatırım” diyorlar ya, bedava yatırımların proje stokunun millî gelire oranı bizde yüzde 16 arkadaşlar. Bu, yüksek bir oran. Bir defa, mesela, Dünya Bankasının bir çalışması var, “Mevzuat altyapısı Türkiye’de ne kadardır?” diye. Yani yüzde 16’lık bir yatırım stokunuz var elinizde ama mevzuatımız, hemen hemen en az gelişmiş olan mevzuat bizde yani mevzuat altyapımız kötü. Kötü mevzuat altyapısıyla bu kadar büyük yatırımları yaptığımızda yarın karşımıza neler gelecek bunları tahmin etmek zor. Bu çok önemli bir husustur.

En büyük risklerimizden bir tanesi de sözleşme riskidir. Yani bu konuyla ilgili çok az birikimi olduğu hâlde, bu kadar çok, bir anda böyle bir alana girilmesiyle ciddi bir sözleşme riskiyle Türkiye’nin karşı karşıya olduğunu bilmemiz lazım.

KÖİ kapsamında yani kamu-özel iş birliği kapsamında yapılan işlerin hiçbirisi bedava kaynak değildir arkadaşlar. Hani “Bunlar bilmiyorlar, biz burada bedava yatırım yapıyoruz, özel sektöre yaptırıyoruz.” filan değil. Bir defa, özel sektör de yapsa bu devletin borçluluğunu artırıyor, nihayetinde bir dış borçla yapılıyor. Burada ya biz ileride bir harcamaya katlanacağız… Şehir hastaneleri kapsamında, Dünya Bankasının rakamlarına göre 31 milyar dolar devlet kira ödeyecek bu bedava dediğiniz şehir hastanelerine. Bunların bugün havasını bugünkü Hükûmet atacak, bunun bedelini gelecekteki hükümetler ödeyecek, bunu görmemiz lazım.

İki, reel bir gelirden vazgeçiyorsunuz. Yani bir gelirinizden vazgeçiyorsunuz. Bedava kaynak filan değil, bedava kaynak olmuş olsa kimse dünyada bu işte bizi ilk sıralara yerleştirmez, onu görmek lazım. Bunu maalesef yetiştiremedim.

Ben bir soru soracağım yalnız: Bedava kaynaksa, Osman Gazi Köprüsü’ne açıldığı günden bugüne kadar ne kadar para ödedik, alım garantisi üzerinden devlet ne kadar bir yüklenime girdi, bunu Sayın Maliye Bakanımız açıklarsa ben çok memnun olacağım.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bir yıllık maliyeti 352 milyon dolar Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Şeker’e aittir.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve televizyonları başında bizleri izleyen saygıdeğer yurttaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yatırım harcamaları üzerine söz almış bulunmaktayım, özellikle kamu yatırımları. 1 Kasımda seçilmiş olan Başbakan Davutoğlu’nun yerine atanmış olan Başbakan Binali Yıldırım’ın hazırladığı ikinci bütçeyi konuşuyoruz. Milyarlarca liralık örtülü ödeneğin yetmediği sarayın fiilî başkanlık uygulamalarına tanıklık ediyoruz. Üç ay bile sürmeyeceği söylenen OHAL koşullarında ikinci bütçeyi hazırlıyor bu Meclis. Dünyanın neresinde olursa olsun, Başbakanın söylediği sözün kıymetinin olmadığı, demokrasinin olmadığı ülkeye yatırım gelmez. Kimse, bir kişinin iki dudağının arasında olan sisteme yatırımını emanet etmez.

Ülkemizde 153 gazeteci hapiste. 2017 rakamlarına göre, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 155’inci sıradayız. Dünyada en çok gazetecisi cezaevinde olan ülkeyiz. Kadınların kendisini güvende hissetme sıralamasında 105’inci sıradayız. Aynı listede Güney Afrikalı kadınlar 51’inci sırada, Çinli kadınlar 87’nci sırada, Suudi Arabistanlı kadınlar 99’uncu sıradalar. Bizim kadınlarımızın Çinli kadınlardan da, Afrikalı kadınlardan da, Suudi kadınlardan da daha mutsuz ve 105’inci sırada.

Şimdi, cezaevlerindeki insan sayısına gelince, OECD ülkeleri arasında ilk 3’teyiz cezaevindeki insan sayısı olarak. Milleti cezaevinde yatırmak için yeni cezaevlerine yatırım yapacağınızı müjdeliyorsunuz. Yatırımlarınızı cezaevlerine değil ülkeyi kalkındıracak alanlara yapmanız lazım.

Bugün Çağlayan’da dünyaca ünlü anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu’nu barış talebi nedeniyle yargılıyorsunuz binlerce akademisyen gibi. İbrahim Kaboğlu’nu da o yatırım yapacağınız cezaevlerine mi tıkmak istiyorsunuz? Özgürlüklerin, demokrasinin, hukukun yerleşmediği ülkelerde yatırım yapılmaz, bunu hâlâ öğrenemediniz mi?

Şimdi, Deli Dumrul köprüleri ve yolları yapıyorsunuz. Deli Dumrul köprüleri, Deli Dumrul yollarıyla geleceğimizi çalıyorsunuz. “Vatandaşın cebinden tek kuruş çıkmayacak.” dediniz, tek kuruş bırakmadınız vatandaşın cebinde vergi cehennemine çevirdiğiniz ülkemizde. Ülke vergi cehennemiyken siz vergi cennetlerinde, Man’da, Malta’da volta atıp halay çekiyorsunuz. Osman Gazi Köprüsü’nün maliyetini hayatları boyunca oradan geçmeyecek Kastamonulu, Muşlu, Antalyalı köylü yurttaşlarımızın cebinden karşılıyorsunuz.

Şehir hastaneleri meselesi var bir de. Ben bir hekimim, sağlıkta dönüşüm politikalarınızı da yakından takip ediyorum. Yurttaşlarımızın hak ettikleri sağlık hizmetine kavuşması için eskiyen hastanelerin yenilenmesini, modernleştirilmesini elbette istiyoruz ama bunu yapmak için seçtiğiniz Deli Dumrul modeli şehir hastaneleri dünyada terk edilmiş durumda, yanlış bir modeldir. İngiltere ve Kanada’nın terk ettiği bir modeldir. Kamu-özel ortaklığı ihale biçimine, şehir merkezlerindeki hastanelerin kapatılıp şehirden uzakta sağlık hizmeti verilmesine karşıyız biz. Mesela Kayseri Şehir Hastanesi. Devlet, arsalarını kendi verdiği hastane için 427 milyon TL yatırım karşılığı yirmi beş yılda tam 3 milyar 343 milyon TL kira bedeli ödeyecek. İşletmecinin kazanacağı ek gelirler hariç olmak üzere kamu yararı bunun neresinde? Tam 8 katını bizim çocuklarımız ödeyecek o yatırımcılara, sözüm ona, o yandaşa verdiğiniz kapitülasyonlarla yaptırılan o hastaneler karşılığında. Burada bir vurgun var, burada bir yağma var, burada bir talan var. Çocuklarımızın geleceğini rehin tutuyorsunuz, buna hakkınız yok. On beş yıllık iktidarınız boyunca 15 milyon insanımızı sosyal yardıma muhtaç ettiniz ve bununla övünüyorsunuz. Yoksulluğu gideremiyor, yoksulluktan besleniyor, yoksulluğu sömürüyorsunuz. Çocuklarımızın sırtına yirmi beş yıl borç yükleyerek onların geleceğini çalan, yandaşa verilen kapitülasyonlara karşıyız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir Filistin modeli var, gözümüzün önünde yoksulluğa mahkûm edilmiş bir Filistin modeli var ve toprakları bir bir elinden alınmış bir Filistin modeli var. Siz çocuklarımıza ödeyemeyecekleri borçlar yükleyip onları işsiz bırakıp elindeki arsalarını, varını yoğunu, bütün kaynaklarını satmasının altyapısını hazırlıyorsunuz, ikinci bir Filistin mi yaratmaya çalışıyorsunuz?

Bu kapitülasyonlar sonucunda gelecek yıllarda gelir dağılımı adaletsizliği daha da bozulacak. O yandaş müteahhitlere para ödemek için varlığından daha çok kaybedecek bu millet. 2002 yılında yüzde 1 olan en zenginin serveti yüzde 38’ken bugün yüzde 58’e yaklaştı o en zengin yüzde 1’in serveti. O en zengin yüzde 1’in, o Mehmet Cengizlerin, o yandaş müteahhitlerin yüzde 58’e yaklaştı servetleri. Bu ne demektir? AKP iktidarı on beş yıl boyunca yoksul yüzde 99’dan aldı, yandaşa teslim etti ve bu Deli Dumrul projeleriyle önümüzdeki dönem çok daha büyük borçlanmalara tabi tutulacak, belki o yüzde 1 yandaşın serveti yüzde 78’lere çıkacak ve yüzde 99 daha çok mağdur olmaya devam edecek.

Bir de nükleer santraller var, bunlar da Deli Dumrul santralları. Bu santralleri fay hattı üzerine yapıyorsunuz. Ecemiş Fay Hattı üzerinde geri bir teknolojiyle Akkuyu Nükleer Santralini kuruyorsunuz. Yapım ihalesini millete küfreden o Mehmet Cengiz’e veriyorsunuz, işletme ihalesini de Rosatom’a veriyorsunuz. Rosatom kim biliyor musunuz? Rudenyum felaketine yol açan, geçen, Avrupa’da tespit edilip Türkiye’ye İstanbul üzerinden de, Trakya üzerinde de saçıntı olarak geldiği tespit edilen rudenyum skandalına sebebiyet veren santrali işleten Rus şirketi.

Türkiye’de balığın yüzde 50’sini karşılayan Sinop’a, longoz (subasar) ormanlarının ortasına, İğneada’ya nükleer santral inşa ediyorsunuz. İğneada bölgesinde, Türkiye’deki balığın yüzde 20’si, Sinop’ta da yüzde 50’si üretiliyor. Siz balıkçılığı da mı tüketmeye çalışıyorsunuz?

Nükleer santrallerin kapatılma maliyeti yapım maliyetlerinden çok daha fazla, 15-20 milyar dolara her bir santrali yaptırıyorsunuz, 20 milyarın 3-4 katı kapatılma maliyetleri var, bunu da kamuya yüklüyorsunuz.

Sinop’ta nükleer santral sözleşmesinde 12 sent civarında bir ücretle anlaştınız. Akkuyu’da da 12,35 sente anlaştınız. 2,5-3 sent maliyetle rüzgâr enerjisi santralleri bugün ihaleye verilebiliyorken bunun 4 katı, 5 katı maliyetle niye bu nükleer santral ihalelerini veriyorsunuz, bunlara teslim ediyorsunuz? Hem tehlikeli hem pahalı. Akıl bunun neresinde? Rüzgâr enerji santralini biliyorsunuz, geçenlerde verildi 3,48; dünyada da 2,5-3 sent kilovatsaatinin maliyeti enerji santrallerinin. Sizin buradaki derdiniz ne? Yandaşlarınıza kaynak aktarmak mı? Küstüğünüz devletlerle anlaşmak için çocuklarımızın geleceğini ipotek altına almak mı?

Dünya, küresel ısınma sebebiyle kömür kullanımından vazgeçerken siz, Çatalağzı’na, Eskişehir’e, Silivri’ye, Çanakkale’ye, ülkenin her yerine termik santraller kurma sevdasındasınız yandaşlarınıza kaynak aktarmak için, bedelini çocuklarımıza ödetmek için. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bir başka Deli Dumrul projesi daha var, Kanal İstanbul Projesi. Bir kişinin zaman zaman gündem değiştirmek için kullandığı Kanal İstanbul Projesi’ne “Çılgın Proje” diyorsunuz. 20 milyar dolarlık bir projeden bahsediyorsunuz. Siz, Irak’a bizim çocuklarımızı göndermek için, askerlerimizi göndermek için 1 milyar dolar karşılığında buradan tezkere geçirmeye çalıştınız. Allah’tan Cumhuriyet Halk Partisi vardı da çocuklarımız o bataklıkta şehit olmadı. (CHP sıralarından alkışlar)

Bilim adamları Kanal İstanbul Projesi’yle ilgili olarak açıklama yapıyor, dinlemiyorsunuz. “İstanbul ve Marmara Denizi çürük yumurta kokacak.” diyorlar, “Canlı yaşamı son bulacak.” diyorlar. Yandaşlarınıza kaynak aktarmak için, hafriyatçılara kaynak aktarmak için böyle bir projenin peşinde koşuyorsunuz. Çevreyi, geleceği tüketiyorsunuz. Bir avuç yandaşınıza aldırdığınız arsaların, rantın daha çok değer kazanması için Türkiye’yi mahvediyorsunuz.

Eğer bir ülkede yatırım yapacaksanız eğitime yapmanız gerekiyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17,18 iken 2018 yılı itibarıyla bu oran yüzde 8,36’ya gerilemiş durumda. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden yatırımlara ayrılan pay AKP iktidarı döneminde sürekli azalıyor, tarikatlara, gerici yapılara ülkenin eğitimini teslim ediyorsunuz. Eğitim yatırımı yapmadan dünyada gelişmek mümkün değil. Gençliğe ve eğitime yatırım yapan Hindistan yazılım alanında dünya lideri durumunda. Teknoloji yatırımları yapan Kore dünyanın en gelişmiş teknolojilerini üretiyor. Sizin on beş yıllık iktidarınızın sonunda, genç nüfusta işsizlik yüzde 20’lere, 15-64 yaş grubunda da yüzde 10,8’e çıkmış durumda.

Nohudu, buğdayı, eti, samanı bile ithal ederken ülkemizde tarımsal altyapı yatırımı yapmıyorsunuz. Kapanan şirketler de hızla artıyor ve yüzde 23 daha fazla şirket kapandı. Dış borç faizi konusunda da rakamlarla oynayarak bir şey yapamazsınız. 2016 yılında 7 milyar TL dış borç faizine para ödedi bu Hükûmet.

Zekeriya Öz’den medet umuyorsunuz. İçişleri Bakanınız diyor ki: “Bir Zekeriya Öz gider bin Zekeriya Öz gelir.” Siz böyle mi ülkeyi düzelteceksiniz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Muş, sisteme girmişsiniz.

Buyurun, İç Tüzük 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize hayırlı sabahlar diliyorum, iyi çalışmalar diliyorum.

Bugün yoğun bir gündemimiz var. Bazı konulara birkaç açıklama yapma gereği hissettim. Sayın Binali Yıldırım, atanmış değil, Hükûmetini kurmuş ve Meclisten onay almış bir Başbakandır. Bunun bir kere altını çizmemiz gerekiyor ve onun Hükûmetine onay veren de bu Gazi Meclistir, bu Gazi Mecliste bulunan milletvekilleri de halk iradesiyle seçilerek gelmişlerdir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Melih Gökçek ne oldu?

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Burada “Man Adası’nda voltalar atılıyor, halaylar çekiliyor.” gibi ifadeler kullanıldı. Burada heyecana fazla gerek yok. Zaten mahkeme süreci devreye girmiştir, orada bakacağız kim halay çekiyor, kim volta atıyor, mahkeme süreci neticesinde bunu bütün milletimiz görecek, fazla heyecana gerek yok diyorum.

Hatibin projeleri eleştirmek gibi bir şeyi oldu. Tabii ki, eleştirebilir, tabii ki, farklı bir yaklaşım ortaya koyabilir. Fakat burada “vurgun” “talan” “yolsuzluk” gibi ifadeleri noktasında kendisine şunu söylüyorum -biz de bundan büyük bir memnuniyet duyarız- burada iddia ettiği gibi unsurlar varsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) - …bunları hemen yargı sürecine taşımasını kendisine tavsiye ediyorum. Behemehâl gördüğü eksiklikleri götürüp…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sözleşmeleri niye saklıyorsunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir milletvekilinin, milletvekilliğinin yasama görevi kadar aynı zamanda denetim görevi de vardır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Cevap vermiyorsunuz bizim soru önergelerimize.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - “Yoksulluktan beslenmek” gibi bir söylem… Kesinlikle böyle bir düşüncemiz olamaz.

Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Bitirelim lütfen.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “Ticari sır” diyorsunuz, saklıyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Türkiye'de AK PARTİ döneminde yoksulluklar azalmıştır, yoksulluktan beslenen bir iktidar değil, yoksulluğu azaltan bir iktidar söz konusudur.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Öyle mi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Kapitülasyonlar Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu zaman son bulmuştur. Bu millet Kurtuluş Savaşı vermiş, kapitülasyonları bitirmiştir. Onlar tarihin sayfalarında yerini almışlardır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yandaşa kapitülasyon başladı, yandaşa kapitülasyon veriyorsunuz, imtiyaz veriyorsunuz yandaşlarınıza.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devleti nasıl büyüyeceğini, ileriye doğru nasıl gideceğini ifade ediyor ve bunu gösteriyor.

Tekrar ifade ettim, sizler daha iyi projeler koyarsınız ortaya, sizler yapacaklarınızı daha iyi anlatırsınız, millet bunun değerlendirmesini yapar. Bizim şu an ortaya koyduğumuz projeler, şu an ortaya koyduğumuz vizyon bu. Hepsini millet değerlendiriyor ve bir karar veriyor. Dolayısıyla eğer iddia ortaya koyuyorsanız bunu da mutlaka destekleyecek şekilde burada kanıtlamanız gerekir.

Teşekkür ederim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hepsi destekli.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Altay, size de İç Tüzük 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Sayın Muş güzel bir girizgâh yaptı, dedi ki: “Bugün gündemimiz yoğun.” hakikaten de yoğun. Ee, ama beri yandan da hatibimizin eleştirileriyle ilgili âdeta sataşmadan söz alır gibi Meclisin üç dakikasını yedi. Ee, böyle, o zaman mütekabiliyet, ben de üç dakikasını yiyeyim. Her konuşmadan sonra topa girersek bu Meclis bugün bu gündemini tamamlayamaz.

Öte yandan, Sayın Muş bilmelidir ki, bu Hükûmet dünyanın en doğru işini bile yapsa bizim bu Hükûmeti alkışlayacak hâlimiz yok. Milletin bize verdiği görev bu kardeşim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Eleştiride sorun yok kardeşim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

Kaldı ki, bu Hükûmet çok da yanlış işler yapıyor. Muhalefetin, milletin kör kuruşunun hesabını sormaktan doğal, daha önemli ne işi olabilir? Biz, bize intikal eden duyum, bilgi, belge her ne varsa bunu tek meşru zemin olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde sorgulayacağız. Hükûmet ve Hükûmeti içinden çıkaran çoğunluk partisi de bunlara cevap verebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen siz de.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama her eleştiride “Elinizde ne varsa savcıya gidin.” denmez. Burası çare müessesesidir, burası çözüm merkezidir.

Sorularımıza cevap alamıyoruz Sayın Muş. Daha dün ben bir soru sordum, “Süleyman Aslan’ın el konulan paraları için -bir sürede el konulduğu için- devlet kaç lira faiz ödedi?” dedim. Dün, Özkan Yalım dedi ki: “Osman Gazi Köprüsü’nden, geçilmeyen köprüden, milletin geçemediği köprüden millet adına milletin kesesinden yüklenici firmaya kaç para, kaç lira ödüyorsunuz?” Şehir hastanelerinin maliyeti ve akıbetinde tereddütlerimiz var. Ee, siz bize şunu diyorsanız onu yapalım: Kalkıp gidelim biz, muhalefetsiz bir Mecliste siz kafanıza göre iş yapın. “Savcıya gidin.” diyeceğinize çıkın burada doğruca millete ve milletin vekillerine hesap verin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mahmut Celadet Gaydalı’ya aittir.

Sayın Gaydalı, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Kamuoyunu ve Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, artık, bir bütçe sürecinin daha sonuna yaklaşıyoruz. Gönül isterdi ki hazırlanan bütçe katılımcı, özgürlükçü, barışçıl ve şeffaf olsun fakat bu bütçenin içerisinde özgürlükler değil kısıtlamalar, barış değil savaş, şeffaflık değil şaibe vardır. Bu bütçenin aynı zamanda şöyle bir tarihî yeri vardır ki o da “OHAL’i kaldırdık.” diyenlerin OHAL yetkileriyle kendilerini donatıp “halkın bütçesi” adı altında hazırladıkları 2’nci bütçe olmasıdır. Biz, bu bütçenin şeffaflıktan, adaletten, eşitlikten ve denetimden uzak olduğu kanaatindeyiz. Bir yandan halka yüklenen vergiler artırılırken diğer yandan vergi cennetlerinde milyonları hiç edenlerin de farkındayız.

Değerli milletvekilleri, iktidar on beş yıldır bu ülkede bütçe hazırlıyor. Peki, bugüne kadar hazırladığınız bütçelerde asıl sorun alanlarıyla ilgili ne yaptınız? Hayvancılıktan tarıma, ekonomiden adalete, çevreden uluslararası ilişkilere, eğitimden insan haklarına varıncaya kadar tüm alanların içi boşaltıldı. Bakın, tüm tarım arazileri birer ikişer imara açıldı. Bugün, Çukurova gibi verimli bir bölge betonlaştırıldı. Sanayileşme hırsıyla meraları yok edecek tasarılara imza atıldı. Çiftçi âdeta tarımdan koparıldı. Ülkenin en büyük zenginliklerinden olan tütün, üvey evlat muamelesi gördü.

Sadece tarım alanları değil, tarımla uğraşan emekçiler de, mevsimlik işçiler de bu ülkenin bir yarası hâline geldi. Türkiye’de 6-6,5 milyon insandan oluşan tarım iş gücünün yaklaşık yarısı mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaktadır. İstatistiklere göre, her 2 mevsimlik işçiden 1’i, doğduğu andan itibaren mevsimlik tarım için seyahat etmekte ve ortalama 48 farklı kente mevsimlik tarım iş gücü olarak gitmektedir. Mevsimlik tarım işçilerinin yaklaşık yüzde 60'ı ulusal yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bunca yıldır bütçe hazırlayan iktidar bu sorunu hâlâ çözemedi.

Değerli milletvekilleri, ithalatçı devlet anlayışı o kadar egemen oldu ki buğday bile ithal edilir hâle geldi. Bu ülkenin asıl hayati alanlarından olan hayvancılık bitirildi. Yüksek fiyata et satışları, eti artık bir lüks tüketim malzemesi hâline getirdi. Aynı zamanda, iki market üzerinde oluşan et satışları, beraberinde haksız bir rekabet doğuracak ve sadece bu marketlerin hızlı büyümesine yardımcı olacaktır. Bu durum, küçük esnafın piyasada tutunmasını zorlaştıracaktır.

Tarım ve hayvancılığın yanında çevre sorunları da bu ülkede her geçen gün artmasına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tamamen “Şehircilik Bakanlığı” olarak çalışmıştır. Türkiye, nefes alamaz bir ülke hâline geldi. Ormanlar her geçen gün biraz daha yok oldu, yeşil alanlar mega projelere kurban edildi. Bakın, sadece Türkiye adına değil, dünya adına önemli bir adım olan Paris İklim Sözleşmesi, Yeşil Fon'dan ekonomik kaynak alınamayacağı gerekçesiyle askıya alındı. Ne yazık ki iktidar, bunun ekonomik bir kaynak olarak değerlendirilmemesi bilincinde değil. Bilakis, bu sözleşme gelecek nesillere karşı en önemli sorumlulukların başında gelmektedir. Maalesef, son noktada ekolojiyi “ekonomi” olarak anlayan bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. “Rant olmadan hayat olmaz.” diyenlerin ekolojik yıkıma duyarlı olması beklenemez.

Ekolojik problemler hâlâ sürerken bir yandan da ekonomik problemler hayat buldu. Dolar 3,80 olmuş, bakanlar “Türkiye ekonomisi güçlü, Türkiye ekonomisi büyüyor.” demekten başka bir şey bilmiyor. Keşke “Her şey düzgün.” demekle her şey düzelebilseydi. 2016 yılının tamamında 29,5 milyar TL açık veren bütçe, 2017 yılının ilk on ayında 35 milyar TL açık vermiştir. İşsizlik artıyor, genç işsizlik artıyor, kadın işsizliği artıyor, yoksulluk artıyor ama soracak olursanız “Her şey yolunda, hiçbir sıkıntı yok, büyümeye devam.” diyecekler. Yine offshore hesaplarında milyon dolarlar çevirenlere bir şey olmayacak, olan halka, garibana olacak. İktidarın bazı konularda ciddi anlamda sorumluluk alması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, sorulan bazı soruların etrafında dolanıldı veya hiç cevap verilmedi. Sayın Kılıçdaroğlu “Çiftçi Malta’ya, Man Adası’na gidebiliyor mu? Kamyoncu, tırcı vergi cennetine gidebiliyor mu?” diye sordu, kimse cevap vermedi, bari ben cevap vereyim; bunun cevabı tabii ki hayır. Çiftçi traktör yerine yat veya kotra alsaydı, kamyoncu da kamyon yerine gemi alabilseydi hem yakıtını yarı fiyatına alacaktı hem de cennetin nimetlerinden faydalanacaktı. Ama bu dünyada olmadı, inşallah öbür dünyada bunun tersi gerçekleşir. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Sayın Oktay Vural’ın Ulaştırma Bakanına yönelik bazı soruları vardı. "Otoyolların bakım maliyeti açısından, 1 kilometre otoyolun bakımı 2006'da 27 bin lira iken 2016'da 259 bin lira olmuş; artış yüzde 480. Devlet ve il yollarının 1 kilometre bakım maliyeti incelendiğinde, emanet bakımda 2006 yılında 9 bin, 2016 yılında ise 24 bin lira olmuş; artış yüzde 165'tir. İhaleli bakımda ise 1 kilometre bakım 2006'da 2 bin lira iken 2016'da 21 bin lira olmuştur; artış yüzde 880'dir. 2006-2016 yılları arasında Tüketici Fiyat Endeksi'nin yüzde 118, Üretici Fiyat Endeksi'nin yüzde 96 arttığı dikkate alındığında, birim maliyet bakım maliyetlerinin artışı dikkat çekicidir." demiştir ve açıklama istemiştir. Sayın Bakan ise bu hususta "Demir yollarında ve kara yollarında kilometre başına bakım masrafları arttı, yüzde yüz doğru tespit. Sebebi: Yüz sene önce yapılan demir yollarını kaderine terk etmiştik, bakım yapmıyorduk; karayollarını kaderine terk etmiştik, bakım yapmıyorduk. Biz şimdi bakımları, iyileştirmeleri, modernizasyonu yaptığımız için elbette ki bakım masrafları artacak, artıyor; nitekim bunun gereğini yapıyoruz." demiştir.

Sayın Bakan AKP'nin alışkanlık hâline getirdiği, Sultan Abdülhamit döneminden başlayarak dönemlerini mukayese ediyorlar. Şunu hatırlatmak isterim ki Sayın Vural'ın sorduğu soru 2006 ile 2016 yılları muhasebesi ve mukayesesidir, bu dönem tamamen AKP iktidarlarının dönemidir.

Mühendislik eğitimi almış bir bakanın birim fiyat (unit price) mukayesesini böyle temelsiz, sığ ve akla mantığa uymayan bir şekilde geçiştirmesini de kendisine yakıştıramadım. Bu, resmen gargara yapmak, halkı uyutmaktır.

Gönül isterdi ki Bakan “İşçi ücretlerine yüzde 300, yüzde 500 zam yaptık, dolayısıyla maliyetler arttı.” desin. Gerçek şu ki bu artışlar işçi için değil müteahhitler için yapılmıştır

Değerli milletvekilleri, Enerji Bakanı konuşmasında da sondaj gemisi satın alındığından bahsetmiştir. Bizde bu teknoloji olmadığından, bunu çalıştırmak için gereken ekip ve ekipmanın olmadığı da hepinizin malumudur. Eğer bundan sonra bu teknolojiyi geliştirip Karadeniz, Ege ve Akdeniz'de profesyonelce bu işi yapacak ve bu konuda söz sahibi olacak isek bu doğru bir adımdır, aksi takdirde israftır. Bu işi profesyonelce yapan ekip ve ekipmanıyla kiralanacak bir gemiyle sondaj yaptırılması daha ekonomik olabilirdi. Tabii, gemi konusunda benim sizler kadar tecrübem yok ama petrol ve sondaj konusunda biraz malumatım var. Kara sondajında bile kule, ekip ve ekipman kiralanması büyük şirketler tarafından tercih edilen bir husustur, daha ekonomik olur çünkü komple personeliyle beraber bir kule sondajı günlük 100 bin dolara kiralanıyor; geminin fiyatının ne olduğunu bilmiyorum. Ama alınan gemi konvertibl bir gemi ise sondaj faaliyetleri bitince yelkenleri açıp sahillerimizde turistik seferler yapıp turist gezdireceğiz diyorsanız diyeceğim bir şey yok.

Mükemmel olmanıza gerek yok, sahte olmayın yeter diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şahıslar adına ilk söz, Rize Milletvekili Hasan Karal’a aittir.

Sayın Karal, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşmelerini gerçekleştirdiğimiz 2018 yılı bütçesi Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin aralıksız olarak gerçekleştirdiği 16’ncı bütçe olup, bu, cumhuriyet hükûmetlerinde hiçbir iktidara nasip olmamış, rekor niteliğinde bir başarıdır. 16’ncı bütçe, siyasi istikrar içinde sağlanan ekonomik istikrarın da bir yansımasıdır. Bu başarı esas itibarıyla bizlere destek vererek bugünlere gelmemizi sağlayan milletimizin başarısıdır. Zira bizler AK PARTİ olarak yola çıkarken milletimize yüreğimizi açtık, kadirşinas milletimiz de bizlere yüreğini açarak “Yola devam.” dedi.

Türkiye’de son on altı yılda alınan mesafeler, nabzımızın milletimizin nabzıyla beraber atmasının bir eseridir. Bu nedenle, elde ettiğimiz başarılarımızın tamamı aziz milletimizin başarısıdır. Unutulmamalıdır ki milletimizin son on beş yılda yapılan seçimlerde partimize ardı ardına zaferler yaşatarak siyasi istikrarı pekiştirmesi, yüksek, sürdürülebilir ekonomik büyümenin de önünü açmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim meydanlarında tutamayacağı sözü vermeyen, insanımızı boş vaatlerle aldatmayan, verdiği sözleri ise sıkı sıkıya takip eden bir anlayışla bugün gerçekleşen güven ortamını inşa etmiştir. AK PARTİ hükûmetleri sadece bir partiyi değil, topyekûn siyaset kurumuna olan güveni artırmış ve böylece sivil siyasetin ve demokrasinin zeminini sağlamlaştırmıştır. Darbeler, algı operasyonları, ekonomimize yönelik saldırılar, diplomatik gerginlikler, Türkiye’yi durdurmaya yetmemiştir ve yetmeyecektir. Türkiye emin ve sağlam adımlarla büyümesini devam ettirmektedir. Ülkemiz ekonomisi son on altı yılda yüzde 5,6’lık büyüme oranıyla Avrupa ortalamasının 2 katı büyümeyi başarmıştır. Türkiye, böylece tüm algı operasyonlarına ve saldırılara en güzel cevabı rakamlarla vererek geçen yıl bu zamanlar kriz tellallığı yapanları fena hâlde yanıltmış, ekonomimiz tüm analistleri şaşırtan yüksek bir büyüme performansı sergilemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüştüğümüz bütçemiz insan odaklı ve huzuru esas alan, Türkiye'nin geleceğini hesaba katan, büyümeyi, istihdamı, yatırımı destekleyen ve aynı zamanda mali disiplini gözeten bir bütçedir. Bütçemizin en önemli özelliği, üçte 1’inden daha fazlasının sadece ve sadece eğitim ve sağlık harcamalarına ayrılan bir bütçe olmasıdır. Sosyal destek harcamaları, tarımsal destekleme projeleri, mahallî idarelerin bütçelerinin artırılması, kamu yatırımlarının ülkemizin rekabet gücünü artıracak olması, büyüme ve istihdamı destekleme açısından çok önemli artışlar sağlamaktadır.

Bütçemizin bölgemize yansıması adına seçim bölgem Rize’den de şu bilgileri sizlerle paylaşmak isterim: İktidarımız döneminde Rize’miz, ülkemizin her tarafında olduğu gibi, devasa hizmet ve yatırımlardan hak ettiğini almış ve almaya devam etmektedir. Başta Doğu Karadeniz’i güneydoğumuza, Kafkaslara kesintisiz bağlayacak, ülkemizin en uzun tüneli olan Ovit Tüneli; deniz üzerinde inşa edilen ülkemizin İkinci Havalimanı, bölgemizi bir ticaret üssü hâline çevirecek İyidere Lojistik Merkezi, Güney Çevre Yolu, Sahara Tüneli, Batı Park Projesi, çayda organik üretime geçiş projemiz, dünyaca ünlü Ayder Yaylamızın inşa ve ihya çalışmaları, turizm, sağlık ve altyapı çalışmalarımız, Karadeniz Sahil Yolu’muz, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitemizin ve ÇAYKUR’umuzun devasa yatırımları, yine deniz dolgusu üzerine planladığımız şehir hastanesi projemiz, organik sanayi bölgemiz gibi birçok başlayan, devam eden ve sonuçlanan projeleri bir dünya lideri çıkarmış güzel Rize’mize kazandırdık, kazandırmaya devam ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın en pahalı arazisini kendisine vatan edinmiş bir milletin evlatları olarak, millî birlik ve bütünlük içerisinde farklılıklarımızı zenginliğimiz kabul ederek tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet inanç ve kararlılığıyla omuz omuza verdiğimiz takdirde ne atalarımıza dil uzatma küstahlığını gösteren Körfez’in kendini beğenmiş riyakâr soytarıları ne toprakları ellerinden alınmış mazlum Filistin halkına destek veren ülkelere aba altından sopa gösteren Firavun döneminin günümüzdeki aktörleri ne de içimize fitne sokarak İslam ümmetini birbirine düşürmeyi amaçlayan, ad ve künyelerinde bolca “Allah” lafzı bulundurarak sinsi emellerine kilitlenmiş şeytanın gayrimeşru çocukları bizlere zarar veremeyecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle yarınlarımızın bugünlerimizden daha hayırlı ve verimli olmasını diliyorum. 2018 yılı bütçemizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı hizmetlere vesile olmasını Yüce Yaratıcı’dan niyaz ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahısları adına ikinci ve son söz Burdur Milletvekili Mehmet Göker’e aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Göker, bu bütçede ikinci konuşmanız. Teveccüh hiç eksilmiyor ama.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; rakamlara dayanmadan, özel, anlayabileceğimiz dilde bir konuşma yapayım dedim ama az önce Sayın Muş dedi ki: “Yolsuzluk ve yoksulluk da AKP iktidarında sıfırlandı.” Ya, vallahi billahi yuh ya! Ya sizin yaşadığınız ülke farklı ya bizim yaşadığımız atmosfer farklı. İnanın ki anlayamıyoruz. Nasıl yoksulluk azaldı? Bakın, 2016 Orta Vadeli Programı’mızda dolar öngörünüz 2018 yılı itibarıyla 3.700. Ya, 2017 bitmeden yani 2018’e girmeden dolar oldu rabia. Ya, bu millet zaten kafadan bir yıl geriden yoksullaşmış gidiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onun için yapıyordu o işareti zaten, dolar 4 lira olacak diye yapıyordu.

MEHMET GÖKER (Devamla) - Bir diğeri, yani Mecliste garip garip şeyler duyuyoruz, az önceki hatibe istinaden; “şeytanın gayrimeşru çocuğu” dedi yani şeytanın normal çocuğu var mı? Vallahi biz bulamadık, ama hani bakınca oluyor. Neyse…

Şimdi, 1 milyon kişiyi, yakınlarıyla birlikte yaklaşık 5 milyon kişiyi ilgilendiren bir konuyu, taşeron yasasını Meclisten ve sendikalardan kaçırarak onlarla görüşmeden, bir iletişim içerisine girmeden, OHAL hakkınızı da kullanarak KHK’yle bu yasayı çıkarmaya çalışmanız gerçekten bizim endişelerimizi artırmakta çünkü evine asgari ücretle ekmek götürmeye çalışan bu kişiler bu yasayı on beş yıldır umutla beklemekte. Gerekçe ne, Meclisten kaçırmanın gerekçesi? Meclis gündeminin yoğunluğu. Buradan sesleniyoruz: Biz çalışmaya hazırız Cumhuriyet Halk Partisi olarak. On beş günlük tatilinizden feda edin, gelin, bu yasayı tartışarak, işçinin, taşeronun, emekçinin hakkını vererek çıkaralım. (CHP sıralarından alkışlar) Zira Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, işçiden ve emekçiden yana olan, bütünü kapsayan böyle bir yasaya destek vermeye hazırız.

Şimdi, bu bütçeye neden destek vermediğimize gelecek olursak: Enerji tüketimini azalttığı iddiasıyla saat uygulamasında ısrar eden, milleti şafak operasyonuna gider gibi işe gönderen bir Enerji Bakanına mı onay vereceğiz?

Kirasız olarak FETÖ okullarında okuduğunu kendisi ifade eden Sayın Bakan, yayın hayatını FET֒yle mücadeleye adamış Sözcü gazetesini FET֒cülükten yargılayan bir yargı. Bu Adalet Bakanlığına mı “evet” diyeceğiz?

Nepotizm yani hısım akrabaya öznel ve adil olmayan şekilde ayrımcılık yapmak demek. Peki, “aileden sorumlu” değil de “ailesinden sorumlu” bakanlığa dönüşen, neredeyse tüm hısım akrabasını bakanlıkta yüksek mevkilere getirmiş olan bu bakanlık bütçesine mi “evet” diyeceğiz?

Adaları Yunanistan’a kaptıran, yemek duasını değiştirmekten başka bir iş yapmayan; yetmediği gibi, vatan toprağını koruyan Mehmetçiklerimize at eti yediren Millî Savunma Bakanlığına mı “evet” diyeceğiz? (CHP sıralarından alkışlar)

Sistematik olarak soruların çalınmasına rağmen çıkıp bir özür dahi dilemeyen, 400 bin atanamayan öğretmen varken sözleşmeli öğretmenlerle eğitim sistemimizi götürmeye çalışan Millî Eğitime mi “evet” diyeceğiz?

Yediği ekmek, içtiği suyla aynı vergiyi ödeyen ama benzin almaya gittiğinde Porsche ile 10 bin liralık arabasına aynı vergiyi ödeyen, vergide adaletsizlik sistemini ortadan kaldırmayan bu Maliye Bakanlığına mı “evet” diyeceğiz?

Koruyucu hekimlik yapması gerekirken yüzde 70 hasta garantisi veren, ilaç ham maddelerinde haram-helal tartışması başlatan, doktoru değil de bilgisayar programını öncelik sayan, hastaneleri ticarethaneye çeviren bu Sağlık Bakanlığına mı “evet” diyeceğiz?

Mazotun 5 lira olduğu bir ülkede tarlasını ekemeyen çiftçiyi görmezden gelen, desteklemeleri yarıya indiren, samandan mercimeğe ithal eden bu Tarım Bakanlığına mı “evet” diyeceğiz? Burada yaşadığımız çelişki şu aslında, sosyal medyada da bu çok dönüyor: Hayvan az diye hayvan ithal ediyoruz, saman az diye saman ithal ediyoruz. Hayvan azsa bu samanı kim yiyor? Nereye gidiyor bu saman? (CHP sıralarından alkışlar)

Kendiniz itiraf ettiniz kentlere ihanet ettiğinizi, Genel Başkanınız söyledi ama daha dün Bolu Gölcük’te bir araziyi yine bir yandaş firmaya peşkeş çektiniz. Her şeyi ithal yaptığınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÖKER (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlayayım lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamamlıyor Sayın Başkan, müsaade edin tamamlasın.

BAŞKAN – Adaletten bahsettiniz ya, adaleti tesis etmek adına hiç kimseye uzatma yapmadım; adaletli olalım diyoruz.

Teşekkür ediyoruz.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 11.51

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 9’uncu madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Bu sürenin yarısı soru sormak için verilecek, geri kalan yarısı da cevap işlemi için kullanacaktır.

Evet, Sayın Topal, hazır ve nazır bekliyorsunuz.

Buyurun, sizden başlıyoruz.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, OECD verilerine göre ilk ve ortaokul öğretmenlerinin en fazla maaş aldığı 10 ülke arasında Türkiye maalesef yok. Şaşırdık mı? Hayır. Peki, Türkiye nerede? İlk ve lise kademelerinde öğretmenlerin en düşük maaş aldığı 10 ülke arasında, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’dan sonra 4’üncü sırada, en kötü, maalesef. Bunu yüce milletimizin takdirine bırakıyorum.

Şimdi, atanamayan öğretmen 400 bin kişi, atanamadığı için intihar eden 42 kişi. Man Adası’nda 5 kuruşluk şirket üzerinden milyonlar kazanan emekli öğretmen enişte Ziya’nın kazandığı gelire öğretmenlerimiz de sahip olmak istiyor. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN TOPAL (Hatay) – …enişte Ziya’nın seminer ve hizmet içi eğitim vermesini talep ediyorum. Bakanlığınızın bu konuda kaynağı var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ilk önce günaydın, iyi çalışmalar tekrar.

Şimdi, dün akşamki bitirdiğimiz konuşmalardan sonra, yalnız, bir konuya zamanımdan dolayı değinememiştim, şimdi onun da sorusunu soracağım. Uşak bölgesinde Afyon, Kütahya ve Uşak’ın arasına bir tane Zafer Havalimanı yapıldı ve de bu sayede maalesef Uşak Havalimanı da atıl hâle geldi, artık kullanılmıyor. Zafer Havalimanı, yapıldığında, aynı Osman Gazi Köprüsü gibi yap-işlet-devret sözleşmesiyle yapıldı. Verilen garantilerden dolayı, 2 euro yolcu başına garanti verildi… Maalesef ne ülke içinde ne iç hatlarda ne dış hatlarda, özellikle dış hatlarda kesinlikle -verilen taahhüt yerine gelmek değil- hiçbir sefer yapılmadı. Bundan dolayı mali kaybımız nedir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dünkü oturumlarda gündeme getirmiştim ben, sorum yarım kalmıştı. Terörle mücadele sırasında yaralanıp gazi sayılmayanların çok önemli talepleri vardı. Değerli Başkanları Kadir Tuna Bey sürekli bu konuyu gündeme getiriyor, bizlere ve bütün milletvekillerine. Çatışmalarda yaralanmalarına rağmen Sağlık Yönetmeliği’ndeki koşullar nedeniyle hak ettikleri gazilik unvanı verilmemekte. Özellikle 15 Temmuz gazilerimiz için sağlık koşullarının uygulanmaması gazilerimiz arasında bir ayrımcı uygulamaya neden olmakta. Siz dün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ileteceğinizi söylediniz. Biz bütçe görüşmelerinde bu konuyu -gerek Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında gerek İçişleri Bakanlığında- gündeme getirdik ancak bir cevap alınamadı. Sizden istirhamımız, bu gaziler arasındaki ayrımcılığı ilk Bakanlar Kurulunda gündeme getirmeniz ve bu konuda kim, hangi bakanlık ilgiliyse bu ayrımcılığa son vermelerini ben…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, ABD’de, İran’a yönelik ambargoyu deldiği iddiasıyla yargılanan Rıza Sarraf’ın ülkemizde Roysar Denizcilik, Roysar Holding, Roysar Gıda Dış Ticaret, Roysar Altın Ticaret İthalat ve İhracat, Cameron Denizcilik, ARE Havacılık ve Roysar Mobilya adlı şirketleri bulunmaktadır. Sayın Bakana soruyorum: Bu şirketler 2011 yılından itibaren ne kadar ihracat yapmıştır? Ve bu ihracatlar ihracat mevzuatına uygun olarak yapılmış mıdır? İkincisi: Bu şirketler yaptıkları ihracattan dolayı ne kadar katma değer vergisi… Ve katma değer vergisi iadesi almışlardır. Bu iadeler hangi vergi dairelerinden alınmıştır? Bu iadelerin incelemeleri hangi inceleme elamanı ya da yeminli mali müşavirler tarafından yapılmıştır?

BAŞKAN – Sayın Kara’nın yerine Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Bakan, çocukların tecavüzcüleriyle evlendirilmesi için Meclisten yasa çıkarmak için Meclise yasa düzenlemesi getirdiniz ama modern kölelik düzeni taşerona kadro düzenlemesiyle ilgili niye Meclisten kaçırıp gece yarısı KHK’siyle geçirmeye çalışıyorsunuz? Biz taşeronun sorunlarıyla ilgili olarak burada konuşmaya, fikirlerimizi ortaya koyup bu sorunun çözümüne katkı vermeye hazırız. Bunun KHK’yle değil de bir kanuni düzenlemeyle güvence altına alınması gerekiyor.

Çağlayan’a 45-50 milyon euro rüşvet verdiğini söyleyen bir Reza Zarrab var ortada. 4-5 milyon euroluk tadilat için Mecliste müteahhitlere ne tavizler verildi? Meclisin parası yok mu, Maliyenin parası yok mu; bir avuç müteahhide Meclis müşkül duruma düşürülüyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına: Adana ili Ceyhan ilçesinin Üçdutyeşilova köyünde yaklaşık seksen yıldır köylülerin mera olarak kullandığı, TİGEM’e ait bir arazi var. Büyükşehir Yasası’ndan sonra köyün tüzel kişiliği kalmadığı için zilyetlik ortadan kalkmış, TİGEM’in yeni Genel Müdürü de “Araziyi sürün, tohumculukta kullanalım.” demiş. Et ithal ediyorsunuz, karşı çıkıyoruz, cevap olarak “Yerli hayvancılığı da destekliyoruz ama.” diyorsunuz. Bir köyün yıllardır kullandığı merayı yok etmek, yerli hayvancılığı geliştirmek, desteklemek midir Sayın Bakan?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, soruları cevaplandırmak üzere şimdi mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Topal çok hayati bir konuyu gündeme getirdi. Gerçekten, eğitim, ülkemizin kalkınması ve büyümesi, gelişmesi açısından son derece önemli. Hükûmet olarak eğitim alanında, hem eğitim ortamlarının geliştirilmesi hem öğretmenlerimizin sayısının artırılması, niteliklerinin geliştirilmesi hem de özellikle, eğitimde aslında yararlanıcı durumunda olan öğrenciler bakımından eğitimin daha kaliteli ortamda sağlanması noktasında da önemli çalışmalarımız var. Son on beş yılda, bu açıdan bakıldığında, öğretmen sayısı neredeyse 2 katına çıktı. Burada, artık öğretmen başına düşen öğrenci sayıları, derslik başına düşen öğrenci sayıları noktasında çok önemli ilerlemeler kaydettik.

Yine, bu dönemde, özellikle eğitimde erişilebilirliğin önünü açacak önemli düzenlemeler yaptık, gerek okul öncesi eğitimde gerek ilköğretimde gerek ortaöğretimde ve gerekse yükseköğretimde. Artık eğitimde erişilebilirlik oranlarına bakıldığında önemli ilerlemeler kaydedildiğini görüyoruz. Artık her ilimizde bir üniversite, hatta bazı ilçelerimizde bile üniversitelerimiz var ve insanlar bulundukları yerlerde yükseköğretime erişebiliyorlar. Okul öncesi eğitimde de önemli ölçüde ilerlemeler bu dönemde kaydedildi. Aslında eğitim süreci içerisine bakıldığında, en önemli unsur, okul öncesi eğitimde erişilebilirliği artırmak ve çocukların bu dönemde eğitim ortamının nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesi.

Uluslararası karşılaştırmalara bakıldığında da Türkiye son on beş yılda eğitim alanında önemli ilerlemeler kaydeden bir ülke oldu; eğitimde teknolojiyi kullanan, eğitimde erişilebilirliği artıran bir ülke konumuna geldi. Tabii ki takdir edersiniz, bu bir süreç. Yani 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde hâlihazırda bir verili eğitim ortamı vardı. O dönemde öğretmenlerin özlük hakları ne ise o hâliyle devralındı.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Bakanım, 40 bin öğretmenin atamasını yapın, anlaşalım, bitirelim bu işi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – O dönemde gerek okulların kapasiteleri, nitelikleri bakımından baktığımızda da benzeri bir sorunu görüyoruz.

Daha yapacak çok işimiz var. Yani bir ülkenin büyümesi için, kalkınması için şu anda en önemli sermaye, sahip olduğu insan kaynağı ve insan kaynağının niteliği. Artık yeni dünyada, yeni ekonomik düzende petrolünüzün olması, doğal kaynaklarınızın olması önemli değil; önemli olan, nitelikli insan kaynağına sahip olmanız ve AK PARTİ hükûmetleri olarak bu vizyon içerisinde insana yatırım yapan, insanı merkeze alan bir anlayışla eğitime, inovasyona, AR-GE’ye önemli anlamda yatırımlar yapıyoruz, harcamalar yapıyoruz ve her anlamda da ayırdığımız kaynağı bu anlamda artırıyoruz.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – On altı yıl oldu.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bakın, 2018 yılı bütçesini görüşüyoruz, 2018 yılı bütçesinde en büyük payı hangi kesim alıyor? Eğitim. Eğitime en fazla kaynağı yine bu bütçeden veriyoruz, bunu daha da artırmamız lazım. Çocuklarımız için, geleceğimiz için, ülkemizin kalkınması için eğitime ne kadar yatırım yapsak, ne kadar para harcasak azdır. Bunu hep beraber başaracağız.

Geçenlerde, bir OECD raporunda çok güzel bir tespit var, okurken gördüm, yani mesele tek başına okullaşma değil yani okulları daha fazla yapmanız değil, önemli olan, öğrenme ortamının ve öğrenmeyi sağlayacak gerekli donanımın ve koşulların sağlanması ve AK PARTİ olarak özellikle FATİH Projesi bağlamında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Diğer sorular ne oldu Sayın Bakan?

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi 9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 9’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "(Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri hariç)" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Zekeriya Temizel               Bihlun Tamaylıgil                Lale Karabıyık

   İzmir                                  İstanbul                                 Bursa

Kadim Durmaz                    Bülent Kuşoğlu                        Musa Çam

   Tokat                                  Ankara                                  İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162’nci maddesinin “Değişiklik önergeleri üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.” hükmü gereğince önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

TBMM'de 16/11/2016 tarihinde kabul edilen 6761 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması

Hakkındaki Kanun’un 6’ncı maddesiyle, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu ihale Kanunu’nun 62'nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine "ilk yıl için öngörülen ödenek” ibaresinden sonra gelmek üzere “ yılı merkezî yönetim bütçe kanununda belirlenen stratejik öneme sahip yatırımlar veya projeler hariç olmak üzere,” ibaresi eklenmiştir.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla, 2018 Yılı Yatırım Programı’na ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamayacağı ve bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere 2018 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2018 yılı yatırım ödeneğinin proje maliyetinin yüzde 10'undan az olamayacağı belirtilirken, parantez içine alınan "Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri" bu kurallardan istisna tutularak parantez içinde sayılan söz konusu projelerin 2018 Yılı Yatırım Programı’na ek yatırım cetvellerinde yer alması ve 2018 yılı yatırım ödeneğinin proje maliyetinin yüzde 10'undan az olmaması kurallarının aranmayacağı hüküm altına alınmaktadır.

Görüşülmekte olan 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 9’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "(Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri hariç)” ibaresi yukarıdaki yeni düzenlemeye atıf yapmakta ise de 2015 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu’nun 9’uncu maddesinde yer alan benzeri bir hükmün iptali konusunda yapılan başvuruyu değerlendirip söz konusu düzenlemeyi Anayasa’nın 87 ve 161’inci maddelerine aykırı bularak iptal eden Anayasa Mahkemesinin 26/05/2016 tarih  E.2015/7, K.2016/47 sayılı Kararı’nda belirtilen tespit ve açıklamalara da uygun bulunmamaktadır.

Parantez içinde sayılan projeler için bütçeden harcama yapılabilmesi için 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kanunu’nda ödenek tahsis edilmiş olması ve ayrıca bütçe kanununun yürürlüğe girmesinden sonra Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanacak 2018 Yılı Yatırım Programı’na ek yatırım cetvellerinde yer alması, 641 sayılı KHK'nin 32’nci ve 5018 sayılı Kanun'un 19’uncu maddesinin gereği ve zorunlu bir sonucudur. Bundan böyle, ödeneği olmayan ya da yeterli ödeneği olmayan yatırımlara başlanılmasının, seçim yatırımlarının yeniden hortlamasının ve zaten sınırlı olan kamu kaynaklarının çarçur edilmesinin yolu açılacaktır.

Anayasa'nın 161’inci maddesinin dördüncü fıkrasında, bütçe kanununa bütçeyle ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağı açık bir şekilde belirtilirken; 163’üncü maddesinde bütçede değişiklik yapılabilmesi esasları ayrıca düzenlenmiş, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararnameyle bütçede değişiklik yapma yetkisi dahi verilmemiştir.

Bütçe kanunlarını diğer kanunlardan ayrı tutan anayasal kurallar karşısında yasayla düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe yasasıyla düzenlenmesi veya yürürlükte bulunan herhangi bir yasada yer alan hükmün bütçe yasalarıyla değiştirilmesi, kaldırılması, uygulanmaması veya aykırı düzenlemeler yapılması olanaksızdır. Söz konusu hüküm Anayasa'nın 87, 88, 89, 161’inci maddelerine aykırı bulunduğundan bu önerge verilmektedir.

BAŞKAN – Zekeriya Temizel ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Şimdi 10’uncu maddeyi okutuyorum:

Mahalli idarelere ilişkin işlemler

MADDE 10- (1) Maliye Bakanlığı bütçesinin;

a) 12.01.31.00-06.1.0.07-1-05.2 tertibinde yer alan ödenek, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanun uyarınca il özel idarelerine devredilen personelin aylık ve diğer her türlü mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemelerini karşılamak üzere il özel idarelerine,

b) 12.01.31.00-06.1.0.08-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDES) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine,

c) 12.01.31.00-06.1.0.09-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Su Kanalizasyon ve Altyapı Projesi (SUKAP) kapsamında belediyelerin içme suyu ve atıksu projelerini gerçekleştirmek üzere İller Bankası Anonim Şirketine,

tahakkuk ettirilmek suretiyle kullandırılır. SUKAP kapsamında ihtiyaç olması hâlinde genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idaresi bütçesine veya özel bütçeli idare bütçesine ödenek aktarılabilir. Bu fıkra kapsamında ilgili idarelere yapılan Hazine yardımları haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.

(2) Birinci fıkranın (a) bendine göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından birlikte belirlenir.

(3) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde yer alan ödeneklerin, 2018 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip, KÖYDES Projesi için iller bazında; SUKAP için ise belediyeler bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır, lütfen süresinde tamamlayalım.

MHP GRUBA ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe kanununun 10’uncu maddesiyle mahallî idarelere ilişkin işlemler düzenlenmektedir. 10’uncu maddenin (1)’inci fıkrasında il özel idarelerine devredilen personelin -ki Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün lağvedilmesiyle- aylık ve diğer her türlü mali haklarını ödemek üzere buraya ödenek konmaktadır. Bu rutin bir işlemdir. Aslında, bunun bir takviminin belirlenip her yıl bütçe kanununda yer almasının önlenmesinde fayda vardır.

Yine, KÖYDES kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri veya köylere hizmet götürme birliklerine aktarılacak ödenekler burada yer almaktadır.

Yine, SUKAP kapsamında belediyelerin içme suyu ve atıksu projelerini gerçekleştirmek üzere İller Bankası Anonim Şirketine tahakkuk ettirilmek üzere kullandırılan ödenekler burada yer almaktadır. “SUKAP kapsamında ihtiyaç olması hâlinde genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idaresi bütçesine veya özel bütçeli idare bütçesine ödenek aktarabilir. Bu fıkra kapsamında ilgili idarelere yapılan Hazine yardımları haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.” ibaresi var kanunda. Buradan da anlaşılmaktadır ki küçük belediyelerimizin, bu yardıma ihtiyaç duyan belediyelerimizin birçoğu bu hacizle karşı karşıyadır, artık kendi işlerini, kanunla kendilerine verilen görevleri yapamaz hâle gelmişlerdir.

Yine bütçe kanunun 10’uncu maddesinin 2’nci fıkrasıyla 1’inci fıkranın (a) bendine göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılacağı belirlenmektedir. 10’uncu maddenin (3)’üncü fıkrasında ise “Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde yer alan ödeneklerin, 2018 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip, KÖYDES Projesi için iller bazında; SUKAP için ise belediyeler bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.” denilmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki Yüksek Planlama Kurulu Hükûmet üyelerinden oluştuğuna göre burada ihtiyaca göre değil, siyasi tercihe göre bir dağılım söz konusu olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 10’uncu maddeyi dikkatle incelediğimizde, özel idare ve belediyelerin kaynaklarının kanunlarla kendilerine verilen asli görevlerini yerine getirme konusunda yetersiz olduğu ortadadır. Dolayısıyla, bu projeler için kaynak aktarıp, belediyeler ve özel idarelerini kaynak arayışı için farklı yerlere yönlendireceğinize, buralarda, Ankara’nın kapısında bekleteceğinize konuyu kökten çözecek bir çalışma yapılması lazım. Bu manada da Belediye Gelirleri Kanunu’nun ve özel idare paylarının ciddi manada masaya yatırılması lazım.

Tabii, bunları görüşürken de tek başına nüfus kriterine göre konuşmak bugüne kadar bizi yeterli çözüme ulaştıramamıştır arkadaşlar. Dolayısıyla bu konuda ihtiyacı karşılayacak, sorunu kökten çözecek bütün kriterleri masaya koymamız gerekmektedir. Bu çerçevede, köylerin, beldelerin ve illerin coğrafi genişliği, iklim şartları, turizm beldeleri açısından yaz ve kış nüfusları gibi birçok farklı kriter göz önüne alınarak belediye gelirleri ve özel idare payları buna göre düzenlenmelidir. Yoksa, her yıl bütçe kanununa konulacak birtakım kaynaklarla bu sorunları kalıcı olarak çözmek mümkün değildir, bu ancak günü kurtarma operasyonu olur.

Değerli milletvekilleri, 6360 sayılı büyükşehir belediyesi Kanunu’yla birlikte köyler ve belde belediyeleri kapatılmıştır. İlçe belediyelerinin de gelir kaynaklarının önemli bir kısmı büyükşehir belediyelerine devredilmiştir. Bu sebeple, ilçe belediyeleri kendilerine ayrılan kaynaklarla kendi görevlerini yapamaz hâle gelmişlerdir. Bu bakımdan, ilçe belediyelerinin gelirlerini artıracak bir düzenlemeye de acilen ihtiyaç vardır. Ayrıca ilçe belediyeleri tarafından yapılabilecek birçok hizmetin de büyükşehir belediyelerinin yetkisine bırakılması hem bu hizmetlerin pahalanmasına sebep olmakta hem de vatandaşlarımızın hizmete ulaşımını güçleştirmektedir.

Diğer yandan, özellikle turizm bölgelerindeki belediyelere kaynak aktarılırken sadece nüfus kriterine göre planlama yapılması haksız bir uygulamadır. Bugün Muğla’ya mevcut 923 bin nüfusuna göre kaynak aktarılmaktır ancak Muğla’mız ve ilçeleri yıl boyu milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlamaktadır. Dolayısıyla belediyelerimiz şehrin altyapısını buna göre yapmak zorundadır. Yoksa, yapılan altyapı hizmetleri de, üst yapı hizmetleri de yetersiz kalacak ve günlük belediye hizmetleri de aksayacaktır. Kısaca ifade etmek gerekirse, belediyelere en azından kendilerine kanunla verilen görevlerini layıkıyla yapabilecek miktarda, objektif kriterlere göre ve adil şekilde kaynak ayrılmalıdır. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki: Yerel yönetimlerde hizmet kalitesinin yükseltilmesi ve hizmet hızının artırılması maksadıyla yapılacak her türlü düzenlemeye Milliyetçi Hareket Partisi olarak katkı vermeye hazırız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, biraz da mahallî idarelerinin seçilmiş ve atanmış mensuplarının hak ve hukuklarını, beklentilerini dile getirmek istiyorum. Yıllardır muhtarlarımızın özlük haklarıyla ilgili burada çok konuştuk, Allah’a şükür muhtarlarımızın özlük hakları belli bir zemine oturdu. İnşallah, bundan sonra geri adım atılmaz, daha da iyiye doğru bir gelişme olur.

Yine, mahalle muhtarlarımızın, kendilerinin -bugün en önemli sorunlarından biri- muhtarlık ofisleriyle ilgili sorunları vardır. Bazı belediyeler bu sorunu çözdüğü hâlde bazı belediyelerin bu konuda herhangi bir adım attığı yoktur. Burada, Hükûmetimizin, bütün belediyelerin bütün bu muhtarların ofis sorununu çözecek bir adım atmasında fayda vardır.

Değerli milletvekilleri, bir başka sorun da belediye başkanlığı yapmış değerli insanların emeklilik haklarıyla ilgilidir. Tabii, çalışırken herkes belirlenen kriterlere göre belediye başkanı ödeneğini almaktadır ancak emeklilikte durum aynı değildir. Özellikle, emekliyken belediye başkanı seçilen BAĞ-KUR ve Sosyal Sigortalar Kurumu emeklileri emekli oldukları için kendilerinden prim kesilmemekte ve bu durumdaki belediye başkanlarımız belediye başkanlığı süresi bittikten sonra makam tazminatı alamamaktadır. Çalışanlar için belirlenen ortak kriterler emekliler için de belirlenmeli ve emekli olan bütün belediye başkanları da aynı haklarından yararlanabilmelidir.

Yine, il genel meclisi üyelerimiz önemli görevler yapmakta ancak bunların ne bir sosyal güvencesi bulunmakta ne de emeklilik hakları bulunmaktadır. İl genel meclisi üyelerinin görevleriyle mütenasip bir özlük hakkına kavuşturulmasının da zamanı gelmiş, geçmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belediye meclis üyelerinin de ne özlük hakları ne sosyal güvenlikle ilgili herhangi bir güvenceleri vardır. İl genel meclis üyeleri ve muhtarlar kamu görevlisi olarak görevleri süresince silah ruhsatı alabildikleri hâlde belediye meclisi üyeleri bu haktan mahrumdur. Belediye meclis üyelerinin de bu sorununun çözülmesi yerinde olacaktır. Ayrıca belediye meclis üyelerinin de görevleriyle mütenasip bir sosyal güvenceye kavuşturulması yerinde olacaktır.

Bu arada, ülkemiz genelde geçerli olan bir soruna dikkatlerinizi çekmek istiyorum. İmar planları yapılırken bir ilde kullanılabilecek bütün alanlar en iyi şekilde planlanmalı, şehirlerimiz bir kimliğe kavuşturulmalıdır. Bu iş yapılırken de tarım alanlarının korunması muhakkak sağlanmalıdır. İnsanoğlu, bugüne kadar birçok şeyi fabrikalar kurarak üretmiştir ancak bugüne kadar tarım arazisi üreten bir fabrikayı kurmayı başaramamıştır.

Yine, seçim bölgem Muğla örneğinden yola çıkarak bir hususu daha dile getirmek istiyorum. Bugün, dünyadaki çam balının yüzde 90’ını Türkiye, Türkiye’deki çam balının da yüzde 90’ını Muğla ilindeki arıcılarımız üretmektedir. Muğla üzerinden yola çıkarak, bu şehir planlamaları yapılırken arıcılık gibi, çam balı gibi yöresel ürünlerin üretimlerini koruyacak ve bu ürünlerin üretimlerinin sürekliliğini sağlayacak tedbirlerin alınması, bu üretimlere zarar vermeyecek bir şehir yapılanmasının kurulması da zorunludur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Hükûmetin de gündemindeki en önemli husus taşeron yasasıdır. Bu konuda, taşrada herkesin beklentisi var ama yasanın kapsamıyla ilgili bugüne kadar daha Hükûmet üyeleri de detay olarak Parlamentoya bilgi veremediler -buna ilgili bakan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da dâhil- ancak bu konuda özellikle belediyelerde çalışan taşeron işçilerinin de beklentisi yüksektir. Bunların da beklentilerini karşılayacak bir taşeron düzenlemesinin yapılmasını onlar adına talep ediyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2018 yılı mali bütçesinin devletimize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi ve ekranları başındaki aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’e aittir.

Buyurun Sayın Tümer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesini oluşturan “Mahalli idarelere ilişkin işlemler” üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Büyükşehir belediyelerinin yönetim yapısındaki son düzenleme 6 Aralık 2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı Yasa’yla gerçekleşmiştir. Kırsalın, çiftçinin ve tarımın geleceğini ilgilendiren ve biçimlendiren kanun “Kervan yolda düzelir.” anlayışıyla çıkarılmış ve hem yerel yönetimleri hem tarımı hem de kırsalda yaşayanları hazırlıksız yakalamıştır. Bu durum, bir kanunun çıkış gerekçesi ve yaklaşımı ile ters düşen bir olgudur çünkü Kanun, toplumsal uzlaşı ve politik bilgilendirme olmadan, yerelde yaşayan ve yaşam yerinin statüsü değişen halka sorulmadan çıkarılmıştır. Özellikle kırsaldakiler, kanunla geleceği biçimlenecek çiftçiler, konuyu yani Büyükşehir Kanunu’nu tam olarak ele alamamış, kavrayamamış ve Kanun’un kendileri açısından gelecekte kötü şeyler getireceğinin de farkına varamamıştır.

Değerli milletvekilleri, 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ile birlikte “büyükşehir”ler “bütünşehir”ler olmuş, merkezî idarenin temsilcisi olan valinin denetleyici rolü sözde yerelin güçlenmesi adına tartışmalı hâle gelmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte, yaklaşık 1.600 kasaba belediyesi ile 16 binden fazla köy ve 30 ilde il özel idaresi ve il genel meclislerinin tüzel kişiliği 30 Mart 2014’teki ilk mahalli idareler seçiminden sonra kaldırılmıştır. Kanunla, tarım arazileri kentsel araziye dönüşmüş, yeni rant alanları yaratılmış, tarım arazileri ve taşınmazlar üzerinde amaç dışı kullanımlar artmış ve devamında, kır kültürü, köylülük kültürü bitirilmeye yüz tutmuştur.

Tarımın ülkemiz için gerçek bir “sigorta ve güvence” aracı olması, tarıma ev sahipliği yapan kırsal alanlar geleceği korumak açısından çok önemlidir yani kırsal ve kırsallık, tarımsal üretim ve devamlılık için, kültürel geçmişi korumak ve yaşatmak için, bireylerin sağlıklı, mutlu bir ortamda, bulundukları yerde yaşamlarını sürdürebilmeleri için, temiz hava, doğa ve sağlıklı beslenebilmek için, yazılı olmayan kültürel mirası korumak için, toprağın sahiplenilmesi ve sürdürülebilir kullanımı için, toprakları ranta kurban etmemek için, geçmiş ve gelecek arasında köprü oluşturmak için, kendine yetmeye çalışan yoksul ve orta sınıf için çok önemlidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, tarım ve kırsalın belirtilen önemleri Büyükşehir Kanunu’yla tehdit altına girmiştir. Bir yanda kırdaki insan, bir yanda çiftçi, bir yanda tarım toprakları, doğal kaynaklar tehdit altındadır. Türkiye, kanunla kentleşen bir ülke durumuna gelmiştir ve bu son derece tehlikeli bir süreçtir. Türkiye’de kırsal nüfusun en fazla olduğu iller aynı zamanda büyükşehir kapsamına giren illerdir. Bu illerdeki kırsal nüfusun artık “kırsallık” tanımı kalmamıştır. Mahalle statüsüne dönüştürülen buradaki köy ve kasabalar artık geleneklerini, ortak kullanım alanlarını, mezarlıklarını, çeşmelerini, maddi, manevi değerlerini yitirme noktasına gelmiştir. Büyükşehir kapsamındaki illerin büyük bölümü kıyılardadır. Kanunla büyükşehirlere verilen yetkiler bu kıyıların, tarım alanlarının, doğal kaynakların amaç dışı kullanım yollarını ortaya çıkarmıştır. Kanunla büyükşehir sınırlarına dâhil edilen köylerde yaşayanlar, içme suyu, atık su gideri, altyapı yatırımları ve benzerleri için zamanla bedel, katılım payı gibi yeni harcama kalemleriyle karşılaşmaktadır. Bu giderler zaman içinde metropol alandaki fiyatlar düzeyine ulaşarak gittikçe daha ağır maliyetli bir yaşama mahkûm edecektir. Kanunla kırsaldaki hizmetler büyükşehir değerleri üzerinden belirlenmeye başlanmıştır ancak zaten yoksulluk kırsalda kronikleşmiştir. Bu hizmet sunumu yaklaşımıyla daha yüksek maliyetler çıkmıştır. Bu durumda yeni bir kırdan kente göç dalgasıyla karşılaşmak işten bile değildir.

Türkiye’de kullanılan suyun yüzde 75’inin tarımda kullanıldığı düşünülürse, su artık kamu için büyük bir gelir kapısı, çiftçi ve kırdaki aile için büyük bir yaşama maliyetini beraberinde getirmiştir. Bahçedeki, tarladaki, yayladaki, meradaki su, şehir şebeke fiyatıyla ücretlendirilmiş, buralarda belediyelerin bir yatırımı olmadan belediyelere su geliri ortaya çıkartılmıştır.

Değerli milletvekilleri, kanunla birlikte tarımsal ve kırsala yönelik yeni rantlar oluşmuş, meraların amaç dışı kullanımının önü açılmış, doğal kaynaklar üzerinde baskı artmış, kırsalda yaşam maliyeti artmış, küçük çiftçi kente göçe zorlanmış ve toprakları elden gitmiştir. Yeni kanunla birlikte, kırsaldaki sermaye için yeni ucuz iş gücü ortaya çıkmış, kırsal arazi kentsel arsaya dönüşmüş ve kırsal bölge topraklarının imara açılması kaçınılmaz olmuştur. Toprak artık sermaye birikim aracı hâline gelmiş ancak bu durum kırdaki için değil, kırın kaynaklarını ranta çevirmek isteyenler için geçerli olmuştur. Büyükşehir belediyesi olgusu, merkezî politikaların en küçük birimlerine kadar yayılmasının aracına dönmüş, merkezî idarenin gücünü yerel düzeyde etkinleştirmenin mekanizması olarak etkili bir araç konumuna getirmiştir. Kanun yönetimin tek elde toplanmasını sağlayan, yereldeki farklılıkları görmeyen, özgünlükleri göz ardı eden bir düzenlemeyi getirmiştir. Kırsal yaşamın kendine özgü niteliklerini, değerlerini aşındırmıştır. Kanunla köylere yönelik yürütülecek hizmetler kentin öncelikleri içinde geri planda bırakılmıştır. Kent-kır ayrımını ortadan kaldıran kanunla genişleyen belediyenin hizmet alanının büyük bir kısmını, yerleşim bölgesi olmayan tarım arazileri, meralar, orman alanları ve ekolojik hassasiyeti bulunan bölgeler oluşturmuştur. Kanunun bu hâli kır nüfusunu azaltmakta, tarımsal üretim maliyetini ve kırda yaşama maliyetini yükseltmektedir.

Sayın milletvekilleri, köyler, kasabalar idari olarak şehir nüfusuna dönüştürülebilir ama bin yıllık yaşam geleneğine devam edildiği göz önüne alınmalıdır. Bu yapıyı bozmak kolay olmamalıdır. Kanun sadece ekonomik boyutla ön plana çıkmıştır. Bireyi, kültürü, sosyolojik bakış açısını dikkate almamıştır. Bu hâliyle tarımı, kırsalı bugünkünden çok daha zor günler beklemektedir. Yerel halka sorulmadan çıkarılan kanun, yerelin değerlerini ve sosyoekonomik yaşam biçimini olumsuz etkilemektedir. Burada belediyecilik anlayışına, yerel yönetim anlayışına sorumluluklar ve yeni yetkiler düşmektedir. Yerel yönetimler kanunla ortaya çıkan tehditleri bertaraf etmek için vatandaşı, kırsal yapıyı, tarımı, doğal kaynakları ön plana alan bir politik duruş benimsemek durumundadır.

Başta Adana’daki raylı sistem olmak üzere, metro, büyük sanat yapıları, dere yataklarının ve nehirlerin ıslahı devlet eliyle gerçekleşmelidir. Büyükşehirlere merkezî Hükûmetten gelen paylar artırılmalıdır. Öz gelir çeşitliliğinin yetersizliği, kredi alımında yürütülen prosedürün zorlukları da belediyeleri kıskaca almıştır. Özellikle muhalif belediyelere bakanlıklardan projelere yatırım ve hibe sağlanmasının önü neredeyse kapatılmıştır.

Büyükşehir belediyesi modelinin kendisi sorunlu bir yönetim modelidir. Alan büyüklüğü görev/yetki ilişkileri ve üst kademeyle alt kademe ilişkileri bakımından kapsamlı biçimde yeniden tanımlanmalıdır. Kentsel ve kırsal yerleşmeler sınıflandırılmalı, bunlar kentsel belediye ve kırsal belediye ana sınıfları içinde sosyoekonomik özelliklere uygun yönetim modellerine kavuşturulmalıdır. Ülkemizin tarımsal ve sınai üretimini mümkün kılmak, artırmak, ülke geneline dengeli biçimde yaymak, ancak bünyeye uygun yönetim modelleriyle gerçekleştirilebilir.

Ölçek ekonomisinden yararlanmanın çok farklı yolları vardır. Bunlardan biri de yerel yönetim birlikleri sistemidir. 6360 sayılı Yasa’yla birer küçük yerleşim birimlerine ve mahalleye dönüştürülen, merkeze uzak köylere sunulan hizmet kalitesi düşmektedir. Bu hizmetlerin sunulması için yapılan kamu harcamaları verimsiz ve pahalı hâle gelmektedir. Büyükşehir belediyelerinin yetki ve görevlerinin ilçe belediyelerine göre orantısız olması ve bazı hizmetlerin niteliği gereği, örneğin çöp toplama hizmetinin ilçe, depolama, imha etme işinin büyükşehirde olmasıyla 2 yerel yönetim birimi arasında pratikte bir denetim yetkisi ortaya çıkmıştır. Yerel ve ortak nitelikli hizmetlerin ilçe belediyeleri tarafından sunulduğu durumlarda bütçe, imar, ulaşım ve altyapı gibi birçok konuda büyükşehir belediyesinin denetleyici nitelikte yetkilerinin olduğu ve bu yetkilerini ayrı bir tüzel kişiliği bulunan ilçe belediyeleri üzerinde uyguladığı söylenebilir.

Büyükşehir belediyelerinin, kurumsal olarak, illerde merkezî bir planlama ve koordinasyon birimi olmak yerine tek yetkili bir yönetim birimi hâline dönüştürüldüğü görülmektedir. Bu hizmetlere bakıldığında, ilçe belediyelerinin aslında büyükşehir belediyelerine bağlı birer belediye şubesi gibi çalışmasının öngörüldüğü söylenebilir. Özellikle yüzölçümü büyük olan illerde büyükşehirlerin kendi sorumluluk alanlarındaki hizmetleri yerine getirmek için uzak ilçe merkezlerinde müdürlükler açtığı görülmektedir. Ancak, var olan ilçe belediyelerine bu hizmetlerin yetki ve sorumlulukları verilmek yerine yeni birer bürokratik örgütlenmeye gidilmesi anlamsızdır.

İl özel idareleri gibi kırsal alanın yönetiminde uzmanlaşmış birimler yerine, büyükşehir belediyeleri gibi, bu alanda birikimi olmayan bir birim kırsal alanı yönetmeye başlamıştır. 6360 sayılı Yasa öncesinde büyükşehir belediyelerinin öz gelirlerinin gerilediği, mali olarak merkeze bağımlılığının arttığı görülmektedir. Buna karşılık, merkezî hükûmetin genel bütçe vergi gelirlerinden büyükşehir belediyelerine aktardığı payların kişi başına öngörülen miktarında bir artış görülmektedir.

6360 öncesinde Karayolları Genel Müdürlüğünün görev alanına giren bazı hizmetler büyükşehir belediyelerine devredilmiştir. Geçmiş dönemde kent içinde bile sağlıklı olarak yerine getirilemeyen ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarım işleri ile bu yolların temizliği ve karla mücadele çalışmalarını yürütmek gibi hizmetlerin, yeni düzenleme sonrasında kent merkezlerine uzak bölgelerde yerine getirilmesinin pratikte karşılığı yoktur.

Bütünşehir yasasının ardından geniş bir coğrafyaya hizmet üretmek zorunda kalan büyükşehir belediyeleri hizmetleri aksatmakta ve bu büyük sıkıntılara yol açmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tümer.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir konuşacaktır.

Sayın Pir, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi adına 10’uncu madde üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

Bu maddeyle, kaldırılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden il özel idarelerine devredilen personelin özlük haklarının ödenmesi -ödeyin, destekliyoruz- KÖYDES kapsamında yolu ve suyu olmayan köylerin altyapılarının desteklenmesi -siz yapın, biz destekleriz, destek bizden, siz yapın lütfen- ve SUKAP kapsamında belediyelerin içme suyu ve atık su projelerinin İller Bankası aracılığıyla desteklenmesi amacıyla düzenleme… Düzenlemeyi biz yaparız, siz vatandaşın yapılacak bir şeyi varsa yapın lütfen. Yani destekliyoruz, tamamen destekliyoruz bunu yeter ki vatandaş için bir şeyler yapılsın. Bu maddeyi böylelikle kapatmış olayım.

Şimdi, değerli milletvekilleri, son günlerde ben özellikle burada sunumlarını yapan bakanları dikkatlice dinledim ve normalde 317 milletvekili olan bir iktidar partisinin bakanlarının buraya öz güvenle çıkıp kendi projelerini öz güvenle müdafaa etmeleri, sunmaları gerekirken biz ne gördük burada? Özellikle Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği Bakanı, Adalet Bakanı -İçişleri Bakanından hiç bahsetmek istemiyorum, seviyemi düşürmek istemiyorum- ne yaptı burada? Durup dururken, hiçbir şey yokken agresif bir sunum yapmaya başladılar. “Niye acaba?” diye sorarsanız, bana göre, içerideki ve dışarıdaki gelişmeleri artık takip edemiyorlar, yetişemiyorlar, metal yorgunluğu var. Bu yüzden, bu şekilde agresif davrandılar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, devlet aklı hâl⠓Kürt’ü, muhalifi, bilim adamını nasıl bastırırım?” noktasında duruyor. Oysa şu an dünyada yeni bir medeniyet kurulması söz konusu. Ne devlet aklının ne devletin ne bakanlıkların bundan haberi var; haberleri yok ve bu gidişatı biz kaçırıyoruz.

Bakın, bundan birkaç ay önce, 9’uncu ayda ben “bitcoin”le ilgili bir soru önergesi vermiştim. Cevabı geldi, Merkez Bankasının değerlendirmesi aylar sonra geldi ve burada diyor ki: “İlgili herhangi bir yasal düzenleme yoktur -tamam- ve BDDK elektronik para olmadığını tespit etmiştir.” Günaydın, yani “bitcoin”in ya da “ethereum”un elektronik para olmadığını bütün dünya biliyor, bunu söylemek için bana cevap vermesine gerek yoktu. Ama Hükûmetten önce başkası cevap verdi, nadide kuruluşlarımızdan Diyanet İşleri Başkanlığı fetva verdi ve dedi ki: “Bitcoin dinen uygun değildir.” Hayda! “Bitcoin dinen uygun değildir.” Ben o konuya hiç girmek istemiyorum. Sayın Bakan, siz de kafanızı eğdiniz, haklısınız. Bence bu meseleyi Diyanet İşleri Başkanlığının insafına lütfen terk etmeyelim, kendimiz bir çalışma yapalım.

Bizim meseleyi ne yücelterek ne de şeytanileştirerek ele almamız gerekiyor, ülkemiz ve insanlarımız için yararlarını ve zararlarını ortaya çıkarmamız gerekiyor.

Bütün dünya bu -biraz önce dedim ya yeni bir medeniyet- “blockchain” “hashgraph” “fintech” “bitcoin” “ethereum” gibi kavramları kullanırken siz hâl⠓Kürt’ü nasıl bastırırım, burada ‘kürdistan’ kelimesini nasıl yasaklarım.” onun peşindesiniz. Günaydın demek istiyorum, dünya başka yerlere gidiyor, biz de uyanalım artık. Daha doğrusu, biz uyanığız zaten de siz de uyanın.

Değerli milletvekilleri, salı günü burada bir konuşma yapıyordum, yerli uçak ve otomobil meselesinde kalmıştık. O zaman da demiştim, arkadaşlar “yerli uçak” ve “yerli otomobil” diye bir şey yok, “yerli marka” deyin buna, “yerli marka otomobil” “yerli marka uçak” deyin. O zaman bizden de destek alırsınız ama öyle yaparsanız, geçen gün de söyledim, komik duruma düşersiniz.

Bakın, 2007’de seçim beyannamenizde şöyle bir şey var: “Türkiye ‘takeoff’a geçiyor.” Şöyle resimlerle gösterelim de daha belirgin olsun. 2011’de “Yerli Uçağımız Göklerde” diye afişler astınız, “Yerli Uçağımız Göklerde.” Başbakan o zaman Sayın Erdoğan’dı. Şuraya, uzaklara da bir uçak, çekirgeye benzeyen bir grafik koymuşsunuz, ayıp etmişsiniz. 2015’e gelince ne değişti? Başbakan değişti, o çekirge de oradan silindi, yerli yolcu uçağımızı yapıyorsunuz. Yeter mi, keser mi? Kesmez. Dediniz ki: “Kendi savaş uçağımızı yapalım.” Artık Davutoğlu savaş uçağını yapıyordu. Ne zamanlar? Hani, Selahattin Başkana “Ben artık Selahattin demeyeceğim.” diyordu, o zaman savaş uçağına geçti. Daha sonra baktı, ya bir süreç var, ağır aksak işleyen bir süreç vardı, barış süreci ve “Bu olmaz, ayıp oluyor, başka bir şey bulalım…” Ne bulalım? Düşündüler, ya ne olur, ne olur, neyi henüz afişlemedik? Elektrikli otomobili. “Elektrikli otomobil yapıyoruz arkadaşlar.” dedi. Sonra ne oldu, Türkiye uçtu mu? Hayır.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Kendisi uçtu!

ZİYA PİR (Devamla) – Uçan bir şey oldu, o da Sayın Davutoğlu. Öyle bir uçtu ki daha Meclise bile uğrayamıyor o gün bugündür.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu işler şakaya gelmez, bu işler öyle… Seçim vaatlerinde falan bunları koyabilirsiniz ama arkasında durmanız gerekiyor, bir şeyler yapmanız gerekiyor. Yoksa, insanlar şöyle grafikler yapar, sonra der ki: “Burada AK PARTİ’liler uçuyoruz, uçak falan yok.” Ama bu halkı bir yere uçuruyorsunuz siz bu gidişle, uçuruma doğru uçuruyorsunuz, bundan vazgeçin lütfen.

Şimdi, bunları atalım bir kenara. Ben de hani, Süleyman Soylu çıkmıştı ya buraya, onun gibi bir şeyler yapayım dedim ama onun gibi artistlik hareketler yapamıyoruz. Biz biraz daha konumuza dönelim.

Şimdi, yanlış anlamayın, tekrarlıyorum: Biz yerli marka otomobile ya da uçağa karşı değiliz, biz de bunun arkasındayız ama bunu düzgün yapmak lazım.

Bir de Sayın Sanayi Bakanı, TÜBA ödülleri töreninde şöyle bir konuşma yapıyor, diyor ki: “Bizim bütün gayretimiz bilim merkezi, teknoloji üssü ve ileri sanayi ülkesi bir Türkiye’yi inşa etmek.” Şimdi, AK PARTİ’liler burada bu “inşa” kelimesini almış, herkes üstüne atlıyor, inşa “Binaları inşa edelim...” Binaları inşa ediyorsunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bütün dünyada şu konuşuluyor: Kalite detaydadır, kalite detayda. Ben altı ay önce burada bir konuşma yaptım, Dicle Teknokent, hani “bilim merkezi teknoloji üssü” diyorsunuz ya aynı konuşmayı aşağı yukarı tekrarlamak zorundayım burada maalesef. Yine iki gün önce internet sitelerini araştırdım, baktım, nedir ya, bunlar ne iş yapar diye baktım. Hiçbir değişiklik yok, iki tane sayfası değişmiş. Nereye tıklarsanız tıklayın 25 sayfası var, şu sayfa çıkıyor: 2691 sayılı Kanun’u yazmışlar, şu sayfa, nereye tıklarsanız tıklayın bu çıkıyor karşınıza. Hedeflerimiz diyorsunuz, o sayfa çıkıyor; ortaklar diyorsunuz, bu sayfa çıkıyor; ondan sonra, kurum vergisi muafiyeti, şu sayfa; gelir vergisi, bu; KDV, bu; prim desteği diyorsunuz, bu sayfa çıkıyor; personel avantajı, bu; yabancı uyruklu personelle ilgili, bu sayfa çıkıyor; akademisyenler için AR-GE desteği, şu çıkıyor; yatırım istisnası falan, bu sayfa çıkıyor; bu da boş, boş sayfa. Bunları da geçelim, giriş sayfasında haberler var, en son haber, 7 Şubat 2017’de bilim teknolojiden bahsediyor, 7 Şubat 2017’de WhatsApp’la ilgili bir haber yazmışlar, gülünç bir durum. Ama misyon ve vizyonumuz bu altı ayda değişmiş, tebrik ederim.

Dedim ya şurayı bir arayalım kim var? İdari yapı sayfasını tıkladım, bir tane isim “Profesör X Genel Müdür” ulaşamıyorsunuz. Bir sayfa beni çok şey yaptı. Geçen de aynı sayfalar çıkıyordu, Teknoloji Transfer Ofisi, heyecanlandım, tıkladım. Ne çıkıyor biliyor musunuz? Koskocaman bir sayfa bir hiç. Eskiden en azından öbür metin vardı, bu sefer onu da kaldırmışlar, koskocaman bir hiç, sizin vizyonunuz bu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Önemli olan bunu başarmak!

ZİYA PİR (Devamla) – Arayalım dedik. Bize ulaşın, bizimle iletişime geçin. Telefon numarası, artı 90, gerisi boş; faks numarası, artı 90, gerisi boş. Mümkün değil ulaşamıyorsunuz. Valiliği arattım, o ona bağladı, bu buna, dediler ki: “Öyle bir bina var biliyoruz ama bizde kayıtları yok.” Telefon kayıtları valilikte de yok.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) - Cibali karakolu gibi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Ne zaman kurulmuş Ziya Bey, ne zaman? Yıllardır kurulmuş.

ZİYA PİR (Devamla) – Tabii, 2010’da kurulmuş, heyecanla atlamışsınız üstüne, binayı kurmuşsunuz, 2010’da faaliyete girmiş ve orada insanlar ne diyor biliyor musunuz? “Onun üst katında çok güzel mangal yapılıyor.” diyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Güzel bir restoranı var evet, güzel bir restoranı var.

ZİYA PİR (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Samsun Milletvekili Fuat Köktaş’a aittir.

Sayın Köktaş, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan 2018 yılı Merkezi Bütçe Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerine şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve Samsunlu hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ülkemiz geçmişten bugüne kadar yöntemleri farklı da olsa hedefleri aynı olan darbeler, muhtıralar, terör, siyasi ve ekonomik krizler gibi olaylarla defaatle karşı karşıya kalmıştır, güven ve istikrar bozulmuştur. Güven ve istikrarın bozulması, fabrika şalterlerinin inmesi, iş yerlerinin kapatılması, istihdamın azalması ve üretimin de durma noktasına gelmesi gibi birçok sonucu da ortaya çıkarmıştır.

Her ülke vatandaşının devletinden beklediği sağlık, eğitim, ulaşım, altyapı gibi temel hizmetleri alamaması, birçok sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getirmiş, ülkemiz IMF’ye mahkûm olmuştur. Bu kötü gidişe “dur” demek için seçim sandığını fırsat bilen aziz milletimiz, 3 Kasım 2002 seçimlerinde “Yeter artık, söz de karar da milletindir.” diyerek; halka hizmeti Hakk’a hizmet gören halkçı, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla devletçi, halkımızın geleceği, devletimizin bekası için reformlar yapacağına inandığı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki AK PARTİ’yi, devrimci bir hükûmeti iş başına getirmiştir.

AK PARTİ iktidarı kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarla çözümler üreterek yukarıda saymış olduğum ekonomik ve sosyal sorunları bir bir çözmeye başlamış, içeride siyasetin, dışarıda ise Türkiye'nin itibarını artırmaya başlamıştır. Bu ilerlemeyi içine sindiremeyenler, Türkiye'nin büyümesini, gelişmesini istemeyenler her dönemde olmuştur. Ülkemizin birliğine, dirliğine, istikrarına yönelik birçok saldırıyla da karşı karşıya kalınmıştır.

Sayın milletvekilleri, üzerinde şahsım adına söz aldığım bütçe kanunu tasarısının 10’uncu maddesinde yer alan BELDES, KÖYDES ve SUKAP projelerini hayata geçiren AK PARTİ iktidarı, kaynaklarını sağlamış, kronikleşmiş sorunları çözmüş, köylerimizde yaşayan vatandaşlarımıza devletin sıcak yüzünü göstermiştir. Güçlenen Türkiye yıllardır mücadele ettiği kronikleşmiş sorunları bir bir çözerken, içerideki sorumluluklarının yanında, dünyanın neresinde olursa olsun, yoksulluğa, zulme uğrayan, yaşadığı doğal afetler sonucunda yardım bekleyenlere “Veren el, alan elden üstündür.” anlayışıyla ilk uzanan yine Türkiye Cumhuriyeti’nin eli olmuştur. Ekonomisi büyümüş, ihracatı ve millî geliri artmış, içeride ve dışarıda devraldığı borçlarını bir bir ödemiştir. Dünyada alınan kararlara seyirci kalan bir ülke olmaktan çıkan Türkiye, masanın etrafında yerini alan bir konuma gelmiştir. Bu süreç içerisinde, insanlarımızın kardeşliğine, adalet, demokrasi ve özgürlüklerine kasteden FETÖ terör örgütü olmak üzere nice hain girişimlere maruz kalınmıştır. İşte bu Türkiye, ülkemizi yakinen ilgilendiren bölgemizdeki olaylara müdahale ederek geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmeye devam etmektedir.

Filistin başta olmak üzere Somali’ye, Arakan’a, Yemen’e ve iç savaştan ülkelerini terk eden Suriyelilere, “Dünya 5’ten büyüktür.” diyen Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eli uzanmıştır.

Son günlerde ABD’nin Kudüs’ü başkent ilan etmesine de en güçlü ve en yüksek tepki yine Türkiye’den çıkmıştır. İnsanlığın ortak değeri olan Kudüs’ü oldubittiyle İsrail’in başkenti yapmak isteyenleri şiddetle kınıyoruz. Alınan kararı reddediyor, bu kararı alanlara geçit vermeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz. Filistin’in ve mazlum halkının hak ve hukukunun yok edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.

Bütçenin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Uşak Milletvekili Özkan Yalım olacaktır.

Sayın Yalım, buyursunlar. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, Yüce Divan.

Çok değerli çalışma arkadaşlarıma ve de ekranları başında bizi izleyen bütün vatandaşlarımıza sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Sayın Bakan -yaklaşık yirmi dört saattir sizinle birlikteyiz ve de görüşmelerimiz devam ediyor- dün, ekonomiyle alakalı, bu köprülerin vesaire, ekonomimize verdiği bütün zararları, verilebilecekleri zararları, hepsini açıkladık. Yapılan yanlış anlaşmalardan, sözleşmelerden dolayı nelerin başımıza geleceğini hepsini tek tek rakamlarıyla sizlerle paylaştım. Ancak esas işin büyüğü, torbadaki büyük turp duruyor. Bu ne? Maalesef düne kadar “vatandaşım” dediğiniz, kendisi için Amerika’ya nota gönderdiğiniz Sayın Zarrab. Sayın Zarrab’ın açıklamalarından sonra ismi geçen 5 tane banka var, özellikle Halk Bankası. Maalesef bu davanın sonucunda 20 ila 25 milyar dolarlık bir cezayla karşı karşıya gelebiliriz. Bu ne demek? İnanın, ülke dışındaki yapacak olduğumuz bütün işlemlerin bloke olması, kilitlenmesi demek.

Sayın Muş, özellikle size de sesleniyorum. Neden sesleniyorum? 60’ıncı ve 61’inci Hükûmette yer alan 4 Bakanı biliyorsunuz, Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar.

Ben -tam tarihini de size söyleyeyim, böylelikle hata olmasın- 6 Aralıkta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve de Sayın Başbakana gerekli bilgileri gönderdim, önergemi verdim. 60’ıncı ve 61’inci Hükûmetin kendisini temize çıkarması adına, yargılanmasına izin vermediğiniz bu 4 Bakanın… O zamanlar diyordunuz ki: “Bu 4 Bakan suçlu değil, suç işlememişler.” Ama süreç geçti, nota verdiniz -bir hafta sonra ne olduysa siyah, beyaz oldu veya beyaz, siyah oldu- “vatandaşım” dediğiniz bir anda “vatan haini” oldu. Bu vatandaşın bu bakanlara rüşvet verdiğini artık sizler de kabul etmeye başladınız; Sayın Cumhurbaşkanı da aynı şekilde bir şeyler anladı ki bir anda değişti, “vatandaş” değil bir anda “ajan” oldu vesaire, vesaire.

Ben de diyorum ki: Gelin, buyurun, bu 4 bakanı –büyük bir ihtimalle grup başkan vekillerim de aynı kanaatte olacaklardır, bundan eminim- tekrar getirelim, Yüce Divana gönderelim. Eğer suçsuzlarsa göğüslerini gere gere Türkiye Cumhuriyeti topraklarında dolaşsınlar ama suçlularsa da gerekli cezayı alsınlar. Ve bu 4 bakanı aklayan, o komisyonda olan başta Hakkı Köylü, Kastamonu Milletvekili; Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili; Mustafa Kemal Şerbetçioğlu, Bursa Milletvekili; şu andaki Grup Başkan Vekili arkadaşınız İlknur İnceöz; İsmet Su, Bilal Uçar, Mustafa Akış, Yusuf Başer ve Ayşe Türkmenoğlu, bunları tekrar göreve davet ediyorum. Eğer bu bakanlar göğüslerini gere gere dolaşmak istiyorlarsa… Bu bakanları aklayan bu gruba da, sizlere de buradan tekrar sesleniyorum. Bu bakanların Yüce Divana gitmesiyle ilgili gerekli müracaatı biz yaptık, gelin, siz de gerekli desteği verin -göreceksiniz ki grup başkan vekillerimiz de aynı şekilde destek verecekler- Yüce Divana gönderelim; suçluysa suçlu, suçlu değilse de her şey ortaya çıksın ve de 60’ıncı ve 61’inci Hükûmetlerdeki bu bakanların, kendilerinin temiz olup olmadığı bir şekilde meydana çıksın.

Bunun yanında, bakın, üç vatandaşlık taşıyan Sayın Zarrab, İran ambargosunu delmek adına maalesef, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin alnına kara bir leke sürmüştür. Bu kara lekeyi kaldırmak adına bu bakanların tekrar yargılanmasını, İçişleri Bakanlığında oturan o zatın birilerinin önüne yattığını, kendisini siper ettiğini tekrar tekrar altını çizerek hatırlatıyorum.

Şimdi bu kişilerin yargılanmasıyla ilgili size soruyorum Sayın Muş: Getirecek misiniz bu önergeyi? Bu vermiş olduğum önergeyi onaylayacak mısınız? Araştırma önergesine destek verecek misiniz? Getirin, Yüce Divana gönderelim.

Bu büyük meselenin, özellikle Türkiye Cumhuriyeti devletine verecek olan zarardan, 25 milyar dolardan bahsediyorum. Eğer böyle bir şey olursa… Yapmış olduğunuz ne Osmangazi Köprüsü ne üçüncü köprü ne de 1915 Çanakkale Köprüsü’nün toplamları bile bu rakamı bulmuyor. Onun için gelin, gereğini yapın diyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, söz talebiniz var 60’a göre.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, ismimi de ifade ettiği için sayın konuşmacı, bununla alakalı tekrar bir söz alma gereği ihtiyacı hissettim.

Şimdi, Amerika Birleşik Devletlerinde yürüyen -sözüm ona- bir davadan bahsediliyor, hukuki dayanaktan yoksun bir dava. Orada FBI’la anlaşan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Her şeyi ihbar kabul ediyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …ve orada rehin durumda bulunan birisinin beyanatlarına dayalı olarak, tekrar burada 17-25 Aralıkta FET֒nün kurduğu bir tezgâhı tekrar ısıtıp ısıtıp burada gündeme getirmenin bir faydası olmadığı kanaatindeyim.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Ama bakanınız onun önüne yatıyordu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Orada adam, FBI’la anlaştığını, Amerika çıkarlarına uygun hareket edeceğini beyan etmiş, orada bazı ifadelerde bulunuyor, beyanatlarda bulunuyor. Buradan hareketle, bizim bir çalışma yapmaya veya bizi bir çalışmaya davet etmenin ben gereksiz olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki Türkiye’de bu meselelerle alakalı bir yargılama süreci yaşanmıştır, Mecliste bir süreç yaşanmıştır.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ne yargılaması? Üstünü örtme süreci.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Dolayısıyla, yaşanan bir süreci tekrar tartışmaya, tekrar, yeniden ısıtıp gündeme taşımanın gereksiz olduğu kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Siz, onu örtbas ettiniz Sayın Muş.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğim. Beş dakikası soru, beş dakikası cevap olacak bunun.

Sayın Özdemir’in yerine Sayın Tarhan, buyurun.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gıda ürünleri -başta et üretimi olmak üzere- teşvik edilmesi gerekirken gıda ithalatını teşvik etmek amacıyla yapılan vergi ve harç indirimlerinden dolayı mali idarenin bir yılda uğradığı kayıp ne kadardır?

BAŞKAN – Sayın Topal’ın yerine Sayın Özdiş.

Buyurun Sayın Özdiş.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum, Orman ve Su İşleri Bakanına: Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde “teknik denetim ve danışmanlık hizmeti” adı altında taşeron olarak yaklaşık 1.500 orman mühendisi çalışmaktadır. Bir yıllık zaman dilimi içerisinde altı ay, sekiz ay, on ay gibi sürelerle çalışan bu personeliniz kadro bekliyor. Çalışma Bakanıyla gerekli görüşmeleri yapıp taşeron olarak çalışan orman, orman endüstri ve ağaç işleri endüstri mühendislerine hak ettikleri özlük haklarını ve kadroyu verecek misiniz Sayın Bakan?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yalım’ın yerine Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2015 seçimlerinde “Taşerona istisnasız kadro sözünü üç ayda yerine getireceğiz.” dediniz, iki yıl geçti, yeniden taşeronu gündeme getirdiniz. Cumhurbaşkanı “900 bin taşerona kadro” sözünü tekrarladı ancak belediye taşeronlarını belediye şirketlerine alacağınızı duyurdunuz yani belediye kadrosuna almıyorsunuz. Böylece, taşeron olup asıl çalışanın işini yapana eş değer kadro ve ücret vermiyorsunuz, taşeronu taşeron şirketine devrediyorsunuz. Yardımcı zabıtalar dâhil, belediyelerde tüm “taşeron” adı değişiyor ama kadro verilmiyor. KİT çalışanlarına asıl kadro verilmiyor, şeker fabrikası, Karayolları, ÇAYKUR çalışanları kadroya alınmıyor, orman işçileri, millî eğitim çalışanları, sağlık çalışanları, aile hekimliği çalışanları, Kızılay çalışanları, demir yolu yüksek hızlı tren çalışanları gibi kadro beklentisi olanlar da aynı statüde kalıyor. Maliye Bakanısınız. Acaba, asıl işi yapan kaç taşeron, hangi kurumda kadroya alınıyor? Hükûmetin taşeronların nerede çalıştığını bilmemesi mümkün değil ama kamuoyuna yansıdığı kadar ve yapılan açıklamalara istinaden görüyoruz ki taşeronların tamamı için kadro verilmiyor. Bu konudaki değerlendirmenizi soruyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıhan, buyurun.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Bakan, diğer arkadaşlarım tarafından da sorulmuş olan bir soruyu biraz farklı bir nedenle size yöneltmek istiyorum.

Taşerona kadro düzenlemesini kanun hükmünde kararnameyle yapacağınız açıklaması var. Kanun hükmündeki kararnamelerin olağanüstü hâlin ilan nedenine bağlı olarak düzenlenmesi gerekiyor. Olağanüstü hâlin nedenleri içinde de FETÖ tarafından yapılmış darbe girişimi ve Terörle Mücadele Yasası kapsamındaki eylemler ancak bu kapsamda değerlendirilebilecek.

Şimdi, siz, taşeron sorununu bu iki konudan hangisiyle bağlantılı görüyorsunuz? Bu konuda yapacağınız işlemlerin ileride hukuk yolları açıldığında mutlaka iptal edilecek bir düzenleme olduğu ve bunların da lehine çalışmayı planladığımız taşeronun aleyhine olduğu konusunu acaba değerlendirdiniz mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Bakan, “Taşeronu kaldıracağız.” diyorsunuz ama okul aile birlikleri, taşeron şirket gibi çalışıyor. Müstahdem kadrosu vermediğiniz için, müstahdem çalıştırmadığınız için temizlik işlerinde maalesef okul aile birlikleri 15, 20, 30 kişi çalıştırmak zorunda kalıyorlar. Müstahdeme verecek paramız yok mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer’in yerine Sayın Yalım.

Sorular kısa olunca çok kişiye söz vermek hakkı doğuyor.

Buyurun Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aynı şekilde ben de taşeron işçilerinin kesinlikle KHK’yle değil, Meclise gelip Mecliste hep birlikte görüşüp inanın -dün grup başkan vekillerimizin de dediği gibi- en fazla iki saatte biz bu işi çıkaracağımız kanaatindeyim. Bütün 800 bin kişinin haklarını hep birlikte adil bir şekilde verelim ve de kesinlikle şunun da altını çiziyorum. Ne olur, hiçbir taşeron işçiyi kadroya alınmadan önce çifte standart olmaması adına imtihana sokturmayalım lütfen diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, buyurun son olarak size söz veriyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün de sormuştum Sayın Maliye Bakanına. Bu 4/B’li çalışanların seyyar görev tazminatı ve geçici görev yolluğu ödenemeyeceği ifade ediliyor, böyle bir görüş, 4/B’li çalışanlara. Şimdi, tarımda, kadastroda vesaire birçok kurumda aynı arabayla göreve giden 2 mühendis, birisi 4/B’li, birisi diğer statüde, 657’ye tabi; birisinin maaşı yüksek, birisinin maaşı az ama maaşı az olan bu sosyal hakların hiçbirisinden yararlanamıyor. Bu adaletsizliğin önüne geçecek bir çalışmanız var mı? Bu sorunu ne zaman çözmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, sorulara cevap vermek üzere Sayın Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın mikrofonunu açıyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz aslında Sayın Tarhan’ın sorduğu soru hariç diğer bütün sorular taşeron çalışmayla ilgili.

Sayın Tarhan, tabii, önemli bir konuya değindiler. Bugün gıda fiyatları, gıdanın uygun ortamlarda sunulması son derece önemli bir konu. Dolayısıyla vatandaşımızın ihtiyacı olan gıdayı uygun koşullarda ve uygun fiyatla temin edebilmek adına ekonomi yönetimi olarak diğer bütün bakanlıklar koordinasyon hâlinde çalışmalarımızı yürütüyoruz.

Tarım sektörü, önemli bir sektör. Mevsimsel koşullardan etkileniyor. Arzı etkileyen diğer faktörler de var. Zaman zaman bazı ürünlerde de arzda yetersizlikler meydana gelebiliyor, bu da tabii ki fiyat hareketlerini yukarı yönlü olarak itebiliyor. Böyle durumlarda dış ticaret vergileriyle ilgili geçici nitelikte bazı düzenlemeler yapmak suretiyle arz ve talep dengesini dengelemeye çalışıyoruz. Burada arzın yüksek olduğu zamanlarda verginin buna göre ayarlanması mümkün olduğu gibi, tam tersi durumlar da geçerli. O açıdan dış ticaret vergilerinde geçici olarak vazgeçtiğimiz vergileri zarar olarak görmemek lazım. O anda Hükûmet olarak bu Bakanlar Kurulu kararıyla piyasadaki arz ve talebi dengelemeye çalışıyoruz ama arkadaşlara söyledim, bu konuda vazgeçilen vergi tutarlarına ilişkin Ekonomi Bakanlığından rakamları da tedarik edip sizlere veririz.

Diğer taraftan, Sayın Özdiş’in, Sayın Gürer’in, Sayın Sarıhan’ın, Sayın Şeker’in ve Sayın Yalım’ın hep birlikte ortaklaşa gündeme getirdikleri taşeron konusu, gerçekten şu anda 1 milyondan fazla çalışanın bir an önce çıksın diye beklediği bir düzenleme. Bu konuyla ilgili dün de ifade ettim, gerekli çalışmalar tamamlandı, temel kararlar oluşturuldu. Çalışma Bakanlığıyla Maliye Bakanlığı, şu anda çalışmayla ilgili artık son anlamda birtakım detay hususlarla ilgili değerlendirmelerini ve çalışmalarını yapıyorlar, inşallah bu hafta içerisinde bu çalışmalar tamamlanmış olacak.

Tabii, taşeron çalışma dediğimiz zaman bakanlıklar bakımından baktığımızda en fazla çalışan, sağlık sektöründe. Sağlık Bakanlığında yaklaşık 170 bin bu şekilde çalışan kardeşimiz var. Yine, üniversite hastanelerinde çalışan önemli bir grup var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Belediyelerde de var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Onun dışında Millî Eğitim Bakanlığında, Aile Bakanlığında çalışan arkadaşlarımız var. İkinci ana grup tabii ki mahalli idareler, belediyelerde ve il özel idarelerinde yaklaşık 450 binden fazla bu şekilde çalışan kardeşimiz var.

Taşeron çalışma, tabii, yıllar itibarıyla, Hükûmet olarak kamu hizmetlerini vatandaşımıza daha uygun koşullarda eriştirebilmek amacıyla geliştirilen bir sistem.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Modern kölelik.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kamu İhale Kanunu mevzuatı çerçevesinde, personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihaleleri çerçevesinde bu kardeşlerimiz, arkadaşlarımız çalışıyorlar. Aslında 2014 yılında bu arkadaşların mali ve özlük haklarıyla ilgili önemli iyileştirmeleri de yaptık ama şu aşamada artık bu arkadaşlarımız, kamuya geçmek noktasında bir durumla karşı karşıyalar.

Hükûmet olarak yaptığımız çalışmada bu çalışanlarımızın bugünkü haklarının korunması, uygun koşullarda kamuya geçmelerinin sağlanması ve diğer taraftan da kamu hizmetlerinin aynı şekilde etkin, verimli bir şekilde sürdürülebilmesi hususlarını göz önünde bulundurduk.

Burada sizin yasanın çıkması noktasında ifade ettiğiniz hususların da her birisi önemli, hem kapsam olarak birtakım hususları temenni olarak ifade ettiniz hem düzenlemenin yapılma biçimine ilişkin temennilerinizi ifade ettiniz. Ben de şunu söyleyeyim: Yani bu konuda tabii ki nihai karar Hükûmete ait. Bu konuyla ilgili çalışmalar devam ediyor. Ne tasarının içeriğiyle ilgili ne de yöntemiyle ilgili bu konuda nihai karar oluşana kadar söylenen hususları çok da fazla dikkate almamak gerekiyor ama bütün gayretimiz, bu 1 milyondan fazla olan taşeron çalışanlarımızın bu beklentilerini en hızlı şekilde, en kısa yöntemle ve taleplerine de uygun bir şekilde yapmak olacak. Sizin burada gündeme getirdiğiniz birçok konu, bizim de zaten değerlendirmelerimiz içerisinde olan konulardır ama herhâlde, yeni yıla girmeden önce bu çalışanların da bu müjdeli haberi gerçekleşme şeklinde almaya ihtiyaçları var.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.18

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 13.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

11’inci maddeyi okutuyorum:

 

Fonlara ilişkin işlemler

MADDE 11- (1) Türk Silahlı Kuvvetlerinin stratejik hedef planı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının ihtiyaç planları uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamalar; 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve diğer ayni ve nakdî imkânlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.

(2) Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden birinci fıkra hükümleri gereğince tespit edilecek tutarları; Emniyet Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden zırhlı araç, uçak ve helikopter, insansız hava araçları (İHA), uçuş simülatörü ve Elektronik Harp (HEWS) ile Haberleşme ve Kent Güvenlik Yönetim Sistemleri (KGYS) projelerine ilişkin tutarları; Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden motorbot alımına yönelik tutarları; Orman Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden Helikopter Alım Projesine ilişkin tutarları; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden araştırma gemisi alımına yönelik tutarları; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesi ödeneklerinden petrol ve doğalgaz boru hatları entegre güvenlik sistemi tedarikine ilişkin tutarları; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden Afet Sonrası Görüntü İşleme İstasyonu Kurulması Projesine ilişkin tutarları; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Kurum bütçesine kaydedilen ödeneklerden yüksek hızlı rüzgar tüneli yapımına yönelik tutarları; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden Özgün Helikopter Projesi Sertifikasyonu, Bölgesel Sivil Uçak Projesi Sertifikasyonu ve diğer sertifikasyon faaliyetlerine dair projelere ilişkin tutarları; ilgili hizmetleri gerçekleştirmek üzere Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ödemeye ilgisine göre; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından sorumlu Başbakan Yardımcısı, Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Orman ve Su İşleri Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı veya Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı yetkilidir.

(3) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak tutarları bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(4) İlgili yıllar bütçe kanunları uyarınca, yürütülmesi öngörülen projeler için Savunma Sanayii Destekleme Fonuna aktarılan tutarlardan kullanılmayan kısımlar, Savunma Sanayii Destekleme Fonundan ilgili genel bütçeli idarenin merkez muhasebe birimi hesabına; özel bütçeli idarelerde ise muhasebe birimi hesabına yatırılır ve ilgili idarenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen tutarlar karşılığını ilgili idare bütçesine ödenek kaydetmeye genel bütçeli idarelerde Maliye Bakanı, özel bütçeli idarelerde ise ilgili özel bütçeli idare yetkilidir. Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dışındaki idarelerde ödenek kaydı yılı yatırım programı ile ilişkilendirilerek yapılır.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor’a aittir.

Sayın Tor, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 bütçe tasarısının 11’inci maddesi olan “Fonlara ilişkin işlemler” konusunda Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 11’inci madde Türk Silahlı Kuvvetlerinin stratejik hedef planı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının ihtiyaç planları uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçleri alımının Savunma Sanayii Destekleme Fonu aracılığıyla yapılacağına ilişkin bir hükümdür. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ordumuz, Emniyetimiz mevcudiyetimizi borçlu olduğumuz göz bebeğimizdir, onlar için ne yapılsa azdır.

Jeopolitik, jeostratejik olarak baktığımızda ülkemizin önemini söylemeye gerek yoktur. Tarihin tüm dönemlerinde birçok ülkenin iştahını kabartmıştır ve düşmanı eksik olmamıştır. Bugün dışarıdan bazı tazyiklerden bahsedilmesi problemin bugün ortaya çıktığını göstermez. Yüz yıl önce de, iki yüz yıl önce de durum farklı değildi, yüz yıl sonra da durum farklı olmayacaktır. 15 Temmuz darbe girişimini kimler planlamışsa, 1960 ihtilalini, 1971 darbesini, 1980 ihtilalini de bu güçler planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Eğer bugün ülkemizin, siyasi veya ekonomik darboğaza sürüklenmek istendiği düşünülüyorsa aynı güçlerin payı büyüktür.

Kısaca şunu söylemek istiyorum: Ülkemizin, Büyük Atatürk'ün deyimiyle, muasır medeniyetler seviyesine yükselmesi hiçbir zaman istenmemiştir, istenmeyecektir. Dün düşmanımız kimlerse bugün aynıdır, dün kaç taneyse bugün de o kadardır, azalmamıştır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, bu zor coğrafyada güçlü olmanın yolu, güçlü bir ordudan geçmektedir; sadece sayısal olarak değil, donanım, ekipman olarak güçlü bir ordudur. "Vatan sevgisi imandandır.” diyen, heyecan dolu, aklı, ilmi önde tutan bir ordudur.

Tarih derslerle doludur; bunu, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda da gördük. Siz ne kadar haklı olursanız olun her zaman haksızlıklarla karşılaşmanız mümkündür. Nitekim Kıbrıs Barış Harekâtı bize bir ders olmuş ve savunma sanayisinin kurulmasında önemli bir kilometre taşı olmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcı bir güç olmasının, barışı temin etmesinin yolu, fiziki, beşerî ve teknolojik kapasitesinin artırılması ve dışa bağımlılığının azaltılmasıyla mümkün olacaktır. Silah sistemlerinin imalinde yerli malzeme kullanım oranı artsa da tamamıyla millî olduğunu söyleyemeyiz; örneğin, bir tank motorunda, bir uçak motorunda, yazılımda dışa bağımlı iseniz savunma sanayisinin bağımsızlığından söz edemeyiz. Millî savunma, millî silah sanayimizi bir an önce kurmak için daha çok çalışmalıyız.

İşte, bu ve diğer birçok sebeple Türk Silahlı Kuvvetlerimizi, Jandarma Genel Komutanlığımızı, Sahil Güvenlik Komutanlığımızı modern silah, araç ve gereçleriyle donatmak mecburiyetindeyiz; moral değerlerini her şeyin üstünde tutmalıyız. Onlar kuş uçmaz kervan geçmez dağlarda, yağmurda çamurda, kar kış demeden, uyumadan, yemeden ülkemizin bütünlüğü, milletimizin birliği için büyük fedakârlıklara katlanan yiğit evlatlarımızdır. Büyük şairimiz Necip Fazıl’ın deyimiyle, onlar ülkemizin tekerleğinin tümsekte kalmaması, yarınlarda huzurlu olmamız, evlerimizde güvenle oturmamız için gayret gösteren, alnı açık başı dik yiğit kardeşlerimizdir. Hepsini saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisi her yerde ve her zaman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yanındadır, desteği tamdır.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmeleri sırasında muttali olduğum birkaç hususa da değinmek istiyorum. Bunu söylemeye gerek olmasa da Türkiye Cumhuriyeti son on beş yıldan ibaret değildir. Adalet ve Kalkınma Partisi kurulmadan önce de Türkiye Cumhuriyeti vardı, Adalet ve Kalkınma Partisinden sonra da var olmaya devam edecektir, ta ki sonsuza kadar. 2018 bütçe tasarısının görüşmelerini Plan ve Bütçe Komisyonunda ve özellikle Genel Kurulda çok yakın takip ettim. Söz alan Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin büyük bir çoğunluğu, 2002 yılını baz alarak son on beş yılda yapılanları özetleyerek konuştular, çok büyük işler başarıldığını açıkladılar, hatta bazen o kadar abarttılar ki doğrusunu söylemek gerekirse bana göre zaman zaman geçmişe de ayıp ettiklerini düşünüyorum. Bunları özetlemeyeceğim ancak Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Türkiye'nin geçmişe göre 3 kat büyüdüğünden, güçlü ekonomiden, kaliteli demokrasiden, iflas etmiş hazine devralındığından bahsettiler. Ben diyorum ki kim samimiyetle ve dürüstlükle bu ülkenin duvarına taş üstüne taş koymuşsa Allah ondan razı olsun, tırnağına taş gelmesin. Başta Büyük Atatürk olmak üzere, arkadaşlarından, İsmet İnönü’den, Adnan Menderes'ten, Süleyman Demirel'den, Bülent Ecevit'ten, Necmettin Erbakan'dan Allah razı olsun diyorum. Bu memlekete kurduğu güzide kurumlarla büyük hizmetleri olmakla beraber, çok daha önemlisi, yetiştirdiği milyonlarca evladıyla Başbuğ Alparslan Türkeş'ten de Allah razı olsun diyorum. Öğretmeninden, öğretim üyesinden, mühendisinden, doktorundan, esnafından, köylüsünden, çiftçisinden, işçisinden, işvereninden de Allah razı olsun. Kimi emeğiyle, kimi bilgisiyle, kimi verdiği vergiyle, kimi yarattığı istihdamla Türkiye Cumhuriyeti duvarına taşlar koymuşlardır.

Değerli milletvekilleri, bir kısmı satılsa da bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun denetimi altında toplam 86 kurum vardır. Büyük çoğunluğu Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde kurulmamıştır. Ziraat Bankasını siz kurmadınız; Eximbankı, İller Bankasını, Kalkınma Bankasını, Halk Bankasını siz kurmadınız; Toplu Konut İdaresini, Devlet Malzemeyi, TÜBİTAK’ı, Demiryollarını, Sümerbankı, Denizcilik İşletmelerini, Eti Madeni, Makina Kimyayı, KOSGEB’i, EÜAŞ’ı, TEDAŞ’ı, TPAO’yu, Şeker Fabrikalarını, AOǒyi, PTT’yi, TRT’yi siz kurmadınız. Konumuzla ilgisi olması bakımından Savunma Sanayii Müsteşarlığını, ASELSAN’ı TAI’yi, ROKETSAN’ı HAVELSAN’ı siz kurmadınız. Bu güzide kurumları, hatta daha da ilave etmek istiyorum, büyük barajların, köprülerin çoğunu da siz kurmadınız. Türkiye’de KİT ve benzeri kuruluşların sayısını son on beş yılda üçe katladığınızı söyleyemezsiniz. Ben söylüyorum; artırmadınız, azalttınız. Özelleştirmeden 60-70 milyar dolar gelir elde ettiyseniz geçmişin birikimlerine borçlusunuz. Hamaset yapalım, doğrudur, yapılır da, hamasetin de bir sınırı vardır, işi çığırından çıkarmayalım diyorum, böbürlenmeyelim diyorum, mütevazı olalım; güzel olanı budur.

Değerli milletvekilleri, geçmişte mecbur kalınmış ve koalisyon hükûmetleri kurulmuştur. İkili, üçlü koalisyon hükûmetleriyle idare zordur. Bakınız, batmış bankacılık sistemi bugün sorunsuz olarak ayaktaysa 57’nci Hükûmetin bankacılık reformuna borçludur. Bu hakkı teslim etmemiz lazım. Sosyal güvenlik sistemi sürdürülemez hâldeydi; 57’nci Hükûmet döneminde, “mezarda emeklilik” sloganları altında, her türlü siyasi risk göze alınarak yasa çıkarıldı. Bu yasalar çıkarılmasaydı bugün Hükûmet ayakta duramazdı.

İhale keşmekeşliğine çıkarılan yasa ve kurulan Kamu İhale Kurumuyla son verildi. İşsizlik Sigortası Fonu kuruldu, işsize birazcık derman oluyorsa İşsizlik Fonu sayesindedir. Düzenleyici ve denetleyici kurumların çoğu bu dönemde kurulmuştur. Terörün önlenmesinde ciddi mesafe alınmıştır, 2002 yılındaki şehit sayısına bakarsanız bunu görürsünüz. Bunları da hatırlamamız lazım diyorum.

Tek parti iktidarında hükûmet etmek zor değildir. Böyle olduğu hâlde, gelinen noktada işsizlik artmıştır, bütçe açıkları artmıştır, faiz giderleri artmıştır, yatırım bütçesi azalmaktadır, toplam borç stoku artmıştır, takibe düşen, kara listeye giren vatandaş sayısı milyonları aşmıştır, son oranlara baktığımızda kayıt dış artmaktadır. Ben diyorum ki tek parti Hükûmetinde keşke bunlar olmasaydı.

Değerli milletvekilleri; sözlerimin sonuna doğru bir konuyu daha burada dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bildiğiniz gibi, vefa imandandır, hatırlanmak güzel şeydir. Görüşmeler sırasında burada, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinden hiçbirisi -hiçbirisi ama- geçmişi hatırlamadı, haklarını teslim etmedi. Şimdi Sayın Maliye Bakanımız burada, bu ülkeye samimiyetle, dürüstlükle, haksız zenginleşmeden hizmet eden ve ebediyete intikal edenleri yâd etmelerini rica ediyorum. Ben, bu ülke için canlarını feda etmiş, bu ülkenin duvarına taş koymuş tüm şehitlerimizi ve hizmet erbabını rahmetle, şükranla anıyorum.

Bütçenin hayırlara vesile olmasını diliyor ve bu vesileyle saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tor.

Gruplar adına ikinci söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’ya aittir.

Sayın Gündoğdu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Hükûmetlerin ekonomik ve toplumsal gelecek tercihlerinin en önemli göstergesi merkezi yönetim bütçeleridir. Bütçeler, aynı zamanda siyasi iktidarın toplumun hangi kesimlerinin çıkarlarına öncelik verdiğinin de bir göstergesidir. Bu bütçe emekçilerin, çalışanın, üretenin, çiftçinin, köylünün bütçesi değildir. AKP’nin bütçesi, bir avuç yandaş sermayeye rant aktarma, mutlu azınlığı koruma ve kollama bütçesidir. On beş yıldır uygulanan AKP bütçeleri dar gelirlilerin ve orta sınıfın, maalesef, yaşamını kâbusa dönüştürmüştür. Yıllık tüketici enflasyonu 11,9’a çıkarken 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.544 lira. Yine, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 5.030 liraya yükselmiştir. Yoksulluk sınırı altında çalışan ve emekli sayısı her geçen gün artmakta.

Tarım sektörü de maalesef, can çekişmektedir. Çiftçi, köylü ürettiğinin karşılığını alamadığı için artık toprağına küsmüştür. Hükûmet, on beş yıldır izlediği gayrimillî tarım ve hayvancılık politikalarıyla yabancı ülkelerin çiftçilerini desteklemektedir. AKP iktidarları 2006-2017 yıllarında toplam 11 milyar 777 milyon dolarlık buğday ithalatı, yine aynı dönemde 5 milyar 433 milyon dolarlık canlı hayvan ve karkas et ithalatı yapmıştır. AKP döneminde çiftçimizin borçları 1 milyar liradan 89 milyar liraya yükselmiştir yani üretici, yaşamını banka kredileriyle sürdürmek zorunda bırakılmıştır.

2002’de dış borç 129 milyar dolarken 2017 yılında Türkiye’nin dış borcu 452 milyar dolara çıkmıştır. Bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe giren kişi sayısı yılın ilk on ayında 1 milyon 100 bin kişiye ulaşırken, toplam borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 3 milyon 135 bin 97 kişiye ulaşmıştır sayın milletvekilleri. Milyonlarca vatandaşımız gırtlağına kadar borçlanmış, ekonomik özgürlüğünü kaybetmiş, beş yıl, on yıl sonraki kazancını dahi ipotek altına sokmuştur. Ekonomik tablo bu kadar vahim iken Hükûmet “Tarihî büyümeyi yakaladık. Üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 büyüdük.” diyor, övünüyor ve bununla ilgili de açıklamalar yapıyor.

Buradan, tüm milletimize soruyorum, açlık sınırı altında yaşam mücadelesi veren asgari ücretliye de soruyorum: Sizler mi büyüdünüz, zenginleştiniz? Ay sonunu zor getiren emeklimize soruyorum; borç sarmalı içerisindeki çiftçimize, köylümüze soruyorum: Sizler mi büyüdünüz, zenginleştiniz? Kırklareli’nin sanayi sitesindeki esnafına soruyorum: Sizler mi büyüdünüz, zenginleştiniz yoksa Lüleburgaz’daki eli nasırlı, alnı terli işçimiz mi büyüdü, zenginleşti? (CHP sıralarından alkışlar) Demirköy’ümüzün, Vize’mizin, Pınarhisar’ımızın, Babaeski’mizin, Pehlivanköy’ümüzün, Kofçaz’ımızın köylerinde yaşayan çiftçi zenginleşti de bizim mi burada, Ankara’da haberimiz olmadı? Milletimize soruyorum ve milletimize de şöyle sesleniyorum: Zenginleşenler ve büyüdükçe büyüyenler saraylarda, yalılarda yaşayan AKP’nin yarattığı yandaş, mutlu azınlık ve rüşvetçilerdir.

Ne güzel söylemiş şair: “Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini /Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin./ Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

Madem ekonomi büyüyor, rekorlar kırılıyor, Türkiye zenginleşiyor, neden asgari ücreti 2 bin liraya çıkarmıyorsunuz? Çalışana, memura -sadaka verir gibi- yüzde 7,5 yerine yüzde 15 zam neden vermiyorsunuz? Madem ekonomide rekor büyümeler yaşıyoruz, neden açlık sınırı altında yaşayan emekliye yüzde 20 zam vermiyorsunuz? Hormonlu rakamlarla büyüttüğünüz ekonomide fakirleşen bir halk yaratan AKP’li milletvekillerini buradan uyarıyorum: Sakın ola, sakın, açıkça söylüyorum arkadaşlar, bir köy kahvesinde veya şehirlerimizin varoşlarında gidip de “Ekonomi büyüdü, zenginleştik, büyüme rekorları kırdık.” demeyin. İnanın, vallahi, sizi sopayla kovalarlar, çok açıkça söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir yandan et, nohut, mercimek ve saman ithal ederek yerli üreticiyi perişan edeceksiniz, diğer yandan da “Yerli otomobil yapacak babayiğitler arıyoruz.” diyeceksiniz. Milletin asıl aradığı babayiğitler, tarımsal üretimi millîleştirmek için İsrail’den tohum ithalatını durduracak babayiğitlerdir. Milletimiz, termik santrallerden vazgeçip yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapan babayiğitler arıyor. Milletimiz, Kırklareli’de, Ergene’de, Istranca Dağları’nda, Longoz Ormanlarında her geçen gün katledilen doğayı kurtaracak babayiğitler arıyor. Milletimize söylüyorum ve buradan sesleniyorum: Tabelalardaki T.C. kısaltmalarından rahatsız olup kaldırtanlar, milletimizi yerli gıda yerine ithal gıdayla besleyenler şimdi sıkılmadan, utanmadan milliyetçilik siyaseti de yapmasınlar.

Milletimiz, FETÖ için ABD’ye nota verecek babayiğitler arıyor. Milletimiz, işgal edilen adalarımız için Yunanistan’a iki sözcük söyleyecek babayiğitler arıyor, askerlerimizin başına çuval geçirenlere nota verecek babayiğitler arıyor. Milletimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mize sahip çıkacak ve yavru vatanın tanınmasını sağlayacak babayiğitler arıyor. Milletimiz, Süleyman Şah Türbesi’ni koruyabilecek babayiğitler arıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Milletimiz, Ankara’yı parsel parsel satanlardan, İstanbul’u beton denizine dönüştürenlerden hesap soracak babayiğitler arıyor. Milletimiz üçkâğıtçı, düzenbaz, rüşvetçi Reza’nın önüne yatanlardan hesap soracak babayiğitler arıyor; 2017 Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 155’inci sıraya düşmüş, bundan hesap soracak babayiğitler arıyor. Milletimiz, boşanmaların yüzde 37 arttığı ve yine fuhşun yüzde 790 arttığı, çocuk istismarı, cinsel istismarın yüzde 434 arttığı, uyuşturucu bağımlılığının yüzde 678 arttığı, kadına şiddetin ise yüzde 1.400 arttığı ortamı yaratanlardan hesap soracak babayiğitler arıyor.

Milletimiz, eğitimde, sağlıkta, ekonomide, istihdamda fırsat eşitliğini sağlayacak babayiğitler arıyor. Allah aşkına, nerede o babayiğitler? Nerede? (CHP sıralarından “Burada, burada.” sesleri)

MELİKE BASMACI (Denizli) – Burada.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Burada, burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buradayız. Cumhuriyet Halk Partisi.

VECDİ GÜNDOĞDU (Devamla) – Evet, ben de görüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi, o babayiğitler orada. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün milletten babayiğitlik bekleyenler, önce kendileri babayiğit olacak. Milletimiz, artık gerçekleri duymak istiyor, barış ve kardeşlik içinde yaşamak istiyor, her türlü tehdit ve saldırılara karşı tek vücut olmak istiyor. Bunu sağlamanın yolu, Parlamentodaki dört siyasi parti liderinin ailesinin ve yakınlarının mal varlıklarının araştırılmasıdır; ardından da liderlerin canlı yayında, halkın önünde, çıkıp demokrasinin olmazsa olmazı tartışma kültürünü başlatmaktan geçiyor. Milletimizin huzurunda şeffaflık sağlanmadan birlik ve beraberlik de sağlamak mümkün değildir. Bu konuda ilk cesur adımı Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu atarak dürüstlük, şeffaflık ve milletin huzurunda hesaplaşmak için kendisi ve yakınları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma yapılmasını istedi; ardından, AKP Genel Başkanına “Hodri meydan!” diyerek canlı yayında, halkın karşısında tartışmaya davet etti. Korkmayın Sayın AKP Genel Başkanı, korkmayın, bu milletin huzuruna Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla çıkmaktan korkmayın. On beş yıldır Ana Muhalefet Lideriyle milletin huzurunda canlı yayında tartışamayan, konuşamayan, Ana Muhalefet Liderinden kaçan bir Genel Başkan olmayın. Milletimiz artık tüm gerçekleri görsün. Milletimiz alnı açık, cesur, korkusuz, şeffaf, milletinden gizlisi saklısı olmayan, helal süt emmiş, haram yememiş babayiğitler arıyor. Milletimiz, her kandırıldığında milletimize ağır bedeller ödetip kendisi ve çevresi sarayda oturmaya devam eden yöneticiler aramıyor. Milletimiz kandırılmayan, kandırıldığındaysa vatandaşları gibi bedel ödemeyi, koltuğunu bırakmasını bilen gerçek babayiğitler arıyor. Bakın, şair ne güzel söylemiş, sözlerimi bitirirken onları da sizlere hatırlatmak isterim, diyor ki şair:

“Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, 60’a göre bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun 60’a göre.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiği ilk günden beri yolsuzlukla mücadele etmektedir, rüşvetçilerle mücadele etmektedir. Bir kere, bunun böyle bilinmesini isterim.

Bir diğeri, Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız şimdiye kadar ne bir kuldan ne de başka bir güruhtan korkmamıştır, çekinmemişti; milletin bir babayiğit evladı olarak, girdiği bütün seçimleri kazanarak partisi iktidarda kalmıştır, kendisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanıdır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kenan Evren de halk tarafından seçilmişti. Yanlış bilgileniyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dolayısıyla millet babayiğidini bulmuştur. Burada, eğer birileri babayiğit arıyorsa o onların bileceği iş, onlar bir babayiğit aramaya devam etsinler. Bizim Genel Başkanımız girdiği her seçimi kaybetmedi, girdiği her seçimi kazanarak bugünlere geldi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Beyoğlu Belediye Başkanlığını kaybetti.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dolayısıyla millet, bütün değerlendirmeleri kendisi yapıyor, yanlışı da doğruyu ayırt edebiliyor; eğer AK PARTİ ya da onun lideri yanlış yapsaydı, onu iktidarda tutmazdı, gereğini yapardı.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, 60’a göre size de söz veriyorum bir dakikayla süreyle.

Buyurun.

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye’nin önündeki ilk sandıkta Adalet ve Kalkınma Partisine ve Genel Başkanına meydan okuduklarını ifade etmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, gerçi tutanaklara da yansıdı. Tabii, hatibimizin güzel ve etkileyici konuşmasında ve retoriğinde sorduğu babayiğit, o soruların tamamına cevap verebilecek parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Her milletvekili babayiğit değildir, kadın milletvekillerimiz anayiğitlerimizdir. Adalet ve Kalkınma Partisinden teslim almak üzere olduğumuz enkazı hızla kaldırmak ve sayın hatibin talep ettiklerini hatibimizle de beraber yapmak için, Türkiye’nin önündeki ilk sandıkta Adalet ve Kalkınma Partisine ve Genel Başkanına meydan okuyoruz. Bunu da buradan ifade etmek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – On beş yıldır okuyorsunuz. On beş yıl oldu, on beş yıl. Özgür Bey, on beş yıldır okuyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz ana muhalefeti kaybetmeyin de.

BAŞKAN – Teşekkürler.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’e aittir.

Sayın Yiğitalp, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ekranlarında bizi izleyen, insanlık mücadelesi veren bütün herkese de sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum buradan.

Evet, bugünden tam bir buçuk yıl önce 15 Temmuz darbe girişimi olmuştu ve aradan bir buçuk yıl geçti. 15 Temmuz darbe girişimine karşı burada dört parti bir araya geldi, darbenin hem sivil hem askerî darbe olmasına karşı ortak bir deklarasyon sundu. Burada amaçlanan, murat edilen neydi? Çünkü darbeler, bu ülkeyi her zaman geriye götüren, sürekli işkence getiren, antidemokratik uygulamaları normalleştiren bir yaşam biçimi sunuyordu. Bundan kaynaklıdır ki insanlar, dört parti, Meclis dışındakiler de herkes ortak bir ruhla darbeye karşı ortak bir deklarasyon yayınladı ve bunu yaparken bu halk da sokağa çıktığında 248 insan darbenin karşısına sırf darbe olmasın diye sokağa çıktı. Neden? Az önce bahsettiğim sebeplerden dolayı sokağa çıktı. 248 insan yaşamını yitirdi ve 2.196 kişi yaralandı ve yaralanırken, yaşamını yitirirken şunun için yaptı, hayatını şunun için verdi: Burası demokratik bir ülke olsun. Burada insanlar, özgür, eşit yurttaşlık hukukunda bir arada yaşanması için sokağa çıktı, bunun için hayatını kaybetti. Bu kadar ağır bir bedel karşılığında uygulamalara bakıyorsunuz, vallahi de billahi de o 248 insanın vebali sizin boynunuzadır. 248 insan siz OHAL ilan edin diye hayatını kaybetmedi; 248 insan Türkiye'nin bir tarafında sıkıyönetim, bir tarafında OHAL ilan edin diye de hayatını vermedi; cezaevlerine askerî düzen getirin diye de hayatını vermedi; yolsuzluk, talan ve vurgun yapın diye de hayatını vermedi; bu ülkenin huzur ve barış içinde yaşaması için verdi ama hiçbirimiz… Ve bu işin mimarları ve aktörleri, o insanların hayatını kaybettiğini söylerken ne için kaybettiğini söylemek konusunda hep imtina ediyor. Şunu tekrar söylüyorum: 248 insan olarak belirlenen -ki kanımca daha fazla olduğunu düşünüyorum- bu insanlara sizin borcunuz var arkadaşlar, bu Meclisin de borcu var. Bugün, bu kadar antidemokratik bir yaşamı bize dayatıyorsanız, bu yaşam biçimiyle o insanlara bir borcunuz var, başta Hükûmetin borcu var. Sokağa çıkma yasaklarına, JÖH’lerin, PÖH’lerin, kürdistanda, Cizre’de, Şırnak’ta, orada burada, insanların yatak odalarındaki ırkçı, cinsiyetçi, küfür dolu sözlerine karşı bu Meclis tutum almadığı için darbe mekaniği devreye girdi, yine bunu da söyleyeyim. Ve yine, bundan dolayı 2016, 2017’de 15 Temmuzda beraber olanlar yani 15 Temmuzun karşısında, darbenin karşısında duranlar -20’den fazla çocuğun polis ya da askerî araçlar tarafından- panzer cinayetleri incin de sokağa çıkmadı. Bunlar neden yapıldı? Çünkü bu ülke 12 Eylül 1980’i yaşadı, 1960’ları yaşadı, 1970’leri yaşadı, 1993’ü yaşadı, e-muhtıraları yaşadı, 2000’leri yaşadı; hâlen hafızamızda, canlı canlı tarihler duruyor.

Bakın, 5 no.lu cezaevi var. Şu anda, Diyarbakır 5 no.lu Cezaevi üzerine bir komisyon kuruldu, o komisyona gelen insanlar cezaevinde neler yaşadığını satır satır anlatıyor, çoğu zaman duygulanarak anlatıyor çünkü 1980 cezaevi, Türkiye tarihinin en kara dönemlerinden biridir. Şimdi, o uygulamaların hepsi neredeyse bütün Türkiye cezaevlerine sirayet etmiş durumda. Biz bugün, burada 5 no.lu Cezaevinin neden böyle olduğunu konuşuyoruz ama yanı başımızdaki bütün cezaevleri neredeyse bu uygulamalarla yüz yüze. Orada binlerce, yüz binlerce insan zorla tutuklanmış durumda. Yani 600’den fazla çocuk, daha doğrusu bebek, annesiyle cezaevinde. Bu nasıl bir utanmazlıktır, bu nasıl bir garabettir? Bebekler gözlerini cezaevlerinde açıyor, hamileler cezaevinde. İnsanlar doğum yaparken kapıda asker, polis bekliyor ve bu 15 Temmuz darbe girişimine karşı insanlar da hayatını siz böyle bir yaşam kurgulayın diye, böyle bir iktidar inşa edin diye de vermedi. Bunu da en başta o insanların sözü adına söylüyorum, cezaevinde 600 bebeğin, annesi ve bebeğin büyük bir haksızlığa uğradığını ve veballerinin de sizin olduğunu tekrar hatırlatarak diğer 12 Eylül uygulamalarından bazılarını, bugün için 12 Eylül uygulamalarından bazılarını söylemek istiyorum.

Evet, daha dört gün önce, Antalya Alanya’da, Murat Araç “Emniyette intihar.” dendi ve yaşamını yitirdi. Bugünün İçişleri Bakanı onun PKK tarafından intihar etmesi talimatıyla intihar ettiğini söylüyor. Fakat o çocuğun üzerinde darp var, dişi kırılmış ve otopsi raporu henüz insanların eline geçmedi. Soruyorum ben o zaman: Alanya’nın Emniyet Müdürü PKK’nin elinde midir arkadaşlar, PKK mı orayı kontrol ediyor, PKK mı diyor “Hadi, sen git buradan intihar et. Ben sana bu emri veriyorum.” O Emniyetin orada bir görevlisi yok mu? Nasıl intihar edebiliyor? Bu vebal de sizin üzerinizde.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." diyorsunuz, kim kaldı hayatta, kim kalacak hayatta yani? Size biat ve itaat edenlerin dışındaki insanların hayatta kalma, yaşama, demokratik bir zeminde yaşama hakkı yok mu, barış içinde yaşama hakkı yok mu? Ama bu uygulamalarınız, bu hâliniz ve bu mevcut durumuyla bütçenin gelmiş olması… Bu ülkenin son derece karanlık, utanç verici bir dönemde olduğunu tekrar hatırlatırım. Bakın, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna hak ve ihlallerine ilişkin 1.559 kişi dilekçe vermiş. Bu dilekçelerden keyfî tutum ve işkence konulu 485 dilekçeyle resmî olarak başvuru yapılmış ama bir sonuç alınamamış.

Türkiye’de 24 binin üzerinde kapasite fazlası tutuklu ve hükümlü bulunuyor, Türkiye’de bulunan toplam 384 cezaevinin kapasitesi 207.339 iken şu anda cezaevinde 232.134 mahkûm var; tutuklu ve hükümlü var. Üstelik, bu rakamlar, OHAL sonrası uygulanan kısmi affa rağmen hâlen de bu kadar yüksek. Adalet Bakanı müjde verdi bize, bu kadar hukuksuzluğu görmezden gelip başka şekilde söylüyor, diyor ki: “Biz 2018 yılında da ayrıca 38 tane cezaevi yapacağız.” Bu kadar insan niye cezaevinde? Bunlara yargı mekanizmasını hızlandıralım demesi gerekirken 38 tane daha cezaevi yapalım diyecek bir bakış açısıyla -bu ülkedeki insanların aklına saygı mı, değil mi onu da sizin takdirlerinize bırakıyorum- böyle vaatlerde bulunuyor. Şu anda, barış akademisyenleri mahkemelerde ifade veriyor. O aydınlar, o bilim insanları bilim üretmesi gerekirken ihraç edildiler.

Yine, 15 Temmuz darbe girişimindeki 248 insan, siz bunları böyle yapın diye hayatını da vermedi. Ve HDP üzerinden gece gündüz, 7/24 fikir beyan edenler, sözünü, siyasetini yargılayanlar, bunca ağır sorunları görmezden gelip her gün ve her gün, neden bu darbe mekanizmasının sivil darbeye dönüştüğünü oturup tartışacak düzeyde bir cesarete ve bir zemine maalesef sahip değiller.

Devleti devlet yapan hukuktur. Eğer hukuktan vazgeçerseniz herkes kendisine göre bir hukuk belirler ve bir çete rejimi gelişir ve her tarafta mafyatik örgütler kendine göre bir sistem oluşturur, sokakta öldürme çağrılarında bulunur, bir gün oradan söyler, bir gün buradan söyler, televizyondan söyler ve herkes kendisine göre bir adalet mekanizması yaratır ki devlet de burada kendi hukukundan vazgeçmiş anlamına gelir. Dolayısıyla oluşacak sokaktaki kadın cinayetlerinden tutun iş cinayetlerine kadar bu hukuksuz zeminin de sorumlusu başta AKP Hükûmetidir.

Ve son olarak şunu söylüyorum: Karanlık bir dönemden geçiyoruz, OHAL döneminden geçiyoruz, KHK’ler üzerinden geçiyoruz ve bu ortamda, bu koşullarda bu kadar ağır ihlallerin olduğu bir yerde, bu zihinsel yapı, bu mantık bütçe getirdi buraya. Bunun bütçesini oyluyoruz burada, bunun bütçesini tartışıyoruz. Bu bütçeye sahip olanların, bu bütçeyi verenlerin Meclisteki üyelerinin, zamanında Taybet İnan’ın yedi gün sokakta cenazesinin yerde yattığını görüp sessiz kalanların da sorumlu olduğunu hatırlatarak bir şey söylemek istiyorum:

Bakın, Taybet İnan’ın çocuğu şöyle bir cümle kurmuş: “Annem, tam tamına yedi gün sokakta kaldı. Hiç birimiz uyumadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye. O orada yattı, biz 150 metre ileride öldük.” O gün bu ülkenin vicdanları öldü. Yedi gün orada cenazesini izleyip sessiz kalanlar, bu insanlık ayıbından, bu utançtan hiçbir zaman ve hiçbir zaman, asla ve asla kurtulamayacaktır. O cenazeyi izleyenlerin de o cenazeyi yaşatanların da o katliamları yapanların da zihinsel yapısı ve cezasızlık, kuralsızlık bugün o bütçeyi yapıyor.

Buradan şunu söylüyorum: Bu yollar, bu yöntemlerle siz her gün ama her gün dağın yolunu açıyorsunuz. O Taybet anaya yapmış olduklarınız, Karadeniz’deki Havva ananın “Devlet benim.” dediği hâlde oradaki talana karşı sessizliğiniz, dağın yolunu açmaktan başka hiçbir yola gitmiyor. Bu yol, yol değildir. Bir an önce antidemokratik uygulamadan vazgeçip bu ülkede eşit, ortak ve bir arada yaşamanın zeminini yaratmak gerekmektedir. Bu da hepimizin sorumluluğundadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, 60’a göre kısa bir söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Türkiye 15 Temmuzu atlattı. 15 Temmuz bir darbe girişimiydi, milletimizin gayretiyle geri püskürtüldü. Bu noktada şehitler verdik, gaziler verdik. O insanlar Türkiye'nin geleceği için, Türkiye'nin bekası için bu mücadeleyi verdiler milletin kendi temsilcileriyle birlikte. Dolayısıyla talanmış, yolsuzlukmuş, vurgunmuş, bunun için elbette ki vermediler. Biz, AK PARTİ iktidarı olarak bununla mücadele ederek bugünlere geldik, bundan sonra da mücadele edeceğimizi unutmayalım.

Irkçılığın her türlüsünü lanetlediğimizi buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Irkçılık hiçbir zaman bizim politikalarımızda olmamıştır, lanetliyoruz ve ırkçılıkla da mücadele etmek, her bir birey olarak bizim görevimizdir.

OHAL konusu, Sayın Başkan, FET֒ye karşı ve onun gasbetmeye çalıştığı ülkemizi korumak adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından karara bağlanmış bir uygulamadır; bu, keyfiyetten ortaya çıkmamıştır. AK PARTİ, iktidara ilk geldiğinde uygulamada olan OHAL’i kaldıran bir partidir ama bugün karşı karşıya kaldığımız tehlike ülkemizin bekasıyla alakalı bir sorundur, bundan dolayıdır.

Bir diğeri, bakın, şu ifadeyi yadırgadığımı, çok yanlış bulduğumu ifade etmek isterim: “Dağın yolunu açıyorsunuz.” gibi bir ifade hiçbir milletvekilinin kullanmaması gereken bir şeydir. Burada herkes sözünü söyleyebiliyor. Bizim amacımız dağın yolunu açmak değil, dağın yolunu kapatmaktır, dağda örgütlenmiş olan, eli silahlı olanların bu millete zarar vermesini engellemektir. Burada, iktidarıyla muhalefetiyle her milletvekilinin bu anlamda mücadele etmesi gerektiği kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, ülkenin yakın geçmiş siyaset tarihinden bihaber olanlar -vekilimizin ifade etmiş olduğu cümle sanki ilk kez kullanılıyormuş gibi anlaşılır- şu ülkede valilik yapmış olan, bakanlık yapmış olan hatta o bölgede generallik yapmış olan, emekli, komuta kademesindeki birçok kişinin “Bizim yaptığımız yanlışlar dağın yolunu açtı ve bu işi bu aşamalara getirdi.” sözünden biraz haberdar olurlardı. Sorun biraz budur.

İkinci bir husus: Hani, Sayın Grup Başkan Vekilinin burada ifade edilen ve yaşanmışlıklar üzerinden dile getirilen konulara dair rahatsızlığını anlıyorum ben, gerçekten anlıyorum çünkü…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ahmet Bey, sende bir rahatsızlık var, bende değil.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …hiç kimsenin savunamayacağı işler yapıldı son iki yılda; hiçbir hükûmetin yüzleşme anına geldiği anda onurla, gururla döneme, çağa ve geleceğe bakamayacağı uygulamalardı. Bu sebeple, bunlardan rahatsızlık duymuş olmaları en azından bir aşamadır.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Buyurun siz de, kayıtlara geçsin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben geçmişten bihaber değilim, geçmişi gayet iyi biliyorum. Burada, bu uygulamalarla bizim partimize bir atıf var; “Siz dağın yolunu açıyorsunuz.” gibi bir ifade kullandı.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Evet.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet, aşırı güvenlikçi politikalar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bizim kabullenemediğimiz, kabul etmediğimiz bu ifadedir. Bizim rahatsızlık duyduğumuz herhangi bir konu yok. Biz savunamadığımız hiçbir şeyi burada konuşmayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Başkanım, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Özel, size de söz vereyim 60’a göre.

Buyurun.

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

Kısa bir düzeltme yapmak isterim. Sayın Muş “AK PARTİ, iktidara geldiğinde var olan OHAL’i kaldırdı.” dedi. Şunu kastediyor: 3 Kasım 2002’de iktidara gelmişlerdi. Sadece Tunceli’de son kez uzatılmış ve 22 Kasımda süresi kendiliğinden dolan OHAL uygulamasını uzatmadılar. Aldıkları Türkiye'de, Tunceli gibi bir ilde on dokuz gün sonra kendiliğinden sona eren bir OHAL uygulaması var. Devretmek üzere oldukları Türkiye'de, seksen bir ilde on yedi aydır ve büyük bir zevkle uzattıkları OHAL’le yönetilmek zorundayız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir düzeltme yapacağım da…

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, Sayın Yıldırım açıklık getirdi o sözlere karşılıklı olarak. Dilerseniz geçelim bu konuyu, polemiği uzatmayalım.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Peki, tamam.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Ordu Milletvekili Oktay Çanak’a aittir.

Buyurun Sayın Çanak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; 11’inci madde üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gerçekten, güzelliklerle ve köklü medeniyet birikimleriyle dolu ancak çok büyük ölçekte iktisadi ve sosyal tahribatların söz konusu olduğu ve güvenlik dengelerinin hızlıca değiştiği bir coğrafya ve zaman dilimi içerisindeyiz. Bütün bu sorun alanlarının tam da kesişme noktasında yer alan ülkemiz, bir yandan bölgemizi içeride ve dışarıda karıştırmak isteyenlere karşı bir medeniyet, istikrar ve yükseliş mücadelesi verirken diğer yandan da üçüncü çeyrekte 11,1 büyüme hacmini elde etmiştir. Son bir yıllık ihracatını 155 milyar dolara çıkaran Türkiye, aynı zamanda bu yıl 28 milyon turisti de ağırlama başarısını başarıyla göstermiştir ve tüm bunları, muhalefetin karşı çıktığı OHAL döneminde yapmaktadır. Yani her şeye rağmen, tüm düşmanlıklara rağmen kendi potansiyelini ortaya koyan, içeride ve dışarıda kendi menfaatlerini önceleyen ve kendi siyasetini sınırları dışında da konuşabilen, yaptırabilen, uygulayabilen bir Türkiye yönetimi vardır.

Geçmişte olduğu gibi bugün de yüzyıllardır bulunduğumuz bu coğrafyada hep söz sahibi olduk, istikrarlı ve güçlü bir ülke olarak sözümüzü hiçbir haksızlıktan sakınmadık. Tabii, bunu yapabilmek için güçlü bir ekonomiye, güçlü bir askerî yapıya sahip olmak gerekli. İşte Türkiye, AK PARTİ iktidarını Türkiye'ye kazandırdığı, bu milletin oyuyla, eliyle 3 Kasım 2002 tarihinden bugüne kadar on beş senedir millî savunmada çok güzel şeyler yapıyor.

Bugün, kendi piyade tüfeğini, insansız hava aracını, uydusunu, eğitim uçağını, helikopterini, savaş gemisini, zırhlı aracını, roket ve füze sistemlerini üretebilen bir ülke konumuna ulaşmış bulunmaktayız.

Savunma sanayimiz yıllık 5 milyar doları aşan üretime, 2 milyar dolara yaklaşan ihracat rakamına ulaşmış bulunmaktadır. 2002 yılında bu ihracat rakamı 250 milyon dolardı. Bugün gelinen nokta, hiç şüphesiz bu başarıyı açıkça ortaya koymaktadır. Savunma sanayimiz yıllık 1 milyar dolar seviyesinde AR-GE harcamasıyla Türkiye'nin en fazla AR-GE ve teknoloji yatırımı yapan sektörü konumundadır. Türk savunma sanayisi şirketleri yurt dışına zırhlı araçlar, hava savunma, roket sistemleri, simülatörler, sahil güvenlik gemileri, askerî haberleşme sistemleri, komuta kontrol sistemleri ve yazılım ihraç etmeye başlamıştır.

Hâlen yürütülmekte olan önemli savunma projelerinden bir tanesi de Millî Muharip Uçak Projesi’dir. İlk uçuşun 2023’te gerçekleşeceğini planladığımız Millî Muharip Uçak Projesi’yle Hava Kuvvetleri Komutanlığının Türkiye’de ilk defa kendi uçağını artık kendi havasında uçurabileceği özgün tasarım modeli tasarlanmış durumdadır.

Güvenlik olarak iç güvenlikte çalışma yaptığımız alanlarda 268 bin emniyet personeli, 180 bin jandarma, 5.043 sahil güvenlik ve 50.727 güvenlik korucumuz İçişleri Bakanlığı bünyesinde görevlerini yapmaya devam etmektedir. Hiç şüphesiz, bu da göstermektedir ki Türkiye kendi güvenliğini her geçen gün hem içeride hem de dışarıda büyüterek devam ettirmektedir. Sınır güvenliği noktasında 2015-2017’de gerçekten büyük bir büyüme kaydedilmiştir.

Bu vesileyle bütçemizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Allah’a emanet olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şahıslar adına ikinci ve son söz Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Yıldırım, alkış gayet güzeldi. Konuşma da eminim o ölçekte güzel olacak.

Buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Eyvallah. İnşallah sen de bir gün alkışlarsın. (Gülüşmeler)

BAŞKAN – Yürekten alkışlıyorum seni Sayın Yıldırım.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Eyvallah.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bütçe görüşmelerinin sonuna gelmiş bulunmaktayız. 11’inci madde üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Ekranı başında bizleri izleyen değerli halkımı saygıyla selamlıyorum.

Bu konuşmamda iktidarın çatışmalı ortamından kaynaklı ve 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle kamudan ihraç ettiği emekçi kardeşlerimin mağduriyetine değinmek istiyorum. Otuz iki yıl kamuda çalışan biri olarak bu emekçi kardeşlerimi çok iyi anlıyorum. Keşke iktidar vekilleri de bu çevreleri biraz anlayabilseler. Belki de anlayabiliyorlar ama, mağduriyetlerinin farkındalar ama sarayın korkusundan üç maymunu oynuyorlar. Çünkü ihraç edilen bu emekçiler bize ulaştıkları gibi iktidar vekillerine de ulaşıyorlar, iktidar vekillerinden aldıkları cevaplar: “İşte, haklısınız ama elimizden bir şey gelmiyor, zamanla düzeltiriz.” “İnşallah”larla, temennilerle başlarından savdıklarına şahit oluyoruz. Bu ihraçlar meselesi gerek bizim gerekse diğer muhalefet partilerinin araştırma, soru önergeleriyle Meclis gündemine getirildi, maalesef iktidarın sayısal üstünlüğüyle bunlar reddedildi. İktidar vekilleri Meclis dışındaki ve kulislerdeki demokratlıklarını keşke Genel Kurulda da gösterebilse o zaman bu mağduriyetlerin önüne geçilirdi diye düşünüyorum.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kamuda başlatılan ve darbecilere yönelik olduğu iddia edilen soruşturmalarla kitlesel açığa alınmalar ve ihraçlar yaşanmıştır ve bu ihraçların büyük bir kısmı 1 Eylül 2016 Dünya Barış Günü’nde oldu. 1 Eylül 2016 günü alınan öğretmen arkadaşlarımızın işlerini, emeklerini ellerinden aldınız, barış hediyesi olarak bunu verdiniz, bu durum devam etti ve devam ediyor. İhraç edilen arkadaşlarımız olmayan iç hukukumuzu tüketip AİHM’e başvurmuşlardır. İktidar, Olağanüstü Hâl Komisyonu değil, oyalama komisyonu kurunca AİHM tekrar OHAL Komisyonuna göndermiştir dosyaları. Oyalama komisyonu diyorum çünkü 100 binden fazla kişinin dosyasına 7 kişilik komisyon bakacak. Size soruyorum: Nasıl bakacaklar bunlara? Kasım ayı sonunda açıklanacağı söylenen ilk karar hâlâ açıklanmadı, aralık ayının sonuna gelmişiz, ne zaman açıklanacak bu karar diyoruz. Gerçi ülkede kimse bağımsız değil ki, OHAL Komisyonu da savcısı da yargısı da talimatlarla çalıştığı için tüm söylemlerim saraya. Saraya şunu soruyorum: Bir yıldan fazla süredir haksız, hukuksuz yere ihraç edilen 100 bini aşkın kişinin yaşadığı mağduriyetlerin farkında mısınız? Aynı aileden 4 kişiyi ihraç etmek ne demek? Hangi ahlaka, imana, izana sığar bu? Haklarında daha önce açılmış herhangi bir idari, adli kovuşturma olmadan rastgele insanların ekmeğiyle nasıl oynayabiliyorsunuz? Bu insanlar birilerinin yaptığı gibi soruları çalarak kamuya yerleşmediler; çalışarak, çabalayarak, alın teri dökerek kamuya yerleştiler. Bu insanları sizin gibi düşünmedikleri için çok rahat bir şekilde terörist ilan edip işlerine son verdiniz. Bu insanlar ihraç edildikten sonra neler yaşadı biliyor musunuz? Kalp krizi geçirip öldüler, yaşadıkları sorunlarla baş edemeyip yaşamlarına son verdiler. Yurt dışına çıkışları yasak olduğu için kaçak yollarla yurt dışına gitmek isteyen 5 kişilik aile boğulup öldü. Yaşam standartları düştüğü için psikolojik sorunlar yaşamaya başladılar. Daha önce hiç yapmadıkları işlerde çalışmak zorunda kaldılar. En azından kendi çevrem için söylüyorum, bu arkadaşlar çiçek sattılar, tütün sattılar, yiyecek, içecek, giyecek sattılar ama onurlarını satmadılar, arkadaşlarını satmadılar. Onları da bu kürsüden selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar) Ama iktidarın yıllarca birlikte hareket ettiği, beraber yürüdükleri, beraber ıslandıkları yol arkadaşları hep birbirlerini sattılar; dosyalara bakın onları göreceksiniz, davaların yarısı birbirlerini satmayla ilgilidir. Ama yine de biz onları ayırmak istemiyoruz, yine de adil bir yargılanmadan yanayız. Gerek 15 Temmuzdan önce gerek sonrasında ihraçların en azından bir kısmının keyfî olduğunu hepimiz biliyoruz. Sırf çatışmalı ortam son bulsun, barış olsun, çocuklar ölmesin diye haykıran insanların atıldığına hepimiz şahit olduk. Bu insanlar eninde sonunda görevlerine tüm haklarıyla birlikte iade edilecekler, bunu da biliyoruz ve arkadaşlarımızın, tarafsız bir yargı tarafından yargılansa, AİHM’de yargılansa hepsi maddi ve manevi tazminatlarıyla birlikte görevlerine iade edileceklerine inanıyorum. Bu arkadaşların yüklü tazminat alacaklarını biliyorum.

Peki, 2018 bütçesinde bunlara para ayırdınız mı, tazminata para ayırdınız mı? Çünkü bunlar dönecekler işlerine. Ama bilmediğiniz bir şey daha var arkadaşlar, tarih boyunca hep yaptığınız bu hukuksuzluklarla anılacaksınız. Bu karanlık dönem elbet geçecek, o zaman hepiniz “Ben orada değildim, ben aslında böyle düşünmüyordum.” diye kendinizi aklamaya çalışacaksınız. Ama ne biz ne bu halk asla bunları unutmayacak, asla sizleri affetmeyecek diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine beş dakika süreyle soru sorması için süre tanıyacağım.

Evet, Sayın Tümer, buyurun.

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, Türk sporunda köklü geçmişe sahip Adana’da profesyonel spor kulüplerinin yanı sıra amatör spor dalları da Gençlik ve Spor Bakanlığından gerekli desteği görememektedir. Ülke ve dünya basketbolunda önemli başarılara imza atan ve Adana’da doğan BOTAŞ Spor’un Ankara’ya taşınması büyük üzüntü kaynağıdır ve bu karar yeniden gözden geçirilmelidir.

Adana’nın Sarıçam ilçesinde yapımına 2014 yılında başlanan stadyum, geçen süre zarfında henüz tamamlanmamıştır. Türkiye Futbol Federasyonu Birinci Lig’de mücadele eden Adanaspor ve Adana Demirspor futbol takımları son haftalarda saha içerisinde büyük haksızlıklara maruz kalmıştır. Kıt olanaklarla mücadele eden iki kulübümüzün serzenişlerine kulak verilmelidir. Ayrıca, Adana Demirspor Kulübünün hizmetindeki hazine arazisi üzerine kurulu tesisin kulübe kazandırılması sağlanmalıdır. Adana amatör branşlarında mücadele eden spor kulüpleri ise spor kompleksi, saha ve tribün ile sağlık hizmetlerinden yoksun bir şekilde çalışmalara çıkmaktadır.

Adana’ya tüm spor dallarında Bakanlık bütçesinden ne kadar pay ayrılmıştır? Türk sporunun ileri taşınması için Adana başta olmak üzere, amatör spor kulüpleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir...

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün Sayın Maliye Bakanına TÜİK verilerine dayalı bir soru sormuştum. Kendisi de “Siz kendi verilerinizi üretiyorsunuz.” demişti. Tesadüf, bugün de sizin Bakanlığınıza bağlı TÜİK üzerinden bir soru soracağım.

Tabii ki -elbette- Sayın Bakan, biz burada soruları gündeme getirirken devletin resmî kurumlarının açıkladığı verilere dayanarak bu sorunları gündeme getiriyoruz, toplumun belli alanlarındaki kötüye gidişinin nedenlerini sizlere soruyoruz. İşte, bugün, yine devletin resmî İstatistik Kurumu olan TÜİK’in açıkladığı Tüketici Güven Endeksi 2017 Aralık ayı verisi 65,1 olarak gerçekleşti ve böylece bu endeks yılın en düşük seviyesini görmüş oldu ve kötümser olarak tanımlandı. Bu düşüşü nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu düşüşü engelleyebilecek misiniz?

Değerli milletvekilleri, doğal olarak sadece toplumda Tüketici Güven Endeksi’nde bir düşüş yok; toplumun tüm kesimlerinde, esnaf, çiftçi, işçi, kadın, yaşlı, genç tüm kesimlerde bir güven eksikliği mevcuttur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Bakanım, tütün konusunda defalarca Maliye Bakanıyla görüştüm. Maliye Bakanı şu anda yok ama Sayın Hükûmete yine soruyorum: Bölge itibarıyla kooperatiflerin hangi bakanlık birimi tarafından kurulacağı; iki, yönetmeliklerin hangi kurum tarafından hazırlanacağı; sarmalık kıyılmış tütün tesislerinin son teknoloji otomasyon kapsamında mı, yoksa süregelen eski kıyım makineleriyle mi üretmeye devam edecekleri ve piyasa arzındaki maktu vergilerin ne olacağı; bölge üreticileri bu konuda bilgi istiyorlar bizden. Benim bu arkadaşlara cevabım: İnşallah, güzel şeyler olur diyorum ama tütünün ruhuna el Fatiha diyorum çünkü pratiğe baktığımız zaman, tütünün gerçekten şu anda hiçbir alıcısı yok, tütün piyasası olduğu gibi durmuş durumda. Bölge halkının tek geçim kaynağı olan tütün satışının yasaklanmasına, halkın yaşadığı ekonomik sorunların giderilmesine ilişkin ne tür çalışmalarınız var? Kooperatifler kuruluncaya kadar halkın geçimine ilişkin çözüm önerileriniz nedir?

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Bakan, 450-500 bin civarında atama bekleyen bir sağlık emekçisi var. Sağlık Bakanlığı bu konuda çok net bir rakam söylemedi çünkü Maliye Bakanlığı ne kadar kadro ihdas edecek, o önemli.

Bir de engellilerin ataması var mı, engelli alımı olacak mı? Alınacaksa ne kadar engelli alınacak?

Son aldığımız bir haber daha var. Sur’da evini terk etmek istemeyen ailelerin, ev sakinlerinin etrafı güvenlik güçleriyle kapatılmış, zorla çıkarılmaları yönünde baskı yapılıyor, şimdi haber aldık. Bu konuda, evet, siz yetkili değilsiniz ama diğer Bakanlık olarak ne yapabilirsiniz? Bunu söylemek istedim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 4/B’lilerin seyyar görev tazminatı ve geçici görev yolluklarıyla ilgili iki gündür Sayın Maliye Bakanına bir soru sordum ama herhâlde Maliye Bakanı konuyu araştırmaya gitti, inşallah gelince cevap verir.

Sayın Bakan, Ankara-Esenboğa Havalimanı arasına ne zaman bir metro yapacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruları cevaplandırmak üzere sözü Sayın Bakana bırakıyorum.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Zaman var Sayın Başkan.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Otuz bir saniye var.

BAŞKAN – Zaman kalırsa Sayın Arslan’a döneceğim sonradan.

Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Adana’yla ilgili, özellikle sporla ilgili bir soru yöneltildi. Şunu öncelikle ifade etmeliyim: On beş yıllık iktidarımız döneminde gerçekten çok sayıda spor tesisi hemen hemen tüm illerimize kazandırıldı ve bu yönde Gençlik ve Spor Bakanlığımızla birlikte yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Önümüzdeki günlerde çok daha iyi ve daha fazla spor tesisi yapımına devam edeceğiz. Ancak, Botaş Spor’la ilgili konuyu, konunun detayını bilmiyorum. Bilahare ilgili vekilimize, ilgili Bakanımızdan bu konuda bilgi alıp cevap verebilirim.

İkincisi: Türkiye İstatistik Kurumunun Tüketici Güven Endeksi’ndeki düşüşten yola çıkarak “Ne zaman yükselecek, nasıl engelleyebiliriz?” şeklinde bir soru yöneltildi. Şunu ifade etmeliyim: 2017 yılı aylar itibarıyla baktığınızda, Tüketici Güven Endeksi’nin genellikle yükselme eğiliminde olduğunu görürsünüz ancak belirli aylarda Tüketici Güven Endeksi’nde zaman zaman düşüşler söz konusu olabiliyor. Ama genel olarak baktığımızda, 2017 yılı Türkiye açısından, ekonomimiz açısından gerçekten oldukça başarılı bir yıl olarak geçmiştir. İşte, en son üçüncü çeyrekteki büyüme rakamımız da bunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

İmalat sanayisi kapasite kullanım oranlarına baktığımızda, yüzde 80’lere ulaşmış bir kapasite kullanım oranı söz konusu. İhracat performansımız oldukça yüksek, yüzde 10’un üzerinde bir ihracat artışımız söz konusu ve özellikle üçüncü çeyrek büyümesine baktığımızda, sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 15 civarında büyüdüğünü görüyoruz. Bu da bizim açımızdan son derece önemli. Harcama tarafına baktığımızda ise yatırım malı artış hızında da oldukça yüksek bir rakama ulaştığımızı görüyoruz, yüzde 12,3’lük bir artış olduğunu görüyoruz ki bu, özel tüketim harcamalarının üzerinde seyreden bir büyümeyi ifade ediyor.

Tütünle ilgili bir soru yöneltildi yine. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor. Çalışmalarımız tamamlandıktan sonra sizlere net bir şekilde cevap verebileceğiz.

Engelli atamasına yönelik yine bir soru yöneltildi. Bildiğiniz gibi, kurumların dolu kadro sayısının yüzde 3’ü oranında atama yapılabilmektedir. Başvurulara göre Devlet Personel Başkanlığımız bu atamaları yapmaktadır. 2018 yılında da ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımızın başvuruları değerlendirilerek gerekli atamalar gerçekleştirilecektir.

Bir başka soru, evet, geçici görev yolluklarıyla ilişkili. 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 49’uncu maddesine göre, seyyar görev tazminatı memur ve hizmetlilere ödenmekte olup, memur ve hizmetli kapsamında yer almayan sözleşmeli personele seyyar görev tazminatı ödenmesi mümkün bulunmamakla birlikte sözleşmeli personele bu görevleri sebebiyle Harcırah Kanunu’nun genel hükümlerine göre geçici görev yolluğu da ödenmektedir.

Ben, arkadaşlarımızın soruları için de çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Arslan, buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum: Bakanlığınızca 2018 yılında 20 bin öğretmene kadro verileceği belirtilmiştir. Şu anda atamayı bekleyen 400 bine yakın öğretmenimiz vardır. Millî Eğitim Bakanı Mecliste yaptığı konuşmada “126 bin öğretmen açığımız var.” dedi. Bu kadar açığa rağmen 20 bin öğretmen atamasının yapılacak olması, atamayı bekleyen 400 bin öğretmenimizle alay etmek değil midir? 126 bin öğretmen açığı 20 bin atamayla karşılanamayacağına göre, birçok okulumuz öğretmensiz kalmayacak mı? Öğretmensiz okullarımızda eğitim ve öğretim nasıl sağlanacak? Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlerle eğitim ve öğretim sağlıklı yürütülebilir mi? Artık, atanmayı dört gözle bekleyen öğretmenlerimizin hayallerini yok etmeyin. Sizler kandırılıyorsunuz fakat öğretmenlerimizi artık kandırmayın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gürer, hadi siz de bir on saniyede sorun hemen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son aylarda kesif yem fiyatlarına yüzde 9, kaba yem fiyatlarına yüzde 10 zam geldi. Besici yem sorunu yaşıyor, ithal saman çare olmuyor. Temmuz, ağustos, eylül ayı süt destekleri ise daha önceki süt desteklerine göre yüzde 100 aşağı olarak açıklandı. 8 kuruşluk destek 4 kuruşa, 6 kuruşluk destek 3 kuruşa yuvarlandı. Enflasyonun yüzde 13 arttığı yerde destekler yetersiz kalıyor, girdiler artıyor, destekler düşüyor.

Bu arada, besiciler için inek yerine buzağı desteği verildi, buzağının ölümüyle besicinin desteği de düşürüldü. Niğde ilinde temmuz, ağustos, eylül ayı çiğ süt destekleri de hâlen ödenmedi. Çoğu iller aldı, Niğde’ye neden ödenmiyor, ne zaman ödemeler yapılacak? Besicilerin perişanlığını çözmek için ne düşünüyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – On saniye dedim ama bize ayrılan sürenin sonuna kadar kullandınız.

Yazılı mı cevap vereceksiniz Sayın Bakan? Bir dakikada…

Buyurun Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, şunu yapabilirim: İsterseniz bir sonrakinde cevap verebilirim, isterseniz şimdi cevap verebilirim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok, şimdi versinler efendim.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Çok kısa olarak cevap vereyim o zaman müsaade ederseniz.

Öğretmen atamalarına yönelik olarak, ihtiyaç duydukça öğretmen alımlarına devam ediyoruz ama şunu görmemiz gerekiyor: 2002 yılında toplam öğretmen sayımız 510 bin 469’ken, bugün toplam öğretmen sayımız 901 bin 859’a ulaşmış durumda. Ve atamalara baktığımızda da, yıllar itibarıyla atamalara baktığımızda da, toplam 584 bin 115 öğretmen ataması gerçekleştirilmiş durumda. Dolayısıyla ihtiyaç duyulduğu anda bu atamaları biz gerçekleştiriyoruz, gerçekleştirmeye de bundan sonraki süreçte devam edeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakan “İhtiyaç var, 126 bin açık var.” diyor.

BAŞKAN – 11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, söz talebiniz mi var?

AHMET YILDIRIM (Muş) – İç Tüzük 60’a göre yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, 60’a göre yerinizden söz veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 23 Aralık günü yapılacak HDP Muş İl Kongresi için ilan afişlerinin billboardlarda yer almasını Valinin on gündür keyfî sebeplerle engellemeye çalışmasına ve bu anayasal suçun mutlaka takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, bizim cumartesi günü, 23 Aralık günü Muş İl Kongremiz var. Tam on gündür Muş Valiliğine ulaşmaya çalışıyor ve kiraladığımız billboardlara kongre ilan afişlerimizi girmek istiyoruz -biz burada İçişleri Bakanıyla rahat görüşüyoruz, diğer bakanlarla rahat görüşüyoruz- haddini bilmez, gerçekten, yasal yetkilerini zorlayan bir vali on gündür keyfî sebeplerle engellemeye çalışıyor. Kimse ama kimse kamu adına, halk adına oturduğu makamları kendi egoları ve ideolojik tahayyülleri için kullanamaz, yaparsa suç işler. Çünkü Anayasa 67 ve 68’in siyaset yapma ve siyasi partilerle ilgili amir hükmü açıktır. Bunun adı zorbalıktır ve söyleyince bazı iktidar mensuplarının zoruna gidiyor ama bunun adı faşizmdir. Böyle bir bürokratik vesayet olamaz.

Ve söylüyoruz buradan: Bu suçu işleyenler, bir siyasi partinin keyfî sebeplerle faaliyetlerini engellemeye çalışanlar bu iktidarın hep kalacağını ve kendisini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamamlıyorum.

…koruyacağını, o suçlarının, anayasal suçlarının üstünü örteceğini sanıyor olabilirler ama hiç güvenmesinler, elbet, bütün iktidarlar gibi bu iktidar da gider ve bu iktidar gittiğinde, ne zaman olursa olsun, zaman aşımı olmayan bu anayasal suçtan yargıyla yüz yüze gelirler. Çünkü geçmiş dönemde, keyfî sebeplerle, yetkilerini aşarak neredeyse darbecilerin işini gören birçok valinin bugün içeride olduğu gibi, bugün, Muş Valisinin ilin vekilinden kaçan, keyfî sebeplerle bir siyasi partinin faaliyetlerini engellemeye çalışan bu anayasal suçunun mutlaka takipçisi olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – 12’nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Hazine garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti ile borç üstlenim taahhüt limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler

MADDE 12- (1) 2018 yılında, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre sağlanacak; garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti 4,5 milyar ABD dolarını aşamaz.

(2) 1 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin yüzde l'ine kadar ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilir.

(3) 2018 yılında 4749 sayılı Kanunun 8/A maddesi çerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca sağlanacak borç üstlenim taahhüdü 4 milyar ABD dolarını aşamaz.

BAŞKAN – 12’nci madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Mehmet Günal’a aittir.

Sayın Günal, buyursunlar. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hemen Kâtip arkadaşımızın okuduğu miktarlar üzerinden gidelim. Ayrıca, Sayın Elvan’ın burada olmasından da mutlu oldum çünkü söyleyeceklerim Maliye Bakanından çok kendisini ilgilendiriyor Hazine Bakanıyla beraber.

“4,5 milyarlık borçlanma limiti” “4 milyar borç üstlenim limiti” diye 2 tane rakam söyledi arkadaşlarımız maddede. Şimdi, ne kadar üstleneceğimiz belli mi? Değil. Bir limit veriyoruz. Bir sürü şeyler geçecek ama ben, özellikle baştan rakamı söyledim ki şimdi konuşacağımız şeylerin bir anlamı olsun diye. Sayın Bakan biliyor zaten ama nedense kaç senedir bir türlü bu konudaki mevzuatlar bir araya gelemedi.

Şimdi bir metin okuyacağım. Arkadaşlarımız onu kimin yazdığını anlayacaklar. “Kamu yatırım ve hizmetlerinin kamu-özel iş birliğiyle gerçekleştirilmesinde ülkemizde imtiyaz, yap-işlet-devret, işletme hakkı devri, yap-işlet, yap-kirala-devret gibi modeller günümüze kadar uygulanmış ve uygulanmaya devam etmektedir. Söz konusu hukuki düzenlemeler yapılmakla birlikte kamu-özel ortaklığı alanındaki kanun ve yönetmeliklerin sayısındaki artış, çeşitlilik mevzuatta dağınıklığa ve farklı uygulamalara yol açmış ve bu sebeple idari uygulamalarda belirli bir standardizasyonun oluşması sağlanamamıştır. Bu durum ayrıca kamu-özel iş birliğinin mevzuat altyapısının anlaşılıp benimsenmesini ve uygulayıcılar tarafından istenildiğinde kolaylıkla ulaşılmasını da zorlaştırmıştır. Kamu özel ortaklığı mevzuatının dağınıklığı hem kamu idareleri hem de özel sektör yatırımcıları tarafından eleştirilmiş ve bu doğrultuda kamu-özel iş birliğine ilişkin çerçeve bir kanun ihtiyacı olduğu ile söz konusu kanunun yasalaşmasının sağlanacağı başta Onuncu Kalkınma Planı olmak üzere diğer resmî belgelerde ve çeşitli toplantılarda dile getirilmiştir.”

İşte bu çerçeve kanunun henüz yasalaşmamasıyla kamu-özel iş birliği mevzuatının dağınıklığı, çokluğu ve sistematik bir yapıda bulunmayışı gibi nedenler dikkate alınarak arkadaşlarımız bir çalışma yapmıştı. Başlığını size de göstereyim. Sayın Bakan iyi biliyor. 2015’te arkadaşlarımızın hazırladığı mevzuattaki gerekçe hâlen geçerliliğini koruyor. Defalarca, bu konuda düzenlemeler yapılırken de söyledik, sayın bakanlar da iletti, Sayın Cevdet Yılmaz varken de söylemiştik. Tekrar, Lütfi Bey oraya geldi, hâlâ o dağınıklık sürüyor. Diyeceksiniz ki “Hangi dağınıklık?” Mevzuatın “içindekiler” kısmında değişik kurumlarla ilgili konu başlıkları var. Şimdi içinden size bir iki tanesini söyleyeyim. Hangi konularda bu işleri yapıyoruz?

Önce kanunumuz var, sonra karar var, elektrik üretimiyle ilgili var, Karayolları Genel Müdürlüğüyle ilgili var, bunun dışındaki kanunlarla düzenlenen çalışmalar var, Sağlık Bakanlığının meşhur şehir hastaneleriyle ilgili yap-kirala-devret düzenlemeleri var, Millî Eğitim Bakanlığının var, var oğlu var. Hatta alan başkanlığına bile bu yetkileri verdik, herkes kendine göre bir yap-işlet-devret modeli yapıyor. Hâlen daha -şaşıracaksınız “Niye böyle söylüyorsun?” diye- bugün itibarıyla yine Resmî Gazete’de -Allah’tan bu biraz daha zaman sınırıyla ilgili bir düzenleme- yönetmeliğin bir maddesinde değişiklik yayımlandı Sayın Bakanım, otuz güne kadar bildirilmesiyle ilgili, borç üstlenimiyle ilgili şeylerden bahsediyorum. Bu hazine garantileri üstlenimleri taahhütlerinin bir zapturapt altına alınması gerekiyor. Bu madde onunla ilgili.

Kısaca, genel konuşmamda söylemiştim ekonomi kurumlarıyla ilgili konuşurken ama şimdi buraya baktığımız zaman gerçekten çok karmaşık bir mevzuat yapısı var, dedik ki: Bunun izlenmesi, yapılması… Özellikle şehir hastaneleri Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılırken Sayın Başkan, burada çok ağır tartışmalar yaşadık, hatta tam biterken bakan değişikliği olmuştu. Niye onu söylüyorum? Önü belirsiz, maliyeti belirsiz. Şimdi, koyduğumuz limite o üstlenimler… Eğer riskler gerçekleşirse belki bunun 3 misli ödemek zorunda kalacağız. Yani borç yönetimi açısından baktığımız zaman yaklaşık bir rakam koyuyoruz oraya, bunların hiçbirini bilmiyoruz. Şu anda yaklaşık olarak ben size kabaca rakamını söyleyeyim. Baktığımız zaman eğer sabit yatırımla bunları yapmış olsak, diyelim ki 10 milyara mal olacak tesisler için 30 milyar dolar kira ödeyeceğiz yirmi beş senede. Net bugünkü değer hesaplaması basittir, formüle koyduğunuz zaman Excel’de de verir, hemen hesap makinesinde de yapabilirsiniz. Yani bu kadar faiz gideri olur mu, eğer kredi olmuş olsa bu kadar maliyeti olur mu diye bunu hesaplamak lazım.

Şunu söylemiştik, dedik ki: Bunların hemen hepsini birden işletmeye almayın, en azından bir model denemesi yapın, bir görelim. Yani, şimdi, Sayın Bakan da o zaman Komisyon Başkanımızdı, kendisi de iyi hatırlayacaktır, rakam vermiştim. Bu hastaneler yapılırken o anda ülkemizin bu planlarında belirlemiş olduğu orta vadedeki yatak hedefine 2015 yılı sonuna kadar planlanan normal sağlık yatırımlarıyla zaten ulaşılıyordu. E, bir taraftan da Yüksek Planlama Kurulu yetki veriyor, 7 tane ayrı yatırımı söylüyor, diyor ki: “Bunlarda yeni yatak kapasitesi yapmadan bu yatırımı yapın.” Biz de dedik ki: Sadece hastanenin otel gibi yıldızını yenilemek için bu kadar yükümlülüğe girilir mi? Ha, zaruri olanlar olabilir, bakarız, model denemesi… Ama “Hepsini birden alelacele yapalım.” demek, o zaman birtakım tartışmaları yanında getiriyor. Bunun müştemilatı var, yan tesisleri var, onların yerine verilen, hastanelerde yaratılan rantlar var. O zaman tartışmaya yol açıyor. Yani “Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değecek.” diye bir deyimimiz var biliyorsunuz. Bu kapsamda, bu çalışmaların baştan bir gözden geçirilmesi gerekiyor.

Şimdi, kara yollarında, köprülerde alıştık -şu kadar geçti, bu kadar geçmedi; taahhüdümüze uyduk mu, uymadık mı- ama bana bu, hastane işinde çok daha garip geliyor arkadaşlar. Bakan bey açıklama yapmış, geçen okuduk gazetelerde de. Hasta garantisi vermeden… Şimdi, yaklaşık yüzde 70 hasta garantisi veriliyor, düşünebiliyor musunuz? Kiranın yıllık bir bedeli var, ona göre bir tahminî bütçe yapıyoruz, diyoruz ki: “Bu kadar adam gelecek sana, gelmezse farkını biz ödeyeceğiz.” Tamam, otoyolda, köprüde anladık -anlamıyoruz ama anladık diyelim- ama insanlara hastalanma garantisi verilir mi? Eğer sağlıkta ilerleme olursa beş sene, on sene içinde, tedavi yöntemleri gelişirse… Hani onun için diyoruz, kredi alırsak bunun borcunu öderiz. Ama o hastaneye yirmi beş yıl boyunca kira ödeyeceğiz, yirmi beş yıl. Yani beş yıl olsa eyvallah, olur, bakarız, yaparız. Dolayısıyla bunun hepsini böyle alelacele yapmayı ve yanına yenilerini eklemeyi gerçekten anlamıyoruz. Onun için dedik, bunu herkes, her bakanlık kendi kafasına göre yapmasın. 2003, 2004 yılından beri hazırlık vardı, 2007-2008 herhâlde ilk taslağın hazırlanması. Sayın Bakan bilir onu. İlk kamu özel ortaklığı tasarısı taslağını Kalkınma Bakanlığına dönüşmeden önce o zamanki Devlet Planlama Teşkilatında arkadaşlarımız hazırlamıştı. Nedense o iç bürokrasiyi yenip de bunu bir çatı altında toplayamadık.

Dolayısıyla bu dağınıklığın -özellikle göstermemin nedeni o- etkisi ne oluyor? Etkisi, borç yönetimi anlamında, nakit yönetimi anlamında, döviz yükümlülükleri anlamında önümüzdeki riskleri göremiyoruz. Bunlardan bir tanesini örnek vereyim size: Sayıştayın denetim raporuna baktığınız zaman, burada birçok madde var. Hazineyle ilgili olan raporundan bahsediyorum. Bulgu 5; diyor ki: “Yıl içinde imzalanan dış kredi ve borç üstlenim anlaşmalarının nazım hesaplarda eksik olarak izlenmesi.” Yani geçici hesaplarda diye söylemiştik, henüz gerçekleşmediği için şu kadarlık taahhütte bulunduk. Geçen gün de söyledim, üç tanesi görülüyor “8,5” demiş, bu yıl bakmışız, 11-11,5 milyar kredi tutarına ulaşmış toplam proje bedeli. Önümüzdeki yıl ne kadar olacak bilmiyoruz. Aynı projeyle ilgili de üstlenimler çoğalabiliyor yani maliyet artışı oluyor, diğer şeyler gerçekleşiyor.

Şimdi burada diyor ki -işin teknik boyutuna vaktim yok, sonraki maddelerde belki anlatırım ama- özet olarak: “Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğünün verilerine göre 2016 yılında 1 adet borç üstlenim anlaşması, 4 adet dış kredi anlaşması imzalanmıştır. Ancak bu anlaşmalardan 420 milyon dolar tutarındaki borç üstlenimine ait anlaşma ile 150 milyon avro tutarındaki dış kredi anlaşmasının muhasebe kayıtlarında yer almadığı, dolayısıyla tüm anlaşmaların 2016 yılı mali tablolarına yansımadığı tespit edilmiştir.” Yani devamı da var, şu kadar, şu kadar olmuş diye devam ediyor ama ben size yirmi saniyede işin sadece etkileyecek kısmını söyleyeyim: “Nazım hesaplara kayıt yapılması, muhasebenin bilgi verme ve izleme fonksiyonunun bir gereğidir. Bu görevlerini tam olarak yerine getirebilmesi için, Merkezi Yönetim Muhasebe Yönetmeliği'nin 494 ve 519’uncu maddelerinde yer alan düzenlemelere uygun olarak kredi anlaşmaları ve borç üstlenimi anlaşmalarının tamamının nazım hesaplara kayıtlarının yapılması gerekmektedir.” “Bu hatayı düzelttik.” diye yazmışlar ama 2017’yle ilgili 2016 hesabında herhangi bir değişiklik ve kayıtta ne olduğuna dair bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Melike Basmacı’ya aittir.

Sayın Basmacı, buyursunlar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tüm dünya her şeyi bıraktı, Türkiye’yi konuşuyor. Hani “Bir Türk dünyaya bedel.” diye mi? Sanmıyorum böyle konuştuklarını. Ya da “İngilizleri Tanrı sanırdık Mustafa Kemal Atatürk onları yenmeden önce.” diye mi? Sanmıyorum. Ya da “Böyle giderlerse bizi geçerler Sanayi Devrimi’nde.” diye mi? Sanmıyorum. Bütün dünya maalesef Türkiye’de hangi bakan rüşvet yedi, yedi mi, hangi bürokrat onun önüne yattı, paralar Man’dan geldi mi, Man’a mı gitti; oradan, Cibuti’ye niye liman kuruyoruz, maalesef tüm dünya bugün bunu konuşuyor. Neyse konumuz bütçe, ekonomi; ben fazla Man’ı, Van’ı, Cibuti’yi karıştırmayayım.

Dolaylı olarak yüzde 72 vergi alınan, dolaysız olarak direkt bazılarına verilen bir vergi düzeninde olan ülkeyiz. Vatandaşın sırtına öyle bir vergi yükü yükledik ki ben de düşündüm, acaba dedim çalışmayan yani çok özür dilerim çalışmayan demeyeyim, gerek olmayan ya da milletin kendi işini döndürdüğü bakanlıkların bütçelerini vergiden düşersek bu yük azalır mı? Mesela Millî Eğitim Bakanlığı, zaten müfredat berbat, çocuklar elementleri “G.O.R.A” filminden, Osmanlı’yı “Hürrem Sultan” dizisinden, Türk tarihini “Diriliş” dizisinden öğrenirlerse sıkıntı yok. (CHP sıralarından alkışlar) Atanamayan öğretmenler, zaten sıkıntı yok, hepsi iş buldu; taşeron oldu, simitçi oldu, onlar işini halletti. E, baktığınızda zaten teknik olarak Millî Eğitim Bakanlığının bir yetkisi yok ki, akşamdan sabaha TEOG falan değişebiliyor. Yani Millî Eğitim Bakanlığının bütçesini vergiden düşersek bence bir miktar işe yarar.

Ya, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bakalım. Kadına şiddet yüzde 1.400 artmış, fuhuş yüzde 790. E, zaten kadın istihdamı düşmüş. E, kadın programları var, sağlığı, yemeği falan oradan öğrenirler. E, evlenme programları var. Zaten boşanmak kolay, bir SMS attın mı bitti. E, ne gerek var o zaman bu bakanlığa bütçe ayırıyoruz? Bence bunu da vergiden düşelim ki milletin biraz daha yükü azalsın.

E, tabii, bu kadar değil, gelelim Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına. Saman, buğday, meyve, pamuk zaten ithal. Şimdi, samanı ithal edip bunu yedirecek hayvanımız olmadığı için onlar da elimizde kalıyor, et de ithal ama bence bütçesini düşmeyelim, vergi de kalsın. Niye, biliyor musunuz? Adını değiştirelim, “Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” yerine “İthalat Bakanlığı” sanki daha iyi oldu. (CHP sıralarından alkışlar)

Mesela, devam edeyim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. “Çevre” dediğiniz üç beş ağaç, bir göl; zaten ağaçları kesiyorsunuz, gölleri doldurdunuz çoktan, beton oldu. “Şehircilik”e hiç takılmayın, bütün yetkilerini rantsal dönüşümden belediyeye devrederiz; belediyeye devrettik ya, kolay, canımızın istemediğine kayyum atarız, beğenmediğimizi de istifa ettiririz. Ne gerek var? Bence Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçesini de vergiden düşelim ki insanlar rahat etsin.

Hele gelelim şimdi hiç lüzumsuz bir bakanlığa, Adalet Bakanlığı. Konuşanı, düşüneni, yazanı; bunların hepsini zaten otomatik olarak hapse atıyoruz. Mahkemeye falan ne gerek, hâkime, savcıya; boşuna bütçe harcıyoruz. Zaten adalet yok, mübaşirler kalır, gerisini vergiden düşeriz. Olmayan adaletin bakanlığına bütçe ne gerek?

Ekonomi Bakanlığı bence zaten komple kalksın, film gibi. Mesela, yumurta enflasyonu yüzde 43, kuru soğan yüzde 32, et yüzde 62; Bakanlığın enflasyonu yüzde 12. Açlık sınırı, işsizlik… Aman, hep rakam, rakam, ne sıkıcı. Büyüme yüzde 12. Ararız direkt TÜİK Başkanını -onun da başkanı atanmadı ama sıkıntı yok, hallederiz- sıralar rakamları. Niye böyle bir bütçeye gerek var? Bence Ekonomi Bakanlığının bütçesini de vergiden düşelim de insanlar biraz daha nefes alsın.

Bir de Çalışma Bakanlığı var; adına bak, adına “Çalışma”. Zaten baktığı konuya bak: Taşeron, SGK… Yoksulluk sınırı olmuş asgari ücretin 2 katı, açlık sınırını zaten söylemiyorum. Bence çalışmamaya devam ettiği için otomatik olarak onun da bütçesini vergiden düşelim diyorum.

Sağlık Bakanlığına el değdirmem, o ayrı. Orada biraz sıkıntılar var: İşte, randevu alamıyorsun; randevu alsan bu sefer doktoru bulamıyorsun; doktoru bulsan dayak yiyorsun, dayak atıyorsun falan filan, oralar karışık ama… 13 ilde, biliyorum, söz verdiniz. Bütçesi kalsın. E, şehir hastanesi yapıp, insanları hasta edip, hasta edemezseniz de parasını ödeyeceksiniz. O yüzden ona lafım yok.

Aslında, bu vergileri azaltmak bu ülkede mümkün değil. Neden mi? Mesela elmasta, pırlantada, altında vergi yok, serbest; kefende var. Lütfen, ölenler pırlantaya sarılsın, kefende yüzde 18 KDV var. (CHP sıralarından alkışlar) Ekmekte var mesela, gazozda var mesela, suda var mesela. O yüzden, bu bütçe, bu vergi düzeni 2 kişiye yarar. Zamanın birinde padişah tebdilikıyafet dolaşmaya çıkmış. Kahvenin birinde bir adam görmüş, önünde börekler, çörekler. Yanına yaklaşmış, “Ya arkadaş, sen iyi kazanıyorsun galiba.” “Evet, çok iyi kazanıyorum. Padişahım sağ olsun.” demiş. “Allah Allah! Peki, padişah vergileri daha artırır, asgari ücreti iyice aşağı çekerse kaç kazanırsın?” “Of, 5 kazanırım.” demiş. “Ya, nasıl olur?” demiş. “Peki, vergileri biraz daha artırır, enflasyonu yükseltir, kemerleri sıkarsa…” “O zaman 10 kazanırım.” demiş. “Bre zındık, sen benimle eğleniyor musun? Ne iş yapıyorsun sen?” demiş. “Efendim, ben mezarcıyım.” demiş. İşte bu vergiler, bu bütçe ancak mezarcıya ya da padişaha yarar.

Aslında, velhasıl sevgili vekiller, şunu söylemek lazım: Ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatmaya ne kelimeler ne de fıkralar yeter. Bugün, ülkemizde maalesef -maalesef diyorum ve bundan çok esef duyuyorum- bir anne olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün şiarını kalbime koymuş biri olarak şunu düşünüyorum: Biz bunu hak etmiyoruz. Aslında bu kadar kötü yönetilmesek yani siz ey “A-Ka-Pe” vekilleri, elinizi vicdanınıza koyup da gerçekten bu ülke için çalışmaya başlasanız bunlar çözülür diyeceğim ama zaten sizde bir vicdan olduğunu düşünmüyorum.

Asıl şunu konuşmak lazım: Terörü bitirecektiniz, bitiremediniz. Kanun hükmünde kararnamelerle insanları içeri attınız. Etrafınızda ne kadar insan varsa ayrıştırdınız; diliyle, diniyle, kıyafetiyle, konuşmasıyla tamamen bir ayrışma yöntemi güttünüz. Ama bunları size söylemenin hiçbir anlamı yok, yakında teslim edeceğiniz hükûmette son günlerinizi yaşıyorsunuz. Ama tek duam şudur ki: İnşallah, daha fazla zarar vermeden, daha fazla bu ülkenin değerlerini yok etmeden gidersiniz.

Sevgili “A-Ka-Pe” vekilleri, bence artık makam için değil, vatan için çalışma zamanınız geldi.

Ey “A-Ka-Pe” vekilleri! İlahi adaletin zaman aşımı yoktur, bunu sakın unutmayın.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Gruplar adına söz sırası şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’ya aittir.

Sayın Kaya, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2018 bütçesiyle ilgili bugünkü 12’nci madde üzerine söz almış bulunuyorum.

Yine bizleri izleyen sevgili halkımızı, zindanlarda ve sürgünlerde bizleri izleyen değerleri arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli vekiller, günlerdir yurdumuz ve dünya sorunları üzerinde konuşup tartışıyoruz; her şey konuşuldu, tartışıldı ama en az konuşulan konu, kadınlar konusu oldu.

Modernizmin ve dinci gelenekçiliğin kirli ve kanlı yönelimleriyle adına “ahlak” diyerek her çeşit yaptırım ve ayrımcılık bu ülkenin kadınlarına boca edilmeye devam ediliyor. Özellikle, Müslüman ve kendini muhafazakâr kabul eden kadınların bu iktidar eliyle kendilerine dayatılan bir Emevi dinciliği tehlikesinin her geçen gün artarak devam ettiğini görüyoruz. Bunu neden söylüyorum? Kadınların boşanmalarının artmasından rahatsız olup boşanmalarını zorlaştırıcı bir mekanizma ve ikna odalarını hatırlatan ara bulucularla kadını razı olmadığı bir yaşama zorlarken bugünkü iktidar ve Diyanet zihniyeti, diğer yandan iş erkeğe gelince SMS ile “boş ol” diyerek boşanmasını kolaylaştıracak fetvalara kadar ayrımcılığı bu noktaya getirmiş bulunuyor. Diyanetin fetva metninden hemen kısaca bir örnek verirsem: “Bir kimse, yüzüne karşı ‘Seni boşadım, benden boş ol.' gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahi olarak söylemek suretiyle eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla da bildirerek boşayabilir.” gibi bununla ilgili düşüncesini ifade ediyor ve kaynaklarını veriyor. İşte Kudame, İbn Abidin’in “Reddü’l-muhtâr”ı gibi kaynaklar örnek veriliyor. Din adına bu “boş ol” diyerek boşanma cehaletinin, sapkınlığının neresinden tutsak elimizde kalıyor. Bunu ayrıca, muhakkak ki tartışmak gerekiyor ama dakikalarla sınırlı olan kürsü bu bunun yeri değil elbette.

İslam adına insanların yetki mercisi olarak bildikleri Diyanetin fetva referanslarına bakın, Kur’an yok arkadaşlar. Muhammed Peygamber’den on yıllar veya yüz yıllar sonrasında yaşamış kişilerin o çağda kendi akli yetilerine göre yaptıkları yorumları dinin asli kaynağı gibi kabul ediyorlar ve bunları fetva olarak yayımlıyorlar. Vahim olan da tam budur. Referans Kur’an değildir ama insanlar böyle sanmaktadır. Şunu ifade etmek istiyorum. Muhammed Peygamber’in vahiy ile kadını eşit insan olarak tanımlaması, ailevi, toplumsal, ekonomik yaşamda bunu pratikleştirmesine rağmen onun vefatından sonra dini saltanatlaştıran, ırkçılaştıran Emeviler dini erkekçi bir dinciliğe dönüştürdüler. Dini bir iktidar aracı hâline getirerek kadınların kaderini de -kendilerini haklı bularak- yazma hadsizliğine düştüler. Allah ve peygamber adına yalan ve iftiralarla bu sahte din anlayışının kaynaklarını ve külliyatlarını oluşturdular. Dinci iktidarcıların en büyük saldırıları hep kadınlara karşı olmuştur ve dinde en büyük tahrifat da yine kadın meselesinde olmuştur. İşte bu Emevi dincilik geleneğinde kadının konumu peygamberlikten önceki cahiliye dönemlerinden daha kötü bir duruma dönüştürülmüştür. Kitapların ve peygamberlerin karşı çıktığı, alaşağı ettiği ne varsa aynen din adına yeniden inşa edilmiştir bu zihniyette ve yine zaman içerisinde, Allah’ın gönderdiği vahyi, Peygamberin pratiğini yetersiz görürcesine dine yeni ilaveler, yeni zamlar yapmaya giriştiler ve bu hâlâ devam ediyor. Kendi sapkın anlayışlarını din yerine koyarak kadını sadece mutfak ve yatak odasına hapsettiler ve bunu da kadına “kader” diye öğrettiler. Erkekliği de kutsal bir cins diye öğrettiler, hatta erkek cinsini tanrısallaştırdılar. Kadının bu dünya ve sonraki yaşamında kaderini ve cennetlik olup olmamasını bile erkeğin memnuniyetine bağladılar. Bu Kur’anî olmayan fetvaların hariç tutulduğu bazı kadınlar tarihte olmuştur elbette. Erkek ve kadın eşitsizliğinin yanında kadınlar arasında da sınıfçılık oluşturulmuş ve saray kadınları bu fetvadan hariç tutulmuşlardır; aynen bugün şeriatla yönetildiklerini iddia eden, halkı Müslüman olan bazı ülkelerdeki saltanatçı yönetimlerde olduğu gibi, kendilerinin helvadan yaptıkları putları acıkınca yiyen müşrikler gibi. Bugünkü iktidarın kadın ve erkeğe yaklaşımı ve zihniyeti de pratik olarak tam da bu manzarayı gösteriyor arkadaşlar. Millî Eğitim Bakanlığı müfredatındaki yazılanlar tam bu kaynaklardan alıntılanmış ifadelerdir. Ne acı ki Millî Eğitim Bakanının “Kadının itaati ibadettir.” sözü de işte tam bu erkekçi, saltanatçı, iktidarcı, Emevici dinciliğin bir tezahürüdür arkadaşlar. Kadın ve erkeğe ayrımcı bir yaklaşım Kur’an dininin yaklaşımı değildir. “Kadınlar ve köpekler şöyle, şöyledir.” gibi hem kadını hem hayvanları tahkir eden bir dil İlah’ın dili değildir, iktidarın dilidir arkadaşlar. Kadını erkeğe mahkûm ve erkeğin otorite olduğunu din diye anlatanlar din tacirleri ve yalancıdırlar. Sadece vahyi esas alan Müslüman kadınlar, Allah ve Peygamber’i istismar ederek iftira eden dinci şarlatanların kim olduğunu öğreniyorlar ve fark ediyorlar. Erkeklere pozitif ayrımcılık yapan bir din bizim okuduğumuz Kur’an dini değildir arkadaşlar.

Hemen vaktim varken şunu da ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Biliyorsunuz bütçe görüşülüyor, milyar liralık silah ve savunmayla ilgili bütçeler ayrılıyor. Fakat, daha önceki konuşmamda da burada bahsetmiştim: Aladağ’da yangında evlatlarını kaybeden, dağ köylerinde yaşayan aileler, yolları olmadığı gibi, okulları olmadığı gibi sadece servis aracı istemelerine rağmen evlatlarını okutabilmek için, kaymakam “Kaynak yok.” dediği için çocuklarını şu anda okutamayan insanlarımız var ülkemizde.

Ve cezaevlerine binlerce kadın dolduruldu. 700 civarında bebek ve çocuk şu anda cezaevlerindeler. Ve bunların pek çoğu imkânsızlıklara sahip ve yoksul kadınlar ve herhangi bir geliri, getirisi olmayan insanlar. Nice bebekler var ki mamalarını alamıyor anneleri, bezlerini alamıyorlar. Nice kadınlar var ki bırakın, yiyecek, içecek ihtiyacını karşılayabilmelerini ped ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyorlar arkadaşlar. Burada silahla, savunmayla ilgili milyar liralık bütçeler konuşulurken cezaevlerine atılan kadınların, bebeklerin ve çocukların karşılanamayan ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiği noktasında herkesin hassas olması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bugün ayın 21’i, bugün en uzun ve en karanlık geceyi yaşıyoruz. Ülkemiz de uzun, karanlık ve zorlu bir geceden geçiyor; ancak, sabahın yakın olduğunu biliyoruz. Bu geceyi de atlattıktan sonra artık, aydınlıklar artmaya başlayacak. Aydınlık karanlığa galip gelecek. Baharla birlikte nice sevgi ve barış dolu günlerin muştulanacağı günleri Rabb’imden hassaten diliyorum. Her sorunun çözümü barış olduğu gibi işte bu bütçe krizlerinin, açıklarının, kaynak sorunlarının çözümü de barıştır. Savaşa, kaosa değil barışa yönelirsek ülkemiz refaha, huzura kavuşur, bütçe açıkları kapanır, insanlarımız bir huzur yüzü görür.

Bu temenniyle hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Manisa Milletvekili İsmail Bilen’e aittir.

Sayın Bilen, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, affınıza sığınarak, uhdenizde bulunan bir hususu hatırlatarak sözlerimi sürdürmek istiyorum. İyi bir çalışma yapmıştım, bu 12’nci maddeyle ilgili konuşmak istemiştim ancak biraz önceki hatip arkadaşımın genel politikalara değinmesi sebebiyle ona bir iki cümleyle de olsa cevap verme gereği hissettim.

Biz hukuk fakültesi birinci sınıftayken -üstatlarım bilirler- bize derlerdi ki: “Kürsüye çıktığınızda ya da Parlamentoda bir kanun yapıldığında, bu kanunda eksik bulunduğunda hâkim şuna bakar, mehazı esas alır. Mehazda yoksa Parlamentoda tartışmalarda geçen konuşmalara bakar, gerekçesini alır ve o gerekçeye göre de bir hüküm tesis eder.”

Şimdi, uzun süredir maalesef -bu üçüncü dönemim- hatipleri takip ediyorum, ilk iki dönemi kastetmiyorum ama bu üçüncü dönemde, özellikle bu dönemde hatiplerin hiçbiri ne maddeyle alakalı ne kanunla alakalı söz sarf ediyor, hamasetle, popülizmle siyaset yapmak istiyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Siz de iki dakikayı öyle geçirdiniz!

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Ama cevap vermek gereği hasıl oldu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Grup başkan vekili var.

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Onu da söyleyeceğim, bir cümleyle de olsa konuya değineceğim.

Kendimi bir an için lisede zannettim, müsamerelerde bir salonda hissettim. “Türkiye çok kötü idare ediliyor.” denildi. Eleştirileriniz olabilir, eksik bıraktıklarımız da olabilir. Bu Türkiye çok kötü idare edildiyse bu otoyollar, bu tüneller, işte bu hastaneler, adliyeler, barajlar, göletler neyle yapıldı arkadaşlar?

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Eskiden yok muydu, yok muydu eskiden?

SEYİT TORUN (Ordu) – Hiç mi bir şey yapmayacak? Eskiden hiçbir şey yok muydu?

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Vardı. 5 bin kilometreden 20 bin kilometreye bölünmüş yolu çıkardık.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ne kadar otoyol yaptınız?

Sayın Hatip, yaptığınız otoyolu söyler misin, ne kadar yapmışsınız?

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Bakın, çok şey söylerim.

2000’li yıllarda da…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ben Ulaştırma Bakanına sordum “Duble yol yaptık, otoyol yapmadık.” diye cevap verdi. Ne kadar otoyol yaptınız?

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Ben otuz yıldır siyasetin içerisindeyim, hastanelerde yeni doğmuş çocukların cenazelerinin rehin alındığı dönemleri biliyorum ben. 18 yaşına kadar, şimdi…

SEYİT TORUN (Ordu) – Acillere bir git bak, acillere!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – On beş yıldır iktidardasınız, aynı hamaseti yapıyorsunuz be!

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – On beş yıldır hamaset yapıyorsunuz!

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hamaseti kim atıyor şimdi?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 1917’de hastane de yoktu.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

İSMAİL BİLEN (Devamla) – 18 yaşına kadar gençlerin, çocukların ücretsiz tedavi edildiği, rehin alınma dönemlerinin bittiği dönemi yaşıyoruz.

Şehir hastanelerinin neresinden şikâyetçisiniz Allah aşkına?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Rantından, rantından!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 1917’de hastane yoktu, hastane. Doktorlar Türk değildi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hasta garantisi veriliyor.

BAŞKAN - İstirham ediyorum, herkes konuştu, Sayın Bilen de konuşsun.

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Ben hiç sataşmadım, hiç sataşmadım.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Lütfen kendi bildiğin konulardan konuş!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Daha nasıl sataşacaksın, her çıkanı eleştirdin!

MELİKE BASMACI (Denizli) – Bu benim tarzım.

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Sizin tarzınız sizi bağlar, benim tarzım da beni. Size nasıl müdahale etmediysem, ne konuşacağınıza karışmadıysam ne konuşacağıma da siz karışmamalısınız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Siz de laf atmama karışamazsınız!

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sen bizim ne konuşacağımıza niye karışıyorsun?

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Evet, bir taraftan adalet isteyeceksiniz, “ifade özgürlüğü” diyeceksiniz, “saygı görelim” diyeceksiniz, öbür taraftan tehdide, hakarete destek olacaksınız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Evet, Sayın Bakan hakaret ediyor!

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Üç beş ağacı bahane edip seçilmiş meşru iktidarın devrilmesine destek olacaksınız, onları tahrik edeceksiniz, Başbakanlık Ofisi’ni basmalarına rıza göstereceksiniz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Bayağı bütçeyle ilgili konuştun, Allah razı olsun!

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bunun adına da demokrasi diyeceksiniz.

MELİKE BASMACI (Denizli) - Tam bütçeyle ilgili oldu konuşmanız, tebrik ederiz!

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Millet iradesiyle gelemediğiniz yerlere vesayetçi grupların, odakların desteğiyle ya da kökü dışarıda olan taşeronların yaptığı kalkışmaya prim vereceksiniz; bu doğru değil, bu ahlaki değil, bu vicdani değil. Allah’a hamdolsun iyi bir vicdan sahibiyiz. On beş, on altı yıldır da iktidardayız, millete de hizmet etme noktasında çok başarılıyız. Bu başarımızdan dolayıdır ki millet bizi on beş, on altı yıldır her girdiğimiz seçimde artarak desteklemektedir, oy oranlarımız da artmaktadır. Size tavsiyem; eleştiri yapın, eleştirdiklerinizin yerine de koyacaklarınızı söyleyin ki millet size güvensin. Millete âdeta korku pompalayarak, güvensizlik telkin ederek milletten destek alacağınızı umuyorsanız yanılıyorsunuz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Bütün projelerimizle ilgili kanun teklifi verdik, siz reddediyorsunuz.

MELİKE BASMACI (Denizli) - Bütçe anlatıyor beyefendi, lütfen, bir dakika Burcu, bütçe anlatıyor beyefendi.

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Evet, 2018 yılı bütçemizin özellikle 12’nci maddesi…

MELİKE BASMACI (Denizli) - Yirmi saniyeniz kaldı!

İSMAİL BİLEN (Devamla) - …dış borç ikrazıyla ilgili; bu miktarı 4,5 milyar dolara çıkarmayı öngörüyor.

Ben de bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

MELİKE BASMACI (Denizli) - Çok doyurucu bir bütçe konuşması oldu.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Onun için mi çıktınız ya, “hayırlı, uğurlu olması”nı demek için?

İSMAİL BİLEN (Devamla) - Aslında maddeyle alakalı söylenecek çok şey vardı. Bu maddeyle ilgili de itirazlarınız şu olsaydı emin olun saygı duyacaktım: “Neden 4,5 milyar dolar, niye 10 milyar dolar değil, niye daha az değil, niye bu kadar gereksinim var?” Bunlara bir eleştiri getirseydiniz de ben de bunlara cevap verebilseydim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Neyse, herkese benzedi, ona şüphe yok.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Evet, evet, sen de hamasi nutukta benzedin, alkışlıyorum vekilim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Tam da sizi konuya davet edecektim ama siz de konuya gelemediniz.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Bir cümleyle de olsa geldim efendim.

MELİKE BASMACI (Denizli) –Sizi alkışlıyoruz bu yüzden, evet.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Ahlaki ve vicdani değildir.” diye bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Ama neyle ilgili söyledi bunu?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cumhuriyet Halk Partisinin kendilerine olan tavırlarıyla ilgili.

BAŞKAN – Peki, üzerinize alındıysanız buyurun efendim.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Manisa Milletvekili İsmail Bilen’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi biz kürsüye çıkan hatibin ne söylediğine ve sözünün itibarına bakarız. Kürsüye çıkan hatip ilk önce dedi ki: “Buraya üç dönemden beri milletvekilleri çıkıyor, ilgili konuyla konuşmuyorlar.” Bu, itibarlı bir şeydir. Ama kendi konuşma süresi içerisinde sadece “Bu bütçe hayırlı olsun.” dedi; bunun itibarı yoktur. Bu millet bir dakika içerisinde önce söylediğinizi sonradan yapmazsanız sizin sözünüze itibar göstermez Sayın Hatip.

İkincisi; “Neye karşı çıkıyorsunuz?” dediniz. Türkiye Cumhuriyeti için bir Başbakan, adayı gösterdiniz, gösterdiğiniz Başbakan adayı için dediniz ki “Biz bunun arkasındayız, millet de arkasında olsun.” Bu bir itibardır ama aynı Başbakanı, hiçbir gerekçe göstermeden, millet iradesiyle seçildiği hâlde onu istifaya zorlarsanız, bu, milletin nezdinde bir itibarsızlıktır.

Belediye başkanları da aynı bu şekilde Sayın Hatip. Siz Ankara gibi, İstanbul gibi belediye başkanları için “Bunlar sizi yıllardan beri yönetiyor, dürüst ve iyi yönetiyor.” diye tekrar oy isteyip göreve getirirseniz; bu, bir sözün itibarıdır ama aynı belediye başkanlarını hiçbir gerekçe göstermeden, on beş yıldan beri görevde oldukları hâlde, metal yorgunluğu görmediğinizi de iki yılda gördüğünüzü söyleyip de görevden alırsanız bunun bir itibarı yoktur.

O yüzden, Cumhuriyet Halk Partisi siyaset yaparken sözünün arkasında durup mazlumun ve masumun cebinden aldığınız bütün varlıklarını geriye iade alabilmek için burada siyaset yapıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ve burada bu siyaseti yaparken de bir tek şey söylüyor: İtibarlı davranın ki itibar göresiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şahısları adına ikinci söz, Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’na aittir.

Sayın Ahrazoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Televizyonları başında bizleri izleyen aziz milletimizi ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 12’nci maddeyle, hazine garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti ile borç üstlenim taahhüt limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler düzenlenmektedir. Mali yıl içerisinde sağlanacak garantili imkân ve dış borcun ikrazı limiti bütçe kanunlarıyla hüküm altına alınarak limit tutarı 4,5 milyar dolar olarak hesaplanmıştır.

Değerli milletvekilleri, kamu-özel ortaklığı ve iş birliği modeliyle son dönemlerde gerçekleştirilen hastane, enerji, otoyol, köprü ve benzeri projelerle ilgili sözleşmelere dayalı olarak verilen, başta asgari ödeme olmak üzere diğer garantilerin devlet hazinesine ve bütçeye yükü konusunda ortaya çıkması olası riskler ve yüklerin gerçek boyutları bu bütçede hesaplanmamıştır. İlerideki yıllarda da bu konuda sorun yaşanacağı büyük bir ihtimaldir. Bu durumun ortaya çıkaracağı sonuç ise aziz milletimizin ödeyeceği vergilerin katbekat artacağıdır. Bu yatırımlara parti olarak karşı değiliz ancak sonucunun da iyi hesaplanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Büyümeden bahsedilen bir ekonomide, hiç hak etmediği hâlde, gelir adaletsizliği ve vergi yükleri sonucu mevcut hâlini koruyamayacak, ancak devlet garantili borç alan ve maliyetin çok üzerinde kâr eden müteahhitlere milletimizin ödediği dolaylı ve dolaysız vergilerden pay verilecektir. Çiftçi, üretmesine rağmen zarar edecek; banka borçlarını ödeyemeyecek; çubuğunu, tarlasını, ekipmanını satacak; yeniden borçlanmanın yolunu arayacak ancak bankalar önünde bekletilecek. Esnaf, aldığı malı satsa da yeni mal temininde zorlanacak; vergi ödeyemez hâle gelip dükkânını, iş yerini kapatacak. Memur, refahından vazgeçtik, açlık sınırının altında hayat sürecek. Nihayetinde, aziz milletimizin gelecek nesilleri de borçlu kalarak hayatlarını sürdürecek, her yeni doğan çocuk dünyaya gözlerini borçlu olarak açacaktır. Bu gidiş, iyi bir gidiş değildir. Üretime yönelik, istihdam yaratan bir ekonomik modele geçmez isek “IMF’ye borç ödedik.” diye övünülen bir ekonomiden reel sektörün de ranta dayalı bir yapılanmaya gitmesi kaçınılmaz olacaktır. Onun için, Hükûmetin bir an önce bu kırılgan ekonomide tedbir alarak kamu-özel sektör iş birliğiyle yapılacaksa da üretim ve istihdam yaratacak, katma değeri yüksek, AR-GE'ye dayalı programlara ağırlık vermesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz da seçim bölgem Hatay’dan bütçenin bu son günlerinde bir şeyler ifade etmek istiyorum. Hatay, Suriye’yle 277 kilometre sınırı bulunan, Suriye'deki iç karışıklıklardan en çok etkilenen, hatta ilçelerinden bir tanesinde, Reyhanlı’da kendi nüfusundan daha çok Suriyeli bulunan bir ildir. Yoğun tarımın yapıldığı Amik Ovası’nda yazın kuraklık, kışın ise sel baskınlarıyla verim alamayan çiftçilerin yaşadığı sorunlar ve Hatay genelindeki tüm çiftçilerin sulama için kullandığı elektrik enerjisi, üretim girdisi olarak kullanılan akaryakıt, tohum, zirai ilaçlar gibi diğer maliyetlerinin yüksek olması onları üretimden vazgeçmeye zorlamaktadır.

Ayrıca, on beş yıllık Hükûmetiniz döneminde, Menzelet Barajı’ndan beslenecek olan Tahtaköprü Barajı’nın bir an önce tamamlanması gerekmektedir. Her seçim döneminden ova çiftçisine vaatte bulunarak “Bu sene bitti, gelecek sene bitecek.” dediğiniz… Çiftçi artık kesin bir tarih istemektedir. Hatay Sahil Yolu’nun, Belen-Şekere'den sonraki çevre yolu ile Arsuz-Samandağ-Çevlik bağlantısının bir an önce tamamlanması, Hatay Antakya'daki şehir stadyumunun arazisinin, bina yapmak yerine yeşil alan olarak bırakılarak 15 Temmuz Parkı’yla bütünleştirilmesi, ayrıca İskenderun Sakarya Mahallesi'ndeki ziraat bahçesinin Sağlık Bakanlığına devredildiği şeklindeki duyumlardan vazgeçilerek, hastanenin yapılacaksa Arsuz-Belen tarafında veya Payası, Dörtyol'u da içerisine alacak şekilde Denizciler-Akçay yönünde olması daha uygun olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika müsaade ederseniz selamlayayım.

BAŞKAN - Hiç vermedim, Sayın Ahrazoğlu bitirin, siz bitirin.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkanım, Hatay’a ses verelim.

BAŞKAN – Hatay’a selam olsun.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Son olarak ifade etmek istiyorum ki yerli otomobil projesiyle ilgili bölgeler arası gelişmişlik farkının kapatılması için de tarihî bir fırsat olacaktır. Yerli otomobil üretim yerinin tespitinde siyasi baskılardan uzak, objektif kriterler dikkate alınarak bir seçim yapılması uygun olacaktır. Hatay, bu konuda hazırdır; demir yolu, otoban yolları, limanı ve hava ulaşım ağıyla güçlü bir lojistik merkezi, kaliteli bir insan kaynağı mevcuttur. Kısaca, Hatay’da yerli otomobil üretimi için Hassa Organize Sanayi Bölgesi şu anda hazır bekletilmektedir.

Son olarak, Hatay'da düzenlenecek olan "Medeniyetler Bahçesi” temalı EXPO 2021'e, Antalya'da düzenlenen EXPO 2016'ya yapılan destek kadar Hükûmetin destek olmasını bekliyor, ülkenin tanıtımı ve Hatay için önem arz ettiğini belirtiyor, Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ahrazoğlu, çok sağ olun.

Evet, şimdi, konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemini gerçekleştiriyoruz. Beş dakika süreyle soru sorması için değerli milletvekillerine söz vereceğim.

Sayın Kaya, sizinle başlıyoruz, buyurun.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce konuşmamda da belirttiğim gibi, sayın bakanlarımız da buradayken, yetkililer de buradayken ben tekrar bununla ilgili bir sonuç almak babından soracağım. Cezaevlerinde bulunan, imkânı olmayan, yoksul, yakınları olmayan, karşılayabilecek çevresi olmayan kadınların hem kendi şahsi ihtiyaçlarını karşılama noktasında hem de bebeği ve çocukları bulunan kadın mahkûmların, bezlerini, mamalarını alamayan yoksul mahkûmların ihtiyaçlarının karşılanması noktasında ne düşünüyorsunuz? Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?

Ve bir de, ayrıca yine aylardır bizlere ulaşan, bütün vekillerimize ulaşan hem Millî Eğitim Bakanlığında hem Sağlık Bakanlığında hem Maliye Bakanlığında hak ettikleri hâlde atanamayan vatandaşlarımız bununla ilgili sonuç bekliyorlar.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sağlık Bakanıyken Recep Akdağ 16 bin sağlıkçı atanacağını söyledi. Geçen süreçte yerine gelen Sağlık Bakanı Ahmet Demircan 2017 yılında 11 bin kişi alındığı belirtti. Yaklaşık 5 bin kişi neden alınmadı, ek atamalar neden yapılmadı? Sağılık Bakanı “Maliye Bakanı kadro ve bütçe verirse atayacağız.” dedi. Kadro bekleyen 400 bin sağlıkçı için yeni atamalar ne zaman yapılacak? Sağlıkçıların kimi markette çalışıyor, kimi bunalıma düşmüş, kimi bulduğu işte çalışmak zorunda kalıyor. Sağlık üzerinde eğitim almış bu sağlıkçıların işe alımları ne zaman gerçekleşecek? 2018 yılında kaç yardımcı sağlık personeli alınacak? Sağlıkçılardan taşeron olanların kadro beklentisi yanında, atanamayanların atanacağı beklentisine ne zaman olumlu yanıt vereceksiniz? KPSS sınavında başarılı olmuş sağlık meslek lisesi mezunlarından yüksek puan alıp atanamayanların mağduriyetini ne zaman gidereceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

2018 bütçesinde işçi, memur ve emekli maaşlarında doğru dürüst bir artış olmadığına şahit olduk. Asgari ücretin tartışıldığı bugünlerde enflasyonun üstünde bir artış bekliyoruz. İşçiden değil, işveren ve Hükûmetten fedakârlık bekliyoruz. Aynı şekilde çiftçilerimiz için de hububat, gübre ve mazot desteğine enflasyon oranları üstünde bir zam yapmayı düşünüyor musunuz ve bu destekleme paralarını ne zaman ödeyeceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkürler Başkanım.

Medine müdafaasında bir teğmenimizin:

“Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,

Can verir, canânı veremez Türkler.

Ebedî hâdimül harameyniniz,

Ölsek de Ravza’nı ruhumuz bekler.” mısralarıyla şiirini ithaf ettiği Medine Muhafızı Fahrettin Paşa hem aziz milletimizin hem de İslam ümmetinin fahridir, övüncüdür. Şanlı ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz kutsal emanetleri canımız pahasına her daim muhafaza edeceğimizi, Fahrikâinat Efendimiz’e olan hürmet, muhabbet ve bağlılığımızı ifade sadedinde;

“Medine Medine nurlanmış şehir,

Misafirin sevgili Efendim’dir.

Hasretinle kavrulur yanık gönlüm,

Bir vesile kılsa da yüce Rabb’im,

Yine gelsem, yine sana Efendim.” duygu ve düşünceleriyle Fahrettin Paşa’mızı ve Mehmetçiklerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tümer, buyurun.

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, bilindiği gibi Hükûmet, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde 23 ilde süper teşvikler verilmesini de öngören cazibe merkezlerine yapılacak yatırımları belirledi. İş insanlarının serzenişlerine kulak verildiğinde, mevcut hâliyle arz fazlalığına rağmen, örneğin, un, yağ, iplik fabrikası gibi yatırımlara yeniden teşvik verildiği görülecektir. Bahse konu bölgelerde bu alanlarda birçok fabrika atıl durumdayken sırf teşvikten faydalanmak için civar illerdeki yatırımcılar âdeta sıraya girmiştir. Bir ayda 380 firmanın başvurusu da bunun kanıtıdır. Teşvikten hiçbir zaman faydalanamayan Adana gibi civar illerde yatırımı düşünen iş insanlarının da cazibe merkezlerine yönelmesi sorunlar yumağına yenilerini ekleyecektir. En önemlisi de yeni kurulacak fabrikalar için Avrupa’dan ithal makineler gelecek olmasıdır. Milyarlarca dolar döviz açığımız olmasına rağmen makine ithalatına yönelecek olan ülkemiz âdeta bir makine çöplüğüne dönüşecektir. Bu nedenle, sanayi envanterine göre hareket edilmesi, arz fazlalılığı ürünlerin üretilmesinin önüne geçilmesi, bölgeler arası teşvik uçurumunun engellenmesi, talep açığı olan ürün ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sarıhan, size de söz verelim.

Buyurun.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Bakan, bireylerin çalışma haklarının çok değerli olduğunu biliyoruz. Bu konuda da emek verdiğinizi konuşmalarınızda ifade ettiniz. Ancak Meclisimizde danışman statüsünde çalışmakta olan arkadaşlarımızla ilgili çok ciddi problemler var; çalışmalarının herhangi bir güvence altında olmaması, sürekli olmaması, sürekli bir biçimde yıllık giriş çıkışlarla haklarının yok edilmesi gibi. Bu konuda hepimize bir sorumluluk düşmüyor mu? Daha önce verilmiş olan kanun teklifleri de var. Bunların ışığında Bakanlığınız bir çalışma yapmayı planlıyor mu?

Ayrıca, KPSS’nin sekiz ay önce bitmiş olmasına rağmen Maliye Bakanlığına henüz alım yapılmadığını biliyoruz. Bu konuda neden beklenmektedir?

Bu iki sorunun yanıtlanmasını...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soruları cevaplandırmak üzere sözü Kalkınma Bakanımız Sayın Lütfi Elvan’a bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Kaya’nın cezaevleriyle ilgili yöneltmiş olduğu soruyu Adalet Bakanımıza aktaracağım. Bunu öncelikle ifade etmek istiyorum.

Sağlıkla ilgili olarak, biliyorsunuz, ihtiyaç olması hâlinde biz alımlara devam ediyoruz, sağlık personeli alımlarına devam ediyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İhtiyaç var Bakanım.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Tabii, bir yandan özel kesim yatırımları da devam ediyor. Özel kesimin sağlık personeli istihdamı da sürüyor. Ancak şunu ifade etmeyelim: Yine, son on üç, on dört yıla, on beş yıllık sürece baktığımızda, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, Karadeniz’in belirli bölgelerinde, Orta Anadolu’nun bazı bölgelerinde çok ciddi doktor açıkları, hemşire açıkları söz konusuydu. Ama bugün hangi ilimize giderseniz gidin, ihtisas sahibi çok sayıda doktor arkadaşımızı göreceksiniz; ilçelerde dahi ihtisas sahibi doktor arkadaşlarımız var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Bakan, Mersin’in her ilçesinde doktor açığı var.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Mersin’in her ilçesinde…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Her ilçesinde doktor açığı var, arayıp sorabilirsiniz.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Şöyle ifade edeyim: Mersin’de gerçekten sağlık yönüyle devrim niteliğinde bir altyapıyı gerçekleştirdik; Mersin Şehir Hastanesi, günde 8-10 bin kişiye hizmet eden bir hastane. İlçelerde de ihtisas sahibi doktorlarımız var ama çıta o kadar yükseldi ki artık küçük ilçelerimiz bile her branşta ihtisas sahibi doktor istiyorlar. Dolayısıyla bu yönde talepler söz konusu, bu doğrudur ama ihtiyaçlar çerçevesinde bu atamalar yapılıyor, bunu özellikle ifade etmek istiyorum.

İşçi, memur emekli maaşının enflasyona ezildiği ifade edildi. Yine, reel olarak memur maaşlarında, öğretmenlerimizin maaşlarında ciddi artışlar sağlandı. Bakınız, şöyle ifade edeyim: Uzman öğretmen 2002 Aralık maaşı 659, 1’in 4’ü; 2017 Aralık net maaşı 3.893 lira, artış yüzde 490. Peki, bu dönemdeki enflasyon neydi? Yüzde 269. Reel olarak ciddi bir artış söz konusu. Peki, dolar bazında bakalım, dolar bazında neymiş ona bakalım. 1’in 4’ünde bir uzman öğretmenin 2002 Aralık ayında net maaşı 400 dolarmış, 2017 Aralık ayında yani bu ay net maaşı 1.012 dolar.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hangi öğretmen 1.012 dolar alıyor?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Dolayısıyla hem dolar bazında hem TL bazında hiçbir şekilde ne işçimizi ne memurumuzu ne de emeklimizi enflasyona ezdirmedik, bunu da özellikle ifade etmek istiyorum.

Bir başka husus, tarımsal destekler konusu. Yine, bildiğiniz gibi, önümüzdeki yıldan itibaren yüzde 50 mazot desteği sağlayacağız çiftçilerimize ve bu, çok önemli bir destek ve 2018 yılında tarımsal destek ödemeleri için 14,8 milyar lira ödenek öngördük ki biliyorsunuz bu 2017 yılında 12 milyar liranın biraz üzerindeydi. Dolayısıyla, yüzde 12’lik bir artış sağlanmıştır.

Sayın Tümer’in sorusuyla ilgili olarak da şunu ifade etmek istiyorum: Yine, on-on beş yıl geriye gittiğimizde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizdeki özellikle merkez illerimizde, il merkezlerindeki organize sanayi bölgelerinde neredeyse sanayi tesisi hiç yoktu. Bugün hangi ilimize giderseniz gidin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde, ilin merkezindeki organize sanayi bölgelerimizin dolu olduğunu göreceksiniz, evet, ciddi yatırımlar söz konusu. Yeni organize sanayi bölgelerimizi açtığımızı göreceksiniz. Adana’ya yönelik olarak ise Adana’ya yeni bir organize sanayi bölgesi kazandırıyoruz, bu yönde çalışmalarımız devam ediyor. Dolayısıyla, Adana gibi, Mersin gibi illerimizdeki temel sorunlardan bir tanesi yatırımcıya yer tahsisi. Bu noktada da yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

Bir diğer husus, ithalata olan bağımlılık konusuna değinilmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Evet, 2018-2020 Orta Vadeli Program’ımızda da ifade ettiğimiz gibi, özellikle üretim ve ihracatta ithalata olan bağımlılığımızın yüksek olduğu ürünlerde Türkiye'de yatırımın gerçekleşmesi yönünde somut adımlar atacağız -2018 yılı için söylüyorum bunu- ve üretim ve ihracatımızın ithalata olan bağımlılığını daha da aşağı çekeceğiz.

Çok teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Usta, İç Tüzük 60’a göre size söz veriyorum, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerindeki soru-cevap işlemi sırasında yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında Sayın Kalkınma Bakanımız önemli bir konuya değindi, bu, sağlıkta “Eğer ihtiyaç olsaydı atanırdı." diye. Şimdi, rakamlarda yanılıyor olabilirim ama yaklaşık 450 bin -benim bildiğim kadarıyla- atanamayan öğretmen var, 400-450 bin civarında atanamayan sağlık teknisyeni var çeşitli dallarda, bunları artırabiliriz yani birçok, işte ormancısından ziraatçısına kadar.

Şimdi, burada o zaman hakikaten bir ihtiyaç yoksa bir eğitim-istihdam planlaması hatası var. Yani bu kadar, 400 bin tane sağlık teknisyenine bu ülkenin ihtiyacı yoksa -ki bir yandan da devam ediyor- şimdi burada bir yanlışlık var, buna bakmamız lazım ve bu, Kalkınma Bakanlığının görevi yani eğitim-istihdam planlaması. Şimdi, bizim en büyük gücümüz ülke olarak genç nüfusumuz. Genç ve eğitimli nüfusta bakın işsizlik oranları çok yüksek. Bunlara bakılması lazım. Bu anlamda da eğitim-istihdam planlaması mutlaka üzerinde çalışılması gereken bir konudur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi okutuyorum:

Gelir ve giderlere ilişkin diğer hükümler

MADDE 13- (1) 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ile 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca il özel idareleri ve belediyelerin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddi kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında Kalkınma Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar, 5302 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 5393 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında hesaplanan faiz dâhil borç limitinin hesaplanmasına dâhil edilir. Ancak, il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde 50’sinden fazlasına sahip oldukları şirketler tarafından Avrupa Birliği ile katılım öncesi mali iş birliği çerçevesinde desteklenen projelerin finansmanı için yapılan borçlanmalar, çok taraflı yatırım ve kalkınma bankalarından doğrudan veya İller Bankası Anonim Şirketi aracılığıyla yapılan borçlanmalar ile SUKAP kapsamında yürütülecek işler için İller Bankası Anonim Şirketinden yapılan borçlanmalarda söz konusu borç stoku limitine uyma şartı aranmaz.

(2) Türkiye İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin politik risk kapsamında yapacağı tahsilatın ve Bankanın faaliyet kârlarından Hazineye tekabül eden temettü tutarlarının ve olağanüstü yedek akçelerinin tamamı veya bir kısmı, Bankanın politik risk alacağına mahsup edilebilir. Söz konusu mahsup işlemlerine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; mahsup işlemlerini Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye ve bu işlemlere karşılık gelen tutarları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan da Hazine Müsteşarlığı bütçesinin ilgili tertibine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(3) 2006 yılından önce katma bütçeli olan idarelerden 5018 sayılı Kanunla genel bütçe kapsamına alınanların ilgili mevzuatında belirtilen kurum gelirleri, genel bütçe geliri olarak tahsil edilir.

(4) 4/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devrinden elde edilen gelirlerin tamamı genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN – 13’üncü madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’a aittir.

Sayın Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merkezi yönetim bütçesinin 13’üncü maddesinin mahallî idareleri düzenleyen fıkrası üzerinde söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin malumu olduğu üzere, 15 Temmuz hain darbe girişimiyle beraber Türkiye, gerek içeriden gerekse dışarıdan birtakım hain iş birlikçilerin hedef noktası hâline gelmiştir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” anlayışı içerisinde, Türkiye’nin ateş sarmalına çevrildiği bu süre içerisinde devletimizin yanında yer almaya kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Ama şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye bir beka sorunu yaşarken, Türkiye hem siyasi hem ekonomik hedef hâline gelirken Türkiye’yi idare edenler, başta yerel yönetimler olmak üzere, kamunun malını, belediyenin mallarını eğer iç ediyorlarsa, fakir fukaranın, garip gurebanın haklarını yiyorlarsa bunlar da en az bu memlekete kastedenler kadar ihanet içerisindedirler.

Bugün, iktidar partisi olarak… Ankara, İstanbul, Bursa gibi birtakım belediyelerin başkanları “metal yorgunluğu” adı altında görevden el çektirildi. Şimdi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı yaklaşık dört yıl içerisinde 4.200 imar değişikliği yapmış. Bu imar değişikliklerine baktığınızda birçoğunun ranta dayalı olduğunu görüyorsunuz. Ben birkaç tane örnek vermek istiyorum. Hepimizin bildiği, şu Eskişehir Yolu üzerinde eski Togo’nun yeri olan bir yer. 15 Temmuzda, tam darbe, ihanet gününün olduğu gün burada bir plan değişikliği yapılıyor, orada AVM ve çok katlı yapılara müsaade ediliyor. 15 Temmuzdan sonra bir bakılıyor ki bunun sahibi FET֒cü ve firar ediyor. Kim bu? Ömer Akgül. Ömer Akgül kim? Ömer Akgül, Rahmi Bıyık’la beraber o rantın merkezi olan Çukurambar’da imar planlarını yapan kişi. Şimdi, Çukurambar’ı hepiniz biliyorsunuz. Bakın, burada resimler var. Şu resmin garabetine bakın; kimi yerde üç katlı, beş katlı, on katlı yerler yapılırken, kimi yerde kırk kata kadar çıkan yerler var ve bunları yapanların birçoğunun FET֒den haklarında soruşturma yapılıyor, haklarında işlem yapılıyor, bir kısmı yurt dışına kaçıyor. Peki, bunlara bu imar düzenlemelerini kimler veriyor? Mevcut Belediye Başkanı Melih Gökçek. Şimdi, burada bu Melih Gökçek’in hiçbir suçu yok mu, hiçbir işleme tabi tutulmayacak mı?

Ben size başka bir örnek vereyim: Ankara Beytepe’de yaklaşık 99 hektarlık bir alan. Bu 99 hektarlık alanda 5.940 kişinin yaşayacağı bir plan var, bir imar düzenlemesi yapılıyor ve burada 45.060 kişinin -dikkatinizi çekiyorum- yaşayacağı bir imar değişikliği yapılıyor. Yani yoğunluk artışı ne kadar? Yüzde 800. Buradaki kaç milyar, kaç katrilyon kimlere gitti, kimlere aktarıldı, kim, ne kazandı?

Değerli milletvekilleri, şimdi, burada “tak” diye emredip “şak” diye gereğini yaparak bu işlerden sıyrılmak olmaz. Bunun mutlaka ve mutlaka, garip gurebanın hakkını yiyenin boğazına elinizi daldıracaksınız ve hesap soracaksınız; bunun başka yolu yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, aldınız Melih Gökçek’i, getirdiniz Mustafa Tuna’yı Büyükşehir Belediye Başkanlığına. Şimdi size bir belge göstereceğim, değerli milletvekilleri, bir karar, Çankaya ilçesi Dikmen Tepe’de… Kim bu yerin sahibi? Mahmut Tuna. Mahmut Tuna kim? Tuna İnşaatın sahibi, Mustafa Tuna’nın ağabeyi. İlk defa olan bir imar değişikliği yapılıyor; 15.750 metrekare olan alan 23.625 metrekareye çıkıyor. Buna da bir şey demiyoruz ama Ankara tarihinde olmayan bir şey oluyor. Ne oluyor? Ankara tarihinde olmayan şey, buradan düzenleme ortaklık payı ve kamu ortaklığı payı alınmıyor yani gizli emsal 2,5; 3’e çıkıyor. Şimdi, böyle anlayışta, böyle rahat para kazanmanın olduğu bir ortamda, kamunun malını bu kadar kolay aldığınız bir ortamda siz kuzuyu kurda emanet ederseniz, bu gariban milletin, bu fakir fukara milletin hakkını kim koruyacak?

İstanbul da ona keza, İstanbul’dan sadece bir örnek vereceğim. Değerli milletvekilleri, bakın, Üsküdar-Ümraniye-Çekmeköy metrosu ihaleyle yapılıyor, 715 milyona mal oluyor ama Bağcılar-Başakşehir metrosu, 2 kilometresi ihale ediliyor ve yaklaşık yüzde 700’lük keşif artışı yapılıyor. Bürokrasiden gelenler var. Bakanlar Kurulunun bile yetkisinin yüzde 40 olduğu yerde, İstanbul’da yüzde 700’lük keşif artışı yapılıyor. Yani ihaleyle yapılan 16 kilometre yer 713 milyona mal olurken, ihalesiz yapılan bu yer 1 milyar 182 milyona mal oluyor. Aradaki fark ne kadar? 440 milyon dolar yani 1,5 katrilyon. Bu kime gitti, kimin boğazından geçti, kimler rant sağladı?

Yine, Orman Genel Müdürlüğünden alınan toprak alanları İstanbul Büyükşehir Belediyesine veriliyor, değerli milletvekilleri, 4 katrilyon liralık bir rant var ve bunun başına getirilen daire başkanı FET֒den soruşturmaya tabi tutuluyor. Bu 4 katrilyonluk payda Kavurmacı’nın, dönercinin payı var mıdır, yok mudur bunların hesabı sorulmadan “Kenara çekilin.” demekle bu işler olmaz. Burada bir beka mücadelesi veriliyorsa, kim kamunun hakkını yiyorsa, kim fakir fukaranın hakkını yiyorsa boğazına dursun. (CHP sıralarından alkışlar) Hangi partiden olursa olsun bunlardan da mutlaka ve mutlaka hesap sorulması gerekiyor değerli milletvekilleri. Aslında bunlarla ilgili onlarca örnek var, bu hesapları sormadığımız müddetçe Türkiye'de hakkaniyeti sağlayamayız, Türkiye'de adaleti sağlayamayız değerli milletvekilleri.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Hak, hukuk, adalet!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi zamanımız daraldığı için –Kalkınma Bakanı gitmiş- Adana’ya da değinmek istiyorum.

Biliyorsunuz, Ankara metrosu 900 milyon liralık borcuyla, 4 milyarlık masrafıyla Ulaştırma Bakanlığı tarafından devralındı Sayın Bakan. Adana metrosuyla ilgili 2011 yılında dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan söz vermesine rağmen, 2015 seçimlerinde söz verilmesine rağmen Adana metrosu devralınmadı. Bu sözün arkasında durulmasını istiyoruz çünkü her ay Adana’da 35 milyon lira para kesiliyor metro borcundan dolayı. Bu para kesilmese Adanalıya hizmet olarak gidecek. Yani burada bir haksızlık var, bu haksızlığın giderilmesi lazım.

Yine bir diğer husus: Merkezî Hükûmet Adana’da Büyükşehir Belediyemize danışmadan, onunla bir planlama yapmadan –çünkü şehirler planlamayla yönetilir, “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla hareket ederseniz şehirleri yaşanmaz hâle getirirsiniz- buraya geliyor, şehir hastanesini Seyhan Nehri’nin doğusuna yapıyor, stadyumu buraya yapıyor, yeni üniversiteyi buraya yapıyor, adliye binasını buraya yapıyor. Bunlardan dolayı teşekkür ediyoruz, doğru ama oradaki trafik akışı 3 kat, 5 kat, 10 kat artıyor, orada çok yoğun bir yoğunlaşmayla karşı karşıyayız.

Bunun üzerine Adana Büyükşehir Belediyemiz bürokratlarıyla oturuyor, “Bu trafik sorununu nasıl çözeriz?” diye Türkiye'nin dördüncü büyük köprüsüyle, bakın Sayın Bakanım, Türkiye'nin dördüncü büyük köprüsüyle ilgili bir proje geliştiriyor, ihalesini yapıyor, ihale ediliyor ve Adana Büyükşehir Belediye Meclisinden bir karar çıkarıyor buranın borçlanmasıyla ilgili. Şimdi, biz konuyu çok yakinen takip ettik, Bakana gittik. Birçok belediyenin -kendi öz kaynaklarıyla yapacak- borçlanması çıkarılırken Adana Büyükşehir Belediyesinin borçlanma talebi yaklaşık beş, altı aydır İçişleri Bakanlığının bünyesinde bekliyor. Yani, Maliye Bakanı olarak -bu köprünün bir an önce bitmesi lazım- her tarafa uyguladınız, biz bir ayrıcalık istemiyoruz. Eğer “Yenikapı ruhu var.” diyorsanız, adaletten bahsediyorsanız, hakkaniyetten bahsediyorsanız, Adanalının hakkı olan bu borçlanma yetkisini bir an önce onaylamanız gerekiyor Sayın Bakan. Bunu sizden özellikle istirham ediyoruz. Ha, onaylamazsanız da milliyetçi belediyecilik anlayışımız gereğince hiçbir zaman “Yerimiz dar.” demeyeceğiz, kendi öz kaynaklarımızla bu köprüyü bitirerek Adana’nın hizmetine sunacağız inşallah. Zaten yarıdan fazlası bitti, ayakları bitti. Tahmin ediyorum, dört, beş ay sonra da köprü Allah’ın izniyle faaliyete geçecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ama ben burada bir haksızlığı dile getiriyorum. Burada hakkaniyetin uygulanmasını istiyorum Sayın Bakan.

Çok teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Muş, İç Tüzük 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada hatip bazı iddialar ortaya attı. Kendisinin bir sözüne katılıyorum: “Milletin hakkını kim yiyorsa boğazında kalsın.” Buna bizim de iştirak ettiğimizi, sonuna kadar arkasında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Amin, tez vakitte.

MELİKE BASMACI (Denizli) – İnşallah.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yalnız, burada bir hatırlatma daha yapıyorum: Kürsüde öyle yüksek tonda konuşarak, hesap sorarak…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Boğazında kalmayacağını biliyorsunuz, onun için yargıya gitmiyorsunuz, değil mi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada şimdi yapması gereken şu bu milletvekilinin: Saat dört, savcılıklar daha kapanmadı, adliye de burada. Behemehâl bu elindeki belgelerle beraber, burada iddia ettikleriyle -bu anlamda biz de AK PARTİ olarak çok büyük bir mutluluk duyarız- bunlarla ilgili hemen savcılığa suç duyurusunda bulunsun ki bununla alakalı yargısal süreç başlasın.

Kendisinin iddialarıyla alakalı bizim bu noktada başka söyleyeceğimiz bir şey yoktur. Kendisinden bunu rica ediyorum, lütfen zaman kaybetmeden hemen adliyeye doğru bunları ulaştırsın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, şimdi bize bir noktada sataşma var. Sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – Sataşma değil. Sizin bir sözünüze katıldı, diğer belgeleri verin…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama Sayın Başkan…

BAŞKAN – İsterseniz oturun, ben 60’a göre size de bir söz vereyim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama sataşma var.

BAŞKAN – Hayır, sataşma değil Sayın Yılmaz. Oturun lütfen.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yani sataşmadan…

BAŞKAN – Yo yo, sataşma değil.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 60’a göre değil, sataşmadan dolayı söz istiyorum 69’a göre.

BAŞKAN – Şimdi, 60’a göre istiyorsanız vereyim sözü ama sataşma yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama sataşma var. “Yüksek sesle konuşarak…” diye haksız ithamda…

BAŞKAN - Bakın, hayır, şunu söyledi Sayın Yılmaz, şunu söyledi, sizin bir sözünüze katıldığını söyledi. Onun dışında da “Belgeleri -savcılık kapanmadı- gitsin versin. Bundan da mutlu oluruz.” dedi.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – İç Tüzük bana sataşmadan dolayı bu hakkı veriyor. Bana sataşması şu, ifade ediyorum…

BAŞKAN – Buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Diyor ki: Yüksek sesle konuşarak, bağırarak çağırarak…

BAŞKAN – “Bağırarak çağırarak.” yoktu.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Var var; buna benzer laflar. Yani şimdi bu bir sataşma değil mi? Siz uzun süredir…

BAŞKAN – Tamam Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Anladım ama… Ya, konuşurum yerimden de konuşurum ama…

BAŞKAN – Gerçekten, bakın Sayın Yılmaz, ben burada iki dakikayı şu anda çoktan da verirdim ama bir şeyi uygulamaya çalışıyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Anladım da… Ama 69 benim hakkım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben size “Meramınızı anlatacaksanız buyurun, 60’a göre size de söz veririm.” dedim ya.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama benim hakkım 69.

BAŞKAN – Hakkınız 69 değil, hakkınız 69 değil, hayır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hakkım 69, sataşma var bana Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ya, sataşma olup olmadığının, bunun takdiri bana ait, değil mi? Ben size ifade ettim.

Lütfen, istirham ediyorum, rica ediyorum.

Buyurun, 60’a göre bir dakika süreyle size söz veriyorum.

11.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şimdi, benim konuştuğum her şeyin belgeleri burada. Ben dava açma makamında değilim. Ben burada Mehmet Muş’a soruyorum: Bugüne kadar bu imar yoğunluğu artışlarından hangi dava sonuçlanmış? Ben burada bir realiteden bahsediyorum. Bu imar düzenlemeleri yasal kılıf adı altında belediyelerin rant kapısıdır, bir zenginleşme aracıdır.

Mustafa Tuna’yla ilgili söylediğim karar burada, altında kimin imzası olduğu belli. Bakın söylüyorum, Meclis İkinci Başkan Vekili Nail Çimen’in imzasıyla karar elimde.

İstanbul’la ilgili söylediklerim, İstanbul metrosuyla ilgili konu davada, soruşturması da devam ediyor. Şimdi, buradan bana cevap verene kadar, eğer Türkiye’de bir haksızlık yapılıyorsa, Türkiye bir beka mücadelesi veriyorsa bu mücadeleye herkes katkı koymak zorundadır. Kimse fakir fukaranın, garip gurebanın malına el uzatmamalıdır. Benim savunduğum görüş bu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz sırası Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’e aittir.

Sayın Özdiş, buyurun (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizleri ekranları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlar; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

2018 yılı bütçesini konuşuyoruz, bitti sayılır ancak bizim söyleyeceklerimiz bitmedi, bitmeyecek. Değerli milletvekilleri, bu bütçe, baskıcı, dışlayıcı, kurumları, değerli önemsemeyen, kendini ülkenin tek sigortası gören, kişisel yaklaşımını tek doğru sanan ve onun temsil ettiği siyasi bir anlayışın bütçesidir. Bu bütçe, kişisel iktidarını sürdürmek için demokrasiden, özgürlükten, hukuktan uzaklaşan, başarısızlığında bütün suçu dış güçlerin üzerine atan, kendisini ülkesi için vazgeçilmez sanan, hırsı mantığını aşmış bir liderin bütçesidir. (CHP sıralarından alkışlar) Yani “Ben olmazsam ülke yok olur.” diyen, tam tersine ülkesini yok oluşa sürükleyen hastalıklı bir anlayışın bütçesidir. On beş yıllık kesintisiz iktidarına rağmen, işçisi, çiftçisi, esnafı, memuru kan ağlayan, hâlâ 40 milyona yakın insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı, üstelik her geçen gün biraz daha yoksullaştığı bir ülkenin bütçesidir. “Hukuk yok, bir sorun çıktığında başvurabileceğim kurumlar yok, her şey bir liderin iki dudağı arasında. Dolayısıyla, her an başıma bir bela gelebilir; param batabilir, mülküme el konabilir.” endişesi duyan bir yatırımcının yatırım yapmaktan kaçtığı bir ülkenin bütçesidir bu bütçe. Topluma “Ben olmazsam bu ülke ayakta kalamaz.” diyen ama yönetim anlayışıyla ülkeyi daha da büyük bir yıkıma sürükleyen AKP Genel Başkanını siyaseten korumanın bütçesidir. O iktidarını sürdürsün diye daha kötü, daha huzursuz bir yaşama razı olmanın bütçesidir.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, işsizliğin azalması, faizin, dövizin düşmesi için yerli, yabancı yatırımcının yatırımına ihtiyaç var. Var olanların yatırım yapması için de ihtiyaç duyulan şey bağımsız bir yargı, işlevsel kurumlar, rekabet ortamının oluşması için yatırıma dönüşecek yeni fikirlerin ortaya çıkması. Böyle bir ortama ihtiyaç var. Ancak, AKP Genel Başkanınınsa mecbur olduğu iktidarını sürdürmesi için daha fazla baskıya, daha fazla kısıtlamaya, yargının üzerinde daha fazla tahakküm kurmaya ihtiyacı var. Söylediğimiz gibi, ülkemizin gelişip büyümesi için ihtiyaç duyulan her şey AKP Genel Başkanının lehine olacak her şeyde çok net olarak ülkemizin aleyhine görülüyor değerli milletvekilleri. Yani bu bütçe, halkı yoksullukla boğuşurken, bir lokmaya, bir hırkaya talim ederken kendisi “İtibardan tasarruf olmaz.” diyen bir liderin bütçesidir. Bu bütçe, henüz okula gidecek yaşa gelmemiş çocuklara, evlerinde tarikatlar ve cemaatler eliyle dinsel eğitim verileceği Millî Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan, ilk ve ortaöğretimin tümüyle dinselleştirildiği, dolayısıyla çocukların ve gençlerin beyinlerine siyasal İslam’ın yerleştirilmesine hizmet eden bir bütçedir. Bu bütçe, bir başbakan yardımcısının “Fetvalara biz Anayasa’ya uygun mu değil mi diye bakmayız.” diyerek hukuka karşı fetvayı yeğleyen yani Anayasa’nın olmazsa olmazı olan laikliği hiçe sayan, dolayısıyla anayasal suç işleyen bir yönetim anlayışının bütçesidir bu bütçe. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bütçe, Atatürk için “ayyaş” diyenleri duymazdan gelenlerin, cumhuriyete “reklam arası” denmesine göz yumanların, her fırsatta cumhuriyeti ve onun üzerinden Atatürk’ü hedef alanların, memleketin her köşesinden Atatürk adını silmeye çalışanların, “Keşke Yunan kazansaydı.” diyecek kadar gözü dönmüş yaratıkları saray sofralarında ağırlayanların bütçesidir değerli milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar) Ve elbette en önemlisi, Atatürk mirasının vazgeçilmezi laikliği ayaklarının altına alan, bu ülkenin çocuklarını imam-hatiplere mecbur bırakanların bütçesidir bu bütçe.

Bu bütçe, sokakta işsiz gezen gencimizin derdine derman olacak bir bütçe değildir. Bu bütçe, atanamadığı için bunalıma giren yaklaşık 450 bin öğretmenin bütçesi hiç değildir. Bu bütçe, her seçim döneminde AKP tarafından kadro sözü verilen, oyu alındıktan sonra unutulan, dolayısıyla kandırılan taşeron işçilerinin bütçesi hiç değildir. Bu bütçe, ay sonunu zor getiren, kömür, makarna yardımına muhtaç bırakılan asgari ücretlinin bütçesi hiç değildir. Bu bütçe, üç kuruşluk emekli maaşıyla çocuğunu okutan, evini geçindiren emeklinin bütçesi hiç değildir değerli milletvekilleri.

Kamu kurum ve kuruluşlarına verilen bu bütçe, en basit tabiriyle israfın ve işe yaramazlığın bütçesidir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bütçe, demokrasiyi bir ara istasyon olarak gören, basın özgürlüğünü hiçe sayan, Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas eden, kanun hükmünde kararnamelerle ve OHAL’le ülkeyi yöneten bir anlayışın bütçesidir. Bu bütçe, Ensar ve TÜRGEV gibi bilumum vakıfların, 15 Temmuz gibi bir musibeti yaşamamıza rağmen ders almayan, devleti başka cemaatlere teslim edenlerin bütçesidir. Bu bütçe, kutsal dinimizi siyasete alet edip oy devşirenlerin bütçesidir. Bu bütçe, cumhuriyetin kazanımlarını yok edenin, yok etme anlayışının bütçesidir. Bu bütçe, işsizliğin, yoksulluğun, sefaletin bütçesidir. Bu bütçe, umutsuzluğun, gericiliğin, demokrasiden uzaklaşmanın bütçesidir. Bu bütçe, maliyeti 1,3 milyar TL olarak açıklanan, gerçek maliyeti 4 milyar TL olan israf sarayın bütçesidir. Kısaca, bu bütçe halkın bütçesi değildir; dünyanın gözünün önünde güzelim ülkemizin adının yolsuzlukla, hırsızlıkla, rüşvetle anılmasına neden olan bir iktidarın bütçesidir bu bütçe değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; İtalyan filozof Bruno’nun şöyle bir sözü var: Tanrı kendi iradesini hâkim kılmak için iyi insanları kullanırmış, kötü insanlarsa kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlarmış. Kıssadan hisse.

Değerli milletvekilleri, özetle bu bütçe, yakın bir gelecekte istibdat rejimi kurma hevesinde olanların dayattığı bir bütçedir. Basın özgürlüğünün simgesi olmuş Ahmet Şık’ın söylediği gibi “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet.” diyoruz ve bu bütçeyi reddediyoruz değerli milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar)

Buradan sevgili hemşehrim, basın özgürlüğünün simgesi Ahmet Şık’a da selam ve saygılarımı gönderiyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Aslında cevap vermeye değecek veya cevap verme ihtiyacı hissedeceğimiz bir konuşma değil fakat “Ülkeyi yıkıma sürükleyen AK PARTİ Genel Başkanının kendisini korumak için yapılan bir bütçe.” ifadesinde, burada “Ülkeyi yıkıma sürükleyen” derken Sayın Cumhurbaşkanımızdan, Genel Başkanımızdan bahsediyor. Sadece neden bütçe yaptığımızı ifade etmek istiyorum. Bu bütçe neyi getiriyor, onunla alakalı 69’dan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika süreyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada yapılan konuşmayla alakalı bir değerlendirme yapmayacağım, yapma gereği hissetmiyoruz; dikkate alınacak, AK PARTİ tarafından ciddiye alınacak bir konuşma olduğunu düşünmüyoruz. Bu açıdan bizim için hiçbir geçerliliği yoktur fakat birkaç şeye değinmek istiyorum.

MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Muhatap bile alma.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye demokratik sisteme sahip, 1950’den itibaren…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sataşma yoksa niye konuşuyorsun Sayın Muş?

MEHMET MUŞ (Devamla) - …seçimleri çok partili bir şekilde yapılan bir ülkedir ve askerî müdahalelerle, muhtıralarla kesintiye uğrasa da Türkiye’de seçimler beş yılda bir, dört yılda bir gerçekleşmiştir, yapılagelmiştir.

Herkes tezlerini ortaya koyar, herkes yapacaklarını ortaya koyar, milletin huzuruna çıkar, söyleyeceğini söyler, projesini açıklar; millet bir değerlendirme yapar. Bu değerlendirmenin neticesinde birisini iktidara getirir, diğerlerine ya ana muhalefet ya muhalefet görevi verir.

2002 yılından itibaren -bizden önce başka partiler de geldi iktidara- tek başına AK PARTİ’yi iktidara getiriyor. O zaman, milletin değerlendirmesi bu yöndeyse, milletin takdiri AK PARTİ’den yanaysa demek ki millet AK PARTİ’nin uygulamalarından ve şimdiye kadar yapmış olduğu bütçelerden bir memnuniyet duymaktadır ki 16’ncı bütçeyi yapma yetkisini yine AK PARTİ’ye vermiştir.

Bir diğeri değerli milletvekilleri, bu bütçede önemli kaynaklar yatırıma dâhil oluyor, milletin diğer ihtiyaç duyduğu alanlara da ayrılıyor. Şimdi, bu bütçe 2018 yılıyla alakalı uygulanacak. Milletin bizim nezdimizde, bizim nazarımızda takdirini toplayacak bir bütçe olduğunu biz değerlendiriyoruz. Aksini söyleyecekler, eksik olduğunu söyleyecek olanlar varsa bunu millete kendileri izah ederler. Zaten çok uzak değil arkadaşlar, yirmi ay sonra genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak, öncesinde yerel seçimler var, burada millet takdirini ve onayını kullanacaktır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç, size de İç Tüzük 60’a göre yerinizden bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, milletin hakkını ve hukukunu her şeye rağmen korumaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundan Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak milletimize sesleniyoruz: Biz ne zaman masumun ve mağdurun hakkını korumaya kalksak, ne zaman yanlışlardan, yolsuzluklardan, hırsızlıklardan bahsetsek, ne zaman vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğünden bahsetsek, ne zaman milletimizin çıkarlarından bahsetsek maalesef iktidar partisinin yetkilileri kürsüye çıkarak milletimize dönüp “Siz bize oy verdiniz, biz bunları yapmaya devam edeceğiz.” diyorlar. Bu yüzden, milletimize bir kere daha sesleniyorum: Biz sizin hakkınızı ve hukukunuzu her şeye rağmen korumaya devam edeceğiz.

Az önce Cumhuriyet Halk Partisi İdare Amiri İbrahim Özdiş’in yaptığı bütün konuşmaların hemen altına Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak imzamızı atıyor ve milletimize sesleniyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Mithat Sancar’a aittir.

Sayın Sancar, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuşmak için söz aldığım 13’üncü maddede yerel yönetimlerle de ilgili bir düzenleme var. Maddenin tamamını burada değerlendirecek değilim ama yerel yönetimlerle ilgili bütün bu maddeler büyük ölçüde ironiden ibaret kalmaktadır çünkü Türkiye’de demokratik bir yerel yönetim sistemi zaten çok fazla mevcut değildi, olağanüstü hâl ilan edildiğinden bu yana da artık ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla burada yerel yönetimler için ne öngörülüyor, ne yapılıyor diye bütçede söz söylemenin bir anlamı da yoktur.

Bir iktidarın sahip olduğu zihniyet getirdiği bütçe tasarısını da belirler. Tersinden söyleyelim, bütçenin kendisi ya da bütçe tasarısı iktidarın hangi zihniyetle yönetmek istediğini de gösterir. İktidarda şu anda egemen olan zihniyet, bütünüyle özgürlüklerin bastırıldığı, emekçilerin haklarının bütünüyle göz ardı edildiği, güvenlik anlayışının egemen olduğu, savaş hazırlıklarının belirleyici nitelik taşıdığı bir anlayıştır, bütçe de ona göre belirlenmiştir. Bu bütçe, her şeyden önce, daha önce de söylediğimiz gibi, bir güvenlik ve savaş bütçesidir.

Elbette, bunun öncesi var ama özellikle 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hâl ilan edildikten sonra, bu, yukarıda özetlediğim anlayış iyice belirgin hâle gelmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminin ne kadar kınanması gereken, karşı çıkılması gereken ve mücadele edilmesi gereken bir girişim olduğunu biz burada sürekli dile getirdik ancak iktidarın darbe girişimiyle mücadele adı altında yaptığı işlere bakarsanız, darbe zihniyeti ve darbe teşebbüsüne karşı samimi bir tedbir paketine sahip olmadığını rahat görürsünüz. Olağanüstü hâl çerçevesinde ilk yaptıkları işlerden biri belediyelere kayyum atanmasını mümkün kılan kanun hükmündeki kararnameyi yayımlamak oldu 4 Eylül 2016’da. Oysa, 19 Ağustos 2016’da, burada, torba yasada böyle bir hüküm varken bunu bütün partiler bir araya gelip tartışmıştık ve bizlerin muhalefeti sonucu, itirazları sonucu bu düzenleme o torba yasa tasarısından çıkarılmıştı. Peki, neden daha sonra böyle bir kanun hükmündeki kararname çıkardınız? Çünkü, iktidar, mevcut yerel yönetim mevzuatına göre hareket ederek belediyelere el koymasının mümkün olmadığını görüyordu. O zaman, darbe girişimiyle mücadele adı altında, mücadele gerekçesiyle ilan edilen olağanüstü hâlin imkânlarını devreye soktu. Burada muhalefet partilerine söz verdiler iktidar grubu temsilcileri, “Bu madde daha sonra KHK’yla gelmeyecek.” dediler ama bu sözde de durmadılar pek çok sözde durmadıkları gibi ve ardından belediyelere kayyum atama uygulaması başladı. DBP’li belediyelere toplam 94 kayyum atandı ama kendi belediyelerinde de istifa ettirme yöntemiyle bir tür kayyum yönetimi egemen kıldılar, şimdi sıra CHP’li belediyelerde. CHP’li belediyeleri de müfettiş raporları veya soruşturma tehdidiyle yine görevden almaya yönelik hazırlıkların ilk adımı olarak Ataşehir Belediyesi operasyonunu yaptılar.

Aslında, bu bütçeye baktığınızda ve genel uygulamaları dikkate aldığınızda şu an ülkede bulunan sistem, fiilî sistem bir mega kayyumluk sistemidir. Mega kayyumluk sistemi 16 Nisandaki referandumla, şaibeli referandumla kabul ettirilen Anayasa değişikliğinde Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak adlandırılıyor, bunun gerçek adı bütün ülkeye hükmeden mega kayyumluk sistemidir. AKP, vesayetle mücadeleyi kendi demokrasi destanının, demokratiklik hikâyesinin temeli olarak inşa etti fakat kurdukları sistem süper vesayet sistemidir. Şu an geldiğimiz yer mega kayyum, süper vesayet sistemi ve buradan herhangi bir demokratik gelişmenin, herhangi bir demokratik ilerlemenin çıkması mümkün değildir.

Sadece demokrasi değil sosyal adalet de tahrip ediliyor, bu da çok diyalektik bir sonuçtur. Eğer güvenliğe, eğer baskıya, eğer savaşa, askere yatırım yapıyorsanız, öbür yandan emekçiye de, yoksula da elbette para ayırmazsınız. Tersinden söyleyelim: Eğer siz özgürlükleri askıya alırsanız, emekçilerle mücadeleyi, özgürlükler için mücadeleyi bastırma hedefini esas alırsanız doğal olarak, güvenliğe, polise, polis teşkilatının ihtiyaç duyduğu baskı aygıtı yöntemlerinin araçlarına yatırım yaparsınız. Öte yandan, eğer bölgede barışçıl bir düzenin kurulmasını, çoğulcu bir düzenin barışçıl yollarla kurulmasını istemiyorsanız bölgeye dönük savaş planlarını devreye sokarsınız, bütçenizi de buna göre yaparsınız.

Şimdi, başta da söyledim, şu an…

MEHMET MUŞ (İstanbul) –PKK’yla mücadeleye “savaş” diyorsun.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Evet, savaş bütçesi yaparsınız doğal olarak, savaş bütçesi yaparsınız. Yatırımlar için ayırdığınız paraları şişirirsiniz ama yaptığınız bütçe savaş bütçesi olur. Bu savaşın kimseye, özellikle bu ülkeye bir hayrı olmayacağını hatırlatalım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Terör…

MİTHAT SANCAR (Devamla) - Sözünüz varsa gelir buradan söylersiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söyleyeceğiz, merak etmeyin.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Gelin söyleyin, biz de size cevabımızı verelim, söyleyelim.

Bugün ortaya çıkan bilgiler…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Merak etmeyin, söyleyeceğiz.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Oradan laf atmayın ergenler gibi, buraya gelin sözünüzü söyleyin. Gayet sakin bir şekilde görüşümüzü anlatıyoruz.

Ortaya çıkan haberlere bakarsanız bu iktidar gladyo Ergenekon zihniyetine teslim olmuştur. Yurt dışı operasyonları haberleri arka arkaya geliyor. Bunları hangi kaynaklarla, hangi gerekçeyle, hangi anlayışla ve meşruiyetle yapacaksınız? Bu bilgilerle ilgili bugüne kadar doyurucu bir yalanlama yapmamış olmanız bu hazırlıkların doğru olduğunu göstermiyor mu ya da bu hazırlıkların doğru olduğunu mu gösteriyor?

Öte yandan, Suriyeli Aşiretler ve Kabileler Yüksek Kurulu adı altında bir kuruluş Türkiye’de geçen hafta toplantısını yaptı, ulusal ordu kuruluyor. Bu iktidar, Orta Doğu’da ve özellikle Suriye’de mezhep eksenli savaşın devamını istiyor görünüyor. Derinleştirmeyi, bu mezhep eksenli savaşı derinleştirmeyi öngörüyor görünüyor. Bu, çok tehlikelidir değerli arkadaşlar hem bölge için hem ülke için. Bu konseyin, yüksek kurulun bundan sonraki toplantısı, basına yansıdığı kadarıyla, Samandağ’da yapılacak. Bunun ne anlama geldiğini aklı başında herkes bilir. Mezhep çatışmasını kaşımanın daha ileri bir adımıdır, çok tehlikelidir. Afrin’e savaş hazırlıklarının da ne anlama geldiğini biliyoruz. Bölgede Kürtlerle savaşı yaygınlaştırmak, derinleştirmek bütün Orta Doğu'yu ataşe vereceği gibi Türkiye'nin içinde de çatışma eksenlerini kötü bir biçimde derinleştirir ve fay hatlarının daha da hassas hâle gelmesine neden olur. Bundan, bu planlardan derhâl vazgeçilmesi gerekiyor.

Sadece iktidara çağrı yapmak yetmiyor. Bütün demokrasi güçleri, barıştan yana bütün ülke kesimleri bu savaş, gladyo, Ergenekon anlayışlı bütçeye ve bunun altında yatan zihniyete kararlılıkla karşı çıkmalıdırlar. İhtiyacımız savaş değil, barıştır, güvenlik operasyonları değil, sosyal adalet ve demokrasidir.

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bizim gladyo ve Ergenekon’a teslim olduğumuzu ifade etti. Bu, açık bir sataşmadır, 69’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Oldunuz, oldunuz.

BAŞKAN - Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim bir şeye teslim olduğumuz yok. Bizim teslim olduğumuz bir tek yer vardır, o da milletin iradesidir. Başka bir şeye de teslim olmayız. Fakat şunu merak ediyorum: Sayın hatip, kendisi yıllarca Türkiye Cumhuriyeti’ndeki üniversitelerde insan hakları dersi verdi ve insan haklarını… İnsanı tehdit eden bir terör örgütüne, PKK’ya yönelik operasyonlardan o kadar rahatsız olmuş ki inanın, olduğum yerde şaşkınlık içinde izledim. “Bölgeye karşı savaş planları var bu bütçenin içerisinde.” diyor.

Arkadaşlar, orası bizim toprağımız, bu ülkenin toprağı, Türklerin de toprağı, Kürtlerin de toprağı.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Neresi ya, neresi? Ne alakası var?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ne zaman sizin toprağınız oldu ya?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Orada PKK’ya operasyon yapmak sizi niye bu kadar rahatsız ediyor Sayın Sancar? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Afrin’in sizinle ne alakası var?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Neden rahatsız oluyorsunuz? Siz bir de insan hakları savunucusu olacaksınız, değil mi?

İnsan hakları savunucusu, insan hakları dersi veren bir kişidir kendisi ama bakın, burada, PKK’ya yapılan operasyondan rahatsız oluyor.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir haritaya bakın isterseniz. Haritaya baktınız mı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, “Mezhep eksenli bir savaşı Türkiye’nin desteklediği” veya buna benzer ifadeler kullandı. Bizim nazarımızda Müslüman Müslüman’dır.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – İnsan insan değil midir?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Müslümanları mezhebine göre, âdetine göre ya da insanları kültürüne göre, örfüne göre ayrıştırmak gibi bir şey hiçbir zaman parti politikalarımızda olmamış. Onun için biz Türkiye’nin tamamından rey alıp tamamından temsilci çıkarabilen bir partiyiz. Bunları reddediyorum.

Aynı şekilde, bakın, Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, devleti ve milletinin güvenliğini sağlamak için operasyon yapar. Nereye? Yurt içinde eğer terör unsurları varsa -ki o çukurlarda vesairede falan yapmıştı- ya da sınır ötesi kendisine tehdit gördüğü anda bu operasyonu yapar. Uluslararası hukuk buna müsaade eder. Eğer Afrin’de, burada terör unsurları Türkiye’yi tehdit edecek duruma ulaşmışsa Türkiye uluslararası hukuktan çıkan hakkını kullanır ama bunun Sayın Mithat Sancar’ı neden rahatsız ettiğini çıkıp burada kendisi açıklasın.

Bir de bu insan haklarıyla alakalı, bakın, PKK terör örgütünün yapmış olduğu insan hakları katliamları ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – …ihlalleriyle alakalı çıkıp burada birkaç kelam etmesini kendisinden rica ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Sancar, buyurun, çıkın anlatın, davet etti sizi.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

4.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Tabii, Sayın Muş öğrenciliğini nerede geçirdi tam bilmiyorum ama tahminen Doğu Akdeniz Üniversitesinde …

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sizin ders verdiğiniz bir yerde.

MİTHAT SANCAR (Devamla) - …evet, ders verdiğim bir yerdeydi.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Terörü ne zamandan beri savunuyorsunuz?

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Çok isterdim, çok isterdim -Yusuf’un istemezdim gelmesini ama- Sayın Muş fırsat buldukça o derslere gelseydi…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İyi ki gelmemişim.

MİTHAT SANCAR (Devamla) - …bugün anlattıklarım ile o gün söylediklerim arasındaki uyumu görseydi.

İkincisi, öğrencilerimin büyük kısmı, çok büyük bir kısmı, hatta hepsi, söyleneni anlama yöntemlerini tartışarak başlardı derse. “Bölge” dediğimizde kastettiğimiz Orta Doğu’ydu ve Suriye’de Afrin ve etrafındaki bölgeydi. Anlamadan konuşan öğrenciyi de hoca olarak sabırla, anlayışla dinlerim, asla bundan dolayı herhangi bir takbîhât falan yapmam, öyle değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burası üniversite değil Sayın Sancar, Meclistesiniz, ben de sizin öğrenciniz değilim.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Ama burada grup başkan vekili olarak konuşunca, doğal olarak kendisine bunu hatırlatırsınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Herkes anlıyor her şeyi Sayın Sancar, rahat olun.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – İkincisi: Bizlerin rahatsızlığı, savaş bütçesindendir; bizlerin rahatsızlığı, savaş hazırlıklarındandır.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Eğer Sayın Muş madem adımı bu kadar andı, benim akademik çalışmalarımı okusaydı -bu konuda tevazu göstermeyi çok isterdim ama yapmayacağım- barışa nasıl ulaşılabileceğini, çatışmaların nasıl çözülebileceğini çok uzun yazdık, anlattık.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Akademik bilginize kimse itiraz etmiyor, rahat olun.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Sadece gazete, dergi ve kitaplarda değil, Hükûmete verdiğimiz raporlarda da anlattık. Gidin, bakın, o zamanki Güvenlik Müsteşarlığı arşivlerine yazdığımız raporları okuyun. Onlara nasıl o zaman kulak kabarttıklarını biliyoruz AKP temsilcilerinin. Okuyun, bugün söylediğiniz sözlerden utanacağınızdan eminim. Barış için, insan hakları için geçirdim akademik ömrümü, siyasi ömrümü de bundan farklı hiçbir şeye harcamam. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, söz almayacağım, sadece kayıtlara girsin.

Bizim ne geçmişte utandığımız, utanacağımız bir şey var ne de şu an tartıştığımız, utandığımız ya da utanacağımız bir şey var. Şunu da özellikle belirteyim: Doğru, kendisi benim de öğrenim gördüğüm üniversitede ders verdi. İyi ki Sayın Mithat Sancar’dan ders almamışım, iyi ki almamışım.

Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Alsaydın böyle olmazdın zaten.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şahıslar adına ilk söz Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’e aittir.

Sayın Bilgin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2018 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ hükûmetlerinin hazırladığı 16’ncı bütçeyi görüşüyoruz. 16’ncı bütçemiz de bundan önceki bütçelerimiz gibi insan odaklı, büyümeyi, istihdamı, yatırımı destekleyen; eğitim, sağlık, ulaşım ve altyapı yatırımlarını öncelikle ele alan; vatandaşın refahını artırmaya yönelik bir bütçedir. Bu vesileyle, partimize 16’ncı defa bütçe yapma ve milletimize hizmet etme onur ve bahtiyarlığını yaşatan milletimize şükranlarımı sunuyor, teşekkür ediyorum.

14 Ağustos 2001 tarihinde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla yola çıkan kadrolar 3 Kasım seçimleriyle milletten yetki almış, aldığı yetki ve sorumluluğun gereğini o günden bugüne kadar layıkıyla yerine getirmiştir. Partimiz, kendisine destek olan milletimize mahcup olmamak adına hiçbir bahane ve mazeretin arkasına sığınmamıştır. İç ve dış güçlerin her türlü engellemelerini, kumpaslarını milletten aldığı güçle aşarak milletle birlikte milletimiz için gece gündüz demeden çalışmıştır. Milletimiz de şaşmaz terazisi ve ferasetiyle bu çalışmaların ve hizmetlerin karşılığı olarak 12 seçimdir AK PARTİ kadrolarına destek olmuş, hizmet etme onur ve sorumluluğunu vermiştir.

Peki, 16 bütçe yapma başarısının temelinde ne vardır? Milletin gündemi ile milletin belirlediği rotada yürümek vardır. On beş yıl boyunca insan odaklı hizmet ve eser siyaseti yapmak vardır. Tek gücün millî irade olduğuna inanmak ve her türlü vesayete karşı mücadele etmek vardır. İşte, AK PARTİ, bu anlayışla, milletimizin ve tarihimizin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun bilinciyle, milletimizle birlikte, “Büyük Türkiye” hedefine inanmıştır, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” anlayışını benimsemiştir, yerli ve millî tüm toplum kesimleriyle birlikte hedefe emin adımlarla yürümeye devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleriyle ülkemizin çehresi değişmiş, devrim niteliğinde hizmetlere, yatırımlara imza atılmıştır. Hükûmetlerimiz döneminde Türkiye büyürken, gelişirken Anadolu’nun göz bebeği, medeniyetler şehri Sivas’ımız da büyümeden alması gereken payı almış ve almaya devam edecektir. Devletine, bayrağına, milletine ve inancına bağlı olan, cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ımızın her alanda layık olduğu yere gelmesi için çalışmalarımız ve hizmetlerimiz hükûmetlerimizin desteğiyle devam etmektedir.

Yapımı devam eden ve 2019 yılında hizmete başlayacak yüksek hızlı trenle Ankara, İstanbul ve diğer bağlantılı iller Sivas’a daha yakın hâle gelecektir.

Yine ayrıca, yapımı devam eden ve en kısa sürede tamamlanacak Karadeniz-Akdeniz bağlantı yoluyla, ilimiz, hem Akdeniz hem de Karadeniz limanlarına daha yakın hâle gelecektir. Yapılan yatırımlarla ilimiz tüm komşu illere yüksek standartlı bölünmüş yollarla bağlanmıştır.

“Hava yolu halkın yolu” anlayışını hayata geçiren AK PARTİ hükûmetleriyle, 2002 yılında kapalı olan havaalanımız yeni pist ve yeni terminal yapılarak hizmete açılmıştır. Bugün itibarıyla, haftalık ortalama 45 uçuşla 600 bine yakın yolcu taşınmıştır.

Tarım ve hayvancılık alanında önemli bir merkez olan Sivas’ımızda bu alanda yatırımlara başlanılmış ve tamamlanmıştır. Özellikle, çiftçimizin katma değeri yüksek ürünler üretebilmesi amacıyla, sulanabilir tarımsal alanların artırılmasına yönelik birçok irili ufaklı baraj yapılmış, yapılmaya da devam edilmektedir.

Kırsal kalkınmayı desteklemek amacıyla, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu aracılığıyla, 366 milyon lira tutarında yatırım yapılarak üreticimize 194 milyon lira tutarında hibe ödenmiştir. Bu yatırımlarla birlikte, ek 1.786 kişilik istihdam sağlanmıştır. Sivas’ımız bu alanda yapılan desteklemelerle Türkiye’de ilk 3 arasındadır.

Bizim dönemizden önce kapatılan ve Sivaslı üreticilerimizin haklı bir talebi olan et entegre tesisini üreticilerimizin hizmetine sunduk.

Sivas’ımızda sağlık alanında önemli yatırımları hayata geçirdik. Başta Sivas merkez olmak üzere Şarkışla, Yıldızeli, Zara, Divriği, Koyulhisar Hastanelerimiz hizmete açılmıştır. Gürün ve Suşehri hastane inşaatları devam etmekte olup Kangal ve Akıncılar hastane yapımlarına 2018 yılında başlanacaktır.

Eğitim alanında ilimizde gerek yükseköğretimde gerekse ortaöğretimde altyapı eksikliği kalmamıştır. Bu alanda Türkiye’de bir ilk olan ve tek seferde 10 bin kişilik yükseköğretim yurt inşaatı bir yıl içinde hizmete girecek şekilde, özel idare kaynaklarıyla yapımına başlanmış, inşallah 2018 Eylül ayında hizmete girecektir.

İnsanımızın yaşadığı her yere ayrım yapmadan hizmet götüren partimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – …kırsal alanı da ihmal etmemiş, bu alanda tüm köylerimizin altyapı yatırımlarını tamamlamak üzere çalışmalara başlamış ve devam etmektedir. Özellikle 2017 yılında 1 milyon 750 bin metrekare parke taş köylerimize döşenmiş olup inşallah 2018 yatırımlarıyla birlikte kırsal alanımız daha da güzel hâle gelecektir. Tüm bu hizmetleri bugüne kadarki 15 bütçemizle hayata geçirdik. İnşallah, 16, 17, 18 ve devam eden bütçelerle de Türkiye’yi hedefine koşturacağız diyor, bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bilgin.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı.

Sayın Sancaklı, buyursunlar. (MHP sıralarından alkışlar)

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bizi izleyen büyük Türk milletine de saygılarımı sunuyorum.

Dün burada Spor Bakanlığı bütçesinde yapmış olduğum konuşmanın bir kısmıyla ilgili, sabah uyandığımda basının belli bir bölümünde ve sosyal medyada gördüğüm manşetleri büyük bir hayret içerisinde okudum. Şöyle yazıyor: “Milliyetçi Hareket Partisinden bomba teklif, Saffet Sancaklı dedi ki: ‘4 büyük kulüp küme düşürülsün.’” Meclis kayıtları burada, benim söylediğim şu, dedim ki: Kulüplerin maddi durumu o kadar kötü ki, 4 tane büyük kulübümüzün borcu 7 milyar TL –eski parayla 7 katrilyon lira- UEFA ve FIFA, finansal fair play kuralları içerisinde önce para cezası verir, sonra Avrupa’dan men cezası verir, sonra puan siler, 4’üncüsünde de küme düşürür. Dedim ki: Şu anda kulüpler o kadar zor durumda ki, son beş yılda 7 takım on dört sene ceza aldı, Avrupa kupalarından men. Birçok takımımız eksi puanlar aldı, puanları düşürüldü. Eğer Futbol Federasyonu bu şekilde uyumaya devam ederse, müdahale etmezse de size çok kötü bir haberim var -aynen böyle söyledim cümleyi- ileriki yıllarda 4 büyükleri Süper Lig’de seyredemeyebiliriz arkadaşlar. Şimdi, söylediğim bu, Meclis kayıtlarında yazan bu. Medyanın belli bir kısmında da “MHP’den şok teklif, 4 büyük takım küme düşürülsün...” Bir de benim kadar açık ve net konuşan bir adamı da zor bulurlar, yanlış da pek anlaşılmam ben, çok net konuşuyorum çünkü. Söylediğimizin de arkasında dururuz.

İkinci konu, dün Sayın Bakana iki tane konu anlattım burada. Birisi, Üçüncü Lig’deki oyuncuların askerliklerini tecil edebilmeleri gerekmektedir diye anlattım kendisine çünkü üç ligin oyuncuları erteleyebiliyor belli bir yaşa kadar, bir tek Üçüncü Lig öteleyemiyor. Zor durumdalar, bunu öteleyelim dedim. Sayın Bakanımız bu konuyu halledeceğini söyledi.

Bir de İkinci ve Üçüncü Liglerin Spor Toto tarafından kesilen paraları vardı, onu dile getirdim burada. Sayın Bakan geldi, buradan dedi ki: “Hiçbir kayıpları olmayacak, ben hallediyorum.” Kendisine teşekkür ediyorum. Dün tabii kendisiyle konuşamadım burada, 90 tane kulübün parasını Spor Toto yarı yarıya kesiyor. Ama öyle bir şey söyledi ki: “Tasarrufa gidiyoruz.” Bu kulüpler zaten batakta. Sayın Bakan da “Halledeceğim.” dedi ama çok tehlikeli bir şey söyledi, dedi ki: “Kulüpleri grup grup çağırıp kendileriyle Bakanlıkta görüşeceğim ve problemlerini çözeceğim.”

Zaten Türkiye’de 126 tane profesyonel futbol kulübü var, bunun 90’ı İkinci ve Üçüncü Lig. Bunları grup grup alma sebebi ne, biliyor musunuz? Kulüpler Birliği var, İkinci, Üçüncü Lig Kulüpler Birliği; onun başkanı var ve yönetim kurulu. Yönetim Kurulunu söylüyorum: 11 kişiler, 7’si AK PARTİ’nin üyesi; ya meclis üyesi, ya belediye başkanı, ya yardımcısı. Problem şu: Birkaç kulüp başkanı bakana diyor ki: “Ya, bunlar Hükûmete karşı bir isyan çıkarmak istiyor, onun için sen bunlarla muhatap olma, bizimle muhatap ol.” İşte arkadaşlar, bu lafı söyleyenler bölücülük yapıyor. Sayın Bakan grup grup bunları alıp konuşursa kulüplerin büyük bölümü de o toplantılara gitmeyecekler ve 90 tane kulüp -ki bunların 45 tanesi şehir kulübü, şehir takımı- karpuz gibi ikiye bölünecek.

Şimdi iktidar partisine söylüyorum, Sayın Bakanla da görüşeceğim. Bu toplantıyı Sayın Bakan eğer grup grup yapmaya kalkarsa bu 90 tane kulüp karpuz gibi ikiye bölünecek. Biz bu zamanda hep beraber olalım, ülke zor durumda, hep beraber bu ülkeyi ayağa kaldıralım derken 90 tane kulübü kısım kısım alıp Kulüpler Birliğini baypas etmememiz gerekiyor.

Sayın eski Bakanımız -biraz önce buradaydı, gitti- geçen sene şöyle bir toplantı yaptı: Kulüpler Birliği Başkanını ve yönetim kurulunu çağırdı, 90 tane kulübün de başkanını çağırdı; oturdu onlarla yemek yedi, birtakım problemleri vardı ve o yemekte o problemlerin hepsi çözüldü. Onun için önceki Bakanımız Sayın Çağatay Kılıç Bey’e çok teşekkür ediyorum. Tahmin ediyorum, yeni Bakanımız Osman Bey belki bu nüansı bilmiyor, kendisiyle de konuşacağım. Lütfen, 90 tane kulüp başkanını çağır, İkinci ve Üçüncü Lig’in Kulüpler Birliği başkanlarını çağır, otur, bu problemi hallet; yoksa bu işin peşini bırakmayacağım, bu işin bölünmesine de müsaade etmeyeceğim.

Sayın Başkanı yanlış yönlendiren 2 kişi var: Birisi, Eyüpspor Kulübü Başkanı Recep Kızıltepe, ikincisi Sancaktepe Belediyespor Kulübü Başkanı Mehmet Genç. Sayın Bakan, eğer kendi iyiliğini düşünüyorsan bu arkadaşlardan uzak dur çünkü bütün fitneyi çıkaran bunlar. Bölücülük sadece eline silah alıp dışarıda ateş etmekle olmuyor, sporun içine bir nifak sokarsanız en kolay bölücülük öyle olur.

Bir de BESYO mezunlarıyla ilgili Sayın Bakan dün burada hiçbir cevap vermedi. Ben BESYO mezunlarına bir şey söylüyorum: Yılbaşından sonra -50 bin kişisiniz- sizin işe girmeniz için bir teklif sunacağım Hükûmete, kabul etmezlerse de sizinle paylaşıp kendilerini size şikâyet edeceğim.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. On dakikanın beş dakikasını da soru işlemi olarak sayın milletvekillerine tevdi edeceğim.

Sayın Tor, buyurun.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum, Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal’a ama yerinde yok. Başbakan Yardımcımız Sayın Mehmet Şimşek inşallah bu soruyu cevaplandırır veya vesile olur.

BAĞ-KUR’lularla ilgili sorum. Zorunlu BAĞ-KUR’lu sayısı 2013’ten 2016’ya 129 bin küsur düşmüş, 129.143. Zorunlu tarım BAĞ-KUR’lu sayısı aynı dönemde 923 binden 721 bine düşmüş yani 202 bin azalma var dört yılda. Sayın Bakan, dört yılda, ikisinde, zorunlu BAĞ-KUR ve zorunlu tarım BAĞ-KUR’da toplam 330.841’dir. Bunlar nereye gitmiştir? Sorum bu. Öldü mü, kaldı mı, iflas mı etti, kepenk mi kapattı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kırklareli Demirköy bölgemizde 2/B arazilerinin satışına başlanmıştır. Köylümüz babasından, dedesinden, atasından kalan, hâlen işlediği arazinin devlet tarafından kendisine tekrar satılmasına isyan etmektedir. Araziler 10 katı fiyatla satılmaktadır. Kendisini geçindiremeyen köylünün, kendi işlediği araziyi bu fiyata alması mümkün değildir. Ormandan istifadesi tamamen yasaklanan köylümüzün şimdi de atalarından kalma arazileri ellerinden alınmaktadır. Orman köylülerinin ormandan istifadesi tamamen yok edildi, şimdi de atalarından kalma araziler ellerinden alınmaktadır. Bu tamamen yanlış bir uygulamadır. Köylümüze arazileri sembolik bir rakamla verilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetinizin hazırladığı bütçeyi inceledim, Niğde ili yok gibi. 2018 yılında, on beş yıldır söz verip yapmadığınız havaalanı için ödenek ayrılmamış, Niğde merkez ilçe yüksek hızlı tren projesi bütçeye alınmamış, Karaman iliyle aynı dönemde yapılacağı söylenen enerji ihtisas bölgesine 2018 yılında da bütçeden pay ayrılmamış, Niğde’de Aladağlar’dan çıkıp Akdeniz’e akan sulama suyunun Niğde ovalarına akıtılmasına yönelik projeye 2018 bütçesinde yine yer verilmemiş. Niğde çiftçisine, Niğde esnafına da bu bütçeden bir fayda yok. En azından, yerli otomobil fabrikası yapacağınızı söylüyorsunuz, bunu Niğde iline yaparak Niğde’nin bu geri kalmışlığına ve sahipsizliğine son vermeyi düşünür müsünüz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Basmacı, buyurun.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sevgili Sağlık Bakanına soracağım Sayın Başkan. 24/10/2017 tarihinde Pamukkale Üniversitesinde bir yemek ihalesinden bahsetmiştim “6,5 milyon nereye gitti?” diye. Sayın Bakan da bana demişti ki: “Sayın Basmacı’nın bahsettiği –resmî tutanaklardan okuyorum- Pamukkale Üniversitesi Hastanesindeki yemek ihalesiyle ilgili bu bilgiyi âdeta ihbar kabul edip bunun üzerine gerekli çalışma yapılacak, bundan endişeniz olmasın.” Sayın Bakanım, iki ay geçti, çalışma herhâlde çok meşakkatli, sonucu hâlâ bilmiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Biliyorsunuz, bir hafta sonra Roboski katliamı altıncı yılını doldurmuş olacak. 28 Aralık 2011 tarihinde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 19’u çocuk 34 sivilin yaşamını yitirdiği katliamın faillerinin kimler olduğunun hâlen açıklanmamış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Roboski katliamında yaşamını yitiren 34 kişinin yakınları tarafından kurulan Roboski-Der’in kanun hükmünde kararnameyle kapatılmasının gerekçesi nedir?

Üçüncü sorum: Roboski katliamında yaşamını yitiren 34 yurttaş için dört yıl önce Diyarbakır merkez Kayapınar ilçesi Diclekent semtinde açılan Rojova Parkı’ndaki Roboski Anıtı’nın kaldırılması talimatını kim vermiştir? Anıtı kaldıranlar hakkında herhangi bir soruşturma açılmış mıdır?

Dördüncüsü: O katliamda hayatlarını kaybedenlerin yüzde 80’i Encu ailesindendi. Şırnak Milletvekilimiz Ferhat Encu bu konudaki mağduriyetleri dile getirdiği için şu anda cezaevinde tutulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAŞKAN – Son olarak Sayın Kaya, buyurun.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Gerekli bakanlıklara bu sorumun ulaştırılacağı düşüncesiyle ifade ediyorum. Biliyorsunuz, basında günlerdir askerlere yedirilen at etlerinden bahsediliyor fakat her fırsatta bizi devlet düşmanı gibi gösterip kendilerinin en devletçi olduğunu ifade eden partiler tarafından bugün de dâhil olmak üzere hiç kimse askerlerimize yedirilen bu at etinden hiç bahsetmediler. Aylardır zehirlenen asker olayları yaşanıyor, hastanelerde komaya giren askerler var, hayatını kaybeden askerler var. Askerlere bile at eti yediren bir iktidar Mecliste de acaba bize ne yediriyor? Şüpheye düşüyoruz, artık güveneceğimiz hiçbir yer kalmadı. Bunun soruşturmasını yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere sözü Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Şimşek’e bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorular için de teşekkür ediyorum. Bu BAĞ-KUR’lu sayısının düşmesi hususunu benim baktırmam gerekiyor. Çünkü önümüzde… Yani bu verilere arkadaşlar baktırıyor, veriler doğru mu? Gerçekten böyleyse çünkü açılan şirket sayısı kapanan şirket sayısından çok daha fazla bu dönemde. Mükellef sayısında da genel anlamda bir artış var. Belki şöyle olmuş olabilir -sadece bir tahmin- eğer emeklilikte diğer seçenekler daha cazipse bu geçişler söz konusu olabiliyor ama dediğim gibi konuyu bir araştıralım.

Sayın Kayan’ın Kırklareli’deki tarım arazilerinin, daha doğrusu 2/B’nin satışıyla ilgili sorusu var, orman köylülerine tarım arazilerinin çok pahalı satıldığına ilişkin. Biliyorsunuz, bu satışlar keyfî yapılmıyor, Meclisten kanun geçirilerek yapılıyor. 2/B kanunu kapsamında, rayiç değerinin yüzde 50’si üzerinden, orman dışına çıkartılan yerler satılıyor ve Maliye Bakanlığımızın bana burada ifadesine göre, şimdiye kadar da satışa çıkan yerlerin çoğunun satışı gerçekleştirildi. Yani bu anlamda çok yüksek bir...

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Bakan, burada gerçekleşmedi ve burada tam 10 katına, 10 misline satılıyor, fiyat bu şekilde.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Vallahi arkadaşlar şöyle: 10 katına satılamaz çünkü piyasa değerinin yüzde 50’sine satışı kanunla...

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Piyasa değerinin tam 10 katı rayiç bedeli gelmiş üzerine.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Yani rayiç... Şöyle yapalım: Bize tam, spesifik yeri söyleyin, biz orayı inceletelim, yanlış varsa düzeltelim.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Ben ellerine gelen evrakı getiririm size.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Şöyle: Yani çok spesifik, neresiyse bunu bildirin, Maliye Bakanlığımız baksın.

Teşekkür ediyorum.

Niğde’yle ilgili, eminim Niğde’nin bütçeden hakkına düşen payı aldığı nettir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yok, yok; yok Sayın Bakanım, yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Ben en azından otoyolu biliyorum. Otoyol projesi şu anda önemli bir proje.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İhale biteli altı ay oldu, daha bir şey olmadı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Türkiye’nin önemli projelerinden bir tanesi. Onun ihalesi yapıldı. İnanıyorum ki diğer ihtiyaçları da giderilir ama otomotiv yani yerli otomobilin nerede üretileceği konusu doğrusu o konsorsiyumun muhtemelen vereceği bir karar ama iller bu konuda yarışıyor, bu da güzel bir şey. Bence illerimizin yatırım çekmek için rekabet ediyor olması Türkiye’nin geldiği noktayı göstermesi açısından son derece anlamlı yani talebiniz anlamlı.

Teşekkür ediyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Niğde’nin ihtiyacı var Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Eminim. Yani Niğde’ye biz de daha çok kamu yatırımları noktasında zaten üzerimize düşeni yaparız. Özel sektörün de yatırım yapması için biliyorsunuz teşvikler var. Teşvik sisteminde eskisi gibi biliyorsunuz, o bölgesel konu ağırlıkta değil. Özellikle stratejik yatırımlar olsun, büyük yatırımlar olsun, birçok yatırım ülkemizin dört bir köşesinde beşinci bölge kapsamında destekleniyor. Dolayısıyla...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ama BİRKO kapandı, BİRKO gibi dev bir tesis kapandı, Koyunlu Halı Fabrikası...

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) - Yok, yok yani dediğim gibi.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim Sayın Bakanımız konuşmasını tamamlasın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Tabii ki, beş dakika içerisinde Niğde’yle ilgili yapılanları bizim liste hâlinde çıkarmamız zor olur ama burada kalır oturursam ben size mutlaka bir listesini çıkarırım.

Evet, diğer bu sorulardan, şunu söyleyeyim: Yani bir yerde bir hata varsa Hükûmetimiz mutlaka üzerine gitmiştir, gidecektir.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Ama, sonuçları bekliyoruz hâlâ Sayın Sağlık Bakanından, “İhbar kabul ederim.” dedi.

BAŞKAN – Sağlık Bakanımız şimdi cevap verecek.

Dilerseniz Sayın Bakanım, bundan sonraki cevabı da Sayın Sağlık Bakanımızdan alalım.

Buyurun Sayın Demircan, Sağlık Bakanımız, ona da bir soru gelmişti.

Buyurun.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; Denizli Milletvekili Sayın Basmacı’nın bahsettiği konuyu biz daha o zaman YÖK’le ilgili olduğu için -bize bağlı olmayan bir hastane biliyorsunuz, üniversite hastaneleri- YÖK’e yazılı olarak bildirdik, YÖK’ün bu konuyla ilgili çalışması, soruşturması devam ediyor; bize yazılı bilgi gelirse biz de sizinle paylaşacağız geldiği zaman.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Gelirse değil, gelir herhâlde Bakanlığa diye düşünüyorum.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Gelecek yani.

YÖK de doğrudan işlem yapar çünkü onların kendi sorumlu olduğu… Ama bize de cevabi yazı gelecektir, onu sizinle paylaşacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun.

60’a göre size yerinizden bir dakika süreyle söz veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Samsun’un Çarşamba ilçesinin Şenyurt Mahallesi’nde tespit edilen rayiç bedelle ilgili problemlerin çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce, şimdi, gündeme geldiği için şey yapıyorum. Sayın Bakan, şimdi spesifik yer derseniz -konuyu Sayın Maliye Müsteşarımız da biliyor- bizim Samsun Çarşamba’da Şenyurt Mahallesi’nde böyle bir sorun var. Orada öyle bir rayiç bedel tespit ediliyor ki neredeyse Samsun’da böyle bir rayiç bedel yok. Etrafıyla problemli yani hiçbir ilçede de yok. İşte, ilçeye yakınlık, köye yakınlık hangi kriter açısından bakarsanız bakın Şenyurt’ta müthiş bir rayiç bedel tespit edilmiş, insanlar biraz da tehdit edilmiş, “Almazsanız bunu, işte elinizden alınır.” diye, müracaatları yapılmış, birinci taksitten başka taksit ödeyen yok orada; ciddi bir problem var. Bürokrasinin çözeceği bir şey değil, burada siyasi bir irade gerekiyor. Bu konunun mutlaka üzerinde durulması lazım. İnsanlar oraları vatan yapmışlar kendilerine, toprak yapmışlar, Ayvacık’ın köylerinden gelmişler, dağlık kesiminden gelip düzeltmişler araziyi fakat şimdi, kendi arazisini bir anlamda yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERHAN USTA (Samsun) – …uzun süredir kullandığı bu araziyi kullanamaz duruma gelmişler. Bu konuda spesifik yer veriyorum ben size.

BAŞKAN – Notu alındı.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Soru soran sayın milletvekillerine ve cevap veren sayın bakanlarımıza tekrar teşekkür ediyoruz.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi okutuyorum:

 

 

Yürürlük

MADDE 14- (1) Bu Kanun 1/1/2018 tarihinde yürürlüğe girer.

 

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Baki Şimşek’e aittir.

Sayın Şimşek, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, tabii burada muhatabımız Maliye Bakanıydı ama günlerdir Türkiye'nin gündemini meşgul eden, artık bizim konuşmaktan usandığımız, sizlerin de dinlemekten usandığı taşeron yasasının, günlerdir Meclis gündemine gelmesini ve biz burada bütün kurumlarda çalışan taşeron işçilerin hakkını, hukukunu savunmayı, maddeler üzerinde tartışmayı ve bir hata yapılmadan bunun Meclisten geçerek yasalaşmasını bekliyorduk ama tabii, iki gün önce sosyal medyadan ve basından duyduğumuz bunun KHK’yla geçecek olması, gerçekten hem bizleri hem de bu yasayı bekleyen yüz binlerce insanı endişelendirdi.

Şimdi, taşeron yasasıyla alakalı, hastanelerde çalışanlar ve kamu kurumlarında çalışanlar kadrolu işçi olarak alınacaklar. Belediyelerde, KİT’lerde, birtakım başka devlet kurumlarında çalışanlardan ise belediyede çalışanların belediye şirketlerine alınacağı söyleniyor; KİT’lerde çalışanların ne olduğu belli değil, nasıl olacağı belli değil. Ben buradan bu kamu çalışanları adına… Bakanlar Kurulunda artık Meclis adına sizlerin bu konuyu sahiplenerek bunları değişik kategorilerde sınıflandırmadan, bütün kurumlarda çalışan taşeron işçilerin tamamı devletin kadrolu işçisi olsun; yüz binlerce insanın sizden beklediği budur. Yani burada tarihin de 5 Aralık olacağı söyleniyor. 5 Aralık’tan önce işe girenler bu yasadan faydalanabilecekler. Bu, çalışanlar adına olumlu bir girişimdir.

Yalnız, burada, bu taşeron yasasıyla beraber, tabii, uzman çavuşlar ve sözleşmeli erlerle ilgili de çok sayıda insandan telefon almaktayız. Şimdi, düşünün, 20-22 yaşında, hayatının baharında uzman çavuş olan, hayatını Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk milletine hizmete adayan bir uzman çavuş on beş-yirmi yıl devlete hizmet ediyor, gençliğini dağlarda, doğuda, güneydoğuda vatana, millete hizmet uğrunda geçiriyor, otuz beş kırk yaşına geliyor, komutanı veya çalıştığı birlik bunun sözleşmesini yenilemiyor. Henüz emekli olmamış, başka bir sosyal hakkı yok, tazminatını veriyorlar “Güle güle.” diyorlar ve binlerce insan, her yıl gelip milletvekillerinin, bakanların, belediye başkanlarının kapısında bekliyor “Ya bizi belediyeye alın ya başka bir devlet dairesine aktarın.” diyorlar ve ekmek derdine, iş derdine, aş derdine düşüyorlar.

Şimdi, düşünün 4 Aralıkta işe giren bir kamu çalışanı taşeron yasasıyla söz sahibi olabilecek ama on yıl, on beş yıl Türk Silahlı Kuvvetlerine hizmet eden bir uzman çavuş ya da sözleşmeli erin yarın ne olacağı belli değil. Sözleşme yenileme tarihi geldiği zaman başındaki yüzbaşı, binbaşı ya da komutan “Artık sizinle çalışmak istemiyoruz.” veya “Görev süreniz sona erdi.” dediği anda yapabileceği bir şey yok. Bunun hakla, hukukla, adaletle bir ilgisi, alakası yok. Onun için, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Bakanı olarak bu milletin evlatlarından bu hakkı esirgemeyin, bütün çalışan uzman çavuşların ve sözleşmeli erlerin bu haklardan faydalanmasını sağlayın. Bunların emekli oluncaya kadar sözleşmeleri devam etsin. Zaten bunların çoğunluğu terör bölgesinde görev yapıyor, zor şartlarda görev yapıyorlar. Emekli oluncaya kadar bu haklardan faydalanmaları gerekiyor.

Tabii, Türkiye’nin sorunu çok. Ben merak ediyorum, Avrupa’da eğitim almış, dünyanın birçok yerinde Türkiye’yi temsil eden bir Bakan olarak oraya gittiğiniz zaman sizlere hiç sorulmuyor mu yani “Türkiye’de 10 milyon kişi sosyal yardım alıyorsa Türkiye’nin durumu nedir?” diye size soruluyor mu sorulmuyor mu veya buna nasıl bir cevap veriyorsunuz; ben merak ediyorum.

Yani 10 milyon insanın sosyal yardım aldığı bir ülkede her yıl rekor büyümelerin olduğu söyleniyor; Avrupa rekorlarının, dünya rekorlarının, makro, mikro ekonomik verilerin tavan yaptığı söyleniyor. Bunu nasıl izah ediyorsunuz Avrupa ülkelerinde veya dünya ülkelerinde, ben bunu merak ediyorum.

Ayrıca ben konuşmamın son kısmında seçim bölgem olan Mersin’le ilgili sorunları konuşmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta Mersin Akdeniz Belediyesi ve Kalkınma Bakanlığı arasında bir protokol imzalanıyor ve Mersin Akdeniz Belediyesine 8 milyon hibe yardımı yapılıyor. Öncelikle bu yardımı yapan Kalkınma Bakanımıza ve Hükûmetin diğer üyelerine teşekkür ediyorum hem Mersin halkı adına hem Akdeniz ilçesinde yaşayan insanlarımız adına. Yalnız, Mersin’de 8’i Milliyetçi Hareket Partili, 4’ü de Cumhuriyet Halk Partili olmak üzere Akdeniz Belediyesinden hariç 12 belediye daha var. Bugüne kadar bu belediyelerin hiçbirisi 1 TL hibe yardımı almadılar. Hükûmetin Mersin’de yaşayan insanları cezalandırmamasını ya da sadece bir kısmını ödüllendirmemesini nüfus oranı nispetinde -Akdeniz Belediyesinin nüfusu 290-300 bin, Tarsus’un nüfusu 350 bin, yine Erdemli 100 binin üzerinde, Gülnar’ı, Silifke’si, Anamur’u, Mut’u, Aydıncık’ı, Bozyazı’sı- bütün ilçelere hibe yardımı yapmasını, madem bölgenin bir bakanı var, bölgede bir belediyeye bu kadar para aktarma yetkisi var, diğer belediyelerin de bundan mahrum edilmemesini… Sadece Gülnar Belediyesinin… Gülnar Belediyesi dört dönemdir Milliyetçi Hareket Partili bir belediye. Gülnar Belediyesinin büyükşehir yasası çıkıncaya kadar 1 TL devlete borcu yoktu. Gülnar Belediyesi büyükşehir yasasıyla beraber kapanan belde belediyelerinin borcunu devraldı ve şu anda Gülnar Belediyesinin 30 milyonun üzerinde borcu var. Devletin gönderdiği ödeneklerle de bu borcu ödeyip Gülnar halkına hizmet edebilme şansı yok. Onun için sadece büyükşehir belediyesi bize hangi hizmetleri yapabilir, hangi yardımları yapabilir belediye bunları bekliyor. Hükûmetin yapılan hizmetlerde adil davranmasını bekliyoruz.

Yine, bölgemizde yapılan diğer büyük bir yatırım Çukurova Havaalanı. Çukurova Havaalanıyla ilgili tabii uzun yıllar önce ihale yapıldı, yap-işlet-devret modeliyle çıkıldı, daha sonra müteahhit kredi bulamadı, inşaata başladı, inşaat yarım kaldı. Yeniden temel atıldı, biz gittik yeniden temel atma törenine katıldık; hayırlı uğurlu olsun denildi. Yaklaşık on ay oldu inşaat başlayalı. Sadece altyapının yatırım bedeli 220 milyon civarında bir rakam, yalnız on ayda yapılan iş 13 milyon liralık iş. Yani on ayda 13 milyon liralık iş yapıldı, işin bitim süresi on yedi ay. Yedi ayda 200 milyon liralık kısmının bitirilebilmesi çok mümkün görülmüyor. Üstyapıyla ilgili henüz hiçbir ihale yapılmamış. Üstyapıyla ilgili ihalelerin bir an önce yapılmasını, altyapının da müteahhidin sorunu neyse; ödenekse ödenek aktarılması…

Şimdi, sondaj diyorlar, zemin bozuk çıktı… Yani düşünün şimdi, on yıl önce ihalesi yapılan, sondajı yapılan, zemin etüdü yapılan, projesi çizilen bir yerde ikinci ihale sonrasında mı burada, zeminde problem çıkıyor? Yani burada projeyi çizen mühendislerin öngörüsü bu kadar eksik mi, bu kadar zayıf mı? Sondaj, inşaat başladıktan sonra mı yapılıyor? Yani Mersin halkı bu hizmetleri bir an önce bekliyor. Çukurova Havaalanı, gerçekten bölgenin kaderini değiştirecek büyük projelerden bir tanesi. Bir an önce bu havaalanının inşaatının bitirilmesi, Adana ve Mersin halkının hizmetine sunulması gerekiyor.

Sayın Bakanım, bir de bir kamyoncu evladı olarak, ömrünü kamyonculuk yaparak geçiren bir babanın evladı olarak -yani bu ülkede gemicilere, yatçılara 1,70 TL’ye akaryakıt veriliyor- Allah aşkına, yani ömrü gece gündüz uyamadan direksiyon başında geçen, Türkiye’nin yükünü çeken, emeğini çalışarak kazanan nakliyecilere de 1,70 TL’den gemicilere ve yatçılara verdiğiniz akaryakıtın verilmesi lazım. Kamyoncuların en tabi hakkı bu. Gece gündüz demeden Türkiye’nin her yerinde, zor şartlarda nakliye yapıyorlar, yük taşıyorlar. Bir kamyoncu evladı olarak, çiftçi ve kamyoncuya hiç ön şartsız, yok yüzde 50 vereceğiz… Yarın diyeceksiniz ki çiftçiye yüzde 50 vereceğiz. Efendim, nasıl vereceksin? Kaç dönüm tarlan var, işte buraya ne kadar mazot gider? Çiftçi, sadece tarlayı sürmek için mazot kullanmıyor ki her gün o bahçeye gitmek için, o tarlaya gitmek için, bağına gitmek için her gün mazot kullanıyor. Sizin yarın vereceğiniz yüzde 50 mazot desteği çiftçi için hiçbir şey ifade etmeyecek ben buradan size söylüyorum.

Ayrıca, yine kredilerle ilgili, yani çiftçi kredileri iktidara geldiğiniz… Burada bütün değerlendirmelerde “2002’den önce ve 2002’den sonra” diye değerlendirme yapıyorsunuz. Ben saygı duyuyorum, tabii, yaptığınız değerlendirmelere ama Allah aşkına, 2002’den önce çiftçinin ne kadar borcu vardı? 560 milyon dolar borcu olan çiftçinin bugün 80,7 milyarlık borcu var. Ben bölgemdeki çiftçilerle yaptığım görüşmelerde, banka müdürleriyle yaptığım görüşmelerde… Bunu arayıp teyit alabilirsiniz. Çiftçi bugün gidiyor, krediyi bankaya ödüyor. Krediyi öderken, sattığı ürünle bunu karşılayamıyor. Gidiyor, sağdan soldan, arkadaşından, eşinden, dostundan veya başka bir bankadan kredi çekiyor; geliyor, krediyi kapatıyor. Banka müdürüne de hemen diyor ki: “Aman, bana üç gün içinde, dört gün içinde yeni bir kredi ver; benim başka türlü ayakta kalabilme şansım yok.” Ondan sonra da bizleri arıyor: “Ya, banka müdürünü ara da bizim krediyi bir gün, iki gün önce, hemen versin. Çünkü elden borç aldık, götürüp buna vermemiz lazım.” Çiftçinin durumu bu Sayın Bakanım. Yani, hiç kimse buradan hamasi nutuk atarak, işte “Bu kadar çiftçiye destek verdik…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) - Çiftçiye verilen, hayvancıya verilen 25 milyarlık destek direkt çiftçinin cebine girmiş olsa Türkiye bugün dışarıdan saman almaz, et almaz, tohum almaz.

Ben bu duygu ve düşüncelerle bütçenizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şimşek.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Nurettin Demir’e aittir.

Sayın Demir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sarıbal’ın özel teveccühü var, onu da belirteyim. Siz görmediniz.

CHP GRUBU ADINA NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, ekranları başlarında bizleri izleyen değerli yurttaşlarım; öncelikle sizleri sevgi ve saygıyla selamlarım.

Biraz önce Saffet Sancaklı, tabii, 4 kulüple ilgili Avrupa düzeyindeki endişelerini söyledi. Ben, Sancaklı’ya şunu söyleyeyim: Özellikle, bırakın büyük 4 kulüple ilgili, bugün illerdeki okul sporlarında 1’inci olan takımlara günlük verilmesi gereken 35 lira normal harcırah “Ödenek yok, paramız yok.” diye verilemiyor. Tabii ki zar zor o noktaya gelmiş olan o gariban çocukları, maalesef, iller arasında gidemiyorlar. Yani, siz önce bir… Tabandaki durumları da özellikle belirtmek için bunu söyledim.

Ben bugün -bütçemizin artık sonuna geliyoruz- 14’üncü maddeyle ilgili konuşmak için çıktım, grubum adına konuşuyorum. Bütçe düzenleme, hazırlama, uygulama hakkı Türkiye Büyük Millet Meclisine Anayasa tarafından verilen bir haktır. Uygulama yükümlülüğü görüşmeler, tartışmalar ve oylamalardan sonra Hükûmete teslim edilir. O nedenle bütçe kanunlarının yapılması çok önemlidir. Bu nedenle bütçe kanunları da hayati ve öncelikli yasalardandır. Gerek CHP gerek diğer siyasi partiler kanun üzerinde görüşlerini açıkladılar, önemli konuşma ve tartışmalar yaptılar. Tabii ki, sonuç olarak, on iki gün sonra yürürlüğe girecek olan bu yasanın ben de uygulamasıyla ilgili görüşlerimi sunmaya çalışacağım.

Tabii ki, bütçe, özellikle bir ustalık, bilgi, beceri ve teknolojiyi kullanmayla çok yakından ilgili. Ayrıca hakka, hukuka ve adalete uygun olması lazım ve aynı zamanda çok iyi denetlenebilmelidir. Dolayısıyla bütçeler, gerçekten bir ülkenin, bir toplumun, bir halkın bence hayati bir titizlikle hazırlanması gereken önemli bir yasasıdır.

Bütçenin yerindelik denetimini sadece yürütme yani Hükûmet yapmamalıdır. Sayın Bakan, dün uzun uzun denetlemelerden söz etti. Tabii ki özellikle Sayıştayla ilgili şimdiye kadar Plan ve Bütçede ve buradaki konuşmalardan Hükûmetin denetlemelerden, denetimden çoğu zaman kaçmakta olduğunu maalesef görebiliyoruz. Tabii ki bütçelerde özellikle denetim dışında kalan harcama kalemleri asıl tartışmalı ve sorunlu kısımlardır. İşte, burada denetimden kaçtığı için de… Hani “yürütme” diyoruz ya, “yürütme”nin o güzelim Türkçede iki anlamı var: Bir “yürütme”, bir de “yürütme(!)” kısımları var, bunu artık sizin takdirinize bırakıyorum.

Biraz önce konuşan hatip, milletvekili Akdeniz ilçe belediyesine Bakanlık tarafından yapılan desteği anlattı. Bazı bakanlıklar -belediyelere yardım kalemleri var- yandaş belediyelere 10 kat verirken bazılarına koklatıyorlar, bazılarına da zırnık vermiyorlar. Maalesef bu, hak, hukuk, adalet dediğimiz noktada bütçelerin ne kadar sıkıntılı olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu tür adaletsizliklerden ve tartışmalardan bütçeleri kurtarmalıyız, daha objektif kriterler getirmeliyiz.

Bu bütçe 763 milyarlık bir bütçe. Halkımız neler bekliyor bundan? Taşeron… Taşeron konusu gerçekten çok önemli. Neden buraya getirmiyorlar, neden sendikalardan, kamuoyundan kaçırıyorlar; bunu anlamakta zorlanıyoruz. Tabii ki, burada büyük adaletsizlikler var, bunları çok tartışacaklar. Biz de diyoruz ki, diğer konuşmacılar gibi, gelin, gece gündüz çalışalım, bu taşeronlarla ilgili yasayı yılbaşına kadar burada hakkaniyetli, herkesin gözü önünde şeffaf bir şekilde çıkaralım.

Evet, bu bütçe, emeklilere “Oh!” dedirtip rahatlatacak mı, üniversitelerden, kurumlardan haksız yere uzaklaştırılan mağdurların beklentilerini karşılayacak mı, cezaevlerinde üst üste yatan 250 bine yakın kader kurbanına ve onların yakınlarına umut olacak mı, infaz memurları gibi, memurlar arasındaki ayrımcılığı ortadan kaldıracak mı, 5 milyona varan işsize umut olabilecek mi? Değerli milletvekilleri, gerçekten bunları saymak, alt alta ilave etmek, tabii ki uzatılabilir ama 2 bine yaklaşan SMA’lı yani “Spinal Müsküler Atrofi”li yavrularımız, binlerce lösemili, kanserli çocuğumuz ve daha nice acı çeken hastamıza, ailelerine umut olacak mı diye bu bütçeyi gerçekten dört gözle bekleyen halkımıza umut olması en büyük dileğimiz tabii ki.

Özellikle Sağlık Bakanımız da buradayken Çapa Tıp Fakültesinde doktor yetiştiren, öğrenci yetiştiren, hastalara şifa dağıtan bir profesörün bugünlerde sosyal medyada dolaşan çok güzel bir anekdotu var, ondan bir miktar okumak istiyorum:

“Çapa’da güneş batıyor bir akşam daha. Hüzünlüdür akşamları hastanelerin. Hekim olmaya ilk adım attığım yuvam burası benim, ilk hastam, ilk sondam, ilk dikişim, yüz doksan yıl önce kurulan ülkenin ilk tıp fakültesi, babamın okulu, hocalarımızın hocalarını yetiştiren akademi, her nesille giderek gelişen, modernleşen, ülkemizin ışıldayan bilim ocağı, yurdun her köşesinde, komşu ülkelerde, derdine çare bulmaya gelen insanların şifa kapısı. Burası Çapa ama son yıllarda bu yuva gözlerimizin önünde eriyor, kaybolup gidiyor. Çapa zor durumda, Çapa çok zor durumda, borç batağında, borçlarını otuz altı ay geriden zar zor ödeyebiliyor. İşin en acısı ne biliyor musunuz? Çalışmadığımız için değil, çalıştığımız için batıyoruz. Bir safra kesesi ameliyatı yaptığımızda devletin hastaneye ödediği para 1.100 lira ama bize maliyeti 1.800 lira ve 700 lira zarar ediyoruz.

Peki, devlete soruyoruz devlet diyor ki: ‘Böyle büyük ameliyatlar yapma, teknik ameliyatlar yapma, sadece muayene et, sadece tetkik yap, çok da uğraşma fazla.’ diyor ama burası Çapa, biz her türlü baskıya rağmen, halkımızın en modern tedavi yöntemlerinden faydalanmaya devam etmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bu nedenle her yıl giderek daha zor duruma düşüyoruz. Sonunda şelale olan bir ırmakta sürüklenen bir sandalda gidiyor gibiyiz. Hepimiz kaçınılmaz sonu görüyoruz.”

Diyor ki: “Cerrahpaşa, Ege, Dokuz Eylül, Akdeniz, Çukurova, Ondokuz Mayıs gibi birçok üniversitelerin sonu da, maalesef yaşadığı sıkıntılar da ortada. Dolayısıyla, devlet bize yardım etmediği sürece biz maalesef borçlarımızı ödeyemiyoruz.” “Başka yerlerde gösteri için trilyonlar harcanırken neden tıp fakültelerini parasızlık içinde yok olmaya itiyorsunuz.?” diyor ve çapa çökerse devasa şehir hastaneleriniz onun yerini tutar mı sanıyorsunuz?” diye soruyor. “Başınıza bir şey geldiğinde öncelikle koşarak gittiğiniz Çapa’da akşam oluyor. Zaten hüzünlüdür hastane akşamları ama artık bir farklı… Çapa çok badireler atlattı. İki meşrutiyet, iki dünya savaşı, sayısız darbe gördü. Hepsinden etkilendi ama bu sefer farklı. Eğer halkımız kendi fakültesine sahip çıkamazsa Çapa’nın üzerine güneş batacak, akşamların sayıları zannettiğinizden çok daha az kaldı.”

Sayın Bakan Elâzığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Profesör Doktor Muhammed Said Berilgen hastanedeki makam odasında üniversiteden alacağı olan bir firma tarafından alacağı ödenmediği için öldürüldü. Sormak gerekir, burada gerçek katil kim? Üniversitelerin 5 milyar borcu var, niçin ödemiyorsunuz, öğretim üyelerini ve yöneticileri zor durumda bırakıyorsunuz? “Yüzde 11,1 kalkındık.” diyeceksiniz, diğer yandan üniversiteleri borç batağına itip seyredeceksiniz, el insaf! Bütçenin 206 milyarlık kısmı Maliye Bakanlığının ve dolayısıyla sağlıkta, eğitimde ve geldiğimiz noktada sporda hep gördüğümüz durumlar!

21 Aralık kış dönümü... Bugün, biliyorsunuz, 21 Aralık, gecelerin en uzun olduğu gün, Nartugan yani Türklerin kutladığı doğan gün kutlu olsun. Umarım vicdanları kararmış insanlarımızın yüreklerini aydınlatır doğan güneş.

Değerli milletvekilleri, sevgili yurttaşlarım; yeni yılınızı en içtenlikle kutlar, 2018 bütçesinin, başta yoksullar olmak üzere, tüm halkımıza umut olmasını dilerim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.22

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Vecdi GÜNDOĞDU (Kırklareli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

14’üncü madde üzerinde konuşmalara devam ediyoruz.

Şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına…

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Danış Beştaş, Sayın Sancaklı’ya bir söz vereyim, 60’a göre talebi var, ondan sonra sizi davet edeyim.

Buyurun Sayın Sancaklı.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın, Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Muğla Milletvekili Sayın Nurettin Demir konuşmasında ismimi de zikrederek kendi yorumunu kullandı. Tabii, sataşma falan değil, bir açıklama yapayım ben de.

Söylediği şey doğru, bu ilkokullarda, ortaokullarda ve liselerde okullar arası müsabakalarda biz de aynı şikâyetleri alıyoruz; hem yol parası olarak hem kalacakları yerlerle ilgili yeterince destek sağlanmadığı noktasında ama tabii, süremiz çok kısıtlı, her şeyi dile getiremiyoruz.

Ben okullarla ilgili ufak bir şey söylemek istiyorum. Şimdi, Millî Eğitim Bakanımız yok burada ama okullarda beden eğitimi dersi haftada bir saat ve o da seçmeli. Eğer biz çocuklarımızın spor yapmasını istiyorsak ve ilerleyen zamanlarda daha iyi yerlere gelmesini istiyorsak bu, haftalık ders programlarını mutlaka birkaç saate çıkarıp mecburi yapmalıyız. Sayın vekil de böyle bir açıklama yaptı, haklıdır kendisi ama tabii, vakit bulamadığımız için bütün her şeyi dile getiremiyoruz.

Söz verdiğiniz için teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancaklı.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a aittir.

Sayın Danış Beştaş, buyursunlar. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe görüşmelerinin sonuna geldik, yarın bitecek. Çok şey konuştuk, çok şey tartışıldı, değerlendirildi ama bütçede tek bir satırı değiştirme gücümüz, tek bir rakamı etkileyecek bir sonuç elde edemedik yani burada muhalefet olarak gerçekten bütçeye dair bütün eleştirilerimizi, önerilerimizi ve katkılarımızı hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem Genel Kurulda her maddede, her bakanlık bütçesinde ifade etmeye çalıştık ama iktidar partisi asla ve kata muhalefetin önerilerini dikkate almayı aklının ucundan bile geçirmedi.

Şimdi, çok yeni bir gelişme var, önce onu sizinle paylaşmak istiyorum, sonra değerlendirmelerime geçeceğim. Biraz önce, yaklaşık on beş dakika önce Anayasa Mahkemesi iki milletvekilimiz hakkında; biri Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş, biri de Ayhan Bilgen, Kars Milletvekilimizle ilgili kararını açıkladı. Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş’ın başvurusunu reddetti. Şaşırdık mı? Hayır. Doğru mu? Hayır. Peki, bunu nasıl değerlendireceğiz? Ben kararın tümünü okuyacak fırsat bulmadım çünkü son beş dakikada elime geçti ama muazzam bir kurguyla karşı karşıyayız. Ayhan Bilgen’in başvurusunu da kabul etmiş. Sıkı durun, çünkü Ayhan Bilgen tutuksuz, yerel mahkeme tarafından tahliye edilmiş, kendisinin tutukluluğunun hukuka uygun bulunmadığına dair bir karar vermiş. Aynı durumdaki itirazlar Demirtaş’la ilgili de var ortada, onunla ilgili de reddetmiş. Peki, gerekçe ne? Diğer Gülser Yıldırım kararında olduğu gibi copy-paste yöntemiyle bir kararla karşı karşıyayız.

Anayasa Mahkemesi bugün verdiği kararla bir kez daha Türkiye’de Anayasa Mahkemesi yargıyı temsil etmediğini, yargı içinden bir durumda tarafsız ve bağımsız olmadığını ilan etmiş ve yürütmeye bağlı olduğunu, iktidarın talepleri, siyaseti ve ideolojisi gereği karar verdiğini ilan etmiştir. Biz, bu kararın hukukla, adaletle, hakkaniyetle, seçme ve seçilme hakkıyla, demokratik siyasetle, hukukun üstünlüğüyle ve uluslararası değerlerle hiçbir alakasının olmadığını, tümüyle siyasi bir karar olduğunu Genel Kuruldan ilk elden ifade etmiş olalım. Gerçekten Anayasa Mahkemesi artık yürütmenin bir parçasıdır, yürütmenin emir ve talimatlarıyla çalışmak zorunda bırakılmıştır. Buna itiraz edecek, buna karşı çıkacak gücü kendinde bulmamıştır.

Değerli milletvekilleri, devlet dediğimiz mesele nedir? Hukukla bağlı olan bir organizasyondur. Peki, çok sık söylediğimiz bir şey daha var. Devleti yasa dışı organizasyonlardan, çetelerden, mafyadan ayıran olgu nedir? Hukuktur, hukuka bağlılıktır, anayasaya bağlılıktır ve tabii ki yargıdır, yargıçtır. Vatandaşın kendisini güvende hissetmesinin, özgürlüklerini kullanmasının, kendisine yönelik bir müdahale olduğunda cinayet, müessir fiil ya da benzeri bir saldırı olduğunda yargı tarafından, yargı mekanizması eliyle korunacağının garantisi vardır. Devletin şiddet kullanma tekeli de buradan gelir. Uluslararası hukukta da iç hukukta da meşru şiddet kullanma tekeli sadece hukuka bağlı devlet mekanizmasında vardır, hükûmet mekanizmasında vardır. Peki, buradan hukuka bağlılığı çıkarırsak, anayasaya bağlılığı çıkarırsak çetelerden, mafyalardan devletin bir farkı kalmaz. İşte, bugün yaşadığımız tam da budur. Şu anda iktidar partisi hiçbir çalışmasında, hiçbir faaliyetinde, hiçbir kararında hukuka bağlılığı esas almamaktadır, anayasaya bağlılığı esas almamaktadır, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığının hakkını teslim etmemektedir, yargı tarafından hoşuna gitmeyen bir karar verildiğinde “Kararını tanımıyorum.” demektedir, diğer şekilde de yargıya en üst perdeden talimatlarını vermektedir. Milletvekillerinin bile tutuklu olduğu, masumiyet karinesinin olduğu, haklarında hiçbir ceza hükmü verilmeyen insanların suçsuz olduğu, ceza hukukunun temel prensibi yerle bir edilerek çarşaf çarşaf, bütün televizyon kanallarında tutuklu milletvekillerinin, belediye başkanlarının, siyasetçilerin, gazetecilerin ve daha birçok kesimin suçluluğunu iktidar ilan etmiştir. İlan ediyor ve burada Hükûmet diyor ki: “Ben hukukla bağlı değilim; benim dediğim hukuktur, benim dediğim yargı kararıdır, benim dediğim hükümdür.” İşte, bugün Anayasa Mahkemesinin kararını da böyle okuyabiliriz. Çok ilginç bir kurgu, bir tane muhalefet şerhi var, tutuksuz vekil hakkında ihlal kararı, eş genel başkanımız hakkında ret kararı. Artık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu vahim yanlıştan dönmesini bekliyoruz. Bir an önce dönmesi gerekiyor.

Şimdi, bütçeye ilişkin çok şey söyledik ama şunu ifade edeyim: Bu, bir savaş bütçesidir. Bütçenin kamu kaynaklarının dörtte 1’i -bütçe dışı fonları da eklersek- savunmaya ayrılmıştır. Bütçede yüzde 40-50 artış var, diğer bakanlıklarda maalesef bu şekilde bir artışa tanıklık etmiyoruz.

Yargıyla ilgili başka bir örneğe sizi götürmek istiyorum; çok çok önemli, Türkiye'nin gelecek on yılları açısından hayati derecede: Murat Araç -duydunuz mu bilmiyorum- 15 Aralık 2017 tarihinde gözaltına alındı, 19 yaşında, 16 Aralıkta cansız bedeni ailesine teslim edildi. Ailesi aranıp “Oğlunuz gözaltında.” dendi. Oğullarıyla görüşmek için gittiklerinde “Öldü, intihar etti.” bilgisi verildi. Burada Sayın İçişleri Bakanına grubumuz tarafından soruldu: “Bunu bir izah eder misiniz, nedir bu?” İçişleri Bakanı, örgütün kendi mensuplarına talimat verdiğini, “Gözaltına alındığınızda intihar edin.” dediğini ifade etti.

Şimdi, biz bu açıklamanın neresinden tutalım? Bir: Bundan sonra gözaltında ölümlerin kılıfı hazırdır, gerekçesi hazırdır. En üst düzeyde İçişleri Bakanı gözaltında ölüm vakalarının çoğalmasının önünü açmıştır ve teşvik etmiştir. İkincisi: Gözaltına alınan, alınmasa bile hukukçu olan, hukukçu olmasa bile Türkiye’de birazcık bu meselelere ilgi duyan herkes bilir ki gözaltında bulunan şüpheliler özgürce hareket edemezler, öyle elini kolunu sallayarak gidip camdan aşağıya atlayamazlar. Her an kameralarla gözetim altındadırlar. Şimdi, burada kamera yokmuş, sorgu yapılan odada kamera yokmuş. Ya yoktur ya bozulur, her zaman gerekçe budur. Avukatların ve ailesinin otopsiye girmesine bile izin verilmedi ve otopsi raporu gizlenemeyecek belgelerin başında olmasına rağmen otopsi raporu hâlâ aileye verilmedi. Yine, aile, Murat Araç’ın cansız bedenini gidip gördüğünde boynunda ve vücudunda morluklar olduğunu bizzat müşahede etmiştir. Aslında, bunun bir cinayet olduğu kuvvetle muhtemel olduğu sadece bu verilerden bile ortaya çıkmıştır.

Şimdi, burada, nereden intihar etti, nasıl atladı, polis memurları o arada ne iş yapıyordu? Bu kameralar niye çalışmaz? Gözaltında, devletin denetimi, sorumluluğu altında olan bir yerde bir kişi intihar edebiliyorsa -tırnak içinde söylüyorum- o zaman, hiç kimsenin yaşam hakkı ve güvenliği kalmamıştır. Murat Araç olayı çok önemlidir çünkü gözaltında ölümleri 1990’lı yıllardan, 2000’li yıllardan, 1980 darbesinden çok iyi hatırlıyoruz biz. Bu dönemde de İçişleri Bakanı Soylu’nun açıklaması buna açıkça cevaz vermiştir, “Örgütün talimatları vardır, herkes intihar edebilir, bizim gerekçemiz de hazırdır” demiştir. Buna karşın, bu meselenin peşini asla bırakmayacağız. Murat Araç şahsında, gözaltındaki ölümlerin hepsinin şüpheli olduğunu ilk elden ifade etmek istiyorum ve teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Konya Milletvekili Abdullah Ağralı’ya aittir.

Sayın Ağralı, buyursunlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

11 Aralıkta başladığımız bütçe görüşmelerimizin sonuna yaklaşmış bulunuyoruz. 2018 bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

İslam dünyasındaki dağınıklık, bölünmüşlük, parçalanmışlık ve kargaşanın yaşandığı, mezhep ayrılıklarının körüklendiği bugünlere ışık tutması bakımından, İslam dünyasının özlenen huzur ve barışa kavuşması, birlik ve bütünlüğünün sağlanması, güncel gelişmelere sağduyu, ittifak zemini oluşturması bakımından 1931’deki İslam Birliği Genel Kongresi’nin kararları dikkate şayandır. Körüklenmekte olan mezhep gerginliğini engelleme yollarından biri de İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararların günümüze uyarlanmasından geçmektedir.

Kuzey Afrika’da başlayıp Orta Doğu’da devam eden gelişmeler ekseninde oluşturulmaya çalışılan Sünni-Şii gerginliğinin kutuplaşmaya dönüşmesi bölgedeki dost ülkelerin geleceğini tehdit etmektedir.

Emperyalist işgallerle Orta Doğu’da başlayan iç karışıklıklar, Kuzey Afrika ülkelerinde yaşananlar, son olarak Suriye ve Bahreyn üzerinde körüklenen mezhep ve etnik ayrılıklar şüphesiz daha dikkatli olmamızı gerektirmektedir.

Yakın tarihimizde benzer dış saldırılara ve oyunlara karşı Müslümanlar, birliği tesis etmek yolunda ciddi toplantılar gerçekleştirip mezhep ayrımı gözetmeksizin ciddi kararlar aldılar. Bu çerçevede 10 Aralık 1931 tarihinde Kudüs’te düzenlenen İslam Birliği Genel Kongresi’nde, etnik köken ve mezhep ayrımı yapmaksızın Müslümanlar arasında iş birliğini sağlama ve kardeşliği geliştirme yönünde ciddi kararlar alındı. Aralarında Türkiye, Suriye, Irak, Filistin, Yemen, Tunus, Libya, Mısır, Yugoslavya, Endonezya, Doğru Türkistan olmak üzere 22 ülke ve bölgede 153 delegenin katıldığı kongre Sünni, Şii, Alevi, Şafii, Hanefi mezhep ayrımı gözetmeksizin İslam kardeşliğini geliştirmek ve Müslümanların menfaatlerini birlikte savunmak için İslam ülkelerinin temsilciliklerinin bir araya gelmesi bakımından çok büyük önem arz etmektedir.

Zamanın Kudüs Müftüsü Hacı Emin El-Hüseynî’nin ev sahipliğinde Kudüs’te gerçekleştirilen kongrede alınan kararlardan bir tanesi de Müslümanların menfaatlerini savunmak ve kutsal mekânlar ile toprakları herhangi bir müdahaleye karşı korumak olmuştur. Kongre oturumlarında alınan karar gereği, Müslümanlar arasında birliğin sağlanmasının nişanesi olarak Şii din âlimi Muhammed El-Hüseyin, Al-i Kâşif, Sünni, Şii, İbadiyyelerden oluşan 10 bini bulan cemaate Mescid-i Aksa’da cuma namazı kıldırdı.

Ümmetin birliği için, coğrafyamızda kan, gözyaşı ve acıların dinmesi için hepimizin yapacağı mutlaka bir şeyler vardır. Mezhep, meşrep ayrımcılığını körükleyecek söz ve davranışlardan kaçınmak bunların ilki olmalıdır. Irak ve Suriye’de yaşananlardan dersler alınmalıdır. Farklı fikir ve düşüncelere sahip olabiliriz ancak Suriye’de devlet yoksa Şii, Sünni, Türkmen, Kürt, Yezidi olmanın bir anlamı olmadığını da hepimiz görüyoruz.

Türkiye, Orta Doğu başta olmak üzere tüm İslam âlemi için rol model ülkedir. Türkiye, bu birlik ve beraberliğin, bir arada yaşama kültürünün en güçlü olduğu ülkelerin başında gelmektedir. Bu güzelliğimizi hep birlikte muhafaza etmeliyiz. Emperyalistleri zenginliğimiz olan farklılıklarımızdan düşmanlıklar üreterek çayın taşıyla çayın kuşunu vurmalarına müsaade etmemeliyiz.

Bugün burada 2018 bütçesini konuşuyoruz. Bu bütçe Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin güçlü olma bütçesidir. Güçlü Türkiye birlik ve beraberliğimizin teminatıdır, güçlü Türkiye mazlumların umududur.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan.

Sayın Aslan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan, Sayın Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, sayın hatibin iki dakikası kalmıştı, herhâlde onları da alabiliriz.

Tabii, az önce sayın milletvekilimiz de Sayın Selahattin Demirtaş’la ilgili Anayasa Mahkemesi kararını açıkladı. Gerçekten hak, hukuk, adalet namına iç acıtıcı ve kabul edilemez bir karardır.

Öncelikle şunu söyleyeyim, her zaman da söylüyorum: lütfen, kendi yurttaşlarınızı, kendi insanlarınızı -özelde Türkiye'de, genelde dünyadaki Müslüman devletler, kendi insanınızı- dışarıda adalet aramak zorunda bırakmayınız. Sizler 28 Şubatta… Sizler derken bizler de mağdurduk. Ben üniversite okudum o dönemde, başörtüsü eylemlerinden dolayı benim uyarı, kınama, disiplin cezalarım var. Nasıl ki o dönemde Sayın Abdullah Gül’ün eşi AİHM’e başvurmak zorunda bırakılmışsa ve bu, o zamanki Hükûmetin Türkiye'ye yaşattığı bir ayıp ise bugün de siz aynı durumdasınız. Lütfen, şöyle bir nefsî muhasebe yapalım ya.

Bakınız, Allah’ın yüz ismi, kimi yerlerde, cevşende bin ismi var; her bir isimden bir fiil meydana gelmiştir. “Adl” ismi ve “Hak” isminden de adalet ve mahkemeler tereşşuh etmiştir, neşet etmiştir. Kusura bakmayın, Allahuteala o “Adl” isminin gereği, adalet isminin gereği olarak adalet ismine yapılan adaletsizlikleri, Hak adına yapılan haksızlıkları kabul etmeyecektir. Yargıçlar, hâkimler, savcılar; elinde yetki olan her insan, öncelikle bilsin ki kurumlardan, partilerden, devletlerden evvel Allah’ın o isimlerine karşı sorumludur. Nasıl ki âlimlerin Allah’ın “Alim” ismine karşı bir sorumluluğu varsa, kendilerine bahşedilen o ilmin zekâtını insanlara vermekle mükelleflerse işte o “adalet” isminin çalışanları da Allah’ın “Adl” ismini kaim kılmak için adil davranmak zorundadır. Yoksa gördüğünüz gibi bizim bu iç çatışmalarımızdan ve şu anda var olan ama birbirimize düşmemizden dolayı parçalanan o sinerjiden dolayı ABD de İsrail de sadece Kudüs kutsalımıza değil, Allah korusun, günün birinde Mekke’ye de girmeye çalışacaklardır. Ama biz esas tehlikeyi görmüyoruz, bizden farklı düşünen insanlara elimizdeki yetkiyi, iktidarı kullanıyoruz. Bu kabul edilemez.

İstişareye gelelim, istişareyi de anlatacağım. Bakın, geçen yıl -dinletebilirim- 20 Ağustosta Mavi Marmara anlaşması Mecliste oylanırken, kabul edilirken orada şu tehlikeye dikkat çektim, dedim ki: “Bakın, burada Kudüs başkent olarak sunulmak isteniyor, zemini hazırlanıyor. Lütfen buna dikkat edelim.” Ama dinleyen kim? (Hatibin cep telefonundan bir ses kaydı dinletmesi)

BAŞKAN – Sayın Aslan, böyle bir şeyin yasak olduğunu söylemiştik.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Sayın Başkan, kendimi dinletiyorum, hayır.

BAŞKAN – Kürsüden siz konuşabilirsiniz, lütfen. Yoksa kapatmak durumunda kalacağım. İstirham ediyorum, lütfen. Siz konuşacaksınız.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Zaten ben konuşuyorum Sayın Başkan. Allah Allah!

BAŞKAN – Tamam, o zaman canlı konuşun, sanal alemden değil, canlı canlı.

Buyurun.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Ha, bir de şunu söyleyeyim çünkü çabuk unutuyorsunuz maalesef yani iktidar çabuk unutuyor, toplumumuz da maalesef bazen bu duruma düşebiliyor; Sayın Başkan şunu da söyleyeyim, sorum Sayın Başkana olacak: Şu anda biz suç işliyoruz anladığım kadarıyla çünkü OHAL Kanunu’na göre bizim herhangi bir açıklama yapmamız için, bir toplantı yapmamız için mülki idare amirinden izin almamız lazım yani şu anda bizim Çankaya Kaymakamından izin alıp bu konuşmalarımızı yapmamız lazım çünkü biz bölgede milletvekilleri olarak -bir kişi bile- açıklama yaptığımız zaman gelip uyarılıyoruz. Bu, doğru değil ya. Yani düşünün ki şimdi, bu OHAL Kanunu gereği Cumhurbaşkanı gidip Yenimahalle Kaymakamlığından izin alacak. Bu ne kadar absürtse, ne kadar saçmaysa bizim maruz kaldığımız uygulamalar da bu kadar saçmadır, bu kadar absürttür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - Lütfen uyanalım artık, birbirimize düşmekten vazgeçelim. Biz birbirimizin düşmanı değiliz, olsa olsa siyasi rakibiz. Bu minvalde, bu mantıkla birbirimize karşı tavırlarımızı, eylemlerimizi, söylemlerimizi bir daha gözden geçirelim.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

İlk söz Sayın Aydın’da.

Buyurun.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Bakanım, Erzurum’u tanıyan birisi olarak sizin de anlayışla karşılayacağınız bir konuyu arz etmek istiyorum.

Tortum Gölü, Tortum Şelalesi endemik bitki örtüsü ve canlı türleriyle doğa sporlarının yapıldığı ve organik tarım cenneti şirin ilçemiz Uzundere 2013 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla turizm merkezi ilan edilmiştir. 2016 yılında ise İtalya’da Uluslararası Cittaslow İcra Kurulu Toplantısı’nda başta çevre politikaları olmak üzere 7 başlıkta kriterleri yerine getirerek dünyanın 208’inci, Türkiye'nin de 11’inci sakin kenti seçilmiştir. “Doğa harikası ilçemizin sessizliğini ve doğal güzelliğini bozacak bir HES yapılanması istemiyoruz.” diye geçen yıl bir araştırma önergesi verdik ve sağ olsun, Sayın Enerji Bakanımız da bu konuda gerekenin yapılacağını söylemişti. Buna rağmen Çevre Şehircilik yetkilileri dün ilçede ÇED raporu hazırlama bağlamlı bir toplantı düzenlemiş ve bütün ilçe sakinleri, bütün partiler üstü gruplar buna karşı çıktıklarını ifade etmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Bu konuda gerçekten destek istiyoruz sessizliğimizin bozulmaması konusunda.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, bütçe hakkı, Anayasa’mızda ifadesini bulan temel bir haktır. 2018 yılı bütçesini görüşüyoruz, çok sayıda bakanlığı konuşup bütçelerini karara bağladık. Karar bağladığımız bakanlık ve kurum bütçelerinin, daha senesini doldurmadan kısa zamanda bitirildiğini ve ek ödeneklerin gündeme geldiğini görüyoruz. Yasal olmayan biçimde ödenek üstü harcamalar yapılmakta, bunun bedelini de vatandaş ödemektedir. Bu durum, hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe yapma iradesini hem de ülkemizin ve kurumlarımızın ekonomik anlamda güvenilirliğini zedelemektedir. Özellikle, ödenek artışının sınırlanması konusunda bir düzenleme getirilmesi düşünülmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’a yazılı bir soru önergesi yönelterek, ülkemizde ne kadar öğretmen açığı bulunduğunu sordum, 109.238 öğretmen açığı bulunduğunu belirttiler. 300 bin atama bekleyen öğretmen varken neden açık kadrolara öğretmen ataması yapılmıyor? Fizik, biyoloji, kimya, sanat tarihi, beden eğitimi gibi derslere neden öğretmen alınmıyor? 2018 yılında ne kadar öğretmen ataması yapılacaktır? Halk eğitim merkezinde görev yapan kadrosuz usta öğreticilerin kadroya alınması için kanun değişikliği gerekiyor, bu konuda bir düzenleme olacak mıdır? Sağlıkçılarda ek atama yıl sonu geldi hâlâ gerçekleşmedi, bu ne zaman olacaktır? Bu bütçe, atanmayan sağlıkçı, atanmayan öğretmen, kadro bekleyen taşeron, destek bekleyen çiftçi, besici, işçi, genç, işsiz, esnaf, emekli, engelli, kadın için umut olan bir bütçe değildir. Sağlıktaki bu atamaları da ilgili bakanlık olarak sizin yanıtlamanızı bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bütün sektörlerde vergi yapılandırması, kredi yapılandırması, hak etmeyene teşvik kredisi verilmesi ve bunların geriye dönmemesi varken ve bu uygulamalar sürekli devam ederken kendi ailesini geçindirmeye ve halkının fosfor ve omega 3 ihtiyacını karşılamaya çalışan küçük balıkçı esnafının sorunları büyüktür. Bu yıl, Batı Karadeniz’de sezon çok kötü geçmiştir. Balıkçı esnafımız bu yıl denizde aradığını bulamamıştır. Kıyıköy ve İğneada balıkçılarımızın aldığı kredilerin günleri gelmiştir fakat cepte para olmadığından dolayı kredilerini ödeyememişlerdir. Küçük balıkçı esnafının kredilerinde yapılandırmaya gidilmesi ve kredi borçlarının ertelenmesi önemle arz olunur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan...

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yıllardır yapımı devam eden Kocaeli Gebze Fatih Devlet Hastanesinin 2017 yılı Nisan ayında açılışı yapılacaktı, hâlen bitmedi. Müteahhit firmanın işi bırakıp gittiği konuşulmaktadır. Sadece 20 tane yoğun bakım ünitesi bulunan hastanede geceleri acil serviste büyük yoğunluk yaşanmaktadır. Bölgede sağlık sorunları gün geçtikçe büyümektedir. 2017 yatırım planı kapsamında olan Çayırova devlet hastanesinin temeli bile atılmamıştır. Gebze Fatih Devlet Hastanesi ne zaman bitirilecek, Çayırova devlet hastanesi ve Kartepe devlet hastanesinin yapımına ne zaman başlanacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Adıyaman bu iktidara çok şey verdi ama bugüne kadar iktidar Adıyaman’a hiçbir şey vermedi, on beş yıl boyunca bir bakanlık bile vermedi; en son, tütünü bile yasakladı.

Son zamanlarda yapılması gündemde olan yerli otomobil için Adıyaman’ın ideal bir yer olduğunu iddia ediyorum. Halkımız bunu istiyor, halkın bu isteğine Hükûmetin yaklaşımı nedir?

İkincisi: Sayın Bakanım, defalarca sizinle bu atanamayan sağlıkçıların durumunu görüşmüştük, müspet cevaplar almıştık ama halk direkt sizin ağzınızdan güzel haberler duymak istiyor. Bu güvenlik soruşturmaları ne zaman bitecek, bu atamalar ne zaman bitecek? Yeni alımlar ne zaman olacak ve bu yeni alımlar için net sayı verebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruları cevaplandırmak üzere sözü Sağlık Bakanımız Sayın Ahmet Demircan’a bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, tabii, şu anda burada nöbetçi Bakan olarak bulunuyorum; hepsine cevap veremeyebilirim, bir kısmını yazılı olarak cevaplayacağım arkadaşlar.

Sayın Aydın’ın, HES çalışmasıyla ilgili, Tortum’daki...

HES çalışmasıyla ilgili, Tortum’da Bakan Bey’le -Enerji Bakanımızla-görüşülmüş.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Rafa kaldırılmıştı oldu, ne oldu? Bir şeyler oldu.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Tekrar bu konuyu Bakan Bey’le görüşmekte fayda var.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sanki bir, iş adamları... Bir şeyler mi oldu?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Bir sorun yok orada.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Onun için yazılı olarak cevap vereceğim.

Sayın Çamak -yanlış zikretmiyorum herhâlde- bütçe hakkı elbette çok önemli. Bütçe hakkı Meclisin üzerinde, Türkiye’de de aynı şekilde. Ek ödenekler bütçe kanunu dışında bir hadise değil, ek ödenekler de bütçe kanunundan alınan yetkiyle kullanılıyor, dolayısıyla bütçe hakkının içerisinde.

Sayın Gürer, 109 bin öğretmen açığına rağmen atanamayan öğretmenler konusunu, takdir edersiniz, Millî Eğitim Bakanımıza yazılı olarak cevaplanması için ileteceğiz. İnşallah, oradan olumlu bir cevap gelir.

Teşvik kredilerinin geriye dönüş oranını net olarak bilmiyorum ama teşvik kredilerinin geriye dönüş oranının yüksek olduğunu biliyorum. Bu konuda da net cevabı yazılı olarak sizlere ulaştıracağız. Sayın Kayan’ın sorusu bu.

Kocaeli Gebze Devlet Hastanesi ve bitme süresiyle ilgili konu ve temeli atılacak olan hastaneyle ilgili konuyu da -şu anda rakamları, tarihleri tam hatırlayamıyorum- yazılı olarak cevaplayacağım.

Sayın Behçet Yıldırım’ın atanamayan sağlıkçılar konusuna gelince; iki tane kuradan sonra şu anda elimizde atanamayan sağlıkçı sayısı 1.140 civarında. Bunların soruşturmaları geldikçe biz atanmasında sakınca olmayanları atıyoruz. Sanıyorum, önümüzdeki günlerde artık bu nihayetlenecek ancak yeni atamalar için ise önümüzdeki iki hafta içerisinde yine kura açacağız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Recep Bey 16 bin demişti, siz 11 bin alım dediniz, 5 bin açık var Sayın Bakan. Sizden önceki bakanın 16 bin açıklaması var.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Bu atanamayanlar biliyorsunuz kurayla gelenler. Bunlar kanun gereği, bizim açacağımız bir şey yok, zorunlu hizmet olarak atıyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yani “Alınacak.” demişti ama.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Yani hiç kimse dışarıda kalmıyor, mezun olan pratisyen hekim arkadaşlar ve diğerleri, uzmanlar geldiğinde atanıyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çok soruyorlar, çok.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Atanamayan konusuna gelince; soruşturması bitmediği için atanamayan arkadaşlardan bahsediyoruz. Onların da önümüzdeki günlerde soruşturmaları bitecek elbette. Geldikçe biz asla beklemeden atıyoruz. Yeni kura önümüzdeki iki hafta içinde çekilecek.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 40 bin kişi alın Sayın Bakanım. 40 bin kişi alın sağlığa.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Ben kalanların yazılı olarak cevaplanacağını beyan ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 15- (1) Bu Kanunun;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,

b) Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hükümlerini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,

c) Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ile ilgili hükümlerini Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı,

ç) Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Başkanı,

d) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile ilgili hükümlerini ilgili bakanlar ve Maliye Bakanı,

e) Özel bütçeli idarelere ilişkin hükümlerini idarelerin bağlı veya ilgili olduğu bakanlar ve Maliye Bakanı,

f) Düzenleyici ve denetleyici kurumlara ilişkin hükümlerini kendi kurulları ve/veya kurum başkanları,

g) Diğer hükümlerini Maliye Bakanı,

yürütür.

BAŞKAN – 15’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’ya aittir.

Sayın Karakaya, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı kanunlaştığında 2018 yılında 696 milyar 800 milyon liralık bir kaynağın toplanmasına, yine aynı şekilde 762 milyar 800 milyon liralık bir harcamanın yapılmasına, bu harcama ve gelirler arasındaki fark olan 65 milyar 900 milyon TL de borçlanma yapılmasına Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak merkezî hükûmete yetki vereceğiz.

Bu, büyük bir meblağa, devasa bir meblağa tekabül ediyor. Yani, aslında biz bir yıl içerisinde insanımızın, şirketlerin, kurumların çalışarak ürettikleri mal ve hizmetlerin bedeli olan gayrisafi yurt içi hasılanın önemli bir kısmını; gelir tarafından baktığımızda yüzde 20, harcamalar açısından baktığımızda yüzde 22’lik bir kısmını merkezî Hükûmete toplama ve dağıtma yetkisini veriyoruz. 2017 yılı bütçesine baktığımızda, 2017 yılı bütçesinde gelirler tarafında yüzde 13,9’luk, harcamalar tarafında da yüzde 13,2’lik bir artış var ama en fazla artışın bu yapı içerisinde vergi gelirlerinde olduğunu görüyoruz. Özetle, biz 2018 yılında Türk milletinin her bir ferdinin çalışarak kazandığı gelirlerin yüzde 20-22’lik, belki gelişmelere bağlı olarak geçmiş yıllarda olduğu gibi dörtte 1’ini, şu andaki rakamlar üzerinden baktığımızda her 5 liradan 1 lirasını toplama yetkisi veriyoruz.

Tabii, verilen bu devasa yetkiler her şeyden önce yürütenler açısından büyük bir vebali gerektiriyor. Bizler açısından bütçenin yasalaşmasıyla birlikte sorumluluğumuz ortadan kalkmıyor. Yine, izleme ve denetim açısından bizlerin de vebali devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, ülke menfaatine olduğu tartışmasız konularda siyasi partilerin iş birliği yaparak ve iktidar, muhalefet ayrımı gözetmeden millet yararına icraat yapması siyasi uzlaşmanın gereği. Türkiye’de ekonomik sorunların çözüme kavuşturulmasını ve bunun için toplumsal bir uzlaşmanın oluşmasını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu anlamda, bütçeler aynı zamanda hem toplumsal hem de siyasal uzlaşmanın zeminlerinin oluşmasında önemli bir araç. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, Bütçe Kanunu Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği günden itibaren, bu süreç içerisinde Komisyonda ve Genel Kurulda bildiğimiz doğrular ve bu zeminde bir uzlaşmanın sağlanması noktasında, milletvekillerimizin yeri geldi önerileriyle, yeri geldi teşvikleriyle, yeri geldi itirazlarıyla, yeri geldi sert eleştirileriyle, bunu yapmaya çalıştık, toplumun tüm katmanlarının sözcüsü olduk. Onların şikâyetlerini, arzu ve isteklerini sahibi oldukları bu kürsüden ifade etmeye çalıştık, hamaset yapmadık. Başta, işsiz, çiftçi, köylü, esnaf, memur olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sorunlarını, nedeni ve nasılıyla ortaya koyup çözüm önerilerinde bulunduk. Yanlış algılar ve hesaplar üzerinde örnekler verdik. “2002 takıntısından kurtulun. 2002 çok uzakta kaldı, artık önünüze bakın, düşeceksiniz.” dedik. Örnekler verdik, “Bütçeden ödenen yıllık tarımsal destekleri 2002’ye göre katladık.” dediniz. Bunların ne olduğunu izah ettik. Hani bir söz vardır, “Et tekraru ahsen, velev kane yüz seksen.” derler, “Yüz seksen kere de olsa tekrar edin.” derler.

Bu süre içerisinde, özellikle tarımla ilgili -tartışmalar sırasında konu açıldığında- destekler konuşulmaya başladığında Hükûmetin hep söylediği bir şey var, iktidar partisinin söylediği: “Destekleri geçmişe göre çok artırdık, tarımı destekliyoruz.” Biraz önce, yine, desteklerle ilgili bir soru sorulduğunda Sayın Bakan dedi ki: “Mazota destek veriyoruz.” Mazota ekstra bir destek yok. Toplam destekler içerisinde destek bileşenlerinde, alt bileşenlerinde yapılan bir değişiklik var. Yani “Toplamda mazota destek verdik.” diyorsanız karşılığında bir başka yerdeki desteği de almış olmamız lazım. Ama desteklerle ilgili 180 kere de olsa şunu tekrar edeceğim: Değerli milletvekilleri, 2001 yılında destekler konusunda bir model değişikliğine gidildi. Daha önce tarıma verilen destekler piyasa şartlarında fiyat üzerinden veriliyordu. Bu düzenlemeyle birlikte desteklerin ağırlıklı olarak bütçeden verilmesi konusu gündeme getirildi ve destekler bütçe üzerinden doğrudan devlet tarafından bütçeye konulan destekler şekline dönüştürüldü. Bunun birçok olumlu yansımaları olacaktı, piyasadaki fiyatlar dünya fiyatlarıyla uyumlu hâle gelecekti, dış ticaret yönü vardı, mali yönetim yönü vardı vesaire vesaire ama sonuçta ne oldu? Sonuçta bütçedeki destekler bir taraftan artırılırken… Tamam, bugün söylenen destekler bütçede geçmişle mukayeseli olarak baktığımızda doğrudur; tekrar ediyorum, doğrudur, artmıştır ancak ürün bazında bakıldığında fiyatlarda regülasyon yapılmadığı, yapılamadığı için fiyatlardaki düşme, çitçinin piyasadaki zararı bütçeden verilen destekten kat kat fazla olmuştur. Bugünkü çelişkinin ana sebebi budur. Yani bir taraftan destekler artıp bir taraftan eğer köyler boşalıyorsa, tarım alanları azalıyorsa, insanlar üretimden uzaklaşıyorsa, borç altında ezilmeye başlıyorsa bunun sebebi budur. Desteklerin artırıldığı konusunda bir itirazımız yok ama hangi destek? Bütçeden yapılan destek. Fiyatlar konusuna bakınca, piyasa konusuna bakınca Türk çiftçisi her üründe bir şekilde piyasada satın alma gücü kaybına, zarara uğradı, bu zarar bütçeden artırılan desteklerle maalesef karşılanamadı. Onun için, bunu çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bu yapı içerisinde en fazla sıkıntı da buğday üreticisi çiftçilerde oldu. Buğday üreten çiftçiler 2002’yle mukayese edilemeyecek ölçüde bir satın alma gücü zararına uğradılar. Geçen gün de bu kürsüden ifade ettim. Son on dört yılda buğday üreticisi çiftçinin piyasadan satın alma gücü zararı 32 milyar TL’dir. Biz diyoruz ki: “Son on beş yılda bütçeden verilen desteklerin toplamı 103 milyar TL.” Ben, sadece bir kalemden, bir üründen çiftçinin zararının 32 milyar TL olduğunu söylüyorum.

Bütçenin ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karakaya.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ aittir.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Kendine hak gördüğünü vatandaşa çok gören AKP’nin önümüze getirdiği, nereden tutsan kopan bütçeyi konuşuyoruz.

Şöyle bir Türkiye’ye bakıyorum da bir zamanlar tarım ülkesi olan güzel yurdumda tarımsal nüfus 2002’lerde yüzde 22’yken bugün, yüzde 8’lere gerilemiş durumda. Meralar amaç dışı kullanıma açılarak yirmi yıllık ot bedeli karşılığında imara açılıp ithal yem getirilerek hayvancılığa darbe üstüne darbe vurulmuş durumda. Muhalif görülenler göz dağı verilmek suretiyle özellikle olağanüstü hâlin tanıdığı olanaklarla temel hak ve hürriyetler, hukuk güvenliği ve demokrasi askıya alınmış durumda. Hep bunu söylediğimizde, olağanüstü hâlden dem vurduğumuzda Fransa’dan bahsediyorsunuz.

Bakın, Fransa’da olağanüstü hâl ilan edildi. Fakat Fransa’da iki yıllık olağanüstü hâl ilanı döneminde senatodan 1 tane KHK geçirilmiş, o da çalışma yasasıyla ilgili. Kaldı ki, yargı bağımsızlığı olan Fransa’da KHK’lar yargısal denetime tabi. Ve yine Fransa’da bu iki yıllık olağanüstü hâl uygulamasında 4.400 ev araması yapılmış, sadece 62 kişiye geçici ev hapsi verilmiş ve sadece 48 kişi belli bir bölgeye giriş yasağına çarptırılmış. Yani iki yıllık olağanüstü hâl döneminde Fransa’daki tablo.

Peki, Türkiye'ye bakıyorum. 15 Temmuzdan sonra ilan ettiğiniz olağanüstü hâlle 124 bin civarında kamu görevlisi, 7 binin üzerinde subay ve astsubay, 4 binin üzerinde öğretim görevlisi ve hâkim, savcı ihraç edilmiş, 60 binin üzerinde öğretmen görevden uzaklaştırılmış. Askerî okullar KHK’yla kapatılmış ve bu okulda okuyan askerî öğrencilerin hepsine FETÖ'cü damgası vurulmuş. Dünyada yoktur böyle bir şey ya, hiçbir araştırma, soruşturma yapmadan herkese suç isnadı yapmak. Doğrusu, muhalif gördüğünüz ya da kendinize itiraz eden herkese suç isnadı yapma konusunda üstünüze iktidar tanımıyorum.

Yabancı yatırımcılar Türkiye'ye niye gelmiyor? İşte, olağanüstü hâlde temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınmadığını, yargı bağımsızlığının olmadığını, demokrasinin askıya alındığını görüyorlar.

Arkadaşlar, bu durumdaki bir ülkeye yabancı yatırımcı güvenip yatırım yapmaz, gelmez.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Geçen yıl sadece 3,5 milyar dolar gelmiş.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – İşçi, memur, emekli 3 kuruş zammı alabilmek için uğraşırken birileri milyon dolarları havuduyla adacıklara götürüyor. Vatandaş otobüs parasının, ücretinin hesabını kitabını tutarken gemicikler yüzüyor da yüzüyor. Garibim emekliler kıt kanaat geçiniyor bu ülkede.

Bakın, 2000 yılından sonra emekli olduysanız vay halinize! Çünkü sözde büyümeden pay aldığınız gerekçesiyle intibak yasasından faydalanamıyorsunuz. Aynı prim ve yılla emekli olanlar arasında uçurumlar var maalesef. Üstelik 2000 yılından sonra emekli olanların emekli maaşları da hayli düşük.

Bakın, örnek vereceğim: Mesela 2017 yılı Haziran ayında 5.400 iş gününü doldurarak emekli olan bir yurttaşımız şu anda 712 lira maaş alıyor. El insaf değil mi? Ayın sonunu nasıl getirecek bu parayla? Açlık sınırının 1.544 lira olduğu bir ülkede 712 lirayla bu yurttaşımızı yaşamaya mahkûm ediyorsunuz. 712 liralık emekli maaşını reva görenler, gelin bu bütçeden emeklilere hak ettiği payı hep beraber verelim diyorum.

Peki esnaf ve iş adamları, onlar için her şey süt liman mı? Maalesef hayır. İflaslar peş peşe geliyor. Bakın, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Ticaret Sicili Gazetesi’nde açıklanan verilere göre bu yıl Ağustos ayında kapanan şirket sayısında geçen yıla oranla yüzde 105 oranında bir artış gözüküyor. Açılan şirket sayısının hayli üzerinde şirket kapanmış durumda. Faizler yüksek. Bu ülkede en çok kazanan finans sektörü, banka sahipleri. Bu kadar yüksek faizle kredi verilirse yatırımlar sürmez arkadaşlar.

Hoş, yatırım yapan ya da yatırım yapmak isteyene de köstek olunuyor bu ülkede, kolaylık sağlanmıyor. Örnek mi? İşsizliğin yüksek olmasından dert yanıyoruz. Bakın, benim seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sandıklı ilçesinde bir iş adamı kalkmış Kızılca köyünde bir sera kurmuş, onlarca kişiye iş imkânı, aş imkânı sağlamış. Peki siz ne yapmışsınız? 2,5 kilometrelik bir yolu düzeltmeyi, asfaltlamayı çok görmüşsünüz. Bu girişimcinin ismi Ahmet Altınkaynak, buradan açıklıyorum. Kendisi parasını çarçur edebilirdi, gayrimenkule yatırıp kira gelirleriyle yan gelip yatabilirdi, faizden kazanabilirdi ama ne yapmış? Memleketine yatırım yapmış, iş imkânı sağlamış, birilerine aş imkânı sağlamış ama size defalarca kere başvurmasına rağmen, 2,5 kilometrelik sera ile köy arasındaki yolu bir asfaltlamayı dahi çok görmüşsünüz. Ve kendisi diyor ki: “Eğer bu yol asfaltlanırsa bu seranın yanına bir sera daha kuracağım.” Düşünsenize, birçok ailenin evinde aş kaynayacak eğer bu yapılırsa. Ama buraya gelince mangalda kül bırakmayanlar, icraata gelince sus pus oturuyorlar; destek olmayı bir kenara bırakın, köstek oluyorlar. Sonra da işsizlik artıyor. Artar kardeşim. Senin basiretsiz politikaların yüzünden işsizlik de artar, yoksulluk da artar bu ülkede. (CHP sıralarından alkışlar) Sonra da ülkenin Başbakanı çıkıp der ki: “Herkese iş bulamayız, herkese iş bulmak gibi bir derdimiz, herkese iş bulmak gibi bir durumumuz yok zaten.” İşsizliğe çözüm öneriniz bile yok ya, yazık, yazık gerçekten.

TÜİK verilerine göre üniversite mezunu gençlerde bile işsizlik oranı yüzde 43. Merak ediyorum -hepimiz milletvekiliyiz, siz de milletvekilisiniz- bu genç kardeşlerim sizi aradığında, iş istediğinde ya da geldiğinde empati kuruyor musunuz, onların çaresizliğini hissedebiliyor musunuz ya, vicdanınız rahat mı, başınızı yastığa koyduğunuzda “Bu gençler işsiz, bizim yüzümüzden işsiz.” diye bir sorumluluk hissediyor musunuz? (CHP sıralarından alkışlar) İşsizlik, sadece üniversite mezunu gençlerimizi vurmuyor, maalesef ilkokul, ortaokul, ortaöğretim, lise mezunu gençlerimiz de işsizlikle boğuşuyor.

Konuşmamın başında ne dedim? Tarımsal nüfus yüzde 22’lerden yüzde 8’lere gerilemiş. Çünkü bu ülkede artık gençler çiftçilik yapmıyor, çiftçilikle uğraşmıyor, uğraşamıyor çünkü çiftçilikten para kazanamıyorlar. Tarımda eksik destekleme, ürün taban fiyatlarındaki belirsizlik, ithal ürünlerde gümrük vergisinin kaldırılması, pahalı mazot ve gübre, üretim maliyetlerinin artması yüzünden artık çiftçi maalesef ekim yapamıyor. Bakın, çiftçi kazanırsa esnaf kazanır, çiftçi kazanırsa sanayici kazanır, çiftçi kazanırsa devlet vergi alır ve kazanır. Gerçi sizin için çiftçi, esnaf, sanayici, işçi, emekli, bunların kazancı önemli değil, varsa yoksa kendiniz ve yandaşlarınız. Bu ülkede paraları götüren, gemileri yüzdüren AKP’liyse sorun yok ama dürüstçe yaşıyorsanız, emeğinizle kazanıyorsanız, hele bir de başarılı muhalifseniz vay hâlinize. Mesela, başarılı bir CHP’li belediye başkanıysanız, sosyal belediyeciliği hakkıyla icra ediyorsanız, halk sizi sevmiş, oy vermişse, seçimle yenilememişseniz, işte, AKP seçimle yenemediği sizi dakka dubarayla, hileyle hurdayla o koltuktan indirmeye çalışır. (CHP sıralarından alkışlar) Suçlusun kardeşim çünkü CHP’li bir belediyesin, başarılısın ve seni seçimle yenememişler.

Evet, Battal İlgezdi’den bahsediyorum. Battal Bey’le ilgili bir ceza yokken… AKP’li bir belediye başkanıyla ilgili irtikâp ve görevi kötüye kullanma suçlarıyla ilgili bir ceza verilmişse ona suspus oturuyorsunuz. Buradan sesleniyorum: Hodri meydan! Afyonkarahisar Nuribey Belediye Başkanı, AKP’li Belediye Başkanı; kendisi, Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararla ceza almış görevi kötüye kullanma ve irtikap suçlarından. Şu an dosyası Yargıtayda. Hani mangalda kül bırakmıyordunuz? Buyurun, hodri meydan. Bir soruşturma dahi yapmıyorsunuz. Vatandaş şikâyet etmiş, durumu bildirmiş 25/10/2017 tarihinde ve İçişleri Bakanlığından gelen cevap: “Yargıtayda cezası kesinleşmedi, bir şey yapamayız.”

Ve AKP’li bir başka belediye başkanı daha var, Bolvadin Belediye Başkanı. 200 bin liralık arsayı almış -onun da belgeleri burada- ve 1,5 trilyonluk bir kredi çekmiş bu arsayla ilgili, belediyeyi açıkça zarara uğratmış. Bununla ilgili de başvuru var ama konuyu kapatmaya çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen bir ek süre verirseniz sözlerimi toparlayacağım.

BAŞKAN – Süre hiç vermiyorum.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Az önce verdiniz.

BAŞKAN – Toparladınız. Kimseye süre vermedim, lütfen, istirham ediyorum.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Verdiniz, verdiniz; bak, Allah taş eder.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Toparlayacağım, onun için…

BAŞKAN – Tamam, toparlayın.

Buyurun.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Evet, şimdi, o belediye başkanı da şu anda hiçbir şekilde soruşturmaya tabi tutulmuyor, vatandaş defalarca şikâyet etmesine rağmen.

Bakın, biz, yalana, hırsızlığa, talana ve bunlara göz yumanlara karşı olduğumuz için ve bunlara göz yumanların bütçesine de karşı olduğumuz için bu bütçeye “hayır” diyoruz.

Herkese saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ataşehir’de, yürüyen bir süreçle ilgili, bizim seçimde yenemediklerimizi yargısal süreçlerle alaşağı ettiğimiz söylendi. Bu kesinlikle doğru değildir. Zaten orada yeni bir seçim yapıldı, seçilen kişi de yine Cumhuriyet Halk Partisi meclis üyesi. Dolayısıyla orada, yargısal süreç yaşayan birisiyle alakalı bir uzaklaştırma söz konusu. Seçilen yine Cumhuriyet Halk Partisinden, yine Cumhuriyet Halk Partili bir belediye orası. Dolayısıyla bize atfedilen “Seçimle alamadığınızı… Yargı kararıyla üzerine gidiyorsunuz.” gibi bir ithamı kabul etmemiz mümkün değil. Bizim inancımız demokrasidir, sandıktır. Bunu kamuoyuyla paylaşmak isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Celal Doğan’a aittir.

Sayın Doğan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA CELAL DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Ataman” çok sevdiğim bir isimdi ama bugünlerde o isim de çok hoş gündeme gelmiyor: “Ataşehir/Man.” Bundan ayırarak konuşacağım.

15’inci madde bildiğim kadarıyla buradaki maddelerin yürütme maddesi olarak gündemde. O nedenle, konuşmamın ağırlıklı kısmını yerel yönetimlere teksif etmek istiyorum.

Aslında, yerel yönetimlerin tarihine baktığımızda, Türkiye’de özellikle kadılarla başlayan, sonra halkın iradesiyle şekillenen belediye başkanları, bilahare rahmetlik Özal’ın 1983’te çıkarmış olduğu 3030 sayılı Yasa ve çeşitli zamanlarda tadilata uğrayan ve geliştirilen yasamız… O nedenle, Türkiye’de sonradan, buna özellikle imar açısından baktığımızda, geçmişte imar ve iskân bakanlarının uhdesine bırakılan imar değişiklikleri, şehir planları sonra yerele verilmiş ama ne yazık ki oradan, belki zaruret, belki başka nedenler, başka, çabuk iş bitirme konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı devreye girerek -ki özellikle TOKİ açısından söylüyorum- Türkiye’deki zaruri ihtiyaçlardan belki, yerel yönetimlerin imar yetkilerinin bir kısmını kısıtlama noktasına geldi. Bundan kastım şu: Asıl mesele yerinden yönetmektir Türkiye’yi. Dünyanın her yerinde demokrasinin beşiği yerel yönetimlerdir. Bu gerekirse mahallî idareler olur, gerekirse seçilmişler olur gerekirse atanmış valilerden kaynaklanan bir kurum tarafından yapılmaktadır. Aslında Türkiye’de, geldiğimiz noktada, yerel yönetimlerin işlevine baktığımızda, il koordinasyon kurulu hariç, onu da çıkarırsanız, bence valilerin hiçbir esprisi kalmamıştır. Türkiye'nin bugünkü gidişatı da odur, ileride, belediye başkanlarının seçimle geldiği gibi, belki valilerin de seçimle geldiği bir yönetime doğru Türkiye'nin trendinin gittiğini görüyoruz. Bundan kastım şu: Belediye başkanları halk tarafından seçilir, hesap verecekleri merci halktır. Valilerin genellikle kalubeladan beri yapısı odur -farklılıklar olabilir, devlet valisinden parti valiliğine kadar tümünü yaşadığım için söylüyorum- vali genellikle Ankara’daki bürokrasiyi mutlu etmekle meşguldür. Yani genellikle iktidar partisinin, iktidara mensup il başkanlarının, biat demeyelim de ricalarını, daha çok da Ankara’daki bakanları ve yukarıdaki Başbakanı mutlu ettiği zaman en iyi validen birisi olur. Hâlbuki seçimle gelmiş insanların borcu halka olacağı için, seçimle gelecek vali Türkiye’de yönetimlere çok daha ciddi etki yapabilir. O nedenle görüşüm o dur ki bir gün Türkiye demokrasisinde yerel yönetimlerin evrimleşmesi ve demokratikleşmesinde valilerin seçimle gelmesi çok daha güzel olur diye düşünüyorum.

Şimdi, son zamanlarda Belediye Ataşehir’den kaynaklanan belediye kurumuyla ilgili müesseseyi biraz tartışmakta fayda var. Belediye başkanları tek dereceli seçimle gelmiş Başkanlık sisteminin en tipik örneklerinden birisidir. Ta ki 2004, 2005 yıllarına kadar, yaptığımız değişiklikler hariç -Sayın Cumhurbaşkanının da katılmış olduğu, Patalya’daki, yerel yönetim kanunlarını hazırladığımızda- belediye meclisleri eskiden, Sayın Özal döneminde çıkartılan kanunda, sadece seçimle gelen insanlardan oluşurdu, encümen de sadece daire başkanlarından oluşurdu. Şimdi, başkanlık sistemine geçtiğimiz şu ortamda, geçmeye çalıştığımız şu ortamda, bakanların Türkiye Büyük Millet Meclisi içinden seçilmemesi gerekir. Daha doğrusu, bakanların sadece, salt Cumhurbaşkanının -başkanın- atayacağı kişilerden oluşması gerekir. Meclisten atanacak bakanların seçilmesi, atanması getirdiğiniz sistemin özüne aykırıdır çünkü seçilmiş ile denetleme mekanizmasının karışması doğru sonuç doğurmaz. İşte, Belediye Kanunu da bunların en tipik örneklerinden birisiydi, maalesef, 2005’te yaptığınız bir değişiklikle encümene seçilmişlerin yanına atanmışları koymamız, Türkiye’de bu sistemi karmaşa hâline getirdi ve oradaki denetleme eksik oldu.

Belediyelerin denetlenme mekanizmaları açık. Yaşayan bir arkadaşınız olarak söylüyorum açıkçası. Türkiye’de eskiden, daha çok İçişleri Bakanlığı belediyelerin kapılarında nöbetçi gibi bekliyordu, şimdiki durumu tam bilmiyorum, yine böyle olacağını düşünmek istemiyorum ama, maalesef -muhalefet belediyelerinden gelen şikâyetler için söylüyorum- çok sayıda müfettişin belediye kapılarını yol ettiği şeklinde anlayış var. Bu, doğal da bir şey, yasadan kaynaklanan bir şey; belediye başkanlarının denetlenme mekanizması; mali denetimlerde Sayıştaya tabidirler, suç işlemeleri hâlinde ise suç iddia edildiği zaman da müfettişlerin gelmesi doğaldır. Müfettişlerin gelmesi doğaldır ama maalesef, bizim belediye müfettişlerimizin çoğu -beni mazur göreceğinize inanıyorum, tabirimi hoş görünüz- kurşun askerdir. Valilerin en çok çıktığı yer orasıdır, oradaki müfettişlerin çoğu kurşun asker gibi, bakana yaranma konusunda tutacakları raporlara sebep aramaksızın, her hâlükârda, istedikleri yere bir tomar evrakla ve fezlekeyle gelirler. Usul şuydu bildiğiniz gibi: Fezlekeyi tanzim eder müfettiş, Bakanlığa gönderir, Bakanlık da bunu muhataba tebliğ eder. Tebliğle birlikte, bunun aleyhinde Danıştaya dava açılır. Müspet veya menfi, lüzumumuhakeme görüldüğünde bu fezleke mahkemeye gider. Ama gelin görün ki bu türlü uygulamalar Türkiye’de, maalesef, çifte standartla yapıldı; o da şudur: Şimdi, hemen, meseleyi teröre ve şiddete bağlayarak cevap vermenizi doğru bulmuyorum. Halkların Demokratik Partisine mensup 105 belediye başkanı vardı; şu anda, 94’ü kayyumla idare edilecek hâle geldi. Bu arkadaşlarımızın hiçbirisinin fezlekesinin Danıştaydan dönmesi beklenmedi, mahkemeden bir hüküm almadılar. Kayyum atama yoluyla bu arkadaşlarımızın, halkın seçtiği insanların yerine kayyum belediye başkanları görev yapıyor. Siz onları görevden aldığınız zaman, eğer Ataşehir’de yaptığınız uygulama gibi belediye meclislerinin tekrar belediye başkanı seçmesine müsaade etseydiniz, zannediyorum ki o 94 belediyede, halkın oylarıyla belediye meclisi üyesi olmuş insanların, kendi içerisinden belediye başkanlarını seçme şansı vardı. O gün Sayın Başbakan da burada konuşurken dedi ki: “Onlar farklı.”

Şimdi, insafınıza ve vicdanınıza sığınmak istiyorum. Allah için, billah için, 1.440 belediye meclisi üyesi, 129 belediye meclisi üyesi içinde bir tek kişi masum olamaz mı? Bir tek kişi Türkiye’deki, ülkedeki bahsettiğiniz teröre, şuna buna bulaşmamış olamaz mı? Bir tek kişiyi orada bırakmaksızın görevden aldınız ve bu arkadaşların yerine oradaki daire başkanlarını belediye meclisi üyesi ve encümen hâline getirdiniz. Şimdi söylediğimiz zaman da kızıyorsunuz. “Kürt şehrindeki belediye başkanı” dediğimiz zaman “Vay, bölücülük oluyor.”, “kürdistandan gelmiş bir milletvekili” dediği zaman arkadaşlarımıza ceza yağdırıyorsunuz. Şimdi bu şehirlerdeki belediye başkanlarının ve belediye meclisi üyelerinin 1’ini, ya 1’ini bu ülkenin vatandaşı olarak kabul etmez misiniz? Etmediniz. Külliyen ki köküne kibrit çalmış gibi bu arkadaşların hepsinin görevlerine son verdiniz ve bu arkadaşlarımız şimdi açıkta.

Bu nedenle, tavsiyem şudur ki: Yerel yönetimlerin kıymetini lütfen biliniz, buna mahsus da olmayabilir. “Sıçan geçer, yol olur.” diye bir tabir vardır. Yani siz, halkın seçtiklerine, gerek partimiz belediye başkanları olsun gerek diğer partilerden olsun, bu konuda hassasiyet gösterin ve belediyelerin demokrasinin en güzel yeşereceği tarlalar, bahçeler olduğunu asla aklınızdan çıkarmayın ama bunu yapmıyorsunuz.

Bir şey daha, tecrübelerime binaen söylüyorum: “Kurşun asker müfettiş yoktur.” dedim. Halk Partili arkadaşlara da söylüyorum, AK PARTİ’lilere, MHP’lilere de söylüyorum: Hiç kimsenin şahsına -belediye olarak- kefil olmayınız. Belediye başkanlarınızı kurum olarak savunabilirsiniz, en doğal hakkınızdır. Çünkü ortada yanlış anlaşılmalara meydan verecek birtakım ithamların altında kalabiliriz. Gitsin müfettiş, tahkikatını yapsın, getirsin, görelim. Örneğin, Battal İlgezdi, benim de çok eskiden beri tanıdığım bir arkadaş. 3 tane iddiadan takipsizlik almış olması, İçişleri Bakanlığının elinde 15-20 tane daha soruşturmanın olmasına mani değil ve olmasa da olabilir, açıkça söylüyorum size. Bu nedenle, kimsenin şahsına kefil değil, kuruma sahiplik konusundaki gayretlerinizi esirgememenizi diliyorum.

Bir başka şey daha söyleyeyim size, yaşadıklarımdan birisini söylüyorum. Bana bir gün müfettiş geldi -çok geldi de- orta yaşlı da bir müfettişti. “Hayırdır.” dedim, dedi ki: “Başbakanlık genelgesine karşı gelmişsiniz, o nedenle ifade alacağım.” Dedim ki: “Konu nedir?” dedi ki: “Elektrik, enerji tasarrufuna aykırı hareket etmişsiniz, şehir sokaklarını ışıklandırmışsınız. O nedenle, ifade almaya geldim.” Aramızda çok tartışmalar falan oldu, nezaketsizlik de yapmak istemedim, hoş bir adamdı, dedim ki: “Siz yanlış gelmişsiniz.” “Niçin?” dedi, “1982’de elektrik, belediyelerden alındı, Türkiye Elektrik Kurumuna verildi, muhatap ben değilim.” dedim.

Bir başka acı bir şey söyleyeyim. Bir arkadaşım harcırah için… Bakın, bazı belediye başkanları bir şehirden başka bir şehre gittiğinde harcırah tahakkuk ettirilir. 30 lira için arkadaşıma altı sene iki ay hapis verdiler ihtirazen zimmetten. O nedenle, belediye başkanlarına gidecek müfettişlerin canı isterse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL DOĞAN (Devamla) - …yapacakları çok hukuk vardır. Belediye başkanlarının asli görevi de…

Bitirebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Doğan, lütfen bitirin, toparlayın.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Hemen bitiriyorum.

Belediye başkanlığının özü şudur, partili, partisiz, sabahleyin o kapıdan girerken veya seçimi alırken, giderken yapacağı şudur: O kapıdan girdiğinizde şehrin belediye başkanı olduğunuzu unutmayın, ayrılırken de şunu söyleyin: Bir gün bu şehirde gezeceğini, halkın yüzüne bakacak kadar adil, dürüst olması gerektiğini asla unutmamalıdır.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Yalova Milletvekili Fikri Demirel’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Demirel Buyurun.

Süreniz beş dakikadır.

FİKRİ DEMİREL (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2001 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan AK PARTİ, 2002 seçimleri öncesi “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” sloganıyla yola çıkmıştı. Geriye dönüp baktığımızda hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görmekteyiz. Evet, hiçbir şey eskisi gibi değil, AK PARTİ on beş yıldır, kurulan bütün kumpaslarla mücadele ederken diğer yandan ülkemizi dışa bağımlılıktan kurtarmanın gayreti içinde olmuştur. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, ekonomide, enerjide ve diğer bütün alanlarda yapılanlar ortadadır, saymaya zaman yetmez. Dünyanın 10 mega projesinin 6 tanesini gerçekleştiren, tankını, topunu, tüfeğini, İHA’sını, SİHA’sını yapan, savaş uçağını, savaş gemisini, yerli otomobilini yapma durumuna gelmiş bir Türkiye var.

Görüşmeler esnasında kimileri “zenginlerin bütçesi” dedi, kimileri “savaş bütçesi” dedi. Bütçenin içeriğine bakıldığında bundan önceki bütçelerde olduğu gibi 80 milyon nüfusumuzun her kesiminin pay sahibi olduğu bir bütçe olduğu görülmektedir. Muhalefet bütün bu yapılanları görmüyor olabilir. Karalamaya, yok saymaya, milletin kürsüsünden konuları saptırarak milletin gözünden kaçırmaya çalışabilir ama milletimiz bütün yapılanları görüyor ve yaşıyor. Unutmayalım ki kim ne söylerse söylesin son sözü milletimiz söyleyecektir. Bundan önce olduğu gibi söz sırası milletimize geldiği zaman en doğru kararı vereceğine inancım tamdır. Bu ülkeye, bu aziz millete hizmet etmeyi Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki istikrarın ve güvenin teminatı AK PARTİ’de siyaset yaparak nasip eden yüce Rabb’ime şükrediyorum, hamdediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, bölgesinde ve dünyada sorumlulukları olan bir ülkedir. Büyük umutların, istikrar ve güvenin teminatı olan ülkemizi her türlü terörden, badirelerden yılmadan, korkmadan 2023, 2053, 2071 hedeflerine taşımak için çalışarak, üreterek yolumuza devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin gücünün herkes farkında ama farkında olmayanların olduğunu düşünüyorum. Bir dost meclisinde karşılaştığım Amerikalı iş adamıyla yaptığım sohbetten birkaç cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum. “Kırk yıldır terörle mücadele ediyorsunuz. Bırakın kırk yıldır terörle mücadele etmeyi, 15 Temmuz işgal girişimi Amerika’nın başına gelse altında kalır, herhangi bir Avrupa ülkesinin başına gelmiş olsaydı yerle bir olurdu. Öyle büyük bir milletsiniz ki size asla kimse diz çöktüremez. Yeni hükûmet sistemiyle de yolunuza devam ederken Türkiye’yi tutabilene aşk olsun.” dediğini paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Amerikalının farkında olduğu Türkiye’nin biz de farkında olursak birliğimizi, beraberliğimizi koruyarak çok daha iyi şeyler yapabileceğimize inanıyorum.

Sözlerimi bitirirken, bütçenin hazırlanmasında, öncelikle sayın bakanlarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, 2018 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı, bereketli olmasını diliyor; aziz milletimizi ve Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.

FİKRİ DEMİREL (Devamla) – Bir de Başkanım, izniniz olursa -arkadaşlar sorduğu için- bir bilgi paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN – Hemen, hemen, hemen. Süreniz var.

FİKRİ DEMİREL (Devamla) – Değerli arkadaşlar -bilen arkadaşlarımız var- Termal’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir misafirhanesi var. Sorup duruyorlar. İnşallah…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tadilatta.

FİKRİ DEMİREL (Devamla) – Uzunca zamandır tadilattaydı, tadilatı bitme noktasına geldi. Mart ayı itibarıyla hizmete açılacak, bir aksilik olmazsa. Bütün milletvekillerimizi, arkadaşlarımızı orada ağırlamaktan şeref duyacağımızı belirterek Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

İkinci ve son söz, şahıslar adına Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye aittir.

Sayın Köse, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben biraz ezber bozacağım. Buraya iktidar partisinin hatipleri geliyor, ne dersek doğru olmadığını söylüyorlar, pembe tablolar çiziyorlar. İşte, bizim muhalefet partileri, özellikle Cumhuriyet Halk Partililer, HDP’liler geliyor, onlar da bu bütçenin doğru bir bütçe olmadığını söylüyorlar yani kıyasıya bir eleştiri var.

Ben, Sayın Cumhurbaşkanını överek başlamak istiyorum konuşmama, hatta o “prompter”dan okuyor, ben de buradan, kâğıttan okuyacağım. Sayın Cumhurbaşkanımız demiş ki, bu Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı için: “Ey, bize bühtanda bulunan zavallı, senin ceddin neredeydi? Utanmadan, sıkılmadan hezeyan içinde bulunan zavallılar. Bunların kafası Batıcı. Biz sizin ne tür garabetler içinde olduğunuzu gayet iyi biliyoruz, yeri gelecek bunları da açıklayacağız. Kendi acziyetlerini hatta ihanetlerini örtme çabası içerisindeler." Elhak doğru, vallahi diyecek hiçbir şey yok ama geç de olsa doğru yolu bulmasından dolayı Sayın Cumhurbaşkanını kutluyorum. Cümlelerin içerisinde geçen “acziyet”tir, “bühtan”dır, “garabet”tir, bunları tekrar etmeyeceğim. Yalnız, tabii, Sayın Cumhurbaşkanın bu noktaya gelmesi için çok zaman geçti. Cumhuriyet Halk Partililer ne dese, 1940’lı yıllardan beri, onları eleştirdi. Hatta, işte, “‘Arap’tan dost olmaz.’ diyorlar, ‘Araplar bizi arkadan vurdu.’ diyorlar. Yok öyle bir şey kardeşim, Türk, Arap’ın hem sağ elidir hem sağ kulağıdır. Arap, Türksüz yaşayamaz. Türkler Arapların…”

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Mehmet Akif’in sözü.

TUFAN KÖSE (Devamla) – İşte, o sözleri, tabii, gerek burada gerekse başka ortamlarda söylüyor.

Şimdi, “Kim ‘Türk Arapsız yaşar.’ derse delidir.” diyor. “Türk hem Arap’ın sağ koludur hem sağ gözüdür.” diyor. Çok güzel tabii bunlar. Güya “Türkler köpeklere Araplardan dolayı ‘Arap’ diyorlar. Böyle aşağılayıcı ifadeler kullanıyorlar.” diyor. Arkadaşlar, her millet neciptir; Araplar da neciptir. Yani biz Türkler, eğer öyle bir “Arap” sözü köpeklere yakıştırılıyorsa bu Araplardan dolayı değil, köpeğin renginin siyah olduğundan dolayıdır; aynı, fotoğrafların negatiflerine de “arap” dendiği gibi. Kaldı ki İngilizler de Fransızlara “…”(x) diyor mesela, “kurbağa” diyor. Fransızlar “…”(x) diyor, “…”(x) diyor, falan diyor, filan diyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Ya, bunlar çok tehlikeli bir noktaya geldi.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Bakın, Araplarla bizim derdimiz şu: Araplar 1900’lü yıllarda İngilizlerle iş birliği yaparak Türklere, Osmanlılara, Fahrettin Paşa’ya arkadan saldırmışlardır, bugün de Amerikalılarla iş birliği yaparak Türklere yine saldırıyorlar. Zaten oradaki düzenin Amerikalılara, İngilizlere dayanmadan yaşama imkânı yok.

Sayın Cumhurbaşkanına şunu sormak istiyorum: Yani Suudi Arabistan’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde demokrasi mi vardı da Suriye’ye demokrasi getirmek için, Irak’a demokrasi getirmek için, Libya’ya demokrasi getirmek için biz Amerikalılarla, İngilizlerle, Fransızlarla iş birliği yaptık? Bunu sormak lazım ama geç de olsa bu noktaya gelmiş olmasından dolayı mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Buradan kendisine selam ve saygılarımı gönderiyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, gerek Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek gerekse AKP’nin bütün hatipleri geliyor buraya, pembe tablolar çiziyor. Çok hızlıca söyleyeceğim, aslında çok konuşulacak şey vardı ama hızlı hızlı geçiyorum. Şimdi, pembe tablolar çiziyoruz da, peki, arkadaşlar, dünyada kişi başına et tüketimi -yani ekonomi bu kadar iyi gidiyor- ortalama 38 kilo -dünyada Türkiye’den sonra kurulmuş 150’ye yakın ülke var- Avrupa Birliği 77 kilo, Türkiye’de 32 kilo -buna tavuk eti filan da dâhil- Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova ile Ermenistan’la aynı noktalardayız, bu mudur ekonomideki gelişmişlik?

Bakın, mesela -çok gelişiyoruz ya biz, ekonomimiz çok iyi, her şey dört dörtlük gidiyor- boşanma oranları. 2001’de, o çok büyük krizin olduğu dönemde bile boşanma oranları 16,90’dan bir sonraki yıl 18,69’a yükseliyor yani her 100 evlilikten 18’i boşanmayla sonuçlanıyor. Ekonomik krizin derinleştiği 2008, 2009’da bile 15,52’den 19,29’a çıkıyor yani her 100 evlilikten 20’si filan boşanmayla sonuçlanıyor ki o dönemler Ahmet Necdet Sezer var yani tek adam rejimi yok, her dediğim doğru zanneden bir adam rejimi yok o dönemlerde. Geliyoruz 2016’ya, bakın, ekonomik göstergeler, pembe tablolar, rakamlar takla atıyor, yüzde 22 olmuş boşanma oranı. Yani milliyetçi muhafazakâr bir hükûmetin bu ekonomiden övünmesi mümkün müdür?

Peki, dönüyoruz -işsizliği falan şimdi söylemeyeyim, herkes söyledi onları- antidepresan ilaç kullanımı. Vallahi yüzde 200 küsur artmış antidepresan, yüzde 287 artmış. 2003’te 14 milyon 238 bin kutuymuş, 2016’da 41 milyon kutuya çıkmış. Yani ekonomik düzen bu kadar iyi de bu millet deli mi, niye antidepresan kullanıyorlar arkadaşlar?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – CHP yüzde 1 bile oyunu artıramadığı için oluyor bunlar.

TUFAN KÖSE (Devamla) – CHP zihniyeti mi yapıyor bunu da? Bu da mı CHP zihniyetinden? (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Yüzde 1 bile oyunuzu artıramıyorsunuz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bakın, iflaslar, şimdi, Mehmet Şimşek’e sormak gerekiyor burada…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Size dertleniyorlar, size.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bize dertleniyorlar.

2016’da tam 70 bin esnaf kepenk kapatmış. Kurulan şirket sayısı yüzde 6 artmış geçen seneye göre, kapanan şirket sayısı yüzde 26’ya çıkmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sayın Başkan, toparlayacağım efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu çok önemli. Eğer bu konuşmamla da Hükûmet yıkılmazsa daha da yıkılmaz yani.

BAŞKAN – Tamam, tamam, buyurun, tamamlayın siz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, buraya çıkarken mesaj atmıştım, şimdi telefonla üç tane Çorum’dan arayan oldu, birisi hayvancı. Diyor ki hayvancı: “Tarım Bakanı -bir de doktormuş- bir açıklama yaptı, bizim satacağımız hayvanların toptan bedeli 28,5’ten 25,5’e düştü; kasapta, markette fiyat ucuzlamadı. Böyle mi hayvancılığı geliştireceğiz? Üreticiyi böyle mi koruyacağız? Ki girdilerin hiçbirisi azalmadı.”

Yine, bir turizmci aradı, 1 milyon broşür bastırmışsınız, Çorum’a gelen turist kalmamış artık. Yani Boğazkale’ye, Hititlerin başkentine 2016 yılında…

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Var, var, Çorum’a çok turist geliyor Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Gelmemiş efendim, gider sorarsınız, gidip sorarsınız, turizmci söylüyor bunu.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Çok turist geliyor, çok.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Son söz: Şeker fabrikasında çalışan geçici işçiler var arkadaşlar. Bu geçici işçiler 5 ay 29 gün üzerinden işlem görüyorlar, şimdi bu düzenlemeyle 9 ay 29 güne çıkacak olduğu söyleniyor. Biz bunlara da kadro istiyoruz, bu yasayla beraber bunun da Maliye Bakanı tarafından değerlendirilmesini talep ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Böylece madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

İlk söz, Sayın Tüm, buyurun.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sigortalıların emekliliği hak kazanabilmeleri için belli bir yaşa ulaşmaları, belli bir süre prim ödemeleri ve belli bir süre sigortalı olmaları gerekmektedir. Ancak, ülkemizde yıllarca çalışarak kamuya hizmet eden, ancak yaş sınırına takıldığı için emekli olmayan vatandaşlarımız ne yazık ki mağdur olmaktadır.

Sayın Bakana soruyorum: Aralık ayı itibarıyla emeklilikte yaşa takılan yurttaş sayısı kaçtır? Emeklilikte yaşa takılan yurttaşlarımız için yasal bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız bunu ne zaman gerçekleştireceksiniz? Bu düzenlemeyle 8 Eylül 1999 tarihinden önce işe başlayanların tümünün mağduriyeti giderilecek midir? Emekli yurttaşların sağlık harcamalarından alınan kesintiler nelerdir? Hastane katılım payı, reçete parası gibi kesintilerde bir azalma yapılacak mıdır? Sağlık harcamalarındaki artış, emekli maaşlarına yapılan zam…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Göker…

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Bakan, hepimiz biliyoruz ki israf haram. Sizler bütçe görüşmeleri sırasında iken, sizler Genel Kurulda iken sizlerin makam aracı ya da size eşlik eden araçların dışarıda çalışır vaziyette olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakır…

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Isparta ili Yalvaç ilçesi Askerlik Şubesi Başkanlığı sorumluluk bölgesi olarak Şarkikaraağaç, Gelendost, Yenişarbademli ve Yalvaç olmak üzere görev yapmakta olup tek bir memurla çalışırken bu memur da emekli olmuştur. Ocak 2017’den beri geçici görevlendirmeler yapılmaktadır, Şube Başkanı da içeri alınmıştır. Bu kadrolar ne zaman doldurulacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

PTT Genel Müdürlüğünde Genel Müdüre bağlı olarak görev yapan Denetim Hizmetleri Başkanlığı yani diğer adıyla Teftiş Kurulu Başkanlığı kapatılarak yerine Genel Müdür Yardımcısına bağlı “Rehberlik ve Kontrol Daire Başkanlığı” adı altında yeni bir birim kurulmaktadır. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımıza sormak istiyorum: Ülkemizde hiçbir kamu kurumunda olmayan böyle bir yapı hangi yasal mevzuata dayandırılarak kurulmaktadır? Kurulmasındaki gerekçe ve amaç nedir? Neler denetimden kaçırılmaya çalışılmaktadır? Denetim sıkıntısı olan kurumlarda bu gibi yapılar oluşturularak kurum yöneticilerimiz tamamen denetimsiz mi çalışmak istiyorlar?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Bakanım, ağız ve diş hastanelerinde çalışanlar, çalışma koşulları nedeniyle sağlıklarını riske atarak hizmet sunmaya çalışmaktadırlar. Diş protez teknisyenleri sıklıkla kullandıkları zehirli ve zararlı kimyasal maddelere, silika tozlarına, çapraz enfeksiyon riskine maruz kalmaktadır. Böylesine riskli hizmetler veren diş teknisyenlerinin riskli hizmetler grubuna alınarak sosyal haklarının düzenlenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, sağlık hizmetleri personeline yıpranma payı vermeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda düzenleme yapacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum: Bir: Torba yasalarla yeni yeni vergiler ihdas ettiniz, vergileri de artırdınız. Vergiler kazanandan alınır, ancak hâlâ kazanamayan yurttaşlarımızdan dolaylı vergiler almaya yüzde 71 oranında devam ediyorsunuz. Artık bu dolaylı vergiler katlanılır olmaktan çıkmıştır. Buna rağmen, dolaylı vergileri koymaya ve hâlâ artırmaya devam mı edeceksiniz?

İki: İş dünyası ve reel sektör, devletin aşırı harcamalarından, yeni yeni vergiler sağlanmasından dolayı çok rahatsızdır. Ayrıca, yurttaşlarımızın çoğunluğunun yeni vergiler nedeniyle geçinmeleri imkânsız hâle gelmiştir. Piyasanın tıkandığı ve zorlandığı bir dönemde vergi indirimi ve muafiyeti yapacağınız yerde neden hâlâ yeni vergiler ihdas ediyorsunuz?

Üç: İktidarınız süresince ve Bakanlığınız olarak doğrudan yabancı sermaye çekeceğiniz sözünü vermiştiniz. Ülkemizde hukuk ve vergi güvenliği olmadığı için yabancı sermaye gelmiyor. Bu konuda hangi tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, son olarak, buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sağlık çalışanlarının, özellikle doktorların özlük haklarına yönelik bir çalışmanız var mı? Doktorların emekli maaşları resmen yerlerde sürünüyor, artırmak için bir çalışmanız var mı?

Az önce bir arkadaş sordu ama yine ben tekrar sorayım: Yıpranma payı ne zaman yürürlüğe girecek?

Sağlık Bakanına diğer bir sorum: 2015-2017 yılları arasında kadın cinayetlerinde, boşanma olaylarında artış yaşanmakta mıdır? Artış varsa bunu neye bağlıyorsunuz? Sayısı giderek artan erkek şiddeti olaylarının önlenmesine ilişkin bir çalışmanız var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere sözü, Sağlık Bakanımız Sayın Ahmet Demircan’a bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Mehmet Tüm Bey’in sorusuyla başlıyorum, emeklilerin yaşa takılanların sayısı konusunda bir sorusu var. Bu konudaki bilgilerin Sayın Bakan tarafından yazılı olarak verileceğini söylüyorum.

Sayın Göker’in sorduğu, biz buradayken makam arabalarının neden dışarıda çalıştıkları konusu. Ben öyle bir şey bilmiyorum. Gerçekten eğer biz burada otururken devamlı çalışıyorlarsa yanlıştır, çalışmaması lazım ama eğer bizim kalkıp gelmekte olduğumuz bilgisi verildiğinde çalışıyorlarsa ona bir şey demiyorum. Ben onu öğreneceğim ve gereken tedbiri alacağım inşallah arkadaşlar.

Sayın Bakanın sorusuna yazılı cevap verilecek.

Kuyucuoğlu’nun PTT’yle ilgili sorduğu suali ben cevaplama noktasında değilim. Yine ilgili bakan arkadaşın yazılı olarak cevaplamasını isteyeceğim.

Sayın Ahrazoğlu’nun ağız diş sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık teknisyenlerinin sağlıklarını korumayla ilgili riskli hizmet verdikleri, bu riskli hizmet grubuna alınmaları gerektiği ve yıpranma payının verilmesi gerektiğiyle ilgili soruya gelince, elbette ki sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarının düzeltilmesi ve düzenlenmesi için çalışmalarımız sürüyor.

Bir sonraki soruya, en son soruya da birlikte vereyim, Sayın Yıldırım’ın sualiyle birlikte cevaplamış olayım. Doktorların özlük haklarıyla ilgili çalışmamız var. Özlük haklarını geliştirmek, emekli maaşlarını artırmak ve yıpranma payını doktorlara kazandırmakla ilgili bir çalışmamız var ve önümüzdeki ayda, ocak ayında imkân olursa sağlıkla ilgili bir yasa paketi getireceğiz. Bunun içerisinde doktorların özlük haklarıyla ilgili çalışmalar da olacak.

Diğer arkadaşımız Sayın Arslan’ın vergilerle ilgili sormuş olduğu soruya yazılı cevap verileceğini burada beyan ediyorum.

Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddeleri kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama, yarınki birleşimde son konuşmaların ardından yapılacaktır.

Şimdi program uyarınca sırasıyla 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerini görüşüp oylamalarını yapacağız.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okuttuktan sonra görüşme yapılmaksızın oylarınıza sunacağım.

2016 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

 

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 9/3/2016 tarihli ve 6682 sayılı 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 560.782.309.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 68.938.657.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 3.790.619.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

(2) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası 2016 yılı merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin bütçe giderleri 569.116.634.971,73 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin bütçe giderleri 85.186.707.816,27 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların bütçe giderleri 3.840.811.872,42 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2016 yılı merkezi yönetim net bütçe gideri 584.071.430.611,73 Türk Lirasıdır.

 

BAŞKAN – 1’inci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.12

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Vecdi GÜNDOĞDU (Kırklareli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, (11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 3’üncü sırasına alınmasına ve gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelerin Genel Kurulun 22 Aralık 2017 tarihli 45’inci Birleşiminde 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasından sonra yapılmasına ve bu birleşimde (11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelerin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışmalarına devam etmesine ilişkin önerisi

21/12/2017

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 21/12/2017 Perşembe günü yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

 

                    Mustafa Elitaş                                                  Engin Özkoç

            Adalet ve Kalkınma Partisi                          Cumhuriyet Halk Partisi

                Grubu Başkan Vekili                                   Grubu Başkan Vekili

 

                    Ahmet Yıldırım                                                  Erhan Usta

           Halkların Demokratik Partisi                        Milliyetçi Hareket Partisi

                Grubu Başkan Vekili                                   Grubu Başkan Vekili

Öneri:

(11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 3’üncü sırasına alınması ve gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelerin, Genel Kurulun 22 Aralık 2017 tarihli 45'inci Birleşiminde 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasından sonra yapılması ve bu birleşimde (11/18) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelerin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışmalarına devam etmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2’nci maddede kalmıştık.

Maddeyi okutuyorum:

Gelir bütçesi

MADDE 2- (1) 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 530.402.940.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 8.733.356.000 Türk Lirası öz gelir, 60.896.542.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 69.629.898.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 3.768.054.000 Türk Lirası öz gelir, 22.565.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 3.790.619.000 Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) 2016 yılı merkezi yönetim kesin hesap gelir cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 536.262.725.156,57 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 17.086.603.844,96 Türk Lirası öz gelir, 69.552.523.791,96 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 86.639.127.636,92 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 3.924.939.979,14 Türk Lirası öz gelir, 21.000.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 3.945.939.979,14 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2016 yılı merkezi yönetim net bütçe geliri 554.139.501.787,16 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’na aittir.

Sayın Tanrıkulu, sizin şahsınız adına da söz talebiniz var. Teamül teşkil etmemek kaydıyla birleştiriyorum, on beş dakika süre veriyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ekonomimiz kritik bir süreçten geçiyor. Dışa bağımlı üretim yapımız nedeniyle hem ekonomik büyüme hem enflasyon ve faiz oranımız sermaye akımlarına olağanüstü bir şekilde bağlıdır, tabii sermaye akımları da faiz oranlarına bağlı. Söz konusu bu durum Merkez Bankasını bir ikileme götürüyor. Bir tarafta, banka bir yandan sermaye akımlarını çekmek için faiz oranlarını artırıyor, TL’nin değersizleşmesiyle de enflasyonu kontrol altına çekmeye çalışıyor ama öbür tarafta yani ikilemin diğer yanında ise Hükûmetten gelen ekonominin büyümesinin sürdürülmesi talebi bulunmakta. Bu nedenle de en azından faiz artırmama, hatta faiz indirimi talebiyle karşı karşıya banka. Tabii, banka da bir süredir yürüttüğü bu örtülü para politikasıyla resmî politika faizi ile fiilî faiz arasında 4 puandan fazla bir farkın oluşmasına sebep olmuş durumda, hatta bu son faiz artışıyla birlikte bu fark daha da açılmış gözüküyor.

Sayın milletvekilleri, ekonomi politikasının alt başlıklarını oluşturan para ve maliye politikaları eş güdüm içinde yürütülmek zorunda. Eğer bunu eş güdüme sokamazsak, birlikte götüremezsek, bunu tıpkı iki atın çektiği bir faytona benzetirsek, biri bir tarafa, diğeri öbür tarafa gidebilir ve fayton da düz gitmek yerine güçlü olan tarafa doğru yönelecek ve yolundan çıkacaktır. Türkiye’nin, 2002’de 57’nci Hükûmet döneminde gerçekleştirilen, finans kesiminde özellikle yapılan yapısal reformlar sayesinde -Merkez Bankası ve diğer kesime yönelik- 2007’ye kadar ekonomisi tökezlemeden geldi ancak sonraki politikalarda, biraz önceki örnekte olduğu gibi, maalesef faytonumuz düz gidemedi, sürekli bir tarafa doğru çekmiş oldu.

Günümüzde ekonomik başarı sadece ekonomik büyüme hızından ibaret değildir yani karşımıza bir tek bu makroekonomik göstergeyi alıp “Başarılı oldu.” veya “Olamadı.” şeklinde bir sonuca, kanaate varamayız.

Şu anda büyüme hızından daha önemli olan sorun, büyümenin niteliği ve kalitesidir, sürdürülebilirliğidir. Büyüme eğer yüksek cari açık, yüksek borçlanma ve yüksek enflasyon yaratıyorsa, çok yüksek seyreden işsizliği aşağıya çekemiyorsa, o zaman konunun bu boyutunun üzerinde durmak lazım ve bu, büyüme hızından da daha önemli hâle gelmekte. Yüzde 11’lik büyüme, geçmişte yarısı kadar olan bir büyüme hızının yarattığı kadar bile -maalesef- bir refah etkisi yaratamadı şu anda.

Zincirleme Hacim Endeksi’nden yararlanarak yaklaşık olarak reel artışlarını hesapladığımız zaman, ülkemiz yüzde 11 büyürken, öbür tarafta, toplam ücret ve maaşlardaki büyüme de sadece yüzde 3 civarında kalmış gözüküyor. Bu sonuç da bizlere, özellikle çalışan kesimin büyümeden düşen payı yeterince alamadığını gösteriyor ve gelir dağılımının da giderek bozulduğunu ifade ediyor.

Sayın milletvekilleri, bir ülkede topyekûn refah artışını ortaya koyabilmemiz için, huzur ve mutluluktan söz edebilmemiz için o ülkede yaşayanların arasında da gelir adaletinin tam ve hakkaniyetli bir şekilde bölüşülmesi, dağıtılması gerekmektedir. Eğer ülkede üretim sonucunda elde ettiğimiz toplam gelir, bu “pasta” diye tarif edilen toplam gelir toplumu oluşturanlar arasında adil bir şekilde dağıtılıyorsa, paylaştırılıyorsa o zaman ülkede yaşayanlar hem birbirleriyle daha mutlu olabiliyorlar hem de birbirleriyle barışık bir şekilde yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Ancak, ülkede -biraz önce de söyledim- adil gelir dağılımı maalesef bu süreç içerisinde, geçtiğimiz yıllar içerisinde giderek bozuldu ve bir türlü belirli bir seviyenin üstüne gelemedi.

2016 verileri, son açıklanan veriler, o yüzden onları sizlerle paylaşacağım: En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, geçen seneye göre -yani bir önceki sene, 2015’i kastediyorum- yüzde 47,2’ye çıktı. Daha alt gelir grubuna sahip, en düşük gelirli yüzde 20’lik grubun payı da yüzde 6,2. Yani arada neredeyse 8 katlık bir fark var. Bu ifade etmek isteğim gelir dağılımı bozukluğu da burada yatıyor değerli milletvekilleri.

Vatandaşımızın yüzde 68’i borç içinde. “Ciddi maddi yoksunluk oranı” dediğimiz, TÜİK’in hesapladığı maddi yoksunluğu gösteren göstergemiz gene 2015’te yüzde 30,3’müş, bu sene -2016’yı kastediyorum “bu sene” derken çünkü en son rakam o- yüzde 32,9’a gelmiş. Demek ki bir miktar daha bu anlamda maddi yoksunluk oranında bir bozulmayla da karşı karşıyayız. Gelir eşitsizliği de, biraz önce söylediğim gibi, maalesef daha da şiddetleniyor bozulma anlamında.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, uluslararası göstergeler doğrultusunda, ülkemizdeki gelir dağılımı adaletsizliği bizi gelişmiş ülkeler liginde bir miktar geriye itiyor ve yerimizi, maalesef, orta sıralarda yer almamıza neden olan bir basamağa doğru geriletiyor. Tabii, adaletsiz gelir dağılımının azaltılacağı yönünde yıllık programlarda veyahut beş yıllık kalkınma planlarında sürekli birtakım tedbirler var ama bu tedbirler her nedense bugüne kadar hep ertelenmiş gelmiş, bu sene de muhtemelen gene erteleneceğe benziyor. Bu yüzden, uzun süredir devam edegelen bu adil bölüşüm problemimizin bizim öncelikli maliye politikalarımızın arasında olması lazım. Gerçi, biz bunu konuşurken Sayın Maliye Bakanı yok burada ama netice itibarıyla bu konuştuğumuz şeyler bütçe politikasında, sonuçta maliye politikasına gideceği için Sayın Bakanı ve dolayısıyla bir silsile içerisinde de Hükûmeti ilgilendirmekte.

2017 yılı merkezî bütçe hedefinde bütçe açığımız 46,9 milyar yani 47 milyar diyelim biz buna bütün olarak. Son açıklanan orta vadeli program, OVP’de ise 61,7 milyar. Daha yani mürekkebi kurumadan belgelerde, birbiri ardına, bakıyoruz, bu açıklar ciddi manada artmış ve açığın finansmanı konusunda da bir problemle karşı karşıyayız. Hazinenin yasal borçlanma limitini de artırdık ve neticede, Hazine bu yıl hem yüksek faizle borçlanmış -ki ağırlıklı ortalaması yüzde 11,5’e geliyor- hem de borç çevirme oranı yüzde 127’yle 2001 yılından bu yana en yüksek seviyeye çıkmış gözüküyor. Yani borçlanma kalitemiz, yönetimimiz hem bozuluyor, bir yandan da çevirme oranlarımızda bozulmayla karşı karşıyayız. Hazinenin daha çok iç borçlanmaya gitmesi ise bir başka sıkıntıya yol açıyor çünkü ekonomide borçlanılabilir kaynaklar açısından baktığımız zaman, kamu daha fazla borçlandığında özel kesime giden kaynaklar doğal olarak azalacağı için o kesimin faiz oranları da yükselmekte.

Değerli arkadaşlar, zaten, yıllar içerisinde kârlılık oranları azalan firmalarımız seri iflas riskiyle de karşı karşıya. Bakın bunu tahsilat riskinin artması noktasında tespit eden uluslararası risk sigortası firması Euler Hermes, Türkiye’de bu yıl içerisinde, aralık sonuna kadar yaklaşık 13 bin firmanın iflas edebileceği noktasında bir öngörüde, tahminde bulunmuş. Bir başka uluslararası kuruluş da iflasta inşaat şirketlerinin ön planda olacağını söylüyor ve bu noktaya dikkat çekiyor. Dolayısıyla, bizim, büyümeyi inşaata değil, sanayiye yaslamamız lazım, sanayi sektörü bu anlamda daha ön plana çıkıyor.

Bu manada baktığımız zaman sayın milletvekilleri, merkezî yönetim brüt borç stokumuz da bu geçtiğimiz ekim ayı itibarıyla 867,4 milyar. Bu da önemli bir rakam çünkü şimdi söyleyeceğim rakamla mukayese yapmamız lazım. Bizim, 2002’nin üçüncü çeyreğinde yani yaklaşık bu döneme denk gelen süreçte özel sektörümüzün borçluluğu 41,4 milyar dolardı. Şimdi baktığımız zaman yani 2017’nin bu çeyreği itibarıyla baktığımız zaman 302,1 milyara gelmiş; dolar olarak konuşuyorum. Demek ki yine, girişimcimizin yükümlülüklerinden doğan uluslararası net pozisyon açığı da eylül ayı itibarıyla 210 milyar dolar. Bütün bunlar, bizim, dış borç anlamında veyahut döviz yükümlülüğümüz anlamında ekonomimizin birtakım sıkıntılarla da karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Zaten, döviz yükümlülüğü bulunan 25 bin şirketin yaklaşık 23 binine dövizle borçlanma yasağı getirileceği haberi de bu yüzden ortaya çıktı. Demek ki ciddi bir bozulma var ve endişe giderek artmış ki bu noktada bir tedbir geliştirme ihtiyacı hissedilmiş. Bizim yıllardır dile getirdiğimiz verginin tabana yayılması meselesi ve bu anlamda, genişletilmesi meselesi, dolaylı vergilerin yüksekliği konusu nihayet duyulmuş ki Hükûmet sıralarından, önümüzdeki aylarda yeni bir vergi düzenlemesinin geleceğini mutlulukla öğreniyoruz, bunun iyi bir haber olduğunu düşünüyoruz. Maliye politikasında yapılacak olan bu gecikmiş vergi reformlarıyla kayıt dışı ekonomi azaltılmalı ve girdi mallarının vergilerinde de indirimler yaparak üretim maliyetlerini düşürmemiz lazım.

Değerli milletvekilleri, burada şunu da söyleyeyim: Yine bir 2002 oranı vereceğim size. 2002’de vergi yükü oranı yüzde 18,1 iken geçtiğimiz sene bu oran yüzde 20,3’e çıkmış. Yani bir yandan da vergilendirmede belirli limitlerin üstüne doğru çıkıyoruz yavaş yavaş. Eğer genel bütçe vergi gelirleri ile sosyal güvenlik sistemi primlerini birlikte oluşturup geniş anlamda vergi yükünü hesaplarsak, bu da yine 2002’de yüzde 21,2’den geçtiğimiz senenin sonu itibarıyla yüzde 30,4’e kadar çıkmış. Şimdi, baktığımız zaman, demek ki 2018’in vergi gelirlerinin millî gelire oranında yaklaşık 0,3 puanlık da bir artış hedefleneceğini bu bütçeden görüyoruz. Vergi yükü altında, demek ki, vatandaşlarımız, özellikle yoksul kesim ciddi manada bir baskı altında, sıkıntıda; bu da onu gösteriyor. TÜRK-İŞ’in açıkladığı kasım ayı verilerine göre, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.567 lira, yoksulluk sınırı 5.106 lira. Yani bu rakamlar şunu gösteriyor bize: Artık bu durumda mevcut asgari ücretin de bir anlamı kalmıyor ve anlamını yitiriyor.

Değerli milletvekilleri, Sayın Maliye Bakanı da dün bir soruya aynı şekilde cevap vermiş, Sayın Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in de bu konuda bir demecini yine gazetelerde okuyoruz. Projelerimize, yatırımlarımıza kaynak sağlayacak diye kurulan Türkiye Varlık Fonu Yönetim AŞ’yle ilgili olarak strateji belgeleri maalesef Bakanlar Kurulundan çıkmadı ve bugüne kadar da bu anlamda, Türkiye Varlık Fonu, faaliyetini tam anlamıyla yapamadı. İşte tam bu noktada özellikle şunu söylemek istiyorum: Son günlerin yine yoğun gündem maddesi olan dijital ürünler ve blok zincir dediğimiz konularda gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilerek Türkiye Varlık Fonu Yönetim AŞ tarafından ve onun bünyesinde, onun varlıklarına dayalı bir dijital para çalışmasının da yapılmasını Hükûmetten bekliyoruz açıkçası.

Değerli milletvekilleri, tamam, kol kırılsın yen içinde kalsın, bu noktada çok da fazla bir şey söylemiyoruz ama önümüzdeki bir yıl içerisinde 210 milyar doları aşan bir kaynağa ihtiyacımız var yani biraz önce söylediğim dış yükümlülük artı orta vadeli programdaki ödemeler dengesi açığını da koyarsak, yaklaşık, 250-260 milyar dolara yaklaşan bir kaynak ihtiyacıyla ekonomimiz karşı karşıya. Bu kaynağın maliyeti de giderek artıyor, burası önemli. Elimizdeki kıt kaynakları maksimum seviyede, en üst seviyede kullanabileceğimiz ve özellikle de ülkemize atılım yaptıracak olan bütçelerin de hazırlanması lazım. Bu bütçenin esas bakış açısının, ileriye yönelik fokuslanacağı, hedefleneceği alanın da bu olması lazım. Bu kapsamda, para politikası ile maliye politikasını -biraz önce söyledim- birlikte götürmeli; ona engel olacak değil, onunla birlikte koşması lazım. Sadece enflasyon hedefli bir para politikamız olursa o zaman işte bugünkü uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz. Diğer ekonomik büyüklüklerin de bir amaç hâline gelmesi gerekiyor değerli milletvekilleri. O yüzden, birbirini paralel götürecek, birbirlerinin açık pozisyon edinmesini önleyecek birtakım hedeflerin ve reel ortamın da sağlanması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bugün ifade ettiğimiz bu sorunları çözen ve önerilerimizi dikkate alan bütçeler eğer hazırlanabilirse, çalı gölgesine sığınmadan, hem ön sözünü hem son sözünü yazdığımız metinleri burada görüşebiliriz diyoruz ve hepinize tekrar saygılarımızı sunuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Birleşmiş Milletlerin Kudüs Karar Tasarısı’nı kabul etmesine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, yeni aldığımız bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri’nin kararına karşı, Birleşmiş Milletler, Kudüs Karar Tasarısı’nı 9’a karşı 128 oyla kabul etti. Allah hayırlı, mübarek eylesin. (Alkışlar)

ABD’nin kararı ilk açıklandığında da burada tüm siyasi parti grupları bu karara karşı yekvücut olmuş ve ortak bir deklarasyonla, kararı kınadığımızı hep birlikte ifade etmiştik. Meclisimiz de bu anlamda gerçekten güçlü bir ses olarak haksızlığa karşı, zulme karşı mazlumun yanında durdu. Yine Sayın Cumhurbaşkanımız ilk günden beri aynı dirayetle, aynı cesaretle ve kararlılıkla Kudüs’ün ve Filistin’in haklı davasının yanında oldu; İslam İşbirliği Teşkilatını topladı, orada sonuç bildirgesine bunu koydurttu. Ve son, dünden beri de, 14’e karşı 1 oyla, maalesef bir tek Amerika’nın oyuyla Güvenlik Konseyinde veto edilmişti ki dünyanın 5’ten büyük olduğunu bu kararla bir kez daha görmüş olduk, olması gerektiğini görmüş olduk. Ama çok şükür, bütün bu çalışmaların ışığında ve özellikle Amerika’nın bu Güvenlik Konseyi kararına karşı, tüm tehditlerine rağmen -son iki gündür özellikle tüm üye ülkelere farklı tehditlerde bulundu- bu kararla artık güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir kez daha deklare edilmiş oldu. Bu, tarihî bir adımdır bence. Artık bütün devletlerin eş değer olduğu adil bir dünya düzeni kurulması noktasında gerçekten önemli bir karardır. Artık “Ben güçlüyüm, ben yaptım.” dememesi gerekiyor, diyememesi gerekiyor hiçbir ülkenin. Haklı olanın güçlü olması lazım ve doğru olanın yanında, Meclisimizin durduğu gibi, Türkiye'nin durduğu gibi, bütün dünyanın durması gerekiyor kanaatimle tekrardan hayırlı uğurlu olsun diyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Ve tüm siyasi parti gruplarımıza da bir kez daha bu güçlü duruşları için ayrıca teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, sisteme girmişsiniz, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amerika vetosuna, tüm tehditlere ve şantajlara karşı Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Kudüs’le ilgili alınan kararın hem bölge açısından hem Filistin davası açısından memnuniyet verici olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aynı gündemle söz istemiştim. İfade ettiğiniz, Meclisteki dört partinin ilk günden ortaya koyduğu ortak tavır ve daha sonra, yine, hem İslam İşbirliği Konferansı’ndan, buradan gönderilen güçlü mesaj… Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki Amerika vetosuna karşılık Genel Kurulda tüm tehditlere, şantajlara karşı 9’a karşı 128 gibi bir sonuç hem bölge açısından hem Türkiye’nin arkasında durduğu Filistin davası açısından hepimizi memnun etmiştir. Trump’ın her türlü tehdit ve şantajına karşı bu kararın alınabilmiş olması umut vericidir. Durumdan duyduğumuz memnuniyeti yüce Meclisle paylaşıyor ve dört partinin birlikte olduğunda, birlikte davrandıklarında hem uluslararası kamuoyunda hem de Türkiye’nin ve Türkiye’deki herkesin desteklediği davalarda ne kadar güçlü olabileceğimizin bir kez daha altını çiziyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP, AK PARTİ ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Kudüs’ün bütün semavi dinlerin ortak mekânı olduğuna ve yapılması gerekenin dünyanın neresinde mazlum halklar varsa onlar için mücadeleye destek vermek olduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Filistin, gerçekten, samimi olarak, aslında, oradaki hak kayıplarını, oradaki mücadeleyi görenler için zaten bizim çocukluğumuzdan beri savunduğumuz ve mücadele ettiğimiz, hatta arkadaşlarımızı kaybettiğimiz bir yerdir.

Tabii, bazı şeyler bazen dört parti olarak yapılıyor ama üç parti olarak görülüyor, böyle bir algı körlüğü var. O nedenle de ben söz almakta da biraz tereddüt ettim ama önemli olan bizim ilkelerimiz, bizim duruşumuzdur. Filistin gerçekten, yıllardır zaten hak ettiği yere gelememiş ve o mücadeleyi sürdüren bir devlettir ve bütün semavi dinlerin aslında ortak mekânıdır Kudüs. Bu nedenle, yapılması gereken, aynı zamanda, hiçbir çifte standardı uygulamadan, iç politikada da dış politikada da bunu malzeme yapmak değil ama dünyanın neresinde mazlum halklar varsa onlar için mücadeleye destek olmaktır.

Teşekkür ederim. (HDP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Usta…

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs’le ilgili almış olduğu karardan dolayı memnuniyet duyduklarına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun almış olduğu bu karardan dolayı memnuniyetimi ifade etmek istiyorum parti grubumuz adına. Bu son derece önemlidir.

Burada, bu karara karşı bizim yanımızda olan bütün ülkelere de mükerrer teşekkür etmek istiyorum. Bu mazlumların bir zaferidir, bu aynı zamanda Türkiye’nin bir zaferidir. Türkiye, tek vücut hâlinde Amerika’nın bu kararına karşı durmuştur. Sayın Cumhurbaşkanının da bu konuda gayretlerini takdir etmek gerekiyor. Biz, her zaman, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak da Filistin halkının yanında olacağız. Kudüs, orada bütün semavi dinlerin ortak yaşayabildiği, adalet içerisinde yaşayabildiği, kardeşçe yaşayabileceği bir yer olmalıdır ve Doğu Kudüs de Filistin’in başkentidir, hiçbir şekilde İsrail’in başkenti olamaz.

Teşekkür ederim. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Kudüs’le ilgili almış olduğu kararın hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de az önce sonuçları elimize ulaşan Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan oylamayla ilgili söz aldım.

Öncelikle, bu kararın hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hem Türkiye Büyük Millet Meclisi hem Hükûmet, başından beri Türkiye Cumhuriyeti bu meselede Filistin halkının yanında durdu, doğru olanın yanında durdu. Hukuksuz bir işgal girişimiyle yıllardır zulümle mücadele eden Filistin halkına aslında bugün Genel Kurulda alınan karar önemli bir mesajdır; onlar açısından, onların davalarının, mücadelelerinin ne kadar haklı olduğu konusunda bir mesajdır. Aynı şekilde, “Ben veto gücüne sahibim. Siz istediğiniz kadar toplanın, ben veto ederim.”in aslında nasıl geri döndürüldüğünün bir oylamasıdır bu ve az önce siz de ifade ettiniz, “Dünya beşten büyüktür.”ün en önemli sonuçlarından bir tanesidir.

Bizler AK PARTİ olarak, Türkiye olarak Kudüs meselesinde Filistin halkının yanındayız. Bunu bir kere daha sizin aracılığınızla ifade ediyor, sonucun tüm bölge için hayırlar getirmesini temenni ediyor ve bu kararla, sürecin buraya gelmesinde sorumluluğu olanların da bu neticeden bir ders çıkarmasını ümit ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tekrar hayırlı uğurlu olsun diyorum ve bu anlamda, Sayın Cumhurbaşkanımıza, Hükûmetimize, Meclisimize, tüm siyasi parti gruplarımıza, milletvekillerimize, aziz milletimize ve Türkiye’yle birlikte hareket eden tüm üye ülkelere bir kez daha teşekkür ediyoruz, şükranlarımızı sunuyoruz. Hayırlı, mübarek olsun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, 2’nci madde üzerinde grupları adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’e aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kudüs kararı nedeniyle bu cesareti gösteren, bu olgunluğu gösteren Birleşmiş Milletler temsilcilerini canıgönülden tebrik ediyorum.

2018 yılı bütçe görüşmeleri kapsamında, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın “Gelir bütçesi” başlıklı 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygılarımla selamlarım.

Haksız yere tutuklanan, hâlen de cezaevinde tutukluluğu devam eden İstanbul Milletvekilimiz Sayın Enis Berberoğlu’na sevgi ve selamlarımı göndererek konuşmama başlamak istiyorum.

Sayın Berberoğlu, bir an önce özgürlüğünüze kavuşup aramıza dönmenizi diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bir yılın daha sonuna geldik. 2017’den umudu olanların birçoğu, bu umutlarını 2018 yılına ertelemek zorunda kaldılar. 2018 yılına da yine, yüz binlerce atanamayan öğretmenle, sağlıkçıyla giriyoruz; aldığı maaşla ay sonunu getiremeyen emeklilerle, asgari ücretin yoksulluk sınırının dahi altında olduğu işçi kardeşlerimizle giriyoruz; kanuni hakkı olan yüzde 1’lik tarım desteğini alamayan ama mazotu yat sahibinden 2 kat pahalıya alan çiftçilerimizle giriyoruz. Geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2018’de de bütçenin ana kaynağı vergi artışları ile zamlardan oluşacak. Bu sebeple 2018 yılından iyimserlik beklemek yine zor.

Değerli arkadaşlar, bir bütçenin bütçe gelirinin artırılması için vergilerin artırılması veya zam yapılması doğru bir yöntem değildir; doğrusu, katma değeri yüksek olan ve ihracata yönelik üretimler yapabilmektir yani üretmektir; ayrıca, gelirin iyi korunması ve çarçur edilmemesidir. Bu bağlamda, geliri artırabilecek örneklerle konuşmama devam etmek istiyorum.

Hepinizin bildiği üzere, ülkemiz tarımda kendi kendine yeten nadir ülkelerden biriydi. İlkokuldan başlayarak tüm okullarda da öğrencilere bu anlatılırdı. Şimdi ise tarımda en fazla ithalat yapan ülkeler arasında anılıyoruz. AKP iktidarıyla birlikte ülkemiz, buğdaydan mısıra, soyadan tütüne, canlı hayvandan kırmızı ete, nohuttan mercimeğe kadar neredeyse her tarım ürününü ithal etmekte ve çok ciddi bir dövizi sırf bu sebeple yurt dışına göndermekteyiz ve başka ülkelerin çiftçilerini zengin etmekteyiz. Şayet bu ürünleri kendi çiftçilerimizin üretmesini sağlayabilirsek dövizlerimiz de ülkemizde kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’na göre, çiftçimize her yıl gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’i oranında destekleme yapılması devlete görev olarak yüklenmiştir. Bu oran yeterli mi değil mi tartışılır ama uygulamada nasıl uygulanıyor, bunu incelemek gerekiyor. 2007 yılından itibaren bugüne kadarki uygulamalara bakıldığında, yapılan desteğin yüzde 1’in yaklaşık yarısı kadar olduğudur. 2007 yılından bugüne kadar da çiftçilerimizin AKP iktidarından 102 milyar lira destek alacağı vardır. Hakkı olan desteği alamayan çiftçilerimiz mesleğini bırakmaya başlamış ve neticesinde, on beş, on altı yıl öncesinde yüzde 22’lerde olan tarımsal nüfus 2017’de yüzde 8’lere kadar gerilemiş, köyden kente göç ise artmıştır.

Aynı yanlış politikalara şimdi de hayvancılık üzerinde devam edilmektedir. “Eti ucuzlatacağız.” diyerek et ithalatına başladınız. Yapılan bu hamle beklenen sonucu vermedi, et ucuzlamadı ama bu yanlış kararla ülkemiz hayvancılığını çok zor bir duruma soktunuz. Yanlış olan bu politikanız yüzünden, çok kısa bir sürede hayvan üreticileri de aynı çiftçilerimizin düştüğü duruma düşecekler, hayvan üreticileri de hızla üretimlerini durduracak, ülkede hayvancılık iyileştirilemeyecek bir yara alacak ve neticesinde, canlı hayvan ve et konusunda da tamamen dışarıya bağımlı bir ülke hâline geleceğiz.

Değerli milletvekilleri, her alanda büyümenin lokomotifi tarım ve tarıma dayalı sanayiyi geliştirmektir. Döviz harcamalarının azaltılması, Türkiye'nin elindeki dövizi dışarıya kaptırmaması için tarımsal üretimin artırılması hayati önem taşımaktadır. Tarımsal üretimi artırarak, ithalatı düşürerek dışarıya döviz aktarımını azaltabiliriz. Petrolde, elektronikte ve bazı ileri teknoloji gerektiren makine ve kimya ürünlerinde ithalatımız olabilir ve bundan kaynaklı dışarıya döviz aktarımı yapabiliriz ama tarımda yüksek ve sağlıklı üretim yaparak sağlanacak gelirle dışarıya döviz aktarımı dengelenebilir. Bunun yolu da tarımda büyüme ve tarım üreticilerinin ciddi biçimde desteklenmesinden geçer.

Değerli milletvekilleri, hazır kürsüye çıkmışken yerli otomobil projesinden bahsetmek istiyorum, Amasya adına da bir önerim olacak. Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürekli söylüyoruz ve söylemeye de devam edeceğiz, bir ülkenin halkıyla birlikte zenginleşmesinin yolu katma değeri yüksek üretimler yapmaktan geçer. Tarımı geliştireceğiz, hayvancılığı büyüteceğiz ama bunların yanında, marka değeri olan yeni ürünler geliştirip üreterek hem yurt içinde hem de yurt dışında önemli pazarlar elde edeceğiz. Bu bağlamda baktığınızda, yerli otomobil projesi önemli bir proje olarak görülmektedir. Şayet bu proje başarılabilirse ülkemiz millî geliri için önemli bir adım atılmış olacaktır. İşte, Amasya olarak bizler, yerli otomobilin Amasya Merzifon’da üretilmesine talibiz. Bunu söylerken de siz Merzifon’da üretilmesine karar verin, bizler bir şekilde diğer koşulları sağlarız demiyoruz. Gerek altyapısı gerek iş gücü gerekse coğrafi konum itibarıyla en uygun yerin Amasya ili Merzifon ilçesi olduğunu söylüyoruz. Şöyle ki: Yerli otomobil üretimi için en az 300 dönüm arazi olduğunu biliyoruz ve Merzifon Organize Sanayi Bölgesi’nde 430 dönümlük altyapısı tamamen bitmiş, yolları yapılmış bir bölgemizin “al kullan” şeklinde hazır olduğunu belirtmek isterim.

Yine, Merzifon ilçemiz, havaalanı olan dolayısıyla gelişin gidişin kolay olduğu, demir yolu ağına sadece 10 kilometre mesafede, uluslararası limana ise 100 kilometre mesafede bir ilçemizdir. Merzifon Organize Sanayi Bölgemizde bulunan birçok firma ihracat yapmakta olup bu firmalarımız, otomotiv sektöründe yan sanayi olarak birçok parça üretebilecek makine, ekipman, teknoloji ve tecrübeye de sahiptirler.

Yine, Merzifon ilçemiz, İstanbul ve Ankara’yı Karadeniz’e ve doğuya bağlayan bir kavşak üzerinde kuruludur. Sayın Cumhurbaşkanının “Yerli otomobil niçin Karadeniz’de üretilmesin?” sözü de dikkate alındığında, Amasyalılar olarak yerli otomobilin Merzifon’da üretilmesini öneriyoruz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin önemli insani sorunlarından bir tanesi de emeklilikte yaşa takılanlar sorunudur. Çalışarak devlete katkı sağlayan ve prim gün sayısını dolduran emekçinin emekli olması en doğal hakkıdır fakat 1999 yılında çıkan bir yasa, sadece bu tarihten sonra işe giren vatandaşları değil, öncesinde çalışmaya başlamış ve emeklilik hakkı kazanmak için sadece prim gün sayısı eksik olan vatandaşlarımızı da etkilemiştir. Oysa bir kişi çalışmaya başlarken, kamu veya özel işvereniyle sözleşme yaparken o tarihte yürürlükte olan mevzuata uygun olarak çalışacağını taahhüt eder. Sadece devleti koruyacak ama çalışanın aleyhine olacak bir değişiklik sosyal hukuk devleti ilkesiyle de vicdanla da bağdaşmaz. Bu sebepten ötürü, mağduriyet yaşayanların bu mağduriyetlerinin giderilmesi ise hukuka ve vicdana uygun olacaktır. Yüce Meclisin bu amaçla verilen yasa tekliflerini bir an önce görüşerek oluşan mağduriyetleri gidermesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, ilimize ait bir başka mesele ise Taşova-Ayvacık kara yolunun hâlen bitirilememiş olmasıdır. Bu konuda geçen senelerde de konuşmuştum ama toplu iğne ucu kadar gelişme olmadı. Taşova ilçemiz, özellikle bu ilçemize bağlı Alpaslan, Çaydibi, Boraboy, Destek, Esençay, Uluköy, Ballıca, Dereli, Belevi, Andıran, Gürsu gibi köyler hem bölgenin hem de ülkenin önde gelen, meyve ve sebze yetiştiren önemli yöreleridir. Taşova ilçemiz ve köyleri yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri Karadeniz Bölgesi’ne, oradan da yurt içine ve yurt dışına gönderebilmek için çok uzun olan Amasya-Samsun kara yolunu kullanmaktadırlar oysa yolu yarıdan daha fazla kısaltan ve doğrudan limana ulaşmayı sağlayacak olan Taşova-Ayvacık yolu kullanılabilir duruma getirilirse hem üretici hem ilçeler halkı hem de ülke ekonomisi büyük kazanç sağlayacaktır. 2002 yılında iktidara geldiğinizde söz verilen, her sene programa alınan ancak bir türlü bitirilmeyen Taşova-Ayvacık kara yolunun 2018 yılında hizmete açılmasını ve verilen sözlerin tutulmasını istiyor ve bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, 29 Kasım tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla doğal afet nedeniyle zarar gören çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan kredi borçlarının bir yıl ertelenmesine karar verilmiştir. Doğrusu ve yapılması gereken, bu borçların tamamen affedilmesidir ancak bir yıllık erteleme dahi çiftçiye biraz olsun nefes aldıracaktır. Peki, bu karar tarım kredi kooperatiflerince nasıl uygulanmaktadır? Sayın milletvekilleri, doğal afet yaşayan bir çiftçi kredi borcunun bir yıl süreyle ertelenmesi için tarım kredi kooperatifine başvuru yaptığında tarım kredi kooperatifi yetkilileri çiftçiye “TARSİM sigortası yaptırmış mıydın?” sorusunu sorarlar. “Eğer TARSİM’in varsa borcunu erteleriz, yoksa borcunu ödemek zorundasın.” derler.

Sayın milletvekilleri, bir çiftçinin TARSİM sigortası varsa borcunu erteletmesine gerek var mıdır? Zaten doğal afet nedeniyle oluşan zararını sigortadan tahsil edecek ve kredi borcunu da ödeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA TUNCER (Devamla) – Hâl böyleyken çiftçiden TARSİM istemek işi yokuşa sürmektir. Bu yanlıştan vazgeçilmesini diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Lezgin Botan’a aittir.

Sayın Botan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Şu an ekranları başında bizleri izleyen rehin eş başkanlarımızı ve milletvekillerimizi, eş belediye başkanlarımızı da bu vesileyle bir kez daha selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben bugün Van’ı size anlatacağım, Van’la ilgili sorunları bu vesileyle biraz ifade etmek istiyorum. Van, coğrafyamızın en kadim kentlerinden biri olan, jeostratejik konumu, genç nüfusu ve doğal zenginlikleriyle ciddi bir potansiyele sahiptir. Aynı şekilde, Van, iller arasında 9’uncu büyük ilimiz, bölgede ise en büyük illerimizden biridir. Bunun yanında, Van, İran’la sınırı olduğu için dünya pazarlarına yani daha doğrusu Orta Doğu pazarlarına yakın konumdadır. Dolayısıyla Van’ı baz alarak 500 kilometrelik bir çember çizdiğinizde, yaklaşık 123 milyonluk bir pazarın tam orta yerindedir. Bunun Van açısından, bölge pazarı açısından, bölgenin kalkınması açısından çok büyük bir imkân olduğunu; buna karşın, Van’a, bu anlamda yeterince altyapı, üstyapı ve imkânların sağlanmadığını, gerekli ilgi ve alakanın maalesef, gösterilmediğini üzülerek belirtmek istiyorum. Buna rağmen, Van, potansiyelini kinetiğe çevirmeye çalışsa da 2011 yılında, malumunuz, iki büyük deprem yaşadı. Maddi ve manevi ciddi bir yıkım olmasına rağmen, iktidarın Van’ı afet bölgesi ilan etmemesinden dolayı kalıcı çözümler de üretilemedi.

Bugün, depremzedeler için yapılan TOKİ konutlarında birçok sorun devam etmektedir. Zaten yoksul olan yurttaşlar borç batağına itilirken diğer taraftan, TOKİ konutlarında eğitim, sağlık hizmetleri ve diğer sosyal, kültürel hizmetler -oldukça yetersiz- açısından da büyük bir mağduriyet söz konusu. TOKİ konutlarında “Boğaziçi” adındaki bir şirketin yani yüklenici şirketin on beş yıldır hak sahiplerine bir türlü oradaki yönetimi devretmemesi nedeniyle orada da ciddi bir vurgun düzeni kurulduğunu burada belirtmek istiyorum ve bir an önce bakanlığın ve ilgili kurumların bu konuda bir teftişte bulunmalarını talep ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Van, aslında, biliyorsunuz, bu iki depremle birlikte bölgenin de en büyük göç yükünü çeken bir ilimiz. Dolayısıyla Van esnafının, aslında, afetin ilan edileceği ve vergi terkininde bulunulacağı gibi bir talebi vardı. Daha önce, benzer bölgelerde, bu konuda afet ilan edilip vergi terkini sağlanırken Van açısından aynı ilgiyi, alakayı görmediğimizi ve Van esnafına burada da bir ayrımcılık yapıldığını ve Van’ın da bundan mahrum bırakıldığını maalesef, üzülerek belirtmek durumundayım.

Tabii, daha ilk deprem olmadan ikinci büyük siyasi bir depremle Van sarsıldı. O dönem de depremden hemen sonra, Van Belediye Başkanlarımız gözaltına alınmıştı, Van’daki siyasetçiler gözaltına alınıp yaklaşık iki yıl cezaevinde tutulmuşlardı, son süreçte de yine kayyumlar atanmak suretiyle Van’daki belediye başkanlarımızın, eş belediye başkanlarımızın tümü… Hem kayyum atandı belediyelere hem de belediye başkanlarımız tutuklandı, şu an rehin bir şekilde cezaevlerindeler. Yani Ataşehir’de, Ankara’da, işte İstanbul’da da belediye başkanları görevlerinden bir şekilde alındılar, orada da bir usul takip edildi. Orada, belediye meclislerinin kendi içinde belediye başkanlarını tekrar seçme imkânı tanındı ama aynı şekilde, bölgedeki belediyelere bunun uygulanmadığını… Şimdi, bazen biz Kürt sorunu diyoruz, işte Kürtlere ayrımcılık yapılıyor diyoruz ya, birileri yerlerinden zıplıyor. Aslında, bu onun en bariz örneği olmaktadır çünkü belediye meclislerimiz hâlen yerinde, belediye meclis üyelerimizin hemen hemen neredeyse tümü dışarıda ve hiçbir soruşturmaya da tabi tutulmamış iken belediye başkanlarımız siyaseten rehin alındılar ama belediye meclislerimiz de dışlandılar. Şu an, belediye meclislerinin, kendi içinden, belediye mevzuatı gereği veya yerel demokrasiye olan inancı gereği, siyasetin itibarı gereği olarak kendi belediye başkanını seçme olanağı da ellerinden alındı. Yani 1980 darbesini çok eleştiriyoruz, emin olun Kenan Evren’e rahmet okutturdunuz çünkü Kenan Evren döneminde bile belediye başkanları alınırken belediye meclisleri kendi içinde kendi hizmetlerini sunmuşlardır. Dolayısıyla siyasetin aslında bölgedeki bu kayyumlarla birlikte nasıl itibarsızlaştırıldığı, nasıl değersizleştirildiği, sandık iradesinin, yerel demokrasinin nasıl aşağılandığı, nasıl insanların buna artık itibar etmemesi gerektiğini… Çünkü insanlarda şu an demokrasiye, sandığa bir şeyi kalmadı. AKP’nin başardığı şey budur yani yerel demokrasiyi bu anlamda gerçekten yok ettiniz.

Yine, Van’ın diğer bir konusu değerli arkadaşlar, Van Gölü. Biliyorsunuz, büyük bir havzası var ve o havzanın çevresinde onlarca belediyemiz var; Van Büyükşehir Belediyesi, Edremit, Erciş, Gevaş, Tatvan, Muradiye, Adilcevaz ve Ahlat gibi nüfus yoğunluğu, yerleşim alanları var ve Van Gölü havzası ciddi bir tehlike altında. Biz, defalarca burada bu konuda çeşitli çabalarda, çalışmalarda bulunduk ancak yine o konuda da ciddi bir duyarsızlıkla karşılaştık. Van Gölü koruma kanunu teklifini verdik ancak bu konuda henüz bir duyarlılık görülmedi. Şimdi, biliyorsunuz, Aral Gölü bu duyarsızlık sonucu yok oldu, Urmiye Gölü yok olmakla karşı karşıya geldi. Dünyanın en önemli göllerinden biri olan Van Gölü de şu an büyük bir tehdit altındadır. Burada, hem biyoçeşitlilik hem ki endemik olarak büyük bir değerimiz olan Van Gölü büyük bir tehdit altında. Bu konuda da vermiş olduğumuz koruma kanunu teklifinin bir an önce hayata geçmesi gerekiyor.

Yine, Van’da tarım ve hayvancılık alanında da çok büyük sorunlar yaşanmakta değerli arkadaşlar. Van’ın en temel geçim kaynaklarından biri hayvancılık ve tarım. Bu konuda da Van’ın yüzde 70’i meradır, yani Türkiye meralarının yüzde 10’una tekabül etmekte ancak maalesef, Süt ve Et Kurumu Van’da yok. Yani daha önce vardı ama AKP’nin politikaları sonucu bu kurumlar kapatıldı ve Van büyük bir mağduriyetle yüz yüze kaldı. Van’ın nüfusunun yüzde 80’i genç bir nüfus ve yaş ortalaması 20. Ama şu an işsizlik oranı yüzde 40, reel anlamda aslında daha yukarıdadır. Fakat Van’daki insanlarımız, hayvancılıkta, küçükbaş hayvanda -barınmada, beslemede- potansiyel olarak Türkiye 1’incisi, büyükbaş hayvanda da 15 il arasında Türkiye 5’incisi. Ancak Van’da insanımız şu an Türkiye’nin en pahalı etini yiyor ve maalesef, en pahalı ekmeğini yiyor. Bu da ayrı bir paradoks. Ayrıca, mesela Toprak Mahsulleri Ofisi Van’da daha önce aylarca açık kalıp esnafa çeşitli rekabet imkânını sağlarken maalesef bu da kapatıldı. Bunun da tekrar açılmasını öneriyoruz.

Sağlıkta da benzer durumlar söz konusu. 36 bin nüfusu olan Gürpınar’da şu an devlet hastanesi yok. Yine, 30 bin nüfusu olan Saray’da devlet hastanesi yok. 200 bin nüfusu olan Erciş’te devlet hastanesi 2011 yılından beri, dokuz yıldır bir türlü bitirilemedi ama her seferinde, AKP yöneticileri veya Hükûmet üyeleri gelip orada toplu açılışlarda bunun açılışını yaparlar, çok enteresan bir şekilde. Olmayan bir hastane… Bir an önce bunun bitirilmesi lazım. Bir prefabrikte şu an insanlarımız Erciş’te sağlık hizmeti görmekteler. Yine, 67 bin nüfusu olan Çaldıran’da şu an Çaldıran Devlet Hastanesi var ama doktor eksiği çok ciddi, had safhada; ortopedi doktorları yok, kadın doğumcu yok, yine keza çocuk doktoru yok. Bu anlamda da ciddi bir sıkıntı söz konusu değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Van aynı zamanda büyük bir turistik potansiyele sahip, yani hem inanç turizmi hem kültür turizmi hem tarih turizmi bağlamında çok önemli bir potansiyele sahip. Fakat o konuda da yeterince altyapı imkânı sağlanmıyor. Örneğin, 400 bine yakın İranlı turist yılın ilk altı ayında Van’ı tercih ediyor fakat İran konsolosluğu Van’da yok ve bu çok ciddi bir sıkıntı. Turistik anlamda altyapı imkânlarının sağlanması, acentelerin desteklenmesi, işte, yatak sayısının artırılması konusunda da Van yine üvey evlat muamelesini görmektedir maalesef.

Şimdi, bu konuda ben Van’ın taleplerini hemen burada size biraz ifade edeyim. Van, bir an önce kayyumların zulmünden kurtarılıp belediye meclislerimizin toplanarak demokratik yollarla, halkın demokratik iradesinin tecelligâhı o meclislerin kendi içinde belediye başkanlarını yeniden seçip iş başına getirmesini beklemektedir.

Van esnafı, biriken borçlarını 2018 yılı Ocak ayından itibaren ödemeye başlayacak. Bu, Van’da var olan, zaten dibe vurmuş ekonomi açısından çok büyük bir yüktür; bunun vergi terkini hâlen Van için çok elzemdir ama bu olmasa bile, bu borçların bir şekilde ertelenmesi gerekmektedir.

Yine, Van Et ve Süt Kurumunun, Toprak Mahsulleri Ofisinin bir an önce açılması lazım. Van esnafına verilmesi gereken mazot desteği henüz verilmemiş, bu desteğin mutlaka sağlanması lazım. Van meraları üzerine konulmuş yasağın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sayın Başkan, Van’ı anlatıyorum.

BAŞKAN - Hadi, Van için diyorsunuz, bir dakika, buyurun. “…”(x). Buyurun, bir dakika.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Van için iki dakika.

BAŞKAN – Bir dakika.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Pozitif ayrımcılık istiyorum Başkan.

BAŞKAN – Tamam, işte, “...”(x) dedik ya.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Yine, dediğim gibi, Van Gölü için vermiş olduğumuz Van Gölü koruma kanunu teklifinin bir an önce çıkarılması lazım. Bu, bir partinin sadece kendi şeyi değil yani bu hepimizin Van’a karşı veya coğrafyamıza karşı duymuş olduğumuz sorumluluğun bir gereğidir.

Büyükşehir statüsünde olmasına rağmen, Van’da çevre yolu henüz yok arkadaşlar. Geçen gün, Sayın Bakan burada bütün, 81 vilayette olduğunu söyleyemez, Hakkâri’de de yok ama Van’da hiç yok. Van büyükşehir statüsündedir ve yedi yıldır yapıldı, yapılacak bir türlü yapılmadı. Defalarca master planı yapıldı, iptal edildi. 18’inci madde kapsamında 1 milyon 800 bin dönüm imarlı arsa âdeta rehin alınmış. Bu, Van’ın, bir ilin ekonomisini bırakın, bir bölgenin ekonomisi açısından çok büyük bir sıkıntı. 18’inci madde defalarca iptal edildi, defalarca yapıldı hatta tapular çıktı, tapular iptal edildi. Bu, çok çok büyük bir haksızlık ve büyük bir sıkıntı. Bunun bir an önce giderilmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum iki dakika sonra.

BAŞKAN – Şimdi, efendim “…”(x) bir defa denir, bir daha denmez, lütfen.

Teşekkür ediyorum Sayın Botan.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bir daha Van’ın sorunlarını buraya…

BAŞKAN – Bir daha “…” (x) dersek olmaz bu işte.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bir dakika içinde…

BAŞKAN – Neyse, toparlayın, tamam.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Yine, Van-İran arasında modernize edilmiş tren yolculuğu, özellikle bu Van’ın ekonomisi açısından, bölge ekonomisi açısından çok önemli. Bu yolcu taşımacılığının geliştirilmesi lazım, kapıların açılması lazım. Van ile İran arasında serbest ticaret bölgelerinin oluşturulması ve birtakım ürünlere konulan kotanın kaldırılması lazım. Hani “Van’ı cazibe merkezi hâline getireceğiz.” iddiasını ikide bir Hükûmet ileri sürüyor, bu anlamda önemli.

Yine, uçak seferlerinin, hem Van-Urmiye, Van-Tahran arasında haftanın belli günlerinde yapılması da bölge ekonomisi açısından çok önemli olacaktır.

Bölgenin metropolü olan Van’ın şehir stadyumu yok; defalarca söyledik, defalarca söz verildi. Depremde yıkılmıştı eski saha, stadyum. Bunun için bakan söz vermişti, ne aşamada bilmiyoruz. Dün akşam da sordum, cevap vermedi. Bunun da bir an önce tamamlanması lazım.

Yine, Van’da sık sık elektrik kesintileri oluyor, günde ortalama üç dört saat. Bu, Van’ın ekonomisine, bölgenin ekonomisine de büyük bir külfettir. Cazibe merkezi yapılacak bir yerde bu olmamalı. Van ve Diyarbakır, Urfa arasında da hızlı tren seferlerinin ve planının, taşımacılığının yapılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Van-Diyarbakır arasında otoban da istiyoruz. Bölgede bu anlamda ciddi bir ayrımcılık var. Bunların hepsini bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum. Bakın, tüm desteğimiz Van’a ilişkindi, ona göre Sayın Botan.

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – “…”(x) yetinmedik, ikinci bir “…” (x) yaptık burada.

LEZGİN BOTAN (Van) – Yoksa “…”(x) deriz ha.

BAŞKAN – Sayın Özel, sisteme girmişsiniz. 60’a göre, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, OHAL için çıkarılmış KHK yetkisinin taşeronlarla ilgili düzenleme için kullanılmamasını ve bu konunun Meclis uzlaşmasına emanet edilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Yarın bütçenin son günü ve ardından gensoru görüşmesinden sonra hem iktidar partisinin hazırlığından, bize gelen duyumlardan, sayın bakanların açıklamalarından Meclisin 9 Ocak tarihine kadar çalışmayacağı anlaşılıyor. Bu konuda bir iktidar partisi iradesi var. Bu şunu doğruluyor: Hem 1 Ocağa kadar taşeronla ilgili bir girişim yapılacak hem Meclis yarından itibaren çalışmayacaksa düzenlemenin KHK’yle yapılacağı kesinleşmiş gibi görünüyor. Bu, 1 milyon kişinin ümitlerini üç konfederasyonun taleplerinden, taşeron işçi temsilcilerinden, milletin temsilcilerinden kaçırmak ve bu konudaki hukuk yolunu da kapatmak anlamına geliyor. Bunu kesinlikle doğru bulmadığımızı düşünüyoruz ve 1 milyon kişi, çoluğuyla çocuğuyla, yakınıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …5 milyonun üzerinde kişiyi etkileyecek böyle büyük bir beklenti varken ve Meclisin en önemli görevi böyle bir büyük beklentiyi -ki muhalefet partilerinin de kamuoyuna yansıyan yaklaşımları böyle bir düzenlemeyi destekledikleri yönünde- konfederasyonların ve taşeron işçi temsilcilerinin taleplerine uygun bir düzenlemeyi komisyonda saatler içinde, Mecliste belki saatler bile sürmeyecek bir şekilde geçirebiliriz; yeter ki beklenti karşılansın. Bunun dışındaki davranış biçimlerini doğru bulmuyoruz. Böyle büyük bir beklenti, böyle haklı bir talep varken Meclisin tatile değil, belki makul bir iki gün aradan sonra, bu önemli konuda hep birlikte çalışmaya ihtiyacı vardır.

Bu konuda Sayın Bakanın şahsında Bakanlar Kurulundan OHAL için çıkarılmış KHK yetkisini bu durumda kullanmamasını ve Meclise güvenerek ve saygı duyarak Meclis uzlaşmasına bu konuyu emanet etmesini bekliyor, bu konudaki grup tavrımızı açıklıyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz Balıkesir Milletvekili Sema Kırcı’ya aittir.

Sayın Kırcı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SEMA KIRCI (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli Divan kâtibi arkadaşlarım, Gazi Meclisimizin değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, Trump yönetiminin Kudüs kararını reddeden karar tasarısının Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 9’a karşı 128 oyla kabul edilmesinin Filistin halkı ve insanlık adına hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu karar, küresel bağlamda önemli sonuçları olacak bir karardır. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğindeki Türkiye'nin ve haklıların mücadelesinin ve inananların zaferidir. Hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerin başarısı öncelikle ekonomik icraatlarıyla ölçülür. Bütçeler hükûmetlerin önem ve önceliklerini gösteren en somut göstergedir. Bütçe yönetiminin esas işlevi halkın ihtiyaçlarına cevap verebilmesidir. 2018 bütçesi de bu bilinçle hazırlanmış ve Meclisimizin huzuruna getirilmiştir.

Ekonomimizde bir zafiyet bekleyenler boşuna beklemesinler. Zira, büyümedeki başarımız tüm endişeleri boşa çıkarmıştır. Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 11,1’lik büyümeyle önemli bir başarıyı elde ederken Çin ve Hindistan’ı geride bırakmıştır. Küresel arenaya taşınan düzmece davalar üzerinden kurulan kumpaslara ve tüm art niyetli çabalara rağmen Türkiye geleceğe güvenle yürümektedir. Her şeye rağmen ekonomimiz hızla büyüyebiliyor, artan nüfusumuza iş sağlayabiliyor ve refah üretebiliyoruz. 2018 bütçesindeki yatırımlar hız kesmeden devam edecektir. 2016 yılı sonu itibarıyla yalnızca ulaştırma alanında 144 milyar dolarlık yatırım yapılmıştır.

AK PARTİ dönemi aynı zamanda sağlıkta önemli gelişmelerin yaşadığı bir dönem oldu. 2002’de 3,5 milyar Türk lirası olan koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan miktar 2017’de 3,5 kat artarak 12,7 milyar Türk lirasına ulaştı. Sağlıkla birlikte bütçede en önemli pay tabii ki eğitimin. Eğitim bütçemiz 2018 yılında bütçenin yaklaşık yüzde 18’ine denk gelen 134 milyar 727 milyon Türk lirasına ulaştı.

2018 bütçesi özellikle sosyal hedeflere odaklı bir bütçedir. Son beş yılda sosyal yardımlara ayrılan mali kaynağı 1,4 milyar Türk lirasından 38 milyar Türk lirasına yükselttik. 2002 yılında günlük harcama düzeyi 4 doların altında yaşayan vatandaşlarımızın nüfusumuz içindeki oranı yüzde 30’du, bugün bu oranı yüzde 1,5’in altına düşürdük. Bugün yaklaşık 500 bin engelli ve yaşlı vatandaşımız evde bakım aylığı uygulamasından yararlanmaktadır.

Büyümenin yanında yoksulluğu azaltmada da büyük başarı elde ettik. Dünya Bankasının iki ay önce yayınladığı rapora göre ülkemiz dünyada yoksulluğu son on beş yılda en fazla azaltan ülke oldu. Dezavantajlı tüm gruplar sosyal devleti gerçek manada bizim dönemimizde hissetti. 2018 bütçesiyle vatandaşlarımız devletin şefkatli elini daha fazla hissedecekler.

Göreve geldiğimiz günden bu yana kadının varlığını güçlendirmek için çalışıyoruz. Kadının statüsünü yükseltmeyi devlet politikası hâline getirdik, şimdi de yeni bir eylem planıyla bunu daha ileri bir aşamaya taşıyoruz. 2018 ila 2023 yıllarını kapsayan, Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nı 2018 yılı Ocak ayı itibarıyla uygulamaya koyuyoruz.

Fakir ve az gelişmiş ülkelerde uzun dönemli kalkınmayı teşvik ederek dünyada barış ve istikrara katkıda bulunuyoruz. Kalkınma yardımlarında millî gelire göre dünyada açık ara birinci ülkeyiz.

Türkiye gelecekte küresel siyasette daha fazla söz sahibi ve belirleyici bir aktör olacaksa insanlığın sorunlarına ilgi göstermek zorundadır. Her şey çıkar değildir. Saygınlık kaba kuvvetle elde edilemez. Bizim gücümüz, ilkelere ve sorunlara olan yaklaşımımızdan kaynaklanıyor. Biz sömürgeci değiliz, biz çıkarcı değiliz, bizim gizli gündemlerimiz yok. Temelinde insan hassasiyeti olmayan hiçbir girişim başarılı olamaz. İnsanlığa karşı vicdani sorumluluğumuzu yerine getirdiğimiz ölçüde güçlü devletler arasında yer alabiliriz. İlkeli duruş sergileyip küresel adalet taleplerini dillendirerek tarihin doğru tarafında yer alıyoruz.

Bazıları, hukuksuz Kudüs kararında olduğu gibi, attıkları her adımla bölgeyi karıştırıp piyon olarak kullandıkları terör örgütleri üzerinden Türkiye'nin barış ve istikrarı hedefleyen vizyonuna meydan okurken biz Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hem sahada hem masada varlığımızı güçlendiriyoruz ve böylece tüm oyunları bozuyoruz.

Son on beş yıldaki siyasi istikrar ekonomik istikrarı getirdi. 2016 ve 2017’de dünyadaki finansal oynaklık ve jeopolitik krizlere rağmen çok iyi bir performans gösterdik. 2018’de daha iyi bir performans göstermek için çalışacağız.

Türkiye adına daha iyi bir gelecek hedefleyen bir bütçe getiriyoruz. 2018 bütçesi faize giden değil, millete dönen bir bütçedir, dünyada saygınlığı olan büyük Türkiye'nin bütçesidir. Yatırımı esas alan, emekli ve kamu çalışanlarının haklarını gözeten, tarımı, üretimi, ihracatı ve istihdamı destekleyen bir bütçedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Tamamlayın lütfen.

SEMA KIRCI (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Milletimizin yüzünü güldüren, mazlumların umudunu artıran, 2023 hedefleri doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olan bir bütçedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2018 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizi izleyen yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Madde üzerindeki konuşmaları böylece tamamladık.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz; bu sürenin yarısı soru olacak, yarısı cevap.

Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kalkınma ve huzurun olmazsa olmazı insana yapılan yatırımdır. Cinsiyet ayrımcılığı, madde bağımlılığı, cinayet ve terör gibi olumsuzlukların kaynağı gerekli insani gelişmişlik kriterlerinin sağlanamamasıdır. Bu noktada, özellikle siyasilere büyük sorumluluk düşmektedir. Yetkili makamlarda oturanların toplumu ayrıştıran söylemlerden kaçınmaları gerekmektedir.

Daha önce de ülkemiz kurumlarındaki kadrolaşma ve partizanlaşmaya dikkat çekmiştim. Herhangi bir kurumu arayıp bilgi istediğimizde karşılaştığımız ilk soru “Hangi parti?” sorusu oluyor. Bürokratların bu tip sorular sormasını şık ve yerinde buluyor musunuz?

Hiçbir hak ve hukuk karinesiyle bağdaşmayan mülakatlarda özellikle siyasi ve dinî referansları sorgulayan sorular sorulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanlığına soruyorum: Ekonomik durum her gün biraz daha bozuluyor, pahalılık almış başını gidiyor, Türk lirası büyük değer kaybediyor, kurlar yükseliyor. İşçisi, çiftçisi, esnafı, emeklisi çok sıkıntılı günler geçiriyor. Böyle bir piyasada büyümenin yüzde 11,1 olduğu açıklanıyor. Bu büyümenin gerçekçi bir büyüme olmadığını, piyasaya yansımadığını, işçinin, çiftçinin, esnafın, sanayicinin ve ihracatçının büyümediğini, yatırımların artmadığını, tüketimin, ithalatın ve borçlanmanın da arttığını görüyoruz. Ayrıca, tüm sektörlerin ve yurttaşların borçlar içinde yüzdüğünü, borcunu ödemekte zorlandığını, borcu borçla ödemek zorunda kaldığını, vergi borçlarını, sigorta borçlarını ödeyemediklerini görüyoruz. Bütçe ve dış ticaret açığımız ciddi ve tehlikeli bir noktaya ulaşmıştır. Bu tablo karşısında yüzde 11’lik büyümeyi nereden ve nasıl çıkardınız? Hormonlu olan bu büyümenin piyasalara yansıması olacak mıdır? Olacaksa ne zaman ve nasıl olacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakır…

İRFAN BAKIR (Isparta) - Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Kudüs kararı nedeniyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu temsilcilerini kutluyorum.

Sayın Bakan, Isparta-Burdur Dostluk Yolu olarak bilinen ve yapılacak olan yeni yolun Isparta Gelincik köyünden geçen kısmında köy halkının en değerli tarım arazilerinin yol nedeniyle ellerinden alınacak olması köylülerde ve tarım sektöründe mağduriyet yaratacaktır. Bu mağduriyetin ortadan kalkması için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin’in yerine Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir akademisyen öğretim üyemiz yurt dışından sipariş ettiği ve çalışma alanıyla ilgili bir kitaptan 46 TL gümrük vergisi alındığından şikâyet ederek, “Bu ülkede nasıl bilim yapılacak, belki duyan olur mu acaba?” diyerek sesini duyurmaya çalışmış. Değerli öğretim üyemizin haklı talebini bilgi ve ilginize sunuyorum. İktidarlarınız döneminde bilimsel ve akademik gelişmede geldiğimiz trajik noktaya bakarsak Bakanlığınız, bilimsel gelişmenin temel unsuru olan bilim insanlarımızın çalışmalarına katkı sağlamak için yurt dışından sipariş ettikleri akademik yayınların gümrük vergisinden muaf olması için bir girişimde bulunacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Bakan, 2002 Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı öncesi on beş yılda devlet bütçesinden faize ödenen toplam para 135 milyar TL, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sonrası 2003-2017 arası on beş yılda ödediğiniz para 757 milyar TL. 757 milyar mı büyük, 135 milyar mı? Tabii ki sizin döneminizde faize ödenen 757 milyar tam 5,6 kat daha fazla 135 milyardan. Bu yıl faize ödenmesi için bütçeye koyduğunuz yaklaşık 72 milyarla 829 milyar TL’yi bulacak sizin ödemeniz faize. Özel sektörün dış borç faizini de, ödediği 250 milyarı da kattığımızda 1 trilyondan fazla faize ödenen para var. Bankalar faizden elde ettiği gelirle kâr rekoru kırıyor sizin devrinizde, faiz lobisi çok memnun halimizden.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Sağlık Bakanına: Aile sağlığı merkezlerinde aile hekimleriyle sözleşme imzalayan kamu dışı aile sağlığı çalışanları başta iş güvencesi olmak üzere birçok konuda mağduriyet yaşamaktadır. Yaklaşık 5.600 civarında olan bu çalışanlarımıza iş güvencesi ve kadro verilecek midir?

Yine, ortaöğretim hemşirelik mezunu atanamayan 110 bin lise mezunu gencimiz KPSS’den 88, 89, 90 gibi puanlar almalarına rağmen atanamamaktadır. Bu konuda bir kadro çalışması var mıdır?

73 bin anestezi mezunu evlatlarımız için açılan kadro sayısı mezun sayıları için yeterli değildir. Gün geçtikte anestezi atamalarının vahim bir tabloya dönüştüğünü görmekteyiz. Bu konuda bir iyileştirme yapılacak mıdır?

Şu an 18 üniversitede okutulan ve bu okullardan her yıl yüzlerce mezun verilmesine rağmen 2010 yılından 2017’ye kadar toplam 60-70 kişinin atanmasının yapıldığı eczane teknikerleri bölümü mezunları istihdam edilecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Bülent Tüfenkci’ye söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Değerli Başkan, değerli üyeler; öncelikle Sayın Çamak’ın sormuş olduğu sorudan başlayalım. Elbette ki bürokratların “Hangi partidensiniz?” demesini doğru bulmuyoruz ve herkese eşit şekilde gerekli bilgilendirmenin yapılmasını doğru buluyoruz.

Dinî referanslarla ilgili… O konuyla ilgili girmiş olduğu, Diyanete giriyorsa elbette ki dinî konulardan sorulması lazım. Onun için bu şekliyle ifade edeyim.

Ayrıca, Sayın Arslan “Ekonomideki büyüme hormonlu mudur?” diye bir soru sordu. Sayın Arslan, ekonomideki büyüme hormonlu değil. Özellikle tüm sektörlerde büyüme var, sanayide var, tarımda var, imalat sektöründe var, hizmet sektöründe var. Dolayısıyla ekonomideki büyüme, genel, yaygın ve tüm alt kalemlere yansımış bir büyümedir. Baktığımız zaman, tüketim, yatırım ve ihracat da büyümeye pozitif katkı yapmıştır ve netice itibarıyla bu büyüme ekonominin bütün katmanlarında hissedilmiştir. Esnaf da hissetmiştir, tacir de hissetmiştir, ihracatçı da hissetmiştir, çiftçi de hissetmiştir; onun için büyümüştür.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - İş yerleri neden kapanıyor Sayın Bakan?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hangi ülkede Sayın Bakan?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Türkiye’den bahsediyoruz.

Dolayısıyla bu büyüme bütün katmanlarda hissedilmiş ve bu büyüme inşallah 2018’de de devam edecek.

Sayın Bakır’ın sorduğu soruyu ilgili bakanlığa iletip yazılı cevaplamak istiyoruz.

Yine, gümrüklerdeki kitapla ilgili, bu konuyla ilgili Ekonomi Bakanlığımızla görüşüp... Zaten, eğer hızlı kargo yoluyla geldiği zaman 30 avronun altındakilerde hiçbir gümrük vergisi ödenmiyor. Yine, bilimsel kitap kategorisinde istemişse ve beyan etmişse bu anlamıyla da gümrük vergisi alınmıyor ama normal kitaplar içerisinde istenmişse bunu da tek kitap veya bilimsel nokta, çalışmalarla ilgili olduğunu beyan etmediğini düşünüyoruz. Kendisiyle de iletişime geçeceğim. Eğer aksaklık varsa Ekonomi Bakanlığımızla görüşüp düzeltmek istiyoruz. Haklı, eğer sadece beyanda bulunmamışsa. Dolayısıyla, beyanda bulunduğunda bir sıkıntı yok.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Tamamen muaf olabilir.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Faizlerle ilgili soruya gelince, AK PARTİ 2002 yılında iktidara geldiğinde bütçenin yüzde 43,2’si doğrudan faiz harcamalarına gidiyordu. Hükûmetlerimiz döneminde bu oran sürekli aşağıya indi; bütçe, faiz bütçesi olmaktan çıktı, hizmet bütçesi hâline dönüştü. 2018 yılında bu oran yüzde 10’un altına kadar düştü. Başka bir deyişle, eskiden bütçenin yarısı faize giderken şimdi yüzde 90’dan fazlası vatandaşlarımıza hizmet olarak gidiyor, cebine gidiyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Rakamlar burada.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Siz sadece rakamları söylerseniz...

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bakanlığın verileri bunlar.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Türkiye'nin 2002’deki bütçesine...

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bakanlığın verileri.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – İşte burada.

2002 bütçesine giderseniz, 2002’de ne kadar bütçesi vardı, şu anda ne kadar var? Oranlamayı yaptığınızda bu oranları görürsünüz. Eğer biz, o sizin ifade ettiğiniz gibi bütçemizi faize verseydik vatandaşımıza bu kadar hizmeti yapamazdık.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 235 mi büyük 757 mi?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Türkiye'yi de her alanda 3 kat büyütemezdik; bu kadar duble yolları, bu kadar hastaneleri, bu kadar şehir hastanelerini yapamazdık.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hasta garantili hastane, araba garantili köprü ve geçme garantili köprü.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Bunların temel kaynağı, faizlerdeki yapılan tasarruflardan dolayı olmuştur, bu kadar faiz ödemediğimiz için olmuştur. Onun için bu kadar eserler, barajlar ortaya çıktı diye düşünüyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bunlar Maliye Bakanlığının verileri Sayın Bakan.

BAŞKAN – Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Bülent Tüfenkci’ye çok teşekkür ediyorum.

Şimdi (B) cetvelinin genel toplamlarını okutup oylarınıza sunacağım.

(B) CETVELİ

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini   530.402.940.000,00

Tahsilat                                        608.336.187.251,32

Ret ve İadeler (-)                           72.073.462.094,75

Net Tahsilat                                   536.262.725.156,57

BAŞKAN – (B) cetvelini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi (B) cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir (B) cetveliyle birlikte.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

Denge

MADDE 3- (1) 2016 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri toplamları arasında, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 32.853.909.815,16 Türk Lirası gider fazlası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 1.452.419.820,65 Türk Lirası gelir fazlası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 105.128.106,72 Türk Lirası gelir fazlası,

gerçekleşmiştir.

(2) 2016 yılı merkezi yönetim net bütçe gider fazlası 29.931.928.824,57 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir.

Sayın Usta, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şimdi, ben konuşmaya çıkmadan önce böyle provokatif bir cümle oluyor ve benim konuşma aslında güme gidiyor. Şimdi, Sayın Bakanım, yani nereden icap etti, size kim sordu “2002 yılında bütçenin ne kadarı faize gidiyordu, ne kadarı nereye gidiyordu?” diye?

Şimdi, tabii siz sabahki kısımda yoktunuz, bunların cevapları verildi. Sanki hiç konuşulmamış gibi tekrar tekrar bunları söylüyorsunuz. Hadi, şu 2002’ye göre, faizin dışında bir tane daha iyi olan bir şey söyleyin. Ya, bir tane daha bir şey söyleyin Allah aşkına! (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Ya, şunu söylüyoruz, anlatamıyoruz, diyoruz ki: 1990’lı yıllar bütçenin bittiği yıllardı, bütçe mütçe diye bir şey kalmamıştı. 1999’da bir Hükûmet geldi.

Sayın Bakan, lütfen beni dinleyin, lütfen, lütfen.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin Sayın Usta.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nasıl üslup bu ya? Genel Kurula konuş. Üsluba bak ya!

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biraz daha düzgün konuş.

ERHAN USTA (Devamla) – 1999 yılında bir Hükûmet geldi. Bu Hükûmet gelir gelmez bankacılık reformuyla başladı. Hemen ardından, asrın en büyük depreminin akabinde sosyal güvenlik reformunu yaptı. Bütün programın iki tane amacı vardı. Programın adı Dezenflasyon Programı’ydı ve programın en büyük çıpası ve en büyük ayağı sıkı maliye politikasıydı. Zaten o programların tamamı bütçenin faiz yükünü azaltmak için yapılmış bir şeydi. Şimdi 2002 yılını tutuyorsunuz, onu söylüyorsunuz.

Burada, bakın, ekonominin dışındaki bütün göstergeler -şimdi, on dakikada bunları söyleyemeyeceğiz- yani faizin dışındaki ve bütçe açığının dışındaki bütün göstergeler maalesef ve maalesef o güne göre daha kötü. Bir tane daha bir şey söyleyin diyorum size. Yani, tutup… Bu gereksiz bir tartışma. O hastalığı tedavi etmek için yapılan bütün bir programda o hastalığı sürekli söylüyorsunuz.

E, şimdi gelelim… Sabahleyin şu rakamı verdim: 57’nci Hükûmet, o günün zor şartlarında… Bakın, ülke için nedir? Esas olan yatırımdır. O günün zor şartlarında, 57’nci Hükûmet döneminde kamu yatırımlarının millî gelire oranı 4,8, üç yılın ortalaması, hatta 1999’u da katıyorum, dört yılın ortalaması.

AKP hükûmetleri geliyor, 2003’te önce 3,7’ye indiriyor -kamu yatırımlarını söylüyorum, millî gelire oran olarak- 2004’te 3,1, 3,6 diye gidiyor, sonra bir miktar hızlanıyor, şu anda geldiği nokta 4,1 ve toplam on dört yılın ortalaması 3,8. Bakın 4,8 yatırım yapan bir ekonomi teslim alıyorsunuz; 3,8’e düşürüyorsunuz. Yani, faiz yükü elbette… Zaten diyoruz ki “Hastalık oydu, onu tedavi etmek için bir program uygulandı ve o programın neticesidir.” O programın neticesidir bugünkü düşmesi gereken faiz. O gün için yapmanız gereken şey, 2002’ye teşekkür edeceksiniz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, hatibi dinleyemiyoruz, çok gürültü var.

ERHAN USTA (Devamla) – O günkü reformlara teşekkür etmeniz gerekirken şimdi tutup tutup aynı rasyoyu söylüyorsunuz, bunun hakikaten bir anlamı yok.

BAŞKAN – Sayın Usta, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, lütfen uğultuyu keselim, hatibin insicamını bozmayalım.

Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bakın, memleketin hayrına olacak laflar ediyoruz. Şunları söylüyoruz, diyoruz ki: “Önümüzde kamu maliyesinde birtakım riskler var.” Bakın, son iki yılda ister genel devlet olarak bakın ister kamu kesimi genel dengesi olarak bakın, hangisine bakarsanız bakın -bunların tanımları var, teknik tanımlara girmiyorum- ama devletin bütçesinde faiz dışı fazla anlamında “yani program tanımlı faiz dışı fazla” dediğimiz şeyde -bu da nedir biliyor musunuz? Bu da bütçenin faiz yükünü düşüren esas ana unsurdur- 2,4 puan bozulma var, bunu konuşmamız lazım. Tekrar ediyorum, son iki yılda millî gelire oranla 2,4 puan bozulma var. 2,4 puanın millî gelir karşılığı nedir biliyor musunuz? 35, 70, bir 15 daha koyun, 85 milyar TL 2017 fiyatlarıyla bizim faiz dışı dengemizde bozulma var, bunu konuşmamız lazım. Yani, bir riske işaret ediyoruz, bunları söylüyoruz, tutup 2002’ye gidiyoruz. E, son iki yıldaki bozulmayı da siz bize anlatın.

Sonra, geçen de ifade ettim, arkadaşlarımız da söyledi, 2002 yılında kamunun toplam faiz dışı fazlası… Bakın, bu kavramın anlamı şu: “Faiz dışı fazla” dediğimiz şey bütçenin faiz yükünü ve borç stokunu düşürmeye yönelik uygulanan programın sonucu. Faiz dışı fazlası 3,4’tü. Şu anda ne kadar faiz dışı fazlamız? Maalesef fazla yok, faiz dışı açık var; 0,6. Yani, dolayısıyla -o 2016, 2017’nin üstüne 1,6- 5 puanlık bozulma var. 5 puanın yine 2017 fiyatlarıyla anlamını söylüyorum, 175 milyar TL’dir anlamı. Şimdi, bunları konuşmamız lazım gelirken başka şeyleri konuşuyoruz.

Ben önümüzde 2 tane riskin olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum. Sabahleyin bir miktar bu köy meselesinde, kamu-özel iş birliği projelerini söylemiştim. Burada hesapların bir defa şeffaf olmadığını söylememiz lazım. Burada herhâlde Maliye Bakanlığı bürokratları benim bu söylediğim şeye hak vereceklerdir. Bütçede bunları doğru düzgün göremiyoruz, yatırım programında göremiyoruz, daha da ötesi, millî gelir serisinde de göremiyoruz. Millî gelir serisinde her projeye başlandığında şunun kararının verilmesi lazım: Bu, kamu yatırım stokuna mı eklenecek, özel yatırım stokuna mı eklenecek? Bunlar biraz teknik detaylar ama yani önemli olduğu için ifade ediyorum çünkü hesaplar açısından da önemli. Bu detayların görülmesi lazım. Ayrıca, kamu-özel iş birliği projeleri sağlam bir fizibilite etüdüne dayanmıyor, bu önümüzde ciddi bir sıkıntıdır.

Şimdi, biraz daha, bu anlamda, şehir hastaneleri özeline gelelim. Sabahleyin ifade ettim, şu rapor Kalkınma Bakanlığının Kamu-Özel İşbirliği Raporu, 2016 yılı raporu. Şubat 2017’de çıkmış, zannediyorum bugünlerde bunun yenisi çıkacaktır. Hani hep deniliyor ya “Bu, kamu-özel iş birliği, bunlar bir şeyden anlamıyorlar, bunlar bedava projelerdir, 5 kuruş para harcamıyoruz.” Bakın, sadece 18 tane şehir hastanesi için önümüzdeki dönemde yapılacak kira ödemesi -Kalkınma Bakanlığı raporunu söylüyorum arkadaşlar- 31 milyar dolar, şehir hastaneleri için, 18 proje için. Bakın -bu, 22’ye çıkacak yanlış hatırlamıyorsam- 18 proje için 31 milyar dolar önümüzdeki dönemde değişik yıllarda -zannediyorum yirmi yıl boyunca kabaca- böyle bir para ödenecek. Bu, bedava para filan değil arkadaşlar, bunu mutlaka görmemiz lazım. Bununla bugün şimdi… Tabii, şimdi, ben meseleyi anladım, AKP Hükûmeti şöyle bir şey yapıyor: Bütçeden yapılacak yatırımları kesiyor, daha çok oya dönüşecek bir kısım sosyal transferlere kanalize ediyor bütçeyi, daha sonra, torunlarımızın, çocuklarımızın ödeyeceği borçlanmalarla da veya yüklerle de bugün yatırım yapıyor. Görmüyor musunuz, bugün sabahleyin Kalkınma Bakanı “Mersin’deki şehir hastanesini görmüyor musun?” diyor. Kaç lira harcadın o şehir hastanesi için şu anda bütçeden? 1 kuruş çıkmadı ama çıkacak, onların hepsi yarın bu Hükûmetten değil, bir başka hükûmetten çıkacak ama övünmesi bu Hükûmete ait. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, siyaset yapılacaksa o ayrı bir şey ancak Türkiye’nin iyiliğini konuşacaksak bunların hepsini görmemiz lazım.

Şimdi, buradaki diğer bir risk şu: Bir defa, 31 milyar dolar kira ödeyeceğiz. Bunun fazlası var, azı yok.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Toplam yatırım ne kadar?

ERHAN USTA (Devamla) - Yatırım da kabaca o kadar.

Artı, hizmet alım garantileri veriyoruz, bakın, “Şu kadar hasta olacak.” diyoruz. Eğer o hasta olursa, tamam, garantiden bir ödeme yapmayacağız, olmazsa, hizmet alım garantilerinin üzerine, 31 milyar doların üzerine buradan da bir yük gelecek.

Artı, şimdi, devlet, özel sektör gibi davranmaz. Yani “Şu Numune Hastanesinin oradaki o tesisleri ikame edecek bir hastaneyi oraya kurarım, oranın komplesini de ben yıkarım, emsalini artırırım, bir özel sektör firmasına veririm, oraya konut, AVM yaptırırım, kârlı olur.” Devlet böyle davranmaz. Devlet nasıl davranır? Bu ülkenin sermayesi de odur. Daha orada ortalama yirmi yıllık ömrü olan binalar var, o binaların tahrip edilmesi başlı başına ülkeye bir maliyettir. Bunu da görmemiz lazım, bu da diğer bir sıkıntı.

Öbür konu da, tabii, şimdi, lüks otelcilik hizmetleri verilecek, bunun da sosyal güvenlik dengesine gelecek yüklerini de şimdiden hesap etmemiz lazım, bunlar önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak yüklerdir. Tabii, burada fazla bir kapasite oluşturuluyor şehir hastaneleriyle, onlar da işin ayrı bir sıkıntısı.

Sabahleyin şunu ifade etmiştim: Bunlar bedava para olsa hiç kimse millî gelirimizin yüzde 16’sı oranında bizim kamu-özel iş birliği projelerimizin finansmanı için sıraya girmez. Arkadaşlar, dünyada 1’inci sıradayız. Kamu-özel iş birliği projelerinin millî gelire oranı, sözleşme tutarları… Şu, yine, Dünya Bankası raporu “134 milyar dolar” diyor, Kalkınma Bakanlığı raporu da “132 milyar dolar” diyor; fark etmez, birkaç milyar dolar fark var, yüzde 16’yla millî gelire oran olarak dünyada bu anlamda 1’inci sıradayız. Bizim söylediğimiz şu: Bunların iyi fizibiliteye dayandırılması lazım, önümüze gelecek yüklerini iyi hesap etmek lazım; bunlar, üzerinden siyaset yapılacak işler değildir.

Şimdi, harcamayla övünme konusunu biz zaten bu Hükûmette gördük. Nedir? İşte “Eğitim harcamalarında en büyük bütçeyi ayıyoruz, eğitim harcamalarına şu kadar kaynak ayırdık.” Yahu, şimdi, bakalım da, eğitim harcamaları… Şimdi, OECD’nin çalışmaları var, bunu birkaç defa söyledim ben, diyor ki: “Okullaşma oranıdır, dersliktir, alet edevattır bunlarla, fiziki koşullarla kalkınma-gelişme arasında -bakın, bu ampirik bir çalışma, OECD ülkeleri içerisinde yapılmış bir çalışma- bir ilişki yok.” Bunların elbette iyileştirilmesi lazım ama bütün vurguyu buraya yapıyoruz, eğitim kalitesini kaçırıyoruz. Gelişme ile eğitim kalitesi arasında ilişki var.

Şimdi, Sayın Bakan, 2003 yılında, sizin iktidarda olduğunuz 2003 yılında, 29 OECD ülkesi içerisinde, PISA sonuçları açısından 28’inci sıradayız, sondan 2’nciyiz. 2015 yılı raporuna bakıyorsunuz -bunların detayları, bütün detayları var elimizde, herkeste var zaten- 35 ülke arasında -yeni katılımlar olmuş- sondan 2’nciliği kimseye kaptırmamışız. Yatıp kalkıp dua edelim şu Meksika OECD’den falan çıkmasın yoksa sonunculuğa düşeceğiz yani Meksika olmasa sonuncu olacağız. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bunu söyleyin bana: Bu kadar kaynak ayırıyoruz, biz eğitim kalitesini niye artıramıyoruz? Niye bizim çocuklarımız başarısız? Bunları konuşmamız lazım.

Tarım: Tarımda da “Kaynak ayırdık.” falan diyoruz. On dört yıllık dönemde -baktım- tarım sektörünün üretimi ve geliri yıllık ortalama 2,6 artmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Çok affedersiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) - Son konuşmamdan düşeriz.

Destekler 18 kat artıyor fakat çiftçinin geliri veya üretimi -ikisi aynı anlama geliyor- millî gelir denkliği açısından baktığımızda, 2002-2016 döneminde yüzde 2,6 artıyor, 5’lik büyümelerden bahsediyoruz ama çiftçiyi büyütemiyoruz. Şimdi, ben bu kadar kaynak ayırıyorum, niye ben tarımın gelirini veya verimini artıramıyorum diye esas bunu sorgulamamız lazım.

AR-GE’ye hiç girmeyeceğim. Teknoloji… Yani ihracatın ve üretimin teknolojik dağılımına baktığımızda, yüksek teknoloji ürünlerin payı 2002 yılında 6,2; şu anda 3,9. “AR-GE’ye para harcadım.” demekle olmuyor. Harcadığınız paranın verimli olması lazım. Amaç nedir? Sonuca bakmak lazım. Amaç, para harcamak değil; amaç, teknoloji seviyesini yükseltmek. Amaç, eğitim kalitesini yükseltmek.

SALİH CORA (Trabzon) – Yükseltiyoruz.

ERHAN USTA (Devamla) – Hayır, hiçbirisinde bir gelişme yok. Bütün rakamlar ortada. Dolayısıyla, bunlara bakmamız lazım.

Sosyal güvenlik meselesi vardı, ona yetiştiremedim vaktimi ama o reformun -bak, bir dakikamı verip- etkisini söyleyeyim: 1999 yılında o günkü sosyal güvenlik kurumlarının açığı 2,63’ken reform yapılıyor, hemen 1,94’e düşüyor. Bugün, bu açık millî gelire oranla 4,2 arkadaşlar. Bunu da takdirlerinize sunuyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un olacaktır.

Sayın Altıok, buyurun.

CHP GRUBU ADINA ZEYNEP ALTIOK (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle bundan otuz dokuz yıl önce Maraş’ta gerici katliamda öldürülen 111 yurttaşımızı saygıyla anıyorum. Maraş katliamı, tıpkı 1 Mayıs, Bahçelievler, Çorum, Sivas, Başbağlar, Roboski, Reyhanlı, Suruç, Ankara katliamlarında olduğu gibi laikliği, hukukun üstünlüğünü, eşitliği ve barışı savunan tüm kesimlerin ortak acısı, vicdanı ve hafızasıdır.

Bugün, OHAL baskısı ve KHK sopası altında 20 milyonu yoksulluk, 7 milyonu açlık sınırı altında olan bir halkın bütçesini konuşuyoruz. 762 milyar lira olan bütçenin 600 milyar lirası vergilerden, yani halktan alınacak. Yani ölen Muharrem bebeği çuvalda taşıyan babadan, yaşasaydı, çocuklarını ısıtamadığı için kendini asan Emine Akçay’dan, atanamadığı için intihar eden ve cebinden sadece 6 lira çıkan Öğretmen İbrahim Yeşilbağ’dan.

Sizi iki yüz yirmi sekiz yıl önceye götürelim. 1789’da Fransa’da tarihsel bir devrim oldu. Egemenliği saraydan alan halkın meclisinde ilk şu karar alındı: “Milletin rızası olmadan hiçbir vergi alınmaz.” Sizin sadece OHAL’le örnek aldığınız Fransa bugün 2,5 trilyon dolarlık bütçeyle dünyada insani gelişimde ilk 15’te, eğitimde ilk 10’da, sağlık harcamalarında ilk 3’te yer alıyor. Oysa Türkiye, UNICEF, PISA ve OECD’ye göre eğitimde sonuncu, sosyal adalet sıralamasında sonuncu, Demokrasi Endeksi’nde 165 ülke içerisinde 97’nci, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke arasında 99’uncu sırada. Türkiye'nin AKP iktidarıyla 1’inci ve ilk sıralarda olduğu uluslararası konular yok mu? Tabii ki, var. Yolsuzlukta Avrupa’da 1’inci, dünyada 2’nci, tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünyada 1’inci, iktidarın en az denetlendiği 6’ncı ülke. Görülüyor ki bu bütçe halkın değil, sarayın bütçesi.

İçişleri Bakanı, seçilmiş belediye başkanları KHK’larla görevden alınıp yerlerine kayyumlar atanırken “Bu belediyeler milletin iradesine geçecek.” diyordu. Bu açıklamadan bir yıl sonra kendi belediye başkanları teker teker tehdit edilerek istifa ettirildi, bugüne kadar 93 belediyeye kayyum atandı, saldırı bütün muhalif partilere yansıdı, sırf CHP'li diye Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi hedef oldu. Şu anda 11 milletvekili tutuklu. Yani milletin bütçesi konuşuluyor ama milletin vekilleri hapiste. Bugün neredeyse her iki kişiden birinin iradesinin temsil edilmediği, iradesi gasbedilen o milletin cebinden 600 milyar lira talep edilmekte.

“370 derneğe vurduk kilidi gitti, açın da görelim.” diyordu İçişleri Bakanı. Aralarında ÇHD vardı, Gündem Çocuk Derneği vardı. Çağdaş Hukukçular Derneği yoksulların, kimsesizlerin, haksızlığa uğrayanların hukuk mücadelesini yürütüyor, insan hakkı ihlallerine karşı hukuk çerçevesinde çalışıyordu. Bugün 18 milyon nüfuslu İstanbul’un seçilmemiş ama atanmış belediye başkanının “mağdur” olarak tanımladığı ve savunmaktan gurur duyduğunu açıkladığı katliamcılar Sivas’ta “Kahrolsun laiklik, şeriat isteriz, kâfirleri yakın!” çığlıklarıyla 35 insanı ateşe vermişti. İşte ÇHD “İnsanlık suçu adaletsiz kalmasın.” diye onlarca avukatla yirmi beş yıldır Sivas katliamı davasına da sahip çıkıyordu.

“Vurduk kilidi gitti!” dediğiniz Gündem Çocuk Derneği, tek amacı çocuk istismarını engellemek ve çocukların çağdaş, bilimsel eğitim alması için kurulmuş olan bir dernek. Kapatıldığı ve tüzel kişiliği kalmadığı için açtığı davalar taraf yokluğu nedeniyle bir bir düştü. Bu yüzden istismarcılar serbest kaldı. Türkiye’nin çocuk istismarında dünya 3’üncüsü olduğunu biliyor muydunuz? Peki bu iktidar Ensar Vakfına, Aladağ’da kız çocuklarının ihmaller nedeniyle yakıldığı yurtlara niye “Vurduk kilidi.” diyemedi? İstismar edilen çocukların ailelerinden isteniyor 600 milyar dolar.

Mezhep üzerinden kadınları, eril ve Sünni olmayanları ayrıştıran Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi AKP iktidarı döneminde 12 bakanlığı, en iyi 15 üniversitemizi geride bıraktı. İktidarın kültüre ve sanata ayırdığı bütçe ise bunun çok çok altında. Diyanete giden bütçenin yarısı kadınlarımızdan alınıyor ancak Diyanet kadın ve erkeği eşit bile görmüyor. Diyanetin her fırsatta ötekileştirdiği 15 milyon Alevi’den, “Gayrimüslimle evlenilmez.” diye fetva verdiği Ermeni, Hristiyan, Musevi yurttaşlarımızdan isteniyor 600 milyar dolar. Dünyanın en büyük deney sahası olan İsviçre CERN’in yıllık bütçesi 1 milyar dolar. Yani Diyanete verdiğimiz parayla her yıl iki tane CERN deney merkezi kurabiliriz. (CHP sıralarından alkışlar)

Vergilerimiz çağdaş, laik bir eğitim sistemine doğru şekilde harcansaydı PISA ve UNICEF raporlarında şu an olduğumuz gibi sonuncu olur muyduk?

Son iki yıllık süreçte 11 il ve 45 ilçede 252 defa süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve en az 1 milyon 809 bin kişi bu yasaklardan etkilendi. Diyarbakır Sur’da dünyanın sokağa çıkma yasağı rekoru kırıldı, kültür mirası evlerimiz yıkıldı, rantsal dönüşüm, kentsel yok oluş yaşandı, insanımız evinden, doğduğu yerlerden zorla çıkarıldı.

Beni çok etkileyen bir örnek vereyim. Altı ay önce Sur’da incelemeler yapmak üzere gittiğimizde Sur sokaklarında karşılaştığım 90 yaşındaki nine “Ben burada doğdum, burada evlendim. Çocuklarım, torunlarım burada doğdu. Burada ölmek istiyorum.” diyordu. İşte bu halktan, evlerini yıkmak, yerlerinden etmek, direnme hakkını, protesto hakkını kullandıkları her yerde orantısız şiddet uygulamak için 600 milyar talep ediliyor. Tek isteği daha iyi yaşamak bile değil, doğduğu yerde ölmek olan Surlu nineden de isteniyor bu para.

Ne diyordu bu iktidar Nuriye ve Semih için? “Sayısız kez gözaltına alınmış örgüt üyeleri bunlar. O nedenle suçludurlar.” Teröristlikle suçlanan Nuriye ve Semih’le ilgili iddialar tam 224 gündür kanıtlanmış değil. İki insan ölümün eşiğinde. İçişleri Bakanının komisyonda “CHP’li arkadaşları bu konuda geri çekmeye çalışıyorum.” dediği günlerde Nuriye serbest bırakıldı, Semih beraat etti. Bu insanlar haksızlık karşısında sadece kendi yaşamlarını ortaya koydular. İktidar farkında mıdır, tarihte görülmemiş bir şekilde bu ülkenin başkentinde Nuriye’nin uğradığı haksızlığa ilk isyan ettiği yerde İnsan Hakları Heykeli bile 222 gündür tutuklu. (CHP sıralarından alkışlar)

Haksızlığa zırh yapılan OHAL Komisyonuna 100 binden fazla başvuru oldu. Peki, altı ay önce kurulan bu Komisyon kaç karar verdi? Hiç. Atatürkçüleri, muhalifleri, öğretmenleri, barış isteyen akademisyenleri işinden ettiniz, yaşayan ölüler hâline getirdiniz, açlığa mahkûm ettiniz. Laiklik çağrısı yapan gençleri gözaltına aldınız. IŞİD mensuplarının ülkenin her yerinde elini kolunu sallayarak şeriat propagandası yapmalarına göz yumdunuz. 29 Ekim kutlamalarını, 19 Mayısları, Maraş ve 10 Ekim Gar katliamı anmalarını yasakladınız. Demokratik hakkını kullananların barışçıl protestolarına biber gazlı, TOMA’lı müdahale ettiniz. Bugüne kadar binlerce ton biber gazı sıktınız. Binlerce ton daha biber gazı sıkmak için burada halkın parasını talep ediyorsunuz.

Adalet nedir sayın milletvekilleri? Burada birçok hukukçu var, elbette evrensel ve kıymetli tanımlamalar yapabilirler. Ben de kısa bir anekdotla sözlerime son vereyim: 18’inci yüzyılda Büyük Alman İmparatoru Freidrich bir bölgeye saray yapmak ister. O bölgenin hemen yanında bir köylünün değirmeni vardır. Kral görüntüden rahatsız olur, o araziyi de satın alarak sarayının arazisine katmak ister. Köylü arazisini vermek istemez. Kral baskı yapar, tehdit eder, sonunda da değirmenciye “Benim kral olduğumu unutuyorsun.” der. Alman köylü de bunun üzerine “Doğru, siz kral ve ben de köylü olabilirim ama siz de unutmayın ki Berlin’de hâkimler var.” der.

İşte, adalet, Ankara’da yapılan, olağanüstü giderleri olan sarayda ya da ismi değiştirilip “adalet sarayı”na çevrilen adliyelerde değildir. Adalet, o köylünün kralın sarayının yanındaki değirmenidir sayın milletvekilleri. Bu arada, unutmadan, o saray yapılır. Saray ve değirmen yan yana, kral ve değirmenci komşu olur. Sabahları II. Freidrich bahçeye çıktığında değirmenci kendisine seslenir: “Hey Freidrich, ekmek yaptım, getireyim mi?” II. Freidrich “Adalet her sabah bana sıcak bir ekmek kokusuyla geliyor zaten.” der.

İşte, siz, ekmek almaya giderken 14 yaşında polisin gaz kapsülüyle ölen Berkin’in yuhalattığınız annesinden, hâlâ adalet arayan babasından da istiyorsunuz 600 milyarı. Sadece ekmek kokusuyla adaleti hisseden Freidrich’ten yüzyıllar sonra Berkin’in anne ve babası ekmek kokusunda ne hissediyordur düşündünüz mü? (CHP sıralarından alkışlar) Bu 600 milyarı isterken içinize sindirebiliyor musunuz?

Saygılarımla. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada haksız bir şekilde bazı ithamlarla karşı karşıya kaldık. Bir tanesi, bir, bölgeyi gezdiğini ifade ediyor hatip, Sur bölgesini.

ZEYNEP ALTIOK (İzmir) – İddia etmiyorum, gezdim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Orantısız güç kullanarak evlerini yıkmak istediklerinizden bu bütçeyi istiyorsunuz.” gibi bir ifade kullandı.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Onlardan istemiyor musunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 60’a göre bir söz talep ediyorum, kürsüye gerek görmüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, ben o raporu okudum. PKK terör örgütüne bir şey söyleyemeden, kendi devletini katliamla ve orantısız güç kullanmakla suçlayan bir rapordur o. Sayın hatibin de o raporun altında imzası vardır. Bu orantısız güç, o operasyonlar, orada açılan hendekle, orada açılan çukurla kendisine hükümranlık alanı kurmaya çalışan PKK terör örgütüne karşı yapılıyordu. Bakın, oradaki dili, oradaki dilin aynısını farklı uluslararası mecralarda Türkiye'nin aleyhine karşı kullanıyorlardı.

Bir diğeri, bakın, Sivas katliamı meselesi açıldı. Biz Türkiye’de yapılan… O dönemde biz iktidarda yokuz, AK PARTİ gibi bir parti yok, hiçbir yerde yokuz fakat oradan bize bir sorumluluk yüklenmeye çalışılıyor. O dönemdeki iktidardan önce bunun bir hesabının sorulması lazım. Biz iktidarımız döneminde insanların yaşamları, kültürleri, inançları arasında hiçbir ayrıma müsaade etmedik, etmemeye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, DAİŞ’le en etkin mücadele eden Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Yüzlercesi, binlercesi hapiste, yüzlercesi, binlercesi sınır dışı edilmiş, yetmedi, bizim sınırlarımızın dışında DEAŞ terör örgütüne karşı en kapsamlı operasyonu yapan Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bunlar ortadayken, Türkiye’de sanki bu militanlara göz yumma gibi bir şey söylemek büyük bir haksızlıktır, bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Berkin Elvan’ın annesinin yuhalatılması. “Onu yuhalattınız…” Bunu neye dayanarak söylüyor sayın hatip, hangi belgeye dayanarak bunu söylüyor. Bunu kabul etmek, bunu kabullenmek mümkün değil. (CHP ve HDP sıralarından gülüşmeler!)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yahu, Cumhurbaşkanı yaptı!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Canlı yayın, canlı… Televizyon, gazete, internet…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İktidar olmak her şeyi… Ne oluyorsa bunu iktidara mal etmek… Böyle bir anlayışı kabul etmek kesinlikle mümkün değildir.

Diğer haksız beyanatları da kendilerine iade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partili sayın hatibin bir rapor yayınladığından bahsediyor. Bu şekilde bir sataşmada bulunmuştur. Bunun gerçek olmadığını sayın hatibimiz açıklamak istiyor efendim, sataşmadan…

BAŞKAN – Sayın Altıok, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süreyle söz veriyorum, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ZEYNEP ALTIOK (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sur’da yaptığım ziyaretin bir raporu yayımlanmamıştır, bir basın açıklaması ben Sur’dayken yapılmıştır. Ayrıca, konuşmama başlarken tüm katliamları lanetlediğim gibi, katliamların arkasındaki terör güçlerini de lanetlediğim açıktır. İsterseniz o kısmı tekrar okuyabilirim, vakit kaybetmeyeyim, tutanaklarda var.

Berkin Elvan’ı kimin yuhalattığını ben size öğretecek değilim, elbette kayıtlara bakarsanız, hangi cümlelerle canlı yayında kimin yuhalattığına bakarsanız ulaşmanız hiç zor olmayacaktır, herhâlde kendisi de reddetmeyecektir diye düşünüyorum.

Mesele Sivas katliamının sizinle ilişkilendirilmesine gelince, Sivas katliamı sanık avukatlarının neredeyse tamamının AKP iktidarında çok çeşitli makamlara, mevkilere, bakanlık mertebesine kadar getirildiği aşikârdır. Ancak elbette tüm mahkûmların savunma hakkı vardır, biz buna istinaden bir şey talep etmiyoruz. Talebimiz...

SALİH CORA (Trabzon) – Eren Bülbül’den niye bahsetmiyorsunuz? Eren Bülbül’den niye bahsetmiyorsunuz, Berkin Elvan’dan bahsediyorsunuz? Eren Bülbül de 15 yaşında çocuk.

ZEYNEP ALTIOK (Devamla) – Lütfen... Söz sıranız geldiğinde söylersiniz. Söz sıranız geldiğinde lütfen söz alın, söyleyin.

Şimdi, bakınız efendim, devletlerin devamlılığı vardır, iktidarların değil.

SALİH CORA (Trabzon) – Tek taraflı bakıyorsunuz olaya.

ZEYNEP ALTIOK (Devamla) – İktidara gelen ise “Ben o vakit iktidarda değildim.” demek lüksüne sahip değildir. Tüm teröristlerle, tüm katliamların hesabıyla o dönemin iktidarı sorumlulukla savaşmak zorundadır. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Eren Bülbül’ü bir kez olsun anmadınız, ayıptır.

ZEYNEP ALTIOK (Devamla) – O dönemin iktidarı eğer adaleti getirmek için gerekli işleri yapsa bugün bunları konuşmamıza gerek kalmazdı. Bugün 4 partinin bulunduğu bu Meclisteki 3 partinin ortak talepleri, salt AKP oylarıyla reddedilmiştir, faili meçhul siyasi cinayetlerin ve katliamların araştırılması için verdiğimiz önergelere ve insanlık suçlarının tanımlanarak zaman aşımı mefhumundan çıkarılması için verdiğimiz taleplere tam 27 kez salt AKP oylarıyla “Hayır.” denmiştir. İktidarınız bir zaman kendisinin yaptırtmadığını iddia ettiği suçların da adalete ulaşmasını, tüm mazlumların adalete kavuşmasını sağlamakla yükümlüdür. Verdiğiniz söz ve sorumluluğunuz bunu içerir. Bunu sizden bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına son konuşma, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ayşe Acar Başaran’a aittir.

Sayın Başaran, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de en son konuşmacı olan Sayın Zeynep Altıok’un faili meçhullerin aydınlatılmasıyla ilgili görüşlerine aynen katılıyor, altına imzamı atıyorum.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Başkan, eğer sükûneti sağlarsanız...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim; bakın, sayın hatip kürsüde.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Hayır, bitsin ben öyle başlayayım. Süremi tekrar başlatırsınız.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Altıoklar... Sayın Muş...

Lütfen sayın milletvekilleri…

Bir saniye sayın milletvekili, bakın, hatip kürsüde.

ZEYNEP ALTIOK (İzmir) – Özür diliyorum, hatipten özür diliyorum efendim.

BAŞKAN - Yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cümlemi başa alarak başlayayım o zaman. Ben de Zeynep Altıok’un en son söylediğine, bu iktidarın faili meçhullerin aydınlatılması konusunda sorumlu olduğu yönündeki görüşlerine aynen katılıyor, altına imza atıyorum. Bugüne kadar aydınlatılmamış olabilir ama on beş, on altı, on yedi yıldır iktidarda olan da AKP iktidarıdır ve bu dönem içerisinde de birçok faili meçhulün gerçekleştiğini ve takipsiz kaldığını aynen gördük.

Değerli arkadaşlar, bu ikinci bütçedir, aslında çok büyük eksikliklerle devam ediyor. Artık bütçenin son günlerine geldik ama bu Mecliste 10 milletvekilinin tutuklu olduğunu ve burada olmadığını galiba bir kez daha hatırlatmak gerekiyor. Bu tutuklu milletvekilleriyle ilgili olarak bugün bir karar verildi, Anayasa Mahkemesi bir karar verdi; mahkeme olarak değil aslında, bir siyasi irade olarak. Bir siyasi metin olarak bir karar var şu anda karşımızda. Ben Anayasa Mahkemesinin verdiği bu kararın ileride, gerçekten, kitaplarda hukuki bir metin olarak okutulacağını zannetmiyorum, bir politik metindir dediğim gibi. Bu politik metin, Türkiye'nin HDP’siz olmasının adımları, o mihenk taşlarından biri olarak karşımızda duruyor. Bunu bir ara sizin AKP Genel Başkanınız söylemişti: “Anayasa Mahkemesinin kararına saygı duymuyorum.” Biz de buradan söylüyoruz: Bu mahkeme, mahkeme olduğunu hatırlamadığı müddetçe Anayasa Mahkemesinin verdiği bu kararı tanımayacağız ve saygı duymayacağız, duymuyoruz da.

Değerli arkadaşlar, aslında ben bambaşka bir konuyla ilgili konuşacaktım, bugün içerisinde arkadaşlarımız çokça dile getirdi. Bakın, biz günlerdir bütçeyi konuşuyoruz, İçişleri Bakanlığının bütçesini konuştuk, Diyanete ayrılan bütçeyi konuştuk, Sağlık Bakanlığına ayrılan bütçeyi konuştuk ama bu bütçelerin gerçekten toplumdaki bütün herkese eşit olarak paylaştırılmadığı, aslında eşit dağıtılmadığı konusunda ciddi şüphelerimiz ve elimizde de ciddi emareler var.

Bugün gün içerisinde arkadaşlarımız Murat Araç’tan söz etti, Antalya’da Emniyette intihar süsü verilerek katledilen Murat Araç. Onun şüpheli ölümüyle ilgili burada çokça konuşmalar yapıldı ama ben olayın bir başka boyutunu anlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, burada, aramızda din adamları da var; tarihten, hukuktan anlayanlar da var. Herhâlde Türkiye ve dünya tarihinde görülmemiş bir şeyi siz keşfetmişsiniz bu süreç içerisinde ve onu defaatle uyguluyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Murat Araç hayatını kaybetti, ailesi Emniyete gitti, morga yönlendirildi cenazenin orada olduğuna dair, cenazeyi aldı ama cenazeyi camiye götürdüğünde cenazenin yıkanmasına izin verilmedi, cenazenin Ceylânpınar’a götürülmesi için bir ambulans verilmedi. Cenaze Ceylânpınar’a götürüldü, yoğun güvenlik önlemleri altında, defnedilene kadar her türlü tacize maruz kaldı. Aile taziye yeri istedi, kayyum atanan Ceylânpınar Belediyesi taziye yeri vermedi; aile çadır açtı taziyesini kabul etmek için, çadıra saldırıldı, çadır ortadan kaldırıldı.

Değerli arkadaşlar, dediğim gibi, gerçekten, tarihte olmayan bir şeyi siz keşfetmiş oldunuz. İnsanların cenazesini defnetmesine, dinî vecibelerini yerine getirmesine bile engel oluyorsunuz.

Şunu bir kez daha buradaki din adamlarından sormak gerekiyor: Bizim dinimizde ya da İslam dininde aforoz var mı? Siz bir insanın kendi dinî vecibelerini yerine getirmesi için camiye girmesini engelleyebilir misiniz? Bir kişi gitti, talep etti diyelim; siz camide sela okunmasını engelleyebilir misiniz? Dinen, dinen soruyorum, artık hukuku geçtim; en büyük referansınız İslam dini olduğu için soruyorum. Engelleyebilir misiniz? Engelleyemezsiniz ama sizin iktidarınız bunu engelledi. Diyarbakır’da, Batman’da, Türkiye'nin dört bir yanında insanların cenazelerini yıkamaları için yer tahsis etmediniz. İnsanların cenazelerini yıkamamaları için imamları tehdit ettiğiniz, imamlar gelip cenazeleri yıkamadı. Cenaze arabası vermediniz, taziye yeri vermediniz. Peki, bunun bir açıklaması var mı?

Bakın, hukukta gömülme hakkı diye bir şey yok, onu söyleyeyim çünkü hiç kimsenin aklına gelmemiş bu. Bir cenazenin defnedilmesinin engellenmesini, bir cenazenin yıkanmasının engellenmesini, bir cenazenin duasının edilmesinin engellenmesini hiç kimse düşünememiş, düşünemediği için de ihtiyaçlara göre oluşan hukuk kuralları düzenlenmemiş, böyle bir ihtiyaç duyulmamış bugüne kadar. Ama anladığımız o ki biz bir gün iktidara gelirsek sırf siz ve sizin gibilerin bir gün iktidara gelme olasılığı üzerinden bir kanun maddesi yapmamız gerekiyor insanların cenazesinin defnedilmesini engellememeniz için.

Birkaç gün önce Anayasa Mahkemesi bir karar verdi, “İmamlar siyaset yapamaz.” dedi ama siz, imamlara siyaset yaptırıyorsunuz. “Cenazeyi yıkamıyorum.” demek siyaset yapmaktır. O kişi öldükten sonra artık üzerinde hiçbir suç olmadığı kabul edilir dinen, değil mi sayın müftüm? Böyledir. Hiçbir imam dinen “Yıkamıyorum.” diyemez, derse siyaset yapar ve siz, o imamlara siyaset yaptırıyorsunuz. Hani, Anayasa Mahkemesinin kararı?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İmam yıkamak zorunda mı?

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Yıkar, yıkar.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Yıkar da zorunda değil. Yıkar da zorunlu mu?

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Yıkamak zorunda değil, tehdit edildiği için yıkamıyor. Size cevap vermek zorunda da değilim.

SALİH CORA (Trabzon) – İmam, gassal değildir; gassal ayrıdır, imam ayrıdır.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir şey daha var. Siz yine tarihe mezar taşı kıranlar olarak geçtiniz ve mezar taşları için soruşturma açanlar olarak geçtiniz. Bakın, Batman’dan bugün bir örnek, bugün elime ulaştığı için söylüyorum. 10 Ekimde gar patlamasından sonra 100’den fazla insan hayatını kaybetti IŞİD saldırısı nedeniyle. Bunlardan bir tanesi Aycan Kaya, Batmanlıydı. Bir mezar taşı yaptırdı ailesi, mezar taşı önce değiştirildi, sonra bir soruşturma açılmış kendisine yönelik “Terör örgütü propagandası yapmak.” PKK/KCK’ye bağlamış, oradan PYD’ye bağlamış, bütün harfleri yan yana koymuş ve bu aileyle ilgili bir soruşturma başlatmış. Bir mezar taşının neresi propaganda? Bir cenazenin neresinden propaganda çıkarıyorsunuz? Bakın hem yerel mahkemelerin hem uluslararası ve Anayasa Mahkemesinin verdiği bu yönde kararlar var. Siz, bir mezar taşından propaganda çıkarıyorsunuz. Bu da tarihte bir ilktir ve siz bu başarının altına imza atmış oldunuz, kendinizi tebrik edin ve bununla övünün. Daha kaç tanesini saymamız gerekiyor bunun için?

Bakın, yine bir tane daha altına imza attığınız, cenazeler günlerce bekletiliyor. Aileler gidip cenazelerini istiyorlar, “Gidin, kurda kuşa yem oluyor.” diyorlar. Bu sadece sizin iktidarınız döneminde var. Savaş olur, çatışma olur, çatışmada ve savaşta hayatını kaybedenler olabilir ama onlar üzerinden siz ailelere ceza veremezsiniz. Siz şu anda onların yanında ayrıca aileleri cezalandırıyorsunuz ve buraya her geldiğinizde de eşit yurttaşlıktan söz ediyorsunuz. Ve her buraya geldiğinizde de Kürtlerin ve Türklerin eşitliğinden söz ediyorsunuz, halkların. Nasıl bir eşitlik anlayışı bu? İnsanlar kendilerini nasıl eşit hissedecekler? İnsanlar cenazelerini alamazken, insanlar cenazelerini gömemezken, insanlar cenazeleri için sela bile okutamazken, insanlar cenazeleri için taziye çadırı bile kuramazken, her gün hedef gösterilirken, kendi cenazesine gittiği için gözaltına alınıp tutuklanırken, kendi mezar taşı için, çocuğunun mezar taşı için soruşturmaya maruz kalırken nasıl kendini eşit bir yurttaş olarak hissedecek bu ülkede? Nasıl bu Hükûmet, bu iktidar benim yanımda diyecek? Bu kadar gündür konuştuğunuz bütçe nasıl benim diyecek? Nasıl böyle hissedecek? Hissedemiyor işte.

SALİH CORA (Trabzon) – Şehit ailelerinin çocuklarından da bahset.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Ondan sonra insanların tercihlerini sorguluyorsunuz. Daha kötüsü olur, daha da kötüsü olur, siz bunu yaptıkça insanlar arasındaki kalan küçücük bağlar da, kalan o duygusal bağlar da her geçen gün biraz daha kopuyor; her geçen gün biraz daha kopuyor. Bütün bunların sonucu olarak Ankara’da, birkaç metre ötemizde, çok yakınımızda bir cenaze mezardan çıkartıldı, işte bu politikaların sonucu. Eğer siz cenazeleri ayrıştırırsanız, eğer siz mezarları ayrıştırırsanız birileri de gelir, cenazeleri çıkartır; birileri de gelir, bunun üzerinden bir linç politikası uygular. Bu yol, yol değildir. Bence işte tarihinize sürdüğünüz bu kara lekeyi bir an önce temizleyin. Bunun ne size ne bize ne Türkiye halklarına faydası yoktur. Bu yanlıştan, bu kafa karışıklığından, bu çıldırmışlık hâlinden bir an önce vazgeçmeye davet ediyorum sizi.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Tekirdağ Milletvekili Metin Akgün’e aittir.

Sayın Akgün, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, biraz önce, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararına karşı sunulan Kudüs tasarısı kabul edildi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla Filistin ve Kudüs davasının haklılığı uluslararası zeminde bir kez daha ortaya konulmuş oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bir kez daha kürsüden sesleniyorum: Kudüs kırmızı çizgimizdir, Filistin yalnız değildir, dünya 5’ten büyüktür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ hükûmetlerimiz bugüne kadar olduğu gibi bugün de “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” ilkesini kendisine rehber edinerek insan odaklı, refah ve huzuru esas alan, Türkiye’nin geleceğini hesaba katan, büyümeyi, istihdamı, yatırımı destekleyen ve mali disiplini gözeten bir bütçe hazırlamıştır.

AK PARTİ olarak iktidara geldiğimizden bu yana uygulamaya koyduğumuz ekonomik programlar, güçlü ve istikrarlı büyüme çatısı altında üretim, istihdam ve verimliliğin arttığı, makrofinansal istikrarın temin edildiği, refahın arttığı ve gelir adaletinin pekiştirildiği bir dönem olmuştur. Son çeyrekte açıklanan 11,1’lik büyüme rakamı da Hükûmetimizin ekonomideki başarısını tescillemiştir.

15 Temmuz alçak darbe girişiminin ardından yaşanan ekonomik durgunluğa zamanında müdahale ederek rasyonel adımlar attık. Bu kapsamda, son iki yıl içinde reel sektör desteklerini önemli ölçüde artırdık. Bu yıl da reel kesim destekleri için bütçemizden 37 milyar lira kaynak ayırdık. Büyümemizin en büyük aktörlerinden olan ihracatçımızın rekabetçi gücünü artırmak amacıyla ihracat desteklerini 3,2 milyar TL’ye çıkardık. Bu yıl turizm sektöründe ciddi bir atılım yapmayı planlıyoruz. Tarım ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren işletmelerimizin finansmana düşük maliyetle erişebilmesi için Ziraat Bankası aracılığıyla tarımsal kredilere verdiğimiz faiz destek tutarını yaklaşık yüzde 11 oranında arttırarak 2,6 milyar liraya çıkardık. Vatandaşlarımızın 2002 öncesi dönemde sağlık hizmetlerine erişimde yaşadıkları sıkıntıları unutmadık. Bu nedenle, iktidara geldiğimiz günden beri sağlık hizmetlerine erişim ve sağlık hizmetlerinin kalitesi en temel kaygılarımızdan olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak son on beş yılda yürüttüğümüz doğru politikalarla halkımızın refah düzeyini artırdık. Ekonomimizin güçlü dinamikleriyle aldığımız yerinde ve zamanında tedbirler sayesinde 2017 yılının ilk yarısında yüzde 5,1 olarak güçlü bir büyüme kaydettik. Bu büyüme performansıyla Türkiye G20 ülkeleri arasında Çin ve Hindistan’dan sonra büyüyen 3’üncü ülke olmuştur. 2002 yılında toplanan her 100 liranın 86 lirası faize giderken 2018 yılında her 100 liranın 12 TL’si faize gidecektir. Sanayimizin rekabet gücünün ve verimliliğinin artırılması, dünya ihracatından daha fazla pay alabilmesi, yüksek katma değerli ve ileri teknolojiye dayalı ürünlerin üretilmesi amacıyla üretim reform paketiyle sanayicimizin üzerindeki yükleri azaltan, yatırım ortamını iyileştiren çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik.

Peki, biz bunları yaparken ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin yaptıkları neler var? Değerli arkadaşlar, onlarda iftira var. İlçe kongrelerinde kendisine siyasi rant sağlamak için Cumhurbaşkanına hakaret var. Yalan var. Sahte banka dekontlarını kürsüden sallamak var. Meclis kürsüsünden milletin parasıyla bastırılan bütçe kitabını yırtarak şov yapmak var. Daha neler neler var arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şovu bırakın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN AKGÜN (Devamla) – Burası şov yapma yeri değildir, burası millete hizmet yapma yeridir. Artık sizler de milletimiz için çalışın, iftirayla gelmeyin, projelerinizle gelin. Gün, bugün birlik beraberlik günüdür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Metin Bey, biz şov yapmıyoruz ama sen yapmaya çalışıyorsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akgün.

Tamamlayın lütfen.

METİN AKGÜN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 2018 yılı bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, yalancılıkla ve şov yapmakla suçlayarak sataşmada bulunmuştur efendim.

BAŞKAN – Yani isim zikretmedi, grup söylemedi…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Yalancı.” dedi.

MELİKE BASMACI (Denizli) – “Cumhuriyet Halk Partisi.” dedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, üzerinize alındıysanız buyurun, diyeceğim bir şey yok.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkan, dedi.

BAŞKAN - Size bakarak konuştu, öyle diyorsunuz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hayır, “Cumhuriyet Halk Partisi.” dedi.

BAŞKAN – Buyurun, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Sayın Özkoç, buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Metin Akgün’ün 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, her şeyin bilgiye dayalı olması lazım, konuşmacılarımızın da bilgiye dayalı konuşması lazım. Sayın hatip burada konuşurken ekonomiyle ilgili verdiği rakamlardan hiçbir bilgiye sahip olmadığı anlaşılmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

TAMER DAĞLI (Adana) – Yüzlerce işçi çalıştırıyor, ekonominin içinden geliyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Elbette ki yüzlerce işçi çalıştıran Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaşlarımız var ama işçiden yana bakanlar ile patrondan yana bakanlar var. Biz, emekten ve işçiden yana bakanlarız; sizlerse patrondan ve faizden yana bakanlarsınız.

TAMER DAĞLI (Adana) – Emekten ve işçiden yana, gerçek işçi dostu.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bu kadar nettir. Onun için, nereden baktığınız çok önemli. Eğer sayın hatip gerçekten emekten, işçiden ve halktan yana baksaydı ülkemizde insanlarımızın nasıl borçlandırıldığını, nasıl açlıkla karşı karşıya kaldığını…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – O, 2002’den önceydi ya.

TAMER DAĞLI (Adana) – Dünyadan haberin yok, dünyadan haberin yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – …AKP Hükûmetinin asgari ücreti artırmamak için çırpınırken kendisinin de buna nasıl katkı verdiğini buradan biliyor ve ona göre konuşuyor olurdu.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – 2001’de millet açlıkla karşı karşıya kaldı, yazar kasayı attı.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – O yüzden, değerli milletvekili arkadaşlarım, şu çok açıktır: AKP Hükûmeti, Cumhuriyet Halk Partisinin tüm muhalefetine karşın çiftçiyi, esnafı, işçiyi, taşeronu mağdur etmeye devam etmektedir. Etmeyeceğinizin bir kanıtını verin, taşeronla ilgili, gidip de yılbaşı tatili yapacağınıza gelin Mecliste çalışalım ve taşeronun hakkını birlikte verelim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş…

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akgün, Sayın Muş söz istedi 60’a göre.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce konuşma yapan bir milletvekili -bir bakmak durumundayım, konuyu netleştirme açısından- imamların tehdit kaynaklı… Yani “Hükûmet, devlet imamları tehdit ediyor, onlar da cenazeleri yıkamıyor.” gibi ifadeler kullanıldı. İmamların görevleri arasında cenaze yıkamak yok. Cenazeleri gassaller yıkar, belediye hizmetidir aslında yani belediyeler bu hizmeti verirler. Dinî boyutunda da cenazeyi -az önce hocamla da konuştum- bir yakını, yakını yoksa ehil bir kişi… Ama günümüzde de bu hizmet yerel yönetimler tarafından verilmektedir. İmamın böyle bir görevi yoktur fakat insani durumlarda, kendi rızasına bağlı olarak kendileri bu görevi yerine getirebiliyorlar. Bakın, böyle bir dil kullanmak, böyle bir iddiada bulunmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu ispata davet ediyorum. Hangi imam, nasıl tehdit edilmiş, kim tehdit etmiş; bunu ortaya koymak durumundadır sayın hatip, bir iddia ortaya atıyorsa bunu ispatlamakla mükelleftir. Bu bilgiyi paylaşmak istedim. Bakın, bu dil ayrıştırıcı bir dildir, bunu kullanmak faydalı değildir. Türkiye’nin geleceği için, Türkiye'nin bekası için kimseye fayda sağlayacak bir dil değildir bu. Lütfen hassas olalım. Kaldı ki Ankara’daki o kabul edilemeyecek olayı, bir defin sırasında asla tasvip etmeyeceğimiz bir olayı biz defaatle burada ifade ettik. Daha sonraki süreçte Sayın Cumhurbaşkanımız, İçişleri Bakanımız bütün süreci takip ettiler ve ailenin isteği doğrultusunda, nasıl arzu ediyorlarsa o şekilde defin işlemini gerçekleştirmek için bütün imkânlar seferber edilmiştir. Orada yapılan provokasyonu kabul etmemiz mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki her vatandaş istediği yerde defin olabilir, bu hak kendisinde vardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Başaran, siz de buyurun 60’a göre.

23.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Biz aslında tam da bundan söz ediyorduk yani son süreçlerde toplum içerisinde bir ayrıştırılma var. Bu ayrıştırılmaya son vermek için aslında yaptığım bir konuşmaydı.

Birkaç örnek vereyim, daha sonra daha detaylı da veririm. Bakın, Diyadin’de kayyum sela okutmadı, imam “Beni tehdit ettiler.” dedi. Soruşturma açılan, cenazeye gittiği için, cenazenin defin işlemlerinde bulunduğu için soruşturma açılan imamlar var. Diyarbakır’da Ortaköy Mezarlığı’nda kayyum izin vermedi. Batman’da onlarca cenaze gördük, imamlar gelmedi, “Tehdit ediliyoruz.” dediler. Ayrıca, soruşturma açılan imamlarla ilgili evrakları siz bizden daha iyi bulur, daha iyi denetlersiniz Sayın Muş. Burada kimin ayrıştırıcı bir dil kullandığını, toplum içerisinde insanların ölüleri üzerinden nasıl bir ayrıştırılma, bir bölüştürülme yarattığını siz bizden daha iyi bilirsiniz. Bence, gidip o soruşturmalara biraz bakın, bir de gidip imamlarla bir konuşun, eğer sizden korkup size cevap vermemezlik etmezlerse, asıl neyin ne olduğunu görmüş oluruz hep beraber.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Purçu ısrarla bekliyor, tüm Türkiye Sayın Purçu’nun konuşmasını bekliyor, çok bekletmeyelim.

Şimdi şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı, İzmir Milletvekili Özcan Purçu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkanım, kıymetli milletvekili kardeşlerim, sevgili vatandaşlarımız; hepinize hayırlı akşamlar olsun efendim.

Evet, bütçeyi konuşuyoruz. Ben 5’inci maddede de konuşma yapacağım, onun için bu maddedeki konuşmamı Roman kardeşlerim için yapacağım.

Ülkemize sevindirici bir haber vermek istiyorum: 2 Roman gencimizden 1’i Mersin’den; Avrupa Boks Şampiyonası’nda Avrupa 3’üncüsü oldu, ülkemize 3’üncülük madalyası getirdi, hayırlı uğurlu olsun. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir diğeri de Kadir Dalkıran, Yalova’da geçimini kâğıt toplayarak sürdüren bir gencimiz; Karma Dövüş Sanatları Dünya Şampiyonası'nda 30 ülke içinde dünya 1’incisi oldu hayırlı uğurlu olsun arkadaşlar. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz de yürekten alkışlıyoruz, tebrik ediyoruz.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Evet.

Temennimiz, Roman gençlerine Spor Bakanlığımız daha çok destek versin, Roman mahallelerine spor sahaları yapılsın, daha büyük başarılar elde edelim.

Evet, arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak iki yıldan beri Romanların sorunlarını burada söylüyoruz, söylüyoruz ama maalesef… Bakın, gene bir bütçe dönemi geldi, gene para yok arkadaşlar, gene para yok, gene bütçeden pay yok. Yani ne olacak böyle?

Bakın, bir resmî istatistik: Avrupa’da en kalabalık Roman nüfusuna sahip ülke Türkiye arkadaşlar, 4 milyona yakın Roman nüfusumuz var. Ama sorunları biliyorsunuz, eğitimden istihdama kadar yeterince pay alamıyoruz.

Romanların yüzde 97’si işsiz arkadaşlar. Bakın, kayıtlı gençlerimizin, Roman çocuklarımızın çoğu, yüzde 80’inden fazlası ilköğretimden sonra eğitimden pay alamıyor fakirlikten, yoksulluktan dolayı. Gene, barınma konusunda ciddi sıkıntılarımız var diyoruz. Yüzde 82’sinin üzerindeki evler 1 odalı ya da 1,5 odalı oluyor arkadaşlar.

Ama maalesef, bakın, Avrupa Birliği üye ülkelerinin tamamında Roman Strateji Belgesi var ve bütün ülkeler, arkadaşlar, pay ayırıyor. Bakın, okuyayım size, bu resmî bir kaynak, resmî belge. 27 ülke Roman Strateji Belgesi’nde Sayın Maliye Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bir dakika, duyamadım.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – 27 ülke Roman Strateji Belgesi’ne pay ayırıyor. Bakın, belgeler burada, en altta yeşil olan Türkiye, hiç pay yok arkadaşlar; yeşil olan Türkiye, hiç pay yok. (CHP sıralarından alkışlar) Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Bakın, dünya şampiyonu oldu çocuklarımız, yapmayın.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Purçu, dün konuştuk ya.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Bakın, okuyayım size: Arnavutluk 8 milyon 700 bin euro pay ayırmış; Bosna Hersek 5 milyon 300 bin euro pay ayırmış -Roman Strateji Belgesi’nde- Kosova bile 4,5 milyon euro pay ayırmış, efendim, Makedonya 8 milyon euro pay ayırmış; resmî bunlar arkadaşlar. Karadağ 11 milyon euro pay ayırmış, Sırbistan 13 milyon euro pay ayırmış; Türkiye’ye geliyorum, sıfır, sıfır, sıfır. Böyle olur mu arkadaşlar, böyle olur mu? (CHP sıralarından alkışlar) Ayıp ediyorsunuz, gerçekten çok ayıp ediyorsunuz. Ayıp ediyorsunuz vallahi ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, bakın, strateji belgesini niye yayımladınız o zaman? Romanların sorunları yok mu? Strateji belgesini niye yayımladınız? Sayın Cumhurbaşkanı ve Hükûmet, Roman Strateji Belgesi…

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Bu bütçe Romanların aynı zamanda.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Romanlar pay almıyor vallahi ya, yok ağabey, yok, almıyor, almıyor. Nasıl bütçe bu, nasıl bütçe arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin Sayın Purçu’ya.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – 27 ülke ayırıyor, biz niye ayırmıyoruz ya? Bizim sorunlarımızı anlattık, Roman Strateji Belgesinde…

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Kendi belediyelerinin yaptıklarını söyle. Kendi belediyelerinin Romanları nasıl yalnız bıraktığını söyle.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Sayın Başkanım, susturabilir misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyin.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Vallahi zamanımı çaldılar, iki dakika verin bana.

BAŞKAN – Sayın Purçu, siz konuşun, serbest, buyurun.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Bakın arkadaşlar, bilimsel konuşuyorum: Bu Hükûmetçe Resmî Gazete’de yayımlanmış, Roman Strateji Belgesi ve eylem planını yayımlamış ya! Sayın Cumhurbaşkanı imza attı, sizlerin bakanları imza attı. Dediler ki: “8 başlıkta Roman sorunu var; eğitim, barınma, sağlık…” Bu konularla ilgili Hükûmet plan yaptı ve bu plana, bu Strateji Belgesine bütçe ayırmadı. Bu aslında sizin eksiğiniz. Bunu niye yapmıyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi? Stratejisi olan bir şeye para ayrılmaz mı? Vallahi Romanları kandırıyorsunuz ha, haberiniz olsun. Romanları kandırmayın artık, yeter. Sizi vallahi başkaları kandırıyor, biz bilemeyiz ama bizi siz kandırmayın ya! Böyle olmaz arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - Sayın Başkanım, zamanımı uzatacaksınız değil mi?

BAŞKAN – Siz devam edin Sayın Purçu, krediniz sonsuz bu Mecliste.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Tamam, sağ olun Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar, bakın, pay ayrılmadı; başka bir belge sunacağım size. Roma 2020 politikası var, Avrupa Birliğinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde olduğu bir politika var, Roma 2020. Buraya Türkiye de üye şu an ve Türkiye, Hükûmet olarak bir rapor gönderdi buraya arkadaşlar. Bu raporda da şu yazıyor, çok ilginç: “Strateji belgesinde resmî olarak pay ayırmadık…” Ama Roma Integration 2020’de 3 milyar 543 milyon lira Romanlar için para harcandığı yazıyor 2016 için. Böyle bir şey nasıl oluyor arkadaşlar? Bir yanda sıfır lira, bütçede para yok; bir yanda da rapor yayınlanıyor. Bakın, burada rapor, Hükûmetin raporu; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının. 3 milyar 543 milyon -küsuratı da var- para harcandığı söyleniyor, sadece şunu söylüyor Roman raporunda, parantez içinde diyor ki: “Sadece Romanlara harcanmış bir bedel değil.” Ama biz bunun nesini gördük? Bize 500 bin euro harcayın arkadaşlar, 1 milyon euro harcayın yeter.

Yani bakın, sayın grup başkan vekilleri, size de dargınım ve kızıyorum. Ya, şurada çıkıp da şu bütçede Romanlar için iki cümle edin ya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuş, konuş Sayın Purçu.

Buyurun.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - Sayın grup başkan vekilleri, bütün partilerin grup başkan vekilleri ve bütün partilerin milletvekilleri; ya, arkadaşlar -özellikle iktidarın- Sayın Muş, Romanlara bir şey demeyecek misiniz Allah aşkına?

BAŞKAN – Maliye Bakanına göster onu bir de.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Sayın Bakanım, Sayın Bakanım…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dün konuştuk, Roman vatandaşlar için ne kadar güzel hizmetler yaptığımızı anlattık, konuştuk.

BAŞKAN – Tamam Sayın Bakanım, sonrasında size söz vereceğim, Sayın Purçu bitirsin.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Sayın Bakanım, siz dediniz ki: “Resmî olarak strateji eylem planına para ayıramayız.” Ama 27 ülke ayırıyor, siz niye ayırmıyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bitirsin, ondan sonra…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kısa bir açıklama yapayım.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Siz niye ayırmıyorsunuz Sayın Bakanım? Lütfen…

BAŞKAN – Tamam. Sayın Purçu, bitti mi?

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Unutma, iki dakika verdim, ona göre.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

Şimdiden yeni yılımız kutlu olsun arkadaşlar, ülkemize hayır getirsin inşallah. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun Sayın Purçu.

Şahsınızda, tüm Roman kardeşlerimize biz de selamlarımızı, sevgilerimizi, saygılarımızı gönderiyoruz.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Ben, sayın grup başkan vekilleri ve Sayın Bakanım da bu konuda bir laf etsin istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Bakanım, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Dün, sayın vekilimizle birlikte bu konuyu görüştük. Hükûmet olarak tabii ki Roman vatandaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesi, her alanda kendileriyle ilgili çok daha kapsamlı faaliyetlerin yapılması amacıyla bir strateji eylem planını hayata geçirdik. Şu anda da Aile Bakanlığımız bu strateji eylem planını uyguluyor. Sayın vekilimize ben dün izah etmiştim. Biz bütçe kanunlarımızda teknik olarak, hukuki olarak bütçede proje bazlı ödenek tefrik etmiyoruz, ayırmıyoruz. Biz ne yapıyoruz? Herhangi bir proje kapsamında personel harcaması yapılmışsa personel harcaması için ödenek kaydediyoruz veya mal, hizmet alıyorsak onun için ödenek ayırıyoruz veya yatırım.

Dolayısıyla, sayın vekilimin içi rahat olsun, Hükûmet olarak Roman vatandaşlarımızın yanındayız. Aile Bakanlığımız bu kapsamda yoğun bir şekilde çalışıyor. Kendisiyle dün şöyle konuştuk: Bu, bütçe dokümanlarında gösterilmesi gereken bir husus değil. Ama Aile Bakanlığımız bu stratejik eylem planı kapsamında yürüttüğü faaliyetlerle ilgili oluşan maliyetleri ve harcamaları ayrıca raporlayabilir, faaliyet raporunda da bunu gösterebilir. Aile Bakanımızla bu konuyu görüşeceğimi de kendisine ifade etmiştim. Duyarlılıkları için ben de tekrar teşekkür ediyorum. Hepimizin ortak duyarlılığı, buradaki bütün partilerin de üzerinde mutabık olduğu bir konu. Bu açıdan, ben sayın vekilimizin bu konuyu gündeme getirmesi nedeniyle de kendisini tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Tüm siyasi partilerin ortak duruşu…

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, kendi seçim bölgemde çok sayıda Roman vatandaşımız var. Hatibin söyledikleri, özellikle Tekirdağ’la ilgili ve Trakya’daki Roman kardeşlerimizle ilgili uyuşmamakta. Ben de bu konuda söz almak isterim.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ediyorum, böyle bir usulümüz yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Yerimden söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Purçu konuşmasında, çalışmalarımızla ilgili bana da atıfta bulunarak “Ne tür çalışmalar yapıyorsunuz siz? Roman vatandaşlarımıza destek olmuyor musunuz?” mealinden bir şeyler söyledi. Biz çeşitli programlar da yaptık, çeşitli çalıştaylar da yaptık. Hükûmetimizin programlarında da varlar, parti olarak partimizin ilgili birimleri de yakın ilişki içerisindeler. Ben İstanbul Milletvekiliyim, o bölgedeki Roman vatandaşlarımızla da sürekli irtibat hâlindeyiz ve ciddi şekilde biz Roman kardeşlerimizi önemseyen bir partiyiz, bunu da Hükûmet programımızdan tutun da geliştirdiğimiz strateji belgelerinde gösteriyoruz. Bu yeterli mi? Bu yeterli olmayabilir ama daha fazlası için çaba sarf edeceğimizi ben de Sayın Purçu’ya ifade edeyim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yel, size de 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun.

26.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in, İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, Sayın Özcan Purçu’ya şunu hatırlatmak istiyorum: Tekirdağ’ımızda 12 tane belediye var ve 12 tanesi de Cumhuriyet Halk Partisinin elinde. Bizim mahallelerimizi gezdiğinizde -bunların pek çoğu da yaklaşık olarak otuz yıldır CHP yönetiminde olan belediyeler- Çorlu Kore Mahallesi’ne geldiğinizde, Tekirdağ Aydoğdu Mahallesi’ne geldiğinizde, Saray’a geldiğinizde, ne yazık ki Roman vatandaşlarımızın Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yanlı tutumu nedeniyle inim inim inlediğini görürsünüz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Öyle bir şey yok.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Kanalizasyonların hâlâ sokak ortasından aktığını görürsünüz, çadırda yaşayan Roman vatandaşlarımızı görürsünüz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Şaka mısınız?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Şaka gibisiniz ya.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Burada çıkıp da “Hiçbir şey yapılmadı.” derken sizin kendi belediyeleriniz tarafından hiçbir şey yapılmadığını hatırlatmak isterim.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Maliye Bakanı maliye bakanına atıyor, siz de belediyeye mi atıyorsunuz?

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Ve bizim Hükûmetimiz döneminde de ilk defa Roman kardeşimiz Aytaç Durukan’ın da hâkim olduğunu hatırlatmak isterim. İlk defa hâkimliği kazanan bir Roman kardeşimizin gurur ve onurunu yaşamaktayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, bizim hükûmetlerimiz döneminde, TOKİ başta olmak üzere, eğitim yardımları başta olmak üzere Roman kardeşlerimize uyguladığımız sinema projesi hepsine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının inim inim inlettiği...

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız, Sayın Purçu mu?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in yaptığı açıklaması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, Sayın Özcan Purçu gerçekten Türkiye’de herkesin gönlünde bir yarasının olduğu Roman vatandaşlarımızla ilgili çok güzel, kendine has duygusal bir konuşma yaptı. Sayın Başkan, eksik olmasın, bunun siyasetüstü bir şey olduğunu düşünerek kendisine yeteri kadar bir süre verdi. Sayın Bakan, bu konuda yapmaları gereken şeylerin aslında tüm siyasi partileri de içerdiğini söyleyen bir konuşma yaptı.

Şimdi, sayın hatibin yaptığı konuşma bu adaba yakıştı mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Ne var, ne var adabımızda?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Yani bu adabın içerisine yakıştı mı, size soruyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Doğruyu söyledim, gerçekleri söyledim. Gerçekleri söyledim sadece.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine saldıracağına…

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Yalan mı söyleseydim? Gerçekleri söyledim.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Arkadaşlar, konuşmayın, bir hatibi dinlemeyi öğrenin ya.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Ya, bir susun da dinleyin. Dinlemeyi öğrenin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin lütfen.

Sayın Özkoç, siz Genel Kurula hitap edin.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Siz de söylüyorsunuz, siz de bağırıyordunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Millete saldıracağınıza bir hatibi dinlemeyi öğrenin.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Ben konuşurken siz de bağırıyordunuz.

BAŞKAN – Müdahale etmeyin lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sayın Bakanın üslubuna uymuyorsunuz, grup başkan vekilinizin üslubuna uymuyorsunuz…

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Uymak zorunda mıyım? Birisine uymak zorunda mıyım?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – …milletvekilinizin üslubuna uymuyorsunuz, biz de diyoruz ki: Üslup Ya Rabb’i, üslup!

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Her şeyi sen güzel konuşuyorsun, her şeyi sen yapıyorsun be!

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Siz de bağırıyorsunuz. Siz de bağırıyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bir efendi olun, bir sakin olun ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, siz konuşmuyorsunuz, söz sahibi kürsüde olan Sayın Özkoç’tur.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bu kadar olmaz ya!

BAŞKAN – Buyurun, Genel Kurula hitap edin lütfen Sayın Özkoç.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Doğruları söyleyince bozuluyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Yani kaç yıldan beri buradasınız, bir adabı öğrenemediniz mi?

TAMER DAĞLI (Adana) – Ne alaka?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Böyle olur mu ya?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Kendi grubuna sahip çık sen.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, kentsel dönüşüm adı altında Roman vatandaşlarımız yerlerinden, yurtlarından edilmiştir. Bunun bir tek müsebbibi vardır, iktidar partisidir, tamam mı.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Ne söyledin şimdi, anlamadık ki.

BAŞKAN – Sayın Önder, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Roman vatandaşların sorunları konusunda gösterilen yaklaşıma ilişkin açıklaması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bir mesele en yanlış bir şekilde nasıl ele alınırın topyekûn sergilendiği bir şey oldu. Birinci sıkıntı, Sayın Özcan Purçu’yu izlerken ciddiye almayan bir gülme hâli. Bu, Romanlar söz konusu olduğunda bu ülkedeki kültürel çarpıtmaların, onları bir prototipe oturtmanın sonucu Roman görünce gülmemiz gerekiyormuş gibi; birinci sıkıntı bu. Bu, iç parçalayıcıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TAMER DAĞLI (Adana) – Ne alakası var ya?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok yanlış bir değerlendirme.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Gidin, kameraya bakın, kendi…

AYŞE DOĞAN (Tekirdağ) – Biz Romanları seviyoruz bir kere.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – İzin verin efendim, izin verin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tebessüm ile gülmeyi karıştırmayın, içten bir tebessümdür o. Gülme nereden çıkıyor şimdi?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Siz, dramalarda olduğu gibi…

AYŞE DOĞAN (Tekirdağ) – Tiyatro ekibi olmadık biz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir sus ya.

TAMER DAĞLI (Adana) – Sahnede sanıyorsun kendini, sahnede; oynuyorsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Bir dakika efendim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen. (AK PARTİ sıralarından “Ayrımcılık yapıyorsun.” sesleri)

Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyin, tamamlasın.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Siz ne dediniz? Aileme mi?

TAMER DAĞLI (Adana) – Ne alaka?

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Ne alakası var ya? Nereden çıkarıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Önder, siz lütfen tamamlayın.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Ne ailesi ya? Ayrımcı diyoruz, ayrımcı.

TAMER DAĞLI (Adana) – Ayrımcılık yapma diyoruz, sahnede zannetme kendini.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Tutanaklara bakacağım, tutanaklara bakacağım.

TAMER DAĞLI (Adana) – Ne yapacaksın? Baksan ne yapacaksın?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz laf atmadan duramıyor musunuz ya?

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen tamamlayın.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Şimdi, Türkiye’deki kültürel hayat içerisinde, bihakkın, olduğu gibi resmedilen bir tek Roman yurttaş görür müsünüz? Oluşturulmaya çalışılan bir algı vardır, buradan bir yaygınlaştırma var. Siyasal partilerin yaklaşımı da bu çerçevede hep günlük ve faydacı.

Sayın Bakanın üslubunda da bir inayet üslubu var. Bu, hiçbir topluluğun, hiçbir halkın, hiçbir kümenin layık olmadığı bir muameledir. Anayasal olarak, kültürel olarak…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ne demek istiyorsunuz, bir daha dinleyelim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Bir daha dinlersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, anlamadım, ne demek istiyorsunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – İnayet.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – İnayet, inayet. Bu meseleye inayetle yaklaşılması…

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen tamamlayın. Herkesi de yargılamaktan vazgeçin, siz ifadelerinizi söyleyin.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ben kimseyi yargılamıyorum, haşa! Ben olan biteni tekrar anlatıyorum.

Üçüncü sıkıntı, meselenin burada paraya indirgenmesi. Bu da Sayın Özcan Purçu’nun dile getirme biçimindeki eksiklik. O 8 maddelik “Kültürel, eğitim, ibadet, barınma…” diye başlayan strateji belgesi niye uygulanmadı biliyor musunuz? Ben size söyleyeyim: Kürtler için yol olur diye.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Ya, oradan aldın, oraya da getirdin ya, helal olsun sana!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ama iş böyle bir bütçeye indirgenecekse ben size söyleyeyim, burada özgün kültürü olan Yörüklerden tutun, Karapapaklara kadar kültürünü koruması, kendi varlığını idame ettirmesi gereken birçok topluluğumuz var, çok kültürlü bir toprakta yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ciddi şeyler söylüyoruz. Kimseyi yargılamak da haddim değil ama bu mesele bu seviyeden ele alınamaz ve bu meseleye bir lütuf, inayet gibi yaklaşılamaz. Her halkın bir onuru vardır. Meseleyi bu seviyeye indirmeye de kimsenin hakkı yoktur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Burada, bakın, şöyle…

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Purçu, bir saniye, bu işi bitirelim.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Roman vatandaşlarla ilgili konulara Hükûmetin gerek tüm siyasi parti gruplarının çok ciddi bir desteği olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Burada bir defa Roman vatandaşlarımıza ilişkin gerek Hükûmetin gerekse de tüm siyasi parti gruplarının çok ciddi bir desteği olduğunu gördük, bir mutabakatı gördük. Sayın Özcan Purçu’nun da şahsında, burada bütün milletvekilleri nezdinde çok güzel bir intiba, güzel bir yer bıraktığını biliyoruz. Dolayısıyla bunu farklı bir şekilde yorumlamanın ben de şahsen doğru olmadığı kanaatindeyim. Gerçekten, bunu yani Sayın Özcan Purçu’ya olan sevginin bir göstergesi olarak, samimi bir gösterge olarak görüyorum ve bu anlamda da…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bunu bitirelim isterseniz. Bence bu polemiği…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Doğrudan beni itham eden bir açıklama yaptı. Müsaade ederseniz bir iki kelime de ben söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, bitirelim ama.

Teşekkür ediyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Öncelikle, sayın vekilimizin konuşmasını -kalben söylüyorum- bütün milletvekillerimiz büyük bir sevgiyle, tebessümle ve içtenlikle dinlemişlerdir ama bir insanın kalbi neyse, kafasının ardındaki neyse onu başkalarında gördüğünü iddia eder. Bizim kalbimiz de gözümüz de bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkinci olarak, lütuf konusu… Değerli hatip, sayın vekilimizle önceki konuşmalarımızdan bihaber, bihaber olabilir. Hangi “context” içerisinde dün kendisiyle görüştüğümüzden bilgi sahibi de değil. Sayın vekilimizle dün burada bu konuşmayı yaptık ve kürsüye bugün geleceğini, bu konuşmaları yapacağını… Bu konuda bir adım ileriye gitmek için ne yapabileceğimiz konusunda da istişarelerde bulunduk ve ben bu istişarelere dayalı olarak kendisine de söylediğim şeyi bugün burada tekrar ettim.

Allah zandan saklasın insanı. “Lütuf” diye bir kelimeyi kalkıp da bize yakıştırmak gerçekten çok ayıp. Bunu yakıştıramadım, çok ayıp bir şey yaptığınız.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bilmeden, anlamadan bir yakıştırma yaptınız yani bunu çok ön yargılı bir tavır olarak görüyorum.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Art niyetli, art niyetli.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen tamamlayalım; kapatalım artık bu işi, bu polemiği.

Bakın, çok güzel bir noktadaydık, farklı bir noktaya kayıyoruz. Yani bir mutabakat varken, herkes tarafından sıcak, samimi bir duruş sergilenirken…

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Çok doğru bir yere kayıyor Başkan; karar vermeyin, siz de dinleyin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Önder.

29.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ülfetinizi bozmak istemem, Allah çarşınıza göre pazar versin. Bunda bir beis yok ama ortada öyle bir mutabakat ve güzel bir hava yok. Bunu, Roman halkını folklorik bir unsur gibi ele almaya…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – O sizin ön yargınız.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) - Kimsenin ön yargısı değil.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Esas o ön yargı sizin zihninizde var, kafanızda var.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen müdahale etmeyin siz de.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Bakın, ben size tahammül ettim, siz de biraz tahammül edin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Ankara) – Ama öyle şeyler söylüyorsunuz ki şu ortama yakışmıyor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – E, öyle şeyler söylüyorum, öyle şeyler oluyor çünkü, öyle şeyler oluyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Öyle şeyi söylemesek orada oturuyor olmazdık. Allah, Allah!

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen müdahale etmeyin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kendi kendinize hâkim oluyorsunuz, kendi kendinize karar veriyorsunuz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ben kendi kendime aranızda geçenleri bilmek zorunda değilim ama ne konuştuğunuzu siz iki dakika önce kendiniz söylediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Yani bunun için müneccim olmaya gerek yok ki.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Müneccim değil, ön yargılısınız.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) - Ben de sizin söylediklerinizi doğru baz alarak, doğru zannederek o üsluba dair kanaatimi söyledim, ne var bunda? Bu kadar tehlikeli buluyorsunuz böyle şeyleri.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Önder.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ağzınızdan çıkana dikkat edin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Başkanım, bu, Türkiye’yi sosyolojiden ve felsefeden kopardığımız için bu noktaya gelmiştir. Sayın Önder’in söylediğini Sayın Bakan anlayamamaktadır.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Siz avukatı mısınız?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sizin şahsınıza söylenmiş bir şey değil, sosyolojik bir…

BAŞKAN - Ya, Sayın Milletvekili, size ne oluyor? Sayın Kayan, size ne oluyor?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Bir doğruya parmak basıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yani siz oradan nasıl müdahale ediyorsunuz böyle?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Hayır, bir doğruya parmak basıyorum.

BAŞKAN - Yani kimin nasıl, ne şekilde konuştuğundan, kimin neyi nasıl yorumladığından size ne?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Nasıl bana ne?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamam, tamam.

BAŞKAN - Söz talep etmeniz gerekirse benden talep edersiniz, söylersiniz. Lütfen…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Usta, buyurun.

30.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, etnik kökeni, mezhebi, meşrebi, inancı ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkesin Türk milletinin bir ferdi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli bir vatandaşı olduğuna ve bu konu üzerinden tartışma yürütmenin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, ben de bir rahatsızlığımı ifade etmek istiyorum. Etnik kökeni, mezhebi, meşrebi, inancı ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkes Türk milletinin bir ferdi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli bir vatandaşıdır. Bir defa bunu söylememiz lazım.

İkincisi, böyle meselelere… Tamam, Roman kardeşlerimizin sorunları olabilir, o sorunların çözülmesi lazım, bunlara kaynak ayıralım. Hani, bunun bir defa söylenmesinde bir şey yok ama şimdi, bunun üzerinden böyle “Roman” deyip, ondan sonra bir başka şey deyip tartışma götürürsek, bu temel üzerinden ülkenin meselelerine bakarsak yanlış yaparız. Yani yarın öbür gün de, işte, bu cemaatler meselesi de gelir “Filan cemaatlerin sorunu var, falan etnik kökenin sorunu var, filan mezhebin sorunu var…” Yani bu ülkede birliği biz nasıl sağlayacağız? Onun için, bu tür bir tartışmanın ben doğru bir tartışma olduğunu düşünmüyorum. Ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, devleti de vatandaşın nerede bir sorunu varsa, bunların etnik kökeni, mezhebi, meşrebi her ne olursa olsun bu sorunları gidermek zorundadır, meselelere böyle bakmamız lazım. Bunun üzerinden bir tartışmanın uzatılmasının ben doğru bir tartışma olduğunu düşünmüyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aslolan insandır, eşrefimahlukat olan insana dili, dini, düşüncesi ne olursa olsun aynı zaviyeden hepimiz eşit durumda bakmalı.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, soru-cevap işlemi gerçekleştireceğim on dakika süreyle.

İlk sisteme giren Sayın Şimşek.

Buyurun.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“ABD’nin, Birleşmiş Milletlere üye ülkelere mali yardımların kesilmesiyle ilgili tehdit ve şantajları dikiş tutmamış, karşılık bulmamış, tehditler ters tepmiş, ABD’nin kucağında patlamıştır. Unutulmasın ki Kudüs, düne göre daha güçlü, daha güvenlidir. Kudüs, miracın mucizevi mekânı, manevi hayatımızın mihver ve mihrakı olarak ebediyen var olacaktır. Buna hiçbir tehdit dili, hiçbir karanlık ve kirli emel engel olamayacaktır.” Devlet Bahçeli, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım’ın yerine Sayın Akdoğan, buyurun.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Teşekkürler Başkan.

4 sorum var Hükûmete. Yüksekova, Şemdinli’de elektrik kesintileri oluyor Sayın Bakanım. Bölgede bu kadar sık ve uzun süreli yaşanan elektrik kesintilerinin sebebi nedir? TEDAŞ özel sektöre devredildikten sonra Bakanlığınız, elektrik enerjisini sağlayan şirketleri denetliyor mu, bu denetimler nasıl yapılmaktadır? Elektrik kesintileri nedeniyle cihaza bağlı birçok hastanın hayatını kaybetmesi durumunda sorumlusu kim olacaktır? 4’üncü sorum: Elektrik kesintileri sonucunda esnaf ve ailelerin bozulan elektronik eşyalarını karşılamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Maliye Bakanına. PTT çalışanlarının ayrımsız kadro talebi bulunmaktadır. En eski kurumlarımızdan olan PTT’de yağmur demeden, çamur demeden, soğuk sıcak demeden insanların haberleşmesini sağlayan bu kurumun çalışanlarının haklı talepleri için bir çalışma var mıdır, bunlara bir kadro verilecek midir?

Ülkemiz her yıl neredeyse 70-80 bin iktisadi idari bilimler fakültesi mezunu vermektedir. Bu mezunlarımız KPSS-A’ya girip kadro beklerken hüsranla karşı karşıya kalmaktadırlar. 2017 KPSS alan sınavı yapılalı yedi ay oldu ancak Maliye Bakanlığı herhangi bir alım açıklaması yapmadı. Gelir uzman yardımcılığı, mali hizmetler uzman yardımcılığı, defterdarlık uzman yardımcılığı ve benzeri kadrolarla ilgili alım yapılacak mı, yapılacak ise ne zaman? İktisadi idari bilimler fakültesi mezunu olup 2017 KPSS’sine girmiş olan kardeşlerimiz kurum ilanı beklemektedir. Ekonomi, maliye, işletme, finans, kamu yönetimi, çalışma ekonomisi, ekonometri kadro beklemektedir.

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, bugün Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı şöyle bir açıklama yapmış: “Denizli’de trafik su gibi akıyor.”

Denizli’yi bilen bilir, Çamlık’tan Bayramyeri’ne otuz beş dakikada gittiğimiz, sabah kalktığımızda işe gittiğimiz yoldan akşam dönemediğimiz bir trafik var. Evet, zaman su gibi akıyor, evet, benzin su gibi akıyor, mazot su gibi akıyor, yol bir türlü akmıyor. Sayın Bakanım, Başkan, “Su gibi akıyor.” derken başka neyi söylemiş olabilir? Çünkü akmayan trafik var orada.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir’in yerine Sayın Durmaz…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

AK PARTİ Hükûmeti yüzde 11 büyümeden bahsediyor ve perişan ettiğiniz köylü, atamadığınız öğretmen, veteriner hekim, ziraat mühendisi, sağlıkçılar, aynı işi yapıp eşit ücret alamayan emekçiler, asgari ücretliler, şehit, gazi aileleri ve yakınları, küçük esnaf ve sanatkârlar, KOBİ’ler, emekliler, işçiler, memurlar, atamadığınız uzmanlar -bu sözünü ettiğiniz büyümeden- 2018 yılı öncesi Sayın Maliye Bakanımızdan bir müjde bekliyor.

Yine ülkemizde çiftçinin, köylünün elinde bulunan traktörün sayısı 1 milyon 800 bin civarındadır. Ne acı ki bunun üçte 1’inin yaş ortalaması 35 yaş ve üzeridir. Hâl böyle olunca ÖTV’siz, KDV’siz 2018 yılında köylüye doğa ve çevreyi koruma, yakıt tasarrufu adına böyle bir yenileme olanağı tanıyacak mısınız Sayın Bakanım?

BAŞKAN – Son olarak Sayın Zeybek…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sağlık çalışanlarına yıpranma payı verirken yalnız hekimlere değil de sağlık alanında çalışanların hepsini kapsaması gerekmez mi? Doktor, hemşire, laboratuvarcı, teknisyen, yardımcı sağlık personeli gibi bunların tamamı kapsansa… Bunlar tamamen sağlığımıza sahip çıkan insanlarımız, günün yirmi dört saati gece gündüz çalışabilen insanlarımız.

Diğer tarafta belediyelerde işçi olarak çalışan ön lisans ve lisans mezunlarının memurluk kadrolarına geçirilmesi için gerekli çalışmalar yapılıyor mu? Aynı odada bulunan, aynı işi yapan, farklı ücretler alan çalışanlar vardır. Bunun düzeltilmesini düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Şimdi soruları cevaplamak üzere sözü Maliye Bakanımız Sayın Naci Ağbal’a bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Akdoğan, Yüksekova ve Şemdinli’yle ilgili bir konuyu gündeme getirdiler. Arkadaşlara söylüyorum şimdi, gerekli bilgileri alalım, nedir, herhangi bir şekilde söylediğiniz manada bir kesinti var mıdır, onu da sizlerle paylaşalım.

Sayın Erdem, biliyorsunuz, taşeronla ilgili çalışmaların devam ettiğini burada söylemiştim. Tabii, önemli konulardan bir tanesi de kurumsal kapsam yani hangi kurumlarda çalışacak personel kapsama alınacak? Bu konuyla ilgili olarak sizin bahsettiğiniz mevzu da dâhil olmak üzere bir değerlendiriyoruz. Herhâlde bir iki gün içerisinde bu işler bitmiş olacak.

Diğer taraftan, iktisadi idari bilimler fakültesi mezunları, biliyorsunuz, Maliye Bakanlığında en fazla istihdam ettiğimiz okul grubu. Arkadaşlar beni uyardı, daha yeni 2 bin gelir uzman yardımcısını almışız. Bu yıl içerisinde de yine defterdarlık uzman yardımcısı, gelir uzman yardımcısı, devlet gelir uzman yardımcısı olarak farklı unvanlarda tabii ki eleman alacağız. Hem Maliye Bakanlığı tarafından hem de Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından idari kapasitemizi daha da geliştirmek, insan kaynağı sayımızı artırmak için bir gayretimiz var. Özellikle 2018 yılında Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde kuracağımız risk analiz merkezi için personel alımı yoluna gideceğiz. Bu, son derece önemli bir konu. Genel Kurulumuzun da kabulleriyle Meclisten geçen yasa düzenlemesinden sonra inşallah -gerekli çalışmaları şu anda yapıyoruz- bu anlamda da genç mezunların bu yeni oluşturacağımız birimde istihdam edilmesinin önünü de açmış olacağız.

Sayın Basmacı, ben en son Denizli’ye gittiğimde trafik akıyordu.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Gerçekten mi? 1918 senesinde akıyordu.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani akıyordu, ben Denizli’ye gittim, trafik gayet güzel akıyordu. Geniş bulvarları var.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Bakanım, artık yok.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Gayet de güzel, Denizli’yi kıskanıyorum, çok güzel bir şehir, yolları güzel.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sizi misafir edeyim. Epeydir gitmediniz galiba.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, yok, yakında gittim,

MELİKE BASMACI (Denizli) – Mesela?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Birkaç ay önce gittim.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Peki, kendi arabanızla mı gittiniz, makamla mı? Makama açılıyor çünkü.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dolayısıyla, inşallah yakında da tekrar Denizli’ye geleceğim. Geçen gün Sayın Bakanımızla da görüştük.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Yani makam arabasıyla mı gittiniz Sayın Bakanım? Makama açılıyor yol.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Denizli’deki sanayicilerimizle bir araya geleceğiz. Denizli sanayisinin daha da gelişmesi, Denizli’nin çok daha ileri noktalara gitmesi noktasında oradaki ticaret, sanayi odalarıyla bir araya geleceğiz. Ben tahmin ediyorum, o gün gittiğimde de trafik çok rahat işleyecek.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sivil arabanızla gidelim, ben de geleyim Sayın Bakanım, sivil arabayla ama.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Durmaz, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi rekor kırdı, yüzde 11’in üzerinde bir büyüme kaydetti.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sizden çok biz mutlu oluruz bu ülkenin büyümesine, göğsümüz kabarır.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ama aynı zamanda 2017 yılının üç çeyreğinde yani arka arkaya üç çeyrek büyüme ortalaması da yüzde 7’nin üzerinde. İnşallah, bu yıl sonu itibarıyla da Türkiye ekonomisi gerçekten olağanüstü bir performans gösterecek ve yılbaşında ortaya konulan bütün karamsar görüşleri ters yüz edecek şekilde büyüme serüvenine devam edecek. Bundan hepimizin memnun olması gerekir.

Burada kritik konulardan bir tanesi şu: Yani bir büyüme meydana gelir ama bu büyüme eğer geçici bir büyüme ise, sürdürülemez ise o zaman sıkıntı var.

İkinci konu: Bir büyüme meydana getirebilirsiniz ama bu büyüme eğer genele yaygın değilse…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Tam da biz o noktada endişeliyiz işte.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bir müsaade edin.

Bu büyüme genele yaygın değilse yani farklı farklı sektörlerde büyüme görülmüyor da bir iki sektörde büyüme varsa o da sıkıntılı.

Değerli arkadaşlar, 2017 yılında Türkiye ekonomisindeki büyüme hem sürekli büyümeye işaret eden hem de önümüzdeki yıla da olumlu sinyaller veren bir büyüme.

İkinci olarak, yine Türkiye ekonomisinin ilk 3 çeyrekteki büyümesi genele yaygın bir büyüme. Bütün sektörlerde büyüme yukarı yönlü devam ediyor. Bu da Türkiye ekonomisi açısından sevindirici ve özellikle ihracatı ve ikinci çeyrekten itibaren de yatırım harcamalarını sürüklediği bir büyüme döngüsüne girdik.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Dengeli bir büyüme değil Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu açıdan, burada, bütün bu sektörlere yayılmış büyüme ne demek? Bütün bu sektörlerde çalışanların, üretenlerin, yatırım yapanların yani 80 milyon Türk milletinin hep beraber kazanması demek.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Memur ve işçiye zam yapmıyorsunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İnşallah bu büyüme 2018 yılında da devam edecek.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Asgari ücretli inim inim inliyor, asgari ücretli!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bakın, bir şey söyleyeyim size: Küresel finansal kriz sonrası OECD ülkeleri içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Cümlemi tamamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Memur, esnaf inim inim inliyor Sayın Bakan. Köylü inim inim inliyor, çiftçi inim inim inliyor. Bu nasıl büyüme böyle!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – 2009 küresel kriz sonrası dönemde Türkiye ekonomisi, OECD ülkeleri arasında hem büyüme ortalaması bakımından en önde gelen ülkelerden bir tanesidir hem de küresel finansal kriz sonrası dönemde görece olarak en fazla istihdam sağlayan ülkelerden bir tanesidir. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi, küresel finansal kriz içerisinde gerçekten büyümeyi ve istihdam artışını sağlayan nadir ülkelerden bir tanesidir. Bu dönemde, dikkat edin, Gezi parkı olaylarıyla başlayan yılları hatırlayın, 2013 yılından itibaren bütün bunlara rağmen Türkiye ekonomisi büyümeye devam etmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara vermeden önce Sayın Özkoç’u dinliyorum.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Söz istemiyorum, sadece kayıtlara girsin diye bir şey söyleyeceğim.

Sayın Bakan büyümeyle ilgili 3 tane sıkıntıdan bahsetti. Sayın Bakanım, Cumhuriyet Halk Partisinin üzerinde durduğu büyümedeki sıkıntı şudur: Eğer yüzde 11 büyüdüysek işçi, emekli, doktor, mühendis, yaşayan herkesin bundan pay alması gerekir.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kesinlikle doğru.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Eğer bu, tabana yayılmıyorsa burada bir sıkıntı vardır. Talebimiz budur.

Sağ olun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dönüşte de onu açıklayalım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.43

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Vecdi GÜNDOĞDU (Kırklareli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesini okutuyorum:

 

Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek

MADDE 4- (1) 2016 yılı merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin harcanmayan toplam 732.736.867,80 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin harcanmayan toplam 239.165.721,20 Türk Lirası,

ödeneği ertesi yıla devredilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 2016 yılı içinde kullanılan ve ertesi yıla devredilen özel ödenekler dışında kalan ödeneklerden, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 34.215.590.260,58 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 6.077.834.155,66 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 394.896.104,45 Türk Lirası,

ödeneği iptal edilmiştir.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, kamu idarelerinin 2016 yılı ödenek üstü giderlerini karşılamak üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için 21.255.601.867,78 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler için 3.672.129,14 Türk Lirası,

tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’ya aittir.

Sayın Aksu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödeneğe ilişkin 4’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Ödeneklerin kullanılması” başlıklı 20’nci maddesi, genel veya kısmi seferberlik, savaş ilanı veya zorunlu askerî hazırlıkların yapıldığı olağanüstü hâllerde ve Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleriyle sınırlı olmak üzere getirilen istisna dışında, ödenek üstü giderlere cevaz vermemektedir. Buna rağmen, 2016 bütçe yılında 21 milyardan fazla ödenek üstü harcama yapılmıştır. Bu durum, yürütmenin yasamanın verdiği yetkiyi aştığını ve bütçe süreçlerinde ilgili mevzuata uygun davranılmadığını göstermektedir. Nitekim, Sayıştayın 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildirimi’nde kurumların ödenekleri ve giderleri arasındaki farkın sebeplerinin açıklanması gerektiği hâlde idareler arasında bu yönde bir uygulama birliğinin bulunmadığı belirtilerek yıl içinde yapılan bazı yanlışlıklara dikkat çekilmiştir.

Bütçe denetiminin amacı, yasamanın yürütmeye verdiği yetkilerin yasal sınırlar içinde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı olmadan gerçekleştirilen ödenek üstü harcamalar, bütçe hakkının tam anlamıyla kullanılmadığı bir durumu ifade etmektedir. İlave ödenek verilmesinin olağan bir durum hâline getirilmesi şüphesiz ki bütçenin ve kamu yönetiminin ciddiyetiyle de bağdaşmamaktadır. Kuşkusuz bütçe ve ekonomik program hedeflerinin ekonominin tüm aktörlerine yol gösterici olması ve yatırımcıya güven vermesi gerekir. Ancak orta vadeli ve yıllık programlar uzun süredir piyasalara yön göstermekten uzaktır. Ekonominin öngörülebilirliğinin azalması da yatırımcıların uzun vadeli yatırım planlarını olumsuz etkilemektedir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmeleri, devletin bekası, milletin refahı, terörle mücadele, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi öncelikler doğrultusunda değerlendirmekteyiz. Bu çerçevede, defaatle gündeme taşıdığımız bazı sorun alanlarını bir kez daha gündeminize getirmek istiyorum.

Öncelikle, kamu politikalarının birbiriyle uyumuna özen gösterilmesi gerektiğine dikkat çekmek isterim. Türkiye'nin terörle mücadele ettiği, ciddi siyasi ve jeopolitik risklerle karşı karşıya olduğu, siyasi ve ekonomik olarak köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığı bir gerçektir. Şüphesiz, bunlar, sosyoekonomik sorunların ikinci plana atılmasını gerektirmemekte, bu sorunların çözümsüz kalmasını meşrulaştırmamaktadır.

Bugün hâlen sağlıklı bir yatırım, üretim ve istihdam zinciri kurularak yoksulluğun azaltılması ve gelir dağılımının daha adil hâle getirilmesi ihtiyacı devam etmektedir. Sağlıklı bileşenlere sahip istikrarlı bir büyüme için, katma değerli ürünler üreten yüksek teknolojili yatırımların önünün açılması kaçınılmazdır; aksi hâlde, Türkiye'nin dış ticaret açığını kapatabilmesi ve rekabetçi hedeflere ulaşabilmesi mümkün olamayacaktır. Bu nedenle, sektörün yapısal sorunlarını çözerek sanayinin gelişmesine ve rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayacak, sonuç alıcı politikaların hayata geçirilmesi zorunludur.

Torba kanunlarla yapılan birçok düzenleme kısa sürede tüketilmekte ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır. Bunun yerine, konunun paydaşlarıyla birlikte, kalıcı, gerçekten yaraya merhem olacak düzenlemelerin yapılması suretiyle kaynaklarımızın israf edilmemesini, daha etkin ve verimli kullanılmasını gerekli görüyoruz.

Üretimsizlik tarım alanında da ciddi bir sorun hâline gelmiştir. Yanlış üretim, fiyat ve ithalat politikaları yüzünden üretim maliyetlerini karşılayamayan çiftçimiz mağdur durumdadır. Girdi maliyetlerindeki yükseklik ekim dikim alanlarını daraltmakta, üretimi azaltmaktadır. Tarımsal desteklerin hem yetersiz hem de üretimi desteklemeyen bir yapıda olması sebebiyle tarım üretimi beklenen kalite ve miktara ulaşamamaktadır. O sebeple, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tarımdaki girdi maliyetlerinin mutlaka düşürülmesini, stratejik ürünlerimiz olan fındık, pamuk, zeytin ve buğday gibi ürünlerde üreticiyi koruyacak, kaliteli üretimi destekleyecek fiyat garantisi sisteminin uygulanmasını istiyoruz.

Hâlen yaklaşık 5,5 milyon işsizin bulunduğu ülkemizde nüfusun yüzde 15’i sürekli yoksulluk riskiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilememekte, artan enflasyon dar gelirli vatandaşlarımızın geçimini zorlaştırmaktadır. Kıt kanaat hayatını idame ettiren emekli, engelli, şehit yakınları ve gazilerimizin hayat şartlarının kolaylaştırılması ve refah seviyelerinin artırılması sosyal devlet ilkesinin ihmal edilemeyecek bir gereğidir. Ağır bir vergi yüküyle de karşı karşıya bırakılan dar ve sabit gelirli kesim geçimini ancak borçlanarak temin edebilmekte, hane halkının borçluluğu giderek artmaktadır. 2002 yılında hane halkı borcunun harcanabilir gelire oranı sadece yüzde 4 iken bugün neredeyse yüzde 50’dir yani vatandaşlarımızın harcanabilir gelirinin yarısı kadar borcu vardır.

Diğer önemli bir sorun ise kamu yönetimindedir. Bürokrasinin hantallaşması, liyakat yerine siyasi ya da belirli bir grubun önceliklerinin esas olması, devletin hangi işi hangi teşkilatlar eliyle ve hangi nitelikli insan gücüyle yapacağına dair sağlıklı bir yapının oluşturulamaması, kamu personelinin atama ve yükselmelerinde objektiflikten uzaklaşılması, mobbing, hukuki ve mali statülerdeki karmaşa bunlardan bir kısmıdır. Daha önce defalarca dile getirdiğimiz üzere, kamudaki taşeron, sözleşmeli, 4/B’li, 4/C’li, geçici ve vekil olarak çalışanların kadroya geçirilmeleri sağlanmalıdır. Taşeronların kadroya geçirilmesiyle ilgili olarak yapılan açıklamalardan sonra ortaya çıkan eksiklik ve belirsizlikler giderilmeli, kimseye mağduriyet yaşatılmamalı, düzenlemede hakkaniyete uygunluk sağlanmalıdır. Terörle mücadelede destan yazan kahraman asker, polis ve uzman erbaşlarımızın mali ve özlük haklarının onlara layık hâle getirilmesini, terörle mücadelede yaralanıp gazi sayılmayanların gazi sayılmasını istiyoruz. Uzman erbaşlarımızın tamamının kadrolu hâle getirilmesini, devlet tarafından kendilerine zatî silah verilmesini ve uygulamadan kaynaklı bazı mağduriyetlerinin giderilmesini talep ediyoruz. AFAD Kanunu’nda unutulan sivil savunma uzmanlarının mağduriyetlerinin giderilmesini, yardımcı hizmetler sınıfında çalışan mübaşirler dâhil yaklaşık 110 bin kişinin genel idare hizmetleri sınıfına geçirilerek görevde yükselme ve mali haklarına ilişkin sıkıntılarının aşılmasını bekliyoruz.

Türkiye’nin sorunlarıyla başa çıkabilmesinin nitelikli insan gücü gerektirdiği, bunun ise ancak çağdaş gelişmelere uygun bir millî eğitim sistemiyle mümkün olacağı tartışmasızdır. Eğitim politikaları, Türkiye merkezli bir medeniyet inşa etme ülküsüne dayanmalı; müfredattan öğretmene, öğrenciden veliye, derslikten teknolojiye uzanan eğitim unsurlarının da bunu destekleyecek kalitede tanzimi gerekmektedir. Eğitim sisteminin temel aktörlerinden olan öğretmenlerimizin 3600 ek gösterge sorunu çözülmeli, atanamayan öğretmen kalmamalıdır.

Sağlıklı bir eğitim-istihdam ilişkisi kurulmalı, eğitim planlaması ve yükseköğretim programları buna göre yapılmalıdır. Önümüzdeki yirmi yılda bugünkü birçok mesleğin yerini yenileri alacaktır. Acaba bu manada bir eğitim-istihdam ilişkisi kurulabilmekte midir? Standart fakülte ve bölümlerden oluşan bir yükseköğretim sistemi, geleceğin mesleklerine uygun insan gücünü nasıl yetiştirecek, piyasanın taleplerine nasıl cevap verecektir?

Son verilere göre genç işsizlik yüzde 20’yi aşmıştır. On binlerce üniversite mezunu mühendis, öğretmen, iktisadi ve idari bilimler mezunu, sağlık personeli, tekniker, teknisyen iş imkânı bulamamıştır. Türkiye’nin uzun vadede sosyal problemler yaşamaması, genç işsizlik sorununun çözümüyle doğru orantılıdır. Bunun yolu ise -başta ifade ettiğim gibi- yatırımın ve üretimin anlamlı ve sonuç alıcı şekilde desteklenmesi; kamu yönetimi, adalet ve eğitim sistemindeki belirsizliklerin giderilmesidir. Kuşkusuz bu takdirde Türkiye ekonomisi daha öngörülebilir ve güvenilir hâle gelecektir.

Bu düşüncelerle, bütçenin sadece rakamlardan ibaret olmayıp tüm vatandaşlarımızın huzur, refah ve mutluluğunu yakından ilgilendiren bir planlama olduğunu hatırlatarak uygulamanın bu amaca hizmet etmesini umuyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksu.

Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’e aittir.

Sayın Zeybek, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün Birleşmiş Milletlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Kudüs tasarısının reddedilmesi ve dünya kamuoyunda mazlum milletlerin yenilmeyeceğini göstermesi, dünya halklarının emperyalizme yenik düşmeyeceğini göstermesi bizim duygularımızı yükseltmiştir. Tabii, burada şunu söylemekten de vazgeçemeyeceğim: Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya görüşü yolunda, 1960’lı, 1970’li yıllarda Filistin direniş cephesinde bulunmuş, direnişe katılmış, bedenlini canlarıyla ödemiş devrimci kardeşlerimizi de buradan yâd etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi “Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek” konusunda söz almış bulunuyorum. Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, Türk milleti adına kamu kurumlarını denetliyor ve sonunda raporlar düzenliyor. Ne yazık ki siyasi iradenin baskısıyla eleştiriler sansürleniyor, makyajlanıyor; mali raporlara baktığımızda fazla bir şey göremiyoruz. Sayıştayın Genel Uygunluk Raporu’na göre, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine toplamda 21 milyar 259 milyon 273 bin 996 Türk lirası, ödenek üstü gider için tamamlayıcı ödenek aktarılmıştır. Sayıştayın raporuna göre, Hükûmete Meclisin verdiği harcama yetkisi aşılarak, 2016 yılında, toplam net bütçe gelirlerinin yüzde 4’ü, ödenek üstü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı olmadan, yasaya açıkça aykırı olarak harcanmıştır. Sayıştay raporlarında “5018 sayılı Kanun’un ‘Ödeneklerin kullanılması’ başlıklı 20’nci maddesinde ödenek üstü gider yapılmasına cevaz veren bir düzenleme bulunmamaktadır.” şeklinde tespit yapılmıştır. Sosyal yardımların, ödenek üstü harcamaların nerelere yapıldığını göremiyoruz, denetleyemiyoruz; Sayıştay denetimi de yapılamıyor. Kanunun açık hükmüne karşı hile yapılarak ödenek üstü harcama yapılmıştır. Milliyetçi Hareket Partili arkadaşım da aynen bu konulara değinmiştir.

Kayıt dışı uygulamalar kanuna ve demokrasi kültürümüze aykırıdır. 5018 sayılı Kanun’un istisna hükümlerine uygun olan hiçbir harcama kalemi yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetki vermediği bu harcama nereye yapılmıştır? Bu kanunsuz uygulamayı biz neden aklamaya çalışıyoruz? Yazık değil mi?

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayıştayın uygunluk raporunun 29-32’nci sayfaları arasında, yapılan harcamanın hangi kanunlara aykırı olduğu açıkça anlatılmaktadır. Sayıştayın raporunda, Hükûmetin, Meclisin vermiş olduğu harcama yetkisini aştığını görüyoruz. Meclisimizi uyarıyor, denetim yetkinize sahip çıkın diyorum. Meclis olarak çıkardığımız kanunlara uymamayı meşrulaştırırsak bu ülkede vatandaşların yasalara saygı duymasını nasıl bekleyebiliriz? Kendi koyduğu kanunlara uymayan, göz yuman, görmezlikten gelen Meclisin çıkardığı yasalara vatandaşların saygı duyması beklenebilir mi?

Sizin hak, hukuk, adalet diye bir sorununuz yok. Genel Başkanınız zaten “Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımıyorum.” diyor. Ödenek üstü harcama yaklaşımı kanunsuzdur, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerinin gasbedilmesidir, idarenin Meclisten, vatandaştan gizlediği harcamalar demektir. Kanunları ihlal edenlere hatırlatmak istiyorum: Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Millet adına bu yetkiyi Türkiye Büyük Millet Meclisi kullanır. Milletten ne kadar vergi toplayacağını, ardından toplanan vergilerin ve diğer gelirlerin nerelere, ne zaman, nasıl harcanacağını belirler.

Hükûmet Türkiye Büyük Millet Meclisinden aldığı yetkiyi aşarak yasal olmayan giderlerde bulunmuştur. Sayıştay bu durumu genel uygunluk bildiriminde açıkça ortaya koymasına karşın, yürütmenin kanunsuz harcamalarını tamamlayıcı ödenek olarak ibra etmektedir. Bu usulsüz harcamalarla Hükûmet üyeleri kendilerini de ciddi bir şekilde zedelemiştir. Değerli üyeler, Sayıştay tarafından tespit edilen bu usulsüz harcamalara onay verip suça ortak olmayınız; kendinizi ahlaken, vicdanen zedelemeyiniz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ilim Samsun ve Türkiye’de sanayici, esnaf, memur, üreten, çalışan, çiftçi zor durumdadır. Esnafımız yaşamını, sosyal güvencesini koruyabilecek sosyal güvenlik primlerini, BAĞ-KUR primlerini dahi yatıramamış durumdadır. Çiftçilerimiz tahıl ürünlerinde, sebzede, meyvede, özellikle Karadeniz’de fındıkta, ürettiği ürünün karşılığını alamayıp çok zor günler geçirmektedir. Bu ürün karşılığının verilmemesi bugünkü Hükûmetin yetkisi dâhilindedir. Diğer taraftan, süt ve et üreticiliği yapan üreticilerimizin durumları da malumunuzdur. Bu kürsüye çıkan insanlarımızın, vekil arkadaşlarımızın hepsi bu duruma değiniyor. Aslında bu yarayı bir şekilde tamamen Türkiye’nin millî davası olarak aşmak zorundayız. Toprağıyla, tarımıyla, hayvansal besin ve süt üreticiliğiyle bunları bir millî dava olarak yeniden gözden geçirmek zorundayız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, öğretmenlerimiz, memurlarımız, işçilerimiz, emeklimiz, tüm çalışanlarımız geçim zorlukları çekmektedir. İktidar partisi milletvekillerinin, bakanlarının, sarayda yaşayanların buna vicdanları hiç sızlamıyor mu?

Açıklanan büyüme rakamları -Sayın Bakanım da burada- bu büyüme rakamları hormonludur, gerçekçi değildir. Ülkemizde yoksulluk dip yapmış, yolsuzluk daha çok büyümüş, yolsuzluğun büyüdüğü yerde doğal olarak adaletsizlik, hukuksuzluk da aynı oranda artmıştır. Tabii ki bu ülkede, ülkemizde yüzde 11 gibi bir büyümenin, gelişmenin tüm insanlarımızı olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyoruz ama bu olumlu yönün halkın yaşamında olmadığını da görüyoruz.

Burada Samsun’umuzun sorunlarından… Samsun ili Ayvacık ilçesinin Erbaa’yla bağlantılı yolunda 60-70 köyün grup yolları bulunmaktadır. Bu 30 kilometrelik yol yüzünden, Erbaa ile Ayvacık arasında günlük 200 kilometre yol dolaşılarak millî ekonomiye zarar verilmektedir. Bu yolun derhâl yapılmasını talep ediyoruz.

Bölgemizde, yine, Vezirköprü-Havza kara yolunun düzenlenerek o 25 kilometrelik yolun yeniden yapılmasını, çok sayıda ölümlere neden olan yolun, yol güzergâhının değiştirilip yeniden yapılmasını talep ediyoruz. Bu konuda, sayın bakanlarımız her gelişinde, Samsun milletvekillerimiz -iktidar milletvekilleri- söz vermelerine rağmen bunlar gerçekleşmemiştir.

Tabii ki bölgemizin sorunları bununla da bitmiyor. Bölgede ekonominin zarar görmesi, ülkemizdeki ekonominin bir şekilde tamamen eş değerindedir. Fındıkta, pirinçte… Fındık millî gelire katkısı olmasına, millî bir ürün olmasına rağmen fındığa sahip çıkılmadığını görüyoruz. Ben buradan yetkililere seslenmek istiyorum: Bu, fındığın millî gelire katkısının bir şekilde değerlendirilmesi, yeniden fındığa sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum.

Eğitim yoksullar için bir sermayedir ama yönetenler için de bir faiz durumundadır çünkü o sermayeyi yoksullara vermek istemezler, kendileri onları kendilerine bir artı gelir olarak görerek faiz olarak değerlendirmektedirler. O yüzdendir ki yoksulumuza, mağdurumuza sahip çıkabilen bir siyasal iktidarın var olduğunu düşünmek istiyorum bu ülkede. Çünkü yoksuldan, onun dar gelirlilik durumundan, tutumundan, yaşamından, onun kazançlarından, onun yoksulluğundan faydalanmanın bu ülkenin bugünkü çağında, 21’inci yüzyılda, ülkemizin gelişmişliğine yakışmadığını söylemek istiyorum ve demek istiyorum ki bu yoksulluğu yenebilecek, hep beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL ZEYBEK (Devamla) – Bir dakika alabilir miyim?

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayın.

KEMAL ZEYBEK (Devamla) – Tabii, diğer taraftan, dün akşam burada konuşmalar oldu. Bir normal uçağa binerek, tarifeli uçağa binerek, günün o saatlerinde neyin nasıl geliştiğini bilmeyerek akşam saatlerinde Ankara’dan İstanbul’a uçan, indiği saatlerde de ülkede bir kalkışmanın, bir darbenin olduğunu gören Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve indiği zaman yanındaki güvenlik kuvvetleriyle beraber… Dün akşam burada, tankların üzerine çıkılmadığı söyleniyordu. Hangi babayiğit vardı? Burada kendisine “Milletvekiliyim.” diyebilen, “Başbakanım.” diyebilen, “Cumhurbaşkanıyım.” diyebilen, “Yöneticiyim.” diyebilenlerin kaçı tankların üzerindeydi? Ve bu tank üzeri… Mutlaka ileriki dönemde, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, biz demokrasiye sahip çıkanlar olarak, siz tanklara yürümek isteyeceksiniz ama yine biz durduracağız sizi.

Saygılarımı arz ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Gruplar adına üçüncü ve son konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce bir tartışma yaşandı, gerçekten o tartışmayı yeniden başlatmak gibi bir derdim yok. Fakat şunu biraz ciddiyetle herkesin tefekkür etmesi gerektiğini düşünüyorum: Çok iyi hatırlıyorum, geçen sene Roman milletvekili arkadaşımız yine bu kürsüde, çıkıp yine Roman halkının meselelerini anlattığı zaman, gerçekten yine… Yani bunu bir yere yorumladığım bir şey yok fakat bana ağır geldi ve gereksiz bir… Nasıl söyleyeyim, kelime de bulamıyorum ama yani sürekli herkesin güldüğü, herkesin bir şekilde… Yani ben doğru bulmadım. İncindiğimi söyleyeyim yani durum adına incindiğimi söyleyeyim. Bunun üzerine biraz düşünmek lazım gerçekten. Çünkü ben, arkadaşımızın sözlerine baktığım zaman gülünecek hiçbir şey görmedim orada yani söylediklerinde gülünecek bir şey yoktu. Talepler vardı, halkının dünya kadar sıkıntı yaşadığını söylüyordu, temsil ettiği grubun.

Söylediklerinizde, Sayın Vekilim, ben hiç gülünecek bir şey bulmadım. Dolayısıyla kendisine karşı hatta bazen iyi niyetle de olsa o müsamahalı yaklaşım falan -çok fazla dibini deşmek istemiyorum, meslek olarak da kültürel antropoloji okudum biraz- sıkıntılı bir tavırdır, onu belirtmek istiyorum. Sadece düşünelim üzerine arkadaşlar, yeni bir tartışma açmak istemiyorum.

İkinci bir konu olarak bugün Bingöl’ün meselelerini konuşmak istiyordum, tabii ki birazdan gireceğim, biraz konuşacağım. Fakat bugün Anayasa Mahkemesinin bizim Eş Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş ve yine, Parti Sözcümüz Ayhan Bilgen hakkındaki kararları açıklandı. Şimdi, biz Anayasa Mahkemesine başvuru yaptığımız zaman, tutukluluk durumunun milletvekilliği görevlerini yerine getirme konusunda bir engel olduğunu ve bunun daha önce de Anayasa Mahkemesinde içtihadının olduğunu söylemiştik, argümanımız buydu. Yalnız Anayasa Mahkemesi bugün verdiği kararın gerekçesinde şöyle diyor: “Söz konusu iddia yani Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olduğu için milletvekilliği yapamadığı, görevlerini yerine getiremediği alenen dayanaktan yoksundur.” Ha, yani böyle bir şey. Şimdi ben sizin mantığınıza sunuyorum, vicdan değil, şeye oynamıyorum yani öyle merhametlik bir durum söz konusu değil. Yani bu nasıl bir mantıktır, anlamakta zorlanıyoruz. Yarın öbür gün bu ülkenin, tabii, anayasal tarihi yazıldığı zaman gerçekten bir utanç belgesi olarak o karar geçecektir. Umuyoruz, diliyoruz kimse bu kadar siyasallaşmış bir yargının eline düşmez.

Değerli arkadaşlar, bu kürsüye gelenler… Az önce Roman milletvekili arkadaşımız geldi, bütçe istedi. Biz, Bingöl olarak… Bakın, Bingöl Vekili olarak söylüyorum, az önce AK PARTİ’den diğer 2 vekil arkadaşımız da buradaydı, eski bakanımız, ayrılmışlar: Biz Bingöl için beş kuruş para istemiyoruz. Bizim gönlümüz tok, karnımız da tok, biz diyoruz ki ihtiyaç sahiplerine bu paraları verelim, gönderelim. Kocaeli’ne gitsin, İstanbul’a gitsin, İzmir’e gitsin; Bingöl’ün hiçbir ihtiyacı yok. Niye? Değerli arkadaşlar, sağlık endeksinde… Yani kimisi diyor ki: “Hizmet falan yok Bingöl’de.” Doğru söylemiyorlar, iftira ediyorlar, hiç öyle, para gelmiyormuş, hizmet yokmuş, yalan; ben şahidiyim, bakın, HDP Bingöl Vekili olarak söylüyorum.

Bizim kentimiz sağlık endeksinde 71’inci sırada değil. Bebek ölüm hızı itibarıyla 2016 yılında her 1.000 bebekten 18 bebeğimiz ölmemiş ve biz de bebek ölümleri ortalaması itibarıyla 1’inci sırada değiliz. Türkiye’de 1.500 silikozis hastası var, bunların 400’ü Bingöl’ün Taşlıçay köyünde değil. İntihar oranlarında üst üste, sürekli olarak ya 1’inci ya 2’nci ya 3’üncü sırada değiliz ve bunlar genç intihar oranları, özellikle Bingöl 1’inci sırada değil diyeyim. Ben bunu Sayın Efkan Ala İçişleri Bakanıyken kendisine göndermiştim, detaylı bir soru önergesi yapmıştım. Kendisi de zaten sorduğum 7-8 soruya tek cümleyle şöyle bir cevap vermişti: “İntiharlar konusunda gerekli idari, hukuki, ekonomik tedbirler alınmaktadır.” diye bana tek satırlık bir şey göndermişti. Demek ki sıkıntı yok, biz de o konuda, intiharlar konusunda şampiyon değiliz. Madde bağımlılığımız çok şükür yok, öyle “13, 14, 15 yaşındaki liseli çocuklar madde bağımlısı.” Alakası yok, Bingöl’de böyle şeyler olmaz. Kadın-erkek eşitsizliğinde ilk 10 kent arasında tabii ki değiliz yani. Yine, son bir ayda mesela aralarında kamu görevlisi sayılan korucuların olduğu en az 3 tane cinsel istismar davası Bingöl’de olmadı.

Bunun dışında, arkadaşlar, ismi “Bingöl” ya suyu çok bol. 11 tane ova köyümüz var, benimki de orada, ova köylerinde pırıl pırıl, tertemiz su içiliyor, kanserojen madde kesinlikle içermiyor ve gençler o suyu içtikleri için kanser olup erken yaşta ölmüyorlar. Kent merkezinde su kesintilerimiz asla olmaz hatta Kaleönü Mahallesi’nde, Bingöl’ün bir mahallesinde bizim kentli insanlarımız “içilemez” denen çukurdan su içmiyorlar.

Doğal afetlerde hemen çözüm bulunuyor, son bir örnek vereyim: Bingöl’de bir sel baskını olmuştu. Bütün vekiller, vali, belediye başkanı ilk gün oradaydılar, ikinci gün oradaydılar; zararlar tespit edildi ve insanlara “En kısa zamanda bütün zararlar karşılanacak.” sözü verildi. Sadece bin lira ve 3 bin lira gibi cüzi miktarlar vermediler, bütün masraflarını hemen karşıladılar.

Bingöl’de Kültür Mahallemiz var, komple yıktılar. Yıktılar, hani “Ne yaptıklarını bilmiyorlar.” demeyeceğim ama tastamam, kocaman bir projeleri var, bütün Bingöl de sabırsızlıkla bekliyor. Koca mahalleyi yıktılar, insanlar bekliyorlar, eminim oradan da çok çok iyi bir proje çıkaracaklar.

Değerli arkadaşlar, Bingöl’deki devlet hastanesi yedi yılda yapılmadı, 200 yataklı bir hastane yedi yılda yapılmadı; hemen iki yılda yaptılar. Sonra da eski hastanenin hafriyatını, o Bingöl halkını yedi yıl bekletmeyen müteahhide bir daha verdiler ve kendisi, şu an hâlâ aktif olarak iktidar partisinin bir milletvekili. Allah gelirini artırsın, gözümüz yok.

Endeksler konusunda Bingöl kentim, konut konusunda 61’inci, çalışma hayatı konusunda 61’inci, gelir ve servet konusunda 66’ncı, eğitim konusunda 68’inci, altyapı hizmetlerine erişim konusunda 75’inci sırada değildir. Zaten iki üç gün önce Belediye Başkanına da çok iyi Belediye Başkanı olduğu için ödül verilmiştir. Şaka değil, bu kısmı gerçek, samimi söylüyorum.

Bingöl’ün etrafındaki ormanlar 2015 yılından bu yana düzenli olarak yakılmıyor ve ne zaman bir yangın çıksa ben vali beyi arasam, orman müdürünü arasam, kesinlikle bana “Güvenlik gerekçesiyle müdahale edemiyoruz.” demiyor, hemen söndürüyorlar. Nihayetinde, sonucunda yüzlerce hektar orman Bingöl’ün her tarafında, her yaz sürekli yanıyor. Yanan sadece ağaç değil, size yemin ediyorum, çektiğim kaplumbağaların, hayvanların resimleri var, içler acısı. Güvenlik gerekçesiyle bir şey yakılmıyor.

Kıymetli arkadaşlar -bir dakikam kaldı- Bingöl’ün etrafında çok fazla baraj ihalesi var. Sayın Bakanım, Bingöl’e enerji konusunda ciddi kaynak geliyor, biz biliyoruz -gerçekten geliyor, şaka değil burası- ve bu gelen paraların neredeyse tamamı bir Cengiz İnşaata, bir Özaltın İnşaata gidiyor. Bilmiyoruz, Türkiye'de bunların dışında kimse baraj yapamıyor mu? Onlara gitmiyor diyelim.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Bizim Cengiz mi o?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Şimdi, gelen bu paralar... Tabii, normalde beklersiniz ki bir ihale olsun. Mesela, ihaleyi alan kişiler yerel sanayicilerden çiviyi alsınlar, bir şey alsınlar, sac alsınlar; en azından, yemek ihalesini Bingöllü restoranlardan falan tedarik etsinler. Onlar, tabii ki gidip mesela Elâzığ’dan almıyorlar ve Bingöl’de istihdam ettikleri sadece ve sadece korucular değil barajların güvenliği için.

Bir dakika, hemen toparlıyorum Başkan.

Değerli arkadaşlar, esnafımızın durumu da çok şükür iyi, borcu falan yok, borçlarını ödüyorlar. Tefecilik Bingöl’de sıfır, hiç öyle bir sıkıntımız da yok. Bingöl Üniversitesi bilimsel olarak almış başını gidiyor, aile şirketine çevrilmedi. Mesela, Rektörümüz kendi ailesinden 5 kişiyi oraya profesör falan yapmadı ve o rektörümüz terfi olarak YÖK Denetleme Kuruluna atanmadı.

Değerli arkadaşlar dolayısıyla fabrikalar çalışıyor, özellikle gençlerimizden işsizlerimiz yok ve şunu da söylüyoruz: Erzurum, Elâzığ, Bingöl civarından kim geliyorsa -gençlerimiz- inşallah, Bingöl’de onları istihdam edebilecek imkân ve koşullarımız da vardır. Dolayısıyla Sayın Bakanım, zaten halkımız da… Bakın, iktidar partisi yüzde 65-70 civarında da oy alıyor, demek ki halkım da durumdan memnundur.

Bu vesileyle Bingöl’e ayrılan bütçenin bu sene ihtiyaç sahiplerine gitmesini istiyoruz, sadakamız olsun, gönlümüz, karnımız da toktur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Erzincan Milletvekili Serkan Bayram’a aittir.

Buyurun Sayın Bayram. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERKAN BAYRAM (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

İki gün önce elim bir kaza sonucu hayatını kaybeden hemşehrimiz, şehidimiz Hakan Can kardeşimize ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar diliyorum, ülkemizin başı sağ olsun.

“Gel, gel, ne olursan ol, yine gel/ İster kâfir ister Mecusi ister puta tapan ol, yine gel/ Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir/ Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.” çağrısıyla insanlığı sevgiye, barışa, hoşgörüye davet eden büyük Türk İslam şairi Hazreti Mevlâna Celâlettin Rûmi’nin de geçtiğimiz pazar günü vefatının 744’üncü seneidevriyesini idrak ettik. Bu vesileyle bir kez daha hürmet, minnet ve rahmetle yâd ediyorum.

Evet, arkadaşlar, makamlar gelip geçicidir. Ülkemize ve milletimize hizmet etmek için makamlar bizler için birer araç, birer fırsattır. Fâni dünyada bugün varız, yarın yokuz. Birbirimizi üzmeye, kırmaya, kötü söz söylemeye inanın değmiyor. Bizim derdimiz, yarın arkamızı dönüp baktığımızda bu kubbede hoş bir seda bırakmaktır. Mesele şahıs, parti meselesi değil, mesele memleket meselesi ve gençlerimizin geleceğidir.

Değerli arkadaşlar, Filistin halkının varlığını ve çıkarlarını yok sayan, gücü sadece kadın ve çocuklara yeten hatta Filistinli kardeşimiz Down sendromlu Muhammed et-Tavil kardeşimizi gözaltına alacak kadar gözü dönmüş İsrail’i bugün şiddetle biz de kınadık, Birleşmiş Milletlerde de kınandı.

Kudüs, bizim ilk kıblemiz. Millet ve devlet olarak Filistinli kardeşlerimizin yanındayız ve her daim de yanında olacağız, onları hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız. Bugün Genel Kurulda kabul edilen tasarıyla da her ülke kendi saygınlığını koruyarak emperyalist emellere fırsat vermemiştir.

Yaklaşık iki haftadır bütçe üzerine görüşmeler yapılıyor ve bu 4’üncü madde de “Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek” şeklinde, Hükûmetimizin teklifi üzerine Plan ve Bütçe Komisyonunda aynen kabul edildi.

2018 bütçesi AK PARTİ Hükûmetimizin 16’ncı bütçesidir. Aziz milletimiz AK PARTİ iktidarına bütçeyi yapma görev ve sorumluluğu vermiştir. On beş yıl içinde bütçeyi büyütmedik, bütçeyi daha etkin kullandık. Yapmış olduğumuz köprüler, barajlar, hastaneler gibi yatırımların hepsi faize gidecek paralardan tasarrufla yapıldı yani milletten gelen kaynağı yine milletimizin ihtiyacına harcadık.

Bu bütçe 2023 ve 2053 hedeflerine uygun, başta ülkemizin güvenliğini esas alan, insan odaklı büyümeyi hedef alan bir bütçedir.

Yine, ülkemiz uzun yıllardan beri terör örgütleriyle mücadele etti. Bir yandan DEAŞ, bir yandan FETÖ, bir yandan PKK, bir yandan DHKP-C; buralarda nice nice bütçeler harcandı ve nice nice yatırımlar yapıldı.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” idolüyle hem bütün vatandaşlarımıza hem de engelli vatandaşlarımıza her alanda hizmet ettik. 2002’den önce 5 bin civarında olan engelli memur sayımızı bugün 50 binin üzerine çıkardık ve inşallah 2018’de 5 bin daha atayacağız. Yeter ki bizler bir olalım, birlik olalım, birlikte Türkiye olalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN BAYRAM (Devamla) – 2018 yılı bütçemizin hayırlı, bereketli olmasını, 2018 yılımızın da ülkemize ve İslam âlemine barış, huzur getirmesini diliyor, hepinizi saygı, muhabbetle ve hürmetlerimle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahısları adına ikinci ve son konuşmacı Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Acar Başaran.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hişyar Vekilimiz “Hiçbir şey istemiyoruz.” dedi, ben de şeyi söyleyeyim: Batman olarak biz sizden vazgeçtik, siz de bizden vazgeçin. Batman kendine yetebilecek bir şehir, yeter ki oradaki kaynaklara dokunmayın, bırakın oradaki kaynaklar Batman’a harcansın.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz ki Batman petrolüyle ünlü bir şehir. Batman, aslında petrolle şehir olan bir şehir. Keşke Bakanımız da burada olsaydı, o da dinleseydi. Batman’ı şehir yapan, dediğim gibi, petroldü. Siz ne yaptınız? Son dönem içerisinde, aslında Batman’ın kalkınmasına en büyük katkıyı sağlayan TÜPRAŞ özelleştirildi; Türkiye Petrolleri kalmıştı, günbegün küçültülüyor, küçültülüyor, küçültülüyor, onun da özelleştirme yolunda gittiğini biliyoruz. Yani Batman’ın tek kaynağı olan petrole de el uzatmış vaziyettesiniz. Her gün işten çıkarmalarla karşı karşıya Batman ve istatistiki veriler de gösterdi ki Batman Türkiye sıralamasında son 3’te. Düşünün ki en büyük petrol yataklarının olduğu bir il ama o il, işsizlik sıralamasında Türkiye’de sondan 3’üncü şehir olarak karşımıza çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, sadece bu mu var Batman’da? Değil aslında; Batman bir de tarihî, kültürel yapısı açısından çok zengin bir il. Bir Hasankeyf vardı. Hasankeyf, eğer gerçekten iktidar biraz vicdanlı olsaydı, biraz Batman halkının talepleri doğrultusunda davransaydı, Ilısu Barajı yerine Hasankeyf’i daha da çok korur, orası şu anda dünya çapında bir kültür merkezi olabilirdi, o da olmadı. Bu arada, Hasankeyf AKP’nin en çok oy aldığı ilçemiz ancak oradaki esnaf şu anda Hasankeyf’ten çıkartılıyor, onlar da bir şekilde işsizliğe mahkûm ediliyor.

Bununla da kalmıyor aslında Batman. Batman’ın yine AKP’nin en fazla oy aldığı ilçelerinden biri daha Sason. Sason, tarihî, kültürel zenginliği ve doğal zenginlikleri açısından gerçekten, Türkiye’de görülmesi gereken bir yer ama Sason’da sizin tek vaadiniz koruculuk. Şu anda Sason, gençlerin sürekli göç ettiği bir yer ve dediğim gibi, bu gençlere sizin tek vaadiniz “Gidin, korucu olun.” Gençler geliyor “Vekilim, bizim bu atamalarımız ne zaman olacak?” diyorlar ama siz diyorsunuz ki: “Bırakın atanmayı; öğretmen olmayın, doktor olmayın, avukat olmayın, gidin korucu olun.” Çünkü siz savaşı daha da derinleştirme peşindesiniz.

Değerli arkadaşlar, Batman’ın bir de belediyesi vardı, hatırlarsınız, kayyum atadığınız. Her gün belediyeden işçi çıkartmaları oluyor. Hani, işsizlik o kadar düşük ya, biraz daha işten çıkartabilirsiniz. İşsizlikte sondan 3’üncüyüz ama her gün belediyede işçiler işten çıkartılıyor. Bugün de Batman Belediyesinde, hiçbir gerekçe sunulmadan 40 kişi işinden edildi. İşte, sizin Batman’a reva gördüğünüz tam da yine bu. Her geldiğinizde, defaaten gelip ziyaret ettiğinizde ve her ziyaretinizde de istihdam olanaklarının oluşacağı, buranın bir cazibe merkezi hâline getirileceği iddialarınız var, iddiadan öteye gitmiyor, hâlâ Batman’ın durumu ortada.

Batman’da o atadığınız kayyum çok güzel işler yapıyor. Yaklaşık yedi aydır Batman’ın yolları köstebek yuvası. Batman’ın en fazla iş yapan çarşı merkezi altı yedi aydır iş yapamaz hâlde. Her yer köstebek yuvası. Bir yol yapıyorsunuz, bitmeyen bir yol. O yürüdüğünüz yol var ya sürekli söylediğiniz, o yol gibi bir yol herhâlde, bitmiyor. Esnaf kaç aydır perişan, her gün müjde veriyor kayyumunuz. 29 Ekimde bitecekti, işte aralık bitiyor, hâlâ her gün müjde veriyor: “Bitiyor da bitiyor…” Bitmiyor. Esnaf zaten iş yapamıyordu, zaten ülkeyi içerisine sürüklediğiniz durumdan dolayı Türkiye’nin dört bir yanında esnaf kan ağlıyor, bir de, yaptıkları o ufacık işi de işte, yolları köstebek yuvasına çevirerek engellemiş oluyorsunuz. İşte, Batman’a vaatleriniz bu. Ama en fazla da en çok oy aldığınız yerlerde aynı politikayı yürütüyorsunuz. Hasankeyf, Sason…

MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) – Demek ki memnunlar.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Ya, gerçekten, birazcık -hadi size oy vermeyenleri düşünmüyorsunuz, biliyoruz- bari size oy verenleri düşünün. Sizi görmek istemiyorlar, sizden iş istiyorlar, sizden oraya bir kalkınma getirmenizi bekliyorlar, sizin gül yüzünüze hasret değiller.

SALİH CORA (Trabzon) – Arada Batman’a gidin, sizi göremiyorlar orada.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - Her gün zaten gelip üç beş kahveyi dolaşıp propagandanızı yapıyorsunuz, insanlar artık propaganda duymak istemiyor, insanlar artık gerçekten refah ve huzur içerisinde yaşamak istiyor. Bence biraz düşünün diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Arada Batman’a gidin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Konuşmalar tamamlanmıştır.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Bakır, buyurun.

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçen sene aralık ayında yağan yoğun kar yağışı nedeniyle Isparta’da seralar büyük hasar görmüştü. Bölgede yapılan incelemeler sonucunda, seraların onarılıp tekrar kurulumunun ve kurulumunda gerekli naylon yardımının yapılacağının sözü verildi ancak bu yardım bir türlü yapılmadı ve üreticilerimiz mağdur edildi.

Bunun yanında, bu sezon domates, salatalık gibi bazı ürünler tarlada ucuza gitti. Bu duruma bakılarak, üreticilerimizin sorunlarının çözümü, seracılığın geliştirilmesi için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Maliye Bakanına: Özellikle ön lisans mezunu tüm bölümlerle ilgili atama problemi var ama 85 üzeri puanların geçerli olduğu son atama kadro açılmasını talep eden ön lisans muhasebe mezunu kardeşlerimizin kadro beklentisi var. 120 ortaksız kadro açılması durumunda, 85 üzeri puan alan tüm ön lisans muhasebe bölümü mezunu kardeşlerimizin tamamı atanmış olacak. Maliye Bakanlığına bağlı Muhasebe Genel Müdürlüğünün haziranda gerçekleştireceği alım sayısı belli midir? Bu sayıyı bir umutla beklemektedirler.

Evde hasta bakım teknikerleri iki sene donanımlı bir şekilde eğitim almalarına rağmen kendi işlerini yapamamaktadır. Alım, yok denecek kadar az. Evde bakım teknikerleri atama beklemektedirler. Meslek tanımı yetersiz olduğu için düzenleme ve atama gerçekleşmemektedir.

Ameliyathane teknikerlerinin 2 bin kadro talebi vardır.

Son olarak da 112 acil sağlık hizmetleri çok büyük öneme sahip. Paramedik mezunları olarak büyük yığılma var. Mezun sayısıyla orantısız alım var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akdoğan…

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Bakanım, çevre yolunun olmadığı yerlerden biri de Hakkâri’dir. Hakkâri’ye çevre yolu yapmayı düşünüyor musunuz? 2018 bütçesinde Hakkâri çevre yolu için ayrılmış bir bütçeniz var mı?

Bir diğer de Sayın Bakanım, Yüksekova’da altyapı çalışma ihalesini alan yüklenici firma yerelde işi taşeronlara teslim etmiştir. İçme suyu ile kanalizasyon hattı aynı kanal içerisinden geçiyor. Kanal derine de kazınmış değildir. Aynı kanalın içinde içme suyu ile kanalizasyon hattının bir kazaya uğraması hâlinde ise binlerce vatandaşımız doğrudan etkilenecektir. Böyle bir hat döşeme başka yerlerde yapılmış mıdır? Bu hat için bir yaptırımınız olacak mı? Bugüne kadar kaç defa kontrol ettiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bekçilik sınavları yapılmaktadır Türkiye'nin 81 ilinde kaymakamlıklar tarafından. Yalnız burada önce mülakatlar yapılmıştır, mülakatlardan sonra şimdi yazılı sınav yapılacak, daha sonra güvenlik soruşturması. Burada bir tezat görmüyor musunuz? Yani normalde sınavlarda önce yazılı sınav yapılır, yazılı sınavı geçenler içerisinden belli bir sayı mülakata çağrılır, ondan sonra da güvenlik soruşturması yapılır. Bu sınavlar niçin böyle yapılmıştır? Bu konuda bir fikriniz var mı?

Sizden önce Gümrük Bakanımız buradaydı, işte, “Şehir hastaneleri yaptık, duble yollar yaptık.” dedi. Ben buradan soruyorum: Mersin Şehir Hastanesi yapılmıştır, arsasını MHP’li belediye vermiştir, altyapısını Büyükşehir Belediyesi yapmıştır. Hükûmetin kasasından Mersin Şehir Hastanesiyle ilgili ne kadar para çıkmıştır? Bu konuda bir açıklama yapmanızı bekliyorum. Bir de bu AVM’lerin şehir dışına çıkartılmasıyla ilgili yasa ne zamana kadar bekletilecektir? İnanın, büyükşehirlerde hafta sonları şehrin yarısı AVM’lerde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Buna bir tedbir almanızı ve esnafı korumanızı bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Kaya…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün ayın 21’i, 21 Aralık. Gelen bir mesajı ortamımızla, Genel Kurulumuzla paylaşıp sorumu soracağım. Mesaj şöyle: “Bugün Anadolu, Mezopotamya, İran, Azerbaycan ve Orta Asya Alevileri ile Şaman Türklerinin ve Zerdüşt Kürtleri ile Farsların kutladığı Yelda, Çile Gecesi’dir. Şeb-i Yelda bu gece, yılın en uzun gecesi, karanlığın bitip aydınlığa çıkmanın başlangıcı. Kimsenin bir daha çile çekmemesi için Yelda Geceniz kutlu olsun.” Ben de bu geceyi kutlayanların gecesini kutluyorum.

Ben şunu sormak istiyorum: Geçenlerde, geçen hafta, Feleknas Vekilim, kendilerinin kutsal bir bayram günü olmasına rağmen burada mesai yaptı bizlerle. Farklı inançların kutsal günlerinin de resmî tatil olabilmesi noktasında çalışmalarınız var mı? Halklarımızın özgürlüğü, eşitliği açısından çok güzel olur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplamak üzere sözü Maliye Bakanımız Sayın Naci Ağbal’a bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakır seracılıkla ilgili bir konuyu gündeme getirdi ama şu anda detaylarına vâkıf olduğum bir konu değil. Tarım Bakanlığından ilgili arkadaşlar konuyu tetkik ederlerse biz de kendilerinden bilgi alır, sizlere veririz.

Sayın Erdem farklı yerlerde atamalarla ilgili konuları gündeme getirdi ama bunları çalışmak gerekiyor. Açıkça, detaylarına vâkıf değilim.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Bizim için önemli, kayıtlara geçsin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bütün bu söylediğiniz hususlarla ilgili arkadaşlara talimat verdim, gerekli notları alıyoruz. Önümüzdeki günlerde, bu çalışmalar sırasında bunları da dikkate alacağız. Bu konuyu dikkatimize getirdiğiniz için teşekkür ediyorum.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Ben teşekkür ediyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Akdoğan, anladığım kadarıyla, bir yapım işinde taşerona devredilmesiyle ilgili muhtemelen risklerden bahsetti. Tabii, konunun detaylarına vâkıf değilim. Bana daha detaylı bilgiler verebilirseniz ben de ilgili bakanımıza bu konudaki hassasiyetinizi iletebilirim ama şu anda benim doğrudan doğruya bir cevap vermem mümkün gözükmüyor.

Sayın Şimşek, bekçilik sınavını ben de şu anda sizden öğrenmiş oldum. Bu konuyla ilgili değerlendirmenizi de Sayın Bakanımızla paylaşacağım.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – 81 ilde 100 bine yakın bekçi alınacak.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tabii, şimdi, en kritik konu şehir hastaneleri projesi. Öncelikle, Mersin’de yaşayan bütün vatandaşlarımıza Mersin Şehir Hastanesinde bundan sonra alacakları birinci sınıf kaliteli sağlık hizmeti -kendileri için- hayırlı olsun. Bu projenin yapımında katkı veren bütün kamu kurumları yani arsasının tahsisini kim yapmışsa… Sonuçta burada önemli olan, Mersin halkına hizmet etmek. Demek ki bu projede kurumlar arası bir anlayış birliği içerisinde güzel bir netice alınmış.

Şehir hastaneleri projesi, doğası gereği, sadece mevcut devlet hastanelerinin yatak sayılarının artırıldığı projeler değildir. Bu projeler, gerçekten birinci sınıf sağlık hizmetlerinin verildiği, yeni ortamlarının oluşturulduğu projelerdir. Kamu-özel iş birliği modeliyle yapılan bu projelerde yatırımcı baştan projeyi kendisi finansman ve yatırım riskini üstlenerek gerçekleştirir, hastane binasıyla ilgili bütün yatırımı kendisi yapar, finansmanı kendisi sağlar. Daha sonra da yine sözleşme çerçevesinde belirlenen süre içerisinde “ikinci faz” dediğimiz hizmet unsurlarını sunarsa o takdirde de bu dönemde kendisi hizmetleri yerine getirir. Burada, özellikle bina yapımına bağlı olarak kira ödemeleri söz konusu. Ayrıca hizmete açıldıktan sonra hastaneyle ilgili yürütülen bütün hizmetlerde de yine sözleşmeye bağlı olarak “P2” diye ifade edilen hizmet bedellerinin ödenmesi söz konusu. Bu modelle Türkiye birçok vilayetimizde şehir hastanelerine kavuştu, kavuşmaya da devam ediyor. Türkiye, gerçekten, 2002 yılı sonrası dönemde sağlıkta büyük bir değişimi, dönüşümü gerçekleştirdi. Bugün, birçok yabancıyla görüştüğümüzde, yabancılar bile Türkiye’deki sağlık hizmetlerindeki değişimi ve dönüşümü takdirle ifade ediyorlar. Bugün, Türkiye'nin sağlık hizmetlerinde yakaladığı başarı uluslararası düzeyde de dikkat çeken, takdirle karşılanan, önemli reform örnekleri arasında sayılan son derece doğru bir proje.

Şehir hastaneleri, sağlık hizmet sunumuna yeni bir soluk getirdi. Burada konforlu odalar, her türlü tetkikin yapıldığı, modern cihazların kullanıldığı ortamlar sağlanıyor. İnşallah önümüzdeki yıllarda şehir hastaneleri projeleri birçok vilayetimizde tamamlanarak hizmete girecek ve burada vatandaşlarımız hak etmiş oldukları bu iyi, kaliteli sağlık hizmetini daha rahat bir şekilde temin etmiş olacaklar.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Bakan, devletin kasasından para çıktı mı?

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Hazine kefil oldu mu, onu söyleyin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, evet, devletten para çıktı.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Devletin kasasından para çıktı mı, onu soruyorum. Ne kadar çıktı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çıktı, çıktı, arkadaşlar, onu ifade ediyorum. Şehir hastaneleri modelinde, biliyorsunuz, yapılan binaların yıllık kira ödemeleri var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Binaların yapımında devletin kasasından ne kadar para çıktı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dolayısıyla bu sene açılan hastanelerin kira ödemelerine başladık. Önümüzdeki yıllarda da bunları ödemeye devam edeceğiz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Yüzde 70 doluluk kapasitesi teminatı verildi mi? Öyle bir şey var mı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, siz merak etmeyin, biz bütçeden parasını koyuyoruz ve ödüyoruz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Etmek zorundayız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ya, halkın parası o. O parayı siz ödemiyorsunuz ki halk ödüyor.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kim ödüyor o parayı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başbakanın söylediği güzel bir şey var, en pahalı hizmet ulaşılamayan hizmettir. Dolayısıyla vatandaş artık hizmete ulaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kim ödüyor Sayın Bakan o parayı? Siz cebinizden mi ödüyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ediyorum.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Bakanım, devlet hastaneleri yapın ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Onu da yapıyoruz canım.

ALİ ŞEKER (Kocaeli) – Niye devletin kasasından ödeniyor?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Usta, 60’a göre söz talebiniz var.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, şehir hastanelerinin kira ödemelerine ilişkin bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce de bu şehir hastanelerine ilişkin benim değerlendirmem olmuştu ama o sırada Sayın Maliye Bakanı burada değildi. Ben sadece şunu soracağım: Şu anda, sadece şehir hastaneleri açısından, kira ödemelerine ilişkin bir projeksiyonunuz var mı? Onları bizimle paylaşabilir misiniz? Ne kadar kira ödenecek bugünden itibaren ve bunun yıllar itibarıyla dağılımı nasıldır? Hemen bir cevap verme imkânınız olursa sevinirim. Yani bunu konuşmamız lazım, özellikle Maliye Bakanıyla. Hani, Sağlık Bakanıyla işin sağlık boyutu filan konuşulabilir ama…

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan, hemen…

32.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tabii, Sayın Usta’nın Kalkınma Bakanlığında müsteşar yardımcısı olduğu dönemde de bu projeler Kalkınma Bakanlığı tarafından çok titiz bir şekilde incelendi.

ERHAN USTA (Samsun) – Karşı çıktı Kalkınma Bakanlığı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Önümüzdeki yıllarda bu kira ödemelerinin getireceği… Muhtemel kira ödemelerine ilişkin projeksiyonlar yapıldı, fizibilite çalışmaları yapıldı ve bu çalışmalar neticesinde Yüksek Planlama Kurulu kararları alınarak bu projelere başlandı.

ERHAN USTA (Samsun) – Ben rakamı öğrenmek istiyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanımıza, Sayın Erhan Usta’ya şunu ifade etmek isterim: Burada, hizmet sunumunda yeni bir modele geçtik. Bir yatırım projesini bütçeye yatırım ödeneği koyarak yapabileceğiniz gibi, yıllara sari kira ödemesi şeklinde, baştan yatırımcı yatırımı yapar sonraki yıllarda da siz kira ödemesi şeklinde bunları ödersiniz. Bu şu anlama geliyor: Şehir hastaneleri projeleri sayesinde, belki önümüzdeki yıllarda Sağlık Bakanlığı bütçesi içerisinde kira ödemelerinin payı artacak ama buna karşılık, artık bu yatırım ihtiyacı azaldığı için benzer ölçüde de yatırım ödeneklerine olan ihtiyaç azalacak. Dolayısıyla bu bir denge içerisinde ve Kalkınma Bakanlığımızın da bu konuda yaptığı -Hazine Müsteşarlığımızı da takdirle karşılıyorum- çalışmalar sonucunda hayata geçmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkanım, çok affedersiniz…

Sayın Bakan, benim merakım şu: Nihayetinde Maliye Bakanı bütçeyi yönetiyor.

BAŞKAN – Bilahare birlikte konuşsanız Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Önümüzdeki dönem için hani bir rakam verirseniz bize, yoksa ben işin diğer boyutlarını sormadım yani rakam boyutunu bir…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Usta, veririm, merak etmeyin.

ERHAN USTA (Samsun) – Verin, burada verin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin maddeyi okur okumaz sisteme girmesi lazım, ona göre. Daha önceki sisteme girişler sayılmıyor çünkü madde okunmadan önce sıfırlanıyor.

Şimdi, 5’inci maddeyi okutuyorum:

 

 Devlet borçları

 MADDE 5- (1) Devlet borçlarına ilişkin cetvellerde gösterildiği üzere 2016 yılı sonu itibarıyla;

a) 468.644.329.253,18 Türk Lirası kısa, orta ve uzun vadeli Devlet iç borcu,

 b) 290.497.627.718,22 Türk Lirası Devlet dış borcu,

c) 60.748.718.224,00 Türk Lirası Hazine garantili borç,

mevcuttur.

BAŞKAN – 5’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Mehmet Günal’a aittir.

Sayın Günal, buyurun lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bunun girizgâhını yapmıştık ama Sayın Bakan yoktu, doğru söylüyor Erhan Bey. Demek ki biraz daha açıklamamız lazım. Arkadaşlarımızla tartışırken Maliye Bakanlığı yetkilileri de vardı, Sayın Bakan o zaman müsteşardı biz bunu Sağlık Bakanlığıyla tartıştığımızda ve bunun yükleriyle ilgili de hem Hazine Müsteşarlığına hem Kalkınma Bakanlığı Müsteşarlığından arkadaşlarımıza sorduk. Sayın Bakan, buradaki kaygımız, gelecekteki yükümlülük ve şu andaki maliyetin arasındaki uyumsuzluk. Yani 10,5 milyarlık bir şeye 31 milyar civarında bir ödeme yapıyoruz ki bu da şu andaki tahminlerle. Yaklaşık olarak baktığımız zaman...

ERHAN USTA (Samsun) – Dolar değil mi, dolar? 31 milyar dolar.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tabii dolar yani TL’yle olsa 3 misline geliyor şu andaki şeyle ama daha fazlası da çıkabiliyor. Tabii biz bunu tartışırken bunun karşılığında verilen yerler, bunun müştemilatı, tesisleri, yerine verdiğimiz bir sürü gayrimenkulleri de hesaba katarak yapmamız lazım.

Söylediğimiz şuydu: Bu modeli test etmeden yapmayalım. Sayın Cevdet Yılmaz da gelmiş, o da Bakanlığı döneminden biliyor, ona da söylemiştik, Sağlık Bakanlarımıza da söyledik. Maalesef bunda bir ısrar var yani daha açık söyleyeyim, o günkü şartlarda 2 müsteşar yardımcısı arkadaşımız geldi, Kalkınma Bakanlığından da Hazineden de. Garantilerle ilgili olanı Hazineye sorduk, Sağlık Bakanlığı Müsteşarımız da oradaydı, ben de size yeniden rakamları söyleyeyim Sayın Bakan. Siz maliyetleri biliyorsunuz açık bir şekilde. O günkü şartlarda orta ve uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti devletinin kalkınma planlarında ve dönüşüm programlarında koyduğu yatak hedefi yani “Kaç hastaya kaç yatak düşer?” hesabında on binde 30 hedeflediklerini söylemişlerdi, o andaki rakamlarla on binde 26’ydı ama iki yıl içerisinde bitecek Sağlık Bakanlığının mevcut ihale sistemiyle yapmış olduğu yatırımlarla on binde 30’un üzerine zaten çıkıyorduk. İşte burada arkadaşlarımız, “Erhan Bey oradayken yaptı.” diyorsunuz ama Sayın Yılmaz da oradaydı, Yüksek Planlama Kurulu bu 7 tane şehir hastanesiyle ilgili izinleri verirken “yeni yatak kapasitesi yaratmamak üzere” diyor. Siz çok güzel söylüyorsunuz, “Lüks oldu.” İyi, 3 yıldızdan 4 yıldıza çıkarmak için 30 milyar dolar borca mı girelim diyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – 4 yıldız değil ya, 5 yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani örnek... 4’ten 5’e çıkaralım, fark etmiyor ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – 5 yıldız canım, ne 4 yıldızı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, bakın, bunu öyle söylemeyin lütfen, o zaman deyin ki: “Bunun maliyeti şu, biz bundan şu kadar ütüyoruz, kazancımız bu. Özel sektör yaparsa şu kadara yapacak, bunun yıllık faizi budur. Net bugünkü değere getirirsek buradan da şu kadar faiz ödüyoruz, otuz yıl içerisinde ödeyeceğimiz faiz budur.” Yani onu derseniz…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tamam, hepsi var.

ERHAN USTA (Samsun) – Bir şey demiyoruz ki söyle diyoruz biz de.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – “Efendim, sağlıkta dönüşüm yaptık…” Ya, yapmadın işte. Bizi götürüyorsun…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Geri dönüşüm yaptı.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani o dönüşümü yaptığınız zaman onu Sağlık Bakanı anlatsın. Size düşen, bunların bütçeye maliyeti ne olacak, bunun gideri ne olacak, siz bütçeden para verseydiniz, normal yolla yaptırsaydık kaça mal olacaktı; bunun analizlerini yapın, onun için diyoruz. Şimdi laf kalabalığıyla yapmayalım…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kalkınma Bakanlığına soru sorun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hayır, hayır, bunun bir de ikinci boyutu var asıl benim konumla ilgili ama siz söyleyince buraya da tekrar girmiş olduk.

Bunların hepsinin bütçede gözükmesi lazım, bizim yükümüz ne? “Nazım hesaplar” diye bir şey öğrendik muhasebede, sizde de var, Hazinenin rakamlarında da var. Şimdi buraya ben tekrar tekrar bakıyorum, sadece garantili kısmı değil; borç üstlenimleri var, bir sürü şey var, garantileri var ama buraya baktığım zaman, ben gelecek nesil olarak önümüzdeki otuz yılda üstlendiğimi burada sanal da olsa, gerçekleşmemiş de olsa göremiyorum. Gerçekleştiği zaman Hazine koyacak ama muhtemelen… Biz söyledik işte bir önceki maddede konuşurken, 12’nci maddede konuşurken, 4 milyar, 4,5 milyar limit koyduk; şimdi de kesin hesabında yine borçlarla ilgili maddeyi konuşuyoruz.

E, gösterdim, Sayın Bakanım, Sayıştayın raporunda açıkça söylüyor, “Buradaki kayıtlar tam olarak tutulmuyor.” De ki: “Onun söylediği 2 tane örnek var.” Yani diğerlerini de koyduğumuz zaman acaba bu kayıtlar doğru tutuluyor mu? Bunu biz söylemiyoruz, Sayıştayın denetçileri diyor ki: “Şu şu şeyleri inceledik, bunlarla ilgili rakamlarda eksiklikler var.” Biz de diyoruz ki: “Bunu düzgün bir şekilde yapalım. Tamamlanmayanlarla ilgili ısrar etmeyin, önce biten şehir hastanelerini bir görelim.” Başka yollarla yaptığımız yatırımlar daha ucuz olabilir. Bir konjonktürde iyi görünebilir ama bir süre sonra faizler değişir, düşer, lehimize olabilir; yükseldiği zaman aleyhimize olabilir. Dolayısıyla bunları böyle cansiparane savunmak yerine, bize bunun analizlerini söyleyin, deyin ki: “Şunları yaptık, buradan şu kadar kârdayız.” Onu söylüyoruz yani “Köprüde anladık, otoyolda anladık.” dedik ama hasta garantisi verilir mi arkadaşlar ya? Yani ben onu anlamıyorum, bir de bunu savunmayın. (CHP sıralarından alkışlar) Tamam, daha kaliteli hastanemiz olsun, sağlık hizmeti verelim; evet, fizik rehabilitasyon üniteleri de olsun, FTR merkezleri de olsun, yaşlı bakımevleri… Onlara itirazımız yok ki ama bunu yaparken bunun maliyeti ne? Daha düşük bir maliyetle bunları biz, kendimiz yapabilir miyiz? Bunun yanında, verdiğimiz o tesislerin bize getirisi ne olur? Orayı eğer biz işletseydik oradan aldığımız gelirlerle acaba bu hastane yatırımlarını doğrudan ihaleyle yapabilir miydik? Bizim derdimiz o. Söylediklerimiz eleştiri değil, öneri getiriyoruz, diyoruz ki: “Bunlara bir bakın, yurt dışında örnekler var.” “Hepsini birden apar topar bir an önce bitirelim.” demeyin çünkü bir kısmı bitmiş, bir kısmının projesi belli noktaya gelmiş, bir kısmı daha başlamamış, yine “Yapacağız.” dediklerimiz de var. Dolayısıyla bu sistemin verimliliğini sorgulamamız lazım. Bu şekliyle…

Ha, şöyle oluyor: Şimdi, Maliye Bakanlığı bu konuda rahat. Neden rahat? Bütçe açığı az görünüyor. “Bütçeye yük getirmeden yaptım.” diye düşünüyor. Güya şimdi, baktığınız zaman açık rakamı yok. Neden? Şimdi, bu hastanelere para verseydi, her birine her sene bütçede para gözükecekti, ne güzel ama onu sonra ödeyeceğiz, önümüzdeki sene ödeyeceğiz. Bizim vatandaşta alışkanlık var, hep söylüyoruz, işte kredisine sınırlama koyuyoruz, dövizine sınırlama koyuyoruz. Sayın Şimşek açıklama yapıyor, diyor ki: “Efendim, özel sektörün döviz riski biraz çoğalmış, belli bir miktarın üzerinde geliri olmayana limit getirelim.” Güzel. Yani güzel derken bir mantığı var. Peki, aynı mantığı o zaman biz kendimize niye kullanmıyoruz?

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Devlette niye kullanmıyoruz?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani şimdi dolarla sözleşme yaptık, dolarla kira ödeyeceğiz. Dolayısıyla bunlara biraz daha yakından bakıp artık bu kısır çekişmelere alet etmeyelim.

Bakın, diyoruz ki: “Yapısal önlemler almamız lazım.” O nedir? Gelin, buna dedik… Bakanlık bir kamu-özel ortaklığı modeli geliştirdi. Dün, Lütfi Bey buradaydı, konuştuk kendisiyle de o da biliyor, Sayın Yılmaz da biliyor, Sayın Bakan da biliyor aslında. Bir tane çerçeve kanun var, çıkmamış. Dün size buradan okudum yani Kalkınma Bakanlığının kendi çıkardığı raporu okudum. Dağınıklığın neye yol açtığını arkadaşlarımız yazmış. Hâlâ aynı kanunlar duruyor mu? Duruyor. Yönetmeliklerle düzeltiyoruz. Dün itibarıyla –belki dün arkadaşlar dinlememiştir- taze yönetmelik çıktı, 21’inde, yine “Borç üstlenimiyle ilgili otuz gün içerisinde hazineye bildirmek zorunda.” diye. Hâlâ düzenleme yapıyoruz. Yani iki üç sayfalık “içindekiler” kısmı olmuş düzenlemenin. Gelin, bunun, bir oturalım, zararını, faydasını… Bir kısmına üstlenimler yapıldı, evet, projeler yapıldı ama hâlâ devam edenler var, henüz bağıtlanmamış olanlar var. Bu sistemi gözden geçirelim, tartışmayalım çünkü biz her ne kadar “Borç oradan görünmüyor.” desek de bu hesabı yapanlar, bizim kredi notumuza ulaşanlar zaten bakıyorlar, bilanço içi olanları da bilanço dışı olanları da bütün yükümlülüklerimizi de zaten hesaba katıyorlar. Onun için yani burada en fazla faydası -demin dediğimiz gibi- bilançoda fazla borcun gözükmemesi oluyor. Ama bunlar önümüzdeki yıllarda bize sorun olarak döner, ödeme belirsizlikleri sonrasında dışarıdan gelecek birtakım baskılara maruz kalmamıza yol açar.

Bu vesileyle tekrar ediyorum: Sadece bu değil, büyümenin kalitesiyle ilgili konuştuk, baştan beri konuştuk, artık bütçenin son maddelerini konuşuyoruz, kesin hesap da bitince yarın kapatacağız. Gelin, bu sorunları burada samimiyetle tartışalım, yapılması gerekenleri iktidarıyla muhalefetiyle, bütün yapısal önlemleri büyümenin kalitesiyle ilgili, geleceğe yönelik olarak yapılacak olanları da hep birlikte burada yapalım. Bizim görüşlerimiz ülkemizin daha ileri gitmesi için, 2023 hedeflerini geri kaldığımız bazı göstergeleri de bir an önce düzelterek yakalayabilmek içindir. İnşallah bu bütçe bittikten sonra uyum yasalarıyla birlikte yapısal reformlarla ilgili önlemleri de burada hep beraber tartışır ve ülkemizin geleceği için alırız diyoruz.

Bütçenin hayırlı, uğurlu olması diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bekaroğlu, sizin şahıslar adına da konuşmanız var, teamül olmamak kaydıyla birleştiriyorum ben; on beş dakika süreniz var.

Buyurun lütfen.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce Özcan Purçu kardeşime teşekkür ediyorum hem konuşmayı, beş dakikayı bana verdiği için hem de yaptığı güzel konuşmayla ilgili. Elbette Romanlar bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır fakat dezavantajlı grup olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla demokratik, sosyal bir devlet olan ülkemiz dezavantajlı olan gruplardan olan Romanlarla ilgili üzerine düşen her şeyi yapmak durumundadır.

Değerli arkadaşlarım, ben 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın borçlarla ilgili maddesi, 5’inci maddesi üzerinde konuşacağım ama bunu biraz büyüme üzerinden anlatmaya çalışacağım. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde Türkiye yüzde 6,2 oranında büyüyordu, gayrisafi yurt içi hasılası da 231 milyar dolardı, kişi başına millî gelir 3.500 dolardı. Kötüydü çünkü 2001’de büyük bir kriz yaşanmıştı, arkasından Adalet ve Kalkınma Partisi geldi. Dünyada bolluk, genişlik, likidite var, işler iyi gitti, demokrasi yönelimi vardı, Kemal Derviş’in yapmış olduğu ekonomik devrimler vesaire, dolayısıyla kalkınmayla ilgili de, büyümeyle ilgili de önemli mesafeler katedildi. Ve 2005 yılında Türkiye yüzde 8,4 büyümeyle 2002’deki büyüme oranını 1 misli katladı. 501 milyar dolar oldu millî gelir.

2007’de içeride siyasi problemler oldu, sıkıntılar oldu, biraz duraklama, derken 2008-2009 dünya krizi geldi, bahane oldu. Daralma oldu, 2009’da bildiğiniz gibi eksi 4,8 büyüme var. 2010 ve 2011’de bunun baz etkisiyle de yüzde 9 ve 8,8’lik bir büyüme var. 2012’den itibaren ise bir ciddi duraklama, artık içinden çıkılmaz bir duraklama yaşanmaya başladı, işte o meşhur hikâyeler “Türkiye orta gelir tuzağını mı yaşıyor?” filan... Ekonomide değil yani sizin demokrasi, hak ve özgürlükler, serbestlik konusunda da bir duraklama yaşadığınız ortada.

Bunun temel nedeni, değerli arkadaşlarım, o topladığınız paraları -ki o kaynaklar nereden geldi biraz sonra söyleyeceğim- bunları gerçekten katma değer üreten, ciddi bir ekonomiye tahvil edemediniz. Siz, inşaata ve ranta dayalı bir büyümeyi ve borçla yapılan bir büyümeyi tercih ettiğinizden dolayı, evet, dünya krizi, başka problemler filan etkisi var ama temelde bu var. Hâlâ da temel problem budur.

Şimdi, siz 2017’den itibaren, 2019’a doğru giderken yeni bir masal, yeni bir hikâye ortaya koymak… Yine büyümeye dayalı. Çünkü büyüme son derece önemli bir şey.

Değerli arkadaşlarım, şimdi 2016’ya geleceğim. 2016’da 863 milyar dolarlık gayrisafi yurt içi hasıla var. Şimdi buna bakalım. Nasıl oldu bu? Gerçekten buraya nasıl gelindi ki 2017’de 900 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Bakın, siz uygulamış olduğunuz ekonomik tedbirlerle, bütçelerinizle on beş yılda 522 milyar dolar cari açık verdiniz. Bunun 302 milyar dolarını dış borç alarak, 185 milyar dolar yabancılardan geldi yatırımlarla, 70 milyar dolar özelleştirme -geçmişi sattınız- 150 milyar dolar da deminden beri tartışılan bu kamu-özel ortaklığı. Biz buna geleceği satmak diyoruz. Bu şekilde geldi.

Şimdi, bakın, bu büyüme içeride üretilen değerlerden filan değil. Yani bütünüyle bu rakamlar açık ortaya koyuyor ki bu “Yedi düvel”, işte “Düşmanlarımız” “Kökü dışarıda” filan dediğiniz ülkelerden almış olduğunuz borçlarla olmuştur. Yani bu büyüme, kökü dışarıda bir büyüme değerli arkadaşlarım. Başka bir şey daha var yani, siz bununla yetinmediniz, o da Adalet ve Kalkınma Partisinin, her konuda olduğu gibi ekonomi konusunda da gerçekliği bozmak, eğmek, bükmek, dev aynasında -dev aynasının bir ismi de çukur aynadır değerli arkadaşlarım- göstermekte üzerine başka siyasi ekip gelmedi.

Bakın, TÜİK 2007 ve 2016’da “yeni seri” diye düzeltmeler yaptı değerli arkadaşlarım. Bir sefer 126,3 milyar dolar, ikinci seferde 141,8 milyar dolar ekledi; toplam 268 milyar dolar. Bunu çıkardığınız zaman, sizin, işte, büyüme 800-900 milyar dediğiniz şeyin, 3,5 kat dediğiniz şeyin gerçek olmadığı ama 2002’den bu yana -gerçekçi- 1,5 kattan biraz daha fazla büyüme olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Arkadaşlar, bu TÜİK’in marifeti bundan ibaret değil. Enteresan bir şey yaptı bu TÜİK 2016’da, dedi ki: Türkiye’nin tasarrufu öyle sandığınız gibi yüzde 14 filan değil. Önce çıktı, işte, “Türkiye’nin tasarrufu yüzde 22.” dedi, şimdi de “ yüzde 24,9” diyor. Bu tasarruf dediğimiz şey önemli bir şey değerli arkadaşlarımız. Hani, “Tasarruf yok.” falan diyorduk ya, doğru değilmiş. TÜİK çıktı “Hayır, tasarruf var.” dedi. OECD ortalaması yüzde 21 bu tasarrufun değerli arkadaşlarım. Borç aldığımız ülkelerde bile yüzde 25 değil. Peki, o zaman soruyorum: Türkiye’nin yüzde 25’e yakın tasarrufu varsa Sayın Bakanım, niye borç alıyorsunuz? Anlaşılır gibi değil. 226 milyar dolar tasarruf olması lazım böyle durumlarda. Türkiye'nin gayrisafi millî hasılaya oranladığınız zaman 226 milyar dolar tasarrufu olması gerekiyor ki başka hiçbir şeye ihtiyaç kalmasın.

Değerli arkadaşlarım, sizin bu dışarıdan aldığınız paralara da ödediğiniz faizler burada. Bu sağ taraf sizden önceki on beş sene, sol taraf da sizden sonraki, sizin iktidarınızdaki on beş sene. Hoca gelseydi şimdi, size “Sizi gidi faizciler, sizi.” derdi değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, 139,5 milyar dolar, yabancıların aldığı iç borçlanma senetlerine verdiğinizi de saydığımız zaman 193 milyar dolar dışarıya faiz ödediniz on beş senede, içeriye de 811 milyar dolar faiz ödediniz değerli arkadaşlarım. Tamam, büyüme bu. Siz “3,5 kat.” diyorsunuz ama gerçek öyle değil, tamamen TÜİK’in üflemesi bu, 1,5 kattan biraz fazla büyüdünüz.

Peki, bu kimin büyümesi arkadaşlar, nasıl bir büyüme? Bu büyüme sonucunda toplumsal kesimler ne almış, şöyle bir bakalım. Mal ve servet dağılımıyla ilgili araştırmalar içeride yapılmıyor, TÜİK böyle bir şey yapmıyor ama bazı uluslararası kuruluşlar var, bunlar yapıyorlar. Mesela, Credit Suisse’in araştırması var. Türkiye 2002 yılında en zengin yüzde 1 mal ve servet dağılımında yüzde 39,4 pay alıyormuş değerli arkadaşlarımız; 2016 yılında bu pay yüzde 54,3 oldu değerli arkadaşlar. Yani en büyükler -hani yüzde 1, yüzde 99 şeyi var ya- en büyük pay almış. Sizin on beş yıldır yaptığınız 15 tane bütçenin sonucunda bu olmuş. Mal ve servet dağılımının en bozuk olduğu ülkeler sıralamasında 6’ncıyız. Dünya servetinden de 2002 yılında binde 4 pay alıyormuşuz. Bu kadar büyümeye, bu kadar laflara rağmen, şu anda da aldığımız pay aynı, bir şey değişmemiş.

Bir de gelir dağılımına bakalım değerli arkadaşlarım. Bu konuyla ilgili de çok sağlıklı araştırma yok Türkiye’de ama Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2012 yılında bir araştırma yaptı ve şöyle bir sonuç buldu: “Ailelerin yüzde 61,6’sı yoksulluk sınırının altında yaşıyor.” dedi. Hemen sitesinden o çalışmayı kaldırttılar, “Bu iş onun işi değil, TÜİK yapacak.” falan dediler ve ondan sonra bir daha o araştırmayı yapmadı. Kim yaptı o araştırmayı? TÜİK yaptı. Ama neleri verdi, bakın, ona bakalım. En düşük yüzde 20 gelirden yüzde 6,2’yi alıyor, en yüksek yüzde 20 yüzde 47,2’yi alıyor. Biri 7,7. Doğru mu yanlış mı? Daha ince baktığımız zaman, en düşük yüzde 5 ve en yüksek yüzde 5’in farkına baktığımız zaman aradaki fark 24 kat oluyor değerli arkadaşlar. Ama ben size bir hesap yapacağım, hiç TÜİK hesabı filan değil, siz de katılacaksınız. 2016 Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası üzerinden baktığımız zaman millî gelir kişi başına 10.807 dolar. Dört kişilik aileyi hesapladığınız zaman 43.228 dolar. Yani 166.400 TL, aylık 13.860 TL. Şimdi, Allah için söyleyin, Türkiye’de kaç tane haneye 13.860 TL giriyor değerli arkadaşlar, kaç aile var; gelin söyleyin. Kimin bütçesi bu? Bunun kimin bütçesi olduğu görülüyor. Bu bütçe yüzde 10’un bütçesidir, yüzde 10. Yüzde 90 yani 70 milyon insan bu ülkede sanki yok gibi davranılan bir bütçedir değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Başka bir şeye bakalım -siz hep 2002’yle karşılaştırıyorsunuz ya- 2002’de gayrisafi yurt içi hasıla 230 milyar dolar, işsizlik oranı 10,8; 2016’da 863 milyar dolar -şişirilmiş filan ama öyle olsun- işsizlik oranı 10,9 değerli arkadaşlarım. Peki, nüfus ne kadar artmış? 66 milyondan 79 milyona, yüzde 21,5. Peki; 3,5 kat büyüdüyseniz nereye gitti bu para, niye işsizlik oranında bir değişiklik olmadı? Demek ki istihdama katkı sağlayan bir büyüme değil, bu büyüme işsizler için bir büyüme değil.

Peki, çalışanlara bakalım. 29 milyon insan çalışıyor Türkiye’de, 3 milyon 400 bini devlette çalışıyor, 12 milyon emekli var. “2017’de büyüme yüzde 7, gayrisafi yurt içi hasıla 900 milyar dolar olacak.” diyorsunuz. Bütçe de 200 milyar dolara yakın. Peki, bu insanlara ne ayırdınız değerli arkadaşlarım; enflasyonun yüzde 13, faizlerin yüzde 15 olduğu, kurun uçtuğu, ne olacağı belli olmadığı yerde ne ayırdınız? Memur ve emekliye yüzde 4 artı 3,5. Asgari ücretliye ne verecekler? Enflasyon oranında mı verecekler, ne verecekler belli değil.

“Fedakârlık yapın.” diyorsunuz. Bakın, o yüzde 1’ler, yüzde 5’ler, en zenginler fedakârlık yapmıyor. Asgari ücretliye “Fedakârlık yapın.” diyorsunuz, 1.404 lira alan insanlara “Fedakârlık yapın.” diyorsunuz. Böyle bir siyasi heyetle, on beş senelik Hükûmetle karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım.

Bir de giderlere bakalım. Vergiyi kimden alıyorsunuz? Verginizin neredeyse yüzde 70’i dolaylı vergi; en garibandan, en düşük geliri olandan da aynı vergiyi alıyorsunuz. 22 çeşit vergi var -yani isimlerini okumayayım, zaman şey yapıyor- ama asgari ücretten vergi alıyorsunuz siz yüzde 15 ve eylül ayı gelince de yüzde 20’ye çıkıyor. Kurumlar vergisi de… Türkiye’de, eskiden, siz geldiğinizde 6 tane dolar milyarderi vardı, şu anda 32 dolar milyarderi var, onların büyük holdinglerinden de yüzde 20 vergi alıyorsunuz. Siz böyle bir heyetsiniz değerli arkadaşlarım.

Peki, vergi cennetlerine giden… Bu konuyu açtığımız zaman çok kızıyorsunuz, ben de korkuyorum, onun için vergi cennetlerine gidenlere, kaçırılan vergilere bir şey demeyeceğim.

Borçlar meselesine gelelim, ben borçlar maddesinde konuşuyordum, tekrar dönelim. IMF’ye borç veriyoruz. Öyle ya, tasarruf yüzde 25.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Kötü mü? Kötü mü?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Çok iyi tabii ya! Yalan, yalan, yok böyle bir şey. (CHP sıralarından alkışlar) Olmaz böyle bir şey ya, millete böyle şeyler söylenmez. IMF’ye borç…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Neresi yalan? İspat et.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ödediğiniz faiz orada.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Siz uçan kuşa borçlusunuz. Bakın, 2002’de iç borç 254 milyar, 2017’de 530 milyar lira.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Vallahi ayıp, ayıp!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Dış borç 2002’de 144 milyar.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Bunlar özel şirketlerin borçları, özel şirketlerin.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Özel şirket kimin şirketidir?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Hükûmetin değil özel şirketlerin borçları, yatırım için güvence verilen borçlar.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Şimdi geleceğim oraya. 2017’de…

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Doğruyu söyleyin, bunlar güvence verilen borçlar.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Söylüyorum bakın, 2017’de toplam borç 432 milyar dolar, kamunun 130, özelin 302; doğru.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Her şeyiniz yalan yanlış.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – 2018 yılında değerli arkadaşlarım, 161,1 milyar dolar borç ödemek durumundasınız. Cari açığı da buna eklediğiniz zaman 200 milyar dolar lazım, değil mi yani? Bizim tasarrufumuz yüzde 25, evet. Söyleyin yani istediğiniz gibi söyleyin.

Peki, kişi başına borç ne? 6 bin dolar borçla doğuyor çocuklarımız. Hane halkı borcu 2002’de 6,7 milyar dolarken 2017’de 77 milyar dolar oldu değerli arkadaşlar. Hani tasarruf? Hani tasarruf yüzde 25’ti?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Borç üstüne borç.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sen “finans yönetimi” diye bir şey okudun mu sayın vekilim? “Finans yönetimi” diye bir şey biliyor musun?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ama deniz bitti. Bakın, Melih Gökçek Ankara’ya deniz getirecekti, ömrü yetmedi ama AK PARTİ Hükûmeti şimdi deniz getiriyor. (CHP sıralarından alkışlar) Neyle getiriyor size söyleyeyim: Önümüzde üç tane kara delik açıyorsunuz.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – “Finans” diye bir şey biliyor musun? Sen doktorluktan anlat.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bunlardan bir tanesi Kredi Garanti Fonu. Hani “Borç bizim değil, borç devletin değil özel sektörün.” diyorsunuz ya değerli arkadaşlarım...

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Hazine kefil.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Kredi Garanti Fonu ne, Kredi Garanti Fonu? Artık özel sektör para bulamadı, Hazine garantisiyle 220 milyar TL dağıttınız. “Yüzde 11,1” dediğimiz, 2016’nın baz etkisinin yanında bu dağıttığınız paralarla oldu ve bunun geri ödemesi geliyor. Ne kadar ödüyor, nasıl ödüyor bunları göreceğiz.

Başka özel bir durum var, onu arkadaşlarım çok konuştu, kısa keseceğim. Bu kamu-özel, hani devlet kasasından 5 kuruş çıkmıyor. Bakan dedi ki: “Şimdi çıkmaya başladı.” Doğru. 200’ü aşan, 60 milyara yakın -şimdilik- yatırıma 150 milyar dolarlık Hazine garantisi verilmiş durumdadır. Devletin borcu değil bunlar, öyle mi? Hazine kimin hazinesi değerli arkadaşlarım? 2018 yılı bütçesinden 6,2 milyar dolar ayırdınız.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – O kâğıtları eline kim tutuşturduysa yanlış yorumluyorlar, hepsi yanlış.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bakın, merkezdeki hastaneleri yıkıp, orayı ranta dönüştürüp, şehirden 20-30 kilometre uzaklarda devasa hastaneler yapıp hasta garantileri, geçiş garantileri vererek geleceğimizi satıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Helal olsun millete.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bakın, geldiniz milyarlarca, yüz milyarlarca borç alarak; geçmişi, bütün değerleri sattınız.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Sallıyorsun, sallıyorsun, sallama!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Yetmedi, şimdi geleceği satıyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Yetmedi, bir de Varlık Fonu diye bir şey var. Varlık Fonu’yla da bakın, madde aynen böyle: “Finansmanı sağlarken Türkiye Varlık Fonu portföyü üzerinde teminat, rehin, kefalet, ipotek tesis edebilir.” Benim ÇAYKUR’umu ipotek edecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bir dakikada bitireyim.

BAŞKAN – Tamam, bir dakika da benden olsun, on altı dakikaya çıktı.

Buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Siz Türkiye'de sattığınızı sattınız, kalanı da artık ipotek edeceksiniz, borç para bulacaksınız ve ne yapıp edip 2019’a çıkacaksınız. Niçin? Siz demokrat filan değilsiniz, muhalefeti göze alamıyorsunuz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ne bu saldırganlık ya?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – “İlla da ve illa da, Türkiye yansa da batsa da iktidarda kalacağız.” diyorsunuz ama bu anlamda da deniz bitti değerli arkadaşlarım, geçmiş olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Rehavet size ait bir şey. AK PARTİ dinamik, çalışkan bir parti. Rehavet sizin üzerinizde Sayın Bekaroğlu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Biz demokrat bir partiyiz. Türkiye'de zamanı geldiği zaman seçimler yapılır, bütün bu tezler, bütün bu anlayışlar ortaya konulur ve millet bir değerlendirme yapar. 2019’da kararını verecektir. Bize yetki verirse biz ülkeyi yönetmeye devam ederiz; değilse, ne karar verecekse ülke o şekilde devam edecektir.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu açıdan, demokratlığımızı Sayın Bekaroğlu tartışmaya açamaz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gruplar adına son söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’a aittir.

Sayın Toğrul, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır, lütfen bitirelim süresinde.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve Genel Kurulun sevgili emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hak arama olanaklarını sınırlandıran, tümüyle tedbirlere dayalı bir devlet mekanizmasıyla karşı karşıyayız. Bu yönüyle 12 Eylül askerî döneminden çok daha ağır bir dönemi yaşıyoruz. Hayatımızın her alanındaki normlar ortadan kalktı. Gündelik hayatımızdaki normlardan tutun da devlet mekanizması içindeki yargı normlarına kadar normlar tamamen yok oldu. Bu açık bir faşizmdir. OHAL rejimi ve çıkarılan KHK’larla ülke tam bir faşizm cenderesine alınmış, tüm yurttaşlık hakları askıya alınmış, Parlamento tek bir zatın ağzından çıkan talep ve ihtiyaçlara göre çalışmaya programlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, bundan otuz dokuz yıl önce Maraş’ta yüzlerce insanımızın katline neden olan, binlerce insanımızı yaralayan ve 500’ün üzerinde esnafın dükkânının yakılıp yıkılıp talan edildiği bir dönem… Otuz dokuz yıl geçti, Maraş hâlâ kanıyor.

Değerli arkadaşlar, bu katliama neden olan koşulları ve arkasında yatan nedenleri araştırmak üzere biz Meclis Başkanlığına bir araştırma önergesi verdik.

SALİH CORA (Trabzon) – Ne zaman?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Meclis Başkanımız “Maraş katliamı” dediğimiz gerekçesiyle İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre kaba ve yaralayıcı bir dil kullandığımızı ifade etti.

Ne zaman? Daha geçen hafta bana iade edildi sevgili vekilim, burada, verdiğim önergede.

Değerli arkadaşlar, hâlâ Maraş’ta insanların mezarları kayıp ve Aleviler Maraş’a gidip en azından o acının yaşandığı yere bir karanfil koymak istiyorlar, Sayın Vali yasaklıyor. Bakın, oraya gidenler kim? Bu katliama maruz kalan aileler, Alevi kurumları ve Alevi dostları. Serbest bırakıldığında bugüne kadar hiç kimsenin burnu kanamamış ama yasaklanmaya alışılmış bir şekilde her yıl Maraş Valisi anmaları yasaklıyor.

Değerli arkadaşlar, Alevilerin sorunu Maraş halkıyla değil, “Bu katliamı yapan Maraş halkıdır.” diye asla bir iddiaları yok ama en azından insanların acısını yaşaması için, bir daha katliamların yaşanmaması için tüm toplum bilimciler hafızanın taze tutulmasını ve bu anmalara müsaade edilmesini söylerler ama biz ısrarla öteden beri maalesef yasaklıyoruz.

Aynı şeyi, Roboski’yle ilgili bir arkadaşımız araştırma önergesi verdiğinde… Bakın, 34 gencecik çocuğumuz sınırda uçaklarla bombalanırken o önergeye de… 34 insanın uçaklarla öldürülmesi bir katliam değil mi değerli arkadaşlar? Aynı mealde verilen bir önergeyi de yine, Meclis Başkanımız kaba ve yaralayıcı diye iade etti.

Değerli arkadaşlar, AKP’li sözcüler her konuştuklarında şunu söylüyorlar: “Biz vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmıyoruz, kesinlikle herkese eşit mesafedeyiz.” Şimdi, Maraş’ta yaşananlardan dolayı bugüne kadar hiç kimse, hiçbir iktidar Maraş halkından özür dilemedi, Alevilerden özür dilemedi, hâlâ çeşitli yerlerde Maraş anması hatırlatılırcasına Alevilerin kapılarına kırmızı çarpı işareti konuluyor. Herkese eşit davrandığınızı söylüyorsunuz…

SALİH CORA (Trabzon) – Kışkırtıcılık yapma.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - …ama örneğin Alevilerin nasıl inanacaklarına ve nerede inançlarını yaşayacaklarına devlet olarak siz karar vermek istiyorsunuz. Örneğin, cemevlerinin hâlâ yasal ve hukuksal bir statüsü yok. Örneğin, kamuda hâlâ Aleviler önünde ciddi engeller var değerli arkadaşlar. Bu memlekette, nereden bakarsanız bakın 10 milyonun üzerinde Alevi var, bir Alevi rektörün olmaması, bir Alevi valinin olmaması acaba tesadüf müdür?

SALİH CORA (Trabzon) – Ayrımcılık yapmayın.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Ayrımcılık, işte bunun neden olduğunu araştırmamaktır.

SALİH CORA (Trabzon) – Hak eden hak ettiği yere gelsin.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Bugün eğer devletin üst düzeylerinde bir Alevi yönetici yoksa o zaman gerçekten burada bir sorun var demektir.

Bir diğer önemli mesele, AİHM kararları var değerli arkadaşlar, zorunlu din derslerine karşı. Aleviler, çocuklarını başka bir mezhebin öğretisine göre değil, kendi inanç ve öğretilerine göre okutmak istiyorlar. AİHM’in kararları var ama maalesef uygulanmıyor. Aleviler zorunlu din derslerine mahkûm bırakılıyor. Şöyle denebilir: “Efendim, Alevilerin bir kısmı din dersi almak istiyor.” Serbest bırakın, göndermek isteyen aileler göndersin arkadaşlar, bunda hiçbir beis yok. Ama kimse bu konuda iddia edemez, eğer Alevilerin sorunları yoksa AKP iktidarı neden 7-8 tane çalıştay yaptı? Romanların sorunları yoksa neden Roman çalıştayı yaptı? Kürt meselesi bu ülkenin kanayan yarası değilse neden bir çözüm sürecine girdik? Bunların hepsi bu ülkede bir gerçekliktir; yok sayılarak, görmezden gelinerek üstü kapatılamaz; yok sayılmış olmaz, gerçeklik, hakikat ortadan kalkmaz değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bir diğer önemli mesele bugün cezaevlerinde yaşanıyor. 12 Eylül askerî cunta dönemini hatırlatırcasına bugün cezaevlerinde çıplak arama yapılmak isteniyor, askerî düzende sayım almak isteniyor. Çıplak aramaya sadece hükümlü ve mahkûmlar değil, aileleri, ziyaretçileri de maruz kalıyor ve çoğu tutsak, ailelerinin böyle bir durumla karşılaşmaması için cezaevlerine ailesinin gelmesini istemiyor.

Değerli arkadaşlar, hapishanelere Kürtçe kitap sokulmuyor. Kendi aralarında Kürtçe konuşan mahkûmlar çeşitli disiplin cezalarına çaptırılıyorlar. Bakın, bu konuda bize gelen bir bilgi: Türkçe bilmediği için, diğer mahkûmlarla Kürtçe konuştuğu için “İnfaz memuruna hakaret etti.” diye o mahkûm işkenceye maruz kalıyor, hücre cezasına çarptırılıyor. Hiç Türkçe bilmeyen bir kişi, sayımda bir başka mahkûmla konuştuğu için “Burası Türkiye, Türkçe konuşacaksın.” denilerek tehdit ediliyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Mahkemelerde Kürtçe savunma yapılabiliyor.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sağlık sevkleri nedensiz geciktirilmekte, sağlık arayışı bir işkenceye dönüştürülmektedir. Daha dün söylediğiniz konuyla ilgili Manisa mahkemesinde yürüyen davada, Kürtçe ifade verme talebi örgüt propagandası olacağı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu sayın vekilim.

SALİH CORA (Trabzon) – Yanlıştır, olmaz öyle bir şey.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – “Olmaz.” diyorsun, oldu ama.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Oldu, oldu.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir diğer mesele de taşeron meselesidir. Bakın, bu taşeron meselesi öyle zor, üstesinden gelinmez bir durum değil. Eğer siz, aynı koşullarda çalışan bir kadrolu memur ile taşeronun sosyal güvenlik haklarını, ücretlerini eşitlerseniz zaten otomatikman o meseleyi çözmüş olursunuz ama siz ne yapıyorsunuz? Hukuktan kaçırmak istiyorsunuz. 12 maddelik bir tasarı hazırlandığı söylenmişti ama şimdi KHK’yle getireceksiniz.

Değerli arkadaşlar, AKP iktidarı artık geleceğe dair vizyonunu tüketmiştir, bütün çaba ayakta kalmaya dönüktür ancak sona ve tükenişe doğru gitmektedir. KHK ve OHAL rejimiyle daha ne kadar ayakta kalabilirsiniz? Kaçınılmaz sonu sizler de yaşayacaksınız diyorum.

İyi geceler diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına son konuşmacı Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal.

Buyurun Sayın Soysal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle sizleri, sizlerin nezdinde aziz milletimizi ve Bozok Yaylası’nın yiğit evlatlarını saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım; AK PARTİ on beş yıldır iktidarda. On beş yıl süre içerisinde bu ülkede -yaklaşık hesapla söylüyorum- 980 -eski hesapla- katrilyon hizmet üretti, eser üretti. Tabii, bunları yaparken zaman zaman, belki de sık aralıklarla birçok badirelerle karşılaştı, ön kesmelerle karşılaştı, darbelerle karşılaştı, kalkışmalarla karşılaştı ve bunları daha da çoğaltabilirsiniz.

Ben bu kısa süre içerisinde kronolojik olarak -malum, hafızayıbeşer nisyan ile maluldür, bizler çok çabuk unutan bir milletiz- hatırlatmak adına, AK PARTİ hükûmetleri üzerine yapılan bu hesapları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yıl 2003, daha iktidar olalı altı ay olmuş. Sabah kalkıyorsunuz, bir gazetenin manşetiyle karşılaşıyorsunuz. Aynen manşette şu var: “Genç subaylar tedirgin, rahatsız.” Tabii, bu manşetin ne demek istediğini siz hepiniz anladınız ta o zamandan itibaren, birilerine mesaj gönderildi. Niye? Altı ay içerisinde ufak ufak kıpırdanmaya başlanan, bir şeyler yapmak için uğraşan, acil eylem planları yapan bir hükûmet vardı çünkü ama başarılı olamadılar tabii. Arkasından, yine planları yapılan Ayışığı, Yakamoz gibi darbelerle karşılaştık. Farkına varmadık ama o darbe planları yapıldı ama beceremediler, yapamadılar.

Yine -sırasıyla söylüyorum- yıl 2007’ye yaklaşırken cumhuriyet mitingleri düzenlendi bu ülkede. Neden acaba, neden? Millî Görüş kökeninden gelen, imam-hatip mezunu, eşi kapalı birinin Cumhurbaşkanı olmasını istemedi birileri. Bunun için de belirli STK’larla, belirli kısım çevrelerle, belki de böyle dolma şeylerle, taşıma kişilerle birçok ilde mitingler düzenleyerek birilerine mesaj vermek istediler ama başaramadılar.

Tabii, onların düşünemediği, hesap edemediği bir şey vardı: Bu milletin duası ve desteği bizim arkamızda oldu her zaman, onu düşünemediler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir de, en önemlisi de Yüce Allah bizimle beraberdi, her zaman yanımızda yardımcımızdı, bunu hesap edemediler.

Tabii, süre ilerlerken Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündeme geldi. Biliyorsunuz, 2007’nin Nisan 27’sinde oylama yapıldı. Altı ay öncesinden, kendisinin hukuk duayeni olduğunu iddia eden bir hukukçu çıktı ve şunu dedi: “367 kişiyi eğer siz Mecliste tutamazsanız Cumhurbaşkanı seçemezsiniz.” Kim olduğunu biliyorsunuz; Sabih Kanadoğlu. O zamanın Genel Başkanı -Allah şifa versin- dedi ki: “Bu söylenen söze dikkat edin. Kıymetli bir söz söylendi, ona sahip olun, dikkat edin.” Ve seçime gidildi, 27 Nisanda oylama yapıldı, 357 oy alındı. Aynı gün muhalefet partisi buradan, Meclisten aldığı tutanakla Anayasa Mahkemesine başvurdu ve aradan daha dört gün geçmeden karar verildi 1 Mayısta, dedi ki Anayasa Mahkemesi: “Kanadoğlu doğru söylüyor, 367 kişiyi siz burada tutacaksınız.”

Kaos oluşturmak istediler, Meclis tıkandı, Cumhurbaşkanı seçilemedi biliyorsunuz. Ne yapıldı o dönem? Hükûmetimiz oturdu, düşündü, konuştu, bir karar aldı: “Halka gideceğiz. Madem siz Meclisten Cumhurbaşkanı seçmek istemiyorsunuz, o zaman biz de halkımıza gideceğiz, referandum yapacağız, halkımız seçecek Cumhurbaşkanını.” Bu sefer yine itiraz ettiler, bir yerlere yine mesaj gönderdiler, dediler ki: “Halk da seçmesin.” “E, ne yapalım o zaman? Mecliste seçtirmiyorsunuz, ‘Halk da seçmesin.’ diyorsunuz, o zaman bir yol göstermeniz lazım.” Gösteremediler, referanduma gidildi ve yüzde 68 ezici bir çoğunlukla referandumdan “Evet” çıktı ve malum olduğu üzere, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini oylayacak hâle getirdiniz elhamdülillah yani bu da muhalefetin, tabii, katkılarıyla oldu. Tabii, hesap tutmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Bir dakika daha…

BAŞKAN – Tamam da beş dakikada ancak 2007’ye geldiniz Sayın Soysal. Bir dakikada bakalım, bugüne gelmeniz lazım.

Buyurun.

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Hemen hızlanıyorum.

Şimdi, o zaman şöyle yapalım: 2013’ün Mayısına gelelim ve burada ben kısaca özetleyip bitireyim.

2013’ün Mayısı çok önemli bir ay arkadaşlar. 2013 Mayıs ayı, biliyorsunuz, IMF’ye olan borcumuzun son taksitinin ödendiği 14 Mayısı içeriyor. IMF’yle bağımızı kopardık ve IMF rahatsız oldu, dedi ki: “Biz sizle alakamızı, ilgimizi kesmek istemiyoruz.” “E, o hâlde ne yapalım?” “Siz borç almak istemiyorsanız bize borç verin.” dediler, 5 milyar dolar borç istediler ve biz de kabul ettik. Hazırlıklar bitmek üzere, o borç verilecek. Nerede biraz önceki konuşmacı arkadaşımız? Yok burada. 5 milyar dolar borç veren bir ülke hâline geldiğimizi de burada kayıt altına alıyorum değerli arkadaşlar.

Başka ne oldu mayısta? Mayısta faizler 4,6 olmuştu değerli kardeşlerim; 4,6. Dolar 1,840 TL, borsa 93 bin, rekor kırıyor, yükseliyor ve başka bir şey daha oldu. Bakın, bu çok önemli, bunu lütfen hafızalarınıza yazın. 120 katrilyonluk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Bir dakika daha…

BAŞKAN – Bitirin efendim, lütfen. 2013’e ancak gelebildiniz şimdi de. 2017’ye gelmeniz için çok zaman lazım.

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Tamam, bitiriyorum, bir dakika, son.

BAŞKAN – Bitirin lütfen, lütfen…

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, yine mayıs ayında mucizevi bir şey oldu, 120 katrilyonluk biz ihale yaptık. Neydi onlar? Üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, Marmaray ve nükleer enerji santralinin ihaleleri yapıldı. Tabii, şimdi şahlanan bir Türkiye var mayıs ayında, her şey mükemmel. Hatta size şunu söyleyeyim: Faizler 4,6 demiştim. Ben, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiydim, Merkez Başkanı o zaman demişti ki bize brifing verirken: “Hükûmetimiz iki ay daha bu faizlere sahip çıksın, 3 ya da 3,5’e düşüreceğiz faizleri.” Bakın, nereden nereye.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocam, onun altından çok sular geçti.

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) - Ama maalesef birileri rahatsız oldu bu güzel gidişattan. Daha on beş gün geçmeden 27 Mayısta maalesef 3-5 ağacı bahane edip bu milletin başına Gezi olaylarını musallat etti birileri. O birileri kim, sizler benden daha iyi biliyorsunuz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Onu Genel Başkanınız yaptı, Genel Başkanınız.

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) - Tabii, söylenecek çok şey var, daha işin yarısına geldik ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) - Evet, inşallah, devam eden başka bir konuşmada devam edeceğim.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sağ ol Ertuğrul Bey, sağ ol!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sosyal. Yine 2013’te kaldınız, teşekkür ediyoruz. 2017’ye gelemedik.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN - 60’a göre söz talebiniz var, bir dakikada tamamlayalım.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’ın 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sayın hatibin konuşmalarını çok dikkatle dinledim. Sayın hatip tarihi işine geldiği şekilde yorumluyor. Balyoz ve Ergenekon davalarını hatırlıyor musunuz?

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Hatırlıyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Balyoz ve Ergenekon davalarında Zekeriya Öz’ü “Bizim savcımızdır.” diyerek, Cumhurbaşkanınız, Başbakanınız, hepiniz, Hükûmet de arkasında durarak kahraman yapıp da Balyoz ve Ergenekon davalarında PKK’lı Şemdin Sakık’ın gizli tanıklığıyla bu ülkenin Genelkurmay Başkanını altı yıl hapiste tuttuğunuzu hatırlıyor musunuz?

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Altı yıl değil, fazla söylediniz, altı yıl değil, yanlış.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bakın, suratınız nasıl değişiyor. Hatırlıyorsunuz değil mi?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Şartlar öyle gerektiriyordu, siz onu anlamazsınız, siz onu anlayamazsınız.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Fetullah Gülen cemaatiyle ilgili, o dönemde içeriye bu ülkenin Genelkurmay Başkanını koydunuz, Atatürkçü subaylarını koydunuz, bu ülkeyi savunan subayları koydunuz. Onların yerine getirdiğiniz general ve subayların darbe kalkışması yapıp da -sizin sayenizde- 250 şehit verdirdiğini hatırlıyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu ülkenin savcısını -Sayın Hatip, böyle göz kırpmakla olmuyor bu işler- bu ülkenin hâkimini Habur Sınır Kapısı’na götürüp de oradan militanları içeriye aldırıp, tüneller kazdırıp, silah, mühimmat yığdırıp genel başkanınızın söylediğiyle “Biz burada onlarla konuşurken onlar orada güçlendiler, tüneller kazdılar.” dediniz ya, binlerce insanın hayatına ve binlerce şehrin yok oluşuna neden olduğunuzu hatırlıyor musunuz?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Hayır, öyle bir şey yok.

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Öyle bir şey yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sizin kürsüden konuşacak hâliniz mi var sayın hatip?

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş, siz de 60’a göre sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, şunu bir ortaya koymak gerekiyor. Sayın grup başkan vekili, Balyoz ve Ergenekon, o davalarla alakalı bazı ifadelerde bulunuyor ama aynı süreci yöneten ve bunun, daha sonra, işte, kumpas olduğunu, sonra, yargılamaların tekrar yapıldığını ve orada kararların yeniden verildiğini gördük, şahit olduk. Onu yapanlara ateş püskürüyor ama 17-25’te yapılan, aynı kurgu, aynı senaryo aynı yapı tarafından organize edilmiş. “17-25 doğru.” diyor, öyle yaklaşıyorlar ama “Bu, yanlıştı.” diyor. Şimdi, burada bir karar vermek lazım. Eğer siz burada bunu reddediyorsanız “Bunu FETÖ organize etti.” diyorsanız o zaman 17-25’e niye sahip çıkıyorsunuz? O zaman onu da FETÖ yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen siz de toparlayın cümlelerinizi.

Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Çünkü bu, Hükûmete karşı bir operasyondu. Kaldı ki Sayın İlker Başbuğ’la alakalı Cumhurbaşkanımızın o dönemki açıklamaları ortadadır, lütfen onlara herkes dikkatlice baksın neler söylemiş, defaatle açıklamaları var İlker Başbuğ’la alakalı.

Bir diğeri, bu terörle alakalı… Şimdi, ben bu konuda defaatle şunu ifade ettim: Türkiye’nin terörle mücadelesi var, Türkiye teröre karşı bir mücadele vermektedir, hem Kürt vatandaşlarını hem Türk vatandaşlarını bundan korumak istemektedir. Bu, bir devletin yapması gereken bir şeydir. Ama biz terörle mücadele ederken, terör örgütünün kendisine bir hükümdarlık kurmak adına çalıştığı bölgede devlet kolluk kuvveti marifetiyle gereğini yapmıştır. Fakat şuna üzülüyorum: Devlet o gün bu imkânlarla mücadele ederken…

Bakın, “Sur” demişim bugün. Cizre Raporu, Zeynep Altıok -imza sahiplerinin bir tanesi veya hazırlayanlardan bir tanesi- orada “Devlet orantısız güç kullandı.” diyor.

Bakın, bu Avrupa Birliğinde Türkiye'ye karşı hazırlanan raporla aynı dildir. Sayın grup başkan vekilinden rica ediyorum, o rapora baksın. Kendisinin hassasiyetlerini biliyorum, baksın o rapora ve hâlen sitede. O zaman biz meseleye hangi açıdan bakıyoruz? Yani bugün böyle bakalım, yarın böyle bakalım; böyle mi yaklaşacağız hadiseye? Dolayısıyla Türkiye'nin hep birlikte mücadele ettiği noktalarda bence tutarlı davranmamız gerekir kanaatindeyim.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum, söz almayacağım uzatmamak için Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bakışı çok nettir. FETÖ bir terör örgütüdür, Fetullahçı terör örgütünün Türkiye'de var olmasına, gelişmesine, yükselmesine ve devletin makamlarını ele geçirmesine neden iktidar partisi AKP’dir, bu kadar net bakıyoruz. Bu Balyoz ve Ergenekon davalarında Atatürkçü subayların oraya konulmasının tek bir nedeni vardır: Sayın Cumhurbaşkanı, Zekeriya Öz’e ve Fetullah Gülen’e sahip çıktığı kadar bu ülkenin genelkurmay başkanına sahip çıksaydı bugünlere gelinmezdi.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, kayıtlara geçmiştir.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Sırayla sisteme giren sayın milletvekillerine soru sorması için söz vereceğim.

Sayın Bakır, sizden başlıyoruz.

Buyurun.

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bayan Futbol 3. Ligi’nde, Türkiye Futbol Federasyonu kulüplere vermiş olduğu deplasman desteğini bu yıl kulüplere vermeme kararı almıştır. Bölgemizde antrenörlerimiz Isparta, Burdur bayan futbol takımları kurmuş, bunun yanında okullarımızda farklı yaşlarda öğrencilerimizi spora yönlendiriyor ve kötü alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışıyorlar. Spor kulüplerinin varlıklarını devam ettirebilmelerine ve gençlerimizin spora yönelmelerine destek olunmalıdır. Bu anlamda Türkiye Futbol Federasyonunun 3. Lig futbol kulüplerine vermiş olduğu desteği kesme gerekçesi nedir? Sporcularımıza yardımcı olmak ve öğrencilerimizi spora teşvik etmek için bu desteği kulüplere tekrar vermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Öz…

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, sorum Maliye Bakanına.

Çanakkale ve ilçelerimizde, elbette Türkiye’nin birçok yerinde, başta kuru fasulye olmak üzere ticari boyutta kuru bakliyat üretilirken son yıllarda tarımdaki maliyet artışları yüzünden bu ürünler neredeyse üretilemez oldu. 20 Kasım 2017’de kuru bakliyatta Avrupa Birliği ülkeleri, Bosna-Hersek, Güney Kore, Malezya ve diğer ülkelerden yapılacak ithalatta vergi sıfırlamasını Bakanlar Kurulu kararıyla çıkardınız. Yurt dışından ithal edilecek kuru bakliyatta vergiyi kaldırmanız ithalatın önünü açacak. Böylelikle firmalar yerli üreticiden ürün almak yerine vergi yok diye yurt dışına yönelecek.

Sayın Bakan, sormak istiyorum: Bu durum üreticimizi zora sokmayacak mı? Kendi çiftçilerimiz için yerli üretimde haksız bir rekabet olmayacak mı? Bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akdoğan…

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yüksekova’ya bağlı Doğanlı Kampı, 1990’lı yıllarda zorunlu göçe tabi tutulan vatandaşlarımızdan oluşan bir mahalledir. Yıllardır birçok sorunu olan bu mahallenin elektrik ve su konusunda çok ciddi mağduriyetleri mevcuttur. Geçenlerde hem haber ajanslarına konu oldular hem de sosyal medyada yer aldılar. 1 kilometre uzaklıktan kadınlar su taşıyordu. Bu sert kış koşullarında su taşımak kolay olmasa gerek Sayın Bakanım. Kadınların su çekme çilesini çözmeyi düşünüyor musunuz?

Bir diğer soru: Sayın Bakanım, Hakkâri’nin çevre yolu yok. Demin de sordum, bununla ilgili bana cevap vermediniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2017 yılında hem enflasyondaki artış hem dövizdeki yükseliş ve hayat pahalılığı insanları canından bezdirmiştir. Asgari ücretle çalışanlar, emekliler artık geçinemez duruma gelmişlerdir. Bakanlığınızın 2017 yılıyla ilgili mutlaka enflasyon farkını ve dövizdeki artışı, akaryakıttaki artışı, ev kiralarındaki ve konut fiyatlarındaki inanılmaz artışları göz önünde bulundurarak… Bu hayat pahalılığı içerisinde gerçekten asgari ücretle yaşamak artık çok zor hâle gelmiştir. Hem emeklilerle ilgili hem asgari ücretlilerle ilgili, elinizi vicdanınıza koyun ve buna göre bir fiyat artışı yapın. Yani insanların artık -bu yüzde 7’lerle, 8’lerle, 6’larla- bu rakamlarla geçinebilmesi, bu maaşlarla yaşayabilmesi mümkün değildir. Bunu mutlaka gündeminize almanızı ve Bakanlar Kurulunda bu konuya sahip çıkmanızı bekliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tezcan…

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

29 Aralık 2016’da, malum, Mersin’de doğal bir sel felaketi yaşandı. SGK ve vergi ödemeleriyle ilgili 12/01/2017/22 no.lu Karar’la bir uygulama, erteleme gerçekleştirildi, bunun için size teşekkür ediyorum. Ancak, işverenlerimizin, çalışanlarımızın SGK ve vergi borçlarıyla ilgili Ocak 2018’de ödemeleri var. Bu manada, bunların tekrar ertelenmesi veya taksitlendirilmesi yapılabilir mi?

İkincisi: Sağlık fiziği uzmanlarımızın ek göstergeleriyle ilgili sıkıntıları var. Bu konuda da sizden yardım bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2018 yılı Asgari Ücret Tespit Komisyonu ücreti belirlemek için toplantılarına başladı ve devam ediyor. Siz Maliye Bakanı olarak bu görüşmelerin neresindesiniz ve enflasyon oranındaki zammı vermeyi düşünüyor musunuz?

Bir de büyüme rakamlarının yüzde 11,1 olduğunu söylüyorsunuz. Buradan kaynaklı, refah payı olarak enflasyon artı refah payı vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamuda çalışan mevsimlik işçilerimiz beş ay, yirmi dokuz gün çalışmaktadır. Altı ay boşta kalan mevsimlik işçilerimiz kış sezonunda geçici iş bulamamaktadır. Altı ay boyunca eve ekmek götüremeyen bu işçilerimizle ilgili bir düzenleme yapılacak mıdır, kadro verilecek midir? Kadro verilmeyecek ise dokuz ay, yirmi dokuz güne çıkarılması talebinin değerlendirilmesini öneriyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi sorulara cevap vermek üzere buyurunuz Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakır’ın spora, sporculara ve spor kulüplerine destekle ilgili değerlendirmelerini not olarak aldık. Hükûmet olarak Gençlik ve Spor Bakanlığımız başta olmak üzere hem gençlere hem de spora özellikle de son yıllarda hem bütçeden daha fazla kaynak ayırdık hem de buradaki imkânları, başta altyapının geliştirilmesi olmak üzere artırdık. İnşallah, sizin söylediğiniz hususları da dikkate alarak bu konudaki çalışmaları daha da geliştireceğiz.

Sayın Öz, biliyorsunuz, tarımda zaman zaman talep ve arz arasında dengesizlikler meydana gelebiliyor. Bu da devrevi olarak fiyat hareketlerine neden oluyor. 2016 yılında Başbakan Yardımcımızın başkanlığında bir Gıda Komitesi kurduk. Merkez Bankası Başkanlığımız da bu Gıda Komitesinde gıda piyasasıyla ilgili teknik hazırlıkları yapıyor ve gelişmeleri takip ediyor. Bakanlar Kurulu, bakliyatla ilgili bir düzenleme yaptı. Burada, piyasadaki mevcut duruma göre arz ve talep dengesizliklerini gidermek amacıyla geçici süreyle bir vergi indirimi yapıldı. Enflasyonla mücadele bağlamında yapılan bu düzenleme tabii ki arz ve talep tekrar dengeye geldiğinde, tersine, gümrük vergileri tekrar artırılacak. Bunu bu manada değerlendirmekte fayda var.

Sayın Akdoğan, belirttiğiniz hususlarla ilgili notlarımı aldım. Hakkâri çevre yolu konusunu Ulaştırma Bakanımıza soracağım. Yani bire bir bilgim olan bir konu değil.

Sayın Şimşek, asgari ücretle ilgili, biliyorsunuz, şu anda Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarını yürütüyor. Asgari ücret, ilgili kanuna göre, işveren temsilcileri, işçi temsilcileri ve Hükûmet temsilcilerinden oluşan bir komisyon marifetiyle tespit ediliyor. Yanlış hatırlamıyorsam şu ana kadar 2 toplantı yaptılar ve yılbaşından önce de bu Komisyon hem işçinin taleplerini hem işverenin taleplerini hem de genel ekonominin durumunu dikkate alarak bir karar verecek. Tabii, birçok faktör burada önemli. Çalışanlarımızın refahının artırılması, ortaya çıkan fiyat artışları karşısında satın alma güçlerinin korunması başta olmak üzere buradan, ümit ediyorum, Komisyon uygun bir fiyat, uygun bir ücret düzeyi belirleyecektir. Bu açıdan bir yorum yapmam yanlış olur.

Sayın Tezcan, Mersin’le ilgili… Öncelikle tekrar, Mersin’deki bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Hakikaten, Mersin’de hepimizi üzen bu doğal afet meydana geldikten sonra, Hükûmet olarak en hızlı şekilde vatandaşlarımızın yaralarını sarmak ve ihtiyaçlarını karşılamakla ilgili birçok tedbiri aldık. Bunlardan bir tanesi de özellikle oradaki esnafımızın vergi ve prim borçlarının ertelenmesi oldu. Bu konuda, diğer illerimizde de benzer uygulamaların akabinde, hem vergi borçlarının taksitlendirilmesi konusunda düzenlemeler yaptık hem de burada da uygun koşullar sağladık. Bu açıdan, Mersin ilimizle ilgili de diğer illerimizde yaptığımız uygulamalara paralel şekilde tabii ki gereken hassasiyeti göstereceğiz.

Ek göstergeyle ilgili bir talep gündeme geldi ama hangi meslek grubuyla ilgili, onu tam alamadım.

Sayın Çam, asgari ücretle ilgili biraz önce ifade ettim. Yani komisyon şu anda çalışmalarını devam ettiriyor. Yüzde 11,1 oranında büyüyen ekonomiden tabii ki bütün toplum kesimleri kendi paylarını aldılar. Son on beş yıldır Türkiye’de gelir dağılımı on beş yıl önceye göre daha iyi. OECD ülkeleri arasında son on beş yılda gelir dağılımını iyileştiren az sayıdaki ülkeden biriyiz. O açıdan, şu son on beş yılda ortaya çıkan büyümeden bütün toplum kesimleri adil bir şekilde paylarını da alıyorlar. Gelir dağılımının daha da düzeltilmesi, sosyal devlet uygulamalarının yaygınlaştırılması da Hükûmetimizin öncelikleri arasındadır.

Sayın Erdem, mevsimlik işçilerin süreleriyle ilgili belirttiğiniz hususta bir değerlendirmemiz zaten var.

Teşekkür ederim.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Şimdi 6’ncı maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 6- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 6’ncı madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçenin son konuşmaları, son görüşmeleri yapılıyor. İnşallah vatanımıza, milletimize hayırlı olsun dileklerimle sözlerime başlamak istiyorum.

Yine, Birleşmiş Milletlerde Kudüs’le ilgili alınan kararın Türkiye için iktidarıyla muhalefetiyle çok önemli bir başarı olduğunu, bu manada Kudüs’te yaşayan Filistinli değerli din kardeşlerimizin yanında olduğumuzu her fırsatta belirttik, bundan sonra da onların yalnız kalmayacağını, onlarla birlikte olacağımızı belirtmek isterim. Şu hususu da özellikle sizlerle paylaşmak isterim: Doğu Türkistan’da, Kerkük’te, Kırım’da ve diğer Müslüman din kardeşlerimizin ve Türk hemşehrilerimizin, kardeşlerimizin yaşadığı bölgelerde de aynı hassasiyetle konuların üzerine gidilirse başarılı olunacağını ve bu manada oradaki insanlarımızın da yalnız olmadığını ve kendilerinin yanında bir güç olduğunu bilmelerini belirtmek açısından önemli bir gelişme olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, özellikle Sayın Maliye Bakanı da buradayken daha önce de bunu birçok defa gündeme getirdim, yine söylemek istiyorum: Bu 2/B arazilerinin satışlarında rayiç bedellerle ilgili bir sıkıntı var, rayiç bedeller yüksek. Bakın, araştırın; Adana Ceyhan Üçdutyeşilova köyünde TİGEM arazisi 2/B statüsünde satıldı. Orada hak sahibi olmalarına rağmen insanların yüzde 30’u bile kendi hak ettikleri tarlayı satın alamadılar. Onun için, bu rayiç bedellerin çiftçilerin alabileceği düzeyde düzenlenmesi, orada yaşayan insanlarla hasbihâl edilerek, istişare edilerek, ziraat odalarına, ilçe tarım müdürlüklerindeki görevlilere sorularak belirlenmesi doğru olacaktır. Nihayetinde, o tarlaları işleyen insanların o tarlayı almasıdır bizim gayemiz, umudumuz. Buradan her defasında bunu gündeme getirmenin altında yatan gerekçe de budur. Onun için, bizim, üreten insanları, tarımın içerisinde olan insanları korumakla mükellef olmamız lazım, bu manada da onları koruyacak şekilde düzenlemeler yapmamız lazım. Burada da özellikle Maliye Bakanlığına ve Sayın Bakana, sayın bürokratlara önemli bir görev düşüyor.

Yine, bu Üçdutyeşilova köyünde yüz yıldan fazladır mera olarak işlenen arazi ne yazık ki bu 2/B yasasından sonra TİGEM tarafından sürülmeye başlandı. Bu manada oradaki köylülerde çok büyük bir rahatsızlık var. O insanlar bizim insanlarımız, Osmanlı’nın son dönemlerinde getirilip oraya yerleştirilen insanlar ve o arazileri de yüz yıldan fazladır işleyen; o arazi de yine köy olarak, mera olarak kullanılan bir yer. Buna da bir çözüm üretilmesi sizlere düşüyor Sayın Bakan, bu manada yardımcı olmanızı istiyoruz. Eğer yapılacak bir düzenleme varsa, bize düşen bir şey varsa biz de sizlerin yanındayız, yardımcı olmak için elimizden gelen her şeyi yaparız.

Yine, efendim, bu Adana Enerji İhtisas Bölgesi’nin kurulacağı, çok önemli bir yatırım olacağı hep söylendi ancak şu ana kadar bir tek çivi dahi çakılmadı. Bununla ilgili de bir çalışma yapıp o bölgeyi canlandırmamız lazım. Adana’daki işsizlik oranını sıfır noktasına çekebilecek bir yatırım olacaktır bu. Bu noktada da Hükûmete yine önemli görevler düşüyor. Eğer bu manada yine bize düşen bir şey varsa yardımcı olmamız gereken, her türlü yardıma hazır olduğumuzu belirtmek isterim.

Yine, Ceyhan Organize Sanayi Bölgesi bir türlü kurulamadı. Kurulma aşamasında ufak tefek kanuni düzenlemeler yapılması gerekiyordu, bunlar aşıldı ancak şu anda arazinin tekrar oraya tahsisiyle ilgili bir sıkıntı var, bunun da giderilmesi için Hükûmete önemli görev düşüyor. Bunları bir an önce başarırsak Adanalı hemşehrilerimize önemli bir hizmet sunmuş oluruz.

Değerli arkadaşlarım, ben gecenin bu saatinde -konuşulacak çok şey var ama- sözü çok fazla uzatmak istemiyorum. Yalnız, tarihi bilen, özellikle Osmanlı’yı kendisine örnek alan insanların Şeyh Edebali’yi de iyi dinleyip, iyi okuyup, iyi anlamaları gerekir diye düşünüyorum. Eğer Şeyh Edebali’yi iyi anlarsak biz daha makul, daha ölçülü davranırız. Çünkü iktidar olmak kolay değil, her eleştiriye cevap vermek de iktidar olmak değil. Yani olacaktır, burada insanlar eleştiri getirecektir, beğenmedikleri şeyler olacaktır ama tabii ki hakarete varmadan… Her söylenecek şeye kalkıp da cevap verirsek bu Şeyh Edebali’nin söyledikleriyle uzlaşmaz diyorum. Osmanlıyı eğer iyi biliyorsak, iyi anlıyorsak, Şeyh Edebali’yi de iyi anladıysak burada bunları yapmamamız lazım.

Bir de bu 15 Temmuzla ilgili çok şey konuşuluyor. Ben diğer siyasi partilerin genel başkanlarının nerede olduğunu bilmem, bu konuda yorum yapmak da haddim değil. İşte, bu konuda bir şey söylemek benim haddim değil ama Sayın Genel Başkanımız saat dokuz buçukta, MHP Genel Merkezinde ışıkları yaktırarak meşru Hükûmetin ve demokrasinin arkasında olduğunu ilan eden ilk genel başkandır.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Varlı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Akın Üstündağ konuşacaktır.

Sayın Üstündağ…

MUSA ÇAM (İzmir) – Daha üç dakika vardı, zamanlamayı ona göre…

BAŞKAN – Belki gecenin bu vaktinde Sayın Üstündağ vazgeçmiş olabilir aslında “Bütün milletvekillerine bir iyilik yapayım.” diye.

Peki, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanlara iyilik yapmak istiyorsak, Türkiye halklarına iyilik yapmak istiyorsak bence taleplerini yerine getirerek iyilik yapabiliriz, onların huzurunu barış içinde bir yaşamı tesis etmekle sağlayabiliriz.

Günlerdir burada bütçeyi konuşuyoruz: bu bütçe nedir, ne değildir. Biz “savaş bütçesi” diyoruz, “Emekçilerin olmadığı bir bütçe oldu.” diyoruz, kadınlara ait olmadığını söylüyoruz. Hükûmet de işte, terör olduğunu, güvenlik sorunu olduğunu söylüyor ve bunun üzerinden bir tartışma yürütüyoruz.

Ben biraz tersinden okumak istiyorum. Bu bütçeyi tersinden okumaya çalışalım. Burada sizden bir ricam olacak; lütfen, konuşma süresi boyunca anlattıklarımla empati kurun.

Eğer, bu bütçe, halkın, emekçinin, kadının, çocuğun, Alevinin, öğrencinin, emeklinin, sanatçının, gazetecilerin ve hatta hayvanların, doğanın bütçesi olsaydı barışın bütçesi olurdu; asgari ücret artardı, emekçiler “Ay sonunu nasıl getireceğim?” diye düşünmezdi, yıllardır atama bekleyen gençler intihar etmezdi, belediyelerimize kayyum atanmazdı, eş başkanlarımız tutuklanmazdı, milletvekillerimiz ait oldukları yerlerde, burada, yanımızda olurlardı, bu Meclis sıralarının en az yarısı kadınlardan oluşmuş olurdu -çünkü HDP’nin demokratik, kadın özgürlükçü yapısı mutlaka diğer siyasi partilere de sirayet edecekti- Suruç katliamı olmazdı, 10 Ekim katliamı olmazdı, Reina katliamı olmazdı, tüm bu katliamlarda kaybettiğimiz canlar aileleriyle birlikte, sevdikleriyle birlikte yaşamış olurlardı; Sur, Şırnak, Cizre, Nusaybin yıkılmamış olurdu, 500 bin insan göç etmemiş olurdu, Surlu yurttaş bugün sadece yaşadığı yeri terk etmek istemediği için eşinin ve çocuklarının yanında darp edilmemiş olurdu; milattan önce 3000 yılından beri bu topraklarda yaşayan kadim Kürtlerin, kadim Kürt halkının yaşadığı yer kürdistan yasaklanmamış, dili yasaklanmamış olurdu; cenazeler sokaklarda çürütülmezdi, cenazeler mezarlıklardan çıkartılmazdı, insanların acısına, taziyesine saygı duyulurdu; akademisyenler sadece barış istediği için ihraç edilmeyecekti, tutuklanmayacaktı ve yurt dışına gitmek zorunda kalmayacaktı; KHK’ler olmayacaktı, OHAL’ler olmayacaktı, yüz binlerce insan işsiz kalmayacaktı, Nuriye ile Semih şu anda erim erim erimeyeceklerdi ve bu Meclis sataşmalar ya da farklı siyaset anlayışları yüzünden işlevsiz kalmayacaktı, 100 milyarlarca lira borç olmayacaktı. Çok merak ediyorum, vicdanınızı hangi taşın altına koydunuz?

Peki, bu barış ortamı niye bozuldu? Barış ortamının tekrar tesis edilmesi için ne yapmak gerekiyor? Sayın Öcalan’la yapılmış olan müzakere sürecinde bunların hepsi -çok kısa olmuş olsa da- yaşanmıştı. İki buçuk yıl boyunca anneler, gençler, babalar, evlerinde, asker ailesi, dağdaki çocukların annesi ama herkesin annesi evinde huzurla uyuyordu ve bir an önce herkes çocuğuna kavuşmanın hayalini kuruyordu ama bunların hepsi sadece tekçi, eril ve bu kadar acımasız bir siyasetin bunu bozmasıyla oldu. Hâlbuki o dönemlerde, bakın, 21 Martta Sayın Öcalan’ın “Nevroz”daki deklarasyonunu, herkes soluğunu tutmuş ne söyleyeceğini bekliyordu ve herkes canlı yayın yapıyordu. İnsanlar evine giderken gülerek gitti, keyifle gitti. Birbirine öfkesi hiçbir zaman olmamıştı, nefret siyaseti izlenmiyordu. Dolmabahçe mutabakatında da 10 madde vardı, 10 madde de şuydu: Demokratik siyasetinin tekrar tanımı yapılacaktı, demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlaması olacaktı. Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvencesi olacaktı. Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar vardı. Çözüm sürecinin sosyoekonomik düzeyi konuşulmuştu. Çözüm sürecinde demokrasi-güvenlik ilişkisinin kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınmasıydı. Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri olacaktı. Kimlik kavramı, tanımı, tanınmasına dönük çoğulcu, demokratik anlayışın geliştirilmesi olacaktı. Yani demokratik cumhuriyet, ortak vatan, milletin demokratik ölçülerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması olacaktı. Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa olacaktı. Ve bu bütçe konuşulurken eğer bunlar gerçekleşmiş olsaydı buralarda kadınlar, gençler ve akademisyenler de dâhil olmak üzere gelip keyifle, kendi geleceğini ortak inşa eden bir yerden ortak cümle kurulacaktı. Ama maalesef ve maalesef bunlar konuşulmuyor, bunlar tartışılmıyor. Ne yapılıyor? Sadece savaş üzerinden tartışma yürütülüyor. Bütün bütçe SİHA’lara, İHA’lara yani silahlara… Ölümler ve sadece artan, artan ölümler üzerinden bir konuşma yapılıyor. Yazıktır, bu ülkenin, artık kimsenin ölümlere tahammülü kalmadı. Annelerin artık ağlayacak gözyaşları kalmadı. Anneler çocuklarını askere gönderirken kaygıyla göndermek istemiyor, çocuğu dağda olan anneler artık acı çekmek istemiyor. Çocuğu dağa giden anneler de bu ülkenin yurttaşlarıdır, oradaki çocuklar da bu ülkenin yurttaşlarıdır. Niye bunu çözmüyoruz? Bu ülkenin, bu Hükûmetin bir perspektifi yok mu? Ne olacak şimdi? Diyelim ki savaş ekonomisi tekrar oldu, ne olacak? Yani bu yıl 50 bin insan da öldüğünde -50 bin insan ölecek- sonra yine o masaya gidilmeyecek mi? Yine insanlar o masaya gitmeyecek mi? Bütün ülkelerde bu böyle olmuştur.

Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ben merak ediyorum. Hükûmete soruyorum: Kürt sorunu karşısındaki çözümünüz nedir? Nasıl bir perspektifiniz var? Nasıl bir çare bulmayı düşünüyorsunuz, kiminle konuşmayı düşünüyorsunuz? Nasıl bir çözüm yolunuz var, nasıl bir yol haritanız var, nereye kadar bunu götüreceksiniz? İnsanların cebinde para olması mı sizin çözümünüzdür? Ne kadar sürecek bu? Niye konuşmaktan imtina ediyorsunuz? Niye bir Kürt sorunu olduğunu konuşmaktan imtina ediyorsunuz, konuşmayınca olmadığını mı düşünüyorsunuz? Konuşmayınca cenazelerin gelmediğini mi sanıyorsunuz? Konuşmayınca acıları görmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?

Artık topraklardan ölüm fışkırıyor, ölüm. Her gün cenaze geliyor bu ülkeye ve gelen cenazelerin durumunu az önce arkadaşımız anlattı; sokak hayvanlarına terk ediliyor, mezarlıklardan çıkarılıyor, insanların yıkanması engelleniyor. Bu bize yakışıyor mu? Bir insana yakışıyor mu ya? Ne olacak yani, ne olacak? Nereye kadar gidecek bu ölümler?

Ben hayatım boyunca bir karıncayı incitmemişim ama buraya geldiğimde o kadar kayıtsız bir şey görüyorum ki ölümleri anlatıyorum, dinlemiyorsunuz; ölümler olmasın diyorum, dinlemiyorsunuz; gelin konuşalım diyorum, gelmiyorsunuz. Bu kadar acı yaşayan bir halkız, her gün elimizi buradan uzatıyoruz, ama her gün. Siyasetle bu işi konuşalım diyoruz, ona yoksunuz. Demokratik zemini getirin, ona yoksunuz. İnsanları tutuklamadan bu işi çözelim, ona yoksunuz. Peki, neye varsınız? Ölümler için mi konuşacağız sadece? Her gün ben size istatistiksel rakam mı vereceğim? Ben diyeceğim beş kişi, sen diyeceksin yüz kişi. Ne olacak? Bununla mı çözeceksiniz? Dünyanın her yerinde bu böyle olmuştur; İspanya‘da böyle olmuştur, Fransa’da böyle olmuştur, her yerde böyle olmuştur.

İnsanların Mars’ta yeni hayat inşa etme çabası sürerken ben hâlâ size Kürt olduğumu anlatmaya çalışıyorum, dilimin olduğunu anlatmaya çalışıyorum, tarihimin olduğunu anlatmaya çalışıyorum, bir benliğimin olduğunu anlatmaya çalışıyorum, çocukların ölmemesi için anlatmaya çalışıyorum ama siz hâlen bana “Sen yoksun; senin çocuğun yoktur, senin dilin yoktur, senin coğrafyan yoktur, senin kimliğin yoktur. Sen, ben istediğim zaman varsın.” diyorsun. Böyle bir şey olamaz. Bunun sonu yoktur. Ve ben yani şunu da söylemek istiyorum: En uzun gecedir, dilerim ve umarım ki belki buradan birkaç arkadaş oturduğu yerden “Evet, bu böyle olmuyor, gerçekten yürümüyor; her gün ölüm istemiyoruz.” diyecek bir yüreğe, bir vicdana sahip olur. Bir yerlerde bunu söyler, en azından ve en azından bir yerden bir ses çıkar.

Yetti yani, bakın, şimdi Diyarbakır’da, devlet hastanesinde 9 cenaze var; aileler her gün gidiyor DNA’ya baktırmaya ve o çocukların annelerine, babalarına cenazeleri verilmiyor, her gün aşağılanıyor. Bunu bir anne babaya yapmak kimin hakkıdır, kim böyle bir hakkı kendinde görebilir?

Evet, ben daha fazla bu sözü uzatmak istemiyorum. Dilerim ve umarım ki herkes yaptığını bir kez daha düşünür. Başını önüne koyar, nerede olduğumuzun, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizin, nasıl bir yaşam kurmak istediğimizin oturup bir daha değerlendirmesini yapar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Akın Üstündağ.

Buyurun Sayın Üstündağ. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yılın en uzun gecesinde, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçeler, devletin belli bir süre için gelir ve giderlerinin belirlenmesi, yürütülüp uygulanmasının takip edilmesini ifade eder. Bütçe hakkı ise tarih içerisinde insanların büyük mücadeleleri sonucunda monarşinin elinden alınarak parlamentolara verilen en önemli haklardandır. Parlamento seçmenlerden aldığı yetkiyle vergileri ve gelir kalemlerini belirler ve harcamaları onaylar, gelir ve giderleri denetler ve her yıl sonunda da bunları tekrar görüşüp karara bağlar.

Burada yeri gelmişken ifade etmek isterim ki 16 Nisandaki mühürsüz referandum sonucu zorla kabul ettirilen Anayasa değişikliğiyle bütçe hakkı halkın elinden alınıp saraya verilmiştir. Eğer bu Anayasa maddeleri uygulamaya konulursa Meclis sadece bir onay makamı olacak, Cumhurbaşkanının hazırlayıp dikte ettiği bütçeyi Meclis görüşemeden, değişiklik yapamadan kabul etmek zorunda kalacak. Eğer Meclis kabul etmezse bir önceki yılın bütçesinin güncellenerek uygulanması Cumhurbaşkanına ait olacak.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe, inşallah Meclisin yaptığı son bütçe olmaz. Umarım ki halkımızın tercihiyle, yeniden Meclisimiz halk adına bütçe yapmaya ve iktidarı denetlemeye devam eder.

2016 yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nı incelediğimizde özellikle Sayıştay raporlarının sağlıklı olarak düzenlenmediğini görüyoruz. Bu raporlarla burada Meclisin sağlıklı bir denetim ve inceleme yapabilmesi maalesef mümkün değildir. Öncelikle Sayıştayın denetim raporları etkin bir şekilde görüşülmemiş, Sayıştay bütçe döneminden önce Komisyonu bilgilendirmediğinden detaylı olarak bir incelemeden maalesef geçirilememiştir. Alt komisyon kurulması istemi her zamanki gibi iktidar tarafından kabul edilmemiştir. Mevcut Sayıştay raporları, denetimde etkinliği ve hesap verilebilirliği sağlayacak nitelikte değildir. Sayıştay raporları daraltılmış, kamu zararına ilişkin olan kısımları raporun içeriğinden çıkarılmıştır. Kamu zararına neden olup hakkında dava açılanlarla ilgili bilgiler maalesef raporda yer almamıştır.

Sayıştay kurumsal olarak özerk bir kurum hâline getirilmedikçe halk adına sağlıklı bir denetim yapmak maalesef mümkün değildir. Kendi bütçesini dahi yapamayan bir kurumdan iktidarı tam olarak denetlemesi tabii ki beklenemez. Nitekim, Sayıştay raporlarında kalan tespitlerin çoğu, yargılamaya esas rapor kapsamına alınmadığından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilenler ise standart metinler ve etkisiz tavsiyelerden öteye, maalesef, geçememiştir. Burada Anayasa’ya aykırılık söz konusu olup, Meclisin bütçe hakkının ve iktidarı denetleme yetkisinin fiilen ortadan kaldırıldığını görüyoruz. Yine, halkına hesap veremeyen bir iktidar dönemiyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay raporlarını incelediğimizde özellikle birkaç nokta ön plana çıkıyor. Yatırım programında olmayan yatırımlara ödenek verildiği görülüyor, maalesef. Yatırım için ayrılmış ödeneklerin cari harcamalar için kullanıldığını görüyoruz. Özellikle ödeneküstü harcamaların olduğu hususlara Sayıştay raporları dikkat çekmektedir.

Değerli arkadaşlar, özellikle, bütçeye baktığım zaman ve aynı zamanda Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’na baktığım zaman, Türkiye Varlık Fonu’yla ilgili olarak bir hususu göremedik. Niye göremedik? Çünkü denetim dışı. Özellikle -Bakan buradayken yine bunu da belirtmek isterim-Varlık Fonu’nun denetlenmesiyle ilgili olan yapılanma hâlâ ortada değil. Bunun nedeni nedir, hâlâ merak ediyorum. 26 Ağustos 2016 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış olmasına rağmen, bugüne kadar Varlık Fonu’nun denetlenmesiyle ilgili bir yapılanma -mevzuatta olmasına rağmen- maalesef, hâlâ ortada yok. Bu “paralel hazine” anlamına gelen Varlık Fonu -“jöle ekonomisi” diğer tabiriyle- denetlenemeyen, denetim dışı, gizli bir hazine olarak hâlâ Meclisin bilgisi dışında duruyor. Bunu özellikle belirtmek isterim.

Değerli arkadaşlar, kesin hesap kanun tasarıları, iktidarlar için bir karne niteliğindedir, halkın verdiği yetkiyi iktidarın nasıl kullandığını gösteren metinlerdir. Buna baktığımız zaman, maalesef, iktidarın 2016 karnesi kırık. Birçok açıdan açık vermiş olan bir bütçe, yamalarla kapatılmaya çalışılmış ve yine her zamanki gibi borçlarla, iç ve dış borçlarla sübvanse edilmeye çalışılmış. Aynı zamanda usulsüzlükler ve kanunsuzluklar da yine alışkanlık olarak devam etmiş.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; AKP iktidarlarıyla memleketin iki yakası maalesef bir araya gelememiş, ne geliri tahmin edebilmişler ne de gideri tahmin edebilmişler; sonuçta Suriyelilere harcanan para kadar, yaklaşık 30 katrilyonluk bir bütçe açığı yine önümüzde duruyor.

Değerli arkadaşlarım, özellikle 2016 kesin hesabına baktığımız zaman birçok usulsüzlük ve kanun dışılık da söz konusu. 176,6 milyar lira düşülen ödenekler ve ek ödemeler toplamı var, toplamda kırk yedi kuruluştaki ek ödemeler ve bütçedeki değişiklikler. Bu, bütçe ödeneklerinin yaklaşık olarak yüzde 28’ine tekabül ediyor. Değerli arkadaşlarım, 5018 sayılı Kanun’da yedek ödenek oranının başlangıç ödeneklerinin yüzde 2’sini geçememesi hususu söz konusu olmasına rağmen bir bakıyoruz, yüzde 6,1’e ulaşmış durumda. Yedek ödenek başlangıç ödeneği 2,1 milyar lirayken 35,5 milyar liraya yükselmiş yani 17 kat artmış değerli milletvekilleri. Bakanlık buna savunma olarak diyor ki: “Başlangıç ödeneği sadece başlangıçta sınırlanabilir yasada, ondan sonra böyle bir sınırlama söz konuşu değil.” Bu son derece yanlış bir yorumdur. Eğer öyle olsaydı bütçeye gerek yoktu, tek bir yedek ödenekle diğer bütün gelir kalemlerini, gider kalemlerini sınırlarsınız ve yedek ödenekle memleketi yönetirsiniz. Böyle bir usul mümkün değil, görülmemiş bir şeydir değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, “Hükûmetin karnesi zayıf, sınıfta kalmış durumda.” dedim ya: Hesap verilebilirlikte, özellikle hesap verilebilir bir noktada olmadığından dolayı karnesi zayıf, şeffaflıkta karnesi zayıf. Sayıştay raporlarının eksik olması, alt komisyonun kurulmamış olması ve kurumlarda oluşturulan özel hesap ve özel fon hesaplarından dolayı, bu hesapların denetim dışında olmasından dolayı şeffaflıkta da sınıfta kalmış durumda. Vergi adaletinde sınıfta kalmış durumda. Dolaylı vergilerin oranı, vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 69. Vergi affı ve benzeri uygulamalarla ödemelerde ve vergi toplamada istikrar ortadan kalkmış durumda değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, iktidar, milletin sırtına vergi üstüne vergi, zam üstüne zam bindiriyor ama kendileri saraylarda şatafat içerisinde âdeta lale devri yaşıyor. Yazlık kaçak saray için ne harcadığınızı Kesin Hesap Kanunu’nda göremiyoruz, 2018 bütçesinde de ne harcanacağını göremiyoruz. Bu Meclis bunu bilmeyecekse neyi bilecek?

Marmaris’teki Okluk Koyu’ndaki yazlık sarayın bütçesiyle bütün Roman vatandaşlarımızı ev sahibi yapabiliriz değerli arkadaşlarım. Hadi, gelin, hep beraber bunu sağlayalım, vatandaşlar için harcayalım bu paraları diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, memlekette satacak bir şey kalmadı, son 502 sayılı Torba Yasa’yla hazine arazileri, ormanlar, kıyılar, millî park ve tabiat parkları satışa çıkarıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır canım, kıyılar satılamaz.

BAŞKAN – Lütfen bir dakikada toparlayın.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Anayasa’ya aykırı olarak yapılan bu düzenlemelerle, millete ait olan bu yerler, geri dönüşü olmayacak şekilde elden çıkarılıyor. Muğla Milletvekili olarak, bu yasadan en çok etkilenen illerden birisinin milletvekili olarak bu yaptığınız kötülükleri kınıyorum, bu yaptığınız kötülüğü kınıyorum.

Ormandan çıkarılarak Turizm Bakanlığına turizm tesisi yapılmak için tahsis edilen araziler, kırk dokuz yıllığına kiralanacak ya da bir yıl içerisinde satışı yapılacak. Bu, Anayasa’ya aykırı değil mi arkadaşlar? Hani ormanlar özel mülkiyete konu edilemiyordu? İşte maalesef burada bu kötülüğü yapıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Batman’la ilgili bir hatip söyledi, ben de şunu söyleyeyim: Muğla sizden artık bir şey beklemiyor. Muğla’nın parasına, doğal güzelliklerine, denizine, sahillerine dokunmayın bize yeter diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz, Karaman Milletvekili Recep Şeker’e aittir.

Buyurun Sayın Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ŞEKER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

“Önce insan” diyerek 2018 yılı bütçesinin üçte 1’inden fazlası, sadece eğitim ve sağlığa ayrılmıştır. Sosyal destek ve harcamalara ayırdığımız kaynağı, son on beş yılda 1,6 milyar TL’den bu yıl 50,8 milyar TL’ye çıkardık. 2018 bütçesi, ekonomik kalkınmayı, milletimizin yaşam kalitesini ve refahını artırmayı hedefleyen, mali disiplinden asla taviz vermeyen şeffaf ve gerçekçi bir bütçedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 11,1 büyüme oranıyla en fazla büyüyen ülke oldu. Yine 2002 yılında sadece 36 milyar dolar olan ihracatımız 156 milyar doları buldu. Yıl sonunda ihracatta son yılların rekorunu kırmış olacağız. Millî gelirimizi 236 milyar dolardan 863 milyar dolara çıkardık. Ülke, bizden önce yapılan bütçelerde dükkânını kapatan esnafın yazarkasa fırlatışını, batık bankaların kurtuluşu için çırpınışlarını, memur maaşlarını ödeyemediği için dönemin Başbakanının Amerikan başkanları karşısındaki ezik duruşunu üzülerek gördü. AK PARTİ bütçeleriyle ise son on beş yılda ülkemiz 3 kat büyüdü. 3.500 dolardan aldığımız kişi başı millî geliri yaklaşık 11.000 dolara yükselttik. Bütçenin faize giden oranını yüzde 43,4’ten yüzde 8,6’ya düşürdük.

Ülkemizde her alandaki kalkınma ve yatırımlara paralel olarak seçim bölgem, Mevlânâ’nın sevgisi, Yunus Emre’nin hoş görüsüyle yoğrulmuş, Kurtuluş Mücadelemizin kahramanı Başkomutan Atatürk’ün ata yurdu, cesur, mert Kâzım Karabekir Paşa’nın memleketi, Türk dilinin başkenti Karaman da tüm bu yatırım ve hizmetlerden payını almış, AK PARTİ iktidarları döneminde çağ atlamıştır.

Geçtiğimiz pazar günü Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kanalizasyondan baraja, hastaneden okula, altyapıdan yola kadar insanımızın konforunu artıracak, ihtiyacını karşılayacak yaklaşık 1 milyar 260 milyon TL tutarındaki 170 adet tesis ve eser hizmete açılmıştır. Karaman ilimiz, on beş yılda bunların da içinde olduğu yaklaşık 12 milyar liralık yatırım almıştır. Şu an itibarıyla 13 Temmuz 2016’da Karaman Ulukışla hızlı tren hattı, 3 Ekim 2017’de Karaman Lojistik Merkezi, 10 Ekim 2017’de Karaman Havaalanı ve 22 Mayıs 2017’de Karaman Stadyumu’nun ihalesi yapıldı. Kara yolu ağı, havalimanı, yük taşımacılığına olanak sağlayan hızlı treni, teknoparkı, lojistik merkeziyle sanayi şehri olan Karaman’da serbest bölgemizin de 13 Aralık 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak kurulmasını sağlamış olduk. Bu vesileyle başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sayın Başbakanımıza, Ekonomi Bakanımıza, bakanlarımıza ve tüm emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.

Karaman’da hafta sonu yapılan açılışta öz Karamanlı Yunus Emre’nin de dediği gibi “Hepisinden iyice/Bir gönüle girmektir.” sözünün karşılığını soğuk havaya rağmen meydanları hınca hınç dolduran insanların coşkusunda, Cumhurbaşkanımız konuşurken ağlayanların gözyaşlarında, Cumhurbaşkanımızın evinde ziyaretinde öğrenci Hataylı Muhammet’in kucaklamasındaki samimiyetinde, konuşamayan engelli kardeşimiz Enes Güder’in Cumhurbaşkanımıza olan sevgisi nedeniyle, engelli arabasını devirecek şekildeki coşkusunda gördük.

Sayın Cumhurbaşkanımız, ülkemizde, gönül coğrafyamızda ve dünyada nerede bir mazlum varsa, gözyaşı varsa, akan kan varsa sahiplenişine, gözyaşlarını silmesine “Kan akmasın, Aylan bebekler ölmesin.” diye çırpınışına, elif gibi dimdik duruşuna, doğru bildiğini her yerde söyleyişine tüm dünya şahitlik etmekte. Yine, Karamanlı Yunus Emre’nin dediği gibi: “Miskin Yunus söyler sözün/Yaş doldurmuş iki gözün/ Bizi bilmeyen ne bilsin/Bilenlere selam olsun.” Arakan’a selam olsun, Suriye’ye selam olsun, Venezuela’ya selam olsun, Filistin’e selam olsun, Filistin’in başkenti Kudüs’e selam olsun.

Bu akşam Sayın Cumhurbaşkanımızın çabalarıyla Birleşmiş Milletler nezdinde Amerika’ya karşı Kudüs’le ilgili anlamlı bir başarı kazanılmıştır. Hem bu başarının hem de 2018 yılı bütçemizin hayırlı olmasını temenni eder, heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı, Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Akdoğan, buyurun.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle siz değerli milletvekillerini ve cezaevinde rehin tutulan, başta eş genel başkanlarımı ve seçilmiş bütün arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, kişisel iktidarını sürdürmek için demokrasiden, özgürlükten ve hukuktan uzaklaşan, bütün suçu dış güçlerin ve işte “Aldatıldık, kandırıldık.” dedikleri odakların üstüne atan, kendilerini ülkeleri için vazgeçilmez sanan bir Hükûmet tarafından yönetilmektedir. Biz, petrolü ve doğal gazı olan bir ülke sahibi değiliz. Ekonomimiz, yerli veya yabancı yatırımcıların yatırımlarına bağlıdır. Bunun için, demokrasimiz güçlü olmalı, özgürlükler alabildiğince olmalı, hukuk sistemimiz güçlü olmalı, yargı tam bağımsız olmalı; itibarlı kurumlar sahibi olmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, birçok arkadaşımız paylaştı; aslında, 2017 yılı ülkemizde ve bölgemizde çok büyük acılarla biterken kendi ilimde yaşanmış birkaç olayı sizlerle paylaşmak isterim: 11 Eylül 2016 tarihinde Hakkâri Belediyesine kayyum atandı ve şu anda, Belediyemize ait olan çalışmaları kayyum yapmaktadır; bir irade hırsızlığının yanında bir de proje hırsızlığını yaptı.

Değerli arkadaşlar, diğer bir şey, 8 Ekim 2016 tarihinde Yüksekova ilçemizde zırhlı araçtan ateş açılması sonucu 4 vatandaşımız hayatını kaybetti: Serhat Buldan, Necdet İşözü, Rahmi Safhalı, Aydın Tümen. Bu davadan yargılanan İlyas Mekikli adlı polis bir yıl sonra serbest bırakıldı. İçişleri Bakanı demin buradaydı. İçişleri Bakanı ailelere söz vermişti, maalesef bu söz yerine getirilmedi. Aileler bu yıl da bütün parti gruplarını dolaştılar “Adalet bekliyoruz.” diye.

Yine, 18 Ekim 2016’da Şemdinli’ye bağlı Tekeli köyünde bütün vatandaşlar işkenceden geçirildi. Aynı şekilde, 13 Mart 2016 tarihinde Yüksekova’da Valilikçe yapılan açıklamalara göre otuz dokuz gün sürdüğü söylenilen fakat bizzat tanıklığımla yetmiş sekiz gün süren operasyon boyunca halkın evleri ateşe verildi.

4 Kasım 2016 tarihinde, hepinizin de malumu olan, partimize dönük, eş genel başkanlarımızın da içerisinde olduğu bir rehine operasyonu yapıldı ve şu anda, dört yüz on iki gündür arkadaşlarımız rehin. Hangisini sayayım ki?

Değerli arkadaşlar, gerçekten de 2017’yi mi söyleyeyim, 2016’yı mı söyleyeyim? Bakın, Şemdinli Şapatan’da yüzlerce insan işkenceden geçirildi, 90 yaşındaki anneler işkence gördü ama hesap veren tek bir merci, konum olmadı. Yine, 18 Ağustos 2017’de, 7 çocuk babası Necmettin Fendik, emniyet güçlerince yapılan baskında hayatını kaybetti. 31 Ağustos 2017 tarihinde, Hakkâri merkeze bağlı Tale köyünde -Oğul köyünde- SİHA’ların ateş açması sonucu bir vatandaşımız hayatını kaybetti, hesap veren yok.

Bakın, bir şey söyleyeyim: “Ben olmazsam ülke yok olur.” diyorsa şuna emin olun ki o ülke yokuşa sürükleniyor. Şu anda AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanının talepleri ile Türkiye’deki vatandaşlarımızın talepleri birbirine zıttır. Türkiye halkının talebi “OHAL kaldırılsın.”, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanının ise “OHAL devam etsin.” Çünkü ülkeyi OHAL ortamında yönetmek daha kolaydır, hesap soran yok, hesap veren yok.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı 23 Aralıkta Hakkâri’yi ziyaret edecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Hakkâri il, ilçe belediye başkanları, Edirne’den Kandıra’ya, Kandıra’dan Sincan’a, Sincan’dan Van Cezaevine hukuksuz bir şekilde içeride rehin tutulmaktadır. Şunu unutmamak lazım ki en iyi hesap soran merci halktır. Bugün ziyaret ettiğiniz yerde atanmış kişiler tarafından kabul ediliyorsanız bunu düşünmeniz gerekiyor. Halkın iradesine saygı duymayanlara en iyi cevabı halkımız seçimlerde soracaktır, bundan da zerre kadar şüpheniz olmasın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Bitlis’te Yukarıölek köyü mezarlığında bulunan 267 cenazenin savcılık talimatıyla çıkarılarak İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu saatte aslında can sıkıcı bir şey ifade etmek istemezdim ama bir baba tarafından özellikle iletilen bir mesajı size aktarmak istiyorum çünkü yarınki ortam içerisinde bu pek mümkün olamayacak.

Şimdi, bu, Bitlis’te Yukarıölek mezarlığıyla ilgili. Kızı burada defnedilmiş olan yani kızını orada ziyaret etmek isteyen bir baba, 18 Aralık 2017 tarihinde Bitlis Valiliğine yazılı bir dilekçeyle müracaat ediyor çünkü son günlerde o mezarlığın güvenlik güçleri tarafından yıkıldığı duyumunu alıyor. Ondan sonra, verdiği dilekçede, kızının mezarını ziyaret etmek istediğini, o bölgede herhangi bir yasağın olup olmadığını soruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Valilik yetkilileri, dilekçesini jandarma bölgesi diye jandarmaya havale ediyorlar. Jandarma da 19 Aralık tarihinde arıyor ve diyor ki: “O mezarlıkta bulunan 267 cenaze savcılık talimatıyla çıkarılmış ve İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir.” “Bunun üzerine, 20 Aralık tarihinde mezarı ziyaret etmek için Yukarıölek köyünde bulunan mezarlığa gittim ve mezarlıkta kızımın -dâhil olmak üzere- mezarı yerinde yoktu ve diğer mezarlar da aynı durumdaydı. Kısacası, kızıma ait cenaze dâhil tüm cenazeler oradan alınıp götürülmüş.” diyor.

Bunun üzerine, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığına 21 Aralıkta yani bugün müracaat ediyor ve suç duyurusunda bulunuyor, diyor ki: “Zaten kızımın cenazesini ben Urfa Adli Tıptan defin ve nakil ruhsatını alarak teslim almış ve defnetmiştim. Bu defin işlemiyle ilgili hatta hakkımızda soruşturma açılmıştı ve beraat etmiştik eşimle birlikte. Kızımın açık kimliği bilinmesine rağmen, tekrar adli tıp işlemlerine tabi tutulması hiçbir hukuk kuralıyla açıklanamaz bir durumdur.”

Sayın İçişleri Bakanı burada yok ama ben Sayın Bakanın lütfen iletmesini istiyorum. Bu yol, yol değil. Yani, gerçekten, burada Müslümanlıktan bahsediliyorsa, inançtan bahsediliyorsa insanların daha önce defnedilmiş olan kızının mezarını ziyarete giden bir babaya bunun yaşatılmaması gerekir. 267 cenazenin çıkarılmış olduğundan bahsediyoruz. Çok vahim bir olay olduğu için bunu dile getirme gereğini duydum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi gerçekleştirilecektir.

İlk sırada Sayın Akdoğan, buyurun.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Bakanım, Hakkâri Üniversitesi 2008 yılında yapılmaya başlandı ancak daha önceki tarihte yapılmaya başlanan bazı üniversiteler tam kapasiteyle eğitim ve öğretime başlarken Hakkâri Üniversitesinin ise daha hâlâ yerleşkeleri tamamlanmamıştır. Bu koşullarda, özellikle bu yılda bütçeden bir kısma oldu. Bu bütçe kısmayı doğru buluyor musunuz? Üniversitenin bir an önce bitirilmesi için gerekli çalışmalar yapılıyor mu? Bütçesini verdiğiniz üniversitenin kontrolünü neden yapmıyorsunuz, denetimi neden yapılmıyor? Onlarca defa farklı firmalar aldı, hâlâ daha yeni yerleşkeleri yapılıyor, binaları bitmemiş. Sizden rica ediyorum Sayın Bakanım, bu konuda daha çok böyle denetimi biraz daha fazla yapın çünkü gerçekten insanlar mağdur oluyorlar.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Aydın’da biliyorsunuz bir havaalanı var, 1955’ten beri faaliyette ama maalesef sivil havacılığa açık değil. 2002, 2007, 2011 ve 2015 seçimlerinde bu havaalanının sivil havacılığa açılacağının sözünü verdiniz ve hâlen açılmadı. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı?

İki: Biliyorsunuz, Aydın incir memleketi, Türkiye’de yüzde 75’i orada üretiliyor. Maalesef incire teşvik verilmiyor. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Üç: Aydın’da yine Kuşadası, Didim ve diğer bölgelerde turizm geçen sene çok kötü geçti. O esnaflarla ilgili, oradaki borçlarla ilgili, bankalarla ilgili bir kredi erteleme söz konusu mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, göz bebeğimiz, emniyet güçlerimiz, polisimizle ilgili 3600 ek gösterge ve özlük haklarında iyileştirmeye yönelik bir çalışmanız var mıdır?

Polis özel harekât alımında yine lise şartının korunması ve askerlik şartının olmamasıyla birlikte alımlar ne zaman yapılacaktır? Kadın kontenjanı sayısı ne kadar olacaktır? Yaş şartı esnetilecek midir? 19’uncu dönem polis özel harekât yedekleriyle ilgili bir karar var mıdır, onlar hâlâ bekliyor mu, onlardan alım yapılacak mı?

POMEM alımında yaş esnetilecek mi? Ön lisans bölümü mezunlarının KPSS puanıyla ilgili alımlarında kolaylaştırma yapılacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakır…

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Isparta açısından büyük bir öneme sahip alt geçitli Migros kavşağı projesi maalesef hâlâ bitirilememiştir. Kaplumbağa hızıyla devam eden projenin Kurban Bayramı’na yetiştirileceği, kamuoyuna ilan edilmesine rağmen 2017 yılı içerisinde bile bitmeyeceği görülmektedir. Birçok ölümlü kazanın gerçekleştiği bu kavşakta tam bir keşmekeşlik hâkimdir. Dolayısıyla, bu kavşağın öngörülen tarihte bitirilememesinin sebebi nedir? Projenin ne zaman bitirileceği hususunda net bir tarih verebilir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Kayan.

TURABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bulgaristan’la sınırımızı çizen Rezve Deresi’nin hemen yanında bulunan Kırklareli Demirköy ilçesine bağlı Beğendik köyü susuzluktan kırılmaktadır. “Su hayattır.” sözü Beğendik köyünde “Su hasrettir”e dönüşmüştür. Burası sahil bölgesidir, onlarca kilometre uzunluğunda kumsalı, sahili vardır. Köyümüzün sabit nüfusu 600 kişi, yazın nüfus 6 bin kişiye, zaman zaman da özel günlerde 15 bin kişiye çıkmaktadır. Deniz suyu ve kumsalı bol olan bölgemizin içme suyu yetersizdir. Mevcut kuyu saniyede 1 litre su vermektedir, mevcut depo da 100 tonluktur, bu yüzden ihtiyaca yetmemektedir. 15 bin nüfusa ulaşan bir yerde saniyede 15 litre su veren kuyuya ihtiyaç vardır ve 500 tonluk depo kurulmalıdır. Aksi takdirde, bölgede hem salgın hastalıklar nüksedecek hem de 1 kilometre karşısındaki Bulgaristan’ın turistik yerleşim yeri olan Rezovo’ya rezil olacağız. Beğendik halkı da Türkiye halkı da bunu hak etmiyor. Bir an önce kuyu ve depo yapılmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Bakan, Gini endeksi 1’e yaklaştıkça gelir dağılımındaki adaletsizlik de büyümektedir. En son 0,390’dan 0,404’e çıkmıştır Gini endeksi ve Türkiye’de en fazla gelir elde eden yüzde 20’lik dilim ile en fakir yüzde 20’lik dilim arasındaki uçurum daha da artmaktadır. Bir yandan, Türkiye’de servet dağılımıyla ilgili, son on beş yılda nüfusun yüzde 99’u, servetinin üçte 1’ini kaybetti ve en zengin yüzde 1’in servetinin ülkedeki payı, yüzde 38’den yüzde 58’e yaklaştı. Yani en zenginler bu dönemde servetini yüzde 50 daha fazla artırdı. Servet dağılımında da ciddi bir uçurum meydana geliyor. Bunların hepsi bu son on beş yılda oldu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, soruları cevaplandırmak üzere sözü size bırakıyorum.

Buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, ben, teşekkür ediyorum.

Sayın Şeker’in bıraktığı yerden başlayalım. Son on beş yıldır Türkiye’de çok şey oldu. Ekonomi büyüdü. Türkiye ekonomisi 2002 yılında yaklaşık 230 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahipken şimdi 860 milyar dolarlık bir büyüklüğe erişti ve bu dönemde kişi başına düşen millî gelir de, aynı şekilde, 3 kat arttı. Bu dönemde ekonomide hem verimlilik arttı hem de birçok alanda ekonominin rekabetçilik gücü de arttı. Bugün, Türkiye, özellikle, küresel kriz sonrası dönemde ekonomide sağlamış olduğumuz bu yapısal değişim ve dönüşüm sayesinde küresel şoklara karşı ne kadar dayanıklı olduğunu da gösterdi. Gerek 2013 yılında gerekse sonraki yıllarda içeride meydana gelen hadiseler veya dış kaynaklı hadiseler karşısında Türkiye ekonomisi ne kadar dayanıklı olduğunu bir defa daha gösterdi.

En son, 15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrası, FET֒yle yürütülen mücadeleyle birlikte, hatırlarsanız, özellikle, 2016’nın üçüncü çeyreğine ilişkin ekonomideki daralmadan sonra bir karamsarlık meydana geldi ama ne oldu? Ardından, Hükûmet olarak arka arkaya aldığımız tedbirler sayesinde ve ekonomimizin de temelleri sağlam olduğu için 2016’nın dördüncü çeyreğinde tekrar bir büyüme trendine girdik ve şimdi görüyoruz ki, ilk üç çeyrek sonunda Türkiye ekonomisi yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme performansını da gösterdi. İnşallah 2018’de bu büyüme performansının devam edeceğini bugünden söyleyebiliyoruz. Gerek yatırım tarafında gerek üretim tarafında gerek tüketim tarafında gerekse de özellikle de ihracat tarafında bizleri sevindiren gelişmeler var. Ekonominin barometresi sayılabilecek birçok göstergeden her biri açıklandığında ekonomideki büyümenin genele yayıldığını ve özellikle de 2018’in ilk çeyreğinde bu büyümenin rahat bir şekilde devam edeceğini de söyleyebiliyoruz.

Bu dönemde herkes zenginleşti, bu dönemde kişilerin satın alma gücü arttı ve artmaya da devam ediyor. Bu dönemde istihdam da arttı.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Satın alma gücü paritesine göre arttı, dünya ortalamasının yüzde 36 gerisindeyiz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Sayın Özdemir, sizi duyamıyorum ama “İstihdam arttı.” demek istiyorsunuz herhâlde. Evet, istihdam arttı.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Espri yaptınız herhâlde.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – 2009 sonrası dönemde de özellikle istihdamda sağladığımız başarı… Gerçekten OECD ülkeleri arasında 2009 sonrası dönemde istihdamı artıran nadir ülkelerden birisi olduk. Bu da ülkemiz açısından son derece sevindirici. Her yıl artan istihdam ülkedeki büyümeye de önemli katkı vermiş oldu.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – İşsizlik artıyor, genç işsizliği artıyor.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, lütfen…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Müsaade ederseniz diğer soru soran vekillerimizin de sorularını cevaplamama imkân vermek açısından hızlı hızlı cevap vereyim.

BAŞKAN - Buyurun, diğer soruları da cevaplandıralım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Kayan Beğendik köyümüzle ilgili bir değerlendirmede bulundular. Burada notlarımızı aldık. Yani söylediğiniz türde bir hadise var mıdır, bakalım ona; yani burada bir şey söylemek mümkün değil.

Sayın Bakır “Kavşak inşaatı devam ediyor.” dedi. Burada ilgili bakanlarımıza bu talebi aktaracağız.

Sayın Erdem, özellikle Emniyet personelimize dönük olarak beklentileri ifade ettiler. Konuları biliyorum ama şunu ifade etmek lazım: Emniyet hizmetleri sınıfındaki personelimize özellikle de son yıllarda önemli iyileştirmeler yaptık. 2016 yılında tazminat oranlarında yüzde 25’lik bir artış yaptık. Eskiden, biliyorsunuz, polislerin ek göstergesi 2200’dü. Onu Hükûmet olarak biz 3000’e çıkardık. Dolayısıyla Emniyet personelimizin de öğretmenlerimizin de sağlık personelimizin de, tüm kamu çalışanlarımızın…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Süper maaş alıyorlar(!)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – …mali ve sosyal haklarını iyileştirmek için, ne yapalım, devraldığımıza göre bugün çok daha iyi noktalara geldik, getirdik. Bunu da rakamlarda görüyoruz.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Yıldız, Aydın Havalimanı’yla ilgili konu, incire teşvik konusu ve turizm konusundaki notlarımızı aldık. Bu konuları inşallah takip edeceğiz.

Sayın Akdoğan Hakkâri Üniversitesi konusunu söyledi, burada da teşekkür ediyorum. Türkiye’de bugün artık her ilimizde bir üniversite var ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Tabela üniversitesi var, doğru, her ilimizde.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Şunu ifade edeyim…

BAŞKAN - Hadi, ifade edin onu da.

Tamamlayın lütfen.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - ...Hakkâri Üniversitesi de dâhil olmak üzere bütün vilayetlerdeki üniversitelerimizin inşaatlarının süratle tamamlanması noktasında büyük bir gayret gösteriyoruz. Hakkâri Üniversitesinde ödenek azalması olduğunu sanmıyorum yatırım noktasında. Hayır, her kurumun yatırım harcamalarının devamına göre yıllar itibarıyla ödenek tahsis ediliyor ama ben yine de bakıp size bilgi vereceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan ve 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde siyasi parti gruplarımız bir sürpriz yapmış, konuşmalarını çekmemiş, konuşmalara devam edeceğiz ve 7’nci maddeyi okutuyorum:

 

Yürütme

MADDE 7- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

BAŞKAN – Evet, doğal olarak Bakanlar Kurulunun yürütmesi gereken bir madde ama madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Ben inanıyorum ki çok özlü ifadelerle çok kısa sürede bu maddede konuşmalar bitecek.

Buyurun efendim.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın son maddesine geldik. Yaklaşık on bir gündür Genel Kurulda, ondan önce de bir ay Plan ve Bütçe Komisyonunda, bir buçuk aylık bir maratonun sonundayız. İlk gününden son gününe kadar Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sürece katkı vermeye çalıştık yapıcı muhalefetin bir gereği olarak. Elbette sorunları tespit ettik, eleştirilerimiz oldu ancak birçok konuda hem risklere işaret ettik hem de çözüm önerileri sunmaya çalıştık. Benim Hükûmete âcizane tavsiyem, bu yaptığımız uyarıların dikkate alınmasıdır. Tabii, Sayın Maliye Bakanının bütün görüşmelerde burada olma imkânı olmadı ancak -tutanakların incelettirilip oradan- bize göre çok önemli öneriler oldu veya risk uyarılarımız oldu. O konularda eğer onlara bakılırsa ülke açısından ben faydalı olur diye düşünüyorum.

Söyleyeceğim bir diğer husus, durum değerlendirmesinin çok sağlıklı yapılması, politika üretmek veya sorunu çözmeye yönelik uygulama yapmak kadar önemli yani durum değerlendirmesini iyi yapmamız lazım. Siyasi kaygılardan uzak bir şekilde durum değerlendirmesinin yapılmasının önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Tabii ki hepimizin amacı, bizim burada Milliyetçi Hareket Partisi olarak da amacımız, ülkemizi biraz daha ileriye götürmek, milletimizin refahını artırmaktır. Buradaki bütçenin her kuruşunun verimli harcanması önemlidir. Bu paralar kolay kazanılmıyor. İnsanlar fedakârlıkla vergilerini ödüyor. Bizim de devlet olarak, devleti yönetenler olarak bu paraları verimli harcamamız lazım. Türkiye’yi uzun dönem hedeflerinden uzaklaştıracak politikalardan ve uygulamalardan kaçınmak lazım, onlardan uzak durmalıyız.

Son olarak da geçmişi kötülemeden de yaptıklarımızı ifade etmeyi öğrenmeliyiz. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sürekli geçmişi kötüleme şeklinde bir anlayışın bu ülkeye bir fayda sağladığını asla düşünmüyorum.

Ben, bu duygularla, bütçemizin devletimize, milletimize, kurumlarımıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Bütçe sürecinde emeği geçen hem parlamenterlere hem de bürokrat arkadaşların hepsine bu emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, hayırlı akşamlar. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Usta. Gayet özlü bir şekilde, kısa sürede tamamladınız.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’e aittir.

Buyursunlar efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Hazırlığımız pek iki dakikalık gibi görünmüyor. On dakikayı dolduracağız herhâlde, öyle görünüyor.

CHP GRUBU ADINA TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi size okuyacağım mektup bir mafya dizisinin senaryosu değil. Burada anlatılan kişi, karakter ve kuruluşlar tamamen gerçek. Hayal ürünü kişi ve kuruluşlarla herhangi bir ilgisi yok. Size okuyacağım bu mektup, şu anda AKP İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk ve AKP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Erol Kaya’nın da önünde.

“Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına

Ankara

30 Ekim 2017 Pazartesi günü saat 11.00-11.30 civarında Manisa Yunusemre Belediyesine ait kreşte çalışan Fethiye Yılmaz’ı ziyarete gittiğimde Yunusemre Belediye Başkanı Mehmet Çerçi de kreşe geldi. Ben nezaketen çıkış yaptım. Otoparktan aracımı alıp evime gidecekken beni takip eden Mehmet Öcal ve gri takım elbiseli, gözlüklü koruma Volkan tarafından aracımın önü kesilerek araçtan zorla indirildim. ‘Yunusemre Belediye Başkanı Mehmet Çerçi sizi çağırıyor.’ diye silahını gösteren şahısların arasından yürüyerek yanına götürüldüm. Kendisiyle daha önce karşılaşmadığımız hâlde bana ‘Ulan, sen ne ayaksın? Kimsin? Ne işin var burada?’ deyip göğsümü yumruklayarak beni itekledi. Kreş çalışanları ve velilerin önünde hayrete düştüm. 10-15 kişiden oluşan silahlı adamlarıyla beni kreşin yanından kameraların olmadığı bir alana götürdüler ve orada sorgulamaya başladılar. Sonra ‘Saruhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Yaralı’yı da arayın, o da gelsin.’ diye talimat verdi. Şoför Halil olduğunu bildiğim kişi ‘Neden kaçıyorsun lan bizden?’ diye yüksek sesle bağırdı. Ben de ‘Sizden neden kaçayım?’ dedim. Korumalardan birisi ‘Vatandaşlar bize bakıyor.’ diye uyarınca ‘Buradan götürelim.’ dediler. O sırada, yanımızda Özel Kalem Müdürü Mustafa Irmak ve Başkan Yardımcısı Mustafa Dandin ve birkaç kişi daha vardı. Ben ‘Arabam burada kalmasın.’ dedim. Mehmet Öcal’la beraber arabamı onun gözetiminde sitedeki otoparka bıraktık. Evime uğramam gerektiğini söyledim, Mehmet Öcal ‘Dışarıda araba bekliyor.’ deyip evime girmemi engelledi. Tehditler savurarak, beni Aytaç Emlakın önünde bekleyen gri bir arabaya zorla bindirip Yunusemre Belediyesine ait organize sanayi bölgesindeki bir binaya götürdüler. Burada Hakan Yılmazbaş tarafından telefonum zorla gasbedildi. Beni bir odada beklettiler, sonra, Mehmet Çerçi’nin de bulunduğu diğer odaya aldılar. O sırada Hüseyin Yaralı ve şoförü Halil İbrahim Kabakçıoğlu içeri girdi, şoför dışarı çıktı. İki belediye başkanı, benim, iki saatin üzerinde, baskı yaparak, mobbingle, zorla, âdeta bir savcı gibi soru-cevap şeklinde ifademi aldılar. Yunusemre Belediye Başkanı Çerçi ‘İsmail Kadıoğlu’yla neden görüşüyorsun? Ne konuşuyorsun? Belediye Başkan Yardımcısı Şule Hanım‘la nasıl tanıştın?’ İdris Avşar, Mustafa Dandin, Zabıta Müdürü Cengiz Şişmanlar, sendika başkanı Faruk Bey, milletvekili adayı Ozan Erdem ve Yatırım İzleme Müdürü Hilmi Polat ve bir sürü isim hakkında sorular sordu. ‘Belediye Başkan Yardımcısı Kılıç Kaya rüşvet alıyor mu?’ diye sordu. ‘Türk Silahlı Kuvvetlerinden belediyeye geçiş yapan 30 personelin her birinden 25 bin lira aldığından ve yanında Rus kadınlar ve arabada bu paralar varken karıştığı bir trafik kazasından bahsetmişsin.’ dedi. Mehmet Çerçi kendi eşine ait yemek şirketini, hatta kendi eşinin Bank Asya hesaplarını neden araştırdığımı sordu. 15 bin liralık yemek faturasından bahsetti, konuyu anlamadım. Ben de ‘Bilmiyordum, sayenizde öğrendim.’ dedim. Saruhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Yaralı da ‘Yapar Başkanım, evet, bu yapmıştır.’ diye söze karışıyordu. Beni ‘Oğlum, bu kadar soğukkanlı olunmaz. Bizim dışarıda bir sürü adamımız var, seni önlerine atarız.’ diye tehdit ettiler ve ‘kripto FET֒cü’ diye sürekli aşağıladılar. Onlara FET֒cülerin soğukkanlı olduğunu nereden bildiklerini sorduğumda sinirlendiler. ‘Ankara’ya, İstanbul’a evrak göndermişsin, ihaleleri araştırıyormuşsun. Sen MİT misin, devletin adına mı çalışıyorsun, Ankara’da kimin adamısın?’ diye sorular sordular. ‘Sen nasıl AKP’lisin? Bizi araştıracağına git MHP’li büyükşehir belediyesini araştır.’ dediler. Hatta ‘MİT’te adamlarımız var, senin telefonlarını dinletiyoruz, seni bir aydır takip ettiriyoruz; itiraf et, bu iş bitsin, yoksa biz seni bitireceğiz.’ diye tehdit ettiler. Daha da ileri gidip ‘Biz iki başkan tam on üç yıldır birbirimizi tanırız. Buradan çıkınca hele bir savcıya git de sonra başına neler geliyor gör. Yeni savcıyı biz getirdik Manisa’ya.’ dediler. Eşimin ne iş yaptığını dahi sordular.

Sonra iki başkan bana ‘Biz FET֒cü müyüz?’ diye sordular. Ben de ‘Bilmiyorum.’ dedim. Hüseyin Yaralı ‘Ben sürekli alkol alıyorum, nasıl FET֒cü olabilirim?’ diye kendini savundu. ‘Seninle uğraşacağız, seni FET֒den atacağız, bak gör.’ dediğinde, ben de ‘Yaram yok, neden gocunayım?’ dedim. Sonra Hüseyin Yaralı ‘Sana yazıklar olsun, sırtımdan vurdun beni, seni Başkan Yardımcısı yaptım. Oysa sen birçok belgeyi dışarı sızdırdın, bu nedenle bir sürü kişinin başı belaya girecek. Biz savcılıkta gizli olan her şeyi biliyoruz. Savcı okuttu bize her şeyi.’ dedi. Ben de ‘Kendinizden eminseniz neden rahatsız oluyorsunuz, bırakın devletimiz araştırsın.’ dedim.

‘Basında çıkan ihale usulsüzlüklerini, arazi satışlarını, bankamatik memuru olarak belediyeden maaş alanlarla ilgili bilgileri basına sen mi sızdırdın?’ dediler.

Mehmet Çerçi ise ‘Eğer bizden şikâyetçi olursan, savcılar bizim adamımız, bak sonrasını sen düşün, Ankara’da da çok güçlüyüm ben.’ diyerek beni tehdit etti.

Hüseyin Yaralı ‘Hadi beraber savcıya gidelim, usulsüzlükle, FET֒yle bir ilişiğimiz olmadığı yönünde ifade ver, ondan sonra nereye gidersen git.’ dedi.

‘Sen FET֒cülerle sohbetlere gitmişsin.’ dediklerinde, ‘Benim FET֒cü olduğumu kanıtlayın, sohbete gittiğimi kanıtlayın, ben başıma sıkayım.’ diye yanıt verdim, ‘Hatta herhangi bir dergi, gazete, banka hesabı ya da kurban bağışı gibi bir bağışı kanıtlayın, aynısını yapayım.’ dedim. ‘Ya, siz?’ dediğimde, yanıt alamadım.

Sonra içeriye birisi geldi, Başkanla görüştü, bir anda içeride kimse kalmadı, beni odada yalnız bırakıp gittiler. Telefonumu kapalı hâlde dolabın üstüne bırakmışlardı. Telefonu açtığımda vali ve emniyet müdürünün kaçırıldığımdan haberdar olduğunu öğrendim. Polis ekipleri tarafından olay yerinin yakınından alınıp Emniyete götürüldüm, kaçırılma olayını sözlü olarak anlattım.

Cumhuriyet savcılığınca gerekli yasal işlemlerin başlatılması için talimatlarınızı bekliyorum. Talimatlarınız sonrası yazılı beyanımı vereceğim. Bundan sonra benim ve ailemin başına herhangi bir sebepten dolayı bir şey gelirse Mehmet Çerçi ve Hüseyin Yaralı sorumludur, şikâyetçiyim.”

Evet, saygıdeğer milletvekilleri, ne yazık ki artık cumhuriyet başsavcılığına bir vatandaşın başvurması için bile saraydan talimat gelmesi beklenmektedir. Şimdi sormak istiyorum si