TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

41’inci Birleşim

18 Aralık 2017 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER

1) ANKARA ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

2) ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

3) HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Hacettepe Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hacettepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

4) GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Gazi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

5) İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

6) İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

7) BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

a) Boğaziçi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Boğaziçi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

8) MARMARA ÜNİVERSİTESİ

a) Marmara Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Marmara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

9) YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldız Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

10) MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ

a) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

11) EGE ÜNİVERSİTESİ

a) Ege Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ege Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

12) DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Dokuz Eylül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dokuz Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

13) TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

a) Trakya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Trakya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

14) ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ

a) Uludağ Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uludağ Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

15) ANADOLU ÜNİVERSİTESİ

a) Anadolu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Anadolu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

16) SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

a) Selçuk Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Selçuk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

17) AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

a) Akdeniz Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Akdeniz Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

18) ERCİYES ÜNİVERSİTESİ

a) Erciyes Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erciyes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

19) CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ

a) Cumhuriyet Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Cumhuriyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

20) ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ

a) Çukurova Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çukurova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

21) ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ

a) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

22) KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

23) ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ

a) Atatürk Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Atatürk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

24) İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ

a) İnönü Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İnönü Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

25) FIRAT ÜNİVERSİTESİ

a) Fırat Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Fırat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

26) DİCLE ÜNİVERSİTESİ

a) Dicle Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dicle Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

27) VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

a) Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

28) GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziantep Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziantep Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

29) İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ

a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

30) GEBZE TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Gebze Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gebze Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

31) HARRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Harran Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Harran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

32) SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

a) Süleyman Demirel Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Süleyman Demirel Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

33) ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

a) Adnan Menderes Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adnan Menderes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

34) BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ

a) Bülent Ecevit Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bülent Ecevit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

35) MERSİN ÜNİVERSİTESİ

a) Mersin Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mersin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

36) PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Pamukkale Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Pamukkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

37) BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ

a) Balıkesir Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Balıkesir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

38) KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kocaeli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kocaeli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

39) SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

a) Sakarya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sakarya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

40) MANİSA CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ

a) Manisa Celal Bayar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Manisa Celal Bayar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

41) ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ

a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

42) MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Mustafa Kemal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mustafa Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

43) AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

44) KAFKAS ÜNİVERSİTESİ

a) Kafkas Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kafkas Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

45) ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ

a) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

46) NİĞDE ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ

a) Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ömer Halisdemir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

47) DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ

a) Dumlupınar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dumlupınar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

48) GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

49) MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

50) KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ

a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

51) KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Kırıkkale Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırıkkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

52) ESKİŞEHİR OSMAN GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

53) GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Galatasaray Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Galatasaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

54) AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ahi Evran Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ahi Evran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

55) KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ

a) Kastamonu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kastamonu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

56) DÜZCE ÜNİVERSİTESİ

a) Düzce Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Düzce Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

57) MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ

a) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

58) UŞAK ÜNİVERSİTESİ

a) Uşak Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uşak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

59) RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ

a) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

60) NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Namık Kemal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Namık Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

61) ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ

a) Erzincan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzincan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

62) AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Aksaray Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Aksaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

63) GİRESUN ÜNİVERSİTESİ

a) Giresun Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Giresun Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

64) HİTİT ÜNİVERSİTESİ

a) Hitit Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hitit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

65) BOZOK ÜNİVERSİTESİ

a) Bozok Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bozok Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

66) ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Adıyaman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adıyaman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

67) ORDU ÜNİVERSİTESİ

a) Ordu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ordu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

68) AMASYA ÜNİVERSİTESİ

a) Amasya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Amasya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

69) KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ

a) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

70) AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ

a) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

71) SİNOP ÜNİVERSİTESİ

a) Sinop Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sinop Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

72) SİİRT ÜNİVERSİTESİ

a) Siirt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Siirt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

73) NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

74) KARABÜK ÜNİVERSİTESİ

a) Karabük Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karabük Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

75) KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİ

a) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

76) ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ

a) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

77) ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ

a) Artvin Çoruh Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Artvin Çoruh Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

78) BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ

a) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

79) BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ

a) Bitlis Eren Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bitlis Eren Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

80) KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kırklareli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırklareli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

81) OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ

a) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

82) BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ

a) Bingöl Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bingöl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

83) MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muş Alparslan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muş Alparslan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

84) MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ

a) Mardin Artuklu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mardin Artuklu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

85) BATMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Batman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Batman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

86) ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ardahan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ardahan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

87) BARTIN ÜNİVERSİTESİ

a) Bartın Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bartın Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

88) BAYBURT ÜNİVERSİTESİ

a) Bayburt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bayburt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

89) GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ

a) Gümüşhane Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gümüşhane Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

90) HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ

a) Hakkari Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hakkari Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

91) IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

a) Iğdır Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Iğdır Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

92) ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ

a) Şırnak Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Şırnak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

93) MUNZUR ÜNİVERSİTESİ

a) Munzur Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Munzur Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

94) YALOVA ÜNİVERSİTESİ

a) Yalova Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yalova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

95) TÜRK ALMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Türk Alman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Türk Alman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

96) ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

97) BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Bursa Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bursa Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

98) İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

99) İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

100) NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ

a) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

101) ABDULLAH GÜL ÜNİVERSİTESİ

a)Abdullah Gül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abdullah Gül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

102) ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Erzurum Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzurum Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

103) ADANA BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ

a) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

104) ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

105) SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ

a) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

106) BANDIRMA ONYEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

107) İSKENDERUN TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İskenderun Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İskenderun Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

108) ALANYA ALAADDİN KEYKUBAT ÜNİVERSİTESİ

a) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

109) İZMİR BAKIRÇAY ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Bakırçay Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

110) İZMİR DEMOKRASİ ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Demokrasi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in açıklama nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Avrupa Birliği Ömer Çelik’in, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

11.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Avrupa Birliği Ömer Çelik’in, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Hükûmete tekraren sataşması nedeniyle konuşması

13.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

14.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasında yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasında yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı konusunda bütün partilerin hemfikir olduğuna ve gösterilen duyarlılığa teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, ırkçılık ile milliyetçiliği birbirinden ayırmak gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 3’üncü ve 4’üncü sınıf ders kitaplarındaki evlilik ve aile ilişkileriyle ilgili konularda neden Medeni Kanun’un esas alınmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Siirt Milletvekili Yasin Aktay’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Reza Zerrab’la ilgili Amerika’da görülen davada yeni deliller ve devlet bankalarıyla ilgili ciddi iddialar ortaya çıktığı için suç duyurusunda bulunduklarına ve Mecliste de bir komisyon kurulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kapatılan üniversitelerde güvenlik soruşturmasından geçmiş öğrencilere verilen ön lisans diplomalarında fişleme şeklinde ibarelerin yer aldığına ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkisinin olumlu seyrinin Cumhuriyet Halk Partisinin de arzusu olduğuna ancak Hükûmetin Türkiye’yle ilgili olumsuz algı yaratacak iş ve işlemler yapmak suretiyle bir fırsat vermemesini tavsiye etmek durumunda olduklarına ilişkin açıklaması

12.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından onaylanan Batasuna kararına ilişkin açıklaması

16.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Edirne Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı hakkında bir kınama cezası verilmesine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun, Millî Eğitim Bakanından, çocukların cemaatlere, tarikatlara teslim edilmemesini rica ettiğine ve Roman çocukların okula erişimlerinde yaşanan sıkıntıların çözümü için bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, öğretmen alımlarında liyakat ve objektif ölçümün yapılabileceği bir mülakat yöntemi konusunda çalışma olup olmadığını, okul müdürü veya yönetici atamalarındaki kriteri ve Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği’nde bir değişiklik düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

19.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, terör örgütüyle iltisakı olan hiçbir özel okula eğitim öğretim desteği ödemesi yapılmadığına ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, KHK’lerle yönetilen bir ülke durumunda olunduğuna ve OHAL’de hayat boyu devam edecek kararlar alınamayacağına ilişkin açıklaması

22.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Mustafa Kemal Atatürk’ün 17 Aralık 1927’de Mecliste yaptığı konuşmasındaki tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili sözlerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğuna ve tepki ve protesto hakkı yoksa, KHK’lerle, OHAL bahane edilerek bu hak ortadan kaldırılmışsa bunun demokrasiye bir darbe olduğuna ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, Karşıyaka Spor Kulübüne başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesinde (TÜRKPA) Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturacak üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/1381)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, Akdeniz Parlamenter Asamblesi, Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi, Asya Parlamenter Asamblesi, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği, NATO Parlamenter Asamblesi, Parlamentolar Arası Birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere Başkanlık Divanında yapılan incelemeyi müteakiben uygun bulunan üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/1380)

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, esnaf ve sanatkârlarla ilgili bazı hususlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/18085)

2.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, TSK bünyesindeki engel tanıma sistemi bulunmayan hava araçlarına ilişkin sorusu ve Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/18213)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2014 - Ekim 2017 tarihleri arasında çeşitli nedenlerle hayatını kaybeden asker sayılarına ilişkin sorusu ve Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/18435)

4.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, 26. Yasama Dönemi’nde TBMM’ye ziyaretçi olarak gelen vatandaşlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/19692)

18 Aralık 2017 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün yedinci tur görüşmelerini yapacağız.

Yedinci turda, Avrupa Birliği Bakanlığı ile Türk Akreditasyon Kurumu, Millî Eğitim Bakanlığı, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu ile üniversitelerin bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (x)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER

1) ANKARA ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

2) ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

3) HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Hacettepe Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hacettepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

4) GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Gazi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

5) İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

6) İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

7) BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ

a) Boğaziçi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Boğaziçi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

8) MARMARA ÜNİVERSİTESİ

a) Marmara Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Marmara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

9) YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldız Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

10) MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ

a) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

11) EGE ÜNİVERSİTESİ

a) Ege Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ege Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

12) DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Dokuz Eylül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dokuz Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

13) TRAKYA ÜNİVERSİTESİ

a) Trakya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Trakya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

14) ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ

a) Uludağ Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uludağ Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

15) ANADOLU ÜNİVERSİTESİ

a) Anadolu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Anadolu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

16) SELÇUK ÜNİVERSİTESİ

a) Selçuk Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Selçuk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

17) AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

a) Akdeniz Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Akdeniz Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

18) ERCİYES ÜNİVERSİTESİ

a) Erciyes Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erciyes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

19) CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ

a) Cumhuriyet Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Cumhuriyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

20) ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ

a) Çukurova Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çukurova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

21) ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ

a) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

22) KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

23) ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ

a) Atatürk Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Atatürk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

24) İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ

a) İnönü Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İnönü Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

25) FIRAT ÜNİVERSİTESİ

a) Fırat Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Fırat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

26) DİCLE ÜNİVERSİTESİ

a) Dicle Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dicle Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

27) VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

a) Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

28) GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziantep Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziantep Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

29) İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ

a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

30) GEBZE TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Gebze Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gebze Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

31) HARRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Harran Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Harran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

32) SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

a) Süleyman Demirel Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Süleyman Demirel Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

33) ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

a) Adnan Menderes Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adnan Menderes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

34) BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ

a) Bülent Ecevit Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bülent Ecevit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

35) MERSİN ÜNİVERSİTESİ

a) Mersin Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mersin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

36) PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Pamukkale Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Pamukkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

37) BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ

a) Balıkesir Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Balıkesir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

38) KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kocaeli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kocaeli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

39) SAKARYA ÜNİVERSİTESİ

a) Sakarya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sakarya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

40) MANİSA CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ

a) Manisa Celal Bayar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Manisa Celal Bayar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

41) ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ

a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

42) MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Mustafa Kemal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mustafa Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

43) AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

44) KAFKAS ÜNİVERSİTESİ

a) Kafkas Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kafkas Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

45) ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ

a) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

46) NİĞDE ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ

a) Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ömer Halisdemir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

47) DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ

a) Dumlupınar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dumlupınar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

48) GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ

a) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

49) MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

50) KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ

a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

51) KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ

a) Kırıkkale Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırıkkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

52) ESKİŞEHİR OSMAN GAZİ ÜNİVERSİTESİ

a) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

53) GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Galatasaray Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Galatasaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

54) AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ahi Evran Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ahi Evran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

55) KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ

a) Kastamonu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kastamonu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

56) DÜZCE ÜNİVERSİTESİ

a) Düzce Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Düzce Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

57) MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ

a) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

58) UŞAK ÜNİVERSİTESİ

a) Uşak Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uşak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

59) RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ

a) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

60) NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ

a) Namık Kemal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Namık Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

61) ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ

a) Erzincan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzincan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

62) AKSARAY ÜNİVERSİTESİ

a) Aksaray Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Aksaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

63) GİRESUN ÜNİVERSİTESİ

a) Giresun Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Giresun Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

64) HİTİT ÜNİVERSİTESİ

a) Hitit Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hitit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

65) BOZOK ÜNİVERSİTESİ

a) Bozok Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bozok Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

66) ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Adıyaman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adıyaman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

67) ORDU ÜNİVERSİTESİ

a) Ordu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ordu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

68) AMASYA ÜNİVERSİTESİ

a) Amasya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Amasya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

69) KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ

a) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

70) AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ

a) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

71) SİNOP ÜNİVERSİTESİ

a) Sinop Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sinop Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

72) SİİRT ÜNİVERSİTESİ

a) Siirt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Siirt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

73) NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

74) KARABÜK ÜNİVERSİTESİ

a) Karabük Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karabük Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

75) KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİ

a) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

76) ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ

a) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

77) ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ

a) Artvin Çoruh Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Artvin Çoruh Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

78) BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ

a) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

79) BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ

a) Bitlis Eren Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bitlis Eren Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

80) KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ

a) Kırklareli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırklareli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

81) OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ

a) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

82) BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ

a) Bingöl Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bingöl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

83) MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ

a) Muş Alparslan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muş Alparslan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

84) MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ

a) Mardin Artuklu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mardin Artuklu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

85) BATMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Batman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Batman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

86) ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ

a) Ardahan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ardahan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

87) BARTIN ÜNİVERSİTESİ

a) Bartın Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bartın Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

88) BAYBURT ÜNİVERSİTESİ

a) Bayburt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bayburt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

89) GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ

a) Gümüşhane Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gümüşhane Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

90) HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ

a) Hakkari Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hakkari Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

91) IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

a) Iğdır Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Iğdır Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

92) ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ

a) Şırnak Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Şırnak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

93) MUNZUR ÜNİVERSİTESİ

a) Munzur Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Munzur Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

94) YALOVA ÜNİVERSİTESİ

a) Yalova Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yalova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

95) TÜRK ALMAN ÜNİVERSİTESİ

a) Türk Alman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Türk Alman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

96) ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

97) BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Bursa Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bursa Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

98) İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ

a) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

99) İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

100) NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ

a) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

101) ABDULLAH GÜL ÜNİVERSİTESİ

a)Abdullah Gül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abdullah Gül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

102) ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) Erzurum Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzurum Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

103) ADANA BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ

a) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

104) ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

a) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

105) SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ

a) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

106) BANDIRMA ONYEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ

a) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

107) İSKENDERUN TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

a) İskenderun Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İskenderun Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

108) ALANYA ALAADDİN KEYKUBAT ÜNİVERSİTESİ

a) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

109) İZMİR BAKIRÇAY ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Bakırçay Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

110) İZMİR DEMOKRASİ ÜNİVERSİTESİ

a) İzmir Demokrasi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir.

Şimdi, yedinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekilimiz Oğuz Kaan Salıcı, İstanbul Milletvekilimiz Sibel Özdemir, Antalya Milletvekilimiz Mustafa Akaydın, İstanbul Milletvekilimiz Süleyman Sencer Ayata, Bursa Milletvekilimiz Ceyhun İrgil, Aydın Milletvekilimiz Metin Lütfi Baydar, Eskişehir Milletvekilimiz Gaye Usluer.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekilimiz Ertuğrul Kürkcü, Diyarbakır Milletvekilimiz Feleknas Uca, Siirt Milletvekilimiz Kadri Yıldırım, Iğdır Milletvekilimiz Mehmet Emin Adıyaman, Van Milletvekilimiz Lezgin Botan, Gaziantep Milletvekilimiz Mahmut Toğrul.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekilimiz Hasan Özyer, Konya Milletvekilimiz Leyla Şahin Usta, İzmir Milletvekilimiz Kerem Ali Sürekli, Elâzığ Milletvekilimiz Ejder Açıkkapı, Balıkesir Milletvekilimiz Ali Aydınlıoğlu, Sinop Milletvekilimiz Nazım Maviş, Kocaeli Milletvekilimiz Mehmet Akif Yılmaz, Karabük Milletvekilimiz Burhanettin Uysal, Bingöl Milletvekilimiz Enver Fehmioğlu, Siirt Milletvekilimiz Yasin Aktay, Konya Milletvekilimiz Halil Etyemez, Isparta Milletvekilimiz Sait Yüce.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekilimiz Arzu Erdem, Ankara Milletvekilimiz Zühal Topcu, Erzurum Milletvekilimiz Kamil Aydın.

Şahısları adına, İstanbul Milletvekilimiz Markar Eseyan lehinde, İstanbul Milletvekilimiz Selina Doğan aleyhinde konuşmacıdır.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz İstanbul Milletvekilimiz Sayın Oğuz Kaan Salıcı’ya aittir.

Sayın Salıcı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığının bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu hafta içinde, yakın zamanda Avusturya eski Dışişleri Bakanı, şu anda hükûmeti kurmaktan sorumlu şahıs Sebastian Kurz bir açıklama yaptı, daha doğrusu hükûmet programına bir ifade koydu. O ifadede, Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle ilişkilerini kesmesi, Avusturya’nın da bu konuda yeni müttefikler aramasıyla ilgili bir ifade var. Bu ifadeye hem Dışişleri Bakanımız Sayın Çavuşoğlu hem de Avrupa Birliği Bakanımız Sayın Çelik tutarlı bir tepki gösterdi. Ben onun için, göstermiş oldukları bu tutarlı tepkiden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Tepkinin içeriğinde şu var, diyor ki ikisi de… Bir yandan Avrupa Birliğiyle aramızda akitler var, bunları hatırlatıyorlar, bir yandan da Avrupa Birliği değerlerini hatırlatıyorlar bu kendini bilmez Avusturyalı siyasetçiye. Fakat, tabii işin ilginç tarafı şu: Biz Avrupa Birliği değerlerini hatırlatıyoruz ya da aramızdaki akitleri hatırlatıyoruz ama bu akitlere biz ne kadar uyuyoruz, Avrupa Birliği değerleriyle de ne kadar uyumluyuz, meseleye buradan bir bakmak gerekiyor.

Şimdi, Sayın Bakan açıklamasında diyor ki: “Bu yaklaşımlar, AB değerlerini bir formalite ve Avrupa içi güç oyununun bir parçası hâline getirme çabasını gösteriyor.” Altına imzamı atarım, kesinlikle doğru bir ifade. Ama öbür taraftan, biz dönüyoruz, bakıyoruz, Avrupa Birliği değerleri Avrupa Birliği Bakanlığımızın kendi web sayfasında zaten ifade ediliyor, deniyor ki: “Birlik, insan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü -yani son zamanlarda Türkiye'de mumla aradığımız değerlerin hepsi burada yazıyor- azınlıklara mensup kişilerin hakları da dâhil olmak üzere insan haklarına saygı ilkeleri üzerine kurulmuştur. Bu değerler, çoğulculuk, ayrımcılık yapmama, hoşgörü, adalet, dayanışma, kadın-erkek eşitliğinin hâkim olduğu bir toplumda üye devletler için ortaktır.” Akitlere bakıyoruz. En önemli akitlerden bir tanesi herhâlde 2002 yılından beri Türkiye'yi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisinin parti programıdır değil mi? Parti programında Adalet ve Kalkınma Partisi Avrupa Birliğiyle ilgili ne söylemiş? “Türkiye, Avrupa Birliğiyle ilişkilerinde, taahhütlerini ve birliğin üyelik için öteki aday ülkelerin de yerine getirmesini istediği şartları bir an önce sağlayacak -tarih 2002- gündemin yapay sorunlarla meşgul edilmesini önlemeye çalışacaktır.” Bu da doğru bir ifade. Sorun şurada arkadaşlar: İfadelerde problem yok yani teori zehir gibi ama ortada bir pratik yok. Dolayısıyla, bunun üzerinden giden bir yaklaşımı ifade eden bir süreç yürüyor bir süredir Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle ilişkilerinde.

Sayın Bakanın muhtemelen son zamanlarda bol bol boş vakti vardır çünkü Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinde hiçbir ilerleme yok. Hiçbir ilerleme olmadığı gibi, yeni ortaya konan hiçbir şey de yok. Örneğin, Sayın Bakan zamanında, Avrupa Parlamentosu, üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını tavsiye eden bir karar aldı, almış olduğu karar 64’e karşı 477 oyla alındı. Raporun içeriği ya da Türkiye’nin son dönemlerde insan haklarına bakışıyla ilgili Avrupa Konseyi tarafından da yayınlanan raporların içeriği tam bir facia.

Değerli arkadaşlar, bizim, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimize baktığımız zaman, önemli ve en yeni belgelerden bir tanesi 65’inci Hükûmet Programı. Hani akitlerden bahsediyoruz ya, yazılı evraklardan bahsediyoruz ya, 65’inci Hükûmet Programı’nda Avrupa Birliğiyle ilgili güzel cümleler var. Toplam kaç kelime biliyor musunuz? 50 kelime arkadaşlar. Diyor ki: “Avrupa Birliği bizim için stratejik bir hedeftir.” Cümle doğru, icraat yok, bununla ilgili hiçbir şey yapılmıyor. Toplam 50 kelime. Peki, yine aynı 65’inci Hükûmet Programı’nın “Güçlü Türkiye” başlıklı dış politika bölümünde Afrika kıtasıyla ilgili kaç kelime olduğunu biliyor musunuz? 90 kelime var arkadaşlar. Hükûmet Avrupa Birliği Bakanlığını kurmuş, icraat yok. Programa yazmış ama programa yazarken dahi Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin ne kadar uzak olduğunu ya da kendi niyetinin ne kadar uzak olduğunu ifade edecek şekilde yazmış.

Daha başka bir şey söyleyeyim. Şimdi Sayın Bakanın bütçesini konuşuyoruz değil mi? Değerli arkadaşlar, 2016 yılında Avrupa Birliği Bakanlığının bütçesi 319 milyon lira, 2016 Aralık ayı kuruyla 100 milyon avro. 2017’de 313 milyon lira, aralık ayı kuruyla 85 milyon avro. Bu bütçe, 2018 bütçesi 347 milyon lira, aralık ayı kuruyla 76 milyon avro. Şimdi, arkadaşlar, siz eğer ilişkiyi geliştirmek istiyorsanız, bunun için bir çaba gösteriyorsanız, bütçeyi istikrarlı şekilde azaltmazsınız, bütçeyi arttırırsınız.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Avrupa Birliğinden vazgeçmişler.

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) – 2016 yılında 100 milyon avro olan bütçe bugün 76 milyon avro. Değerli arkadaşlar, soruyorum: Hangi bakanlığın bütçesinde son iki yılda avro bazında yüzde 25 bir azaltma olmuştur, hangi bakanlığın?

Sayın Bakan, bu, sizin yapmış olduğunuz çalışmaların, vermiş olduğunuz çabanın aslında bir işe yaramadığını ya da Hükûmetiniz ile Avrupa Birliği arasında ilişki kurma, Türkiye’yi Avrupa Birliğine tam üye yapma konusunda ciddi bir irade olmadığını gösteriyor.

Şimdi, Avrupa Birliğinden bahsettiğimiz zaman, örneğin, Sayın Çavuşoğlu diyor ki: “Kapalı kapılar ardında Almanya ile Fransa bize diyorlar ki: ‘Ya, bu Avrupa Birliği Almanya ile Fransa arasındaki bir güç dengesi sonucunda ortaya çıktı. Biz Türkiye’yi burada istemiyoruz. Eğer Türkiye gelirse bu güç dengesi sarsılır.’” Hükûmetin başka siyasetçileri de diyor ki: “Bizi kıskanıyorlar, bizi kıskandıkları için, güçlü ve büyük Türkiye’yi -bir de ‘yeni’ diyorlar biliyorsunuz- kıskandıkları için, Türkiye’yi Avrupa Birliğine almak istemiyorlar.” Ben Avrupalıların kıskandığı Türkiye’den bazı rakamlar vereyim size. Avrupa’da, Türkiye, ölümlü iş kazalarında 1’inci arkadaşlar, dünyada 3’üncü. Gelir dağılımı adaletsizliğinde 34 OECD ülkesi arasında 3’üncü, Avrupa’da 1’inci. Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 168 ülke arasında 75’inci sırada. Küresel Barış Endeksi’nde 162 ülke arasında 146’ncı sırada. Geçen gün Norveç Büyükelçiliğinden bazı arkadaşlarla görüşüyorduk, “Sizin ülkenizde siyasi bir gösteriye polisin müdahale ettiği ve sonucunda ölüm olduğu bir olayın en son ne zaman gerçekleştiğini hatırlıyor musunuz?” diye sordum, hatırlamakta güçlük çektiler, son elli yıl içinde yokmuş.

NECİP KALKAN (İzmir) – Onların komşusu Suriye değil, nereyle mukayese ediyorsun?

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) – Arkadaşlar, her gün bu ülkede siyasi gösterilerde ya da toplumsal hak arayışında canını kaybeden insanlar oluyor. Kıskanılan Türkiye, kıskandıkları için Avrupa Birliğine almak istemedikleri Türkiye bu Türkiye mi?

Bir başka şey daha söyleyeyim, bir başka şey daha söyleyeyim arkadaşlar. “Avrupa Birliği bizim tercihimiz. Avrupalılar bizi istemeyebilir, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesi Avrupa Birliğinin bazı ülkelerinin işine gelmeyebilir ama eğer biz bunu istikrarlı ve doğru bir şekilde istiyorsak, nasıl 2002’de, 2005’te Avrupa Birliği kriterleri bizim için yeterli olmazsa ya da Avrupa Birliği ayak direrse, gerekirse onları Ankara kriteri yaparız, Maastricht Kriterlerini de İstanbul kriteri yaparız ama Türkiye'nin reform yolundaki mücadelesine devam ederiz.” diyen Hükûmet üyeleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - …bugün, maalesef bu konularla ilgili hiçbir şekilde bir ifade kullanmıyorlar. Türkiye, tam anlamıyla Avrupa Birliğiyle karşı karşıya gelmiş bir durumda.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Salıcı.

Şimdi söz sırası İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sibel Özdemir’e aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Özdemir, süreniz yedi dakika.

CHP GRUBU ADINA SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmeleri kapsamında Avrupa Birliği Bakanlığına bağlı Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve bizleri izleyen yurttaşlarımızı ben de saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin Avrupa Birliğine tam üyeliği sürecinde uluslararası ticaretin vazgeçilmez unsuru kabul edilen akreditasyon faaliyetlerini yürütmek üzere kurulan Türk Akreditasyon Kurumuyla ilgili Sayıştay raporundaki tespitleri gündeme getirerek konuşmama başlamak istiyorum.

Denetim raporu, kurumun faaliyetlerine ilişkin kendi akreditasyon ölçütlerine dahi uymayan dört temel sorun alanı olduğunu tespit ediyor. Bunlarda, temel mali tablolara yer verilmediği, mevzuatın öngördüğü sürede faaliyet raporunun açıklanmadığı, performans bilgi sisteminin değerlendirilmediği ve son olarak, bütçe gerçekleşmelerini takip edecek mekanizmanın oluşturulmadığı ve kullanılan örneklerin de ayrıntısına yer verilmediği tespitleri yapılmaktadır.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Uluslararası standartlarda akreditasyon faaliyetlerini yerine getiren bir kurum nasıl olur da bu açıkları verir?

Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyesi Sayın Tamaylıgil tarafından da Komisyon aşamasında gündeme getirilen bu sorunlara hiçbir yanıt verilmemişti.

TÜRKAK, Avrupa Birliğine üyelik mevzuatımız ve uyumumuz açısından akreditasyon faaliyetlerini yöneten önemli bir kurumumuzdur. Ben de bu bağlamda, bu kurumun bütçesini görüşürken Avrupa Birliğine yönelik üyelik sürecimiz noktasındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kuruluş temellerinin atıldığı günden itibaren yüzünü hep Batı’ya dönen ülkemiz için Avrupa Birliğine katılım süreci cumhuriyetimizin ilanından sonra en önemli çağdaşlaşma ve demokratikleşme hedefimizdir. Türkiye-Avrupa ilişkilerine tarihsel, yapısal ve bir devlet politikası perspektifinden bakmamız gerekirken, ancak on altı yıldır üyelik müzakerelerini tek başına yöneten Hükûmet bu süreci kendi şahsi çıkarları için kullanma gafletine düşmüştür. İlk kez bu iktidar döneminde, özellikle 2007 yılından itibaren devlet politikamızdan uzaklaşılmış, kişisel, kısa vadeli ve iç politikaya dönük bir sürece şahit oluyoruz. Karşılıklı tutarsızlıklar, belirsizlikler ve güven kaybı nedeniyle katılım müzakereleri şu anda fiilî olarak dondurulmuş durumdadır ve Hükûmetiniz döneminde müzakerelere başladığımız 2005 yılından itibaren toplam 35 başlıkta sadece 16 fasıl açılabilmiştir ve sadece 1 fasıl, o da geçici olarak kapatılmıştır. Ve yine, Sayın Bakan, Komisyon sürecinde de dile getirmiştim, Avrupa Birliği tarihinde çok uzun süre aday olan tek ülke olma özelliğine sahibiz. Ama daha önemlisi, değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine üyelik koşullarımızı içeren Kopenhag Siyasi Kriterlerinden, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ilkelerinden ve demokratikleşme sürecinden uzaklaştık.

Sayın Bakan, Avrupa Birliği ülkeleriyle ilgili ekonomik bütünleşmemizin temeli olan Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesini gerçekleştiremediniz, ticari ilişkilerimizde millî çıkarlarımızı maksimize edecek adımları atamadınız ve vize muafiyeti konusunda 80 milyon yurttaşımıza verdiğiniz hiçbir sözü tutamadınız.

Değerli milletvekilleri, son beş yılda yayınlanan ilerleme raporlarında gerileme yaşadığımız kaydedildi ve benden önce grubumuz adına konuşan Sayın Salıcı’nın da belirttiği gibi, ilk kez Avrupa Parlamentosu üyelik müzakerelerimizin koşullu olarak askıya alınmasını öneren bir raporu kabul etti. Ayrıca, üyeliğimiz için son derece önemli olan katılım öncesi mali yardımlarda 105 milyon avro bütçe kesintisi yapıldı. Oysa, Sayın Başbakan, alınan bu kararların nedeni olarak, geçen hafta, burada bütçe açılış sunuşunu yaparken, Avrupa Birliğine yönelik vizyonsuzluk ve bir stratejik bakış açısı eksikliği olduğunu savundu.

Sayın Bakan, ancak dış politika ve AB ilişkilerimizde geldiğimiz noktaya baktığımızda, aslında Hükûmetinizin bir vizyonsuzluğu ve stratejik bakış açısı eksikliği olduğu ortadadır. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, özellikle seçim dönemlerinde yükselişe geçen Avrupa Birliği karşıtı söylemlerinizi bir kenara koyarsak, Sayın Başbakan Türkiye'de sürdürülebilir ve istikrarlı bir büyüme ortamının devamı açısından Avrupa Birliğinin önemli bir çıpa olduğunu söylerken, Cumhurbaşkanı ve Genel Başkanınız Sayın Erdoğan “Bizim Avrupa Birliği üyeliğine ihtiyacımız kalmadı.” derken, “Türkiye'nin Avrupa Birliğine ihtiyacı vardır.” diyen de Sayın Bakan, Kabinenizin Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Şimşek’tir.

Peki, başmüzakereci ve Avrupa Birliği Bakanı olarak siz ne düşünüyorsunuz? Türkiye'nin Avrupa Birliğine ihtiyacı var mı yok mu? Ya da Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimizi bir ihtiyaç düzeyinde mi, yoksa uluslararası ilişkilerin stratejik temel koşulu olan kazan-kazan ilişkisi olarak mı görüyorsunuz?

Sayın Bakan, Komisyon görüşmelerinde, Avrupa Birliğinin üç temel meydan okumayla karşı karşıya olduğunu ve işte, bunlardan birisinin de Avrupa’da aşırı sağın ve popülizmin yükselişi olduğunu savundunuz. Oysa, Sayın Bakan, referandum öncesinde, seçim meydanlarında, Avrupa Birliğine yönelik, başta Sayın Genel Başkanınız olmak üzere, Hükûmetinizin sözlerini hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa ve Batı düşmanlığını körükleyen sözlere hepimiz şahit olduk. Eleştirdiğiniz ve Avrupa’da yükselişte olan aşırı milliyetçi, popülist siyaset yaklaşımının bir benzerini siz de yapmıyor musunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Hükûmetlerinizin dış politika ve Avrupa Birliğine bakış açışı yoksunluğunuz nedeniyle ülkemizi dünyada yalnızlaştırmadınız mı? Toplumu yerli, millî, gayrimillî diye kutuplaştırmadınız mı? (CHP sıralarından alkışlar) Ve kutuplaşma her geçen gün daha da derinleşiyor. Demokrasimiz hibrit sınıf rejiminde. Bugün hiçbiriniz ileri demokrasiden söz etmiyorsunuz. Hesap verilebilirlik ve şeffaflık endeksinde ülkemiz hızla geriye düşüyor. Düşünce ve ifade özgürlüklerinde, akademik özgürlüklerde, bağımsız medya endekslerinde her geçen gün geriye düşmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, demokrasi, adalet, hukuk devleti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – İzninizle tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun Sayın Özdemir.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, sonuç olarak, demokrasi, adalet, hukuk devleti, özgürlükler ortamından yoksun ve uluslararası arenada saygınlığı giderek zayıflayan ülkemiz açısından Avrupa Birliği çıpasından asla vazgeçmemeliyiz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Avrupa Birliği üyeliğimizi bir siyasi partinin ve bir kişinin günübirlik siyasi çıkarları için değil, ülkemiz ve 80 milyon yurttaşımızın faydası ve refahı için, demografik, ekonomik ve bölgesel çıkarlarımızı önceleyen ulusal, stratejik bir devlet politikası olarak görüyoruz.

Bu düşüncelerle, Avrupa Birliği Bakanlığı ve bugün konuşacağımız, gerçekten çok önemli bir bütçe olan Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin, Hükûmetimizin 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize ve tüm yurttaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Şimdi söz sırası Antalya Milletvekilimiz Sayın Mustafa Akaydın’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Akaydın, süreniz dokuz dakika.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığımızın 2018 yılı bütçe görüşmeleri kapsamında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bizleri televizyonları başında izleyen yurttaşlarımızı ve yüce Meclisimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Sayın Millî Eğitim Bakanımıza siyasi üslup ve iletişim nezaketi açısından teşekkür ederim. Bunun, siyasi üslup zafiyeti taşıyan bazı diğer bakanlarımıza örnek olmasını diliyorum. Tabii ki muhalefet olarak görevimiz, eğitimle ilgili eksikleri ve yanlışları dile getirmek.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, eğitim, bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli süreçtir ve Bakanlığımızın adından da anlaşılacağı üzere millî bir kavramdır yani sadece iktidarlarla ilintili değildir eğitim. Yani her platformda tartışarak kararlar alınmalıdır ama bunun böyle olmadığının da yaşadığımız süreçlerde hepimiz farkındayız. Son on beş yılda, değişen 6 bakan ve sayısız değişiklik geçiren millî eğitim politikaları gördük, cumhuriyetin temel ilkeleri göz ardı edildi, Eğitim Birliği Yasası yok edildi, Anayasa’nın 42’nci maddesi yok farz edildi, bilim dışı, laiklik dışı uygulamalara bol bol tanık olduk.

Bugün ülkemizin gündemindeki en önemli millî eğitim sorunları olarak:

1)       Eğitimin kalitesizliği,

2)       Ortaöğretime ve yükseköğretime giriş sınavları,

3)       Müfredat değişiklikleri,

4)       Eğitimin laik ve bilimsel tarafının yok edilişi,

5)       Öğretim elemanlarına yapılan baskılar,

sayılabilir.

Bu sorunların hiçbiri “Ben yaparım, olur.” zihniyetiyle çözülemez, “Reis Bey istedi.” diye hiç çözülemez.

Millî Eğitim Bakanlığı 2018 bütçesi 135 milyar Türk lirası, genel bütçe içindeki payı yüzde 17,7; son beş yılın en düşük yüzdesi. Gayrisafi millî hasıla içindeki payı yüzde 3,90; son üç yılın en düşük yüzdesi. Daha önemlisi, millî eğitim yatırımlarının 1998 yılında bütçedeki payı yüzde 30 iken bugün yüzde 8,3’e düşmüş durumda. Bu rakamlarla, yakın gelecekte birleşik sınıfları kaldırmak da mümkün değil, orta vadeli planda öngörüldüğü üzere, 2019 yılında ikili eğitimden tekli eğitime geçiş de sadece bir hayalden ibaret değerli milletvekilleri.

Görevine son verilen on binlerce öğretmen, fikir özgürlüğü göz ardı edilerek kanun hükmünde kararnameyle işlerine son verilen yüzlerce akademisyen; bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını zedeleyen otokrat ve haksız uygulamalar.

2014’te bitmesi planlanan FATİH Projesi bugün âdeta duvara toslamış durumda, şimdi “2018’de bitecek.” deniyor. Eğitim politikaları bilimsellikten tamamen uzaklaşmış, evrim teorisi müfredat dışı, çocuklarımız âdeta hurafeler tarafından yönlendiriliyor.

Değerli arkadaşlar, bu politikalarla, OECD ülkeleri içinde 29-30 yaş grubunun altında olan gençlerdeki hiçbir işe sahip olmama ve okulda da okumama yüzdesi 29 olan ülkemizi bu açmazdan kurtarmamız mümkün değildir. OECD’de bizden sonraki en kötü rakam yüzde 14. Öncelikle yüzde 30’luk eğitimli işsizliği yaratırsanız, mesleki ve teknik eğitimi özendiremezseniz, eğitimin kalitesini artırmak, “Sanayi 4” devrimini yakalamak hiç olası değildir. Dünya yapay zekâyı tartışıyor, biz ise sübyan okullarında hurafelere teslim olmuş çocuklarımıza ağlıyoruz.

Eğitimde pedagojik değerlendirmeye saygı hiç yok. Pedagogların eğitimle ilgili görüşlerini kale alan yok. Dinci vakıf ve dernekler -Ensar, TÜRGEV, TÜGVA, Hayrât, Hizmet gibi- Millî Eğitim Bakanlığı yerine eğitimi ele almış durumdalar.

Bakın, bugün basında yer alan, Kayseri’deki bir ortaokulda Ensar Vakfının bir kitabından alıntılar var. Kitapta “Eğer ince giyinirseniz hayvanlara özenmiş olursunuz.” deniyor ve bebeklere namaz kılma dayatmasında bulunuluyor bu kitapta.

PISA 2003 sonuçlarına göre dünyada 20 basamak gerilemişiz, TIMSS’te yine öyle. Sayın Bakanımız zaman zaman “Finlandiya’da da gerileme var.” diye buradan bir övünç çıkarıyor ama Finlandiya’nın dünya eğitim sistemindeki yerinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz, hiç kuşku götürmez.

Çocuk işçi sayımız 700 bini geçmiş değerli arkadaşlar. 40 bin sözleşmeli, 63 bin ücretli öğretmenimiz var sosyal güvenceden ve yeterli ücretten mahrum. 438 bin öğretmen atama bekliyor. Eğitim fakültelerinde ise şu anda 650 bin öğretmen adayı var. Yani bunların da mezun olduğunu düşündüğünüzde devletten iş bekleyen 1 milyonu geçkin öğretmen piyasamız mevcut olacak ve bugün aldığım, Millî Eğitim Bakanının bütçe konuşmalarında bana verdiği cevaba göre de 109 bin öğretmen açığımız var şu anda Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde.

Değerli arkadaşlar, daha bu konularda söylenecek çok şey var ama ben, özellikle FATİH Projesi’yle ilgili değerlendirmede bulunmak istiyorum. Gene, Millî Eğitim Bakanımızdan aldığımız duyumlara göre FATİH Projesi duvara toslamıştır demiştim. Bu FATİH Projesi’nin en önemli ayağını... Biliyorsunuz 2014’te bitmesi beklenen bir projeydi, şu anda 2017, bitmedi, 2018’e ertelendi, 2018’de de bitmeyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

“Dağıtılan tablet sayısı -bakın 17,5 milyon öğrencimiz var- 1 milyon 437 bin.” diyor Millî Eğitim Bakanlığımız bana bugün verdiği yanıtta.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İlk dağıttıkları da eskidi artık, teknolojik olarak kullanılmıyor.

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Dünyada zaten böyle bir teknolojiyi kullanan başka bir ülke yok arkadaşlar çünkü “tablet” dediğimiz bilgisayar nihayet iki üç yılda teknoloji dışı kalacak bir oluşum. Ve şu anda, gene Millî Eğitim Bakanımızın verdiği yanıtta görüyoruz ki 1 milyon 375 bin tablet de öğrencilerimiz mezun olduğu için kapsam dışı kalmış. Yani şu anda 17,5 milyon öğrencisi olan millî eğitim sisteminde, değerli arkadaşlarım, tablet sayısı 60 bin civarında.

Bakın, Sayın Bakanım, size bir şey önermek istiyorum, bunu geçen sene de Meclis konuşmalarımda önerdim. Dün Fatih Altaylı’nın programı vardı, çok önemli, çok değerli bilim adamımız Celal Şengör, dünyada doğa tarihi ve bilim müzelerini anlattı. Türkiye’de bir tane yok böyle bir müze. Ben bunu yıllardır söylüyorum geçmiş bir rektör olarak, şu projeye harcadığınız paranın -8-9 milyar Türk lirası olduğu ifade ediliyor- sadece yirmide 1’iyle bile Türkiye’ye bir doğa tarihi ve bilim müzesi kazandırabilirsiniz. Bakın, turistleri demiyorum, sadece çocuklarımızı bu müzelere göndererek gerçekten Türkiye'nin eğitim, öğretim ve bilim yaşamına çok büyük bir katkıda bulunmuş olabilirsiniz diye size bir öneride bulunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, sınav sistemiyle ilgili de bir iki söz söylemek isterim. Biliyorsunuz, Türkiye’de, yıllardan beri, liselere girişte sınav sistemiyle ilgili ciddi değişikliklerle karşılaşıyoruz. Velilerimiz, öğrencilerimiz şaşkın, ne olacağı belirsiz bir durumda. Bugün “Bir sınav sistemi kaldırıldı.” deniyor ama kaldırılmadığını hepiniz çok iyi biliyorsunuz ve Türkiye’de “merdiven altı” denilen dershanelerde de şu anda minimum saat başı ücreti 100 lira ve 200 liraya kadar çıkan ücretler karşılığında da özel öğretmenler ders veriyor zengin çocuklarına.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de şu anda bu kadar büyük talep varken sınav sisteminin kaldırılmasının mümkün olmadığını gelin kabul edelim yani Reis Bey istedi diye sınav sistemi kaldırılmaz. Ne yapmak lazım? Sadece ve sadece -bir ara bunu yapar gibi gözüktünüz özellikle yükseköğretimde- matematiksel, zihinsel beceri ve Türkçe okuduğunu anlama yeteneği üstünden sınav yapalım -kaç saat sürerse sürsün, kaç dakika sürerse sürsün- ve bu sınavda başarılı olan öğrencilerimizi gerek liselere gerek üniversiteye girişte değerlendirelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Bu kapsamda bir değişiklik Türkiye’de dershanelere olan ihtiyacı da ortadan kaldıracaktır çünkü bu tür becerileri kazanmak için güneydoğudaki yoksul çobanın da birtakım kitapları okuyarak beceri kazanması mümkündür. Böyle bir önerim var.

Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. Yeni bütçenin hayırlı olmasını diliyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akaydın.

Şimdi, söz sırası İstanbul Milletvekilimiz Süleyman Sencer Ayata’ya aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ayata, süreniz dokuz dakika.

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN SENCER AYATA (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; derslik, öğretmen, öğrenci sayıları arttı, okullaşma oranları da arttı; bu, Türkiye’de eğitimde yaşanan olumlu bir gelişmedir. Burada hemen eleştiri getirmek istemiyorum ama şunu da söyleyeyim: Benzer ülkelerden daha yüksek oranlarda değil, bütün dünyada böyle oluyor, böyle bir eğilim var; biz de o oranlara yakın başarı gösterdik bu konularda -yakın başarı diyorum- ama eğitimin iki yapısal sorunu, temel sorunu yani eğitimdeki eşitsizlik ve eğitimdeki düşük nitelik sorunu olduğu gibi devam ediyor. Hatta ben burada, bu konuşmada şunu iddia edeceğim: Özellikle son beş yılda eğitimdeki nitelik düşüşü ve eşitsizlik sorunu daha yapısallaştı, daha girift hâle geldi ve daha içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Bu neden böyle? Önce, bunun olumsuz sonucunu söyleyeyim bütün ülkemiz açısından: Türkiye vasıflı insan gücü yetiştirme bakımından yeterli başarı gösteremiyor ve toplumdaki eşitsizlikleri eğitim sistemi vasıtasıyla önlemekte çok zayıf kalıyor. Şimdi, “Neden?” diye sordum; 4 tane neden sıralayacağım: Birinci nedeni, doğumdan gelen eşitsizlikler. Ne gibi? Çocuklar okula aynı koşullarda başlamıyor, bazıları geriden başlıyor. Çocuğun nerede doğduğu, annenin babanın mesleği, çocuğun cinsiyeti eğitim ve daha sonraki çalışma hayatında son derece belirleyici oluyor. Şimdi, bunu önlemek için ne yapmak lazım? Tabii ki gelir dağılımı bozukluğunu gidermek lazım ama güçlü bir sosyal devlet de bunu önler ama Türkiye’de mevcut yardım sistemi hiçbir şekilde bu ihtiyacı karşılamıyor ve muhtaç olan ailelerin, sözünü ettiğim ailelerin çocukları eğitimlerine şansız başlıyorlar ve bu fırsat eşitsizliği onların hayatının sonuna kadar onları etkilemeye devam ediyor. Türkiye’de birçok hesaplamalara göre her 2 çocuktan 1’isi bu anlamda dezavantajlı durumda. Şimdi, bu eşitsiz durumda olan çocuklar geldiler, okul kapılarının önüne dikildiler. Peki, “Bu okul sistemi, eğitim sistemi ne yapıyor bu konuda?” İkinci önemli sorumuz bu.

Şimdi, bütün dünyanın gittiği bir yer var, okul öncesi eğitim. Neden? Çünkü en önemli yetiler çocuğa bu yaşta, okul öncesi çağda kazandırılıyor. Bizdeki durum ne? Okullaşma oranı yüzde 50. Peki, yararlananlar var okul öncesi eğitimden ama yararlanmayanlar kimler? Dezavantajlı dediğim çocuklar yani toplumun yarısı yararlanamıyor bundan. Bunda, kesinlikle ve kesinlikle son dört yıldaki 4+4 sisteminin getirilmesiyle okullaşma oranının yavaşlatılmasının ve yavaşlamasının büyük etkisi var değerli arkadaşlarım. Şimdi, bu 4+4 sistemi burada kalmıyor.

Gelelim, okul türleri meselesine: Eşitsizliklerin ve niteliksizliğin bir başka önemli kaynağı. 4+4, ilköğretim düzeyine kadar çekti okullardaki tür ayrışmasını. İmkân sahibi aileler ne yapıyorlar? Çocuklarını akademik okullara gönderiyorlar. Akademik okullarda, avantajlı okullarda öğrenciler, daha iyi öğrenciler, daha donanımlı öğretmenler, daha güvenli altyapı, daha fazla sosyal aktivite, daha iyi bir okul iklimi var. Dezavantajlı çocukların gittiği okullara baktığımız zaman öğretmen, öğrenci aktivite, fiziki altyapı, güvenlik bakımından çok daha zayıf durumda. O nedenle -altını çiziyorum- devamsızlık, sınıf tekrarı ve okul terki çok daha yüksek oranlarda. “Peki, bu okullar hangi okullar?” diye sorarsanız, üç ana tip çıkıyor karşımıza, her yerde dezavantajlı çocuk var ama üç ana tip çıkıyor. Birincisi, tabii ki ikili öğretimde, tabii ki ikili öğretim yapan okullarda, meslek okullarında ve imam-hatiplerde. Üçünde çıkıyor, bakınız bütün rakamlara. Okul türlerindeki bu zorlama ayrıştırma toplumdaki ve yalnız toplumdaki değil, okul sistemindeki eşitsizlikleri daha da artırıyor.

Dördüncü konu, müfredat konusu, içerik konusu. 21’inci yüzyılda çocuklara kazandırılması gereken bazı temel kişilik özellikleri var. Hızlıca bakıyoruz. Özgür, meraklı, araştıran, sorgulayan, otoritelere karşı çıkabilen, farklılıklara saygılı, toplumsal cinsiyet eşitliğine inanan, hoşgörü sahibi -birçok başka özellik sıralayabiliriz- kişiler. Şimdi, bizde durum ne? Üstün doğrular olarak kabul edilen değerlerin çocuklara öğretmenler tarafından aktarılması ve onların da bunları ezberleme durumunda bırakılması. Ben polemiğe girmiyorum, eğitim sisteminin ruhu bu. İkincisi, kişinin gelişmesi, düşünce bakımından gelişme düzeyi. Özellikle dezavantajlı okullarda araştırmalar şunu gösteriyor: Okuyan öğrencilerimizin çoğu eleştirel düşünme, önemli ile önemsizi ayırt etme, farklı bilgileri karşılaştırma, sorun çözme, sonuç çıkartma, bilgiyi sentezleme gibi konularda çok zayıf bulunuyor. Çünkü özellikle bu dezavantajlı okullarda eğitim, olguların ve fikirlerin aktarılması, ezberletilmesi esasına dayandırılıyor. Bunu daha iyi görmek için Avrupa Birliğinin temel yeterlilikler kavramına bakalım eğitimde, temel yetiler kavramı; şunları sıralıyor: Edebî ve sanatsal ifade, yabancı dil, sağlam matematik, temel bilgiler formasyonu, sorun çözebilme yeteneği, teknolojileri iyi kullanma, inisiyatif alma, fikri eyleme dönüştürebilme ve en önemlisi ne biliyor musunuz, öğrenmeyi öğrenme. Çünkü günümüzde teknolojiler ve meslekler hızla değişiyor. Yeni mesleklerde eleştirel düşünebilen, sorun çözebilen, yaratıcı ve iletişim becerilerine sahip elemanlar aranıyor. Dar anlamda uzman istenmiyor, dönüştürülebilir becerilere sahip elemanlar isteniyor. Bu nedenle de mesleki eğitimin -Almanya dâhil- ortaöğretim sonuna ertelenmesine çalışılıyor, değil ilköğretim. Biz ise uzmanlaşmayı, dar uzmanlaşmayı teşvik etmeye çalışıyoruz.

Bir de buna PISA açısından bakalım. Puanlar düşüyor, bunu konuştuk. 6 basamak var PISA’da. En üst 2 basamakta âdeta yokuz oysa bu dünyanın en vasıflı iş gücü demek yani biz orada hemen hemen yokuz. Ortaöğretim kademesinde de zayıfız ama daha vahimi ne? Hayata aktif katılım göstermek için gerekli beceriler aşağı yukarı öğrencilerimizin yarısına verilmiyor, bu çok vahim bir durum. Türkiye’de en çok bu açıdan dezavantajlı olanlar yine ikili öğretim, meslek okulları ve imam-hatipler.

Şimdi, daha vahim bir durum, bakın, çok üzücü de bir durum: Türkiye’de fen öğrenme isteği, öğrenmekten alınan zevk ve fen aktivitelerine katılım -az önce hocam söyledi- bakımından bizim çocuklarımız dünyada en üst sırada yer alıyor ama açık söylüyorum, siyasi iktidar ve bu eğitim sistemi bu hevesli çocuklara fen öğrenme imkânını vermiyor, bu kadar açık ve net söylüyorum. Türkiye, bunun sonucunda vasıfsız iş gücüne mahkûm ediliyor ve dünyaya vasıfsız iş gücü sunan bir ülke durumuna çekiliyor.

Şimdi, günümüzde teknolojinin, eğitimin hepsinin önemini biliyoruz ama eğitimde biz 140 ülke arasında 100’üncü sıradayız birçok ölçüme göre. Şimdi, milyonlarca çocuk bu dezavantajlı konumda. Bu büyük eğitim sorununun temelinde -bakın ben çok özet söylüyorum yine- okulların ve eğitim müfredatının siyasi ve ideolojik amaçlara göre şekillendirilmesi yatıyor, en önemli neden bu.

Şimdi, değerli arkadaşlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN SENCER AYATA (Devamla) – Bir dakika ekleyebilir miyiz?

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak için bir dakika ek süre veriyorum Sayın Ayata.

Buyurun.

SÜLEYMAN SENCER AYATA (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. Zaten bir iki cümlem kaldı.

Şimdi, sorun şu, eğitimde sorun şu: Dünyanın gidişiyle ve toplumun talepleriyle -bırakın dünyanın gidişini- uyumlu, onun değerleriyle uyumlu, beklenilenle uyumlu bir eğitim sistemi getiremiyoruz Türkiye’de. Tersine, akıntıya karış kürek çekmeye çalışıyoruz. Ben daha fazla polemiğe girmek istemiyorum. Dünyada hatta antidemokratik ülkeler bile, Çin gibi demokratik olmayan ülke, Çin gibi ve Rusya gibi ülkeler bile bu sorunları yaşamazken Türkiye bu sorunları yaşıyor ve bu sorunlara, şundan emin olunuz, bu siyasi ve ideolojik ısrarın siyasi yararı da yok çünkü bu eğitim sistemi gençleri siyasi iktidardan kopartıyor. Bakınız, bir sosyolog olarak, birçok veri elimde olarak bunu size söylüyorum. Faydası olmuyor; bakınız eğitimden geçince oylara. Bunun ispatı budur.

Çok teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayata.

Şimdi söz sırası Bursa Milletvekilimiz Sayın Ceyhun İrgil’e aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın İrgil, süreniz dokuz dakika.

CHP GRUBU ADINA CEYHUN İRGİL (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu dönemin en önemli özelliklerinden biri, ne dersen de dinleyen yok. Kendinden başka herkese sağır ve hukuksuz bir dönem bu.

Arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığı a’dan z’ye sorunlar ve mağduriyetlerle dolu bir Bakanlık. Cemaatlerin kök saldığı, dallanıp budaklandığı, çocuklarımıza el uzattığı bu Bakanlığın, ha deyince kendisini temize çekmesi beklenemez. Ancak belli ki bu Bakanlık cemaatsiz ve tarikatsız yapamıyor. İmzalanan protokoller, değerler eğitimi altında okullara sokulan dernekler hatta tıpkı 15 Temmuzu yapan terörist cemaat gibi evlerde dinî sohbet projesiyle Bakanlık, eğitimden ziyade başka bir sorumluluk üstlenmiş durumda. Üstelik, bütçesinin yüzde 80’ini doğrudan doğruya personel harcamaları için kullanan Millî Eğitim Bakanlığının, bu bütçesiyle eğitimde fırsat eşitliğini yaratması, eğitim yatırımlarını yapması, ulaşılabilir bir eğitim hizmeti vermesi beklenemez. Olsa olsa öğretmen ataması yapmasını bekleriz ama Millî Eğitim Bakanlığı bunu da yapmıyor.

Bakanlığın -çeşitli defalar Sayın Bakanın da ifade ettiği bilgilere göre- 100 binden fazla öğretmen açığı var. Cumhurbaşkanı dâhil, Hükûmet tarafından 2017’de ek atama sözü verilmişti ama gereği yapılmadı, bunun nedenini soruyoruz. 2018’de 20 bin atama yapılacağı söyleniyor ama bu yetmez, bu açıkla bu niteliği artırabilmek için en az 50 bin öğretmen ataması yapılması gerekir. Zaten, ekonominin de yüzde 11 büyüdüğünü, işlerin iyi gittiğini düşünüyorsunuz, o zaman parayı kısmayın, parayı başkalarına, Rezalara, onlara bunlara kaptırmayın, öğretmenlere verin diyoruz.

Ayrıca öğretmenin ücretlisi, geçicisi, sözleşmelisi olmaz. Bizim kadrolu öğretmenlere ihtiyacımız var. Kendisini güvende hisseden eğitimcilere ihtiyacımız var. Ne yazık ki öğretmenler çalışma koşulları, aldıkları ücret, gelecek güvencesi ve çalışma huzuru açısından en zor yıllarını yaşıyorlar. Bu Bakanlığın öğretmenleri perişan ettiği bir gerçek. Nereden anlıyoruz bunu? Yapılan araştırmalardan. Yapılan bir araştırmaya göre, her 5 öğretmenden 3 ya da 4’ü mesleki veriminin düştüğünü, mesleğinin saygın bir meslek olma özelliğini kaybettiğini, iyi bir iş imkânı bulursa öğretmenliği bırakacağını ve gelecekten umutsuz olduğunu ifade ediyor.

Arkadaşlar, şu sıralar Millî Eğitim çatısı altında son derece mutsuz bir grup daha var: ÖYP’li araştırma görevlileri. Eğer bugün bu Meclis ve burada bulunan zatlar müdahale etmezlerse on beş gün sonra yaklaşık 14 bin ÖYP’li araştırma görevlisinin geleceği ve kadroları belirsiz. Kadroları kanun hükmünde kararnameyle ellerinden alınarak gasbedilen ÖYP’li araştırma görevlileri için geçtiğimiz ay, YÖK, eski kadrolarına dönebilmelerine yönelik onay verdi. Uygulama, rektörlerin kanaatine bırakıldı. Bırakıldı ama Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli bürokratlar, değerli milletvekili arkadaşlarım, sizin rektörleriniz de Hazreti Ömer değil ki yani onlardan Hazreti Ömer adaleti bekliyorsunuz. O yüzden, çoğu rektörünüz iyi niyetle davranıp bu arkadaşlara yol açtı ama bir sürü şart öne sürdü, birçok rektör de bunları yapmadı. Bu rektörlerle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum: Pek çok rektör kritersiz, koşulsuz, ÖYP’li araştırma görevlilerini eski kadrolarına alacağını açıklarken bazı rektörler bazı kriterlerle işi yokuşa sürdü, bazı rektörler ise kulağının üstüne yattı. Özellikle, 15 Temmuz sonrası yarattığı mağduriyetlerle vicdanlarını sorgular hâle geldiğimiz bu rektörler için şunu söylemek istiyorum: Gelin, vebal atına girmeyin; kul hakkı, vebali taşınacak bir yük değildir. Sayın Erdoğan iş dünyasına “Artı 2 kişi daha işe alın.” derken, yıllarca eğitim verdiğimiz, ailelerin ve memleketin bin bir zorlukla, masrafla yetiştirdiği, doktora yaptırdığımız, lisan bilen, bu ülkenin bilimsel geleceği, bilimle yetişmiş insan sermayemiz olan ÖYP’li genç akademisyenleri hiçbir gerekçe yokken işten atıyorsunuz, hakları olan ve bizzat devlet tarafından verilen kadroları iade etmiyorsunuz. Üstelik, bu kadrolar 1 Ocakta tamamen yanacaklar, size de yaramayacak. Üstelik, 60 üniversite bu işlemi yaparken, YÖK önerisine uyarken keyfî olarak diğerleri yapmıyor. Bunun hiçbir hukuki engeli yok, korkulacak bir şey yok. Keyfiyetiniz, insafsızlıktır. YÖK Başkanı Sayın Profesör Yekta Saraç Hoca’yla aynen 65 bin öğrencinin sorunlarının çözümündeki gibi, bu akademisyenler için insani ve vicdani bir çözüm yolu bulacağımıza hâlâ inanıyorum, umutluyum.

Değerli arkadaşlar, yürek yaralayan ve vicdanları sızlatan bir konu da kanun hükmünde kararname mağduriyetleri. Hain FETÖ örgütüyle mücadele tedbirleri gerekçesiyle alelacele alınan bazı kararların yanlış olduğunu siz de biliyorsunuz. Örneğin, bir eğitim sendikasının tüm üyeleri ihraç edildi. Bu kadar toptancı bir suçlama olabilir mi? OHAL Komisyonu ise mağduriyetler için hâlâ karar vermedi. Belli ki bu Komisyonun asıl amacı, mağdurları oyalamak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiş yolunu kapamaktır.

Bakın, yine başka bir mağduriyet de İzmir’de gerçekleşti. Burada İzmir Demokrasi Üniversitesini ve Bakırçay Üniversitesini kurduk. Kuruluş kanunu sırasında, AKP iktidarı kanun hükmünde kararnameyle kapatılmış üniversite akademisyenlerinin, özellikle İzmir’deki akademisyenlerin bu üniversitelere öncelikle alınacağı sözünü verdi ve burada İzmir milletvekilleri özellikle bu sözü verdiler. Şimdi bu rektörler “Ben bu kararları, bu koşulları kabul etmiyorum.” deyip sınavı kazanan akademisyenleri bile üniversite kapısından sokmak istemiyorlar. Bu akademisyenlerin birçoğunun masum olduğunu siz de biliyorsunuz. Sadece aş ve iş için o okullardaydılar ve siz bu yetenekli, yetişmiş uzmanları işsiz bırakıyorsunuz. Sözünüzü tutun, bari bir kez olsun sözünüzü tutun.

Ayrıca, devletin kapattığı üniversitelerde çalışan ve hiçbir suçu, günahı olmamasına karşın, YÖK’ün “Sorun yok.” kararına rağmen, bu akademisyenlere ve başka akademisyenlere de üniversitelerde iş verilmiyor. Haklarında hiçbir suçlama olmayan, mahkeme kararı bulunmayan, ifadesi bile alınmamış binlerce eğitimci hukuki bir gerekçe olmaksızın işsiz. Bu zulüm niye? Taş mı yiyecek bu insanlar? Hırsızlık mı yapsınlar? O yüzden, bu haksızlıkların giderilmesini bekliyoruz.

Sizden af bekleyen ve haksızlığın giderilmesini bekleyen bir başka grup da öğrenciler. Öğrenciler af istiyorlar, duymuyorsunuz. Bu ülkede son yıllarda birçok çalkantılı olay yaşandı, birçok aile acı çekti. Bu zorlu yıllarda başta FETÖ mobbingi olmak üzere yoksulluk, ailevi sorunlar, ölümler veya hastalıklar nedeniyle ihtisasını yarıda bırakan hatta okulunu bırakmak zorunda kalan bu gençler bizim çocuklarımız. Yetişmiş ama eğitimi yarım kalmış bu insanlara af çıkarmazsak aslında kaybeden bu ülke olacak, bu gençleri de heba edeceğiz. Bu gençler okumak istiyorlar. Hangi gerekçe ve nedenle bu gençlerin eğitimine engel oluyoruz? Eğitimlerine dönmelerinde, okullarını ve ihtisaslarını tamamlamalarında ne sakınca var. Af büyüğe yakışır. Bu Meclisin adına yakıştığı gibi, büyük Türkiye Büyük Millet Meclisi bu öğrencileri, bu kendi evlatlarını, bu ülkenin çocuklarını affetmelidir ve bir kez daha okumaları ve eğitimlerini tamamlamaları için onlara şans vermelidir.

Bir başka konu, ana başlığımız olan ÖSYM. Göbek adı skandal olan ÖSYM’ye de gelecek olursak: Soruları çaldırsa da yanlış sorular sorsa da puanları yanlış hesaplasa da kazanan ile kazanamayanları birbirine karıştırsa da her yaptığı yanlışlıkla binlerce insanın psikolojisini altüst etse de yüz binlerce mağdur yaratsa da ÖSYM’nin yeni yönetiminin bu yaraları saracağına ve daha güvenilir bir kurum yolunda çaba harcayacağına dair umutlarım var.

ÖSYM sorunlu bir kurum, en kötüsü de sorunlara yaklaşımı sorunlu bir kurum. Yıllardır yaptığı sınavlarda birçok skandallar yaşandı, birçok önergeler verildi, birçok sorular soruldu ama hiçbiri cevaplandırılmadı. Örneğin, 300'ü aşkın kişinin 120’de 120 net yaptığı, şampiyonların en az 20’sinin aynı evde yaşayan evli çift, kardeş ve arkadaşlardan oluştuğu ortaya çıktı 2010 KPSS sınavında. Bu 2010 KPSS’nin failleri meçhuldür, mağdurları ise hâlâ mağdurdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Devamla) - Başkanım, ben iki cümleyle tamamlayacağım.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum Sayın İrgil, buyurun.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, biliyorum, hepinize bu mağduriyetler geliyor ve hepinize bu eğitim sorunları yansıyor, telefon ediyorlar, mail atıyorlar. Ancak bu haksızlıkları bildiğiniz hâlde susuyorsunuz. İş lafa geldi mi ağzınızdan düşürmediğiniz bir cümle var; “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” diyorsunuz. Peki, sayın vekiller, bunlar haksızlık değil mi, neden susuyorsunuz? Bu halk sizi buraya dertlerine derman olsun diye gönderdi. Sizin tek derdiniz saray ama unutmayın, saraylar yıkılır devranlar geçer, halk yaptıklarınızı, suskunluğunuzu unutmaz ve tarih sizi affetmez.

Ben buradan ÖYP konusunda, öğrenci affı konusunda, özellikle bu iki konuda bütün parti gruplarına sesleniyorum. Mangalda kül bırakmıyorsunuz. Bu konuda MHP’nin -sataşıyorum özellikle, gelsinler cevap versinler- HDP’nin, Ahmet Hocam hiç mi sözünüz yok? AKP’nin Millî Eğitim Komisyonu üyeleri, ÖYP konusunda, öğrenci affı konusunda, baş başa oturduğumuzda hep “Haklısınız.” diyorsunuz? Gelin, burada söyleyin, bu çocuklara on beş gün içinde çözüm bulalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, söyleyin. Hodri meydan!

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Açıkça sataştım, lütfen söz hakkı verin. Hiç olmazsa üç beş dakika daha konuşulsun çocukların üzerine. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İrgil.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi “Sözünüz yok mu?” Evet, yirmi bir yıl bu ülkenin farklı üniversitelerinde akademisyenlik yapmış birisi olarak sözüm var. Sataştı zaten. Gerçekten, ÖYP’yle ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu vesileyle Sayın Millî Eğitim Bakanımıza ve YÖK Başkanına şuradan söyleyeyim. Gerçekten, ülkede eğitimin ve yükseköğretimin sorunları yetmezmiş gibi yeni sorun alanlarını her geçen gün arttırıyoruz. Bir örnek vereyim. Bu bütçenin tümü üzerine konuşurken de söylemiştim. Bakın, haklısınız. Bu ülkede 2002’ye göre üniversite öğrenci sayısının 2,5 kat arttığını, üniversite sayısının 2 kat arttığını, nüfusa oranla da ciddi bir artış olduğunu söylüyorsunuz ama 2002’ye göre yükseköğretime ayrılan pay artmadı, genel bütçe içerisinde. Bu ciddi bir handikaptır.

ÖYP’yle alakalı söyleyeyim. Yani bu KHK’lerin her sayısı ve her maddesi bir toplumsal yara açıyor ama 1 Eylül 2016 günü çıkan 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararmane’nin 49’uncu maddesi 13.170 araştırma görevlisinin statüsünü değiştirdi. Ne yaptı? 33/(a) maddesinde nispeten güvencesi olan araştırma görevlilerini, doktora sonrası güvencesi olan, aldılar 50/(d)’ye aktardılar.

Bakın, Sayın Bakan, siz hukukçusunuz aynı zamanda. Bir defa, yapılan değişikliklerin geriye dönük aleyhte sonuç doğurmaması hem evrensel hukuk normudur hem de bizim anayasal güvencemiz altında.

Şimdi, 13.170 araştırma görevlisi, bunların doktorası bittikten sonra kapı önünde kalacaklar. Siz bu değişikliği yapıyor olabilirsiniz -biz KHK’nin temel ruhuna da karşıyız ama- madem yapıyorsunuz ondan sonraki ÖYP programıyla alınmış asistanlar için geçerli olur, o güne kadar alınmış olanları negatif etkileyemez. Bu, evrensel hukuk normlarına da Anayasa’ya da aykırıdır. Ve ivedi olarak, önümüzdeki yeni yılla birlikte işsiz kalacak olan bu araştırma görevlilerinin bu kapsamdan çıkarılması hem evrensel hukuk normunun amir hükmüdür hem de Anayasa’nın amir hükmüdür diyorum. Bu konudaki duyarlılığınızı özellikle rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Özellikle, şu ana kadar da işsiz kalan yani doktorası bitenlerin de geri dönmesi lazım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – 1 Eylül 2016’dan sonrakilerin tamamı…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Evet, aynen.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın Akçay, direkt sataşma var diyorsunuz, hiç, sorunsuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet, izaha muhtaç değil yani aleni.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Özellikle sataşıyoruz ki ÖYP biraz konuşulsun.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçi Hareket Partisine haksızlık yapmayınız Sayın Milletvekili. Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı’na ilişkin sorunlarda, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri ve ben dâhil olmak üzere, bir milletvekilinin yapması gereken bütün çalışmaları yapmışızdır. Ayrıca, Millî Eğitim Komisyonu üyesi olan milletvekili arkadaşlarımız da bu konuyu yeri geldiğinde ve sıklıkla mutlaka dile getirmişlerdir. Sayın Kamil Aydın, Sayın Zühal Topcu, Sayın Erkan Akçay ve hatırlayamadığım şeylerde…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Arzu Erdem.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Arzu Erdem.

…çeşitli vesilelerle dile getirdik. Bu, önemli bir sorundur. 15 bin civarında bu ÖYP kapsamında bir mağduriyet söz konusudur; daimî kadrodan, geleceği belirsiz bir duruma getirmiştir.

15 Temmuz bir darbe girişimini yaşadık, bu anlaşılır bir şeydir. Bir soruşturma, güvenlik araştırmaları da yapıldıktan sonra bu mağduriyetin giderilmesi mecburiyeti vardır. Dolayısıyla şimdilik, bu süre içerisinde tekrarlayabileceğim hususlar bunlardır. ÖYP konusu Milliyetçi Hareket Partisinin takip ettiği bir konudur ve takip etmeye de devam edeceğiz.

Ayrıca, bu konuyu açıklamaya vesile olduğu için, haksızlık yapan sayın milletvekilimize ayrıca teşekkür de ediyorum.

Teşekkürler, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın grup başkan vekili biraz önce konuşan hatibimizin “Öğretim Elemanı Yetiştirme Programı’yla ilgili olarak muhalefet partilerinin söyleyecek sözü yok mu?” diye çıkışını Milliyetçi Hareket Partisine bir haksızlık olarak değerlendirdi. Burada bir beis yok ama Meclisi izleyen Milliyetçi Hareket Partisi seçmenleri, milletvekilimizin MHP’ye bir haksızlık yaptığını düşünmüş olabilir. Bu sebeple, bir dakikalık bir açıklama yapmakta fayda görüyoruz efendim.

BAŞKAN – Yerinizden Sayın İrgil, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı konusunda bütün partilerin hemfikir olduğuna ve gösterilen duyarlılığa teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Başkanım, öncelikle ben bütün parti gruplarına teşekkür ederim. Benim derdim ÖYP biraz daha konuşulsun ve gündeme gelsin idi. Ben burada… Aslında, kayıtlara geçmesi açısından da iyi oldu bu sözü verdiğiniz. Görüldüğü gibi, bütün partiler ÖYP konusunda hemfikirler. Ben, AK PARTİ’nin de bu konuda böyle düşündüğünü düşünüyorum, YÖK’ün de iyi niyetli olduğunu düşünüyorum, birazdan söyleyeceğine inanıyorum, söyleyeceklerdir. Ben, YÖK’ün de… Gelin, o zaman, hep beraber bu cenazeyi ortadan kaldıralım, on beş gün içinde bu arkadaşlarımıza umut verelim, moral verelim. Bunlar yetişmiş insanlar, bu insanlar kolay yetişmiyor. Annelerin uykusuz gecelerini, bu çocukların yaşadıklarını, yoksul ailelerin çektiklerini düşünelim; bu rektörleri bu vebal altına sokmayalım, rektörleri bu kararla baş başa bırakmayalım. Biz söyleyelim ki hepsi göreve alınsın. Bir de şu ana kadar doktorasını bitiren arkadaşları da kaybetmeyelim, onlar da görevlerine dönsünler; tek isteğim budur. Ben, Meclise bu duyarlılık için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Duyarlılığınız için biz teşekkür ederiz Sayın İrgil.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalar devam ediyor.

Şimdi, söz sırası, Aydın Milletvekilimiz Sayın Metin Lütfi Baydar’da. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Baydar, özlemiştik sizi.

Süreniz dokuz dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan, bütçede en çok payın millî eğitime ayrıldığını hemen hemen her fırsatta dile getiriyorsunuz ancak eğitim bütçesi geçen yıla göre gayrisafi yurt içi hasıla içerisinde yüzde 9,95; merkezî yönetim bütçesi içerisinde ise yüzde 7,27 oranında azalmıştır. 2003 yılından bu zamana kadar devlet üniversitelerinin sayısında yüzde 111 oranında artış sağlanırken yükseköğretim bütçesinde ancak yüzde 59 oranında bir artış olmuştur. Yine, geçtiğimiz yıla göre Yükseköğretim Kurumunun bütçe payı yüzde 5,95 oranında azalmıştır. Yani Sayın Bakan, hamasetinizin bütçe karşılığı ne yazık ki yok.

YÖK ve üniversiteler için bütçeden ayrılan 27,7 milyarlık pay toplam bütçenin yüzde 3,6’sıdır. Üniversite bütçelerinin yüzde 67’si ancak personelin maaşına ve diğer carilere yetmektedir. Yatırım ve araştırmalar için ayrılan pay çok azdır. AR-GE konusunda konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanının 8,2 milyar TL olarak açıkladığı rakamın gerçek olmadığını, yanlış ifade edildiğini düşünüyorum. Keza, bu rakam, millî gelir içerisinde son yıllarda telaffuz etmeye başladığınız yüzde 1 oranının yanından bile geçmemektedir.

Bu arada, 2003 yılına göre üniversite sayısındaki artışı “Eğitimde kalite artıyor.” diye bize yutturmaya kalkmayın Sayın Bakan. Yeni açtığınız üniversiteler bilim üreten, yetiştirdiği bireylere bilimsel birikim kazandıran, sorgulayan, araştıran, düşünen insan yaratan kurumlar olması gerekirken yanlış politikalarınız sonucunda nitelikten yoksun birer tabela üniversitesine dönüştürülmüşlerdir. Yeni açılan üniversitelerin neredeyse tamamı iktidarınıza siyasal çıkar sağlamak amacıyla kullandırılmaktadır. Son dönemde yeni atanan rektörlerin 9-10’unun yalnızca ilahiyat fakültesi hocalarımızdan atanmış olması düşündürücüdür. Bir dönem doldurdunuz FET֒cüleri üniversitelere, şimdi temizleyeceğim diye uğraşıyorsunuz. Şimdi de Hakyol Vakfından veya İskenderpaşa cemaatinden olanların atamasını yapıyorsunuz, demek ki sütten ağzınız yanmamış. (CHP sıralarından alkışlar)

Üniversitelerde tek tip adam yetişmez, her renkten insan olur, tartışılır ve ortak akıl oluşur; bunu sağlayamadığınız için yeterli patent ve bilimsel çalışma üretilemiyor, açtığınız üniversitelerde bilim adamcılığı oynanıyor.

YÖK Kudüs için bildiri hazırlamış, güzel de YÖK neden “Kudüs’te yönetim modeli nasıl olmalıdır?” diye üç semavi dinin temsilcilerinin de katılacağı bir uluslararası sempozyum düzenleyerek, uluslararası kamuoyunu da yanına alarak bir yönetim modeli önermez dünyaya, kamuoyuna?

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Enformatik Enstitüsü bünyesinde yer alan URAP Araştırma Laboratuvarı dünyanın en iyi 2.500 üniversitesini sıraladı, listede ilk 500’e giren üniversitemiz yok Sayın Bakan.

Ülkenin doğusu ile batısı arasındaki gelişmişlik farkı, sanayileşme çarpıklığı aynen üniversite bütçelerine de yansımıştır. En fazla bütçe ayrılan İstanbul, Ankara, Gazi ve Hacettepe Üniversitelerinin bütçeleri en düşük 40 bütçeli üniversitenin toplam bütçesinden daha fazladır. Yine, en fazla bütçe alan ilk 10 üniversitenin bütçesi toplam üniversitelere ayrılan bütçenin üçte 1’ini yani aslan payını almaktadır. Bu en yüksek bütçeli üniversitelerin diğer üniversitelerle rekabete sokulmasının hiçbir mantığı yoktur.

YÖK, 1982 yılında 18 üniversiteyle tasarlanmıştır. Bugünün 184, yarının 250 üniversiteli Türkiyesi için YÖK yetersiz kalmaktadır, ne koordinasyon ne denetim ne de üniversite bütçeleri için dengeleyici bir misyonu üstlenememektedir. Acilen yükseköğretim bakanlığı modeline geçilmelidir. Bu model içerisinde akademik özerklik ve özgürlükler korunmalı, herkese eşit davranan yönetim anlayışıyla nepotizme ve adam kayırmacılığa son verecek, adil, liyakatli bir sistem kurulmalıdır. Terör, şiddet ve nefrete başvurmayan hiçbir düşünce yasak olmamalıdır. Sadece görüntüde bir kurum imajı YÖK için hem yeterli hem de uygun değildir. Bu dönüşümün sorumluluğu da sizdedir Sayın Bakanım.

Geçtiğimiz günlerde TÜİK işsizlik verilerini açıkladı. Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 20’ye ulaştı. OECD verilerine göre, Türkiye, yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranlarında en olumsuz tablonun yaşandığı ilk üç ülke arasında yer aldı.

İktidar döneminizde otoyollar yaptınız, köprüler, tüneller yaptınız, denizin altından kıtaları birleştirdiniz ancak hâlâ öğrencilerimizin barınma sorununu çözemediniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün itibarıyla okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde toplam 109 bin öğretmen açığımız var. Bu açığın önemli bir kısmı düşük maaşla çalıştırılan ücretli öğretmenlerimizle kapatılmaya çalışılıyor. Ekonomi Bakanı çıkıyor “Ekonomimiz coşuyor.” diyor, “Yüzde 11,1 büyümeyle rekor kırdık.” diyor ama atanmayı bekleyen öğretmenlerimizin ataması yapılmıyor, yerine düşük ücretli öğretmen çalıştırılıyor.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet, ülkedeki eğitimin gelişmesini, kalitesinin artırılmasını istemiyor. İstemiyor çünkü bilinçli, düşünen, sorgulayan, tartışan, hakkını arayan bireylerin yetişmesinden rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlığı da AKP Hükûmetinde bakanlık yapmış Taner Yıldız açık açık televizyonda dile getirdi. Ne dedi Yıldız? “Eğitim seviyesi arttıkça AKP’nin hitap ettiği alanın daha da daraldığını görüyoruz. Anketler de bunu bize söylüyor.” dedi. Bu nedenle Sayın Bakan, başında “millî” olan eğitimin temel amacını, iktidarınızı sürdürebilmek için size oy verecek kuşaklar yetiştirmek olarak görüyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, daha üç gün önce, Genel Başkanınızın açılışını yaptığı Üsküdar metrosunun açılış törenine referandum öncesi yaptığınız gibi civar okullardaki öğrencileri topladınız. Öğrencilerimizi derslerinden neden alıkoyuyorsunuz Sayın Bakan? Ama sizin, çocukların iyi eğitim alıp almadığı konusunda bir endişeniz yok. Siz “Lise öğrencileri nasıl olur da bize oy verir?” diye 2019’un hesabını yapıyorsunuz. Kısaca, ülkedeki eğitim seviyesinin yükselmesi size yaramıyor. Bu nedenle, alanı eğitim öğretim olmayan kişilerden Milli Eğitim Bakanı yaptınız. Bu nedenle eğitim sisteminde sürekli değişiklik yaptınız. Bu nedenle, hazırlanan müfredattan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili konuları günbegün çıkardınız. Bu nedenle, örgün eğitim dışında Öğretmen Sohbetleri Projesi’ni ortaya çıkardınız. Bu nedenle, millî eğitimi vakıfların, derneklerin eline teslim ettiniz.

Sayın Bakan, atanamayan 43 öğretmenimizin intihar etmesi sizin ayıbınızdır. Atanamadığı için intihar eden öğretmenimizin cebinden çıkan 6 Türk lirası sizin ayıbınızdır. PISA Direktörü Andreas Schleicher’in “Türk eğitim sistemi dünyaya uyum sağlayamadı.” sözü sizin ayıbınızdır. Her dönem başında, ailelerin, üniversiteye başlayacak olan çocuklarının yurtlara yerleşmesi için bizleri aramaları sizin ayıbınızdır. Ortaokuldan liseye geçişte yeni getirdiğiniz sistemle aileleri göçe zorlamanız sizin ayıbınızdır. TEOG sınavının kaldırılacağını televizyondan öğrenmeniz sizin ayıbınızdır. (CHP sıralarından alkışlar) Hayati önem taşıyan eğitim sistemini, sürekli kandırılan tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakmak ve geleceği heba etmek daha da büyük ayıbınızdır. “Yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluğu kaldıracağız.” diye on beş yıl önce yola çıkıp yolsuzluğu umursamaz, yoksulluğun ve yasakların arttığı bir Türkiye yaratmanız ise en büyük ayıbınızdır. Bu ayıp da sizlere yeter diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydar.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı, Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Gaye Usluer. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Usluer, süreniz dokuz dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA GAYE USLUER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bir ülkenin gelirlerinin kimlerden nasıl toplanacağının, toplanan gelirlerden hangi kesimlere ne kadar pay ayrılacağının önceden belirlendiği bütçeler, siyasi iktidarın hangi sınıfın çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini gösteren en somut ekonomik ve siyasi metinlerdir.

2018 bütçesinde eğitime ayrılan bütçe ödeneğini soluksuz ve merakla okudum. Ne yazık ki 2018 bütçesi 2016 ve 2017 eğitim bütçelerinin ana karakterinden farklı değil. 2018 yılı için, 1 milyonun üzerinde eğitim emekçisine, 18 milyona yakın öğrenciye hizmet veren Millî Eğitim Bakanlığına 92 milyar 529 milyon lira bütçe ayrılmış.

Yıllardır “Bütçeden en büyük payı eğitime ayırıyoruz.” diyorsunuz. Ama bütçedeki paya baktığımızda içi boş ve boş propaganda sözlerinden başka bir şey göremiyoruz. Bu bütçeyle eğitime erişimi ve niteliği nasıl artıracaksınız?

Bakın, MEB bütçesinin yüzde 69’u personel ödemeleri, yüzde 11’i sosyal güvenlik devlet primi olmak üzere tam yüzde 80’i personel giderleri. Geri kalan yüzde 20’den mal ve hizmet alımları için yüzde 9,5; cari transferler için yüzde 3, diğer giderlere ise yüzde 7,5 ayrılmış. 2017 bütçesinde MEB bütçesinin millî gelire oranı 2017 yılında yüzde 3,54;. 2018 bütçesindeki oran ise yüzde 2,69. Yani milletin vergileriyle, emeğiyle elde edilen gelirden eğitime ayrılan pay azalmış. Bu rakamları “Eğitim bütçesi artırıldı.” diyenler için yeniden, matematik dersi olsun diye veriyorum.

Bütçenin kendi içinde pay edilişi de bilimsellikten uzak ve adaletsiz. Eğitim yatırımlarının oranı 2002 yılında yüzde 17,8; 2018 yılında bu pay yüzde 8,36’ya düşmüş. Bu aradaki fark nedir, biliyor musunuz? Aradaki fark kabaca, eğitimde özelleşmenin, eğitimde piyasalaşmanın ekonomideki ifadesidir.

Bütçeden en büyük pay nereye ayrılmış? Din Öğretimi Genel Müdürlüğüne. Geçen yıla göre bu müdürlüğe ayrılan pay yüzde 68 artırılmış. 7,7 milyar lira olan din eğitimi ödeneğinin 6,6 milyar lirası ise imam-hatip okulları için kullanılacak. Bu harcamalar, aslında, arkadaşlar, resmen Diyanet harcamalarıdır. Arkadaşlar, net olun lütfen, bu 7,7 milyar lirayı Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine ekleyin, vatandaş da gerçeği görsün.

Bir de gelin, üniversitelere bakalım. On beş yılda üniversite sayısı 53’ten 112’ye ve özellerle birlikte toplam üniversite sayısı 179’a çıktı. Öğrenci sayısı 1,9 milyondan 7,6 milyona ulaştı. Peki, ya istihdam… Kusura bakmayın, bakkal dükkânı açar gibi üniversite açılmaz. Hükûmetin görevi sadece üniversite açmak değildir, aynı zamanda uygun istihdam olanakları yaratmaktır. Yaklaşık 1 milyon üniversite mezunu gencimiz işsiz, her 4 üniversite mezunundan 1’i işsizler ordusuna katılıyor. Bakınız 15 Temmuz sonrası akademideki tasfiyelere. Üniversiteler 15 Temmuzdan sonra hem öksüz kaldılar hem de yetim, üniversiteler sahipsiz. Bakınız bilimden, bilimsel faaliyetlerden uzaklaşan üniversitelerin hâline, bakınız yeniden kadrolaşma politikanıza. Enerji Bakanı “Ben cemaat okullarında okudum ama aklımı kiraya vermedim.” dedi; bakınız kapatılan üniversitelerin öğrencilerine, açıkta kalan öğretim üyelerine, o okullara okumak için para verdiler, onlar da akıllarını kiraya vermemişlerdi. (CHP sıralarından alkışlar) Peki, neden fişlediniz, neden fişlendiler, Sayın Enerji Bakanına da buradan bu vesileyle sormak istiyorum. Bakın atanan rektörlerin durumuna ve bakın Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinde şeytanla mücadele edecek yardımcı doçent kadrosu ilan eden zihniyete. Bakın, bakın, hep birlikte bir daha bir daha bakalım görebilmek için.

Eğitim bütçesi dediğiniz, eğitimin iyileştirilmesi için ayrılan bütçe demektir. Soruyorum: Bu bütçenin neresi hangi öğrenciye, hangi öğretmene, hangi veliye değiyor? Bu bütçeyle üniversiteler nasıl bilim yuvası olacak, nasıl bilgi üretecek? Siz dediniz Sayın Bakan, “Bu ülkede nitelikli okullar var, bu ülkede niteliksiz okullar var.” diye. Doğru da söylediniz, ben de ilave edeyim: Bu ülkede bir nitelikli üniversiteler var, bir de niteliksiz üniversiteler var. Peki Sayın Bakan, bu bütçeyle niteliği nasıl artıracaksınız? Bu bütçeyle okulların ısınma sorununu çözemezsiniz. Sınıfların fiziki koşullarını düzeltemezsiniz. Tuvaletlerinde, koridorlarında, eğitime uygun sağlık koşulları sağlayamazsınız. Aidat parası veremediği için okul temizlemeye giden anneleri bu sömürüden kurtaramazsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak ve ancak servis parası, kırtasiye parası diye ayın sonunu getiremeyen asgari ücretliye eğitimi yük hâline getirirsiniz. İhtiyaç olan bölgelere öğretmen atayamazsınız, ücretli ve sözleşmeli öğretmenleri kölelik koşullarında çalıştırmaya devam edersiniz. Eğitim emekçilerinin sosyal haklarını tanımaz, ücretlerinde hak ettikleri iyileştirmeleri yapamazsınız. “Atanamayan öğretmenler” sorununu bu bütçeyle çözemezsiniz. Dünyada teknolojik gelişmelerin hızı her geçen gün artarken siz bu bütçeyle okullara laboratuvar açamazsınız, içlerini teknik aletlerle donatamazsınız. Hele de kütüphaneleri, bilimsel kaynaklarla, insanlığa ışık tutan eserlerle hiç dolduramazsınız ve siz bu bütçeyle engelli çocuklara kaliteli eğitimi hiç ama hiç sağlayamazsınız.

Peki, bu bütçeyle ne mi yapabilirsiniz? Bu bütçeyle, yine PISA sınavlarında sınıfta kalırsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bütçeyle, OECD sıralamasında yine son sıralarda yer alırsınız, dünyanın en gelişmiş 500 üniversitesi içine giremezsiniz. Uzay çağında her gün yeni bir gezegen keşfedilirken siz, yabancı ülkelerin uydusu üzerinde bayrak yapıştırıp “hem yerli hem millî uydu” diye hem kendinizi hem de milleti kandırmaya devam edersiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu bütçeyle vatandaşa söylenen şudur: “Yemenden, içmenden kıs kardeşim. Dolayısıyla sağlığından feragat et. Madem çocuk okutuyorsun, az ye, kolay mı çocuk okutmak? Üstüne başına da bir şey alma, insan gibi yaşama; ömründen ver, çocuğunu okut.” Eğitime ayrılan bu bütçeyle vatandaşa söylenen tam da budur.

Peki, niye hep vatandaşı fedakârlık yapmaya çağırıyorsunuz, mecbur ediyorsunuz? Madem öyle siz yapın fedakârlığı. Mesela, kolunuzdaki 700 bin liralık saatten; mesela, Man Adası’ndan gönderilen vergisiz milyonlardan feragat edin. (CHP sıralarından alkışlar) Siz yapmıyorsanız, 15 milyara yakın vergi borcunu sildiğiniz yandaş patronlarınızdan paraları alın, eğitime yatırın. Tepesinden inmediğiniz milyonluk makam arabalarınızdan, uçaklarınızdan, oturduğunuz saraylardan vazgeçin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAYE USLUER (Devamla) – Bir dakika rica edebilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Usluer, sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

GAYE USLUER (Devamla) – Eğitim anayasal bir haktır. 2018 MEB bütçe ödeneği, eğitimin herkes için eşit ve ücretsiz olması ön şartıyla koşulsuz laik ve bilimsel eğitim hedefiyle oluşturulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken bu söylemlerim samimiyetle yüreklerinize. Parmaklarınıza seslenmiyorum, yüreklerinize sesleniyorum. Bu bütçeyi tartışırken ve bu bütçeyi oylarken gelin, hep birlikte yüreklerimizi koyalım ortaya. Bu defa parmaklar vicdan olmasın, bu defa vicdanlar parmak olsun, ne dersiniz?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usluer.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 12.19

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde, Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekilimiz Sayın Ertuğrul Kürkcü’ye aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Kürkcü, süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sevgili arkadaşlar, Avrupa Birliği Bakanlığının bütçesini görüşeceğiz. Bakanın Plan ve Bütçe Komisyonuna sunduğu ve özellikle 2022’de Avrupa Birliğiyle müzakere sürecinin tamamlanarak Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi sıfatını kazanacağı bir bütünleşmeyi kapsayan stratejik plan hedefleri de burada bir kelimesi bile değişmeden kabul edildi, buraya geldi. Bu aynı şeyler dün Dışişleri Bakanı tarafından da Meclis kürsüsünden daha genel ifadelerle olsa da dile getirildi.

Ama bir de gerçekler var. Adalet ve Kalkınma Partisinin on beş yıldır iktidarda geçirdiği hükûmet döneminden sonra biliyoruz ki Türkiye’nin dış politikası denilen şey, esasen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının Türkiye dışı dünyaya dair hayalleri, fantezileri, kurmacalarından oluşan bir tahayyülattan ibaret. Bu zihniyet prizması içerisinden okuduğu dış dünyaya ilişkin, içerideki iktidar mücadelesine bunun sunduğu imkân ya da imkânsızlıklara bağlı olarak değişen bir anlatıyı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı her gün, bulduğu her kürsüden kuvvetle ifade ediyor. Burada şedit ve ısrarlı bir biçimde dile getirilen “Hain Batı” kavrayışı ile bu Avrupa Birliği Bakanlığının ve Dışişleri Bakanlığının perspektifi nasıl bağdaştırılabilir, bu bir çelişki değil mi? Bence bu sorunun bir cevabını bulmamız lazım.

Kanımca bu hem bir çelişki hem bir çelişki değil. Bir çelişki değil çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Hükûmetin ve iktidarın genel doğrultusunu temsil ediyor, bunun ufkunda, bu dış politika ufkunda bildiğiniz “Kızılelma” ülküsü var fakat bu, şimdi bir İslami aşıyla “kızıl hurma”ya çevrilmiş durumda. Bu “kızıl hurma” ülküsünün diplomatik aparatı da selefi cihatçılığı ile Moğol istilacılığının tuhaf bir kırması olan bir müdahalecilik, bunun içerisinde bu her gün dile getiriliyor.

Fakat tabii, politika dediğiniz dalgalanan bir süreç, kaldı ki Adalet ve Kalkınma Partisi tamamında bu yaklaşımı benimsemiş olmadığı gibi dış politikadan başka şeyler uman güçlü yapılar var Türkiye’de, büyük sermaye, Silahlı Kuvvetler, genel olarak Batı’ya yüzü dönük olan kamuoyu da henüz buna ikna olmuş değil. Ancak AB üyeliği perspektifi bu açıdan zayıflamış olsa da bir aparat, bir avadanlık olarak Dışişleri Bakanlığı portföyünde tutuluyor. O yüzden Genel Başkanın böyle, Avrupa Birliği Bakanının ve Dışişleri Bakanının öyle konuşması bir çelişki değil.

Ama öte yandan, bir çelişki de var, bu çelişki Türkiye’nin 20’nci yüzyıl kalıpları içerisinde 21’inci yüzyıldaki geleceği haber veren bütün dalgalanmaları izlerken zaman zaman yön değiştirme ihtiyacına kapılması, bunu bir türlü icra edememesi, geri dönmesi, yeniden aynı dile müracaat etmesinden oluşan bir tuhaf sarmal ama bu, bizim için de cevaplanması gereken bir soru. Bu, sadece Hükûmetin saçmalamasıyla açıklanamaz, uluslararası durumda ortaya çıkan büyük eksen kaymalarıyla, sanki bir tektonik değişim gibi kıtalar çapındaki büyük plakların kayarak yeni kırılma noktaları oluşturmaya başlamış olmasıyla ilgili. İki büyük unsur var burada: Amerika Birleşik Devletleri’nin gerilemesi, Avrupa Birliğinin duraksaması, Çin ve Rusya’nın ilerlemesi, bunların yanında, Türkiye’nin hemen güneyinde Arap dünyasında meydana gelen, özellikle Arap isyanlarıyla karakterize edilen büyük değişiklikler. Bunları 20’nci yüzyıl statükosu içerisinde okuyamayacağımız bir gerçek ancak Adalet ve Kalkınma Partisinin bulduğu formül, bulduğunu düşündüğü formül bu halkın, bu toplumun beklentileriyle tamamen alakasız. Kıtalar nereye kayarsa kaysın, dünya nasıl değişirse değişsin, dünyanın değişmesinden Türkiye nasıl etkilenirse etkilensin, Türkiye halkları için değişmez iki talep var: Bunlardan birincisi refah, ikincisi özgürlük. Türkiye bütün topluma, çoğunluğa, halklarımızın geniş toplamına refah ve özgürlük getirmeyen bütün uluslararası ilişkilerden zarar görür ve görmeye başlamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi için ise bu, iktidarın pekiştirilmesi için bir imkân olduğu nispette ve ikincisi, hacı kapitalistlere yeni sermaye yatırım alanları ve yeni güç alanları yaratıp yaratmadığıyla ilgilidir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği şimdi artık bir fırsat olarak görülmüyor ama gün almaya uğraşıldığı günlerde, özellikle Silahlı Kuvvetlerin toplum ve siyaset üzerindeki vesayetini kırmak bakımından bir imkân olarak görüldüğü için allanıp pullanıyordu ama Avrupa Birliği allanıp pullandığı zaman da şimdi tu kaka edildiği zaman da bizim için durum değişmez.

Bizim için iki Avrupa var: Birisi bankaların, tröstlerin, finans kapitalin Avrupası; ötekisi ise halkın, halkların Avrupası, bir sosyal Avrupa ümidi ve ihtimali. Bizim bütün gelecek beklentimiz, dünyada ve Avrupa’da halkların gücünün yükseldiği ve onlarla ortaklık alanlarının geliştiği bir ilişki biçimidir. Daha basit olarak söylersek, bugün Avrupa Birliğinin ya da Avrupa Kıtası’nın dünya için önemi, insan haklarının doğduğu, serpildiği, geliştiği ve şimdi yeni hak kategorileriyle bezendiği bir kıtanın kültürü, medeniyeti ve gelecek ufku olması. Bankerlerin, tröstlerin, finans kapitalin Avrupası ile bu Avrupa arasında derin bir çelişme var. Bu Avrupa aslında Adalet ve Kalkınma Partisinin Avrupa üzerinden yükselirken desteklediği bütün güçlerle çatışıyor. Muhafazakâr Avrupa ile insan hakları Avrupası aynı yer değil ama muhafazakâr Avrupa’ya duyulan öfkeyi Adalet ve Kalkınma Partisinin dış politikası insan hakları Avrupasına karşı bir kalkan olarak kullanmak beklentisinde bir dış siyaset yürütüyor.

Çok açıktır, bugün Türkiye’nin içerisine pompalanan “sağcı Avrupa, ırkçı Avrupa, İslamofobik Avrupa”yı kim temsil ediyorsa, Adalet ve Kalkınma Partisinin Avrupa Konseyinde ve Avrupa Birliğindeki müttefikleri onlardır. Daha yeni, Avrupa Birliğinde kurdurulan Hür Demokratlar grubunun hepsi sağcılıklarıyla, suistimalcilikleriyle, yolsuzluklarıyla bilinen ve benimsenen insanlardır ve Adalet ve Kalkınma Partisi 7 kişisini de o gruba vermiştir. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde iki grup var demokrasi ve insan hakları ekseni etrafında sımsıkı tutunan; Birleşik Sol ve Sosyalistler. Onun dışındaki, sağcılar neredeyse, ırkçılar neredeyse Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcileri oradadır. Bu çelişki nasıl açıklanmalıdır? Çok basit bunu açıklamak. Kapitalin hâkimiyetini sağlamak için ırkçılarla, içeride ise “kızıl hurma” idealini pekiştirmek için onlara karşıymış gibi davranma, bütün oyun bundan ibarettir.

Halkların Demokratik Partisi, Avrupa Birliğinin kendisini bir kurtuluş ümidi, bir gelecek ufku, bir gelecek beklentisi olarak görmüyor ama bu tartışmanın kendisi, Türkiye’nin üyelik sürecinin kendisi insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti prensiplerinin Türkiye’de içselleşmesi bakımından en önemli momentumu sağladığı için biz buna büyük bir dikkatle bakıyoruz. İster Türkiye Avrupa Birliğinin üyesi olsun ister olmasın, ister Hükûmet buna karşı çalışsın ister çalışmasın, Halkların Demokratik Partisi daima ve daima insan haklarının, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin bir imkân ve ilke hâline geldiği bir uluslararası toplumun yaratılması için çalışmaya devam edecek. Bunun içerisinde kimi Avrupa ülkeleri, kimi Avrupalı kuruluşlar olabilir ya da olmayabilir ama Türkiye, özellikle Kürt halkının özgürlüğü ve geleceği Türkiye’yle birlikte kurabilmesi açısından insan haklarının egemen olduğu bir Türkiye’nin kurabilmesinin imkânı olan sosyal Avrupa, insan hakları Avrupasıyla beraber çalışmaya devam edecek.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Şimdi söz sırası Diyarbakır Milletvekilimiz Feleknas Uca’ya aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Uca, süreniz on dakika.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu anda rehin alınan eş genel başkanlarımızı, milletvekillerimizi, belediye eş başkanlarımızı ve bütün halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Geçen sene bu tarihte, burada, yine, Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerinde konuştuk. Ancak bu bütçenin hangi amaçla kullanıldığı hâlâ belli değil. Bu bütçe ülkemizde barışın ve temel hak ve özgürlüklerin teşhisi için oluşturulmuş bir bütçe değildir. Bugün, OHAL’in on yedi aydır yürürlükte olması dolayısıyla çok daha derinleşmiş ve kurumsallaşmış sorunlarla karşı karşıyayız. OHAL ilan edildikten sonra Hükûmet yetkilileri sürekli kısa süreceğine vurgu yaptılar fakat 5’inci defa uzatılıyor. OHAL’in ülkemizde bir yönetim rejimi hâline gelmesiyle antidemokratik uygulamaları yaygın ve sistematik hâle geldi. Bir yıl önce iktidar Fransa’yı örnek göstererek OHAL rejimini meşrulaştırıyordu. Ancak biliyorsunuz ki Fransa kısa bir süre sonra OHAL’i kaldırdı. Ayrıca OHAL’in yürürlükte olduğu süre boyunca Fransa’da kanun hükmünde kararname benzeri tek bir yasa çıkartılmadı. Fransa hiçbir basın-yayın kuruluşunun, hiçbir sivil toplum örgütünün faaliyetini durdurmadı ve kapatmadı. Hiçbir akademisyen veya devlet memuru ihraç edilmedi. Ancak Türkiye’deki OHAL, iktidarın elinde baskı ve antidemokratik uygulamaların yürürlüğe konulmasında bir aygıt hâline getirildi. Demokrasinin tamamen askıya alındığı bir istisna hâli olan OHAL, bir buçuk yıldır ülkemizde olağan rejim hâline gelmiştir. “Terörle mücadele” adı altında ilan edilen OHAL, kanun hükmünde kararnameler yoluyla tüm muhalif kesimlere karşı kullanılmıştır. Böylece, Türkiye açık bir cezaevine dönmüştür.

Değerli milletvekilleri, AKP, iktidarını kurarken kullandığı temel söylemlerden biri bakın neydi: “OHAL’i biz kaldırdık.” Ancak OHAL’i rejim hâline getiren, on yedi aydır bu ülkeyi OHAL’le yöneten de yine AKP’dir. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 2005 yılında başlayan tam üyelik müzakereleri bugün kopma noktasına gelmiştir. Bunun en önemli sebebi, elbette ki OHAL’le beraber zirveye ulaşan antidemokratik uygulamalardır. Türkiye toplumu, cumhuriyet tarihi boyunca kültürel, siyasal ve ekonomik açıdan Avrupa’ya angaje olan bir toplumdur ancak bildiğiniz gibi, özellikle son bir yıl içerisinde Avrupa Birliğiyle müzakere sürecini kopma noktasına getiren önemli bir dizi gelişme yaşanmıştır. Bunlardan ilki, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde yapılan oylamada Türkiye'nin denetim sürecine yeniden alınması kararıdır. Bu kararla birlikte, Türkiye, denetleme sürecinden çıktıktan sonra yeniden denetleme sürecine giren ilk ülke olmuştur. Yine, bildiğiniz gibi, Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin derhâl ve resmen askıya alınması raporu da benzer şekilde kabul edilmiştir. Avrupa Birliğinin 2018 bütçesinde Türkiye için öngörülen fonlarda kesintiye gidilmiştir.

Buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: Cezaevlerinin kurulmasını bir müjde şeklinde kamuoyuyla paylaşan iktidar, gerçekten Avrupa Birliğine girmeyi düşünüyor mu? İktidarın içeride yürüttüğü bu antidemokratik uygulamaların hepsinin uluslararası alanda ciddi şekilde eleştirildiğinin farkında mısınız?

Halkın iradesiyle seçilen parti eş genel başkanları, milletvekilleri ve belediye eş başkanlarının rehin alındığı bir ülke Avrupa Birliğine nasıl girecek?

Sayın Bakan, bugün Türkiye'nin Avrupa’yla ilişkisi hangi düzeyde ve hangi noktadadır? Kurulduğu 2011 yılından beri, Avrupa Birliği tam üyelik müzakereleri çerçevesinde somut kazanımlar olarak, Avrupa Birliği Bakanlığı neler yapmıştır? Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Birliğine karşı “Tanımıyoruz, yok hükmündedir.” açıklamalarının dışında Hükûmet olarak nasıl bir Avrupa Birliği politikası izlemeyi düşünüyorsunuz? Şunu kabul etmek zorundasınız: Türkiye ile Avrupa Birliği ve Avrupa kurumları arasındaki kriz yapısal bir kriz hâlini almıştır. Bugün Türkiye'ye ilişkin Avrupa’daki kanaat şudur: Türkiye artık bir hukuk devleti değildir.

Sayın Bakan, size çok daha temel bir soru sormak istiyorum: Mensubu olduğunuz iktidar partisinin Avrupa Birliğine girmek gibi bir hedefi var mıdır? Eğer böyle bir hedefiniz varsa Türkiye'nin hukuk ve idare sistemini Avrupa’yla uyumlaştırmak için neden hiçbir çaba göstermiyorsunuz? Eğer iktidarın Avrupa Birliğine girmek gibi bir hedefi yoksa temel görevi Avrupa Birliği üyelik sürecini hızlandırmak, gelişmeleri izlemek ve üyelik sonrası çalışmaların koordinasyonunu yürütmek olan Avrupa Birliği Bakanlığının varlık sebebi nedir?

Yine, müzakerelerin koşullu olarak askıya alındığı 2017 yılında Avrupa Birliği Bakanlığına ayrılan bütçe nereye harcandı? Bütçeden 2018 yılı için Avrupa Birliği Bakanlığına ayrılacak yaklaşık 350 milyon liralık ödeneği, işlevine ve kuruluş amacına uygun nasıl harcamayı planlıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, Kürtlerin kazanımlarına karşı politika üretmek ne yazık ki AKP Hükûmetinin temel yol haritası hâline gelmiştir. Bu, yalnızca içeride değil, iktidarın komşularla olan ilişkisinde de belirleyici olmaktadır. İktidar bu politikasını Kürtlerin iradesini yok saymak üzerine inşa etmiştir. AKP sadece Türkiye'deki Kürtlerin kazanımlarına değil, Suriye'deki Kürtlerin de kazanımlarına karşı bu siyaseti uygulamaktadır. İktidar partisi, dün Ankara’da kabul ettiği Kürtleri bugün muhatap olarak kabul etmediğini ilan ediyor. Bu nedenle “‘Suriye'de Kürtleri kim temsil ediyor?’ çalışmasını yapıyoruz.” söylemini devreye sokuyor. Bu söylem rastlantısal değil, tam da bu politikaya denk düşen bir itiraftır.

Bu yok sayma politikası, bu Mecliste de “kürdistan” kelimesinin yasaklanması üzerinden kendini ifşa ediyor. “Kürdistan” Osmanlı'dan cumhuriyet Türkiyesine ve bugüne kadar yalnızca bir coğrafyaya değil, aynı zamanda kültürel ve politik bir anlama tekabül etmektedir. Bunu görmezden gelemezsiniz. “Kürdistan” kelimesini bu Mecliste yasaklayarak ne bu tarihsel hakikati görünmez kılabilirsiniz ne de “kürdistan” kavramının Kürtlerin hafızasında ve kalbindeki yerini değiştirebilirsiniz. Kürtlerin temel haklarını gasbederek, iradelerine el koyarak Kürt meselesini çözemezsiniz. Öncelikle Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine saygı duymak zorundasınız. Kürtlerin iradesini temsil eden seçilmişleriyle beraber binlerce Kürt’ü rehin almaktan vazgeçmelisiniz. Bunun için de ilk olarak, bu ülkede barışın tesis edilmesinde kilit role sahip olan Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridi kaldırmalısınız.

Değerli milletvekilleri, dış politika içeride başlar. Ülke içinde vuku bulan ve dış politikaya yansıyan antidemokratik, baskıcı koşullar sürdüğü müddetçe Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği hayal olacaktır. Türkiye'de OHAL rejimi sürdüğü müddetçe Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi mümkün değildir. Böylesi bir gidişattan da tüm Türkiye büyük zarar görecektir.

Son olarak, geçtiğimiz cuma günü Ezidi halkının temel dinî ve toplumsal değerlerinden biri olan Ezi Bayramı’ydı. Buradan, Ezi Bayramı'nın, hâlâ IŞİD'in elinde bulunan kadın ve çocukların bir an önce özgürlüğüne kavuşmasına vesile olmasını temenni ediyorum. Ezidi halkımızın kendi topraklarında özgür ve demokratik bir gelecek kuracağına olan inancımla, bütün Ezidi toplumumuzun bayramını kutluyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Konuşmamı bir Ezidi duasıyla bitirmek istiyorum, umarım bu dua ülkemize barış ve kardeşlik getirir. “…” (x) Yani “Hakk’ın huzuruna geldim. Güzellik ve mutluluğu gördüm. Her şeyin başı birlik ve beraberlik.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uca.

Şimdi söz sırası Siirt Milletvekilimiz Sayın Kadri Yıldırım’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Millî Eğitim Bakanımız yok.

AHMET YILDIRIM (Muş) – YÖK Başkanı da yok.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, süreniz on dakika.

Buyurun efendim.

HDP GRUBU ADINA KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Bugün, Millî Eğitim Bakanlığı özelinde ve genel olarak bütün iktidar genelinde bir konuşma yapmayı düşünüyorum ve sözlerime “İslam’ın Muhalefet ve Ana Dille Eğitim Anlayışı” başlığıyla başlamak istiyorum.

Her şeyden evvel, İslam’a göre şiddet ve hakaret içermeyen her türlü muhalefet rahmet olarak algılanmış, tek seslilik ve tek düşüncelilik de felaket ve azap olarak karşılanmıştır.

İslam literatürüne baktığımızda, muhalefeti ifade eden bir sürü kelimeyle karşılaşıyoruz. Bunlar “hilaf”, “ihtilaf”, “muhalefet”, “tehalüf” vesaire.

Özellikle iki kavramdan biri olan ve çok önem taşıyan “ihtilaf” üzerinde durmak istiyorum. “İhtilaf” kelimesi hem ayette geçiyor hem de hadiste geçiyor. Ayetteki geçiş şekli şöyledir dillerle ilgili: “…” (x) Yani “Allah’ın ayetlerinden biri de dillerinizin muhtelif olması.” Bu, bir bakıma dillerinizin muhalif olması demektir. Yani tek ses, tek düşünce, tek argüman tek bir dilden çıkmamalı, muhalif olan dillerin topyekûnundan çıkmalıdır, denilmek isteniyor burada. Ve Hazreti Peygamber de (ASV) –bu çok önemli bana göre- “…”(x) diyor yani “Benim ümmetimin muhalif kanatlara ayrılması, muhalif seslere ayrılması bir rahmettir benim ümmetim için.” Bundan dolayıdır ki İslam tarihine baktığımızda 12 tane mezhebin ortaya çıktığını ve 20 küsur farklı ferdî müçtehit içtihatlarının ortaya çıktığını görüyoruz. Yani Hazreti Peygamber “Ey ümmetim, ben sizin için, sizin yerinize zaten düşündüm taşındım. Bundan sonra sizin düşünmenize ve taşınmanıza gerek yoktur.” dememiştir, bilakis bunu bir rahmet olarak telakki etmiştir. “…”(x) yani “Ümmetimin muhalif muhalif düşünmesi, şekillenmesi bir rahmettir.”

Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığına baktığımızda ve iktidarın bütün kurumlarına baktığımızda, bu rahmet olan muhalefet sesinin tamamen kıstırıldığına, tamamen susturulduğuna maalesef şahit oluyoruz. Oysa şiddet ve hakaret içermeyen hiçbir muhalif ses asla ve asla cezalandırılmamalıdır. İslam’da da bu böyledir, insan haklarında da bu böyledir. İsteyen komünizm propagandasını yapsın muhalif anlayışına göre, ister şeriat propagandasını yapsın, isteyen şu veya bu ideolojinin propagandasını yapsın. Tekrar ediyorum, eğer şiddet ve hakaret içermiyorsa, İslam tarihine bakın, bunların hiçbirisine ses çıkarılmamış, dokunulmamış.

Hazreti Peygamber kendi ekonomistiyle, şairiyle, hatibiyle bir cephede yer alıyordu, karşı tarafın da aynı kesimlerden oluşanları bir tarafta yer alıyordu, herkes kendi propagandasını yapıyordu ve hiçbir zaman birbirlerine müdahale etmiyorlardı. O hâlde, sizin kendi kurumlarınızda bu kadar muhalif sesleri susturmanıza, sindirmenize, atmanıza, ihraç etmenize hiçbir anlam vermek mümkün değildir.

Bu son yaşanan tartışmalardan bir tanesi geçen gün yaşandı maalesef. “Kürdistan” kelimesinin kullanılması bir muhalif sestir, bir muhalefetin seslendirilmesidir ve şunun altını çizmek istiyorum: “Kürdistan” ismini resmen ve bir devlet politikası olarak ve belirli bir coğrafyayı ifade etmek üzere ve bir yönetim tarzı olmak üzere kullanan, icra eden, pratize eden ilk şahsiyet 12’nci yüzyılda Sultan Sencer’dir ve Sultan Sencer Türklerin atalarıdır, atalarından Selçukluların bir hükümdarıdır. O hâlde, bunu kullananlara para cezası vermek, aslında, bana göre Sultan Sencer’e ve onun torunlarına bu parayı kesmektir ceza olarak, bana göre bu anlama gelmektedir. Yani eğer para cezası kesilecekse onlara kesin. Kürdistanı resmen kuran Sultan Sencer’dir ve onun yolundan gelenlerdir. Kürdistanı Kürtler kurmamış, Türkler kurmuş. Ha “Neresidir?” diye sorulduğunda da Evliya Çelebi’ye bakın, Selçuklu tarihine bakın. Her seferinde demografik değişikliğe göre sınırları değişmiş ve Kürtlerin tamamen veya çoğunlukla yaşadıkları yerlere o isim verilmiş. Ha, şimdi diyeceksiniz: “Kadri Hoca da kullandı, ona da keselim 12 bin ceza.” Vallahi, Sırrı Başkan orada, benim borcum var ama o bu cezayı karşılamaya hazırdır, şimdiden ifade etmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Kurban olsun, o da kurban olsun, Sultan Sencer’le beraber veririz.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Ve yine tekraren söylüyorum: Hazreti Peygamber muhalif seslerden yararlanmasını her zaman bilmiştir. Bakın, Bedir Savaşı’nda esir düşen putperestler vardı, müşrikler vardı. Hazreti Peygamber bu müşrikleri neyin karşılığında serbest bıraktı biliyor musunuz? Okuma yazması olan bu esirleri, Müslüman çocuklarına okuma yazma öğretme şartıyla ve karşılığında özgürlüklerine kavuşturdu ve şöyle diyor: “…”(x) “Hikmet, bilgelik, ilim, bilim, bunlar müminin yitiğidir. Nerede bulursa alır.” “...”(x) diyor. “Müşriklerin ağzından da olsa, kaleminden de olsa, dininden de olsa hikmeti alın, bakmayın onun kaynağına.” Peki, Millî Eğitim Bakanlığı ve öbür kurumlar ne yapıyor? Nerede bir bilge muhalif varsa, nerede bir muhalif ses varsa susturuluyor, tasfiye ediliyor, ihraç ediliyor. Ya, Allah aşkına, bu ülkede kafası sizin kadar çalışan başka zevat yok mu? Yani siz 70-80 milyon insanın yerine düşünme hakkını nereden buluyorsunuz kendinizde?

Bir TEOG’u ortaya attınız tek sesten kaynaklı. Onu da maalesef ortada bıraktınız ve şimdi bir daha ikinci, üçüncü değişikliğe gitmenin yolları aranıyor. Peki, bu kafası çalışan ama muhalif olan seslerle istişareli bir şekilde, karşılıklı danışma içerisinde bu yapılsaydı bu kadar kargaşa, bu kadar olumsuzluk ortaya çıkacak mıydı? Hayır.

Ha, propagandaya gelince… Tekrar söylüyorum: Millî Eğitimde de, başka yerlerde de, milletvekilleri içerisinde de tutuklanan, ceza alan birçoğunun tutukluluk ve ceza sebebi şu veya bu görüşün propagandasıdır. Ya, siz eğer kendi devlet politikanıza güvenmiyorsanız, kendi propagandanızı doğru dürüst yapamıyorsanız veya tekçi argümanlarınıza güvenmiyorsanız vallahi bu konuda yazıklar olsun diyorum size. (HDP sıralarından alkışlar)

Kendi politikalarınızı düzelteceğinize, tek zihniyet, tek düşünce, tek dil, tek anlayış çerçevesinden kendinizi kurtaracağınıza ve muhalif olan seslerden yararlanmasını bileceğinize bu sesleri yok etmenin, susturmanın, ortadan kaldırmanın ne insani açıdan ne İslami açıdan zerre kadar bir anlamı ve gereği yoktur.

Son olarak şunu söyleyeyim: Kadrolaşmanın ölçütü iktidara yakın olmak değildir, liyakattir, ehliyettir. Hazreti Peygamber Üsame Bin Zeyd’i -ki köle bir aileden geliyor- ordunun başına komutan tayin ettiğinde, ortada ona en yakın olan Hazreti Ali, Hazreti Ömer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – …Hazreti Ebubekir gibi büyük zatlar vardı ama o, liyakate baktı, hakkaniyete baktı ve köle aileden gelen Üsame Bin Zeyd’i tayin etmeyi tercih etti.

Bu anlayışın sizin iktidarınıza da nasip olması dileğiyle saygılarımı sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Şimdi söz sırası Iğdır Milletvekilimiz Mehmet Emin Adıyaman’a aittir.

Sayın Adıyaman, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, konuşmama başlamadan önce, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin ayrımcı bir bütçe olduğunu ifade etmek isterim.

Birincisi: Kadın ve erkek eşitliğine dayanmayan, yıllardır devam edegelen kadını ötekileştirme politikası bu bütçede de devam ediyor. Yani cinsiyet ayrımcı bir bütçedir, kadının ve genç kızların eğitimine önem vermeyen bir bütçedir.

İkincisi: Bu bütçe etnik ayrımcılığa dayanan, ötekileştiren, Türkiye'nin dışında diğer dilleri, bu ülkede var olan diğer dilleri yok sayan bir bütçedir.

Değerli milletvekilleri, Kürtçe üzerinde cumhuriyetin ilk yıllarından bu tarafa başlayan yok sayma, asimilasyon politikaları süregeldi. Ama bu cumhuriyet kurulurken, Kurtuluş Savaşı verilirken Kürtler hiç şüphesiz kurulacak cumhuriyette kendi dillerinin, kendi kültürlerinin, kendi tarihlerinin yasaklanacağını beklemiyorlardı. Dolayısıyla 1924 Anayasası’yla birlikte ulus devlet ve ulus toplum projesiyle halklarımız üzerine dayatılan resmî ideolojinin sonucu olarak ancak Türk ve Müslüman olunabilirdi. O politika, son on beş yıldır AKP iktidarının “yeni cumhuriyet, yeni Türkiye” söyleminde de hiçbir değişikliğe uğramadı.

Kürt dili ve kimliği üzerindeki bu sistemli baskılar sadece resmî yasaklarla devam etmedi, bunu destekleyen aslında pratikte birtakım uygulamalar da oldu. Ne oldu? Özellikle Kürtlerin yaşadığı coğrafyada uygulanan politikalarla sürekli bir biçimde metropollere yoğun bir Kürt göçü sağlanarak, ekonomik yatırımlar yapılmayarak Kürtlerin batıya göçüyle, asimilasyona uğramalarıyla da bu politikalar desteklendi.

Aslında, Kürt sorununu doğuran ana sebeplerin başında ya da en önemlilerinden birinin Kürt dili üzerindeki yasaklar, Kürtçe eğitim üzerindeki yasaklar olduğunu söylemek mümkündür. Dili yasaklanmış, aşağılanıp horlanmış, ötekileştirilen bir halkın, kendisine dayatılan dile ve dayatanlara karşı bir tepki duymaları, onların bu dayatmaya karşı çıkmaları elbette beklenebilir bir durumdur. Doğrusunu söylemek gerekirse değerli arkadaşlar, devlet eliyle uygulanan bu asimilasyon politikaları aslında bugün yaşadığımız çatışmalı süreci de besleyen ana kaynaklardan biri olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “bölücülük” kavramı bu ülkede âdeta şizofrenik bir vaka gibi algılanmaktadır, daha doğrusu şizofrenik bir vakadır diyebiliriz. 25 milyonu aşkın Kürt yurttaşın kendi ana diliyle eğitim ve kurumsal alanda kendisini ifade ve var olma talepleri midir bölücülük? Ya da kendi tarihini, kültürünü, edebiyatını, sanatını öğrenme talebi midir bölücülük? Bir başka boyutuyla siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda iradesini ortaya koymak mıdır bölücülük? Sorarım size, bölücülük bu mudur? Elbette değildir, asıl bölücülük nedir size söyleyelim: Evrensel ve uluslarüstü sözleşmelerle tanınmış bir halkın doğuştan gelen temel haklarının inkârıdır asıl bölücülük; bunu yok saymaktır, bunu göz ardı etmektir. Bu ülkede eğer bir bölücülükten bahsedeceksek Kürt halkının tarihten gelen haklarına, ana diliyle eğitim hakkı başta olmak üzere, tüm ulusal taleplerinin inkârı ve reddine dayanan siyasi anlayış bu ülkenin birlikte yaşam anlayışına dinamit koyan asıl bölücülerdir.

Yine “Kürt” ve “kürdistan” kavramına tahammül edemeyen, bu gerçeği göz ardı edip inkâr etmekle buharlaşacağına, yok olacağına, beyinlerden ve kalplerden silineceğine en başta da kendisini inandırmaya çalışanlar, bu ülkeye en büyük zararı veren en önemli bölücülerdir.

Kürtler, tarihimizde Türk halkıyla bin yıllardır beraber yaşama iradesini defalarca ortaya koymuştur. En son Kurtuluş Savaşı sürecinde Osmanlı İmparatorluğu parçalanırken, Osmanlı idaresindeki bütün farklı uluslar, aidiyetler ayrılırken, Kürtler bir kez daha birlikte yaşama iradesini ortaya koydu ama bu iradeyi ortaya koyarken kurulacak yeni cumhuriyette kendi tarihinin, dilinin, kimliğinin, coğrafyasının isminin yasaklanacağı düşüncesiyle bu iradeyi ortaya koymadı. Bu irade, 1924 Anayasası’yla o dönemin muktedirleri olan milliyetçi, ırkçı kesimlerin dayatmış olduğu bir darbe anayasasının sonucu olarak doksan yıldır bu ülkede kanayan bir yara ve bu ülkenin dağlarında hiçbir zaman silahlı insanların eksik olmadığı bir süreci yaşamaya başladık. Bu gerçekleri görmeden salt koltuklarımızda oturarak 25 milyonu aşkın ve tarihin derinliklerinden gelen bu coğrafyanın en kadim halkını yok saymak gerçekle yüz yüze gelmemek, gerçekten kaçmak demektir.

Değerli milletvekilleri, Meclis İçtüzüğü’nde bile değişiklik yapılarak bizim, bu kürsüden Anayasa’yı eleştirmek, Anayasa’yı değiştirmek, Anayasa’nın mevcut hükümlerine karşı çıkma hakkımız dâhil olmak üzere bütün konuşma haklarımız burada gasbedilip yasaklanırken, Kürtlerin coğrafyasının, isminin varlığı yok sayılırken, bu Meclisin 3’üncü büyük partisinin eş genel başkanları ve milletvekilleri zindanlarda tutulurken, Kürt halkının iradesiyle seçilmiş 90’ı aşkın belediye başkanı cezaevlerine tıktırılıp on binlerce Kürt siyasetçi hukuksuzca rehin tutulurken kalkıp bu kürsüden veya medyadan, Kürt halkına kardeşlik edebiyatıyla gerçeği örtbas edemezsiniz, böyle bir kardeşlik de olamaz, bu olsa olsa bir algı operasyonu olur. Kaldı ki Kürt halkına olan düşmanlık sadece ülke içinde değil; Kürdistan federal bölgesinde ortaya çıkan, yüzde 92 oyla ortaya çıkan referandum sonucunu bile gayrimeşru ilan etme, Irak’ta yaşayan Kürtlerin Irak Araplarının egemenliği altında yaşama gibi bir iradeyi ortaya koymanız bile bu kardeşliğin ne kadar gerçek dışı olduğunu ortaya koyuyor. Rojava’da, Kürt halkının yetmiş yıldır Baas rejimine, Baas inkâr politikalarına karşı verdiği mücadelede son dönemde ortaya çıkan iradesini bir tehlike saymak, ülke dışında olmasına rağmen Türkiye sınırları dışında olan bu Kürtlere dahi tahammül edememek aslında Kürtlere olan düşmanlığın pratik anlamda bir ifadesidir.

Değerli arkadaşlar, bu ülkenin kurucusu olan Mustafa Kemal defalarca Kürt, kürdistanı ifade etmiştir. En son, ölümünden iki yıl önce 1936’da sizin “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri” dediğiniz bölgelere “kürdistan” demiştir. “Kürdistan” sözcüğü, “kürdistan” teriminden neden bu kadar korkuyorsunuz? Bu korkunun sebebi ne?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Niye korkalım ya?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Burası Türkiye Cumhuriyeti devleti.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – “Kürdistan” sözcüğünün kullanılmaması Diyarbakır’da, Ağrı’da, Şırnak’ta, Muş’ta, Bitlis’te, Van’da yaşayan halkın Kürt olduğunu, Kürt gerçekliğini yok mu ediyor? O şehirlerin birer Kürt şehri olduğu gerçeğini örtüyor mu, kapatıyor mu? Elbette değil değerli arkadaşlar. Siz yok saysanız da, siz yasaklasanız da bunun en güzel cevabını Milletvekilimiz Sayın Osman Baydemir ceza verdiğiniz yaptığı konuşmada çok açık ifade etti. Sayın Osman Baydemir’in söylediği gibi, kürdistan sadece coğrafi bir isim değil, sınırlarını çizip güvenlik güçleriyle kontrol edeceğiniz, baskılayacağınız veya sömüreceğiniz bir alan değildir. Osman Baydemir kürdistanın şurası olduğunu söyledi; evet, kürdistan milyonların kalbinde olan bir yerdir. Siz zindanlara tıkabilirsiniz. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım.” diye lince uğradı, Ahmet Kaya öldürüldü ama kalbi yaşıyor, kalbindeki kürdistan da yaşıyor. Osman Baydemir’e ceza verdiniz, para cezası verdiniz, buradaki konuşmasını yasakladınız; kürdistan yok olmuyor. Osman Baydemir’e ceza verdiniz ama Osman Baydemir’in kalbi atıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bir dakika rica edebilir miyim?

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun Sayın Adıyaman.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

12 Eylül darbe ve dikta rejiminin önümüze koyduğu Anayasa’nın arkasına sığınarak, bizim milletvekilliği sıfatımızdan kaynaklanan her sözümüzü, her söylemimizi burada yasaklayarak ne bu ülkeye bir demokrasi ne özgürlük ne de adalet, daha da önemlisi ortak yaşam duygusunu inşa edemezsiniz.

Değerli arkadaşlar, hakikati taşıyan milyonlarca kalp var. Ahmet Kaya öldürüldü, Osman Baydemir’e ceza verildi, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve milletvekili arkadaşlarımız cezaevlerine tıktırıldı ama gerçek örtülemiyor. Bu ülkede hâlâ kalpler atıyor, “kalp” diye bir gerçeklik var, “Kürt halkı” diye bir gerçeklik var, kürdistan diye bir yer var.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Adıyaman.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Adıyaman kürsüde yapmış olduğu konuşmada, Kürtlere karşı ayrımcı politikalar takip edildiğini söyleyerek açık bir sataşmada bulunmuştur. Bu çerçevede söz talep ediyorum.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Size niye sataşmada bulunsun, Hükûmete yapıyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Eleştiriye “sataşma” mı diyorsunuz Sayın Başkan?

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu ülkede Kürtler var, Türkler var, bunlara ilişkin olarak da kimsenin bir problemi yok. Sizin sürekli “kürdistan” olarak söylediğiniz ifadeler, Osmanlı İmparatorluğu döneminde milletler sisteminin bir parçasıydı. Modern devletler vatandaşların eşitliği üzerine kuruludur ve o vatandaşlar ilgili ülkenin her yerinde bulunurlar. Bu ülkenin her karış toprağı aynı zamanda Kürtler içindir, Türkler içindir. Kafanızda haritalar çizerseniz geçmişi yeniden geleceğe taşımak gibi bir tahayyülün peşinde koşuyorsunuzdur, üstelik farklı bir kasıtla.

Mesele şu: Gelişmiş bir demokraside… Türkiye’de 1980 askerî darbesi oldu; ondan sonra bu ülkede demokrasi de gelişti, özgürlükler de gelişti. Problemlerimiz olabilir ama bu demokratik zemin var.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Nerede ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Her ne problem varsa bunun konuşulacağı yer demokratik zemindir, demokrasinin usulleridir ve bu ülkede her problemi çözerken Kürtlerin ve Türklerin rızasını alacaksınız, buradaki 80 milyonun rızasını alacaksınız.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Selahattin Demirtaş nerede?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Belediye başkanları nerede?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - 1984’ten bu yana bu halkın büyük bir çoğunluğuna karşı kasteden -bunun içinde Kürtler de var- PKK diye bir terör örgütü var ve bu demokratik zemini tahrip ediyor. Savaş marifetiyle, çatışma marifetiyle -kendi terminolojisi çerçevesinde söylüyorum- halkları birbiri aleyhine kışkırtıyor. Bu zemin üzerinde bir siyasete teslim olmamak gerekir.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – O parmağı bu tarafa göstermeyin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Naci Bey, siz çözüm komisyonunun başkanı değil miydiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sizin göreviniz her şartta demokratik zeminin üslubu, dili, tavrı ve tarzı olmalıdır. 80 milyonun iradesini lütfen dikkate alın.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Ayıp ayıp, hocasınız ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye efendim, sırayla.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Naci Bey, çözüm komisyonunun raporunu savunamazsınız. Ya, çözüm komisyonu raporu ne olacak?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşuruz.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Konuşuyorsunuz, parmağınız böyle…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen… Grup başkan vekiliniz konuşuyor.

Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Toplumsal olayları farklı bir niyetle başka bir yere çekmek üzerinden grubumuza açıktan sataşmada bulunmuştur. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istirham ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim lütfen.

4.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ya, şimdi açıkçası Naci Hoca’ya sormak istiyorum: Sizin elinizde niyet ölçer mi var? Neye göre insanların niyetini ölçüyorsunuz? Benim kullandığım kavramın hangi halisane duyguyla kullandığımı gerçekten neye göre ölçüyorsunuz? Ve bununla kendinizi bir an için komik duruma düşürdüğünüzün farkında mısınız? Ben sizin burada konuşmanızı olduğu gibi konuştuğunuz gibi algılıyor, öyle yorumluyorum, başka bir niyet aramıyorum. Siz niye bizde niyet sorgulamasına giriyorsunuz?

Bakın, “Bu ülkede Kürt de var, Türk de var.” diyorsanız… Allah beni Kürt yaratmışsa bana bir de dil vermiş, benim dilim de var. O dilin adı da Kürtçe ve beni yarattığı bir toprak, bir arazi parçası var. Tarih içerisinde onun benim milletimle özdeşleşmiş hâlidir ki tarihten bugüne taşınan mirasla “kürdistan” deniyor. Bunu ben söyleyince sorun oluyor da bir başkası söyleyince yani coğrafyanın adlandırması değil de söylenen kişi üzerinden mi değerlendiriyorsunuz? Söylüyorum işte: Mesela Kürt dilinde “x” var, “x”, ben hangi harfle yazacağım bunu, hangi harfle yazacağım? Yok. “x” biçiminde yazılır, yok. “K” ve “q” Kürt dilinde ayrıdır, bunu kullandığın zaman sorun oluyor. Nevroz “v”yle değil; “newroz” dediğim için, “w”yi kullandığım için sorun oluyor. Bu sesi ben yaratmadım. Bakın, bu bir ses ve o sesi betimleyen bir harf var. Bu kadar mı akıldan, izandan, bilimden koptuk ya! Yani bilimin olgusal gerçekliği içerisinde sorunların tespiti vardır; bir çözüm yöntemi, o çözüm yöntemine de metodoloji denir. Biz bunları konuşarak çözebileceğimiz feraset ve basirete bu ülkenin tarihinin gerçekliğinin sahip olduğuna inanıyoruz ama yok, siz bunu -şiddet temelinde çözebilecek diye- aşırı doktrinel, güvenlikçi bir politikayla çözmek istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bunun, aklın, izanın, ferasetin, ahlakın, vicdanın yolu olmadığını düşünüyoruz biz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Adıyaman, dinliyorum.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Bostancı konuşmamı bağlamından kopararak tamamen farklı bir eleştiri ya da sataşmada bulundu.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Grup başkan vekili cevap verdi.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Grup başkan vekilin cevap verdi.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Benim konuşmamda ne AKP’ye ne de doğrudan Hükûmete bir eleştiri yoktu ve konuşmamı tamamen bir terör faaliyetiyle nitelendirdi.

Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, takdir ederseniz konuşmanız zaten kayıtlara girdi, grup başkan vekiliniz de cevap verdi. Ekstra bir söze ihtiyaç olmadığını düşünüyorum.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Şahsıma yönelik benim cevap...

BAŞKAN – Grup başkan vekiliniz verdi ama, onun üzerine konuşmanıza çok...

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – O zaman 60’a göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Akçay’ı bir dinleyelim, ondan sonra...

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Peki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Tanal, sizi de dinleyeceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu şekilde görüşlerimizi ifade etmek istiyorum: Şimdi, daha evvel kürsüdeki konuşmacılardan birisi tarihten, bazı yazarlardan referans çıkarmak suretiyle görüşlerini ifade etti. Bir konuşmacı da işte “Kürt halkının iradesiyle seçilen belediye başkanları” ifadesini kullandı. Bu üslup ayrımcı, bölücü, etnikçi ve ırkçılığa varan bir üsluptur Sayın Başkan. Yani oy kullanan vatandaşları etnik kökenine, kültürüne, özelliklerine göre ayırt etmektir; oy kullanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Eğer bir il veya ilçe belediyesinde kullanılan oyları birtakım etnik ifadelerle ifade edecek olursak bunun sonunu almak mümkün de değil veya Türkiye’nin bir bölgesini, ilini, ilçesini, köyünü, coğrafyasını bazı etnik isim ve tanımlara göre adlandırırsak çok yanlış yapılmış olur.

Tamamlamam lazım Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, örnek vermek istiyorum: Dersim bir coğrafi bölgenin adıdır tıpkı Antalya, Burdur ve Muğla’nın bir kısmını içeren Teke yöresi, Teke bölgesi gibi; tıpkı Kütahya, Uşak, Manisa’yı da içerisine alan Gediz havzası gibi; tıpkı Bozok Yaylası gibi Yozgat ve Çorum’un bir kısmını içerisine alan veya İzmir’i ve Manisa’nın bir kısmını içeren Bakırçay havzası gibi; tıpkı Karadeniz Bölgesi gibi. Eğer bir ile şu ili, bu ili diyerek birtakım etnik tanımlamalara gidersek diğer illere ne diyeceğiz?

Artık hoşgörünüze Sayın Başkan…

Tamamlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Eğer bir bölgeye şunun bölgesi, bunun bölgesi dersek diğer bölgelere ne diyeceğiz? Burası Türkiye’dir, Türkiye Cumhuriyeti’dir ve illerimizin, ilçelerimizin yerleşik isimleri vardır. Konya Ovası denir, Konya Ovası’na illa şunun ovası mı diye tanımlama yapacağız? Hatay’a ne diyeceğiz, Manisa’ya ne diyeceğiz, İstanbul’a, Edirne’ye ne diyeceğiz?

Lütfen, bir Türkiye partisinin mensubu olduğunu ifade eden bir milletvekillinin bu hassasiyetleri dikkate alarak konuşmasında fayda var diye düşünüyorum. Meseleleri, görüşlerimizi bu şekilde ele alırsak daha doğru bir iş yapmış oluruz. Aksi takdirde ne önünü alabiliriz ne sonunu alabiliriz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Tanal, önce talebinizi alayım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Talebim şu Sayın Başkanım: Hep kürsüde “Türkler” “Kürtler” denildi. Aslında Türkiye'nin coğrafyasına bakılmak isteniyorsa Çanakkale Şehitliği’ne bakmak lazım. Bu ülkede Kürtler var, Türkler var, Araplar var, Çerkezler var, Abazalar var, Gürcüler var, Ezidiler var, Çeçenler var, Arnavutlar var.

BAŞKAN – Talebiniz ne efendim, onu alalım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, kısacası bu ülkede yetmiş iki millet var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara konuşuyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kimseyi ayrıştırmamak lazım. Birlikten kuvvet doğar, birlikten güç doğar. Bu anlamda bunu söylemek istedim.

Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kayıtlara girdi.

Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

Şüphesiz, bu ülkede yaşayan 80 milyon civarındaki insanın hepsi, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız; bundan bir rahatsızlık duymuyoruz. Ancak, şimdi bizim arkadaşlar seçilmiş belediyeler üzerinden Kürt halkının iradesine saldırı olduğu gerçeğini dile getirirken şu nasıl olur da ırkçılık olarak algılanır?

Şimdi, evet, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız ama belli etnik kökenler belli coğrafyalarda yoğunlukta yaşamaktadır. Siyasal olarak onların örgütlenme hâline bu siyasi iktidar sistematik bir saldırı düzenleyince doğal olarak biz bunu o halkın iradesine bir saldırı olarak algılıyoruz. Yoksa, hiçbir şey yokmuş, hiçbir şekilde siyasi soykırım operasyonları, siyasi örgütlülüklerin derdest edilmesi süreci yaşanmıyor da biz durup dururken gündeme getiriyoruz.

Şununla tamamlamak istiyorum: Altı gün önce şu Parlamentonun üzerine bir kara leke olarak düşen, bir milletvekillimizin düşünce ve ifade özgürlüğüne saldırı olarak algıladığımız bir sözcüğün, “kürdistan” sözcüğünün kullanılmasına eğer o ceza verilmemiş olsaydı ne bizde ne halkımızda ne de bizi destekleyenlerde böyle bir alerjik durum gelişmeyecekti, böyle bir hassasiyet ortaya çıkmayacaktı. Bakın bunları tetikleyen yasakçı zihniyettir. Bunları tetikleyen cezacı yöntemlerin özellikle bu ülkenin belli bir bölümüne karşı, onun örgütlü gücüne karşı, onun siyasi iradesine karşı çok kolay devreye sokulması hâlidir.

Eğer biz böyle çok kolay ceza verme hâlinden, yasakçılıktan vazgeçersek ülke daha fazla rahatlayacak, ülke daha kolay normalleşecektir diyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Adıyaman…

3.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bostancı konuşmamı bağlamından kopararak konuştu. Aslında, elbette Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bizim ortak kimliğimiz ama o vatandaşlıktan doğan hakların bir arada eşit kullanımı meselesidir benim gündeme getirdiğim. Bu hakların inkârı üzerinden mi bir arada yaşamaya, eşit vatandaş olmaya çalışacağız, hakların teslimi üzerinden, gönüllü, eşit, özgür bir beraberliği mi inşa edeceğiz?

Sadece sizin olağanüstü hâl ilanından itibaren bakın kapattığınız Kürtçe özel eğitim kurslarını söyleyeyim: Mezopotamya Kültür Merkezi -tamamen eğitime yönelik- İstanbul Kürt Enstitüsü, Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği, Ferzat Kemanger İlkokulu, Kürt Yazarlar Derneği, KÜRDİ-DER ve belediyeler bünyesinde açılmış onlarca Kürtçe dil eğitimine yönelik kurum ve kreşleri kapattınız. Bunu son bir buçuk yıl içinde yaptınız Sayın Bostancı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, talebiniz…

Efendim, ayağa kalkarak lütfen talebinizi iletiniz.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, 60’a göre ben de söz almak istiyorum çünkü hem Naci Hocamın hem de Sayın Akçay’ın konuşmaları arasında, daha önce konuşanlar içerisinde ben de olduğum için tabii ki benim de bir cevap hakkım var.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Bütçe görüşmesi yapıyoruz, böyle bir usul yok ki.

BAŞKAN – 60’a göre kısa bir söz talebiniz var.

Buyurun.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Orada bir dakikamı kullanmamıştım, onu da istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

4.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, ırkçılık ile milliyetçiliği birbirinden ayırmak gerektiğine ilişkin açıklaması

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Şimdi, bu konuda ırkçılık ile milliyetçiliği birbirinden ayırmamız lazımdır. Irkçılık İslam tarihinde “asabiyet” olarak geçiyor. Yani haklı da olsa haksız da olsa kendi ırkını, ait olduğu milleti başka bir ırktan, başka bir milletten üstün tutmak. Bu, Hazreti Peygamber tarafından da, İslam’da genel olarak da lanetlenmiş, ayakaltı edilmiştir. Fakat milliyetçilik biraz daha farklıdır. Bediüzzaman Hazretleri milliyetçiliği ikiye ayırıyor: Müspet milliyetçilik yani halkını sevmek, halkının dilini sevmek, halkının gelişmesini arzulamak. Bu biraz da şeyden kaynaklanıyor. Bir hadis-i şerif var “…”(x) Yani bir insanın kendi ülkesini, vatanını sevmesi onun imanını gösteriyor. Bir de Bediüzzaman’ın bir tespiti de menfi milliyetçilik. Örneğin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, tamamlayınız lütfen.

Buyurun.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Kendisi örnek veriyor. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin ikinci kategori olarak zikrettiği milliyetçilik de menfi milliyetçiliktir, müspete karşı menfi milliyetçiliktir. O da özellikle Emeviler’in iktidarı, saltanatı ele almaya başladıkları tarihten itibaren başlamış, önce Arap ırkçılığı ortaya çıkmış, sonra bu ırkçılığa karşı “Mevâli” adı altında Müslüman olup da Arap olmayan unsurların karşı bir saldırısı olmuş veya atağı olmuş ve günümüze kadar böyle sürüp gelmiştir. Dolayısıyla örneğin MHP’yi de ırkçılıkla suçlayanlar var ama Sayın Akçay sanırım ki ırkçılıkla milliyetçiliğin aynı olmadığını bilen zatlardan biri ve MHP’nin ırkçı değil ama milliyetçi olduğunu kabul edenlerden biri. Dolayısıyla bir partinin, bir şahsın ister Türk olsun ister başkası olsun kendini milliyetçi sayması ne kadar doğalsa bir Kürt’ün de müspet manada kendini milliyetçi sayması o kadar doğaldır, yeter ki işin içine ırkçılık, fitne, fesat, birbirinden ayrılma, kopma girmesin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Akçay, buyurun.

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milleti siyasetin merkezinde özne kabul eden ve milleti de tasada, kıvançta ortak, en küçük bir farklılığı dahi ayrıma, ayrıcalığa, ayrımcılığa vesile saymayı reddeden ve bir millet hâlinde siyasetin merkezinde milliyetçiliği esas alan ve ırkçılığı kesinkes reddeden bir siyasi partiyiz.

O bakımdan, aslında bütün kavramları da müspet manalarıyla veya menfi manalarıyla veya değişik şekillerde tanımlayabilir ama tabii, biz bir siyasi parti olarak milliyetçiliği hem partimizin adına ve hem programımızın merkezine oturtmuşsak, elbette ki bizim Milliyetçi Hareket Partisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…programımızda ifade ettiğimiz şekliyle anlamak da doğaldır.

Benim söyleyeceğim, milliyetçiliğimiz, Milliyetçi Hareket Partisinin milliyetçiliği ayrımı, ayrımcılığı reddeden, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını tek bir millet etrafında kabul eden toparlayıcı, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir milliyetçiliktir; aksi durumlar ırkçılık ve etnikçiliğe girer ki tabii, doğal olarak da bu, ayrımcılığı da veya farklı düşünceleri de körükler. Bunu çok iyi görmek ve bu kavramları hassasiyetle değerlendirmek gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.38

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, söz sırası Halkların Demokratik Partisi Van Milletvekilimiz Sayın Lezgin Botan’a aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Botan, süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce Eş Genel Başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ şahsında ve özellikle de milletvekili olduğum Van’ın Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Bekir Kaya ve Bekir Kaya şahsında tutuklu olan bütün belediye eş başkanlarımıza, siyasi fikirlerinden dolayı cezaevlerinde direnen, demokrasi, barış, adalet için direnen bütün devrimci tutsaklara buradan selam ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, Sinoplu Diyojen, elinde fenerle gündüzleri insan arardı, emin olun, bu iktidar döneminde yaşamış olsaydı, elinde fenerle herhâlde adalet arıyor olacaktı çünkü bu iktidar eğer demokrasiye inanmış olsaydı, eğer adalete inanmış olsaydı bugün siyasi fikirlerinden dolayı binlerce insan cezaevlerinde yargılanmamış veya tutuklu olmamış olacaktı.

Diğer vahim bir konu: Ben bir milletvekiliyim değerli arkadaşlar. Bir milletvekilinin halk adına denetleme yetkisi var, devletin kurumlarını denetleme yetkisi var. Halk bize bu denetleme yetkisini vermiş, verirken (A) partisi, (B) partisi diye bunun ayrımını yapmamış; hani tüzük veya Anayasa’dan çok söz ediyoruz ya, bu hakları partilere göre herhâlde kategorize etmemiş sayın hocam. Dolayısıyla ben bir milletvekili olarak dört yüz on bir gündür rehin alınmış, tutsak olan eş genel başkanlarımızı, milletvekili arkadaşlarımızı ziyaret edemiyorum. Bu konuda Adalet Bakanlığına da defalarca, mütemadiyen başvurduk, bir lütufmuş gibi, bize dönülmedi, cevap verilmedi ve ben hukuki rezaleti bütün kamuoyunun, bütün Türkiye halklarının vicdanına havale ediyorum. Yani görüşemememizin nedeni ne olabilir değerli arkadaşlar? Bunu sorduğumuz zaman aslında genel bir hukuka dahi tabi değiliz. HDP’ye, Halkların Demokratik Partisine farklı bir hukuki muamele yapılmaktadır. Bu bile başlı başına ciddi bir ayrımcılıktır. Hani ayrımcılıktan çok mustaribiz ya, çok söz ediyoruz. Biz her söz ettiğimizde birileri buna itiraz ediyor. Ancak şunu söylemek isterim ki: Ne Demirtaş ne Demirtaş’ın arkadaşları bizler ne yargılanmaktan ne de mahkemelerden kaçmadık, kaçmıyoruz; hesap vermekten de kaçacak değiliz. Eğer varsa cesaretiniz, gerçekten haklı olduğunuza inanıyorsanız, bu kadar mühim, Türkiye'nin 3’üncü büyük partisi, grubu bulunan bir partinin eş başkanlarını, milletvekillerini tutsak etmişsiniz, bari zahmet edin bunları çıkarın mahkemelerin huzuruna kim haklı kim haksız, kim suçlu kim suçsuz, kim kimi mahkûm eder, kim kimi yargılar, bütün kamuoyunun gözleri önünde bu süreç yaşansın, izlensin. Ancak bakıyoruz ki maalesef burada da kaçak güreşiliyor, burada da sürekli top taca atılıyor ve rehin alınan eş başkanlarımız, belediye eş başkanlarımız uzun süreden beridir mahkemelerin huzuruna çıkarılmıyor.

Diğer bir konu da, Türkiye'de toplumsal barış için geçen süreçlerde önemi herkesçe bilinen Sayın Öcalan’a uygulanan tecrittir. Tecrit bir insanlık suçudur arkadaşlar kime uygulanırsa uygulansın. Ceza hukuku bellidir, ceza infaz hukuku bellidir, kişilere göre değişmez. Bir devlet aklı vardır, bir devlet ciddiyeti vardır. Bunu siz kişilerin önemine, konumuna göre kategorize edemezsiniz. 2011 yılından beri Sayın Öcalan avukatlarıyla görüştürülmüyor, Sayın Öcalan ailesiyle görüştürülmüyor. Türkiye'de yargılanan herkes, her siyasi tutsak yargı karşısında, yasalar karşısında eşitse peki Öcalan neden eşit değildir? Sayın Hükûmet, niye Öcalan da diğer yurttaşlar gibi eşit değil, ailesiyle, avukatlarıyla, doktorlarıyla görüşemiyor, bu temel haklarından faydalanamıyor? Kendisi en ağır işkence biçimi olarak şu an tecrit koşulları altındadır. Türkiye toplumuna, barışa, kardeşliğe, adalete vesile olabilecek bir pozisyonda, bir konumda olan Sayın Öcalan’ın bu şekilde tecrit edilmesi barışın altına dinamit koymaktır, “Biz barışı istemiyoruz.” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılıp Sayın Öcalan’ın da herkes gibi, her tutsak gibi -sahip olduğu haklara- avukatlarıyla, ailesiyle, doktorlarıyla görüşmesinin sağlanması gerekir. Belki de bu hayırlı yol, bu aklın yolu bizi tekrar olması gereken demokratik süreçlerin başlamasına götürür diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, Hükûmet, FET֒cüleri yargıdan temizlediğini söylüyor ama bakıyoruz ki Balyoz, Ergenekon, Oda TV gibi davaları -bunların Yargıtay tarafından çoğu da onanmasına rağmen- Anayasa Mahkemesi kumpas olduğunu söyleyerek düşürdü, bence de doğrusunu yaptı, evet, kumpastı. Ama, aynı şekilde, burada gene Kürtler bir ayrımcılığa maruz kaldılar. KCK adı altında 10 bine yakın Kürt siyasi tutsak haksız bir şekilde yargılandı, zulüm gördü, hâlâ da yargılamalar devam ediyor. Bu konuda da yine bunu yapan savcılar, hâkimler şu an yargılandıkları hâlde FET֒cülükten, KCK davaları hâlen sürüyor. AKP, iktidar hâlen bu davaları ısrarla savunuyor.                Bu, ciddi bir ayrımcılıktır. Yani Kürtler söz konusu olunca burada bir ortaklığın hâlen sürdürüldüğünü maalesef görüyoruz ve şahit oluyoruz, ibretle izliyoruz.

Gene, fezlekeler konusunda da -eş başkanlarımız, vekillerimiz dâhil olmak üzere- hazırlanan fezlekelerin tümünde, bakın, tümünde, sayın Genel Kurul, hepsinde FET֒cü dediğiniz, şu an tutuklu savcı, hâkim, polis, kolluk, hepsinin de imzası var ama yine ısrarla bu fezlekeler savunuluyor, ısrarla bu fezlekeler önümüze çıkarılıyor.

Şimdi, Sayın Bostancı demin bir şey söyledi, dedi ki: “Geçmiş hafızayı geleceğe niye taşıyorsunuz?” Sayın Bostancı, geçmişi olmayanın geleceği olmaz, bunu en iyi siz bilirsiniz. Geçmişin olumsuzluklarını da bugün bu Parlamentonun gündemine taşıma gibi bir derdimiz yok ama ben size şunu söyleyeyim: Bakın, buna vesile olan, yasakçı zihniyettir. Bu yasakçı zihniyet, bu kürsüye de taşındı. Bu kürsüde de Kürt’ün, Türk’ün, Laz’ın, Çerkez’in, herkesin emeği var, hakkı var, alın teri var. Biz burada gelip bunların adına bu tür sorunları dile getirirken birileri 1982 Anayasası’nın arkasına sığınarak “Anayasa böyle diyor." diye bize parmak sallayamaz, bize kapıyı gösteremez. Siz buranın ev sahibi, biz misafiri değiliz; siz buranın efendileri, biz hizmetçileri değiliz. Biz de sizin gibi, Türkiye’nin mütemadiyen çeşitli, hemen hemen 81 ilinde oy almış; 6 milyon, 6,5 milyon oy almış ve halkı temsil eden meşru, demokratik bir partiyiz. İkide bir bize parmak sallamayın, bize kapıyı göstermeyin; bu, kimsenin de haddine değil.

Diğer bir konu şu değerli arkadaşlar: Bugün ayın 18’i, Dünya Arapça Günü ve Arapçayı konuşan bütün yurttaşlarımızın gününü kutluyorum.

Mehmet Ali Vekilim dün burada bir cümle kullandı, birkaç cümle, “bilinmeyen dil” olarak geçti. Ya, Allah’tan korkun, çok ayıp! Siz o dille besmeleyi getiriyorsunuz, siz o dille namaz kılıyorsunuz. Sizin şu an o “bilinmeyen dil” dediğiniz, Kur’an’ın dilidir, ahiretin dilidir, Peygamber’in dilidir, ibadetin dilidir Sayın Müftü. Nasıl bilinmez? Ve namaz kıldığınız, oruç tuttuğunuz bir dildir. Bu dili bile bilinmez; Kur’an’ın dili, ayetin dilini siz şu an “bilinmez dil” olarak kıldınız. Çok ayıp! Bu yasakçı zihniyet bakın nerelere savruluyor. Vesayetçi zihniyet, bakın, böyle illettir, böyle kanserleştirir. Ve düşünebiliyor musunuz, yani 15 Temmuz darbesinde siz bu dille sabaha kadar ezanları imamlara okutturdunuz. Hani, “Ezan susmaz.” diyorsunuz ya, ezanın dilinden bu kürsüde arkadaşımız birkaç cümle kullandı diye, şu an yasakçı dil, Arapça buraya geçti. Bin dört yüz yıldır siz bu dili öğrenemediniz mi? Neye göre ibadet ediyorsunuz? Neye göre namaz kılıyorsunuz? Dolayısıyla, bu yasakçı zihniyet, bakın, sırf Kürt annesini görmesin… Sırf Kürtçeye “bilinmeyen dil” dediniz ya, onun için bunu yapıyorsunuz.

Bakın, size başka bir şey söyleyeyim, siz burada, genelde, işte, Kürtçe bilinmez diller arasına giriyor ya, şimdi ben size sorsam: Dünyanın en pahalı kelimesi hangi kelimedir yani maddi, parasal değeri, karşılığı olan? Kürdistan. Ya ne kadar ayıp bir şey! Ben şimdi dünyanın bütün ülkelerinin isimlerini burada saysam, bütün isimleri saysam 1 kuruş etmez, 1 kuruş cezası yok. Ama, “kürdistan” desem, 12 bin lira cezası var.

Sayın Başkan, yani bakın trajikomik şeyler. Onun için, o geri kalan, sizin sözünü ettiğiniz toplumsal bilinçaltına itilmiş birtakım şeyler eğer tekrar ortaya çıkıyorsa, onu biraz da dönüp kendimize bakmak lazım.

Yine, biz bütçeyi tartışıyoruz burada değerli arkadaşlar. Ve biz “Bu, bir savaş bütçesidir.” dediğimiz zaman birileri bağırıyor, çağırıyor, niyetimizi okumaya çalışıyor. Ya, bal gibi bir savaş bütçesi. Bakın, ben size bir şey söyleyeyim şuradan: Somali, Kosova, Afganistan, Irak, Katar, Suriye, Lübnan, Kıbrıs’ta bulunan askerî varlığın bütçeye yükünü kim biliyor arkadaşlar? Muhtemelen milyarlarca dolara tekabül eder. Yine, içeride mevcut sorunu, Kürt sorununu çözemediğiniz için on binlerce korucunun da aynen bütçeye bir yükü var. Başka paramiliter örgütlere para veriyoruz. Avrupa’da şu anda paramiliter örgütlere para verildiği tartışmaları ve söylentileri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika istiyorum.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak için ek bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Şu an Suriye’de ÖSO çetelerine maaş veriyoruz, para veriyoruz, sırtlamışız ama bu para kimsenin babasının parası değil; bakın, 80 milyonun, yoksulun, işçinin, emekçinin, çalışanın, hepimizin vergileridir, bunları bilmek bizim hakkımız. Ve o paralar aslında şu an 1 milyon üniversite mezununun rızkıdır, atanamayan 800 bin sağlık ve eğitim çalışanının rızkıdır, hakkıdır, yüz binlerce emekliye vereceğimiz zamdır, asgari ücrete mahkûm ettiğimiz, âdeta kölelik yasalarıyla yönettiğimiz, 1.400 liraya mahkûm ettiğimiz insanların hakkıdır, hukukudur, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır. Tamam, çeşitli şeyler söyleyebiliriz, Kıbrıs’ta 1974’ten beri asker bulunduruyoruz. Ne kadar bulunduruyoruz, ne kadar bulundurmamız gerekiyor, azaltmamız gerekiyor mu; şu an Suriye’de, Irak’ta, başka ülkelerde ne işimiz var, olmamız gerekiyor mu, stratejik olarak birçok şey söyleyebiliriz ama bunu bilmemiz lazım. Bu bir savaş bütçesi, bunun için savaş bütçesi diyoruz. Sürekli operasyonlar, sürekli çatışmalar, yurt içi, yurt dışı bir sürü şey yaşıyoruz. İşte bunu bilmek bizim hakkımız çünkü bu, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Botan.

Grup adına son konuşma Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Mahmut Toğrul’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Toğrul, süreniz on dakika.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan ve Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, bu arada, bizi ekranları başında izleyen vatandaşlarımızı, rehin tutulan eş genel başkanlarımızı, milletvekillerimizi de buradan saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dün İzmir Ödemiş Kaymakçı Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen veli toplantısı öncesi iki öğrencisi tarafından, maalesef, silahla vurularak öldürüldü. Ben burada meslektaşımız sevgili öğretmenimizin ailesine başsağlığı diliyorum, kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Tabii, bu noktaya nereden geldik? Sayın Bakan, bugün eğitimde şiddeti artıran, öğretmeni itibarsızlaştıran bir politikanın sonucu olduğunu kabul etmeniz gerekir.

Değerli arkadaşlar, ben daha çok, yükseköğretim bütçesi üzerine söz almıştım, YÖK ve üniversiteler… Şimdi, AKP, iktidara geldiği 2002 yılından bu yana hep söylemişti, “Biz vesayetçi kurumları ortadan kaldıracağız, vesayeti ortadan kaldıracağız.” diyerek bu halktan oy aldı.

Değerli arkadaşlar, maalesef, AKP bu vesayetçi kurumları ele geçirdikten sonra daha da güçlendirdi, 12 Eylülün ruhuna rahmet okutturan bir anlayışla bu kurumları ele geçirdikten sonra neredeyse bir şiddetin aracı hâline getirdi.

Bakın, değerli arkadaşlar, üniversite sayımız 2 katına çıktı, öğrenci sayımız 2,5 katına çıktı ama yükseköğretimdeki bütçe, maalesef, bu artışa paralel değil. Bakkal dükkânı gibi üniversite açtık ve -bu üniversitelerin- bir binanın üstüne bir tabela çakmakla üniversite açacağımızı sandık. Böyle olmadığını hep beraber görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün üniversite sayısı 2 katı arttı ama eğitimin kalitesi ve öğrenci yetiştirme kalitesi, maalesef, yerlerde geziyor. Çünkü bunların altyapısı yok, çünkü bunların laboratuvarı yok, çünkü bunların bilimsel faaliyetlere ulaşabileceği veri tabanları yok ve biz “Üniversite sayısını artırdık.” diye övünüyoruz.

Tabii, üniversiteleri bir de zapturapt altına aldık arkadaşlar, neyi çalışacaklarına da nasıl çalışacaklarına da özellikle tepeden bir anlayış, bir algı yaratarak bizler karar verdik. Bakın, bu ülkenin bir yarası, Kürt meselesiyle ilgili bugün üniversitelerimizde yapılmış tek bir çalışma var mıdır? Çünkü… Yapmak isteyen yok mu? Var ama yaratılan algıyla ben acaba bu konuda çalışırsam başıma ne gelir gibi bir korkuya kapılıyor bilim insanları.

Değerli arkadaşlar, üniversitede bilim üretmek öncelikle yetişmiş insan kaynağı ve özgür bir bilimsel ortamın olmasını gerektirir. Özellikle 20 Temmuz 2016’da başlattığınız OHAL ve KHK rejimiyle üniversitelerde 5 binin üzerinde akademisyeni haklarında tek bir idari veya adli soruşturma yapmaksızın kapı önüne koyduk. Yine, “Sadece barış istiyoruz.” diyen akademisyenlerden 400’e yakınını aynı şekilde yaptık. Sadece işlerinden etmedik değerli arkadaşlar bunları. Bunları neredeyse utanmasak vatandaşlıktan çıkaracağız. Pasaportlarına el koyduk, yurt dışı çıkış yasağı getirdik, başka bir işte çalışma yasağı getirdik. Bu insanlar açlıktan ölsün mü? Değerli arkadaşlar, buna bir cevap vermeniz gerekir.

Şimdi, OHAL ve KHK rejimiyle tabii ki üniversitelerin ne hâle geldiğini, YÖK'ün ne hâle geldiğini size birkaç örnekle anlatmak isterim değerli arkadaşlar. Bakın, 18 Ekim 2016 tarihinde 2016-2017 akademik yılı açılışını nerede yaptınız? Üniversitede değil, sarayda yaptınız. Rektörler önlerini iliklemek için cübbelerinde iliklerini aradılar. Bu yıl da aynı tabloyu tekrarladınız.

Yine, bir diğer değişiklik değerli arkadaşlar, YÖK Disiplin Yönetmeliği’ne yeni suçlar ihdas ettiniz, yönetmeliği 12 Eylülden daha ağır bir hâle getirdiniz. YÖK’e, rektörlere istediği kişiyi herhangi bir soruşturma yapmaksızın atma yetkisi verdiniz. ÖYP’li asistan arkadaşlardan bahsedildi, 13 binin üzerinde doktorasını yapacak akademisyen maalesef 50/(d) kadrosuna aktarıldı. 50/(d) nedir değerli arkadaşlar? 50/(d)’yi… Sadece ÖYP’liler değil, tüm asistanlar bu maddeye göre atanacak. Nedir bu madde? “Ben istediğimi alırım, istediğime ‘kadro yok’ derim”dir. Bunun kesinlikle açılımı budur çünkü 33/(a)’da -eğer kadroluysa- onun iş güvencesi var ama 50/(d)’de iş güvencesi yok. Şimdi sadece 13 bin ÖYP’liyi bu programa bağlamadınız. Aynı zamanda 13 binin içinde bana yakın olanları, benim arka bahçemde yer alanları ben işe atarım, diğerlerinin atamasını yapmam demektir.

Rektörlük seçimlerini kaldırdınız. Değerli arkadaşlar, hepiniz hatırlarsınız, rektörlük seçimleri burada bir torba yasaya son anda eklenmek istendi. Üç siyasi muhalefet partisi buna itiraz etti ve o an durduruldu. Ne yapıldı peki? Hukuk arkadan dolanarak, yasa arkadan dolanarak bir KHK’ye koydunuz ve rektörleri bir kişi atıyor. Açıklaması bir garabettir: Efendim, seçimler üniversitelerde kaosa neden oluyormuş. Ben açık söylüyorum: Asıl kaosu seçimlerde AKP Hükûmeti yapıyor. AKP Hükûmeti seçimlerde kaos yaratıyor. Bu ülkeyi düşmanlaştırıyor, birbirine kışkırtıyor ve neredeyse bu ülkede farklılıklar birbirine selam veremez hâle geliyor. Bunun böyle bilinmesi lazım.

Bir de Sayın AKP Genel Başkanı maşallah her konuda uzman arkadaşlar. Millî Eğitim Bakanı suçüstü yakalanmış gibi sınavlar değiştiriliyor. Mesela bir gün taksi durağını ziyaret ediyor, diyor ki: “Ben bu TEOG’dan memnun değilim, bu TEOG kaldırılmalı.” Millî Eğitim Bakanlığının iki ayağı bir pabuca giriyor, ne yapacağını şaşırıyor ve hızla, evet, bunun hazırlığını yapmaya çalışıyor. Ne kimseye danışıyor ne meslek kuruluşlarına danışıyor ve bir anda o sözün gereğini yapmak zorunda bırakılıyor.

Sadece sınavlarda mı? Bakın, doçentlik sınavına da müdahale ediyor. Daha önce yardımcı doçentlik yasası değiştirildi ve birçok insanın sınavlara ya da doçentliğe yükselmesinin önüne geçildi. Şimdi de diyor ki: “Yardımcı doçentlik kaldırılmalı.” Doçentlik sınavıyla Sayın AKP Genel Başkanının hangi uzmanlığı örtüşüyor, bunu anlamakta gerçekten zorlanıyoruz değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, çıkmış bir de bu OHAL ve KHK’lerle işini arayanları ölüme mahkûm ediyorsunuz Nuriye ve Semih örneğinde olduğu gibi, işini aramaz hâle getiriyorsunuz. Bir aracı kurum kurdunuz, AİHM’den sonuçlar geciksin diye, OHAL İnceleme Komisyonu.

Sayın Bakan, bu OHAL İnceleme Komisyonu ne yapar? Bugüne kadar bir dosyayı incelemiş mi? İncelemişse niye açıklamaz? Geç gelen adalet, adalet değildir değerli arkadaşlar. Bugüne kadar OHAL Komisyonu sadece bu insanların mağduriyetini artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun böyle bilinmesi gerekiyor.

Şimdi, bu kadar insanı ihraç ettiniz… Sayın YÖK Başkanımız burada. Ben öğretim üyesiyken Sayın YÖK Başkanı YÖK Yürütme Kurulu üyesiydi. Söylesin bakalım: Örneğin Mahmut Toğrul on yıl neden kadro bekledi? Ama Dicle Üniversitesine kendi cemaatinden olan, kendi cemaatleri içinden 1.991 öğretim üyesi kadrosu nasıl verildi? Hem yapacaksınız hem de sonra dönüp “Biz cemaatle uğraşıyoruz.” diyeceksiniz. Hiç kusura bakmayın değerli arkadaşlar, bugün üniversitelerimizin geldiği durum sizin eserinizdir, sizin eserinizdir. Siz bunları bilerek yerleştirdiniz. Çünkü Türkiye’de bir algı yarattınız: Ekonomide, bürokraside, akademide yükselmenin yolu onlara yakın durmaktı, onlardan yakınlığa dair bir işaretin alınmasıydı.

Değerli arkadaşlar, tüm bunların neticesinde sorunun çözümü çok nettir: Üniversiteler özgürleştirilmelidir, AKP akademisyenin üzerindeki Demokles’in kılıcını çekmelidir. Haksız, hukuksuz ihraç edilen insanlar görevlerine bir an önce atanmalıdır. Suç işleyenlerle ilgili -mutlaka vardır- adli, idari soruşturma yaparsınız, suçluysa gerekli cezayı verirsiniz. Ama hiçbir inceleme yapmadan bunu yapmak kabul edilebilir değildir.

YÖK’ü piyasalaştırmak, kamu bütçesini kısıp “Kendi kaynağınızı yaratın.” demek, üniversiteleri şirkete dönüştürür.

Temel eğitim politikası bu ülkede yoktur. Temel eğitim, şu anda “fen fakülteleri” diye Türkiye’de bilim üretecek olan bir fakültemiz maalesef yoktur. AKP bunları ortadan kaldırdı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakikalık süre istiyorum.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak için bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Dolayısıyla AKP üniversiteleri kendi hâline bırakmalıdır. Üniversiteler kendi içerisinde özgür olarak istediği konuda çalışmalıdır. Peki, sadece akademisyenler mi bu durumda değerli arkadaşlar? Öğrenciler ne durumdadır hiç biliyor musunuz? Cemaatin hâlâ yurtlarına mahkûmlar. Öğrencilerin barınacak yurtları yok. Üniversitelerin her biri bir karakola dönüştürülmüş. Üniversite sadece abecenin öğretildiği bir yer değil, aynı zamanda bir sosyalleşme ortamıdır. 3 öğrencinin bir araya gelmesini tehlike olarak görüyorsunuz. Öğrenciler herhangi bir konuyla ilgili bir protesto hakkını bugün üniversitelerimizde kesinlikle kullanamamaktadırlar ama bir taraftan da biraz önceki örnekte olduğu gibi şiddet artıyor, şiddet böylelikle azalmıyor. Onun için, Sayın YÖK Başkanı ve Sayın Hükûmet üniversiteleri rahat bırakmalıdır, üniversitelerden elini eteğini çekmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmalara başlıyoruz.

İlk söz, Muğla Milletvekilimiz Sayın Hasan Özyer’e aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Özyer, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN ÖZYER (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında eski Başbakanlarımızdan Sayın Mesut Yılmaz’a ve eşi Berna Yılmaz’a oğulları Yavuz Yılmaz’ın hayatını kaybetmesi nedeniyle başsağlığı ve sabır, merhum Yavuz Yılmaz’a da Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığının 2018 mali yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği Bakanlığı genç ve dinamik kadrosuyla gümrük birliğinden mali iş birliğine, birlik programlarından sivil toplum diyaloğuna kadar pek çok alanda reformları hayata geçirmiş -Türkiye’de son on beş yılda sessiz bir devrim gerçekleştirmiş- ve yapılan reformlarla Türkiye’nin çehresi değişmiştir. Avrupa Birliği Bakanlığı, Kopenhag siyasi ve ekonomik kriterleri ile Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde gıda güvenliğinden katı atık yönetimine, enerji verimliliğinden tüketici haklarına kadar çok sayıda reform niteliğinde düzenlemeler yapmış, halkımızın hayat standartlarının daha da yükselmesini sağlamıştır. Attığımız adımlarla kritik eşik aşılmış ve 2005 yılında katılım müzakereleri başlamıştır. Müktesebat çerçevesinde, AK PARTİ hükûmetleri tarafından yapılan anayasal düzenlemeler, yargı reformları ve yasal değişiklikler demokrasimize ve ülkemize büyük katkılar sağlamıştır. 2002 yılından itibaren mevcut istikrarlı büyüme ortamı ve Hükûmetimizce tavizsiz bir şekilde uygulanan ekonomi politikaları sayesinde halkımızın refah seviyesi yükselmiş ve ülkemizin Avrupa’nın sayılı ekonomileri arasına girmesi sağlanmıştır.

Bunlar ülkemiz ve milletimiz adına sevindirici ve başarılı sonuçlardır. Ancak Türkiye’nin nihai hedefi bunların da üstündedir. Hedefimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de isabetle belirttiği gibi, muasır medeniyet seviyesidir yani bugünkü tabirle, Batı normlarının da üstündedir.

Demokrasi, hukukun üstünlüğü, denetim mekanizması ve ekonomik büyüklük ülkemizin Batı’yla entegrasyonu ve gelişmiş devletler arasına girmemiz bakımından önemlidir. Geleceğimiz açısından, yatırım, üretim ve istihdam en önemli unsurlardandır. Sermaye birikimi, iş gücü, istihdam artışı ve yatırımlar ekonomimizin büyümesi için hayati önem taşımaktadır.

Ekonomide yapısal reformları hızlandırmak, reel sektörümüzü daha da güçlendirmek, küresel piyasalarla rekabet gücümüzü artırmak önümüzdeki süreçte öncelikli hedeflerimiz arasındadır. Bu kapsamda, son dönemlerde Avrupa Birliği’yle yaşanan zorlu süreç, bizi Avrupa Birliği normlarından kesinlikle uzaklaştırmamıştır. Evet, Avrupa Birliği çifte standartlar uygulamakta, ilkeli davranmamakta, zaman zaman kendi değerleriyle de çelişmektedir. Tüm bunlara rağmen, ülkemizi, Kopenhag ve Maastricht Kriterlerinin bile üzerinde bir yapıya kavuşturma konusundaki azim ve kararlılığımız sürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi ülkemiz, PKK, FETÖ, DAEŞ, PYD, YPG gibi uluslararası terör örgütlerinin saldırılarına maruz kalmaktadır. Bu terör örgütleri, küresel bir tehdit hâline gelmiştir. Terörle mücadelede Avrupa Birliği ülkelerinin daha etkin rol alması gerekmektedir. Ülkemiz yıllardır terör örgütleriyle mücadele ederken Avrupa Birliği sürecinde sorumluluklarını yerine getirmeyi de başarmıştır. Maalesef, Avrupa Birliğinin sorumluluklarını yerine getirmediğini görmekteyiz.

Her alanda büyüyen ve gelişen ülkemiz, siyasi ve ekonomik istikrarıyla bölgesel sorunların çözümüne de katkı sağlamakta ve etkinliğini artırmaktadır. Dinamik yapısı ve genç nüfusuyla Avrupa Birliğine üye olan bir Türkiye, birliğe önemli bir güç katacak ve birliğin her alanda etkinliğini ve gücünü daha da artıracaktır. Dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi olan ülkemizin Avrupa Birliğine üyeliği, birliğin devamına ve üye ülkelerin ekonomisine de katkı sağlayacaktır. Avrupa Birliğiyle yaptığımız göç anlaşmasıyla göçler engellenmiş, ülkemizin Avrupa’nın geleceği ve istikrarı için ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği sadece ekonomik veya siyasi bir proje değildir, Avrupa bütünleşmesi 20’nci yüzyılın en önemli toplumsal barış ve medeniyet projesidir. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri şüphesiz zor bir dönemden geçmektedir. Ancak Avrupa Birliğiyle aramızdaki ilişki, konjonktürel krizlere indirgenemeyecek kadar siyasi, ekonomik, kültürel ve tarihî derinliğe sahip, zengin bir ilişkiye dayanmaktadır.

Tarih boyunca Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve kültürel gelişiminde rol oynamış Türkiye, birliğe katılım sürecindeki kararlılığını sürdürmektedir. Süreçte bazı zorluklar olsa da ülkemiz zorlukları aşmakta ve yoluna devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak için bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun Sayın Özyer.

HASAN ÖZYER (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Avrupa Birliği üyeliği bizim için stratejik bir tercihtir. Bu tercih, “iki tarafın da yararına olması” ilkesine dayanmaktadır. İlişkimizin yeni kazanımlar üretecek şekilde ilerlemesi bölgemizin barışı, istikrarı ve kalkınması açısından da önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğine üyelik süreci “daha demokratik, daha gelişmiş ve daha saygın bir Türkiye” hedefimize hizmet ettiği sürece AK PARTİ’nin önceliklerinden biri olmaya devam edecektir.

Bu vesileyle, Avrupa Birliği Bakanlığımızın 2018 yılı mali bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyer.

Şimdi söz sırası Konya Milletvekilimiz Sayın Leyla Şahin Usta’ya aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Usta, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 yılı merkezî yönetim bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye'nin yakın bölge ve çevre havzalardaki politika öncelikleri Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği süreciyle bütünlük arz etmektedir. Bu perspektiften bakıldığında, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, küresel barışı tehdit eden gerilimlerin yumuşatılmasında, uluslararası terör, küresel çatışma, enerji güvenliği gibi risk alanlarında küresel iş birliğinin yaygınlaştırılmasında önem kazanmaktadır.

Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliğini stratejik bir hedef olarak görmekteyiz. Bu hedefler doğrultusunda attığımız adımlar Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinde yeni bir dönem başlatmıştır. Bazı Avrupa ülkelerinin haksız ve temelsiz muhalefetine rağmen biz Avrupa Birliğine tam üyelik yolunda gereken adımları atmışızdır ve atmaya da devam edeceğiz. 2002 yılından bugüne Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği süreci ülkemizde demokratik standartların yerleşik hâle gelmesine, ticari ilişkilerimizin gelişmesine ciddi katkılar sağlamıştır ve sürdürülebilir gelişmeler için de önem arz etmektedir.

 Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği Avrupa’nın geleceği açısından da stratejik önem taşımaktadır. Türkiye'ye “hayır” demiş bir Avrupa 21’inci yüzyılın gerisine düşmüş bir Avrupa olacaktır. Türkiye'nin nüfusunu, coğrafyasını veya kültürünü gerekçe göstererek ülkemizin AB üyeliğine karşı çıkmak bir ufuk daralmasına ve vizyon eksikliğine işaret etmektedir. Tüm Avrupa’da yükselen ırkçılık da bunun bir neticesidir. Avrupa ne zaman çifte standartlarından vazgeçmeyi becerebilirse ancak o zaman Avrupa Birliği değerleriyle çelişmekten ve çatışmaktan kurtulacaktır. Özel bir statü istemiyoruz, sadece hak ettiğimizi almak istiyoruz.

Bugün gelinen noktada, ülkemizin gerek ekonomik gerek siyaset gerek demokratikleşme gerekse toplumsal yaşam bağlamında Avrupa’yı birçok noktada geride bıraktığını görmekteyiz. Avrupa bugün yaşadığı ekonomik sorunlar ve antidemokratik uygulamalarıyla gündemde yer almaktadır.

1959’da başlayan Avrupa Birliği üyelik yolunda AK PARTİ hükûmetleri döneminde önemli adımlar atılmıştır. 2002-2006 döneminde geliştirilerek uygulanan 166 proje için Avrupa Birliğinden 1,3 milyar euro katılım öncesi yardım hibe desteği sağlanmış, 2007-2013 dönemi için hibe miktarı 4,7 milyar euroya çıkmıştır. Katılım öncesi mali iş birliği süreci 2014-2020 döneminde de devam etmekte olup Avrupa Birliğinden yedi yıl için yaklaşık 4,4 milyar euro tahsis edilmiştir. Sivil toplum diyaloğu programlarına, toplam 350’nin üzerinde projeye yaklaşık 42,5 milyon euro tutarında hibe desteği sağlanmıştır.

Avrupa Birliği Bakanlığımız tarafından koordine edilen Jean Monnet bursu kapsamında 2 bin bursiyer Avrupa’da eğitim almıştır.

Yine, Bakanlığımıza bağlı, kısa adı Ulusal Ajans olan Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığımız aracılığıyla 2004 yılından bugüne kadar ülkemizden yaklaşık 120 bin proje başvurusu alınmış ve 28 binden fazlası için 900 milyon euronun üzerinde hibe tahsis edilmiştir. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, çocuklar, kadınlar bu hibelerden faydalanmıştır. Aslında, biz çoktan, vizesiz Avrupa’yı bu programlar sayesinde mümkün kıldık. Dil bilsin veya bilmesin, öğrenci olsun veya olmasın 18-30 yaş arası bütün gençlerimiz bu programlardan faydalanmaktadırlar. Gençlerimize de bu vesileyle Ulusal Ajansla iş birliğine girmelerini tavsiye ediyorum.

Bu projeler vasıtasıyla bugüne kadar 450 binden fazla vatandaşımız programlardan faydalanmış, yurt dışında eğitim, staj, gençlik ve gönüllülük faaliyetlerinde yer alma imkânı bulmuştur. Türkiye yılda 10 binin üzerinde proje başvurusuyla Erasmus+ Programı kapsamında, 33 program üye ülkesi arasından en fazla proje başvurusu alan ülke olmuştur.

Reformcu kimliğimizle yaptığımız gelişmelerden de kısaca bahsetmek istiyorum. Tabii ki reformların öncelikli amacı, bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın refah seviyesini yükseltmektir. Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmasının önünü açtık. Kişisel verileri güvence altına aldık. Anayasa değişikliğiyle kadınlarımıza pozitif ayrımcılık ilkesini getirdik. Aile Bakanlığını kurduk. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunu kurduk. Roman vatandaşlarımızın haklarını koruma altına alarak Roman Dil ve Kültür Enstitüsünü kurduk. Farklı inanç gruplarına mensup vatandaşlarımızla diyaloğumuzu geliştirdik. Vakıflar Kanunu’nda reform yaparak farklı dinlerden vatandaşlarımızın vakıf mallarına el konulmasını önledik ve el konulanların da iadesinin yolunu açtık.

Burada küçük bir dipnot: Bu kanun geçirilirken şiddetli muhalefet yapan ve daha sonrasında bu kanunu da Anayasa Mahkemesine götüren bir muhalefet olmuştu maalesef. Ama neyse ki bu, Anayasa Mahkemesi tarafından da reddedildi ve bugün bu kanun, bu reform hayata geçirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlamak için…

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak için bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Kırsal kalkınma programı IPARD’la 2007-2013 arasında 800 milyon euro kaynakla yeni yatırımların önünü açtık. 2014-2020 yılları arasında kullanılmaya devam edilen 800 milyon euroluk destek yatırımları da tüm Türkiye’de devam etmektedir. Daha birçok alanda gerçekleştirdiğimiz tüm reformların temelinde insan ve insana hizmet ideali yatmaktadır, elbette ki bu ülkeye hizmet ideali yatmaktadır.

Uluslararası platformlarda yaşadığımız bir örnekten bahsetmek ve konuşmamı öyle bitirmek istiyorum. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin asil üyelerinden birisiyim. Türkiye’nin denetim sürecine geri çekilmesi döneminde Türkiye için yapılan tüm görüşme ve müzakerelerde 3 parti olarak bir araya gelip Türkiye için ortak hareket edebildik, 1 parti hariç. Bu noktada, Türkiye aleyhinde konuşanlar kim? Her fırsatta Türkiye’nin aleyhinde oy kullananlar kim? Avrupa Konseyinin Genel Kurulunda çıkıp Türkiye aleyhine konuşmalar yapıp terör örgütlerini destekleyenler kim? Ben bunların kimler olduğunu söylemeyeceğim. Türk milleti zekidir, eminim; bu noktada, takdirlerine sunuyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama senin zekân yetmez.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Yüce heyeti ve Meclisimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın hatip Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasında, partimizin sanki onların partisiyle aynı istikamette oy kullanma zorunluluğu varmış gibi akla zarar bir beyanda bulunarak bize sataşmada bulundu.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Ben isim vermedim Sayın Başkan.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İç Tüzük 69’a göre sataşmadan…

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Niye alındınız?

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Ben sadece Türk milletinin zekâsına…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi üstünüze alındınız, herhangi bir isim verilmedi.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, orada bir siyasi parti ismi belirtmedi, ben de dikkatle dinledim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Üç parti, bir parti…

BAŞKAN - Bir saniye efendim, tamam.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hayır belirtti Sayın Başkan.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Kendilerini açığa çıkardılar.

BAŞKAN - Sayın Kürkcü, Başkanınız burada.

Yerinizden isterseniz kısa bir açıklama yapın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bakın, üç partiyi ayrı bir yere koydu…

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Onun da adını vermedi, o üç partinin de adını vermedi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …ve ondan sonraki cümleleri akla değil, hatta biraz da ahlaka zarar bir şekilde devam etti partimize sataşarak.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – İsim geçmedi, üzerinize alınıyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu anlamda bizim de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi üyemiz Sayın Kürkcü bu konuda grubumuz adına sataşmadan cevap vermek istiyor.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Üç partinin de adı geçmedi, kendi partilerinin de adı geçmedi. Çok üstünüze alınıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Her türlü küfrü edelim, isim geçmedi diyelim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Biz niye ayrı yerlerde örgütlenmişiz ya, sizin gibi düşünmek zorunda mıyız!

BAŞKAN - Tamamdır arkadaşlar, Sayın Yıldırım, lütfen.

Buyurun Sayın Kürkcü.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Vekilim, millette olduğunu söylediğiniz akıl bizde de var, anlıyoruz ne dediğinizi, o yüzden bu cevabı hak ediyorsunuz.

Birincisi: Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi -burada üçüncü defadır anlatıyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesi olan bütün partilerin orada kendileriyle aynı doğrultuda düşünen partilerle bir araya gelerek oluşturdukları gruplar üzerinden siyaset yapıyor. Sizin partiniz Avrupa muhafazakârlarıyla, Avrupa Halk Partisiyle, Avrupalı liberal ve demokratlarla beraber çalışıyor; Cumhuriyet Halk Partililer sosyal demokratlar, sosyalistlerle; biz de Avrupa Birleşik soluyla çalışıyoruz. Yani oraya bir millî maça gitmiyoruz, Avrupa bağlamında bütün hükûmetlerin denetlendiği, tartışıldığı, politikalarının değerlendirildiği bir yerde siyasi kanaatlerimize göre… Burada sizin yüzünüze ne söylüyorsam orada da sizin yüzünüze onu söylüyorum. Burada konuşurken bir şey yok da oraya millî maça gittik, kendi kalemize gol attık mı oluyor? Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti tartışmasına burada nasıl katılıyorsak orada da öyle katılıyoruz. Başka vesilelerle de söyledim, Bakan bunu hangi yorumla söyler, söylemez, bunu bilmiyorum ama ben Ömer Çelik’in şu beyanına katılıyorum: “Orası bizim kendi evimiz, burada nasıl yaşıyor ve konuşuyorsak orada da öyle yaşıyor ve konuşuyoruz.” Siz esas burada başka türlü, orada başka türlü konuşanlarla, orada konuştuğunu burada konuşmayanlarla, orada ırkçılarla kol kola gezip burada sağcı Avrupa palavraları atanlarla tartışmanızı yapın. İyi ki Halkların Demokratik Partisi gibi bir muhalifiniz var, bundan istifade etmeye bakın, iyi gelir size. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta, talebinizi lütfen ayağa kalkarak yapar mısınız?

Buyurun.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan, bizzat bana hitap ederek sataşmada bulunmuştur, ben de iki dakika söz istiyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Nesine sataşmışız, hakikati söyledim.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, Avrupa Konseyi bir millî maç yeri değildir, maç yeri değil ama millî değerlerimizin ve Türkiye’nin itibarının, çıkarlarının korunduğu bir yerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sizin itibarınız Türkiye’nin itibarıyla aynı şey mi?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz itibarı burada indirtiyorsunuz, burada itibarsızlaştırıyorsunuz. Her türlü zulmü yapın, ondan sonra niye bize…

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Bu bütün ülkeler için böyledir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Meclisinin mensup oldukları milletvekilleri olarak Avrupa’ya gidip sonra da “Kürdistandan geldik.” diyenler de kim? Ben bunu da söylemeyeceğim, bunu da yüce heyetin takdirine bırakıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Atıyorsun ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası İzmir Milletvekilimiz Sayın Kerem Ali Sürekli’ye aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Sürekli, süreniz beş dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği kurumlarından Türk Akreditasyon Kurumunun (TÜRKAK) 2018 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. İlk önce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz ve Yılmaz ailesine başsağlığı diliyorum. Merhum Yavuz Yılmaz’a Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Konuşmama başlamadan önce Parlamentoya bir teşekkürüm var. Fazla değinilmedi, geçen hafta gündem yoğundu, ancak bu Parlamento 2 tane bildiri yayınladı, çok önemliydi. 6 Aralıkta 33’üncü Birleşimde Amerika Birleşik Devletleri’nin Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasıyla ilgili yok hükmünde, geçersiz kararına karşı bu Parlamento, grubu bulunan dört partiyle birlikte ortak bir bildiri yayınladı. Bütün gruplara teşekkür ediyorum, AK PARTİ Grubumuza, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna, HDP Grubuna, MHP Grubuna teşekkür ediyorum.

Yine, bu Parlamento 13 Aralıkta İslam İşbirliği Teşkilatında kabul edilen bildirilere destek bildirisi yayınladı. Bu, birliktir, beraber olmaktır. Bir ve beraber olarak coğrafyamızdaki bu sıkıntılı süreçten emin adımlarla geçeceğiz. Bu teşekkürü -üzerimde bir borçtu- burada ilan ediyorum.

Yine bir teşekkürüm var: Ben Venezuela Dostluk Grubu Başkanıyım. Gerçekten, İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısına, on beş saat yoldan gelip, orada en hararetli konuşmayı yapıp, en etkili konuşmalardan birini yapıp buradaki tavrını ortaya koyan Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya çok teşekkür ediyorum. Bazı devletler, İslam ülkeleri sessiz kalırken, cılız tepkiler koyarken Venezuela’dan buraya gelip bu kesin tepkiyi koymak hakikaten takdire şayandır.

Evet, Kudüs’le ilgili bir iki selamlamam da var: Filistin’de Kudüs’le ilgili protestolara katılan 16 yaşındaki Fevzi El Cüneydi’ye selam olsun. Yine, gözaltına alınan down sendromlu Muhammet El Tavil’e selam olsun. Yine, engelli olarak gidip o gösterilerde şehit olan Ebu Süreyya’ya selam olsun, Cenab-ı Allah’tan bu şehide de rahmet diliyorum.

Türk Akreditasyon Kurumu, AB uyum sürecinde teknik alanın düzenlenmesine yönelik olarak oluşturulan kurumlarımızdan bir tanesi olup ülkemizde kalite altyapısının geliştirilmesi, ürün ve hizmetlerin güvenirliğinin sağlanması ve uluslararası ticaretin artırılması maksadıyla 4457 sayılı Kanun’la 1999 yılında kurulmuştur.

TÜRKAK, bugüne kadar 1.472 uygunluk, değerlendirme kuruluşunu akredite etmiştir. Verilen akreditasyon hizmeti sayesinde ülkemizde kalite altyapısı güçlenmekte, piyasada güven oluşmakta, kaliteli ürün ve hizmetler yaygınlaşmakta, ülkemizde üretilen mal ve hizmetlerin uluslararası geçerliliği sağlanmaktadır.

Akreditasyon, uygunluk değerlendirme kuruluşlarınca gerçekleştirilen çalışmaların ve uygunluk teyit belgelerinin güvenilirliğini ve geçerliliğini desteklemek amacıyla oluşturulmuş bir kalite altyapısıdır. Bu kurum çok faydalı bir kurumdur, hakikaten uluslararası standartlığın bekçiliğini yapmaktadır.

Bir de başka yönü vardır. Gerçekten, 2004 yılından beri bu kurum hazineden gelir elde etmeden kendi imkânlarıyla faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürmektedir.

Arkadaşlar, 2017 Kasım ayı sonuna kadar bu kurumun 37 milyon geliri var, 22 milyon gideri var. Yine bu sene, biz bu bütçede 17 milyon 560 bin TL kendilerine ödenek ayırdık, bu da kullanılmayacak, kurum kendisini finanse ediyor.

Kurum, aynı zamanda, sadece Türkiye’de değil, gönül coğrafyamızda da hizmetler veriyor, onlara da destek oluyor. Bu kurum bu faaliyetlerinin yanında eğitim faaliyetleri de yapıyor. Ben bu kuruma teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum.

Arkadaşlar, müsaadenizle, bir Karşıyakalı olarak yarın Dünya Karşıyakalılar Günü. 1 Kasımda, Karşıyaka Spor Kulübünün kuruluş yıl dönümünde burada bir konuşma yapmıştım, gerçekten çok olumlu tepkiler de geldi. İşte Karşıyaka 1 Kasım 1912’de kuruldu, 19 Aralığı biz Dünya Karşıyakalılar Günü olarak kutluyoruz. Şimdiden hemşehrilerime buradan selam olsun, aranızda bulunamayacağım bütçe görüşmelerinden ötürü, Dünya Karşıyakalılar Günü kutlu olsun.

Şunu da şurada ifade ediyorum, Başkan da bana bir dakika daha verecektir bu kutlama için, ona inanıyorum: Evet, Karşıyaka Spor Kulübünü gündem dışı konuşmuştuk, çok büyük bir kulüp. Bu kulübü cumhuriyetimizin kurucusu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECİP KALKAN (İzmir) – Söz iste, söz iste.

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakikada bitireceğim.

BAŞKAN – Sayın Sürekli, 35,5 demediniz ama derseniz vereceğim. Diyecek misiniz?

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) – Diyeceğim verirseniz, söz, diyeceğim.

BAŞKAN – Peki.

Sözlerinizi tamamlamak üzere ek bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

35,5.

Karşıyaka çok önemli bir spor kulübüdür. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu spor kulübünü iki defa ziyaret etmiştir. Son ziyaretinde, 1926 yılından sonra kulübümüze formasında ay yıldızlı sırmayı taşıması için yetki verilmiştir; ilk kulüplerden birisidir ve Türkiye’de ender bulunan bu yetki Karşıyaka Spor Kulübündedir.

Ve şunu şuradan net olarak ifade ediyorum: Hemşehrilerim, merak etmeyin, Karşıyaka Spor Kulübü düşmeyecek, bir olacağız, beraber olacağız, mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şirketleşme çalışmalarında elimizden geleni yapıyoruz ve herkesi Karşıyaka Spor Kulübüne destek olmaya çağırıyorum, bu güzide kulübü ayakta tutalım diyorum.

Hemşehrilerime de, Genel Kurula da, bizi izleyen milletimize de saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Erzurum’dan tam destek.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Tam destek.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sürekli.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yaşar Tüzün’ün, Karşıyaka Spor Kulübüne başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Karşıyaka Spor Kulubüne başarılar diliyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi söz sırası Elâzığ Milletvekilimiz Sayın Ejder Açıkkapı’ya aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Açıkkapı, süreniz beş dakika.

AKP GRUBU ADINA EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı 2018 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

3 Kasım 2002 yılında iktidara geldiğimizde Millî Eğitim Bakanlığı bütçemiz 10 milyar 500 milyon lira iken, 2017 yılında bütçemiz 122 milyar 414 milyon liraya çıkmıştı. 2018 yılı Millî Eğitim bütçemiz yine artarak 134 milyar 727 milyon liraya yükselmiş ve yeni bir zirveyi yakalamıştır.

Eğitim, toplumların gelişmesinde, ülkelerin kalkınmasında asli bir unsurdur. Nitelikli eğitimi ve eğitimde herkes için fırsat eşitliğini önemsiyor, öncelikli konularımızdan olduğunu ifade etmek istiyoruz.

AK PARTİ olarak 2002 yılından bu yana, vatandaşlarımızın eşit şartlarda eğitim ve öğretim hakkını sağlamak için temel altyapı ve erişim problemlerini önemli ölçüde çözüme kavuşturduk. 2003-2016 yılları arasında 269.596 yeni derslik inşa ettik. 2002-2003 eğitim öğretim yılında ilköğretimde 36, ortaöğretimde 31, genel ortaöğretimde 34, mesleki ve teknik ortaöğretimde 27 olan derslik başına düşen öğrenci sayısı, 2016-2017 eğitim ve öğretim yılında ilköğretimde 24’e, ortaöğretimde 22’ye, genel ortaöğretimde 22’ye, mesleki ve teknik ortaöğretimde 23’e düşmüştür. 2023 hedefimiz, hem ilkokulda hem de ortaöğretimde derslik başına düşen öğrenci sayımızı 20’ye düşürmektir. Toplamda 65.793 okulumuzda 1 milyon 61 bin 989 öğretmen ile 17 milyon 508 bin 955 öğrencimize eğitim öğretim verilmektedir. 2003’ten beri 584.288 öğretmen ataması yaptık. Şu an görev yapan her 3 öğretmenden 2’si iktidarımız döneminde atanmıştır. Yine, öğretmenlerimizin yüzde 66’sının 40 yaş altında olması da oldukça dikkat çekici ve önemlidir. Norm kadro doluluk oranlarında iktidarımız döneminde önemli mesafeler katedilmiştir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 92,28’e, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 90,35’e ulaşan norm kadro doluluk oranının, ülke genelinde ise ortalama yüzde 90,60 seviyesine ulaşmış olması oldukça dikkat çekicidir. Böylece ülkemizin her bölgesinde öğretmen norm doluluk oranları birbirine yakınlaştırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarlarımız öncesinde öğrencilerimizin ve velilerimizin kitap temin edebilme ıstıraplarına son verdik. AK PARTİ iktidarlarımızla birlikte 2003’ten 2017 yılına kadar toplam 2 milyar 680 milyon 30 bin 389 adet kitabı öğrencilerimize ücretsiz olarak teslim ettik, dağıttık; toplamda 4 milyar 626 milyon 470 bin 672 lira ödeme yaptık. İlköğretim ve ortaöğretimde 261.230 öğrenciye aylık 204,38 lira burs ödemesi yapıyoruz. Engelli vatandaşlarımıza kıymet veriyoruz. Eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanabilmeleri için 2006 yılından 2017 yılı Eylül ayına kadar bütçemizden 14 milyar 552 milyon lira harcadık. En önemli işlerden biri olarak engelli kardeşlerimize evde eğitimden faydalanma imkânı sağlıyor, dua ediyoruz.

Sayın Bakanım, Bütçe Komisyon görüşmelerinde de dile getirdiğim, Elâzığ’ımızın elzem ihtiyaçları olan öğretmenevi, il millî eğitim müdürlüğü binası ve fiziki yapı olarak ihtiyaca cevap vermeyen iletişim meslek lisesinin 2018 yılı programına alınması için yardım ve desteklerinizi bekliyor, bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Açıkkapı.

Sayın Beştaş, sisteme girmişsiniz efendim, talebinizi alayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, 60’a göre bir söz istemim vardı.

BAŞKAN – Talebiniz nedir?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – İç Tüzük 60’a göre…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 3’üncü ve 4’üncü sınıf ders kitaplarındaki evlilik ve aile ilişkileriyle ilgili konularda neden Medeni Kanun’un esas alınmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Millî Eğitim Bakanımız buradayken… Çok yeni bir cevap aldım soru önergeme yanıt niteliğinde, o da şöyle: Açıkçası, 3’üncü ve 4’üncü sınıflarda okutturulmak üzere ders kitaplarını sormuştuk kendilerine ve orada evlilik ve aile ilişkileri, kız çocukları, kadının rolü konularında Medeni Kanun yerine çok başka referansların yer aldığını görüyoruz. Mehir de bunlardan biri. Ayrıca, tavsiye niteliğinde, dinin aileyi lidersiz bırakmak istemediği, erkeklerin güç ve kuvvet yönünden daha ileri olduğu, ailede birinci derecede sorumluluğun erkeğe ait olduğu, yine, kadının kocasına karşı görevlerinde titiz davranması, evine ve çocuklarına sahip çıkması gerektiği yönünde birçok öneri vardır fakat aldığımız yanıtta -Sayın Millî Eğitim Bakanı buradayken gerçekten bunu ayrıntılandırmasını talep ediyorum- burada neden Medeni Kanun esas alınmıyor? Mehir önerilirken başlık parası yerine geçen bir kavram olduğu göz ardı ediliyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bu ve benzeri tüm konuların açıklığa kavuşması gerektiği inancıyla kısaca sormak istemiştim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beştaş.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Yani, Sayın Başkanım, soru-cevap kısmında sorulsun.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Ali Aydınlıoğlu’na aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Aydınlıoğlu, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığımızın 2018 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz’ın kıymetli evladının vefatı dolayısıyla Sayın Yılmaz ailesine başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, günümüzde bilimsel ve teknolojik gelişmişliğin ön şartı eğitimdir. Nitelikli eğitimin sağlanması amacıyla AK PARTİ hükûmetleri olarak daha önceki yıllarda olduğu gibi 2018 yılında da bütçemizde en büyük payı Millî Eğitime ayırıyoruz. Eğitime ayırdığımız kaynağı 2018 yılında 134 milyar lira olarak açıklıyoruz. Böylelikle, bütçe giderlerinin yaklaşık yüzde 18’ini tek başına eğitime ayırıyoruz. Başka bir ifadeyle, 2018 yılında vergi gelirinin yüzde 22’sini eğitime harcayacağız. Böylelikle, 2002’den bu yana eğitime ayrılan pay 11 kat artırılmış oluyor.

On beş yıl içinde bizler sadece bütçeyi büyütmekle yetinmedik, bütçeyi çok daha etkin ve halkımızın yararına kullandık ve milletimizin kaynaklarını milletimize sunmaya çalıştık.

Değerli arkadaşlar, aslında bu kaynaklar Türkiye’de yoktu. Faizle milletimizin alın teri maalesef tüketildi. Her 100 liranın 86 lirası faize giderken yatırımlara pek fazla kaynak aktarılamıyordu. AK PARTİ hükûmetlerinin disiplinli mali politikaları ve güçlü hükûmeti sayesinde şu anda her 100 liranın sadece 11 lirası faize gidiyor. Dolayısıyla, bu yatırımları çok rahat bir şekilde yapabiliyoruz. 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinden 2 milyon öğrencimizin faydalandığı burs ve öğrenim kredisi için 11,2 milyar, 1 milyon 400 bin öğrencimizin faydalandığı taşımalı eğitim ve yemek yardımı için 3,4 milyar, 380 bin engelli evladımızın faydalanacağı eğitim programları için yaklaşık 2,6 milyar kaynak ayırdık.

Dershaneler kapandıktan sonra öğrencilerimizin ihtiyaç duyduğu takviye eğitimi devlet olarak sağlamaya çalıştık. Bu çerçevede, 2018 bütçesinde 1,6 milyar kaynak arıyoruz. Dershanelere giden öğrencimiz 4 milyonken 15 bine düştü. Üniversitelerimizden harcı kaldırdık. 2 milyon 400 bin üniversite öğrencisi artık harç ödemeden üniversite eğitimlerini alıyor. Bu öğrencilerimizin adına üniversitelerimize 600 milyon lira kaynağı devlet bütçesinden üniversitelerimize aktaracağız. 18 milyon öğrencimiz bu yıl eğitimlerine başlarken ders kitaplarına ücretsiz bir şekilde eriştiler. Yine, bu hizmeti gerçekleştirmek üzere 2018 yılı bütçemizde 572 milyon TL kaynak ayırdık. Teknoloji kullanımını yaygınlaştırarak eğitimde kaliteyi artırmak için başlattığımız FATİH Projesi’ne 2018’de 1 milyar lira kaynak ayırdık.

Değerli arkadaşlar, eğitim sistemimizin en önemli unsuru olan öğretmenlerimizin 2002 yılında göreve yeni başladığında eline ek ders ücretiyle birlikte 635 TL, dolarla açıklarsak 423 dolar geçerken 2017 yılında ek dersle beraber 3.600 TL yani 940 dolar para geçmektedir. Öğretmen sayımız son on beş yıl içerisinde önemli ölçüde arttı. Öğretmen sayısı 2002’de 510 binken bugüne kadar 584 bin yeni öğretmen atamasıyla bu rakam 902 bine ulaştı.

Öğretmen sayısındaki artış sayesinde 2002-2003 eğitim öğretim yılında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 28’den 17’ye, ortaöğretimde 18’den 13’e düştü. Derslik sayılarındaysa, 2002’de 243 bin olan derslik sayısı son on beş yılda yapılan 282 bin yeni derslikle birlikte 562 bine yükseldi. Derslik sayısındaki artışla birlikte derslik başına düşen öğrenci sayılarındaysa; ilköğretimde 36’dan 24’e, ortaöğretimde 30’dan 23’e düşmüştür. Üstelik, okullarımız birçok yerde eğitim kampüsleri hâline dönüştürülmüş, teknolojiyle donatılmış, akıllı tahtaları, internet bağlantıları, kantini, laboratuvarları, kütüphaneleri, tek kişilik sıralarıyla Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’nin özgün ve muhteşem mimarisiyle birleştirilip cazip eğitim kurumları hâline dönüştürülmüştür.

Hatırlar mısınız arkadaşlar, okullarımızda hep yakacak parası toplanırdı, müdürler boya parası toplarlardı, okullarımız ısıtılamazdı. Çok şükür o günler çok gerilerde kaldı. Bunları çok iyi bir noktaya getirdiğimize biz inanıyoruz.

Eğitimde nitelik ve nicelik yönünden ise birçok Avrupa ülkesinin önündeyiz. Kısaca, eğitim Türkiye'de iyiye doğru gidiyor, bunu da öğretmenlerimize borçluyuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ AYDINLIOĞLU (Devamla) – Ek süre istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum Sayın Aydınlıoğlu.

Buyurun.

ALİ AYDINLIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

OECD ülkeleri arasında yapılan bir araştırmada “Kim öğretmen olmak ister?” sorusuna gençlerin verdiği cevap yüzde 25’le en ön sıralarda yer almaktadır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, eğitimde iyi seviyelere doğru hızla yükseliyoruz. Her ilde üniversitemiz var. Erasmus öğrenci değişimiyle binlerce öğrencimiz yurt dışındaki kaliteli üniversitelere gidip geliyorlar. Ve orada master, doktorasını yapan öğrencilerimizin sayısı çok fazla. Bunlar Türkiye'ye döndükleri zaman da hem üniversitelerimizde hem de kamu kurumlarında gayet nitelikli bir eğitimi vermiş oluyorlar. İyi eğitim almış gençlerimiz millî projelerimizde yer alıyorlar.

Değerli arkadaşlar, akıllı füzelerimizden denizaltıya, yerli uydularımızdan yerli helikopter üretimimize, yerli tanklarımıza, insansız hava araçlarımızın yapılmasına kadar bu çok önemli projelerde bizim gençlerimiz gayet başarılı bir şekilde çalışıyorlar.

Ben bu duygularla tekrar 2018 Millî Eğitim Bakanlığı bütçemizin ülkemize, milletimize, öğrencilerimize ve velilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydınlıoğlu.

Sayın milletvekilleri, söz sırası, Sinop Milletvekilimiz Sayın Nazım Maviş’e aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Maviş, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bütçeler birçok rakamların sıralandığı kanun metinleridir ancak bütçeler sadece rakamlardan ibaret değildir. Bütçeleri oluşturan rakamların ve karmaşık hesapların arkasında bir anlayış vardır. Her bütçenin bir felsefesi, bir gelecek tasavvuru vardır, bir muhayyilesi, bir mefkûresi vardır. Bütçeleri okurken içinde bulunan rakamlardan çok bütçeyi oluşturan felsefe, muhayyile ve perspektife odaklanmamız gerekir. AK PARTİ iktidarlarının, bütçesinde en büyük payı eğitime ayırması, bütçenin bütününe hâkim olan felsefenin bir göstergesi ve eğitime olan inancımızın sonucudur. Güçlü ve büyük Türkiye’yi inşa etme kararlılığımızın sonucu olarak en büyük payı her zaman eğitime ayırıyoruz. Biz, sosyal ve ekonomik kalkınmada sahip olduğumuz en önemli zenginliğimizin insan kaynağımız olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle AK PARTİ iktidarlarının önceliği hep eğitime yönelik yatırımlar olmuştur.

Değerli arkadaşlar, biliyoruz ki ünlü vezir Nizamülmülk yaptığı onca işlere rağmen Nizamiye Medreseleriyle anılır, Fatih’in fetihten daha büyük mirası Fatih Külliyesi’dir, Kanuni’nin onca eserinden, onca seferinden daha büyük eseri Süleymaniye Medresesi olmuştur. Bu nedenle geleceği inşa etmenin eğitimi inşa etmekten, okulu ihya etmekten geçtiğine inanıyoruz.

İktidara geldiğimiz günden bugüne kadar eğitimle ilgili politikalarımızı oluştururken hep dört temel hedefi önümüze koyduk. Bunlardan birincisi, eğitimde kaliteyi artırmak oldu. Dolayısıyla öğretmenlerin özlük hakları, okullarımızın fiziksel nitelikleri ve müfredatta yaptığımız değişikliklerin tamamı eğitimin kalitesini artırmaya dönük hikâyenin bir parçası olmuştur bugüne kadar.

Yine, millî eğitim politikalarımızı oluştururken ikinci temel hedefimiz, eğitime erişimde fırsat eşitliğini sağlamak oldu.

Üçüncü temel hedefimiz de vatandaşlarımızın üzerindeki eğitimin maliyetini azaltmak oldu. Ders kitaplarını ücretsiz verişimiz, dershaneleri kapatışımız, okul kursları, artan burslar, kaldırılan harçlar, sağladığımız eğitim destekleri hep bu hedefin bir parçası olarak yürürlüğe konuldu.

Dördüncü ve en büyük hedefimiz de eğitim ortamının demokratikleştirilmesi, sivil ve özgürlükçü bir eğitim ortamının sağlanması oldu. Bakın, Althusser’in ideolojik aygıtlarında hepimizin bildiği bir şey vardır, okullar hep tek tip insan yetiştirmenin aracı olarak kullanılmak istenmiştir ama 2002’den bugüne kadar ideolojik bir aygıt olarak tek tip insan yetiştirmenin aracı görülen okullarımızı özgür düşüncenin merkezi hâline getirmeye çalıştık. 28 Şubatın izlerini sildik. Başörtüleriyle okullarına giremeyen öğretmenlere, başörtüleriyle okullara girme, öğrencilere başörtüleriyle ders alma imkânını sağladık. Meslek liselerindeki katsayı zulmünü ortadan kaldırdık. Bununla beraber, müfredattaki bütün antidemokratik unsurları temizledik, insan hakları, hukuk ve adalet derslerini müfredata koyduk.

Bir taraftan da Millî Eğitim Bakanlığı, aslında, FET֒nün insan kaynağı devşirmek ve kaynak üretmek için hedef aldığı önemli kurumlarımızdan bir tanesi olmuştu. 17-25 Aralık sürecinden önce dershanelerle ilgili başlayan mücadele süreci içerisinde, başarılı bir şekilde bir FETÖ mücadelesi Millî Eğitim Bakanlığında yürütüldü. Dershanelerin kapatılma sürecini, yardımcı kaynaklarla ilgili atılmış adımları, özel okullara dönük yapılan çalışmaları ve Maarif Vakfıyla ilgili çıkarttığımız yasal düzenlemeleri bu çerçevede değerlendirmemiz lazım.

Bu açıdan bakıldığında, bugüne kadar yaptığımız, on beş yıllık iktidar süreci içerisinde yaptığımız çalışmaları değerlendirdiğimizde, elbette ki muhalefet bunları kendi perspektifinden eleştirecektir, bugün de bunları eleştirmesi normaldir çünkü eğitim, başladığımız günden bu yana eleştirilen bir alan olmuştur ancak biz bu eleştirilerin hepsini bir kaynak, hepsini eğitim politikalarının geliştirilmesinde bir destek olarak görüyor ve geleceğe buradan aldığımız perspektifle yeni politikalar geliştirerek yürüyoruz.

Unutulmaması gereken bir şey var, hayat dinamik, her gün yeni şeylerle karşı karşıyayız ve değişim kaçınılmaz bir hakikat olarak karşımızda duruyor. Dolayısıyla, bu kadar dinamik olan hayatın içerisinde, her şeyin hızlı bir değişim sürecini yaşadığı böyle bir dönemde, eğitim politikalarında yaşanan değişimi de bu çerçevede değerlendirmemiz lazım. Geleceği inşa etmek, yeni bir Türkiye kurmak, yarının Türkiye’sini inşa etmek için, eğitimde sürekli yenileşme arayışı içerisinde olduk ve ortaya koyduğumuz politikaların da bu yenileşme aracının sonucu olarak değerlendirilmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak için bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun Sayın Maviş.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on beş yıllık iktidarımız döneminde ortaya koyduğumuz bütün politikalara baktığımızda, her şey AK PARTİ iktidarının bu geniş perspektifi içerisinde, kontrol altında, iyiye doğru gidiyor, güzele doğru gidiyor, hemşehrilerimizin, vatandaşlarımızın kaygılanmasını gerektirecek hiçbir durum söz konusu değil. Biz ne yaptığımızı biliyoruz, geleceğe kararlı bir şekilde, emin adımlarla yürüyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle 2018 yılı Millî Eğitim bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, bu bütçede emeği geçen başta Millî Eğitim Bakanımız olmak üzere Bakanlık bürokrasisini ve bütün eğitim çalışanlarını tebrik ediyor, buradan öğretmenlerimiz ve eğitim çalışanlarımızın hepsini saygıyla, sevgiyle selamlıyor, hepinize hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Maviş.

Şimdi söz sırası Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Mehmet Akif Yılmaz’a aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlayalı bir ay olmadı ki eğitim camiası olarak İzmir’den gelen acı bir haberle sarsıldık. Bu menfur saldırıda hayatını kaybeden müdürümüz Ayhan Kökmen’e Allah’tan rahmet, ailesine ve eğitim camiamıza sabırlar ve başsağlığı diliyorum.

Bu vahim olay ve okullarımızda zaman zaman meydana gelen veli baskısı ve şiddeti, keyfî veli şikâyetleri öğretmenlerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturmakta ve motivasyonlarını düşürmektedir. Siyaset, toplum ve veliler olarak evlatlarımızı emanet ettiğimiz eğitim kadromuza güvendiğimizi hissettirerek öğretmenlik mesleğinin itibarını korumak zorundayız.

Bu vesileyle, öğretmenlik mesleğine yönelik algıyı iyileştirmek, mesleğin statüsünü güçlendirmek ve çalışma şartlarını iyileştirmek amacıyla 2017-2023 yıllarını kapsayan bir eylem planı hazırlayarak Öğretmen Strateji Belgesi’ni hayata geçiren Millî Eğitim Bakanımıza ve ekibine özellikle teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında 98 milyar olan genel bütçemiz 2018 yılında 762 milyara, 2002 yılında 10 milyar olan eğitime ayrılan bütçe payı 2018 yılında 134 milyara ulaşmış durumda. Bu rakamsal ve reel tablo bize şunu net olarak gösteriyor: Birileri iktidar olamamanın hırsıyla millet bütçesini yırtma küstahlığına başvursa da Türkiye başta eğitim olmak üzere her alanda büyüyor, milletimizin beklediği kalkınma hamlelerine iç ve dış tüm engellemelere rağmen kararlılıkla devam ediyor ve edecek inşallah.

Değerli milletvekilleri, aziz milletimizin kalkınma iradesinin tezahürü olan milletin bütçesini bu kürsüde yırtmaya kalkan zihniyet, esasında dünden bugüne millet iradesine ve değerlerine saygı duymayan, millet iradesinden korkan bir zihniyettir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne alakası var ya, ne alakası var?

MEHMET AKİF YILMAZ (Devamla) – İktidarın yolunu sandıkta değil de darbe ve vesayet rejiminde gören, şartlar olgunlaştığında darbenin meşru bir hak olduğuna inanan bu hastalıklı anlayış, ekonomik kalkınmamıza, nitelikli insan kaynağımıza yıllarca darbe vurmuştur. Sadece ekonomimizi değil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını sarsan en ağır darbeleri de millet bütçesini yırtan bu zihniyetten aldık.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Millet bütçesi ne ya?

MEHMET AKİF YILMAZ (Devamla) – Yurt dışında ülkesini yabancılara şikâyet eden, dış güçlere müdahale çağrısı yapan bu anlayışın en ağır darbesi de yine geçmişte Filistin meselesinde oldu. İslam coğrafyasının kalbine bir hançer gibi saplanan, yıllardır Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren ve son olarak hareminamusumuz Mescid-i Aksa’mıza göz diken işgalci terör devleti İsrail’in sözde kurulduğu 1948 yılından bir yıl sonra 1949 yılında İsrail terör devletini ilk olarak tanıyan, tanıyarak meşrulaştıran Müslüman ülke olma zilletini bu millete yaşatan da yine bu millet bütçesini yırtmaya kalkan bu zihniyettir.

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Mavi Marmara’yı 20 milyon dolara satan kim acaba? Mavi Marmara’yı 20 milyon dolara satanlar, onu da söylesene; 9 tane insanımızı 20 milyon dolara…

MEHMET AKİF YILMAZ (Devamla) – Evet, tarih 1949, İsrail’in derhâl tanınması kararı alan Cumhuriyet Halk Partisi Hükûmetinin Bakanlar Kurulu kararı. İmza: Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Başbakan Şemsettin Günaltay ve bakanlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün “İşgalci bir İsrail devletinin kurulmasına asla müsaade etmeyiz.” beyanına rağmen alınan bir Bakanlar Kurulu kararı, İsrail’e can suyu veren bir karar. Aziz milletimizin vicdanında bu işgal ve terör devleti İsrail’in hiçbir zaman tanınmadığı gerçeğini temsilen milletimizin huzurunda bu kararı, bu utanç belgesini yırtmak gerekiyor aslında ama bu kürsünün mehabetine ve bize bu yakışmaz.

Bizim temennimiz, Hazreti Ömer’in, Selahaddin Eyyubi’nin, Sultan Abdülhamit’in emaneti Filistin topraklarındaki bu kanlı işgale son verecek bir iradeye ulaşarak bu utanç belgesini tarihin çöp sepetine atabilmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF YILMAZ (Devamla) – Buradan, işgale direnen Filistin halkını ve mücadelesini saygıyla selamlıyorum.

2018 yılı bütçemizin hayırlı ve bereketli olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip konuşmasında bir iki gün önce partimiz adına bütçe konuşması yapan bir milletvekilimizin kürsüde bütçeye yönelik refleksini kullanarak onun üzerinden partimize dış güçlere müdahale çağrısı yapmak, Filistin politikalarında Filistin halkını yalnız bırakmak gibi bir dizi suçlama yaptı ve hastalıklı bir yapı olduğumuz konusunda ithamda bulundu. Ben öyle anladım. “Böyle değil, böyle söylemedim.” derse sataşmadan söz talep etmeyeceğim ama değilse söz talep ediyorum.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sayın Başkan…

KADİM DURMAZ (Tokat) – O, Şevki Yılmaz’ın oğlu, bilir; vardır onun bildiği bir şey!

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, ayağa kalkarak talebinizi iletiniz lütfen.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sayın Başkan, geçmişe dönük, millet bütçesini burada yırtan anlayışı eleştirdim. Kim üzerine alınıyorsa alınsın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben alındım efendim üstüme.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İki dakikada hangisini düzelteyim, hangisine cevap vereyim bilemiyorum ama bir iki şey söyleyeyim.

Daha önce söyledim, bir kere daha söylüyorum, bir kere şu ön yargılardan ve paranoyanızdan kurtulun. Sizin partinizin Genel Başkanına Türkiye dışında hiçbir odağın kılına halel getirmesine müsaade etmeyeceğiz, onu sandıkta biz yiyeceğiz, daha önce söyledim, tekrar ediyorum, içiniz rahat olsun.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Midenize oturur.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama dilerim ki Türkiye üzerindeki bu tezgâhlara, bu senaryolara da… Partiniz Genel Başkanı belli bir seçmen kitlesini konsolide etmek için uluslararası meseleleri, ulusal davaları iç siyasetin malzemesi hâline getirmesin, bunu temenni ediyorum, bunu arzu ediyorum; bu benim arzum değil, 80 milyonun arzusudur. Bunun altını çizmek istiyorum, bu paranoyadan kurtulun. Evet, bir tehlike var Türkiye için, buradan söylüyorum, Türkiye için bir tehlike var, büyük bir tehlike var. Uluslararası meseleleri, ulusal davaları iç politika malzemesi yaptığınız sürece -geçen gün burada İçişleri Bakanlığı bütçesinde söyledim- devlet ile hükûmeti karıştırdığınız sürece, devleti muhalefete ve iktidar partisinden olmayanlara karşı bir siper gibi, bir araç, alet gibi kullandığınız sürece bu milleti, bu ülkeyi önce insanların kafasında, sonra fiilen bölme anlayışına ve arzusuna hizmet etmiş olursunuz. Bunun için müteaddit defalar söylediğimi bir daha söylüyorum, devlet hepimizin. Bu devletin bekasından AK PARTİ mesul değil, bu Parlamentodaki 550 milletvekili mesul.

Hiç merak etmeyin, bu ülke üzerinde Cumhurbaşkanına ve Hükûmete, orta yerdeki Hükûmete karşı kim bir senaryo, kim bir alçaklık, kim bir hainlik içindeyse sizden önce Cumhuriyet Halk Partisini karşısında bulur, bu hep böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bütçeyi yırtmaya gelince, o bütçe milletin bütçesi değil, keşke milletin bütçesi olsaydı. “Yüzde 11 büyüdük.” diyebiliyorsunuz, tebrik ediyorum Hükûmeti. Bu yüzde 11’i işçiye, memura, küçük esnafa, öğrenci burslarına yansıtın, biz de bütçenizi alkışlayalım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Buna da mı cevap? Ben de istiyorum yerimden söz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Engin Altay, öyle bir tebrik etti ki tebrik mi söyledi, haşlama mı yaptı, anlayamadım; önce onu belirteyim.

Tebrik herhâlde, değil mi Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Buyurun, bitirin siz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İkincisi: Ortaya koyduğu çizgi yani Türkiye'nin iç siyasetine ilişkin rekabetin içeride olacağı, millî meselelerde ise ortak bir hatta durmak gerektiği çizgisi şüphesiz bizim de çizgimiz, o bakımdan hiçbir problem yok. Ama dışta yaşanan birtakım gelişmeleri iç siyasete alet etme durumuna ilişkin yapılan değerlendirmelere katılmadığımızı beyan etmek için kayıtlara geçsin diye söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, aslında bana sataştı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sataşmadım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şöyle sataştı: Söylediğim bir kelimenin mahiyetini, özünü anlamadığını belirterek benim meramımı anlatamayan biri olduğumu kastetmek suretiyle sataştı. Neyse, ben bu sataşmaya cevap vermeyeyim ama şunu söylemek istiyorum, evet, söylediğim şudur: Resmî büyüme rakamı yüzde 11 mi? Yüzde 11. Tebrik ediyoruz Hükûmeti. Diyoruz ki madem büyüdük, sadece toplumun bir kesimi bu pastadan nasibini almasın, 80 milyon hakkını alsın diyoruz. Kötü mü söylüyoruz? Meramım buydu efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi söz sırası Karabük Milletvekilimiz Sayın Burhanettin Uysal’a aittir.

Sayın Uysal, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2018 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitim, her alandaki kalkınmanın en önemli unsurudur. Beşerî sermayeyi etkin kullanmayan toplumlar rekabet şanslarını kaybetmeye mahkûmdurlar. Eğitim alanında oluşacak zaaflar hiçbir alandaki üstünlükle giderilemez. Buna karşılık eğitim alanında yapılacak üstün seviyelere ulaşmalar diğer tüm alanların toplam kalitesini yükseltir. AK PARTİ iktidarı olarak, Türkiye'nin 21’inci yüzyıl hedeflerine ancak eğitimle ulaşılabileceğinin farkındayız. Bu yıl da bütçeden en fazla payı eğitime ayırdık.

Türkiye'nin dünya devletleri arasında hak ettiği yeri alabilmesi için yürüttüğü mücadelede en büyük gücü tabii ki genç nüfustur. Milletimizi geleceğe taşıyacak olan gençlerimizin eğitimini her şeyden daha önemli tutuyoruz. Bina yaparsınız, fabrika yaparsınız, taşa toprağa yatırım yaparsınız, bunların ömrü bellidir, otuz yıl, kırk yıl, elli yıl ama insana yatırım yaparsanız nesilden nesile aktarılan bir süreklilik olur, geçmişle gelecek arasında güçlü ve kalıcı bağlar oluşturursunuz.

Bu bağlamda, eğitim alanında önemli kurumlarımızdan birisi de Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığıdır. ÖSYM, 19 Kasım 1974 yılında kurulmuş, 1981’de YÖK’e bağlanmış ve 2011 yılında yapılan düzenlemeyle de idari ve mali özerkliğe sahip özel bütçeli bir kamu kurumuna dönüştürülerek ÖSYM Başkanlığı adını almıştır. ÖSYM Başkanlığının 2018 bütçesi 537 milyon 550 bin Türk lirasına yükseltilmiştir.

Kanlı ve hain yüzünü net bir biçimde 15 Temmuzda gördüğümüz FETÖ, maalesef ÖSYM tarafından yürütülen sınavlarda da kirli kumpasların içerisinde olmuştur. Şimdi, bunların araştırılması için ÖSYM Başkanlığı, Sınav Sonuçlarını İzleme ve Değerlendirme Birimi kurdu ve bu birim son on yılın tüm sınavlarını masaya yatırarak derinlemesine analiz yapıyor, buna göre olağan dışı bir durumun tespit edilmesi durumunda suç duyurularında bulunuyor. Bu örgütün geçmişte yaptığı sahtecilik ve usulsüzlüklerle ilgili yargı devrededir. Usulsüz biçimde eğitim ve kamu kuruluşlarına yerleşenler ve sorumluları en ağır şekilde cezalandırılacaktır. Şu anda ÖSYM, çalışan personelden teknik altyapıya kadar yasal düzenlemelerle yenilenmiştir ve yenilenmeye de devam etmektedir. ÖSYM, soru hazırlamadan başlayarak sonuç ilanına kadar bütün hizmetlerini e-devlet standartları çerçevesinde yürütmekte, hızla gelişen bilimsel ve teknolojik yeniliklerden yararlanarak sürekli kendisini yenilemektedir. Bu itibarla, 1.469 başvuru merkezinden başvuruları alıp 176 sınav koordinatörlüğü eliyle birçok sınav gerçekleştirilmektedir. ÖSYM bünyesinde 2017 yılı içerisinde yaklaşık 8 milyon adayın katıldığı 40 farklı sınav yapılmış olacaktır. Şimdiye kadar sadece yabancı dil sınavında elektronik sınavlar uygulanırken kamu kurumlarından gelen talepler doğrultusunda, bundan sonra, sınavların elektronik sınav olarak gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

ÖSYM Başkanlığında güzel işlemlerin olduğuna dikkatinizi çekiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, 2018 bütçesinin ülkemize hayırlı ve bereketli olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Uysal, teşekkür ederim.

Sayın Uysal’a Başkanlık Divanı olarak bir teşekkür ifademiz daha olacak. Sayın milletvekilleri, Meclis Başkan Vekili olduğum günden bugüne kadar kürsüye çağırdığım bütün hatip arkadaşları, hiçbir parti ayrımı yapmaksızın “Milletvekilimiz” diye davet ettim. Sayın Uysal da sözüne başlarken “Sayın Başkan” değil, “Sayın Başkanım” diye ifade etti. Huzurunuzda Sayın Uysal’a bir kez daha teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi söz sırası, Bingöl Milletvekilimiz Sayın Enver Fehmioğlu’na aittir.

Sayın Fehmioğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ENVER FEHMİOĞLU (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bu arada, evladını kaybetmiş eski Başbakanlarımızdan Sayın Mesut Yılmaz’a ve ailesine başsağlığı diliyorum. Cenab-ı Allah evlat acısını kimseye göstermesin.

Değerli milletvekilleri, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi, yükseköğretim programlarına girmek için başvuran adaylar arasından başarılı olanları puan sırasına göre seçerek bu programlara yerleştirmek amacıyla kurulmuş, 3 Mart 2011 tarihinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’la kurum, idari ve mali özerkliğe sahip özel bütçeli bir kamu kurumuna dönüştürülmüştür.

Kırk yıllık tecrübesiyle bütün hizmetlerini e-devlet standartları çerçevesinde yürütmekte olan kurum, hızla gelişen bilimsel ve teknolojik yeniliklerden yararlanarak sürekli kendisini yenilemektedir. Önceleri sadece üniversitelere öğrenci seçmek ve yerleştirmek üzere sınav yapmakla yükümlü olan başkanlık, gelinen noktada, yeni yöntem ve teknolojileri kullanarak çok önemli hizmetler yapmaktadır. Ön lisans, lisans ve lisansüstü öğretim sınavlarının yanı sıra, kamu kurum ve kuruluşları ve özel hukuk tüzel kişileri tarafından talep edilen mesleğe giriş, görevde yükselme, akademik personelin seçimi ve benzeri mesleki sınav hizmetlerini yerine getirirken çok önemli yenilikleri de gerçekleştirmiştir. Elektronik sınav uygulamasının yaygınlaştırılması bunlardan biridir. İzmir ve İstanbul’un yanı sıra Ankara’da yeni hizmete açılan Esenboğa e-Sınav Merkezi aynı anda 5 bin adayın elektronik sınava girebilme kapasitesiyle dünyanın en büyük sınav merkezlerinden biri olmuştur. Şimdiye kadar sadece yabancı dil sınavında uygulanan elektronik sınavlara (e-DUS) yani diş hekimliğinde elektronik uzmanlık sınavı da eklenmiştir. Kamu kurumlarından gelen talepler doğrultusunda 2018 yılından itibaren yazılı ortamda yapılan bazı sınavların da elektronik sınav olarak gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılından itibaren göz hastalıkları, görme oranı yüzde 25 ve üzerinde olan, raporunu ÖSYM’ye ileten az gören adaylara uygulanacak sınavlarda ek süre verilmesi kararı alınmıştır. Buna göre, az gören adaylara soru sayısının 60’tan az olduğu sınavlarda yirmi dakika, soru sayısı 60 ve üzeri olan sınavlarda da otuz dakika ek süre verilecektir. Yine, 2018 yılından itibaren “herkes için her yerde” olma kararı kapsamında engelli, sağlık sorunu ve özel durumu bulunan adaylar için her türlü kablolu ve kablosuz iletişimi kesilmiş sınav salonları oluşturulacaktır. Bu hizmet hâlen sadece 14 ilde uygulanırken 2018’den itibaren yaygınlaştırılması ve yıl sonu itibarıyla tüm illerimizde sunulması hedeflenmiştir. ÖSYM tarafından geç başvuru yapan adaylara yalnızca Ankara’da değil, istedikleri ilde sınava girebilme hakkı verilmiştir. Elektronik Yabancı Dil Sınavına giren adaylara yönelik yeni sınav için üç ay bekleme koşulu da kaldırılmıştır.

ÖSYM’nin yaptığı merkezî sınavlar hakkında belirtmek istediğim önemli bir husus da sınavlar esnasında insan unsuruna dayalı hatalı uygulamaları sisteme ve kuruma mal ederek eleştirmek doğru değildir. Bu durumları bertaraf etmek için başkanlık oluşabilecek tüm aksaklıkları hızla gidererek daha güvenilir, daha hedefi bulmuş sonuçlar alma gayretiyle çalışmalarına devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENVER FEHMİOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, ek süre alabilir miyim?

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere ek bir dakika süre veriyorum.

Buyurun Sayın Fehmioğlu.

ENVER FEHMİOĞLU (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha bilimsel, daha teknolojik, daha başarılı, dolu bir eğitim ölçme ve seçmede doğru, güvenilir tekniklerin kullanılmasıyla mümkündür.

Bu vesileyle, tüm bu hizmetlerin yerine getirilebilmesi için 537 milyon 550 bin TL olarak belirlenen kurum bütçesinin kuruma, çalışanlarına ve hizmet alacak tüm kesimlere hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fehmioğlu.

Şimdi söz sırası Siirt Milletvekilimiz Sayın Yasin Aktay’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Aktay, süreniz beş dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA YASİN AKTAY (Siirt) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı Yükseköğretim Kurulu bütçesi için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve milletimizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Türkiye, 1950 yılında başlamış olan kentleşme sürecinde hızla yol almış, Avrupa ülkelerinde mukabil sürecin işleyişiyle karşılaştırıldığında kısa denilebilecek bir süre içerisinde nüfusunun yüzde 50’sinden fazla bir kısmını kırdan kente taşımış, son derece dinamik bir ülkedir. Tabii, bu esnada da nüfusunu neredeyse 3-4 katına da çıkarmıştır, neredeyse 20 milyondan 80 milyona çıkmış bir nüfusumuz var. Türkiye’nin bu sosyolojik dinamizmi aynı zamanda güçlü taleplerin ortaya çıkmasına da yol açmıştır. Tabii, zayıf yönetimler bu talepler altında ezilir. Bu talepleri savuşturmayı, ertelemeyi hatta görmezden gelmeyi yönetmek zanneder. O yüzden, ah şu öğrenciler olmasa millî eğitimi idare etmenin kolaylığı veya kırdan kente şu göç olmasa şu şehirleri yönetmenin keyfi veya hastalıklar olmasa şu sağlık idaresini ele almanın keyfi üzerine çok ciddi, çok ilginç nostaljileri döktürdüklerini görürüz. Oysa, güçlü yönetimler, iddialı yönetimler bu talepleri karşılayarak yönetmeyi, hatta bu talepleri ülkeyi kalkındırmak için bir imkân, bir fırsat olarak değerlendirir.

Türkiye’nin kentleşen nüfusu doğal olarak sanayi ve hizmet sektörlerinin göreli olarak büyümesini de beraberinde getirmiş, bu da kaçınılmaz olarak yükseköğretime olan ihtiyacı da daha fazla doğurmuştur, artırmıştır. Ne yazık ki Türkiye’yi bir zamana kadar yönetenler yıllarca bu ihtiyaca cevap vermek yerine üniversiteye girişlere kısıtlamalar getirerek bu toplumsal taleple baş etmeyi tercih etmişlerdir. 2002 yılına geldiğimizde, her yıl devletten yükseköğretim imkânı talep eden 1,5 milyonun üstünde gencimizin sadece 150 binine bu imkân sunulabilmekteydi, geriye kalanlara âdeta ne hâliniz varsa görün deniliyordu; hatırlıyoruz o günleri değil mi? Hatta üniversiteye girişlere getirilen kısıtlamalar sadece başarı ölçüsüyle sınırlı da kalmıyordu, başörtüsü yasağı, katsayı uygulamalarıyla gençlerimiz bir aydınlanma kapısı olarak değerlendirilen üniversitelerimizden uzak tutuluyordu. Aslına bakarsanız, bu yolla bir başka açıdan, üniversitelerin aydınlatıcı misyonundan umutlarının kesildiğinin de bir ifadesiydi bu, havlu atmaktı aslında. Üniversiteler dünyanın her yerinde aydınlanmanın kurumları olarak değerlendirildiği hâlde bizim ülkemizde üniversitelerden böyle bir umut hiçbir şekilde beslenmiyordu.

Bir başka kısıtlama da var olan üniversitelerimizin kapasitelerinin çok altında bir öğrenci kabulünün olmasıydı. Dışarıda bekleyen milyonlarca gencimiz varken onlara eğitim imkânı sunmak yerine kapıların bu şekilde kapatılmasını anlamak gerçekten mümkün değildi. AK PARTİ iktidara geldiğinde isteyen her gencimize yükseköğretim imkânı sunmayı bir misyon ve politika edindi. Kısa sürede açılan yeni öğretim kurumları ve yükseltilen kontenjanlarla bugün bu büyük hedef büyük ölçüde tutturulmuştur. Bütün eğitimde, bugün eğitimde fırsat eşitliğini sözde olmaktan çıkarıp özüne iade etmiş bulunuyoruz. Eğitim hakkı talep edene bu hakkı vermek fırsat eşitliğine inanan bir devletin görevidir.

AK PARTİ hükûmetleri bu eşitliğe sözde değil özde inanmış ve gereğini yerine getirmiştir. Bu çerçevede üniversitesiz il bırakmamak suretiyle üniversiteleri aynı zamanda bütün şehirlerimizi ekonomik, sosyal ve kentsel açıdan geliştirmenin de bir fırsatına dönüştürdük; on beş yıllık kalkınma mucizesinin hikâyesi budur.

Bugün her ilimizde var olan üniversiteler şehirlerimize yönelik kalkınma ve gelişme perspektifimizin önemli bir unsuru olarak işlevlerini yerine getirmektedir. 2002 yılında sadece 76 olan üniversite sayımızı bugün 186’ya ulaştırmışız. Bu esnada yapılan “Tabela takmakla üniversite olmaz.” eleştirilerinin geçmişte açılan bütün üniversitelerimiz için yapılmış olduğunu hatırlatmakla birlikte -ODTÜ için bile yapılmıştır bu eleştiri- bugün yeni açılan bütün üniversitelerimizin kısa süre içinde dünya üniversitelerinin asgari seviyesini hemen yakalamaya başladıklarını da görüyoruz. 2002 yılında toplam öğrenci sayısı 1 milyon 900 bin seviyesindeyken bugün bu rakam 7 milyon 200 bine ulaşmış yani yüksek eğitimdeki net okullaşma oranı yüzde 14,65’ten, yüzde 43,43’e çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN AKTAY (Devamla) – Bu arada, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aktay, sözlerinizi tamamlamak için bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

YASİN AKTAY (Devamla) – Süremi uzatasınız diye “Sayın Başkan” demedim. Siz saygıyı hak ediyorsunuz o makamda oturmakla elbette ki.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Hep beraber.

YASİN AKTAY (Devamla) – Bu arada tabii kız öğrencelerinin yükseköğretimdeki oranı yüzde 42’den yüzde 46’ya çıkmıştır.

Şimdi, Engin Bey geldi burada dedi ki: “Hani bu yüzde 11 nerede? İşsize, işçiye, köylüye yansımayan bir kalkınma veya bir büyüme.” Ya, Engin Bey, daha nasıl yansıyacak? Bakın üniversiteleşme oranı yüzde 14,65’ten yüzde 43,43’e gitmiş. Kim okuyor burada? İşçimizin çocuğu okuyor, köylümüzün çocuğu okuyor, halkımızın çocukları okuyor burada. Çünkü eskiden biraz maddi sıkıntısı olan insanların kapısından giremediği üniversitelere bugün isteyen herkesin, halkımızın her çocuğunun rahatlıkla bu imkânı yakalayabileceği bir düzey tutturmuş bulunuyoruz. Bundan gurur duymalısınız ve bilmiyorum, bu hesabı başka türlü nasıl izah edebiliriz?

Esasen, üniversiteleşme oranını birçok endekste bir ülkenin demokratikleşmesinin de göstergelerinden biri olarak değerlendiriyoruz çünkü yüksek eğitim, insanların bireyleştiği ve yönetim sürecine bir şekilde katılmalarını sağlayan en önemli kanaldır.

Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aktay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, pek kısa bir açıklama yapmak istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

YASİN AKTAY (Siirt) – Sataşmadım ki sadece izah ettim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Pek kısa bir açıklama.” dedim ben de.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Siirt Milletvekili Yasin Aktay’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Zira sayın milletvekilimizin “Yüzde 11 büyüme işçiye, çiftçiye, köylüye, küçük esnafa, dar gelirliye, emekliye, dula, yetime yansısın kardeşim.” sözümden yola çıkarak “İşte bak yansıdı ya, üniversiteye giden kız öğrencilerin sayısı, üniversitedeki okullaşma oranı arttı.” dedi. Bu benzetmeyi şuna benzettim, onun için söz aldım: Sanıyorum Sayın Cumhurbaşkanı ya da Sayın Başbakan “Suriyeliler için 30 milyar dolar harcadık.” demişti. Biz “Nereye harcadınız, şunun dökümünü bize ve aziz milletimize verin.” dediğimiz zaman Sayın Başbakan Yardımcısı dedi ki: “E, bizim yaptığımız yoldan Suriyeli geçmiyor mu?” dedi. Bu benzetme de aynı ona benzedi.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi söz sırası Konya Milletvekilimiz Sayın Halil Etyemez’e aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Etyemez, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL ETYEMEZ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurulu bütçesi için söz almış bulunmaktayım. Grubum adına Gazi Meclisi ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetlerinde eğitim her daim öncelikli konular arasındadır. Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 2023 yılında dünyanın 10 büyük ekonomisi hedefine ulaşmak için üniversitelerimizde nicelik ve nitelik açısından büyük bir devrim gerçekleştiriyoruz. Üniversitelerimizin yükseköğretim kalite çerçevesi ve akreditasyon çalışmaları kapsamında bilgi üreten, nitelikli insan kaynağı yetiştiren, beşerî ve sosyal sermayeyi geliştiren ve öğrenci yeterliliklerini artıran kalite esaslı eğitim ve öğretim yapan kurumlar olması için yoğun bir gayret içindeyiz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarları olarak on beş yılda üniversitelerimizin bütçe imkânlarını artırdık, öğrencilerimizin burs ve kredilerini yükselttik, öğretim elemanları başta olmak üzere tüm üniversite personelinin mali, sosyal ve özlük haklarında ciddi iyileştirmeler yaptık. 2002’de 3 milyar olan YÖK bütçesini 11,4 kat artırarak 37 milyar liraya çıkardık. 2002’de toplam 76 olan üniversite sayısını 112’si devlet üniversitesi olmak üzere 184’e çıkardık. Bu üniversitelerde 157 bin öğretim elemanımız görev yapıyor. 123 bini uluslararası öğrenci olmak üzere 7 milyon 800 bin öğrencisiyle Türkiye Avrupa’nın en fazla öğrenim gören ülkesi durumunda.

Değerli milletvekilleri, birçok üniversitemiz belli alanlarda dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında yer almaktadır. İnşallah Hükûmetimizin ve YÖK’ün bu temposuyla hedefimiz dünyada ilk 500 içinde değil ilk 100 içinde de üniversitelerimizin olmasını sağlamaktır. Bildiğiniz üzere bu yıl 10 üniversitemizi araştırma üniversitesi olarak belirledik. Araştırma üniversiteleri niçin bu kadar önemli? Çünkü dünyada hızlı bir değişim ve gelişim söz konusu. Üniversitelerimizin bu hızlı değişim ve gelişime ayak uydurabilen, mezunlarına çağın yeterliliklerini kazandıran, sektörlere nitelikli istihdam sağlayan, çağı yönetebilen kurumlar hâline getirilmeleri gerekmektedir. Üniversiteler sadece öğretim sunan kurumlar olarak hayatımızdaydı; oysaki günümüzde üniversiteler eğitim ve öğretim çalışmalarıyla eşgüdümlü olarak araştırma geliştirme çalışmalarıyla sanayiye yön veren eğitim kurumları oldu. Biz bunun da ötesine geçerek milletimize daha kaliteli bir yaşam sunmak ve refahını artırmak için yenilikçi, araştırma geliştirme, uluslararası iş birliği, nitelikli insan kaynağı yetiştirme, dijital okur yazarlık, sosyal öğrenme, dijital pedagojinin uygulandığı dördüncü nesil üniversiteler kurmak için çalışmalar yapıyoruz. Sanayi 4.0 ihtiyaç duyduğu kendi fikirlerini üretebilen, nitelikli ve dijital çağı yönetebilen iş gücü yetiştirmek en önemli önceliğimizdir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ olarak her zaman üniversite öğrencilerimizin yanında yer alarak, 2002’de lisans öğrencilerinin aylık 45 lira olan burs ve öğrenim kredilerini 470 liraya, yüksek lisans öğrencilerinin 940 liraya, doktora öğrencilerinin 1.410 liraya çıkararak enflasyonun üzerinde artışlar yaptık.

Kredi ve Yurtlar Kurumumuz 2002’de sadece 450 bin öğrenciye kredi ve burs verirken bugün 1,5 milyona yakın öğrencimize burs veriyoruz. Şehit ve gazi çocukları ile anne ve babası vefat etmiş devletin koruması altında olan öğrencilere pozitif ayrımcılık yapıyoruz. Yurt ücreti almadığımız bu öğrenci kardeşlerimize beslenme ücreti olarak aylık 630 TL ücret veriyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2002’de 8-10 kişilik koğuşlarda, kırık dökük demir ranzalarda, sosyal donatıları olmadan hizmet veren 190 yurt varken 2017’de beş yıldızlı otel konforunda hizmet veren 727 yurt yaptık. Yatak sayısı kapasitesini 182 binden 601 bine yükselterek gençlerimize hak ettikleri değeri ve imkânları sunduk, sunmaya da devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ olarak, akademik ve bilimsel özgürlüğe büyük önem veriyoruz, “academia”nın alanlarında özgürce bilimsel üretim yapmalarını destekliyoruz; bunun teminatı biziz. Bu kapsamda, vesayet dönemlerinin kalıntıları olan katsayı adaletsizliği ve başörtüsü yasağı gibi birçok antidemokratik uygulamayı kaldırdık. Ancak öğretim üyelerinin terör gruplarına psikolojik ve lojistik destek vermesini, teröristlerin akıl hocalığını yapmalarını asla hoş görmeyiz, buna asla izin vermeyiz. Üniversitelerimizin terör gruplarının örgütlenme alanı hâline gelmesine müsaade etmeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ETYEMEZ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

HALİL ETYEMEZ (Devamla) – Evet, üniversitelerimizin terör gruplarının örgütlenme alanı hâline gelmesine müsaade etmeyiz, gerekli her türlü hukuki ve emniyet tedbirlerini alırız; bu tedbirlerden de kimse gocunmasın.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ olarak siyaseti anlık gelişmelere bağlı olarak dizayn eden bir parti olmadık, olmayacağız. Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde 2023’leri, 2053’leri, 2071’leri hedefleyen, yeniden büyük Türkiye’ye dair sözleri ve eylemleri olan bu necip millete ve ali devlete hizmet aşkı duyan bir davanın mensuplarıyız, bu şuurla çalışıyoruz diyorum.

Bütçemizin hayırlar getirmesini diliyor, sizleri tekrar selamlıyor, muhabbetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Etyemez.

Grup adına son konuşmacı, Isparta Milletvekilimiz Sayın Sait Yüce.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Yüce, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA SAİT YÜCE (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2018 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın üniversiteler bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’miz son yıllarda parlayan bir yıldız gibi bölgesinde ve küresel ölçekte önemli gelişmeler kaydetmektedir. Dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olma hedefimiz dikkate alındığında, bu hedefe ulaşabilmesi ancak kaliteli ve yüksek muhtevalı bilgi üretimi ve nitelikli insan kaynağıyla mümkün olabilecektir. Özellikle 2003-2014 yılları arasında, bu konuda, sayısal açıdan çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bugün itibarıyla 112’si devlet, 67’si vakıf üniversitesi ve 5’i vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 184 yükseköğretim kurumumuz mevcut olup öğrenci sayımız da 7 milyon 764 bindir. Bu öğrenci sayımızla, Avrupa yükseköğretim alanındaki 2’nci en büyük öğrenci sayısına sahip ülke konumuna gelinmiştir.

Yükseköğretim sistemimizde son on yılda yaşanan bu büyüme sürecinin bundan sonraki aşaması muhteva, kalite ve keyfiyet bakımından da büyüme olacaktır. Bu çerçevede, yükseköğretim kalite kurulunun oluşturulması ve yükseköğretim sistemimizde rekabet ortamının oluşturulmasında önemli bir adım olarak nitelendirilen misyon farklılaşması odaklı ihtisaslaşma projesi hayata geçirilmiştir.

Üniversitelerimiz genel, evrensel bilim metotlarını uygularken, aynı zamanda yerli ve millî unsurlarımızı da gözetmek, geliştirmek ve yaşatmak noktasında vazifeler üstlenmeli, müfredat ve programlarında bunlara yer vermelidir. Elbette ki çocukların ve gençlerin yetişmesinde, anaokulundan itibaren üniversiteye kadar, hem bilimde en ileri hem millî ve manevi değerlerimize bağlı nesiller yetiştirmek önceliğimiz olmalıdır. İnsanlığın bilimsel ve teknolojik gelişmelere olan ihtiyacı kadar, daha da fazla moral değerlere ihtiyacı vardır. Bugün insanlığın en büyük problemi güvenliktir. Asayişin temini, terörün önlenmesi, her türlü haksızlık, adaletsizlik, çatışmalar ve gayrimeşrulukların sebep olduğu olumsuzlukların önlenebilmesi için de reçete ve ilaç; manevi, moral değerlerdir. Bunların eksik olduğu bir eğitim sisteminin ürettiği sonuçlar da dünyada gözler önündedir. Sadece maddi olan, aklı ve bedeni tatmin eden formüller ve sistemler, kalbe ve ruha tesir edememektedir. Maalesef bugünkü dünyamızda bu yüzden hakkın yerine kuvvet, fazilet ve erdemin yerine çıkarlar, yardımlaşmanın yerine mücadele, vatan ve değerler birlikteliğinin yerine ırkçılık, ulvi hisler ve yüksek meziyetler yerine hedonizm ve hazcılık hâkim olmaktadır. İnsanlığa barış getirecek formüller ise hakkın kuvvete üstün olduğu yani kuvvetli olanın haklı değil, haklı olanın kuvvetli olduğu; menfaatler yerine faziletin, yardımlaşmanın esas alındığı bir medeniyet bizim inanç ve irfan köklerimizde ziyadesiyle mevcuttur.

İşte, her türlü bilimsel tecrübe ve çalışmalarla birlikte üniversitelerimiz, aklın nuru, fünunumedeniyedir -fen bilimleridir- vicdanın ziyası, ulumudiniyedir -din bilimleridir- hakikatine sahip çıkmalı; tek kanatlı değil, iki kanatlı kuş gibi ülkemizin, insanımızın ve medeniyetimizin gelişmesine öncülük etmelidir.

Ayrıca, üniversitelerimizin bir kısmının eğitimde, bir kısmının araştırma ve teknoloji üretiminde, bazılarının da bölgesel kalkınmaya katkı sağlama konusunda farklılaşmasını arzu ediyoruz. Bulundukları bölgeye olan katkılarını artırmak hem de üniversiteleri belirli alanlarda ihtisaslaşmaya teşvik etmek ve yükseköğretimde çeşitliliği sağlamak üzere Misyon Farklılaşması Projesi’nin ilk adımı gerçekleştirilmiş, beş pilot üniversite belirlenmiştir. Buna göre Bingöl Üniversitesi, tarım ve havza bazlı kalkınma alanında, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi hayvancılık alanında, Düzce Üniversitesinde sağlık ve çevre alanında, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi tarım ve jeotermal alanında, Uşak Üniversitesi tekstil, dericilik ve seramik alanında ilerlerken; Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi de araştırma üniversiteleri olarak belirlenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT YÜCE (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak için bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun Sayın Yüce.

SAİT YÜCE (Devamla) – Yükseköğretim kurumlarımızın gelecekte çok daha kaliteli ve hakiki anlamda bilim üreten kurumlar olacağı inancıyla başta Millî Eğitim Bakanımız ve ekibine, Yükseköğretim Kurulu Başkanımız ve ekibine ve tüm üniversitelerin değerli yöneticilerine teşekkür ederken bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yüce.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Arzu Erdem’e aittir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Erdem, süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Avrupa Birliği Bakanlığı, Türk Akreditasyon Kurumu bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Evet, konumuz Avrupa Birliği. “Avrupa Birliği” dediğimiz zaman uzun yıllara dayanan, benim yaşımdan ve burada bulunan milletvekili arkadaşlarımın önemli bir bölümünün yaşından belki daha uzun olan bir süreden bahsediyoruz, uzun bir serüven. Tarihçesine biraz girdikten sonra, son geldiğimiz noktaya da değinmek istiyorum.

Avrupa Birliğinin başlangıç noktasına bakıldığı vakit, İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllar olduğu kabul edilebilmektedir. Bu yıllar, acıların bir daha yaşanmaması için Avrupa’da bir birlik yaratılması gerektiği fikrinin özellikle kıta uluslarında ve yöneticilerinde uyandığı bir dönemdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan yıkık ve tükenmiş olarak çıkan Avrupa ülkeleri özellikle yeni bir politik ve ekonomik model arayışına girmişlerdir. Bu arayış özellikle onların güçsüz düştüğü döneme denk geldiği için, güç birliği sağlamak için bir birlik oluşturma arayışından ibaretti. “Marshall yardımı” adı altında Avrupa’ya akan Amerika Birleşik Devletleri sermayesinin kendilerini giderek ABD’ye bağımlı kılacağı düşüncesiyle, birazcık da o tedirginlikle, ufak ve güçsüz Batı Avrupa ülkeleri Avrupa menşeli yeni bir sermaye piyasası oluşturmak istemişlerdir. Bu şekilde Avrupa pazarı oluşmuştur. Bu öneriyi kabul eden ülkeler, ileride, özellikle savaş sanayisini birbirlerine karşı -savaşmamak üzere- kullanmamak üzere anlaşma yapmışlardır. Nitekim, Fransa’nın bu çağrısına Almanya, Belçika, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda cevap vermişlerdir. Bu 6 ülke arasında 18 Nisan 1951’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu kuran anlaşma Paris’te imzalanmıştır. Bu aslında, aynı zamanda, ilk Avrupa Birliğinin doğuş günüdür. Ardından -1 Ocak 1958’de, Avrupa Tek Senedi- 1991’de Hollanda’nın Maastricht şehrinde Avrupa toplulukları kurucu anlaşmalarında, özellikle, değişiklik yapılması anlaşmaları ve 1993’te bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi yatıyor.

21-22 Haziran 1993’te Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da AB Zirvesi, 16-17 Haziran 1997’de Amsterdam Antlaşması, 7-9 Aralık 2000’de Nice Antlaşması, 18-19 Ekim 2007 tarihlerinde Lizbon Antlaşması, özellikle Avrupa Birliğinin kendi aralarında, Avrupa Birliği ülkeleri, üye ülkeler arasındaki birleşme taşlarını oluşturmuştur.

Türkiye Avrupa Birliği üyeliği sürecine 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu Ortaklık Anlaşması’nı imzalamasıyla adım atmıştır. 1987 yılında ise tam üyelik müracaatı gerçekleşmiştir. Tam üyelik müracaatından sonra, 1999 yılında, Avrupa Birliği üye ülkeleri tarafından ülkemiz, Türkiye, özellikle aday ülke olarak gösterilmiştir ve kabul edilmiştir. Yani bahsettiğimiz serüven, elli dört yıllık bir serüven.

Peki, bu serüvende neler yaşadık? Özellikle, Türk milletinin beklentileri neydi? Bizim mali olarak beklentilerimiz nelerdi? Avrupa Birliğinden elde etmek istediklerimizi elde edebildik mi, edemedik mi? Bunlarla ilgili de bir genel değerlendirme yapmak istiyorum. Şöyle ki: Avrupa Birliği üye ülkeleri ülkemizi bu süre içerisinde, üyelik müzakereleri içerisinde sürekli yargılamıştır ve birtakım kriterler ile bu kriterlerin yerine getirilmesi noktasında, bilhassa -her gittiğimiz toplantıda bunları da gördük- parmağını göstermek suretiyle ülkemizi hizaya çekme noktasında bir gayret içerisinde olmuştur. Elbette ki bir birlik anlaşmasının, bir birliğe girmenin mutlaka karşılığı vardır, yapılması gereken, atılması gereken adımlar vardır ki bu konuda Bakanlığımız önemli adımlar atmıştır. Bunun için kırılma noktası olarak 4 Mayıs 2016 tarihinde Avrupa Birliği tarafından ülkemize sağlanmış olan vize serbestisi ve geri kabul anlaşması tavsiye kararıydı. Hepimiz o günü çok iyi hatırlayacağız. O gün özellikle şu söylendi: 72 kriterden 67 kriteri yerine getirmiş olan ülkemizle ilgili, 5 kritere ilişkin sene sonuna kadar yani 2016’nın sonuna kadar bir müeyyide verildi ve denildi ki: “O tarihe kadar yerine getirdiğiniz vakit geri kabul anlaşmasını yapacağız.” O zaman ciddi bir Suriyeli sığınmacı krizi olduğu için kendilerini bunlardan korumak adına özellikle bu adımları attıklarını da görebiliyoruz. O tarihte, Avrupa Birliği Komisyonu, Schengen ülkelerine yapılacak olan seyahatlerde Türk vatandaşları için vizelerin kaldırılması yönünde tavsiye kararlarını aldı, bu kararla vizesiz Avrupa seyahatleri için ilk adım atılmış oldu. 72 kriterden 67’sini yerine getiren Türkiye'nin 5 kriteri daha tamamlaması gerekiyordu. Avrupa Birliği Komisyonu, geri kalan şartların yerine getirilmesi durumunda Türk vatandaşları için vizelerin en geç haziran ayı sonuna kadar kaldırılmasını isteyen bir tavsiye kararı aldı. Avrupa Birliği Komisyonunun üçüncü raporu, Türkiye'nin vize serbestisi için 72 kriterden 67’sini yerine getirdiğini belirterek tavsiye kararlarına yer verdi. Vize muafiyeti için Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve Avrupa Birliği Parlamentosunun da onayı gerekmekteydi. Kararı, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans açıkladı. Açıklamada biyometrik pasaportu olmadan Türklerin Avrupa'ya giremeyeceğini de vurguladı.

Bu, yıl sonuna kadar verilmiş olan sürede kalan 5 kriter hangisiydi, bunu da tekrar hatırlatmakta fayda var.

1)    Biyometrik pasaportların her vatandaşımız için çıkarılması.

2)    1 Haziranda geri kabul anlaşmasının hayata geçmesi.

Burası kritik bir nokta çünkü geri kabul anlaşması, aslında Avrupa Birliği ülkelerinin kendilerini sığınmacı krizinden korumasını sağlayan anlaşmaydı ve ülkemizi de bir nevi tampon bölge olarak kullanmalarının gayretini gösteriyordu.

3)    Basın özgürlüğünün güçlendirilmesi.

4)    Rüşvetle mücadele.

5)    Bilgi güvenliği.

Özellikle bu 5 kriterle ilgili üzerlerinde durdukları, terör konusunda, terörle mücadele konusunda bizim etkin olarak mücadele etmemiz noktasındaki kararlılığımızla ilgili, bunların yumuşatılmasını, basın özgürlüğü noktasında da onların istediği kriterlere gelinmesini istemişlerdir.

28 üyeden 16’sının onayı alınacaktı ancak kabul oyu veren ülkelerin toplam nüfusunun Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 65’ini oluşturması gerekiyordu yani aslında neredeyse imkânsız görünen bir karardı bu.

Tabii, ardından, yaşadığımız 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi ve hain darbe girişimi gecesinden sonra Avrupa Birliğinin, Avrupa Birliği üye ülkelerinin, bizim dostumuz görünen, gerçekten kendi ülkemizin milyonlarca vatandaşının yaşadığı, Türklerin yaşadığı, başta Almanya olmak üzere, ülkelerin bir ay süren sessizliği ve bizleri ziyaret etmeyip bu konuyla alakalı, özellikle hain darbe girişimiyle alakalı, bizim acılarımızı paylaştıkları ve destek verdikleri yönünde bir aylık sessizlikten sonra bizimle temasa geçmeleri de aslında ne kadar bizden uzak durmaya çalıştıklarının göstergesiydi ve ne kadar, kendi ülkelerini koruma adına, hesap içerisinde olduklarını da göstermiştir bize.

Nasıl olsa geri kabul anlaşması imzalanmıştı. Geri kabul anlaşması onlar için çok önemliydi. Özellikle sığınmacılarla ilgili verilmesi gereken yardımları, verdikleri taahhütleri yerine getirmedikleri gibi, süreci aslında yarıda kesmiş oldular ve bizi bu anlamda, bu elli dört yıllık serüvenin önemli bir bölümünde tekrar yanıltmış oldular. Ne oldu? Darbe girişiminden sonra, ülkemizle ilgili, antidemokratik tutumlar sergilediğimizi söylediler, özellikle olağanüstü hâlle ilgili sürecin sonlandırılması gerektiğini söylediler. Geldikleri zaman, özellikle komisyonlarda yaptığımız toplantılarda heyetler bize “Vermiş olduğunuz, çıkarmış olduğunuz kanun hükmünde kararnamelere vâkıf mısınız?” dediler. Bunları söyledikleri zaman, bizler sayın grup başkan vekilimizle yaptığımız toplantılarda özellikle şunu vurgulamışızdır: Kendi ülkelerinde en ufak terör saldırısında üçüncü dereceden güvenlik tedbirleri alıp olağanüstü hâl ilan eden ülkeler ülkemizi anlamaz durumdaydı, bunu da onlara anlattık.

Bunun yanında, tabii, Avrupa Birliğiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak tavrımız ve tutumumuz nettir. Avrupa Birliğiyle ilgili, olmazsa olmazımız mı? Değil. Olursa… Mücadeleler verildi, bugüne kadar çalışmalar yapıldı, çalışmaların devamı sürdürülebilir ama dayatmalarla, ülkemizi rencide edecek şekilde yapılmayacak şeyler önümüze getirildiği zaman da Avrupa Birliği üyesi olma şartımızın da olmadığını, içe dönük bir yapının ya da farklı yerlere yönelik bir yapının, ekonomik kalkınmayla ilgili, sürdürülebilir olduğunu da belirtmemizde fayda var.

Değerli milletvekilleri, bütçe dediğimiz zaman özellikle milletimizin hizmet beklediği hususlar geliyor aklıma ve milletimiz için yapılan, Türk milleti için yapılan hizmetlerin her birine harcanacak olan her kuruşun onların analarının ak sütü kadar helal olduğunu da buradan belirtmek isterim.

Burada, kadınlarımızın sorunları var, bunlarla ilgili çok kısa bir geçiş yapmak istiyorum: Burada her birimiz milletvekili seçilirken, bu koltuklara otururken milletimizin vebaliyle, özellikle onların dertleriyle, onların sıkıntılarıyla dertlenmek üzere oturduğumuzu hepimiz bir yemin olarak içtik ve Türk milletine hizmet etmeyi şiar edindik. Bu anlamda, özellikle nüfusumuzun yaklaşık yüzde 50’sinin kadın olduğu bir ülkede, kadınların güçlendirilmesi yönünde yapılması gerekenlere önem vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Orantısız katılım ülkelerin gücünü azaltır yani kadınlara orantısız güç verilirse özellikle ülkenin önündeki gücü engelleyeceğini de bilmemiz gerekir. Bu sebeple başımızın tacı kadınlarımızla ilgili talepler hepinize gelmekte, bu taleplerin tarafımızca değerlendirilmesi, özellikle yeni yasama döneminde onların taleplerinin karşılık bulması gerekmektedir. Devlet bütçesini elbette ki koruyacağız, gözeteceğiz, dengeleri mutlaka koruyacağız ama hesaplamaları yaparken Türk milletinin ferasetine de güvenmemiz gerektiğini biliyoruz. Türk kadınları özellikle şunu söylüyor: “Erkeklere askerlik borçlanması var, neden bize doğum borçlanması yok? Şunu istemiyoruz: 4 çocuğumuz var, 4’üne de SGK girişi öncesinde doğum borçlanması hakkı verin istemiyoruz. Ama en azından 2 çocuğa doğum borçlanması hakkı verin.” Bu yapılabilir bir şey değerli milletvekilleri. Hep birlikte bunu değerlendirmemizde fayda var diye düşünüyorum.

Kızlarımızla ilgili polis özel harekât alımında bir adaletsizlik vardı. Özellikle Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olması hasebiyle kız alımı olmadığı için Sayın İçişleri Bakanının vermiş olduğu sözü buradan tekrar hatırlatmak istiyorum. Gelecek olan alımda kız alımı yapılacağı yönünde açıklama yapıldı ancak resmî açıklama ve müracaatlar ocak ayında geleceği için buradan, kürsüden, tekrar, o kahraman kızlarımızın her biri vatan aşkıyla hakikaten yüreklerinde şunu söylüyorlar, diyorlar ki: “Vatan aşkının cinsiyeti var mı?” Elbette ki yok. Onun için kadınlarımızın, kızlarımızın da polis özel harekât alımı noktasında değerlendirilmesi şart.

Özellikle iki kelimenin yan yana gelmesini hiç istemiyoruz: Kadın ve şiddet. Ve bunun önlenmesi için her bir parti grubunun mutlaka çok büyük mücadele içerisinde olduğuna inanıyorum. Bizler burada getirdiğimiz araştırma önergeleriyle ilgili siyasetüstü meselelerde özellikle iktidar partisinden siyasi bir refleks değil de hakikaten millete dönük, milletin sorununun çözümüne dönük bir refleks beklemekteyiz. Muhalefet partisi araştırma önergesini veya kanun teklifini getirdi diye buna ret oyu vermenin hakikaten vicdanlara sığmaması gerektiğini düşünüyorum. Kızlarımızın güçlü bir şekilde toplumda temsil görmesi, bu anlamda desteklenmesi yönünde özellikle önümüzde sorun olarak duran ve hâlâ çözümlenmemiş olan 3’üncü lig kız futbol takımlarıyla ilgili 2 bin liralık deplasman ücretleri kesintiye uğradı. Bu çocukların maçları başladı. Maçlara kendi imkânlarıyla gidip aç dönen kızlarımız var. Bunlarla ilgili müracaatlar bana geliyor, mutlaka sizlere de geliyordur. Bunu çözmek çok zor değil. Çok büyük paraların konuşulduğu, çok büyük bütçelerin olduğu Spor Bakanlığı bütçesinin mutlaka bu kızlarımıza yönelik değerlendirilmesi şart.

Elbette ki kötüye kullanım ve bunların suistimalinin önlenmesi için bütçenin kesilmesi doğru değil. Ne yapılması gerekiyor? Bu kötüye kullananlarla ilgili cezalandırma sürecinin başlatılması ve önlemlerin o şekilde alınması gerekiyor.

Gençlerimiz ülkemizin geleceği ve bu anlamda, TÜİK Mayıs 2017 verilerine göre adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarına göre ülke nüfusumuzun, toplam 79 milyon 814 binin 15-24 yaş grubu arasındaki nüfusumuzun 12 milyon 989 bin olduğunu tespit ettik. Genç nüfus, toplam nüfusumuzun yüzde 16,3’ünü oluşturmaktadır. Buradan anlaşılacağı üzere, nüfusumuzun yaklaşık dörtte 1’i genç nüfustur. Yine, buradan vurgulamamız gerekir ki gençlerimize bütçeden harcanacak olan her kuruş analarının ak sütü gibi helaldir.

Her birimiz büyük umutlarla çocuklarımızı büyütüyoruz, iyi okullarda okusun istiyoruz, iyi üniversiteleri bitirsinler istiyoruz, iyi bir meslek edinsinler istiyoruz. Ne için yapıyoruz bunu? Geleceğe umutla baksınlar ve mutlu olsunlar diye, vatanlarına, milletlerine faydalı birer birey olsunlar diye. Ancak ne oluyor özellikle onların cephesinden baktığımızda? Onların sorunlarını buradan dile getirmek, her birinin derdiyle dertlenip buna çözüm bulmak, özellikle yasal düzenleme ve kadrolarla ilgili gereğini yapma noktasında her bir milletvekilinin boynunun borcudur diye düşünüyorum.

Önemli olan burada, gençlerimizin hakikaten okumak istedikleri okullarda okuması, okumak istedikleri okullardan mezun olduktan sonra da aslında kendi mesleklerini yapmaları ve mutlu olmaları. Bu anlamda, özellikle eğitim sistemi içerisinde ülkenin ihtiyacı olan kadroların hesaplanması, maksimum düzeyde kadro için millî projelerin geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde defalarca bu kürsülerden her bir Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili durmuştur.

Ön lisans mezunlarımız, tekniker ve teknisyenlerimiz, ziraat, veteriner, su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi, gıda mühendisleri, iktisadi idari bilimler fakültesi mezunları, adalet mezunları, emlak ve emlak yönetimi, tıbbi sekreterler ve benzeri bölümlere kadro verilmesine ilişkin mutlaka bir çalışma yapılması gerekiyor. Bu hususta, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun kanun teklifleri mevcut. Hesaplama yapılabilir, hesaplama yapıldıktan sonra, bu gençlerimizle ilgili kadro açıklarına ilişkin gerekli çalışmalar yapıldıktan sonra, liyakat esasına dayalı… Özellikle burada, mülakat problemini tekrar tekrar vurguladık, kanun tekliflerimizde mevcut. Özellikle mülakattaki adaletsizliği kaldırmamız gerektiğini biliyoruz. Hadi kaldırılmıyorsa mülakat, mutlaka kamera kayıt sisteminin gelmesi gerekiyor ve bu kamera kayıt sisteminin delil olarak müracaat eden kardeşlerimizin de önünde bulunabilmesi gerekmektedir.

Bu sorun, gençlerimizin sorunları sadece Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun sorunu değildir, bunlar siyasetüstü meseleler. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında gençlerin de oyunu alarak oturan her bir milletvekilimizin, her birimizin sorunudur aslında. Çözüm önerilerimizi getirdik ve bu hususta komisyonların da kurulması gerektiğini söyledik. Ancak yine siyasi bir refleksle ne yazık ki reddedildi.

Polis meslek eğitim merkezleri alımlarında, iki yıllık çalışma döneminde vermiş olduğunuz mücadeleler sonucunda ön lisanslı kardeşlerimizin alımları artık gerçekleşmektedir. Lakin alımla ilgili yaş düzenlemesi aşağı doğru çekildiği için burada tekrar yaşın esnetilmesi ve kadın kontenjanının artırılmasıyla ilgili yine bir eksiklik görülmektedir, değerlendirilmesinde fayda var. Kardeşlerimizin bu talepleri haklı talep olarak önümüzde duruyor. 84 bin mezunu olan ön lisans muhasebe mezunlarına bu yıl merkezî atama 12 kadro vermiştir. Bu durum, KPSS’den 86 üstü puan alan kardeşlerimizin atanmamasına sebep olmuştur. Bu başarılı gençlerimize istihdam sağlamamız gerekmektedir. Bilhassa “işsiz genç ordusu” dediğimiz zaman, gerçekten işsizlik ve gençliği bir araya getirdiğimizde ne kadar acıdır ki genç bir çocuk, genç bir delikanlı -bir yetişkin artık- 18 yaş sonrasında annesinin, babasının eline bakmak zorunda kalsın. Bu anlamda, özellikle adalet mezunları, kâtiplik, infaz koruma memurluğu, mübaşirlik gibi kendi bölümlerini ilgilendiren atamalarda adalet mezunlarına mutlaka öncelik verilmesi gerekmektedir yani buradan da aslında liyakat esası ortaya çıkmaktadır.

Kamu görevlisi olmayan, sözleşmeli aile sağlığı çalışanı olarak, 2011 tarihli Kanun Hükmünde Kararname’yle ülkemizde mesleğini icra etmeye, yetkili ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarından ebelik, hemşirelik, sağlık memuru ve acil tıp teknisyenleri bölümlerinden mezun olanlar görevlerine başlamışlardır. Bu konuda yine aynı şekilde, bu komisyonda görevli olan hocamız Sayın Ahmet Selim Yurdakul Beyefendi özellikle sağlık çalışanlarıyla ilgili kadroların düzenli olarak verilmesine ilişkin gerekli çalışmaları yaptı. Bu çalışmaların hepsi burada sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsülerinden değil, komisyonlardan da gündeme taşındı ve komisyonlarda özellikle değerlendirilmesi noktasında her birinizin refleksinin gerekliliği şart. Burada, özellikle “Yenikapı ruhu” dediğimizde “Siyasi kısır çekişmeleri bir kenara bıraktık.” dediğimizde bu şöyle anlaşılmalı: Sadece siyaseten geçmişte yapılmış olan hataların tekrar edilmemesi değil, bundan sonra atılacak olan adımlarla ilgili, birlik ruhu içerisinde, hakikaten Yenikapı ruhu içerisinde, ülkemizin, çocuklarımızın, gençlerimizin, kadınlarımızın, yaşlılarımızın, erkeğimizin ihtiyacı olan konularda bir Yenikapı ve birlik beraberlik ruhunun mutlaka sağlanması gerekiyor.

Bu anlamda, Milliyetçi Hareket Partisi terörle mücadele konusunda, bilhassa devletin yanında olma noktasında ve milleti için yapılması gerekenlerle ilgili devletin yanında olma noktasında gerekli adımları her zaman atmıştır, atmaya da devam edecektir. Bizim yönümüz milletimize dönük ve bizim yönümüz milletimizin taleplerine dönük. Haklı talepler, parti politikalarımıza uygun ülke dengelerini, devlet dengelerini bozmayacak olan talepler olduğu sürece değerlendirilmeli.

Bu anlamda, her bir milletvekilinin hassasiyet göstermesi gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Sayın Kerestecioğlu, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Reza Zerrab’la ilgili Amerika’da görülen davada yeni deliller ve devlet bankalarıyla ilgili ciddi iddialar ortaya çıktığı için suç duyurusunda bulunduklarına ve Mecliste de bir komisyon kurulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, bugün yapmış olduğumuz bir suç duyurusuyla ilgili bir bilgilendirme yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz, Amerika’da, şu anda yargılanan Reza Zarrab’la ilgili daha öncesinde Türkiye’de yargılama yapılmamış -aynı zamanda yine içinde yaşadığımız günlerde- 17-25 Aralığın, çok da hayırlı olmayan günlerin yıl dönümünde bir komisyon kurulmuştu ve bu komisyon da sonrasında yapılacak herhangi bir işlem olmadığına karar vererek kapanmıştı konu. Ancak Amerika’da görülen davada yeni deliller, yeni bulgular ve hatta devlet bankalarıyla ilgili ciddi iddialar ortaya çıktı, bunun dışında da dile getirilen şeyler oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Kerestecioğlu.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Şimdi, biz eğer olağan koşullarda yaşıyor olsaydık bu ülkede savcılar harekete geçerler ve bununla ilgili, gerçekten, bir soruşturma açarlar, en azından Türkiye üzerindeki bu iddiaların, Hükûmet üzerindeki ya da işte, bazı görevliler, yetkililer üzerindeki iddiaların doğru olup olmadığını araştırırlardı; yapılması gereken de buydu. Biz bu nedenle, özellikle bunun millî bir mesele olmadığı ve gerçekten, halkın çıkarları için bu konu açıklığa kavuşturulmadan; vicdani, ahlaki, kamusal değerler yeniden ihya edilmeden bir sonuca ulaşılamayacağı düşüncesiyle suç duyurusunda bulunduk bu yetkililer hakkında ve araştırılmasını istedik, Meclise de sevk edilerek bir komisyon kurulması talebinde bulunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamamlıyorum, son cümlem.

Ancak, şu anda, talebimizi 3 savcı birbirine gönderdikten sonra -herhâlde bir yer bulunmaya çalışılıyor- “Kayıt numarasını haftaya alırsınız.” denilerek… Başvurumuz o noktadadır, bunu da Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum.

Ucu kime dokunuyorsa dokunsun, aslında hepimiz bunun içerisindeyiz. Gerçekten, herkesle ilgili olan iddiaların -“iddia” diyorum bakın- başka yerlerde mevzu olmaması için bu ülkede savcıların ciddiye alması ve onlar tarafından soruşturulması gerekir ki Türkiye daha şeffaf bir ülke olsun.

Teşekkür ederim anlayışınız için.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmalar devam ediyor.

Şimdi söz sırası Ankara Milletvekilimiz Sayın Zühal Topcu’ya aittir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Topcu, süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının 2018 yılı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuya girmeden önce, Cumhuriyet Halk Partisinden bir vekil arkadaşımızın buraya geldiğinde, özellikle ÖYP’lilerle ilgili yaptığı talihsiz bir açıklamadan da bahsetmek istiyorum. Gerçekten hiç hoş olmadı o açıklama. Özellikle, ergenlik dönemi dürtüleriyle sanki bir ifade vardı burada. İnanın, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak hiçbir zaman popülist bakmadık olaylara, hiçbir zaman hamasi kelimelerle herhangi bir şeyi gündeme getirmedik biz burada ve hiçbir zaman da şova dönüştürmedik, onu belirtmek istiyorum. Bu ifadeler ortak çalışma kültürü ve ahlakına uygun değildir. Millî Eğitim Komisyonunda o arkadaşımızla ve daha başka diğer arkadaşlarımızla çalışıyoruz, eğer bir problem varsa sahiplenilmesi boyutunda, ona çözüm üretilmesi boyutunda çalışmalarımız herkese açık zaten, herkes de biliyor. Bunların, bu gibi problemlerin şova dönüştürülmeden… Özellikle sanal ortamlarda, klavye delikanlılığı davranışıyla problemlerin hiçbirine çözüm üretilmez. Eğer üretmek istiyorsanız doğru yerde, doğru zamanda doğru kişilerle irtibat kurularak bu işlerin, bu problemlerin çözülmesi gerekiyor ki biz de Sayın Bakanla, Sayın Müsteşarla ve diğer ilgili arkadaşlarla bu problemleri çözmek için zaten irtibatlı olarak da çalışmaktayız, onu da belirtmek istiyorum.

Evet, şimdi olaya bakıldığında, gerçekten konuya geldiğimizde, yıl 2002, Erkan Mumcu Bakan olduğunda “Eğitimi sil baştan değiştiriyoruz.” diyor. Yıl 2003, Hüseyin Çelik “Önceki sistem problemli, sistemi değiştiriyoruz.” diyor. Yıl 2009, Nimet Çubukçu “Eğitim çok önemli, eski sistemi değiştiriyoruz.” diyor. Yıl 2011 Ömer Dinçer “Böyle sistem olmaz. Sistemi değiştiriyoruz.” diyor. Yıl 2013, Nabi Avcı -biraz önce Hocam buradaydı- “Sistem çok sıkıntılı. Değiştiriyoruz.” diyor ve yıl 2016, Sayın İsmet Yılmaz “Böyle sistem mi olur? Sistemde köklü değişiklik yapıyoruz.” şeklinde ifadeleri var. Ben buradan sormak istiyorum, “sistem” derken siz neyi anlıyorsunuz, biz neyi anlıyoruz? Gerçekten, önce “sistem”i kavramanız lazım yani bu “sistem, sistem” dediğiniz nelerden oluşuyor acaba? Peki, bu yaptığınız çok önemli sistem değişikliğiyle hangi problemi çözdünüz, neler elde ettiniz? Biz de bunları sormak istiyoruz aslında. PISA sonuçlarında daha iyi şeyler mi elde ettiniz, öğretmen memnuniyeti mi arttı, atanamayan öğretmenlerin sorunları mı çözüldü, okullarda şiddet ve mobbing mi bitirildi ve daha birçok problemler? Şimdi, bakıldığında, gerçekten, her gelen böyle bir şeyle geliyor, hani hemen suçluyu buluyoruz, sistem suçlu ve onu da çözüyoruz ama sonuçta kocaman bir sıfır var.

Hakkınızı inkâr etmiyoruz. Tamam, bütçeden ayrılan pay arttı. Çok fazla okul yapıldı. Sınıflardaki öğrenci sayısı düşürüldü. Öğretmen de atandı. Ama bunlar gerçekten bir ülkenin geleceğinin yetiştirilmesi için yeterli mi? Ha, on beş yılda nicel olarak yapılan bir sürü bu çalışmalara karşı görüyoruz ki nitelikte arzulanan hedeflere ulaşılmamış. O zaman demek ki bir sorun var.

Şunu unutmayın ki reformlar her zaman verilere dayalı yapılır. Elinizde veri mi yok? Ben olduğuna inanıyorum, bütün veriler de var. Acaba, bunları yaparken bu verileri neden dikkate almadınız? Ve şu andaki verilerimiz ihtiyaçlarla uyuşmuyor. Bu eleştirilerimizde amacımız hiçbir zaman iktidar partisini veya Millî Eğitim Bakanlığını yıpratmak değil; bu eleştirilerimizdeki amaç, acaba bundan sonra yapılacak işlerde, atılacak adımlarda bunlar daha dikkatli, kullanılan kelimeler daha dikkatli seçilir mi ve icraatlar verilere dayalı olarak mı yapılır. Onun için biz buradan uyarımızı yapıyoruz. Bizim kültürümüzde de istişare var. Bu istişarenin yeri de bu yüce Meclis ve komisyonlar. Onun için burada gerçekten uyarıların dikkate alınması gerekiyor.

Evet, dedik ki: “Eğer bir değişiklik yapmak istiyorsanız öğretmen, öğretmen ve öğretmen… Öğretmenlerden başlamanız lazım.” Ama öğretmenlere baktığımızda üç aşamadan alıyoruz ki bir, öğretmenlerin yetiştirilmesi var; ikincisi öğretmenlerin seçilmesi ve atanması, daha sonra hakları yani özlük hakları ve bunların devam ettirilmesi. Ama görüyoruz ki hepsinin de sorunlu alanlar olduğunu buradan ben sizlerle paylaşmak istiyorum.

Evet, şu anda öğretmenin yetiştirilmesine geldiğimizde gerçekten hani gururla ifade ettiğiniz neredeyse 200’e yaklaşan üniversiteler var. Tamam, “Fırsat eşitliğini sağladık.” diyorsunuz, kabul. Bütün illere birden fazla üniversite de götürüldü ama hocalara baktığımızda hoca eksikliği hâlâ sürüyor. Peki, üniversiteden öğrenciyi mezun ettikten sonra ne yapıyoruz o çocuklara? Şu anda yalnızca eğitim fakültelerinden öğretmen olarak mezun olanların sayısı 400 bini geçti. Diğerlerini bilmiyorum. İktisattan, mühendislikten, diğer alanlardan bir o kadar da açıkta, iş bulamayan gençlerimiz var.

Şimdi, üniversiteyi açıyorsunuz ama o kadar parçalar birbirinden kopuk ki ondan sonra çocukların hepsi işsiz kalıyor. Yani ha, bu çocuklara iş bulmak zorunda mıyız? Evet, sosyal devlet olarak iş alanları yaratmak zorundasınız. Acaba üniversiteleri açarken bölümlerde revizyona gittiniz mi? Bilmem, alan değiştirmelerde yetenek alanlarına göre, yetenek çeşitlendirmelerine göre alanlar belirlendi mi? Hâlâ kırk yıl öncesinin alanları mı veya fakülteleri mi hizmet veriyor? Herhangi bir değişiklik ihtiyacı hissettiniz mi? Tekrar ediyoruz. Üniversiteleri açtınız. Ama hâlâ uluslararası boyutta Dünya Ekonomik Forumunun, OECD’nin yaptığı bir sürü çalışma var. Artık bütün dünyada gelecekte istenen, aranan, işlerin aradığı yetenekler arasında neler var? Farklı özellikler var. Bir tanesi, iletişim becerileri, liderlik; bir diğeri de teknolojinin kullanılması. Bir taraftan bakıyoruz, FATİH Projesi’ni getiriyorsunuz -bilmem işte, kaç milyon öğrenci var- şu anda 7-8 milyon öğrenci varken 1 milyonuna, 1 küsur milyonuna tablet dağıtılıyor ama -özellikle belirtmek istiyorum- bilgisayar derslerine, teknoloji derslerine gereken önemi vermiyorsunuz. O bölümlerde, öğretmen yetiştiren bilgisayar öğretmenliği bölümlerinde azaltmaya gittiniz. Bunlar tenakuzdur, bunlar çelişkidir, bunların bir an önce çözülmesi gerekmektedir.

Evet, öğretmenlerin yetiştirilmesinden sonra öğretmenliğe geçişe baktığımızda öğretmenliğe geçiş de sorunlu, sınav özellikle sorunlu. Bakın, sözlü sınav yapıyorsunuz. Baştan şöyle söyleyelim: Öğretmenin ücretlisi ve sözleşmelisi olmaz, asla kabul etmiyoruz. Öğretmenin ayaklarının yere sağlam basması lazım. Öğretmen o okula, o sınıfa bütün bu zorlu şartlara rağmen ait hissediyor ama gerçekten bu aidiyetinin yükselmesi gerekir. Öğretmenleri sözleşmeli alıyorsunuz ama sınavdaki sorular sorunlu. Sorular, yapılan torpil özellikle bize geliyor, sürekli şikâyet var. Bunu daha farklı hâle getirin, lütfen torpili ortadan kaldırın; insanların, adayların kafalarındaki soru işaretini kaldırın lütfen. Yani bunların, sınavların objektif verilerle yapılması gerekiyor. Bir öğretmen adayının referans aramaması lazım; kendi bilgisine, kendi yeteneklerine güvenerek sınava girmesi lazım ama o hâle getirildi ki herkes sınava girmeden önce biliyor ki referanssız olmuyor. 90 puanla, 80 puanla referans olmadan puan alınamıyor sözlüde, 50 puanı verip düşürüyorlar puanını. Bunlar gerçekten ülkemizin geleceği açısından haksızlık diye düşünüyoruz, o çocuklara yazık diye düşünüyoruz.

Ücretli öğretmenliğe gelince de madem ücretli öğretmenlik hâlâ uygulanıyor, onların da ne yapılması lazım, ataması gerekiyor, o öğretmenlerin de atamasının yapılması lazım. Ona göre yeni bir programla, öğretmenlik sisteminin, Millî Eğitim Bakanlığındaki öğretmen sayılarının, istihdamının yeni bir planlama çerçevesinde tekrar işletilmesi gerekmektedir.

Maarif müfettişleri, geçen haftalarda sınavlarını yaptınız ama ondan daha önce Millî Eğitim Komisyonunda görüşürken özellikle tartışma konusu olmuştu, 1.700 küsurdu ve görüldü ki hâlen atanmadı ve yine hâlâ görüyoruz ki torpillerin çakıştığına, çatıştığına bu sınavlarda şahitlik ediyoruz, onu da söyleyelim. Lütfen, hatalardan ders alarak gidilmez ama bu hatalardan ders almamız lazım. Onun için tekrar bu hataların neye mal olduğunu biliyoruz. Bir gruba verilen veya bazı kimselere verilen imtiyazların başımıza hep birlikte neler getirdiğini bildiğimiz için lütfen bunları yapmayalım.

Yine, yeni bir ifade var, uygulamaya geçilecek mi konuşuluyor; performans değerlendirme olarak bakıldığında daha önce denendi, ben buradan tekrar bildirmek istiyorum: Pilot olarak bu çalışmalar yapıldı ama eğitim sistemi daha tam oturmadığı için aksaklıkları oldu. Buradan diyoruz ki bu performans değerlendirme sisteminin tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Evet, üniversitelere geldiğimizde, özellikle benden önceki arkadaşlarımızca ve bütün parti gruplarından da bahsedildi. Şu anda en önemli sorunlardan bir tanesi hoca sayısı, hoca kalitesi ve diğeri de yetiştirilen öğrencilere laboratuvarıyla ve gerçekten bütün aşamaları geçmiş, en üst kademeye çıkmış, profesörlük veya daha farklı unvanlardaki hocalardan da ders alabilme imkânının sunulması. Ama bakıyoruz, yalnızca misafir veya işte görevlendirmeyle gelen hocaların CV’leriyle bölümlerin açıldığını biliyoruz. Öğretim elemanlarının üyelerinin yetersiz olduğunu buradan söyleyebiliriz. Fakat, bu kadar açığa rağmen bu kadar ihtiyaca rağmen şu anda en önemli problemlerden bir tanesi ÖYP sorunu.

Evet, biz bu çocukları aldık. Sayıları ne olursa olsun, işte 14 bin deniliyor, 15 bin deniliyor, 7 bin, 8 bin; hiç ilgilendirmiyor. Biri bile, ÖYP’den mağdur olan 1 öğrencimiz, 1 asistanımız da olsa biz diyoruz ki: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” düsturundan hareketle o 1 kişinin bile mağdur edilmemesi lazım. Onların hayalleri vardı, o hayalleri ÖYP’ye girerek gerçekleştirmeye çalışıyorlardı; onların umutları vardı, bütün düzenlerini, aile yapılarını ona göre kurmaya çalıştılar ve kurdular da ama sonra ani bir kararla denildi ki: “Biz ÖYP’yi kaldırdık, iptal ettik. Doktoralarınız bitince sizleri atıyoruz.” Böyle bir şey olmaz. Daha sonra, üniversite rektörlerinin inisiyatifine bırakıldı. Bakın, bir insanın umuduyla oynanmaz. Bunların hepsini nasıl... Özellikle YÖK’e diyoruz ki: Lütfen, bu çocuklar hangi umutlarla alındıysa aynı şekilde tekrar atamalarının yapılması lazım. Eğer başarısızsa, eğer suçluysa tabii ki onların ayıklanması gerekiyor ama bu çocukların geleceklerinin muallakta bırakılmaması gerekmektedir. Buradan diyoruz ki: Bu kararınızın, üniversite rektörlerine bırakılan bu kararın tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Burada bir de Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ın bir ifadesini de hatırlatmak istiyorum, üzerinde yorum yapmayacağım. “Fakülteler açılırken sanki üzerinde yeterince düşünülmemiş.” gibi bir ifade kullanıldı. Ben de onun yorumunu size bırakıyorum. Onun için diyoruz ki: Bir şey yapmadan önce araştırın, planlayın, uygulayın ve değerlendirin. Annem şunu der: “Gırtlak kırk boğum, her gelen lafı hemen pat diye atmayın.” Düşünün, ne olacaktır? Sonunu, önünü, arkasını -tam Anadolu ifadesiyle- düşünerek hareket edilmesi gerekmektedir.

Evet, şu anda, yine en önemli problemlerimizden bir tanesi hem TEOG sınavı hem de TYT (Temel Yeterlilik Testi) olarak, üniversiteye giriş sınavı olarak verilen sınavlar. Evet, göç yolda düzülür mantığıyla hiçbir zaman iş yapılmaz. Bunu biliyorsunuz aslında ama görüyoruz ki plansız ve programsız yapılan işler her zaman karın ağrıtıyor, onu bildirmek istiyoruz.

Bakın, bu ülkenin insanları zengin değil, tek umutları ve bırakacakları tek miras çocukları, çocuklarına sağlayabilecekleri iyi bir eğitim ama bakıyoruz ki bu eğitimle de sürekli oynanıyor. Sayın Bakan geçen salı günü -teşekkür ediyoruz kendisine- Millî Eğitim Komisyonu üyelerine bir brifing verdirdi ve orada, kendisi Van’a gittiğinde bir annenin çocuğu için, bir başka okula transfer edilebilmesi için kendisinden yardım istediğini belirtti. Şimdi “Neden?” diye sorunca daha kaliteli olduğuna yönelik olarak… Annenin kafasındaki istifham o, o okul daha kaliteli şeklinde. Şimdi, o annenin ifadeleriyle baktığımızda, o, daha kaliteli olarak neyi düşünüyordu? Keşke vatandaşlara sorsaydınız, keşke ailelere sorsaydınız, “kaliteli” derken neyi istiyorsunuz? Yani bu kararları alırken onlara sorarsanız “kaliteli” kavramında neden bu kadar ısrar ediyorlar çocuklarının daha iyi bir eğitim almasında, belki daha net olur.

Şimdi, ortaokul 8’inci sınıflarında öğrenim gören 1 milyon 192 bin öğrenci var, bunların yalnızca 110 bini sınavla yerleştirilecek. Peki, siz zannediyor musunuz ki yalnızca 110 bini sınava girecek. Bakın, bunların tamamına yakını neredeyse sınava girecek. Bir umuttur, ya kazanırsa. O kaliteli okulları veya nitelikli okulları, başarıda üst sırada olan okulları ya kazanırsa umudu var ya, birçoğu o sınava çocuklarını sokacak ve birçoğunda da aynı hüsran. Onun için diyoruz ki biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak: Gelin, bu sınavları kaldıralım ama kaldırırken de gerçekten altına sağlam, ayakları yere basan bir sistemin kademeli olarak da oturtulması gerekiyor. Bunları da belirtmek istiyoruz.

PISA sonuçlarını söylemek istemiyorum, zaten burada sizin yaptığınız, işte “ABİDE” olarak da ifade edilen Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi’nde de sonuçların paralel çıktığını biliyoruz ve OECD’nin son açıklamalarında, Ortaklaşa Problem Çözme Testi’ne baktığımızda da yine bizim öğrencilerimizin son sıraları aldığı ve ortak çalışma kültürlerinin olmadığını da buradan belirtebiliriz, onu da belirtelim.

“Değerler eğitimi” dedik ama gördük ki değerlerimiz ayaklar altında. Çocuklara değerler eğitimini verirken yaşattırmak lazım, hissettirmek lazım, model olmak lazım. Bunun için diyoruz ki bunun mutlaka uygulanması lazım. Model olarak, en başta okullarımızdan, dışarıdan, aileden, hep birlikte bir takım kültürüyle olması lazım.

Ve gördük ki geçen hafta bir öğretmenimiz şiddet sonucunda, evet, görev şehidi olarak Hakk’a yürüdü ve buradan baktığımızda TÜRK EĞİTİM SEN’in yaptığı ankette de gerçekten okul şiddetinin ve şiddete maruz kalan öğretmenlerin sayısal oranının yüzde 45’e yükseldiğini paylaşmak istiyoruz. Bunlarda sözlü şiddet var, psikolojik şiddet var ve cinsel şiddete bile maruz kalan öğretmenlerimizin olduğunu biliyoruz.

Buradan şunu da söyleyelim: O öğretmenlerimizin büyük çoğunluğu, yüzde 90’a yakını öğrencilerinden şikâyetçi olmuyor. İşte, beraber bu yükü omuzlayan öğretmenler, böyle öğretmenler. Onları da buradan saygıyla anmak istiyorum. Öğretmenlerimize ne yapılsa az, onları da belirtmek istiyorum.

Onun için, o gün toplantıda da özellikle vurguladığımız değerler eğitiminin bir an önce uygulamaya geçirilmesi ama bunun direkt değerler eğitimi şeklinden çıkarılıp içselleştirilerek, programlar içerisine yedirilerek yapılması gerekmektedir. Bunu da buradan özellikle belirtiyoruz.

Ve 2018 yılı bütçesinin de inşallah hayırlara vesile olmasıyla saygılarımızı sunuyoruz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Şimdi, söz sırası, Erzurum Milletvekilimiz Sayın Kamil Aydın’a aittir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Aydın, süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığımızın, üniversitelerimizin, ÖSYM ve YÖK’ün bütçeleriyle ilgili, partim Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, evrensel beyannamelerden felsefi doktrinlere, felsefi doktrinlerden ilahi metinlere kadar yaratılanların en şereflisi insanın tekâmülünde olmazsa olmaz en önemli hak ve vasıta eğitimdir. Dolayısıyla “Öğrenmenin yaşı yoktur.” “Beşikten mezara kadar veya yaşam boyu öğrenme.” “Hiç bilen ile bilmeyen bir olur mu?” “İlim, Çin’de de olsa alınız.” “Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olmak.” gibi vecizleşen öğretilerde de ifade edildiği gibi, beşerî kalkınmanın temelinde doğru ve sağlıklı bilginin elde edilmesini sağlayan eğitim yatmaktadır.

Dünyanın gelişmiş birçok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de kısaca “okul öncesi” “ilköğretim” “ortaöğretim” ve “yükseköğrenim” olarak alt başlıklara ayrılan eğitim ve öğretim faaliyetlerini bir bütün olarak ele alıp uzun vadeli programlar yapmak zorundayız. Dahası, aralarında sıkı sıkıya ve yakından bir ilişki olması hasebiyle herhangi bir öncelik ya da sonralık söz konusu yapmamamız gerekir.

Sayın milletvekilleri, güçlü ve kalıcı devletlerin temellerinde güçlü millet yapılanmasının olduğuna tanıklık ettik, etmekteyiz hâlâ. O zaman 2071 gibi yaklaşık yarım asırlık bir vizyon ve misyon söz konusu ise kalkınmayı sadece ticari ve teknolojik boyutlu düşünmek yerine, bu kalkınmayı sağlayacak yetenekli genç insan kaynağını yetiştirecek yüksek ülkü ve ideallerin yani kültürel değerlerin üretilmesi de vazgeçilmezimiz olmalıdır.

Türk devlet sürecinde yükselme ve kalkınmanın öne çıktığı dönemlerine bakıldığında, bu yüksek ilke ve ülkülerin benimsenip hayata geçirildiğine tanıklık etmekteyiz. Yakın tarihimiz bunun en büyük kanıtıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk milletinin yüksek değer ve ilkelerine olan gönülden bağlılığı olmasaydı, maalesef ne istiklal olurdu ne cumhuriyet kurulur ne de akabinde bizleri uluslararası rekabete taşıyacak muasırlaşmadan söz edilebilirdi. Bu anlamda, bugün Çin’e, Japonya’ya veya Almanya’ya baktığımızda, onların sağladıkları kalkınmayı sadece bilim ve teknolojiden kaynaklı yorumlamak eksik kalır.

O zaman, Türk millî eğitiminin temelde zengin tarihî geçmişinden örneklerinin sıkça görüldüğü gibi, öncelikli olarak temel millî değerlere bağlı, evrenseli arama ve geliştirme hedef alınmalıdır çünkü eşyanın tabiatı gereği kendini bilmeden, tanımadan, tanımlamadan bir başkasını bilmek, tanımak ve tanımlamak imkânsızdır. Dolayısıyla siyasetten arınmış, ülkenin ortak millî değerler etrafında yoğunlaşmış ve insanlığın ortak malı ve mirası olan bilgi ve bilimin arayışı, üretimi ve sağlanması esas alınmalıdır. Bunun da kalıcı ve başarılı olması, bu yüksek amaca matuf sistematik program ve müfredatlar hazırlama, uygulama ve olası aksayan yönleri ise olabildiğince sekteye uğratmadan ilgili tadilatlar yapılarak süreklilik kazandırmaya bağlıdır.

Genç cumhuriyetimizin birçok alanda olduğu gibi, bugüne kadar eğitim noktasında da -emeği geçenlerden Allah razı olsun- büyük atılımlar yaptığına biz tanıklık etmekteyiz.

Evet, şimdiye kadarki birçok konuşmacı arkadaşlar, gerçekten, somut birtakım gelişmelere değindiler; bunu inkâr etmek, insanın kendini inkâr etmesi anlamına gelir. Evet, somut olarak, gerçekten, nicelik olarak çok büyük atılımlara tanıklık ettik. Neydi bunlar? Belki hep birlikte destek olduk, evet, kulağa hoş gelen şeylerdi. Üniversite sayılarımız arttı, bunlara bağlı olarak fakülte sayılarımız arttı ve bu fakültelerdeki bölümlerin sayısı arttı. Bununla da kalınmadı, öte yandan, baktığımızda, ilk, ortaöğretim, okul öncesi eğitim ve bütün bu okullaşma süreçlerinde, evet, nicelik olarak bir kalkınma modelinin uygulandığını görmekteyiz.

Evet, o zaman, bütün bunlara rağmen, acaba, niceliğin niteliğe yansıması noktasında çok doğal bir sebep-sonuç ilişkisi beklentimizi ifade etmek adına neden bazı aksaklıklara tanıklık ettik? Çünkü, biliyorsunuz ki eğitimi bir organik bütünlük içerisinde ele alıp incelediğimizde, gerçekten, birkaç hususta birtakım sıkıntılardan şikâyetçi olduğumuzu çok açık bir şekilde görmekteyiz.

Evet, bütçemiz çok büyük, Bakanlığın bütçesi diğerleriyle kıyaslandığında büyük bir bütçe. E, hizmet ettiği alan da çok büyük; çok genç nüfusa sahibiz, dinamik bir nüfusa sahibiz ama bu bütçenin, malumunuz, biliyorsunuz, hemen hemen neredeyse beşte 4’üne yakın bir oranı özellikle personel giderlerine ve SGK’ye ödenti olarak gitmektedir. Dolayısıyla, yeni yatırımlara ya da idealize ettiğimiz yeni programlara kaynak ayırma noktasında biraz sıkıntılarımız var Sayın Bakanım. Nedir bunlar? Evet, bir öngörümüz var, bir hedefimiz var eğitimde, ikili eğitimi kaldırmak. Bu, gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devleti adına, Türk gençliği adına çok önemli bir karar ama bunun maliyetine baktığımız zaman, bir öğretim masrafı çıkmaktadır gerek öğretmen ihtiyacı ve gerekse derslik, okul ihtiyacı olarak. E mademki böyle bir ihtiyaç profilimiz de var, o zaman bu bütçenin biraz daha büyütülüp özellikle yatırım ağırlıklı bir yönelime gidilmesi daha yerinde olur kanaatindeyim. Yani, işte, o zaman öğrenci başına harcadığımız rakam daha da yükselir. Evet, bugün de azımsanmayacak bir oranda öğrenci-sınıf sayısal ilişkisi bir düzelme trendi içerisinde ama daha ideal bir noktaya çok rahat bir şekilde ulaşır. Neydi bu? Hani, 20 ile 30 arası rakamlarda gelip gidiyoruz; bunun yerine, tam tersine 20’nin altına çekebilme hedefimiz olursa o zaman OECD’yi değil, Batı’daki diğer kalkınmış ülkelerdeki standardı da yakalamış oluruz.

Bütün bunlara rağmen, saygıdeğer milletvekilleri, yine de, evet, artan bir okul öncesi eğitim sayımız, ilköğretim, ortaöğretim sayımız, üniversitelileşme oranımız var ama yine de, baktığımızda, bölgesel farklılıkların, bu oranları çok farklı ifade ettiklerini görmekteyiz.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim eğitim için parti programlarımıza ve seçim beyannamelerimize koyduğumuz çok veciz bir sözümüz, bir ifademiz var. Amacımız şu olmalı: Eğitim politikalarımızın temelinde yüksek medeniyet perspektifine dayanmak bulunmaktadır. Yani, gerçekten, eğer bu yüksek medeniyet perspektifini yakalamak gibi bir düşüncemiz varsa biz bölgeler arası, hatta aynı şehir içerisinde ilçeler arası bu uçurumun giderilmesi için elimizden geleni yapmalıyız.

Bunun her eğitimcinin çok rahat bir şekilde ifade edebileceği çok temel bir formülü var, bu nedir: Efendim, eğitim girdilerinde eşitlikçi davranıp eğitim çıktılarındaysa adil bir ölçme değerlendirmeye tabi tutmaktır. Nedir bu eğitim girdilerinde eşitlikçi davranmak? Yani her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, her Türk evladının aynı eğitim mekânlarından, imkânlarından, donanımından, teçhizatından, öğretmeninden faydalanma imkânını sağlamaktır. Bu imkânı sağlar, bu müfredatı eşit bir şekilde uygular ve eğitim çıktısı olarak da bu sefer, adil bir sınavla, adil bir değerlendirmeyle -adına “sınav” demek zorunda da değiliz- bunların okul öncesinden ilköğretime, ilköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden de yükseköğretime çok rahat bir şekilde transferlerini sağlayabiliriz.

Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz. Şu ana kadar birçok konuşmacı, kanayan yara olarak ifade etti, değindi, gerçekten, öğretmenlerimiz bir harf öğretenlerimiz değil, çok harf öğretenlerimiz. Dolayısıyla, gerçekten, onları retorikten uzak tutarak hak ettikleri birtakım iyileştirmeleri yapmamız gerekir, aralarındaki statü farklılıklarının giderilmesi gerekir.

400 bin evladımız gerçekten bu umutla beklemektedir. Bunu, sakın ola ki bizden önceki birkaç konuşmacı… Hakikaten, ben biraz talihsiz buluyorum, böyle mukayese edilmemeli. “Evet, 400 bin bekleyenimiz var ama biz cumhuriyet tarihinde en çok öğretmen atadık.” ya da “Bugüne kadar atanan öğretmenlerin üçte 2’si bizim dönemimizde oldu.” Sayın Bakanım, bu bizi bir yere götürmez. Bu millet bizden hizmet bekliyor, hepimizden. Bizler de gerekli desteği yapalım. Bu 400 bin kendiliğinden çıkmadı. Bakın, üniversitelileşme güzel bir projeydi belki, Her İle Bir Üniversite doğru projeydi ama altyapısı doldurulmadan, temelleri sağlam birtakım zeminlere oturtulmadan yanlış adımlar atıldı.

Size somut bir örnek vereceğim: Sayın YÖK Başkanım buradalar ve bunu mütemadiyen kendi aramızda da zaman zaman konuşuyoruz. Neydi bu: Bakın, bu çocukların öğretmenlik dışında hiçbir umudunu bırakmadık. Niye? Çok sistematik, gerçekten, üniversitelileşmede istihdam odaklı bir üniversitelileşmeyi inşallah bundan sonra yaparız, geç kalmış değiliz, istihdam odaklı bir üniversitelileşmeyi, fakülteleşmeyi ve bölümleşmeyi ön plana çıkarırsak inanın, bu 400 binler eriyecek.

Bakın, çünkü bu çocukların… Nedir: Matruşka bebek gibi biz üniversite açtık ama üniversiteleri, o açtığımız ilin sosyokültürel yapısına, kalkınma modeline, katma değerine uygun bir altyapıyı dikkate alarak açmadık ki. İnanın, kopya kâğıdı araya koyduk. Her üniversiteye bakın, Allah aşkına, standart, aynı fakülteler var, standart aynı bölümler var, artık ezberledik biz. Fen, edebiyat, işletme, mühendislik, ilahiyat; fen, edebiyat, işletme, mühendislik, ilahiyat. Son zamanlarda buna, bu kervana hukuk fakülteleri de katıldı ve maalesef bizi artık bir tehlike daha bekliyor. 400 bin öğretmen olma umudu olanlar değil, bunlara bir de avukat olma umudu olanlar ilave edilecek. Bu mesleklerin niceliklerini artırarak niteliklerinden sanki taviz veriyormuşuz gibi geliyor. O zaman ne yapalım? Buna bir de teknik üniversiteler kervanını kattık.

Şimdi, isim vermeyeceğim ama iki üniversite, birinin adı “teknik” birinin adı normal üniversite. İnanın, bölümler aynı: Fen, edebiyat, işletme, mühendislik. Şimdi, birinin adı “teknik”, bir tek mühendislik var; o, normal olarak var zaten. Şimdi, böyle yaptık biz, bu çocukları biz yığdık o öğretmenlik umutlarıyla beklenen kapılara. Daha sonra öğretmen olma umudunu da yitirenler hatta polisliklere müracaat ettiler, astsubaylıklara, uzman çavuşluklara müracaat ettiler.

Tabii ki, bunların hepsi şerefli meslektir, hepsinin temelinde vatana, millete hizmet yatmaktadır, biz küçümsemiyoruz ama ne olur istihdam odaklı artık bundan sonra…

Sayın YÖK Başkanımız sanıyorum bu tür eleştirileri programına aldı, biliyorum, inşallah bundan sonra en azından hem bir taraftan bu 400 bini eritme formüllerini geliştireceğiz inşallah hem de yeni bir istihdam odaklı… Özellikle bunu vakıf üniversiteleri çok iyi yapıyor, doğrudan da koyuyorlar misyonlarına ve vizyonlarına. Biz de bundan sonra devlet üniversitelerinde aynı şeyi yapalım.

Hâlihazırdaki üniversitelerimizin sayısı arttı ama öğretim üyesi sıkıntımız var. Buna bir de 15 Temmuz hain kalkışmasını ilave ettiğimizde gerçekten yaralarımız fazla, gediğimiz çok fazla, bunların kapatılması lazım. Ama bunu kapatmanın en önemli ayağı, Sayın YÖK Başkanım, değerli bürokratlar, Sayın Bakanım; bakın, inanın muasırlaşmaksa eğer, biraz önce söyledim, Milliyetçi Hareket Partisinin yüksek medeniyet eğitim perspektifi var. Bunun yolu, evet, evrenseli yakalamaktan geçer. Ne olur, yurt dışına lisans üstü eğitim için öğretim elemanı, ister YÖK üzerinden ister TÜBİTAK üzerinden ister üniversitelere kendilerine ayrılmış -geçmişte olduğu gibi- kadrolar tahsis edilerek, gönderilsin. Gönderilsin ki çünkü yaşam boyu bir süreçten bahsediyoruz, ilim. İlim mademki bizim öğretimizde de var, Çin’deyse gidip alalım ve almaya devam edelim. Bakın, biz bu sayıları bugünlerde biraz sanki tuttuk, belki tedbiren yaptınız, bir şey demiyorum ama ne olur bunu bir an önce tekrar uygulamaya koyup sayıları artırarak yurt dışında, özellikle gelişmiş üniversitelerde lisans üstü eğitimi özendirelim, bu çocukları gönderelim.

Bunun bir katkısı da şudur: Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemizin tanıtımına, kültürümüzün, değerlerimizin tanıtımına çok büyük katkısı oluyor. Yani Allah aşkına, bir Aziz Sancar prototipini düşünebilir misiniz? Bir Halil İnalcık prototipimiz var, değil mi? İşte, bu, o kuşağın gidip de bizi oraya taşımasıyla ülkemizin Tanıtma Fonu’ndan milyonlarca dolar harcayıp da yapamayacağımız mesafeleri katettiler. Bunu da lütfen geliştirmek noktasında ilgilerinize sunuyorum.

ÖSYM, evet, çok büyük skandallara tanıklık etti; maalesef o hain yapının nasıl çöreklenip hangi usulsüzlükleri, hangi kopyalamaları, hangi şaibeli işleri yaptığını hepimiz sizlerin sunduğu bilgiler dâhilinde öğrendik. Hatta en son geçen sene bir LYS sınavında 7.084 öğrencimizin de değerlendirilmesinde bir hataya tanıklık ettik. Artık bir an önce ÖSYM’nin de toparlanıp kendi iç dinamiklerini harekete geçirip işi ehline vererek…

Bakın, bütün bu saydıklarımızın temelinde esas olan bir şey var: Ehliyet ve liyakat. Efendim, ehliyet nedir? Uzmanlıktır. Liyakat de kabiliyettir. Kabiliyetli ve gerçekten yetenekli insanlara artık bu kurumlarda biraz ön açıcı olalım. Çok kötü tecrübelerimiz oldu geçmişte.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Liyakati kaldıralım!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – İmam hatipleri ne yapacağız Hocam?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Biz, CHP olarak, en başından beri “liyakat” diyoruz zaten.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Bir diğer husus, bakın, biraz önce, benden önceki konuşmacımız çok net bir şekilde ifade etti. Yeni yaralar açmayalım, ne olur. Bakın, yüz elli yıllık “maarif müfettişliği” diye bir kurumumuz vardı. Hakikaten hepimizin yakın akrabalarında, eşinde dostunda mutlaka örnekleri vardır. Onlar kimdi, biliyor musunuz? Onlar eğitim emekçileriydi, onlar tahta valizle ilçe ilçe dolaşan, okul okul gezen, eğitimin de en ilk kademesinden başlayan bir gruptu. Yani bunlar ilkokul öğretmenliğiyle başladılar, okul müdür yardımcılığı, müdürlük yaptılar, daha sonra millî eğitim müdür muavinliği belki yaptılar, belki yapmadılar ve müfettiş oldular. 5 binin üzerinde bir sayı.

Allah aşkına, biz, şimdi, camia olarak, “Millî Eğitim Bakanlığı” deyince 18 milyon bir öğrenci kitlesinden, 1 milyon 100 binin üzerinde bir çalışandan ve 70 binin üzerinde kurumdan bahsediyoruz. Şimdi, bunların teftişi, kontrolü, değerlendirilmesi, 5 bin olan rakamla dahi yapılamayacak bir şeydi. Biz, bunu tuttuk, efendim, birilerini memnun etme adına -şimdi onların da kim olduğunu ifade edeceğim- ne yaptık? 2 bine indirdik, diğerlerini lağvettik. Onları sınava tabi tuttuk, 2 bin kişi kazandı, yetmedi, bunlara “mülakat” dedik, 400 küsur tane -500 diyelim- alındı, diğerleri bekliyor.

Allah aşkına, şimdi, Sayın Bakanım, ne olur kurumlarımızı ehil olmayan insanlara teslim etmeyelim, şu yandaş sendikayı uzak tutalım. Buradan açıkça söylüyorum. Sendika bu kurumlarda karar alıcı noktada olmasın. Elbette ki tavsiyelerde bulunsun, elbette ki önerilerini sunsun, tecrübelerini aktarsın ama atama noktasında, karar alma noktasında en ufak bir faaliyetlerine müsaade etmeyin çünkü bir sürü insanımız rencide olmaktadır.

Şimdi, bir taraftan, gerçekten “millî ve yerli” bir iddiamız var ama öte yandan bize gelen bir sürü dilekçe, bir sürü şikâyet var. Gerek okul yöneticisi olarak gerek müfettiş olarak, yani “Bizim bu mesleğe mugayir, bu mesleği yapamayacağımıza dair hangi özelliğimiz vardı ki biz buraya layık görülmedik, bize bu tür görevler verilmedi.” Bu tür söylentilere, inanın, cevap vermekte zorlanıyoruz. Onun için, gerçekten, üniversitelerden ve Millî Eğitime bağlı kurumlardan sendikaların elini çekmesi lazım, muhatap alınmaması lazım. Esasımız bellidir, liyakattir ve ehliyettir.

Şimdi, gerçekten yapılan güzel şeyler adına biz teşekkürlerimizi, düşüncelerimizi ifade ettik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – Komisyonlarda da bunu kendi aramızda…

Efendim, lütfederseniz bir dakika…

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere bir dakika ek süre veriyorum Sayın Aydın.

Buyurun.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Şimdi, fiziki şartlarımız güzelleşiyor, iyi oluyor. İyiye “iyi” demek insanlık görevimiz.

Şimdi, engelli öğrencilerimiz var, öğretmen oldular bu çocuklar. Gerçekten, Allah korusun, hepimiz potansiyel engelliyiz, malumunuz. Bunların çalışma şartları noktasında gerçekten hâlâ eksiklerimiz var ama ben moral olsun diye sadece iyi olan bir şeyi paylaşmak istiyorum çünkü ikisi de benim öğrencim. Bir gazete kupüründen kopardım. Efendim, Antakyalı öğrencilerim -Hakan Reyhani ve Ahmet Topsal ismindeki öğrencilerim- ikisi de öğretmen, Denizli’de öğretmenlik yapıyor ve gerçekten onların tekerlekli sandalyeyle öğretmenlik yapmasını sağlayacak her türlü imkân, donanım var.

İşte biz bunların çoğalmasını istiyoruz Sayın Bakan, bunların çoğalmasını istiyoruz. Yoksa bütçeyi farklı kanallara yönlendirmenin bir kıymetiharbiyesi yoktur diyorum ben, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına, lehinde olmak üzere ilk konuşmacı İstanbul Milletvekilimiz Sayın Markar Eseyan’dır.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Eseyan, süreniz beş dakika.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve kıymetli vatandaşlarımız; 2018 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kanunların anası, meclislerin temel faaliyeti olan bütçe görüşmelerimizin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Bütçe denince akla ekonomik büyüklükler geliyor olsa da bir ülkenin ekonomik sıhhati, çok çeşitli ve kritik alanlarda temel etkilere sahiptir. Sizlerin de bildiği gibi, Osmanlı Devleti, son dönemlerinde ekonomik güçsüzlüğün bahsedilen bu diğer alanlara olumsuz etkisiyle çözülme dönemine girmişti. 1838 yılında büyük ülkelerle yapılan ticaret anlaşmalarının getirdiği teslimiyetle, İdris Küçükömer’in tabiriyle devlet bir tarihsel kapana sokulmuştur. Aslında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün erken cumhuriyet döneminde yapmaya çalıştığı sanayi ve millî ekonomi hamleleri de merhum Adnan Menderes’in zenginliği tabana yayma gayretleri de yine merhum Turgut Özal’ın Türkiye’yi dünyaya açma girişimleri de bu güçsüzlüğü giderme amaçlıydı. Bu konuda emek veren tüm siyasileri burada rahmetle anıyoruz.

İşte AK PARTİ de iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren kendisini bu ekolün devamı olarak görmüş ve ekonomiye azami özen göstermiştir. Şubat 2000 krizinin yıkıcı etkilerini yaşayan bir ekonomiyi devralan AK PARTİ, yapısal reformlar, sıkı para politikası ve bütçe disipliniyle son on altı yılda ülke ekonomisini her alanda 3’e katlamıştır. AK PARTİ’nin seçim başarılarının altında yatan temel etken, ekonomi yönetimindeki bu başarıdır. Hâl böyle olunca eğitimden sağlığa, büyük altyapı yatırımlarından savunma sanayisindeki başarılara kadar birçok kritik alana önemli kaynak aktarımları mümkün olabilmiştir. Türkiye, tarihsel kapanı hızla kırmaya başlamış, IMF’yle olan borç ilişkisini sonlandırmıştır. AK PARTİ’den önce bütçenin yarısını borç faizine ayıran, topladığı her 100 liralık verginin 86 lirasını borca harcayan Türkiye, bu oranları dramatik bir şekilde aşağıya çekmiştir. Buradan artırılan kaynak, vatandaşlarımızın ihtiyacı olan alanlara kaydırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, geçenlerde üçüncü çeyrek büyüme oranı açıklandı. Yüzde 11,1’lik bu oran bir dünya rekoruydu ve çoğumuzu gururlandırdı. Ne yazık ki bazı çevreler sanki Türkiye yüzde 11 büyümemiş de kendileri yüzde 11 küçülmüş gibi davrandılar. Bu büyümenin vatandaşa yansımadığını, baz etkisinden meydana geldiğini ifade ettiler. Tabii, her görüşe saygı duyuyoruz ancak bu değerlendirmelerin olgusal olmadığı, siyasi olduğu gözükmektedir. Çünkü kalemlere bakıldığında, üçüncü çeyrekte sanayi üretimi yüzde 13,7; konut satışı yüzde 23,4; otomotiv satışı yüzde 15; turizmdeki artış yüzde 38,1; beyaz eşya satışı yüzde 16,4 -burası çok önemli- makine ve teçhizat yatırımları yüzde 15,3 artmıştır. Yani birçok kalemdeki artış, yüzde 11,1’lik büyüme oranının üzerinde seyretmiştir. Gezi’de, 17-25 Aralıkta, 6-7 Ekim pogromunda, 15 Temmuzda kaybedilen kaynaklar göz önüne alındığında, bu risklerin gerçekleşmemiş olması hâlinde ülkemizin bugün ne durumda olacağının takdirini kamuoyuna bırakıyorum.

Âdeta yedi düvele karşı mücadele verdiğimiz, küresel anlamda bir altüst oluştan geçtiğimiz bu özel zamanlarda uğraştığımız problemlerin, Türkiye'nin iç meselelerinden ziyade, küresel süreçlerden, son Kudüs kararında ve Suriye iç savaşında olduğu gibi dışsal nedenlerden kaynaklandığı unutulmamalıdır. Türkiye, bu zor zamanlarda çok iyi yönetilmektedir ancak daha da iyi yönetilebilmesi için içeride birlik ve beraberliğin önemi tartışılmazdır. Bu açıdan, demokrasimiz için bir olmazsa olmaz olan ana muhalefet partisinin daha sorumlu ve daha pozitif katkı yapan bir siyaseti, Türkiye'nin en önemli eksiklerinden birisidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Suriye, Irak, Arakan ve Filistin konusunda yine dünyada mazlumun hakkını ve davasını savunan en güçlü ses olmuştur. Suriye ve Irak’ın bölünmesine, buralarda terör devletçikleri kurulmasına müsaade edilmeyeceği gibi, Kudüs gibi bir ortak kutsiyetin yağmalanmasına da göz yumulmayacaktır. Kudüs, 3 semavi dinin de, insanlığın da ortak bir değeridir. İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi’nde bu gerçekler ve kararlılık en üst seviyede yankı bulmuştur. İşte, Türkiye, kendi içinde, ekonomisinde ve siyasetinde güçlü olduğunda, şer oyunlarını bozmak, dünyaya daha iyimser bir gelecek için ümit vermek mümkün olmaktadır. Türkiye, tüm mazlumların sığınağı büyük bir devlettir; milletiyle büyüktür, tarihiyle büyüktür, şehitleriyle büyüktür. Dünyanın geleceği, Türkiye olmadan çizilemeyecektir.

Sözlerime son verirken tüm Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyor ve teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eseyan.

Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip konuşmasında “Ana muhalefetin daha sorumlu bir anlayış içinde olmaması, Türkiye'nin en büyük eksikliğidir.” demek suretiyle, galiba sorumsuz muhalefet yaptığımızı da iddia etmek suretiyle bir sataşmada bulundu efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim Sayın Başkan.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Keşke Sayın Eseyan benim İçişleri Bakanlığı bütçesinde yaptığım konuşmayı dinleseydi. Orada devlet ile hükûmet arasındaki nüansları ortaya koydum; bir. Ulusal meseleleri iç siyasete malzeme yapmayın dedim; iki. AK PARTİ Genel Başkanı Cumhurbaşkanının içerideki siyasi konsolidasyonlar için sağa sola meydan okumalarına bizim destek vermemizi beklemeyin ama bununla beraber, bu coğrafyada, bu topraklarla ilgili kimin ne hesabı varsa, dışarıda, her zaman, Hükûmetin, devletin, dolayısıyla milletin yanında olacağımızı müteaddit defalar tekrar ettik; üç.

Tabii, burada asıl bir sorumluluk düşüyorsa, iktidara düşüyor Sayın Eseyan. Her vesileyle, bir Cumhurbaşkanı olarak, devletin milletiyle birliğini temsil eden bir makamda oturan biri olarak Ana Muhalefet Partisinin Sayın Genel Başkanına ağzınıza geleni söylerseniz, ondan sonra da “Vay, bu Cumhurbaşkanı, buna sakın hakaret etmeyin, saygısızlık yapmayın.” derseniz bu olmaz. Hakaret, mümkün olduğu kadar nezaket içinde…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Nazik hakaret nasıl ya?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama elden ne gelir? Hakaret hakareti de biraz gerektirir; keşke olmasa, keşke olmasa.

Bu topraklarda hesap yapmayan millet yok diye bin kere söyledim. Dünyada ne kadar kavim, millet varsa bu topraklarda hesabı var. Siz diyorsunuz ki: “Yedi düvel Tayyip Erdoğan’a karşı.” Yedi düvel Tayyip Erdoğan’a karşı falan değil. Tayyip Erdoğan bu hassasiyeti kendisine siyaset malzemesi yapıyor; mesele burada, mesele burada. (CHP sıralarından alkışlar) Hiç merak etmeyin, 780.500 kilometrekarelik coğrafyadan Tayyip Erdoğan sorumlu değil, tek başına ona kalırsa zaten mahvoluruz. 80 milyon birlikte sorumluyuz, siz de bunun idrakinde olun.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hah, ne var bunda? Bunda ne var? Buna bile tahammül edemiyorsunuz, ondan sonra “sorumsuz muhalefet” diyorsunuz!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Erdoğan’a ilişkin olarak, Cumhurbaşkanımıza, Genel Başkanımıza…

LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) - Daha iyisini yapabilirsiniz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bakın, duyamıyorum sayın grup başkan vekilinizi.

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Ulusal meseleleri iç siyasete malzeme yapmak” şeklinde sorumlu bir iktidar anlayışıyla bağdaşmayacak, dolayısıyla yorum olarak sonuçta sorumsuz bir iktidara gelebilecek bir sataşmada bulunmuştur, bu çerçevede söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Benim söylediklerimi sorumsuzluk olarak değerlendirdiği için peşinen ben de sataşmadan söz istiyorum; şimdi, bu sözü için.

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Sayın Altay’ın burada yapmış olduğu konuşmanın bir kısmına elbette katılıyoruz. Bu memlekette herkes hep birlikte milletin iradesini oluşturuyor. Türkiye'nin ortak meselelerine, bu zorlu coğrafyadaki varlığına ilişkin ortak bir dayanışma hattı oluşturmak hepimizin görevi. Bu işlerin bir de siyasi temsili olur, o siyasi temsilin de demokrasi gereğince ağırlıklı olarak iktidarlar tarafından icra edildiği muhakkak. İktidar bu temsili yerine getirir, muhalefet de elbette hem millî meselelere ilişkin destek verir ve mutlaka, aynı zamanda eleştirilerini de yapar. Bizim her zaman karşı olduğumuz, itiraz ettiğimiz husus şu: Kimse eleştirilmez değil, kimse layüsel değil, Sayın Cumhurbaşkanına yönelik eleştiriler de yapılabilir. Biz “Dokunulmaz, üzerine söz söylenmez, bu ülkede insanlar var…” Hayır, haşa, böyle bir yaklaşımımız yok. Bizim söylediğimiz şu: Biz hakarete karşıyız.

Özellikle Sayın Cumhurbaşkanının karizmatik kişiliği…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Biz karizmatik bulmuyoruz ama.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – ...geniş kesimler üzerindeki etkisi, on altı yıldır bir siyasi hareketi iktidara taşıma karakteri şöyle bir sonuç getiriyor: Siz eğer bu yapıya, bu siyasete karşı mücadele edecekseniz, bodoslama, en merkezî şekilde Erdoğan figürüne saldırmanız lazım. Bu denklemden çıkartmak lazım Türkiye’yi. Hakaretlere karşıysak hakaretlere karşı olma çizgisinde bir siyasi tavır, benim de görevim, Sayın Altay’ın da görevi, herkesin görevi.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Altay, dinliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bostancı’nın kürsüdeki söylediklerine bir laf edemem ama burada beni sorumsuzlukla suçlayarak sataşmıştır, söz talep ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir buçuk dakika, kürsüden bir buçuk dakika.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O sataşma olmaz ama.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben sorumsuzluk demedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle dedi Başkanım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bizi sorumsuzlukla suçluyor dedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olur mu canım!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öyle dedim, iktidarı sorumsuzlukla suçluyor dedim.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Evet, evet, iktidarı sorumsuzlukla suçladığınız için söyledi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sorumsuzca davrandığımı söyledin kürsüde.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İktidarı sorumsuzlukla suçladı dedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herkes duydu, öyle dedin, herkes duydu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yanlış anlamışsınız.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Yanlış anlama Engin Altay.

BAŞKAN – Düzeltiyor ama Sayın Altay, Sayın Bostancı düzeltiyor bak cümlesini.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Engin Başkan, bir buçuk dakikaya bağlayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Altay’ın ifadelerinden iktidara yönelik bir sorumsuzluk yorumu çıkartarak bunu talep ettim ben.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle demedi, Cumhuriyet Halk Partisinin...

BAŞKAN – Öyle söyledi, düzeltti bakın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kesinlikle öyle dedim, tutanağa baksın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani Sayın Bostancı şunu diyorsa, Cumhuriyet Halk Partisi sorumlu bir muhalefet partisidir diyorsa söz talebimi geri çekiyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok, onu diyemeyiz, kesinlikle.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bir dakika, şimdi, ben söz alma talebime ilişkin konuşurken burada, Sayın Altay’ın yapmış olduğu değerlendirmeden, iktidara yönelik, sorumsuzluk olarak anlaşılabilecek bir yorum çıkarttığımı söyledim, sataşmayı da o çerçevede istedim; budur Sayın Altay.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Engin Başkan, bir buçuk dakika, arayı bulalım.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Yerinden bir dakika.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yo, kürsüden bir buçuk dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani buradan tutanaklara geçsin, Sayın Bostancı Cumhuriyet Halk Partisinin sorumlu bir muhalefet partisi anlayışı içinde olduğunu beyan ve teyit etmiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, hayır, yok öyle bir şey.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tutanaklarda var zaten ne söylediğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim, söz talebim yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, ne söylediğim tutanaklarda var.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Tanal, siz de sisteme girmişsiniz, talebiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok kısa -önemli- bir söz istiyorum 60’a göre, mümkünse.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kapatılan üniversitelerde güvenlik soruşturmasından geçmiş öğrencilere verilen ön lisans diplomalarında fişleme şeklinde ibarelerin yer aldığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Millî Eğitim Bakanım, kapatılan 13 veya 15 tane üniversite var, bunlardan mezun olan 65 bin öğrenci var ve bu öğrencilerin hepsinin güvenlik soruşturması yapılmış ve kendilerine şöyle... “Başarıyla tamamlayarak ön lisan derecesini almaya hak kazanmıştır.” der bu diplomada ancak içeriğinde “Gerekli çalışmalarını kapatılan ... Üniversitesinde” ibaresi... Bu bir fişlemedir, fişleme nedeniyle bu çocuklar bir işe girememektedir; bu çocukların geleceğiyle, umutlarıyla oynanmaktadır; bu çocuklar devlete küstürülmektedir. Bu çocuklar sizin çocuklarınız da olabilirdi, bizim de olabilirdi. Yani bu anlamda güvenlik soruşturmasından geçmiş olan öğrencilerin diplomalarının bu şekilde fişlenmesi gerçekten Ceza Kanunu anlamında suç teşkil etmektedir. Siz de iyi bir hukukçusunuz. Bu anlamda, bunlar hakkında işlem yapacak mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Mesela, Enerji Bakanımız da bu okullardan mezun olmuştu. Kendisi demişti ki: “Ben bu kafayı onlara satmadım.” Bu insanlar da güvenlik soruşturmasını geçirmişti, bu akıllarını bunlara satmadı. Bu açıdan, bu çocuklarımızdan neyi istiyoruz? Umutlarına, geleceklerine en azından su serpme anlamında bir şey söyleyecek misiniz?

Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.08

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki adet tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesinde (TÜRKPA) Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturacak üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/1381)

18/12/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 2'nci maddesine göre "Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA)”nde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturacak üyelerin isimleri ekte yer almaktadır.

Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                          İsmail Kahraman

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                Başkanı

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Uğur Bayraktutan                                            Artvin Milletvekili

Mahmut Celadet Gaydalı                                  Bitlis Milletvekili

Bülent Yener Bektaşoğlu                                  Giresun Milletvekili

Cemal Öztürk                                                 Giresun Milletvekili

Atila Kaya                                                     İstanbul Milletvekili

Tülay Kaynarca                                              İstanbul Milletvekili

Ramazan Can                                                 Kırıkkale Milletvekili

Metin Gündoğdu                                              Ordu Milletvekili

Özcan Ulupınar                                               Zonguldak Milletvekili

 

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Haluk İpek                                                     Amasya Milletvekili

Mahmut Celadet Gaydalı                                  Bitlis Milletvekili

Ceyhun İrgil                                                   Bursa Milletvekili

Ekrem Erdem                                                 İstanbul Milletvekili

Feyzullah Kıyıklık                                           İstanbul Milletvekili

Mustafa Hüsnü Bozkurt                                    Konya Milletvekili

Hasan Karal                                                   Rize Milletvekili

Mustafa İsen                                                  Sakarya Milletvekili

 

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, Akdeniz Parlamenter Asamblesi, Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi, Asya Parlamenter Asamblesi, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği, NATO Parlamenter Asamblesi, Parlamentolar Arası Birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere Başkanlık Divanında yapılan incelemeyi müteakiben uygun bulunan üyelerin isimlerine ilişkin tezkeresi (3/1380)

18/12/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 2'nci maddesine göre "Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, Akdeniz Parlamenter Asamblesi, Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi, Asya Parlamenter Asamblesi, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi, İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği, NATO Parlamenter Asamblesi, Parlamentolar Arası Birlik”inde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları oluşturmak üzere, aynı kanunun 12'nci maddesi uyarınca Başkanlık Divanında yapılan incelemeyi müteakiben uygun bulunan üyelerin isimleri Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                          İsmail Kahraman

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                Başkanı

 

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Asıl Üye:

Yıldırım Tuğrul Türkeş                                     Ankara Milletvekili

Zühal Topcu                                                   Ankara Milletvekili

Ayşe Gülsün Bilgehan                                      Ankara Milletvekili

Ahmet Haluk Koç                                            Ankara Milletvekili

Deniz Baykal                                                  Antalya Milletvekili

Cemalettin Kani Torun                                     Bursa Milletvekili

Emine Nur Günay                                            Eskişehir Milletvekili

Mustafa Yeneroğlu                                          İstanbul Milletvekili

Serap Yaşar                                                   İstanbul Milletvekili

Filiz Kerestecioğlu Demir                                 İstanbul Milletvekili

İlhan Kesici                                                   İstanbul Milletvekili

Ertuğrul Kürkcü                                              İzmir Milletvekili

Leyla Şahin Usta                                            Konya Milletvekili

Orhan Miroğlu                                                Mardin Milletvekili

Suat Önal                                                      Osmaniye Milletvekili

Şaban Dişli                                                    Sakarya Milletvekili

Akif Çağatay Kılıç                                           Samsun Milletvekili

Yasin Aktay                                                   Siirt Milletvekili

 

Yedek Üye:

Salih Fırat                                                     Adıyaman Milletvekili

Ertan Aydın                                                   Ankara Milletvekili

Vedat Bilgin                                                   Ankara Milletvekili

Atay Uslu                                                      Antalya Milletvekili

Mehmet Günal                                                Antalya Milletvekili

Metin Lütfi Baydar                                          Aydın Milletvekili

Hişyar Özsoy                                                 Bingöl Milletvekili

Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt                             Çorum Milletvekili

Feleknas Uca                                                 Diyarbakır Milletvekili

Ahmet Berat Çonkar                                        İstanbul Milletvekili

Bihlun Tamaylıgil                                            İstanbul Milletvekili

Durmuş Ali Sarıkaya                                        İstanbul Milletvekili

Şirin Ünal                                                      İstanbul Milletvekili

Didem Engin                                                  İstanbul Milletvekili

Burhanettin Uysal                                           Karabük Milletvekili

Mehmet Kasım Gülpınar                                   Şanlıurfa Milletvekili

Faik Öztrak                                                   Tekirdağ Milletvekili

Burhan Kayatürk                                             Van Milletvekili

 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİTPA) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Asıl Üye:

Talip Küçükcan                                               Adana Milletvekili

Vedat Bilgin                                                   Ankara Milletvekili

Sena Nur Çelik                                               Antalya Milletvekili

Hişyar Özsoy                                                 Bingöl Milletvekili

Bihlun Tamaylıgil                                            İstanbul Milletvekili

Haydar Akar                                                  Kocaeli Milletvekili

Murat Baybatur                                               Manisa Milletvekili

Celil Göçer                                                    Tokat Milletvekili

 

Yedek Üye:

Orhan Atalay                                                  Ardahan Milletvekili

Lale Karabıyık                                                Bursa Milletvekili

Serap Yaşar                                                   İstanbul Milletvekili

Recai Berber                                                  Manisa Milletvekili

Aytuğ Atıcı                                                    Mersin Milletvekili

Kemalettin Yılmaztekin                                    Şanlıurfa Milletvekili

Mahmut Kaçar                                                Şanlıurfa Milletvekili

 

Akdeniz Parlamanter Asamblesi (AKDENİZ-PA) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Atay Uslu                                                      Antalya Milletvekili

Mustafa Akaydın                                             Antalya Milletvekili

Cahit Özkan                                                   Denizli Milletvekili

Altan Tan                                                      Diyarbakır Milletvekili

Erdoğan Özegen                                             Niğde Milletvekili

 

Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi (AİBPA) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Mustafa Serdengeçti                                        Aksaray Milletvekili

Ali Ercoşkun                                                  Bolu Milletvekili

Erkan Aydın                                                   Bursa Milletvekili

Hüseyin Şahin                                                Bursa Milletvekili

Altan Tan                                                      Diyarbakır Milletvekili

Fevzi Şanverdi                                               Hatay Milletvekili

Serdal Kuyucuoğlu                                          Mersin Milletvekili

 

Asya Parlamenter Asamblesi (APA) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Muhammet Rıza Yalçınkaya                              Bartın Milletvekili

Garo Paylan                                                   İstanbul Milletvekili

Burhanettin Uysal                                           Karabük Milletvekili

Kemalettin Yılmaztekin                                    Şanlıurfa Milletvekili

Burhan Kayatürk                                             Van Milletvekili

 

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (EİTPA) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Bülent Kuşoğlu                                               Ankara Milletvekili

Ziya Pir                                                        Diyarbakır Milletvekili

Nureddin Nebati                                              İstanbul Milletvekili

Alim Tunç                                                      Uşak Milletvekili

 

İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Orhan Atalay                                                  Ardahan Milletvekili

Mehmet Ali Aslan                                            Batman Milletvekili

Eren Erdem                                                   İstanbul Milletvekili

Hacı Ahmet Özdemir                                        Konya Milletvekili

Halil Özcan                                                    Şanlıurfa Milletvekili

 

NATO Parlamenter Asamblesi Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Asıl Üye:

Fatma Güldemet Sarı                                       Adana Milletvekili

Aydın Ünal                                                     Ankara Milletvekili

Ertan Aydın                                                   Ankara Milletvekili

Metin Lütfi Baydar                                          Aydın Milletvekili

Ziya Pir                                                        Diyarbakır Milletvekili

Metin Bulut                                                    Elâzığ Milletvekili

Zehra Taşkesenlioğlu                                       Erzurum Milletvekili

Utku Çakırözer                                               Eskişehir Milletvekili

Ahmet Berat Çonkar                                        İstanbul Milletvekili

Durmuş Ali Sarıkaya                                        İstanbul Milletvekili

Fatma Benli                                                   İstanbul Milletvekili

Şirin Ünal                                                      İstanbul Milletvekili

Kamil Okyay Sındır                                         İzmir Milletvekili

Oktay Vural                                                   İzmir Milletvekili

Recai Berber                                                  Manisa Milletvekili

Yılmaz Tezcan                                                Mersin Milletvekili

Faik Öztrak                                                   Tekirdağ Milletvekili

Bedia Özgökçe Ertan                                       Van Milletvekili

Yedek üye:

Talip Küçükcan                                                  Adana Milletvekili

Ayşe Gülsün Bilgehan                     Ankara Milletvekili

Ahmet Haluk Koç                                                Ankara Milletvekili

Ali Ercoşkun                                                      Bolu Milletvekili

Cemalettin Kani Torun                     Bursa Milletvekili

Feleknas Uca                                                     Diyarbakır Milletvekili

Erkan Kandemir                                                 İstanbul Milletvekili

Garo Paylan                                                      İstanbul Milletvekili

Hasan Sert                                    İstanbul Milletvekili

İlhan Kesici                                   İstanbul Milletvekili

Mustafa Yeneroğlu                         İstanbul Milletvekili

Oğuz Kaan Salıcı                                                İstanbul Milletvekili

Burhanettin Uysal                                               Karabük Milletvekili

Mustafa Hilmi Dülger                      Kilis Milletvekili

Vural Kavuncu                                                   Kütahya Milletvekili

Ebubekir Gizligider                         Nevşehir Milletvekili

Ruhi Ersoy                                    Osmaniye Milletvekili

Mehmet Altay                                                     Uşak Milletvekili

 

 

Parlamentolar Arası Birlik (PAB) Türkiye Delegasyonu Üyeleri

Şahap Kavcıoğlu                                                Bayburt Milletvekili

Hişyar Özsoy                                                     Bingöl Milletvekili

Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt                                 Çorum Milletvekili

Hasan Sert                                    İstanbul Milletvekili

Süleyman Sencer Ayata                                       İstanbul Milletvekili

Aytuğ Atıcı                                    Mersin Milletvekili

Ebubekir Gizligider                         Nevşehir Milletvekili

Coşkun Çakır                                                     Tokat Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi Hükûmet adına konuşmalar başlayacaktır.

İlk söz Avrupa Birliği Bakanı Sayın Ömer Çelik’e aittir.

Sayın Çelik, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, milletvekili arkadaşlarımız Sayın Bakanı protesto mu ediyorlar? Niye gelmiyorlar bu AK PARTİ Grubundan Başkanım?

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sana ne abi?

BAŞKAN - Sayın Çelik, süreniz otuz dakika.

Buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Sayın milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, sabahtan beri bu bütçenin görüşmelerini yapıyoruz, dikkatimi çeken bir husus olarak kayda geçirmek istiyorum. Sizin, Meclis Başkanı olarak sabahtan beri bu görüşmelerin pozitif geçmesi için özel bir gayretiniz olduğunu görüyorum, bunun için size çok teşekkür ediyorum, sağ olunuz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Eski Başbakanlarımızdan Sayın Mesut Yılmaz’ın evladının kaybı vesilesiyle ben de kendilerine başsağlığı dileklerimi arz ediyorum. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, Allah hiçbir anne babaya böyle bir acı göstermesin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Âmin.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, arkadaşlarımızın konuşmalarını son derece dikkatli bir şekilde de izledim. Tabii bütçe görüşmelerinde de fark ettiğimiz üzere, yüce Mecliste, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğinin yüksek bir performansla ve sağlıklı bir zeminde ilerlemesi için bir konsensüs olduğunu görüyorum. Bu, tabii ülkemizin millî çıkarlarını savunması gereken Meclisimiz açısından, Hükûmetimiz açısından sevindirici bir mutabakattır.

Tabii, bu çok uzun bir macera. Ben, 2002 yılında ilk milletvekili olduğum günden itibaren bu maceranın bir şekilde parçası oldum, çeşitli gözlemlerim oldu, pek çok müzakereye katıldım dolayısıyla hem tanığı hem şahidi hem de içinde rol üreten birisi olduğum bir süreç bu ve çok çeşitli aşamalardan gelerek bugüne kadar geldik.

Tabii, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini değerlendirirken ister istemez daha geniş bir resme bakmak durumundayız. Hep beraber izliyoruz, neredeyse son bir yıl içerisinde ortaya çıkan gelişmeler de çeşitli zamanlarda dünya tarihinin on yıllık akışına tekabül eden pek çok resmi önümüze getirdi. Hızlı bir şekilde dünyadaki dengeler değişiyor ve sürekli olarak benim aklıma şu geliyor: “Çinlilerin bir bedduası var.” derler. Çinliler birisine beddua edeceği zaman “Allah seni geçiş döneminde yaşatsın.” derlermiş. Dünyanın tam bir geçiş döneminde olduğunu söyleyebileceğimiz bir süreçten geçiyoruz ama kesin olan şudur: Gözlemlediğim kadarıyla, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzen kesin bir biçimde değişiyor. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra ortaya çıkan liberal konsensüs, hem değerler açısından çatırdıyor hem de mekanizmaları konusunda ciddi bir sorgulama ortaya çıkıyor. Dolayısıyla daha türbülanslı bir döneme, daha sıkıntılı bir döneme girdiğimizi söylememiz mümkündür. Bundan sonraki dünyanın, bu mekanizmaların istikrarı açısından, bu değerlerin korunması açısından şimdiye kadar olan dünyadan daha iyi bir dünya olmayacağını şimdiden görebiliyoruz. Tabii, bu bir kötümserlik değil, bu bir realizm. Bütün bu gelişmeleri yerli yerine koyup önümüzdeki döneme bakmalı ve biricik ülkemizin, bu Türkiye gemisinin bu okyanustaki sıkıntılı sularda istikrarlı bir şekilde yoluna devam etmesi için hep beraber kafa yormalı ve tedbirlerimizi almalıyız. Ama bildiğimiz transatlantik ilişkiler artık köklü bir değişime uğruyor, bunun göstergeleri artık gizli saklı gerçekleşmiyor, açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Çok öteden beri, Avrupa Birliğinin köklerine bakıldığı zaman hep birtakım yorumcular şunu söylerlerdi: Esasında, Napolyon Savaşlarından sonra İngilizlerin bir daha Napolyon gibi birisi çıkıp da Avrupa’nın sınırlarını altüst etmesin ve bunun için nasıl bir düzen kuralım diye yaptığı tartışmaların neticesi çeşitli evrimsel süreçlerden geçip Avrupa Birliğine varmıştı. Dolayısıyla ilk olarak, Avrupa’da Napolyon gibi birisi çıkıp da Avrupa’nın sınırlarını ve düzenini altüst etmesin, bir istikrar düzeni kurulsun diye ortaya çıkan tartışmaların kökeni olan İngiltere’nin, bugün gelinen noktada bu istikrarı ve düzeni temsil eden Avrupa Birliğinden ayrılıyor oluşu, tabii, bir ikilem yaratıyor, bir ironidir ve bu da Avrupa Birliğinde mekanizmaların ve değerlerin köklü bir şekilde gözden geçirilmesine yol açıyor.

Tabii, burada, Avrupa Birliği sağlam durdu. “Brexit”in ilk aşamasında, o büyük pazarlıklar sonrasında İngiltere taleplerini yerine getirdikten sonra ancak ikinci aşamasına geçildi. Dolayısıyla 27 ülkenin İngiltere karşısında sağlam bir duruş sergilediğinden yani Avrupa Birliğinin “Brexit”le ilgili süreçte sağlam duruşundan kastım şu: İngiltere mükellefiyetlerini yerine getirmeden herhangi bir şekilde “yumuşak Brexit” denilen bir sürece izin vermeyeceğini göstermiş oldu.

Tabii, çok net bir tartışma var, bunu hepimiz görüyoruz, en son Kudüs meselesinde ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, maalesef, tarihe büyük hata ve son derece trajik bir karar olarak geçecek bir karar aldı Kudüs’le ilgili. Burada da Avrupa Birliğinin, aslında bu transatlantik ilişkilerdeki kırılmanın bir neticesi olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanının tavrını kesinlikle benimsemediğini ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınmasına güçlü bir şekilde karşı çıktığını gördük. Netanyahu Brüksel’e gitti ve Brüksel’e gittiğinde istediğini alamadı. Avrupa Birliği, burada, net bir biçimde iki devletli çözümü, 1967 sınırlarına dayanan çözümü ve Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanınması gerektiğine dair duruşunu değiştirmedi. Bu, aslında çok uzun zamandır görülmeyen, Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında bir kırılma. Bundan öncesi de olmuştu biliyorsunuz; ilk olarak Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nda bu tartışma ortaya çıktı, daha sonra Başkan Trump’ın NATO’yu eleştirmesi, NATO’ya Avrupa Birliğinin katkısını eleştirmesi karşısında Merkel şöyle bir cümle sarf etmek durumunda kaldı, bu tarihî bir cümledir: “Görüyorum ki eski ittifakların bittiği bir döneme giriyoruz. Artık Avrupalılar kendi güvenliklerini kendileri sağlama konusunda daha çok gayret göstermeliler.” diye. Tabii, bunun arkasından Avrupa güvenliği, PESCO gibi tartışmalar yapılıyor. Şimdilik bunların NATO’ya alternatif olmadığı söyleniyor fakat Avrupa’nın artık Amerika’yla paralel düzlemde politika yapma şeklindeki döneminin sona erdiği görülüyor.

Tabii, bu çok büyük bir kırılmadır. Şimdiye kadar Amerika Birleşik Devletleri başkanları Avrupa düzenini ve Avrupa istikrarını, Avrupa bütünleşmesini güçlü bir şekilde savundular, ilk defa bir Başkan, Trump, göreve geldikten bir müddet sonra “Brexit” kararını desteklediğini, “Brexit”in ilk olmadığını, bunun arkasından da kararlar geleceğini söyledi. Tabii, bu çok ciddi bir durum çünkü normalde istikrar açısından bakıldığında, transatlantik ilişkilerin güvenliği açısından bakıldığında Amerikan başkanlarının Avrupa düzenini, Avrupa istikrarını desteklemesi lazım. Şöyle bir şey söylenir yani böyle bir kural yoktur da bazı analistler böyle bir şey söylerler, derler ki: “NATO niye kuruldu?” “NATO’nun amacı şudur bütün bu yazılan, çizilenlerin ötesinde…” Tabii, bu söylediğim bir resmî görüş değil, bazı analistlerin söylediği bir şey NATO’yu anlamak açısından. Derler ki: “NATO, Amerika Birleşik Devletleri’ni Avrupa’nın içinde tutmak için, Sovyetler Birliği’ni Avrupa’nın dışında tutmak için, Almanya’yı da yerinde tutmak için kurulmuş bir kuruluştur.” Tabii, bu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan düzeni anlatmak için söylenen bir şey. Amerika’yı içinde tutmak, Sovyetleri dışında tutmak ve tabii, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, İkinci Dünya Savaşı’ndaki gerçeklerden yola çıkarak Almanya’yı yerinde tutmak ne manaya geliyor hepimiz biliyoruz zaten ama ilk defa, Amerikan Başkanı Avrupa güvenliğine olan katkısını sorgulamaya ve burada, Avrupalı müttefiklerini daha çok mali yardım konusunda eleştirmeye başladı. Bu, tabii, ağır bir ayrışmadır, herhangi bir durum değildir; açık ve net bir şekilde bunu görmek lazım. En son, biliyorsunuz, Genelkurmay Başkanımızla Kanada’da Güvenlik Forumu’na katıldım, Halifax Güvenlik Forumu’na, orada da bu tartışmaların güçlü bir şekilde yapıldığını gördüm.

Tabii, üçüncü bir nokta, öteden beri Avrupa’da yazılan, çizilen, değerlendirilen konu şudur: Avrupa’ya yönelik tehdidin Avrupa’nın dışından geleceği bekleniyordu, Rusya ve Çin bunun için örnek veriliyordu Avrupalılar tarafından fakat durum böyle olmadı. Rusya ve Çin’den Avrupa’ya dönük bir tehdit ortaya çıkmadı çeşitli tartışmalar olsa da tehdit bizzat Avrupa’nın içinden türedi. Aşırı sağ akımların ortaya çıkması, ırkçıların pek çok yerde, faşistlerin pek çok yerde ikinci parti durumuna gelmesi, Hollanda’da Wilders gibi, Fransa’da Le Pen gibi, Almanya’da AfD gibi partilerin ortaya gelmesi Avrupa düzenini tehdit eden bir oluşum ortaya çıktı. Biraz evvel de ajanslara bakarken gördüm, Çekya’da Çekya’nın aşırı partisi ile Le Pen ve Wilders bir araya gelmişler ve şöyle bir argüman kullanıyorlar “Avrupa Birliğine karşıyız çünkü Avrupa’yı yok ediyor.” diye. Dolayısıyla bu tehdidin içeriden gelmesi de Avrupa düzeni açısından ciddi bir tehdit olarak önümüzdedir ve bunu iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.

Tabii, bütün bunun içerisinde bir değerler krizi var. Bunun içerisinde gördüğüm şey şudur: İslamofobiyle ilgili meseleyi artık halkların meselesi hâline getirmeye çalışıyorlar. Burada yoğun bir propaganda olduğunu, yoğun bir faaliyet olduğunu görüyoruz. Türkiye açısından bakıldığında -çok uzun zamandır takip ettiğimiz bir şey- bir yayın grubuna ait -yayınları incelettiriyorum- sadece Avrupa’daki tek bir yayın grubunda bir sene içerisinde 5 binin üzerinde -çeşitli dergileri var, gazeteleri var- Türkiye aleyhine haber çıkıyor, 4 bini Cumhurbaşkanımızla ilgili. Şöyle bir siyasi matruşka kurmuş durumdalar: Aynı o matruşka bebekleri gibi en tepeye Erdoğan düşmanlığını yerleştirmişler, altında Türkiye düşmanlığı var, altında İslam düşmanlığı var, onun altına göçmen düşmanlığını ve yabancı düşmanlığını gizliyorlar. Tabii, bu akımları yürüten partilerin köklerine baktığınızda, bunun altında antisemitizm vardır ama en köküne baktığınızda da esasında Avrupa değerlerine, Avrupa Birliği değerlerine güçlü bir düşmanlık olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla İslamofobi ya da göçmen düşmanlığı üzerinden Avrupa halklarının hassasiyetlerine hitap ederek esasında Avrupa değerlerini yok etmeye çalışan zihniyetin Hollanda’da ikinci parti, Fransa’da ikinci parti, şu anda Almanya’da Meclise girmiş olması -İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra- ve maalesef, Avusturya’da koalisyon ortağı olmuş olması ve maalesef, yine Avusturya’da İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı gibi kritik bakanlıkları almış olması ciddi bir durumdur.

Tabii, Avrupa içi bu değerler krizinin Türkiye’ye çarptığı bir taraf var. Yani arkadaşlarımız, tabii, bizim yapmamız gerekenleri haklı olarak dile getiriyorlar; evet, bunları yapmamız lazım, bunları takip etmemiz lazım -bunun da sebepleriyle ilgili konuşacağım- ama Avrupalıların sık sık söylediği bir şey vardır “Tango 2 kişiyle yapılır.” diye, maalesef, karşımızda bu süreçleri ilerletecek sağlıklı aktörler görmüyoruz, Avrupa’nın kurucu babaları gibi vizyon sahibi insanlar görmüyoruz.

Avrupa Birliğinden müzakere tarihi aldığımız gün, müzakereler kopma aşamasına geldiğinde, biz o koridoru terk ederken o zamanki Tony Blair, Berlusconi, Schröder’in kurmaylarıyla karşılaştık, “Ne oldu?” dediler, dedik ki: “İçeride böyle bir durumla karşı karşıya kaldık ve biz burayı terk ediyoruz.” O zaman -çok iyi hatırlıyorum- Peter Westmacott, İngiltere’nin Büyükelçisi “Birkaç dakika bekleyebilir misiniz?” dedi. “Biz zaten birkaç dakika toparlanacağız, odamızı toparlayacağız.” dedik -orada bir odamız vardı- ve on dakika içerisinde Berlusconi, Schröder ve Tony Blair o odaya geldiler ve güçlü bir toplantı yapılarak içeride o zamanki Hollandalıların ortaya çıkardığı vizyonsuzluğu kaldırdılar ve müzakere tarihinin alındığı bir aşamaya geçildi. Saygıdeğer milletvekillerine açıkça söylemek isterim ki bu tip aktörleri bulmakta, bu tip sağduyulu aktörleri bulmakta son zamanda Avrupa’da son derece zorluk çekiyoruz. Kuşkusuz, dostlarımız var; kuşkusuz, demokrat insanlar var fakat onların da zorlandığı durumlar var.

Tabii, aramızdaki en büyük kırılma 15 Temmuz gecesi olmuştur. 15 Temmuz gecesi ilk bombalamalar başladığı andan itibaren ben -o zaman Dönem Başkanıydı Slovakya- Slovakya Dışişleri Bakanı Lajcak’a haber verdim “Türkiye’de bir darbe girişimi oluyor, Türk demokrasisinin yanında durmanız lazım, dayanışma içinde olmanız lazım.” diye. Hemen ardından, şimdiki İtalyan Başbakanı Gentiloni o zaman İtalya’nın Dışişleri Bakanıydı, ona haber verdim, daha sonra diğer aktörlere de haber verdim. Hepsi birlikte o zaman ASEAN toplantısındaydılar, Moğolistan’daydılar ve bir bildiri yayınladılar fakat maalesef, Avrupa Birliği adına ortaya çıkan o bildiriden sonra ilk açıklama şu şekilde yapıldı: “Türkiye'deki gelişmeleri kaygıyla izliyoruz, taraflara itidal tavsiye ediyoruz.” Tabii, bu taraflara itidal tavsiye etme cümlesine karşı biz büyük bir infial gösterdik çünkü bu cümlenin aynısını Mısır’da Sisi darbe yaptığında da kullanmışlardı. Biliyorsunuz, bu cümlelerin arkasından hep şey geliyor “Daha sonra işbaşına gelenlerle çalışmak için büyük bir heyecan duyuyoruz.” gibisinden. Biz bunun, bize silah çekenler ile meşru Hükûmeti, yüce milletimizi, meşru Meclisi eşit tutmak olduğunu söyleyip buna güçlü bir şekilde tepki gösterdik. Tabii, maalesef bunu gideremediler ve Avrupa Parlamentosu belli bir zaman sonra “Türkiye’yle müzakereler kesilmeli.” diye bir karar aldı.

Buradaki büyük soru şudur: Evet, fasıllar açılır, açılmaz fakat Avrupa bir demokratik düzen olarak öne çıkmaktadır. Bu Parlamento bombalanmıştır, o gece bu Parlamentoda bir sürü milletvekilimiz, pek çok milletvekilimiz, bütün partilerden milletvekillerimiz Meclis Başkanımızın Başkanlığında, bu Parlamento bombalanırken bu Parlamentoyu korumuşlardır. Burası kahraman bir parlamentodur. Dolayısıyla Avrupa Parlamentosunun bir demokratik kurum olarak ilk yapması gereken şey, buraya gelip kendi meslektaşlarıyla dayanışma içinde olmaktı ama Avrupa Parlamentosu bunu yapmadı, Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz üç ay sonra Türkiye'ye geldi. Dolayısıyla böyle, çelişik bir durumla karşı karşıyayız. Bu yapılmadığı gibi, tam tersine, Türkiye’yle müzakereleri kesme kararı gibi son derece basiretsiz bir karar alındı. Parlamentoların ana görevi, parlamentoların varlık sebebi konuşmaktır, müzakere etmektir. Dolayısıyla bir Parlamento bir başka parlamentonun bu şartlar altında verdiği demokrasi mücadelesine saygı duyup, selam verip onunla dayanışma içine girmeyip de müzakerelerinin kesilmesinden bahsediyorsa bunun bizim için hiçbir önemi yoktur tabii ki.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Ama 20 Temmuzda darbe yaptınız.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – 20 Temmuzda ne oldu Sayın Bakan?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Nitekim, arkasından, bu, arkadaşlarımızın da bahsettiği IPA fonlarında kesinti gibi bir durum ortaya çıktı. Tabii, bu da trajik bir durumdur. Göçmenler konusundaki mali yardımını yerine getirmeyen, bırakın ikinci 3 milyar avroyu, ilk 3 milyar avroluk mali yardımını bile tamamlayamamış bir Avrupa’nın Türkiye'ye IPA fonlarıyla ilgili 105 milyon avroluk bir kesintiye gitmesi, bu bahsettiğim vizyonsuzluğun bir ürünüdür. Tabii, bunun, bu meselenin son zamanlarda somutlaşmış örneği, maalesef, Avusturya’da kurulan bu iktidar ve bu iktidarın ortaya koyduğu hükûmet programıdır. Avusturya’da merkez sağ parti ile -Halk Partisi ile- aşırı sağcı parti -Özgürlük Partisi- bir koalisyon hükûmeti kuruyorlar ve ilk defa, aşırı sağcı bir parti koalisyon ortağı oluyor. Bu tablo içerisinde de Türkiye’yle müzakereleri kesmekten bahseden bir hükûmet programı ortaya koyuyorlar. Tabii, bu, Avrupa değerlerine doğrudan bir saldırıdır çünkü önceki Dışişleri Bakanı, şimdiki Başbakan olacak Kurz pek çok ifadesinde Avrupa değerlerini çiğneyen, örneğin göçmenlerin Avrupa’da sınırların dışında, duvarların dışında tutulması gerektiğiyle ilgili açıklamalar yapan ve aşırı sağdan da ileri retorik kullanan birisi. Tabii, burada, biz Avusturya’nın bu hükûmet kurulduktan sonra sağduyu içerisinde olmasını arzu ederiz. Ama etmiyorlarsa da onlara şunu hatırlatıyorum: Weimar Cumhuriyeti de böyle yıkılmıştı, Hitler’in iktidara geliş sürecinde de Weimar Cumhuriyeti demokratik bir cumhuriyet olarak kurulduktan sonra bu Kurz’un benzerlerinin söylemleriyle bu şekilde içeriden yıkılmıştı. Bu konudaki uyarımızı da yapıyoruz.

Tabii, geçenlerde Schulz bir şeyden bahsetti: “Benim hayalim Avrupa birleşik devletleri kurmaktır.” dedi. Avrupa birleşik devletleri kurulur mu kurulmaz mı bilmem ama Avrupa Birliğini şu anda dünya açısından üstün yapan ve cazip yapan şey bir siyasi değerlere dayanmasıdır. Bir birleşik devletler fikri, değerlerin bu şekilde çok fazla merkezde rol almadığı, daha çok dayanışmanın öne çıktığı bir modeldir. Bu bağlamda, süreci götürmek istedikleri yerin Avrupa’nın geleceği açısından da vahim olduğunu söylemek isterim.

Şu nettir arkadaşlar: Türkiye'de her türlü tartışmayı yapalım. Bu tartışmaları yapmamız da sağlıklı. Hiçbir şekilde, bizim hükûmetlerimizin Avrupa Birliği tam üyelik sürecinden vazgeçmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Burada, pek çok reform yapılmıştır. Bu sürece çok emek verdik ve şu anda da dünyadaki duruma baktığımızda, biz millî çıkarlarımıza bakarız. Güneyimizdeki problemin ne zaman çözüleceğini bilmiyoruz. Uzak Doğu’da başka gelişmeler oluyor, Amerika Birleşik Devletleri’yle bazı sorunlarımız var ve Avrupa Birliği şu anda ülkemize en yakın istikrarlı bölgedir. Bu istikrarlı bölgenin demokratik kazanımları, ekonomik kazanımları konusunda, bunları paylaşmak konusunda irademiz sürmektedir. Ama ortada gördüğümüz tabloyu da net bir şekilde çizmemiz lazım. Avrupa Birliğine tam üyelik süreci bir devlet politikasıdır ve bir stratejik hedeftir.

Şimdi, burada bazı arkadaşlarımız bunu dile getirdiler, dediler ki: “Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Bizim Avrupa’ya ihtiyacımız yok.’ diyor.” Evet, ihtiyacımız yok. Avrupa Birliğine, o cümlenin devamında da Sayın Cumhurbaşkanımız yine bu Meclis kürsüsünden şunu söyledi: “Avrupa Birliğinin yapması gereken ilk şey Türkiye’yi Avrupa Birliğine tam üye yapmaktır.” Çünkü bize karşı şu cümle kullanıldığı zaman… Birtakım haksızlıklarla, ikiyüzlülüklerle karşılaştığımız zaman önümüze şunu getiriyorlar: “Türkiye’nin Avrupa Birliğine ihtiyacı var.” Ben de onlara şunu söylüyorum: Biz tarih boyunca güçlü bir Avrupa devleti olduk, yüz yıldır da güçlü bir Avrupa demokrasisiyiz. Bugüne nasıl geldiysek bundan sonrasında da çok öteye gideriz. Aynı demokrasimizi büyütmeye devam ederiz, ekonomimizi büyütmeye devam ederiz. Ha, bunu Avrupa Birliğine tam üye olarak yaparsak burada bir kazan-kazan durumu ortaya çıkar, burada Türkiye de kazanır, Avrupa Birliği de kazanır. Ama “Türkiye Avrupa Birliğine muhtaçtır.” diye bir cümle kuruluyorsa Türkiye Avrupa Birliğine muhtaç değildir. Türkiye’nin tam üyelik hedefi bir muhtaçlık ya da bir ihtiyaç ilişkisi değildir, bir kazan-kazan ilişkisidir. Kendi millî çıkarlarımız açısından, demokrasimizin standartlarını yükseltmek açısından, ekonomimizin entegrasyonunu sağlamak açısından bu süreci güçlü bir şekilde sürdürmeye devam ediyoruz.

Dolayısıyla ihtiyaç ilişkisinden çıkarıp… Öteden beri de Avrupa Birliği meselesi, Türkiye’de bir taviz midir diye bir teslimiyet ya da bir reaksiyon olarak ortaya koyulur. Hayır, Türkiye uzun yıllardır buna emek sarf etmiştir, Türkiye’nin millî çıkarları açısından bu kazanımlar sağlanmıştır, daha fazlasını sağlama yönünde de bu irademiz güçlü bir şekilde yoluna devam etmektedir.

Nitekim, karşımızda şunu da görmemiz lazım: Türkiye’nin içindeki değişiklikleri sayıyoruz ama karşımızda da düz ve stabil bir arazi yok, engebeli yolda ilerliyoruz. Yani Avrupa Birliği de bir sene önceki Avrupa Birliği değil, iki sene önceki Avrupa Birliği değil. Bununla ilgili olarak arkadaşlarımızın burada belirttiği, Türkiye’nin bu, tam iradesini korumak ve bu müzakereleri yapmak konusunda yüce Meclise şunu söylemek isterim ki boş bırakılmış tek bir alan yoktur.

Talep ettiğimiz şey şudur, bütün bunlar karşısında diyoruz ki: Nasıl yapacağız bu işi? Bizi eleştiriyorsunuz, biz de bu eleştirilerden kaçmıyoruz. Biz bu eleştirilerden kaçacak olsaydık derdik ki: “Avrupa Birliği defterini kapattık.” Peki, nasıl yapacağız? Avrupa Birliği ile kendi aramızdaki sorunların çözümü ve beraber ilerleyebilmemiz için Avrupa Birliği tarafından üretilmiş mekanizma fasıllardır. Diyoruz ki: Fasılları açacaksınız. Eğer biz fasılların açılmasından, Avrupa Birliği sürecinin bize zarar vereceğinden korksaydık ya da bu süreçten vazgeçmiş olsaydık fasılların açılmasından uzak dururduk. Tam tersine, ben diyorum ki fasılları açın.

Diğer bir mesele şudur; en çok hangi konuda eleştiriyorsunuz bizi diyorum, diyorlar ki: “İfade özgürlüğü, basın hürriyeti, yargı bağımsızlığı, güvenlik, adalet gibi konular.” Diyorum ki: Peki, o zaman normalde bunlardan eleştiriyorsanız ve bunlarla ilgili olarak Hükûmetimizin iradesinden, partimizin iradesinden bir kuşkuya sahipsem, o zaman benim ağzıma almamam gereken fasıllar 23’üncü, 24’üncü fasıllardır çünkü 23’üncü, 24’üncü fasıllar ifade hürriyetini, yargı bağımsızlığını ve diğer konuları içerir. Esasında da bu fasılların diğerlerinden, eşitler arasında birinci diyebileceğimiz, “primus inter pares” diyebileceğimiz bir özelliği vardır. Bunlar, bütün fasılların Avrupa Birliği müktesebatı açısından da kalbini oluşturur, beynini oluşturur, merkezini oluşturur. Ben de o zaman şunu söylüyorum: İfade hürriyeti, yargı hürriyeti, basın hürriyeti, adalet meselesi, yargı bağımsızlığı, yargı tarafsızlığı; hemen 23’üncü, 24’üncü fasılları açsınlar, biz müzakere etmeye hazırız. Ve açık bir şekilde de Türkiye'nin Başmüzakerecisi olarak söylüyorum: Bu fasılları, görecekler ki en kısa zamanda kapatacak kriterleri de ortaya koyacak kapasiteye sahibiz ama hem fasılları açmayacaksınız hem de Türkiye’yi sürekli olarak eleştireceksiniz. O zaman nasıl konuşacağız ve nasıl ilerleyeceğiz?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Milletvekillerini hapisten çıkartmakla başlayabilirsiniz Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) - Yani nihayetinde bu, 2 kişi olarak sürdürülecek bir meseledir, tek taraflı olarak sürdürülecek bir durum değildir.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – İçeride demokrasinin gelmesi lazım Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) - Önümüze getirdikleri konu şudur: “Efendim, fasılların açılması için de kriterler lazım.” Ya, siz bir meseleyi konuşmak için ön şart koyduğunuz andan itibaren o meseleyi nasıl konuşacaksınız?

İkincisi, isimlerini vermek istemiyorum, Avrupa’daki pek çok ülkeyi, hepsini biliyorum, pek çok ülkedeki standartları diğerlerinden daha fazla detayıyla biliyorum; onların Avrupa Birliği üyesi olup da Türkiye'nin olmaması gibi bir mantıksızlık olmaz, Türkiye bu kriterleri çok daha fazla karşılamış bir ülkedir. Dolayısıyla mesele şudur: Evet, biz irademizi yüksek tutalım, yapacağımız işler konusunda odaklanalım ama karşımızdakilere de bunu telkin edelim. 23’üncü, 24’üncü fasılların açılması konusunda, bütün partilerdeki milletvekilleri, fasılların açılıp Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mekanizmaların işlemesi konusunda Avrupa Parlamentosunda, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde muhataplarımıza baskı yapalım.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Uygulanacak mı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) -Türkiye fasılların açılmasını istiyor, Türkiye bu fasılların açılarak ilerlenmesini istiyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Demirtaş hapisteyken biz böyle bir şey yapamayız.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) - Nitekim, önümüzdeki dönemde Avrupa Konseyinde ve Avrupa Komisyonunda seçimler olacak. Yeni bir değişiklik tablosuyla karşı karşıya olacağız. Macron’un reform talebi, bugün yine ifade edildiği gibi Schulz… Genelde SPD koalisyona girdiği zaman dışişleri bakanlığını istiyordu, bu sefer dışişleri bakanlığını istemiyorlar maliye bakanlığını istiyorlar, bu reformlarla ilgili. Dolayısıyla 2019 yılında Komisyon ve Konseydeki seçimlerle birlikte de yeni bir tablo önümüze gelecek. Ama şunu bilmemiz gerekiyor ve hep beraber mücadele etmemiz gereken şey şu: Avrupa’da bizim yönetemeyeceğimiz alan, siyaset sosyolojisiyle ilgili bir alandır. Siyaset sosyolojisi değişiyor, artık merkez sağ ve merkez sol şeklindeki ayrım Avrupa’da ortadan kalkıyor seçimlerde; AB yanlısı partiler, onun karşısında da daha ırkçı, içe kapanmacı partiler şeklinde bir yarış ortaya çıkıyor. Pek çok seçimde, nitekim son Almanya seçimlerinde de oldu, hep beraber gördük, merkez sağ ve merkez sol partiler erirken aşağıdan, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Meclise girememiş bir aşırı sağ parti çıktı. Bu siyaset sosyolojisindeki değişimin bizi nelerle karşı karşıya bırakacağını görmemiz lazım. Ayrıca şu da önemlidir kendi millî çıkarlarımız açısından: Avrupa’da güçlü bir Avrupa Birliği, siyasi değerlere, demokratik değerlere bağlı bir Avrupa Birliği Türkiye’nin geleceği açısından ve Türkiye’nin çıkarları açısından gereklidir. Avrupa’da, Avrupa Birliğinin bu düzeni zayıflarsa yeniden karşı karşıya kalacağımız tablo, Avrupa’daki birtakım ırkçıların, faşistlerin iktidara geldiği, eski Avrupa şeklindeki bir tablo olacaktır. Buradaki bütün soydaşlarımız, dindaşlarımız bu faşistlerin, ırkçıların baskılarıyla karşı karşıya kalacaktır. Ekonomik istikrar bakımından büyük çalkantılar ortaya çıkacaktır, nitekim Balkanlar meselesinde de başka krizlerle karşı karşıya kalınacaktır.

Dolayısıyla şöyle ikili bir durum var: Bir yandan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgili bu ilişkilerin iyi ilerlemesi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine güçlü bir şekilde üye olması konusundaki irademizi ortaya koyuyoruz. İkincisi de bizim, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin dışındaki Avrupa tablosuna baktığımız zaman kaygı duyduğumuz alanlarda da bu arkadaşlarımızla, oradaki dostlarımızla birtakım çalışmalar yapmak zorundayız; Avrupa’daki demokratlarla, Avrupa’da bu özgürlüklere inanan insanlarla. Çünkü hakikaten, bakın, elimdeki son bir çalışmaya göre, bundan on yıl evvel, merkez sağ ve merkez sol partilerde faşistlerin ve ırkçıların ortaya attığı ajanda yüzde 10 ya da yüzde 20 dolayında bir yer bulurken maalesef bugün, siyasal alan genetik bir değişime uğramıştır, GDO’lu bir hâle gelmiştir ve neredeyse aşırı sağ partilerin gündeminin yüzde 70’i, yüzde 80’i merkez sağ ve merkez sol partilerin de gündemi hâline gelmeye başlamıştır. Bu tehlikeli bir tablodur. Bununla da ilgili olarak kimlerle nasıl ittifaklar kuracağımız, nasıl çalışmalar yapacağımız konusunda biz Bakanlık olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Tabii, en önemli meselelerden bir tanesi şudur: Düzensiz göç meselesi. Bu Suriye ve Irak kaynaklı olarak ortaya çıkan göç meselesi karşısında maalesef, Avrupa iyi bir sınav verememiştir. Basit bir örnek vermek isterim size: Yıllar evvel Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakanken Somali’ye gittik. Somali’ye gittiğimizde bir tane ekmek fırını yoktu ve o zaman elimde büyük bir liste vardı. Birleşmiş Milletler buraya bu kadar yardım ediyor, Avrupa Birliği bu kadar yardım ediyor. Somalili bakana sordum: Buraya bu kadar yardım edilirken bir tane ekmek fırınının bile olmaması ne manaya geliyor? Dedi ki: “Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliğinin yetkilileri Somali’ye gelmekten korkuyorlar. Burada olması gereken kurumların hepsi Kenya’da. Zaten, o gelen yardımların üçte 2’si onların personel masrafına gidiyor, üçte 1’i de aracılar arasında kayboluyor.” Bakın, Türkiye, mültecilere milyarlarca dolar yardım etmiştir, mültecilerin hayat standartlarını korumak için elinden geleni yapmaktadır; Avrupa Birliğinden henüz ilk 3 milyar avroluk taksit bile gelmemiştir. “2,9 milyar avroyu gönderdik.” diyorlar, gönderilen bir şey yok, o sadece taahhüde bağlanmıştır. 800 bin çocuk var, bu çocukların yarısı eğitim görüyor, diğer yarısının eğitim görmesi zorunludur çünkü bu çocukların peşinde DEAŞ gibi, El Kaide gibi terör örgütleri var fakat Avrupa Birliğinin bu yardım mekanizmasıyla, 5 yaşındaki çocuklar emeklilik yaşına gelene kadar bu paralar gelmez. Dolayısıyla hep beraber bu duyarlılığı da artırmak durumundayız. Bu çocukların eğitilmesi için Avrupa Birliğinin üzerine düşeni yapması konusunda gereken hassasiyeti göstermeliyiz.

En son hep beraber gördük: Libya’da kurulan köle pazarları. Bakın, Avrupa’nın sınırlarının askerlerle korunması ya da tel örgülerle korunması gibi bir yaklaşım kabul edilemez. Siz o insanları Avrupa’nın sınırları dışında tuttuğunuz zaman bunlar köle pazarlarına düşüyorlar. Ve ben o haberin devamını takip ettim, 300 dolara, 500 dolara bütün o köleleri DAEŞ terör örgütünün satın aldığı söyleniyor. Dolayısıyla, burada verilmesi gereken sınav konusunda, Avrupa’nın hassasiyetini artırmak konusunda da daha güçlü bir şekilde çalışmalarımızı yapmalı, sesimizi duyurmalıyız. Tel örgülerle ya da askerlerle Avrupa’nın dışında bu göçmenlerin tutulması, onların onurlu bir hayata kavuşması manasına gelmiyor.

Tabii, tartışma alanlarımızdan bir tanesi terör örgütleri meselesidir. Bakın, çok vahim bir tablo vardır, kendilerine de söylüyorum; Türkiye DAEŞ terör örgütü tarafından bir saldırıya uğradığında bütün Avrupa binalarına Türk Bayrağı yansıtılıyor, Türkiye’yle dayanışma gösteriliyor ama Türkiye PKK tarafından saldırıya uğradığında hiçbir kamu binasında Türk Bayrağı göremiyorsunuz, böyle bir dayanışma göremiyorsunuz. Bu, açık bir çifte standarttır ve aramızdaki temel anlaşmazlık konularından bir tanesi budur. Avrupa Parlamentosu Başkanı Tajani’nin girişimiyle PKK iltisaklı kişilerin Avrupa Parlamentosuna girişi daha yeni engellenmiştir. Schulz Parlamento Başkanıyken PKK sergileri açılırdı Parlamentoda ve ben ona söylerdim “Bak, benim aşağıdan, koridordan geçerken gördüğüm o resimler, Türkiye’deki masum insanları, Türkiye’deki güvenlik güçlerini öldüren insanlar. Bu Parlamento demokrasinin merkezi olmak durumunda, bu çifte standardı kaldırmak durumundasınız.” diye. Daha yeni Tajani döneminde böyle bir yaklaşım ortaya konulmuştur; geçtir ama bu bakımdan da, bu yaklaşımın ortaya konulması bakımından da yine de takdire şayandır.

Fakat bu terör örgütleri meselesinde şunun net bir şekilde ortaya konulması lazım: Bakın, gözümüzün önüne şöyle bir tablo getirelim lütfen, bu tablo çok önemli bir tablo: PKK terör örgütünden Fetullahçı terör örgütüne kadar birçok örgütün pek çok ülkede açık bir himaye gördüğü açıktır. Şunu net bir şekilde gözümüzün önüne getirelim: Almanya’nın örneğin, Türkiye’nin Irak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Sevgili Başkanım, toparlayabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Bakan, sözlerinizi tamamlamak üzere ek süre veriyorum.

Buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Almanya’nın Türkiye gibi 1.295 kilometre Irak-Suriye sınırı olsaydı, 15 Temmuzda olduğu gibi Bundestag’a Fetullahçı terör örgütü üyelerinin kullandığı gibi askerî uçaklarla ve tanklarla saldırılsaydı, Brandenburg Kapısı’na tanklar yerleşseydi ve sivil insanları öldürseydi hangi tedbirleri alırlardı ve biz böyle bir darbe girişimi karşısında hangi tedbirleri almışız, bunu mukayese etsinler, ona göre Türkiye’nin aldığı tedbirleri eleştirsinler.

Bakın, son olarak gümrük birliği meselesi... Gümrük birliği meselesinde bunu isteyen taraf esasında ilk olarak Avrupa Birliğiydi. Kendilerinin Dünya Bankasına ve diğer yerlere yaptırdığı analizlerde bunun güncellenmesi gerektiği konusunda bir tavır ortaya koymuşlardı. Biz de bunu memnuniyetle kabul ettik, Konseyin Komisyona yetki vermesini - Komisyon, Konseyden yetki istiyor, o yetkinin verilmesini- bekliyorduk fakat en son Almanya’nın bu tavrı ortaya çıkarmasıyla birlikte, maalesef siyasi bir konu olmayan, teknik bir konu olan bu süreci siyasi bir meseleye çevirdiler ve “Gümrük birliğini güncellemeyeceğiz.” gibisinden bir tavır ortaya koydular.

Türkiye’nin acelesi yoktur, gümrük birliğini güncellemek istiyorlarsa biz hazırız, değilse kendi bilecekleri iştir. Mesele şudur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Bakan, buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Hükûmetimiz açısından Avrupa Birliğine tam üyelik süreci bir stratejik perspektiftir, bir devlet perspektifi olarak tam üyelik hedefi korunmaktadır. Bunun dışında, Türkiye’yle birtakım diyalog mekanizmaları, Türkiye’yle komşuluk ilişkisi kurma gibi ilişkileri ya da Türkiye’ye özel bir statü verme gibi ilişkileri elimizin tersiyle itiyoruz. Türkiye’ye tam üyelik perspektifi dışında bir perspektifi duymak istemiyoruz. Bunun dışındaki tekliflerin her birinin ahlaksız teklif olduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koydum.

Yüce Mecliste Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesi konusunda ve bu üyelik sürecinin gerçekleşmesi konusunda ortaya çıkan iradeden bir kere daha memnuniyetimi ifade ediyorum. Bütün arkadaşlarımıza eleştirilerinden faydalanacağımızı ifade ediyor, yüce Meclise saygılarımı sunuyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz teşekkür ederiz Sayın Çelik.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Altay, sisteme girmişsiniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, pek kısa bir söz talebim vardır.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkisinin olumlu seyrinin Cumhuriyet Halk Partisinin de arzusu olduğuna ancak Hükûmetin Türkiye’yle ilgili olumsuz algı yaratacak iş ve işlemler yapmak suretiyle bir fırsat vermemesini tavsiye etmek durumunda olduklarına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Peşinen söylemem lazım, hiçbir haricî merkezin Türkiye’ye ders vermeye kalkışması, Türkiye’yi kimi testlerden kendine göre geçirmesi bizim de kabul edeceğimiz bir durum değildir.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkisinin olumlu seyri Cumhuriyet Halk Partisinin de arzusudur. Ancak, Türkiye’nin dünya ya da Avrupa demokrasi liglerinde ivme kaybettiği bir gerçektir. Velev ki Hükûmet şunu diyebilir: “Böyle bir algı var.” Böyle bir algının oluşmasına neden olan iş ve işlemlerden de olabildiği kadar uzak durmak lazım.

23’üncü ve 24’üncü fasılların açılmaması ifade özgürlüğünün ağır tahrip edildiği kanaatiyle ilgilidir. Zira hâlen içinde bulunduğumuz Parlamentoda sanıyorum 10 milletvekilinin suçları sabitlenmeyip hükümleri kesinleşmediği hâlde cezaevinde bulunmaları ifade özgürlüğünün Türkiye’de geldiği durum bakımından çarpıcı bir örnektir. Öte yandan, gazetecilerin sırf yazdıkları çizdikleri için cezaevlerine konulmaları, aynı şekilde akademisyenlerin işlerinden uzaklaştırılmaları Avrupa Birliğinde Türkiye’deki ifade özgürlüğüyle ilgili olumsuz bir kanaate doğal olarak da gerekçe ve vesile olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Müsaade ederseniz hemen tamamlayayım efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay, tamamlayınız lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz AB sürecinde elbette Hükûmetin yanında oluruz ancak Hükûmetin, Avrupa Birliği ülkelerine ve oradaki lobilere Türkiye’yle ilgili bu olumsuz algıyı yaratacak iş ve işlemler yapmak suretiyle bir fırsat vermemesini de ana muhalefet partisi olarak tavsiye etmek durumundayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, siz de sisteme…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de İç Tüzük 60’a göre…

BAŞKAN - Buyurun.

12.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Sayın Bakana yapmış olduğu sunumdan ötürü teşekkür ediyoruz. Özgürlük, insan hakları, evrensel normlar, 23 ve 24’üncü fasıllarla ilgili konuşmaları hani ileriye dönük Türkiye’de gerçekten hâlâ böyle bir iktidar iradesinin bitmediğine dair küçük bir umuttu bizde. Ancak hani “İkna edemiyoruz.” dediğiniz noktaların başında siz, Avrupalıları, 6,5 milyon oy almış bir partinin 2 eş genel başkanını ve 10 milletvekilini tutuklayarak inandıramazsınız, 94 belediyeye kayyum atayarak ve bunu da 15 Temmuz darbesiyle ilişkilendirmeye inandıramazsınız, şu ülkede 80 milyon insanın yüzde 40’ının kendi seçmediği belediye başkanları tarafından yönetilmesi hâline inandıramazsınız. Bunun gibi bir dizi, darbeyle hiçbir ilgisi olmamış, bilakis ömrünü bu darbecilerle mücadele içerisinde geçirmiş kişileri hapsederek, özgürlükten yoksun kılarak ve sivil siyasi iradenin, demokratik siyasetin önünü tıkamakla inandırmakta şüphesiz güçlük çekersiniz.

Şimdi, bugün özellikle iktidar partisinden bir hatibin de partimize dönük yapmış olduğu bir konuşmada söylediği, işte “Orada yeniden denetim sürecine tabi tutulmasına destek verdiler.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bizim yaptığımız şudur: Bu konuda iktidarın bunca saydığım ve sayamadığım insan hakları ihlallerine tekabül eden uygulamalarına karşı eğer hâlâ hiçbir şey yokmuş gibi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde bunları dile getirmez ve bu konuda irade beyanında bulunmazsak bu içteki kötülüklerin üzerini örterek 80 milyon insana haksızlık etmiş sayarız kendimizi.

Teşekkür ederim.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özdemir, buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Nedir talep?

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Bakan konuşmasında benim konuşmama bir atıfta bulunarak Türkiye-AB ilişkilerini bir ihtiyaç meselesi olarak değerlendirdiğimi… Ben böyle değerlendirmediğimi açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika süre veriyorum.

13.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan Türkiye-AB ilişkilerini bir ihtiyaç meselesi olarak ifade ettiğimi söyledi. Ben burada Cumhurbaşkanını ve Kabinenizin bakanlarının bu şekilde açıklamalarda bulunduğunu ima etmek istedim. Yani, ihtiyaç meselesine indirgeyen Sayın Cumhurbaşkanı ve Kabine üyeleriniz. Burada tutarsız ve dönemsel açıklamalar üzerinde durdum ben açıklamalarımda.

Elbette 2007’ye kadarki süreç önemli Sayın Bakan, verilen emekler çok değerli. Biz bunları önemsiyoruz ve güçlü ve itibarlı olarak bir AB üyesi olmak da elbette bizim önceliğimiz.

Burada ırkçı ve sağ popülist söylemler üzerinde durdunuz, ben de konuşmamda belirttim. Dünyanın neresinde olursa olsun ırkçı ve popülist söylemleri kabul etmiyoruz ve elbette kınıyoruz.

Fasıllarla ilgili açıklamanızda ise 23’üncü fasıl yargı, temel haklar; 24’üncü fasıl ise adalet, özgürlük ve güvenlik. Bu fasılların açılmasını en çok biz isteriz elbette çünkü bu ülkenin ana muhalefet partisi lideri adalet talebiyle 430 kilometre yol yürümüştür. Bu fasılların ve “adalet” kavramının ne kadar önemli olduğunu bütün dünya görmüştür.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir.

Sayın Bakan, buyurun.

14.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Yanlış anlaşılmış olabilir, sizin öyle dediğinizi demedim ben. Öyle bir konu açtınız, o konuyla ilgili görüşümü söyledim yani ihtiyaç mıdır, değil midir diye. Siz cümleleri özenli kullanıyorsunuz, bunu teslim ediyorum, öyle demediniz. Ben o açtığınız konu üzerinden ihtiyaç mıdır, kazan kazan ilişkisi midir ona izahat getirdim.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Evet, ben de sizin nasıl gördüğünüzü sormuştum, siz de cevap verdiniz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Evet, dolayısıyla, sizinle ilgili bir özel değerlendirme değildi bu.

Fasıllar konusunda da şu hatayı yapmayalım lütfen: Yani Türkiye’de şu meseleler olduğu için fasılları açmıyorlar gibi bir argüman doğru bir argüman değil. Bu, tam tersine, maalesef, Avrupa Komisyonunda genişlemeden sorumlu komiserin Türkiye’ye karşı bir çifte standart üretmek için kullandığı bir argüman. Bütün arkadaşlarımıza söylemek isterim, bir şey konuşulacaksa fasıl açılır, bu fasıl kapatmak anlamına gelmez. Fasıl açmak için ön şart diye bir şey olmaz. Şimdi bunu Türkiye’ye karşı uydurdular, bu teknik hatayı yapmayalım.

Diğeri, Sayın HDP milletvekilinin söylediği. Yani bu mesele çok ayrıntılı ve uzun konuşulabilir ama bu meseleye emek vermiş birisi olarak da ben şunu söylemek isterim: Demokrasi mücadelesi verecekseniz bunu yapmayın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Neyi yapmayalım? Meclise gelmeyelim mi?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Öyle bir şey söylemiyorum, anladığınız buysa söyleyecek bir şey yok.

Söylediğim şey çok net ve açık. Bakın arkadaşlar, resmin sadece bir tarafını gösteriyorsunuz. Biz, Türkiye’de bu süreçlerin hepsini hep beraber yaşadık. Yani şimdi, Katalonya’da -ortada terör örgütü yok, ortada terör eylemi yok- anayasaya karşı gelindiği için, bir ayrılıkçılık söz konusu olduğu için bu milletvekilleriyle ilgili yasal işlem başlatıldı. Bütün egemen devletlerin hakkı budur ve bu, demokrasiyi ve hukuk devletini korumak için yapılır.

Ben açık ve net bir şekilde söylüyorum arkadaşlar: Avrupa Birliğinin müktesebatına bunun uygun olduğunu Avrupa Birliğinin yetkilileri de kabul ediyor. Türkiye’de “Sırtımızı terör örgütüne dayadık.” diyecek bir milletvekili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da onaylanmış Batasuna Kararı’nın içindeki bütün eylemlerin çok daha fazlasına imza atacak ve bununla ilgili işlem yapılmayacak, sonra bu bizim önümüze, yüce Meclise sanki hiçbir şey yokmuş, bu meselenin hiçbir bağlamı yokmuş, yaşanmış hiçbir tarihsellik yokmuş gibi getirilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Arkadaşlar, demokrasi mücadelesi verilecekse cümlenin sonundan başlanmaz.

BAŞKAN – Açıklamanıza devam edecek misiniz Sayın Bakanım, ek süre vereyim mi?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Lütfen bitireyim Sayın Başkanım, bu önemli bir mesele.

BAŞKAN – Buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Yani bu önüme geldiği zaman da açık ve net bir şekilde şunu söylerim arkadaşlar -Avrupa Birliğinin her zemininde- ve şimdiye kadar da bana bununla ilgili karşı çıkabilen görmedim: Milletvekili olsun ya da olmasın terör demokrasinin bir kırmızı çizgisidir, bunu ihlal edenle de ilgili işlem yapılır, bu kadar net. Eğer demokrasi mücadelesi verilecekse hikâyenin bütün bu kısmı atlanıp da sadece son kısmıyla ilgili bir yargı ortaya koyulduğu zaman… Evet, şu vardır: Hak ve özgürlükleri korumak için elimizden gelen hassasiyeti göstereceğiz ama hak ve özgürlükler meselesinde terörden kaynaklanan, terör örgütlerinden kaynaklanan, terör örgütlerine destek vermekten kaynaklanan ne tür işlemler olduğunu görmek isteyen varsa -rahatlıkla bulabilir bunu- Batasuna Kararı’nın içine girsin -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından onaylanmıştır, milletvekilleriyle ilgili verilmiştir- bunun çok daha fazlasının yapıldığı işler vardır.

Ha, suçlu mudur suçsuz mudur? Ona yargı süreci karar verecek, benim işim o değil ama bu mesele konusundaki süreçleri tümden böyle baştan mahkûm etmek gibi bir yaklaşımın da demokrasi savunusuyla ilgisi olmadığının altını çizmek isterim.

Sağ olun Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, Sayın Bakan eş genel başkanımızın hiçbir şekilde kullanmadığı “Sırtımı terör örgütüne dayıyorum.” sözünü söyleyerek bütün grubumuzu töhmet altında bırakmış ve sataşmada bulunmuştur. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – 6-7 Ekim olayları ne?

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in açıklama nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, keşke son söylemiş olduğunuz cümleyi bir bütün olarak siyasi iktidar, Cumhurbaşkanı dâhil, kendine düstur edinse.

Bakın, siz diyorsunuz ki: “Yargı karar verir.” Ama yargıdan önce Cumhurbaşkanı 9 Temmuz günü Hamburg’da karar verdi, eş genel başkanımız için “katil” dedi “terörist” dedi, yargıdan önce. Bugüne kadar, dört yüz on gündür eş genel başkanımız daha yargı karşısına çıkmamış. Yargıdaki sakatlık burada.

Öbür türlü… Bakın, ben yeni bir polemik başlatmak adına söylemiyorum. Biz, nasıl ki olayın size göre bir yüzünden bakıp değerlendiriyorsak siz de devletin soğuk yüzüyle bakıp değerlendiriyorsunuz. Biz, yüz yıllık Kürt meselesini sosyolojik olarak sizin gibi görmüyoruz, nedenlerini sizin gibi görmüyoruz, nedenlerini ve gelişimini sizin gibi görmediğimiz gibi, çözüm önerisini de, metodolojisini de, yöntemini de sizi gibi görmediğimizden ötürü ayrı bir partide örgütlenmiş, farklı bir ferasetle hareket ediyoruz. Yoksa, bakın, şunu söyleyeyim: Sayın Bakan, şimdi PYD kim tarafından terör örgütü olarak görülüyor? Bu, çok farklı bir tartışma konusu. Siyasi iktidar ve orada sizin terör örgütü olarak gördüğünüz PYD’nin karşısında mücadele ettiği DAEŞ dışında Suriye’nin Devlet Başkanı bile terör örgütü olarak görmüyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Esad bugün açıklama yaptı.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Rusya, beraber hareket ediyorsunuz, terör örgütü olarak görmüyor. İran terör örgütü olarak görmüyor. Avrupa Birliğinin hiçbir ülkesi terör örgütü olarak görmüyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Geçiniz bunları, geçiniz. Geçiniz ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Şimdi, buradan bakıldığında, PYD’ye dönük söylenmiş bir sözü… “Ben terör örgütüne sırtımı dayıyorum.” Cümleniz alabildiğine iktidar ve üstenci bir bakış açısının ürünüdür.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – PYD terör örgütü değil mi?

AHMET YILDIRIM (Devamla) - O ülke içerisinde örgütlenmiş olan, açılımı Suriye Birlik Partisi olan PYD’yi Esad terör örgütü olarak görmüyor. Nereden tutacağız biz bunu?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Esad’ın kendisi dedi, onun terör örgütü olarak görmesi değerli.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Öbür türlü, Kürt meselesinin gelişimine de, nedenine de, çözüm önerisine de, yöntemine de sizden farklı baktığımız için terör örgütünü alabildiğine geniş ele alıyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) - …gazetecileri, akademisyenleri de teröristlikle suçlamaktan imtina etmiyorsunuz. Dünyanın ve Avrupa’nın anlamadığı, anlamak istemediği, anlamakta güçlük çektiği nokta budur.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Bakan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

10.- Avrupa Birliği Ömer Çelik’in, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Değerli arkadaşlar, 2002’den beri burada olan arkadaşlar bilirler. Bu Mecliste -benim etnik kökenim Türk- Kürt meselesi üzerinde ilk konuşmayı ben yaptım ve o zaman bu kadar da kolay değildi bu konuşmayı yapmak. Bana o zamanki bazı askerî vesayet temsilcileri tarafından ne tür haberler gönderildiğini de ben biliyorum. Genel Başkanınız da orada oturuyordu.

İkinci bir şey söyleyeyim size: Daha HDP'nin ağzından “Suriye Kürtleri” diye bir laf bile duyulmamışken, belki de haberleri bile yokken, Halep’teki bir yemekte, o zamanlar Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan olarak gittiğinde, masada -şimdilerde CNN International’a çıkan- Esad’ın Danışmanı Buseyna Şaban da vardı. Cumhurbaşkanımız dedi ki: “Senden özel bir şey rica ediyorum. Senin ülkende Suriye Kürtlerinin, bu kardeşlerimizin bir kaydı bile yok, vatandaşlık hakları bile yok.” O masadaydım ben, o yemekteydim, kendi kulaklarımla duydum. Üç tane şey söyledi reformlar yapmasıyla ilgili, bir tanesi de buydu, dedi ki: “Kürtlere vatandaşlık ver, onları bu yoksunluktan kurtar.”

Dolayısıyla net bir şey söyleyeyim arkadaşlar size: Birisi buraya çıkıp da son derece konservatif, PKK terör örgütünün kapsama alanı içindeki bir siyasi görüşü “halkımızın görüşü” ya da “Kürtlerin görüşü” diye ifade ederse bunun zaten bir siyasi ciddiyeti kalmamıştır.

İkinci bir mesele şudur: Birisi “kime göre terör örgütü” diye PKK ya da PYD’yle ilgili bir tartışma açıyorsa… Bakın, Kürtler tarih boyunca mazlum bir halk olarak dışarıdan çok ihanete uğradılar. İlk defa Orta Doğu'da Suriye başta olmak üzere bazı kendisine “Kürtlerin hakkını savunuyorum.” diyen terör örgütleri ve siyasetçiler tarafından içeriden ihanete uğruyorlar. Ve şunu görmemiz lazım: Bu terör örgütleri üzerinden yeni bir Baas modeli oluşturularak Kürt çocuklar emperyalizmin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) - …çıkarları doğrultusunda yine cepheye sürülüyorlar. Kürt çocuklar oradaki birtakım vekâlet savaşları… (AK PARTİ sıralarından “ek süre” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan talep ederse vereceğiz. Acele etmeyin lütfen.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Müsaadenizle Başkanım.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere ek bir dakika daha süre veriyorum.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Dolayısıyla PKK terör örgütünün ve PYD terör örgütünün herhangi bir şekilde mazur gösterilmesine dair bir yaklaşım ile “demokrasi” lafı yan yana geldiği andan itibaren… İşte “Yapmayın.” dediğim bu. Bu, o Kürt çocuklara, Kürt gençlere, Kürt çocukların, gençlerin geleceğine yapılacak en büyük haksızlıktır. Bakın, Esad bugün bir açıklama yapmış. Ne diyor? “Kürtler dâhil benim yanımda olmayıp da başkalarıyla iş tutarak savaşan kim varsa haindir.” diyor. Bu Orta Doğu’daki çok eski bir oyundur. Yarın bir gün, bugün onları sahada lejyoner olarak kullanan o devletler de sırtlarını dönecekler ama emin olun bazı arkadaşlarınız Türkiye’nin içinde Kobani’yle ilgili provokasyon yaparken bu iktidar bir günde kapıları açıp 100 bin Kürt kardeşimizin korunmasını sağlamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla mesele şudur: Türklerin kazanımı, Türkmenlerin kazanımı, Kürtlerin kazanımı, Arapların kazanımı neredeyse biz oradayız, terör örgütleri neredeyse onun karşısındayız. Mesele bu kadar basittir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Bakan benim konservatif bir bakış açısıyla siyasi ciddiyetsizlik yaptığımı ifade etti…

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Aynen öyle.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …ve çok açıktan sataştı.

BAŞKAN – Bunu sataşma kabul ediyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tabii ki.

SALİH CORA (Trabzon) – Bir benzetme yaptı.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yıldırım.

Sayın Yıldırım, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

11.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, Sayın Bakan, iş, böyle hakaretvari bir şekilde üstten bakış açısıyla konuşmaya varırsa biz bunu yapma cesaretinden ne yoksunuz ne de geri dururuz ama aldığımız aile terbiyesi ve toplumsal görgü gereği biz burada medenice konuşuyoruz; kalkıp “ciddiyetsizlik” “konservatif bir bakış açısı” gibi kriminalize eden cümlelerinizi asla kabul etmediğimi, iade ettiğimi ifade etmek isterim.

Bir diğer husus: Tamam siz, Halep’te, Kürtler Suriye’de herhangi bir hak talep etmezken, alabildiğine mazlum olarak yaşarken talep ettiklerinizi bugün katliamlarla yüz yüze geldiğinde neden talep etmiyorsunuz? Meselenin asıl can alıcı noktası burasıdır. Siz, Kürt’ün bir kimlik sahibi olmaması üzerinden…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Herkes için talep ediliyor. Sadece Kürtler için değil, herkes için talep ediliyor.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Kürtlere bu ülke sahip çıktı ya. Katliamı biz etmedik ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – …şimdi, çok ayan beyan bir şekilde “Kobani düştü, düşecek.” söylemleri üzerinden, oradaki halkın alabildiğine barbar ordusuna karşı kendini savunma hâline karşı hiçbir refleks göstermemiş…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – O da yalan!

AHMET YILDIRIM (Devamla) - …ancak katliamdan kaçarken gelmiş, burada sınırlara yığılmış ve onları kucaklayan sadece burada merkezî hükûmet değil, oradaki DBP’li belediyelerken -ki bugünkü belediyelerin çoğuna, işte, bir sömürgeci valisi mantığıyla kayyumlar atanmış ve yönetimler oradaki halkın yüksek iradesine rağmen elinden alınmış- bugün kalkılmış, işte, “Yok, biz geçmiş dönemde bunu yaptık.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Son olarak da şunu söyleyeyim Sayın Bakan. Mesele, son üç beş yılın ya da üç beş ayın meselesi değil. Bakın, kaç gündür örnek veriyorum. 90’lı yılların kanlı politikalarının izdüşümünde Kürt bilgelerin, âlimlerin, melelerin, seydaların kurmuş olduğu dil, eğitim, kültür, edebiyat kurumları kapatıldı, dergiler kapatıldı, gazeteler, televizyonlar kapatıldı. Bunların hiçbiri sizin iktidarınız döneminde kurulmamıştı. Musa Anterlerin kurduğu, Abdurrahman Dürrelerin kurduğu yayınları kapattınız. Bunların neresini aşırı güvenlikçi ya da PKK’yle ilişkilendirerek ele aldınız, anlamakta güçlük çekiyoruz.

Teşekkürler.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Anlayamazsın zaten!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın Bakan söz talep etti, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu, karşılıklı sataşma, karşılıklı atışma noktasına dönmesin Sayın Bakan, lütfen toparlayınız.

12.- Avrupa Birliği Ömer Çelik’in, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Hükûmete tekraren sataşması nedeniyle konuşması

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Yok Sayın Başkanım, ben kimseye hakaret etmem, “konservatif” kelimesinin hakaret kabul edildiğini de ilk defa gördüm.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok, “ciddiyetsizlik” kavramı hakarettir.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Çok basit bir sözlüğe bakıldığında bunun ne olduğu net bir şekilde görülür. Sayın konuşmacıyı da bugüne kadar fikirlerine katılmasam da dinlerdim.

Tabii, burada net bir şey var, bu “Kimlik sahibi olmasının önüne geçildi.” diye…

Arkadaşlar, tam tersine şunu söylemek isterim: Biz, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Kürt vatandaşlarımızın, bu asimilasyon politikalarının, ret ve inkâr politikalarının bitmesi için, onların kimlikleri üzerindeki bu baskının ve erozyonun kaldırılması için, Kürt kimliği ile Kürt vatandaşımız arasındaki perdelerin kaldırılması için mücadele vermişiz ve bedel ödemiş bir partiyiz ama burada net bir tavır içerisinde duruyoruz.

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Bakan, Kürt Enstitüsünü niye kapattınız? Onu da söyleyin bir zahmet.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Türk, Kürt, Türkmen, tek millet anlayışı içerisinde bunu yapıyoruz. Vatandaşlarımızın bir kısmına geçmiş dönemde şu haksızlık varsa bu kaldırılmıştır, bu haksızlık varsa bu kaldırılmıştır ve bu genel bir demokrasi perspektifi içerisinde yapılmıştır.

Bakın, burada bütün belgeler… Allah’tan internet diye bir şey var.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Allah’tan!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – …Kobani olayları sırasında oradaki Kürt gruplar Rûdaw başta olmak üzere değişik haber ajanslarına açıklamalar yaptılar. Dediler ki “Biz Kobaniye girip -bunlar farklı Kürt grupları- oradaki insanlara yardım etmek istiyoruz fakat PKK ve PYD bizi engelliyor.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Neymiş?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Birincisi, orada tek yönlü bir hâkimiyet kurabilmek için, ikincisi de neredeyse “Burada insanlar ölsün de biz terör örgütü olarak propagandamızı yapabilelim.” diye.

Dolayısıyla eğer mesele şu şekilde yapılıyorsa… Keşke arkadaşlarımızın bazıları burada çıkıp da Kürt meselesi, Kürt gençlerinin eğitimi, bu gençlerin onurlu bir geleceğe nasıl sahip olacağı konusunda argümanlar söyleseydi, biz dinleseydik. Tek bir milletin vatandaşları olarak bunlar konusunda alacağımız tedbirleri görüşseydik. Ama onun yerine bizim karşı çıktığımız şudur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Bakan, buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum sabrınız için.

Bizim burada karşı çıktığımız şudur: Kimseye hakaret etmiyoruz, kimseye üstten de bakmıyoruz. Ha, “Üstten bakarım, böyle konuşurum.” diyen varsa da buyursun konuşsun, ondan da çekineceğim bir şey yok. Bu tartışmayı ben sabaha kadar da yapabilirim. Çok daha açık şekillerde deşifre edebilirim, açık şekilde de konuşabilirim ama mesele şudur: Mesele, Kürt çocuklarının geleceği midir, bunların iyi bir eğitim hayatına, iyi bir geleceğe sahip olması mıdır yoksa bu söylemlerin altında bu çocukların Kürtlüğü istismar eden birtakım terör örgütlerine lejyoner olarak yazdırılması için siyasal argüman üretilmesi midir, biz bunun adını koymak istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ana dilde eğitimi kabul mü ediyorsunuz Sayın Bakan?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Burada bu coğrafyanın bütün mazlum çocuklarının, bütün mazlum halklarının bir kardeş olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Onun içinden bir tanesini kopar, şu terör örgütünün lejyoneri yap, onun içerisinden bir tanesini kopar bu terör örgütünün lejyoneri yap! Bu coğrafyaya yabancı, bu coğrafyadaki emperyal politikalara hizmet eden bir siyasal duruştur bu. Bunu reddediyoruz, reddedeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, neresinden tutalım?

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Tutma, otur.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Tutma, tutmana gerek yok.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, Sayın Bakana hiçbir şey sormadan direkt söz veriyorsunuz. Açıktan sataştı, terör örgütlerine siyasi argüman üretmekle suçladı beni.

SALİH CORA (Trabzon) – Hayır hayır, sataşma olmadı, kesinlikle olmadı. Sataşma olmadı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, Sayın Bakana açıktan söz vermedim, talep etti.

Buyurun Sayın Yıldırım.

13.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkürler.

Şimdi, Sayın Bakan, bakın, burada sizin grup yönetiminizle tartışmalarımızda sıklıkla gündeme getirdiğimiz bir hususa tekrar dikkat çekeyim. Açık yüreklilikle çıkıp diyebilirsiniz ki: “Biz zamanın ruhuna göre hareket eden ve ilkesel normlar, evrensel normlar üzerinden değil de zamanın ruhunu esas alan ve konjonktürel olarak değişebilen, Kürt meselesini de bu bağlamda ele alan bir siyasi iktidarız.” Ben bunu biraz anlayışla karşılarım, katılmam ama anlayışla karşılarım.

Şimdi, şu parti içerisinde yıllarını Kürt meselesinin çözümüne harcamış olan sosyal bilimciler var, insan hakları savunucuları var, mülki amirlik yapmış olanlar var ve hâlâ eminim ki bugün siyasi iktidar içerisinde bu kadar ötelenip pasivize edilmezlerse bu yöntemle Kürt meselesinin yüz yıl daha geçse çözülemeyeceğine inananlar da var. Ama gelin görün ki Kürt meselesiyle bu kadar hemhâl olmuş olanların değil de belki de Kürt coğrafyasının şehirleri, sosyolojisi, sorunu konusunda hiç müktesebat sahibi olmayanların bugün siyasi iktidarın şahin politikaları aklıyla hareket ediyor olması bugünün temel sorunudur, siyasi iktidar açısından temel sorunudur. Yoksa, biz köktenci bir şekilde 316 milletvekilini bütün kurullarıyla birlikte mahkûm eden bir yaklaşım içerisinde olmadık. Kürt meselesine dair en fazla müktesebat sahibi olanların bugün adı sanı, etkisi yetkisi yok ama Kürt meselesinin “k”sinden anlamayanların bugün karşımıza bu işin hamisi olarak sürülmüş olması bugünün en temel meselelerinden biridir ve siyasi iktidar zamanın ruhuna ve konjonktüre göre aktör üretebilmiş ve bu aktörlerin de bu soruna en yabancı olan güvenlikçi politikalar dışında hiçbir konsept geliştiremeyecek, söylem, eylem, argüman geliştiremeyecek olanlarla Kürt halkını yüz göz ediyor olması aşılamayacak temel bir çelişkidir. Öbür türlü, hiçbir zaman bu meselenin bu yöntemle çözülemeyeceği konusunda biz çok eminiz kendimizden. Er geç hak kani olacaktır ve bu sorun yine diyalog ve barış yoluyla çözülecektir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.31

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Yaşar TÜZÜN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın Bakan, bir söz talebiniz var herhâlde, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından onaylanan Batasuna kararına ilişkin açıklaması

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sayın Başkanım, oturum kapanmadan önce bir tartışma yürüyordu, tartışma benim açımdan kapanmıştır. Herhangi bir şekilde anlaşabileceğimiz ve diyalog yürütebileceğimiz bir durum olmadığını görüyorum.

Bir bilgi vermek istiyorum: Konuşmamda geçen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da onaylanan Batasuna kararı. Bu “Şiddet ile demokrasinin, terör örgütleri ile demokrasinin sınırı nedir?” konusunda açıklayıcı ve yol gösterici bir karardır, Avrupa müktesebatı açısından, İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı açısından böyle kabul edilir. Şu tip olgular içeriyor:

Batasuna Partisi sözcüsünün şiddeti öven açıklamalar yapması, Batasuna yöneticilerinin Venezuela’daki ETA terör örgütü mitingine katılmaları, Batasuna’nın ETA terör örgütü tarafından yapılan tehditleri kınamayı reddetmesi, ETA teröristlerine Batasuna yönetimindeki belediyeler tarafından ödül verilmesi. Bu, şiddet, terör ve demokrasi arasındaki sınırın çekilmesi açısından -ki ayrıntılı bir karardır- bence önemli, yol gösterici bir içtihattır. Bunu yüce Meclisin bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ederim, sağ olunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Gaytancıoğlu, sisteme girmişsiniz, bir talebiniz mi var?

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Evet.

BAŞKAN - Ayakta önce talebinizi iletin lütfen.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Bir açıklama yapacağım Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanıyla ilgili, bir soruşturma açılmış kendisiyle ilgili.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gaytancıoğlu.

Bir dakika süre veriyorum.

16.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Edirne Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı hakkında bir kınama cezası verilmesine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Az önce aldığım bir habere göre Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı hakkında Edirne Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından bir kınama cezası önerilmiş ve kendisine verilmiş. Atatürkçü Düşünce Derneği, kamu yararına çalışan, toplum yararına çalışan bir dernektir, Atatürk ilke ve devrimlerini her fırsatta savunan bir dernektir. Kendisi hakkında böyle bir kınama cezasının verilmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Kınama cezası da siyaset yaptığı için kendisine verilmiş. Atatürkçü Düşünce Derneğine üye olanlar veya başka derneklere üye olanlar her türlü görüşü demokrasi içerisinde açıklayabilirler, bunda da özgür olmalılar. Ben de buradan Edirne Millî Eğitim Müdürünü kınıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaytancıoğlu.

Sayın Bakanımız mutlaka dikkate alacaktır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Hükûmet adına şimdi söz sırası Millî Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz’a aittir.

Sayın Yılmaz, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakika.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Muhterem Başkanım, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ile üniversitelerin 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı görüşmeleri üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Mesut Yılmaz’a ve ailesine başsağlığı diliyorum. Allah sabırlar versin ve hiçbir kimseyi böyle bir imtihanla muhatap etmesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim, çağa uygun olarak sürekli değişen ve gelişen, birikim ve tecrübeler ışığında yenilenen bir süreçtir. Eğitimin temel hedefi, bilgi toplumunun gerektirdiği becerilerle donanmış, millî kültürle insanlığın evrensel değerlerini içselleştirmiş bireyler yetiştirmektir. Millî Eğitim Bakanlığı olarak, herkesin eğitim ve öğretime eşit şartlar altında erişmesini, çağın gerektirdiği bilgi, beceri, tutum ve davranışı kazanmasını, girişimci, yenilikçi, dil becerileri yüksek, iletişime ve öğrenmeye açık, öz güven ve sorumluluk sahibi, sağlıklı ve mutlu bireyler olarak yetişmesini istiyoruz. Nitelikli bir eğitimi ve herkes için eğitimde fırsat eşitliğini, değişmez ve daimî hedefimiz olarak görüyoruz. Bugüne kadar yapılan çalışmalar neticesinde temel altyapı ve erişim sorunlarını büyük ölçüde çözdük.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim bütçemiz, 2018 yılında bütçe giderlerinin yaklaşık yüzde 18’ine denk gelen 134 milyar 727 milyon Türk lirası olarak belirlenmiştir. Söz konusu bütçe çerçevesinde, toplumun hemen hemen tüm kesimlerini içine alan örgün ve yaygın eğitim ve öğretim hizmetlerini yerine getirmekteyiz. Bu miktar, millî gelirin yüzde 5,8’inden de fazladır. Her ne kadar buraya çıkan bazı hatipler, millî gelirden eğitime ayrılan payın çok az olduğunu ifade etmişse de 1980’li yıllarda millî gelirden eğitime ayrılan pay yüzde 1,2; 1990’lı yıllarda 2,2; 2002’de 2,8 iken bugün 5,8’in üzerinde millî gelirden eğitime pay ayırıyoruz. Kalkınma Bakanlığının internet sitesine girilirse çok net şekilde görülebilir 5,8; “5,1’i kamudan, 0,7’si de özel sektörden.” der ancak Kalkınma Bakanlığının o hesabında dahi şu kalemler dâhil değildir: Maliye Bakanlığı tarafından okul yapımı için tahsis edilen arsa bedelleri. Eğer Maliye Bakanlığı bu arsaları bize vermese de satsa, bir başka yere verse kaynak olur muydu? Olurdu. Onu bir başka yere, kaynağa değil de eğitime verirse eğitime destek olur mu? Olur. Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından okul yapımı için tahsis edilen arazilerin değeri... Geçen gün Ankara’da bin derslikli okulun temelini attık, aldığımız arsa Orman Bakanlığındandı, bunların değerlerini de mutlaka koymak lazım.

Yine, her yıl ana yatırımın dışında ek yatırım taleplerimiz olur, Kalkınma Bakanlığı tarafından da uygun görülür. Onları da eklemek lazım.

Yine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yönetiminde olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan bütün ihtiyacı olan ailelere eğitim materyali yardımı verilir bizim bütçemizin dışında. Yine, öğrencilerimize öğle yemeği yardımı verilir. Yine, ilköğretim öğrencilerine ücretsiz kitap verilir. Bunların bütün mali gideri ondan karşılanır. Şartlı eğitim yardımı kapsamında annelerin hesabına para yatırılır, toplam yatırılan miktar 5,8 milyar lira. Yine, kızlara yurt yapımını bu vakıftan karşılarız. Engelli öğrencilerin okullara taşınıp okullardan evlerine götürülmesini de yine buradan alırız. Bunları da eklemek lazım.

Yine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, okullarımızın daha güvenli ve daha temiz olması için Toplum Yararına Çalışma kapsamında 60 bin personeli bizim Bakanlığımıza tahsis etti, bunlara ödenen miktarlar da eğitim için harcanıyor. Bunu da eklemek lazım.

Yine, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bütçesinden süt alınır evlatlarımıza “Daha sağlıklı beslensin.” diye, sütün bedeli Tarım Bakanlığından karşılanır. Yine, kuru üzüm için alınır. Yaklaşık 6 milyon öğrencimize kuru üzüm dağıtırız ama Tarım Bakanlığının bütçesinden. Bunu da eklemek lazım.

İl özel idareleri olanlar bilir, büyükşehirler değildir ama il özel idarelerinin bütçesinden yüzde 20 eğitime pay ayrılır. Bunları da mutlaka eklemek lazım. O hesaplananlar da dâhil değildir.

Bir de vatandaşlar var, hayırseverlerimiz var; kimi zaman derslik yapar, kimi zaman okul yapar. Dolayısıyla bunları da eklemek lazım. Okul aile birliklerinin gelirleri var kantin gelirleri de eklenmek suretiyle. Yine bazı projeler karşılığında hibe de alınanlar var.

Eğer bunları üst üste koyarsanız kesinlikle Türkiye'nin eğitime harcadığı miktar… OECD ülkelerinin ortalaması millî gelirin yüzde 5,2’sidir, biz şimdi 5,8’in üzerindeki bir kaynağı eğitime ayırıyoruz. Niçin? Türkiye'nin en öncelikli konusu eğitimdir. Eğer eğitime önem verirseniz her alana önem vermişsiniz demektir, eğer eğitimi ihmal ederseniz de her alanı ihmal etmişsiniz demektir.

Bu eğitim öğretim yılında, 65 binin üzerindeki okulumuzda, 1 milyon 61 binin üzerindeki öğretmenimizle toplam 17 milyondan fazla, 18 milyona yakın öğrencimize eğitim vermekteyiz, annesini babasını eklediğimizde 50 milyonun üzerinde yapar, kardeşlerini eklediğimizde Türkiye'nin tamamı yapar. Dolayısıyla da eğitimle ilgili ne karar alıyorsak Türkiye'nin 80 milyonunun hepsini mutlaka ilgilendiriyor.

Hükûmetlerimiz döneminde zorunlu eğitim süresi sekiz yıldan on iki yıla çıkarıldı. Bu süreç içerisinde eğitimin her kademesindeki okullaşma oranında ve ortalama eğitim süresinde önemli artışlar gerçekleştirildi.

Kızların okullaşmasına çok büyük önem veriyoruz. Herhâlde “Bu Hükûmetin önceliği nedir?” deseniz “Kızların okullaşma oranını artırmak.” denir. Bir de bu 4+4+4 reformu uygulamaya geçtikten sonraki rakamları vermek isterim.

2002’de ilköğretimde net kız okullaşma oranı yüzde 88 iken şimdi ilkokulda yüzde 91,24, ortaokulda yüzde 95,76’dır. Ortaöğretimde, lisede kızların 2002’de okullaşma oranı net yüzde 42,97’ydi, şimdi yüzde 82,38; erkeklerle aynı. Yükseköğretimde kızların okullaşma oranı 2002’de yüzde 12,17’ydi, şimdi yüzde 44,41’den de fazla; erkeklerinki bundan aşağı yani yükseköğretimde kızların okullaşma oranı erkeklerden daha fazla.

4+4+4 uygulaması geldikten sonra… Ne zaman başladık buna? 2012-2013’te. O zaman, okul öncesiyle de ilgili bilgi vermek isterim. Türkiye’de okul öncesi eğitim… Belki başkaları görmüştür ama ben ilk defa… 1953 yılında 5’inci Millî Eğitim Şûrası’nda Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri -Allah mekânını cennet eylesin- konuşmasını yaparken gündemde “Okul öncesi eğitimin yönetmeliğini hazırlayalım ve okul öncesi eğitimin materyalini de hazırlayalım.” diyorlar. Ne zaman? 1953’te. 1953’ten 2002’ye gelene kadar okul öncesi eğitimde okullaşma oranı ne kadar? Yüzde 10 civarı. Bu hafta içerisinde Ordu’ya gittim -ama herkes kendi ilinde, ilçesinde bakabilir- orada okul öncesi eğitimde okullaşma oranı yüzde 3 iken şimdi yüzde 53, Ordu’da. Ordulu milletvekillerimiz de var, valisine, kendi sendikasına, kendi müdürüne de sorabilir. Allah için, bizim iddiamız şu: Biz, her alanda, bizden öncekilerin yapmış olduğu hizmetlerden çok çok, kat kat fazla hizmet getirdik.

Hemen hemen bütün değerlerde Avrupa’nın önündeyiz, bunu çok iddialı olarak söylüyorum. Avrupa’nın gerisinde olduğumuz tek alan okul öncesi eğitimdi. “Hocam, okul öncesi eğitimde Avrupa’nın gerisindeydik, hâlâ da o devam ediyor…” Onun için de biz okul öncesi eğitimi… Biraz sonra o rakamları da vereceğim. Hakkâri’ye gittim, siz de gidiyorsunuzdur, lütfen sorun, şu anda okul öncesi eğitimdeki yakalanan oran, Bitlis’te okul öncesi eğitimde yakalanan oran, Mardin’de yakalanan oran, Antalya’da yakalanan oran, Erzincan’da, Sivas’ta, Türkiye'nin dört bir tarafında… Bakın, geçmiş elli yılda, altmış yılda hayal dahi edilemeyen oranları yakaladık.

Eğitim reformunun yani eskiden şu…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Elli yıl önce okul öncesi eğitim yoktu Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Ben bir ilçede büyüdüm. Benim büyüdüğüm ilçemde lise dahi yoktu, benim ilçemin lise öğrencileri ya Kayseri’ye Kayseri Lisesine giderlerdi ya Sivas’a Sivas Lisesine giderlerdi. Sizin lisenizin olmadığı bir dönemde, ilkokulun, ortaokulun yeterli olmadığı dönemlerde, ilkokulu 70 kişilik bir sınıfta okumuş birisi olarak, liseyi 70 kişilik bir sınıfta okumuş birisi olarak… Bu temel eğitim ve bunlar zorunlu eğitim, ilköğretim zorunluydu. Siz, evlatlarınıza zorunlu eğitim için gerekli altyapıyı sağlayamazken zorunlu eğitim kapsamında olmayan okul öncesi eğitimi nasıl sağlayacaksınız? Dolayısıyla da bizim dönemimizde çok daha iyi bir noktaya geldik, geliyoruz.

Bu 4+4+4 reformundan önce 5 yaş öncesi okullaşma, okul öncesi eğitim net yüzde 38’di, şimdi yüzde 57’nin üzerine çıktık, brütü de yüzde 71,3, kızlar içinde. İlkokulda yüzde 98’di şimdi yüzde 91 net, ortaokulda yüzde 92,98’di şimdi yüzde 95,76, ortaöğretim lisede yüzde 69,31, şimdi yüzde 82,38; yükseköğretimde yüzde 38,61, yüzde 44,41 net, brütü yüzde 98,52.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu, velilerin çocuklarını okutma talebinden de kaynaklanıyor olmasın?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Hiçbir sıkıntı yok.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel eğitimden ortaöğretime geçiş sisteminde yeni bir düzenleme yaptık. Konuşan hatiplerden bazıları her bakan geldikçe eğitim sisteminin değiştirildiğini ifade etti ama eğitim sistemindeki tek değişiklik var ise 4+4+4 değişikliğidir. Onun dışındaki OKS’den, SBS’ye, SBS’den TEOG’a, TEOG’dan şimdi liselere kayıt uygulamasına geçilmesi sistem değişikliği değildir, ölçme değerlendirmenin farklı araçlarla uygulanması demektir. O da, ölçme değerlendirme eğitim sisteminin tamamı değildir sadece bir unsurudur.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Birbirini tamamlar Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bu düzenlemeyle birlikte zorunlu eğitim çerçevesinde okullarımız birbirleriyle ilişkilendirilerek öğrencilerimizin herhangi bir sınav kaygısına maruz kalmadan bir üst öğretim kurumuna geçebileceği bir uygulamayı başlatıyoruz. Böylece her bir öğrencimizin eğitim ilgi ve yeteneği doğrultusunda istediği okula gidebilmesi mümkün olabilecektir. Yine, bir başka hatip bu TEOG’u kaldırırken işte öğrencilerimizin kendi evine en yakın okula gitmesi bir anda verilmiş karar gibi ifade edildi, herkesten istirhamım, Onuncu Kalkınma Planı’na bakmasını isterim. Onuncu Kalkınma Planı çalışmalarına 2012 yılında başlanmış, 2013 yılında hem Meclisimizde kabul edilmiş, temmuz ayında da Resmî Gazete’de yayımlanmış. İhtisas komisyonları var -herkes baksın- o kararlardan denilen şey, evlatlarımızın kendi muhitindeki okula gitmesinin sağlanması yeni bir husus değil. Peki, bütün öğrencilerinizi sınava alaraktan kendi muhitindeki okula gitmeyi nasıl sağlayacaksınız? Sağlayamazsınız. Adamın işte mahallesindeki okulu evinin yanında ama sınav neticesinde 10 kilometre, 15 kilometre daha bir başka yeri tutan puan almışsa evladı kendi evinin yanındaki okula gönderemiyor. Dolayısıyla da Onuncu Kalkınma Planı’na esas olan ihtisas komisyonu raporu incelendiğinde görülecektir ki oradaki talep edilen husus evlatlarımızın kendi muhitindeki -tabiri de aynen öyle- okula gitmesinin sağlanmasıyla ilgili.

Yine bizim bütçemizin içerisinde -hatiplerden birisi veya birkaçı da ifade etti- gerçekten millî gelirden yüzde 5,8, işte bütçenin yüzde 38’ini ayırıyoruz ama ifade edilen husus şu: “Doğru, ayırıyorsunuz, teşekkür ederiz ama bunun çoğunluğu, yüzde 80’i personele gidiyor.” Personele gidiyor ama öğretmenimize gidiyor. 904 bin öğretmenim var, 904 bin. Biz geldiğimizde 524 bin öğretmenimiz vardı, şimdi 904 bin öğretmenim var. Öğrenci sayısı öğretmen kadar mı arttı? Hayır. Eskiden kaliteli eğitim vermek için aranan unsurlardan birisi öğretmen başına düşen öğrenci sayısı. Biz geldiğimizde her bir öğretmene 28 öğrenci düşerken şimdi 17 öğrenci düşmeye başladı. Bununla da hem Japonya’daki hem Kore’deki hem de İngiltere’deki değerlerle yakın birbirine. Oysa Türkiye’de çağdaş eğitim için ne gerekiyorsa, gerek öğretmen başına düşen öğrenciyle gerek derslik başına düşen öğrenci sayısıyla yakaladık ama şimdi “Öğretmene ödenen ücret yatırım harcaması mı, cari harcama mı?” temelinde yer alan bir kriter var. Oradaki ölçüyü şöyle esas almak lazım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Cari yani.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Harcamanın faydası süreklilik gösteriyor mu, göstermiyor mu? Bu çerçevede eğitim alanında yapılan harcamaların tamamı beşeri sermaye gücünü arttırarak faydası süreklilik arz ettiğinden yatırım harcaması olarak kabul edilmektedir. Binayı yapın, eğitim olmaz; internet getirin, eğitim olmaz; akıllı tahtalarla donatın, eğitim olmaz; eğitimin olmazsa olmaz unsuru öğretmendir. Dolayısıyla ama, bu binalar dahi olmasın öğretmen varsa eğitim yapılır. Öğretmene yapılan yatırım eğitime yapılmış gerçek bir yatırımdır. 500 binin üzerinde öğretmen vardı, şimdi 904 binin üzerinde öğretmenle bizim Millî Eğitim ailesinde -1 milyon öğretmenimizle birlikte, özel okullardaki öğretmenlerle birlikte- 18 milyona yakın evlatlarımıza en çağdaş, en bilimsel, en demokratik eğitimi vermeye çalışıyoruz.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Bakan, ilkokul, ortaokul ve lisede öğretmen başına düşen öğrenci sayısı nedir?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Var ama yani en yoğun olan yok öyle; her birisi yaklaşık beşer milyon, ilkokulda 5, ortaokulda 5, lisede 5, üç aşağı beş yukarı hepsi aynı yani.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Toplam olarak verirseniz doğru olmaz. İlkokul ile ortaokul ayrı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Ama en çok öğrenci sayısı olan da ikili eğitimde de ihtiyacı olan -biraz sonra onu vereceğim- ilkokulda sıkıntı var.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, evlatlarımıza kaliteli bir eğitim vermek istiyoruz. Kaliteli bir eğitim vermek için istenilen hususlardan birisi de teknolojiyi eğitimle buluşturmanız lazım. Nedir teknolojiyi eğitimle buluşturmak? İstiyoruz ki evlatlarımız istiyorlarsa öğretmenlerinin yol göstericiliğinde bilgi otoyollarına ulaşabilsinler. E bunun için ne gerekli? Her okulumuzda bilgi otoyollarına bağlanacak internet bağlantılarını yapmamız lazım. 1 milyonun üzerinde uç kurulumu yapıldı ve FATİH Projesi kapsamında 432 binin üzerinde etkileşimli tahta monte edildi ve 1 milyon 400 binin üzerinde de tablet bilgisayar dağıtıldı öğretmenlerimize ve öğrencilerimize.

Bir milletvekilimiz -şimdi, birçoğu ayrıldı- “Şu anda kalan çok az.” diye bir ifade söyledi. Oysa Bakanlığımız tarafından her bir tablet bilgisayar aktif olarak takip edilmekte, şu anda 1 milyon 375 bin adedi hâlen aktif olarak da kullanılmaktadır.

Önümüzdeki dönemde… Sizler de bildiğiniz gibi -sonsuz teşekkür ediyoruz- bu yasa geçti. Nedir geçen yasa? Millî Eğitim Bakanlığına teslim edilecek FATİH Projesi kapsamında akıllı tahtalar, tablet bilgisayarlar veya bilgisayarlar veya bunların komponentleri -öyle diyelim- Millî Eğitim Bakanlığına teslim edildiğinde her türlü vergiden muaf olacak. Dolayısıyla da şişirmeyelim, bu fiyatları artırmayalım, daha makul fiyatlarla hizmet satın alalım diyeceğiz, yeni bir yaklaşım getireceğiz, o da hizmet satın alacağız. 10’ar tane onar yıllık süreyle. Bir başka husus…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizden önceki Millî Eğitim Bakanına dedim: Bir okula gidelim, FATİH Projesi’nin “f”si çalışıyorsa söz veriyorum milletvekilliğinden istifa edeceğim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Söz… Peki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama seçmek yok. Beraber kalkacağız, bir okula gideceğiz.

BAŞKAN – Sayın Akar…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Haydar Akar, bakın, gidelim…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen Genel Kurula hitap edin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım, müfredat değişikliğiyle temel eğitim ve ortaöğretimde kodlama dersi konuldu. Bu derslerin uygulamalı işlenebilmesini teminen de önümüzdeki dönemlerde tablet yerine klavyeli bilgisayar dağıtma çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Yine, eğitimde özel sektörü destekliyoruz. Biz geldiğimizde özel okula giden öğrenci sayısı yaklaşık 200 binken şimdi 1 milyon 300 binin üzerine çıktı ve özel okullara giden öğrencileri de destekliyoruz. Bu yıl ilk defa destek vereceğimiz 75 bin öğrenciyle birlikte 305.128 öğrenci eğitim öğretim desteğinden faydalanmakta. Bu uygulamanın başladığı 2014-2015 yılından bu yana 520 binin üzerinde öğrenci eğitim öğretim desteğinden faydalanmış olacaktır.

Muhterem Başkanım, sayın milletvekilleri; biraz önce sayın milletvekilimiz de sordu, öğretmen başına düşen öğrenci sayılarını, ilkokulda ve ortaokulda ayrım olarak verirseniz ne olur diye. İlköğretimde 17, ortaöğretimde 13. Onun için, yani ilköğretim biraz daha fazla diye.

Ülkemizin her bölgesindeki öğretmenlik doluluk oranlarını birbirine yaklaştırdık. Bakın, yine Onuncu Kalkınma Planı 2014 ile 2018 yıllarının arasını kapsıyor. Orada, raporda diyor ki: Güneydoğuda öğretmen kalmıyor. Geçen gün Hakkâri’ye gittiğimde de müdürün söylediği şuydu: “Bu ana kadar hiçbir öğretmenler kurulu toplantısını iki sefer aynı öğretmenlerle yapmadım.” Niçin? Her bir buçuk yılda bir öğretmen değişirse eğitimin kalitesinden şikâyet edilmesi doğaldır. E, ne yapılması lazım? Oraya gönderdiğimiz öğretmenlerin en az belli bir süre kalması lazım, oradaki öğrencilerini tanıması lazım ki daha sağlıklı, kaliteli bir eğitim alınabilsin diye.

584 binin üzerinde öğretmen ataması gerçekleştirdik. Doğu Anadolu Bölgesi’nde öğretmen doluluk oranı yüzde 92’nin üzerinde, güneydoğuda yüzde 90’ın üzerinde. “En çok öğretmen ihtiyacı nerededir?” derseniz, İstanbul’da. Marmara’da öğretmen doluluk oranı da yüzde 85 civarında.

Özlük haklarında da iyileştirme yaptık. 2002 yılında yeni başlayan bir öğretmen haftada on beş saat ek dersle birlikte, 1 Kasımda göreve geldik, herkes bilir, 635 lira para alıyordu. Dolar karşılığı ne kadardır? Bakın, 380 doların altında, 378 dolar gibi. Şimdi, yine aynı öğretmen, yeni başlamış bir öğretmen haftada on beş saat ek dersle birlikte 3.618 lira aylık alıyor. İşte, dolar 3,8 mi? Yani dolar verirse de 900 doların üzerinde ama birisi 400 doların altında, diğeri 900 doların üzerinde. Avrupa Birliği, biliyorsunuz, bu dönemlerde kriz yaşadı. İngiltere’de kamu öğretmenlerin maaşında yüzde 5, Fransa’da yüzde 10, Yunanistan’da yüzde 18 indirim yapıldı; İtalya’da indirim yapıldı, Danimarka’da indirim yapıldı, Portekiz’de indirim yapıldı. Dolar bazında öğretmen maaşını 2 katından fazla artıran herhâlde dünyada bir elin parmaklarını geçmez, biri de Türkiye’dir. Yeter mi? Yetmez. İnşallah önümüzdeki dönemde Türkiye millî gelirini artırdıkça, millî gelirinden daha fazla payı eğitime ayırdıkça öğretmenlerimizin özlük haklarını daha iyi hâle getireceğiz.

Yine, öğretmenlerimize her eğitim öğretim yılı başında eğitim ve öğretim yılına hazırlık ödeneği veriyoruz. Bu da, en son 1.050 lira ödeme yapıyoruz.

Yine, öğretmenlerimizin yol haritası niteliğinde olan Öğretmen Strateji Belgesi çok uzun yılların çalışması bir belgeydi, bu yıl yayınlandı Resmî Gazete’de. Bu üç ana esas üzerine dayanır. Bir, doğru kimselerin öğretmen yapılması; iki, öğretmen yaptıklarınızın hizmet içi eğitimini hakkıyla vermeniz; üç, öğretmenin itibarını, algısını toplum nezdinde yükseltmeniz. En son -arkadaşlarım genelde OECD’den veya dışarıdan raporları alarak bize eleştiri getirdiler- OECD’nin yayınlanan bir grafiği var. “15 yaşın üzerinde kim öğretmen olmak ister?” diye bir çalışma yapıldı, her 4 kişiden 1’i Türkiye’de “Öğretmen olmak isterim.” diye cevap verdi. Girerseniz OECD.org sitesinde bunu da görebilirsiniz. Bu, Türkiye’deki öğretmen algısının nerede olduğunu gösterir. Biz de diyoruz ki öğretmen toplumda kanaat önderidir, ister bir mahallede ister bir köyde, nereye giderseniz gidin, eğer o toplumun veya o köyün, o mahallenin bir konu hakkında ne düşündüğünü öğrenmek istiyorsanız orada fikrini almanız gereken üç kimse vardır: Köyse muhtarı, öğretmeni ve din görevlisi. Bu üçünün fikrini alırsanız, en azından o mahallenin veya o yerleşim biriminin o konu hakkında ne düşündüğünü öğrenirsiniz.

Yine, İstanbul Üniversitesinden bir öğretim üyesi -eğer yine Google’a girerseniz, orada “itibarlı meslekler” diye yazarsanız bir çalışma yine önünüze çıkar- bir çalışma yapmış “Hangi meslekler Türkiye’de itibarlı?” diye. Saymış, doktorlar 1’inci sırada, uygun; hâkimler 2’nci sırada, uygun; öğretim üyeleri 3’üncü sırada, uygun; 4’üncü sırada gelen yine öğretmenler. Valiler, kaymakamlar, generaller öğretmenden sonra geliyor; çalışma benim değil, İstanbul Üniversitesinin yapmış olduğu bir çalışma. Dolayısıyla, Türkiye’de de öğretmenlerin itibarı mükemmeldir.

Bakın, kaliteli bir eğitim için olmazsa olmaz unsurlardan birisi, eğitim altyapısının tamamlanması gerekir. 282 binin üzerinde derslik yaptık. Derslik başına düşen öğrenci sayısı 36 iken Türkiye genelinde ilköğretimde 24’e, ortaöğretimde 23’e düştü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkili eğitimi de kaldıracağız. Bunun için Sayın Başbakanımız talimat verdiğinde 77 bin dersliğe ihtiyacımız vardı, bir yıllık süre içerisinde yapılan dersliklerle birlikte şu anda 58 bin dersliğe ihtiyacımız var, ancak 45 bin dersliğimiz de yapılıyor. Bunlar tamamlandığında -çok az bir farkla- önümüzdeki dönemde devlet-millet iş birliğiyle birlikte ikili eğitimi de ortadan kaldıracağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okul öncesi eğitimi söyledim ama bir daha rakamını vermek isterim çünkü bütün çalışmalar, bilimsel araştırmalar şunu göstermiştir ki: Okul öncesi eğitimde bir yıl eğitim alan, hiç almayandan daha başarılı; iki yıl okul öncesi eğitim alan, bir yıl alana kıyasla başarılı; üç yıl okul öncesi eğitim alan da iki yıl alana göre başarılı. Dolayısıyla da bu dönemde biz, inşallah, son iki yılda, yine Başbakanımızın talimatıyla okul öncesi eğitimde bir reform başlattık, büyük bir seferberlik başlattık. Türkiye’de 37 tane pilot il belirledik, bu illerdeki okul öncesi öğrencilerin kırtasiye masraflarını Bakanlık olarak biz karşılıyoruz. Okul öncesi eğitime anneler evlatlarını gönderdiğinde şartlı eğitim yardımı kapsamında destek veriyoruz.

Ama bir rakam: Okul öncesi eğitimde 2002’de 320 bin öğrenci varken -yaklaşık yüzde 10’a denk geliyor- şimdi 1 milyon 479 binin üzerinde öğrenci var. 2015’ten 2016’ya geçerken 117 bin öğrenci artışı oldu, 2016’dan 2017’ye geçerken de 153 binden fazla bir artış oldu. Bu rakamlara şöyle bakmak lazım: Sadece bu rakamlar, çocuk sayısındaki bu artış yani 100 binin üzerindeki artış Yunanistan ve İsviçre’deki toplam 5 yaş çocukların sayısına eşit, Finlandiya ve Danimarka’daki toplam 5 yaş çocukların ise 1,5 katından fazladır. Dolayısıyla da son iki yılda yaklaşık 265 binin üstünde çocuk okulla buluştu. Yine, okul öncesi eğitime devam eden kız çocukları için 40 lira, erkek çocukları için de 35 lira annelerin hesabına şartlı eğitim yardımından destek veriyoruz.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; arkadaşlarımızın açıklamalarıyla ilgili de birkaç bilgi vermek isterim. Birincisi: Vasıfsız eğitimle ilgili bir şey söylendi. Biz bunun doğru olmadığını söylüyoruz, çok net, iddiayla söylüyoruz yani. Eğer böyle vasıfsız eğitim olsaydı sizin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – PISA’da 1’inci olurduk mesela.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Söyleyeceğim, söyleyeceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Okuma yazmada…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Yok, çok net, yüzde 11 büyüyemezdiniz. Bakın, girin BBC’nin haber sitesi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakanım, bırakın Allah aşkına ya!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – “12 Aralıkta Türkiye ekonomisinde üçüncü çeyrekteki yüksek büyüme ne anlama geliyor?” diye, “Timothy Ash” diye bir yabancı ekonomistin fikri, görüşü: “Güçlü bankacılık sistemi var Türkiye'de, sağlıklı kamu maliyesi var, avantajlı nüfus yapısı var, iş yapımına uygun kültürü var, mali teşviklerin etkisi var, Hükûmetin başarılı Kredi Garanti Fonu uygulaması var.” Bütün bu her kalem eğitimsiz olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama onların hiçbiri sizin döneminizde eğitim almadı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Yine bir başka husus: İhracat…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bugünkü bürokratların, bugün çalışanların hiçbiri sizin döneminizde eğitim almadı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Hiç önemli değil, biz oraya geliriz, biz oraya geliriz.

BAŞKAN – Sayın Akar…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – İhracat 36 milyar dolardı, şimdi 155 milyar doların üzerine çıkmışsa üreten işçisi bizim eğitimimizden, üreten mühendisi bizim eğitimimizden.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan “Okulların yüzde 10’u nitelikli.” diye siz kendiniz söylediniz liseler için.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru ama sizden önceki dönemlerin hepsi Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Güzel, eğer ona geliyorsanız o zaman şuna geliyoruz: Türkiye'nin altyapısı hazır olmadan Türkiye'de başarılı bir eğitim vardı, neticelerini sonra görüyoruz, şimdi altyapıyı tamamladık, dolayısıyla eğitimin daha iyi olması gerekmez mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiç şüpheniz olmasın.

Bakın, yine Türkiye'deki eğitim sistemiyle ilgili…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Elli yıl sonra göreceğiz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Benim hiç şüphem yok, biz bunu öğretmenlerimize borçluyuz.

Oktay Sinanoğlu -mekânı cennet olsun- burada liseden mezun oluyor, Amerika’ya gidiyor, 3’üncü sınıftan başlıyor, 3’üncü sınıftan. Neden? Lise eğitimin iyi. Yine, Nobel Ödülü alan Aziz Sancar diyor ki: “Nobel Ödülü almamı birçok ülkeye gerçekten borçluyum ama en çok borçlu olduğum ülke Türkiye’dir çünkü ilkokulu, ortaokulu, liseyi Savur’da okudum.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Aziz Sancar sizin döneminizde eğitim almadı ki.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Dolayısıyla hiç şüpheniz olmasın, Türkiye'nin eğitimi dün de iyiydi, bugün de daha iyiydi. Biz öğretmenlerimize güveniyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Neyle ölçeceğiz Sayın Bakan, neyle ölçeceğiz eğitimin kalitesini? Bir tane Aziz Sancar’la ölçemeyiz ki.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Yine, bir başka husus, herkes sanıyor ki eğitimde tek tip insan yetiştirilir. Eğitimde kesinlikle, isteseniz de tek tip insan yetiştirilmez. İki evladı olanlar bilir, siz iki evladınızı isteseniz dahi aynı yetiştiremiyorsunuz. Aynı baba, aynı anne, aynı kültür ortamında yetişen çocukları dahi bir yetiştiremedikten sonra, 18 milyon insanı farklı ortamlarda, çevrede nasıl, ne eğitimi verirseniz verin, bir tornadan geçmiş gibi yetiştiremezsiniz.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Çağdaş eğitim verirseniz…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bir başka husus, diyor ki PISA Direktörü: “Türk eğitim sistemi dünyaya uyum sağlayamadı.” E, biz de bunu söylüyoruz, dünyaya uyum sağlayamadığını söylediğimizden müfredatı değiştirmek zorunda kaldık.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Siz sürekli değiştiriyorsunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bakın, okuyorum, Muhterem Başkanım…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sürekli müfredat değişiyor Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – On beş yıldan beri 6 bakan değişti.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – 1. Millî Eğitim Şûrası, 1939…

BAŞKAN – Sayın Yıldız, lütfen efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım, bu müdahalelerle süremi de uzatırsınız diye düşünüyorum yani çünkü…

BAŞKAN – Dikkate alacağım Sayın Bakan.

Buyurun, Genel Kurula hitap edin.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Neredeyse her eğitim öğretim döneminde müfredatı değiştiriyorsunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Şimdi, 1. Millî Eğitim Şûrası, Hasan Ali Yücel Millî Eğitim Bakanı. Okuyorum şûradaki konuşmasını: “Ortaokul öğretmenleri ilkokuldan gelen çocukların zayıf olduğunu söylüyorlar, lise muallimleri aynı şikâyetleri ortaokula yükletiyorlar. Üniversite ve yüksek mektepler ise liseden gelen çocuklarımızın şu veya bu noktadaki kuvvetsizliğinde ısrar ediyor. Üniversitelerin ve yüksek mektebin verdiği mezundan da hayat şikâyet ediyor. Mevcut öğretim bünyesini nasıl kurmalıyız ki her parçası birbirinden haberdar olsun?” Sanki bugünü söylüyor, değil mi? Peki, ne yapalım diyor? “Müfredatı güncelleyelim.” diyor. O 1. Millî Eğitim Şûrasının gündemi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – 4. Millî Eğitim Şûrası 1949’da, Hasan Tahsin Banguoğlu, Cumhuriyet Halk Partisinin son Millî Eğitim Bakanı…

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Onlar itiraz edemezler ona Sayın Bakanım, itiraz edemezler ona.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamak üzere ek süre veriyorum Sayın Bakanım.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Yani, en az Ömer Çelik’e verdiğiniz süre kadar biz de süre isteriz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Muhterem Başkanım, sayın milletvekilleri; Hasan Ali Yücel “Müfredatı güncelleyelim.” demişti ya, 4. Millî Eğitim Şûrasında Tahsin Banguoğlu -mekânı cennet olsun- şunu söylüyor: “Okuttuğumuz maddeler gelince, bunlar da ihtiyaca uygun değildir. Hayatla ilgisi olmayan birçok maddeler okutuyoruz, memleketin realitesinde bulunmayan birtakım şeyler öğretiyoruz, öğrettiğimiz konular hayati değildir.” Biz şunu söylüyoruz: Eğitim eleştirisiz olmaz. Çağa uygun, bilime, teknolojiye uygun müfredat değişikliğini yapıyoruz. Bu müfredat değişikliğinde istiyoruz ki evlatlarımız temel değerleri alsın. Bu temel değerlere hiç kimse itiraz etmez. Nedir? Adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik, yardımseverlik; kimsenin buna itirazı var mı, evrensel değerler? Yine, 21’inci yüzyılın becerileri ve Türkçeye yeterlilikleri ve Avrupa’ya yeterlilikleri; ana dilde iletişim ve yabancı dillerde iletişim, matematik yeterliliği, bilim ve teknoloji yeterliliği, dijital yeterlilik, öğrenmeyi öğrenme, inisiyatif alma ve girişimcilik algısı, sosyal ve kamusal yeterlilikler, kültürel farkındalık ve ifade.

Son cümlem, tamamlayacağım Başkanım.

Bu, PISA direktörüne gazeteci soruyor: “21’inci yüzyılın eğitimi nasıl olacak?” diyor. Ondan şöyle bir cevap bekliyor herhâlde: “Nesnelerin birbiriyle konuştuğu dönemde, makinaların birbiriyle haberleştiği dönemde, insanlardan robota giriştiği dönemlerde daha çağdaş bir eğitimin verilmesi en doğru olur.” diyeceğini düşünüyor. Diyor ki: “21’inci yüzyılın eğitimi farklı kültürlerle bir arada yaşayabilmeyi başarabilmektir.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Avrupa’nın yapamadığını her gün görüyoruz. Cenab-ı Allah’a hamdolsun, bu topraklarda 72 milleti bir bayrağın altında, birbirimizi kardeş bilerek çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine bu milleti, hiç kimseyi geride bırakmaksızın hep beraber taşıyacağız.

Her sözünüz hak, yüzünüz ak olsun diyorum.

Bu bütçemize vermiş olduğunuz destekten dolayı her birinize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Neyse, kardeş olalım da bilim adamı olmasın!

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Bakan, belediyeler olmasa okullar dökülürdü.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, Hükûmet adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Sayın Purçu, sisteme girmişsiniz efendim, talebinizi alayım.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Bakandan bu kadar güzel konuşmasının içerisinde başka bir konuşma daha beklerdim. Ben Sayın Bakanıma onu arz etmek istiyorum herkesin önünde.

BAŞKAN – Kısa bir açıklama talebiniz var.

Buyurun Sayın Purçu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun, Millî Eğitim Bakanından, çocukların cemaatlere, tarikatlara teslim edilmemesini rica ettiğine ve Roman çocukların okula erişimlerinde yaşanan sıkıntıların çözümü için bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Bakanım, hepimizin evlatları var bu ülkede, bütün çocuklar bizim ülkemizin çocukları ve evlatları. Bu kadar güzel çalışmalar yapılmış ama Aladağ’da yanan çocukları kurtaramadık. Tarikatlara teslim ettiğimiz çocukların maalesef bu eğitim dünyasında diri diri, canlı canlı yanmasına sebep olduk; hepimiz sorumluyuz, Millî Eğitim Bakanlığı sorumlu. Çocuklarımızı lütfen tarikatların ellerine teslim etmeyiniz. Çocuklarımızı devletimizin bütçesi içerisinde pay ayrılan yurtlarda barındıralım lütfen. Tarikatlara, cemaatlere bu çocuklarımızı teslim etmeyelim. Sizden iki ricam var, birincisi bu.

İkincisi: 2011’de Roman çocukların eğitime entegrasyonu kapsamında eğitim çalıştayı yapıldı dönemin Bakanıyla birlikte ama ondan sonra hiç ses seda çıkmadı. Roman çocukları okula gidemiyor, okula erişimlerinde ciddi sıkıntılar var. Bu konuyla ilgili bu yıl acaba Bakanlığımız bir plan, bir program yaptı mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Purçu.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, son söz, aleyhinde olmak üzere İstanbul Milletvekilimiz Sayın Selina Doğan’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Doğan, süreniz beş dakika.

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Sayın Bakanlar; akşamın son konuşmacısı olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esasen bütçeler ekonomik veriler içermekle birlikte ülkenin nasıl yönetildiğine dair de bizlere çok şey anlatırlar. Tıpkı anayasalar gibi o ülkenin yönetsel karakterini ortaya koyarlar, bu bakımdan çok önemli siyasi birer metindirler aslında. Yine, bütçeler, iktidarın dönemsel yönelimlerini göstermesi açısından da önemlidir.

Bu bütçenin tıpkı rejimi değiştiren Anayasa değişikliği gibi OHAL döneminde hazırlandığını vurgulamak isterim. Hatırlatalım, ne demişti Sayın Cumhurbaşkanı? “OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz.” İşte, böylesine bir ortamda OHAL’den kaynağını alan tüm kararların sermayedarlar için kullanıldığı bir dönemde hazırlandı bu bütçe. Dolayısıyla, bu bütçe, belli bir zümreye hizmet eden, emekçi sınıfların haklarını yok sayan bir bütçe. Doğal olarak böyle bir bütçede emekçiler yok, demokrasi yok, özgürlükler yok, kadınlar yok, çocuklar yok, ötekiler yok. Sadece tek kişi rejiminin yarattığı bağımlı düzeni sürdürecek öngörüler var.

Bu bütçe, bu rejimi ayakta tutabilmek için güvenlik harcamalarını artırmakta, ancak sosyal harcamaları minimum seviyelerde tutulmakta. Bakınız, Millî Savunma Bakanlığının bütçesi yüzde 41 artırılırken Millî Eğitim Bakanlığının bütçesinde sadece yüzde 8’lik bir artış var. Ancak, yıllardır güvenlik bütçesinin artırılmasına karşın ülkemizin daha güvenli bir yer hâline geldiğini söyleyebilir miyiz? Ne yazık ki hayır.

Bakınız, son dönemlerde iktidar temsilcilerinin ağzından düşürmediği bir kelime var, kalkınma. Biz kimlerin kalkındığını bilemiyoruz ama bütçe günü kurtarma bütçesi. Çünkü, kalıcı bir kalkınma için eğitime büyük yatırımların yapılması gerektiği açık. Eğitime büyük yatırım yapan ülkelerin aynı zamanda kalkınan ülkeler olması tesadüf değil. Eğitime neden yatırım yapılmadığı aslında çıplak bir gerçek olarak karşımızda. Çünkü iktidar, eğitimli bir toplum yerine cahil bırakılmış ve okumamış kesimin ferasetine güveniyor. Sonuç olarak Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi bize diyor ki: “2018 yılında da eğitimden umudunuzu kesin.”

Bugün bütçesi üzerine konuştuğumuz ikinci bakanlıksa Avrupa Birliği Bakanlığı. Bir çağdaşlaşma ve demokratikleşme projesi olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği serüveni inişli çıkışlı bir seyir izlese de zaman zaman büyük krizler yaşansa da her iki taraf da birbirinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Hiçbir zaman, bugün olduğu gibi belirsizlik içinde olmadı bu ilişki. Elbette diplomatik ilişkiler statik değildir, elbette değişkenlik gösterilir ancak böylesine de muğlak bırakılamaz. Esasen yalnızca AB değil tüm uluslararası ilişkilerimiz bu durumda. Bugün, iktidar giderek yalnızlaşan bir Türkiye yarattı, uluslararası ilişkiler kahve muhabbeti tadında, “Ver papazı, al papazı.” seviyesinde. Biz İçişleri Bakanının arogan jargonuna haklı olarak tepki gösteriyoruz ama aslında tüm temsili dil, bakış ve jargon bu minvalde.

Sayın milletvekilleri, siyasi iktidar kıtalar arasında siyasi vizyon bulmak için rüzgârgülü gibi dönüp durarak en büyük zararı hepimize veriyor. Türkiye, bundan altmış sekiz yıl önce, kendi çıkarlarına en uygun olanı, Asya ve Avrupa Kıtası arasında stratejik konumuna uygun olarak kurucusu olduğu Avrupa Konseyi konseptinde bulmuşken son yıllarda sürekli makas değiştirerek bazen Arap-İslam dünyasının liderliğine, bazen tüm Orta Doğu’nun liderliğine oynuyor. Türkiye'nin son trendi ise Şanghay Grubu. Oysa hâlen hiçbir şey için geç değil. Türkiye, kurucusu olduğu Avrupa Konseyinin değerlerine sıkıca sarılıp AB üyeliği yoluna devam edebilir. Bizler, gerektiğinde AB’yi de eleştirerek Türkiye'nin yeniden bu rotaya girmesi için çaba harcamaya hazırız. Bunun yolu da bu bütçede öngörülen rakamların harcanması bir yana, öncelikle Türkiye'nin bir an önce normalleşmesinden, OHAL’in kaldırılmasından ve mali yardımların amacına uygun kullanılmasından geçiyor. Burada konuştuğumuz AB kurucu değerleri ve çağdaş eğitim ilkelerinin hepsi aslında aynı yola çıkıyor. Ya bilim, eğitim, aydınlanma ve çağdaşlık diyeceksiniz ya da Türkiye'yi karanlığa mahkûm edeceksiniz. Karanlığın bedeli ise hiçbir bütçeyle telafi edilemez. İşte bu nedenle bu bütçeyi kabul etmiyoruz.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Sayın milletvekilleri, yedinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Tamamlayayım Sayın Akçay, ondan sonra.

Yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren milletvekillerinin soy isimlerini tekrar arz ediyorum: Sayın Özdemir, Sayın Torun, Sayın Depboylu, Sayın Tüm, Sayın Kayan, Sayın Erdem, Sayın Botan, Sayın Tanal, Sayın Durmaz, Sayın Doğan, Sayın Erdoğan, Sayın Özdiş, Sayın Çam, Sayın Yıldız ve Sayın Akdoğan.

Sayın Akçay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, öğretmen alımlarında liyakat ve objektif ölçümün yapılabileceği bir mülakat yöntemi konusunda çalışma olup olmadığını, okul müdürü veya yönetici atamalarındaki kriteri ve Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği’nde bir değişiklik düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Müsaadenizle ve aracılığınızla Sayın Millî Eğitim Bakanına bir soru yöneltmek istiyorum.

Öğretmen alımlarındaki mülakatların hak, adalet ve objektiflik içinde yapılmadığı konusunda toplumda genel bir kanaat oluşmuştur. Öğretmen adayları her öğretmen atamasında ayrı ayrı mülakata mı girecek? Mülakatların bilgi, liyakat ve objektiflik ölçümünün yapılabileceği bir yöntemin getirilmesi için bir çalışmanız var mıdır?

Ayrıca, bu yönetici atamalarıyla ilgili olarak; okul müdürü veya yönetici atamalarında kriter nedir? Bu atamalarda liyakat, ehliyet, kariyer ve beceri ölçümü nasıl yapılıyor?

2 Nisan 2017 tarihinde yürürlüğe giren Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği hakkında açılan dava ve yürütmeyi durdurma talebinin sayısı nedir? Bu yönetmelikte bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz? Yargı kararları üzerine okul ve kurum yöneticileri ne zaman görevlerine başlatılacak? Çünkü bu konuda çok sayıda haklı talepler geliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

BAŞKAN – Sayın Özdemir, buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanımız sunumunda okullaşma oranı, altyapı yatırımları, derslik, teknoloji, bütün bu durumlardaki iyileşmelerden bahsetti ve doğal olarak, nüfusa orantılı olarak ihtiyaç talebi artmakta, bu alanlarda yatırımlar gerekmekte ancak Sayın Bakan, içerik, nitelik, çağdaş müfredattan hızla uzaklaşıyoruz. Bu konuda, özellikle sizin iktidarınız döneminde temel eğitime başlayan öğrencilerin temel lise eğitimini tamamladıktan sonra bilgi ve donanımlarını takdirlerinize sunuyorum. Küresel dünyada rekabet edebilecek insan kaynağını maalesef yaratamıyoruz.

Özel okullara teşvik uygulamasını sürekli övünerek anlatıyorsunuz ama ikili eğitime dönüşen okullardaki öğle yemeği sorunu, beslenme sorunu… Bu, çok ciddi bir sorun. Bu konuda ise gerçekten ciddi adımlar atılamıyor.

Öğretmen Strateji Belgesi döneminizde açıklandı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Sayın Torun…

SEYİT TORUN (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Ordu ilimizin Altınordu ilçesinin dışında 18 ilçesinde de yaşanan branş öğretmeni açığı konusunda ne yapılacaktır? Taşımalı sistem tüm ilçelerimizde devam etmektedir. Çocuklarımız 20-25 kilometre giderek öğrenimlerini sürdürmektedir. Kapanan okullarımız konusunda bir çözüm düşünülmüş müdür? Ayrıca, taşıma sistemini yürüten esnafımız taşıma ücretlerini ödenek yokluğu nedeniyle alamadıklarını ifade etmektedirler. Taşıma ücretleri ne zaman ödenecektir? Ulubey Meslek Yüksekokulumuzda 350 öğrenci okumaktadır ancak ilçemizde hiçbir yurt bulunmamaktadır, mevcut yurt kapatılmıştır. Bu konuya YÖK ve Bakanlığımızın bir çözümü olacak mıdır?

Mesudiye ilçemizdeki yüksekokulumuzun öğrenci sayısı 400’den 70’e düşmüştür. Okulumuzda özellikle tercih edilebilecek ziraat teknisyenliği gibi bölümlerin açılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Okullarımızda idareci açığı konusu hâlâ devam etmektedir. Bu konu ilimizdeki hem eğitim öğretim başarısı hem de idari açıdan büyük sıkıntı yaratmaktadır. Bu konuda Bakanlığınızın tasarrufu nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torun.

Sayın Depboylu…

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, son çıkan Rehberlik Yönetmeliği’nde “fizyoterapist, çocuk gelişimcisi, psikolog” gibi meslek elemanlarının tanımı yapılmış ancak “psikolojik danışman”ın tanımı yapılmamıştır. Oysa bu alanda en çok görev alanlar onlardır. Bunun sebebi nedir? “Rehberlik öğretmeni” tanımı vardır ancak bu isimle verilen bir diploma yoktur, böyle bir alan yoktur, program yoktur, lisans alanı. Bu isim PDR mezunları için konmuşsa eğer, Ulusal Meslek Standartları Enstitüsünün PDR mezunlarına “psikolojik danışman” unvanı verdiğini ben hatırlatmak isterim.

Kadro ismi olarak “rehberlik öğretmeni” terimi bu alanda yapılan görevlerin mahiyetinin, anlamının ve sorumluluklarının yanlış anlaşılmasına sebep olmaktadır. Görev alacakların mezuniyet diplomaları dikkate alınarak bu kadro isminin “okul psikoloğu, okul psikolojik danışmanı” olarak değiştirilmesi konusundaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2002’de Avrupa kriterlerini kullanarak iktidara geldiniz. 2007 seçimlerinde Türkiye’yi Avrupa Birliğine üye yapma sözü verdiniz. Bugün gelinen yerde, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuzda asıl darbeyi siz yaptınız; 120 binden fazla kamu emekçisini işinden attınız, 180 gazeteciyi cezaevine yolladınız, barış isteyen akademisyenleri işinden ettiniz, seçilmiş milletvekillerini ve belediye başkanlarını hapse attınız, yargıyı tamamen saraya bağladınız, OHAL ilan ederek Meclisi baypas ettiniz, ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle idare ediyorsunuz.

Sayın Bakana soruyorum: Türkiye’yi Avrupa değerlerinden uzaklaştırıp Orta Doğu ülkesi yaptığınızın farkında mısınız? Çatışmacı ve ötekileştirici politikalarınızdan dolayı Avrupa’da yaşayan 5 milyon vatandaşımızı zor durumda bıraktığınızı düşünüyor musunuz? Avrupa’da Alevilerin inanç yerleri olan cemevleri yasal ibadethane kabul edilirken Türkiye’de bunun kabul edilmemesi inanç özgürlüğüne uygun mudur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Alevileri eşit yurttaş olarak görmemeniz AB kriterlerine uygun mudur? İktidarınız döneminde AİHM tarafından ayrımcılık nedeniyle Türkiye aleyhine açılmış kaç dava vardır?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüm.

Sayın Kayan, buyurun.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kırklareli Üniversitesi son kurulan üniversitelerdendir.

Kırklareli’nin dörtte 3’ü tarımsal, dörtte 1’i de ormansal arazidir. Bu tarımsal arazi de dünyanın en kıymetli toprağı olan kepir toprakla kaplı olan bir arazidir ve 2 tane büyük barajı vardır. Bu barajlar sayesinde sulama büyük bir kısmına yapılmaktadır ve hayvan üretimi için özellikle yem bitkisi yetiştirilmesine çok uygun olan fiğ gibi, mısır gibi ve yonca gibi yem bitkileri de üretilmektedir.

Bu bölgemizde özellikle ziraat fakültesi ve veteriner fakültesinin hararetle kurulmasına ihtiyaç vardır. Özellikle, İğneada Ormanları gerek kayın ormanı gerek meşe ormanı ve gerek diğer orman bitkileri bakımından çok zengin olan bir bölgedir, özellikle su basan ormanlarının dünyada nadir görülen bölgelerinden birisidir. Onun için buraya da orman fakültesi çok şarttır diyoruz biz. Bir de özellikle, Türkiye’nin her yerindeki hukuk fakülteleri Kırklareli’den en çok öğrenci olan fakültelerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Bir de ayrıca, Kırklareli Üniversitesine hukuk fakültesi kurulmasını istiyoruz.

Sayın Bakan, ayrıca, şu anda gelen bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Kırklareli’de özellikle, EĞİTİM SEN’den 2 kişi ve Sağlık Emekçileri Sendikasından da 2 kişi olmak üzere, son yapılan referandumda “hayır” oyuna çalışmışlar diye bu sendikacılarımız hakkında soruşturma başlatılmıştır, neden?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kayan.

Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanına. Bakanlığınızca bir soru önergesine vermiş olduğunuz cevapta, ülkemizde resmî eğitim kurumlarında 912.250 görevli öğretmen bulunduğu, ihtiyaç duyulan net öğretmen sayısının 81.001 olduğu ifade edilmiştir. 438.138 öğretmenimiz atama beklerken şubat ataması için 20 bin alım rakamı açıklanmıştır. İhtiyacın yarısı kadar talepte bulunan öğretmenlerimizin bu talebine karşılık 2018 yılı için bir müjdeniz var mı, ilave alım yapılacak mıdır?

İkinci sorum: Sözleşmeli öğretmenleri ihtiyaç duyulan bölgede kalma taahhüdü alınması şartında, aile bütünlüğünü sağlamak için bir düzenleme olacak mı?

Üçüncü sorum: Yine, tarafınızca verilmiş olan burada bir söz vardı, 1.709 şube müdürünün göreve iadesi ve Danıştay kararının uygulanması yönünde bir sözünüz vardı ancak konunun hâlâ askıda beklediğini biliyoruz. Bu konuda bir gelişme var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Millî Eğitim Bakanımıza. Bildiğiniz gibi, millî eğitim müfredatında ülkenin bütün renkleri, dilleri, inançları yeterli ölçüde yer almıyor. Yıllarca edebiyat öğretmenliği yapmış biri olarak soruyorum: Çocuklara Fin edebiyatını öğrettik, Şinto Destanı’ndan bahsettik Shakespeare’den söz ettik, Moliere’den söz ettik ama her nedense bu toprakların en büyük şairlerinden biri Ahmed-i Hani’yi, Feqiye Teyran’ı, yine Sadi Şirazi’nin nazireler yazdığı Melaye Ciziri’yi öğretemedik. Bunun için, Trabzon’daki, Edirne’deki, ülkenin dört bir tarafındaki Türk ve Kürt çocuklarının bu değerli edebiyattan faydalanmaları için, Türk ve Kürt çocuklarıyla buluşturmak için divanlarını Türkçe, Kürtçe basmayı düşünüyor musunuz?

Yine, ikinci sorum: Kürtçe seçmeli dersleri tercih eden öğrenci sayısı hızla azalmaktadır. Bunun sebebi, yeterli Kürtçe öğretmen kadrosunun atanamamış olmasındadır. Bu konuda bir çalışmanız var mı, bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Botan.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sizin aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Son günlerde “Taşeronu kaldıracağız.” diyor siyasi iktidar ancak mademki iktidar bu taşeronluğu kaldıracaksa Antalya ili Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde otuz altı aylık bir ihale yapılmış durumda, 95 kişi taşerona alınacak. Madem ki taşeronluk kaldırılacaksa neden bu ihale tekrar açılmış durumda?

Taşeronluğun kalkması durumunda… Türkiye’de 17 bine yakın firma var, 200 bin çalışanı var, bunlarla ilgili nasıl bir düzenleme düşünüyorsunuz?

Ayrıca, “Belediyelerde çalışan 400 bin taşeron işçiyi belediyelerin şirketlerinde istihdam edeceğiz.” diyorsunuz. Batık olan şirketlerde bu insanların istihdamı nasıl sağlanacak? Devlet güvencesi yine olmamış olacak. Bu konuyla ilgili çalışmalarınız nelerdir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Durmaz…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

On beş yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde öğretmenlik mesleğinin gitgide saygınlığının kaybedildiği aşikârdır. Yapılan araştırmaya göre, öğretmenlerin yüzde 44’ünün 2’den fazla kredi kartı kullandığı ancak yüzde 24’ünün kredi kartının sadece asgari borcunu ödeyebildiği, yüzde 20’sinin esnafa, yüzde 23’ünün ise şahıslara borcunun olduğu ve yüzde 36’sının ise anne ve babasından maddi destek aldığı, yüzde 20’sinin ek iş yaptığı, yüzde 80’den fazlasının da gelir yetersizliği nedeniyle psikolojik sorunlar yaşadığı aşikârdır. Öğretmenlik gibi saygın bir mesleğin ücretini artırmak yolunda Hükûmetin bir çalışması var mıdır? Ekonomik olarak IMF'ye borç verecek durumda olan bir iktidar olarak övünülüyor.

Sayın Bakanım, 107 bin öğretmen açığının olduğunu söylediniz, “20 bin atayacağız.” dediniz. Bu, ülke açığını kapatmıyor.

Yine, ayrıca, çocukları sağlıklı bir nesil olarak yetiştirmemiz için beden eğitimi, müzik, resim gibi kadroları ilave artırmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Sayın Doğan…

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanına: Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan “Yunanistan Hükûmetinden Batı Trakya Türkleri için AİHM kararlarının uygulanmasını bekliyoruz.” dedi, biz de aynen söz konusu kararların uygulanmasını istiyoruz. Ancak, AİHM 2014 yılında eğitimde zorunlu din ve ahlak kültürü derslerine karşı açılan davada zorunlu din dersi uygulamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin eğitim hakkıyla ilgili maddesinin ihlali olduğuna hükmetmişti. Mahkeme, kararda, Türk hükûmetinden, zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini talep etmişti. Hükûmetiniz AİHM kararlarını neden uygulamamaktadır, bir projesi var mı bu konuda Sayın Bakanım?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Soru sorma süresi tamamlanmıştır.

Sayın Bakanlardan öncelikle kim cevap verecek?

Sayın Çelik, buyurun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Tüm tarafından bir soru yöneltildi fakat ümit ediyorum ki kurduğu cümle özensizlikten kaynaklanan bir cümle olsun. Çünkü ilk defa böyle bir cümle duyuyorum ve bu Meclise girdiğimden beri de duyduğum en yanlış cümle olduğunu ifade etmek isterim.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Hangisi, hangisi Sayın Bakan?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sabırlı olun.

“15 Temmuz darbe girişimi yapıldı, arkasından asıl darbeyi 20 Temmuzda siz yaptınız.” diyorsunuz. Avrupa’da pek çok insanla muhatap oluyorum, 15 Temmuzdaki darbe girişimi ile Hükûmet uygulamalarını eşit düzeyde ya da birbiriyle benzeştirerek ele alan bir cümleyi Türkiye’nin düşmanlarından bile duymadım. 15 Temmuz darbesi, Türkiye’de sapık bir dinî ideolojiyi hâkim kılmak üzere asker elbisesi giymiş teröristlerin devleti, meşru Hükûmeti yıkmak, Türkiye’nin Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulunu öldürmek, Hükûmeti devirmek için ve bu milletin masum evlatlarına kastederek insanları öldürdükleri, yaraladıkları, şehitler verdiğimiz alçak bir girişimdir. Bu cümle ile meşru Hükûmetin, seçilmiş Hükûmetin hiçbir faaliyetinin eşit düzeyde ya da yan yana zikredilmemesi gerekir. Darbe girişimi darbe girişimidir, Hükûmet Hükûmettir. Şimdi “Asıl darbeyi 20 Temmuzda siz yaptınız.” diyerek altına siyaseten tartışmalı birtakım argümanları sıralamak son derece yanlış bir tutumdur.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Bu söylediklerim yalan mı Sayın Bakan, söylediklerim yalan mı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – 15 Temmuzdaki darbe girişimini hep beraber kınamalıyız.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – 150 bin kişiyi görevden almadınız mı siz? Gazetecileri cezaevine atmadınız mı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Hiç kimse, bu Meclisin meşruiyetine inanan, bu Hükûmetin…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Barış isteyen görevlileri atmadınız mı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Dinleyin bir dakika… Bir dakika dinleyin.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Hangisi yalan? Onları söyle önce Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Hayır, bakın, sizin söylediğiniz cümlenin…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Bir cümleyi alma.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sizin söylediğiniz cümlenin başı yalan olduğu için altını tartışmaya gerek yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Meşru Hükûmet ile darbeyi bir tutamazsınız.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Hiçbiri yalan değil Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Meşru Hükûmet ile darbeyi bir tutan kişinin bu Meclisin meşruiyetine de inancı yoktur.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Söylediklerimin sonuna kadar arkasındayım. Siz cevap vermiyorsunuz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Siz Fetullahçıların kullandığı argümanı kullanıyorsunuz.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sorularıma cevap verin.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Fetullahçı terör örgütü 15 Temmuz darbe girişimiyle bu Hükûmetin uygulamalarını eşit tutuyor. Sizin yaptığınız iş, Fetullahçılarla aynı düzlemde durarak meşru hükûmeti eleştirmektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ne alakası var ya! Fetullah’ı kim getirdi oraya?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Kim ki “20 Temmuz darbe girişimi var.” diyorsa yaptığı şey…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisini bir terör örgütüyle yan yana koyamazsınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Bakan…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Kim ki “20 Temmuz darbe girişimi…”

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Hırslanma, sorduklarıma cevap ver Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen efendim… Bir saniye…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Ben size cevap veriyorum.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Vermiyorsun ama.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmadan hiçbir şey anlaşılmıyor.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Arkadaşlarınız da arkasında duruyor, bakın.

BAŞKAN – Sayın Tüm… Efendim, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan cevap veriyor. Sükûnetle dinleyelim, cevap icap ederse verirsiniz.

Sayın Bakanım, buyurun, devam edin.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Bakın, bir milletvekili arkadaşımız 15 Temmuz darbe girişiminden bahsederken “20 Temmuzda asıl bu darbeyi Hükûmet yaptı.” diyor. Bu cümlenin anlamı nedir? 15 Temmuz… (CHP sıralarından gürültüler)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Doğru söylüyor Sayın Bakan.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Doğru söylüyor.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Arkadaşlar, o zaman “Doğru söylüyor.” diyenlerin hepsi…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Siz Meclisi baypas etmediniz mi?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – “Doğru söylüyor.” diyenlerin hepsi 15 Temmuzdaki darbe girişimi ile meşru Hükûmeti eşit teraziye koyan bir demokrasi algısına sahip.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Hangi darbe 120 bin insanı aç bıraktı? 12 Eylül mü? 12 Mart mı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Biz buna demokrasi demiyoruz, biz buna hukuk devleti demiyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Bakan, ikisi ayrı şeyler.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Ayrı şeyler değil, bunun adı darbeciliktir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun adı darbeciliktir. Bu kadar net.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Siz yapıyorsunuz darbeyi. Darbecileri kim getirdi oraya?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – FET֒cüleri kim getirdi oraya?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Bakın, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçimle gelmiş Hükûmetine “Darbe yaptı.” derseniz ve bunu da 15 Temmuz darbe girişimiyle eşitlerseniz bunun adı darbeciliktir, gerisinin hiçbir önemi yok. (CHP sıralarından gürültüler)

TURABİ KAYAN (Kırklareli) – Darbeciliği yapan sizsiniz. Bir buçuk yıldan beri kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Millî Eğitim Bakanında sıra.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, söz hakkı istiyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Tüm, özür diliyoruz.

Şöyle diyelim: Sizinle bu konuda aynı fikirde değiliz. Bizi de sizinle aynı fikirle olmak için zorluyorsunuz. Biz bu konuda sizinle aynı fikirde değiliz.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tüm, lütfen.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan sözlerini tamamlasın, vereceğim Sayın Tüm.

Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Öncelikle, sayın vekilimizin “Sözleşmeli statüde görev yapan öğretmenlerin kendi çalıştığı bölgede kalması kaydıyla aile birliğini gerçekleştirecek misiniz?” diye bir talebi vardı. Bununla, sözleşmeli statüde görev yapan 96 öğretmenin aile birliği mazereti başvurusu alınmış ve 91 çiftin aile birliği sağlanmıştır.

Yine, bu sözlü sınav uygulamasına niçin geçildiğiyle ilgili soru vardı. Öğretmenlik, eğitimi doğrudan etkileyen, sosyal, kültürel, ekonomik, bilimsel ve teknolojik boyutlara sahip, alanında uzmanlık gerektiren, akademik çalışma ve mesleki formasyonla yoğrulmuş bir ihtisas mesleğidir. Bugünün toplumu dünün eğitim sistemi ve bu sistemde görev alan öğretmenlerin eseridir. Yarını şekillendirecek olan da şu anki eğitim sistemimiz ve bu sistemin en önemli aktörü olan öğretmenlerdir. Merkezî usulle test sistemine dayalı, bilişsel becerilerin değerlendirilmesini esas alan mevcut istihdam sistemi duysal ve psikomotor becerilerinin de gerekli olduğu öğretmenlik mesleği için yeterli değildir. Sözlü sınav yöntemiyle sadece bilgi düzeyi değil, öğretmen adayının tutum, davranış, duygu, ifade gücü, iletişim becerisi, ikna kabiliyeti, öğretmenlik mesleğini temsil becerisi de belirlenmektedir. Kaldı ki, Onuncu Kalkınma Planı’nda –onda da söyledim- “Doğuda ve güneydoğuda öğretmenlerin sirkülasyonu çok fazla, bunu ortadan kaldırın.” deniyordu. İşte bunu ortadan kaldırmanın çözümü ya bu sistemi getirmek ya da Türkiye'nin mali gücü arttığında, millî geliri arttığında, bütçe geliri arttığında… O zaman diyeceksin ki: “Doğuda veya güneydoğuda çalışanlara ilave mali destek veriyorum kalmaları kaydıyla.” O da, herkes kalır mı kalmaz mı, ayrı bir şey. Türkiye Cumhuriyeti’nin her köşesinde mutlaka biz eğitimde hem fırsat eşitliğini savunacağız hem de bazı yerleri öğretmensiz bırakacağız, bu doğru değildir. Hem fırsat eşitliğini eğitimde sağlayacağız hem de… Öğretmensiz bırakmak şudur: Kadrolu veya sözleşmeli, ikisinin de özlük hakları aynıdır ama ücretli öğretmene mahkûm ederseniz bu eğitimdeki kalite farkını gideremezsiniz; bu da o bölgeye yapılacak hizmet değil, en büyük kötülüktür.

Bir başka soru Sayın Torun’undu. Ordu ilindeki taşımalı eğitim yaklaşık 30 bin, bütün ödenekler gönderiliyor, Sayın Torun, hak edişlerin hiçbir tanesi beklemiyor. Bize bir hak ediş gelirse mutlaka göndeririz, bir bütçe sıkıntımız yok.

“Öğretmen ihtiyacı ne kadar Ordu’nun?” 421 öğretmen fazlamız var, 1.335 de öğretmen ihtiyacımız var. Bunu da belirteyim.

Sayın Erdem’in “Danıştaydan Bakanlığa gönderilen mahkeme kararlarını niçin uygulamıyorsunuz?” diye sorusu var. Uygulamamak takdire bile bağlı değil, mecbursun; hukuk devleti, hukukun üstünlüğü bunu gerektirir. Bize şu ana kadar bu konuda ulaşmış bir mahkeme kararı yoktur.

Başkanım, toleransınız için teşekkür ediyorum.

“Kürtçeyle ilgili öğretmen ataması…” Şu an 99 öğretmen görev yapmakta olup Kurmanci dilinde 94, Zazaki dilinde 14; toplam 108 öğretmen bu alanda öğretmenlik yapmaktadır.

İşte, “Sözleşmeli öğretmen niye getirdiniz?” Şanlıurfa’ya 17 bin öğretmen atamışız, 13 bin öğretmen bir yıl sonra ayrılmış. Van’a 11 bin öğretmen atamışız, 9 bin öğretmen bir yıl sonra ayrılmış. Oranın milletvekilleri de bilir. Şırnak’a 7.500 öğretmen atamışız, 6.800 öğretmen ayrılmış. Bu, sürdürülebilir değil. Bu görevlere siz de gelseniz siz de bizim yaptığımızı yaparsınız.

Son olarak da Sayın Vekilim, Alevi kardeşlerimle…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen tamamlayınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum efendim.

Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki kararın gereği olarak Dışişleri Bakanlığımız ve ilgili bakanlıklarla -Avrupa Birliği Bakanlığı da dâhil olmak üzere- bu karar doğrultusunda mutlaka gereğini yapmaya çalışıyoruz. Genelde -Alevi kardeşlerimizle de görüşme oldu- onlar din kültürü ve ahlak dersinin kaldırılmasını kesinlikle istemiyorlar.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Seçmeli olsun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, o da ayrı bir şey, seçmeli, o da anayasal bir gereklilik. Anayasa çerçevesinde istedikleri husus şudur: “Bizi olduğumuz gibi, doğru bir şekilde tanıtın. Evlatlarımız bizi bilsin. Yan yana yaşıyoruz ama dini, inancı ne, bilmiyor; dili nedir bilmiyoruz. Dolayısıyla bunun yanlış olduğunu, bunun eksik olduğunu biliyoruz; bu eksikliği…”

KEMAL ZEYBEK (Samsun) - Alevilerin evlatları zaten kendini iyi biliyor, onlar ahlaki değerlerini, kültür değerlerini iyi yaşıyorlar.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ya, sistem bu değil ki, ben söyleyeceğim siz dinleyeceksiniz, siz söyleyeceksiniz ben dinleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun, Genel Kurula hitap edin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla da efendim, biz, inşallah, geçmişe kıyasla her alanda ister Kürt dilinin demokratikleşmesi ve eğitimde kullanılması ister Alevi toplumunun dediği gibi inancıyla ilgili temel çerçevenin çizilmesi konusunda… Benim birçok Alevi kardeşim “Dün yoktuk, dün inkâr ediliyorduk.” diyorlar. Bugün var ama yetersiz. “Yetmez ama evet” diyoruz ya, işte, biz de “Varsa eksiklikleri beraberce tamamlayalım.” diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sonsuz teşekkür ediyorum Başkanım.

Cevap veremediklerim varsa onlara da yazılı cevap vereceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan “Cevap veremediklerimi yazılı olarak bizzat bildireceğim.” dedi, siz duymadınız, ben duydum buradan, Genel Kurulun kayıtlarına geçsin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu arada Kırklareli Üniversitesinde hukuk fakültesinin olduğunu söyleyeyim. Hukuk fakültesi var ama yeterli öğretim üyesi bulamadığından öğrenci alamadı. Dolayısıyla ikisi farklı bir statü, onun da bilinmesini isterim.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biraz önce, Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Mehmet Tüm’ün bir sorusuna Sayın Bakan cevap verirken, sadece Sayın Tüm’ü değil Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tamamını hedef alarak, bizim Fetullah Gülen terör örgütü argümanları kullandığımızı ve darbeci olduğumuzu itham etmek suretiyle sataşma ve hakarette bulunmuştur. Söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Siz mi, Sayın Tüm mü efendim?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben grup adına, Sayın Tüm ayrı…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasında yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz darbesinden hemen sonra, Sayın Binali Yıldırım Genel Başkanımıza telefon etti ve görüştüler. OHAL ihtiyacını Sayın Başbakan Genel Başkanımıza naklettiğinde, böyle bir arzu içinde olduğunu söylediğinde Genel Başkanımız aynen şöyle söyledi: “Böyle ağır, hain bir darbe teşebbüsünden sonra sizin olağanüstü hâl ilan etme arzunuzu anlayışla da karşılarız ancak olağanüstü hâl demek, demokrasinin rafa kalkması, askıya alınması demektir. Bu nedenle, Parlamentoda demokrasiyi sahiplenen ve savunan bir siyasi parti en az bir tane mutlaka olmalıdır. Bu sebeple biz sizin OHAL talebinize müspet bakmıyoruz.” Çok samimi, dürüst bir yaklaşımda bulundu.

Değerli milletvekilleri, OHAL ilan edileli tam bir buçuk yıl oldu neredeyse. 15 Temmuz darbesini sadece AK PARTİ değil, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi, hep birlikte, aziz milletimizin direnciyle püskürttük ama şimdi burada –geçen de söyledim Sayın Bakan- bir yerde anlaşmak zorundayız. “FET֒cüsünüz, siz mi çok FET֒cüsünüz, biz mi çok FET֒cüyüz?” Bu tartışma sadece Fetullah Gülen’in işine yarar, sadece Fetullah Gülen’in işine yarar ve kripto FET֒cülerin işine yarar. Ben net bir şey söylüyorum, siz şuna karar vermeden bu tartışma da bitmez: Hizmet hareketi ne zaman terör örgütüne dönüştü? 17-25 Aralıktan önce mi, 17-25 Aralıktan sonra mı, 15 Temmuzdan sonra mı? Burada anlaşmamız lazım, bir.

İki: Burada zihnî olarak sizin berraklaşmanız lazım. Efendim, “17-25 Aralıktan sonra” derseniz geçen söylediğimi tekrar ettirirsiniz: “Bu Hükûmet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başkanım, özel, hususi bir durum, bir dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Bu Hükûmet terör örgütlerini finanse etmiştir.” derim. “17-25 Aralıktan sonra terör örgütü olarak tescillediğiniz bir camianın okullarına 113 milyon 790 bin lira parayı niye verdiniz?” diye adama sorarlar, “Niye verdiniz?” diye sorarlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Öte yandan, evet Sayın Bakanım, 20 Temmuz OHAL ve sonrası KHK’ler ile demokrasiyi, temel hakları, insan haklarını, ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü boğarsanız biz buna “darbe” deriz ve demeye devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Tüm’ü de dinleyelim.

Sayın Tüm, buyurun, talebinizi iletin lütfen.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Bakan bana “yalancı” dedi. Bunu hakaret olarak kabul ediyorum. Söz hakkı istiyorum. Sataşma var burada.

BAŞKAN – Sataşmadan söz istiyorsunuz.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

15.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasında yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Bakanım, biz, tabii, üslubu farklı olan bakanları biliyoruz ama siz Avrupa Birliğinden sorumlu Bakansınız. Yani doğrusu, bu üslubunuzu yadırgadım, çok daha farklı cevap vermenizi isterdim.

Ben burada şimdi 15 Temmuz darbesinden söz ediyorum. Zaten bu Mecliste olan tüm partiler kınadılar bu darbeyi. Ama onun ötesinde, onun arkasında bunu fırsat bilerek asıl darbeyi o zaman yaptınız. Rakam veriyorum, diyorum ki: 120 bin insanı işten attınız, o insanlar açlıkla karşı karşıya. 180 gazeteci içeride. Barış isteyen akademisyenleri içeri attınız, onlar açlıkla karşı karşıya. Yani kısacası OHAL ilan ederek bu Parlamentoyu baypas ettiniz. Şu anda kanun hükmünde kararnamelerle istediğiniz insanın malına mülküne el koyuyorsunuz. Seçilmiş milletvekilleri cezaevinde, belediye başkanları cezaevinde. İstifa etmeyen belediye başkanlarını tehdit ederek onları görevinden alıyorsunuz. Peki, bu normal mi? Hangi darbe döneminde, 12 Martta, 12 Eylülde bu kadar insan mağdur edildi mi? Size soruyorum: Bunun adı darbe değil de nedir arkadaşlar?

Ondan sonra soru sordum size, diyorum ki: Bu ülkede Aleviler yaşıyor, bu ülkenin yurttaşları. Siz Avrupa Birliğinden sorumlu Bakansınız. Bu ülkede niye Alevileri eşit yurttaş olarak görmüyorsunuz? Avrupa’nın her ülkesinde cemevleri ibadet yeri olarak kabul ediliyor. Aleviler bu ülkede askerlik yapıyor, vergi veriyor, neden yurttaş olarak görmüyorsunuz, onlar yurttaşınız değil mi?

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Kim görmüyor? Ayrıştırıyorsunuz.

MEHMET TÜM (Devamla) – Yani vicdanen şimdi gerçekten buna inanıyor musunuz siz iki bakan olarak, cevap verin.

O nedenle diyoruz ki: Bu ülkede barış içinde, eşit koşullarda birlikte yaşamak istiyoruz.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Kim görmüyor vatandaş olarak?

MEHMET TÜM (Devamla) – Bakın, parmak kaldırarak, parmak indirerek bu ülkede sorunları çözemezsiniz. Bu sorunlar bizim ortak sorunlarımız. (CHP sıralarından alkışlar) Hepimiz birlikte bu sorunları çözmek zorundayız. Bu askerî darbeye de sivil darbeye de sonuna kadar karşıyız. Seçimle geldiniz de Hitler de seçimle geldi Sayın Bakanım, hiç önemli değil. Önemli olan, demokrasiyi içinize sindirmeniz gerekiyor ama içinize sindirmiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Devamla) – Sadece parmak kaldırıp indirerek olmaz. Yani iradenizi başka yere teslim etmeyin. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Özgürce düşünün, özgürce karar verin diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Teröre ve terörü destekleyenlere hiç parmak kaldırmadınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüm.

Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, 20 Temmuz 2016 tarihinde OHAL uygulamasına ilişkin kararı Meclis aldı.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Parmak indirip kaldırarak aldınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sonra da uzatmalarını yine Meclis kararlaştırdı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – 5 bin defa daha uzatın diye almadı yani.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Meşru zeminlerde alınmış olan bir kararı “darbe” diye nitelemek, esasen bu kararın alınmasında asli rol oynayan AK PARTİ Grubuna yönelik bir sataşmadır. Bu çerçevede söz verirseniz 69’a göre konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; buraya çıkan arkadaşlar, yeri geldiğinde, her zaman bu Meclisin millet iradesinin tecelli ettiği yer olduğunu söylüyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Etmesi gereken yer olduğunu söylüyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Alınan kararlar da sonuçta, beğenelim veya beğenmeyelim, millet iradesinin tecelli ettiği kararlardır. Eğer OHAL’in arkasında millet iradesi olmasa bu kararlar alınmaz. Bu, şu anlama gelmiyor: Bu kararlara katılmayan siyasetler bunu eleştirebilir, en ağır şekilde de eleştirebilir ama bunu ifade ederken meşru zeminlerde alınmış olan bir kararı, milletin iradesine yaslanan ve ancak siyasi olarak eleştirilebilecek bir kararı, yine siyasi zeminlerde meşru bir şekilde ortadan kaldırılabilecek bir kararı “darbe” diye nitelemek vahim bir durumdur.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Hileli seçimlerle oluşmuş bir Meclisten bahsediyorsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Darbeyi kim yapar, nasıl yapar, kıymetli CHP Grubu en az benim kadar bilmiyor mu? Darbecilerin hangi yöntemlerle bu işleri yaptığını bilmiyor mu? Biliyor tabii.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Başkan “Allah’ın bir lütfu.” dediniz ya! “Allah’ın bir lütfu.” dediniz 15 Temmuz darbesine!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Bir sus be, bir sus! Bir sus da dinle be!

BAŞKAN – Sayın Özdiş, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – En yakın örneği 15 Temmuz. Bakın, daha da vahim olanı şu: Şimdi, 15 Temmuz ile 20 Temmuzu yan yana koyup, yan yana da değil, bir hiyerarşi kurup bir çetenin, bir azınlığın, millete hiçbir şekilde hesap vermeyecek olan, kerameti kendinden menkul bir şekilde, burada iktidar etmek için doğrudan şiddet marifetiyle el koymaya çalışan bir çetenin darbe girişimini -uzantıları da dışarıda- alıyorsunuz ve bunu önemsizleştirecek şekilde “asıl darbe” diyerek 20 Temmuzu işaret ediyorsunuz. Emin olun, bu çok yanlış bir ifade.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Bostancı, “Allah’ın lütfudur.” sözünün anlamını söyler misin bize?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Eleştiriler yapmayın demiyoruz ama lütfen, kavramları değerlendirirken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …olup bitenleri değerlendirirken meşru zeminler ile gayrimeşru olanları ayırt etmek konusunda lütfen daha dikkatli bir hassasiyetiniz olsun.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – “Allah’ın lütfudur.” lafının anlamını söyler misiniz bize Sayın Bostancı? “Allah’ın lütfudur.” ne demek? “Bize beklemediğimiz bir fırsat verdi.” demektir bu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öyle değil, o öyle değil.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Nasıl peki?

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Açıklayın o zaman Sayın Bostancı, açıklayın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öyle değil, ben açıklarım.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Buyurun, açıklayın.

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Bekliyoruz…

BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Şimdi, esasında bu cümleyi görmezden gelebilirdim çünkü bir sürü cümlenin arasında gözden kaçabilirdi: “15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuzda asıl darbeyi siz yaptınız.” Ben bütün birikimimle, bu cümleyi gördüğüm zaman, Türkiye'nin demokrasisinin bu cümleden fersah fersah uzak tutulması gerektiğini düşünüyorum. Arkadaşların söylediği gibi, CHP Grubuna yönelik bir şeyde bulunmadım ama sayın grup başkan vekili çıktı sahiplendi.

Şimdi, bakın “15 Temmuz darbe girişiminden sonra asıl darbeyi siz yaptınız.” diyor. 20 Temmuz diye bir darbe girişiminden bahsediyor, 15 Temmuzu girişim yapıyor, diğerini darbe yapıyor. Bakın, bu niye tehlikelidir biliyor musunuz? Bu yüce Meclisin müktesebatı açısından. 27 Mayıs darbesi yapıldıktan sonra, bu ülkenin gençlerine elli sene boyunca, aslında o darbeyi yapmak için Demokrat Partinin ne tür hatalar yaptığını, o darbenin niye mazur görülmesi gerektiğini; tırnak içerisinde, o darbenin tarihsel bir zorunluluk olduğunu, bir siyasal tercih olmadığını anlatan yüzlerce kitap yazıldı, binlerce makale yazıldı. Eğer siz şimdi 15 Temmuz darbe girişimi ile Hükûmetin yaptığı işe darbe diyerek bunu özdeşleştirirseniz, hatta daha da şedit bir yere koyarsanız bunun adı demokratik eleştiri olmaz ve bundan yüce Meclisin fersah fersah uzak durması gerekir. Bütün bu uygulamaları eleştirebilirsiniz, hepsini tartışabiliriz, bütün bunların demokrasiyi zaafa uğrattığını, demokraside kırılganlık yarattığını vesaire söyleyebilirsiniz ama darbe başka bir şeydir ve de bunu 15 Temmuz darbe girişimiyle aynı cümle içerisinde kullanarak ve ondan daha tehlikeli bir şey olarak sunmak o zaman şu manaya gelir: Fetullahçı terörist organizasyon ile meşru Hükûmeti aynı paradigma içinde algılamak, aynı zeminde değerlendirmek anlamına gelir. Dolayısıyla burada keşke arkadaşımız bunun cümlenin kurulmasında bir özensizlik olduğunu ifade edip, doğru kurulmamış bir cümle olduğunu ifade edip ondan sonra sorularını sorsaydı.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Bakan, bence doğru. Cümle doğru.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - O soruların hepsi bu Mecliste konuşulabilir, sorulması da meşrudur. Ama bu cümle kurulduktan sonra ve bu cümlenin arkasında durulduktan sonra, bu söylenenin demokrasinin yanında durmak olduğuna hiç kimse beni inandıramaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Elli yıllık bir külliyatımız var darbelerin niçin tarihsel zorunluluk olduğunu anlatan ve bunlara meşruiyet ve mazeret üretmeye çalışan. Hiç kimse seçilmiş meşru Hükûmeti 15 Temmuzu yapanlarla aynı kefeye koyamaz, nokta. Demokrasi budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Yılmaz…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Altay, Sayın Yıldız söz vereceğim, bir saniye…

Buyurun Sayın Bakan.

20.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, terör örgütüyle iltisakı olan hiçbir özel okula eğitim öğretim desteği ödemesi yapılmadığına ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, sayın hatip terörün Hükûmetimce desteklendiği şeklinde, bir okula eğitim desteği ödemesinden dolayı, böyle bir yorum çıkardı. Bununla ilgili çok net olarak, çok net, 15 Temmuz 2016 terör eylemiyle ülkemize yönelik işgal girişimini başlatmadan önce haklarında Anayasa’ya ve devlete karşı cumhuriyet başsavcılıklarınca soruşturma açılan, terör örgütüyle iltisakı olan hiçbir özel okula Bakanlığımızca eğitim öğretim desteği ödemesi yapılmamıştır. Devletin farklı birimlerinden gelen bilgiler ışığında terör örgütleriyle bağlantısı olduğu düşünülenler kesinlikle teşvik kapsamı dışında tutulmuştur. Peki, o zaman yine, vermediğimizde de yani bunlara vermedik de daha sonra, kripto olanlar, bir şekilde o terör örgütüyle bağlantılı olduğu süreçte ortaya çıkanlar bu miktarı alıyor. Bize soru soruluyor, cümle şu: “Teşvik bursu çıkmayan okullar açısından bakılacak olursa eşit eğitim hakkı zedelenen vatandaşlarımız ve çocuklarımız mağdur olmayacak mıdır?” Soruyu sorarken bir eğitim desteği verilmemesi, öğrenciye, aileye, yoksul vatandaşa yönelik bir talep olacak ama verdiğin zaman da ve o zaman savcıya sormuşuz, bu okullar hakkında bir soruşturma açtığın varsa gönder bize listesini, göndermiş. Gönderdiklerinin hiçbirisine ödeme teşvik desteği vermemişiz ama savcının da hakkında soruşturma...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - ...başlatmadığı bir yeri biz nasıl olup da terör örgütüyle bağlantısı olduğunu bilip de bunlara destek vermeyecektik? Dolayısıyla burada çok insaflı olmak lazım, doğru açıklamada bulunmak lazım kamuoyunu bilgilendirmek açısından.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Kerestecioğlu, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

21.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, KHK’lerle yönetilen bir ülke durumunda olunduğuna ve OHAL’de hayat boyu devam edecek kararlar alınamayacağına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, tarihteki hiçbir darbeyi mazur görmemiş bir geleneğin partisi olarak, askerî darbeyle şu anda siyasi iktidarın yaptığını tabii ki aynı kefeye koymuyoruz ama farklı kefelerle darbeler yapılabilir yani bu, askerî darbe olmaz ama siyasi darbe olabilir. Bugün KHK’lerle yönetilen bir ülke durumundayız. KHK’lerle aslında ya da işte buraya getirilen torba yasalarla OHAL’de hayat boyu devam edecek kararlar alınamaz, bunlar Anayasa’ya aykırıdır ama şu anda bütün bu kararlar, bütün toplumun hayatını etkiliyor ve asıl olarak o darbeden sonra bizim milletvekillerimiz içeride. Ben 12 Eylülü de yaşadım, farklı bir şey mi oldu ondan sonrasında? Mesele bunu fırsata çevirmektir. Askerî darbe olmayabilir, askerî vesayeti kaldırmakla her zaman övünen ve bununla yola çıkmış olan bir iktidar, askerî darbeye tabii ki karşı çıkacaktır ama kendisinin yapması gereken başka şeyler vardır. İşte o ayarlara, o fabrika ayarlarına dönmemek... Bugün, gerçekten, demokratik siyasetin önünü açmakla ancak siz siyasi darbe yapmadığınızı iddia edebilir ve savunabilirsiniz; binlerce insanı OHAL’le, KHK’lerle işten atmadıkça bunu yapabilir ve savunabilirsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Yıldız, sisteme girmişsiniz, talebiniz nedir?

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Nedir ama talebinizi bileyim?

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Millî Eğitim Bakanının bir ifadesi yanlış bir şey…

BAŞKAN – Yanlış anlaşılan bir ifadesi mi var?

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Evet, o yüzden cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldız.

22.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Mustafa Kemal Atatürk’ün 17 Aralık 1927’de Mecliste yaptığı konuşmasındaki tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili sözlerine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tam 17 Aralık 1927’de Mustafa Kemal Atatürk Mecliste şunu diyor: “Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca, unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.”

Yani doksan yıl önce Atatürk bugünü görmüştü Sayın Bakanlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Evet, son söz Sayın Altay’ın.

Buyurun Sayın Altay.

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğuna ve tepki ve protesto hakkı yoksa, KHK’lerle, OHAL bahane edilerek bu hak ortadan kaldırılmışsa bunun demokrasiye bir darbe olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bir yerde anlaşmak lazım yani Hükûmetle anlaşabilmemiz lazım. En azından kavramların kullanımı noktasında, herkes, hadiselere bulunduğu, baktığı pencereden değerlendirme yapınca böyle bir kaotik durum oluşuyor.

Darbe sadece hükûmete yapılmaz, darbe sadece meclise yapılmaz, darbe sade postalla olmaz; darbe bir çarpma demektir, darbenin sözlük şeyine bakarsanız. Dolayısıyla demokrasiye ve insan haklarına yönelik çeşitli merkezlerden darbeler bütün insanlık tarihi boyunca olmuştur. Bir gücü, bir devlet yetkisini eline geçirip de temel hak ve özgürlükleri siz gasbederseniz bu da bir nevi darbedir ve hep söylediğimiz bir şey var: Hiçbir güvenlik kaygısı temel hak ve özgürlüklerin gasbedilmesine dayanak olamaz. Ve Sayın Bakanın unutmaması gereken, Hükûmetin unutmaması gereken bir şey var: Demokrasi bir tepki ve protesto rejimidir. Tepki ve protesto hakkı yoksa, KHK’lerle, OHAL bahane edilerek bu hak ortadan kaldırılmışsa bu, demokrasiye bir darbedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz bu konuyu böyle düşünüyoruz ve böyle bakmaya da devam edeceğiz.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Bakanlar, Sayın Başkanlar; açıklama hakkı çerçevesinde size ve sayın milletvekillerine karşılıklı sataşmadan dolayı söz verdim. Karşılıklı konuşmalar yapılmış, düzeltmeler yapılmış ve cevaplar verilmiştir; açıklama hakkı karşılıklı olarak kullanılmıştır.

Artık gündem üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

 

A) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU (Devam)

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) ÜNİVERSİTELER (Devam)

1) ANKARA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ankara Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

2) ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

3) HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Hacettepe Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hacettepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

4) GAZİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Gazi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

5) İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İstanbul Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

6) İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İstanbul Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

7) BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Boğaziçi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Boğaziçi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

8) MARMARA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Marmara Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Marmara Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

9) YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Yıldız Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yıldız Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

10) MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

11) EGE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ege Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ege Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

12) DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Dokuz Eylül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dokuz Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

13) TRAKYA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Trakya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Trakya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

14) ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Uludağ Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uludağ Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

15) ANADOLU ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Anadolu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Anadolu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

16) SELÇUK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Selçuk Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Selçuk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

17) AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Akdeniz Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Akdeniz Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

18) ERCİYES ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Erciyes Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erciyes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

19) CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Cumhuriyet Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Cumhuriyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

20) ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Çukurova Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çukurova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

21) ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ondokuz Mayıs Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

22) KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karadeniz Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

23) ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Atatürk Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Atatürk Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

24) İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İnönü Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İnönü Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

25) FIRAT ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Fırat Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Fırat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

26) DİCLE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Dicle Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dicle Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

27) VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yüzüncü Yıl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

28) GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Gaziantep Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziantep Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

29) İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

a) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

30) GEBZE TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Gebze Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gebze Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

31) HARRAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Harran Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Harran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

32) SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Süleyman Demirel Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Süleyman Demirel Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

33) ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Adnan Menderes Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adnan Menderes Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

34) BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bülent Ecevit Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bülent Ecevit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

35) MERSİN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Mersin Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mersin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

36) PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Pamukkale Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Pamukkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

37) BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Balıkesir Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Balıkesir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

38) KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Kocaeli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kocaeli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

39) SAKARYA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Sakarya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sakarya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

40) MANİSA CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Manisa Celal Bayar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Manisa Celal Bayar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

41) ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abant İzzet Baysal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

42) MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Mustafa Kemal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mustafa Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

43) AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Afyon Kocatepe Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

44) KAFKAS ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Kafkas Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kafkas Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

45) ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

46) NİĞDE ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ömer Halisdemir Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

47) DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Dumlupınar Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Dumlupınar Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

48) GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gaziosmanpaşa Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

49) MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

50) KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

51) KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Kırıkkale Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırıkkale Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

52) ESKİŞEHİR OSMAN GAZİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

53) GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Galatasaray Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Galatasaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

54) AHİ EVRAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ahi Evran Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ahi Evran Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

55) KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Kastamonu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kastamonu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

56) DÜZCE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Düzce Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Düzce Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

57) MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

58) UŞAK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Uşak Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Uşak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

59) RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

60) NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Namık Kemal Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Namık Kemal Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

61) ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Erzincan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzincan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

62) AKSARAY ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Aksaray Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Aksaray Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

63) GİRESUN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Giresun Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Giresun Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

64) HİTİT ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Hitit Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hitit Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

65) BOZOK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bozok Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bozok Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

66) ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Adıyaman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adıyaman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

67) ORDU ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ordu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ordu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

68) AMASYA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Amasya Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Amasya Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

69) KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

70) AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

71) SİNOP ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Sinop Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sinop Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

72) SİİRT ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Siirt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Siirt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

73) NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

74) KARABÜK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Karabük Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Karabük Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

75) KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kilis 7 Aralık Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

76) ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Çankırı Karatekin Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

77) ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Artvin Çoruh Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Artvin Çoruh Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

78) BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

79) BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bitlis Eren Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bitlis Eren Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

80) KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Kırklareli Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Kırklareli Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

81) OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

82) BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bingöl Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bingöl Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

83) MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Muş Alparslan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Muş Alparslan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

84) MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Mardin Artuklu Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Mardin Artuklu Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

85) BATMAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Batman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Batman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

86) ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ardahan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ardahan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

87) BARTIN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bartın Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bartın Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

88) BAYBURT ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bayburt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bayburt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

89) GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Gümüşhane Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Gümüşhane Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

90) HAKKARİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Hakkari Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Hakkari Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

91) IĞDIR ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Iğdır Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Iğdır Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

92) ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Şırnak Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Şırnak Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

93) MUNZUR ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Munzur Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Munzur Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

94) YALOVA ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Yalova Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Yalova Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

95) TÜRK ALMAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Türk Alman Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Türk Alman Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

96) ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

97) BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bursa Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bursa Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

98) İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İstanbul Medeniyet Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

99) İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

100) NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Necmettin Erbakan Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

101) ABDULLAH GÜL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a)Abdullah Gül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Abdullah Gül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

102) ERZURUM TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Erzurum Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Erzurum Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

103) ADANA BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

104) ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

105) SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Sağlık Bilimleri Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

106) BANDIRMA ONYEDİ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

107) İSKENDERUN TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İskenderun Teknik Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) İskenderun Teknik Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

108) ALANYA ALAADDİN KEYKUBAT ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

b) Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

109) İZMİR BAKIRÇAY ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İzmir Bakırçay Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

110) İZMİR DEMOKRASİ ÜNİVERSİTESİ (Devam)

a) İzmir Demokrasi Üniversitesi 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sırasıyla yedinci turda yer alan, bütçe ile kesin hesapların bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

25) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01  Genel Kamu Hizmetleri 345.652.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03  Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                                       1.209.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GENEL TOPLAM               346.861.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Bakanlığı 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)                               (A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                      304.758.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                           294.489.739,90

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                  10.268.260,10

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.21) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                  Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                   227.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                  Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                             17.333.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                GENEL TOPLAM         17.560.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                  Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                         20.701.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                  Diğer Gelirler                                                                                    19.460.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                  TOPLAM     40.161.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(B)                               CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                       30.588.820,00

Bütçe Gideri                                                                                                                             24.951.566,24

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                   5.637.253,76

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(C)                               CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                30.233.000,00

Tahsilat                                                                                                                                    34.194.693,72

Ret ve İadeler                                                                                                                                    1.816,00

Net Tahsilat                                                                                                                              34.192.877,72

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

13) MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI

1) Millî Eğitim Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                  Genel Kamu Hizmetleri                                                                4.920.658.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                  Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                5.350.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      08                                  Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                                                222.177.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      09                                  Eğitim Hizmetleri                                                                       87.380.467.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                GENEL TOPLAM  92.528.652.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Millî Eğitim Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)                                           CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                62.153.242.273,15

Bütçe Gideri                                                                                                                      73.999.964.371,95

Ödenek Üstü Gider                                                                                                           16.284.678.441,38

İptal Edilen Ödenek                                                                                                            4.313.901.692,42

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                            4.176.674.521,41

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Eğitim Bakanlığı 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.01) ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI

1) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                  Genel Kamu Hizmetleri                                                                    28.411.000ı

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                  Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                3.724.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                  Eğitim Hizmetleri                                                                            505.415.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                GENEL TOPLAM       537.550.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                  Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                       578.432.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                  Diğer Gelirler                                                                                    10.800.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                  TOPLAM   589.232.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)                               CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                     713.905.800,00

Bütçe Gideri                                                                                                                           671.454.390,57

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                 42.451.409,43

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                              490.000.000,00

Tahsilat                                                                                                                                  817.754.468,25

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurulu 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

38.01) YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

1) Yükseköğretim Kurulu 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                  Genel Kamu Hizmetleri                                                                     36.111.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                  Eğitim Hizmetleri                                                                              62.042.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                GENEL TOPLAM         98.153.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                  Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                              536.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                  Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                      97.522.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                  Diğer Gelirler                                                                                           95.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                  TOPLAM     98.153.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurulu 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Yükseköğretim Kurulu 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Yükseköğretim Kurulu 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)                               CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                     114.254.560,03

Bütçe Gideri                                                                                                                           105.545.977,15

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                   8.708.582,88