TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          39’uncu Birleşim

                                                                                 16 Aralık 2017 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

5.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün, CHP Çankaya Belediyesinde çalışan 12 işçinin sendikalaşma nedeniyle işten çıkarıldığına ve Kocaeli Milletvekilleri Fatma Hürriyet Kaplan ile Haydar Akar’ı, bu konuyu çözmeleri için göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Murat Araç’ın Antalya Emniyet Müdürlüğünde intiharı olayıyla ilgili açıklama beklediğine ve Cem Küçük ile Fuat Uğur’un bir televizyon programındaki işkenceyle ilgili ifadeleri nedeniyle savcıları göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

9.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldrırım’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine,

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Muğla’nın Seydikemer ve Ortaca bölgesindeki kamuoyuna yansıyan işkence olayıyla ilgili İçişleri Bakanından bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

22.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Çankaya Belediyesindeki işlerinden çıkarıldıkları söylenen 12 işçinin aslında Çankaya Belediyesine hizmet veren bir firmadaki işlerinden çıkarılmış olduklarına ve Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in firmayla görüşerek bu işçilerin işlerine dönmesini sağladığına ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediklerine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Muğla’daki işkence olayıyla ilgili bir Meclis kararı bulunmadığına ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, 2017 yılı Haziran ayında yapılan 106’ncı Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen, 16 Haziran 2017 tarihli ve 205 sayılı “Barış ve Direnç İçin İstihdam ve Saygın İş Tavsiye Kararı” hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulmasına ilişkin tezkeresi (3/1378)

16 Aralık 2017 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

İyi çalışmalar diliyorum.

Program uyarınca bugün beşinci tur görüşmelerini yapacağız.

Beşinci turda İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Devlet Personel Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (x)

 

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen sayın milletvekillerinin sisteme şimdi girmeleri gerekmektedir.

Beşinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

AK PARTİ Grubu adına Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger, Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel, Kütahya Milletvekili Mustafa Şükrü Nazlı, İstanbul Milletvekili Serap Yaşar, Antalya Milletvekili Atay Uslu, Rize Milletvekili Hikmet Ayar, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu, Çorum Milletvekili Salim Uslu, Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir, Sakarya Milletvekili Recep Uncuoğlu… (Uğultular)

Biraz sessiz olabilir miyiz lütfen.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Biraz ara verin.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz… Ben gerekli ihtarı yapıyorum, lütfen arkadaşlar.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Biraz ara verin, bu merasim bitsin, ondan sonra başlayalım.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Peşin peşin tebrik ediyorlar.

BAŞKAN – Lütfen, biraz sessiz olabilir miyiz?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Peşinen tebrik ediyorlar herhâlde.

BAŞKAN – …Sakarya Milletvekili Mustafa İsen, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, Tekirdağ Milletvekili Ayşe Doğan konuşacaklardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan, Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve Ankara Milletvekili Mustafa Mit konuşacaklardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, Manisa Milletvekili Özgür Özel, İstanbul Milletvekili Engin Altay konuşacaklardır.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Tunceli Milletvekili Sayın Alican Önlü, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder söz alacaklardır.

Şahıslar adına, lehte İstanbul Milletvekili Abdullah Başcı; aleyhte olmak üzere Sırrı Süreyya Önder söz alacaklardır.

Şimdi, AK PARTİ Grubu adına yapılan konuşmaları dinleyeceğiz.

İlk olarak Kilis Milletvekili Sayın Mustafa Hilmi Dülger konuşacak.

Buyurun Sayın Dülger. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımızın 2018 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, vatanın bölünmezliği, birliği uğruna şehit olarak Hakk’a yürüyen kaymakamlarımızı, güvenlik mensuplarımızı anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Bu uğurda mücadele ederken gazi olan milletimizin evlatlarına da şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca, yaşadıkları öz yurtlarında garip, öz yurtlarında parya yapılmaya çalışılan Filistinli kardeşlerimiz başta olmak üzere tüm mazlumları selamlıyor, haklı Kudüs davası sadece onların değil, bizimle beraber tüm İslam âleminin davasıdır diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, farklı kültürlerin bir arada yaşayabildiği bir medeniyet havzasının tam da ortasında yer almaktadır. Kadim bir medeniyetin evlatları olarak iki bin yılı aşkın devlet geleneğine sahip bir milletiz. 2018 yılı bütçe teklifini görüşmekte olduğumuz İçişleri Bakanlığımız da gelenek ve kurum hafızası olan bir Bakanlık olarak güvenlik dengelerinin hızlıca değiştiği bir coğrafya ve zaman dilimi içerisinde ülkemizin her köşesinde huzur ve güvenliği sağlamak, vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini özgürce rahat bir ortamda kullanabilmelerini sağlamak gibi ulvi bir görevi yerine getirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında görev alanı insanımızın doğumundan ölümüne kadar devam eden bir süreci kapsamakla birlikte, İçişleri Bakanlığının görev alanı güvenlik ve huzurun temini, kamu düzeni ve güvenliğin sağlanması gibi bir görünüm arz etmektedir. Bu görüntünün oluşmasındaki ana etken coğrafyanın içinden geçtiği süreç ve bu süreçte ülkemiz üzerine oynanmaya çalışılan oyunların varlığı önemli bir yer tutmaktadır. İşte bundan dolayı Bakanlığımızın bugün mesaisinin büyük çoğunluğunu terörle mücadele oluşturmakta ve her geçen gün bu konudaki başarı grafiğinin yükselmesi milletimizi sevindirirken hain emel besleyenleri de yeise sevk ettiği memnuniyetle görülmektedir. Bu görevini yerine getirirken yirmi dokuz yıl görev yaptığım ve mensubu olmaktan her zaman gurur duyduğum Bakanlığımız demokrasi, hukuk devleti ve sivil seçilmiş iradenin yanında durmaktan asla taviz vermemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte bu nedenle Türkiye’nin millî güvenliğine tehdit teşkil eden terör örgütleriyle hiçbir örgüt ayrımı yapmadan, teröre bulaşmış hiçbir teröristin de gözünün yaşına bakmadan mücadelemiz kararlılıkla sürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu dönemde ülkemiz, tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar ve aynı merkezden yönetildiği bilinen FETÖ, PKK, PYD, DEAŞ ve sol terör örgütlerinin eylemleriyle karşı karşıya kalmıştır. En sonunda 15 Temmuz gecesi hain darbe girişimi akamete uğratılmış ve bu suça bulaşanlar adliye önünde hesap vermektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye gerek güvenlik tedbirleriyle gerek operasyonlarıyla gerekse demokratik siyaset alanını genişleten adımlarıyla yaşanan bu terör ve şiddeti bitirme noktasında kararlıdır. Türkiye’nin terörle mücadelesi kadar terörizmle yapmış olduğu mücadele de ayrıca bir önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca son bir yılda kırsalda yapılan operasyonlarda 3.069 terörist etkisiz hâle getirilerek örgütün beli kırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda sıraladığımız görevlerin yerine getirilmesi esnasında Bakanlığımızın ana omurgasını teşkil eden mülki idare amirlerinin bu konudaki çaba ve fedakârlıklarını da anmadan geçemeyeceğim. Taşrada devletin ve Hükûmetin temsilcisi olan mülki idare amirlerinin yetki, görev ve sorumlulukları ile özlük hakları arasında denge kurulacağına ve Bakanlığımızın bu konuda gerekli çalışmalarını yapacağına da inancımız tamdır.

Vatandaşlarımızın korku ve endişeden uzak, huzur ve güven içinde bir yaşam sürdürebilmesi için çalışan Bakanlığımızın tüm mensuplarına teşekkür ediyor, 2018 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dülger.

AK PARTİ Grubu adına ikinci olarak Şanlıurfa Milletvekili Sayın Kemalettin Yılmaztekin konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yılmaztekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda grubum adına İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Aziz milletimizi ve Gazi Meclisi hürmetle selamlıyorum.

Her sene bütçe görüşmelerinde büyük tartışmalar eşliğinde felaket senaryoları yazılsa da, aradan geçen on beş yıl, bütçe yapmak konusunda bizim ehil olduğumuz gerçeğini defalarca teyit etmiştir. Millî gelirin on beş yıl içinde 236 milyar liradan 763 milyar liraya yükselerek yaklaşık 3 kat artmış olması, üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 büyüyerek Çin, Singapur, Hindistan gibi önemli ülkeleri geride bırakarak dünya birincisi olmamız âdeta malumun ilamı niteliğindedir.

Kıymetli milletvekilleri, 16 Nisanda gerçekleşen referandumla bir üst lige çıkma kararlılığını gösteren Türkiye, artık 2023 hatta 2071 hedeflerine emin adımlarla koşan ve gelecek kaygısı taşımayan bir ülkedir. Burada temsilcisi olmaktan her daim şeref duyduğum memleketim Şanlıurfa’nın yüzde 71 evet oyuyla, Harran ilçemizin de yüzde 97 evet oyuyla Türkiye birincisi, Akçakale ilçemizin de yüzde 95,23 evet oyuyla üçüncü olduğunu burada iftiharla hatırlatmak istiyorum. Güçlü ve büyük Türkiye için verdikleri bu anlamlı destekten dolayı bütün hemşehrilerime bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Kıymetli milletvekilleri, emperyal ağababaları Türkiye’ye içeride FETÖ ve PKK, dışarıda DAEŞ terör örgütüyle uğraşan ve enerjisini buna harcayan bir ülke rolü biçmiştir. Biz bu rolü elimizin tersiyle itip bu ahlaksız kukla terör örgütlerini esfeline gömüp bizzat teröristin ağabeyi rolündeki terörist devletlerle muhatabız artık. Allah’ın izniyle bunların hepsinin üstesinden gelecek güce de kararlılığa da sahibiz elhamdülillah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü bu millet 17-25 Aralık FETÖ darbesini unutmadı ki bunun devamı niteliğindeki Amerika’daki Zarrab şarlatanı üzerinden kurulan kumpasa inansın. Bu millet Urfa sınırının yanı başındaki Tel Abyad vesair yerlerde sözde savaşlarla DEAŞ’lı teröristlerin 20 kişilik PYD’li teröristlere koskocaman şehirleri anahtar teslim verme tiyatrolarını hiçbir zaman unutmadı. “Böyle bir başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz.” diyen parti başkanlarına inanmadı ve unutmadı. “Birlikte iyi salladık.” diyerek kol kola girenleri hakikaten bu millet iyi salladı, bunu da unutmadı. “Kudüs Yahudilerindir, İsrail’in başkentidir.” diyen parti başkanlarını belleğimize kazıdık. Türkiye’de darbe ve işgal girişiminde tutuklanan generaller için “Müttefikimizdir.” diyenleri unutmadık, gününü bekliyoruz. 7 Haziranda Sayın Cumhurbaşkanımız için “Yeni bin yılın Selahaddin’i son metroda durduruldu” manşeti atanları da unutmadık çünkü bu millet dünya nizamına “devleti ebet müddet” felsefesini getiren bir millettir. Bu felsefeyi çevreleyen iki tane hassas çizgi vardır: Birisi, Şeyh Edebali Hazretleri’nin, Devlet-i Aliyye’nin kurucusu Osman Gazi ve onun şahsında bugün bizlere “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” çizgisi; ikincisiyse “Ya devlet başa ya kuzgun leşe.” felsefesidir çünkü devlet mühimdir.

Cennetmekân Sultan Abdülhamit Han’ın yüz yıl ötesinden seslenişi ve bizlere öğüdüyle: “Bu devlet bin kılıç darbesiyle kuruldu, bir kılıç darbesiyle yıkılmaz.” Bu topraklara kök saldık, öldürülmekle bitmeyiz. Biz bu toprakları kanla suladık, bizden olmayana ektirmeyiz. Bu gökyüzü bizimdir; bizden habersiz uçan kuş leş olacaktır. Devlet hâkimdir. Bizler de, evelallah, her hainin hakkından geliriz. Bunun için, Türkiye her daim var olmalıdır çünkü devletim, milletim, vatanım ve bayrağım umuttur mazluma, tıpkı esir ilk kıblemiz El Aksa gibi; mukaddesimiz Kudüs’ün beklediği gibi bir umuttur Türkiye. Yeryüzünde herkes korkutulup sindirilse de, Kudüs’ü kaderine terk etse de Türkiye Kudüs’e sahip çıkmaktan vazgeçmeyecektir. Bu, bizim tarihe borcumuzdur; liderimizin ve bizim borcumuzdur.

Öyle bir lider düşünün ki siyasi hayatı boyunca milleti adına öfkelenen, ülkesi için kükreyen; Türkiye’nin hasımlarına karşı şedit, milletine karşı kucaklayıcı olan; egemen güçlere, sermaye ve medyaya karşı denge hesapları yapmayan, bunların karşısında ellerini ovuşturmayan; benim için, sizler için, milleti için gövdesini taşın altına koyan, hepimiz adına kavga veren, canını ortaya koyan; her türlü ahlaksız, ihanet dolu saldırılara karşı susmayan, herkes susarken konuşan, herkes sinerken haykıran; umutların tükendiği zannedilen zamanlarda, hüzünlü anlarda bir öz güven abidesi olarak milletinin önünde yürüyen bir liderden bahsediyoruz: Hamdolsun Recep Tayyip Erdoğan, onunla bu yolda bu ümmet, Kudüs’ün korunması ve Allah’ın adının anılması için ebabilleri beklemeyecektir diyor, sözlerimin sonunda 2018 yılı bütçemizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Yüce Rabb’imden niyaz ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaztekin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım, hatip konuşmasında “Bizden habersiz uçana leş olacaktır.” Bu cümle kabul edilebilir bir durum değildir. Yani, burada, Türkiye'de insanlar özgür düşünecek…

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Ya, sizi kastetmedi.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim. Her konuşmadan sonra bir düzeltmen olarak söz almanız doğru bir şey değil. Lütfen… Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizden istirham ediyorum, böyle bir şey olamaz. “Bizden habersiz uçan leş olacaktır.” Ne demek bu?

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına şimdi de Aksaray Milletvekili Sayın Cengiz Aydoğdu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Aydoğdu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ AYDOĞDU (Aksaray) – Sayın Başkan, yüce Meclisin kıymetli üyeleri; bütçesini görüştüğümüz İçişleri Bakanlığı, bakanlıkları kurmaya başladığımız yakın çağlarda devlet olarak kuruldu. İki bakanlık yaptı Osmanlı önce: Hariciye, Dâhiliye. Umur-u Mülkiye Nezareti olarak kurduk İçişleri Bakanlığını, daha sonra iki tane daha ilave ettik: Harbiye, Maliye. Uzun süre devlet bu dört konuda düşünüldü: Dâhiliye, Hariciye, Maliye, Harbiye. 1960 yılında, biliyorsunuz, kanun sayımız sıfırlandı, 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra. 1960 yılında çıkan 1 no.lu Kanun’la “Bakanlık” ibaresi ve “İçişleri Bakanlığı” ibaresi benimsendi. O güne kadar Dâhiliye Vekâleti olarak geldi.

Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanlığı içeride, Dışişleri Bakanlığı dışarıda, sadece bu iki bakanlık devleti temsil yetkisini haizdir. Mensupları Türk Bayrağı’nı yanlarında taşıyabilirler, kanunlarımız bunu amirdir. Bu temsiliyet İçişleri mensupları için hem bir imtiyaz hem bir mesuliyettir, çok çetin bir sorumluluğu ihtiva eden hem bir görev hem de bir şereftir. Şimdi, bu ağır ve onurlu görevin bütçesini görüşüyoruz. Valilerin, kaymakamların, bekçi babaların, polis ağabeylerin, şehirlerin emini belediye başkanlarının, itfaiye erlerinin, temizlik işçilerinin, kumandanların, jandarma erlerinin, nüfus memurlarının bütçesini görüşüyoruz. Onlar gece gündüz çalışırlar, açlıkla susuzlukla mücadele ederler, yağmurda, karda, fırtınada, depremde her türlü zorlukla uğraşırlar, sadece doğal zorluklarla değil, insani zorluklarla da uğraşırlar; hesaba gelmez insani dramlar, ihanetler, tuzaklar, ölümler, zulümler ve 20’nci yüzyılda iyice incelmiş, âdeta zulmün sanat hâline gelmesi olan, “terör” denen o müthiş hengâmeyle de uğraşırlar.

Değerli arkadaşlar, terörle uğraşmak, öngörülemeyen, kabul edilemeyen, insanın insanlığını muhafaza ettiği sürece kabul edemeyeceği, insanlık dışı şeylerle uğraşmak demektir. Terörle uğraşmak öncelikle terörizm fikriyle uğraşmaktır, memleket evladının eline kan, yüreğine kin bulaştıran bölücülük fikriyle uğraşmaktır. Bu manada terörle uğraşmak bir memleket için çok çetin bir sınavdır. İçimizden devşirdiği kişileri kendi anne babalarının temsil ettiği dünyaya kurşun sıkar hâle getirmek; böyle bir ihanetle uğraşmak dünyanın en zor şeylerindendir. Empati yapmanın imkânsız olduğu noktadır burası çünkü terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin neler hissettiklerini anlamak, o zor şartların içinde yaşamadan mümkün değildir. Biraz önce şakalaştığı, takıldığı, güldüğü, dokunduğu arkadaşının az sonra kör bir kurşunla şehit olmasına şahit olmanın hâletiruhiyesini yaşamadan hiç kimse tahayyül edemez. Bu itibarla teröre karşı durmak insani ilk şarttır, teröre karşı durmak insanlık şartıdır; her türlü siyasi hesabı anlamsızlaştıran bir noktadır burası. Geçtiğimiz 20’nci yüzyıl propagandayı keşfetti. Terör, propagandanın silahlı olarak yapılmasıdır. Hangi fikir olursa olsun propagandası yapıldığı anda faşizm hâline gelir. Bugün evimizi, yurdumuzu, yuvamızı bize çok gören, hanemizde tünemek isteyen baykuşlar kalplerimize fitne tohumu ekmek istediler ve başaramadılar. Bu millet, kalben millet olmuş insanlardan müteşekkildir. Bu vatanda huzurun bekçisi, vatanın mimarı, semalarımızda dalgalanan, hürriyetimizin ve istiklalimizin sembolü bayrağımızın gönderi kalplerimizde sakladığımız şeylerdir. İçişleri Bakanlığı bize şehitlerimizin mirasıdır. Bütçeleri bereketli ve mübarek olsun diyorum. Her zaman kalben millet olan 80 milyon kalbin inşa ettiği büyük bir kalp olan yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum, hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydoğdu.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü olarak Tekirdağ Milletvekili Sayın Mustafa Yel konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yel.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2018 Yılı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Devletin ve milletin can ve mal emniyetini koruyan, suç ve suçlularla mücadele eden, suç işlenmesi hâlinde suçları aydınlatarak suçluları adli mercilere intikal ettiren silahlı genel kolluklarımız olan jandarma ve polis teşkilatlarımız insan merkezli, saygın, güvenilir ve kaliteli hizmet veren teşkilatlarımızdır. Ülkemizin toplam nüfusunun yüzde 79’u polisin görev ve sorumluluk bölgesinde, yüzde 21’i ise jandarma bölgesinde yaşamaktadır. Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımız görevlerini yerine getirirken hukukun üstünlüğünü, insanımızın temel hak ve özgürlüklerini, demokratik toplum düzenini korumayı, açıklık ve şeffaflığı, hesap verebilirliği esas almaktadır. Ülkemizin ve milletimin bölünmez bütünlüğü ile vatandaşımızın can ve mal güvenliğini hukuk çerçevesi içesinde canı pahasına sağlayan ve mevcut huzur ortamının devam etmesi için büyük fedakârlıklarla çalışmalarına devam eden Jandarma ve Emniyet teşkilatımız özellikle terörle mücadelede her türlü hava ve arazi şartlarında görevlerini üstün cesaret ve feragatle yapmakta, bu uğurda gerektiğinde şehit ve gazi vermektedir. Toplumsal olaylarda can ve mal kaybının önlenmesi, suçun oluşmasının engellenmesi, huzur ve güven ortamının temin ve devamlılığının sağlanması ve suçlularla etkin mücadele için güvenlik güçlerinin modern araç, gereç ve diğer ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli miktarda karşılanması konusuna Hükûmetimizce özel bir önem verilmektedir. Hükûmetimiz döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde standart bir zırhlı olarak 46.223 taşıt alımı yapılmıştır. Emniyet teşkilatımıza suç ve suçlularla mücadelede daha aktif rol alabilmesi için 1 adet personel ve malzeme nakil uçağı ile 2 adet keşif gözetleme uçağının yanı sıra 19 adet helikopter alınmıştır. Ayrıca 22 adet mini İHA, 5 adet taktik İHA ile 6 adet midi İHA da aktif olarak görevlerde kullanılmaktadır. Ayrıca 12 adet taktik insansız hava aracı tedarik edilmesi de planlanmaktadır. Jandarma Genel Komutanlığımıza 3 adet keşif uçağı alınmış olup 2 adet daha keşif uçağı tedarik çalışmaları devam etmektedir. Son bir yıl içinde 64’ü Jandarma SİHA füze atışıyla olmak üzere toplam 390 terörist İHA ve keşif uçağı desteğiyle etkisiz hâle getirilmiştir. Bugün Emniyet Genel Müdürlüğüne ait 11, Jandarma Genel Komutanlığına ait 4 adet kriminal laboratuvarla hizmet verilmektedir. Bugüne kadar ülke genelinde 63 ilimizde Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi kurulum çalışmaları tamamlanmıştır, 18 ilde sistem kurulum ve ihale çalışmalarına devam edilmektedir. Jandarma Genel Komutanlığımıza 2017 yılında 100 adet Kobra tekerlekli zırhlı araç, 100 adet Ejder Yalçın zırhlı aracı ve 90 adet Kirpi alınmıştır. Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımız -memnuniyetle ifade edelim ki- çağın gerektirdiği imkânlara sahip olan ve ileri teknolojiyi başarıyla kullanabilen güvenlik teşkilatları hâline gelmiştir. Suçla mücadeleye oldukça önemli katkı sağlayan Kent Güvenlik Yönetim Sistemi’nin 81 ilimiz, 479 ilçemizde kurulumu tamamlanmıştır. 15 ilçemizde ise kurulum çalışmaları ve ihale işlemleri devam etmektedir. 2005 yılından bu yana Kent Güvenlik Yönetim Sistemi kurulumları için genel bütçeden 765 milyon lira harcanmıştır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığımızca huzur ve güvenliğimize, birlik ve beraberliğimize kasteden FETÖ, PKK, DEAŞ, DHKP-C ve diğer terör örgütleri, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı ile kaçakçılık, narkotik ve diğer her türlü suçla mücadelede etkin ve kararlı bir politika yürütülmektedir.

İçişleri Bakanlığımız olarak, yurt içerisinde yapılan ve teröre karşı verilen mücadelede başarıyı görmezden gelmek mümkün değildir. Millî ve yerli silahlarla, İHA’larla, SİHA’larla, helikopterlerle terörün inine giren güvenlik güçlerimiz çok büyük başarılara imza atmakta ve göğsümüzü kabartmaktadırlar. Başta Sayın Bakanımızın nezdinde tüm güvenlik güçlerimizi kutluyor, tebrik ediyorum.

Hükûmetimiz ve güvenlik güçlerimiz var güçleriyle gece gündüz terörle mücadele ederken bu mücadeleden rahatsızlığını çeşitli şekillerde gösteren Cumhuriyet Halk Partisinin tüm milletimizin tepkisini çeken CHP Malkara ilçe kongresinden önce, kongre salonunun önünde, kendi bayraklarının yanında HDP bayraklarının da asılmasıydı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Başka bir şey bulamadın mı arkadaş, sabah sabah ya!

MUSTAFA YEL (Devamla) - Şimdi, ilçe yöneticileri “Yanlışlık oldu.” diyorlar da milletimiz merak ediyor: Neden başka bir partinin bayrakları değil de HDP’nin bayraklarıyla bu yanlışlık yapılmıştır?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Gerçekle ilgisi olmayan şeylerden medet umuyorsunuz ya! Hiç yakışıyor mu şu anda bu?

MUSTAFA YEL (Devamla) - CHP artık Atatürk’ün CHP’si değil, Kılıçdaroğlu’nun CHP’sidir.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Ne alakası var ya!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ne alakası var?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Ne alakası var ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA YEL (Devamla) - Fabrika ayarlarından çoktan uzaklaşmış olan CHP’nin, neye ve kime hizmet ettiğini merak ediyoruz.

MELİKE BASMACI (Denizli) – O zaman sizinki hangi AK PARTİ, hangi AK PARTİ; Başbakanın mı, bakanın mı, Cumhurbaşkanın mı, hangisinin ki? Öyle şey mi olur ya!

MUSTAFA YEL (Devamla) - Sözlerime son verirken terörle mücadelede şehit düşen askerlerimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA YEL (Devamla) - …polisimize ve köy korucularımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyetler diliyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Olmayan şeyleri varmış gibi anlatıyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Doğru bilgi verin kurula, doğru.

MUSTAFA YEL (Devamla) - Selam ve saygıyla yüce Meclisi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yel, teşekkür ediyorum.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sizinki hangi AKP; Bülent Arınç’ın mı, Davutoğlu’nun mu, kimin?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – CHP’ye sataşmada bulunmuştur, söz rica ediyorum efendim.

BAŞKAN – Hiçbir şey duymadım gürültüden.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sabah sabah sakin giden ortamı bozdu arkadaş ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cumhuriyet Halk Partisini “Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi değildir.” diye sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika… (CHP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – HDP bayrağı her yere yakışır ya, üzülmeyin.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yok öyle bir şey. Yok, olmayan bir şeyi anlatıyor.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Atatürk ve Cumhuriyet Halk Partisinin ilişkisi, Atatürk ile cumhuriyetin ilişkisi, Atatürk ile Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilişkisi etle tırnak gibidir.

Vatanımıza ve milletimize, laik, demokratik cumhuriyetin ilelebet yürüyebilmesi için Atatürk ilke ve inkılaplarından hiç ayrılmadığını, Cumhuriyet Halk Partisi, siyasi kuruluşundan itibaren kendi duruşuyla kendisini ifade etmiştir. Zaman zaman bayrakların asıldığı yerlerde başka siyasi partilerin de bayraklarının asılması ve seçim propagandalarında bunların yan yana gelebilmesi çok doğalken bunu alıp da bunun üzerinden Cumhuriyet Halk Partisinin Atatürk’le olan ilişkilerini bağdaştırmak, en hafif tabiriyle, gerçekten bu konuda riyakârca davranmak demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, lütfen bu kürsüden konuşurken kendi geçmişinize bakarak konuşun. Fetullah terör örgütüyle iç içe olan, PKK terör örgütüyle masaya oturan, Habur Sınır Kapısı’ndan onları Türkiye'ye alan ve onları kucaklayan, Abdullah Öcalan’ı gerçekten bir bilen ilan eden siz, kendi liderinize ve kendi Hükûmetinize bakın, başkaları sizi ilgilendirmez. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Aynalar her zaman doğru söyler Engin Başkan.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Işığın açısına bağlı.

BAŞKAN – Doğru söylüyor Sayın Önder.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında partimize açık bir sataşmada bulunmuştur. Terör örgütleriyle ilişkilerimizden bahsetmiştir, bunu iddia etmiştir dolayısıyla bu açık bir sataşmadır; tasvip etmediğimiz ifadeler kullanmıştır, bununla ilgili bir söz talebimiz olacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika.

MELİKE BASMACI (Denizli) – İlişkilerinizi söyledi.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sataşma değil ki o, ilişkileriniz vardı.

MELİKE BASMACI (Denizli) – İlişkinizi anlattı, doğru.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gereksiz bir polemiğe girecek değiliz.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Siz başlattınız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Siz başlattınız, siz girdiniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Biz, terör örgütleriyle her türlü mücadeleyi veren bir partiyiz. Devlet, çeşitli dönemlerde terör sorununun çözümüyle ilgili…

DURSUN ÇİCEK (İstanbul) – Masaya oturur.

MEHMET MUŞ (Devamla) - …adımlar atar, atmıştır da.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yani Öcan’la siz oturdunuz…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Yani masaya oturuldu o zaman.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bizim dönemimizde terörün çözümüyle alakalı da adımlar atılmıştır. Terör örgütünün tasfiye edilmesi için terörle çetin bir mücadeleyi de veren yine AK PARTİ hükûmetleridir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde kolluk kuvvetlerinin tam entegrasyonuyla tam bir uyum içerisinde önemli başarılar elde edilmiştir. Bunu unutmamak lazım.

Bir diğeri, Fetullah Gülen terör örgütü. Bununla alakalı… Bir kişinin, bir kurumun ya da bir yapının suç işleyene kadar ve işledikten sonraki süreçle alakalıdır bu süreç. Siz bugün burada oturuyorsunuz, herhangi bir suç işlemediniz ama yarın öbür gün bir suç işlediğiniz zaman orada hukuk devreye girer, orada bizim yaklaşımımız da farklı olur. Dolayısıyla meseleye bu açıdan bakmak lazım.

Bakın, ben buradan… AK PARTİ hükûmetleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin FETÖ terör örgütünün örgütlü bir şekilde suç işlemeye başladıktan sonra verdiği mücadelede…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ya, baştan beri işliyorlar, baştan beri.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

MEHMET MUŞ (Devamla) – …arkadaşlar, o yapının gazetelerinin kapanmaması için orada direnen, o yapının kurumlarının kapanmaması için onların önünde polisin karşısına dikilen, 30 Mart 2014 seçimlerinden önce FET֒nün kanalına çıkıp “Recep Tayyip Erdoğan kaçacak, göreceksiniz, seçimin sonucunu beklemeyecek.” diyecek kadar küçülen siyasi bir anlayışa hiçbir zaman sahip olmadı. Ne oldu? Tayyip Erdoğan dimdik burada. Başbakandı, Cumhurbaşkanı seçildi ama FET֒nün kanalında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – …onun kaçacağını iddia edenler nerede? İlelebet muhalefette. Sanırım, ana muhalefet görevlerini de bu gidişle kaybedecekler.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş, teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Ana muhalefet” diyerek bizi hedef gösterip, Fetullah Gülen terör örgütünün televizyonlarıyla olan ilişkilerimizden bahsedip sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; televizyonları başında bizi seyreden herkese buradan seslenmek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi, 17-25 Aralık dönemini, AK PARTİ Hükûmeti gibi kendilerine bir komplonun kurulduğu ve bir darbenin yapıldığı bir tarih olarak görmüyor. Cumhuriyet Halk Partisi, 17-25 Aralık dönemini, düne kadar kol kola giren…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kanallarında niye vardınız, onu söyleyin.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - …devletin her birimine özenle Fetullahçı terör örgütünün elemanlarını yerleştiren, ona “Biz sizin için daha başka ne yapabiliriz? Sizin için dershaneler açtık, üniversitelere katkılarda bulunduk, olimpiyatlarınızın önünü açtık. Bizden ne istediniz de vermedik?” diyen kol kola girmiş iki örgütün,(x) 17-25 Aralıkta kendi çıkarları ve duruşları yüzünden birbirine düştükleri ve onların kendi yaptıkları yolsuzluk, hırsızlıkları Türkiye’ye ve dünyaya ifşa ederek Türkiye'nin itibarını beş paralık ettikleri dönemin tarihidir. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Basına gel, basına.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - 17-25 Aralık tarihi, bir utanç tarihidir. 17-25 Aralık tarihi, elimle gösterdiğim gibi, 4 bakanın Türkiye'nin tertemiz sayfalarına kapkara yazılıp bir kişinin onları canı pahasına koruduğu bir dönemdir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Fakir fukaranın, garip gurebanın parasının yendiği dönemdir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok açık bir soru sordum.

Bakın, şurada ne arıyorlar? Onu sordum. Kameralar çeksin, bakın. Şunu sordum ben ya… Çok açık. Bakın, şunu sordum, şu soruyu. Bak “Kaçacak.” diyorlardı “Tayyip Erdoğan kaçacak.” diyorlardı. Şuna cevap istedim ben, geçin diğerlerini, şuna, şuna… Herkes görsün. (CHP sıralarından gürültüler) Herkes görsün, herkes.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir sakin olalım, daha yeni başladık, lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasını yaparken terör örgütlerinden bahsetti.

BAŞKAN – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Arkasından, AK PARTİ’yi de onun içerisine sokarak “her iki örgütün” diye ifade etti. Tutanakları lütfen inceleyin. Eğer konuşmacı terör örgütüyle AK PARTİ’yi eş değer tutuyorsa… Dün Sayın Pervin Buldan bir hareket yapmıştı, konuşmacı “Ben yanlış anlaşıldım, o anlamda söylemek istemiyorum.” dedi, tutanaklara bakın. Eğer bizi terör örgütü olarak niteliyorsa gereğini yapmanızı istirham ediyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç…

Sayın Özkoç, isterseniz bir tutanaklara bakayım, bir dil sürçmesidir büyük bir ihtimalle.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bakmadan söyle, bakmadan söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Düzeltme yapıyorsa…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, hiç önemli değil. Fetullah cemaatiyle AK PARTİ Hükûmetinin iç içe olduğunu burada ifade ettim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutanakları lütfen inceleyin, gereğini yapmanız gerekiyor.

BAŞKAN – Ben bir tutanaklara bakacağım Sayın Özkoç.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gazeteye cevap alamadık, gazeteye.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sözümün tamamı, Fetullah cemaatiyle… Fetullah da bir örgüttür AKP Hükûmeti de kendi hükûmet olarak, parti olarak bir örgüttür. Her ikisi de iç içedir. Bu Fetullah cemaatiyle bu AKP Hükûmeti geçmişte iç içedir, birlikte yol yürümüşlerdir.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yazıklar olsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, tamam, teşekkür ederim. Tutanaklara bakacağım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sözüm bu kadar açıktır, bir adım da geriye atmam. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Tamam Sayın Özkoç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Özkoç, aynen biraz önce ifade ettiğim kararında direniyor. AK PARTİ’yi bir terör örgütüyle eş değer tuttuğunu… “O da aynı örgüttür.” ifadesini kullanıyor. (CHP sıralarından gürültüler)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Aynen öyle söylüyor.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Aynı menzile yürüyordunuz Sayın Elitaş, âşıktınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Dün Sayın Pervin Buldan -tutanakları incelerseniz- atılan bir lafa, milletvekili arkadaşımızın verdiği cevap çerçevesinde “Eğer bunu düzeltmezseniz İç Tüzük'ü uygulayacağım” diye söyledi. Arkadaşımız düzeltmeyi yaptı.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hiç alakası yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lütfen tutanakları inceleyin, açık ve net beyanını yapıyor. İç Tüzük'ün 161’inci maddesini uygulamanızı istiyorum.

BAŞKAN – Bir tutanakları inceleyeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Peki Sayın Başkan.

Ama açıkça beyan etti Sayın Başkan.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Terör örgütüyle AK PARTİ’yi yan yana gösteriyorlar.

BAŞKAN - Daha sonra bu konudaki kararımı sizlere bildireceğim.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına beşinci olarak şimdi de Kütahya Milletvekili Sayın Mustafa Şükrü Nazlı konuşacak.

Buyurun Sayın Nazlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımızın bünyesinde olan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Siz değerli milletvekillerimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Son on beş yılda milletimize ve ülkemize olan sevdamızla AK PARTİ Hükûmetleri olarak çok büyük hizmetler, yatırımlar ve köklü reformlar gerçekleştirdik. Türkiye için bir yandan vesayet odakları, antidemokratik unsurlar, dış müdahaleler ve terör örgütleriyle mücadele ederken, diğer yandan Türkiye'nin daha demokratik, daha özgür, daha müreffeh, huzurlu ve güvenli bir ülke olması için adımlar atarak ülkemizin çehresini değiştirdik. Demokratikleşme adımları ekonomiyi, dış politikayı, sosyal hayatı doğrudan etkileyerek ülkenin her alanda büyümesine destek oldu. Bizim köklü ve kadim geleneğimiz, Şeyh Edebali’nin o güzel ifadesiyle “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Devlet, insan için vardır, insana hizmet için vardır; insana değer vermeyen, insanını öteleyen, dışlayan, vatandaşlar arasında ayrım yapan, kendini vatandaşına karşı koruma altına alan bir devlet hizmet üretemez, hakları güvence altına alamaz, ülkeyi büyütemez. Son on beş yılda devleti milletin hizmetkârı yapabilmek, devlet ile millet arasındaki güven sorununu ortadan kaldırmak ve milletimize öz güven kazandırmak için AK PARTİ olarak büyük gayret sarf ettik. Bu süreçte “Demokrasi ve kalkınma yerelde başlar.” anlayışıyla yerel yönetimler reformunu gerçekleştirdik. KÖYDES, BELDES, Köye Dönüş ve Rehabilitasyon, SODES Programı, terör mağdurlarının zararlarının tazmin edilmesi gibi projelerle sosyoekonomik alanda önemli adımlar attık. Teşvik Yasası’yla bölgeler arası gelişmişlik farklarını en asgari düzeye indirdik, refahı en küçük yerleşim birimlerine kadar yaygınlaştırdık.

Yine bu süreçte kalkınma hamlelerine paralel olarak terörle mücadele, demokratikleşme ve hukuk alanlarında her biri sessiz devrim olarak adlandırılan dev adımlar attık. Ne güvenlikten ne de demokrasiden taviz verdik. Toplumsal barışı tesis etmek için ezber bozan bir yaklaşımla yeni bir güvenlik paradigması tesis ettik. OHAL uygulamasını, devlet güvenlik mahkemelerini ve özel yetkili mahkemeleri kaldırdık; 2010 yılında da Kamu Düzeni Müsteşarlığını kurduk.

Türkiye bir yandan terörle mücadele etmek zorunda bırakılırken bir diğer yandan terörden, savaştan ve işgallerden zarar gören tüm mazlum coğrafyaların sığınağı, aynı zamanda Adriyatik’ten Kafkaslara, Orta Doğu’dan Çin Seddi’ne, Asya’dan Afrika çöllerine kadar geniş bir coğrafyada umut ve moral kaynağı olmuştur. Türkiye bugün insan onurunun ve hayat hakkının güvencesi ve insanlığın son kalesidir. Tarihin akışı içerisinde belirli dönemlerde önemli kırılmalar yaşanır, işte tam böyle bir zamanda küresel, konjonktürel ve jeopolitik risklerle karşı karşıyayız. Haritalar yeniden çiziliyor ve biz, buna, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la güçlü bir şekilde itiraz ediyoruz. Bunun bedelini bazen teröre, bazen darbe girişimlerine maruz kalarak ödüyoruz. 15 Temmuzda, millet olarak bir araya gelerek millî birlik ruhunu ortaya koyduk ve tüm saldırıları püskürttük. Türkiye, aynı zamanda, bugün, PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi dünyanın en tehlikeli üç büyük terör örgütüne karşı birlikte mücadele etmektedir. Teröre çok büyük bedeller ödemiş ve ödemekte olan insanımız bu tehdide boyun eğmemiş ve terörün hedeflerine ulaşmasına fırsat vermemiştir. AK PARTİ, terör örgütleriyle iş birliği yapan değil, terörün bu topraklardan kökünü kazıyan bir iktidar olarak tarihe geçecektir, bunu da buradan özellikle ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Ülkemizi teröre karşı koruma görevini üstlenen ve canlarını siper etmekten kaçınmayan tüm güvenlik güçlerimize görevlerinde muvaffakiyetler diliyorum.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığımızı ve Sahil Güvenlik Komutanlığımızı bu anlamda sağladıkları katkılar nedeniyle kutluyor, 2018 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz adına hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi de İstanbul Milletvekili Sayın Serap Yaşar konuşacak ama Sayın Yaşar bir dakika…

Sayın Özkoç’un bir söz talebi var.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, geçmiş dönemde Başbakanlık yapmış ve ülkemize çeşitli hizmetlerde bulunmuş Sayın Mesut Yılmaz’ın oğlunun intihar ederek vefat ettiği haberini almış bulunmaktayız. Kendisine ve ailesine başsağlığı diliyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Biz de o konuyla ilgili arkadaşlarla konuştuk şimdi, bir netleşme olmamıştı, geçti artık.

Sayın Elitaş, buyurun.

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce bu hadiseyi biz de duyduk. Sayın Mesut Yılmaz’dan teyit edelim diye aradık. Uçaktaymış, koruma amiriyle görüştük. Maalesef oğlunun hayatını kaybettiğini öğrendik. Sayın Mesut Yılmaz’a, Sayın Başbakana taziyelerimizi iletiyoruz, başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Yılmaz ailesinin acısını paylaşıyoruz. Merhuma Allah’tan rahmet diliyoruz. Başları sağ olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay…

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, maalesef, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın kıymetli evladı Yavuz Yılmaz’ın hayatını kaybettiğini teessürle öğrenmiş bulunuyoruz. Yılmaz ailesine taziyelerimizi iletiyoruz. Merhuma Allah’tan rahmet diliyoruz. Allah kimseye evlat acısı vermesin diyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kerestecioğlu…

4.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Biz de Sayın Mesut Yılmaz ve ailesine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Gerçekten büyük bir acı evlat acısı.

Sağ olun.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Divan olarak haberi öğrendik şimdi. Ben, kâtip üyeler ve Divan olarak, eski Başbakanlardan Sayın Mesut Yılmaz’ın ailesine, kendisine taziyelerimizi bildiriyoruz. Tabii ki çok büyük bir acı evlat acısı, Allah kimseye yaşatmasın. Merhuma da Allah’tan rahmet diliyoruz, Yılmaz ailesine de sabırlar diliyoruz.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Evet, İstanbul Milletvekili Sayın Serap Yaşar konuşacak.

Buyurun Sayın Yaşar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SERAP YAŞAR (İstanbul) – Teşekkürler.

Ben de sözlerimin başında eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz ve ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin en başında, günümüze kadar süren en eski mülteci dramının yaşandığı Filistin’den bahsetmek istiyorum. Yakın bir zamanda Amerika tarafından Birleşmiş Milletler kararlarına, uluslararası hukuka ve tarihî gerçeklere aykırı biçimde Kudüs İsrail’in başkenti ilan edildi. Biz de Türkiye olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde İslam İşbirliği Teşkilatını olağanüstü toplayarak Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan ettik. Doğu Kudüs, Filistin’in başkentidir. Bu kararın, mazlum Filistin halkına ve bölgeye hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bulunduğumuz coğrafyada göçlere alışık olmamıza rağmen, daha öncekilerle karşılaştırılamayacak ölçüde büyük bir göç akımıyla karşı karşıyayız. Tüm dünya için yönetilmesi güç bu insani kriz, gurur duyarak ifade etmem gerekir ki ülkemizde olabildiğince başarılı biçimde yönetilmektedir. Bazı aksaklıklara rağmen kurumlarımızın fedakârca çalışmaları, toplumumuzun yüce gönüllülüğü, sürecin olumlu yürümesinde önemli bir yere sahiptir. Dünyanın hiçbir yerinde kendi nüfusunun 3 katı mülteci barındıran başka bir şehir yoktur ama bizim Kilis’imiz böyle bir şehirdir. Kilis’i ve Kilislileri buradan saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Göç meselesi, sosyoekonomik, kültürel, fırsat ve kriz boyutları bir arada olan bir meseledir. Göçmen politikalarımız da asimilasyon değil, entegrasyon üzerine kuruludur. Sadece Suriyeliler için değil, Arakanlılar, Filistinliler için, inanç, etnik köken, mezhep, coğrafya farkı gözetmeksizin tüm insanlık için gereken çabayı göstermeye devam edeceğiz. Biliyoruz ki insanlara savaştan ve terörden arınmış, kendi vatanlarından daha konforlu bir yaşam kimse sunamaz. Dolayısıyla, kendi ülkelerinde yaşanan insani dram sona erdiğinde mülteci kardeşlerimiz de hasretle yanıp tutuştukları vatanlarına geri döneceklerdir.

Saygıdeğer milletvekilleri, göç tek başına iyi veya kötü değildir. İyi planlanıp yönetildiği zaman size bir iyilik olarak da dönebilir. Göçmenlerin bulundukları ülkelere ekonomik katkıları ve toplumsal katma değerleri de göz ardı edilmemelidir. Türkiye, bugün, göç açısından sadece bir transit ülke değil, bir hedef ülke konumundadır da ve bu, bizim ülkemizin gelişmişliğiyle ilgili bir durumdur.

Sayın milletvekilleri, 2013 yılında ülke olarak göçü yönetme konusunda önemli yasal düzenlemeler yaptık. Bu bağlamda, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu kabul ettik. Aynı tarihte de Göç İdaresi Genel Müdürlüğü faaliyete geçti ve çok yeni bir kararla bundan böyle göçmen konularının daha iyi ve verimli koordine edilmesi için bütün mültecilerle ilgili yetki Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne verildi.

Değerli milletvekilleri, AB üyesi devletlerin göç konusuna yönelik kötü uygulamaları ve insanlık dışı yaklaşımlarından uzun uzun bahsetmeyeceğim ama öyle bir konu var ki özellikle dile getirmek istiyorum. Bugün, Avrupa’da binlerce mülteci çocuk kayıp. Konunun önemine binaen tekraren söylüyorum: Avrupa topraklarında binlerce çocuk kayıp. Bu çocukların akıbetleri bilinmediği gibi tam sayıları da tespit edilebilmiş değil. “Kayıp çocuklar sorunu pek çok boyutu olan mülteci krizinin bir parçasıdır.” diyebilirsiniz ama içinde masum ve savunmasız yavruları barındırdığı için bütünü aşan, iç burkan, yürek yakan çok önemli bir parçadır. EUROPOL raporuna göre 2015 ve 2016 yılları içerisinde 10 binin üzerinde mülteci çocuk Avrupa Birliği ülkelerinde kayboldu. Böylesi bir tabloda normal olan, bütün dünyanın ayağa kalkmasını beklemekti ancak bugüne kadar herhangi bir çalışma yapılmadı. Akif’in “Nefes değil o soluklar, kesik kesik feryat.” dediği sessiz yardım çığlığı kimseyi harekete geçiremedi. Biz bu feryada, bu sessiz çığlığa duyarsız kalamazdık. Herkesin bildiği ancak görmediği bu drama dikkat çekmek için, benim de üyesi bulunduğum Avrupa Konseyi Karma Parlamenter Meclisinde Göç Komisyonunda çalışmalar yürüttük ve bir rapor yazılmasını önerdik. Bu önerimiz kabul gördü. Geçen haftaki toplantıda da bu raporu yazmakla görevli raportör olarak seçildim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERAP YAŞAR (Devamla) – Sayın Başkanım, çocuklarla ilgili…

BAŞKAN – Peki. Bir dakika ek süre vereyim size.

Buyurun.

SERAP YAŞAR (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konudaki çağrısı, Avrupa’da kayıp göçmen ve mülteci çocuklar raporuna ilham olacak, bu yaralı ve karanlık konuya çözüm üretmek inşallah yine bu millete ve bizlere nasip olacaktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; son olarak, bugün bütçesini görüştüğümüz, kurulduğu günden bu yana fedakârca çalışan Göç İdaresi Genel Müdürü başta olmak üzere kurumun tüm çalışanlarını kutluyor, 2018 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yaşar.

Şimdi de Antalya Milletvekili Sayın Atay Uslu konuşacak.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Serap Hanım’ı kutluyorum. Serap Hanım, Avrupa’da kaybolan göçmen çocukların izlenmesi konusunda komisyonda raportör oldu. Bu konu önemliydi; 3,5 milyon sığınmacıya; 4,5 milyon göçmene ev sahipliği yapan bir ülkenin bir milletvekili olarak bunu takip etmemiz önemliydi; sizi kutluyorum.

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Çok teşekkür ederim.

ATAY USLU (Devamla) – Tabii, Avrupa yalnızca çocuklar konusunda değil, başka konularda da insan hakları ihlalleri yapıyor. Biz Suriyelilere sağlık, eğitim, istihdam piyasasına erişim, sosyal yardımlar konusunda ciddi hizmetler yapıyoruz. Hakikaten tüm dünya bizi alkışlıyor. Ama insan haklarının kaynağı olduğunu iddia eden Avrupa’da ise çok ciddi insan hakları ihlalleri var. Danimarka Meclisi sığınmacıların ziynet eşyalarına ve paralarına el koyma kararı aldı. Macaristan çekilen tel örgülerin üzerinden geçen herkesi suçlu sayıyor. Danimarka’dan çok ilginç bir örnek var; Danimarkalı çocuk hakları savunucusu, yazar Zornig ve eşi, Suriyeli bir aileyi arabalarında taşıdıkları için, evlerinde kahve ikram ettikleri için ve tren biletlerini aldıkları için para cezasına çarptırıldılar. Âdeta nezaket burada suç kapsamına alınıyor. Bu iş burada durmuyor; Yunanistan Göç Politikaları Bakanı Mouzalas diyor ki: “Belçikalı meslektaşım ‘Sığınmacıları denize geri dök. Üzgünüm ama boğulup boğulmamaları umurunda değil.’ dedi.” diyor. Evet, Almanya’da sığınmacıların değerli eşyalarına el konuyor. Bunlar artırılabilir. Bakıyorsunuz, bunlar, farklı ihlaller ortada.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa’daki bu gidişat kendi değerlerine ters, varsa medeniyetlerine aykırı bir durum. Dünyanın bugün bu olaya yeni bir çözüm getirmesi gerekiyor. 1951 Cenevre Sözleşmesi var; âdeta sığınmacılarla ilgili anayasa, bugüne kadar ciddi görevler ifa etmiş ama bugün yetmiyor. Bakıyorsunuz -biraz önce de söylediğim gibi- âdeta insanların ölümüne izin veriliyor. Bugün Akdeniz, dünyanın en büyük mezarlığı hâline geldi. Hiç kimsenin kılı kıpırdamıyor, üstüne de nefret suçu işleniyor. Yabancılaşma ve ötekileşme yükseliyor. Almanya’ya, Hollanda’ya bakıyorsunuz, Fransa’ya bakıyorsunuz; ırkçı partiler, âdeta İkinci Dünya Savaşı öncesindeki o faşist partiler -düşünce- yükselmiş, yüzde 14’lere ulaşmış. Bir çözüm bulunması gerekiyor. Bugün atmosferin moleküler yapısını değiştiren ülkeler için bağlayıcı bir Paris Şartı var ama insanlığın kültürel ve yaşam kromozomlarını etkileyen bu insani dramlar için ortada hiçbir inisiyatif yok, var olan inisiyatiflerin hepsi yetersiz. Çözüm ne? Bence külfet paylaşımını yeniden yerleştirmenin, herkesin yararına göç yönetim felsefesinin yer aldığı, kabul ve uyum ilkelerinin olduğu uluslararası yeni bir inisiyatife ihtiyaç var. Türkiye buna hazır; İstanbul, Gaziantep, Mardin, Kilis, Urfa, Anadolu sözleşmesi diyebiliriz biz buna, bunu yapma zamanının geldiğini düşünüyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ya: “Dünya 5’ten büyüktür.” Evet, o 5 ülke 1950’lerin paradigmasıyla dünyayı yönetmeye çalışıyorlar. İflas ettiğinin en büyük işareti Akdeniz’de ölen çocuklardır, Aylanlardır, Ümranlardır. Dolayısıyla biz dünya 5’ten büyüktür diyoruz. Bu anlamda, Türkiye önderlik yapmaya hazırdır, yeni bir inisiyatif oluşturulması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ciddi çalışmalar yapıyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bu konuda artık -dün Sayın Başbakanımız açıkladı- ana koordinatör oldu, göçle ilgili her türlü işlemleri yapacak. Zaten bugüne kadar bu işi başarıyla götürüyordu. Türkiye’de 4,3 milyon göçmen var, onların tüm işlemlerini yapıyordu.

Göç İdaresi çok farklı hizmetler yapıyor, çok başarılı hizmetler yapıyor, bir tanesi de yabancılarla iletişim merkezi. Geçen ay İngiltere’de Avrupa çağrı merkezleri arasında en iyi çağrı merkezi seçildi; 2 dalda ödül aldı, 6 dilde hizmet veriyor. Bu başarıları nedeniyle İçişleri Bakanlığımızı, Göç İdaremizi kutluyorum.

Göç İdaresi bütçesinin, İçişleri Bakanlığı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Sayın milletvekilleri Hükûmet de bir başsağlığı dileğinde bulunacak Sayın Mesut Yılmaz’a.

Buyurun Sayın Soylu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın hayatını kaybeden oğluna Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum.

Eski Başbakanlarımızdan eski Rize Milletvekili Ahmet Mesut Yılmaz’ın ve Berna Yılmaz Hanımefendilerinin oğlu Yavuz Yılmaz’ın bu sabah 09.00’da İstanbul Emniyet Müdürlüğünün verdiği bilgi doğrultusunda vefat ettiğini öğrenmiş olduk. Olayın haber alınması üzerine gerek İstanbul Valimiz gerek İstanbul Emniyet Müdürümüz gerekse de Beykoz Emniyet Müdürümüzle hemen temas kurduk, olay yerine intikal ettiler. Sayın Ahmet Mesut Yılmaz -eski Başbakanlarımızdan- şu anda Amerika’dan dönüyor, uçak yolculuğunda ve biz amcalarıyla temas kurduk. Allah rahmet eylesin, Allah mekânını cennet eylesin. Olayla ilgili arkadaşlarımızın, olay yeri incelemenin gerekli çalışmaları sürüyor. Ben de bütün Yılmaz ailesine ve özellikle Mesut Yılmaz’ı sevenlere başsağlığı diliyorum, Allah rahmet eylesin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soylu.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına şimdi de Rize Milletvekili Sayın Hikmet Ayar konuşacak.

Buyurun Sayın Ayar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HİKMET AYAR (Rize) – Evet, ben de konuşmama başlamadan önce, eski Başbakanlarımızdan Rizeli hemşehrim Sayın Mesut Yılmaz’ın oğlunun vefatına üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Kendisine başsağlığı diliyor, sabırlar diliyorum, Allah kimseye evlat acısı tattırmasın diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. 2018 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın görev alanına giren bazı konulara temas ederek düşüncelerimi sizinle paylaşmak ve sizleri biraz eskilere götürmek istiyorum. Hatırlayın, sağlıkta dönüşüm yapıldı ve sosyal güvenlik kurumları -SSK, Emekli Sandığı, BAĞ-KUR- sorunsuz ve sancısız bir şekilde birleştirildi, hizmetlerin niteliği ve niceliği iyileştirildi. Bütün bunlar tek başına bir başarı hikâyesidir. Katkısı olan herkese bir kere daha teşekkür ediyorum.

Yine, hatırlayın: “SSK hastanelerinde kuyruklar önlenemez, bitirilemez.” deniliyordu. “Önleyebilecek birileri çıkarsa elini öperim.” diyen bakanları hatırlıyorum. Şimdilerde ise dünya standartlarının çok üzerinde sağlık hizmeti sunulmaktadır benim ülkemde.

Sayın milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın en önemli görevlerinden biri, hiç şüphesiz, kayıt dışı istihdamla mücadeledir. İktidara geldiğimizde kayıt dışı istihdamın yüzde 52’lerde olduğunu hatırlatmak isterim, bugün ise yüzde 35’lere düşmüş, daha da düşme eğilimindedir.

Çokça eleştirdiğimiz asgari ücretlerin nereden nereye geldiğine bakalım. Yine, çokça eleştirilen emekli maaşlarının nereden nereye geldiğine bakmak istiyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Millet aç, millet aç.

HİKMET AYAR (Devamla) – Buradan tüm emeklilerimize ve asgari ücretle çalışanlarımıza saygılarımı sunuyorum. Hem emekli maaşları hem de asgari ücret 2002 yılından bu yana nominal olarak yüzde 700’ün üzerinde artış göstermiştir, reel olarak da yüzde 100’ün üzerinde bir artışı ifade etmektedir. Reel olarak yüzde 100 artmak demek… Her şey 2002’deki gibi devam etseydi, emeklilerimize ve asgari ücretlilerimize enflasyon oranında bile zam verilseydi bugün aldıkları maaşların yarısını alacaklardı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yanlış hesap.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Enflasyon rakamlarını kim yapıyor, Başkanı olmayan TÜİK mi hesaplıyor?

HİKMET AYAR (Devamla) – Evet, daha çok iyileştirmek için gayret ediyoruz, gayret ediyoruz, gayret edeceğiz elbette ama buralara nerelerden geldiğimizi de unutmamalıyız.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sizin hesap makinesi yanlış, makinenin pili bitmiş.

HİKMET AYAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, kamuda istihdam edilen engellilerimizin sayısının AK PARTİ iktidarları öncesinde sadece 5.777 iken bugün 52 binlerin üzerine çıktığını da hatırlatmak istiyorum.

AK PARTİ öncesi vergi gelirlerinin yüzde 86’sı faiz giderlerine ayrılırken bugün bu oranın yüzde 11’lere düştüğünü biliyor muyuz? Bu kıyaslamaları istediğiniz her alanla ilgili yapabiliriz ve aynı sonuçlara ulaşırız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yüzde 11 mi? Son rakamlar yüzde 14, yalnız.

HİKMET AYAR (Devamla) – Bunlar rakamlarla oynamak değil, rakamların dilidir, rakamları konuşturmaktır.

Sayın Bakanım, bugünlerde çalışmalarınızı bitirerek kamuoyuna deklare ettiğiniz taşeron işçiler meselesinde gösterdiğiniz gayret her türlü takdirin üzerindedir. İnşallah, en güzel şekilde tamamlanacaktır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ne zaman tamamlanacak, ne zaman?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Kaç kişi, hangi kurallarla, hangi şartlarda, kimler, hangi mülakat?

HİKMET AYAR (Devamla) – Yine, mevsimlik işçilerle ilgili aldığınız inisiyatife de teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, Bakanlığınızın yaptığı bu denli başarılı çalışmalara rağmen, daha yapacak çok işiniz var, elbette bunun farkındasınız.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Daha yeni Bakan oldu, ne zaman yapacak?

HİKMET AYAR (Devamla) – Toplumun her kesimine bir şekilde dokunan bir bakanlığı yönetiyorsunuz, Allah yardımcınız olsun.

Plan ve Bütçe Komisyonunda da ifade ettiğim bir hususu burada tekrar etmek istiyorum. AK PARTİ iktidarlarında gençlere değer verdik, birçok düzenlemeler yaparak gençlerin hem siyasette hem de iş hayatında önünü açtık.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İşsizlik yüzde 24’ten aşağı değil, yüzde 24.

MELİKE BASMACI (Denizli) – O gençliği demiyor ama vekilim.

HİKMET AYAR (Devamla) – Ancak devlete çalışan gençlerle ilgili bazı kısıtlamaların varlığını biliyoruz. Bir genç devlette çalışıyorsa sekiz yıl çalışmadan görevde yükselme sınavına giremiyor, atanmasından bahsetmiyorum, sınava bile giremiyor. Bu durum gençlerimizin motivasyonunu olumsuz etkilemekte, körelmelerine sebep olmakta, hatta bazı başarılı gençlerin devletten ayrılmasına sebep olmaktadır. Bu konuda da bir çalışma yapılması hayırlı olur diye düşünüyorum.

Tekrar, 2018 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, sizleri ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayar.

AK PARTİ adına dokuzuncu olarak Ankara Milletvekili Sayın Ahmet Gündoğdu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Gündoğdu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

2002 yılında, ekmeği büyütme, vesayetten kurtulma, özgürlükleri genişletme ve “Lider ülke Türkiye.” diyerek yola çıktık. Bugün, emekçi kardeşlerimiz başta olmak üzere onların maaşlarındaki iyileştirmeler, Gezi hareketi gibi, 17-25 Aralık hareketi gibi ve 15 Temmuz girişimi gibi illegal teşebbüslere rağmen büyüyerek devam ediyor. 2002 yılında en düşük devlet memuru maaşı 392 TL iken bugün 2.721 TL, yüzde 594 büyüme; ortalama memur maaşı 578 TL iken şimdi 3.277 TL, yüzde 467 büyüme; en düşük emekli memur maaşı 377 TL’den 1.871 TL’ye, yüzde 397 büyüme; en düşük SSK emekli maaşı 257 TL iken şimdi 1.485 TL, yüzde 478 büyüme; en düşük BAĞ-KUR esnaf emekli maaşı 149 TL iken şimdi 1.330 TL, yüzde 794 büyüme; en düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli maaşı 66 TL iken şimdi 1.057 TL, yüzde 1.506 büyüme; 65 yaş aylığında, asgari ücrette, muhtar aylıklarında da aynı büyümeyi görüyoruz. Enflasyonu çıkardığımızda reel büyümenin de yüzde 61 ila yüzde 44 arasında değiştiğini görmek mümkün.

Bu süreçte işçi ve işçi sendikacılığı mevzuatında barajların indirilmesi, esnetilmesi, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı çıkarmak, İş Kanunu’nu değiştirmek gibi iyileştirmeler –altını çizerek söylüyorum- memur sendikacılığında, memurlar için ilk kez toplu sözleşme hakkının verilmiş olması elbette çok önemli. Sözleşmelilikten kadroya geçirilen yüz binler -en son 900 civarında taşeron- 4/C’li ve mevsimlik işçilerle ilgili yapılan düzenleme de bu yürüyüşün artarak devam ettiğini gösteriyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Düzenleme var ama kadro yok.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Ama ben burada daha önemli bir şeyin altını çizmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Dün çalışma hakkı ve çalışma hakkına kavuşabilmek için eğitim hakkının önünde engeller vardı, başörtüsü yasağı, katsayı engeli gibi, bunları kaldırdık.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kaç sendikalı işçi var Sayın Başkan? 15 milyondan 1 milyon sendikalı işçi var, Sendika Başkanlığı yaptınız.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) - Eğitim, öğretim, çalışma ve siyaset hakkını tam manasıyla getirmiş olduk. Dün, derin devlet adına haddi bildirilen başörtülü milletvekilleri vardı, bugün millet adına zalimlere had bildiren milletvekillerimiz, başörtülülerimiz var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İşçileri anlat, işçileri.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Daha da altını çizerek bir şeyi netleştiriyorum. Gençliğe hep önem veriyoruz denilmişti ama gençlere ilk kez seçilme hakkını tanıyan iktidar biziz. Kadına seçilme hakkı 1930’larda verilmiş ama başörtülü kadına seçilme hakkını da ilk kez biz verdik.

En önemlisi milletin, ümmetin ve dünya mazlumlarının umudu olan Türkiye inşası. Evet, 15 Temmuz yeniden diriliş destanıdır, hep beraber yazdık, teşekkür ediyorum. 16 Nisan ülkenin istikrarı adına erken seçimlerin, koalisyonların, Güneş Motel olaylarının bitmesi adına yeniden yükseliş destanıdır, destek veren herkese teşekkür ediyorum. Amerika’nın Kudüs kararı dünyanın 15 Temmuzudur. Evet, dünyanın 15 Temmuzuna da bu Meclis sahip çıkıp Kudüs’e sahip çıktığı için teşekkür ediyorum. Elbette İslam İşbirliği Teşkilatının ilk kez güçlü oranda kardeşlerine sahip çıkmasını önemsiyorum ama bu sahip çıkışa Türkiye’nin liderlik yapmış olmasını, dünya lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın yapmış olmasını da anlamlı buluyorum, gurur duyuyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Galaksi, galaksi, dünya değil!

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Siyonizm öldürme esasına dayanır. Dün “…”(X) derken, “Dünya beşten büyüktür.” derken bunun altını çiziyorduk. Şimdi, burada iki örneği sizlerle paylaşarak sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Sayın Başkanımızdan bir dakika süre istirham ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Az da memurla işçilerin sorunlarını anlat, eski başkansın Başkanım. Memurla işçilerin durumlarına değin az da.

BAŞKAN – Peki, buyurun devam edin Sayın Gündoğdu.

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün yaşanan belki bir dinler savaşı değil ama kesinlikle insanlık savaşı. Dün, Amerika’dan Gazze’ye gelen, Gazzeli çocuklara sahip çıkan Rachel Corrie’ye terörist devlet İsrail’in komutanı -arz-ı mevûd, haşa- muharref Tevrat’ın diliyle “Rachel, sen bizdensin. Tanrı Yehova bu çocukları öldürmemizi emrediyor.” dediğinde “Bu masum yavruları öldürmek bizdense ben bizden değilim.” dediği için önemsiyorum. Bugün dünya insanlık ailesinin de bunun yanında yer almasını önemli buluyorum.

Kurucu Genel Başkanım merhum Mehmet Akif İnan şöyle söylüyordu: “Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde/ Götür Müslüman'a selam diyordu./ Dayanamıyorum bu ayrılığa/ Kucaklasın beni İslâm diyordu.” Bugün Mescid-i Aksa’nın, Kudüs’ün kucaklanmasında öncülük yapan ülkeme ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

2018 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gündoğdu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İsrail’le ticari ilişkileri keselim. İsrail’e ekonomik destek vermeyelim, ticari ilişkileri keselim.

BAŞKAN – Şimdi, Çorum Milletvekili Sayın Salim Uslu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin hemen başında Sayın Mesut Yılmaz’a ve Yılmaz ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Çözüm odaklı düşünen herkesin eminim çok heyecan duyduğu bir konuda, Mesleki Yeterlilik Kurumunun 2018 bütçesi hakkında görüşlerimi AK PARTİ Grubumuz adına sizlere açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizin değerli milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri; hepinizin bildiği üzere bugün uluslararası alanda güçlü ve saygın bir ülke olmanın en önemli ölçütlerinden biri sağlıklı ve istikrarlı gelişme gösteren güçlü bir ekonomiye sahip olmaktır. Şüphesiz bunu sağlayabilmenin yolu da birbiriyle uyumlu mesleki eğitimden ve istihdam politikalarının uygulanmasından geçmektedir. İstihdam edilebilir niteliklere sahip yeterli sayıda iş gücünün yetiştirilmesi elbette çok büyük önem arz etmektedir. Çalışma hayatının ihtiyaç duyduğu ve beklentilerini karşılayacak olan nitelikli iş gücünün ülkemize küresel düzeyde rekabet avantajı kazandıracağı hepimizin malumlarıdır. Bugün, özellikle gelişmiş sanayi ülkelerinde örgün ve yaygın eğitim anlayışının, mesleki ve teknik eğitimin meslek standartları ve yeterliliklere uygun nitelikte verilmesi ve bu sayede eğitimde etkinliğin, ekonomide verimliliğin ve rekabet gücünün artırılması için elbette çözümler üretilmektedir. Bu anlamda da dünyada uygulanan en yaygın yöntemlerden birisi, mesleki yeterliliği şeffaf ve güvenilir bir şekilde ortaya koyan standartlara ve akreditasyona dayalı, kalite güvencesi sağlanmış ölçme, değerlendirme ve belgelendirme sistemlerinin kurulup işletilmesidir.

5544 sayılı Yasa’yla 2006 yılında kurulup 2008 yılında da Avrupa Konseyince Europass merkezi olarak yetkilendirilen MYK, eğitim ve istihdam ilişkisini güçlendirerek Türkiye’de insan kaynaklarına yeni bir bakış açısı getiren, yeterlilik kavramı çerçevesinde mesleki ve teknik eğitimin yeniden yapılandırılmasını sağlayan önemli bir yapıyı oluşturmaktadır. Mesleki eğitim ve iş gücünün nitelikli hâle getirilmesi işçiye öz güven kazandıracak, işçiyi özgürleştirecek, istihdam planlamasıyla MYK politikaları buluşturulduğunda da daha verimli, tecrübeli, üretken iş gücü piyasası oluşacaktır. Bizlere de heyecan veren tam da burasıdır.

MYK’nin eğitim ve istihdam dünyasının tüm aktörleriyle uyum içinde oluşturup yürürlüğe koyduğu ulusal meslek standartları ülkemizdeki mesleki ve teknik eğitim müfredatının temelini oluşturmaktadır. Ülkemizde de MYK, uluslararası norm ve standartlara uygun bir şekilde ulusal meslek standartlarını ve yeterlilikleri oluşturarak akredite sınav ve belgelendirme sistemiyle çalışma hayatına nitelikli eleman kazandırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on bir başarılı yılı geride bırakan MYK önemli çalışmaların altına da imzasını atmıştır. Çalışma hayatına nitelikli eleman kazandırmak, örgün ve yaygın mesleki eğitim müfredatlarına esas teşkil etmek üzere bugüne kadar paydaşlarla birlikte toplam 850 meslek standardının hazırlanmasına ilişkin iş birliği ortamı oluşturulmuş ve 754 ulusal meslek standardı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Takiben de, standartlarda yer alan mesleki bilgi, beceri ve yetkinliklerin ölçülüp belgelendirilmesine yönelik usul ve esasları düzenleyen 419 Ulusal Yeterlilik yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Meslek standartları ve yeterliliklere dayalı olarak ölçme ve değerlendirme faaliyeti gösteren uluslararası akredite 100 sınav ve belgelendirme kuruluşu MYK tarafından yetkilendirilmiştir. Geçtiğimiz günlerde de Çorum Hitit Üniversitemizde dört tehlikeli iş kolunda sınav yetkilendirme belgesi verilmiştir, hayırlı olsun. Bu kuruluşlar 81 ilde MYK’nin denetimi ve gözetimi altında aktif bir şekilde faaliyetlerini sürdürmektedir ve yıllık sınav kapasitesi 1 milyon 900 bin kişiye ulaşmıştır.

Söz konusu kuruluşlar tarafından yapılan teorik ve pratik sınavlar sonucunda bugüne değin 260 bin kişi başarılı olarak MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi almaya hak kazanmıştır.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere ülkemizde iş kazalarının yoğun olarak yaşandığı başta inşaat sektörü olmak üzere tehlikeli ve çok tehlikeli mesleklerde çalışanlar için MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi zorunlu hâle getirilmiştir. Belge zorunluluğu getirilen mesleklerde çalışanların MYK sınavlarında başarılı olmaları hâlinde sınav ve belge ücretleri elbette MYK tarafından karşılanmaktadır.

On yıldır gündemde, beş yıldır da hazırlık çalışmaları sürdürülen ve ülkemiz eğitim, öğretim ve yeterlilik sisteminde reform yaratacak Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi’nin MYK tarafından hayata geçirildiği hepimizce malumdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uslu, tamamlayın lütfen. Bir dakika ek süre veriyorum size de.

SALİM USLU (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi bu yıl Avrupa Komisyonu tarafından onaylanarak kabul edilmiş, böylece ülkemizde verilen diploma ve belgelerin kalite güvencesi sağlanarak Avrupa’da Yeterlilik Çerçevesi oluşturulan sayılı ülkeler arasında yer almıştır.

Kurum kültürü ve personel rejimiyle ülkemizin örnek, saygın ve en başarılı kurumlarından birisi olan MYK’nin 2018 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum ve bu vesileyle MYK’ye emek verenleri kutluyorum. Sivil siyaseti savunan değerli milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Şimdi, on birinci olarak AK PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir konuşacaklar.

Buyurun Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Sayın Başbakanımız Mesut Yılmaz’ın oğlunun vefatı münasebetiyle Yılmaz ailesine ve bizzat kendisine başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Amerika’nın Kudüs’ü başkent olarak tanıma kararını kınıyorum ve bundan cesaret alan İsrail’in Filistinlilere reva gördüğü zulümleri de telin ediyorum.

Devlerin kıvranışına, cücelerin çırpınışına aldırmadan tarihin en büyük iman devini ayağa kaldırmak için gecesini gündüzüne katan Türkiye’yi de şahsım adına saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda dünyanın ikili büyük süper güç sistemiyle avutulduğu dönemde bu iki büyük süper güçten birisi Türkiye’nin başkentinde adı önce “Orta Doğu Yüksek Teknolojisi Enstitüsü”, daha sonra “Orta Doğu Teknik Üniversitesi” olan bir eğitim kurumu kurar fakat ne hikmetse bu eğitim kurumundan mezun olanlar bu eğitim kurumunu kuran süper gücü değil de tam aksine nasıl olduysa karşıdaki süper gücü desteklerler ve emperyalizme karşı sloganlar atan bu vatandaşlarımız, eğitilmiş insanlarımız daha sonra emperyalizme hizmet eder hâle gelirler ne yazık ki.

İLHAN CİHANER (İstanbul) – Yok öyle bir şey!

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Tabii.

Ondan sonra da ayrılıkçı birtakım hareketlerin de ne yazık ki içerisinde bulunurlar. Tamamı böyle değildir, istisnalar her zaman vardır. İstisnaları bir kenara bırakıyorum.

“Yakın Doğu” tabiri bize ait değildir, “Orta Doğu” tabiri de bize ait değildir. Kendisini dünyanın merkezine konuşlandıran bir gücün tanımladığı, kendisine göre doğuyu, batıyı tarif ettiği sisteme, coğrafi anlayışa, siyasi düzenlemeye ve altyapıya uygun olarak bu güç bize “Yakın Doğu”, birtakım yerlere de “Orta Doğu” adını uygun görmüştür. Orta Doğu Teknik Üniversitesinin kurulduğu günlerde yine “Orta Doğu”yla alakalı olmak üzere kısaca “TODAİE” olarak bizim bahsettiğimiz Türkiye Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü de kurulmuştur. 1958 yılında Türkiye tarihten getirdiği refleksleriyle bu kurumu millîleştirmeye ve yerlileştirmeye kalktığında da karşısında kurucuları bulmuştur. Ama 1958’de başlayan bu çaba nihayet semeresini vermiş ve bugün TODAİE bizim özlediğimiz anlamda hizmet veren bir enstitü durumuna gelmiştir. Ama yeterli midir diyecek olursanız yeterli değildir.

Şimdi TODAİE’nin yaptığı faaliyetler incelendiğinde bugüne kadar 6 bin mezun verdiğini görmekteyiz ki hakikaten takdire şayandır. Hâlen de bünyesinde 10 yüksek lisans, 2 doktora programını devam ettirmektedir ve bin kamu görevlisi burada eğitimlerini sürdürmektedir. Kısa süreli eğitim alanlar ise 2017’de 107 branşta 7.400 sertifika almışlardır. Bunlar tabii rakamlar, bu rakamları Sayın Enstitü Başkanımıza ulaştığınızda siz de rahatlıkla elde edebilirsiniz.

Ben rakamlar üzerinde daha çok durmaktan ziyade birtakım hususlara temas ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum. Bugün 32 ülkeden 60 yüksek lisans, 20 doktora öğrencisi bu enstitüde eğitim görmektedir. Bizim dışarıya açılan eğitim kurumlarımızın başında gelen bu enstitü, faaliyetlerini büyük bir ciddiyetle, büyük bir olgunlukla ve hakikaten tarihten aldığı bir güçle sürdürmektedir. Bu bakımdan ne kadar kendilerini tebrik etsek azdır. 2023 hedeflerine baktığımızda da tarihî bağlarla bağlı olduğumuz gönül coğrafyamızın uzandığı bölgelere ve soydaşlarımızın yaşadığı bölgelere uzanan ve bunlardan yüzde 5’ini hedefleyen bir hedef ortaya konulmuştur ki hakikaten bu, kurumun nasıl göz bebeği bir kurum olduğunu ortaya koymaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, selamlayıp bitireceğim.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özdemir.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor, hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Şimdi de Sakarya Milletvekili Sayın Recep Uncuoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Uncuoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP UNCUOĞLU (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerimin başında eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz’ın oğlunun vefatı dolayısıyla duyduğum üzüntüyü ve kederi paylaşmak istiyorum. Değerli ailesine sabırlar, merhuma Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Ben de Devlet Personel Başkanlığının 2018 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Devlet Personel Başkanlığı, kuruluşundan bu yana elli yedi yıldır kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin ve ekonomik bir biçimde yürütülebilmesi amacıyla devlet personel rejiminin temel ilke ve politikasının, devletin ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, görev ve yetkilerinin kamu hizmetlerinin ülkenin kültürel, sosyal, ekonomik koşullarına ve hukuki esaslarına uygun olacak biçimde düzenlenmesi gibi görevleri yürütmektedir.

Geriye dönüp baktığımızda, pek çok alanda olduğu gibi kamu personel rejiminde de geçmişin katmerleşmiş, kangren hâlini almış birçok meselesine AK PARTİ hükûmetlerimizce birer birer çözüm getirildiğini görmekteyiz. Bunlardan bazılarını hatırlatmak gerekirse -bir zamanlar meşhurdu- Tasarrufu Teşvik Fonu Hükûmetimiz döneminde tasfiye edilmiş ve bu fonda nemalarıyla birlikte biriken 15,1 milyar lira hak sahiplerine ödenmiştir. Aynı şekilde, konut edindirme hesaplarında biriken 3,5 milyar lira da hak sahiplerine ödenmiştir. Özelleştirme uygulamaları sonrası iş akdi feshedilen personelin 2004 yılından itibaren kamu kurumlarımızda geçici personel olarak istihdamı sağlanmış, geçici personelin de özlük haklarında iyileştirmelere gidilmiştir.

5620 sayılı Kanun’la kamuda çalışmakta olan 214 bin geçici işçi, 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 6495 sayılı Kanun’la da 300 bin sözleşmeli personel kadroya geçirilmiştir.

Tekrar hatırlatmak gerekirse, engelli kadrosundan da memur alımı büyük ölçüde artırılarak, 2002 yılında sayısı ancak 6 bine yaklaşan engelli memur sayısı ağustos ayı itibarıyla 52 bini de aşmıştır.

Her zaman şükran ve minnet duyduğumuz aziz şehit ve gazilerimizin yakınlarından, sadece son dört yıl içerisinde, 21.617’sinin memur kadrolarına atanması gerçekleştirilmiştir.

Yine, kimsesiz çocuklarımız için de 3.251 kadro daha ilave ilana çıkılmış olup inşallah bu ay içerisinde bu kardeşlerimizin atamaları da gerçekleştirilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memurlara ilave 1 derece verilmesi, vekil din görevlilerine kadro verilmesi, disiplin affı çıkarılması, aile yardımı ödeneğinde çocuk sınırlamasının kaldırılması ve yardım ödeneği tutarının artırılması, banka promosyonlarının personele ödenmesi, sendika üyesi kamu çalışanlarına toplu sözleşme ikramiyesi ödenmesi, sözleşmeli personele eş durumu sebebiyle nakil hakkı verilmesi, kamu personelinin izin sürelerinde artış yapılması, tatillerde izinsiz olarak il dışına çıkış yasağının kaldırılması gibi kamu personelinin özlük haklarını düzenleyen birçok mevzuatta kamu çalışanlarımızın beklentilerine uygun düzenlemeler yapılmıştır. Bunlarla yetinmeyip, uzun yıllardan beri taşeron statüsünde çalışmakta olan işçi kardeşlerimizin sorunlarının çözülmesi için Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Başbakanımızın koordinasyonunda hazırlanan yeni tasarıyla da 900 bin emekçimize sürekli kadrolara geçiş imkânları sağlanarak çok önemli bir düzenlemeyi de inşallah hayata geçirmiş oluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetlerimizce kamu çalışanlarımız enflasyona ezdirilmemiştir, her zaman enflasyonun üzerinde artışlar sağlanmıştır. 2002 Aralık-2017 Temmuz döneminde TÜFE’deki kümülatif artış yüzde 252’yken aile yardımı ödeneği dâhil en düşük memur maaşı 2002 Aralık ayında 397 liradan 2017 Temmuz ayında 2.721 liraya çıkarılmıştır; artış yüzde 593 olmuştur, enflasyondan arındırılmış reel artış ise yüzde 97’dir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 yılı Anayasa değişikliğiyle de kamu görevlilerine tanınan toplu sözleşme hakkının kullanımına ilişkin süreçler Devlet Personel Başkanlığımız tarafından yürütülmektedir. Bu yıl ağustos ayında gerçekleştirilen dördüncü dönem toplu sözleşme görüşmeleri sonucunda kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin aylıklarının 2018 yılında altı aylık dönemler hâlinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, müsaadenizle…

BAŞKAN – Peki, tamamlayın.

RECEP UNCUOĞLU (Devamla) – …yüzde 4 ve yüzde artı 3,5, 2019 yılında ise yine altı aylık dönemler hâlinde yüzde 4 artı yüzde 5 oranında artırılması üzerinde mutabakat sağlanmıştır. Ayrıca, gerçekleşen enflasyon oranının öngörülen zammı aşması durumunda da aradaki enflasyon farkı çalışanlarımıza ve emeklilerimize ödenecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı, tüm kamu personelinin kamu hizmetlerini vatandaşımızı memnun edecek biçimde, etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi adına işe alınmalarından yetiştirilmelerine, çalışma koşullarının düzenlenmesinden hukuki ve mali statülerinin belirlenmesine kadar gereken personel yönetiminin icrasında 32 milyon lira gibi bir bütçeyle birçok önemli görevi yerine getirerek ülkemize hizmet etmeye devam etmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle Devlet Personel Başkanlığımızın 2018 yılı bütçesinin hayırlı ve bereketli olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sakarya Milletvekili Sayın Mustafa İsen’i dinleyeceğiz şimdi.

Buyurun Sayın İsen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Yılmaz ailesine başsağlığı ve sabır dileyerek konuşmama başlamak istiyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, doğu ile batının, geleneksellik ile modernliğin birbiriyle kaynaşarak âdeta iç içe geçtiği, bu ilişkilerin küresel ölçekte canlılık ve dinamizm kazandırdığı bir kültür coğrafyasında yer almaktadır. Ülkenin gerek politika gerekse ekonomi ve sosyal hayatta elde ettiği başarıların ardında bu zengin, kültürel birikim vardır. Türkiye modernleşme çabalarında geleneğin zenginliği ile evrensel değerlerin gücünü birleştirmeyi başarmış bir ülkedir. Kültür politikası olarak benimsenen ve hiç aksatılmadan uygulanması gereken temel yaklaşımın özeti de yerellik ile evrenselliğin, gelenek ile modernliğin insani ve bireye saygılı ölçüler içinde bir sentez hâline getirilmesi ve sürdürülmesidir.

AK PARTİ iktidarları döneminde her alanda büyük bir ivme yakalayan Türkiye, kültür ve turizm alanında da önemli aşamalar katetmiştir. 2017 yılında ülkemize gelen turist sayısı yeniden yükselmeye başlamış ve planlanan çerçevede seyretme eğilimi göstermeye devam etmektedir. Biz turizmi salt ekonomik bir girdi olarak anlamıyoruz, tam tersine turizmi ülkeler ve toplumlar arasında birbirlerini tamamlayıcı unsur olarak görüyoruz.

Ülkemizde geçen yıl basılan kitapların tirajı 634 milyondur. Bunun 54.452’si basılan kitap çeşitliliğini içermektedir. Bu rakamın yaklaşık beşte 1’i çevirilerden oluşmaktadır. Bu tablo bize şunu göstermektedir ki Türkiye kitaba ve okumaya ilgi gösteren bir ülkedir. Çeviri oranları ise bu ülkenin dünyaya ne kadar eklemlendiğinin bir başka göstergesidir.

Son dönemde kamuoyunda çok duyulmasa da ben bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Bakanlık e-kitap neşriyatında önemli bir rol üstlenmektedir ve bunlar Bakanlığın web sayfasında, sanal ortamda dünyanın her tarafından izlenebilecek bir konumdadır.

Ayrıca, belirtmek gerekir ki dünyanın en zengin yazma koleksiyonuna sahip olan bu ülkenin yazmaları ücretsiz olarak web üzerinden araştırıcıların hizmetine sunulmaktadır. Bu arada, yine Hükûmetlerimiz döneminde başlatılan TEDA Projesi’yle Türkiye'nin zengin edebî birikimi dünyayla paylaşılma imkânı elde etmektedir.

2016 yılında gençlerin kültür ve sanat faaliyetlerine katılımını artırmak ve sanatın çeşitli dallarında geliştirebilecekleri projeleri hayata geçirebilmelerini sağlamak amacıyla GENÇDES Programı hayata geçirilmiştir.

Kültür merkezlerinin sayısı 2002 yılında 42’yken 2017 yılında bu rakam 212’ye yükselmiştir.

Yaklaşık iki ay önce kurulan ve şahsımın da Başkanlığını yaptığı Kültür Varlıkları Araştırma Komisyonu çalışmalarında daha çok Kültür ve Turizm Bakanlığıyla iş birliği yapılmaktadır. 2003-2017 yılları arasında yurt dışından iadesi sağlanan kültür varlıklarımızın sayısı toplam 4.272’ye ulaşmıştır. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Danimarka, Fransa, İngiltere, İrlanda, İskoçya, İsrail, İtalya, Macaristan, Moldova, Polonya, Portekiz ve Rusya olmak üzere toplam 54 dosyayla ilgili çalışmalar devam etmektedir. Komisyon olarak, belirlediğimiz ülkelere önümüzdeki günlerde ziyaretler yapacağız; orada bu topraklara, bu medeniyete ait olan eserleri ülkemize geri kazandırmak için girişimlerde bulunacağız.

Değerli milletvekilleri, kanımca bir ülkenin gelişmişliğini gösteren en önemli kriterlerden birisi de kültür ve sanat faaliyetlerinin ne kadar yerelleştiği hatta ne kadar STK’ler eliyle yürütüldüğüdür. Sevinçle ifade etmek gerekir ki AK PARTİ iktidarları döneminde belediyecilik yol, su, kanalizasyon kıskacından kurtularak gerçekten insana dokunan bir aşamaya yükselmiş ve bu anlamda kültürel faaliyetler bizim belediyeciliğimizin en önemli etkinlik alanlarından birisi hâline gelmiştir. Seçim bölgem olan Sakarya Büyükşehir Belediyesini bu manada iyi örneklerden birisi olarak zikretmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İsen, bir dakika ek süre vereyim, toparlayın lütfen.

MUSTAFA İSEN (Devamla) – Sakarya’da inşa edilen kültür merkezleri yanında her ay düzenli kültür sanat faaliyetleri, kurulan kütüphaneler, orkestra ve korolar, sempozyumlar, Büyükşehir Akademi gibi nitelikli kurumsal çalışmalar, yayınlar ve Sapanca Şiir Akşamları gibi uluslararası etkinlikler bu çerçevede zikredebileceğim birkaç önemli örnektir.

Kültürel alandaki çalışmalar ufuk çizgisi metaforu gibidir yani ne yaparsanız yapın, daha yapacak çok işiniz var demektir. Bizim kültür davamız, şu anda olduğumuzdan çok daha ileri gitmeyi gerekli kılar. AK PARTİ olarak kültür, sanat bayrağını her zaman daha ileriye taşımayı kendimize şiar edindik. Bugünümüz dünümüzden daha iyi, yarınımız ise bugünümüzden daha iyi olacaktır.

Bakanlık bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, teşekkür ediyor ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İsen.

AK PARTİ Grubu adına on dördüncü olarak Çankırı Milletvekili Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığımızın 2018 yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Kültür ve Turizm Bakanlığı, millî, manevi, tarihî, kültürel ve turistik değerleri araştırmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak, benimsetmek ve bu suretle millî bütünlüğün güçlenmesine katkıda bulunmak üzere yurt içinde ve dışında teşkilatlanmış bir kuruluştur. Millî kültürümüz, inancımıza, ilim ve irfana, örf ve âdetlerimize, hak ve hakikate, adalet ve merhamete, velhasıl güzel ahlaka dayanmakta, Hazreti Mevlâna’nın pergel metaforuyla millî ve yerli, aynı zamanda evrensel mahiyet arz etmektedir.

Millî kültürümüz Hoca Ahmet Yesevi’nin, Şeyh Edebali’nin, Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Ahi Evran’ın, Yunus Emre’nin yoğurduğu sağlam temeller üzerine bina edilmiştir. Din ve devletimizin, vatan ve milletimizin, millî kültür ve millî şuurla ortaya çıkardığı hakkı üstün tutan medeniyet uygulamaları, İngiliz tarihçi Toynbee’nin ifadesiyle ideal devlet sistemini ortaya çıkarmış, böylelikle tam 4 asır Bosna’da Sırpları, Hırvatları; Kudüs’teyse Hristiyanları ve Yahudileri temel hak ve özgürlükler ekseninde bir arada yaşama ve yaşatma tecrübesini tüm insanlığa en mükemmel şekilde göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, 1071’de Malazgirt kapısından girdiğimiz Anadolu coğrafyasında, rahmet ve merhamet medeniyetinin biricik rehberi Efendimiz’in (AS) tüm insanlık için örnek ahlakının öğrenildiği, öğretildiği, yaşatıldığı ve yayıldığı müessese olarak ilk dârülhadis Çankırı’mızda inşa edilmiş Taş Mescit’tir. Bu sebeple, ahilik ve yâran kültürünün temsilcisi olan Çankırı’mız, Anadolu’nun tadı, tuzu, mayası olduğu kadar, aynı zamanda kilit taşıdır da.

Yüzyıl önce, kuvveti üstün tutan ve bizi tarihten silmek isteyen Batılı güçler harekete geçtiklerinde, Gazi Meclisin önderliğinde, dedelerimiz, hep birlikte işgale karşı durarak birinci istiklal mücadelesini verdiler. Bu mücadelede İnebolu, Kastamonu, Ilgaz, Çankırı, Ankara hattı, Bakanlığımızın tesciliyle “istiklal yolu” olarak tarihe geçti. Ne büyük tevafuktur ki yüzyıl sonra 15 Temmuz uluslararası darbe ve işgal girişiminde Sayın Cumhurbaşkanımızın “Haydi meydanlara!” çağrısıyla Sayın Başbakanımız da aynı yolu takip ederek Ilgaz, Çankırı, Ankara hattından Gazi Meclisimize intikal ederek bu emperyalist girişimin aziz milletimiz tarafından püskürtüldüğünü tüm dünyaya ilan etti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunu hazmedemeyen kurulu müfsit dünya sistemi, Birinci Dünya Savaşı’nın ikinci yarısında akim kalan Sevr operasyonunu, şahsi menfaatlerini müstevlilerin emelleriyle tevhit etmek isteyen dâhili ve harici bedhahların yardımıyla bir an evvel tamamlamak ve Nil’den Fırat’a büyük İsrail’i gerçekleştirmek istiyorlar. Tanrıyı kıyamete zorlama sapkın düşüncesiyle, evanjelik Hristiyanlar ile Yahudi siyonistlerin Müslüman görünümlüler arasından FETÖ ve DAİŞ gibi devşirdikleri, PKK ve PYD gibi oluşturdukları maşalarla medeniyetler çatışması ve tarihin sonu tezlerine dayanarak Kudüs’ü bu sebeple İsrail’in sözde başkenti ilan ediyorlar. ABD’nin bu yöndeki kararı uluslararası hukuka ve insanlığa karşı küresel 15 Temmuz darbe ve işgal girişimidir. Türkiye'nin liderliğinde toplanan İslam İşbirliği Teşkilatının İstanbul deklarasyonu ise bu kararı buruşturup tarihin çöp sepetine atmıştır elhamdülillah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İşte, bu ahval ve şerait içerisinde bütün dünya bilsin ki 15 Temmuzda başlattığımız ikinci istiklal yürüyüşümüz, Gazi Meclisimizin rehberliğinde “Dünya 5’ten büyüktür.” diyen Cumhurbaşkanımız ve Başkumandanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Kudüs-ü Şerif’in…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - …özgürlüğüne kavuşması, böylece adil ve merhametli yeni bir dünyanın kurulmasıyla sonuçlanacaktır. Bunun için birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Zira, girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Bu çerçevede, yerel, ulusal, bölgesel ve küresel anlamda Bakanlığımızın üzerine düşen görevleri başarıyla ifa edeceğine inanıyor, bütçenin bereketli olması dileğiyle hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akbaşoğlu.

Şimdi de Çorum Milletvekili Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Ben de sözlerime başlamadan evvel, Yılmaz ailesine, hassaten Berna Yılmaz Hanımefendi’ye başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2018 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarı olarak millî şuur bilincini yansıtabilmenin en önemli mihenk taşlarından birinin de kültür olduğuna inanmaktayız. Kültür, bir milletin karakterinin göstergesidir. Asırlardır bu coğrafyada ilmek ilmek işlenmiş tarihi, kültür değerlerimizle birleştirip hem kendi toplumumuza hem de dünya milletlerine sergilemekteyiz. İktidarlarımız döneminde opera ve balede ve devlet tiyatrolarında gözle görülür bir pozitif artış görülmüştür. Kadim Anadolu coğrafyası birçok aydın yetiştirmiş ve bizler de bu sürece elimizden geldiğince katkıda bulunmaktayız. Opera, bale, çok sesli müzik ve ilgili diğer tarih sanatlarını toplumun tüm kesimlerinin yararına sunmak misyonunu taşıyan ve bu sanatların Türkiye ve dünyadaki gelişmelerini takip ederek bunları kurumun sanatsal faaliyetlerine yansıtmak, ülkemizin dört bir yanına ulaştırmak, sanatseverlerle buluşturmak amacında olan Devlet Opera ve Balesi, sanatın tüm disiplinlerinden unsurlar taşıyan ve büyük bir ekip çalışması gerektiren kültür ve sanat turizminin geliştirilmesine de katkı sağlayan projeler geliştirmektedir.

Kurum, ülkemizin her köşesinde opera ve bale etkinliklerini sergileme çabasının yanı sıra, uluslararası alanda da ülkemizi başarıyla temsil etmektedir. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü yalnız opera ve bale sanatlarını sergilemekle sınırlı kalmayıp faaliyet gösterdiği il ve bölgelerde eğitim amaçlı toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirmeye yönelik çalışmalarını asli görevleri içinde görmekte ve bu yönde etkinlikler geliştirmektedir. Türk bestecilere, koreograflara ve yazarlara destek verilirken eserlerinin sahnelenmesi için çalışmalar yürütmekte ve bu eserleri satın alarak daha çok eserin üretilmesini teşvik etmektedir. Geçen hafta Ahmet Ümit’in Çorum ve Hitit uygarlığında adaleti anlatan “Nihatta’nın Bileziği” romanından uyarlanan Nihatta operasının prömiyerindeydik, teşekkür ediyoruz kendisine de.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bugün 6 ilde 9 salon kapasitesiyle 5.104 koltuğa sahip olan sahnelerde 2016-2017 yılı içinde 678 temsil yapmıştır. Yurt içinde 2016-2017 sanat sezonunda Adana, Amasya, Aydın, Bayburt, Bolu, Bursa, Çorum, Giresun, Gümüşhane, Hatay, Kastamonu, Sinop ve Trabzon illerine turneler gerçekleştirmiş, yurt dışında da Gürcistan Batum’da “Güldestan” balesini sergilemiştir.

Tüm bunların yanı sıra Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünce çocuklara yönelik 111 temsil verilmiş, 243 eğitim konseri gerçekleştirilmiştir. 2000 ve 2002 yılları arasında 212 bin olan Devlet Opera ve Balesi ortalama seyirci sayısı günümüzde 2015-2017 yılları aralığında yüzde 83 gibi bir artışla 388 bine ulaşmıştır. Ayrıca, İstanbul’da 2019 yılında tamamlanması hedeflenen Atatürk Kültür Merkezi binası Devlet Opera ve Balesince sahne olarak kullanılacaktır.

Ülkemizin sosyoekonomik ve kültürel kalkınmasına, bölgesel gelişmesine katkılarının artırılması yönünde önemli bir görev üstlenmiş olan Devlet Tiyatrolarımız ise 1949 yılından beri bu görevi yerine getirebilmek için repertuarını büyük bir titizlikle hazırlamıştır. Devlet Tiyatroları 2002 yılına kadar 12 ilde 28 sahnede hizmet verirken bugün itibarıyla ülkemiz genelinde 23 ilde 65 sahnede tiyatro izleyicilerini buluşturmaktadır. Devlet Tiyatroları son on beş sezonda temsil sayısını yüzde 67, seyirci sayısını yüzde 50 artırmıştır; sanatsal faaliyetlerini başarıyla sürdürmektedir.

Devlet Tiyatrolarının en önemli faaliyetlerinden biri de uluslararası tiyatro festivalleri gerçekleştirmektir. Ceza ve tevkifevlerinde bulunan mahkûmlara, hiç tiyatro izlememiş çocuklarımıza, hastanelerde yatan çocuklarımıza ve sokak çocuklarına atölye çalışmaları yapmaktadır. Genel Müdürlük, belediyeler, sivil toplum örgütleri, kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortak yürüttüğü iş birliği sayesinde hiç tiyatro izlememiş yaşlılarımıza, korumaya muhtaç kadınlarımıza ve çocuklarımıza da oyunları ücretsiz olarak sergilemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek Devlet Opera ve Balesi gerekse Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüklerimizin faaliyetlerinin artarak devam etmesini görmekten duyduğum memnuniyeti ifade eder, heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AK PARTİ Grubu adına son olarak Tekirdağ Milletvekili Sayın Ayşe Doğan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Doğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE DOĞAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce Sayın Mesut Yılmaz ve değerli eşlerine, ailesine Allah’tan sabırlar diliyorum.

2018 yılı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine konuşmak için söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

6093 sayılı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’la 2010 yılı sonunda kurulmuş olup, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı özel bütçeli bir kuruluşumuzdur.

Değerli milletvekilleri, 2017 yılı faaliyetleri kapsamında Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlı Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüklerinde bulunan yazma eserler dijital ortama aktarılmıştır. Ayrıca başkanlık kütüphanelerindeki yazma eserler sayısal ortama aktarılmış ve yüksek çözünürlüklü görüntüler araştırmacıların hizmetine sunulmuştur.

Binbir (1001) Eser Projesi kapsamında bugüne kadar tercüme, edisyon kritik, eleştirmeli neşir ve tıpkıbasım yoluyla 100’e yakın eserin yayımı gerçekleştirilmiştir. Yayımlanan eserler bilim ve felsefe, dinî ilimler, tarih ve toplum bilimleri ve edebiyat ve sanat gibi geniş bir yelpazede neşredilmektedir. Ayrıca birçok eser tıpkıbasım yoluyla yayımlanmaktadır.

Başkanlığımızca çıkarılan eserler bir taraftan satışa sunulurken diğer taraftan kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve üniversite kütüphanelerine, ücretsiz kullanıma sunulmak amacıyla bağışlanmaktadır. Yaklaşık 12 bin kadar yazma eser satın alınmak suretiyle kütüphane koleksiyonlarına eklenmiştir. Diğer kütüphanelerden 42.333 eser devralınmış, 210 eser özel şahıslar tarafından Başkanlığımıza bağışlanmıştır.

Süleymaniye Tıp Medresesi’nin restorasyonu tamamlanmıştır. Darüşşifa binası restorasyonu 2018 yılı yatırım programına alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, 2018 yılı programı kapsamında önceki yıllarda takip edilen projelerin icrasına devam edilecektir. Takip edilen projelerden 1001 Eser Projesi ile Yazma Eserlerin Korunması Projesi sürekli projeler olup uzun yıllar itibarıyla devam edeceklerdir.

1001 Eser Projesi kapsamında kültür ve medeniyetimizin klasik eserlerine ilişkin çeviri, çeviri yazı, eleştirmeli metin ve tıpkıbasım çalışmaları ile içerik incelemelerini yayımlamaya devam edecektir.

2018 yılında 30 klasik eserin yayımlanması planlanmaktadır. Yayımlanan eserlerin kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları ve üniversite kütüphanelerine ücretsiz kullanıma sunulmak amacıyla bağışlanması uygulamasına devam edilecektir. Bu yolla ülkemiz kütüphanelerinin zenginleştirilmesi ve yazma eserlere olan ilginin artırılması amaçlanmaktadır.

Yazma eser kütüphanelerindeki eserler üzerinde her türlü kuru temizlik, belgeleme çalışmaları devam ettirilecektir.

Topkapı Sarayı ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan eserlerin sayısallaştırılmasına yönelik çalışmalar devam ettirilecektir.

Başkanlığımıza ait kütüphanelerde bulunan eserlerin görüntülerinin yenilenmesi ve görüntüsü olmayan eserlerin dijitalleştirilmesine devam edilecektir.

Yazma eserlerin korunması ve kaybolmalarının engellenmesi açısından şahıslardan ve sahaflardan eser satın alınarak kütüphane koleksiyonlarına eklenecektir. Yurt dışında satışa sunulan yazma eserlerin satın alınarak koleksiyonlarımıza kazandırılması sağlanacaktır.

Yazma eserler portalı sistemi geliştirilerek görüntü ekleme ve eşleştirme çalışmalarına devam edilecektir.

Yazma eser kütüphanelerinin altyapılarının iyileştirilmesi sağlanacaktır.

Sözlerime son verirken Bakanımız Sayın Numan Kurtulmuş’un şahsında Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı personeline teşekkür ediyor, 2018 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Böylelikle AK PARTİ Grubu adına yapılan konuşmalar tamamlanmış oldu.

Sayın Aygün, sisteme girmişsiniz, bir talebiniz mi vardı?

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Evet.

BAŞKAN – Bir dakikalık bir açıklama için talepte bulunuyorsunuz.

Buyurun, bir dakika veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün, CHP Çankaya Belediyesinde çalışan 12 işçinin sendikalaşma nedeniyle işten çıkarıldığına ve Kocaeli Milletvekilleri Fatma Hürriyet Kaplan ile Haydar Akar’ı, bu konuyu çözmeleri için göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, CHP Çankaya Belediyesinde çalışan 12 işçi dün beni aradılar. Sendikalaşma için, Çankaya Belediyesinden 12 işçi bir hafta önce işten çıkarıldı. İşçi haklarını Posco’da arayan Kocaeli milletvekili arkadaşlarım Fatma Hürriyet Kaplan ve Haydar Akar’ı göreve davet ediyorum. İşçiler pazar günü CHP Genel Merkezine yürüyecekler. İşçileri karşılayıp işçilerin Çankaya Belediyesine geri alınmaları konusunda söz vermelerini istiyorum. Bu konuyu çözemezlerse Posco işçileri için söylediklerini boş tenekeye vurma olarak görüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ses, ses; duyamıyoruz, biraz yüksek sesle.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Gelmedi mi?

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen.

Evet, Sayın Aygün…

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Kayıtları alıp okuyabilirler Sayın Başkanım sesimi duymadılarsa. Ben gerekeni söyledim, kayıtlarda var.

BAŞKAN – Bitti mi Sayın Aygün?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Birleşime otuz dakika ara veriyorum, söz hakkınız baki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN - …grup başkan vekillerini de toplantıya davet ediyorum.

Kapanma Saati: 12.51

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet burada.

Evet Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ara vermeden evvel söz talebim vardı.

BAŞKAN – Demiştim. Bir dakika size bulunduğunuz yerden söz vereyim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan değil, yerinizden söz vereceğim Sayın Akar. Lütfen…

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sizi kırmak istemem ama bir bilgi açıklayacak olsam, sizden…

BAŞKAN – Ben de sizi kırmak istemiyorum. Lütfen… Size yerinizden bir dakika söz veriyorum. Ben onu kastetmiştim zaten.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İç Tüzük’e göre bir milletvekilinin hakkı olan sataşmadan söz isteme hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Evet…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizin de bunu demokratik tutumunuzla bu şekilde değerlendireceğinizi düşünüyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar, biliyorum ama ben de…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Müsaade ederseniz… Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Aygün yerinden açıklama yaptı, size de şimdi yerinizden bir dakika söz vereyim, uzatmayalım bu tartışmayı, lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Sayın Aygün’ün yerinden açıklama yapması onun takdiriydi. Ben İç Tüzük’ün bana vermiş olduğu hakkı kullanmak istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, İç Tüzük yerinden konuşmaya yerinden söz hakkı verir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İsmimi kullanarak, daha önce de “Şov yapıyor.” diye nitelendirdiği bir açıklama yapmıştır; izin verirseniz kürsüyü kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir sataşma yapmadı size ama.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yaptı efendim, bakın, isterseniz okuyayım.

BAŞKAN – Ne dedi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Kocaeli milletvekili arkadaşlarım Fatma Hürriyet Kaplan ve Haydar Akar’ı göreve davet ediyorum.” diyor.

BAŞKAN – Evet…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “İşçiler pazar günü CHP Genel Merkezine yürüyecekler. İşçileri karşılayıp işçilerin Çankaya Belediyesine geri alınmaları konusunda söz vermelerini istiyorum.” Gayet net bir şekilde…

BAŞKAN – Evet, ben de veriyorum size yerinizden söz. Göreve davet ediyor ve sizden bir açıklama bekliyor, ben de size yerinizden açıklama için söz veriyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akar, tartışmayalım, lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Eğer ismimi açıklamasaydı, ben Çankaya Belediyesiyle ilgiliyse bu açıklamayı yerimden yapabilirdim -bakın, şimdi söz vermiş olsaydınız tamamlanmıştı konuşma- ama ismimi geçirerek yaptığı için, sataşmadan, 69’a göre söz istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Akar, sadece isminizin geçirilmiş olması, bakın, bir sataşma gerekçesi olamaz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama Sayın Başkan, benim haklarımı kim koruyacak Allah aşkınıza?

BAŞKAN – Burada da sadece isminizi sizin…

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – “Göreve çağırıyorum.” derken görev yapmadığını ima ediyor.

BAŞKAN – Açıklama bekliyor sizden, herhangi bir sataşma söz konusu değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi, bakın, sataşmayı isterseniz izah edeyim.

BAŞKAN – Süre açısından bunu yapıyorsanız, ben gereğini yerine getireceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, ben kürsü…

BAŞKAN – Lütfen, buyurun yerinize, ben size süre açısından zaten gereğini yerine getireceğim. Sayın Akar, lütfen, tartışmayın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, benim İç Tüzük haklarımı sizler korumak zorundasınız.

BAŞKAN – Koruyorum ve söz veriyorum size.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Göreve çağırarak aslında görev yapmadığımı, bunlarla ilgilenmediğimi ifade etmiştir kendisi. Bu nedenle de bir sataşmadır bu 69’a göre.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Açık bir sataşma, gerçekten.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kime sorarsanız sorun, açık bir sataşmadır ve ben bu kürsü hakkımı kullanmak istiyorum. Milletvekilinin kürsü hakkı engellenemez Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, Engin Özkoç bana oradan onaylayıcı bir işarette bulunduğu için size söz vereceğim iki dakika Sayın Özkoç’un hatırına.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama İç Tüzük hatıra istinaden delinmez Sayın Başkan.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Akar’ın da hatırı var Başkan.

BAŞKAN – O da işin esprisi.

Buyurun Sayın Akar.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Biraz zor oldu söz almamız ama yine de teşekkür ediyorum.

Evet, Zeki Aygün’ün -orada oturuyor kendisi- bu noktaya gelmesi gerçekten memnuniyet verici. On beş yıllık AKP iktidarı döneminde, yedi yıllık benim milletvekilliğim döneminde bir AKP milletvekilinin bir işçi hakkını aradığına şahit olmadım. Posco’daki hak aranırken “Şov yapıyor.” diye ifade ettiği ve “Şov yapıyorsunuz.” diye ifade ettiği, hatta 90 işçinin Meclise gelmelerini engellediği için bununla övünen bir noktadan, zihniyetten, emek yanlısı bir zihniyete evrilmesini gerçekten alkışlıyorum.

Şimdi konuya gelince: Çankaya Belediyesiyle olayın bir ilgisi yok. Çankaya Belediyesiyle ilgisi şöyle yok: Bir defa, hizmet alımı yöntemiyle alınan bir işten bahsediyoruz ve 600 işçiden bahsediyoruz. Şirketin adı da elimde.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Taşeron oluyor herhâlde öyle mi?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, taşeron, haklısınız.

İşte taşerona tam bu noktada karşıyız, bunlarla yaşamamak için taşerona karşıyız ve hepsinin, eğer belediyede hizmet edecekse, belediyelere hizmet edecekse kadrolu işçiler olması gerektiğini zaten söylüyoruz, yıllardır da söyledik ve söylemeye de devam ediyoruz.

Bu, hizmet alımı yöntemiyle, ihale yöntemiyle işi almış bir firma, 600 işçi çalıştırıyor. Kendi iş kollarında olmamasına rağmen sendikalılaşmaya çalışmışlar, grev kararı almışlar ve mahkeme kararıyla grevleri iptal edilmiş, grev yapmalarına izin verilmemiş.

Ben şimdi Zeki Aygün’ü davet ediyorum, bu 12 işçi arkadaşın -bıraksın CHP Genel Merkezini çünkü işveren CHP değil, işveren Çankaya Belediyesi değil- önlerine geçsin, Meclise getirsin ama bir şey daha rica ediyorum, önce kendi kentindeki işçilerin problemlerini çözsün, onların dertlerine derman olsun ve bundan sonra muhtemelen gelecek olan taşeron yasasında amacımız sadece adını değiştirmek değil, yasanın adını değiştirmek değil, gerçekten o emekçi kardeşlerimizin haklarını vermek olsun diyor, saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özkoç, bir açıklama yapacaksınız herhâlde, tutanaklarla ilgili bir görüşme yapmıştık sizinle, tutanaklara geçen beyanınızı düzelteceksiniz, kastınızı açıklayacaksınız.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması (x)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, arkada birlikte görüştük.

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin temayülü gereği, orada tutanaklara da baktık, gördük ki orada “örgüt”ten bahsetmişim ama “terör” dememişim. Fakat “örgüt”ü de açıklamak isterim. Türk Dil Kurumuna göre “Ortak bir amacı veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş kurumların veya kişilerin oluşturduğu birliktir.” Benim sözümün bunun dışında bir başka kastı yoktur Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – AK PARTİ hakkında söylediğiniz “örgüt” kelimesi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet, evet.

BAŞKAN – Peki.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun konuşmacılarını dinleyeceğiz.

İlk olarak, Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan konuşacak.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerimin başında, vatanımızın ve milletimizin bütünlüğü için gözünü kırpmadan canını veren şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Yine, aziz vatan topraklarını korumak için canını ortaya koyan gazilerimize selamlarımı ve saygılarımı sunuyor, ömürlerinin geri kalan kısmında huzurlu ve mutlu bir hayat diliyorum.

Değerli milletvekilleri, terörle mücadele konusunda göstermiş oldukları kararlı çalışmalardan dolayı Sayın İçişleri Bakanına, İçişleri Bakanlığı çalışanlarına, valilerimize, kaymakamlarımıza ve bütün güvenlik güçlerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak terörle mücadele konusundaki kararlılığın son terörist bertaraf edilinceye kadar devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Güvenlik güçlerimiz ve İçişleri Bakanlığımız arkasına bakmadan yoluna devam etsin. Büyük Türk milleti ve Milliyetçi Hareket Partisi sonuna kadar onlarla beraberdir.

Ülkemiz, tarihinde hiç olmadığı kadar ağır bir baskı altındadır. Bir yanda FETÖ/PDY, PKK, DHKP-C, DAEŞ, PYD, YPG gibi eli kanlı terör örgütlerinin hedefindeyken diğer yandan da bu terör örgütlerine eskiden gizli kapaklı yardım ve yataklık yapıp şimdilerde bunu açıkça yapmaktan çekinmeyen küresel güçlerle de mücadele etmekteyiz. Belirtmem gerekir ki tüm bu terör örgütleri ve türevleri hedef birlikteliklerini, eylem birlikteliği hâline dönüştürmüştür. Bu eylem birlikteliği ciddi bir durumdur. ABD’nin başını çektiği bazı ülkelerin, içinde bulunduğumuz coğrafyada ve komşu ülkelerdeki hassas dengeleri bozacak yaklaşımları maalesef aranan huzuru daha da ulaşılmaz yapmakta, istikrarsızlığı derinleştirmektedir. Tabii, tüm bu gelişmeler ülkemizi yakından ilgilendirmekte, toprak bütünlüğümüzü ve bekamızı tehdit etmektedir. Unutulmamalıdır ki tüm bu gelişmelerin karşısındaki en büyük silahımız birliğimiz, dirliğimiz ve ortak duruşumuzdur. Bu sebeple devletimizin bekasını hedef alanlara karşı içimizdeki “ben”i atıp yüreklerimize “biz”i yerleştirmemiz zaruri bir hâl almıştır. İşte Milliyetçi Hareket Partisinin duruşu tam da bunu ifade etmektedir.

Değerli milletvekilleri, diğer yandan, bugün muhatap olduğumuz terör tehdidi çok yönlü ve içinde girift ilişkiler barındıran bir hâl almıştır. Dolayısıyla uygulanacak olan terörle mücadele stratejileri de buna göre şekillenmeli, sadece kahraman güvenlik güçlerimizin silahlı mücadelesiyle sınırlı kalmamalıdır.

Bir dönem güney sınırlarımızda DAEŞ’li militan sayısının 40 bine ulaştığı bilinmektedir. Ülkemizin ve koalisyon güçlerinin DAEŞ’le yaptığı mücadele sırasında bu militanların bir kısmı ortadan kaldırılmıştır. Ancak gözlemlerimiz ve edindiğimiz bilgiler gösteriyor ki DAEŞ militanlarının önemli bir kısmı sahipleri tarafından güvenli bir şekilde Suriye-Irak bölgesinden çıkartılmıştır. Bu militanlar buharlaşmadığına göre nereye gitmişlerdir? Bunlardan ne kadarı ülkemize gelmiş ya da gelmeye çalışmaktadır? Yani PKK ve DAEŞ üyesi teröristlerin Türkiye’ye sızma girişimlerine dikkat edilmelidir. Hatırlanırsa, daha geçtiğimiz aylarda seçim bölgem Muğla’da, Lazkiye üzerinden deniz yoluyla ilimize geldiği tespit edilen teröristlerin, güvenlik ve istihbarat birimlerimizin titiz ve olağanüstü çalışmalarıyla 8’i canlı, 6’sı ölü olarak ele geçirilmiştir.

Diğer operasyonlar ve sızma girişimlerine bakıldığında, teröristlerin ülkemize sızma şekillerinin değiştiği ve hedef illerin batıya doğru kaydığı gözlemlenmektedir. Bununla ilgili bazı önlemlerin alınması gerektiği muhakkaktır. İstihbarat teşkilatlarımız ve bağlı birimler yeni yapılanmayla birlikte güçlendirilmeli, daha etkili istihbarat çalışmaları yapılabilmesi için kurumlar ve birimler arası koordinasyon muhakkak geliştirilmelidir.

Sınır güvenliği konusunda, özellikle kara sınırlarımız hususunda bazı tedbirler alındı, bunun devamı muhakkak getirilmelidir. Ülkemizde ve bölgemizdeki gelişmelerin Sahil Güvenliğin terörle mücadele içindeki yükünü artıracağı açıktır. Bu kapsamda Sahil Güvenlik ekiplerine terörle mücadele edebilecek, tıpkı kara sınırlarında olduğu gibi sınır güvenliğini tam manasıyla sağlayabilecek donanım ve personel desteği sağlanmalıdır. Bu gereklilik, Muğla ilimizin Seydikemer ve Köyceğiz ilçelerinde düzenlenen terörle mücadele operasyonlarında etkisiz hâle getirilen teröristlerin deniz yoluyla ülkemize giriş yaptığının tespit edilmesiyle bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Terör örgütü mensupları kabaca yönetici, militanlar ve sempatizanlar olarak 3’e ayrılabilir; bu, FETÖ için de PKK için de DAEŞ için de diğer terör örgütleri için de geçerli bir durumdur. Bu sebeple terörle mücadelede yönetici ve militanlara kesin sonuç alınabilecek nokta operasyonlar düzenlenmeli ve bunlar etkisiz hâle getirilmelidir. Bu arada sempatizanları dağıtacak ciddi bir stratejik plan hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir. Geçmişte düşülen hatalar tekrarlanır ve terörle mücadelede aksi bir sistem hayata geçirilirse sempatizanların da militanlaşacağı unutulmamalıdır. FETÖ, PKK, DAEŞ gibi örgütlerin hedef birlikteliğinin yanında eylem birlikteliği içinde de olduğu ortadadır. Bu sebeple terör örgütlerinin hepsine aynı şekilde muamele edilmelidir. Güvenlik güçlerinin içindeki FETÖ/PDY artıkları dikkatle takip edilerek ayıklanmalıdır. Bunların arasında eğitimli ve önemli bilgilere sahip olan kişiler bulunmaktadır.

Yeri gelmişken, güvenlik güçlerimizin arasından FETÖ/PDY’yle irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle ihraç edilenlerin haricinde aylardır açıkta bekleyenler de bulunmaktadır. Bu durumun da bir an önce sonuçlandırılması, suçsuz olanların görevlerine iade edilmeleri, hainlerin de defterinin dürülmesi yerinde olacaktır. Çünkü bu süreçte yaşanan ve yaşanacak olan bazı mağduriyetler FET֒nün ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramamaktadır. Yani kendi elimizle sempatizanları militan, normal vatandaşları sempatizan durumuna getirmeyelim, bu işleri yaparken devlet aklıyla hareket edelim.

Terörle mücadelede terörün finansmanının engellenmesi hususuna dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Kaçakçılıkla mücadele edildiği muhakkaktır. Ancak her sene söylüyorum, bu sene yine tekrar edeceğim, hâlâ İçişleri Bakanlığının karşısında kaçak sigara satılmaya devam ediliyor. Nereye giderseniz gidin “ucuz mazot” tabelalarıyla karşılaşıyoruz. İnsan kaçakçılığı da maalesef… İşte birkaç gün önce botlarımız Dikili açıklarında gene bir sürü mülteci yakaladı. Biliyorum, güvenlik güçlerimiz başarılı operasyonlara da imza attılar, buradan onlara da teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak, gözümüzün önünde olan bitenleri söylemek ve bunlarla ilgili gerekli tedbirleri de almak zorundayız.

Terörle mücadelede üstünde durulması gereken bir diğer husus da algı yönetimidir. Terörle mücadelede algı operasyonunun çok önemli olduğu bilinen bir gerçekliktir. Ama ülkemizin bütün istihbarat kuruluşları bir araya gelerek bu manada ciddi bir algı oluşturup bu algıyı devletimizin yönetmesini bugüne kadar maalesef başaramamışlardır. Mesela, geçtiğimiz günlerde SDG’nin sözcüsü Talal Silo örgütten ayrılmış ve önemli itiraflarda bulunmuştur. Hem oradaki PKK-PYD bağlantısını hem de PKK-PYD’nin küresel güçlerle olan bağlantısını detaylı bir şekilde ifşa etmiştir. Bunlara, tırlarla ne kadar silah getirildiğini, bu silahların söylenildiği gibi kayıt altına falan alınmadığını, silahların nereden gelip nereye gittiğinin belli olmadığını açıkça ifade etmiştir. Ayrıca teröristlere nasıl maaş ödendiğini de anlatmıştır. Ancak bu konu ne Türk medyasında karşılık bulmuş ne de istihbarat örgütlerimiz bu konuda bir algı oluşturma işini başarabilmişlerdir. Algı oluşturma konusundaki eksikliğimizin muhakkak giderilmesi ve algının devletimiz tarafından yönetilmesi sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra güvenlik kuvvetlerimizin ve istihbarat birimlerimizin yükü ciddi manada arttı. Tabii, burada güvenlik görevlilerimiz iki önemli işe yoğunlaştı: Birisi, kendi içlerindeki hainleri temizlemek, diğeri de devletin bütün kademelerindeki kamu görevlilerini gözden geçirmek ve ihanet şebekesine dâhil olanları tespit etmek. Bu şekilde, 22 binden fazlası Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde olmak üzere 100 binden fazla kamu görevlisi kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilmiştir. Hâl böyle olunca, bütün kamu kurumları, kamu görevlerinin aksamaması için boşalan kadrolara daha fazla atama yapma ihtiyacıyla karşı karşıya kalmıştır. Yeni atanan bütün kamu görevlilerinin hakkında da güvenlik soruşturması yapılması önemli bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Bu ihtiyaç, Milliyetçi Hareket Partisi olarak tarafımızca da gerekli görülmektedir ancak bu sürecin uzaması önemli bir sorundur, bu konuda makul ve mantıklı bir takvim belirlenmeli, belirlenen süre içerisinde bu güvenlik soruşturmalarının tamamlanması sağlanmalıdır. Bu konuyla ilgili olarak bize her gün bir sürü talep gelmektedir. Yine, sosyal medyada da bu kamu kurumlarına atanan birçok insan bu konuyu konuşmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, İçişleri Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz. Konuşmamın bu bölümünde, İçişleri Bakanlığına bağlı kuruluşlarla ilgili bazı değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın İçişleri Bakanının Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunumu sırasında hiç yer vermediği Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bulunmaktadır. Bu kurumun, bir dönem “çözüm” adlı çözülme sürecinin sekretaryasını yaptığını biliyoruz; şimdilerde ne iş yaptığı, ne işe yaradığı tarafımızca bilinmemektedir. Bu bakımdan, bu kuruma ihtiyaç olmadığını ve kapatılmasının daha yararlı olacağını düşünmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, mahallî idarelerle ilgili değerlendirmemi Bütçe Kanunu’nun 10’uncu maddesi üzerinde yapacağım konuşmada detaylandıracağım ancak bu bölümde bütünşehir yapılanmasıyla ilgili birkaç cümleyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bütünşehir uygulaması bir derebeylik sistemidir. Bazı belediyelere kayyum atanarak, bazı belediye başkanları istifa ettirilerek bu sıkıntı çözülemez. Köylerimiz yok olmuştur, beldelerimiz yok olmuştur, ilçelerimiz de yok olma yolundadır. Bu derebeylik yasasının, muhakkak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz kanun teklifi çerçevesinde ele alınıp düzeltilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuzdan sonraki düzenlemelerle Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları da doğrudan İçişleri Bakanlığına bağlanmıştır. Dolayısıyla, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı arasında iş birliği ve koordinasyonu sağlamak daha da kolaylaşmıştır, esasen bu güzel de bir gelişmedir. Ancak yaşanan 15 Temmuz hain darbe girişimi sonucu İçişleri Bakanlığına bağlı bütün güvenlik ve istihbarat birimlerimiz ciddi yara almıştır.

Şimdi, yapılması gereken önemli işler vardır. Öncelikle, eksilen kadrolar, liyakati, ehliyeti ve devlete sadakati esas alan bir mantıkla süratle doldurulmalıdır. İstihbarat birimleri güçlendirilmelidir, bu birimlerin içerisindeki FETÖ/PDY artıkları başta olmak üzere, devlete sadakat noktasında sıkıntısı olan bütün paralel devlet yapılanmaları temizlenmelidir. Toplumun huzurunu sağlamakla görevli olan bu güzide birimlerimizin içerisinde yeni paralel devlet yapılanmaları oluşumlarına izin vermeme konusunda gerekli tedbirler sürekli hâle getirilmelidir. Bütün güvenlik birimlerinde çalışan personelin maaş ve özlük hakları eşitlenmelidir. Mesela, Jandarma Özel Harekât ile Polis Özel Harekât arasındaki özlük hakları bakımından fark kalmaması lazım, il emniyet müdürlerimiz ile il jandarma komutanlarımız arasında fark kalmaması lazım. Polislerimizin 3600 ek gösterge sorunu Milliyetçi Hareket Partisinin seçim beyannamesinde yer aldığı gibi muhakkak çözülmelidir. Uzman jandarmalarımızın önemli sorunları vardır. Uzman jandarmaların askerî eğitimleri hizmetten sayılmalıdır, aynı işi yapan silah arkadaşları gibi bu kahramanlarımızın da mali ve sosyal hakları diğer meslektaşlarıyla aynı konuma getirilmelidir. Son dönemde şehadete ulaşan uzmanlarımızdan bir kısmı kendilerini savunacak silahları olmadığı için şehit olmuştur. Bu sebeple bu kardeşlerimizin zatî silahları hususu muhakkak çözülmelidir; artık bu bir sorun olmaktan çıkmış, ölüm kalım meselesi hâlini almıştır. Yine bu kardeşlerimizin bir başka sorunu da sözleşmelerinin sona ermesi durumunda işsiz, aşsız ortada kalmalarıdır. Her ne kadar kanunen uzman çavuşlarımızın başka kurumlara atanması mümkün ise de bu atanma şartlarını haiz binlerce uzman çavuşumuzun işsiz olarak ortada dolaştığı bir realitedir.

Değerli milletvekilleri, özellikle Emniyet teşkilatında çalışan sivil memurlarımız teşkilatın üvey evladı konumundadır. Bize ulaşan bilgilere göre, son bir ay içerisinde Emniyet teşkilatımızda çalışan 3 sivil memurun intihar ettiği de düşünülürse sivil memurlarımızın sorunlarının masaya yatırılması ve sağlıklı bir çözüme kavuşturulması önem arz etmektedir.

Bugüne kadar sivil memurların önünü açacak herhangi bir görevde yükselme sınavı yapılmamıştır. Diğer Emniyet personelinin yararlandığı yıpranma, ek ödemeler ve taltiflerden yararlanmalarının önü açılmamıştır. Bundan sonrası için sivil memurlara da Emniyet teşkilatının öz evlatları olduğunu hissettirecek bir şekilde davranılması gerektiğine inanıyoruz.

Diğer yandan, terörle mücadele konusunda gözünü kırpmadan görevini yapan, çatışmaya girmiş, yaralanmış ancak yüzde 40’tan az kalıcı engeli olduğu için gazi sayılmayan gazilerimizin durumunun da çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bunlara da bir madalya ve emrihak vaki olunca tabutlarının üzerine Türk Bayrağı örtmeleri çok görülmemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emniyet hizmetleri içerisinde sınır güvenliği her zaman önemli bir yere sahiptir. Son zamanlarda özellikle güney sınırlarımız başta olmak üzere, sınırlarımızda alınmakta olan fiziki güvenlik tedbirlerinin yerinde olduğunu düşünüyoruz ve bu uygulamanın süratle bütün kara sınırlarımızda devreye sokulmasının faydalı olacağına inanıyoruz. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü desteği vermeye hazırız.

Ancak, ülkemizin üç tarafının denizlerle çevrili olduğunu unutmamalıyız. Değişik terör örgütleri tarafından deniz sınırlarımızın da uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı, terör örgütü mensuplarının ve militanlarının ülkemizden kaçırılması ya da ülkemize getirilmesinde daha yoğun kullanılmaya başladığı açıktır. Bu sebeple deniz sınırlarımızın güvenliğinin de artırılması gerekmektedir.

Bu manada, Sahil Güvenlik birimlerinin terörle mücadele konusunda eğitimlerinin artırılması, araç gereç bakımından güçlendirilmesi ve deniz kıyılarımızın zapturapt altına alınması zorunludur. Öncelikle yaz aylarında turizmdeki hareketlilikten istifade ederek terör örgütlerinin de deniz yolunu kullanmasını önlemek amacıyla kıyılarımızı daha iyi kontrol altında tutmamız gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda güvenlik hizmetleri içerisinde özel güvenlik birimlerinin payı da hızla artmaktadır. Ancak burada da bu hızlı gelişmenin içerisinde sağlıksız ve sorunlu bir yapılanmayla karşı karşıyayız. Bugün özel güvenlik personeli sayısı Emniyet Genel Müdürlüğündeki personel sayısını geçmiştir, yine özel güvenlik belgesi alan kişilerin sayısı da neredeyse 1 milyon sınırına dayanmıştır. Özel güvenlik sektörüne baktığımızda özel güvenlik hizmetinin ucuz ve genç güvenlik personeli gibi algılandığı da bir gerçekliktir. Özel güvenlik hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması bakımından ortak sisteme girişin de kontrol altına alınması, sistemin içerisindeki insanların emekli oluncaya kadar çalışabileceği bir ortamın oluşması ve diğer güvenlik birimlerimizde olduğu gibi özel güvenlik birimlerimizin de hizmet içi eğitimlerinin sürekli hâle getirilerek güvenlik hizmetleri içerisindeki gelişmelere adapte edilmeleri sağlanmalıdır yani bir defalık sertifika eğitimiyle bu eğitimin geçiştirilmesi yeterli değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Göç İdaresi Genel Müdürlüğüyle ilgili de birkaç hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Maalesef, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü denince aklımıza doğrudan Suriye’den ve başka ülkelerden gelen mülteciler gelmektedir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü çatısı altında gerçekleştirilen uygulamalar bu mültecileri sanki Türk vatandaşlığına hazırlar gibi olmamalıdır, mültecilerin geldikleri ülkelerdeki karışıklıklar bitince geriye dönecekleri şekilde hazırlanması daha doğru olacaktır. Yine, aynı şekilde, bu durum devlet politikası hâline de getirilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün kişisel verilerimizi tutan Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasına ehliyet ve pasaport işlemleri de dâhil edilmiştir. Bu, desteklediğimiz bir gelişmedir ve bu uygulama sayesinde 5 bin polis ehliyet ve pasaport bürolarından asayiş hizmetlerine geçmiştir ancak Nüfus Genel Müdürlüğüne bu işi yüklenecek, kaldıracak yeterli kadro verildiğini söylemek oldukça zordur. Yine, yetkili sarı sendika yaptığı sözleşmeyle Nüfus çalışanlarının fazla mesai haklarının yarısını kaybetmesine sebep olmuştur. Nüfus teşkilatının kadro açığının süratle tamamlanması, çalışanların maaş ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmesi önemlidir.

Bu arada bir konuya daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Son yıllarda yaşanan telefon dolandırıcılığı hadiselerine göz attığımızda, vatandaşlarımızı arayan dolandırıcılar savcı, Emniyet görevlisi vesaire gibi birilerinin adını kullanmakta ancak aradıkları kişilere kendilerine ait bütün kişisel bilgilerini sayarak aranan kişi üzerinde bir baskı oluşturmaktadırlar. Bu bakımdan, kişisel verilerin güvenliği konusu her zamankinden daha çok önem arz etmektedir. Bilindiği gibi, Nüfus idaresi kişisel bilgilerimizi 2 bin civarında kuruluşla paylaşmaktadır. Bu paylaşımların sınırlarının çok iyi belirlenmesi ve denetimlerinin de bihakkın yapılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mülki idare, idare tarihimiz içinde önemli bir yere sahiptir. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu vali ve kaymakamlarımızın konumunu, görev ve yetkilerini çok detaylı bir şekilde tanımlamaktadır. Vali ve kaymakamlarımız Türk devletinin üniter yapısının önemli bir harcıdır, devletimizin bekası için önemli bir meslek camiasıdır. Aslına bakılırsa, mülki idare amirlerini en aktif olarak kullanan hükûmetler de AKP hükûmetleri olmuştur. Örneğin, KÖYDES, BELDES, Köylere Hizmet Götürme Birlikleri gibi yerel kalkınma programları mülki idare amirleri tarafından yürütülmüş ve bu sayede mülki idare amirlerimiz Anadolu’muzun önemli hizmetlere kavuşmasında etkin bir rol oynamıştır, bu konuda da oldukça başarılı olmuşlardır. Yine, 15 Temmuz hain darbe girişiminin önlenmesi konusunda da ülkemizin dört bir tarafındaki vali ve kaymakamlarımız ciddi inisiyatif ve sorumluluk almışlar ve o gün bu darbenin bastırılması konusunda önemli görevler üstlenmişlerdir. Yine AKP hükûmetleri İçişleri Bakanlığı dışında da mülki idarenin yetişmiş insan kaynağından çokça istifade etmiştir. Hatta nerede sıkıştılarsa, nerede yetişmiş adam bulmakta zorlandılarsa oraya bir mülki idare amiri götürmüşlerdir. Son dönemde belediyelerde görevlendirilen kayyumların tamamının mülki idare amiri olması da bunun yakın bir örneğidir ancak başta 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu, 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 187’nci maddesiyle düzenlenen, il sağlık müdürlerine il içinde personel nakil ve görevlendirme işlemlerini yapma yetkisinin verilmesi gibi kararlarla mülki idare amirlerinin yetkileri de bu dönemde her ne hikmetse tırpanlanmaya devam etmektedir.

Sayın Bakan, ne üzücüdür ki mülki idarenin yetkilerini tırpanlayan 694 sayılı KHK’nin altında sizin de imzanız var. Keşke o işe orada müdahale edip bu işi düzeltebilseydiniz. Bu gibi uygulamalarla mülki idare amirlerinin yetkileri daraltılmakta, mülki idare amirliği müessesesi adım adım aşındırılmaktadır. Bu gidiş doğru değildir. Bu gidişe bir “dur” denmesinin zamanı gelmiş, geçmektedir.

Sayın Bakanım, bakın, bir şair mülki idarenin hâlini, görüntüsünü nasıl tarif ediyor: “Kötüye giderken milletin hâli / Güven kapısıdır kaymakam, vali / Mülki amirin oyman altını / Boynunuza olur bütün vebali / Devletin temel taşıdır onlar / Askerin, polisin başıdır onlar / Kaygıları millî birlik, bütünlük / Bu yola baş koyan kişidir onlar / Boşaltman içini, kesmen dalını / Bağlamayın ayağını, elini / Sokmayın yeter ki siz burnunuzu / Mülki amir korur devlet malını / Yetişmiş insanlar millî servettir / Vatandaş gözünde vali devlettir / Böyle bir kurumu gözden çıkarmak / Kasıtlı değilse, kesin gaflettir.”

Evet, şairin mülki idareye bakışı bu. Umarım siz de mülki idareye bakışınızı değiştirirsiniz, mülki idarenin erozyona uğrayan gücünü yeniden geriye verirsiniz.

Yine, AKP iktidarına kadar geçen sürede mülki idare amirleri her zaman yargı mensuplarından daha fazla maaş almışlardır. Ancak, geldiğimiz durumda, mülki idare amirlerinin maaşları da ciddi bir erozyona uğramıştır. Mülki idare amirlerimiz dört gözle kendilerinin maaşlarını hâkim ve savcılara eşitleyecek bir babayiğit beklemektedir. Sayın Bakanım, bu babayiğit siz niye olmayasınız? Bunu bir an önce çözün.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2018 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını niyaz ediyorum. 2018 yılının ülkemiz açısından güvenli ve huzurlu bir yıl olması temennisiyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, bir söz rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Murat Araç’ın Antalya Emniyet Müdürlüğünde intiharı olayıyla ilgili açıklama beklediğine ve Cem Küçük ile Fuat Uğur’un bir televizyon programındaki işkenceyle ilgili ifadeleri nedeniyle savcıları göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bugün haber aldığımız elim bir olay var. İki buçuk yıldır kayıp olan, babasının Emniyete kayıp başvurusu yaptığı Murat Araç, Antalya Emniyetinde intihar ettiği söylenerek babasına haber veriliyor. Fakat ilk önce Gazipaşa İlçe Jandarma perşembe akşamı babayı arıyor ve diyor ki kayıp başvurusu üzerine: “Sanıyoruz sizin oğlunuz bulundu.” O da teyit etmek için “Fotoğrafını da bana yollar mısınız? Kendisiyle görüşmek istiyorum.” diyor. Telefonla kendisiyle görüşüyor, ondan sonra Jandarmadan fotoğrafını da yolluyorlar ve ertesi sabahsa Jandarmaya baba kalkıyor geliyor Ceylânpınar’dan, ondan sonra Jandarmaya geçmek istiyor, onlar diyorlar ki: “Bizden Emniyete teslim edildi, şu anda bizde yok.” Antalya’ya geçiyor, Emniyeti aradığında da orada kendisine böyle birinin olmadığı söyleniyor ve akabinde de sabah, bu sabah “Morgda birisi var, o olabilir. Bir cenaze var morgda, gidin teşhis edin.” deniyor. Baba gidiyor “Fotoğrafta yani yüzünde hiçbir şey yoktu Jandarma bana fotoğrafını gönderdiğinde.” diyor ama kafası paramparça, her yerinde darp izleri var ve bu şekilde teşhis ediyor bu ölümü. Şimdi, Sayın İçişleri Bakanı da buradayken hani bunu bir araştırıp açıklık getirmesini kendisinden istiyoruz.

Bir şey daha, müsaade ederseniz, ben ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Kerestecioğlu, bir dakika ek süre daha veriyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, gerçekten, bu günlere dönmememiz lazım. Yani bu, bu şekilde gerçekleştiyse çok vahim bir hadise. Gencecik bir çocuk, 1998 doğumlu Murat Araç. Ben aynı zamanda şununla ilgili de Meclise ve aslında savcılara bir çağrı yapıyorum: Daha çok yakın, birkaç gün öncesinde televizyonlardan Cem Küçük ve yanında da Fuat Uğur bir “İşkence nasıl yapılır?” anlatısı yaptılar. Ve bununla ilgili sadece Diyarbakır Barosu sağ olsun suç duyurusunda bulundu. Ama buradaki ifadeler hakikaten korkunç. Diyor ki: “Ya, adamları bir konuştursanıza. Elimizde çok önemli, üç kritik FETÖ'cü var. Bak, sana, işte, MOSSAD teknikleri anlatayım, işte, havlu tekniği var, biliyorsun, yüze havluyu atıyor.” gibi ifadeler kullanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yani buna, hani bugünlere döndüysek hakikaten hepimize yazık. Bu nedenle bununla ilgili de savcıların harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

Teşekkür ederim.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Açıklama mı yapacaksınız?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Soylu.

Bir açıklama yapacak Sayın Bakan.

9.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Özellikle sayın milletvekilinin söylemiş olduğu konuda bir açıklama yapma zarureti var. Dediğiniz doğrudur yani jandarma tarafından bir yol kontrolünde aranan bir şüpheli şahıs jandarma tarafından alınmış, daha sonra Antalya Emniyet Müdürlüğü Teröre gönderilmiştir. Ve o esnada 2’nci katta Terörde herhangi bir şey yokken… Ailesine haber verilmiş -çağrılması konusunda ailesinin- emniyet müdürlüğü de bu konudaki gerekli girişimleri ortaya koymuştur. 2’nci kattan camdan atlamak suretiyle intihar etme yolunu seçmiştir. Ve dün bütün uğraşılara rağmen -hastaneye kaldırıldı, kurtarılmak istendi- kurtarılamadı. Yani bu konuda -Allah muhafaza- sizin söylediğiniz gibi herhangi bir değerlendirme söz konusu değildir.

Orada böyle bir fotoğraf ortaya koyarsanız bu bizi üzer. Yani on binlerce kişi gözaltına alınıyor Türkiye'de. Kimisi FETÖ'den, kimisi DEAŞ’tan, kimisi PKK’dan, kimi DHKP-C’den. Ve benim İçişleri Bakanlığım dönemimde de ondan önceki dönemlerde de bu olaylar yaşanmıyor. Yani sizin söylediğiniz gibi, “geçmiş dönemleri hatırlatır olaylar” gibi ifade ederseniz bu konuyla ilgili biz… Dün Sayın Emniyet Genel Müdürümüze de söyledim, hemen oraya müfettiş gitti yani bu, nasıl oldu, nasıl gerçekleşti ve nasıl bir dalgınlık esnasında buradan aşağıya atladı? Bu konuyla ilgili arkadaşlarımız bütün soruşturmaları yapıyor. Buradaki niyet apaçıktır, aranan bir kişi, ailesine de haber verilerek aslında kendisi de Antalya’ya çağırılıyor ama maalesef böyle bir… Aranan kişi de olsa, suçlu da olsa böyle bir müessif olay hepimizi üzer. Onun için gerekli bütün soruşturmalar, araştırmalar yapılıyor ama olay olduğu andan itibaren bizim bilgimiz çerçevesinde -gerek Emniyet Genel Müdürümüzün gerek benim gerek Müsteşarımızın- bu konudaki soruşturmalar da müfettiş marifetiyle tamamlanacaktır. Biz olayın tüm çerçevesiyle, Jandarma, Emniyet noktasında böyle olduğunu biliyoruz ve bu konuda da gerekli bütün araştırmalar yapıldıktan sonra değerlendirmeler yapılacaktır.

Emniyet Genel Müdürümüz de hatırlattı, son zamanlarda şöyle bir istihbarat var, buna ait bizim de birtakım tedbirlerimiz söz konusu: Özellikle PKK terör örgütü “Yakalanacağınız zaman bu konuda böyle davranın.” diye gerek telsiz görüşmelerinden gerekse de bizim özellikle Bingöl Şenyayla’da yakalamış olduğumuz, bizim “kütüphane” diye nitelendirdiğimiz 552 bin dijital belgede net bir şekilde okuduğumuz bir değerlendirmesi var ve bunlar yeni. Mesela İzmir’de polisin kuşattığı bir PKK terör örgütü mensubu biliyorsunuz boğazını kesti kendisi ve polis arkadaşlarımız onu hastaneye yetiştirdiler ve hayatını kurtardılar; teslim olmamak için boğazını kesti. Tabii, bu talimat hangi örgüt mensubuna ne kadar ulaşmıştır, bunu bilemeyiz ama böyle bir talimatın da varlığını arkadaşlarımıza biz ilettik, bu konuda gayet tedbirli olmaları lazım geldiğini de kendilerine, kendi talimatlarımızla beraber ortaya koyduğumuzu ifade etmek isterim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, çok kısa bir şey…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

10.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Bakan, benim gençliğim 12 Eylülde ve sonrasında geçti. Gerçekten, emniyet, bütün bu şaibelerden uzak durmak için, özellikle kendi himayesinde olan insanların ciddi bir şekilde korumasını üstlenmek durumunda olan bir kurumdur. Yani hiçbir yerinden kuş uçurtulmayan, hani bazen insanlarla nezarette görüşmeye gittiğinizde dahi böyle yanına yaklaştırılmayan bir yerdir.

Şimdi, bu son yaptığınız açıklamada, siz bunu bir bilgi olarak yapmış olabilirsiniz, gerçekliği de olabilir ama aynı zamanda, bence riskli bir açıklamadır, aynı şeyi emniyet görevlilerine de yapmanız gerekir çünkü bu açıklamanız, aynı zamanda, bu tür olabilecek her olayda, “Zaten böyleydi, örgüt böyle diyordu.” gibi şeyleri de getirebilir. Bunu samimiyetle söylüyorum yani önemli olan o zamanlara dönmemektir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bununla ilgili bir cümle söylemek durumundayım.

BAŞKAN – Sayın Soylu, buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bundan çok yakın bir zaman önce, bir DEAŞ mensubunu yakalayan polis ekibimiz, Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğüne DEAŞ mensubunu getirdi. Bir anlık dalgınlıkla DEAŞ mensubu Emniyet görevlimizi, polisimizi şehit etti.

Şimdi, bunu meşrulaştırmak için böyle bir şeyi söylemek son derece yanlıştır, böyle bir şey söylemeyiz, tam tersi “Bu tip yaklaşımlar var, bu tip yaklaşımlara karşı tedbirlerinizi en üst şekilde alın.” diye bizim talimatlarımız söz konusu, bunu burada ifade etmek için söyledim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ve bağımsız adli tıp incelemeleri de gerek.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci olarak Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor konuşacaklar.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve ilgili kuruluşlar bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2018 bütçesinin, atanamayan öğretmenlerimize, atanamayan sağlıkçılarımıza, mühendislerimize, teknik elemanlarımıza, üniversite, lise mezunlarımıza, kısaca işsizimize iş, hastalarımıza şifa, borçlularımıza ödeme kolaylığı, dardaki vatandaşlarımıza geçim kolaylığı, gurbetçilerimiz için şanla şerefle Türk olmanın gurur ve şuurunu yaşamalarına ve yaşatmalarına, terörün, yolsuzluğun, israfın, ayrımcılığın son bulmasına, milletimizin birlik ve beraberliğine, barışa, huzura, hoşgörüye, engelli vatandaşlarımız için engelsiz bir yaşama vesile olmasını diliyorum; son aşamaya geldiği ifade edilen taşeron işçilerine kadro çalışmalarının, hak, hukuk, adalet, eşitlik ilkelerine uygun olarak, birine kadro verilirken diğerini mahrum bırakmadan, kimsenin mağdur edilmediği bir şekilde çalışma barışına da katkı sağlayacak bir çalışmayla bir an önce Meclise getirilmesine ve fazla bekletilmeden kanunlaşmasına da vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe, fonksiyonu itibarıyla kamu kaynaklarının elde edilmesi ve kullanılması olduğuna göre, kaynakların elde edilmesinde ve kullanılmasında, dağıtılmasında Hükûmetin hak, hukuk, adalet ve eşitlikten ayrılmaması en büyük dileğimizdir.

Çalışma hayatının, sosyal güvenlik sisteminin çok sayıda ve önemli problemleri vardır. Bu yirmi dakikalık kısa süre içerisinde bunları başlıklar hâlinde bile saymamız mümkün olmayacaktır. Bu sebeple ben birkaç konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay raporlarında yer alan çok ciddi ve vahim tespitlerden bahsetmeyeceğim. İncelendiğinde görüleceği üzere Sayıştay raporları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu açısından maalesef en hafif deyimiyle, üzülerek söylüyorum, çok ciddi, üzücü tespitlerle doludur. Kurumsallaşmış yapıların olduğu modern toplumlarda bir kurum hakkında böyle bir denetim raporu düzenlenemez, düzenlenirse o kurum kapatılır. Acı olan, Sayıştayımızın kıymetli denetim elemanlarının büyük emeklerle hazırladıkları bu raporlardan ders alınmamasıdır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2016 yılı raporunda yer alan birkaç bulgudan bahsetmek istiyorum. Birincisi, katılım öncesi yardım aracı kapsamında kullandırılan fonlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı muhasebe işlemleri ve mali tablolarında yer almamaktadır, mali tablolar doğru bilgi sunmamaktadır. İşçi ücretlerinden ceza olarak kesilen paraların muhasebeleştirilmesinde, harcanmasında ve raporlanmasında 5018 sayılı Kanun hükümlerine uyulmamıştır.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Kurumu 2016 yılı Sayıştay Başkanlığı Denetim Raporu ise tek kelimeyle bence fecaattir. Raporda her biri birbirinden önemli 29 bulgu yer almaktadır. Bu bulgulara göre, sorumluluk mevkisindekilerin gözlerine uyku girmemesi gerekir. Kısaca rapor “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra.” diyor, açık gerçek budur. “Neden?” derseniz, bu kurumun 2016 sonu itibarıyla icraya intikal etmemiş ve yapılandırma başvurusu yapılmamış 1/A kapsamında 25,5 milyar lira, 1/B kapsamında 13,3 milyar lira, yapılandırma kanunlarına göre 1/A, B, C kapsamında 36,8 milyar lira, yine 2016 sonu itibarıyla icra takibinde toplam 45,1 milyar lira tutarında kurum alacağı vardır.

Örnek çok. Sadece, geçici bir hesap olan emanetler hesabında dahi 2014 yılında 8,8 milyar lira, 2015 yılında 8,3 milyar lira, 2016 yılında ise 13,9 milyar lira tutarında bakiye mevcuttur. Hatta mahsup edilmesi muhtemel ve mümkün bulunan on-line banka tahsilatlarının dahi mahsup edilmeksizin emanet hesaplarında bekletildiği görülmüştür. Bunun tutarı ise 2 milyar liranın üzerindedir.

Kıymetli arkadaşlar, ben bin liradan bahsetmiyorum veya raporlar 100 bin liralardan, milyonlardan bahsetmiyor, 10 milyarlarca lira kurum alacağından bahsediyor.

Değerli milletvekilleri, biz 5 milyar lira kredi için yabancıya el açıyoruz. Yabancıya el açmamıza gerek yok. SGK’nin alacağını yarıya indirelim, çeyreğe indirelim, yeter diyorum. Niye derseniz; 2016 sonu itibarıyla 5 milyar liradan fazla para kurum alacağı şüpheli hâle gelmiştir. Zaman aşımıyla ilgili tablolarda hiçbir bilgi yoktur. Böyle giderse daha da artacaktır. SGK’nin icrada 45,1 milyar lira parası yatmaktadır. Bugün Sosyal Güvenlik Kurumunun toplam alacağı 120 milyar liraya yaklaşmıştır kıymetli arkadaşlar. Burada Sayıştayın her bir bulgusu içinizi acıtacak mahiyettedir. Hangi birini söyleyeceksiniz, anlatılması, değerlendirmesi günler alır. Geçiyorum ve sonuç olarak diyorum ki: Tabiri caizse SGK ölmüş, ağlayanı yok görünümündedir. Okuyanlar, raporları anlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bir anekdot: Erzurumlu hocaya eşi hamile olan bey “Neyimiz olacak?” diye sormuş, hoca “Gayet basit, Allah vekil, ya oğlan olacak ya kız.” demiş. Niye böyle oluyor, niye alacaklar birikiyor, takip edilmiyor, şüpheli hâle geliyor? Ben de gayet basit diyorum. Onu da açıklayayım: Bakınız, SGK’nin Eylül 2017 itibarıyla toplam 27.521 personeli görev yapmaktadır. Bunların yüzde 77’sine karşılık gelen 21.056’sı yükseköğrenimlidir. 17 binden fazla kişinin memuriyet kıdemi on yıldan fazladır. İçlerinden 278’i yüksek lisans, 8’i doktora derecelidir. İçlerinde eli öpülesi, çalışkan, dürüst, fedakâr yüzlercesi vardır. İçlerinde Türkiye'nin en iyi işvereni, muhasebecisi, tahsisçileri mevcut olduğu hâlde çoğu Ankara’da dayı bulamadığı için unvan alamamışlardır. Mevzuattan bihaber birçok kişi sınavsız yükseltilirken bunların emekleri boşa çıkmıştır. Sonuç: Heyecan, moral, motivasyon dip yapmıştır. Bu durumda, dar anlamda, SGK’nin açığının 34 milyar lirayı bulması gayet normaldir diyorum. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Bunları, otuz yıla yakın bu kurumda çalışan, yakinen bilen biri olarak söylüyorum, gerçek budur, heyecan dip yapmıştır.

Sayın Bakan, şimdi size, yaptığınız bir atamadan çok kısa bahsedeceğim. Bu, heyecanın neden dip yaptığı hakkında bir fikir verebilir sanıyorum. Örneğimizde, atamasını yaptığınız kadın kardeşimizin toplam on yıl civarında hizmeti vardır. SGK’ye beş, altı ay önce Jandarma Genel Komutanlığından naklen gelen kardeşimizin unvanı memurdur. Bir ay önce SGK’nin Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğüne daire başkanı olarak atadınız. Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü ki diğer görevleri yanında, bilgisayar yazılım ve donanımı gibi bilişim hizmetlerini yerine getiren teknik bir genel müdürlüktür. Siz, burada yıllardır çalışan, uzmanlaşan, unvan bekleyenleri dışlarsanız onlar da sizi dışlar diyorum; hatta daha da ileri giderek söylüyorum ki emin olun size beddua ederler, benden söylemesi. Tabii, bu kardeşimizi on yılını doldurur doldurmaz memuriyetten daire başkanlığına sıçrattığınıza göre sıradan birisi de olmasa gerekir. Başka örnekler var mıdır? Çoktur. Böyle olunca elbette SGK de geriye gidecektir.

Değerli milletvekilleri, 2018 yılı bütçe açığının bir önceki yıla göre yüzde 6,9 artışla 65,9 milyar TL’ye ulaşması öngörülmüştür. 2017 yılı tahmini 46,9 milyar liraydı. 2017 yılında gerçekleşme tahmini 61,7 milyar liradır. 2017 yılında tahminde 15 milyar lira yanılma vardır. 2018 yılı gerçekleşme tahmini ise 65,9 milyar TL’dir. Sonuç: Bütçe açıkları ciddi rakamlara ulaşmıştır. Faiz harcamaları da her geçen yıl artmaktadır. 2018 yılında 71,7 milyar olarak tahmin edilmektedir. Bütçe açıkları, faiz harcamaları çok büyük rakamlardır.

Çok önemli diğer bir konu, Sosyal Güvenlik Kurumunun açıklarıdır. Açık 2015 yılından bu yana üç kat artmıştır. 2016 yılında toplam açık 20,3 milyar TL iken, 2017 yılının ilk sekiz ayında toplam 21,5 milyar TL açık vermiştir, 2017 tahmini aşılmıştır, yıl sonu itibarıyla 32 milyar TL’yi aşması kuvvetle muhtemeldir, 2018 yılında 34 milyar liraya yükselecektir. Sosyal Güvenlik Kurumu açıkları yani kara delik gittikçe büyümektedir. Nüfusun yaşlandığı da hesaba katılırsa belki de en önemli, en önce çözmemiz gereken konu Sosyal Güvenlik Kurumu açıklarının azaltılmasıdır. Sürdürülmesinde ciddi sıkıntılar olan sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesinin gün geçtikçe bozulması bütçe dengeleri açısından da alarm vermektedir. KİT finansman dengesi 2016 yılında 8,4 milyar lira, 2017 yılında 2,8 milyar lira fazla vermişken 2018 yılında 5,3 milyar lira açık beklenmektedir.

Değerli milletvekilleri, sermaye giderleri 2017 yılında 70,5 milyar lira öngörülmüşken 2018 yılında öngörülen miktar 69,8 milyar liradır. Yatırım bütçesinin artmaması hoş değildir. Kısaca, bütçe açığı 66 milyar, faiz gideri 70 milyar, sosyal güvenlik sistemine aktarılan 34 milyar, KİT’ler için 5,3 milyar, topladığımızda 175 milyar lira, buna karşılık yatırım bütçemiz 70 milyar lira; acı olan bu. İşimiz zordur. Böyle devam ederse işsizliği önleyemeyiz, kredi borcunu ödeyemeyen kişi sayısı, karşılıksız çek sayısı, protesto edilen çek sayısı ayrı ayrı milyonları geçecektir. Peki, ne yapılmalıdır? Yapılacak şey çok çalışmaktır, çok tasarruf etmektir, işi ehline vermektir, geçmiş yıllarla mukayese yaparak övünmemektir, nihayet herkes görevini yapmaktadır, hamaset yapmamaktır, haktan hukuktan, adaletten ayrılmamaktır, gerçeklerle yüzleşmektir.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılında asgari ücret 1.300 liradır. 2017 yılında, bu, 1.404 liraya çıkmıştır, artış 7,9’dur yani 8 diyelim. 2017 yılında enflasyon bir önceki yılın aralık ayına göre yıllık yüzde 12,8 oranında gerçekleşmiştir. Aralık ayı enflasyonu yüzde 1’in altında bile çıksa aralık ayı dâhil bir önceki yılın aynı ayına göre yıllık enflasyonun yüzde 12’den aşağı olmayacağı kesindir. 2017 yılında asgari ücretteki artış yüzde 8, on bir aylık enflasyon yüzde 13; enflasyon asgari ücreti tuş etmiştir, gerçek budur. Dar gelirlileri çok daha fazla etkileyen sektörlerdeki fiyat artışı çok daha yüksektir. Gıdadaki bir aylık artış Ocak 2017’de yüzde 6,7; giyim ve ayakkabıda Nisan 2017’de yüzde 9,13; Ekim 2017’de yüzde 11,51 olarak gerçekleşmiştir.

Son çıkan torba yasayla bazı vergilerin artırılması, akaryakıt ve döviz kurlarının fiyatlarının yükselmesi ve diğer etkenler birlikte değerlendirildiğinde enflasyondaki artışın devam edeceği görülmektedir. Asgari ücretle çalışanlar tahmin edilmeyen veya yanlış politikalar nedeniyle yüksek çıkan enflasyonun ceremesini çekmişlerdir 2017’de.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in ifadesine göre, enflasyondaki yükselişin daha çok gıda fiyatlarından kaynaklandığı göz önüne alınırsa, düşük ücretle çalışanlar bakımından durum çok kötüdür. Vergiler ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar 2018 yılına yansıyacaktır. Hane halkı, firma ve ülkenin toplam borcu artmaktadır. 2017 sonu itibarıyla banka kredileri ve kredi kartı borçlarını ödeyemeyenlerin sayısının 1 milyonu bulacağı dikkate alındığında, 2018 yılında asgari ücretin yüzde 20’nin üzerinde artırılması gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde gelir dağılımı asgari ücretle çalışanlar bakımından aleyhine daha da bozulacaktır.

Sayın Bakan, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun 1 Aralık 2017 tarihinde ilk toplantısını yaptınız. Hafta sonu Ankara’nın üç beş değişik semtinde dolaştım. Burada semt ismi vermiyorum ama biliniz ki iki üç odalı bir yerin aylık kirası 700-800 liradan aşağı değildir. Arka cephe, güneş görmeyen, zemin kat 2 artı 1 yerler bile 600-650 TL’den az değildir. Bu sebeple, ilk toplantıda “İşçi ve işverenlerden fedakârlık bekliyoruz.” beyanınızdan “işçi” bölümünü çıkarmanızı bekliyoruz. Yükselen enflasyonla hayat pahalılığı sürekli artarken, aldığı 1.404 lira maaşla kira veren, çocuk okutan, elektrik, doğal gaz, pahalı su ücreti ödeyen ücretli zaten geçinemezken nasıl fedakârlık yapacaktır? Bıçak kemiğe dayanmıştır, kemerde sıkacak delik kalmamıştır. Lütfen bunu görün, duyun diyorum.

Değerli milletvekilleri, kıymetli arkadaşlar; Anayasa’mızın 5’inci maddesi devletin temel amaç ve görevlerini, 49’uncu maddesi çalışma hak ve ödevini, 55’inci maddesi ise ücrette adaletin sağlanmasını düzenlemiştir. Bir bütün olarak baktığımızda, devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmekle; çalışma hayatını geliştirmek için, çalışanları, çalışmayı desteklemekle ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri almakla görevlidir. Çalışanların yaptıkları işe uygun, adaletli bir ücret elde etmeleri ve sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri almakla görevlidir.

Taşeron işçilerinin ücretleri düşük ve adil değildir, yasal yardımlardan yararlanamazlar. Ücret ve çalışma şartları hayat seviyelerini yükseltmek, insan olarak maddi ve manevi varlıklarının gelişmesi için asla yeterli değildir. İş güvenceleri iki dudağın arasındadır, iş güvenceleri yoktur. Bu iş yerlerinde çalışma barışı sağlanamamıştır. Bunlara başka ilaveler de yapmamız mümkündür. Bu düzen Anayasa’ya uygun bir çalışma düzeni değildir; bunun adı -Milliyetçi Hareket Partisi deyimiyle- örgütsüzlüğü, güvencesiz çalışmayı, kayıt dışılığı ve kuralsızlığı tetikleyen; insan onuruna yaraşır düzgün iş tanımını yok sayan, çalışma hayatının dengelerini bozan işçi çalıştırma düzenidir. İşte bunun için Milliyetçi Hareket Partisi olarak “Köleliği andıran işçi çalıştırma düzenidir.” olarak tanımladığımız bu konuda, devletin asli ve sürekli hizmetlerinde çalıştırılan taşeron işçilere kadro verileceğini taahhüt ettik.

Başka bir taahhüdümüz de geçici, mevsimlik ve kampanya işlerinde çalışanların yaşadığı sorunların çözüme kavuşturulmasıdır. Her ne kadar, Adalet ve Kalkınma Partisi, dün, köleliği andıran işçi çalıştırma düzeninin ortadan kaldırılmasını seçim beyannamelerinde taahhüt etmese de bugün geldiği noktayı çok önemsiyor ve destekliyoruz. Diyoruz ki: Milliyetçi Hareket Partisi, köleliği andıran işçi çalıştırma düzeninin kaldırılması için size her türlü desteğe hazırdır. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Bakanın açıklamalarına göre, genel ve katma bütçeli idareler ile belediye ve il özel idarelerinde çalışan taşeron işçileri 4/B’li olarak kadroya alınacaktır, ifade edilen toplam sayı 850 bin-950 bin civarındadır.

Sayın Bakan, güvenlik soruşturmasına evet diyoruz ancak sözlü sınav çok tehlikelidir. Sözlü sınav demek, torpil demektir. Şimdiye kadar yapılan uygulamalara baktığımızda, sözlü sınavın ciddi kayıplara yol açtığı şeklinde ciddi iddialar vardır.

Değerli arkadaşlar, Hükûmet yetkililerinin açıklamaları arasında KİT’lerde çalışan taşeron işçilerin de kadroya alınacağı yer almamıştır. Yansıyan bilgilere göre, KİT’lerde çalışanlar bu haktan istifade edemeyecektir. Bu çok haksız bir durumdur. İnşallah yanılırız, yanılmaktan da şahsen seviniriz.

Ancak biz, Sayın Cumhurbaşkanının “Bu işte taşeron olmaz.” beyanını önemsiyoruz. Toplam 850-950 bin kişiye kadro verilirken KİT’lerde çalışanları ayırmak, başta Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olacaktır. EÜAŞ’te, PTT’de, TCDD’de, öğretmenevleri ve akşam sanat okullarında vekil imamların, sağlıkçıların, diğer KİT’lerde aynı işi yapan, aynı odada, aynı mekânda çalışanların farklı işlemlere tabi tutulması asla hakça değildir, kabul edilemez.

Konuya emek olarak baktığımızda, KİT’lerde çalışanlar bizzat doğrudan üretim süreçlerinde yer aldıkları için daha yoğun emek sarf etmektedirler. Biz hiçbir ayrım yapılmadan tüm taşeron işçilerine kadro verilmesi gerektiğini, KİT’lerin ayrılmasının hak ve adalete, hakkaniyet ve ahlaka uygun olmayacağını düşünüyoruz. KİT’lerde toplam 40 bin civarında taşeron işçisi olduğu göz önüne alındığında, KİT çalışanlarının sayısı kadro verilecek toplam sayının ancak yüzde 5’i mertebesindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Tor, bir dakika ek süre veriyorum size de.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Devletimiz büyüktür. Devlete düşen hak ve hakkaniyete uymaktır, adalete uymaktır. Devlet birilerine kadro verirken birilerini mahrum bırakamaz. Kaldı ki KİT’lerde çalışan taşeron işçileri bu ülkenin kalkınmasına, üretimine önemli katkılar sağlayan, fedakâr arkadaşlarımızdır. KİT’lerde çalışanların bu imkândan mahrum edilmesi toplumsal barışa ve huzura da katkı sağlamayacaktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının ve Hükûmet yetkililerinin Sayın Cumhurbaşkanının konuyla ilgili beyanını önemsemelerini bekliyoruz. Genel, katma bütçeli idarelerde, belediyelerde, il özel idarelerinde taşeron olmazsa, Cumhurbaşkanının deyimiyle, KİT’lerde de taşeron olmaz. KİT’lerde çalışanlara kadro verilmemesi yasanın ölü doğmasına, binlerce emekçinin mağdur olmasına, toplumsal barışın bozulmasına sebep olacaktır.

Bu ve diğer birçok sebeple, MHP olarak dilek ve temennimiz, KİT’lerde çalışan taşeron işçilerine de kadro verilmesidir çünkü hiçbir işçimiz köleliği andıran bu çalıştırma düzenine layık değildir diyorum, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü olarak Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya konuşacaklar. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Karakaya.

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Devlet Personel Başkanlığı, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ile Mesleki Yeterlilik Kurumu bütçeleri üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren en önemli kurumlardan bir tanesi Devlet Personel Başkanlığı. Devlet Personel Başkanlığının işi gerçekten çok zor, zor bir görevi var çünkü bugün itibarıyla ülkemizde memur, işçi, sözleşmeli personel, geçici personel statüsünde çalışan 3 milyon 341 bin kamu çalışanı mevcut. Üzülerek ifade ediyorum ki 3,5 milyona yakın olan kamu çalışanlarımızın neredeyse tamamına yakını mutsuz, sorunlu ve rahatsız durumda. Bunun nedeni ise sistemdeki kronikleşmiş bazı sorunlardır. Öncelikle mevcut sistemimizdeki bozuklukları dile getirmek istiyorum, tabii bunların tamamını buradan saymak bu kısıtlı süre içerisinde elbette mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde çalışma hayatına baktığımızda kamu personelinin işe girme aşamasından başlayarak emekliliğe kadar hatta emekli olduktan sonra bile adaletsiz bir sistemin içerisinde yer aldığını hepimiz biliyoruz. Öncelikle işe girişlerinde, özellikle de mülakat aşamasında objektif kriterlerin belirlenmediği ve birçok gencimizin haklarının yenildiği yaygın bir kanaattir. İlerleme ve yükselmede liyakat yerine kayırmacılığın yaygın olarak uygulandığı malumlarınızdır. Kamu personelinin maaşları yetersizdir. Çoğunun elde ettikleri gelir yoksulluk sınırının maalesef altındadır. Ayrıca çalışanlar arasında büyük bir ücret adaletsizliği söz konusudur. Birçok kurumda kamu çalışanlarına mobbing, taciz, tehdit ve yıldırmaya dayalı haksızlık ve adaletsizlikler yapılmaktadır. Özellikle bu mobbing uygulaması, bununla ilgili bazı yasal düzenlemeler, mevzuata ilişkin birtakım düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen yine yoğun bir şekilde kamu kurumlarında devam etmekte ve bunlar sistematik olarak da bazı siyasi görüş ya da gruplar adına maalesef devam ettirilmektedir. Tüm bu zorluklara rağmen çalışmaya devam eden ve emekliliğe hak kazanan çalışanlarımızın asıl sıkıntısı ise emekli olduktan sonraki durumları. Çalışırken aldığı maaşla bile zor geçinen kamu çalışanlarının emekli olduktan sonra maaşları yarıya kadar düşmekte ve ciddi bir geçim sıkıntısı yaşamaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu saydığım örnekler tüm kamu çalışanlarının yaşadıkları ortak sorunlar. Tabii, tüm istihdam türlerinin kendisine has da farklı farklı, kendilerine özgü, özel sorunları da var; bunlara elbette burada giremeyeceğiz.

Yine, kamu çalışanlarının dışında tabii, diğer alanlarda da çalışma hayatıyla ilgili çok ciddi sorunlarımız var. Biraz önce, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz alan Kahramanmaraş Milletvekilimiz Fahrettin Oğuz Tor Bey bunların önemli bir kısmına değindiler, tekrar olmaması açısından buralara girmek istemiyorum. Bu noktada yine, kamu çalışanlarıyla alakalı olarak çok elzem gördüğümüz çalışma gruplarının bazılarının sorunlarını dile getirmek istiyorum. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bunları sürekli olarak buralardan hep dikkatlerinize getirmeye çalıştık, birçoğuyla ilgili maalesef bir çözüm üretilmesi söz konusu olmadı.

Yıllardır uzman erbaşlarımızın derdini anlatıyoruz, çare arıyoruz, iktidardan bir adım bekliyoruz artık. Bildiğiniz gibi, uzman erbaşlar terörle mücadelede en önlerde, göğüs göğse çarpışan, vatanı için gözünü kırpmadan canını veren kahramanlarımızdır. Bu kardeşlerimizin çok ciddi sorunları var. Bildiğiniz üzere, orduevleri askerî personeller için açılmıştır ve kamuda görev alan tüm memurlar tarafından kullanılmakta ancak uzman erbaşlarımız bunlardan istifade edememektedir. Lojman konusu yine, uzman erbaşlarımızın önemli sorunlarından bir tanesi. Çalışma şart ve esaslarına yönelik, bunlarla ilgili olarak hâlâ bir yönetmelik maalesef hazırlanmış değil. Uzmanların sözleşmeli statüleri kaldırılmalı ve bu kardeşlerimize kadro verilmesini Sayın Bakanımızdan özellikle rica ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, taşeron konusunu biraz önce Sayın Fahrettin Tor Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına gündeme taşıdı; özellikle belediye ve KİT’lerdeki taşeronda çalışanlara kadro verilmemesi tabii önemli bir eksiklik. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak taşeronlara kadro verilmesini, daha doğrusu bu taşeron sorununun çözülmesi konusunda seçim beyannamemizde bir taahhüdümüz olmuştu; taşeronlar konusunda yapılan bu girişimi destekliyoruz ancak eksik olduğunu ifade ediyoruz.

Yine, taşeron konusunun uygulama sırasında, uygulanmasından kaynaklanacak başka sorunlar olacağını ben vakit yeterse buradan ana başlıklarıyla da olsa ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak özellikle uzman erbaşlarla ilgili sorunları yakından takip ediyoruz ve bu konuyla ilgili bir Meclis araştırması önergesiyle konuyu yine Genel Kurul gündemine taşımıştık. İstanbul Milletvekilimiz Sayın İzzet Ulvi Yönter bu konuların sürekli takipçisi durumunda ve sonuna kadar da takip edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Emniyet teşkilatı mensupları kardeşlerimizin durumu da maalesef hiç iyi değil. Polislerimizin çalışma süre ve şartları çok ağırdır. Buna rağmen taban maaşları, senelik ve haftalık izinleri ile fazla mesai ücretleri tatmin edici durumda değil. Tamamına yakını yükseköğretim mezunu olan polislerimiz, Avrupa Birliği ülkelerindeki polislerden 2 kat daha fazla çalışmakta ancak yarısı kadar maaş almaktadırlar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına buradan bir kez daha polislerimize 3600 ek gösterge istediğimizi beyan ediyorum.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – 3600’ü istiyoruz.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) - Sayın Bakan, bu konu çözülene kadar usanmadan bıkmadan konuyu gündeme getirmeye devam edeceğiz. Ayrıca ikinci emir konusunun bir düzenlemeyle mutlaka halli yoluna da gidilmelidir.

Ben, bu vesileyle, hem uzman erbaşlarımız hem de polislerimizin problem ve sorunlarını gündeme getirdikten sonra, burada Sayın İçişleri Bakanına da özellikle son dönemlerde terörle mücadele konusunda göstermiş olduğu başarılı çalışmalardan dolayı da teşekkür etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, öğretmenlerimizin de birçok sorunu var, atama bekleyen binlerce öğretmen var. Hâlâ öğretmenlerin ek göstergeleri 3600’e çıkarılmadı, ek ders ücretleri ile eğitim öğretim tazminatları yükseltilmedi, eğitime hazırlık ödenekleri maalesef artırılmadı.

Akademisyenlerimizin de fazlasıyla sıkıntıları var. Ben, zaman dolayısıyla sadece bir tanesine değineceğim; o da özellikle kadro konusuyla alakalı. Taşrada bir şekilde çözülüyor olsa da özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde doçentlik unvanını alıp hâlâ araştırma görevliliği kadrosunda çalışan bilim insanlarımız var. Hakikaten bu bunlar için ayıptır yani araştırma görevliliği kadrosunda maaşını alacak, özlük haklarını alacak ama bunlar doçentlik unvanını almış olan insanlar. Doçentlikte beş yılını tamamlamış, profesörlük hakkını elde ettiği hâlde kadrosuzluktan bekleyen çok sayıda insanımız var. Yine üniversitelerimizin birçok bölümünde açıklar, öğretim üyesi açığı olmasına rağmen diğer taraftan kendi imkânlarıyla doktorasını bitirmiş, dünya çapında yayınlar yapmış ve aynı şekilde ödüller almış, hatta buluşlar yapıp gazetelerde anlatılan, göğsümüzü kabartan ama kadrosu olmayan çok sayıda bilim insanımız var. Üniversitelerdeki bu kadro sorununun bir an önce çözülmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, daha önce bu kürsüde birçok platformda gündeme getirdiğimiz bir konu da itfaiyeci kardeşlerimizin sorunlarıydı. Yangın söndürmeden arama kurtarmaya, denetimden eğitime oldukça geniş bir alanda faaliyet yapmaktadırlar. Bu denli önemli ve geniş bir alanda görev yapmalarına rağmen maalesef itfaiyecilik, polislik ya da öğretmenlik gibi bir meslek grubu hâline hâlâ getirilebilmiş değil. Üç yüz yılı aşkın bir tarihi olan itfaiyecilerimizin mesleki statüleri yoktur, yani itfaiyecilik bir meslek olarak kabul edilmemektedir. Birçok meslek sınıfında yıpranma tazminatı verilirken en çok hak etmelerine rağmen böyle bir hakları bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, ayrıca itfaiye veya yangın söndürme işlerinde çalışanlara kanun gereği uygulanması gereken altmış günlük fiilî çalışma süresi zammı maalesef uygulanmamakta, sadece gitmiş olduğu yangın söndürme saati, zamanı süresince fiilî hizmet süresi verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, yıllardır taşeron işçilerimize kadro sözü verilmesine rağmen somut bir adım atılmamıştı. Son günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ve Sayın Çalışma Bakanı tarafından yapılan açıklamalar hepimizi umutlandırdı. Aslında Sayın Çalışma Bakanımız da buradayken şu konunun da altını çizmekte fayda var: Biz bu girişimi eksik buluyoruz ama destekliyoruz. Bununla birlikte, böyle bir ihtiyaç neden duyuldu, toplumda bu kadar istek ve arzu neden oluştu? Bunun sebebini hepimiz biliyoruz. Bunun sebebi özellikle taşeron uygulamasının bir istismar aracı hâline gelmesiydi. Peki, şöyle bir geriye gittiğimizde böyle bir uygulamaya neden geçilmişti? Hatırlayın, üniversitelerde yayınlanan makalelere, kürsülerdeki konuşmalara bakın, bu uygulamalarla biz kamu kurumlarında onları asli görevlerine döndürecektik, verimliliği artıracaktık, başka şeylere neden olacaktı. “Outsource” diyorlardı, dışarıdan hizmet satın alma; bunu da kimse yere göğe koymuyordu.

Peki, bugün bu hâle niye geldi, neleri eksik yaptık? Bunları da çok iyi analiz etmemiz lazım, çok iyi çalışmamız lazım. Madem taşeron işçilik bir kölelik hâline dönüştürüldü, kamunun bir kesiminde bunu düzeltme ihtiyacı duyuyoruz, peki diğer tarafında “KİT’lerde ve belediyelerde bunu neden yapmıyoruz?” sorusunu da bizim sorma hakkımız doğacaktır.

Onun için bunların bir bütün olarak incelenmesi gerektiğini, yarın, üç ay ya da bir yıl sonra yine aynı şeylerle, verimlilik, asli işlere, görevlere, fonksiyonlara odaklanma gibi gerekçelerle tekrar baştan aynı şeylere başlayacaksak bunların tedbirlerini de bugünden çok iyi bir şekilde düşünmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada bir başka önemli sorun da şu: Bu taşeron uygulamasını kaldırırken taşeron sisteminin içerisinde olan 17 bin firma, bunlarda çalışan 150 bine yakın işçi söz konusu; bunların da ne olacağını… Yani bir tarafta bir mağduriyeti giderirken diğer tarafta da yeni mağduriyet alanları da oluşturmamamız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) - Bunlarla ilgili de mutlaka bir çalışmayla -yapılacak düzenlemeye dâhil edilerek- gelinmesi gerektiğini ifade ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son olarak Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi hakkında, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Türk-İslam medeniyetinin eseri yüksek Türk kültürüdür. Türk milletini istiklal davasında birleştirip dünyaya esareti değil hürriyeti haykıran, devletin ve milletin bekası için yedi düvelle savaşan, yeni Türk devletini kuran, Türk kültüründen beslenen irade ve düşünce sistemi olan Türk milliyetçiliğidir. Binlerce yıllık Türk tarihi içinde oluşan ve gelişen Türk kültürü de dünya kültür mirasının çok önemli bir parçasıdır. Bu sebep dolayısıyla, Türk tarihi ve Türk kültürü dikkate alınmaksızın dünya tarihi ve dünya kültür tarihi yazılamaz.

Şüphe yoktur ki, Türklüğün büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonra da geleceğin yüksek medeniyet ufkundan bir güneş gibi doğacaktır. Yüksek bir medeniyetin vârisleri olarak bize intikal etmiş maddi ve manevi kültür varlıklarımızı muhafaza etmek, anlamak, geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmak millî bir vazifedir. Geçmişten gelen medeniyet ve kültür değerlerimizi zamanın idrakine söyletmek, yeni bir terkiple medeniyetimizi eski ihtişamına yakışır şekilde muasır medeniyet seviyesine çıkarmak hem millî hem de insani görevdir.

Beşeriyet, içerisinde bulunduğu kaostan ancak merkezinde insan, hedefinde insanlık olan medeniyet hamlesiyle kurtulacaktır. Türk milletinin cevherinde mevcut olan istidat ve yüksek kabiliyet insanlığın ufkunda yeni bir ümit, yeni bir medeniyet hamlesi ortaya çıkaracaktır. Tarih buna şahittir. Türk-İslam medeniyeti insanlığın kendini en yüksek surette idrak ettiği “altın çağ” olarak tarihte yerini almıştır. Türk-İslam medeniyeti çevresinde ortaya konulmuş olan maddi ve manevi eserler işte bu yüksek medeniyetin şahitleridir. Kültür eserlerimiz mazi ile istikbal arasında bağlantı kuran en değerli hazinelerdir. Tarihî yürüyüşümüzün millî, dinî ve insani esaslarını canlandırarak yeni bir medeniyet hamlesi başlatmak heyecanındayız. Batı medeniyetinin de muhtaç olduğunu düşündüğümüz bu hamle de ancak Türk milliyetçilerinin omuzlarında yükselecektir.

Değerli milletvekilleri, siyasi ve edebî metinler olan Orhun Abideleri, Orta Asya’da kilometrelerce yer altında açılan mühendislik usulü su kanalları, binlerce kilometre menzile dizilen kervansaraylar, köprüler, Tac Mahal, altın şehir İsfahan, dünyanın incisi İstanbul, Selimiye ve Süleymaniye ve bütün selatin camiler imar ve mimarlık eserlerimiz olarak medeniyetimize şahitlik etmektedir. Bu medeniyetin zihnî arka planında şüphesiz ki yüce dinimiz İslam ve yüce kitabımız Kur’an vardır.

Fergana Vadisi’nden Endülüs’e, gönül ve düşünce dünyamızın ürünlerinden Dîvânu Lugâti’t-Türk, vakıflar, Kutadgu Bilig, Mesnevi, Firdevsî’nin Şehname’si, BinBir Gece Masalları, İhvan-ı Safa Risaleleri, Bostan ve Gülistan, Hâfız’ın Dîvanı, Yesevi’nin hikmetleri ile binlerce ilmî, edebî ve felsefi eserler gerçek anlamda keşfedilmeyi beklemektedir.

Büyük ilim adamı, bestekâr, şairlerimizden birkaçını ismen ifade etmek isteriz: İbni Sina, Farabi, Gazali, büyük mezhep imamlarımız, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Sadi Şirazi, Akif, İkbal, Fuzuli, Yunus, Şeyh Galip, Karacaoğlan, büyük Itrî, Dede Efendi, Hacı Arif Bey ve Münir Nurettin Selçuk.

Değerli Milletvekilleri, kültür ve medeniyet kavramları uzun süre tartışılmıştır. İttifak ile medeniyet bir inanç ve o inanca bağlı ahlak nizamı, bu inanç ve ahlak sisteminin belirlediği istikamet ve nitelikte meydana gelen eser ve ürünler ise kültür olarak tanımlanmaktadır. Bir diğer ifadeyle, bu tanımlamadan hareketle hayatın anlamını ve gayesini medeniyet belirlerken, kültür, değişen şartlarda hayatı sürdürmek için medeniyetin ruhuna uygun biçimde fiiller ve eserler meydana getirmektir.

Batı medeniyeti; ilim, ilim zihniyeti, ilmin hayata uygulanışı olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyet üzerinde yükselmiştir. Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, iki yüz yıllık Batılılaşma, çağdaşlaşma maceramız, medeniyet ve kültür kavramlarındaki farklı anlayışlar sebebiyle hâlâ tartışmalara yol açmaktadır. Bir medeniyet veya kültürün bütünüyle alınmasının mümkün olmadığı ilmî bir hakikattir. Ziya Gökalp ve Mümtaz Turhan da medeniyet ve kültürün bire bir kopya edilemeyeceğini ilmen ortaya koymuşlardır. Ancak medeniyetlerin gelişip güçlenmesi, kendisinden önceki ve çağdaşı medeniyetlerin tefekkür sistemlerinden etkilenmesiyle mümkündür. Türkiye’nin medeniyet ve kültür bakımından geri kalmışlığı, halkın cehaletinden değil aydınların kemiyet ve keyfiyet bakımından kifayetsizliğinden doğmaktadır. Yeterince ne Avrupa’yı tanıyoruz ne de kendimizi tanıyoruz. Kendini tanımak marifetlerin marifetidir. Kendini bilen Rabb’ini bilir. Şairin dediği gibi, biz de derya içinde olmasına rağmen deryadan haberi olmayan balıklar gibiyiz; içinde yaşadığımız ummanı tanımamaktayız.

Değerli milletvekilleri, bir milletin hayatında kültür davası, alfabeyi okuma ve ezberleme davası değildir, kafayı, kalbi ve bedeni geliştirme ve yetiştirme davasıdır. Dalından kopan bir yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder, o artık herhangi bir istikamette esen rüzgârın esiridir; ülkemizin hazin hikâyesi de budur.

Kültür savaşında en müessir silah şuurdur, milliyetçiliktir. Bir milletin öz değerlerini, öz varlığını koruması ve geliştirmesi millî şuurla mümkündür. Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır şartları karşısında ifade etmek ve hatırlatmak isterim ki milliyetçiliğe karşı çıkmak, kale kapısını düşmana açmak demek olur.

Medeniyetler parayla değil ilimle, irfanla, imanla, ahlakla kurulurlar. İlimden, irfandan, imandan, ahlaktan uzaklaştığında ise yıkılırlar. Kültür meselesinde yapılanları parayla ölçmek, sanat eserlerini ticari emtia hâline getirmek kültür ve medeniyete en büyük ihanettir. Övünülecek olan dünya çapında sanatkârlar ve dünya çapında eserlerdir.

Değerli milletvekilleri, geçmişimizle tanışmak, geçmişimizle barışmak, geçmişimizin farkına varmak gelecek için en sağlam yoldur, en gerçekçi haritadır, pusuladır. Bu anlamda ve gerçekte kökü mazide olan atiyiz. Geçmiş de bizimdir, gelecek de bizimdir. Geçmişi inkâr, kendini inkâr, kendini tahrip demektir. Geleceği görememek hamakatlerin hamakatidir.

Bugün itibarıyla gerek Batı medeniyetine ve gerekse Türk-İslam medeniyetine ait bilgi, belge ve eserler hakkında malumat sahibiyiz ve bu eserlere ulaşma imkânlarımız da vardır. İnsanlığın binlerce yıllık müktesebatını hiçbir komplekse kapılmadan tetkik etmek, araştırmak, anlamaya çalışmak ve zamanın idrakiyle yeni bir terkibe tabi tutmak ve gelecek nesillere aktarmak yegâne doğru yoldur. Bu yolda muhtaç olduğumuz şey, millî ve insani bir görev şuuruyla her şeyden önce samimiyet ve çok ama çok çalışmaktır. Bu konuda devlete, topluma düşen görev, ilim adamları ile sanatkârların hür ve mutlak şekilde kendilerini idrak edebilecekleri uygun iklimi tesis etmektir. Ancak ilim ve sanatın zemini olan üniversitelerdeki sayısal artış ve sistem değişikliği dolayısıyla Sayın Başbakanın “Üzerinde yeterince düşünülmemiş.” ifadesi üniversitelerin hâlini ortaya koyması açısından, medeniyet ve kültür hamlesi adına tam anlamıyla hayal kırıklığıdır.

Değerli milletvekilleri, 14 Temmuz 2004 tarih ve 5225 sayılı Kültür Yatırımlarını ve Girişimlerini Teşvik Kanunu önemli bir eksikliği gidermiştir. Uygulamada görülen eksiklik ve yanlışlıkların en kısa zamanda çözülmesi gerekmektedir.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca 1’incisi 1982’de, 2’ncisi 1989’da ve 3’üncüsü de bu sene düzenlenen Millî Kültür Şûrası’nda ortaya konulan raporlar çok önemli tespit ve öneriler içermektedir. Başarılı bulduğumuz Millî Kültür Şûrası’nın her yıl tekrarlanması, bir önceki yıl toplantısında ortaya konulan tespit ve önerilerde gerçekleşme ve alınan mesafelerin değerlendirilmesi, beklenilen fayda açısından çok önemlidir. Şûra kapsamında oluşturulan 17 komisyonun sunduğu raporlarda ortaya konulan öneri ve teklifler ısrarla takip edilmelidir. Bunlar arasında yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde münhasıran kültürle ilgili özel bir komisyon kurularak komisyonun kültür alanındaki bütün aktörlerin görüş ve beklentilerinin dile getirileceği bir platform olarak görev görmesi önerisi öncelikle ve mutlaka yerine getirilmelidir. Keza, 2017 yılında 9’uncusu gerçekleştirilen Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi’ni kültür alanında atılmış çok önemli bir adım olarak görüyor, sürekli hâle getirilmesinin de gerekli olduğunu ifade ediyoruz. Yazılı medeniyet ve kültür eserlerimizin kataloglanması ve bazı eserlerin yayınlanmasında şimdiye kadar yapılan çalışmaları takdirle karşılamaktayız. Kültür Bakanlığımızca 1990’lı yıllarda yayınlanan Yazma Eserler Kataloğu, akademi ve araştırmacılar açısından çok önemli olup acilen güncellenmelidir. Kültür mirası olarak bize intikal etmiş bulunan eserleri akademi araştırmacısına ve okuyucusuna sunmamız gerekmektedir. Yazma Eserler Daire Başkanlığının muhtelif yerlerde bulunan nadir 182 bin yazma, 331 bin matbu, toplam 513 bin eseri uygun 22 kütüphanede toplama, elektronik ortamda okuyucuya sunma, restorasyonlarını yapma, günlük dile çevirerek tıpkı basımlarıyla birlikte yayınlama çalışmalarını ilim ve kültür hayatımız için çok önemli buluyor ve takdirle karşılıyoruz. Bu konuda emeği geçen tüm görevlilere teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bazı şehirler vardır ki bizzat kendisi sanat eseridir, tarihtir, kültürdür. İstanbul dünyanın incisi, kültür ve medeniyetin merkezidir. Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle İstanbul katledilmiştir, İstanbul’a ihanet edilmiştir. Bütün bunlar yapılırken Kültür Bakanlığı derin bir sessizlik içindedir.

Osmanlı’nın ilk payitahtı olan yeşil Bursa, Bursa’nın kalbine hançer gibi saplanmış TOKİ cinayetiyle de yeşil Bursa katledilmiştir. Tanpınar’ın tasvir ettiği Bursa’dan eser kalmamıştır. Bursa’yı boydan boya ikiye bölen ucube raylı sistem, bir başka katliamdır.

Bursa’da Gökdere Medresesi restore edilmiş, tesis olarak nitelenerek “Tesisimizde çeşitli toplantılar, nişan, kına gibi etkinlikler yapılabilmektedir.” diyerek kullanıma açılmıştır. Bu kapsamda, Medrese içindeki mescidin mihrabı bir perdeyle kapatılmak suretiyle elde edilen mekânda çalgılı çengili nişan ve kına törenleri yapılmaktadır. Yıllarca eğitim ve öğretim verilen medresenin vakfiyesinde vakıf mütevellisi olacak kişilerde, medresede okuyup tahsil yapma şartı koşulmuştur. Ama Gökdere Medresesi şimdi, çalgılı çengili bir işletmeye dönüşmüştür. Bize ve Kültür Bakanlığına düşen, Gökdere Medresesi’nin vakfiyesinde kayıtlı olduğu üzere, bir eğitim ve tahsil mekânı olarak değerlendirmek, mescidi ise yeniden ibadete açmaktır.

Mevleviliğin Konya'dan sonraki en büyük merkezi olan Yenikapı Mevlevihanesi’nde, edep dışı bir şekilde, kitap ve proje tanıtım toplantıları yapılmaktadır. Yenikapı Mevlevihanesi Itrî, Hammamizade İsmail Dede Efendi, Şeyh Galip, Ali Nutkî gibi bestekâr ve şairlerin yetiştiği bir irfan ocağıdır.

Davetliler için semahaneye yani zikirhaneye koltuklar doldurulmuş, podyum kurulmuş, projeksiyon cihazları getirilmiş; davetliler ayakkabılarıyla girdikleri semahanede sıra sıra dizilmişlerdir. Mevlevihanenin asırlar önce yaşamış şeyhlerinin kabirleri ve sandukalarının bulunduğu bölüm semahane yakınındaki mahfilde bulunmaktadır.

Bizim kültürümüzde bir tekke veya bir başka kapalı mekândaki türbelere sırtınızı dönmeniz büyük ayıp ve büyük edepsizliktir. Kültür aynı zamanda değerler sistemini ve bu değerler sistemini anlayış ve yaşayışı da ifade eder. Bu bakımdan, edebe uygun, mahiyete ve manaya uygun davranmak herkesten önce bu değerlere önem verdiklerini iddia edenlerin uyması gereken hususlardır.

Sayın Cumhurbaşkanının “İstanbul’a ihanet ettik.” ikazına rağmen Topkapı Sarayı’nın Has Bahçesi’nin imara açılması ihanette ısrardan başka bir şey değildir.

Yine son günlerde tartışılan; müze ve ören yerlerinin gişe işletmeciliğinin ihaleyle şirketlere devredilmesi, bir İsviçre şirketine ihale edilmesi asla kabul edilemez. Kültür ve Turizm Bakanlığımız gişe işletmeciliği yapacak bilgi, görgü ve tecrübeye sahiptir. Bu bakımdan, gişe işletmeciliğinin mutlaka Bakanlık kadrolarıyla yapılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türk-İslam medeniyetine ait bu coğrafyada yazılmış bütün eserlerin hiçbir ayrıma tabi tutulmadan, hiçbir komplekse kapılmadan, hiçbir ön yargıya kapılmadan ilim ve sanat camiasına kazandırılması gerekmektedir. Halk kültürünün yazılı ve sözlü edebiyatımıza ilişkin derlemelerinin daha kapsamlı ve devamlı bir çalışmayla ilim ve sanat âlemine aktarılması gerekmektedir.

Vakıf medeniyeti anlayışının gerçek manada hayata geçirilmesi için diğer kurumlarla ortak çalışma yapılması ve vakıfların vakıf olmasına çalışılması gerekmektedir.

Bütün sanat dallarında geçmişte verilen eserler ve zamanımıza ait eserlerin envanteri sürekli güncellenerek sanat eserlerinin her an el altında bulunabilir hâle getirilmesi gerekmektedir. Türkiye dışı Türk topluluklarının ilim ve sanat eserlerinin Türk ilim ve sanat âlemine kazandırılması için gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda, rahmetle andığımız Nevzat Kösoğlu’nun editörlüğünde, Kültür Bakanlığınca yayınlanan 32 ciltlik “Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi”nin önemli bir başlangıç olduğunu biliyor, emeği geçenlere de teşekkürü borç biliyoruz.

Mimari kültür varlıklarının tafsilatlı envanterinin çıkarılması, aslına uygun olarak restorasyonu ile gayesine uygun kullanımı için gerekenlerin yapılması gerekmektedir.

Devlet tiyatrolarının yaygın hâle getirilmesi, sayılarının artırılması, geniş halk kesimlerine yönelik olarak ücretlerin sembolik hâle getirilmesi gerekmektedir.

Müzeciliğin geliştirilerek geniş halk kesimlerine açılması, giriş ücretlerinin de yine sembolik hâle getirilmesi gerekmektedir.

Devlet Opera ve Balesinin daha geniş halk kesimlerine açılması için gereken önemin verilmesi gerekmektedir.

Kültür varlıklarımızla alakalı olarak faaliyet gösteren birden çok kamu kurum ve kuruluşumuz bulunmaktadır. Bu yapı, dağınıklığa sebep olmaktadır. Bu dağınıklığın da en kısa zamanda giderilmesi için tedbirler alınmalıdır.

Medeniyetler müzesi olan ülkemizde kültür turizmine de gereken önem verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 63’üncü maddesinde devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerimizin korunmasını sağlamak, destekleyici ve teşvik edici tedbirleri almak üzere görevlendirilmiştir. Yine, Anayasa’mızın 64’üncü maddesiyle sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri almak, devletin görevleri arasında sayılmaktadır.

Kültür mirasımıza ait eserler üzerinde yaptığımız değerlendirmelere ilaveten günümüzün sanatkârlarına ve günümüzün eserlerine de gerekli önem verilmelidir.

Korsan yayın faaliyetleri en adi hırsızlık kapsamında değerlendirilerek mutlaka engellenmelidir.

İlim adamları ve sanatkârlarımızın eserlerinin yayınlanmasında bir ajans kurularak, basım ve dağıtım da dâhil, uygun ortamlar yaratılmalıdır.

Ticari değeri düşük olmasına rağmen, nitelikli ilim ve sanat eserlerinin ilim ve sanat âlemine kazandırılması için Bakanlık tedbir almalıdır.

Gençlerimizin kültürel ve sanatsal faaliyetlere katılımını artırmak maksadıyla başlatılan GENÇDES Projesi ısrarla takip edilmeli, sonuçları ölçülerek kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN HABERAL (Ankara) – Bir dakika ek süre Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Mit, bir dakika ek süre vereyim size de.

MUSTAFA MİT (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk-İslam medeniyet ve kültürünü savunuyoruz. Bizim milliyetçiliğimiz Kur’an ve sünnetle çatışmayan bir milliyetçiliktir. Merhum Alparslan Türkeş ve Erol Güngör hocamızın tabiriyle, bizim milliyetçiliğimiz kültür milliyetçiliğidir diyor, bütçenin hayırlara vesile olmasını dileyerek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mit.

Böylelikle Milliyetçi Hareket Partisi adına yapılan konuşmalar da sona ermiş oldu.

Sayın milletvekilleri, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun konuşmacılarını dinleyeceğiz.

İlk önce Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan konuşacak.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün acı bir haber aldık, geçmiş dönem Başbakanlarından Sayın Mesut Yılmaz’ın oğlunun vefat haberini aldık. Öncelikle merhuma Allah’tan rahmet diliyoruz, Sayın Mesut Yılmaz’a ve bütün ailesine de başsağlığı dileklerimizi ve sabır dileklerimizi paylaşıyoruz. Allah kimseye böyle bir acı vermesin.

Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz. Mutlaka bütün bakanlıkların bütçesi önemli, devlet bütçesi önemli ama İçişleri Bakanlığının bütçesi bütün bunların içerisinde bir başka özellik gösteriyor. Nedir o da? Sözünü ettiğimiz Bakanlık ülkede huzuru sağlamakla sorumlu bir bakanlık, iç güvenliği sağlamakla sorumlu bir bakanlık, düzeni sağlamakla sorumlu bir bakanlık. Yani ülkenin huzuru, güvenliği, düzeninden bu Bakanlık sorumlu her şeyden önce.

Bu bütçe görüşmesini ne yazık ki Türkiye’nin huzur ve güvenliğinin kalmadığı bir ortamda yapıyoruz. Ülkenin huzur ve güvenliği arayışının yüksek düzeyde olduğu bir süreçten geçiyoruz.

Değerli arkadaşlar, anketlere bakıyorsunuz, anketlerde güvenlik ihtiyacı üst sıralara yükselmiş; vatandaş kendisini güvende hissetmiyor, endişe yüksek. Uyuşturucu kullanımı yüzde 678 artmış AK PARTİ hükûmetleri döneminde. Uyuşturucu kullanımı yüzde 678 artmış; fuhuş yüzde 790 artmış. Kadına şiddet, çocuk tacizi, suç oranlarının sürekli artış gösterdiği bir süreçten geçiyoruz ve böyle bir tabloda asayişle, güvenlikle, huzurla sorumlu olan Bakanlığın bütçesini görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığının bir vizyonu olmak zorunda. Nedir o vizyon? O vizyon, huzurlu, güvenli, düzenli bir ülke yaratma vizyonu. Bu endişeyi ortadan kaldırmak zorundasınız. Şimdi bakıyoruz, bütçesini görüştüğümüz Bakanlığın böyle bir vizyonu var mı? Ne yazık ki yok. Ne yazık ki yok. Peki, niye yok? Bakanlığın vizyonu olabilmesi için önce Bakanın vizyonu olması lazım. Bakanlığın başındaki İçişleri Bakanının böyle bir vizyonu olması lazım. Oysa Bakanın vizyonunu tarif edelim dediğimizde üç kelime çıkıyor karşımıza: Tehdit, şantaj, hakaret. (CHP sıralarından alkışlar) İçişleri Bakanının vizyonu tehdit, şantaj ve hakaretten ibaret. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Tehdit yok, tespit.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, çok tuhaftır, huzur ve düzeni sağlamakla sorumlu bir bakan, huzur ve düzeni bozan, güvenlik endişesi yaratan bir bakana dönüşmüş; çok açık. Ülkede huzur ve güveni bozan, güvenlik endişesi yaratan birinci derecede sorumlu hâline gelmiş Bakanlığın başındaki kişi.

Ergen çocuk gibi. Nerede bir siyasi polemik varsa hemen atlıyor üzerine. Ya, bir dur, düşün, sen İçişleri Bakanısın, bulunduğun makamın ağırlığına bir bak. Nerede bir tartışma varsa hemen atlıyor içerisine. Yani bugün İçişleri Bakanlığının başında, ergen çocuk tutumu içerisinde birisi var. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ayıp, ayıp!

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Böyle olur mu ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kılıçdaroğlu ağzıyla yanıt verdi!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Buradan nasıl bir vizyon çıkarsa bu vizyonla önümüzdeki süreçte Bakanlığın bütçesini görüşeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, şahsiyatla uğraşmayalım lütfen.

GÖKCEN ERDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bütçe konuşuyoruz biz Başkan!

FUAT GÖKTAŞ (Samsun) - Size iyi yakışıyor o. O tarif size iyi yakışıyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Tezcan, siz de şahsiyatla uğraşmayın lütfen.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, Sayın Bakan geçenlerde çıktı, Genel Başkanımıza hitaben, ana muhalefet partisi Genel Başkanına hitaben -sözün tamamını söylemeyeceğim- şunları söyledi… Milletin vicdanına bırakacağım bu söylenen sözleri, milletin ahlakına, terbiyesine, edebine, vicdanına bırakacağım. Bakın söylediği söze, İçişleri Bakanı söylüyor: “Sen bittin. Bittin sen. Sen bittin.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siyaseten bitti, siyaseten.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – “Alçaksın, şerefsizsin…” İfadeler bunlar. Bunlar benim ifadem değil. (CHP sıralarından “Yuh, yuh!” sesleri, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen çalışma düzenini bozmayalım.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ekranlardan bizi izleyen sevgili vatandaşlarım; bu dil, İçişleri Bakanlığı makamını işgal eden birine yakışacak bir dil mi? Bu dil, üçüncü sınıf mafya babalarının kullandığı dil değil mi? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunu söyleyince niye rahatsız oluyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kılıçdaroğlu ağzı bu!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu ağız, üçüncü sınıf mafya babası ağzı değil mi, niye rahatsız oluyorsunuz?

FUAT GÖKTAŞ (Samsun)- Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Vicdanlarınıza bırakıyorum.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Dinime küfreden Müslüman olsa be!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bakın, bir sıradan bakanlıktan bahsetmiyoruz; İçişleri Bakanlığı. Emrinde silahlı güçlerin olduğu bakanlık. Burada yazıyor, Bakanlığın bütçe sunumunda.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Emniyet personeli, jandarma, sahil güvenlik, güvenlik korucuları, korucular; yarım milyon silahlı güç var elinde. Yarım milyon, 500 binden fazla bunların sayısı. Yarım milyon silahlı gücü emanet ettiğiniz birisi. 49,5 milyar bütçe teslim ediyorsunuz. 49,5 milyar bütçe teslim ediyorsunuz.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Dağda terörist kalmadı. Rahatsız mı oldun?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Türkiye Cumhuriyeti devletinin korucuları, Türkiye Cumhuriyeti’nin polisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin jandarması. Bireysel değil, devletin o.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Çok çalış sen de İçişleri Bakanı ol.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – PKK, FETÖ deyince ağırına mı gitti?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Hiç gürültü çıkarmayın, hiç gürültü çıkarmayın.

Şimdi, bu dili kullanan, bu üçüncü sınıf mafya babası ağzını kullanan kişinin elinde 49,5 milyar lira devlet bütçesi var, yarım milyon silahlı güç var.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Devletin bütçesi o, devletin.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Türkiye Cumhuriyeti devletinin İçişleri Bakanı. Emniyet teşkilatı Türkiye Cumhuriyeti’nin, kişinin değil.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Milletin takdirine bırakıyorum, milletin takdirine bırakıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hakaret etmeyelim lütfen, temiz bir dille konuşalım Sayın Tezcan.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu, Çevre ve Şehircilik Bakanı değil konuştuğumuz bakan, dikkat edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşma var Mehmet Özhaseki’ye.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aslan gibi, helal olsun.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Dikkat edin. Silahlı gücü olan bir bakanın oturduğu makamı arkasına alarak sağı solu tehdit edebileceği bir koltuk değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Bittin.” diyen Kılıçdaroğlu’na “Bittin.” dedi. Siyasi bitiş o.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bugün bunu belki memnuniyetle karşılıyor olabilirsiniz ama oradan sağı solu, hesabını yapmadan tehdit edenlerin tehditleri bir gün size de yönelir, size de yönelir; ne olacağını o zaman görürsünüz. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Sen kime “Diktatör.” diyorsun?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Tehdit tek senin Genel Başkanına ait sanki, başka hiç kimse yapamaz. Sen kendi Genel Başkanına bak, kendi dediklerine.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ha, şimdi, şu bilinsin: Bunu biz korktuğumuz için söylemiyoruz. Ne söylerseniz söyleyin korkmayacağız. Bizi korkutmaya gücünüz yetmez ama bir şeyi yerleştirmek zorundayız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bizim öyle bir derdimiz yok ki zaten.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Korkacağınız bir şey söylenmedi ki.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Teröristler kaçsın, teröristler.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Burada, devletin tepesinde kriminal siyaset inşa ediliyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, devletin tepesinde kriminal siyaset inşasıdır ve bu, devletin bakanlarının üslubu olamaz. Ha, bu kimin üslubu olur, söyledim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kılıçdaroğlu’nun da olabilir.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu, mafyanın üslubu olur. Devletin tepesinde kriminal siyaset inşa etmek, mafyatik iktidar arayışıdır, mafyatik iktidar arayışı. Vazgeçin bu mafyatik iktidar arayışından, vazgeçin mafyatik iktidar arayışından.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bir de CHP’nin üslubu olur o.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sizin yıllardır mafya düzeniniz vardı, onu yıktık, o ne oldu?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Bakın, demek ki bundan sonra sadece kirli siyasetle mücadele etmeyeceğiz. Bugüne kadar kirli siyasetle mücadele ediyorduk, bu kriminal değil ve bu mafya ağzından sonra görüyoruz ki artık mafyatik iktidarla da mücadele ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bundan sonraki süreç öyle bir sürece gidiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Ha, değerli milletvekili arkadaşlarım, hangi partiden olursanız olun, bunun altından siz de kalkamazsınız. Böyle bir kriminal siyaset, böyle bir mafyatik iktidar arayışı sizi de boğar, sizi de boğar, siz de kalkamazsınız bunun altından.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Vay be! Yiğide bak!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Milletin iktidarı, kriminal falan değil.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Şimdi, bu tablo nasıl bir Türkiye yaratıyor bakın, nasıl bir Türkiye yaratıyor? Hani işinize gelince diyorsunuz ya “Dışarıya karşı beraber olalım, el ele birlikte mücadele edelim, Amerika bize karşı, Orta Doğu bize karşı.” İyi, güzel de, buna karşı bir ortak tutum almak zorundasınız, siyaseti kriminalize ederek değil; siyasette ortak noktaları büyüterek ancak buna karşı milletin beraberliğini sağlayabilirsiniz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Ne zaman yanımızda olacaksınız, ne zaman?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Şimdi, belediyelere aynı anlayış üzerinden, bu mafyatik ve kriminal yaklaşım üzerinden belediye başkanlarına dönük bir operasyon başladı. Nasıl başladı bu iş? Önce kirli bir pazarlık önerdiler, bakın, kirli bir pazarlık. Neydi o kirli pazarlık? Dediler ki, önce kendi belediye başkanlarına: “Ya istifa ya mahkeme. Ya istifa edersin ya mahkemeye gidersin.”

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yanlarında mıydın?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Hayır, ben söylemiyorum, AK PARTİ Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın kendi sözüdür. “İstifa etmezlerse ya görevi suistimal ya görevi ihmal suçu vardır, İçişleri Bakanlığı ve savcılar devreye girer.” diye o söyledi, ben söylemiyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Öyle bir şey demedi.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Öyle bir açıklama yok.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Yok öyle bir şey.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Şimdi, bu sözün üzerine yani ben merak ediyorum, istifa edince suç ortadan kalkıyor mu?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Öyle bir açıklama yok.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – İstifa ettiği zaman suç diye bir şey yok mu? Yani “Ya istifa ya mahkeme.” diye bir kirli pazarlığı önerdiler, bazılarını istifa ettirdiler, kimisi ağlayarak istifa etti.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – O senin uydurman, sen uyduruyorsun onu.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – İstifa edenlerle ilgili adli soruşturma yok, kapattılar üstünü.

Şimdi, gelelim bize. Döndüler, bize de akıl verdiler, dediler ki: “Bu kirli pazarlığa siz de girin, siz de kendiniz yapın gereğini, istifa ettirin, yoksa sizinkilerle ilgili de aynısını yapacağız.” Bize de şantaj…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kim demiş onu?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Kimin söylediğini de duyalım lütfen.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kim dedi, ne zaman dedi, nerede dedi, nasıl dedi?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Biz çiğ yemedik, karnımız ağrımıyor. Bizim tutumumuz çok açıktır. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Size o tehdidi yapanı da söyler misiniz?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – O tehdidi yapan çok açık -siz biliyorsunuz- söyledi.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Söyler misiniz, duyalım.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – “Siz de dönün, size de geliyor sıra.” dedi.

Şimdi, aramızdaki farkı söyleyeyim size…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Erguvan ne olacak? Buz ne olacak?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Aramızdaki farkı söyleyeyim: Sayın Genel Başkanımız bütçe konuşmasının başlangıcında, açış konuşmasını yaparken çok net bir şey söyledi, dedi ki: “Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarından…”

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Yalova mı?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – “…boğazından haram lokma gireni yaşatmam.” dedi.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Yalova, Yalova.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bizim tutumumuz bu, “Boğazından haram lokma gireni ben yaşatmam.” dedi. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SALİH CORA (Trabzon) – O da tehdit, “Yaşatmam.” demek ne demek? “Yaşatmam.” demek de tehdit.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siyasette yaşatmam…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, bu sözü bir yere koyun.

SALİH CORA (Trabzon) – Bu, mahkeme adına açıklama değil mi?

BAŞKAN – Sayın Tezcan… Sayın Tezcan…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Genel Başkanın sözünü bir yere koyun.

BAŞKAN – Sayın Tezcan…

SALİH CORA (Trabzon) – “Yaşatmam.” demek, mahkeme adına açıklama değil mi?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, sizin Genel Başkanınız ne dedi, bir de ona bakalım…

SALİH CORA (Trabzon) – Nasıl bir tehdit? Bu, tehdit değil mi?

BAŞKAN – Sayın Tezcan, bir dakikanızı rica ediyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Kılıçdaroğlu kaçıncı sınıf mafya o zaman, söyle! “Yaşatmam.” demek ne demek?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “Siyaseten yaşatmam.” demek.

BAŞKAN – Bakın, sayın milletvekili arkadaşlarım, sayın konuşmacı konuşurken alkışlanıyor doğal olarak, laf atılıyor doğal olarak ama bunun bir sınırı var.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Süreyi kullanacağız değil mi Başkanım?

BAŞKAN – Tabii ki süreyi ekleyeceğim, aşk olsun, rica ederim Sayın Tezcan.

Bunun bir sınırı var, lütfen konuşmacıyı dinleyelim, daha sonra grup başkan vekilleriniz cevap verecek. Bunu ben de duymuyorum, ben de anlayamıyorum bu kakofoniden.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kimse anlamıyor Sayın Başkan!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Başkanım, sadece siz değil, kimse anlamıyor ne konuştuğunu!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bizim Genel Başkanımızın söylediğini ifade ettim, “Boğazından haram lokma gireni yaşatmam.” dedi, biz açığız. Şimdi, sizin Genel Başkanınız ne diyor? Diyor ki: “İstifa edersen İçişleri Bakanlığı soruşturma açmaz, istifa etmezsen İçişleri Bakanlığı devreye girer.” Şimdi, bu iki tutum arasındaki farkı milletimize havale ediyorum, milletin vicdanına havale ediyorum. Sizin vicdanınız körelmiş olabilir ama milletin vicdanının hâlâ sağlam olduğunu biliyorum. Hâlâ sağlam olduğunu biliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Tamam, söz milletin.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Onu biz de söylüyoruz.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Tabii, aslına bakarsanız, sizin belediyelere nasıl baktığınızın ifadesini en iyi bilenlerden birisi bugün İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Sayın Süleyman Soylu’dur. 2008 yılında bunu çok iyi tespit etmiş.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Mehmet Bekaroğlu ne diyordu Sayın Tezcan?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bakın, 2008 yılı Aralığında ne söylüyor AK PARTİ Hükûmeti ve belediyeleriyle ilgili biraz önceki tabloyu tescil eden bir söz.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Yalova?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kadın kontenjanından giren Mehmet Bekaroğlu ne diyordu?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – “Paçalarından yolsuzluk akıyor. Türkiye'de ihale ve yandaş belediyeciliği yapılmaktadır.” diyor.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Size söylüyor onu, size, size!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Battal’dan bahset, Beşiktaş Belediye Başkanından bahset.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Kim söylüyor? Bugünkü AK PARTİ İçişleri Bakanı söylüyor. Kime söylüyor? AK PARTİ hükûmetlerine söylüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Size söylüyor, size!

SALİH CORA (Trabzon) – Bekaroğlu sizin için ne diyordu? Bekaroğlu ne diyordu?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi ben Sayın Bakana soruyorum: Hani diyor ya “Türkiye'de ihale ve yandaş belediyeciliği yapılıyor.” diye, şimdi eline aldığın o haksız kılıçla bu anlayışın taşeronluğunu mu yapıyorsun, bu anlayışın taşeronluğuna mı soyundun? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, biz bu kirli pazarlığın parçası olmadık, olmayacağız da.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Başka pazarlıklar yapıyorlar.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Biz hukuk içerisinde sorulacak her hesapta varız, siyaset zeminindeki her mücadelede de varız, olmaya da devam edeceğiz ama yapılan iş halkın iradesine darbedir. Belediye başkanlarının görevden alınması, haksız ve hukuksuz yere görevden alınması halk iradesine darbedir. Şantajınızı kabul etmeyen Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına saldırı yapılması, sadece Cumhuriyet Halk Partili vatandaşlara değil halkın iradesine darbedir, darbeci iktidara pabuç bırakmayacağız, darbeci iktidara pabuç bırakmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ağlamak istiyorum, çok duygusal bir konuşma!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu bir sandıksız iktidar arayışıdır, sandıksız iktidar arayışıdır.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz iyi bilirsiniz onu.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Türkiye'yi sandıksız iktidara hazırlamanın peşindesiniz.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – O sizin geçmişinizde var, o sizin geçmişinizde var Bülent Bey.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi İstanbul’u kaybedeceğinizi anladınız, Ankara’yı kaybedeceğinizi anladınız…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sandıksız iktidar sizin ana konunuz.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …büyükşehirleri kaybedeceğinizi anladınız, yerel yönetimleri kaybedeceğinizi anladınız, büyük genel iktidarı da kaybedeceğinizi anladınız…

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Anlat, anlat, heyecanlı oluyor, anlat.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …başarılı olan belediye başkanlarına saldırıp, sindirip, korkutup hizmet üretemeyen bir yerel yönetim yaratarak yeniden belediyeyi alacağınızı sanıyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kaç seçim geçirdin, kaç? Kaç tane seçim yaptın sen?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ama zulümle abat olan olmamıştır, siz de abat olamayacaksınız, siz de abat olamayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kaç seçimi kaybettin, onu söyle bakalım.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, tabii, biz burada çıkıp böyle olunca… Aradaki farkı biraz önce söyledim, bizim belediye başkanlarımız çıktı gitti, savcılığa dilekçe verdi, “Kardeşim, benim boğazımdan haram lokma geçmedi. Ben ağlayarak istifa ettirilecek belediye başkanı da değilim. Gelin, mal varlığımı araştırın.” dedi.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Beşiktaş’a bak, Beşiktaş’a.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Araştırdılar, hiçbir şey çıkmadı, akladılar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Öyle değil o, öyle değil.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, bunun üzerinden bir tezgâh kurup Genel Başkanın üzerine gitme hesabı yaptınız…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 15 Şubatta dava, 15 Şubat. Bekle bakalım.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …Genel Başkanın mal varlığına buradan gidebilir miyiz diye yaptınız. Tezgâh belli, onu biliyoruz. Vatandaşın buna kanacağı, inanacağı yok. Bir tarafta helal kazançla alınmış mütevazı bir ev, öbür tarafta bir sterlinlik şirketle 15 milyon dolarlık ticaret, öbür tarafta 15 milyon liralık ticaret. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Haramın ne olduğunu biliyor musun?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Helal kazançla konuşulan evi tartıştırarak o haram ticaretin üstünü örtmenin peşine düştünüz, bu telaşın içerisine girdiniz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Rezidans, rezidans. “Ev” deme, ayıp oluyor ya. Rezidans var ortada, rezidans.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ya, millet merak ediyor, Şişli’yle Yalova’dan bahset.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ev diye rezidans alıyorlar.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ama size bir tavsiyem var: İki cihan bir araya gelse zerre vicdan kabul etmez bu karşılaştırmayı, iki cihan bir araya gelse zerre vicdana anlatamazsınız bunu, anlatamazsınız. Yok öyle yağma.

Şimdi, biz dedik ki: “Gelin, Genel Başkanın mal varlığını araştıralım.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kızı kaç paraya aldı evi? Kızının aldığı evi söyle, kaç paraya aldı?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ödünüz patladı, bahane aradınız araştırmamak için. Yahu, niye korkuyorsunuz? Senaryo diyorlar, oyun kuruyormuşuz, tezgâh yapıyormuşuz!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O denetim Hükûmet içindir kardeşim.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Oyun kuruyorsak oyunu boşa çıkarın, buyurun araştırın. Niye korkuyorsunuz? Oyunu boşa çıkarın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Çıkaramazsınız çünkü arkasından size uzanır diye korkuyorsunuz. Ya, yeminle, sizin üstünüze gelmeyeceğiz, hadi gelin bakalım, artık cesaretle araştıralım, gelmeyeceğiz üzerinize. Yapamazsınız, yapamazsınız.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Hadi oradan.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, Sayın Bakan, Sayın Soylu bu telaş içerisinde biraz önce söylediğim bu beyhude çabayla ortaya atladı ve bir söz ortaya attı, konuşmaya başladı. Şimdi, tabii, bunu söylerken sözün ölçüsünü kaçırdı. Ölçüsüz sözü maharet sananlar bir gün kendi sözleriyle tokatlanırlar, tıpkı Sayın Soylu gibi. 2008’de bakın ne diyor AK PARTİ Genel Başkanı için: “Gündüz imamı, gece papazı oynuyor.” Ben söylemiyorum, Süleyman Soylu’nun sözü. (CHP sıralarından alkışlar) “Gündüz imamı…”

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Size söylüyor, size.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Kime söylediğini göstereceğim.

Erdoğan için söylediği söz bu: “Gündüz imamı, gece papazı oynuyor.” Sayın Bakan, kilisenin papazını söylüyorsun da bu kilisenin zangocu kim, zangocu? Bir de zangocunu söyle bakalım. Papazı söyledin, zangocu söyle. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer zangoçluk görevini yapmak sana düştüyse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın, bir dakika daha ek süre veriyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – On saat verin, boş konuşuyor Başkanım, on saat verin.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Kilisenin papazını söyledin, zangocunu söylemedin. Zangoçluk görevi sana mı düştü? Kilisenin zangocu sensen -bir şeyi itiraf edeyim- bu görevi bihakkın yerine getirdiğine hiç şüphe yok ama zangoçlara da gelecek yok, zangoçlara da gelecek yok, onu bilmende fayda var. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu bütçeyi reddediyoruz.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bütçeyle ilgili bir şey dinleyemedik ki; bir kelime yok bütçeyle ilgili, bir kelime.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Böyle bir bütçe Türkiye’nin hiçbir geleceğine cevap vermeyecektir. Bu bütçeye “hayır” diyeceğiz. Bu bütçe zangoçların bütçesidir, zangoçların bütçesi; “hayır” diyeceğiz.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Teröristlerle mücadele edenlerin bütçesi.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bu bütçe dağda terörist bırakmayan bakanlığın bütçesidir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Oyumuz Muharrem İnce’ye.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, aramızda Hristiyan olan sayın milletvekilleri var. Kilise ve zangocu aşağılayarak… (AK PARTİ sıralarından “Öyle yaptı.” sesleri, CHP sıralarından gürültüler)

Öyle yaptıysanız eğer bu hoş bir durum değil. Dediğim gibi, aramızda Hristiyan olan milletvekilleri var, onların da inançlarına saygı göstermek gerekiyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İnançlara saygı göstermiyor Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bakana söyle, Bakana.

BAŞKAN - Onu örnekleyerek, aşağılama anlamında ironi yaparak onu söylediyse eğer -ki öyle söyledi- biraz yakışık almadı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Örnek değil, söylediğini söylüyor.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bostancı.

Açar mısınız mikrofonunuzun sesini? Oradan konuşun, dinleyelim, herkes duysun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Tezcan yapmış olduğu konuşmada şahsa ilişkin eleştiriler de yapmıştır, aynı zamanda iktidara, AK PARTİ Grubuna yönelik eleştiriler de yapmıştır. Belediyelere ilişkin yapılan kimi tasarrufları “kirli pazarlık” olarak nitelendirmiş, “darbeci iktidar, sandıksız iktidar arayışı” demiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hükûmet var orada, Hükûmet cevap versin, Hükûmet var. “AK PARTİ” demedi ki, “Hükûmet” dedi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bunlar açık bir sataşmadır AK PARTİ Grubuna.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkürler.

BAŞKAN – Lütfen yeni bir sataşmaya neden olmayalım.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; öfke ve kızgınlık, konuşan kişiyi hakkaniyet ve adalet duygusundan uzaklaştırır. O yüzden, eleştireceğimiz konular da olabilir, bunları ifade ederken arkasında bir hırsın, bir öfkenin, saklı bir husumet duygusunun olduğu konuşmalardan kaçınmak gerekir.

Şimdi, Sayın Tezcan Sayın Bakanın bazı ifadelerine ilişkin eleştiriler yaptı ama bu eleştirileri dile getirirken eleştirdiği mantığa ve söyleme uygun bir dil kullandı: “Ergen çocuk” dedi, “üçüncü sınıf mafya babası” dedi, “mafyatik iktidar arayışı” dedi.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hepsini dedi vallahi.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Tamam, muhatabı orada, cevap versin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kendileri der, hak ettiğini alınca kızar.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bakın, birtakım ifadeleri, kabul edilemez, akıl, mantık dışı, siyasi müzakerelerin dışında bir dil olarak söylüyorsak benzeri bir dile müracaat etmeyeceğiz. Sayın Tezcan sakin bir üslupla ama aynı zamanda benzeri bir dille mukabele ettiğinde, unutmayın, bu tür sözler her zaman mukabilini çağırır. Anlayış anlayışı, öfke öfkeyi çağırır. O yüzden kullandığımız dile dikkat edelim. Sayın Kılıçdaroğlu “Boğazından haram lokma gireni yaşatmam.” diyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Partide yaşatmam.” diyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mafyanın kralı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bakın, ben bu sözü duyduğumda aklıma 1930’lar Amerika’sını anlatan “Bir Zamanlar Amerika” filmindeki replikler geldi. Bu uygun bir ifade değil, bu demokratik bir iradenin yaklaşımı değil.

Ayrıca, yolsuzluklara yönelik bir irade beyanında bulunan siyasetin, bu konular söz konusu olduğunda çok dikkatli olması lazım gelmez mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Son bir dakika Sayın Başkan, son bir dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok öyle bir uygulama.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu kürsüde Ataşehir konuşulurken yolsuzluklar karşısında dikkatiniz ve ihtimamınız varsa baştan sona engellemeye, itiraz etmeye, itibarsızlaştırmaya çalışmazdınız.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Engin Bey rıza gösteriyor, bir dakika verebilirsiniz Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kürsüyü işgal mi ediyorsun Sayın Bostancı, kürsüyü işgal mi ediyorsun? (AK PARTİ sıralarından “Ayıp ya!” sesleri)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Altay espri yaptı arkadaşlar.

Evet, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci olarak Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç konuşacaklar. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özkoç, sizin de süreniz yirmi dakika.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, bir dakika söz istemi var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 60’a göre yerinden bir dakika Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hatip kürsüde ya!

BAŞKAN – Sayın Özkoç, sizi biraz kürsüde bekletebilir miyim?

Buyurun Sayın Eseyan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya böyle bir uygulama var mı hatip kürsüdeyken! Hatip kürsüdeyken 60’a göre bir dakika söz verildiğinin örneği yok bu Parlamentoda!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Altay mı yönetiyor Parlamentoyu?

BAŞKAN – Ben Sayın Özkoç’la işimi hallediyorum, siz karışmayın.

Sayın Özkoç, izin verirseniz, bir de kusura bakmazsanız lütfen.

Buyurun Sayın Eseyan, yerinizden bir dakika.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Tezcan, konuşmasında, özellikle pek çok itiraz edilecek şey söyledi ama herhâlde arka planındaki Hristiyan vatandaşlarla Hristiyanlık kavramının ne kadar olumsuz olduğunu gösteren işte “papaz” gibi, “zangoç” gibi, “kilise” gibi…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İçişleri Bakanınız söyledi, senin İçişleri Bakanın.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Benim sözüm değil ya, benim sözüm değil!

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – İtiraz etmeyin.

Hristiyanlıkla ilgili önemli değerleri bir hakaret ve ön yargılı bir itham olarak kullandı.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Onu Soylu’ya sor, Soylu’ya.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Onu Soylu söyledi, Soylu.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Ben bir Hristiyan vatandaşı olarak bunu şiddetle kınıyorum ve özür talep ediyorum. Lütfen... (AK PARTİ sıralarından alkışlar, “Özür dile!” sesleri)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Onu söyleyen Soylu, Soylu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Özür dilemediler Sayın Başkan. Özür dilemesi lazım.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın Özkoç, anlayışınızdan dolayı teşekkür ederim.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Rica ederim efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Gerçekten, ülkesine hizmet etmiş, hatta Başbakanlık yapmış bir kişinin bugün yaşadığı acı hepimiz için çok sıkıntı verici olmuştur. Evladını kaybeden bir babaya, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlığını yapmış bir kişiye Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına tekrar başsağlığı diliyorum. Allah sabır versin.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bülent Tezcan’ın bahsettiği konu Sayın Bakanın açıklamalarıyla ilgilidir ve Sayın Bakanın sözleridir, Sayın Bülent Tezcan’ın sözleri değildir. Arkadaşlar, bir kere bunu net olarak görelim.

İkincisi: Sayın grup başkan vekili de -birbirimize sabrederek, beraber dinleyerek; ben hiçbir şey demiyorum, daha da sözümün başındayım; ilk önce bir ne dediğime bakın, ondan sonra- konuşmasında gerçekten bir öfke dalgası olduğunu söylüyor. Arkadaşlar, burada hatip konuşurken karşı taraftan onlarca kişi aynı şekilde bağırırsa o öfke dalgasının nereden geldiğini hem muhalefet hem de milletimiz görüyor; buna dikkat etmemiz gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Siz de dikkat edin.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir insanın sözünün itibarı her şeyden önemli. Biz, burada birlikte milletvekilliği yapıyoruz. Birbirimizin sözünün gerçekten arkasında durabileceğiz mi duramayacağız mı, bu sözün sahibi olabileceğiz mi olamayacağız mı, bu, milletvekillerinin izlediği bir şeydir ve bizim de itibarımızı gösterir.

İnsan, geçmişte yaptıkları ve söyledikleri sözlerin doğruluğu ve söylediği sözlerin arkasındaki duruşuyla itibar kazanır. Soyluluk, dürüstlük, itibar sizin nasıl bir hayat yaşadığınızı belirler.

Burada farklı siyasi partilerden olan gruplar bulunmakta. Hepimiz, kendi inancımız, dünyaya bakışımız açısından bedeller ödedik. Kendi davasında dik durmak, bedel ödemek, ülken ve milletin için inandığın ideolojinin arkasından gitmek yaşamınızda yapabileceğiniz en önemli, onurlu görevdir. Size inanan kitleler sözünüzün doğruluğuna itibar ederek peşinizden gelirler. Düşünürler ki: “Bu sözlerin sahibi benim dünya görüşümü paylaşmaktadır.” Yeri gelir bu sözlerin arkasında durarak bazı insanlar mücadelede her şeyi göze alırlar ve o kişinin peşinden giderler. Bugün söylediğiniz sözü yarın inkâr eder, sonradan söylediğiniz sözleri bugün inkâr ederseniz sözünüzün itibarı kalmaz, aslında kendinizin de itibarı kalmaz hem millet nezdinde hem çevrenizde hem de yaşadığınız ülkede. Sözünün itibarı olmayan kişi, bir davada o davanın başından beri var olmayan, emek vermemiş, söylediği sözlerle savrulmuş, geldiği yeri itibarsız kılmış, bugün dâhil olduğu yere evvelden hakaret etmiş bir kişisiyse, o davaya ömrünü vermiş ve zikzaklar çizmeyen, sözünün güvenilirliği olan kişiler “Sen bizim aramızda ne arıyorsun?” deme hakkına sahiptirler. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir ülkeyi yönetiyoruz, iktidarıyla muhalefetiyle yönetiyoruz. Farklı düşünüyor olabiliriz, farklı fakat ciddiyet, sorumlu bir davranış içerisinde bu ülkeyi yönetmek hepimizin görevi.

Şimdi, Sayın Süleyman Soylu, İçişleri Bakanımız eğer söylediği sözlerin arkasında duran, verdiği sözlerden taviz vermemiş ve kendi inandığı davasında söylediği sözlerden kitleleri arkasından sürüklemiş bir kişiyse, o zaman yaptığı görevi hakkıyla yapıyor demektir.

Fakat, sizden rica ediyorum, Google’a girin “Süleyman Soylu” yazın, tire koyun, bir de “Fetullah Gülen” yazın. Şimdi, çıkan videodan…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Burada İçişleri Bakanlığı bütçesi mi var, gensoru mu var ya?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Müsaade ederseniz…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Ya, bütçe mi var, gensoru mu var?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Müsaade ederseniz söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşmacıyı dinliyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – İçişleri bütçesini görüşüyoruz, bunun başındaki adamın, kişinin ne durumda olduğunu, nasıl bir saygınlık içerisinde olduğunu buradan ifade etmek zorundayız.

Aynen şöyle diyor: “Sayın Bahçeli, Fetullah Gülen hakkında, diğer taraftan ise İsa Gök yine Fetullah Gülen ve onunla birlikte hizmette bulunan insanlar hakkında çok önemli ve ipe sapa gelmez ama bir merkezden yönetildiği apaçık olan açıklamalarda bulunuyor.” diyor. Bunun tesadüf olduğunu bana kimse söylemesin.

“Bakın, buradan Türkiye’yi takip edenleri uyarıyorum.” Sözünün itibarı olan bir adam olarak oradan sesleniyor: “Türkiye’yi takip edenleri uyarıyorum, Türkiye’yi yönetenleri de uyarıyorum. Bu aynen 28 Şubat gibi, bu aynen 12 Eylül öncesi gibi büyük bir senaryodur. Derin devlet, bütün ama bütün her şeyiyle birlikte harekete geçmiştir.” Bakın, şimdi asıl konuya geliyoruz. “Bütün dünyanın üzerinde ittifak ettiği, dünyanın her noktasında okullarıyla, eğitime yapmış olduğu seferberliğiyle ve dünyanın her noktasında hem diyaloğa hem de dinler arası bir uzlaşmayı sağlayabilecek, kavgayı, gürültüyü, düşmanlığı, nefreti ortadan kaldıracak bir anlayışı ortaya koymaya çalışan mümtaz bir şahsiyet Fetullah Gülen Hoca Efendi’ye karşı ciddi bir saldırı vardır.” diyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terör örgütü olmadan önce… Sonra siz başladınız.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Nasıl arkasında durduğunu görüyoruz. Devam ediyor, “Bu saldırının sebebi Fetullah Gülen değildir.” diyor. Daha sonra Zekeriya Öz’le ilgili, hepinizin bildiği malum kişiyle ilgili sözlerini söylemeye başlıyor. “Cemaat dövülerek ve cemaat üzerinden başka bir algı oluşturularak Türkiye’de 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak seçimlerde iktidarın rengini ve Türkiye’nin değişim yönünü bir şekilde etkilemeye çalışıyorlar. Bu adamlar iktidar hırsı, siyaset hırsı, derin devlet anlayışının Türkiye’de egemen olma sürdürülebilirliğini öyle bir şekilde talimatla bina ediyorlar ki ben yakında siyaset yapmayacağım ama bunları da görüyor ve üzülüyorum.” diyor. Bunu dedikten çok yakın bir zaman sonra AK PARTİ Hükûmetine katılıyor. “Hakkında bütün dünyanın övgüler düzdüğü, aslında bütün ülkemizin minnettar olması gereken bir anlayışa, çirkin bir saldırıya da muhatap olmamak lazım fakat yine de insanın içi hazmetmiyor, çok samimi söyleyeyim ki benim içim de hazmetmiyor. Benim bunu -bakınız, çok açık söylüyorum- Müslümanlık adına, Anadolu insanı adına, Türklük adına, milliyetçilik adına ve bu ülkenin geleceği adına kabul etmem mümkün değildir. Fetullah Hocaya ve Zekeriya Öz’e sahip çıkılması gerekir.” diyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Şimdi de İçişleri Bakanı.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – “Türkiye’de dört yıldan beri hiç kimsenin cesaret edemediği, daha önce cesaret edilip bunu canıyla ödeyen insanlardan sonra bir kez daha bu iş için adım atan bir kişi çıktı -Kim? Zekeriya Öz- arkadaşlarıyla birlikte çıktı. Evet, siyasi irade de bunun arkasında oldu.” Hangi siyasi irade? AK PARTİ Hükûmeti. Bunu kim söylüyor? Sayın Soylu söylüyor. “Bunun hakkını teslim etmek lazım. Türkiye’de olmayan, olması hiçbirimiz tarafından hayal dahi edilemeyen, hepimizin siyasi ve ülkenin geleceğiyle ilgili beynimizi, aklımızı formatlayabileceğimiz bizi doğru bir yöne çekti.” diyor. Kim için? Zekeriya Öz için. “Bu ülkede haksızlık yapan insanların haksızlığın yanına kâr kalmayacağını, bu ülkede el altından Türkiye’nin yönetilemeyeceğini, Türkiye’nin şeffaf bir devlet olduğunu, demokratik bir devlet olduğunu, hukuk devleti olduğunu bir tek adam, işportacının oğlu yani Zekeriya Öz ortaya koydu.” diyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Devleti işportaya düşürdüler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O zaman belgelere dava açtırmak istiyorsunuz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Onlara karşı yaptığı mücadeleyi de anlatın, onları da anlatın.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, şimdi, bu kadar kendisini Fetullah Gülen cemaatine ait hisseden…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Hiç alakası yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) –…bu kadar kendisini Zekeriya Öz savcısının yaptığı işlerin doğruluğunu addeden kişi daha sonra “Bu sümsük mü bu davaları yapan?” diyor Fetullah Gülen için, “Bu sümsük mü?” Sözünün arkasında duran kişi değil.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Kim diyor, kim diyor, ben anlayamadım.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Süleyman Soylu diyor ki: “Bu sümsük mü bu davaları yapan kişi?”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Aynı şeyi Süleyman Soylu mu diyor? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bir Süleyman Soylu hepinize yeter.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kendi hatibine laf atıyor Sayın Başkan.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Şimdi, Süleyman Soylu kendi partisinden ihraç edilen bir kişi, ancak söz itibarından bahsediyoruz ya değerli arkadaşlarım, kendi partisindeyken bakın sizler için ne söylüyor.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Soylu hangi kovanınıza çomak soktu da bu kadar bağırıyorsunuz ya?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – “At üstünde durmayı beceremeyen Başbakan, sen kimsin Menderes kim? Paçalarından yolsuzluk akıyor.”

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – CHP’yi ne kadar korkutmuş...

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Burada söylüyor, AK PARTİ’ye söylediğini burada ifade ediyor. “Boyan döküldü Recep Tayyip Erdoğan. Başbakan rantın babasını getirdi. Kendisini padişah olarak görüyor.” sözlerini sarf ediyor. Bu ağır ithamları sarf ettiği kişiye karşı onun partisine geçme sözünü aldıktan sonra söylediği sözse çok dikkat çekici: “Allah şahittir ki bütün bedenim kan gölüne dönse de Tayyip Erdoğan’ın arkasından ayrılmayacağım.” diyor. Bir insan bu kadar mı zikzak çizer, bir insan sözünün arkasında bu kadar mı durmaz? (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bir tane de son bir yılda etkisiz hâle getirilen terörist sayısını soruver ya, bir de bunu soruver!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sen makama bu kadar mı düşkünsün ki her şeyi söylediğin bir AK PARTİ hükûmetine dâhil olmak için bu kadar yan çiziyorsun? Yazıklar olsun, yazıklar olsun!

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu CHP’nin karın ağrısı nedir, onu merak ediyoruz. Onu söyle esas, CHP’nin karın ağrısı nedir, onu söyleyin.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bu sözleri söyleyen Süleyman Soylu, az önce arkadaşımızın da burada ifade ettiği gibi, gerçekten İçişlerini yönetiyor. İçişleri Bakanlığını yönetirken Zekeriya Öz nerede? Kaçak. Zekeriya Öz’le ilgili yaptıkları ne? Bilinmiyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Zekeriya Öz’ün nerede olduğunu biliyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Binlerce kişi tutuklanıyor. Dün öyle söyleyen, bugün böyle söyleyen; dün başka bir partideyken bu partiye hakaret eden, bu partiye geçince Fetullah Gülen’e “sümsük” diyen bir kişinin Türkiye Cumhuriyeti’nde İçişleri Bakanlığı yaparken sözünün güvenilirliğine nasıl inanacağız, bunu size soruyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Engin Bey, anlaşılan, onlar ne tarafa gidiyorsa doğru o taraftadır demektir, doğru yolda devam edecek Soylu.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sen kendi Genel Başkanına hakaret etmişsin, kendi Genel Başkanına.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Süleyman Soylu size hakaret etmiştir.

FATMA BENLİ (İstanbul) – İçişleri Bakanlığına ne zaman geleceksiniz, Bakanlığın çalışmalarına ne zaman geleceksiniz?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sayın Süleyman Soylu, burada bir tek söz söylendiği zaman hepinizin ayağa kalktığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmiştir. Sayın Süleyman Soylu…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sana ne, zoruna mı gitti?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Elbette ki bana ne, elbette ki bana ne. Sadece sizin ağrınıza gitmiyor, bizim de ağrımıza gidiyor. Elbette ki bana ne.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Biz hakkımızı savunuruz Engin Bey.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu CHP’nin zoru ne, CHP’deki zor ne, onu söyle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Biz şimdi çok üzülüyoruz. Kendisine hakaret eden, size bu kadar ağır sözler söyleyen, sizin davanızın içinde olmayan…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Biz hakkımızı savunuyoruz, siz kendi hakkınızı savunun.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – …sizin davanızda hiçbir şekilde yer almayan bu kişiyi, Süleyman Soylu’yu tüm bu sözleri söyledikten sonra nasıl oldu da içinize sindirdiniz de kucaklar hâle geldiniz, Türk milleti onu merak ediyor, Türk milleti merak ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – O, bizim şerefimizdir.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Terörle nasıl mücadele ettiğini de merak ediyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Onlara karşı verilecek sözünüz var.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Kasetli adamı nasıl sindirdin içine, kasetli?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Kasetle kasketi karıştırdınız galiba siz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekten, bir mafya ağzıyla konuşan ve gerçekten, sözünün güvenilirliği olmayan kişi kalkıyor diyor ki Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu için “Sen bittin.” diyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kendisi zaten bitti de.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siyaseten diyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - “Senin boynuna…” diyerek ilmik geçireceğini ima ediyor.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Evet, siyaseten bitmiştir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Süleyman Soylu’nun arkasındayız biz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Ben şimdi buradan çok açık, milletimin huzurunda söylüyorum: Biten bir kişinin bir başkasını bitirme şansı ve haddi yoktur, bundan herkes emin olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Sözünün itibarı olmayan, dün birisini överken ona “sümsük” diyen, dün “Sen attan düştün, senin itibarın yok. Sen şöyle yaptın, böyle yaptın.” dedikten sonra…

SALİH CORA (Trabzon) – Size ne!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - …bugün kalkıp da “Ben onun için kanımı, canımı veririm.” diyen bir insanın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında kayadan kopartabileceği bir toz dahi olamaz, hiçlikle mükelleftir, hiçlikle. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Niye bu kadar önemsedi?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bravo, bravo!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Sayın Süleyman Soylu’nun arkasında karanlık ilişkiler olabilir.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Kasetli genel başkanı nasıl sığdırıyorsun sen, he? Nasıl içine sığdırıyorsun, kasetle genel başkan olan bir adamı he? (CHP sıralarından “Yeliz!” sesleri ve gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup başkan vekiliniz konuşuyor, lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Sayın Süleyman Soylu’nun arkasında Fetullah cemaati olabilir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Onun arkasında sadece Türk milleti var.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Süleyman Soylu’nun arkasında kendisinin konuştuğu, oluşturduğu yeni bir derin devlet anlayışı olabilir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bütçeye gel, bütçeye.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Ama hiç kimse unutmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti’nin, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının arkasında millet vardır, Cumhuriyet Halk Partisi vardır…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Belli, olan biten belli.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - …cumhuriyetin tertemiz bir geçmişi vardır, bunu hiç kimse unutmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - En doğru konuştuğunuz söz bu, en doğru sözünüz bu.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Onun için elli seneden beri iktidar olamadınız, millet var arkanızda, altmış beş senedir, evet!

ORHAN KIRCALI (Samsun) - Genel Başkanının arkasında kasetler var, unutma.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – FET֒nün kumpasıyla lider olmuş bir adamdan bahsediyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Şimdi, ben sizleri -konuşmamı yaptım- büyük bir şaşkınlıkla izliyorum. Az önce, İçişleri Bakanlığında oturan bir kişinin sizlere yaptığı hakaretleri video deliliyle sizlere anlattım, sizlere nasıl hakaret ettiğini. Az önce, İçişleri Bakanlığında oturan bir kişinin sizin Başbakanınıza, sizin Cumhurbaşkanınıza yaptığı hakaretleri anlattım.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Yalova’da ne oldu, Yalova’da? Yalova’da ne oldu acaba?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Şimdi, gerçekten şaşkınlıkla ben de milletim de sizi izliyor.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Bakanlığın bütçesi ne oldu?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Peki, bu kadar -açık olan- sözünün arkasında durmayan, sözünün itibarı olmayan bu kişiye AKP milletvekilleri neden sahip çıkıyor diye merak ediyor milletim. Hepimiz soruyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sana ne? Sana mı soracağız?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Millet, Soylu’nun terörle mücadelesini de iyi izliyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sizin kaypak duruşunuzu da.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Evet, hepimiz soruyoruz: Dün, “Ben bu insanlar için her şeyimi veririm, arkasındayım.” diyenlere karşı…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu millet bizim arkamızda, bu millet, Soylu’nun arkasında, terörle mücadelenin arkasında.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - …onun arkasında dururken bugün sizin partinize girebilmek için yaptığı her hakareti, söylediği her sözü nasıl içinize sindiriyorsunuz merak ediyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ya bizim partimizin hukukunu biz koruruz, siz kendinize bakın. Biz kendi partimizin hukukunu koruruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’ndeki AK PARTİ Hükûmeti böyle bir kişiyi eğer orada tutuyorsa bunun bir tek nedeni olabilir, o kişiyi orada bulunduruyorsa bir tek nedeni olabilir. Kendi davasında çalışmış arkadaşlarının, kirlenmemiş olan arkadaşlarının orada bulunup bu işlere karışmasından daha çok, bu davada, ne yapacağı belli olmayan, sözünün de itibarı olmayan bir kişiyi orada bulundurup ona her şeyi yaptırtabilmek için orada tutuyordur. Bir tek nedeni budur, bir tek nedeni budur. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İtibarın ölçüsü milletin desteğidir.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Onun için, biz bu kürsüden diyoruz ki: Sözünün itibarı olmayabilir, karşılığı olmayabilir ama hiç olmazsa AK PARTİ Hükûmeti, burada bu kişiye karşı “Yeter artık; nerede olduğu belli olmayan, ne söylediği belli olmayan, liderimize hakaret eden, partimize hakaret eden bir İçişleri Bakanı o koltukta oturamaz.” desin. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Anlaşıldı, okların yönünü bir kez daha takip ediyoruz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Özkoç, “CHP’yle yol ayrımına geldiğimi duyurmak istiyorum. Atatürk’ün kurduğu bir parti nasıl olur da terörist vekiller için savaşır?” Bu, sizin sözünüz mü?

BAŞKAN – Süreniz bitti, size bir dakika daha ek süre vereyim, tamamlayın lütfen Sayın Özkoç.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bütçeye ne zaman geleceksiniz?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, siz bütün bunları düşünürken ben size bir şey söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti yalnız değildir, Türkiye Cumhuriyeti bu tür ucuz kabadayılıklara pabuç bırakacak bir cumhuriyet değildir, Türkiye Cumhuriyeti’ne böyle bir Bakan layık değildir; Türkiye Cumhuriyeti…

BAŞKAN – Şahıslara hakaret etmeyelim Sayın Özkoç, lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – …Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi liyakat sahibi, dürüstlük içerisinde olan insanların bu ülkeyi yönetmesine ihtiyaç duymaktadır.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Kaseti saymazsak değil mi, kaseti saymazsak.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu millet kimin ne kadar liyakatli olduğunu görüyor, ona göre kıymet veriyor. Bu millet sizi de görüyor, sizi de. Dün neredeydiniz, bugün niye geldiniz; ne var bugün?

FATMA BENLİ (İstanbul) – İçişleri Bakanlığının bütçesi ne oldu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tezcan, size söz vereceğim. Umarım bir açıklama yapacaksınız.

Buyurun.

Yerinizden lütfen, bir sataşma yok çünkü yerinizden.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Ama Hristiyan vatandaşlarımıza…

BAŞKAN – Sayın Tezcan, sataşma olduğu zaman kürsüden söz veriyoruz. Siz buyurun yerinize geçin.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Hayır, hayır; anladım Sayın Başkan, anlatayım da…

BAŞKAN – Açıklama yapacaksınız.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Hayır, izah edeyim, vermezseniz geçeceğim yerime.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, bakın, yerinize geçin, ben size yeterli süreyi vereceğim, lütfen.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Yerinden, yerinden; öyle şey yok.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Yerine, yerine.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Hristiyan vatandaşlara hakaret ettiğimi söyledi Sayın Eseyan, böyle bir şey söylemedim.

BAŞKAN – Ama bu, şahsınıza bir sataşma değil, size böyle bir itham geldi, siz açıklama yapacaksınız şimdi.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – 69’a göre söz istiyorum. Bir cümle söyleyeceğim Başkanım.

BAŞKAN - Lütfen buyurun yerinize.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Peki, tamam.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Markar Eseyan biraz önce, söylemediğim sözü söylemişim gibi ifade etti. Hristiyan vatandaşlara… (AK PARTİ sıralarından “Söyledin, ayıp ya!” sesleri, gürültüler)

Sayın Başkan, Hristiyan vatandaşlara hakaret ettiğimi ifade etti, bu doğru değil.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – İnkâr ediyor, CHP’nin ruhunda var. Bunların ruhunda var.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sen söyledin, sen!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Bakın, söylenen söz, benim sözüm değil, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sözüdür. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Ne konuştuğunu duyduk!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – 2008 yılında aynen şu ifadeyi kullanmıştır: “Gündüz imamı, gece ise papazı oynuyor.” Bu söz bana ait değil.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – “Zangoç”u açıkla, “zangoç”u!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Ben, şimdi, savundukları İçişleri Bakanının sözünü tekrar ettim. Bu sözde bir hakaret arıyorsa, onu Sayın Süleyman Soylu’ya soracak, birincisi bu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İkinci mesele, eğer Sayın Eseyan aşağılama arıyorsa ve bu konuda ciddi bir rahatsızlığı varsa, Genel Başkanlarının “Affedersin, Ermeni dediler.” sözünü hatırlaması lazımdı.

Teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ona cevap verdi Sayın Başkan.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – “Affedersin, Ermeni dediler.” dediğinde neredeydin Markar!

BAŞKAN – Sayın Tezcan, sizin konuşmanızda, Sayın Soylu’nun geçmişte ne söylediğini burada ifade etmeniz gayet net anlaşıldı; o, sizin cümleniz değildi, iddianıza göre, Sayın Soylu’nun geçmişte söylediği bir şeyi burada tekrar ettiniz ama ondan sonra “zangoç” ve “kilise” üzerinden siz bir benzetme, aşağılayıcı bir benzetme yaptınız.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Sayın Başkan, siz müdahale etmeyin!

BAŞKAN – O zaman şöyle yapalım, ben tutanakları getirteyim…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Bir müsaade edin…

BAŞKAN - …tutanakları birlikte inceleyelim, gereğinde size de söz veririm.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, o zaman müsaade edin açıklayayım, eğer söylediğiniz “zangoç”la ilgiliyse, onunla ilgili müsaade edin, açıklayayım.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tezcan, bakın, tutanakları getirteceğim. Şimdi, “Ben söyledim.” “Sen söyledin.” polemiğine girmeyelim…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gündeme devam edelim Sayın Başkan.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Ben “zangoç” sözünü söyledim Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam, ben, şimdi…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – …eğer oysa, niye söylediğimi, müsaade edin açıklayayım.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, tutanakları getirteceğim, söz veriyorum, size, okuyunca söz vereceğim.

Teşekkür ederim.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Anladım.

BAŞKAN – Sayın Eseyan…

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Tezcan ismimi geçirerek…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Bir dur be!

BAŞKAN – Sayın Özkoç, Eseyan’ı dinliyorum.

Buyurun Sayın Eseyan.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – …bir cevap hakkı ortaya çıkardı, 60’a göre bir söz hakkı istiyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ama arkadaşlar, böyle sözlerle olmaz! Bu, nasıl bir ifadedir ya! Bir grup başkan vekiline… Nedir yani? Burada konuşuyoruz arkadaşlar ya! Nedir yani?

BAŞKAN – Yerinizden size de söz vereyim, sataşma olarak algılamıyoruz, yerinizden söz vereceğim.

Siz de Sayın Eseyan, geçin yerinize. Sayın Eseyan, size hakaret etmedi, şahsınıza hakaret etmedi. Bir açıklama yapmak istiyorsunuz, lütfen yerinize buyurun. Size bir dakikalık süre vereceğim.

Buyurun Sayın Eseyan, bir dakika.

13.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, CHP Sözcüsü Sayın Tezcan baltayı taşa vurdu. Kendisi de farkında. Burada yapmış olduğu, yani güya Sayın Bakanımıza kendi hezeyanlarını ifade ederken, hele hele şu anda Noel günlerini yaşadığımız bir süreçte, hem kilise hem işte, sonuçta papaz ve zangoç gibi, hani cami olur, imam olur… Bunlar dinlerin önemli şahsiyetleri ve mekânları.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Kasten yaptı.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Bunu sanki gerçekten -tırnak içerisinde- aşağılık bir işmiş gibi hakaretamiz bir noktada söyledi. (CHP sıralarından gürültüler)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yuh olsun ona, yuh!

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Şimdi, bunu gerçekten kabul edip saygıdeğer bir tavırla bir yanlışlık olduğunu… Bir özür dilemesi gerekiyor. Burada bu lafı gerçekten boğuntuya getiremez. Bu konuda demagoji yapamaz. Açık bir hakaret var. Ben özür talep ettim, başka bir şey söyledi kendisi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eseyan.

Tutanakları getireceğim, getireceğim tutanakları, birlikte, ondan sonra, o zaman ayıklayacağız.

Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, sizden rica ediyorum. Şimdi, grup başkan vekillerinin söylemesi gereken şeyler var. Grup başkan vekillerinin söylemesi gereken şeyleri siz söyleyince size olan saygımızdan biz cevap veremez hâle geliyoruz. Sizden rica ediyorum, grup başkan vekilleri eğer söyleyecek sözleri varsa bize cevap versinler.

BAŞKAN – Tabii ki.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şimdi, buradaki arkadaşların da konuşmanın bütününde ne olduğu çok açık ve net bir şekilde ifade edilen ve söz konusu Sayın Süleyman Soylu’nun sözü olan bir konuşmayı sanki Bülent Tezcan’ın sözüymüş gibi burada demagoji yapıp da Süleyman Soylu’nun söylediği bütün sözleri gerçekten “hükümsüzdür” gibi kılmak anlayışındaysalar…

BAŞKAN – Yo, yo, böyle bir şey…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – …bunu onlar da beceremez, hiç kimse beceremez çünkü artık Sayın Sayın Soylu, milletimizin hafızasına kazınmıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

Tutanaklar gelecek. Bu konuyla ilgili açıklamayı ve gerekli, ilgili kişilere de konuşma hakkını tanıyacağım, bundan kuşkunuz olmasın.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel konuşacak.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlarım.

Bugün burada İçişleri Bakanlığının bütçesini görüşüyoruz ancak bu bütçe görüşmeleri, herhangi bir İçişleri Bakanlığı bütçesi gibi müzakere edilebilecek bir durumda değil. Nedir bütçe? Bütçe, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır; bütçe, fakir fukaranın, garip gurebanın, atanamayan meslek sahiplerinin, ay sonunu getiremeyen emeklinin, dünyanın en yüksek oranında vergisini ödeyen asgari ücretlinin, borç batağındaki çiftçinin, işsiz gezen gencin aslında umududur. Bu ülkedeki vergi adaletsizliğiyle, asgari ücretlilerin vergi ödediği ama Man Adası’na şirket kuranların vergiden kaçtıkları, kaçınabildikleri adaletsiz bir düzende yaşıyoruz.

Bugün İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşüyoruz. Bu bütçeyi görüşmeden önce bu İçişleri Bakanı için bir gensoru verdik, bilerek, tam üç gün önce. Üçüncü gün dağıtıldı, dündü, odalarınıza geldi. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan bu gensoruyu İçişleri Bakanının bütçesinden önce görüşmeyi talep ettik, bugün. Çünkü İçişleri Bakanlığı, herhangi bir bakanlık değildi. Ancak, son dönemdeki hâl ve gidişat, tavırları, çıkışları, hezeyanlarıyla İçişleri Bakanı kendisine bir bütçe emanet edilebilecek bir devlet adamı çizgisinden de uzaklaşmıştı.

“İçişleri Bakanlığı bütçesi” deyip geçmeyin, doğru ellerde kullanılması lazım. Anadolu’nun en ücra köşesinde görev yapan jandarma erinin kumanyasıdır İçişleri Bakanlığı bütçesi. Yirmi dört saat uykusuz çalıştırılan, kaskını yastık yapıp kendisini bir köşe başında dinlendiren Çevik Kuvvet polisinin sabah eve giderken yeni doğmuş bebeğine aldığı süttür İçişleri Bakanlığı bütçesi. (CHP sıralarından alkışlar) Sahil Güvenlik Komutanlığında gencecik bir astsubayın bir yuva kurma ümididir İçişleri Bakanlığı bütçesi. Ama ya doğru ellerde kullanılmazsa? Doğru ellerde kullanılmazsa Berkin Elvan’ı vuran gaz fişeği, Ethem Sarısülük’ü vuran mermi, Veli Saçılık’a sıkılan plastik mermi (CHP sıralarından alkışlar) Nuriye ve Semih’in açlığa yatan bedenlerine destek vermek için gidenlere vurulan cop, sıkılan gaz, sınırı geçip Türkiye topraklarına atılabilecek birkaç tane roketatar, sivil halka acımasızca saldıran esedullah timlerine verilebilecek bir destek, Yüksekova’da tutukluk yapıp yanlışlıkla 4 sivil genci başından vuran, daha sonra Süleyman Soylu’nun taziyeye gittiğinde “Tutukluk mutukluk hikâye, bu başta duran operatörün FET֒cü olduğunu biliyoruz, artık onları buradan temizliyoruz, cezasını çekecek.” deyip…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yalan söylüyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …altı ay sonra, o “FET֒cü” dediği, “Tutukluk mutukluk yok, biz biliyoruz meseleyi.” dediği kişi tahliye olup göreve devam ederken ailelerin Süleyman Soylu’ya ulaşamaması durumudur eğer kötü ellerde kalırsa İçişleri Bakanlığı bütçesi. (CHP sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sen yalan söylüyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Peki, başka ne olabilir kötü ellerde kalırsa İçişleri Bakanlığı bütçesi? Cumhurbaşkanının konutuna yerleştirilen böcek olabilir arkadaşlar. Birilerinin özel hayatını gizlice izleyen kamera olabilir. Rus Büyükelçisine sıkılan bir silahtaki kurşun, o Türkiye-Rusya ilişkilerini yeniden bozmaya çalışan provokasyonun bütçesi olabilir İçişleri Bakanlığı bütçesi. 15 Temmuz darbe girişiminde sivil halka yönelen bir polis aracından açılan ateş, o aracın mazotu olabilir. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan ama o gece darbeye karışmadıkları hâlâ daha açıklanamayan o koskoca yapının hâlâ ne kadarının içeride olduğunu bilemediğiniz şüpheli bir durumu da İçişleri Bakanlığına vereceğiniz bütçeyle sürdürüyor olabilirsiniz.

Man Adası belgeleri açıklandı ve hemen ardından, Sayın Bakandan, değil bir bakana, bir kamu görevlisine yakışmayacak tehditler geldi. Kimseye yakışmayacak, sokak ağzı denilebilecek, mafya tetikçisinin ağzına bile… Duyduğunuzda tüylerinizi ürperten bazı açıklamaları Sayın Bakan Sayın Genel Başkanımız için söyledi. O, herhangi bir kamu görevlisi değil. Emrinde 268 bin kişilik polis, 179 bin kişilik jandarma, 50 bin kişilik korucu, Emniyet istihbarat, Jandarma istihbarat, hepsinin elinde olduğu birisi dönüp bir partinin genel başkanına “Sen bittin.” derse, bu, bir mafya bozuntusunun tehdidinden çok daha ciddiye alınması gereken bir tehdittir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu bir siyasi tehdit.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Emrinde siyasiler, emrindeki polisler ve bütün bir istihbarat yapısı duruyorken, böylesi bir bütçeyle birlikte ve emrindekiler devlet adına ve hepimiz adına silah kullanma yetkisine sahip -asker dışındaki- tek varlıkken, Sayın Bakan bu ifadeleri kullanırken dikkat etmelidir ve o makam hukuka en çok riayet etmesi gereken makamdır. Ama Sayın Bakan sadece tehdit mi etti? Şantaj da yaptı, dedi ki: “Ey Kılıçdaroğlu, daha dur bakalım, turpun büyüğü heybede!”

Sayın Bakan, hukuka en çok uyması gereken bakanlığın başındasınız. Hukuk devletlerinde heybe olmaz, hukuk devletlerinde turp olmaz. Eğer bir turp varsa o turp derhâl çıkarılır, gereği yapılır. Heybe olmaz. Bir suç isnadı varsa, iddianame olur, savcı olur, hâkim olur, gereği yapılır. Ama bugün “Sen Man Adası’nda bunları söylerken ‘Gözlerinden öperim.’ dedin, ben de bunu söylerken gözlerinden öpüyorum…” (CHP sıralarından alkışlar) “…Sen ‘özel kalem müdürü’ dedin, ben de özel kalem müdürü diyorum.” derseniz, işte bu, şantaj: “Bu hamle, senin o hamlene karşı yapılmış hamledir, devam edersen biz de devam edeceğiz.” demektir. Meselenin zorluğu da meselenin sıkıntılı tarafı da tam da buradadır.

Bir bakan, bu kadar önemli bir bakan, hepimiz açısından önemine kimsenin laf söylemediği bir bakanlığın başındaki bir kişi, peki, işi gücü bırakır da neden bir muhalefet partisinin liderine muhalefet etmeye başlar, hakaret eder, iftira eder, tehdit savurur ve bunu çıldırmışçasına, hezeyan hâli içinde yapar? Aklı başında düşünen herkes şunu öngörebilir: İki tane ana sebebi olabilir, iki sebebi. Birisi, son derece kurumsaldır ve bunlar siyasetin içinde vardır, partinin, kendisine verdiği bir görevdir, bütün sözcülere, bütün bakanlara ya da sadece Süleyman Bey’e -ve şu- “Biz bundan sonra bu Man belgelerini her gün gündemde tutacağız.” diye bir görev verilmiş olabilir.

Peki, böyle bir görev var mı? Önce belgeler çıktı. Belgelerin çıkacağı söylendi. Adalet ve Kalkınma Partisi “Böyle belgeler yok.” dedi. Genel Başkan belgeyi gösterdi. “Belge var ama sahte.” dedi. Sahteliği için araştırma komisyonunu kuralım dedik. “Hayır” oyu verdi, “Sahte değil ama fotokopi, gerçeğini görmeden inanmayız, basına dağıtın.” dedi. Basına dağıttık. “Basına dağıtılanlar da fotokopi, fotokopi, sahte hükmündedir, cesaretiniz varsa savcılığa verin.” dedi. Savcılığa verdik ve o gün AKP’nin bundan sonraki kurumsal tavrını Adalet ve Kalkınma Partisinin Sözcüsü Mahir Ünal açıkladı, çıktı, dedi ki: “Bundan sonra CHP’nin açıkladığı belgeler, hiçbir şekilde bizim siyasetimizin gündeminde yer almayacaktır.” Bu, stratejik bir karardır ve Allah için, oturup şurada birlikte konuştuğumuzda kabul edelim, bu karara milletvekilleriniz uyuyor, bu karara grup başkan vekilleriniz uyuyor, bu karara bütün bakanlar uyuyor, bu karara Başbakan uyuyor ve bu karara Sayın Cumhurbaşkanı uyuyor ve belgeleri konuşmuyorlar, biz konuşalım istiyoruz. Ama belgelerin bilinirliğini kendi kamuoyunuza da taşımamak adına veya hangi saikle aldığınız bir kararsa bu stratejik karara uyuyorsunuz.

Kim uymuyor? Bir tek kişi uymuyor: Süleyman Soylu. (CHP sıralarından alkışlar) Ne yapıyor? Gece gündüz o belgelerle yatıyor, o belgelerle kalkıyor. Türkiye'nin dört bir yanına gidiyor, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na hakareti o belgeler üzerinden yapıyor, Sayın Genel Başkana iftiraları, hakaretleri ardı ardına sayıp istifaya davet ediyor, ardından gece evine gidiyor, sosyal medyadan belgeleri tartışmaya devam ediyor çarpıcı “caps”lerle. Peki niye yapıyor bunu, parti kararına rağmen? O zaman mesele kurumsal değil, kişisel. Burada iki ihtimal var, biri özel sorunları olabilir, o, bizim konumuz değil, özel hayatla ilgili sorunlar değil ama partisi içinde kendine özgü sorunlar olabilir, işte o, bizim konumuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi iddia ediyorum, iddiamız şudur: Süleyman Soylu, Sayın Recep Tayyip Erdoğan sonrası Adalet ve Kalkınma Partisi için genel başkan projesidir ama bu, bugünün projesi değildir; bu, kendisinin projesi de değildir; bu, yaklaşık dokuz on yıllık bir FETÖ projesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Ne niyet okudun be! Vay be!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gelişinize bak! FET֒nün projesi, senin Genel Başkanın!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Eğer dinlemeye sabrederseniz bu konudaki kanıtlarımı, argümanlarımı ifade edeceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tek FETÖ projesi, Kılıçdaroğlu’nun başkan olması.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – FETÖ projesi, senin Genel Başkanın!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi, Sayın Bakan, 2008 yılında, Demokrat Partiye 2008’in Ocağında Genel Başkan olur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Al, belge salla, belge!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – 2009’un Mayısına kadar Genel Başkandır ve başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Adalet ve Kalkınma Partisine...

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Önce salladığınız bir belge vardı, şimdi desteksiz atıyorsunuz!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – ...etkin bir muhalefet değil, eleştiri değil, ağır eleştiri değil, hakaret değil, düpedüz küfür düzeyinde ifadeler kullanmaktadır. İfadeleri burada tekrar edip bu konuşmanın insicamını bozmak niyetinde değilim. Biraz önce teker teker sayıldı, fazlasının olup eksiğinin olmadığını hepiniz biliyorsunuz.

Peki, daha sonra ne olur? Genel Başkanlık görevini yaparken, bir ifadeyle, “FET֒nün Süleyman Soylu’yu yanına verdiği adam” denen, cemaat terminolojisiyle kendisinden sorumlu bir “abi” vardır, abinin adı Vedat Demir. Vedat Demir, FETÖ tarafından Süleyman Soylu’nun yanına verilmiş, kendisi tarafından Demokrat Partide Genel İdare Kurulu üyesi yapılmış ve o FET֒cü kişi, Süleyman Soylu size en ağır hakaretleri yaparken yanı başındadır ve destekçisidir. Yani siz 17-25 Aralığa “Cemaatin gerçek yüzünü gördüğümüz gün.” diyorsunuz ya, kendi açınızdan da bunu savunuyorsunuz ve inanıyorsunuz ya, ben size şunu söylüyorum: Haklısınız, 17-25’te cemaatle çelişki su üstüne çıkmıştır ama adamların niyeti, 2008-2009’da sizin alternatifiniz olarak belki bir parti geliştirmeye çalışırken, sonra taktik değişecek, Süleyman Soylu en ağır hakaretlerini yaparken FET֒cülerin desteğini almaktadır. “Hadi canım sen de, nereden söylüyorsun bunu?” 2009’un Mayısında, Hüsamettin Cindoruk “Bana makosenlerimi giydirmesinler, ben Demokrat Partiyi bir cemaatin partisi hâline getirmem.” der, kendisiyle karşılıklı rekabete girer.

Çetin bir rekabette iki taraf birbirini iki sağlam tezle suçlamaktadır. Süleyman Soylu’nun Sayın Hüsamettin Cindoruk’a suçlaması şudur, der ki: “Partiyi, Balyozcuların, Ergenekoncuların, darbecilerin partisi yapacak, buna izin vermem.”

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Şizofrenik bir durum bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Oysa Hüsamettin Cindoruk da ona, partiyi bir cemaate bitiştirdiğini, bir cemaatin yapısı hâline getirdiğini, buna izin vermemek için aday olduğunu söyler. Sayın Soylu, kongrede bu ağır eleştirileri, izin verilerek yapılan eleştirileri “Çok ayıp.” diyerek geçiştirir, kongreyi kaybeder, bir ay sonra koşarak soluğu Abant toplantısında alır. Abant toplantısındaki konuşması manidardır ve aynen şu şekilde söylemektedir…

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bu tarafa bakma, kimse inanmıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …“Küçük partilerin siyasette zorlukları var, bu zorlukların en başında finansman gelir. Yanınızda işi bilen, finansman yaratacak kişileri partilere dâhil etmezseniz bu konuda partiler çok zorlanır.” der. Yer Abant, konu siyasetin finansmanı, “İşi bilen adamları partiden çıkarırsanız çok zorlanılır…” Ya, kendi, işi bilenlerden…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yalan söylüyorsun! Yalan söylüyorsun!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Doğrusu yok Bakanım, gerek yok, doğrular ortadadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Aksini ispatlarsınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Devam ediyorum: Abant toplantısından ayrılır ve ardından, Sayın Süleyman Soylu, Demokrat Partinin bir önceki genel başkanı ancak üyesi sıfatıyla siyasete devam etmektedir.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yalan söylüyorsun!

NİHAT YEŞİL (Ankara) - Yalanı sen söylüyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Peki, o sert Süleyman Soylu, yaklaşmakta olan 12 Eylül 2010 referandumuna doğru ne yapmaya karar vermiştir? Yine, yanında Vedat Demir olduğu hâlde, Süleyman Soylu demokrasi buluşmalarının baş aktörüdür ve iki ay içinde 50 tane şehir gezer.

SALİH CORA (Trabzon) – Senaryo yazıyorsun, senaryo!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Demokrasi buluşmalarında sonuna kadar “evet”i savunur büyük bir başarıyla, büyük bir üstünlükle ve acayip bir finansmanla.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Şizofrenik bir kurgudur!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bugün Cumhuriyet Halk Partisi altmış gün içinde 50 tane şehir geçecek bir şey planlasa Parti Saymanımız Haluk Hoca’nın geçireceği kalp spazmı bir yana, zor organizasyondur, büyük organizasyondur.

Ama bunu Demokrat Parti finanse etmemiştir. Kim finanse etmiştir? Belki Süleyman Soylu finanse etmiştir, cebinden. Buna inanmak isteriz ama kendisi, Demokrat Partiden, o tarihte kurumsal parti görüşü “hayır” oyu vermek olduğu hâlde “evet”e çalıştığı için ihraç edilir. İhracından sonra partinin saymanı, bütün il başkanlıklarına kendisini suçlayan bir yazı yollar, “On dört ayda 12 milyon TL para harcadı.” der ve bunun üzerine Süleyman Soylu’yla mahkemelik olurlar. Mahkeme saymanın lehine sonuçlanacaktır, itiraz da Danıştay tarafından reddedilecektir. Mahkemeye sunulan belgeler çok konuşulur; iç çamaşırı, minibarın parası, kişisel birçok harcama.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – CHP’nin harcaması ne olacak?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – CHP’den bahsediyorsunuz herhâlde siz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Hayır, bu harcamaların hesabı Anayasa Mahkemesinde elbette verilir…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 3,3 milyon ceza yemişsiniz yani; 3,3 milyon.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – CHP’den bahsediyorsun!

SALİH CORA (Trabzon) – Ne anlatıyorsun? Ayıp ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …ama iç çamaşırına, minibardan içilen suya, içeceklere kadar parasını partiden veren birisinin bir kampanyayı partisiz şekilde, iki ayda 50 ile gidecek, salonları tutacak, sesli araçları düzenleyecek parayı nereden bulduğu konusunda yine cevap yanı başındaki Vedat Demir’dir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – En son 100 bin lira daha…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Devam ediyoruz: 12 Eylül 2010’da balkondan teşekkürler yapılırken bağımsız içgüdücülere, demokrasi buluşmasının yiğit evlatlarına, Pensilvanya’ya, oraya buraya süreç artık Süleyman Soylu’nun, bir başka partide başkan olmayan Süleyman Soylu’nun Adalet ve Kalkınma Partisine getirilip monte edilme sürecidir. Bu sırada “Kim götürdü?” “Kim yaptı?” “Kim etti?”; ayrı tartışmalar ama üyelik günü Vedat Demir’in açıklaması: “Doçent Doktor Demir: ‘AK PARTİ’ye güç katacaktır.’” demiş ve bu Vedat Demir demokrasi buluşmalarıyla ilgili ve Demokrat Partinin Ergenekoncu istilasına girdiğiyle ilgili Mahmut Övür’e önemli şeyler söylemiş. Bu Vedat Demir’le birlikte Sayın Süleyman Soylu’nun, Adalet ve Kalkınma Partisine katıldığı günden aylar önce, şubat ayında Pensilvanya’ya gittiği ve Fetullah Gülen’le konuştuğu iddia edilmektedir. Çıkıp eğer kendisi Fetullah Gülen’le, yanında Vedat Demir olduğu hâlde, görüştüğünü kabul ederse başka bir şeydir, siyaseten tartışılır; reddedilirse tarih vereceğim birazdan söz alarak ve o tarihte kendisinin nerede olduğunu ispatlamasını isteyeceğim ama bu süreçlerin… (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu süreçlerin sonunda şöyle bir şey diyebilirsiniz: “Ya, Vedat Demir FET֒cü olabilir, Süleyman Bey’e yanaşır, Süleyman Bey’le birlikte siyaset yapar; AKP’ye yanaşır, AKP’ye gelir, yardımcı doçentken doçent, profesör olur Süleyman Bey AKP’de siyaset yaparken ama 17-25’ten sonra Vedat Demir aklını başına almıştır belki.” Yok. Vedat Demir, 15 Temmuz gecesi, daha sonradan güvenlik güçlerince ele geçirilen -Sayın Bakanın da vücut diliyle tasdik ettiği- WhatsApp ya da byLock yazışmalarında “Hocam, bu darbe başarılı oldu oldu, olmazsa eğer hepimiz perişan olduk, tek adam diktatörlüğü.” diye mesaj atmıştır; 15 Temmuz akşamı. Bu, ispata muhtaç bir konu. (CHP sıralarından alkışlar)

Hayır, Sayın Bakanın elindeki bu bilgi, Sayın Vedat Demir’i… Bakanın değil, o dönemin İçişleri Bakanının elindeki bu bilgi Sayın Vedat Demir’i tutuklatmış 8 Ağustos günü; bu WhatsApp yazışmaları, terör örgütüyle irtibat, iltisak ve sürekli haberleşmeden dolayı önce ihraç edilmiş, 8 Ağustos günü de tutuklanarak cezaevine konmuştur. Peki, o Vedat Demir daha sonra ne olmuştur? Daha sonra, Sayın Bakan birkaç ay sonra İçişleri Bakanı olmuş -mahkeme dosyasına ne girmiş ne çıkmış, onu çok merak ediyoruz ama- Vedat Demir tahliye edilmiştir. [CHP sıralarından "Yuh" sesleri, alkışlar(!)]

Sabah gazetesinin kupürü: “FETÖ davasında skandal tahliye”. Bu, sizin yakından takip ettiğiniz, bildiğiniz gazetenin vurgusu. Ayrıca, şunu da söylemek isterim: Buna tepkiyi gösteren -şuradan bularak göstermek isterim, tam söylediklerini söylemek için- sadece, Berat Albayrak’ın gazetesi olan Sabah “Skandal tahliye” dememiş…

SALİH CORA (Trabzon) - Ne alakası var ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …örneğin Cem Küçük “Bunlar net FET֒cü, nasıl tahliye edersiniz?” diye yazarken, darbe girişimini darbe girişiminden önce bilen Fuat Uğur “Bunları koruyan bir el var, bunları koruyan el, kimdir?” sorusunu köşesinden sormuştur.

Şimdi, biz şunu soruyoruz: Bir matruşkadan bahsettiniz Sayın Bakan. Bu cemaat uzun vadeli bakar. Bu matruşkanın içi açıldıkça bir tane çıkar…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kılıçdaroğlu’na benziyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …içi açıldıkça bir tane daha çıkar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …içi açıldıkça bir tane daha, bir daha, bir daha, bu biter…

BAŞKAN – Tamamlayın bir dakikada.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Buyurun, bu güzel tanımlamayı yapıyorsunuz da bu matruşkalardan, acaba içinden çıkacak son isim, son resim siz olmayasınız sakın. (CHP sıralarından alkışlar)

Adalet ve Kalkınma Partililere sesleniyorum, şunu söylüyorum: FETÖ bir hastalıktı, biz erken teşhis ettik. “Bünyeyi sarıyorum, damarlardan ilerliyorum, kaplıyorum.” diyordu. Doğru, orada, bir yerden sonra anladınız, mücadeleye 15 Temmuzdan sonra başladınız…

SALİH CORA (Trabzon) – Siz ne zaman mücadele edeceksiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …hastalık geriledi, geriledi, geriledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz ne zaman başlayacaksınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Eczacı kimliğimle söylüyorum, virütik hastalıklar geriler, geriler, geriler ama bir virüs yaşam ortamını kaybettiğinde kristalize olur; günler, aylar, yıllar, on yıllar durur, yeni bir besi ortamı bulduğunda yeniden büyüyebilir. Şimdi karşımızda kriptonun kriptosu, en kripto, polikripto derken acaba bir virüs olarak bünyede bir Fetullah Gülen’in Recep Tayyip Erdoğan sonrası AKP Genel Başkanı projesi o günü kristalize hâlde bekliyor mudur? Bu soruyu kendinize sorun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Paranoyak olmuşsun, paranoyak.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Siz kendinize bakın, kendinize. Siz kendi işinize bakın, bizim iç işlerimize karışmayın.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Senaryo!

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı en son cümlesinde “Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerine soruyorum…” diye ifade ederek, hem daha önceki süreçte de bize Man belgeleriyle ilgili kısımda sataşmada bulunmuştur, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika Sayın Elitaş.

Biz burada İçişleri Bakanlığının bütçesine değil, Süleyman Soylu hakkında bir gensoru görüşmesine başladık ama gündeme de sahip çıkacağız bir yandan da; artık takdir sizin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Evet, gensoru görüşüyoruz, onu sorduk zaten biz de.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gensoruyu geçtiler Sayın Başkan, işimiz var.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Zaten Çalışma Bakanlığının bütçesini konuşan yok, Turizm Bakanlığının bütçesini konuşan yok, bunların varsa yoksa dertleri İçişleri Bakanı; bütçeyi de konuşan yok zaten.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce Özgür Bey bir şey ifade etti, Demokrat Parti zamanında iddialar, ithamlar, 12 milyon liralık kısım… Bakın, bir şeyi söylerken kendinizde problem olmaması lazım. CHP’ye 3,3 milyonluk rekor ceza… (CHP sıralarından gürültüler)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bırak şimdi bunları.

BAŞKAN – Lütfen! Söz kesmeyin, lütfen!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Cezanın içinde ne var? CHP, parti harcaması gibi gösterilen sakız, sucuk, iç çamaşırı gibi kişisel harcamalar nedeniyle cezalandırıldı.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne bu, ne bu?

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Kendinize bakın, kendinize. Kendinize bakın, Cumhuriyet Halk Partisine değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi sakız, sucuk, iç çamaşırı nedeniyle cezalandırıldı. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ya, illa disiplin hukukunu uygulamam mı gerekiyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Özgür Özel bir matruşka çıkardı, matruşkanın içerisinden de bir resim çıkardı, işte “Acaba FETÖ kriptoları soktu mu?” diye. Şu elimde gördüğünüz şey, şu anda sizin milletvekiliniz, yazdığı yazı. (AK PARTİ sıralarından “Ooo” sesleri, gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – O ne öyle?

SALİH CORA (Trabzon) – Kimmiş o?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Fetullah Gülen’in davetlisi olarak ABD’ye giden 5 vekilden 4’ünün ulusalcı olması dikkat çekici.”

SALİH CORA (Trabzon) – Allah Allah, kim onlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Kim var? Tezcan var. Öbür arkadaş milletvekili değil herhâlde, daha önce Genel Başkan Yardımcısıydı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gökhan Günaydın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Kim var? Özkoç var.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Vay, vay, vay!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Biri kim? Grup Başkan Vekili. Diğeri kim? Genel Başkan Yardımcısı. Acaba FETÖ sizi kripto olarak mı oraya soktu? Özgür Özel’e sorun, bana sormayın, Özgür Özel’e sorun.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Eğer siz kriptoysanız konuşun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İki, bir mesaj okuyacağım: “CHP’yle yol ayrımına geldiğimi duyurmak istiyorum.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Atatürk’ün kurduğu bir parti nasıl olur da terörist vekiller için savaşır?”

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Kim dedi bunu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İnternete girerseniz… Biraz sonra söyleyeceğim.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ha, Özkoç onun için bağırıyordu demek ki.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Arkasından diyor ki: “Namuslu adam gibi bu teröristlerin dokunulmazlığını kaldıracak mısın yoksa teröristlerin önüne mi yatacaksın?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kime söylüyor? Kılıçdaroğlu’na söylüyor. Söyleyen kim? İnternet sitesine girerseniz, “Engin Özkoç Kılıçdaroğlu’na savaş açtı.” diye girerseniz bunu görürsünüz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hadi oradan sen de!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Grubunuzu bir sustursanız…

Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Partimize ve şahsımın adını vererek sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Belge konuştu, sataşmadı ki, belge var. Siz hep hikâye anlattınız. Belge, belge…

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Çalma kapımı, çalarlar kapını.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Orada, şimdi az önce, Sayın Grup Başkan Vekilinin büyük bir belgeyle gösterdiği gazete kupürü ve o belgede…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Niye rahatsız oluyorsunuz?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – …o gazete kupüründe bizim Fetullah Gülen’in davetlisi olarak gittiğimizi söylüyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben söylemiyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sen… Kim söylüyorsa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Barış Yarkadaş söylüyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bunu ispat etmezseniz, onun davetlisi olarak gittiğimizi ispat etmezseniz namertsiniz, tamam mı? Açık ve net.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben söylemiyorum.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Barış Yarkadaş söyledi, Barış.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Arkadaşlar, heyecanlanmayın ya, heyecanlanmayın.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Yok, heyecanlı değiliz ya.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Barış, neyi kastettin Barış?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Biz sadece millete hizmet için heyecanlanırız, başka bir iş için heyecanlanmayız.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Davetsiz mi gittin o zaman, davetsiz mi gittin?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Şimdi ben size başka bir soru soruyorum: Oradaki o toplantıda AK PARTİ Genel Başkan Yardımcınız var mıydı, AK PARTİ’li milletvekilleriniz var mıydı, AK PARTİ’de şu anda grup başkan vekilliği yapmış arkadaşınız var mıydı, gelin, onu buradan açıklayın. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Barış söylüyor, Barış söylüyor diyorum.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – “Biz beraber gittik.” niye demedin? Belge açıklayacaktın hani?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım’a söz vereceğim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldrırım’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Elitaş’ın burada “terörist vekiller” diyerek…

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Elitaş demiyor onu ya!

MUHAMMET BALTA (Trabzon) - Biz söylemedik, onlara söyle.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …daha hiçbiri hakkında hüküm yokken kendilerinin o atıfla itham edilmesi sözünü kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TAMER DAĞLI (Adana) – “Tweet” atana söyle, “tweet”i kim atmışsa ona söyle.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam, buyurun, buyurun.

TAMER DAĞLI (Adana) – “Tweet” atana söyle onu.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Elitaş demedi ya, yazılanı okudu. Gidin ona sorun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hatibin ne dediğini çok iyi anladık.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Yıldırım’ı dinliyorum.

Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, süremi yeniden başlatın.

BAŞKAN – Yeniden başlatıyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, bakın, bu Parlamentoda terörist vekil yoktur ama teröristlerin iddianamelerinin arkasına sığınarak onları rehin alan bir siyasi iktidar vardır.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Geç o işi, geç, geç o işi!

AHMET YILDIRIM (Muş) - Bunu kabul edecekler.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Arkanızda terör örgütleri vardı.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Öbür türlü, bakın, 510 iddianamemizin 350’si teröristler tarafından hazırlanmış iddianamelerdir.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sırtınızı nereye yaslamıştınız?

AHMET YILDIRIM (Muş) - Aynaya bakın…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sırtınızı nereye yaslamıştınız, sırtınızı?

AHMET YILDIRIM (Muş) - …kimlerin teröristlerle birlikte hareket ettiğini iyi görürsünüz diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

15.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Yıldırım bana ithafen bir şey söyledi. Aslında Sayın Yıldırım iyi dinleseydi bu sözün sahibinin kim olduğunu söyledim ben yani Sayın Yıldırım’ın kınaması gereken kişi ben değilim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Niye kullanıyorsunuz o zaman?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunu paylaşan kişi ne diyor?

AHMET YILDIRIM (Muş) – İnanmıyorsanız niye kullanıyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “CHP’yle yol ayrımına geldiğimi duyurmak istiyorum. Atatürk’ün kurduğu bir parti nasıl olur da terörist vekiller için savaşır?” diyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Eğer itibar etmiyorsanız niye kullanıyorsunuz Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bana niye söylüyor bunu? Olay bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, ben de bunu söylemeye çalıştım ama olmadı.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bülent Tezcan epeydir bekliyor. Tutanak burada, elimde, okuyorum: “Kilisenin papazını söyledin -yani bunlar artık Sayın Soylu’ya hitaben söylenmiş olan şeyler- zangocunu söylemedin. Zangoçluk görevi sana mı düştü? Kilisenin zangocu sensen -bir şeyi itiraf edeyim- bu görevi bihakkın yerine getirdiğine hiç şüphe yok ama zangoçlara da gelecek yok, zangoçlara da gelecek yok, onu bilmende fayda var.” bir.

İki: “Böyle bir bütçe Türkiye’nin hiçbir geleceğine cevap vermeyecektir. Bu bütçeye ‘hayır’ diyeceğiz. Bu bütçe zangoçların bütçesidir, zangoçların bütçesidir, ‘hayır’ diyeceğiz.”

Buyurun.

Çünkü gerçekten burada bir inancın çalışanlarına ve o inanca bir hakaret var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yorum yapma, yorum yapma!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok böyle bir hakkınız ya!

BAŞKAN – Buyurun, açıklama yapın.

Lütfen, iki dakika; önemli bir konu, iki dakika açıklama yapın, lütfen.

16.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, söz çok açıktır. Burada Sayın Soylu’nun “Gündüz imamı, gece ise papazı oynuyor.” sözü var. (AK PARTİ sıralarından “Geç, geç” sesleri, gürültüler)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Zangoca gel, zangoca.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Bir dakika ya, bir dakika… Bir dakika ya, dinleyin bir dakika…

BAŞKAN – Arkadaşlar, duymuyorum. Bakın, konu önemli, bir inanç konusu, açıklama yapıyor. Bir dakika…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Tutanaklar okundu. Bu söz İçişleri Bakanının sözüdür. Papazlık görevini ya da değerli papazları ya da imamları küçümseyen ben değilim. Bu sözün içerisinde papazlara dönük bir hakaret ve küçümseme olduğunu herkes biliyor. Bunu söyleyen Bakanın kendisi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi gelelim benim sözüme. Ben diyorum ki: “Peki Sayın Bakan, papazı açıkladın, o zaman zangoç kim?” Zangoç nedir? Kilisede çan çalma görevini yapan değerli bir kilise görevlisidir, din görevlisidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi, zangocun…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Zangoç nerede? Zangoç kim?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Bakın, bakın sözlüğe.

BAŞKAN – Ama duymuyorum ben.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Bir müsaade… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ama duymuyorum sayın milletvekilleri.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Kıvırma!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Rahatsız olmayın, rahatsız olmayın, anlatıyorum.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Anlat, anlat, heyecanlı oluyor!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Zangocu ben küçümsemedim. Ama bu bir kinaye sanatıdır, bu bir söz sanatıdır.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Ama teşbihte de hata olmamalı.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sen papazı küçümseyerek konuşmaya başlıyorsan zangoçtan da rahatsız olacaktın Sayın Başkan. “Görevin bu işin çanını çalmaktır.” diyorum, bu bir kinaye sanatıdır yoksa zangoçlara dönük herhangi bir şekilde olumsuz düşüncemiz olmaz. Her din kutsaldır, her dinin emekçileri saygıdeğerdir, hiçbir din için hiçbir ibadethanede görev yapana hakaret etmeyi düşünmedik, düşünmeyiz hiçbir zaman. “Affedersiniz, Ermeni” demedik, demeyiz; bu kadar. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Eseyan, yerinizden bir dakikalık bir açıklama talebinde bulundunuz.

Buyurun.

17.- İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, ben Sayın Tezcan’dan sadece çok açık olan bir hakarete karşı bir özür beklemiştim bir Türkiye Cumhuriyeti Hristiyan vatandaşı olarak ama mugalata yaptı, özürden kaçtı. Bu bir özür değildir.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – “Affedersin, Ermeni” ne oldu? “Affedersin, Ermeni” ne oldu? Ona niye cevap vermiyorsun!

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Dolayısıyla, kendi bağımsız sözleriyle, Sayın Soylu’nun dışında -onun kastetmediğini, biz biliyoruz- onun dışında kullandığı, sanki zangoçluk ayıplı bir işin bir parçasıymış gibi, böyle bir benzetme yaparak… Bu, bir kinaye değildir, teşbih değildir, doğrudan hakarettir. Gerçekten topu taca atarak özür dilememiştir. Ben şahsen reddediyorum; bu bir özür değildir, bu mugalatadır. Protesto ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son olarak İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Süleyman Soylu yok, ilgili Bakan yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İçişleri Bakanı yok.

BAŞKAN – Geliyor Sayın Bakan, geliyor, geliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İlgili Bakan yok, olmaz ama ya.

BAŞKAN – Sayın Altay, arkadaşlar “‘Ve Engin Altay...’ diye anons et.” dedi ama yapamadım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Ve…” Çok teşekkür ediyorum. Başka bir zaman yaparsınız.

BAŞKAN – Sizi sevdiklerinden dolayı.

Buyurun.

Geçmiş olsun, ne oldu ayağınıza?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kürsüye yavaş yavaş geldim ki tribünler dolsun diye.

BAŞKAN – Ha, evet.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ama Bakan istifa etti herhâlde, yerinde yok.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

On altı yıldır bu Meclisteyim. Mecliste, bir siyasi parti grubunun oturduğu sıralardan çok gürültü ve uğultu çıkarsa orada mahcubiyet vardır, orada utanç vardır, orada üzüntü vardır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu yüzden, Sayın Bülent Tezcan’a, Sayın Engin Özkoç’a, Sayın Özgür Özel’e teşekkür ediyorum. Meclisin tümünden uğultu çıkarsa korkmak lazım, durum vahimdir.

Şimdi, 30 Temmuz 2003, Çarşamba, 113’üncü Birleşim: Ben burada kürsüye çıkmışım, başlamışım. Kürsüye çıkmadan iki dakika önce bir haber gelmiş, “Devrin Başbakanı bir kaza geçirdi.” diye. Ben demişim ki tutanaktan okuyorum: “Sayın Başbakan da küçük bir kaza geçirmiş. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.” Ben böyle demişim, şimdi bu Hükûmetin bakanı o zaman “Ata binmesini bilmeyen adamdan bir şey olmaz.” demiş. Aramızdaki fark bu, aramızdaki fark bu. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir konuyu açıklığa getirmemiz lazım, kavuşturmamız lazım, mutabık olmamız lazım; o da şu: “Hizmet hareketi” diye bilinen, “Fetullah Gülen cemaati” diye bilinen örgüt, yapılanma 17-25 Aralıktan sonra mı FETÖ oldu, 15 Temmuzdan sonra mı FETÖ oldu? Şimdi, siz, hep birlikte ve haklı olarak kendinizce diyebilirsiniz ki: “Efendim, 17-25 Aralıktan sonra biz, bunların terörist, adi, alçak olduğunu anladık.” O zaman sorarlar, derler ki… Bizim Muharrem İnce bir soru önergesi vermiş, demiş ki uzatmayayım: “17-25 Aralık sonrası FETÖ okullarına aktarılan, hani bir kanun çıkardık ya özel okullarda okuyan çocuklara devlet para veriyor, vesair vesair; kaç para?” Devrin Millî Eğitim Bakanı da yazmış, namuslu namuslu yazmış: “113 milyon 973 bin 279 lira para verdik.” demiş. Bu FETօ Bu Hükûmet, terör örgütlerinin finansmanını sağlamaktan yargılanmalı eğer FETÖ 17-25 Aralıktan sonra FETÖ olduysa yani hizmet hareketi 17-25’ten sonra terörist olduysa. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şunu kabul etmek durumundasınız: Parayı siz vermişsiniz. Onun için biz diyoruz ki: Sizin “hizmet hareketi” diye tanıdığınız, sıfatlandırdığınız, hepsi hakkında, en başındakinden ara unsurlarına kadar övgüler düzdüğünüz hareket, 15 Temmuzda gerçek yüzünü göstermiş ve bu bayrağa, bu millete, bu Meclise adi, hain bir kalkışma yapmıştır ve terör örgütü olmuştur. Bir kere burada, kendi aranızda bir mutabakat sağlayın. Zira 17-25 Aralıktan sonra da çok sayıda AK PARTİ’li belediyenin FET֒cü olarak şimdi kaçan, yurt dışına kaçan, yakalanan, tutuklanan iş adamıyla çok güzel ilişkileri var.

Gelelim ana konuya. Sayın Kültür Bakanı ve Sayın Çalışma Bakanı kusura bakmasın. Bugün onlara, onların bütçelerini önemsemediğimizden değil ama onlara ayıracak zamanımız yok, daha mühim işlerimiz var, devletle ilgili endişelerimiz var, devletle ilgili kaygılarımız var.

Değerli arkadaşlar, şimdi, söyleyeni unuttum, bana da birisi söyledi, Bostancı gibi bir yerden okumadım, o çok okuyor: “Bir delille kırk akıllıyı ikna ettim, kırk delille bir ön yargılıyı ikna edemedim.” Ben bazen AK PARTİ Grubunu, yanlış anlamayın, biraz buna benzetiyorum. Bakın, yanlış anlamayın, bir ön yargıdan bahsediyorum. Bir siyasi sahiplenme en doğal hakkınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bağırmasan daha iyi olacak.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama arkadaş, biz AK PARTİ Genel Başkanına, Cumhurbaşkanına “diktatör” falan deyince -savcılar ha bire dava açıyor, nihayet bana da gelmiş, teşekkür ediyorum o savcıya- hoplayıp…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – İki tane gelmiş.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bana iki tane gelmiş.

…zıplıyorsunuz da yani AK PARTİ Genel Başkanı hakkında bunca laf eden, laf ettiği belli, bilinen bir Sayın Bakanın çıkıp da bununla ilgili de bir samimi öz eleştiri yapmadığı hâlde, bakıyorum, AK PARTİ Grubumuzun bir grubu…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmış ki burada zaten.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tümünü kastetmem mümkün değil, zaten katılımdan da belli. AK PARTİ Grubunda Sayın Bakanın çok sahiplenilmediğini de görüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, peşin hüküm vermek doğru olmadı. Bir belediye için peşinen “hırsız” demeniz görevi kötüye kullanmanızdır, orada yargı var. Hükmü verecek Bakan mı, Bakanlık mı, yargı mı? Burada kusur işlediniz.

Bir de arkadaşlarım söyledi ama şu turpun büyüğünü merak ediyoruz, şu heybedeki turpun büyüğünü merak ediyoruz ama iftira değil, devletin imkânlarıyla, müfettişleriyle bir abluka değil. Ben bu kürsüde yalan söylersem namussuzum, şerefsizim; biraz sonra ortaya koyacağım iddialarla ilgili ama benim ortaya koyduğum iddialarla ilgili bu kürsüye gelip bu milletin vekillerine yanlış evrak, yalan söyleyen de namussuz ve şerefsizdir! (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, senin heybendeki büyük turpu bilmem ama yani CHP’yle ilgili turpu bilmem ama Sayın Bakan, ben sizin heybenizin biraz sıkıntılı olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, AK PARTİ, kandırılmakta çok mahir olan AK PARTİ, bu sefer -üzülerek söylüyorum- kandırılan İçişleri Bakanı tarafından kandırılmıştır. Sayın Bakan, sizi kandırdılar, sizi kandırdılar. (CHP sıralarından alkışlar) Bunun altını çizmek istiyorum. Ya da -ikisinden birini kabul edeceksiniz- daha önce AK PARTİ, FET֒yü taşeron olarak kullanarak yaptığı kumpasları şimdi Sayın Bakanı taşeron olarak kullanarak yapmaya devam ediyor. Ya o ya bu; birinden birini seçin, üçüncü bir seçenek yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, devlet akıl gerektirir, sağduyu gerektirir, basiret gerektirir. Devlet milletindir, Hükûmet partinindir, AK PARTİ Hükûmetidir. Evet, işte “67’nci Cumhuriyet Hükûmeti” dense de Hükûmet partinizindir. Devlet hepimizin. Bu devleti zafiyet içine düşürmek, bu devletin itibarına halel getirmek, kuvvetler ayrılığı prensibini ortadan kaldırmak sadece CHP’ye değil, AK PARTİ’ye, AK PARTİ’ye oy veren 23 milyon vatan evladına da açık bir ihanettir. Hükûmetler kurulur, yıkılır; hükûmetleri yıkmak için muhalefet partileri el birliği yapar, güç birliği yapar ama devlet yıkılırsa millet de yıkılır. Bu yüzden, devletin itibarı, devletin güvenirliliği, devletin adilliği ve gücü için hukukun üstünlüğünden ve kuvvetler ayrılığından ayrılmamak gerekir. Yıkılan devletlere bakın, hepsi, yönetenlerin adalet duygusunu kaybetmesinden sonra önce zafiyet içine düşmüş, sonra çöküşe maruz kalmıştır. Onun için devlet erkini yönetenlerin ayrılmamaları gereken çok şey var ama bir tanesi var ki adalet duygusu. Burada siyasi mülahaza olmaz, siyasi değerlendirme olmaz, siyasi kaygı olmaz. “Ben buradan böyle yaparsam şuradan şunu alırım.” olmaz. Hükûmet etmenin yerini hükmetmek alırsa devlette çürüme başlar. Bu Hükûmetin yaptığı, saygıdeğer milletvekilleri, odur. Bu Hükûmet, AK PARTİ’nin içinden çıkan bu Hükûmet, hükûmet etmeyi hükmetmekle karıştırarak Türkiye’yi bir büyük felakete hazırlamaktadır. Risk almak yerine maceraperestlik yapılırsa, basiret yerine belagatle sorunlar çözülmeye çalışılırsa olmaz. Sağduyunun yerini hırs alırsa, olgunluğun yerini ihtiras alırsa toplumu gerersiniz. Güven yerini şüpheye bırakırsa, mütevazılık yerini şımarıklığa bırakırsa devlette dökülme başlar. Devleti dökmeyin, devleti koruyalım. Yıllar boyu -cumhuriyet tarihini ve öncesini de sayarsak- bu topraklardaki bu milletin evlatlarının kurduğu devletlerin çöküşlerine, sonuçlarına baktığınızda orta yerde olan budur. Devleti, millete ve muhalefete karşı bir şemsiye gibi değil de bir siper gibi kullanırsanız, bu milleti de bölersiniz. Devlet, sizin için, Hükûmet için, çoğunluk partisi için millete ve muhalefete karşı kullanacağınız bir siper değildir; olsa olsa bir şemsiye gibi, hepimizi, 80 milyonu, Kürt’üyle Türk’üyle, doğulusuyla batılısıyla, varsılıyla yoksuluyla hepsini bir arada tutarsa devlettir. Milleti bölmeyin.

Biz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da AK PARTİ’yle ve AK PARTİ’nin içinden çıkmış buradaki Hükûmetle münakaşa etmeye, kavga etmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz. Ama, şimdi, Sayın Bakanın son zamanlardaki tutumu gerek Genel Başkanımıza yönelik… Ben eminim, o gece “Keşke ağzımdan bu laflar çıkmasa.” dediğinden. Ama siyaset erdem gerektirir. Ağzımızdan çok laf çıkmıştır, çok istemediğimiz laf çıkmıştır. Eskiler bilir, benim de çok çıkmıştır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biliriz, biliriz.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Gelmişimdir, “Olmadı.” demişimdir, “Yakışmadı.” demişimdir. Biz Sayın Bakandan bunu beklerken Sayın Bakan bir konuyu internet üzerinden de kaşımaya devam ediyor; yetmiyor, bir belediyemize yönelik hukuk dışı bir işlemde bulunuyor. Oraya biraz gireceğim, oraya biraz gireceğim. Mehmet Muş pazartesi günü otuz beş dakika serbest atış yaptı, şimdi oraya gireceğiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hedefi iyi buldu, hedefi buldu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sen de kaledeydin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet… Yok, yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hepsi 12’dendi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Belli, uğultu başladı, rahatsızlık var arkadaşlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Hepsi 12’dendi” diyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, samimiyetle söylüyorum. Önce peşin bir çağrı yapıyorum, peşin: Şu, Ataşehir Belediye Başkanının avukatının, bugün ya da dün, idari mahkemeye başvurusu. Hepinizi severim. 3 isim sayacağım, 3 isim. Hepinize güvenirim, onlara özel hukukum da olduğu için ayrıca güveniyorum: İsmet Uçma, Doğan Kubat, Naci Bostancı. AK PARTİ’nin bu 3 sayın milletvekili…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Adamların vekilliğini bitirdin be!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hayır, hayır, özel hukukum olduğu için onları saydım.

BAŞKAN – Aşk olsun Engin Altay!

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Hepinizi severim.” dedim Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi sen bittin Engin, bittin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu 2 evrakı vereceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mustafa Elitaş, Kayseri?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Bostancı, 80 milyonun önünde soruyorum ve sana bir teklifte bulunuyorum: Al bunları, incele.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Mahkeme ne olacak?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Oraya geleceğim, asıl mahkemeye geleceğim işte.

İncele, dersen ki “Bu evrak, belediye başkanının görevden alınmasını gerektiren bir hâli kapsıyor.” Şerefsizim, ben de seninle beraber: “Evet, Bakan iyi yapmış.” diyeceğim. Var mısın? (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O dosyalarda olmayan da vardır.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne diyeceğiz, anlamadım?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bekle…

Şimdi, bakın, ben size samimiyetle söyleyeyim, Mehmet Muş’un iddialarına da cevap gibi değil ama 8 tane ana başlık var, beş dakikada süre var.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Cevap olsun canım!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Cevabı veremiyorsun ama.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatibin insicamını bozmayalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Arkadaşlar, bir dinleyin, kimseyi haksız yere yargılamayın.

Birinci iddia, yakınlarının mal varlığının artışı. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı -tarihlerle vakit kaybetmiyorum, hepsi burada var, Bostancı’ya da vereceğim- 3 Ağustos 2017’de takipsizlik vermiş.

Erguvan Parkı… AK PARTİ’li meclis üyeleri şikâyet etmiş, edebilirler, hakları. Bütün belediyelerimize müfettiş gönderin, samimiyim bunda, hepsine gönderin ama nezaket diye bir şey var, öyle kaba tehdit olmaz; “Ben belediyeleri indirdim, sen de indir.” diye. “Ver belgeyi.” Genel Başkanımızın dediği o işte. “Bana ver, kirliliğe bulaşan bir belediye başkanıyla ilgili somut belgeyi ver. Önce ben kulağından tutayım, partiden atayım, sonra sen yargıya götür.” diyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öyle demiyor işte.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Erguvan Parkı’na AK PARTİ’li meclis üyeleri suç duyurusunda bulunmuş, soruşturma açılmış, takipsizlik verilmiş. Bunlar itiraz etmiş takipsizliğe. Veren kim? Müfettişler, devletin müfettişi, Bakanın müfettişi. Danıştaya gidilmiş, Danıştay da itirazı reddetmiş. Daha önce Buz Residence…

Bu, Buz ile Man benzemez.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Buzgate.”

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biri Man, biri Buz; ayrı iş.

Hem İçişleri müfettişleri hem İstanbul Büyükşehir müfettişleri incelemiş, soruşturmaya konu bir durum tespit edememiş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Neyi incelemiş, onu da söyleyin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Mehmet, burada doğruyu söyleyeceksen, gel sabaha kadar konuş, yalan söyleme.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Neyi incelemişler, onu söyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İtiraz edilmiş buna da. Kime? İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin ve İstanbul Büyükşehir denetmenlerinin ya da müfettişlerinin de raporuna, bu da ret. Buz Residence’ta kamunun 5 bin metrekare değil, 186 metrekare yeri var, kat karşılığı yapılmış.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Çarpıtıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben evrakları veririm.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Çarpıtıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kamunun veya belediyenin orada bir arsası da yok.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Temizleyemezsiniz, çarpıtıyorsunuz.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Ya, biraz sabret!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade edin, o ihtarı ben yapayım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Bakan, biraz sonra inşallah zamanım kalır.

Eğer bu Erguvan Barış Parkı, aynı şekilde… Şu anda, mal varlığıyla ilgili devam eden bir mahkeme, dava var; bir de yıkılmayan binalar, “Niye yıkmadın bunu?” diye. Türkiye'de bütün belediyelerin böyle sorunu vardır. Yıkım kararı alınır, hiçbir belediye de burayı yıkamaz, vatandaşın zor şartlarla yaptığı 2 katlı evi hiçbir belediye de yıkmaz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sahibi kim?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Fakat asıl bir şey var ki konut alanına yapılan binanın özel okula devri, iddialardan biri de bu. Özel okulun ruhsatını Millî Eğitim Bakanlığı verir, ayrı da belediye buraya 987 bin lira ceza kesmiş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne zaman kesmiş?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ceza kesimine itiraz olmuş, kesilen cezaya da mahkeme demiş ki: “Fonksiyon değişikliği idari para cezasını gerektiren bir durum değildir.”

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Aylık kaç para kira alıyor?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kirayı kim alıyor, ona sor Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Kirayı, savunduğun belediye başkanı alıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunu bir kan davasına çevirirsen, ben de şimdi bir iki kan davalık konu açarım burada, merak etme.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Aç, açmazsan… (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tamam açarım, dur, bekle.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Mafya mısın, Bakan mısın? Terbiyesiz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekiliniz kürsüde. Lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anlayamıyoruz Sayın Başkan, anlayamıyoruz, duyamıyoruz.

BAŞKAN – Ben de duyamıyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Daha vahimini söyleyeyim, bu iddiadaki en vahim durum şu: Metropol Ataşehir, proje Emlak Konut Gayrimenkulün, bir kamu projesi. Emlak Konut imara aykırı inşaat yapmış, Battal İlgezdi göz yummak suretiyle menfaat temin etmiş. Kimden? TOKİ’den. Bu evrak diyor ki: “TOKİ yani devlet, Battal İlgezdi’ye rüşvet verdi.” Bu konuyla ilgili TOKİ’den hangi yönetici hakkında işlem yaptın? (CHP sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Biraz sonra savcının belgelerini anlatırız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yani devletin de belediyeye rüşvet verdiğini iddia eden bir evrakla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, zamanım az, sonuç… (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

Bu insani bir şeydir, Allah size sağlık versin. Benim sinüslerimde sorun var.

BAŞKAN – Doğru, doğru.

Buyurun Sayın Altay.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Âmin, âmin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Allah sana da uzun ömür versin.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sinüzitiniz var, tedavi edelim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Her şeye rağmen tuzun kokmadığını düşünüyoruz. Dün yapılan iptal davasında bütün belgeler var. Bakanlığın bu konuda iki basın açıklaması var. Sayın Bakan, birinci basın açıklamasında yer alan “Yakınlarına çıkar sağlama.” isnadını ikinci basın açıklamasında niye çıkardınız?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Hiç alakası yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya, ya… Tabii, otur, “Alakası yok.”

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Kısa açıklama olsun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gel, 3 milletvekilin incelesin diyorum, 3 AK PARTİ milletvekiline verelim, incelesin diyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bu iş ayağınıza dolanıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Görevden uzaklaştırmaya gerekçe, delil gizleme ve karartma.

Şimdi, 2009’dan 2017’ye kadar sekiz yılda bu belediyeye gitmeyen müfettiş kalmamış. Bu belediyenin evraklarının tamamı adliyelerde, tüm belgeler idari ve adli mercilerde ve siz görevden uzaklaştırıyorsunuz “delil karartır” diye. Bu, hukuki dayanağı olmayan siyasi bir karardır.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Biraz sonra üzüleceksin, savcının beyanını okuyunca üzüleceksin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen bunu kine çevirirsen…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Çevirmem.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …kan davasına çevirirsen…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Kine çevirip çevirmeyeceğimi Kılıçdaroğlu bilir.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …bu elindeki devlet imkânıyla o belediye başkanımızı o belediyeye sokmayabilirsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama bunun vebali kamu vicdanında da ağır olur, senin için de ağır olur. Niye ağır olur? Sen insansın, önce bir insansın.

BAŞKAN – Sayın Altay, bir dakika ek süre vereyim size, tamamlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir insan haksız yere, hukuksuz yere elindeki devlet imkânını böyle hoyratça, böyle kindarca kullanmaz ama demin, Türkiye'ye nasıl bir devletin lazım olduğunu sizlerle paylaştım. Allah’ım devleti biraz önce saydığım anlayışla yönetecek ve bu milletin birliğini bozmayacak devlet adamlarını bu ülkeye nasip etsin. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Bakan, altını çize çize bir şey söyledim, AK PARTİ’yle kavga etmek, sizin bizimle kavga etmeniz olması gerekendir, tekrar söylüyorum: Devleti siper alıp ana muhalefeti sindireceğinizi zannediyorsanız, çok yanılırsınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bize lazımsınız, öyle bir şey yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Böyle muhalefet bulunmaz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunun bedelini belki sen, ben ödemeyiz; bunun bedelini bu ülke öder, bu millet öder. Bu millete bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Sizin parti içinde bir sorununuz varsa, bir sicil affına tabi tutulmak istiyorsanız buradan size o yönüyle de ekmek çıkmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, konuşacağız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bitiriyorum, bitti zaten.

Konuşacağız. Teklifim geçerli. Biraz önce ismini saydığım 3 sayın milletvekili benden bu belgeleri gelip alabilirler. Onlara güveniyorum.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Süreniz bitti, süreniz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Onlar derse ki “Evet, burada sıkıntı var.” ben de diyeceğim. Hodri meydan!

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Kartonlar…

ENGİN ALTAY (Devamla) – E, orada ne var? İsterseniz onu açmayayım.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Tamam. Süreniz bitti.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bence açmayayım, siz merak edin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Kartonları unuttunuz, onları alın oradan, kartonları.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Unutmadım.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Unuttunuz onları.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bakın, bırakayım buraya, siz açın isterseniz. Açayım mı?

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Yok, yok…

BAŞKAN – Böylelikle Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun konuşmaları da tamamlanmış oldu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş mu, Sayın Bostancı mı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Benim şahsıma bir atıfta bulundu da.

BAŞKAN – Peki.

Önce Sayın Bostancı, buyurun.

Yerinizden açıklama mı yapacaksınız?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

Süreniz bir dakika.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Engin Altay’a öncelikle grubumuza yönelik sözlerin içinde geçen zarif ifadeleri ve güven belirten sözleri için teşekkür ediyorum. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tamamını seviyoruz ve esasen, Engin Bey’i da ayrıca severiz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hangi Engin’i?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Engin Altay’ı. İki Engin’i de severiz, Özgür Bey’i de severiz.

BAŞKAN – Ama Engin Bey beni sevmiyor galiba, ismimi saymadı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 3 kişi saydım, 10 kişi sayacak hâlim yok ya.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şimdi, Sayın Başkanım, şüphesiz, karşılıklı güven duygusu da var fakat mesele şu: Kamuyu ilgilendiren hukuki işlemlere ilişkin biz özel hukuka dayalı bir anlayışla soruşturma, inceleme yapamayız. Burada devletin yürüttüğü bir soruşturma var. Bu soruşturma kendi mantığı, kendi referansları, kendi değerlendirmesi üzerinden yürümek durumunda. Biz, şüphesiz burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bostancı, bir dakika ek süre veriyorum size.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biz burada karşılıklı güven, karşılıklı sempati duyguları içerisinde bütün bunları siyasi olarak müzakere ederiz ama toplum vicdanında karşılığı olacak değerlendirmeyi asıl yapacak olan kamunun kendisidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Muş, sizin talebiniz nedir?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim de 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Evet…

Gerekçesi nedir? Yerinizden mi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yerimden talep edeyim.

BAŞKAN – Buyurun bir dakika…

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Altay az önce konuşurken, benim de ismime atıfta bulunarak, bütçe görüşmelerinin ilk günü yaptığım konuşmayla ilgili bazı şeyler söyledi.

Ben kendisine şu tavsiyede bulunuyorum: O konuşmayı alıp sakin bir kafayla evinde izleyebilir, Genel Başkanlarına da izletebilir ve orada vicdanlarıyla bir karar versinler.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de aynı şeyi söylüyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Ve burada hararetle, heyecanla “Yok böyle bir şey demeye gerek yok.” Rahat olun.

Sayın Altay, “…”(x)rahat ol. Müfettişler işin içerisinde, mahkeme işin içerisinde, işin içinde ne var ne yok ortaya çıkacak, hep beraber göreceğiz. Yargıya intikal etmiş bir süreç var. Önümüzdeki günlerde bazı duruşmalar olacak, ortaya çıkan başka belgeler var. Hep beraber işin içinde ne var ne yok, yapılan işlem ahlaki mi, hukuki mi, haram geçmiş mi geçmemiş mi, bunlar ortaya çıkacak. Hep beraber göreceğiz. Ondan sonra bakalım siz ne yapacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim ama Sayın Altay sizin konuşmanızla ilgili olumsuz bir şey söylemedi, “Dikkatlice de dinledim.” dedi. Şimdi hakkını teslim etmek lazım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben “Sakin ol.” dedim.

BAŞKAN – Buyurun.

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Herhâlde Sayın Muş beni tam dinlememiş. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak diyorum ki: Bize ya da bütün fark etmez, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin tamamına müfettiş gitsin. Bir suç unsuru, bir usulsüz durum tespit edilirse hepsi yargıya verilsin. Bunda bir sorun yok. Bizim verilmeyecek hesabımız yok diyoruz. Suça bulaşmış biri varsa, sizden önce biz gereğini yaparız diyoruz.

Ama, yani “Yıkılması gereken binayı niye yıkmadın?” diye yürüyen bir mahkemesi olan belediye başkanını koltuğundan kaldırtmak, hukuk dışılıktır; bunu söylüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Muş diyor ki: “Sunulacak deliller var.” Bu cumhuriyet savcıları soruşturma belgesini Muş’la mı paylaşıyorlar? Bunu bir açıklasınlar bir zahmet. Bakanlıkla mı paylaşıyorlar bu konuyu? Güya bu soruşturmalar gizli.

BAŞKAN – Sayın Tanal, grup başkan vekiliniz konuştu.

Buyurun, yerinize oturun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, 60’a göre yerimden bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Grup başkan vekili olarak mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yok, hayır.

BAŞKAN – Şahsınıza?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Şahsıma.

BAŞKAN – Belki vekâlet vermiştir grup başkan vekilleriniz diye düşündüm.

Buyurun, bir dakika.

21.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Muğla’nın Seydikemer ve Ortaca bölgesindeki kamuoyuna yansıyan işkence olayıyla ilgili İçişleri Bakanından bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, doğrusu İçişleri Bakanı buradayken bir soru sormak istedim, takip ettiğim bir olay.

Muğla’nın Seydikemer ve Ortaca bölgesinde 4 Ekimde bir işkence olayı kamuoyuna yansımıştı, hatta burada, Mecliste yine Sayın Bahçekapılı Meclis Başkan Vekiliydi ve dört partinin grup başkan vekilleri bu çıplak ve işkence görüntülerini kabul edilemez bulduklarını ve kınadıklarını söylediler. Bunun üzerine müteaddit defalar önergeler de verdik ve ben bizzat Muğla’ya da gittim. Şu anda bir kısmı tutuklu onların. Bu işkenceye, en vahim görüntülere dair bir soruşturma var mı, açığa alınan bir kolluk gücü var mı diye doğrudan sormak istiyorum çünkü bizim soru önergelerimize ve araştırma önergelerimize yanıt bulamadık. Ayrıca, bu konuda kamuoyuna yansıyan da hiçbir bilgi yok çünkü görüntüler çok açıktı yani yüzler belli ve jandarmanın bu görüntüleri çektiği de sabit. Biz savcılıkla da görüştük, orada baroyla da görüştük. Bu konuyu yanıtlamanızı rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ben yanıtlayayım mı bunu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Soylu’nun bir açıklama talebi var.

Buyurun Sayın Soylu.

22.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Şimdi, bunu daha önce ifade ettim ama tekrar burada ifade edeyim. PKK terör örgütü, biz hattı Hakkâri-Şırnak, aynı zamanda doğu sınırı yani İran sınırımız Ağrı ve Tendürek-Ağrı hattında kurunca Lazkiye üzerinden yeni bir tertiplenme içerisine girdi. Bu, yaklaşık bizim altı ay, yedi ay önce almış olduğumuz bir istihbarattı ve Lazkiye üzerinden, özellikle Akdeniz ve Ege kısmına yönelik, bir terör grubu ve bu konuda eylem yapabilme kabiliyetine sahip hazırlıklı bir grup göndereceği konusunda bir istihbaratımız oldu. Biz, bunun üzerine, özellikle bu bölgede çok ciddi bir önlem aldık ve şunu da söylemem gerekir: Türkiye'nin bir bölgesinde bir terörist yakaladık.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben işkenceyi soruyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ben söyleyeceğim ama bunu, bir saniye…

Bir terörist yakaladık ve bu, yaklaşık 27 kişilik bir grubun Lazkiye’de eğitildiğini ve eğitildikten sonra da özellikle Türkiye'nin turizm bölgelerine yönelik bir terör eylemi yapabileceklerini ifade etti, tek tek de isimlerini verdi ve bunun üzerine, burada, gerek Sahil Güvenlik Komutanlığı gerek Jandarma gerek Emniyet gerekse tüm istihbarat yapımız tedbir aldık ve burada bunların sahile çıkabileceği zamanı gözlemlemeye başladık ve burada bu sahile çıkmayı gözlemlemeye başladığımız andan itibaren iki ayrı grup -birisi daha önce çıkmıştı- daha önce çıkan grup ile bu grubu birleştirebilmek için bunları takip ettik ve bunlar bir yerde birleştiği andan itibaren -burada insanlı keşif uçaklarımız var, bütün hava görüntülerimiz var, o bölgede insansız hava aracımız yok ama insanlı keşif uçağımız var- ikisinin birleştiğini bulduğumuz bölgede –bir arabayla beraber yaptılar- biz burada bunlara operasyon gerçekleştirdik ve daha sonra da takip ederseniz, bundan sonra bir operasyon daha yaptık, hepsini yakaladık.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Onları biliyorum Sayın Bakan, işkenceyi soruyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bir saniye…

Bunu bir işkence olarak nitelendirmek… Meclis böyle bir karar almış ama ben şunu söyleyeyim: Bakın, adamın söylediği enteresan, diyor ki: “Bunlar canlı bomba olma niteliğindeki insanlar ve bu canlı bomba olma niteliğindeki insanlar tehdit içermektedir.” Şimdi, sen emniyet görevlisisin, jandarmasın ve polissin, böyle bir ihbar alıyorsun ve bu ihbarı aldığın andan itibaren bu ihbarın bütün doğruluğu, bütün izlemesi ve bütün sürecini de tespit ediyorsun. Tespit ettikten sonra bunları yakalıyorsun, elbiseleriyle mi tutarsın? Hayır, elbiseleriyle tutmazsın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Çırılçıplak yüzüstü yatırmışlar.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bakın, bir şey söyleyeyim: Dünyanın hiçbir yerinde bu elbiseleriyle beraber tutulmaz. O canlı bomba konusunda Türkiye daha önce çok tecrübeler yaşadı ve bu tecrübeleri bir daha yaşamamak için yaptığı, orada, onların canlı bomba olup olmadığı… Ki araçların içerisinde çıktı, gösterdikleri yerde bombalar çıktı. Şimdi, onların yani Lazkiye’den gelenlerin önemli bir bölümü, önemli bir bölümü değil, hepsi hapistedir. Yani buradan sanki birilerinin ayrıldığı diye bir şey söz konusu değil.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ölenlerin otopsi raporu da verilmedi.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bir saniye… Burada, arkadaşlarımızın yaptığı bir tedbirdir ve bu tedbiri orada… Orada problem şudur: Ha, bu fotoğraf çekilecek de bu fotoğraf servis edilir mi, edilmez mi; bu tartışılabilir bir şeydir. Bunun servis edilmesinin bir anlamı yoktur ama orada, özellikle güvenlik güçlerimizin kendi adlarına almış olduğu tedbir. Bakın, ben, size, yaklaşık böyle beş altı tane çok yakın bir zamanda başımıza gelmiş ve bu konuda, canlı bombaların kendilerini infilak ettirmesi suretiyle güvenlik kuvvetlerimizin şehit olduğu olayları ardı sıra söyleyebilirim. Buradaki almış oldukları tedbir yanlış bir tedbir değildir. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalındığı andan itibaren bu tedbir alınır. Bunların terör örgütü üyesi olduklarını hem daha önce biz takip ettik hem de yakalandıkları zamandan itibaren bunlar bir şekilde kendileri de bu konudaki değerlendirmeleri ortaya koydular ki şeyleri gösterdiler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soylu.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Muğla’daki işkence olayıyla ilgili bir Meclis kararı bulunmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Benim de bir açıklama yapmak durumum var. Öncelikle…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Bakan, siz işkenceyi, o zaman, kabul ettiniz. Yani “O uygulama doğruydu.” diyorsunuz. Yüzüstü, çırılçıplak yatırılma ve resim çekme…

BAŞKAN – Ben konuşuyorum Sayın Danış Beştaş, müsaade eder misiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bu, işkence olur mu Allah aşkına! Orada bir tedbir alınıyor, güvenlik kuvvetleri ne yapsın?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama biz Meclisin kararından söz ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, Meclisin böyle bir kararı yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Var, kınama kararı var.

BAŞKAN – Hayır, Mecliste böyle bir karar alınmadı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Dört grup, Başkanlık Divanında karar alındı.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Bakan da aynı açıklamayı yaptı, Mecliste böyle bir karar alınmadı.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sayın Bakanım, o teröristlerden bir tanesi Köyceğiz’de pazar yerinde kendini patlattı.

BAŞKAN – Bir dakika, müsaade edin, ben içinde olduğum için açıklama yapacağım, lütfen.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Meral Hanım’ın size söylediği teröristlerden bir tanesi…

BAŞKAN – Bu belgeyi, bu fotoğrafı internette yayınlandıktan sonra siz gösterdiniz…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Evet.

BAŞKAN – …ara verdik, içeride grup başkan vekilleri de geldi…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tamam.

BAŞKAN – …bunun kabul edilemez olduğunu birlikte söyledik.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tamam, onu söylüyoruz zaten.

BAŞKAN – Ama işin arkasını, önünü, sağını, solunu bilmiyorduk. Sayın İçişleri Bakanı yurt dışındaydı, başkan yardımcısıyla görüştüm, başkan yardımcısının da olaydan haberi yoktu. Daha sonra, İçişleri Bakanı geldikten sonra biraz önce burada yaptığı açıklamayı bildirdi, açıkladı. Ben de bunu söyledim, olay bundan ibarettir, Meclis bu konuda hiçbir karar almadı. Lütfen tahrif etmeyin hiçbir şeyi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Karar” derken, dört grup başkan vekilinin ortaklaşa bir açıklama yaptığını söylüyoruz.

BAŞKAN – Hayır, biz içeride sohbet esnasında bunların kabul edilemez bir fotoğraf olduğu konusunda -ben de dâhil olmak üzere- düşüncemizi açıkladık.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Şimdi ne değişti?

BAŞKAN – Erhan Usta da açıkladı. Böyle bir karar alınmadı Mecliste.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz kürsüden söylediniz.

BAŞKAN – Böyle bir karar zaten alınamaz, İç Tüzük’te böyle bir şey yok, mümkün değil böyle bir şey. Lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz Meclis Başkan Vekili olarak kürsüden söylediniz.

BAŞKAN – Böyle bir karar asla alınmadı, teknik olarak da mümkün değil, tahrif etmeyelim lütfen.

Teşekkür ederim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Normal mi Başkan?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Niye tahrik olsun Sayın Başkan?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz tahrik etmiyoruz, siz tahrik oluyorsunuz. Niye tahrik olsun? İşkenceden söz ediyoruz ya.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sayın Başkan, bu konuyla alakalı bir şey söylemem lazım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 60’a göre…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yerinden bir dakika versenize Sayın Başkan.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Yani Muğla’da, Sayın Bakanımızın söylediği teröristlerden bir tanesi Köyceğiz’de pazar yerinde kendini patlattı.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Bakan açıkladı zaten.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ama onu atlamış olabilir.

5 tane terörist de tam…

BAŞKAN – Ben işin o yönünü tartışmıyorum. Sayın Bakan o konuyu açıkladı. İşin Meclisi ilgilendiren bölümüyle ilgili söylemek istediğim şeyler vardı, onları açıkladım.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ilk olarak İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Halkların Demokratik Partisinin İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerine tutumunu açıklamak için buradayım.

Sözlerime başlamadan, şimdi aramızda olmaları zorbaca engellenmiş olan cezaevindeki eş başkanlarımız ve milletvekillerimizi buradan sevgi ve saygıyla selamlıyorum, elbette bütün cezaevlerindeki devrimcileri ve elbette halklarımızı da.

İçişleri Bakanlığı bütçesini Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle beraber 2018 bütçesi için bir okuma kılavuzu olarak değerlendirebiliriz. Maliye Bakanı 2018 bütçesinde en fazla millî eğitime kaynak ayrıldığını, sağlık ve eğitime bütçeden ayrılan payın yüzde 40 civarında olduğunu söylemişti. Bu sunuşta görünüşte bir yalan yoktu ama eğitim ve sağlık bütçelerinin yüzde 80’inden fazlasını bürokrasi ve cari harcamaların oluşturduğu apaçık ortadayken, her iki bakanlığın yatırım bütçelerinin toplamının Millî Savunma bütçesinin yanına bile yaklaşamadığı biliniyorken o zaman bütçe tartışmasının asıl öneminin nerede olduğunu görebiliriz. Bütçe tartışmasının asıl önemi, rakamların gerisindeki hakikate, rakamların gerisindeki hayata dönmek, rakamların örtüsü altından gerçekleri çıkartmak.

Bu bütçeden savunma ve güvenliğe ayrılan toplam pay 106 milyar 910 milyon 745 bin Türk lirası, iç güvenliğe ayrılan toplam pay 51 milyar 441 milyon 339 bin Türk lirası. Sunuşla yetinmezsek, bütçenin fonksiyonel dağılımına bakarsak görürüz ki önümüze konulan bir kamu hizmeti bütçesi değil, bir savaş ve iç güvenlik bütçesidir. İçişleri Bakanlığının bütçesinin savunuluşu da tıpkı genel bütçenin savunuluşunda olduğu gibi gerçekleri baş aşağı getiriyor, toplumsal hakikati görmemizi ve onu anlamlandırmamızı önlüyor.

Bu bütçenin sunuşu, herhangi bir demokratik rejimde bir içişleri bakanının, hatta hükûmetin kendisinin görevden çekilmesinin, istifasının gerekçesi olabilirdi. Binlerce yurttaşını etkisiz hâle getirmek, on binlercesini gözaltına almak veya tutuklatmak bir iç güvenlik aygıtı için bir başarı öyküsü olmuş olabilir mi? Yurttaşını öldürmek, onu hapishaneye tıkmak neden ötürü bir başarı gerekçesi sayılsın? İyi bir iç işleri yönetimi açısından asıl başarı, yurttaşını hiçbir zaman çatışmaya sürüklemeyecek, özgürlüğünü doya doya yaşayabileceği; tercihlerini, dilini, kültürünü, kimliğini ve inançlarını eşit haklı olarak diğer yurttaşlarla paylaşacağı bir yaşamı güvence altına almak olabilirdi.

İçişleri Bakanının sundukları kadar sunmadıkları da hakikati yurttaşlardan saklıyor. 2017’nin ilk on bir ayında İçişleri Bakanının emri altındaki kolluk güçleri tarafından yargısız infaz edilen, “dur” ihtarına uyulmadı diye veya rastgele ateş açılması sonucu 36 kişi yaşamını yitirdi, 12 kişi de yaralandı. İçişleri Bakanlığına ait zırhlı araçların çarpması sonucu 6’sı çocuk, toplam 23 kişi yaşamını yitirdi, 46 kişi de yaralandı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfına 2017’nin ilk on bir ayında işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 570 kişi başvurdu. Başvuranların 328’i aynı yıl içinde işkence ve kötü muameleye de uğradıklarını belirttiler. İnsan Hakları Derneğinin verilerine göre 2017 yılının ilk on bir ayında 423’ü gözaltında -kaba dayak ve diğer yöntemlerle- 1.855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2.278 kişi işkence ve kaba muameleyle karşılaştı. İçişleri Bakanlığı bunları da başarı hanesine yazacak mı?

İçişleri Bakanlığının emrindeki kuvvetlerin marifetince gerçekleşen bütün bu işlemlerin maliyeti Türkiye’nin Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından gözetim altına alınması, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği tarafından ağır insan hakları ihlalleri ve vahim katliamlara ilişkin ciddi iddialarla suçlandılar.

Türkiye eğer bugün uluslararası camia tarafından bir haydut devlet olarak suçlanmıyorsa, böyle nitelenmiyor, böyle muamele görmüyorsa bu, Türkiye’nin büyük insani ve ekonomik potansiyelinin yüzü suyu hürmetinedir. Hükûmet yatıp kalkıp vatandaşının, aydınlarının demokratik ve toplumsal güçlerinin, emekçilerinin, kadınlarının, Kürtlerin ve Alevilerin yeni bir Türkiye potansiyeli yaratma mücadelesinin uluslararası camiada yaratmış olduğu saygınlığa dua etmelidir.

İçişleri Bakanlığının, Hükûmetin ve AKP Genel Başkanının bütün eylemlerinin meşruiyet gerekçesi terörle mücadeleden ibarettir. AKP’nin hikmetihükûmetine göre terörle mücadele olağanüstü hâlin, olağanüstü hâl de insan hakları ihlallerinin mücbir sebebidir. Her şeyden önce, bir ülkenin olağanüstü hâlle yönetilmesi, bunun zorunda kalmak, bir hükûmet için dünyanın neresinde olursa olsun övünülecek bir şey değil, bir utanç vesilesidir. Bu, “Ben memleketi yönetemiyorum. Milletin rızasını, halkın rızasını kaybettim, buna sahip değilim. O yüzden halkın bütün haklarını ve bütün özgürlüklerini şimdi askıya alıyorum.” demektir, bununla övünülemez ama Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Hükûmeti için bu bir gelecek vaadidir. Doğrusu, yurttaşını öldürmeyi Meclise bir başarı öyküsü diye anlatan bir rejimin başka bir vaadi de olamazdı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terörist, terörist!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Terörist de sizin bir yurttaşınız, o yüzden yurttaşlarınızı eşit haklı olarak görmeye alışınız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terör faaliyetini durdurmak için, engellemek için yapıyoruz. Kendini mi patlatsın vatandaşların içerisinde?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Cezaevlerinde köleleriniz değil, yurttaşlarınız var. Çatıştığınız insanlar, haklarını güvence altına alamadığınız yurttaşlarınız ve onların hepsinin yaşarken haklarını gözetmek, mahkûm olarak hakkını gözetmek, sanık olarak hakkını gözetmek, çatıştığınız insan olarak hakkını gözetmekle yükümlüsünüz; hükûmet olmak böyle bir şeydir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kamunun ortak menfaatlerini gözetiyor Hükûmet.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Hükûmeti bir çeteden ayıran, hükûmeti bir terör örgütünden ayıran şey işte budur: Hukukun yüksek ilkelerine uyması.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 80 milyonun hakkını, hukukunu gözetmektir. Teröristlerin, hukuksuzluğun, zorbalığın, yağmanın değil, 80 milyonun hakkını, hukukunu gözetmektir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ama bunları bir kenara atmışsanız, eğer siz bir olağanüstü hâl rejiminin bir parçası olarak kendinizi ebedileştirmeyi öngörmüşseniz o zaman yapılacak bir şey yok. O zaman zaten niçin bir Hükûmet bütçesi tartışıyoruz, niçin bir Anayasa’mız var, niçin uluslararası sözleşmeler var, niçin bunların içinden konuşuyoruz, niçin? Çünkü biz modern bir devlette olduğumuzu varsayıyoruz. Bunun bir varsayımdan ibaret olduğunun ben farkındayım, merak etmeyin, sizin için bir hayal kuruyor değilim ama önünde sonunda kendinizi bağladığınız sözleşmeler var.

Meclis, ihtilaflı konuları tartışmaya sıra geldiğinde apansız bir amneziye, bir unutkanlığa yakalanıyor. Unutkanlık hastalığı bu Meclisin yakasındaki en büyük illettir. Nasıl 1920 Meclisinin bütün tutanaklarını, 1924, 1930 Meclisinin bütün tartışmalarını unutmaya karar verip bunu İç Tüzük’ünün dışına attıysa şimdi daha bundan üç yıl önce bu Meclisin bir Komisyonunun Hükûmete tavsiyelerini, yol göstericiliğini ne kadar çabuk unutuyor. Bu Komisyon Türkiye Büyük Millet Meclisine şu tavsiyede bulundu: Türkiye’de süregiden çatışmayı terörizm kapsamı içerisinde değerlendiremeyiz. Terörizm amaçsız bir isyandır, bir isyan ise çözülmemiş bir çelişkidir. O nedenle, bu çelişkinin çözümü bakımından şiddetin dışındaki yöntemleri arayıp bulmakla hem Hükûmeti görevlendirdi hem de bu Meclis bunu gerçekleştirmek için bir kanun çıkarttı. Kendi çıkarttığı kanunu unutup, bu hâl çaresini bir kenara koyup kanunun gereğini yapmayan bir Meclis, olsa olsa bir unutkanlık hastalığına yakalanmıştır. Ama bu unutkanlığın bir sebebi var, durup dururken bu olmadı. Çözüm süreci dediğimiz şey, Türkiye’de yurttaşın elini ve zihnini ilk defa serbest bıraktı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Devlet 80 milyon vatandaşına şefkat yüzünü gösteriyor, teröriste şefkat yok! Teröriste şefkat yok, hukuksuzluğa.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Başkanım müdahale eder misiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Halının altına süpürülmüş, toprağın altına sürülmüş bütün meseleleri Türkiye tartışmanın yolunu, yordamını buldu. Türkiye, kendisinin başına Osmanlı’dan miras kalmış bütün sorunları çözebilmek için var gücüyle tartıştı. Halkın 2013-2015 arasındaki, 2015 ortasına kadarki parlayan zekâsını, neşesini, birbirini anlama çabasını ne kadar çabuk unuttunuz? İnsanların birbirini öldürmemeye alıştığı, hiç kimsenin hiç kimseyi hakkı için, ihkakıhak için öldürmediği bir iki yıl.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Silahları niye bırakmadılar? Onlara niye bir şey yok?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya siz oraya konuşmak için mi oturdunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Silahları niye bırakmadılar o zaman? Onlara da bir şey söyleseydiniz ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Türkiye’de gençlerin, onların ailelerinin, askere alınmış üniformalı gençlerin yaşama geri dönüşleri, onların köylerine, doğdukları köylere tabutlar içerisinde değil davul zurnayla geri dönüşlerinin yaşandığı iki yıldır. Bu iki yılı sona erdiren şey sizin iktidar tutkunuz.

SALİH CORA (Trabzon) – Sizin ikiyüzlülüğünüz!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Silah baronlarının, petrol şirketlerinin, faiz lobilerinin taşeronluğunu yapmayı bıraksaydınız…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Sizin Türkiye toplumunun önünüze çıkarttığı yeni toplumsal tabloyu tanımama ısrarınızdı. Sizin partinizi iktidardan etti bu millet. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ilk defa Kürt meselesinin çözümünü bayrak edinmiş, demokratik hakların Türkiye’ye hâkim olmasını bayrak edinmiş olan bir parti, Türkiye halklarının önemli desteğini aldı. Meclis kompozisyonu, demokrasi ve özgürlükler yönünde değişti. İşte sizin olağanüstü hâl ihtiyacınız o gün doğdu, o gün siz olağanüstü hâl olmadan bu memleketi yönetemeyeceğinizi, savaş olmadan memleketin başında güç sahibi olamayacağınızı gördünüz. Bütün bu nedenlerle, şimdi karşı karşıya kaldığımız meseleler üstümüze üstümüze geliyor ama size şunu söylemek isterim: Bir siyasal sorun çözülmemiş bir çelişkidir. Bu çelişkiyi şiddetle ezmek isteyebilirsiniz ama sosyal, tarihî ve politik meseleler, çelişkiler şiddetle çözülemez; onlar anlaşılarak ve onlar kendi çözüm yollarının önü açılarak halledilebilir. Siz diyorsunuz ki: “Çözülmemiş Kürt meselesi.”

SALİH CORA (Trabzon) – Kürt meselesi yok, PKK meselesi var.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – “Osmanlı İmparatorluğu’ndan müdevver ve sadece Türkiye'nin değil, aynı zamanda Irak ve Suriye’nin de meselesi olan bu Kürt meselesini biz şiddetle, sorunu imha ederek çözebiliriz.”

Sevgili arkadaşlar, ben, bu yolda çalışan bir düzine hükûmet biliyorum. Türkiye, 1991’den beri hükûmetler boyu ve hükûmetler boyu bu sorunu şiddetle çözmenin yolunu aradı, buldu.

SALİH CORA (Trabzon) – Ne geçti elinize?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sonunda, bugün, “Sen haklıymışsın.” diye hapisten çıkarıp elini öptüğünüz Genelkurmay Başkanı dedi ki: “Biz, bu meselenin böyle çözüleceğini sanmakla çok yanıldık. Altı defa bitirdiğimizi düşündük fakat yedinci defa yeniden doğmasının önünü alamadık çünkü aslında mesele askerî değildi, mesele teknik değildi; mesele tarihseldi, politikti, kültüreldi.”

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O konularda Hükûmet tamamen yolunda devam ediyor. Sosyal, kültürel, eğitim çalışmalarıyla Kürt’üyle, Türk’üyle 80 milyon vatandaşımızı kucaklıyoruz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, sizin, tarihsel, kültürel ve politik çözümünüz şudur: Bu halkın kendisine sözcü, temsilci ve kendi kendini yönetmek için seçmiş olduğu belediye başkanlarını yerinden almak, oralara kayyum atamak; böyle olamadığını, böyle yapamadığınızı gördüğünüz zaman da halkın üzerine asker salmak.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ama Kandil’e sırtınızı dayadınız. Terör örgütüyle bağlantınızı kesebildiniz mi?

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Dinle... Dinle...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bu iş böyle sürmez. Ben size derim ki: Eninde sonunda hakikatler kendilerini dayatırlar. Hakikatler kendilerini dayattığında, bir hükûmet hakikaten hükûmetse bunu çözmek için inisiyatif alacaktır. Bunu çözmemenizin sonucunun ben size ne olacağını söyleyeyim: İster istemez bu çatışmayı Türkiye'nin tamamına yayacaksınız ve şimdiden yayıyorsunuz çünkü bu, aslında bir çözüm bulduğunuz için de değil; bu, çözüm bulmamak için bulduğunuz bir çaredir. Sürekli gerilim, sürekli kutuplaşma içinde ancak durumu idare edebileceğinizi düşünüyorsunuz. O nedenle kendi belediye başkanlarınızı da görevden almaya, kendi belediyelerinize kayyum atamaya başladınız. İşte, İçişleri Bakanlığının karşımıza koyduğu tablo budur.

Sevgili arkadaşlar, size şunu söylemek isterim: Türkiye’nin özgürlüğü ve geleceği, Kürt meselesini demokratik ve siyasal yollardan çözüp çözmeyeceğine bağlıdır çünkü Türkiye’nin bütün olağanüstü rejimleri…

SALİH CORA (Trabzon) – Daha ne yapacağız? Daha ne yapacağız?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – …Türkiye’deki bütün diktatöryal yönelimlerin hepsi Kürtlere boyun eğdirmek içindir.

SALİH CORA (Trabzon) – Kürt değil, PKK; karıştırıyorsun sen, kavramsal çarpıtma yapıyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Kürt’ü sömürgeleştirmek için Türk’e faşizm dayatmak; bütün hükûmetlerin denediği yol budur ve böyle çözülmemiştir. Bir: Türkler faşizme razı değildir. İki: Kürtler sömürgeye razı değildirler. (HDP sıralarından alkışlar) O nedenle bütün Türkler şunu bilmelidirler, şunu akıllarından ve kalplerinden hulusikalple geçirmelidirler: Kürt’ün baskı altında olduğu yerde Kürt’e hakkıhayat yoktur. Türk’ün hayatı ve hakkı Kürt’ün özgürlüğüne, Kürt’ün özgürlüğü Türk’ün hayat ve hakkına bağlıdır.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kürt vatandaşlarımızı temsil edemezsiniz. 80 milyonun Hükûmeti, 80 milyonun devleti Türkiye Cumhuriyeti.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bu ikisinin de hakkını birlikte gözeten bir siyaset; işte Halkların Demokratik Partisinin siyaseti budur. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Siz önce terör örgütleriyle aranızdaki bağı kesin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bunca zulüm altında bu partiye diz çöktürememeniz, onu siyasi haritadan silememeniz; 1 Kasım 2015 zeminlerinde hâlâ durmaya devam etmeniz bundandır.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz PKK’ya diz çöktürüyoruz, PKK’ya, Kürtlere değil.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – İçişleri Bakanlığının bütçesi bir savaş ve olağanüstü hâl bütçesi olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – PKK diz çökecek, Kürtler değil.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – …ister istemez bu çelişkileri yeniden üreteceği için çözümü daha da güçleştirecektir.

SALİH CORA (Trabzon) – Ertuğrul Bey, konuyu çok çarpıtarak anlatıyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Başkan, bir dakika bitirmem için…

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika ek süre daha veriyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Fakat çare yok sevgili arkadaşlar. Bir halk nasıl yaşamak istiyorsa, nasıl olmak istiyorsa öyle olur, eninde sonunda olur. Türklerin yabancı işgalinden kendilerini kurtarmak nasıl iradesiyse Kürtlerin de kendi istedikleri gibi yaşamak onların iradesi. Bu iradeyi tanıdığımız gün hem özgürlük hem eşitlik hem adalet yeni bir Türkiye’nin kurulmasının mihenk taşı olacak.

Hepinize akıl, feraset, cesaret diliyorum. Hoşça kalın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söylemek istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Sizin iktidar ruhunuz savaş çıkartan…” Çok böyle afaki cümleler kullandı sayın hatip. Öncelikle bunu reddettiğimizi ifade etmek istiyorum. Çözüm sürecinde kimin ne yaptığını, hangi sosyal kesimin, hangi partilerin nasıl tavır aldığını tüm arşivlerde, tüm toplum biliyor ve izliyor.

Hükûmet risk aldı, büyük adımlar attı, demokratik gelişimler sağladı ancak yirmi dakikalık konuşmada herkese laf söyleyen, jandarmadan polise, askerden korucuya, İçişlerinden Hükûmete laf söyleyen hatibin tek laf söylemediği yer terör örgütü. Aslında bu tavır, silahlara susturucu olan bir tavır, çözümü de bitiren tavır diye cevap vermek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan….

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben de kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bizim bu bütçeye “savaş, OHAL, KHK’ler ve aşırı güvenlikçi bütçe” dememizden rahatsız olanlar kendilerini Norveç’te mi sanıyor, İskandinavya’da mı sanıyor?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Türkiye’deyiz, Türkiye’de.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bütün haberlerin, o bıktırıcı söylemlerinin üzerine şu Meclisi ölümler ve ölü sayıları üzerinden yarıştırma anlayışının…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz kimseyi örnek almıyoruz, onlar bizi örnek alsın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …mantığı bir aşırı çatışma ve savaş mantığına dayanmaktadır, bir de ancak bu tarihten ve yakın geçmiş tarihten ders almamışlıkla açıklanabilir, başkaca bir izahı yoktur diyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına konuşmacıya söz vereceğim ama Sayın Akar’ın bir ricası vardı, yerinden bir açıklama yapacak.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir müjde verecek de efendim.

BAŞKAN – Efendim?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir müjde verecek efendim.

BAŞKAN – İşte öyleymiş, son anda onu gördüm.

Buyurun Sayın Akar.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Çankaya Belediyesindeki işlerinden çıkarıldıkları söylenen 12 işçinin aslında Çankaya Belediyesine hizmet veren bir firmadaki işlerinden çıkarılmış olduklarına ve Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in firmayla görüşerek bu işçilerin işlerine dönmesini sağladığına ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz evvel Kocaeli Milletvekili Sayın Zeki Aygün bizi göreve davet etmişti, Fatma Kaplan Hürriyet ile beni göreve davet etmişti. Nedeni, Çankaya Belediyesinden atıldığı iddia edilen 12 işçiyle ilgiliydi. Aslında atılan arkadaşlar Çankaya Belediyesinden değil, hizmet aldığı bir firmadandı.

Başkanımızla yaptığımız görüşme sonrasında Başkanımız derhâl konuyla ilgilenmiş, firmayla görüşmelerini sağlamış ve 12 işçinin tekrar işe döndürülmesi sağlanmıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Evet, Çankaya Belediye Başkanımız Alper Taşdelen’e teşekkür ediyoruz emeğe verdiği değerden dolayı.

Ben de şimdi sevgili arkadaşım, milletvekili sevgili arkadaşım Zeki Aygün’ü bizim gibi şov yapmaya davet ediyor ve Posco işçilerinin de sorununu çözmesini bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci olarak İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya konuşacak.

Buyurun Sayın Kaya.

Süreniz on beş dakikadır. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerine söz aldım fakat hem iç hem de dış meselelerle ilgili bazı vurgulamalarda bulunmaya çalışacağım.

Öncelikle, bizleri izleyen sevgili halkımıza ve bizleri izleyen sevgili arkadaşlarımıza sonsuz saygı ve sevgilerimi burada iletiyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz günlerde, çarşamba günü, biliyorsunuz, İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul Zirvesi gerçekleşti. Bu vesileyle Kudüs meselesine kısmen, birazcık şöyle genel bir çerçeveden değinmek istiyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Kudüs konusunda ne düşünüyorsunuz?

HÜDA KAYA (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, biliyorsunuz, Kudüs bir barış yurdudur yani “Darüsselam”, selam, barışın evi, barış yurdu, “Jerusalem” yani zeytin diyarıdır. Süleyman Peygamber’in verdiği bir isimdir ve Allah da kutsal kitaplarda bu isimle anmaktadır. Kudüs sadece ne Arapların ne de Yahudilerindir, barışa inanan herkesin yurdudur.

Kur’an’a göre İsrail “Tanrıya geceleyin yürüyen” demektir, aynı zamanda Yakup Peygamber’in adıdır. Kur’an’da miraç ayeti denilen ayet aslında bunu anlatmaktadır. Kudüs’e yani gerçek adıyla “barış yurdu”na yürüyenlere “İsrail” denilerek barışa yürümenin Allah’a doğru bir yürüyüş olduğu belirtilir. Mescid-i Aksa da, Kudüs de, Filistin de ne kadar Müslümanların veya Araplarınsa en az o kadar Yahudilerin ve Hristiyanlarındır da, Kur’an bunu savunur. Aksini iddia edenlerin ne Kur’anî ne tarihî ne vicdani ellerinde bir delil, bir kaynak yoktur.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Kudüs Müslümanlarındır, Müslümanların. Kudüs siyonistlerin değildir.

HÜDA KAYA (Devamla) – Yahudilere ve Hristiyanlara göre ne kutsalsa ve neden kutsalsa zaten o yüzden Müslümanlar için de kutsaldır.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Kudüs Müslümanlarındır, siyonistlerin değil.

HÜDA KAYA (Devamla) – İbrahim, Musa, Davut, Süleyman, İsa ve diğer peygamberler, zaten hepsi aynı zamanda Müslümanların da peygamberidir. Evrensel barış için ilahi bir pilot bölgedir Kudüs. Varlığını adalete ve barışa yani Yaradan’a armağan edenlerin yoludur Kudüs. Vahyin ve tarihin bu gerçekliği gözler önüne sermesi bizleri Kudüs’ün evrensel barış için ilahi bir pilot bölge olarak atandığını gösterir. Kudüs bu kutlu görev için âdeta her yönden donatılmıştır. Adaletin egemen güç olup olmadığını anlamak için bir laboratuvardır aynı zamanda. Kudüs’e bakın, eğer zorba, baskıcı, dayatmacı ve egemenlik altındaysa bilin ki dünyada zorbalık, sömürü egemendir ve halklar ezilmektedir, esirdir. Kudüs özgürse -bu, ancak dini adalet ve eşitlik olan bir sistemle olur- o zaman kitaplı-kitapsız, tek tanrılı-çok tanrılı-tanrı tanımaz tüm halkların özgür olduğuna karar verebiliriz. Bu özgürlük insanların sadece bedenlerinin, mallarının ve düşüncelerinin değil; zihinlerin ve akıl edecek kalplerin tabulardan, ön kabullerden, yargılardan, Rab edinilen, sömürücü, dinci geçinen adamların zehirli virüslerinden, modernizmin, kapitalizmin ve adı günümüzde “din” diye geçen sapkın kültür ve geleneğin afyon olduğu için hissedilmeyen sömürüsünden ve dayatmalarından kurtuluş olacaktır. Hikmeti yoldaş edinen aklın, barışseverlerin ve varlıklarını ayrım gözetmeden bütün insanlığa, iyiliğe ve hakikate adayan direnişçilerin, erdemi esas alan ebrar, iyiler topluluğunun yürüyüş rotasıdır, sılası ve yolu evrensel düzlemde Kudüs yani “Darüsselam” “Jerusalem” yani barış yurdudur. Ve vahye göre, belirleyici alametlerden, ayetlerden bazıları bu yolun yolcularının gözlerinin önüne serilir ki Kudüs kutlu bir bölgedir, mübarek bir bölgedir, bereketli bir bölgedir. Bereketinden kasıt, tabii ki, toprakların verimli ve kutsal olması demek değildir, yolunun ve misyonunun kutlu olması, mübarek olmasıdır. Yani Kudüs tüm insanlığın barış yurdu olarak pilot bölge olmasıyla mübarektir. Kim ki barışa adanır ve bunun mücadelesini verirse mübarek ve kutsal olan bir işi yapmaktadır. Adı “barış yurdu” olan Kudüs barış yolcularına Rab tarafından verilen bir rotadır.

Biliyorsunuz ki, değerli arkadaşlar, başta da belirttiğim gibi, geçtiğimiz hafta İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi yapıldı. Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul etme kararına karşı Türkiye'nin çağrısıyla, ev sahipliğinde yapıldı bu zirve. Orada alınan kararla Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu ve ülkeleri bunu tanımaya çağrı kararı ilan edildi. Bu karar günlerdir iç ve dış kamuoyunda büyük bir hamasi dille tarihî ve kutsallığıyla anlatılmaya çalışılıyor. Vakit yok, yetmeyecek, bununla ilgili, bunun ne kadar içi boş ve sahte bir politika, insanları aldatan, kandıran bir söylem olduğunu delilleriyle anlatacağım ama yettiği kadar ifade etmeye çalışacağım.

Böylesine vahim bir kararı topluma ve dünya kamuoyuna bir kutsallık, bir kahramanlık destanı gibi anlatabilme cambazlığına cidden çok şaşırıyorum. Doğu Kudüs’ün başkent kararı Birleşmiş Milletler kararının bile gerisindedir arkadaşlar. Kudüs’ün “doğu” ve “batı” diye bölünmesini kabul etmeyen Birleşmiş Milletler kararını bile geçip Kudüs’ün bölünmesini meşru kabul etmektir bu karar. İsrail’in iki devletli çözüm formülünün yumuşatılmış bir versiyonudur arkadaşlar. İsrail, Riyad’da, Mahmud Abbas’a zaten iki yönetimli bir formülü kendileri teklif etmişlerdi. Tek fark neydi? Filistin’in başkenti Doğu Kudüs değil, Kudüs’ün dışında olan Abu Dis kasabasıydı.

Nitekim, İslam İşbirliği Teşkilatı kararından sonra Netanyahu çıkıp şunu ifade etti, aynen bu düşüncemizi, sözümüzü teyit edercesine. Dedi ki: “Biz de Kudüs’ün sadece İsrail başkenti olduğunu söylemiyoruz ki.” Çünkü onlar da zaten iki yönetimli bir teklifi kendileri sunmuşlardı. Kudüs’ün, 1980 yılında, İsrail Parlamentosu tarafından İsrail’in ebedî başkenti ilan edildiğini biliyorsunuz. Amerika Kongresinde ise 1995’te bu karar kabul edilmişti ve aradan geçen bu yirmi iki sene içerisinde, gelip geçen tüm başkanlar, her altı ayda bir ulusal güvenlik gerekçesiyle bu kararı erteliyorlardı, ta ki geçtiğimiz günlerde Trump’ın açıklamasına kadar.

Cumhurbaşkanı, İslam İşbirliği Teşkilatını liderler seviyesinde olağanüstü toplantıya çağırdığında, iki önemli ülke, bölgenin, Arap dünyasının, İslam dünyasının bölgesel anlamda iki önemli ülkesi olan Arabistan ve Mısır, buna üst düzeyde katılma tenezzülünde bile bulunmadı. 57 ülkeden 20 ülke sadece üst düzey katılım sağladı. Arabistan, üstüne, bırakın siyasi bir temsiliyeti sağlamayı, Din İşleri Başkanını gönderdi. Bu ne manaya geliyor? “Alınacak siyasi bir karara ben şimdiden şerh koydum.” demektir arkadaşlar.

Bütün bu eleştirilerimize rağmen, şu gerçeği de elbette görmemiz gerekiyor: Filistin meselesinde, Arap ülkelerinin gelenekçi, saltanatçı, mezhepçi, menfaatçi tavırlarını hatırlatmaya gerek yok. Neden diyorum bunu? Yıllardır olduğu gibi, bu son Kudüs meselesinde de yine Arap olmayan iki ülke toplumu ve kamuoyu bu konuda tepki gösterdi; biri Türkiye oldu, biri İran oldu. Halkı Müslüman olan 56 ülkenin yönetimlerine baktığımızda, neredeyse hemen hepsi kendi halkıyla kavgalı, muhalefete tahammülleri olmayan, farklı düşünceleri mahkûm eden, özgürlüklere düşman muamelesi yapan, aile ve efradını, yandaşlarını abat edip halkına karın tokluğuna kölelik yaşamı dayatan yönetimlerdir. Böyle ülkelerin alacağı karar da, işte ancak adaletsizliğini kendi toplumlarında gideremeyen, özgürlükleri, demokratik gelişmeleri sağlayamayan bu ülkelerin alacağı karar da İsrail’in ekmeğine yağ sürecek böyle bir karar olabilir ancak. Başkenti Doğu Kudüs olarak kabul etmek, İsrail’in Kudüs’teki işgalci varlığını meşru kabul etmektir arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bir de geçtiğimiz ay, daha bir ay olmadı, 25 Kasımda Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde Riyad’da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı Savunma Bakanları Toplantısı’na Türkiye de dâhil olmuştu. Davet edilmeyen birkaç ülke vardı, bunlardan ikisi İran ve Katar’dı. Bu toplantıda, Savunma Bakanları Toplantısı’nda gösterilen, açılışta gösterilen bir videoda Filistin direniş örgütleri terör örgütü olarak gösterildi. “Bugün, biz Doğu Kudüs’ün başkent olduğunu dünyaya ilan ediyoruz. Dünya ülkelerini buna davet ediyoruz.” diye karar alan ülkeler, Filistin direniş örgütlerinin terör örgütü olarak gösterilmesine -Türkiye dâhil- ağızlarını açıp tepki göstermediler. Dolayısıyla neresinden baksak elimizde kalan bir içi boş karar var.

Yine, Şaron’la yıllar önce beraber konuşma yaparken o zamanın Başbakanının “İsrail’in ve Yahudi milletinin başkentine hoş geldiniz.” cümlesine gülümseyerek karşılık vermesini de videoda hepiniz izlemişsinizdir.

Kaldı ki geçen sene -bakın, 2016, daha çok uzun bir zaman değil- Mavi Marmara Anlaşması bu Mecliste tartışılırken, altında “Türkiye'nin başkenti Ankara, İsrail’in Kudüs.” yazılı olan o anlaşmaya bu Mecliste, HDP hariç bütün partiler “evet” oyu verdiler ve bu karara itiraz eden tek parti bizim partimiz HDP oldu arkadaşlar.

Evet, arkadaşlar, Kudüs bir insanlık davasıdır ve sahte, yapay hamasetlerle bu insanlık davası kirletilmemelidir. Kirli politikalar genelde vatan, bayrak, din istismarlarıyla gözlerden kaçırılır, gündemler saptırılır. Şimdi de Allah’ın lütfu olan bir Kudüs konusu var; yandaş ekranlara baktığınızda, gerçeklerin çarpıtılmasıyla insanlar nasıl yalanlarına hipnoz oluyor, anlamak mümkün.

Yıllarca gittiğim Filistin mülteci kamplarında, üç, dört nesildir aileler, bir gün evlerine döneceklerine, özgürlüğe kavuşacaklarına olan umutlarını kaybetmeden, hâlâ, Kudüs’teki ve diğer işgal bölgelerindeki evlerinin anahtarlarını kutsal bir emanet gibi saklıyorlar. İş birlikçi ve saltanat hırslarıyla politika yapanların ihanetinden dolayı on yıllardır insanlar insanca, özgür yaşama sahip olamıyorlar arkadaşlar.

Hani bir Hanzala var, bilirsiniz; Filistin’le ilgilenen herkes Naci El Ali’nin Hanzala’sını bilir, güneşe sırtı dönük olan Hanzala’yı. Küskündür Hanzala. İşte o Hanzala, terk etmek zorunda kaldıkları şehirlerine, yakılan yıkılan köylerine hasret kalanlar özgürce geri döndüklerinde yüzünü güneşe dönecek. İşgal altında olan Filistin’in Hanzala’sına selam olsun. Yıkılan, viran edilen köylerine, şehirlerine hasret bütün Hanzalalara selam olsun. Barışa inananlar olarak bir gün hepimiz yüzümüzü güneşe döneceğiz Hanzala gibi.

İnanıyorum ve hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaya.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına üçüncü olarak Tunceli Milletvekili Sayın Alican Önlü konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Önlü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİCAN ÖNLÜ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığının 2018 yılı bütçesi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu bütçe, toplumun ana damarlarını oluşturan emekçileri, işçileri, barış, demokrasi ve eşitlikten yana olan, eşit, birlikte yaşamı savunan yani tüm toplumun kendisini sindirmeye yönelik bir bütçedir. Peki, iktidarın politik tercihlerini yansıtan ve toplumla ilişkilerinin âdeta aynası olan böyle bir bütçenin bugün önümüze konulması bizi şaşırtmış mıdır? Tabii ki değil. Çünkü inkârcı, kadın karşıtı, doğa talancısı, asimilasyoncu bir ittifaktan başka bir bütçe beklemek eşyanın doğasına aykırıdır.

Sayın milletvekilleri, bu sözler ışığında yakın tarihimizi tekrar bir gözden geçirmekte fayda vardır. 7 Haziran 2015 seçimlerinde ortaya çıkan iradeyi tanımayan AKP iktidarı, Kürt sorununun demokratik zeminde çözüm olanaklarını devre dışı bırakarak izlediği inkâr, imha, asimilasyon politikalarıyla Kürt sorununa yaklaşımı yeniden askerî, militarist boyuta tırmandırmıştır. Bu süre zarfında, her ne kadar İçişleri Bakanlığınca inkâr edilse de 16 Ağustos 2015 tarihinden başlayarak her adımı varlığını kanıtlayacak şekilde Kürt illerinin yakılması, yıkılması şeklinde hayat bulan çöktürme eylem ve planı devreye sokulmuştur ve yine iktidar, 15 Temmuz darbe girişimini çöktürme eylem planıyla eksik kalan yönlerini tam anlamıyla hayata geçirmek için kendisine bir fırsat zemini olarak yaratmıştır. Ardından çöktürme eylem planının devamı niteliğinde olan, 16 bölge ilini kapsayan -valiliklerine yollayan- Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Yaşar Güler ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun imzasını taşıyan üç hilal operasyonu genelgesi yollanmıştır. Bu genelgenin güvenlik ve asayişi sağlamaya yönelik tedbirler kısmında “Hiç kimseye merhamet duygusuyla yaklaşılmayacaktır. İstihbarati çalışmalara yerel halkın katılması sağlanacaktır. Önceden belirlenen hedefler ayrım yapılmaksızın imha edilecektir. Operasyon güçlerine yardımda eksiksiz kalan unsurlar gözetim altına alınacaktır. Psikolojik üstünlüğün sağlanması için bütün imkânlar kullanılacaktır.” gibi ifadeler talimatta yer almıştır. Bu genelgeye imza atan ve talimata yer veren kişilerin kendisi ve zihniyeti, geçmişten tanıdığımız zihniyet ve politikalardır. 1990’larda yargısız infazların, faili belli katliamların, işkencelerin, kayıpların, kendi deyimiyle bin operasyon sorumlusu Mehmet Ağar’ın çırağı İçişleri Bakanlığının başına getirilmiştir ve hocasından devraldığı mirasla, bugün çöktürme eylem planı, üç hilal operasyonuyla bu mirası devam ettirmektedir. O dönem, bütün katliamlar Tansu Çiller, Doğan Güreş, Mehmet Ağar ittifak eliyle yapılıyordu. Bugün ise aynı zihniyet kendisine yeni ittifaklar bulmuştur. 1990’lı yıllarda katliamları güya gözyaşı dökerek kınayanlar, bugün Kürt illerini, ilçelerini yerle bir ederek sivilleri...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip, ısrarla burada daha öncede konuştuğumuz üzere “Kürt illeri” ifadesini kullanıyor, tutanakları istiyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok. Sayın Başkan...

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) - Kürt söz konusuysa devlet aynı devlettir, hükûmetler değişebilir ama zihniyet aynı zihniyettir.

BAŞKAN - Tutanakları istettim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu kullanamaz Sayın Başkan.

BAŞKAN – İstedim tutanakları.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Hepsi de “özgürlük ve demokrasi” diye geldiler ama faşizmde durdular.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu kullanamaz Sayın Başkan. Türkiye Cumhuriyeti’nin illeri vardır.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Bu katliam ve yıkım politikalarının en geniş uygulandığı alan İçişleri Bakanlığı ve Jandarmadır. Kürt’ün benliğinde daha dün gibi taze duran, insanlık suçu niteliğinde uygulamaları sağlayan ve geçmişi olan ve kendi dönemlerinde, sorumluluk dönemlerinde bölgede koruculardan oluşturulan “hançer tim”ini oluşturan ve bunların bölgede birçok hak ihlalinde katliamlarda yer almasını sağlayan ve sorumluk düzeyindeki kişilerdir.

Sayın milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişimi hemen sonrasında yani 20 Temmuz AKP darbesiyle birlikte tüm muhalif kesimlere yönelindi, OHAL uygulamalarıyla, çıkarılan KHK’lerle ülke bir faşizm ortamına çevrildi.

Sayın milletvekilleri, çatışmalı ortamın tekrar başlamasıyla birlikte insan hakları ihlalleri ve sivil katliamlar hız kazandı. Sadece Dersim’de kolluk kuvvetlerinin uygulaması sonucu 6 sivil yurttaşımız hayatını kaybetti, 3 sivil yurttaşımız ağır yaralandı, tedavisi yapılmadan tutuklandılar. Yine bölgede, Bayraktar SİHA’larla direkt hedef alınarak katledilen sivillere ilişkin valiler hiçbir soruşturma, araştırma yapmadan, olaylardan hemen sonra yapmış oldukları açıklamalarda sivilleri “iş birlikçi” ve “örgüt mensubu” olarak lanse ederek işledikleri insanlık suçlarını örtmek istediler. Sadece on ayda 9’u çocuk, 30 kişi zırhlı araçlarla katledildi.

Aynı hukuksuzluk bugün bu Parlamento çatısı altında da yaşanmaktadır. AKP Genel Başkanının defalarca, işine geldiği zamanlarda kullandığı “kürdistan” “Dersim” “Dersim katliamı” gibi kavramlar bugün bizler tarafından kullanıldığında linç gerekçesi yapılmaktadır. AKP Genel Başkanı, Dersim 1937-1938’de yaşananlar için “katliam” kavramını kullanmıştır ve devamında “Eğer devlet adına özür dilenecekse, böyle bir literatür varsa ben özür diliyorum.” demiştir. Ancak şu çok iyi bilinmelidir ki Dersim, kürdistan coğrafyasının bir bölgesidir ve 1937-1938’de yaşananlar sadece katliam değil…

BAŞKAN – Sayın konuşmacı… Sayın konuşmacı… Sözünüzü kesmek durumundayım. Israrlı bir şekilde…

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) -…fiziki ve kültürel bir soykırımdır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tahrik var Sayın Başkan, bu kadar tahrik olmaz ki!

BAŞKAN – Bakın, sözünüzü kesmek zorundayım.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Bir kez daha hatırlatırım ki…

BAŞKAN – Sayın konuşmacı…

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) - …soykırımla, katliamlarla…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Mikrofonunu kesebilirsiniz Sayın Başkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yazılı metni hazır verdikleri için bölemiyor.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, ısrarlı bir şekilde ikaz gelmesine rağmen, Dersim’in Kürt coğrafyasında bir bölge olduğunu söylüyorsunuz.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir ili. Bilmiyorsan belle!

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Coğrafya da bölge değil midir?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Kürt coğrafyası” demiyor efendim, “kürdistan” diyor.

BAŞKAN – Lütfen, böyle bir şey yok. Lütfen… Dikkatli olun bundan sonra, lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, tutanakları istiyoruz.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Peki, Genel Başkanınız “Dersim” derken neresiydi?

BAŞKAN – Onu bağlamından koparıp söylemeyin, ortaya koymayın.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – “Dersim” derken devletin idari yapısında bir il var mıydı? Başbakanınız…

BAŞKAN – Genel Başkanım ve Cumhurbaşkanım 1921 Anayasası’nı anlatırken kullandı “kürdistan” kelimesini. Lütfen, tahrif etmeyelim.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır Sayın Başkan, nereden çıkarıyorsunuz bunu? Sayın Başkan, bakın, siz ikaz edebilirsiniz ama “Size ikaz geldi.” diyemezsiniz; o sıra orayı ikaz edemez çünkü.

BAŞKAN – Ben kendim zaten ikaz edecektim, oradan da geldi aynı şekilde. Lütfen…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, aynı şeyi orası yapamaz, o zaman ben de başka partiden biri konuşurken ikaz edebilir miyim?

BAŞKAN – Öyle şey olur mu?

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Ya, Türkiye Cumhuriyeti devletinin milletvekilisin!

BAŞKAN – Buyurun, devam edin…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Kürdistan’ın da “Dersim” diye bir ili yoktur.

LEYLA BİRLİK (Şırnak) – Vardır.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Yoktur.

Yemininize sadık kalın!

BAŞKAN – Lütfen, dikkatli olun konuşmanızda, özenli davranın.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Genel Başkanınız “Dersim” derken devletin idari yapısında…

BAŞKAN – “Dersim” demenizi eleştirmiyorum, “Dersim” demenizi eleştirmiyorum; “Dersim, Kürt bölgesidir, kürdistanın bir bölgesidir.” demenizi doğru görmüyorum.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Ben size söylüyorum.

Demin diyor ki: “İdari yapıya…”

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Dersim, Türkmen bölgesidir.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Türkmen bölgesi midir?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Tarihi de bilmiyorsunuz.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Tamam.

Dili ne? Türkçe midir?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen tarihini bilmiyorsun!

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Dili ne? Dili Türkçe midir?

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, devam edin, süreniz geçiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, istiyorum tutanakları.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – AKP iktidarı, partimiz üzerindeki baskılarıyla partimizi siyasetten tasfiye, örgütsel olarak işlevsiz kılmak istemiştir.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Parti kapatmaya biz engel olduk, siz “hayır” oyu verdiniz.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – 4 Kasım darbesiyle eş genel başkanlarımızı, milletvekillerimizi, parti meclisi, MYK üyelerimizi, il, ilçe örgütlerimizi, parti üyelerimizi kapsayacak 4.500 kişi rehin alınmıştır. Bölgede “Terörle mücadele ediyorum.” adı altında aslında Kürtlerle mücadele ederek bir terörizm uygulanmaktadır. Kürtlerin yerel seçilmişleri olan eş başkanlar, belediye meclis üyeleri, il genel meclis üyeleri, muhtarlar rehin alınarak, belediyelere kayyum atanarak belediyeler gasbedilmiştir.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Rehin diye bir şey yok ya, tutuklu.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Kayyumlar Kürt halkının diline ve kültürüne saldırarak ilk önce Kürtçe tabelaları, Kürt hafızasında bulunan ve tarihinde yer alan Ahmed-i Hani, Orhan Doğan gibi şahsiyetlerin heykellerini kaldırmış; Roboski, Uğur Kaymaz’ın heykelleri kırılıp yere atılmıştır. Dersim belediyesinin tabelası indirilmiş, park, cadde, sokak isimleri asimilasyona uygun olarak Türkçeleştirilmiştir.

AKP Genel Başkanı, 14 yaşındaki bir çocuğu gözaltına alan İsrail askerlerine “Bu ne vicdansızlıktır? Bu ne kahpeliktir?”, İsrail devletine de “Çocuk katili bir ülke.” demiştir.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Niye rahatsız oluyorsun?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Peki, Van’da, polislerin kamera karşısında çocuğun kolunu büküp kırdığı güvenlik güçleri için de aynı ifadeyi kullanabilir mi?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Bununla onun ne alakası var ya?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Peki, Diyarbakır “Nevroz”unda Kemal Kurkut’u sırtından vurarak güvenlik güçlerinin bağlı bulunduğu yer ve iktidara ne diyecektir?

Ayrıca, hukukun, vicdanın, adaletin ortadan kaldırıldığı tam da bu dönemde Maçka’da 15 yaşındaki Eren Bülbül’ü çatışma ortamına götürüp ölümüne neden olanlardan hesap soruldu mu? Bu ülke…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Oradaki PKK’lılardan sorulsun önce.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Eren Bülbül’ü şehit eden kim?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Götüren kim?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne demek “Götüren kim?” ya!

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Götüren ne diye götürdü?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Şehit eden kim?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Asker miydi, polis miydi, güvenlik gücü müydü?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Bir kere, şehit edeni savunuyorsun sen.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Annesi ne dedi size?

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin Sayın Önlü.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bakın, kim olursa olsun adaletin önünde herkes hesap verir.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Annesi ne dedi? “Defalarca çocuğumu aradılar ve karşı çıktım.” Güvenlik gücü müydü, İçişleri Bakanlığına bağlı mıydı, maaşlı mıydı?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Vatan hainlerinden vatanını savunuyordu o çocuk.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletinin önünde hesap verir.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – “Örgütle mücadele” diye bir görevi mi vardı o çocuğun?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yazıyı kim verdi sana, yazıyı “Oku.” diye?

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Kim götürdü?

BAŞKAN – Sayın Önlü…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – PKK’ya sırtını dayayanlar da hesap verir.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – 14 yaşında vatanını savunanları siz de şehit ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

Sayın milletvekilleri, bir müsaade edin…

Buyurun, tamamlayın.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Yine en temel insan haklarının yaşandığı… Ama “terörle mücadele” ismi altında “JÖH” ve “PÖH” diye isimlendirilenler, operasyonda hayatını kaybedenlerin bedenlerinin fotoğrafını çekerek ırkçı sembol ve yazılarla sosyal medyada paylaşmıştır. Paylaşımların düzenli ve operasyon sahasında personel tarafından yapılması, personellere ilişkin herhangi bir uygulama, soruşturma yapılmaması bu durumun bakanlık ve bağlı bulunduğu birimin bir politikası olduğunu gösteriyor.

Çöktürme ve üç hilal planı kapsamında il, ilçeyi yıkıma uğratıp sivilleri katleden, “esedullah timi” denen ve tıpkı IŞİD’in kullandığı yöntemleri bölgede kullanarak halk üzerinde, siviller üzerinde terör estirmektedir. Yine, 1990’larda sivilleri hedef alan, katleden, faili belli cinayetlerde rol alan JİTEM’in bugünkü oluşumu esedullah timleridir.

Ülke içinde Kürtlere ve muhaliflere karşı her türlü mücadeleyi yetersiz gören AKP, yetmediği gibi, Kürt ve muhalif nerede varsa ona karşı hukuk dışı örgütlemelere gitmiştir. “Kesin” demiyorum ama cevaplanması gereken, son dönemlerde epeyce de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – …basında yer alan ama AKP yetkilileri tarafından hiçbir cevapla açıklanmayan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önlü.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – …Almanya’da, bir AKP milletvekilinin reisliğinde oluşumlara gidildiği söyleniyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kim verdi metni size ya “Oku.” diye?

BAŞKAN – Sayın Önlü, teşekkür ederim, süreniz bitti, ek süre de verdim size.

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Soruyorum ben size, yetkili kimse, çıkar, açıklar. “Almanyalı Osmanlı” adında bir oluşuma gidildiği, bunun, özellikle Kürtlere karşı, oradaki muhaliflere karşı hukuk dışı kullanıldığı söyleniyor.

BAŞKAN – Sayın Önlü, süreniz bitti.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yazıyı ne zaman verdiler size?

BAŞKAN – Süreniz bitti, ek süre de verdim size, lütfen…

ALİCAN ÖNLÜ (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuşmacı, konuşması esnasında sıklıkla ve ısrarla Türkiye’mizin bazı illerini ve bölgesini “Dersim bir kürdistan bölgesidir.”, sıklıkla “Kürt ili, Kürt illeri” demek suretiyle belli yerleşim yerlerini etnik tanımlara göre tanımlama yapmıştır. Bu, bölücülüktür ve resmen de ırkçılıktır. Bunu öncelikle reddederiz ve İç Tüzük hükümlerinin de işletilmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Tutanakları istettim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet.

BAŞKAN - Sayın Muş…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu konuda yeterince tartışma yapıldı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bunu bir provokasyon olarak değerlendiriyoruz, ısrarla ve inatla değerlendirmeyi. Türkiye’nin yerleşim yerlerinin isimleri bellidir, seçim bölgeleri bellidir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Türkmeneli’ne “Türkmeneli” deyince bir şey olmuyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Belli etnik özelliklere göre yerleşim yerlerinin tanımlanması hukuken de, siyaseten de, her bakımdan da yanlıştır. O bakımdan bu konuda gereken özenin ve hassasiyetin gösterilmesi gerekir. Bu konuda milletimizde ve Meclisimizde belli bir hassasiyet varken bu hassasiyetin üzerine üzerine ısrarla gidilmesini bir provokasyon olarak değerlendiriyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tutanaklar gelecek, inceleyeceğim, gereğini yaparız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmasında bizim 7 Haziran iradesini tanımadığımızı, inkâr, ret, asimilasyon politikalarına döndüğümüzü, bunları uyguladığımızı söylemek suretiyle partimize bir sataşmada bulunmuştur; bununla alakalı 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş, iki dakika... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Hazirandan sonra bir hükûmet kurulamadığı için Türkiye’de seçimler 1 Kasımda yenilenmek durumunda kalmıştır ve millet tekrar bir değerlendirme yapmak suretiyle bugünkü Meclis tablosunu oluşturmuştur.

Hiçbir zaman ırkçı, hiçbir zaman reddeden bir parti olmadık, milleti olduğu gibi kabul eden, değerleriyle kabul eden bir parti olduk; bunun böyle bilinmesini isteriz.

20 Temmuzda burada alınan olağanüstü hâl kararı sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin Parlamentosu tarafından onaylanmış ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin Parlamentosu tarafından süreleri uzatılmıştır. Bu Parlamentoyu milletin reyleriyle buraya gelen 550 milletvekili oluşturmuştur ve bunların kararıyla bu alınmıştır. Dolayısıyla, alınan karar milletin temsilcileri, milletin vekilleri eliyle alınmıştır, bunu darbe diye nitelendirmek fevkalade yanlıştır.

Biz, değerli milletvekilleri, terörle mücadele ediyorken ses hep bu taraftan geliyor. Bıkmadan, usanmadan terör örgütünün meşrulaştırmak istediği ne varsa bu parti grubu bunu burada dillendiriyor; bunların görevi bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün süreçlere, bütün konuşmalara bakın, kendilerine verilen görev budur, bunun dışında hareket etme kabiliyetleri zaten yoktur.

Bakın -polisimizi şehit eden- çatışma yaşanıyor, 2 terörist ölü olarak ele geçiriliyor, 1 polisimiz şehit oluyor; bir milletvekili olarak siz nerede olursunuz? Polisin yanına gidersiniz. Ama neredeler? Teröristlerin başındalar. Dolayısıyla, burada çıkıp ahkâm kesmenin bir anlamı yoktur. Terörle mücadeleyi de bizim vatandaşlarımıza karşı yapılıyormuş gibi bir algı oluşturmak hiç kimsenin haddine değildir.

Dert ne biliyor musunuz sayın milletvekilleri? PKK istediği gibi hareket edemiyor, Kürt vatandaşlarımız rahat bir şekilde nefes alıyorlar. Kim Kürtlere saldırdıysa Kürtlerin katili onlardır, devlet değildir. Kim PKK’yla iş birliği yapıyor, onlarla beraber hareket ediyor, onların ideolojisini meşrulaştırmaya çalışıyorsa Kürt kökenli vatandaşlarımızın katili onlardır; onlar ırkçıdırlar, onlar faşisttirler.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş, teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, konuşmasının başından sonuna kadar grubumuzu göstererek hakarette bulundu. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

9.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, hatibimizin konuşmasını yaparken kullanmış olduğu kavramlar ve vermiş olduğu örneklerin iki bağlamı var.

Birincisi: Erdoğan’ın daha önce yapmış olduğu konuşmalar ki işte konjonktürel olarak dilini değiştiren, düşüncesini değiştiren, siyaset yapma biçimini değiştirenlerden olmadığımız için bunlara alışık değiliz ve yerimizi korumaya, tarihsel, coğrafik, sosyolojik kavramları da bağlamını aynen coğrafyadan, tarihten, sosyolojiden aldığı biçimiyle kullanacağız; hiç kimse bu konuda tereddüt etmesin. Bunu nereye yorumluyorsanız yorumlayın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Birazdan yorumlayacağız.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bir gün işte işinize geldiği zaman “Dersim katliamı” diyeceksiniz, “90’lı yılların kanlı belası” kavramlarını kullanacaksınız, yeri geldi defalarca neden “kürdistan” kavramının kullanılması gerektiğini söyleyeceksiniz. Öyle tarihsel kavramları, siyasi konjonktürünüzü değiştirdiğiniz için, bizim de değiştirerek kullanmamızı ya da kullanmayı yasaklamaya uymamızı bekleyemezsiniz.

Bir diğeri, hatibimiz, çöktürme planı kapsamında süregiden bir tomar insanlık dışı uygulamadan söz etti. Siz “Böyle bir plan yok.” dediniz. Ekim 2014’te Millî Güvenlik Kurulunda karar altına alınan çöktürme planını hep reddettiniz. Ama gün geldi bakın, internetten girin bakın; 9 Şubat 2016 tarihinde Başbakan Davutoğlu, Başbakanlıktan alınmadan, devrilmeden üç buçuk ay önce, Hollanda dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlıyor ve diyor ki: “Doğrudur, Ekim 2014’te bütün güvenlik birimlerine hazırlığınızı yapın, ‘Harekete geçin.’ dediğim anda geçeceklerini formüle eden bir karar aldık.” Bugün devrilmiş olabilir, siz sırtınızı ona dönmüş olabilirsiniz, onu kurtlar sofrasına atmış olabilirsiniz ama devlette süreklilik gereği biz o gün söylenilmiş olanların, o günden beri, ondan önceden beri kullandığımız bütün iddialarımızı doğrulayan boyutlarını kullanmaya devam edeceğiz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre yerimden söz talebim vardır eğer uygun görürseniz.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Ahmet Davutoğlu bizim partimizin Genel Başkanlığını yapmış, Başbakanlık yapmış bir siyasetçidir, partimizin milletvekilidir. Öyle biz, hiçbir milletvekilimizi kurtların sofrasına atmadık, atmayız da.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir konferans veremiyor ya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başbakanın yapmış olduğu ifadeler, kullanmış olduğu ifadeler… Sayın Başkan, devlet ve ülkeyi yönetenler vatandaşlarının refah ve huzurunu sağlamakla yükümlüdürler. Pek çok kaynaktan devleti idare edenler bilgi alır, takip eder. Eğer orada vatandaşın can ve mal güvenliğini, eğer orada asayişi, eğer orada nizamı bozucu çalışmalar veya faaliyetler varsa tabii ki buna göre, buna karşı hazırlıklarını yapacaklardır. Bundan daha doğal hiçbir şey olamaz. Bunu sanki çok anormal bir şeymiş gibi bu kürsülerden ifade etmek son derece yanlıştır. Mutlaka ki devlet hazırlık yapacak. 80 milyonun can ve mal güvenliğini korumak, asayişi temin etmek Anayasa’nın bir hükûmete, bir devlete yüklediği en önemli görevlerden bir tanesidir. Devlet her zaman teyakkuzda olacaktır, her zaman gözü açık olacaktır, her zaman yanlış gördüğü, nizamı bozan unsurlar varsa onlarla alakalı gereğini yapıp tasfiyesini yapacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Devlet hukuk dışına çıkamaz. Devletin “Ben terörle mücadele ediyorum.” adı altında –deyip- sivillerin ölümüne… Bu sivillerden 70 yaşındaki bir kadının bir hafta yerde kalmasını, sokakta cenazesinin kalmasını burada geçen yıl Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’e sorduğumuzda hem olayı kabul etmişti hem de “Belediyenin göreviydi onu kaldırmak.” diye söyleyip bugün hatibimizin iddia ettiği birçok şeyi kabul etmişti.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - Doğru söylemiş, belediyenin görevi.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Bir de Davutoğlu’na sahip çıktığınızı, yıllarca ders verdiği üniversitede bir konferans verememe hâline düşmesini sessizlikle karşılamanızdan da biliyoruz ne kadar sahip çıktığınızı! (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz işinize bakın Sayın Yıldırım, siz işinize bakın!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına dördüncü olarak Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Ayhan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bir devre kaybı geldi herhâlde!

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Nasıl?

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) - Yeni gördük de “Devre kaybı mı geldi?” diyor.

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Beni mi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ayhan.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – İlk defa görüyoruz da onun için.

BAŞKAN – Yok, hayır, Sayın Ayhan devam eden milletvekillerimizden.

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sürekli buradayım, siz yoksunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ayhan...

HDP GRUBU ADINA İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve bizi izleyen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, AKP’li arkadaşlarda böyle laf atma, sataşma gibi bir gelenek mi olmuş, geçmişten mi gelmiş bilmiyorum ama…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bugüne mahsus.

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Bugüne mi mahsus, bilmiyorum.

Benim tarzım da değil, öyle şey etmek de istemiyorum. Tabii, ben, biraz önce yapılan tartışmaların da gerçekten hedeflemiş olduğumuz seviye itibarıyla, yapmakta olacağımız ve tahayyül ettiğimiz Türkiye itibarıyla da çok talihsiz tartışmalar olarak değerlendiriyorum. Yani insanların düşüncelerini, fikirlerini söyleme özgürlüğünün olması gerektiğini en fazla savunan biri olarak ve bunun en fazla olması gereken yerin de Meclis olması itibarıyla bu geri tartışmaların, bu kendine göre tartışmaların burada bir siyaset malzemesi olarak yapılmasını da asla doğru bulmuyorum. İnsanlar tartışmalıdır, tartışmayan insanlardan korkulmalıdır. İnsanların düşüncelerini açıklamaması bizi daha fazla tedirgin etmelidir, daha fazla “Ne yapmalıyız?” noktasına sevk etmelidir. Dolayısıyla insanların düşüncesini açıklamasını -düşüncelerini beğenmeyebilirsiniz, belki size tekrar da olacaktır ama- yadırgamamak, bunu saldırıyla, bunu farklı niyet okumalarla değerlendirmemek gerekiyor. Bunu ifade etmek istedim.

Değerli arkadaşlar, biz Çalışma Bakanlığının bütçesi üzerine Plan ve Bütçe Komisyonunda da epeyce konuştuk. Özellikle Çalışma Bakanlığının bütçesinin, çalışma alanının çok yoğun ve çok sorunlu olması itibarıyla oldukça eleştiriye açık bir bütçe olduğunu öncelikle ifade etmek gerekiyor. Şu anda bizim bu bütçeyi konuştuğumuz gün itibarıyla bugün Soma’da bir maden ocağında 1 işçi ne yazık ki yaşamını yitirmiştir 2017 yılında, günümüze kadar son on bir ayda 1.851 işçi “iş cinayetleri” dediğimiz cinayetlerle ne yazık ki yaşamını yitirmiştir. Ucuz iş gücü ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilen çalışanlar yaşamını yitiriyor ve insanlar ekmek kazanmak için, para kazanmak için, evine aş, ekmek götürmek için yaşamını yitirmek zorunda kalıyor. Dolayısıyla bir bu noktayı ifade etmek gerekiyor.

İkincisi, Türkiye’de ekonomik göstergeler giderek kötüleşirken çalışma yaşamında da iş cinayetleri, işsizlik, ücret eşitsizliği gibi temel konu başlıkları yaşamın bütün alanına yansımaktadır. Çalışma Bakanlığı ne yazık ki şu ana kadar işsizlik başta olmak üzere iş güvenliği, eşit ücrete yönelik çalışmalarda sınıfta kalmıştır, buna ilişkin çok ciddi, çok kalıcı çalışmalar yapmamıştır. Âdeta, denilebilir ki Çalışma Bakanlığı işsizlik bakanlığı olmuştur.

Bakın, daha dün, TÜİK, işsizlik rakamını açıkladı; 10,6 olarak açıkladı ve onda bir hafta önce büyüme rakamları açıklandı; yüzde 11,1 olarak açıklandı. İşsizlik geçen aya göre yüzde 0,6 azalmış ama büyüme yüzde 11,1 olmuştur; bu büyük bir makas açıklığıdır, bu büyük bir çelişkidir. Eğer büyüyorsak işsizliğin de azaltılması gerekiyor, eğer büyüyorsak ücretlerin de artmış olması gerekiyor, çalışanların ücretlerinde de iyileşme olması gerekiyor, esnafın ticaretinde de iyileşme olması gerekiyor, çiftçilerin yaşamında da iyileşme olması gerekiyor; yani bütünen aslında yaşamda iyileşme olması gerekiyor ama büyüme rakamları, emeğiyle, ücretiyle çalışanlara yansımıyor. Kime yansıyor? Bir avuç finans sektörüne, paradan para kazanan bir avuç kesime yansıyor.

Dolayısıyla, hazine garantili fonlarla, piyasaya sıcak para sürülmesiyle ortaya çıkarılan büyüme tamamen hormonal bir büyümedir, tamamen sanal bir büyümedir ve bu büyüme reel üretime yansımamıştır, reel üretimde herhangi bir yansıması olmamıştır. Bakın, tarımda olmamıştır; yüzde 2,8 tarımda büyüme olmuştur, yüzde 18,7 inşaat alanında büyüme olmuştur, imalat sanayisinde büyüme yüzde 14 civarında kalmıştır. Yani bir ülkede tarım eğer büyümüyorsa ekonominin büyümesi de mümkün değildir. Bir ülkenin temel ekonomisinin motoru tarım ve tarım sanayisidir ve buradaki büyüme eğer gerçekleşmiyorsa dolayısıyla burada doğru bir ekonomik büyümeden bahsetmek çok da gerçekçi değildir. Yani reel sektörde bir büyümeden söz etmek mümkün olmamıştır; dolayısıyla bu konu çok önemli.

Bir diğer konu ise işsizlik. Bakın, işsizlik çığ gibi büyüyor. Yani 3 milyonun üzerinde, resmî rakamlara göre 3 milyon 600 bin civarında işsiz var şu anda Türkiye’de ve bu işsizlerin çoğu genç nüfustur. Diğer taraftan, işsizlik büyürken Çalışma Bakanlığı kendi bütçe sunuşunda 29 kez istihdamdan bahsetmiştir. Ne gariptir ki istihdamdan bu kadar bahseden Çalışma Bakanlığı 2018 işsizlik hedefini de 10,7 koymuştur yani bu yılki hedefi olarak koymuştur. Yani, siz istihdamı bu kadar artıracaksanız, bu kadar istihdam alanı yaratacaksanız ve sizin görevlerinizden biri bu istihdamı yaratmaksa işsizliği düşürmeniz gerekiyor. Şimdiden, peşinen, 2018 yılında Çalışma Bakanlığının işsizliği düşürmeyeceğine dair bir vaadi söz konusudur; bu da çok ilginç bir çelişkidir.

Diğer taraftan, bu İŞKUR meselesi… Yani, İŞKUR hakkında o kadar çok şey söylenebilir ki son Sayıştay raporlarında da bu kendini açık bir şekilde ortaya koyuyor. 2006 yılından beri İŞKUR Sayıştaya düzenli bir şekilde bilgi vermemektedir; bakın, devletin bir kurumuna, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olan bir kurum rapor sunmamaktadır. Ve İŞKUR neye hizmet etmektedir? Siyasal iktidarın kendi seçmenlerini tatmin etme ve bunun üzerinden seçmen oluşturma maksadıyla politik bir alan olarak kullanılmaktadır. Yani, işsizliği… İş güvencesini, istihdamı geliştirmesi gerekirken, bunu yaygınlaştırması gerekirken tamamen bir siyasal anlayışın yani AKP anlayışının bir alanı olarak değerlendiriliyor ve illerde, ilçelerde AKP’nin il ve ilçe örgütlerinin, kendi yandaş kesimlerinin arpalığı olarak değerlendiriliyor.

Bakın, 2017’nin sanırım Eylül ayındaydı, bir gazetede İŞKUR’la ilgili büyük bir vurgun ortaya çıkmıştı. Bu vurgun neydi? İşte, İŞKUR üzerinden çeşitli patronların, işçileri oraya yönlendirerek, işçiler için ödemeleri gereken sigorta primlerini İŞKUR’a ödettirerek ve orada da çok düşük bir ücretle, bir vurgun süreci yaşandı, öyle bir olay yaşandı. Bu bile Çalışma Bakanlığı açısından oldukça önemli bir şeydir. Yani, Çalışma Bakanlığı eğer Sosyal Güvenlik Kurumuyla bu iş yerlerini denetlemiyorsa, bu iş yerleri üzerinde bir denetim mekanizması kurmuyorsa bu, Bakanlığın oldukça eksik yaptığı ve Bakanlığın oldukça sorumluluk alanı içerisinde olan bir husustur.

Diğer bir konu ise “denetim” dediğimiz… Denetim çok sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmiyor. Örneğin -basına da yansıdı- 1.308 muhtarın primi yatırılmamış, ve SGK 6 milyon civarında zarara uğratılmıştır. Dolayısıyla bu muhtarlar kaçak bir şekilde çalıştırılmıştır yani bu da Çalışma Bakanlığının denetimi ve kontrolü altında olan bir alandır. Buna benzer birçok alanda Çalışma Bakanlığının yeterli denetimi yapmamasından kaynaklı büyük vurgunlar ve büyük kayıplar gerçekleşmektedir.

Diğer bir konu, geçtiğimiz günlerde çıkarılan ara buluculuk yasasıdır. Bakın, ara buluculuk yasası zaten önceden vardı. Önceden var olan bir yasayı tekrardan işçi aleyhine çıkarmak sermayeden yana, patrondan yana bir tutum almaktır. Zaten mevcut İş Kanunu gereği patrona karşı zayıf olan işçi korunurken ara buluculuk sistemiyle siz ne yaptınız? Patrona karşı işçiyi daha zayıf bir noktaya getirerek ara buluculuk şartıyla işçinin hak aramasının önünü kestiniz. Dolayısıyla bu da iş yaşamında, çalışma yaşamında işçinin aleyhine gerçekleştirilen bir düzenlemedir ve bunun da bir an önce gözden geçirilmesi gerekiyor.

Diğer bir konu, OHAL kapsamı ve KHK’lerle birlikte Çalışma Bakanlığının aslında koruması gereken bir alanda yaşanan hak ihlalleridir. Özellikle kamu çalışanları bu süre içerisinde, son bir-bir buçuk yıllık süre içerisinde büyük bir hak ihlaline maruz bırakılmışlardır. Nedir bunlar? İşte, OHAL boyunca 111.588 kamu emekçisi yani kamu çalışanı ihraç edilmiştir. İdari işlemle ihraç edilen, açığa alınan, sözleşmesi yenilenmeyenlerle birlikte bu sayı 130 binin üzerine çıkmıştır. İhraçların büyük kısmı da Millî Eğitim Bakanlığında yapılmıştır. 33.227 Millî Eğitim personeli ihraç edilmiştir. Devlet üniversitelerinde bu paydan nasibi alan 5.717 akademisyen, 1.306 idari personel ihraç edilmiştir. Hâlen de işte bu OHAL Komisyonu denilen, hak aramalarına yönlendirilen yerlerden onlara yönelik bir cevap gelmemiştir ve bunlar hukuksuz bir şekilde, tamamen keyfî ve niyet okuma yöntemiyle, ihbarlarla ve benzeri yaklaşımlarla ihraç edilmişlerdir ve bu kamu emekçileri, ihraç edilen kamu emekçileri için yargı yolu hâlen de kapalıdır.

Diğer bir konu, taşeron konusu; özellikle çokça konuşulan, son günlerde çokça gündeme getirilen ve bizim de aslında defalarca bu taşeron uygulamasının yanlış olduğunu söylememize rağmen bir taşeron düzenlemesi geliyor. Aslında taşeronun kendisi yasa dışı bir şey, taşeronlaşmanın kendisi yasa dışı bir şey. Hükûmet şimdi bu yasa dışı bir şeyi, yasal bir düzenleme yapacakmış gibi topluma sunmaya çalışıyor. Yani insanların yasa dışı bir şekilde çalıştırılması ne kadar kabul edilemez ise onu yeniden düzenlemek için yasa çıkarmak da o kadar kabul edilemez bir şeydir. Dolayısıyla bu da büyük bir çelişkidir. Bugün işçiyi bir taşerondan alıp başka bir taşerona vermek çok marifet değildir. Bu, şuna benziyor: Yani babasının şiddetinden kaçan bir kızın koca şiddetine maruz bırakılmasıdır. Yani siz özelden alıyorsunuz, belediye şirketine veriyorsunuz; güvence, kadrolu çalışma, ücretlerinde iyileştirme gibi herhangi bir şey yapmıyorsunuz. Dolayısıyla bu bile büyük bir saptırmadır ve onların haklarını savunmaya yönelik ifade edilen hiçbir şeyin doğru olmadığını gösteren bir uygulamadır.

Bir diğer konu, özellikle bu OHAL süresince çalışanların grev yapma hakkı... İşte, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği gibi “Biz, OHAL’i işverenlerin daha iyi kâr etmeleri için ve işverenlerin lehine ilan ettik.” söylemi bile başlı başına bu OHAL rejiminin neye ilişkin, neyin çıkarına, neyin faydasına kullanıldığının da göstergesidir. Yani burada işçiler korunmuyor, burada çalışanlar korunmuyor, burada çalışanların hakları korunmuyor; tamamen onları sömürü ve artı, değer baskısı altında tutan kesimlerin çıkarlarını korumak için kullanıyor OHAL. O açıdan da bu OHAL uygulaması da oldukça yanlış, oldukça eşitsiz ve hukuksuz bir uygulamadır, çalışma yaşamını da ciddi bir şekilde tehlikeye sokan ve iş yaşamındaki barışı ortadan kaldıran bir uygulamadır ve OHAL’in de bir an önce kaldırılması gerekiyor. Yani Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı üzerinden o kadar çok söylenmesi gereken şey var ki belki bu süremiz yetmeyebilir.

Arkadaşlar, öncelikle tekrar etmek gerekirse insanların işsiz bırakılması, insanın ekmeğe, beslenmeye, gıdaya maruz bırakılması ve buna mahkûm edilmesi kadar çok utanç verici bir şey yoktur. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Yani bir yerde işsizlik varsa orada ciddi bir insan hakkı ihlali vardır. Bir yerde insanın işsiz bırakılarak terbiye edilmesi gibi bir politika yürütülüyorsa bu asla ve asla kabul edilecek bir şey değildir. Bu, hiçbir şekilde ne demokratiktir ne özgürlükçüdür ne de eşitlikçidir; demokratik yaşama, eşit ve özgür yaşama uymayan bir uygulamadır. Bugün sadece Türkiye'de değil, Türkiye'nin bağlı olduğu sistemin gerçekleştiği bütün yerlerde paradan para kazanma sisteminin, finans sektörünün ve kapitalizmin hüküm sürdüğü her yerde işsizlik çığ gibi büyümektedir. Bugün yapılması gereken, emekten yana, eşitlikten yana adaletli bir bütçe oluşturmaktır; bunun için de toplumun tüm kesimlerinde bir gelir eşitliğini sağlamaktır, bunu gerçekleştirmektir, bunu sağlayabilecek adımları atmaktır. Aksi takdirde insanları işsiz bırakarak, insanları terbiye etme anlayışı kesinlikle kabul edilebilir bir uygulama, kesinlikle kabul edilebilir bir anlayış değildir.

Değerli arkadaşlar, konuşmamı Nazım Hikmet’in bir dizesiyle bitirmek istiyorum. Nazım Hikmet özellikle der ki:

“Yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu çağrı bizim, bu memleket bizim.” diyorum.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Biz teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – İlk defa bütçe üzerinde konuşan milletvekilisiniz, tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, teşekkür ederim, sağ olun.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına şimdide Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekranları karşısında bizi izleyen ya da izlemeyen, yüreği insanlık için çarpan, insanlık sevgisi için mücadele eden, emeğe saygı duyan, kadın özgürlüğüne saygı duyan bütün halkımızı, yurttaşları, başta cezaevinde olan arkadaşlarımı saygıyla sevgiyle selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum.

Evet, şimdiye kadar bugün hariç 27 başkanlık, kurul; 7 bakanlık bütçesi altmış saat içerisinde konuşuldu ve bunlar konuşulurken STK’lerin, sendikaların, odaların, muhalif kesimin ve bu minvalde söyleyebilecek sözü olan hiçbir insanın düşüncesi burada yok. Burada -nasıl bir OHAL bütçesi olduğunu- olağanüstü hâlden geçmenin herkes için rutine döndüğü bir dönemden geçiyoruz. Öyle ki az önce işkence var mı, yok mu, yapıldı mı... Muğla’da 7 insan çırılçıplak soyulup işkence yapıldı mı, yapılmadı mı? Bu, işkence midir, değil midir? Buna cevap verilmesi gerekirken arka planı dolduran, rutin, bilindik, klişeleşmiş, halkta artık bir karşılığı olmayan bir sürü sözle bu açıklanmaya çalışıldı. Bunun en kötüsü, en trajik olanı da şudur: “Ben bunun -hukukçu kimliğiyle- arkasına, önüne bakmıyorum, işkence olarak bakmıyorum.” gibi birtakım yaklaşımlar gösterildi. Bu bir trajedidir. Özellikle hukukçuların bunun üzerinden bir cümle kurmasını beklerim.

Evet, resmî verilere göre işsizlik oranı, eylül döneminde 10,6 düzeyinde gerçekleşmiştir, her 5 gençten 1’i işsizdir. Genç kadınlarda ise işsizlik oranı yüzde 36’dır. TÜİK’in açıkladığı işsiz sayısı 3,4 milyon ama DİSK-AR’ın raporuna göre gerçek işsiz sayısı ise 6 milyona yakındır. Bu sayı içerisinde, çalışma yaşamında erkeklere göre çok daha dezavantajlı konumda olan kadın işsiz oranı 14,9 iken kentsel kadın eşitsizliği ise yüzde 34,2’dir. Bununla birlikte, aslında kadına nasıl bakılıyor? Kadının ekonomideki, çalışma hayatındaki yeri nedir, nasıl bir siyaset üretiliyor? Ben biraz da bunu anlatmak istiyorum. En başta şunu söyleyelim: Şu ana kadar AKP’nin on beş yıllık iktidarı döneminde 20 binin üzerinde insan iş cinayetinde hayatını kaybetmiştir, bir savaş ölçeğinde can kaybı vardır. Bunu tartışmak istediğimizde bile herhâlde bunu da başka bir şeye bağlarsanız ama hiç olmazsa buna bari bir cümle kurun. Yani 20 binden fazla insan niye hayatını kaybetti? Biz burada ne yapalım? Bunu söyleyin bari. Buna da bir cevap vermiyorsunuz. Her şeyiyle, gerçekten, inanılmaz üzücü bir dönemden geçiyoruz. İnsanlar çırılçıplak soyuluyor, bunu tartışmak istemiyorsunuz. 20 binden fazla insan öldü diyorum arkadaşlar, on beş yılda 20 binden fazla insan öldü ve iş cinayetinden öldü. Bunlara karşı bir denetim mekanizması oluşturalım diyorum, maalesef o da yok.

Evet, ben, kadın bakış açınızı biraz anlatmak istiyorum rakamlarla. Mesela, Dünya Ekonomik Forumu Global Gender Gap Endeksi’nde -küresel ücret eşitsizliği endeks olarak- 2016 sıralamasına göre Türkiye 144 ülke içerisinde ücret eşitsizliğinin en yüksek olduğu 15’inci ülke. Bizimle beraber kim var bu listede, söylemek istiyorum ben size: Bahreyn, Mısır, Umman, Ürdün, Arabistan, Fas ve Yemen var. Bu endeks bize ne söylüyor? Dünyada kadınlar ile erkeklerin eşit iş yapmalarına rağmen aldıkları ücretlerin arasındaki farkın en yüksek olduğu 15’inci ülkenin Türkiye olduğunu söylüyor.

Bir başka örnek daha vermek istiyorum. Türkiye, kadınların iş gücüne katılımı ve istihdamı bakımından -hem Avrupa’da hem OECD ülkelerinde- dünyada 189 ülke arasında sondan 20’nci. Türkiye kadın istihdamında sadece Suriye, Irak, Yemen, Pakistan, Moritanya gibi bazı Orta Doğu ve Asya, Afrika ülkelerini geride bırakacak düzeyde bir başarısızlığa yani çok büyük bir başarıya sahip; çok demokratik, insanlar ölmüyor; herkes düşüncesini özgürce ifade ediyor, öyle ki üç yıl önce söylediğinin üç yıl sonra daha üstünü söyleyebiliyorsun! Gün geçtikçe, her geçen gün nasıl bir demokratik ülkede yaşıyorsak… Gerçekten hayal bile edemiyorum.

Evet, ben hızlıca diğer konulara geçmek istiyorum. Mevsimlik işçileri söyleyeceğim arkadaşlar. Yine, mevsimlik işçiler de 300 bin olarak gösteriliyor Bakanlıkta ama gerçekte 1 milyonun üstünde mevsimlik işçi var. Bu mevsimlik işçilerin yaşam biçimi nedir? 6,5 milyon insan nerede yaşıyor? Sağlığa, eğitime erişimi nedir? Buna dair bir politika var mı? Çalışma Bakanlığının da bunun üzerinden bir söz kurmasını bekliyoruz.

Çocuk işçilerden bahsetmek istiyorum. Çocuk işçiler, bakın, en önemli trajedi burada yatıyor. Lütfen dinleyin, lütfen, bunu ön yargısız bir dinleyin. Bir bakın, nasıl bir politika ürettiğinizi bir görün.

DİSK GENEL İŞ’in hazırladığı Türkiye’de Çocuk Olmak Raporu’na göre çocuk işçi sayısı 2 milyon, yüzde 78’i kayıt dışı, her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı çalışıyor. Genç işçi sayısı 708 bin; 558 bin kayıt dışı, 150 bini sigortalı. 2013’te en az 59 çocuk, 2014’te en az 54 çocuk, 2015’te en az 63 çocuk, 2016’da en az 56 çocuk, 2017’nin on bir ayında ise en az 49 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bu çocuklar okula gitmiyor. Bu çocukların geleceğini nasıl tahayyül ediyorsunuz? Mademki bu böyledir, çocuklar bir ülkenin geleceğidir; çocukların yaşamını tarlalarda, iş cinayetlerinde, çocuk gelinlerde ya da kayıtsız, güvencesiz yerlerde mi kurguluyorsunuz? Çocuklar için ne vadediyorsunuz? Hükûmet olarak çocuklar için ne vadediyorsunuz? Hükûmet olarak kadınlar için ne vadediyorsunuz? Hamaset yapmadan ne yaptığınızı burada anlatırsanız biz de sizinle bununla ilgili tartışmaya gireriz.

Az önce “Bütçe üzerinde ilk defa konuşan milletvekilisiniz.” diyorlar. Doğru, biz hep bütçe üzerinde konuştuk ama siz lafları cımbızlayarak, bağlamından kopararak kendinizce muhalefet yapmak, kendinizce… Diyordunuz ya “Oğlan bizim, kız bizim; biz çalarız, biz oynarız.” Bu böyle değil yani böyle hayat sürmez. Biz burada oldukça bunun muhalefetini yapacağız. Çocuk işçiler üzerinden -özellikle bir kadın bakan olması sebebiyle buna dair hassasiyetini düşünerek- nasıl bir planlamanızın olduğunu özellikle sizden istirham ediyorum; buna dair nasıl bir planlamanız var, bu çocuk işçilere karşı nasıl bir projeksiyonunuz var? Lütfen, bu konuda bize bilgi verirseniz iyi olur. Çünkü niye söylüyorum, daha geçen ay, 9 Kasımda Urfa’nın Harran ilçesinde pamuk tarlasında çalışan 14 yaşındaki Beşar Güneş dinlenmek üzere girdiği pamuk yığınlarının arasında uykuya daldı ve diğer işçiler topladıkları pamukları onu fark etmedikleri için üzerine attılar ve o çocuk havasız kalarak hayatını yitirdi. Şimdi, çocuklar böyle bir durumda. Çocuklar açısından, gelecek vadeden hiçbir şey, maalesef, göremiyoruz. OHAL’leri normalleştirmeye çalışma halleriyle de bu iş yürümez, sürdürülemez ve sizler de bunu yürütemiyorsunuz, yapamıyorsunuz.

Bunu da söyleyerek son olarak şunu söylemek istiyorum: Şimdi, bir de Çalışma Bakanının emekçiler üzerinden bir cümlesi olmuştu, çok talihsiz bir cümle, şunu söyledi, dedi ki: “Biz emekçilerden yani daha doğrusu işçi ve işverenden fedakârlık bekliyoruz. Karşılıklı fedakârlık aslında birlikte kazanmayı getirir.” Doğrudur. Fedakârlığı kim yapacak? Asgari ücretli mi yapacak ya da böyle, az önce bahsettiğim güvencesizler mi yapacak ya da “657” dedikleriniz, her gün özelleştirdikleriniz mi yapacak? Birileri 45 milyarlarla, 50 milyarlarla konuşurken, oynarken, milyarlarca, trilyonlarca saatlerle gelip burada bunun pozunu verirken ve en küçük bir soruşturmaya tabi tutulmazken onların vebalini milyonlarca insan mı çekecek? Bunu sormak istiyorum. Nasıl olacak? Hangi fedakârlıktan bahsediyoruz? Fedakârlık değil, olması gereken şudur: Eşit, güvenceli ve özellikle kadın özgürlükçü bir siyaset izlemenizi istiyoruz. Bunun da yolu yöntemi bellidir, açıktır. Bir an önce bu yolsuzluklar, hırsızlıklar üzerindeki yaklaşımınızı, tutumunuzu netleştirip milyon dolar üzerinde hırsızlık, yolsuzluk yapan bakanların veya bunun üzerinde ifade kuran kimse, itirafçıların -sizin deyiminizle itirafçı, bizim deyimimize göre tanık- onların ne dediğini, muhatapları üzerinden nasıl bir noktaya geldiğini burada bir açıklamanızı öneririz. Bu ülke sizler için vergi cennetidir çünkü vergilerinizi burada yatırmıyorsunuz ama bizim için vergi cehennemine dönüştü, emekçiler için vergi cehennemine dönüştü.

Buradan hareketle şunu söylüyoruz Halkların Demokratik Partisi olarak: Güvenceli, eşit, kadın cinsiyetine eşitlikçi bir siyaset yapmanızı ve özellikle kadına iş hayatında, ekonomide sözünü söyleyen, kendini ifade eden, üreten bir insan odaklı bakmanızı temenni eder ve bu temenniyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

Son olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder konuşacak.

Buyurun Sayın Önder. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sabah burada üzücü bir olay haber aldık, bir eski Başbakanın oğlu hayatını kaybetmişti. Şimdi, hepinizin tanıklığına müracaat ederek mevzuya girmek istiyorum. Hep beraber üzüntülerimizi bildirmedik mi? HDP de, HDP Grup Başkan Vekilimiz Filiz Kerestecioğlu diğer partiler gibi üzüntüsünü beyan etmedi mi? Etti. En azından, sabah burada olan herkes ve tutanaklar tanık. Gazetelere bakıyorum, en azından iki gazeteyi isim vererek söyleyeyim: Sabah ve Hürriyet, ana akım sayılacak iki gazetede diyor ki: “Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi temsilcileri Mecliste üzüntülerini beyan ettiler.” Şimdi, bir gazete olsa dersin ki direktörü ya da Anadolu Ajansı mahreçli bir şey olsa dersin tek kaynaktan almışlar, olduğu gibi kullanmışlar. Her birinin muhabiri ayrı fakat haberde HDP yok. Sayfaların imajını aldım, bende duruyor, isteyene gösterebilirim, çıkmadan önce de baktım, siz de baktığınızda göreceksiniz.

Peki, bu ne?

SALİH CORA (Trabzon) - Tekzip gönderin.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Tekzibe ne gerek var. Tekzibe ne gerek var. Tekzip edilecek olan bu ülkedeki bu baskıcı, sansürcü ve işi sadece gazetecilik olmayıp türlü çeşitli ticari, sınai faaliyetlerle Hükûmete göbekten bağlı olan sermayenin, tekelci sermayenin aynı zamanda gazeteciliği bir kâr alanı olarak görüp oradan…

CELAL DOĞAN (İstanbul) – Nemalanması.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Nemalanması.

Teşekkür ederim Celal Bey.

Niye böyle? Çünkü verilen kati bir talimat var: “HDP’yi görünür kılmayacaksınız.” Biz…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – CHP mi dedi bunu?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Kimin verdiğini çok iyi biliyorum. Sabahtan beri dikkat ediyorum Sayın Vekil, laf atıyorsun, bana yapmanı önermem. Cebinde üç dört tane lafın daha varsa buyur devam edelim. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Geçen seferde de öyle dediniz. Geçen seneki konuşmanda da böyleydi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – CHP yaptırmıştır. İşte söylüyorum: CHP yaptırmıştır. Üç tane partiyi söylüyorsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – CHP’den niye bu kadar korkuyorsunuz? Bu nasıl bir öz güvensizliktir? (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – CHP yaptırtmıştır.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın, lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Kendinizi yeri geldi mi cihan fatihi zannediyorsunuz, ondan sonra aklınız fikriniz CHP’de.

SALİH CORA (Trabzon) – CHP’yi savunmak size mi düştü?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bu ülkede sansür var. Bu sansür başka bir şeylerin de habercisi, başka bir şeyin. Neyin habercisi? HDP ve onun temsil ettiği değerler, en normal insani faaliyetlerinde bile kamusal alanın dışına itilmeye çalışılıyor. Bu, KHK ihraçlarında böyle; bu, toplantı, gösteri izinlerinde böyle; en sıradan bir faaliyette bile HDP kamusal alanın dışına atılmak isteniyor. Biraz önce de bir başka versiyonunu seyrettik.

Bu ülkede sizin Hükûmetiniz ve Sayın Başbakan bir ilde bir havalimanına bir şahsiyetin, değerli bir şahsiyetin adını verdi; Şerafettin Elçi Havalimanı. Şırnak havalimanının adı Şerafettin Elçi Havalimanı. Ve değişik zamanlarda Şerafettin Elçi’nin adının niye verilmesi gerektiğine gerekçe olarak “Türkiye’de Kürt vardır, ben de Kürt’üm.” dediği için Yüce Divanda yargılanıp haksız yere, nahak yere hapis cezası almasını ve cezaevinde yatmasını gösterdi. Devran değişti, sular aktı. Şimdi, toplumsal meseleler konjonktüre göre eğilip bükülecek meseleler değil. Dün, Kürt olduğunu, “Kürt var.” dediğini teyit ettiği için adını bir havalimanına layık gördüğünüz bir şahsiyeti ve onun kullandığı kavramı bugün buralarda menetmeye çalışıyorsunuz. Yol mu? Değil. Faydası var mı? Yok. Hiçbir kitapta yeri var mı? Asla. Peygamberiniz bununla amel etmiş mi? Etmemiş. Neyi referans alarak ve ne umarak böyle yapıyorsunuz?

Kürt halkı -ben de söyleyeyim de bir yaptırım uygulanacaksa bana da uygulansın- bunun bedelini ve bu konudaki artık “trajikomik” mi diyeyim, “iğrenç” mi diyeyim, “çapaklı” mı diyeyim, hangi kavramı Meclis mehabetine uygun buluyorsanız onu yakıştırın… Önce dediler ki: “‘Nevroz’ diye bir şey yoktur.” Kürt halkı bu anlayışı iyi tanıyor. “‘Nevroz’ Türk bayramıdır.” dediler. Kürtlerin yaklaşımı da “Orta Doğu halklarının bayramıdır.” şeklindeydi.

Sonra devir değişti ve ilk “Nevroz” kutlamasında Cizre ve Nusaybin’de 92 kişiyi hedef gözetmeden tarayarak öldürdüler, sadece kendi bayramını kutlamak isteyen insanları. 1992 yılında Mehmet Muş, hemen bakabilirsin.

Ardından dediler ki… Olağanüstü hâl valisi vardı, hırsızlıkla suçlanmıştı -hani devletin gizli ödeneğini İstanbul’a atanınca yanında getiren- Allah amelince rahmet etsin. “Terör” dediğin zaman hırsızlığın her türü mübahtı, 2 milyon markını -şimdi kalmadı- yanında getirdiği açığa çıktı, “Aman, terörle mücadele…” falan, her şeyin üzerine bir şal. O kutladı, Diyarbakır’daki kamu müdürlerini bile toplayamadılar. Devlet bir toplumsal bayrama, bir halkın bayramına müdahil olursa böyle oluyor. Ateşten atlarken de tamponunu yaktı, o Kürt gençleri gibi atlayamadılar, resmî tören bu kadar olur.

Sonra devlet tekâmül etti, dedi ki: “Kutlayabilirsiniz ama “Nevroz”u ‘w’yla değil ‘v’yle yazacaksınız.” Kürt’ün çilesi bir türlü bitmiyor. “Nevroz”u “w”yla yazdığı için bu ülkede hapis cezası alan yüzlerce insan var. Niye? Alfabedeki bir harfi bir bölücü propaganda sayma zekâsı akıllara seza. İçinizde değerli Kürt vekilleri var, bunun, bu dönemin ayrıntılarını sorun, yakıcılığını sorun, size anlatsın.

Şimdi, Ladino dilinde bir deyim var “…”(x) der. “O tozlar bu çamurları getirdi.”

Bizim sizden farkımız şu: Bakın, bir müşterek tavır içine girdiğimizde bile kamusal alanda görülmüyoruz ve bir başöğretmen edasıyla -öğretmenleri aşağılamak şey değil ama- sürekli yerindelik denetimi yapacak bir Meclis Başkan Vekiline de ihtiyacımız yok. Ne dediğini bilen, ağzından çıkanın nereyi gittiğini bilecek kapasitede, kalibrede insanlarız. (HDP sıralarından alkışlar) Ve bu Mecliste “Bu kürsüde ne söyleyemiyorsunuz ki silahlı mücadeleye gidiyor bu insanlar?” diye Başbakanınız, Başbakan Yardımcınız, bakanlarınız defalarca bu kürsüde söyledi. En etkilisi Sayın Arınç’ın konuşmasıydı: “Bu kürsüye gelecekler, hoşumuza giden gitmeyen ne varsa söyleyecekler. Bu da bizim görevimizdir.” Sayın Kurtulmuş’un bu konuda ne düşündüğünü gerçekten merak ediyorum.

“Kürdistan”ı siz bir coğrafi deyim olarak ya da bir tanımlama olarak ya da bir kavram olarak beğenmiyor olabilirsiniz, sizin tüylerinizi diken diken ediyor olabilir. Burada “Benim yurdumun, halkımın adı söylenemiyor.” duygusunu bir gence verirseniz, dünyanın bütün OHAL bütçelerini, tankını, topunu, tüfeğini bir araya getirseniz o gencin önüne mâni olamazsınız.

Siz zannediyor musunuz biz kalpsiz insanlarız, yitip giden canlara en az sizin kadar yanmıyoruz? Bunların hepsinin giden müşterek geleceğimiz olduğu konusundaki basiretimiz sizden bir saç teli kadar beri zannediyor musunuz? Bu nasıl bir akıldır, bu nasıl bir kavrayıştır? Giden herkesle beraber; asker, polis, gerilla, suçlu, suçsuz… Hepsi geleceğimizin ortak kaybıdır. En az sizin kadar biz de yanıyoruz. Bizim sizden farkımız “Yüz yıldır kullanılan yöntem bu meseleyi daha da derinleştirmiş. Kardeşim, başka bir yol mümkündür ya da mümkün müdür?” sorusunu sormamız. İşte sizin hepinizden burada ayrılıyoruz. Sadece bunu yapmıyoruz, bunun için bedel ödüyoruz. Önceki gün bütçe konuşmam vardı ama aynı zamanda zorla getirmem de vardı. Önceki günkü Millî Savunma bütçesinde barış sürecini anlatacaktım, barış paradigmasını anlatacaktım ama mahkemelerde sürünüyoruz. Dinlenmiyoruz. Hâkim diyor ki: “Müşterimiz çok, işimiz çok, seni mi dinleyeceğiz?” Ama içeri atarken, fezlekeler hazırlanırken hiç böyle demiyordunuz “İşimiz çok falan filan.” diye.

Şimdi, normalde, Kültür Bakanlığı üzerine konuşacaktım fakat yaşananlar bir akıl yitimi. Bu yolda ısrar edebilirsiniz. Şüphesiz, çoğunluğunuz var, bir arkadaşımızı daha… Bir vekil kürsü dokunulmazlığıyla, kürsü bağışıklığıyla… Kürsüde söylenen söze para cezası ne demek yahu? Dava paraysa hepimiz bunun parasını öderiz, inandığımız şeyleri söylemekten bir dakika beri durmayız. (HDP sıralarından alkışlar) Şu gruba bakın, bu gruptaki her birinin bu uğurda ödediği bedeller canından, malından, yakınlarından, itibarından feragat etmekle temayüz etmiştir, bu üç kuruş paradan mı korkacağız? Ama bunun aksi bir yol mümkün. Bu bir çılgınlık, bunun nereye varacağı belli olmaz. Orhan Miroğlu buraya çıkıp “Ben Türkmen’im.” mi diyecek? Mehmet Metiner buraya çıkıp “Ben Türkmen’im.” mi diyecek? Bu, buraya götürür.

Faşizm, söz söyletme mecburiyetidir. Türkiye İşçi Partisi Meclise ilk girdiğinde -Meclis tutanaklarında var- şöyle bir anlayış vardı: Oturumu yöneten başkan vekili oturumu kesiyor “Efendim, nazarıdikkatimi celbetti, kürsüdeki konuşmacılar komünizmi telin ederken Türkiye İşçi Partisi sıralarından hiçbir alkış gelmiyor.” diyor. Bu Meclis böyle başkan vekilleri de gördü, böyle mi anılmak istiyorsunuz?

Kültür meselesine… Sayın Başkan, benim beş dakika da şahsi konuşma hakkım var, onu bu konuşmaya dâhil edebiliyor muyuz?

BAŞKAN – Edemezsiniz çünkü orada aleyhe konuşacaksınız.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – E, canın sağ olsun, tamam, vakit kaybetmeyelim.

BAŞKAN - Teknik olarak mümkün değil.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Başka zaman yapıldı Sayın Başkan.

Kültürü yok ki bu ülkenin…

BAŞKAN – Benimle bir alıp veremediğiniz var ama ilgiyle dinliyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Böyle anılmanıza kalbim razı değil, ondan olabilir mi?

BAŞKAN – Onu söylerseniz rahatlatıcı olur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, son konuşmacıysa...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, son konuşmacı, olur, son konuşmacı.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Böyle anılmanıza…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ver Başkan, beş dakikayı da ver.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Hakkımız olanı bile alamıyoruz. Önemli değil, beş dakika sonra konuşuruz. Yok, konuşma…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Pardon, özür diliyorum Sayın Başkan.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Süre çalışıyor Ahmet, süre çalışıyor, taksimetre gidiyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, grupların uzlaşısı var bu konuda, sadece iletmek isterim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Süremi dondurun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Beş dakikayı ekleyemiyorum, o başka bir koşul.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ya, tamam, eklemeyin, durun konuşayım ya.

BAŞKAN – Herkes konuşuyor, ben konuşunca kızıyorsunuz, anlamadım ki.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, kültürü yok ki bu ülkenin bütçesi olsun. Kültür meselesinde “kültür endüstrisi” denen bir kavramı tartışmamız gerekiyor. Geç kapitalizmin kalbidir kültür endüstrisi ve kültürü oluşturan her bileşenin değerinin, duygusunun, düşüncesinin, inancının, bilgisinin, sanatının, geleneğinin, göreneğinin sermaye kılındığı bir sistemdir. Sermaye kılınınca ne olur? Bu Hükûmetin en çok yakındığı şey: “Kültür alanında biz bir hegemonya oluşturamıyoruz.” Bu benim tercümem. Onlar diyorlar ki: “Sanat alanını, kültür alanını başkaları belirliyor.”

Ben de kısacık bir şey söyleyeyim: TRT’de Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması var. Siz hiç denk geliyor musunuz ya da izliyor musunuz bilmiyorum. Alfabeden önce Kur’an-ı azimüşşanla tanışan bir kardeşinizim ben. O zaman amme cüzünün arkasında fiyatı yazmazdı, “hediyesi” yazardı. Kur’an-ı Kerim’in arkasında da fiyatı yazmazdı, “hediyesi” yazardı, paraya tahvil edilemeyeceği için.

Şimdi, her günün 1’incisine 2 altın, 2’ncisine 1 altın, en son, en güzel tilavet edene de 50 altın, Sayın Bakan, ödül veriyorlar. Kur’an’ı bir yarış metaına… Kültür endüstrisine kafa yormanızı öneriyorum. Değerli danışmanlarınız var. Bir Kur’an-ı Kerim -bu kadar uhrevi- masivaya bu kadar çevrilebilir mi, böyle teşvik edilebilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – İyi ki dolar vermiyoruz, iyi ki dolar vermiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Önder, şimdi bir düzenleme yaptık, size beş dakika daha veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, biz beş dakikayı istemiyoruz, sadece bu süresinden uzatma istiyoruz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Tamam, benim ek süremi verin, o beş dakikayı en sonunda kullanayım.

BAŞKAN – Peki, o zaman bir dakika ek süre veriyorum size.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Hani olmuyordu?

BAŞKAN – Şimdi yaptık onun düzenlemesini.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ya, işte biz de onu söylüyorduk.

BAŞKAN – Buyurun devam edin konuşmaya, hiç uğraşacak hâlim yok.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Onun için, bu olgu, “kültür endüstrisi” denilen… Siz, bu neokapitalizmin bütün sistemini, bütün piyasa sistemini uygulayarak İslami kültür geliştiremezsiniz, boşa yeteneksiz insanlara para, kaynak falan -bu milletin- ayırmayın. Bunu en iyi idrak edebilecek insanlardan birisiniz. Sizin var mı bu vahşi neoliberal sisteme, bu kapitalist sisteme bir eleştiriniz? “Hegemonyayı sağlamış.” dediğiniz o sosyalist sol sanatçılar var ya, ömür boyu bir ekmeğin peşinde koştular. Orhan Kemal’in hayatını okuyun, doyduğu, iki hafta üst üste doyduğu, evine ekmek götürdüğü vaki değildir.

Şimdi, bir tanım kullanacaktım, geri vazgeçtim, gerçekten kaba olur. “Sarayda yaşayan saraylı gibi düşünür.” Marx söylemiş, canı rahmet istedi. Sarayda yaşayıp halkın ya da muhafazakârlığın ya da kutsalın sanatı yapılabilemez de onun için siz geridesiniz, bir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – İki, sanat da olsa bir bedel ödemeyi göze almak gerekir. Sizin tırnağı taşa değen bir tane “sanatçı” diye tanımladığınız insan yok. Olması da mümkün değil.

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Getirdiniz, hat ile tezhip ve bir de tespihi eklediniz, bu üçüyle de ne sanat olur ne muhafazakârlık olur ne Müslümanlık olur…

BAŞKAN – Süreniz bitti, teşekkür ederim Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – …olursa neoliberalizmin, böyle bir şeyin kötü karikatürü olur. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Senin hakkından Allah gelir ya, başka bir şey demiyorum. Senin hakkından ancak Allah gelir. O kadar dil uzattın ki Kur’an-ı Kerim’e de, okuyana da.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Devam edeceğim abla, sonra söylersin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Önder fetva vermeye de başladı.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Ancak Allah gelir senin hakkından. Ama bize de gösterir yani. Seni Allah’a havale ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına lehte olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Başçı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben konuşacağım efendim.

BAŞKAN – Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş konuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada yapılan konuşmalarda tamamen çarpıtma olan, hiç doğru olmayan meseleler gündeme getirildi. Şunu açık ve net şekilde ifade ediyoruz: Bu ülkede Kürt de vardır, Türk de vardır. Ben Türk’üm, Türk olduğumla gurur duyuyorum, Kürt kardeşim de Kürt olmakla gurur duyacak. Kürt’üm ben, Türk’üm ben, bu ülkede yaşayan insanım ben, Türkiye’yim ben. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu ülkede 80 milyon vatandaş, 780 bin kilometrekarelik alanda yaşayan herkes bu vatanın evladıdır.

Burada yapılan konuşmalarda kimse kimsenin etnik kimliğiyle uğraşmıyor ama niyet bölücülük olduğu takdirde, PKK terör örgütü hainlerinin bu ülkeyi bölmek için yaptıkları mücadeleyi, gayretleri burada ifade etmeye kalktığınız takdirde bu memlekette yaşayan herkes buna itiraz eder; Kürt de itiraz eder, Türk de itiraz eder, bu ülkenin evladı olan herkes itiraz eder. Biz, Kürtler adına konuşup Kürtlerin temsilcisi diye kendisini ifade eden ama bölmek için gayret gösterenler kimlerse onlara itiraz ediyoruz.

Bu ülkeyi kırk yıldır bölmeye çalışan, bu ülkenin evlatlarını yok etmeye çalışan, güvenlik güçlerini şehit eden, bu ülkenin yavrularını, Kürt gençlerini tehditle veya kandırarak dağa kaldıran, bu vatana saldırtan kimse onlar bizim düşmanımızdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz bu ayrımı yapıyoruz. Sen eğer burada kalkıp da “kürdistan” diye bölmeye çalışırsan, orada haritada bir bölge ifade etmeye çalışırsan… O haritada şeklini çizdiğin yer Türkiye toprağını bölmek demektir. Buna hiç kimse müsaade etmez.

Açık söylüyorum: Türkiye’de yaşayan Kürt kardeşlerimin -yüzde 99’u demiyorum- yüzde 99,9’u bu ülke toprağı için canını verecek, şehit olacak sevdalı insanlardır. Ancak binde 1’lik kısım bu ülkeyi bölmek için, askerine, korucusuna, Kürt kardeşime saldırabilmek için ihanet çemberi içerisinde bulunan, dağa kaldırılan vatan hainleri olabilir. Bu, Kürt’ün içinde de vardır, Türk’ün içinde de vardır. Bu ülkeyi kim bölmek istiyorsa o bizim düşmanımızdır, bölgede yaşayan Kürt kardeşimin de düşmanıdır; bunu iyi görmeniz lazım. Eğer siz kalkıp da “kürdistan temsilcisiyim” diye çıkarsanız… Siz burada hiç o kelimeleri kullanmadınız, “Kürtlükten dolayı şöyle oldu…” Hiç kimse bunu söylemiyor. “Kürt’üm.” diye de şerefle söyleyebilir, “Türk’üm.” diye de şerefle söyleyebilir. Her dinden mensup dinini de bu şekilde açık yüreklilikle ifade edebilir. İşte değerli kardeşimiz ifade etti.

Bugün, az önce öğrendim, Ezidi bir kardeşimizin bayramıymış veya oruç günüymüş. Ondan, sizden bir milletvekilinden tarifini aldım. Sizin orucunuz ile bizim orucumuz arasında hiç… Buradaki hanımefendi… Hanımefendi deyince de kızan bazıları var ama sayın milletvekili…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Ha, bu doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani, orada, bizim, bu ülkede yaşayan insanların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, ek bir dakika süre veriyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Her türlü etnik yapı, her türlü dinî inanç bizim başımızın tacıdır, yeter ki kötü niyet olmasın, yeter ki bölme amaçlı olmasın, yeter ki bu memlekette yaşayan insanların barış ve kardeşliğine engel olacak hiçbir şey yapmasın.

Tekrar ediyorum, altını çiziyorum: Bu ülkede yaşayan, bu vatan için canını veren, yüz yıl önce cumhuriyet kurulurken, Kurtuluş Savaşı verilirken, Çanakkale’de şehit olanlar hepimiz ecdadıdır. Al bayrağımızın rengi Kürt’ün de Türk’ün de kanıyla boyanmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Al bayraktaki hilal şehitleri, bu ülkede yaşayan herkesi tarif etmektedir. Yıldız şehidimizin ta kendisidir. Ne diyoruz? Tek millet diyoruz, tek bayrak diyoruz, tek vatan, tek devlet diyoruz.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Hani kardeşlik?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ancak binde 1 bunu inkâr ediyor. Türkiye’de yaşayan herkes, Kürtlerin de yüzde 99,9’u az önce söylediğim dört unsuru açık ve net bir şekilde dile getiriyor.

Onun için, değerli milletvekilleri, bizim hiç kimsenin etnik yapısıyla, inancıyla hiçbir problemimiz yok. Herkes gururla her şeyi ifade edebilir.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Kürtçe tabelaları indirdiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama kim ki bu ülkeyi bölmek istiyor, kim ki hain teröristleri burada savunmak istiyor, ona kusura bakmayın, biz müsaade etmeyiz. Çünkü burası, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan yüzde 99,9’u vatan sevdalısı olan vatandaşların temsilcisi, Türk milletinin temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Burada bu Meclisin mehabetine, vatanın birliğine ve beraberliğine uymak mecburiyetindedir. Aksi hâlde, İç Tüzük’ün verdiği ne varsa demokratik Tüzük kuralları çerçevesinde, -zorla değil- kurallar çerçevesinde bunu da yerine getireceğimizi ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, gerek dört gün önce hukuktan, vicdandan, ahlaktan yoksun bir kararla çıkarma cezası alan hatibimizin söylemediği bir söyleme atıfta bulundu…

SALİH CORA (Trabzon) – Sataşma yok ki.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Öyle bir şey yok “Ben kürdistan temsilciyim...” Gerekse…

BAŞKAN – Öyle bir şey var Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir dakika Sayın Başkan. Yok öyle bir şey. Tutanak var, siz de okudunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Aç oku, aç oku tutanağı.

BAŞKAN – Yani ben o olayın içinde olduğum için itiraz etmek zorunda kaldım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Okuma yazman yok mu? Tutanağı okusana.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Artı, sürekli grubumuzu kastederek birçok haksız eleştiride bulundu ve İç Tüzük 69’a göre sataşmada bulunmuştur.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne var sataşacak ya?

SALİH CORA (Trabzon) – Sataşma yoktu aslında.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Tutanağı okumasını bilmiyorsun herhâlde. Aç oku tutanakta yazıyor açık açık.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika.

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın beşinci tur görüşmelerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Kürt meselesi ve Kürtlerin bu ülkeye aidiyet ve sahiplenme duygusunu ve buna dair yaşadıkları sorunları böyle gelip bu kürsüde coşkun ve taşkın sellerle bezenmiş duygularla örtmek mümkün değildir. Siz demek ki hâlâ Kürt’ün son iki buçuk yılda yaşadığını anlamamak üzerinden bir siyaset güdüyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben vatansever Kürtlere de tercümanlık yaptım.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ve şunu söyleyeyim: Bakın, çok basit bir logaritması var bu işin. Bu akşam Cumhurbaşkanı çıksın desin ki “Biz Kürt meselesinde yeniden diyalog ve barış müzakere yöntemlerini esas alacağız.”, şu grubun hepsi değişecek. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Sizin anladığınız tarzda değil! Silahları getirecek vakit bulmak için değil!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – İki buçuk yıldır söylenen cümlelerin hepsini değiştireceksiniz. İtiraz ettiğimiz nokta budur.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Geçiniz o zamanları. Lafügüzafları geçin, geçin.

SALİH CORA (Trabzon) – Biz Kürtlerle zaten diyalog hâlindeyiz Ahmet Bey.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bir kişiye bağımlı değildir, binlerce yıllık tarih, yüzlerce yıllık geçmiş bir kişiye bağlı değildir. Demek ki Kürt kardeşmiş.

SALİH CORA (Trabzon) – Bizim Kürtlerle problemimiz yok.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ve her şeyi PKK’yle ilişkilendirdiniz.

SALİH CORA (Trabzon) – Bizim terör örgütüyle problemimiz var, bizim PKK’yla problemimiz var. Bizim Kürt kardeşlerimizle hiçbir problemimiz yok.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Beş yüz yıl önce bu coğrafyada yaşamış olan ve Kültür Bakanlığı tarafından kitabı basılmış olan Ahmedi Hani’nin neyinden rahatsız oldunuz da onun adının verildiği bir kültür merkezini kapattınız? Neyinden rahatsız oldunuz? Melaye Cızirî’nin, Ahmedi Hani’nin adının verildiği tabelalar neden indirildi?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Doğru söylemiyorsun.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Onu da geçiyoruz, toplam 6 belediyede sadece Kürtçe tabelayı niye indirdiniz? Hani Kürt kardeşti, hani herkes eşitti?

SALİH CORA (Trabzon) – Kürtçe tabela yine var, bak şurada var, bak. Kürtçe tabela burada var, Ahmet Bey, burada var.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Var, var.

SALİH CORA (Trabzon) - Burada Kürtçe tabela var. Tabelayla problemimiz yok, dille problemimiz yok, PKK’yla problemimiz var.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Onu da geçiyorum, 1992’de, bakın söyledim, tümüyle dil, kültür çalışması, edebiyat çalışması yapmak için o kanlı ortamda açılmış olan ve Kürt ak sakallıların, bilgelerin, melelerin, seydaların açmış olduğu İstanbul Kürt Enstitüsü niye kapatıldı? Siyasi bir kurum değil, dil kurumu, kültür kurumu. İtiraz ettiğimiz nokta budur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SALİH CORA (Trabzon) – O belediyeler paralarını nereye gönderdiler? O paralar hangi dağa gitti?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Mızrak çuvala sığmıyor. Bu işler de öyle coşkun ve... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir müsaade edin sayın milletvekilleri.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – ...taşkın duygularla bezenmiş cümlelerle geçiştirilebilecek bir mesele değildir diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından bir cümle, izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bizim Kürt kardeşimizle problemimiz yok, tekrar altını çiziyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama diliyle var, kültürüyle var, edebiyatıyla var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bizim PKK’yla problemimiz var, bizim teröristle problemimiz var, terörist zihniyetle problemimiz var.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.29

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi Hükûmet adına ilk önce Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Numan Kurtulmuş konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kurtulmuş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize iyi akşamlar diliyorum, hepinize en içten selamlarımı sunuyorum.

Her ne kadar Kültür ve Turizm Bakanlığıyla ilgili muhalefet partilerinden fazla bir eleştiri gelmediyse de -her ne kadar Engin Altay Bey de bizi biraz böyle kenara bıraktı ama- biz de Bakanlıkla ilgili olarak yaptığımız ve yapmayı düşündüğümüz hususları yüce Meclisle paylaşma imkânı bulacağız bu vesileyle.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Türkiye’deki Kültür ve Turizm Bakanlığının ana meselesi Türkiye'nin millî, kültürel bağımsızlık mücadelesinin motor gücü olmaktır. İki asırdır, Türkiye, maalesef bir büyük kültürel bağımsızlık mücadelesi veriyor. Başka medeniyetlerin, başka kültürlerin etkisi altında, Türkiye, kendi kültürünü oluşturmak, uluslararası alanda, millî değerleri üzerinde, millî kültürünün gücü üzerinde yükselme mücadelesi veriyor. Bu çerçevede, Türkiye'nin millî, kültürel bağımsızlık mücadelesi ile ekonomik, teknolojik bağımsızlık mücadelesi de aslında son iki asırda birbiriyle eş zamanlı olarak giden iki önemli mücadele alanını, fikrî ve siyasi mücadele alanını oluşturuyor.

Değerli milletvekilleri, kültür ve turizm, her ikisi birbirinden nitelikleri itibarıyla farklı olmakla birlikte, her iki alanda yapılan çalışmaların bir diğerini etkilediği, güçlendirdiği önemli alanlar. Bu çerçevede, Türkiye kültür bakımından belki de dünyada hiçbir ülkeye nasip olmayan büyük bir zenginliğe, büyük bir kültürel çeşitliliğe ve derinliğe sahip; Troya’dan Osmanlı medeniyetine kadar yaklaşık 24 büyük medeniyete ev sahipliği yapmış olan bir coğrafyada yaşıyoruz. Bizim millî, kültürel bağımsızlık mücadelesinden kastımız bu topraklara ait, bu coğrafyaya ait hangi kültürel birikim varsa, bunların hepsine sahip olmak, bunların hepsini değerlendirmek ve bunların hepsinden de geleceğe ilişkin istifade etmektir. Bu çerçevede, Türkiye, hiç abartısız söylemek gerekirse, bu coğrafyadaki zenginlikleri ve derinlikleri dolayısıyla dünyanın en önemli arşivini, dünyanın en büyük kütüphanesini oluşturmaktadır. Dünyanın ilk tarım merkezleri, dünyadaki ilk denizcilik faaliyetleri, dünyada -bu anlamda- paranın ilk uygulamaya girdiği yer, ticaretin bir şekilde kurumsallaştığı mekân olarak Anadolu coğrafyasını, Türkiye coğrafyasını görmek mümkündür.

Bu çerçevede, kültürdeki bu zenginliğimiz, derinliğimiz ve çeşitliliğimiz aynı zamanda turizmdeki gücümüzü de oluşturuyor. Turizmde de ülkemizin coğrafi konumu, doğal güzellikleri ve bu tarihî, engin zenginlikleri Türkiye turizminin de en büyük gücünü oluşturuyor. Onun için diyoruz ki: Kültür ve turizm alanında yapacağımız faaliyetleri, “Geçmişi yaşatırken geleceği yaşayan büyük Türkiye” idealiyle ortaya koymak durumundayız.

Bu çerçevede, Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak önümüzdeki dönemde turizmdeki hedeflerimizi üç ana strateji üzerine oluşturuyoruz. Bunlardan biri ürün çeşitliliğidir. Kültür turizmini, kongre turizmini, sağlık turizmini, yayla turizmini, spor, kış ve gastronomi alanlarındaki turistik faaliyetleri de en üst düzeye çıkarmak için gayret sarf ediyoruz. Ayrıca, Türkiye, turizmde istediği hedeflere ulaşabilmesi için sadece geleneksel pazarlarını değil, bu geleneksel pazarların yanında yeni pazarları da oluşturmak, özellikle Asya ülkelerine açılmak mecburiyetindedir. Çin, Hindistan, Japonya, Endonezya, Malezya ve Güney Kore, bu 6 ülkenin toplam nüfusu dünya nüfusunun yarısından fazladır ve bu ülkelerin hepsinin ortak özelliği de son derece güçlü bir yeni orta sınıfa sahip olmasıdır. Turizm stratejimizin üçüncü önemli alanı ise özellikle son yıllarda gelişen İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve Türkiye karşıtlığına karşı kültürü ve turizmi bir yumuşak güç olarak kullanmak ve bununla ilgili değerlerimizi üreterek dünyada güçlü bir Türkiye algısının oluşmasına katkı sunmaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu çerçevede, 2017 yılı içerisinde iki önemli şûraya Kültür Bakanlığı olarak ev sahipliği yaptık. Bunlardan birisi, 3-5 Mart tarihleri içerisinde, yirmi sekiz yıl aradan sonra tekrar gerçekleştirdiğimiz Türkiye 3’üncü Millî Kültür Şûrası’dır. Bu millî kültür şûrasında ilgili bütün taraflar ve arkadaşlar bir araya gelerek çok verimli bir çalışmaya imza attılar, bu şûranın strateji belgesi oluştu. Şimdi, bundan sonra -konuşmasında ifade eden bazı arkadaşlarımız da oldu- bunu bu strateji belgesi çerçevesinde kültür alanında yapacaklarımızı bundan sonraki yıllarda adım adım takip edeceğiz ve her yıl olmasa bile belli aralıklarla millî kültür şûrasının toplanmasını da sağlayacağız. Bir diğer önemli toplantı ise 3’üncü Turizm Şûrası idi. 2002 yılından bu yana yani on beş yıldır yapılmamış olan bu şûrayı da 1-3 Kasım tarihleri arasında Ankara’da, Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında ve gözetiminde yaptık ve fevkalade olumlu sonuçlar ortaya çıktı. 13 komisyonda detaylı olarak turizmle ilgili bütün konuların gündeme geldiği bu toplantının önemli özelliklerinden birisi de turizmle ilgili 8 bakanlığın -bakan arkadaşlarımızın hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum- bir masa etrafında bir araya gelerek sektörün kendileriyle ilgili sorunlarını dinlemesi ve onlara cevap vermesiydi, bu da önemli bir koordinasyonu ortaya koydu.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, birkaç tane önemli projemizin de, bu az süre içerisinde, altını çizerek sizlerle paylaşmak istiyorum. Turizm sektörümüzün yeniden canlandığını ifade edebiliriz. 2014 yılında en maksimum seviyeye çıkmış olan turizm sektörü maalesef bir taraftan terör, bir taraftan 15 Temmuzdaki FETÖ darbesinin sonrasında oluşan hava, bir taraftan Rusya’yla yaşadığımız uçak krizi ve özellikle de son iki üç yıl içerisinde Avrupa’da gelişen seçim kampanyaları sırasında maalesef Türkiye karşıtlığı olarak karşımıza çıkan son derece sert bir Türkiye düşmanlığı Türkiye turizminin ciddi bir şekilde gerilemesine neden oldu. 2016 yılı en dipte olduğumuz yıldı, çok şükür 2017 yılının ilk on aylık verilerine baktığımız zaman geçen yılın ilk on ayına göre yüzde 28’lik bir artışla turist sayısı ekim ayı sonu itibarıyla 29,1 milyon seviyesinde gerçekleşmiştir, yıl sonu itibarıyla da 31,4 milyon seviyesine geleceği görülüyor. Yıl sonu itibarıyla da turizmdeki gelirimiz 26 milyar dolar seviyesine ulaşacaktır.

Bizim 2023 hedefimiz, 2023’te 50 milyon turist ve 50 milyar dolar turizm sonucuna ulaşmaktır. İnşallah Turizm Şûrası’nda elde ettiğimiz verilerle turizmi on iki aya yayacağız, farklı ürünlerimizi ortaya koyarak bütün bölgelerimizi, yedi bölgemizi de turizmin merkezi hâline getirmeyi başaracağız.

Projelerimizden birkaç tanesini sizinle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birisi geçtiğimiz aylarda İstanbul’da büyük bir lansmanla Türkiye kamuoyuna tanıttığımız İstanbul AKM’nin Yenilenme Projesi’dir. İstanbul AKM gerçekten fevkalade güzel bir mühendislik projesiyle halkımızın iftiharı olan bir uluslararası proje hâline dönecek. Alanla birlikte, Taksim Meydanı’yla birlikte bütünleşerek 4.835 kişinin katılabileceği, büyük ve küçük salonlarıyla bir kültür havzası hâline gelecektir. AKM yaklaşık 100 bin metrekarelik kapalı alanıyla da bir büyük kültür vadisi olacak, uluslararası kongrelerin, konferansların, sergilerin düzenlendiği ve en güzel özelliğiyle de içeride ana salondaki etkinliğin binanın dış cephesinden vatandaşlara yansıtıldığı mükemmel bir proje olarak 2019 yılı içerisinde inşallah faaliyetine başlayacaktır.

Yine, İstanbul’daki önemli projelerimizden birisi Rami Kışlası Projesi’dir. Rami Kışlası Projesi’nin 1’inci etabı bitmiş, 2’nci etabının ihalesi yapılmış, 3’üncü etabı da ihaleye çıkma hazırlıkları içerisindedir. Rami Kışlası tam bir kitap havzasına dönüştürülecek, 7 milyona yakın kitabı barındıran bir büyük kütüphanesinin yanında mücellithanesiyle, hatta kâğıt üretim atölyeleriyle, mürekkep üretim atölyeleriyle kitaba ilişkin ne varsa hepsinin bir arada olduğu muazzam bir kültür vadisine inşallah dönüştürülecektir.

Yine, İstanbul’da sadece İstanbul’la ilgili değil, bütün Türkiye’nin övünç projelerinden birisi olacak olan projemiz Kuleli Askerî Lisesinin ulusal bir müze hâline getirilmesidir. Öndeki tarihî binanın Millî Savunma Bakanlığınca bize devri gerçekleşmiş, biz de hemen proje çalışmalarına başladık ve arkasından Türkiye’de müzeyle ilgili kim varsa hepsinin katılacağı bir büyük çalıştayla Kuleli Askerî Lisesini Anadolu toprakları içerisinde var olan bütün medeniyetlerin hepsinin eserlerinin sergilendiği bir büyük ulusal müze hâline dönüştüreceğiz. Yaklaşık 32 bin metrekarelik bir alan üzerine oturacak ve 25 bin metrekarelik bir kapalı alanda inşallah Kuleli Askerî Lisesi bir ulusal müze olarak Türkiye’nin medarıiftiharı olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, önemli bir başka projemiz de İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin restorasyonunun tamamlanmasıdır. Yapıldığı zaman dünyanın en önemli arkeoloji müzelerinden birisiydi, uzunca bir süredir tamirat, tadilat, restorasyon çalışmaları devam ediyor ve inşallah bunu da hızlandırarak en kısa süre içerisinde yeniden bütün bölümlerini açacağız ve bu iftihar vesilemiz olan, Afganistan’dan Balkanlara kadar, Afrika’nın içlerine kadar bu geniş coğrafyanın bütün arkeoloji birikimini ortaya koyan hem de mimari bir şaheser olan İstanbul Arkeoloji Müzesini yeniden ziyaretçileriyle buluşturacağız.

Ankara’daki önemli bir projemiz de, yapıldığında yine önemli bir proje olarak gündeme gelmiş, maalesef, 1991’de başlanılmasına rağmen ağır aksak yürüyerek bugüne kadar gelmiş olan ve bir türlü tamamlanamamış olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binası. Bu binanın bitirilmesi ve 2019 yılı içerisinde bu binanın da hizmete açılması için gerekli çalışmaları gerçekleştiriyoruz. 2.012 kişilik bir büyük salonu, onun yanında koro elemanlarının çalışacağı binasıyla önemli bir binamız olacak ve Ankara’nın önemli kültür merkezlerinden biri hâline gelecektir.

Ayrıca, 2018 yılı içerisinde birçoğumuzun, özellikle Ankara milletvekillerimizin üzerinden ısrarla durduğu Ankara AKM’nin yenilenmesi projesini de ele alacağız. 2018 yılı içerisinde mesafe alacağımızı, sonuçlandıracağımızı ümit ediyorum ve Ankara’da -hakikaten- hepimize yakışır bir kültür merkezinin oluşmasına gayret sarf edeceğiz.

Yine, önemli projelerimizden biri, Fuat Sezgin Kütüphanesinin İstanbul Gülhane’deki yapımı tamamlanmış, yaklaşık 35 bin eserlik bu kütüphanenin -biliyorsunuz son derece nadir yazma eserleri de kapsıyor- yaklaşık 12 bin adedî ülkemize getirilmiş, gerisinin de getirilmesi için Alman makamlarıyla birlikte çalışmalar sürdürülüyor.

Bakanlığımızın yapmış olduğu desteklerden birkaç tanesini sizlerle paylaşmak isterim: Bunlardan bir tanesi GENÇDES yani gençlere vermiş olduğumuz desteklerdir. Eser üretim desteği, etkinlik ve proje destekleri ve sanatsal faaliyetler destekleriyle birlikte diyebilirim ki Bakanlığımızın sanata verdiği en önemli desteklerden birini oluşturan projemiz GENÇDES Projesi’dir ve çok sayıda gencin sanat hayatına atılması, cesaretlenmesi, ürünlerini bir şekilde seyircileriyle, izleyicileriyle buluşturma imkânına kavuşması bu şekilde sağlanabilmektedir.

Yine, Bakanlığımızın müze ve ören yerlerine verdiği destek devam etmekte, 201 müze ve 138 ören yeri olmak üzere bu müzelerin hepsine desteklerimiz sürüyor ve 238 özel müze faaliyetleri var. Bunlara da desteklerimiz devam ediyor, artan bir şekilde bu destekleri sağlıyoruz.

Bizim önem verdiğimiz ve önümüzdeki yıllarda sürdüreceğimiz bir diğer projemiz de Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın Projesi. Ekim ayında başlattığımız bu projeyle yıl sonuna kadar 1 milyon çocuğun, ortaokul ve lise seviyesindeki 1 milyon çocuğun sinemayla tanışmasını sağlamak amacımızdır. Önümüzdeki yıllarda da Millî Eğitim Bakanlığıyla ve belediyelerle birlikte bu projeyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bir başka desteğimiz, seyahat acentelerine verilen destektir. Seyahat acentelerine yaklaşık 565 milyon lira bu yıl içerisinde destek verildi. Şimdi, desteği biraz daha değiştiriyoruz, yüksek sezonda getirene daha az, düşük sezonda getirenlere ise daha fazla destek vererek desteklerimizi on iki aya yayıyoruz ve Türkiye’nin bütün limanlarını da bu anlamda kapsam içerisine almaya çalışıyoruz. En son Konya ilimizi de 14’üncü ilimiz olarak destek kapsamındaki havaalanlarının içerisine soktuk.

Kültür altyapısı ve kültür merkezlerine olan desteklerimiz devam ediyor. Kütüphanelerimizle ilgili başlattığımız kütüphanelerin yaşayan mekânlar hâline gelmesi, sadece kitapların rafta durduğu, insanların soğuk mekânlar olarak baktığı yerler değil, içinde olan çocuklarımızın, özellikle gençlerimizin gerçekten yirmi dört saat istifade ettiği mekânlar hâline dönüştürülmesini sağlamaya çalıyoruz ve 2017 yılı sonuna kadar 87 il halk kütüphanemizin de gece 22.00’ye kadar açık kalmasına ve buraların yaşayan mekânlar hâline gelmesine inşallah önem veriyoruz.

Yine, tiyatroyu geniş kitlelerle buluşturabilmek için devlet tiyatrolarımız faaliyet gösteriyor, 2016-2017 tiyatro sezonunda yaklaşık 1 milyon 750 bin izleyici tiyatrolarımızla buluşmuş, 150 oyun sergilenmiş, bu oyunlardan 73’ünün yerli oyunlar olduğunu da ifade etmek isterim.

Yine, önemli bir gelişme sinema sektöründeki gelişmedir. Biliyorsunuz dizi sektöründe dünyada Amerika’dan sonra ikinci ülkeyiz ve Türkiye sinemaya verilen desteklerle birlikte bu yıl 145 tane sinema filmi üretmiş olan bir ülkedir. Bu rakamın 2002 yılında 30 olduğunu sizlere hatırlatmak isterim. Çok ufak dokunuşlarla, desteklerle sinema sektörümüzde önemli bir gelişmenin olduğunu ifade etmek isterim. Bu bağlamda Türkiye Avrupa’da yerli sinema filmleri bakımından Avrupa birincisi olan ülkedir, yüzde 54 yerli film seyredilen bir ülkedir ve gerçekten önemli bir destek sinemaya verilmeye gayret ediliyor. Bu meyanda Sayın Semih Kaplanoğlu’nun Buğday filmi Tokyo’da bizim desteklediğimiz bir film, bu yıl içerisinde ödül almıştır; Ayla filmimiz de yine Bakanlığımızın desteklediği bir film ve bu film de bu anlamda Oscar Akademi Ödülleri’ne Türkiye’nin adayı olan bir film olmaya hak kazanmıştır.

Bir başka önemli alan Yunus Emre enstitüleridir. Yunus Emre enstitüleriyle ilgili sadece şu rakamı vermek isterim: 112.230 kişiye Türkçeyi öğretmiş olan yurt dışındaki iftihar edeceğimiz kurumlarımızdan birisidir. 54 merkezimiz var. 85 üniversiteyle de irtibatlı olarak Yunus Emre enstitülerimiz çalışmalarına devam ediyor.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu süre içerisinde Türkiye’nin yurt dışındaki görünürlüğünü artırmak ve temsil gücünü artırmak için olağanüstü bir gayret sarf ediyoruz. Bu çerçevede Çin Halk Cumhuriyeti’nde eylül ayında, 10-15 Eylül tarihlerinde yapılan Dünya Turizm Örgütü’nün Genel Kuruluna katıldık, orada birkaç oy farkla Türkiye olarak yönetim kurulu adaylığını kaçırdık, inşallah bir dahaki sefer kazanacağız. Ama hepimizin iftiharla, hele hele Türkiye’ye karşı bu kadar birtakım negatif algı operasyonlarının olduğu bu süre içerisinde Türkiye’nin UNESCO üyeliğini, yönetim kurulu üyeliğini kazanmış olması büyük bir başarıdır, emeği geçen bütün arkadaşları tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine aynı şekilde, 2 Ekimde Fransa’da OECD’nin 100’üncü Turizm Bakanları toplantısına katıldık. Bu hafta içerisinde de 11 Aralıkta Maskat’ta İslam İşbirliği Teşkilatı Kültür Bakanları toplantısına katıldık. Bu İslam İşbirliği Teşkilatı Kültür Bakanları Toplantısı’nda elde ettiğimiz iki başarıyı da Genel Kurulla paylaşmayı arzu ederim. Bunlardan birisi, önümüzdeki yıl yapılacak olan Birleşmiş Milletler Dünya Ticaret Örgütü ve UNESCO ortak toplantısının ev sahibi ülkesi Türkiye olacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim girişimimizle bu toplantıyı Türkiye’ye aldık.

Ayrıca, bu toplantıda, tam da İsrail’in Kudüs’ü ilhak etme –Amerika Birleşik Devletleri’nin kararını aslında öyle okumak lazım- İsrail’in Kudüs’ü tamamıyla ilhak etme girişimine karşı Kudüs’ün çok kimlikli, çok dinli, çok kültürel yapıya dayanan kadim bir şehir olduğu ve Kudüs’ün bu özelliğinin korunmasının da uluslararası camianın üzerinde bir sorumluluk olduğunu Türkiye’nin gayretleriyle nihai bildiride ortaya koyduk ve bu bildiri de kabul edilmiş oldu.

Ayrıca, bu sene içerisinde yaptığımız faaliyetlerle UNESCO; İstanbul, Kütahya ve Hatay’ı yaratıcı şehirler listesine aldı. Ayrıca, ıslık dili ve Hıdırellez, somut olmayan kültür miraslarımız arasına girdi, Afrodisias da somut kültürel miraslar arasına girmiştir.

Yine, 2018 yılı içerisinde Kastamonu ilimiz TÜRKSOY tarafından Dünya Türk Kültür Başkenti olarak kabul edildi; hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kastamonu bu yıl içerisinde bütün dünyaya tanıtılacaktır.

Yine, 2018 yılı Troya Yılı. Troya Yılı dolayısıyla da Çanakkale’nin, Troya’nın, eski, bu kadim kültürün bütün dünyaya tanıtılmasını sağlayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapandı)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Bir dakika istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tabii ki Sayın Bakan, ek süre veriyorum bir dakika.

Buyurun.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şunu da ifade etmek isterim: Bundan sonra her yıl, 2019’da, 2020’de, devamlarında bir Türkiye markası oluşturmanın yanında, herhangi bir yerimizi, bölgemizi bir dünya markası hâline getirmeye çalışıyoruz.

Değerli kardeşlerim, değerli milletvekili arkadaşlarım; yurt dışına kaçırılan eserlerin de hafiye gibi takipçisiyiz. Bu yıl içerisinde 44 tane tarihî eserimiz Türkiye’ye getirilmiştir. En son Edinburgh’daki Altın Taç, Karya medeniyetine ait olan Altın Taç’ın buraya ait olduğu, Karya’ya ait olduğu tespit edilmiş, tescil edilmiş ve bunun da getirilmesiyle ilgili süreç takip edilmektedir. 56 tane eserin de peşindeyiz; bunların da takibiyle ilgili, inşallah, sonuç elde edeceğiz.

Ben, ayrıca, iki kanunumuzun detayına giremiyorum; bunları sizlerle paylaşmak isterim: Sinema kanununu, inşallah, önümüzdeki günlerde Meclise getiriyoruz. Ayrıca fikir ve sanat eserleri kanununu önümüzdeki günlerde Meclise getireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beş dakika verin ya.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Efendim, bir beş dakika daha verelim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Böylece fikir ve sanat eseri sahibi olan bütün insanların haklarının, hukukunun korunmasını sağlayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Soylu kırk dakika kullanıyor. Yirmi dakika Bakana çok az oldu.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Son iki cümle…

BAŞKAN – Bitmedi mi?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Bir cümle…

BAŞKAN – Peki, buyurun, bir dakika daha.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Efendim, Soylu’nun süresinden veriyorsunuz ama değil mi?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Bütün bunlardan sonra şunu da söylüyorum: Değerli arkadaşlar, Kültür Bakanlığı bütçeden çok fazla pay alan bir Bakanlık değil.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - En başarılı Bakanlık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok önemli.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) - Meclisin dikkatlerine bunu, bir Kültür Bakanı olarak, arz etmeyi vazife telakki ediyorum. İnşallah önümüzdeki yıllarda bunu daha fazla genişletme imkânımız olur.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Mesut Yılmaz’a, eşi Berna Hanım’a da oğulları dolayısıyla, bu acı kayıpları dolayısıyla bir kez daha başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin. Acılarını paylaşıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Yıldırım, bir açıklama yapacak mısınız?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Biraz sonra…

BAŞKAN – Peki.

Sayın milletvekilleri, şimdi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına söz vereceğim ancak Sayın Bakana söz vermeden önce okutacağımız bir Başbakanlık tezkeresi vardır. Bu tezkere, ülkemizin de üyesi bulunduğu Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) Anayasası’nın 19’uncu maddesi gereğince hükûmetlerin Uluslararası Çalışma Konferanslarında kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararları hakkında yasama organına bilgi sunulmasına dairdir.

ILO Anayasası’nın gereği olan Başbakanlık tezkeresini okuttuktan sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına öncelikli olarak bu konuda söz vereceğim.

Başbakanlık tezkeresini okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, 2017 yılı Haziran ayında yapılan 106’ncı Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen, 16 Haziran 2017 tarihli ve 205 sayılı “Barış ve Direnç İçin İstihdam ve Saygın İş Tavsiye Kararı” hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulmasına ilişkin tezkeresi (3/1378)

13/11/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2017 yılı Haziran ayında yapılan 106’ncı Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen, 16 Haziran 2017 tarihli ve 205 sayılı “Barış ve Direnç İçin İstihdam ve Saygın İş Tavsiye Kararı” hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulmasına ilişkin ilgi yazı ve ekinin suretleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                      Binali Yıldırım

                                                                                         Başbakan

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tezkereyle ilgili bilgi verildikten sonra Hükûmet adına konuşmanızı yapmak üzere sürenizi tekrar başlatacağım Sayın Bakan.

Süreniz yirmi dakika olacak, bütçeyle ilgili görüşmeniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Ankara) – Teşekkürler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, asgari ücrete “2.300 lira.” de, hepimiz alkışlayalım seni buradan kafadan. Bir moral motivasyon alkışı yapalım size.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun lütfen.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Uluslararası Çalışma Örgütü Ana Sözleşmesi’nin 19’uncu maddesi, Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararlarının üye ülke hükûmetlerince bilgilendirme amacıyla yetkili makama sunulması öngörülmektedir. Geçtiğimiz haziran ayında Uluslararası Çalışma Örgütünün 106’ncı Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen ve konferans sonunda yapılan oylamada ülkemiz tarafından da kabul edilmesi yönünde oy kullanılan Barış ve Dayanıklılık İçin İstihdam ve Saygın İş tavsiye kararı hakkında kısaca bilgi vereceğim.

Çatışma ve afetlerin tekerrürü, küresel mülteci krizi tüm dünyada istihdama dayalı müdahale gereksinimini artırmıştır. 16 Haziran 2017 tarihli ve 205 sayılı Barış ve Dayanıklılık İçin İstihdam ve Saygın İş tavsiye kararı üye ülkelere çatışma ve afetten kaynaklanan kriz durumlarının önlenmesi, iyileşmenin, barışın ve krize direncin sağlanması amacıyla istihdam ve saygın işle ilgili olarak alınması gereken önlemler hususunda yol göstermektedir. Üye ülkeler üzerinde herhangi bir bağlayıcılığı olmayan, daha ziyade rehber niteliği taşıyan bu tavsiye kararı giriş bölümü hariç 14 bölümden, 49 maddeden oluşmaktadır. Söz konusu tavsiye kararında özetle üye ülkelere çatışma veya afetin hemen sonrasında iyileşmenin sağlanmasında ve direncin inşasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir istihdam stratejisi kabul etmesi ve uygulaması, istihdam ve saygın işle ilgili önlemler alırken iş yerinde temel ilke ve haklara, diğer insan haklarına ve ilgili uluslararası iş gücü standartlarına saygı göstermesi tavsiye edilmektedir.

Tavsiye kararı, çatışma ve afetlerden kaynaklanan, kriz durumlarından etkilenen ekonominin her sektöründeki tüm çalışanları, iş arayanları ve işverenleri kapsamaktadır. Üye ülkelerden kriz sonrası mümkün olduğunca çabuk temel gelir güvencesi sağlamaları, ulusal mevzuatı ve uluslararası anlaşmaları dikkate alarak kapsamlı sosyal güvenlik programları ve diğer sosyal koruma mekanizmalarını geliştirmelerini, kriz sonucu daha da kırılgan hâle gelen göçmenler ve mülteciler de dâhil olmak üzere tüm dezavantajlı gruplara odaklanarak aktif iş gücü piyasası politikaları geliştirmeleri ve uygulamaları istenmektedir.

Krizin sonuçlarından biri olan mülteci akını durumunda, üye ülkelerin eşit yük ve sorumluluk paylaşımının önemini kabul etmeleri, çok sayıda mülteci kabul eden az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin desteklenmesi için uluslararası iş birliği ve dayanışmanın güçlendirilmesi, mültecilerin saygın işe ve geçim fırsatlarına erişimlerinin sağlanması, ülkelerinde güvenlik durumunun elverişli olması hâlinde gönüllü geri dönüşlerinin kolaylaştırılması için üye ülkelerle iş birliği yapılması öngörülmektedir.

Çatışma veya afetle ilgili öngörülebilir risklerin olduğu ülkelerde üye ülkelerin işçi veya işveren örgütleri ve diğer paydaşlara danışarak dayanıklılık inşa etmek, krizleri önlemek, azaltmak ve krize müdahale için riskleri tanımlamak, değerlendirmek ve acil müdahale etmek gibi eylemler yoluyla önlem almaları gerektiği ve tavsiye kararında yer alan tüm önlemlerin sosyal diyalog mekanizması içerisinde geliştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Tavsiye kararında üye ülkelerin kriz durumlarına hazırlık ve müdahalede Birleşmiş Milletler, uluslararası finansal kurumlar, diğer bölgesel ve uluslararası mekanizmalar yoluyla ikili veya çok taraflı anlaşmalarla iş birliğini kuvvetlendirmeleri teşvik edilmektedir.

Yüce Meclisin bilgilerine saygılarımla arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 Adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 504) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRKİYE VE ORTA DOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Devlet Personel Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Personel Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI (Devam)

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına konuşmanıza başlayabilirsiniz.

Sürenizi yeniden başlatıyorum. Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Bu şekilde hızlıca okuyarak çok fazla zaman almadan ülkemizin yükümlülüğünü yerine getirmeye çalıştık. Teşekkür ediyorum.

Çok kıymetli Başkanım, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın ve ilgili kuruluşlarımız olan Mesleki Yeterlilik Kurumu, Devlet Personel Başkanlığı ve TODAİE bütçesiyle ilgili ve 2016 yılı kesin hesabının görüşmesi vesilesiyle söz almış bulunuyorum, sizlerin huzurundayım, bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum.

Öncelikle 2018 yılı bütçemizin ve Bakanlığımın bütçesinin de ülkemize, milletimize, çalışma hayatımıza, iş dünyamıza hayırlar getirmesini diliyorum. Gerek komisyon aşamasında Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlarımıza gerekse Genel Kurulda sürece katkı sağlayan tüm milletvekillerimize ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarına da huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse bugün her ne kadar ana muhalefet partimiz çok önemli bulmadığını ifade ederek Engin Bey, daha önemli işlerimiz var o yüzden bugün Çalışma Bakanlığıyla ilgili görüşlerimizi sunmayacağız, dedi, ben yine diğer partilerimize teşekkür ediyorum. Görüşlerinin tamamını not aldığımızı, tüm görüş ve önerileri de dikkate aldığımızı huzurlarınızda ifade etmek istiyorum.

Sözlerime başlamadan önce Başbakanlarımızdan Sayın Mesut Yılmaz’a ve kıymetli eşi Berna Hanım’a da acı kayıpları nedeniyle -bütün hepimizi hüzünlendirdi, üzdü- başsağlığı dileklerimi iletiyorum ve evlatlarına Allah’tan rahmet diliyorum.

Biliyorsunuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı toplumumuzun her kesimine dokunan birçok paydaşla birlikte çalışma yapmayı gerektiren, çalışma hayatının birçok dinamiğini içinde barındıran, ülkemizin tam merkezi konumunda olan bir Bakanlık. AK PARTİ hükûmetleri döneminde, on beş yılda bu bilinçle çalışma hayatımızın, iş gücü piyasamızın ve sosyal güvenlik sistemimizin kronikleşmiş birçok sorununa yenilikçi çözümler üretilmiş, birçok devrim niteliğinde çalışma hayata geçirilmiştir. Bugün Türkiye'nin büyüyen ekonomisiyle tam uyum içerisinde sağlam temellere oturmuş bir çalışma hayatımız ve sosyal güvenlik sistemimiz bulunmaktadır.

Tüm bunlara değinmeden önce izninizle ülkemizle ilgili verileri de vermeden önce dünyadaki durumu kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. 2008-2009 küresel ekonomik krizinin ardından 2006 yılında büyüme oranları o güne kadarki en düşük seviyelerde gerçekleşmiştir. Hâlâ birçok küresel ekonomi içerisindeki ülke kriz öncesi ekonomik büyüme seviyelerine gelememiş durumda. Dünya Ekonomik Görünümü Raporu’na göre 2017 yılında küresel büyümenin yüzde 3,6, 2018 yılında da yüzde 3,7 olacağı beklenmektedir. Ülkemize baktığımızda, bu durumun aksine, iki çeyrek üst üste büyümenin ardından üçüncü çeyrekte de yüzde 11,1’lik büyüme performansına ulaşarak, Çin’i ve Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın 1’inci ekonomisi durumuna gelmiş durumdayız. 2017 yılında da inşallah büyümemizin yüzde 7 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.

Daha bir sene öncesine baktığımızda hain bir darbe girişimiyle karşı karşıya kalan ülkemize karşı, yine tüm uluslararası kuruluşların kriz senaryoları ürettiği, ülkemize yönelik algı operasyonlarının içeride ve dışarıda sürdüğü, umutsuzluk pompalanmaya çalıştıkları bir ortamda Türkiye’nin büyüme konusunda bu kadar tarihî bir seviyede performans gerçekleştirmiş olmasının da bir başarı hikâyesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini burada ifade etmek istiyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Aynı oranda işçi sayısı artmadı.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Bir yandan küresel ekonomilerde yaşanan süreçler, diğer taraftan ülkemizin jeopolitik konumu nedeniyle coğrafyamızda yaşanan sorunlar ve ülke içerisinde FETÖ, DAEŞ, PKK gibi eli kanlı terör örgütlerine karşı da mücadelemizi sürdürürken bu oranlara ulaşmış durumdayız.

Hedefimiz ve arzumuz, bu büyüme oranlarının istihdam oranlarına da aynı şekilde, aynı seviyede ulaşması. Bu anlamda da geçtiğimiz gün, dün TÜİK tarafından hane halkı iş gücü anketlerimiz açıklandı. Şu anda iş gücümüz 1 milyon 128 bin kişi artarak 32 milyon 215 bin seviyesine ulaşmış durumda.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, nerede artırdınız bunları Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – İş gücüne katılım oranımız da yüzde 53,6’ya yükselmiş durumda. İstihdam oranlarımıza baktığımız zaman da yine yüzde 47,9 gibi yüksek bir seviyeye geldiğini görüyoruz. İşsizlik oranlarını geçtiğimiz yılın aynı dönemiyle kıyasladığımızda 2016 yılı Eylül ayında yüzde 11,3 olarak gerçekleşen işsizlik oranımız da düşüş eğilimini sürdürerek şu anda yüzde 10,6 olarak gerçekleşmiş bulunuyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Stajyer öğrencileri sayarak olmaz Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Yine, hane halkı iş gücü anketi sonuçlarımıza baktığımızda kadınların şu andaki yaşadığımız büyüme sürecine etkisinin yüksek oranda olması bizleri sevindirmiştir. Az önce HDP’den de milletvekillerimiz bu anlamda bazı vurgular gerçekleştirmişlerdi. Özellikle kadınların iş gücüne katılım oranı geçen yılın aynı dönemiyle oranladığımızda 1 puan artmış durumda şu anda. 10 milyon 470 bin kadının iş gücünde olduğunu görüyoruz. Yine, kadın istihdam oranımızda da 1,1 puanlık bir artış söz konusu. Yüzde 29,4 oranıyla yaklaşık 500 binlik bir kadın istihdam artışı gerçekleştirmiş durumdayız.

Bu, bizim için tesadüf değil. Son on yıldaki performanslarımıza baktığımızda, Türkiye’nin istihdam yaratma kapasitesiyle gerek OECD içerisinde gerek Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde oldukça başarılı bir performans gösterdiği uluslararası istatistiklerde de teyit edilmektedir. (Gürültüler)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessizliğimizi koruyabilir miyiz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Son on yıla baktığımızda, yaklaşık 6 milyon 445 bin kişiye Türkiye istihdam yaratmış durumda. Bu istihdamın da 3 milyonunu kadınlar oluşturmuş durumda. İnşallah önümüzdeki dönemde hayata geçireceğimiz politikalarda, orta vadeli programımızda, kalkınma planlarımızda, ulusal istihdam stratejimizde ortaya koyduğumuz hedeflere ulaşma konusunda, kararlılığımızla birlikte, bu kararlılığımız sonucu oluşacak adımlar sonucunda da rakamlarımızın pozitif seyirde devam edeceğine inanıyoruz.

Bu anlamda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Geçmişten bugüne de zaten on beş yıl içerisinde de çalışma hayatı odaklı, iş gücü piyasası odaklı olarak çok önemli adımlar atılmıştı. Bu bağlamda, İŞKUR’un şu anda çok kilit bir konumda olduğunu ifade etmek istiyorum.

AK PARTİ olarak, AK PARTİ hükûmetleri olarak attığımız adımlarla kurumsal kapasitesini geliştirdiğimiz, aktif iş gücü programlarıyla hizmet yelpazesini daha da güçlendirdiğimiz İŞKUR, 2003 yılında 65.398 kişiyi işe yerleştirirken kasım ayı itibarıyla 982.758 kişiyi işe yerleştirmekle çok yüksek bir performansa, tarihimizin en yüksek oranlarına ulaşmış durumda.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, buralarda çok ayrımcılık oldu ama. AK PARTİ’li belediyelere çok kadro verildi, CHP’li belediyelere hiç kadro verilmedi.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Yıl sonuna kadar inşallah 1 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyoruz.

Yine, işe yerleştirme hizmetlerinin yanı sıra, az önce de söyledim, iş gücümüzün yeni nitelik ve becerilerle iş gücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanması gerekiyor. Bu bağlamda, Türkiye İş Kurumu aktif iş gücü programlarını çok güçlü şekilde uyguluyor. Mesleki eğitim kurslarımızdan bu yılın ilk on bir ayında 108 bin kişi faydalanmış. 2003-2017 dönemine baktığımızda, 1 milyon 405 bin kişiyi mesleki eğitim kurslarından geçirdiğimizi görüyoruz. Yine, son dönemde uygulamaya başladığımız ve iş gücü piyasamıza çok olumlu katkı sağladığını istatistiklerde de gördüğümüz işbaşı eğitim programlarımızdan yine bu yılın ilk on bir ayında 279 bin kişinin faydalandığını, girişimcilik eğitimlerimizden de 85 bin kişinin faydalandığını ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki dönemde de yenilikçi uygulamalarla, online hizmetlerimizi artırarak proaktif bir vizyonla ve gençlerimizi, kadınlarımızı, engellilerimizi önceleyen programlarımızla inşallah Türkiye'nin istihdamla ilgili hedeflerine ulaşmasına daha yüksek oranda katkı sağlama hedefindeyiz.

Bu bağlamda, geçtiğimiz hafta içinde Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla bir sene önce başlayan Millî İstihdam Seferberliği’nin sonuçlarını paylaştığımız bir program gerçekleştirdik. Gerçekten, dokuz ay gibi bir süre geçmesine rağmen Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla, iş dünyamızın yoğun katkısıyla Türkiye'de istihdam konusunda, ek istihdam yaratma konusunda 1,5 milyon gibi önemli bir rekora imza atılmıştır. Biz bu konudaki adımlarımızı bu Millî İstihdam Seferberliği’mizin ikinci fazını da bu hafta içerisinde yine Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla bu kez “Artı 2 İstihdam” hedefiyle başlatmış durumdayız. Başlattığımız programımızda da yeni bir istihdam paketini kamuoyuyla paylaştık. Biz bu paketin de, kamuoyuyla paylaştığımız ve iş dünyasının görüş, önerileriyle, diyalogla, istişareyle hazırlanmış, tamamen ihtiyaçları göz önünde bulundurarak, taleplerini dikkate alarak hazırladığımız paketimizin de önümüzdeki dönemde oldukça katkı sağlayacağına, hedeflere ulaşmada, inanıyoruz.

Yeni bazı süreçleri ortaya koyuyoruz. Bugüne kadar uyguladığımız teşvik programlarında sektör bazlı teşvik sürecini başlattık. İmalat ve bilişim sektörümüzü bu dönemde öncelikli sektör olarak belirledik. Endüstri 4.0’ın tartışıldığı, işte, büyüme oranlarına üretim ve istihdam süreçlerinin daha fazla katkısını istediğimiz bu süreçte bilişim ve imalat öncelikli sektörlerimiz oldu. Bugüne kadar asgari ücret üzerinden uyguladığımız teşvikleri artık, prime esas kazancın tavanı üzerinden, inşallah, bu sektörlerde uygulamaya başlıyoruz. Bu, gerçekten hem iş dünyasında, sanayi sektöründe, bilişim sektöründe ücretlerin de inşallah, yukarı doğru bir seyirde ilerlemesine katkı sağlayacak bir istihdam teşvikidir. 774 TL ile 1.884 TL arasında ek istihdam sağlayan işverenlerimize prim desteğimizi gerçekleştireceğiz. Burada maaş aralığı da asgari ücretten 4.740 TL’ye kadar değişen bir yelpazede olacak.

Yine, önemli bulduğumuz, bu teşvik kapsamından faydalanan kadınlar ve gençlere on sekiz ay faydalanma imkânı getiriyoruz. İş verenlerimiz “Önümüzü göremiyoruz. Teşviklerle ilgili bir yıllık teşvikler devreye giriyor.” diye bizle bazı görüşlerini paylaşmışlardı. Bu teşvikimizin süresini de 2020 yılına kadar, inşallah, sürecek şekilde organize ettik.

Yine, esnafımız, tüccarımızla bu dönemde öncelikli olarak çalışma yapacağız. Bununla da yetinmeyeceğiz, inşallah, önümüzdeki dönemde esnafımıza yönelik yeni paketlerimiz de sırayla uygulanacak. “Bir senden, bir benden” diye gerçekten heyecan uyandırdığını da gördüğümüz bir uygulamaya başlayacağız. 1-3 kişi arasında çalışanı olan, ustalık belgesi olan, imalat yapan, inşallah, esnaflarımıza 18-25 yaş grubunda gençlerimizi ek olarak istihdam ettiklerinde bunların ücretleri, primleri, vergileri dâhil olmak üzere, bir ay biz karşılayacağız, bir ay esnafımızın karşılamasını uygulamamızda planlamış durumdayız.

Yine, iş dünyamız tarafından işbaşı eğitim programlarımızın süresinin artırılması talebine karşılık vermiş durumdayız; burada da bilişim ve imalat sektöründe altı aya kadar çıkardık.

Burada benim önem verdiğim, kadınların iş gücü piyasasına girişi anlamında işbaşı eğitim programlarının, mesleki eğitim kurslarının önemine gönülden inanıyorum. Bu kapsamda, çocuk bakım yükümlülüğüyle karşı karşıya olan kadınlarımızın bu yükümlülüğü sebebiyle uzak kalmamaları adına yeni bir uygulamayı başlattık. İnşallah, bu yeni başlattığımız uygulamayı da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızla, ilgili bakanlıklarımızla pilot uygulamasında sonuçları gördükten sonra daha da genişletme imkânına ulaşabilmeyi umut ediyoruz. 2-5 yaş arası çocuğu olan kadınlarımıza mesleki eğitim kurslarımıza ve iş başı eğitim programlarımıza katılımları hâlinde 400 TL’lik bir bakım desteği inşallah nakdi olarak vermiş olacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Diğer taraftan, geleceğin meslekleriyle ilgili gençlerimizi daha güçlü hazırlayabilmek için yeni teşvikimiz devreye girdi, 75 TL’ye kadar cep harçlığı vereceğimiz ve dokuz aya kadar süren eğitimlerimiz olacak. İş dünyamız “Aradığımız elemanı bulamıyoruz.” diye bizlere bazı yakarışlarda bulunuyordu, bunu artık sona erdireceğiz inşallah, bundan sonra “Aradığım elemanı bulamıyorum.” şeklinde bir cümle işverenlerimizden duymayacağız çünkü eğitim konusunu artık birlikte gerçekleştireceğiz. MEGİP diye başlattığımız projemizle ilkini TOBB’la imzaladık, yine çatı örgütlerimizle, işveren örgütlerimizle protokollerimizi imzalayacağız. İşverenlerimizin ihtiyaç duyduğu nitelik neyse imkânları onlara sunacağız ve kendi eğitim programlarını uygulama imkânı sağlayacağız. Bunları da işbaşı eğitim programlarıyla bir arada gerçekleştireceğiz.

Ne istihdamda ne eğitimde olan gençlerimiz bizim için bu dönemde önemliydi, “NEET” diye nitelendiriyoruz. Bu gençlerimizle de ilgili kupon yöntemiyle inşallah önümüzdeki dönemde esnek, gençlerimizin kendi ihtiyaçları ve istekleri doğrultusunda dizayn edecekleri, gerçekten 10 bin TL’ye kadar gençlerimize katkı sağlayacağımız bir yeni modeli de hayata geçireceğiz.

Yine, İçişleri Bakanımıza teşekkür ediyorum, yeşil pasaport konusu gençlerimizin istihdama girmesiyle alakalı olarak 18-25 yaş arasındaki gençlerimizin bir engel olarak önlerinde durduğunu bizlere toplantılarımızda ifade etmişlerdi. Şimdi eğer kayıtlı olarak çalışırlarsa artık yeşil pasaportları iptal olmayacak, yetim aylıkları iptal olmayacak, bunun da gençlerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Engellilerimizle ilgili geçtiğimiz haftalarda bir müjde açıklamıştık zaten, ek bir engelli istihdamı kamuda memur olarak atamalarını inşallah 2018’in ilk çeyreğinde ve son çeyreğinde 5 bin olarak gerçekleştireceğiz. İlk atamamızı mart ayında yapacağız. Buna ek olarak girişimcilik desteği verdiğimiz engelli kardeşlerimizde bu destek 36 bin lira olarak gerçekleşiyordu, bunun rakamını da 50 bin TL’ye çıkarmış durumdayız.

Pasif istihdam programlarımızı uyguluyoruz. İşsizlik ödeneği, biliyorsunuz, işsizlik sigortamız anlamında önemli. Hem burada hem Plan Bütçede sorulan ve gündeme getirilen bazı konular vardı. 2017 Kasım ayı itibarıyla 5 milyon 766 bin kişiye işsizlik ödeneği ödemesi gerçekleştirmiş durumdayız. Bu kapsamda toplam 18,1 milyarlık bir ödememiz olmuş. Diğer taraftan, kısa çalışma ödeneğinden 229 bin kişi, Ücret Garanti Fonu’ndan 69 bin kişi, iş kaybı tazminatından 33 bin kişi ve doğum sonrası kadınlarımıza verdiğimiz kısa çalışma ödeneğinden de -2016 yılı Nisan ayında başlamıştık- 11 bin kişinin faydalandığını ifade etmem gerekiyor. Pasif ve aktif iş gücü programlarımızı uyumlu olarak, birbirleriyle eş güdümlü olarak, inşallah, sürdürmeye devam edeceğiz. 30 Kasım 2017 tarihi itibarıyla da İşsizlik Sigortası Fonu’muzun 115 milyar lirayı aşmış durumda olduğunu da ifade etmem gerekiyor. Yıl sonu itibarıyla da inşallah 116 milyar olmasını bekliyoruz.

Mesleki Yeterlilik Kurumu bizim için önemli. Bugüne kadar 754 ulusal meslek standardını yürürlüğe koymuş durumdayız. 1 milyon 900 bin kişiye de bu kapsamda sınav gerçekleştirdik. 106 sınav ve belgelendirme merkezini akredite ettik.

Kıymetli milletvekillerimiz, biliyorsunuz, 2008 yılında bir sosyal güvenlik reformu gerçekleştirdik. Bu da ülkemiz ve bölgemiz açısından aslında milat niteliğindeydi. “Herkese sağlık güvencesi” sloganıyla yola çıkmıştık, hamdolsun ki buna ulaştık. Şu anda bütün vatandaşlarımızın tamamına hizmet veren, hepsini kapsama alan, şemsiyesi altına alan bir sosyal güvenlik sistemine sahibiz. İnşallah, sosyal güvenlik sistemimizin de mali yapısının sürdürülebilir bir hâle gelmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Sosyal güvenlik sistemimizin kapsamının oldukça genişlemiş olduğunu, hizmetlerinde ciddi bir çeşitlilik olduğunu tekrardan ifade etmek gerekiyor.

Sayısal büyüklükleri doğru yorumlamak ve analiz etmek, bizlere gerçekte hangi noktada olduğumuzu gösterecektir. Burada bazı oranları ifade etmek istiyorum. Özellikle MHP’den Milletvekilimiz Fahrettin Bey bazı rakamlar söyledi ama bunlarla ilgili vereceğim rakamlar herhâlde gerçek tablonun ne olduğunu daha net olarak ortaya çıkaracaktır. Şu anda Sosyal Güvenlik Kurumumuzun gelirlerinin giderlerini karşılama oranı yüzde 71’den yüzde 93’e on beş yılda çıkmış durumda. Devlet katkısı hariç, gelirlerin giderleri karşılama oranı yüzde 71’den yüzde 77’ye yükselmiş durumda, prim gelirlerinin giderlerini karşılama oranı 2002 yılından bu yana yüzde 53’ten yüzde 67,2’ye gelmiş durumda.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Bakan, bir buçuk dakika kaldı, şu asgari ücrete bir gelin artık.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Bizim için önemli bir performans göstergesidir, prim gelirlerinin emekli aylıklarını, sağlık giderlerini karşılama oranı –bu tüm dünyada da kullanılan bir argümandır- 2002 yılında yüzde 61 iken şu anda yüzde 73’e çıkmış durumda.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Emeklilikte yaşa takılanlar var, onları da emekli edelim Sayın Bakan, durum iyiyse.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Bu kapsamda, hastane sayımızın 2.396’ya, eczane sayımızın 24.900’e kadar da çıktığını ifade etmem gerekiyor.

Diğer taraftan, aktif sigortalı sayımız da 2017 yılı Eylül ayı itibarıyla 22 milyon 327 bin kişiye ulaştı, pasif sigortalı sayımız 11 milyon 373 bin kişi. Bu bağlamda aktif-pasif oranına da baktığımız zaman 1,97’ye yükselmiş durumda. Güçlü bir sosyal güvenlik sistemimiz var ve inşallah, bunu daha da güçlendirmek için biz bütün ekibimizle birlikte, hep birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Taşeron ile asgari ücreti de söyleyin de dinleyelim. Taşerona gelin, taşerona.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – On beş yıldır emeklilerimizle ilgili, esnafımızla ilgili, çiftçilerimizle ilgili, kamu çalışanlarımızla ilgili, işçilerimizle ilgili çok ciddi çalışmalar yapıldı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Taşeron… Asgari ücret…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Şu anda sadece asgari ücret… Gündemde olan iki konu var, eğer bir dakika daha alabilirsem o iki konuya daha değinip, inşallah sözlerimi tamamlayacağım.

BAŞKAN – Tabii ki.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – AK PARTİ hükûmetleri döneminde asgari ücret hiçbir zaman popülizm malzemesi yapılmadı.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Bakanım, kaç kişiyi kadroya aldığınızı soruyorlar, bilmiyorlar, öğrensinler.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Çok yakın zamanda, bir iki gün içerisinde bütün detayları herkes, tüm kamuoyu öğrenmiş olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O da bilmiyor ki.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ama televizyonda izleyenler sizi bekliyorlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Yani şöyle söyleyeceğim: Şu anda 100 bin kişi kamuda işçi olarak çalışıyor. Biz ilk verdiğimiz rakamla 450 bin kişiyi amasız, fakatsız kadroya alacağız dedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika daha süre veriyorum size.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız bunun açıklamasını grup toplantımızda yaptı. Biraz sindirmekte zorluk çekiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Belediyelerdekiler ne olacak?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – İşsizlik oranı nedir Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – 4,5 katına kadar, mevcuttaki çalışanları, taşeron kardeşimizi kadroya alıyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Siz 900 bin kişiyi kadroya alıyor musunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sakin olun, kanun teklifi gelecek, göreceksiniz, durun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Belediyelerimizdeki 400 bin kardeşimizi, belediye iştiraklerinde gayet de iyi şartlarda istihdamlarını sağlayacağız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Belediye şirketine değil, belediyeye alın, belediyeye alın. Belediye iştirakine değil, belediye kadrosuna alın.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Belediye iştirakine değil.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Gürer, Sayın Özcan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Geçici mevsimlik işçilerimizin çalışma ödeneğini… Kabulleneceksiniz inşallah. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – BİT’ler ne olacak?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Belediye iştiraki belediye kadrosu değildir, belediye kadrosuna alın onları.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Geçici mevsimlik işçilerimizin çalışma süreleri beş ay yirmi dokuz gündü, gelen talep doğrultusunda onu da dört ay kadar daha uzattık. 4/C’li çalışan kardeşlerimize de benim kamu görevlileri toplu sözleşme sürecinde sözüm vardı…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yanıltıyorsunuz, belediye kadrosuna alın, belediye iştiraki kadro değildir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım, vakit kalmadı.

BAŞKAN – Konuşuyor ama. Bekleyeceksiniz, dinleyeceksiniz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Belediyenin kadrosuna alın ne alıyorsanız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bütün pis işleri KHK’yle yapıyorsunuz, bunu da yapın, zahmet etmeyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – …Allah’a çok şükür onu da gerçekleştirdik ve 4/C’deki kardeşlerimizin de 4/B’ye geçişlerini sağlayacağız.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hani kadro?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Şu anda 900 bin emekçimiz yapacağımız çalışmaların kapsamında.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 900 bin kadro sözü var, “250 bin vereceğiz.” diyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Asgari ücretle ilgili de dün iki farklı toplantı gerçekleştirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika daha süre vereyim, tamamlayın lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Asgari ücreti de 2 bin yapın.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Net asgari ücrette reel olarak yüzde 111 artış yapmış bir iktidarız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Biz dedik diye.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Bu anlamda, asgari ücreti, az önce de söyledim, hiçbir zaman siyasi popülizm malzemesi yapmadık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Asgari ücret ülkemiz açısından önemli denge ücretidir. Az önce bakış açımızı söyledim. Teşvik sistemimizde bile asgari ücretten daha da yukarı çıksın diye ücretler, yeni bir dizayna gitmiş durumdayız. Asgari ücret üçlü yapıda, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenen bir ücret. İşçilerimizle, işverenlerimizle Hükûmet olarak ikinci görüşmemizi yaptık. İnşallah, mutabakatla, tüm kesimler için faydalı olacak, her kesimin beklentisini karşılayacak bir ücreti de yine AK PARTİ iktidarı olarak biz belirleyeceğiz diye ifade etmem gerekiyor.

Emekçilerimiz, işverenlerimiz, çiftçilerimiz, emeklilerimiz, inşallah yakın zamanda onlarla ilgili de güzel çalışmalarımız olacak.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Perişanlar Sayın Bakan, perişanlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – Her kesim, toplum, 80 milyon vatandaşımız için güçlü politikalar üretmeye, on beş yıldır yaptığımız gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI JÜLİDE SARIEROĞLU (Devamla) – …bundan sonra da güçlü bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu sürece olumlu katkı sunduğunuz için…

Bütçemiz inşallah hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Yüce Meclisimizi, milletvekillerimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.11

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, biraz önce, Halkların Demokratik Partisi Grubunun grup üzerine yapılan konuşmalarında Sayın Alican Önlü’nün kullandığı bazı kavramlar vardı. Tutanakları aldım, inceledim. Keza Bütçe Kanun Tasarısı’na da Halkların Demokratik Partisi tarafından verilen muhalefet şerhini de inceledim. Bu kullanılan kavramın muhalefet şerhinin Bütçe Kanun Tasarısı’nın 431 ve 471’inci sayfalarında kullanıldığı gibi “Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentler” şeklinde bir ifadeyi kastettiği şeklinde bir değerlendirmem oldu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sanırım buna kimsenin de itirazı yok. Bu nedenle herhangi bir işlem yapmaya da gerek görmüyorum.

Şimdi, Sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Soylu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz kırk dakika.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Arkadaşlar, kendisi getirsin, siz niye yardımcı oluyorsunuz?

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – CHP’nin dosyaları arkadaşlar!

BAŞKAN – Lütfen sessizliğimizi muhafaza edebilir miyiz sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Soylu.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Daha var mı, daha var mı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen; konuşmacı kürsüde, hazırlığını yapıyor, sessizliğimizi muhafaza ediyoruz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok saygıdeğer milletvekilleri; bugün, İçişleri Bakanlığının bütçe sunumu vesilesiyle huzurlarınızdayım. Gerek bütçemizin gerek bu yılımızın gerekse önümüzdeki yılımızın, hem ülkemize hem milletimize hem de insanımıza hayırlar getirmesini dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Aslında, bugün, burada, bir yıl boyunca ve önümüzdeki bir yılda bu ülkenin huzuru, asayişi, insanlarımızın bir arada kardeşçe yaşayabilmelerini temin edebilmek için, bir taraftan etrafımızdaki coğrafyada göçle karşı karşıya kaldığımız, hepimizin acı hatıraları ama henüz belki de yaşını doldurmayan çocukların travmaları ve vicdanımızı sorgulamayla karşı karşıya kaldığımız mücadelede neler yaptığımızı anlatmak isterdim. Neler yapıldı? Türkiye'nin ne büyük ülke olduğunu ve bunun yanı sıra bir taraftan belki de 2018’in en temel problemlerinden birisi olacak ve her birimizin işimizi bir kenara bırakıp ülkemizi ve nesillerimizi ve geleceğimizi tehdit eden uyuşturucuyla nasıl mücadele edeceğimizi konuşmak isterdim.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Kim tutuyor sizi, konuşun.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, bir taraftan DEAŞ, bir taraftan FETÖ, bir taraftan PKK, bir taraftan DHKP-C gibi, özellikle 15 Temmuz sonrası “Evet, Türkiye’yi zayıf yakaladık.” deyip bizi devreden çıkarabilmek, bizi hedeflerimizden uzaklaştırabilmek için çaba sarf edenlere karşı şu Meclisin ortaya koymuş olduğu iradeyle de bugün sınırlarımızda, kırsalda, sınırımızın ötesinde ve gözünü kırpmadan, mağaraya girerken şehit olacağım, olmayacağım hesabını yapmadan, sadece bu ülkenin başına musibet olmuş birtakım belalardan bu ülkeyi kurtarmak üzere üzerine düşen görevi yapanların ortaya koymuş olduğu kahramanlıkları sizinle paylaşmak isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Burada, bir taraftan bunları ortaya koyar ve gerçekleştirirken diğer taraftan, biraz önce vizyonsuzlukla suçlandığımız bir anlayış içerisinde aslında nasıl bir vizyon oluşturmaya çalıştığımızı ve bu vizyonun Türkiye'nin geleceğine ait bir siyasi partinin, bir Hükûmetin, bir liderin önderliğinde nasıl şekillendiğini, 2016’nın, 2017’nin tarihsel süreci içerisindeki sorumlulukların hep birlikte nasıl taşındığını sizinle paylaşmak isterdim, keyifle anlatmak isterdim. Bir taraftan, beşerî ve lojistik kapasitemizi artırmamızın temel felsefesinin ne olduğunu yine keyifle anlatmak isterdim.

Nasıl Türk Silahlı Kuvvetlerinin, nasıl Sahil Güvenlik Komutanlığının; nasıl, bir taraftan, jandarmamızın; nasıl, o birbirlerinin PTS’sini, plaka tanıma sistemini görünce mutlu olan jandarmanın, polisin bir arada “Evet, bir kabiliyetimizi, bir kapasitemizi daha geliştirdik…” Bir taraftan, teröristi kaçırmamak için, insanlarımızın evlerinde rahat ve huzurlu uyumalarını temin edebilmek için, çocuklarımızın okullarına rahat gidebilmelerini sağlayabilmek, alışveriş merkezlerinde hafta sonu rahat bir şekilde ailelerin alışverişlerini yapabilmesini temin edebilmek için alışveriş merkezlerinden mobil istasyonlara kadar her yerde nasıl bir entegrasyon sağladığımızı keyifle size anlatmak isterdim. (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Anlatıyorsun zaten.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Anlat, anlat!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ve yine sizlere, bütün saatim boyunca; bu ülkede hizmet kalitemizin, kamu verimliliğimizin, yalınlaştırma anlayışımızla vatandaşımıza vereceğimiz hizmette nasıl birtakım bürokratik katmanın azaltılacağını ve birçok işlemin rafa kaldırılacağını ve vatandaşımızın artık rahatlayacağını size anlatmak isterdim. (CHP sıralarından gürültüler)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Anlatıyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, önemli olan, önemli birtakım ortak politika belgeleri gerçekleştirmek ve bu ortak politika belgeleriyle, bizden önce olanlardan bizden sonra olanlara, bana nasıl devredilmişse bizden sonrakilere de bir politikanın nasıl yürütülebileceğini devredebileceğimiz bir anlayışı onlarla paylaşmayı ve sizlerle paylaşmayı anlatmak isterdim.

Ve yine, aslında belki de kamu sistemimizin en temel isteklerinden biri olan performans ölçmeyi, değerlendirmeyi, eksiklerimizi görme ve tamamlamanın kendi sistematiğimiz içerisinde nasıl olduğunu anlatmak ister ve aslında Hükûmetimizin ortaya koymuş olduğu bu politikaların nasıl Bakanlığımızda gerçekleştiğini sizinle paylaşmak isterdim.

Bu kadar da değil aslında. Yine anlatmak istediğim çok önemli ama çok önemli bir mesele daha var, o da şu: Evet, bu ülkede tam 2017 yılı içinde, tamamlanmadan, 2.140 teröristin nasıl etkisiz hâle getirildiğini ve bir rekor olarak dağda bayırda, karda, sonbaharda, kışta 2.500 metre, 3 bin metre yukarıda, girilemeyecek denilen yerlere girerek sığınaklardaki mühimmatları, sığınaklardaki silahları, bu ülkede bizim evlatlarımızın nasıl ama nasıl bir şekilde yok ettiğini anlatmak isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ve yine anlatmak isterdim ki terör örgütüne on bir ayda, geçen yıl toplam 633 katılım varken, bu yıl sadece ve sadece 117 katılım olduğunu ve bu 117 katılımdan da kasım ayında sadece 4 katılım olduğunu anlatmak isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Senden önceki bakan hiç çalışmamış!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine anlatmak isterdim, son otuz yılın en başarılı ve en düşük katılımını gerçekleştirdiği bir yılın bu Meclisin teröre karşı gösterdiği iradeyle beraber sağlandığını. Şuna inanın ki ortaya koyduğunuz iradenin, şu anda ta Şırnak, Şemdinli’nin ötesindeki Zer Tepe’de, bizim topraklarımızda değil başka topraklarda ay yıldızlı bayrağı diken insanın, oradaki bizim evlatlarımızın, Mehmetçik’imizin tam da vücudunun bütün her tarafında kendisini hissettirdiğini anlatmak isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine size anlatmak isterdim, acaba bizim evlatlarımız sokağa çıkarken “Bu ülkenin polisi, bu ülkenin istihbaratı, bu ülkenin Jandarması ne yapıyor; güvenli midir, değil midir?” derken, 675 önemli olayı engelleyen kahramanlarımıza hepinizin huzurunda burada teşekkür etmek isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ve yine aynı kahramanlarımızın ana muhalefet partisinin yürüyüşünde hem de gecesini gündüzüne katarak hiçbir şey düşünmeden, sadece ve sadece o yürüyüşün sağlıklı bir şekilde hitama erebilmesini sağlayabilmek için elinden geleni nasıl ortaya koyduğunu sizinle paylaşmak isterdim. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Size rağmen!

VELİ AĞBABA (Malatya) – O yürüyüşü yapan demokrasi kahramanlarına “terörist” diyen siz değil miydiniz?

BAŞKAN – Sayın Akar ve Sayın Ağbaba, çalışma düzenini lütfen bozmayın.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine sizinle paylaşmak isterdim, bu ülkenin en önemli onurlarından birisi olan, dün Heronları onları İsrail’den alırken, dün Predator’leri Amerika’dan isterken, bize vermezlerken bizim evlatlarımız ay yıldızlı armayı o insansız hava araçlarının göğsüne bastığı zaman aslında bizim geleceğimize ait ve bu ülkenin girilmesine ait bir anlayışı gerçekleştirdiklerini ve bizim evlatlarımızın, ay yıldızlı nüfus kâğıdı olan evlatların bunu yaptığını ve sonucunun da ayda 2 bin saat havada gezen ve bu ülkeyi sıkıntıya uğratmaya çalışanlara karşı bu ülkenin güvenliğini ve esenliğini koruduğunu anlatmak isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İlk defa mı oldu bunlar?

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sizden önce yok muydu?

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Nasıl bir şey bu ya!

BAŞKAN - Bakın, İç Tüzük’ün 157’nci maddesini uygulamak zorunda bırakmayın beni. (CHP sıralarından gürültüler)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sizden önce olmuyor muydu bunlar?

BAŞKAN - Lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, size anlatmak isterdim, bu ülkede özellikle bizim insanımızın ticaretini rahat yapmasını temin edebilmek için, insanımızın yarına esenlikle bakabilmesini temin etmek için, bu kadar işimizin arasında FET֒yle uğraşırken, terörle uğraşırken, asayiş ve uyuşturucuyla uğraşırken, evet, “Acaba burada FETÖ gider de birisi boşluğu doldurmaya çalışır mı?” diye organize suç çetelerinin bir şekilde kendilerini palazlandırmasına fırsat vermemek için, bir taraftan FETÖ organize örgütüyle, FETÖ suç örgütüyle uğraşırken, diğer taraftan da 2014’te 146 olan, 2015’te 155 olan, 2016’da 129 olan, 2017’de de 244 olan organize suç çetelerine ve toplam neredeyse her yılları ikiye katlayan organize suç örgütü mensuplarının gözaltına alındığı, tutuklandığı 829, hâlâ bugün devam eden, yıl sonuna kadar devam eden ve milletimizin ticaretini...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye artmış acaba bunlar, niye artmış?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – ...milletimizin yarınlarına ulaşmasına çalışmasını engelleyen bu organize suç örgütlerine nasıl cevap verdiğimizi, nasıl hadlerini bildirdiğimizi size anlatmak isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, ifade etmek istiyorum ki, yine size anlatmak isterdim... (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edebilir miyim?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Buyurun efendim.

BAŞKAN – Bakın, bu kadar kişi var salonda, bir tek sesini yükselterek konuşan Sayın Akar ve Sayın Ağbaba. Grup Başkan Vekiliniz itiraz ediyor, yine onu da dinlemiyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Atın şunları dışarı Sayın Başkan ya!

BAŞKAN - Lütfen...

Buyurun Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Konuşmayacak mıyız?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ses çıkıyorsa sıkıntı var demektir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakanım, biz sizi dinliyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, size anlatmak isterdim. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Fethullah’a “hoca efendi hazretleri” dediniz demeyelim mi?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Evet, 2010 yılından 2017 yılına kadar Türkiye’de uyuşturucu mücadelesiyle bu kadar sıkıntılı bir süreç geçirmemize rağmen, dikkat edin, 21 bin emniyet amirimizden, emniyet yöneticisinden 8 bin kişi kalmasına rağmen, herkes dişini tırnağına takarak bir büyük mücadeleyi ortaya koydu ve 119.619 uyuşturucu operasyonu, toplam 126 binden 167.173’e de uyuşturucu şüpheli sayılarını çıkardık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Cevap versene sen, sorulara cevap ver ya!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – CHP’den çok ses çıkıyor, sıkıntı var.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yetmedi, yine ifade edeceğim size, bir taraftan ele geçirilen toplam kokain miktarını geçen sene 506’dan bu sene 1.406 kiloya çıkardık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunlar öyle kolay olan işler değildir, oturduğunuz yerden görülen işler falan değildir; hayatınızda hayal edemeyeceğiniz, hiçbir zaman da hayal etmek durumunda olmayacağınız işlerdir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – On beş senedir siz yönetiyorsunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Bir taraftan ecstasy miktarını, evet, yaklaşık 3 milyon 783 binden 8 milyon 339 bine yıl bitmeden yakalamalarını çıkaran buradaki teşkilatımızı, jandarmamızı, polisimizi hepinizin huzurunda tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ele geçirilen -ki en önemli meselelerden bir tanesi- metamfetaminin yani bunun en önemli ana maddelerinden biri olanın, neredeyse 2 katından daha fazla olduğunu ve yakalandığını sizlere anlatmak isterdim. Ve yine sizlere anlatmak isterdim, özellikle asetik anhidritin 1.588 litreden 20.453 litreye çıktığını sizinle paylaşmak aslında ne büyük bir kahramanlığı… Bir taraftan terör örgütünün finansal kaynaklarını keserken diğer taraftan da çocuklarımıza illet olmaya çalışan ama hâlâ tedirginliği yaşadığımız bir meselede 2018’de daha çok önemli sonuçlar almamız gerektiğini sizinle paylaşmak isterdim. Yine sizinle paylaşmak isterdim, ele geçirilen Captagon miktarının geçen sene 12 milyonken şu anda 28 milyon 326 bin 220’ye çıktığını ve bunun 2 katından daha fazla bir noktaya çıktığını ama bunun hâlâ bizim için yeterli olmadığını sizinle paylaşmak isterdim. Ve yine söylemek isterim ki, bütün bunlarla birlikte belki de en önemlilerinden bir tanesi, ele geçirilen eroin miktarının 5.585 kilodan 17.186 kiloya çıkarıldığını ve hâlâ büyük bir mücadelenin ortaya koyulduğunu ve bunun, evet, bir taraftan koordinasyonla, bir taraftan da entegrasyonla geliştiğini bir şekilde sizinle paylaşmak isterdim. (CHP sıralarından gürültüler)

EREN ERDEM (İstanbul) – Efkan Ala uyuşturucuya göz mü yummuş? Serbest mi bırakmış?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Yine bunun yanı sıra, bir taraftan, evet, bunu yaparken…

EREN ERDEM (İstanbul) – Efkan Ala göz mü yummuş uyuşturucuya? Seyirci mi kalmış Efkan Ala?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - …bir taraftan 44.038 kişinin FETÖ münasebetiyle görevinden uzaklaştırıldığını ve ihraç edildiğini…

EREN ERDEM (İstanbul) – Efkan Ala uyumuş mu? Captagon’u serbest mi bırakmış?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - …aynı zamanda da FET֒yle ilgili 21 önemli operasyon ve çalışma yapıldığını ve her birinin de başarılı bir şekilde Türkiye'nin her tarafında gittiğini anlatmak isterdim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Anlat, anlat!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Demin Antalya’dan bir arkadaşımız aradı, “Allah razı olsun.” dedi. Bu devlette görev yapan… Biz bu işin nasıl sonuçlanacağını düşünüyorduk. Bir taraftan asayişle devam ederken “Bu FETÖ illeti nasıl çözülecek, nasıl hücrelerine girilecek?” diye beklenirken…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – CHP rahatsız oluyor, CHP bunlardan rahatsız oluyor.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – …bir taraftan CHP’nin kaset şantajı soruşturmasını kimin yaptığını, bunları kimin organize ettiğini biraz sonra anlatacağım ve onlara niçin dokunulmadığını bir şekilde burada ortaya koyacağım ve gerçekleştireceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ortakları say! Ortakları sayar mısın?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren, 159.506 kişinin gözaltına alındığını, 47.523 kişinin de tutuklandığını sizinle paylaşmak istiyorum, evet, bütün bunları anlatmak istiyordum.

EREN ERDEM (İstanbul) – Efkan Ala niye yakalamamış, Efkan Ala?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Aslında, anlatacağım başka işler de vardı; Meclisimize söylemek zorunda olduğum, bu on beş aylık, on altı aylık görev sürem içerisinde gördüğüm, bir siyasetçi olarak gözlemlemeye çalıştığım, nasıl bir süreç ortaya koymamız lazımgeldiğini… Endişelerim vardı. Afganistan’daki afyon üretim miktarının yüzde 85 arttığını, önümüzdeki yıl Türkiye’ye gelebilecek eroin miktarının daha fazla olacağını, bunun için her birimizin sorumlu olması lazımgeldiğini, yüzde 85 kadar artan bir eroinin Türkiye için ciddi bir tehlike olabileceğini sizinle paylaşmak isterdim.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Önergeleri niye reddediyorsunuz o zaman?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, esas itibarıyla burada sizinle paylaşmak isterdim; bir taraftan, dünyanın yeni normalinin ne olduğunu, niçin İngiltere’de Londra’da ağır makineli özel harekât polislerinin ana caddelerde gezdiğini, niçin Fransa’da Paris’te gezdiğini, niçin Hamburg’da gezdiğini, niçin Amerika’da Las Vegas’ta gezdiğini. Acaba, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, sırf İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini ortadan kaldırabilmek için oluşturulan Avrupa Birliğinin ve bir taraftan da Doğu Blokunun o duvarlarının yıkılmasının aslında hiçbir işe yaramadığını; 21’inci yüzyılın hiçbirimizin ama hiçbirimizin tahmin etmediği gibi bir tabloyla karşılaştığını, vekâlet savaşlarının ne olduğunu; bir taraftan DEAŞ’in nasıl üretildiğini ve aslında Suriye’de, Irak’ta neler yapılması lazımgeldiğini ve bizim ülkemizin hangi tedbirleri alması lazımgeldiğini; kendi güvenlik bağlamımızda bu yeni normalin güvenlik açısından, ekonomi açısından, demokrasi açısından, uluslararası ilişkiler açısından bize neyi oluşturmaya çalıştığını, bu yeni normali iyi anlamamız lazımgeldiğini ve bütün dünyada bu yeni normali anlayanların ancak başarılı olabileceğini sizinle paylaşmak isterdim.

Bir taraftan da esas itibarıyla, bütün bunlarla birlikte bizim “Büyük Türkiye” hikâyesinin çocukları olduğumuzu, ecdadımızda, tarihimizde, manevi mirasımızda Osmanlı’nın ve Selçuklu’nun bize bu hikâyeyi bıraktığını, bize koskoca bir Kızılelma bıraktıklarını ve o Kızılelma’yı bir şekilde yarına taşıma zorunluluğumuzun olduğunu burada ifade etmek ve anlatmak isterdim. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) O güzel hikâyemizi, cumhuriyetle süslediğimiz güzel hikâyemizi daha sonra nasıl acılarla, nasıl travmalarla yok etmek istediklerini, bizi korkutarak ve ürküterek yok etmek istediklerini ama bugün, emrinde çalışmaktan onur duyduğum Recep Tayyip Erdoğan’ın bu Kızılelma’ya bu ülkeyi ulaştırmak için nasıl adım atmaya çalıştığını size anlatmak isterdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Çok tarihî ve samimi birtakım değerlendirmelerde konuşmamın sonunda bulunacağım, hayatınızda hiç yüzleşmediğiniz şeylerle karşı karşıya kalacağım. Şunu ifade etmek istiyorum, çok samimi değerlendirmelerde, çok samimi anlatımlarda bulanacağım.

Bakın, biz siyasetçiyiz. Biz, halkın karşısında, ailemizin karşısında, bakkalın karşısında şeffaf insanlarız. Biz, birilerinin yetiştirmesi hiç olmadık. Biz, birilerinin güttüğü ve yürüttüğü adamlar olmadık. Biz, Allah’ın önüne secdeye eğildiğimiz zaman “Ya Rabbi! Senden başkasına tapmıyoruz.” diye dua eden ve ondan korkan ve ondan umut eden bir yaratığız, bir insanız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sağ tarafa bak, sağ tarafa!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Biz, geçmişte ne yaşadığını bilen bir anlayışın kendisiyiz.

Şimdi, şunu ifade etmek istiyorum: Bizim hikâyemizde tahta sandık var, bizim hikâyemizde tahta idam sehpası yok. Bizim hikâyemizde demokrasi var, bizim hikâyemizde darbe yok. Bizim hikâyemizde insanlara hürmet var, iftira yok, onların altına çelme atmak yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim hikâyemizde -bu millete- idam edilmesine rağmen korkmayan, ürkmeyen Adnan Menderes’in davasını, Özal’ın davasını, Erbakan’ın davasını -hangi mesele olursa olsun- yarına taşıyan bir anlayışın kendisi var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim hikâyemizde arkamızda bıraktığımız kirlilikler ve pislikler yok. Biz siyasetçiyiz, ailemizin yüzüne bakarken, çoluk çocuğumuzun yüzüne bakarken onun yüzüne nasıl baktığını bilen, kursağımızdan helal lokma geçmesinin sadece bizimle alakalı değil, bu dünyayla ve öteki dünyayla alakalı olduğunu bilen, Allah’tan da korkan, milletten de korkan insanlar olarak burada siyaset yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dosyalar açıldı, CHP’nin dosyaları.

SALİH CORA (Trabzon) – Anlamaz onlar, anlamaz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şunu hatırlıyor musunuz? Şu idam fotoğrafını hatırlıyor musunuz? Bu idam fotoğrafına nasıl gidildiğini hatırlıyor musunuz, bu idam fotoğrafına? (CHP sıralarından gürültüler)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hatırlayamazlar, hafızaları yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Demagoji yapma, demagoji yapma.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Rahatsız oldular, rahatsız.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şimdi Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerimize de bir şey söylemek istiyorum. Bakın, bu travmaları yaşadık hep beraber. Cumhuriyet Halk Partisinin içinde bir grup -aynen bugün olduğu gibi- Cumhuriyet Halk Partisini kendi kurulduğu ideallerin dışında başka bir noktaya taşımaya çalışmaktadırlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen kendi işine bak, kendi işine!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu, 1960’ta yaşandı. Bu, bizi temel değerlerimizden, manevi değerlerimizden, millî değerlerimizden ayırdığı noktada yaşandı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen bilir misin millî değerin ne olduğunu? Sen anlar mısın o işten?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu, 1980 darbesine giderken, Türkiye’yi sağ sol çatışmasının içine sokarken inadına fitleyerek yaşandı. Bu, 28 Şubatta bu ülkenin kendi değerlerini ötekileştirmeye çalışırken alkışlayanlar tarafından yaşandı, bu her zaman yaşandı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen millî misin?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – İçinizdeki, Cumhuriyet Halk Partisi kendi içerisindeki bu fitne odağını tarumar etmedikçe, yok etmedikçe yetmiş bir yıl daha iktidara gelemeyecektir, bunun böyle olmasını bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, burada ne yazıyor? Bakın, bugün aynı iftiralar var. “Cesetler, yem makinelerinde kıyılıp toz hâline getirilmiş.” Bu nerede? Bu, İstanbul Üniversitesindeki çocuklar için. Bunun ne olduğunu söyleyeyim mi? Belki Cumhuriyet Halk Partisi tarihini bilmiyorsunuzdur ama anlatayım. Cumhuriyet Halk Partisinin tarihî bir Genel Sekreteri vardı, Kamil Kırıkoğlu; ben hatıralarını okudum, sizden kaçınızın okuduğunu bilmiyorum. Kâmil Kırıkoğlu İsmet İnönü’ye diyor ki: “Böyle bir şey yokmuş, biz ne yapacağız?” “Bırak, vatandaş, millet öyle bilsin.” diyor. Hatıralarında var, okuyun, okuyun, okuyun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Biz partimizin geçmişiyle gurur duyuyoruz gurur! (CHP sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Evet, darbenin hemen sonrasında…

Ben seksen dakika sesimi çıkarmadan iftiralarınızı dinledim, onlara da cevabı vereceğim. Suçlular, evet burada İsmet İnönü’nün darbeyi yapan askerlerle… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – …şimdi bizim çocuklarla yaptığımız “çak”ı var. Evet, bir taraftan bütün bunların sonucunda… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan… Sayın Bakan…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - …rahmetli Adnan Menderes’in idamı var. (CHP sıralarından gürültüler)

Yine, bunun ötesinde, Türkiye’nin en önemli maliye politikalarının evet, duayeni olarak bilinen Hasan Polatkan’ın 4 milyon lira zimmetinde çıktığı iftirası -geliyor şimdi, geliyor- evet, yine aynı anlayışın, aynı iftira anlayışının, aynı hakaret anlayışının sonucu. (CHP sıralarından gürültüler) Siz ne zannediyorsunuz? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı… Ve Akis dergisi bu, bu dergiyi iyi bilirsiniz. Biz çocukluğumuzda bu dergilerle büyüdük, bu dergilerin hangi haksızlıkları ortaya koyduklarıyla büyüdük. Ama, bunu kin gütmedik, hepiniz kin gütmediğimi biliyorsunuz…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Deniz Gezmiş, Ali İhsan Korkmaz…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - …bana ne zaman telefon açtıysanız, hangi kamusal ve kurumsal meseleyi söylediyseniz Cumhuriyet Halk Partili hiçbir milletvekiline sırtımı dönmeyen, her meselesini kanuni çerçeve içerisinde yerine getiren bir insanım.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Göreviniz sizin, lütuf değil ki, göreviniz o sizin.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Biz bundan kin duymuyoruz. O, Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki fitne grubu ve bugün Cumhuriyet Halk Partisinde bir grubu teslim alan o fitne grubunun oluşturduğu hadisenin ta kendisiydi. (CHP sıralarından gürültüler) Evet, bir Cumhurbaşkanına ve şurada görün, ne yaptıklarını. Hâlâ bitmiş değil, şu iftiralar, Eskişehir Örf ve İdare Komutanı…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Atma yere, atma.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Yere atma, grubunuz kızıyor. Grubunuz kızıyor, yere atma.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Bakan, yere atmayın ama ya.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - İsmine bile bakmıyorum, ezberledim; biz çocukluğumuzda böyle büyüdük. Bize Bedii Kireçtepe kimdir diye sorarlarsa Eskişehir Örf ve İdare Komutanı olduğunu biliriz, üniversite imtihanında gelebilecek bir soru olduğunu bildiğimiz için; bizi ne zannediyorsunuz? Biz demokrasiyi bedava mı kazandık? (CHP sıralarından gürültüler) Bu ülke demokrasisi de idamlarla kazanıldı; bu ülkenin Başbakanı, Cumhurbaşkanı hapse girerek kazandı. Evet, büyük bir mücadeleyle beraber kazanıldı.

Ha, demin Özgür Özel’in söylediği, hayatımın en şerefli anlarından birisi olarak gerçekleştirdiğim siyasi hayatımın bir bölümünde… Evet, bir şey söyleyeyim Özgür Bey, paranla ne kadar siyaset yaptın bilmiyorum, paranla ne kadar bir parti yönettin onu da bilmiyorum, bir partiyi nasıl idare ettin, kredi kartından bir partinin bütün arabalarının mazotlarını karşıladın mı onu bilmiyorum. Ben bedava konuşmuyorum, beraber siyaset yaptığım binlerce insan var, beraber mücadele ettiğim. (CHP sıralarından gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Özgür Özel hiç Fetullah’ı övmedi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cindoruk öyle demiyor.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Ve bir şeyi daha söyleyelim, şirketinden 2 milyonluk, 2,5 milyonluk…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Cindoruk öyle demiyor ama.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - …parayı partiye ne zaman ayırdın onu da bilmiyorum. İstanbul’a döndüğün zaman iki tane evini sattın, ondan sonra kiraya çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Biz namuslu adamlarız. Namusumuzu üç beş tane çıyana yedirmeyiz, bilmenizi isterim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Üç beş tane çıyana yedirmeyiz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bravo(!)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Hadi oradan, hadi oradan!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şu, attığınız iftiralardan bir tanesi: “Bayar’ın 103 milyon lira bankada hesabı çıktı.” Yalan, yalan, hem de külliyen yalan.

EREN ERDEM (İstanbul) – Aç sor, Gültekin Başak’a sor, herkese sor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Çok rahatsız oldular, çok.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Namuslu insanları, onurlu insanları, evet itibarsızlaştırmak için yapılan hikâyelerden bir tanesi bu.

Ve bu da, burada da köpek davası var. Hani bana söyledin ya, burada da köpek davası var. Ve yine söylemek istiyorum, sadece ona mı yaptınız? Hayır. Bu da Rahmetli Özal. Özal’a dansöz kıyafeti giydirdi bu zihniyet. Bu anlayış Rahmetli Özal’a dansöz kıyafeti giydirdi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kendine gel! Ne alakası var?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Niye milletle irtibat kuramıyorsunuz? Niye hâlâ yüzde 26’dasınız, yüzde 25’tesiniz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Son yaptırdığımız araştırmada yüzde 21’lerdesiniz. Yanlış bir politikayla beraber gidiyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Malta’ya gel, Man’a gel!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Size bu başlık bir şey hatırlatıyor mu? Hatırlatıyor mu size bu başlık? “Sultan 1. Turgut’a ANAP Sarayı.”

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Aynısı… Aynısı…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Hatırlatıyor mu, saray muhabbeti size bir şey hatırlatıyor mu?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hatırlatıyor.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Padişah… Bunlar size bir şey hatırlatıyor mu?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hatırlatıyor.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ve en son, Man Adası…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – İftira mı? Aa, ne ayıp!

TANJU ÖZCAN (Bolu) – İftira mı olmuş, ne olmuş?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bakın, bir şey söyleyeyim, çok rahat olun, siz de rahat olun, biz de rahat olalım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Celal Bayar’ın oğlu CHP’ye oy verdi. Adnan Menderes’in oğlu CHP’ye oy verdi.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bakın, burada Cumhurbaşkanımız ne diyor? Diyor ki: “Eğer, bizim söylediğiniz yakınlarımın hesabı varsa ben istifa etmeye hazırım.”

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Biz ispat ettik, siz istifa etmediniz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Sizin ve müstevlilerin en önemli amacı, tekrar söylüyorum, sizin ve müstevlilerin en önemli amacı Tayyip Erdoğan’ı siyasetten diskalifiye etmek değil mi? Elinize fırsat geçti, Genel Başkanınız çıktı…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Siz istiyorsunuz onu, siz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bakın, bir gün dahi siyaset yapmasam, Türkiye de bilsin bunu, namusum ve şerefim üzerine söylüyorum…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hep öyle diyorsun ya!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu işin peşini ben de arkadaşlarım da bırakmayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hep öyle diyorsun, hep, hep!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bunu ispat edeceksiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne ispatı istiyorsun?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu Man Adası’nı ispat edeceksiniz, Genel Başkanınız ispat edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Evet, daha bitmedi, daha bitmedi, şunu…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Namus sözlerini kaç oldu veriyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sırf yalansın be!

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Sayın Bakan, onlar anlamaz, boşver!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Bu da mı yalan, bu yalan mı, bu?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – 15 Temmuz gecesi.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Ben İstanbul’da doğdum büyüdüm. Ben İstanbul’da doğdum büyüdüm. Otele almadılar ha! Crowne Plaza’yı biliyor musunuz, Sheraton Oteli’ni biliyor musunuz?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Başbakan neredeydi, Başbakan?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Bahçelievler’de Adela Oteli’ni biliyor musunuz?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Başbakan neredeydi?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Size o çerçevede elli tane otel sayarım ben, elli tane. Ben İstanbul’da ilçe başkanlığı yaptım, İstanbul’da il başkanlığı yaptım. Aranızdakiler tanırlar beni ve orada, İstanbul’da neyin nerede olduğunu bilirim. Hangi yalan bu? Hangi otel almaz? Benim Jandarma Komutanım girdiği, telefon açmak için kapısını çaldığı eve alınıyor da senin Genel Başkanın niçin bir eve alınmaz, niçin bir otele alınmaz? Yalan! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Ve burada bir şey daha var, 2010 bu, 2010, sızlanma, 2010 bu, 2010.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tahammüllü olacağız. Lütfen.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ya, tünelde geçirdi Sayın Başbakan! Sen neredeydin, sen!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu diyor ki: “Ben darbe olsa tankın önüne çıkardım.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yalancı!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Oyuncak tankın önüne mi çıkarsın sen? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sen hangi tanktaydın?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Oyuncak tankın önüne mi çıkarsın, ha, oyuncak tankın önüne mi? Evet, daha yalanları bitmedi. Şunu söyleyecek…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Hanginiz çıktı o tanklara?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Biraz önce bana müeddeplik dersi veren, edep dersi veren arkadaşlarıma söylüyorum, sizlere söylüyorum: “Bu Hükûmette 4 tane ‘byLock’çu var.” dedi, “Bu Hükûmette 60 tane milletvekili var.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 180, 180.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Ben İçişleri Bakanıyım, 4 tane “byLock”çu bakanı bulsun, istifa etmeyen namerttir; namerttir, ha, namerttir! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Kaç kere verdiniz o sözleri, tutmuyorsunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - “60 tane…” 60 tane değil, bak söylüyorum, 1 tane milletvekili AK PARTİ’li “byLock”çu bulsun, bir gün görev yapan şerefsizdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Hadi iyisiniz “byLock”çular!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Ne oldu, ne oldu, size söylüyorum, ne oldu? “Altın klozet…” Eğer bu lafı söyleyeceksen oraya gitmeyeceksin, milletin evine, Külliye’ye gitmeyeceksin. Altın klozeti, “Sarayda altın klozet var.” diye bir yalanı bütün dünyaya anlatan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ülke için gitti oraya, senin için gitmedi!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - …Rahmetli Turgut Özal’ın saray hikâyesiyle bu işi birleştirmeye çalışan bir yalan.

Bitmedi daha. Peki bu… (AK PARTİ sıralarından “Ooo” sesleri)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yavaş gel, yavaş!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yo, yo, yo… Bunun ne olduğunu gördünüz mü? [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

Peki, bu döneklik değil de ne? Bana diyorsunuz ki: “Sen döneksin.” Bana diyorsunuz değil mi? Ben ne yapmışım? Sizin arkadaşınız söyledi. (CHP sıralarından gürültüler) Sizin arkadaşınız bana “dönek” dedi. Şimdi, gelelim işin bir tarafına, bana “dönek” diyorsunuz değil mi? (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynen… AKP’ye…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Cevaplarını verirsiniz sonra. Lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ben nereden geldim buraya? Bakın samimi bir kanaatimi söyleyeyim. (CHP sıralarından gürültüler) Onu da anlatacağım.

2009 yılında siyaset yapmaya son verdim. (CHP sıralarından gürültüler) Dinlerseniz, neden olduğunu söyleyeyim…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, CHP’de büyük sıkıntı var.

BAŞKAN – Ama çok ayıp gerçekten. Bu nedir ya! Kahve mi burası, sokak arası mı ya! Lütfen… Elinizi ağzınızın arasına alarak bağırıyorsunuz ya! Duymuyorum ki hiçbir şey!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – 2008’in on birinci ayında, Demokrat Partinin Genel Başkanıyken…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakan sokak diliyle konuşuyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, sen bize anlat, onlar tutanaktan okur.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Sorduğu sorunun bir cevabını veriyorum da onun için… Dinlerseniz öğrenirsiniz. 2008’in on birinci ayında, yerel seçimlere gitmeden önce, Demokrat Partide olağanüstü kongrede kazandığım genel başkanlıktan sonra olağan kongre yaptık ve genel başkanlığı aldım ve 29 Mart mahallî seçimlerine gittik. Hedefimiz vardı, “Yüzde 5 oy almazsak bırakacağız.” dedik, çok net ve beş aylık genel başkanım, kongreden sonra, 2,5 yılım var, kimse bana bırak demiyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yüzde 5 değil yüzde 8 demiştin.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ama.. Yüzde 4 ve… Ben ne aldığımızı biliyorum. 150 belediye 50 tanesi ilçe, 1 tanesi il ve o biraz önce bahsettiği 12 milyon lira… O gün Cumhuriyet Halk Partisinin seçim kampanyası parasının ne kadar olduğuna baksın. Ben Anayasa Mahkemesinde aklanmış biriyim, sizin gibi sınıfta çakmış, sınıfta kalmış yapıda bir insan değilim. Ne yaptığınızı, Kanaltürk’ü nasıl devşirdiğinizi, diğer tarafta neler yaptığınızı hep beraber biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Ooo” sesleri)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu ne biçim bir tanımlama? Böyle söylenmez ki!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Ben ilçe kongresi hesabının nasıl olduğunu bilirim, il kongresi hesabının nasıl olduğunu bilirim, çocukluğumdan itibaren bu işlerin içerisindeyim ve ifade etmek istiyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Partiyi kapattın.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Evet, kongre kararı aldık. Kararı da Genel İdare Kurulu almadı, ben bizatihi tek başıma aldım, onlar direndiler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim kapattı o zaman partiyi?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ve netice itibarıyla kongreye giderken Tansu Çiller bana dedi ki: “Bu partiyi Hüsamettin Cindoruk’a bırakma.” Dedim ki: “Ben aday olmayacağım ve siyaset yapmak istemiyorum. Bıraktım artık bu işi.”

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bugüne gel, bugüne!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ve ondan sonra rahmetli Aydın Menderes -aramızda biz Demokrat Partiye kızımız derdik, o kendi ‘kızı’ derdi- “Kızımızı birilerine bırakma.” dedi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ne biçim tanımlama bu ya? Bu ne biçim bir tanımlama? Bu çok ayıp ya! Böyle söylenmez ki ya!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, rahmetli Celal Bayar’ın torunu Profesör Emine Gürsoy Naskali -isim veriyorum- “Eğer bırakırsan bu yanlış olur.” dedi.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Niye bıraktın?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – İfade edeceğim: Ve yine onun ötesinde, Allah rahmet eylesin, eski İçişleri Bakanı, evet, “Harp Okulunda intihar etti.” denilen Namık Gedik’in oğlu Arda Gedik bana uzun bir mektup yazdı. “Sadece ben değil, bu memlekette bu işe inananların hiç biri sana hakkını helal etmez, bunu bırakma.” dedi ve ben Genel Başkan olmak istemedim. Eşim şahit, hanımım şahit; sabaha kadar uyku uyamadığım, sağa sola döndüğüm nadir gecelerden bir tanesidir “Ben yapmak istemiyorum.” diye.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kadınlara yönelik verdiğiniz örnek…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Sabah çıktım, sadece “Allah’ım bana bir yüzleşme imkânı ver.” dedim ve o yüzleşme imkânını yaptım. Konuştum, sonucuna da bakmadım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O örnekle kadınları rencide ettiniz. O örnekle kadınları rencide ettiniz.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Olur mu öyle şey? Olur mu öyle şey?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ve kongre salonunu terk ettim, gittim.

BAŞKAN – Sayın Tanal… Sayın Tanal, lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ve şunu söyleyeyim: Dediniz ki…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O örnekle kadınlar rencide ediliyor! Terbiyesizliğin lüzumu yok!

BAŞKAN – Lütfen… Oturun yerinize! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yerinize oturun! Yerinize oturun!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Seksen dakika konuştunuz, dinledik be! Seksen dakika dinledik be yalanlarınızı!

BAŞKAN – Herkes yerine otursun lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – CHP’de büyük sıkıntı var, dosyaların açılmasını istemiyorlar.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Dediniz ki, şu TÜRGEV yalanı..

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Aç, aç!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Hatırlıyorsunuz değil mi Ataşehir’deki TÜRGEV yalanınızı?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Aç, aç; devam et!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, hatırlıyor musunuz acaba “Yüzde 26 almazsam bırakırım.” diyen Genel Başkanınızın söylediği yalanı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hayır, Demokrat Partiyi anlatıyordun, ne oldu? Demokrat Partiye ne oldu?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine hatırlıyor musunuz? Yani YSK’yle ilgili attığınız yalanı ve şimdi onunla ilgili karşı karşıya kaldığınız sonucu, YSK yalanını hatırlıyor musunuz Güroymak’la alakalı?

Yine, hatırlıyor musunuz Taner Yıldız’la ilgili attığınız yalanı?

Yine, hatırlıyor musunuz Açe’ye giden paralarla ilgili attığınız yalanı?

Yine, hatırlıyor musunuz Tayyip Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı hesabı bulunduğuyla ilgili yalanı?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Çıkacak, onların hepsi çıkacak, merak etme! Hepsi çıkacak onların!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine hatırlıyor musunuz, evet, Cumhuriyet iddianamesinde “Savcı FET֒den tutuklandı…”

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Hiçbiri yalan değil.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şimdi, bana siz “Dönek.” dediniz, değil mi?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ben döneğim?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Öyle mi?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Peki, size, incitmeden, bir şey söyleyeyim ya: İçinizde beraber siyaset yaptığımız arkadaşlar var. Hadi ben sağdan sağa geldim, Demokrat Partiden AK PARTİ’ye geldim; Tayyip Erdoğan bizi sağa sola yem ettirmedi, kendisi topladı bu ülkeye hizmet etmek için. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar(!)]

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Helal olsun be(!) Bravo(!)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Peki, ben sağdan sağa geldim. Peki, benimle aynı sıralarda siyaset yapan ve yıllarca CHP’ye karşı siyaset üreten arkadaşlarım, onlar sizinle beraber, sağdan sola geldiler. Peki, 1980 öncesi ülkücü olanlar sizinle beraber.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Senin gibi küfreden yok bizde!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Biz onun için “Dönek.” demiyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Öyle mi? Söylerim, söylerim.

Ve yine…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Onun için “Dönek.” demiyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Öyle mi? Onun için “Dönek.” demiyorsunuz, öyle mi?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değildir.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Onlar dönek değil?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Söylediklerinizi bildiğiniz için, onca söylediğinizi inkâr ettiğiniz için...

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Siz kendi arkadaşlarınıza içinizdekileri söyleyemediğiniz için benim üzerimden söylüyor ve hakaret ediyorsunuz!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hayır, hayır, hayır!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yazıklar olsun size! [AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından alkışlar(!)]

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bravo(!)

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Paçalarından pislik akıyor.” diyen yok bizde! “Paçalarından pislik akıyor.” diyen yok!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ve yine hakaret dosyası, bunlar da hakaretler. Belki hatırlarsınız diye bunları da tek tek size anlatacağım, siz hangi hakaretleri yapmışsınız. Öyle mi? Evet. Tayyip Erdoğan’ın kandan beslenen birisi olduğu hakaretini etmişsiniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Paçalarından pislik akıyor.” diyen sen değil miydin?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Söylemişiz işte. Söylemek istediklerimizi söylemişiz bal gibi.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – “Hırsız” demişsiniz, “Hükûmet=hırsızlık”, yetmedi, “engerek ve çıyanlar” demişsiniz, hakaret… Kemal Kılıçdaroğlu söylüyor bunları, başkaları değil.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Muhalefet, söyleyecek tabii.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yine, onun ötesinde, söylemek istiyorum, evet, evet: “Cezai ehliyeti yok.” demişsiniz; ne demek istediğinizi biliyorsunuz herhâlde? Yine, “Zihinsel engelli.” demişsiniz. Daha yetmedi, yine “Milletin anasını belleyenlerin adayı.” demişsiniz. Daha yetmedi, “namussuz” demişsiniz, “geri zekâlı” demişsiniz, “cahil” demişsiniz, “şerefsiz” demişsiniz. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – CHP’den çok ses geliyor ya!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – “Diktatör bozuntusu” demişsiniz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Öyle mi?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Öyle mi müeddepler? Öyle mi edepliler? Daha, “densiz, ahlaksız, din tüccarı, ahlaktan uzak” demişsiniz. Daha… Yeter… Evet, “Bu vatana ihanet eden birilerini arıyorsanız bunlar vatan hainidir, sarayda oturanların başıdır.” demişsiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylemişiz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Daha yetmedi, daha ötesi var. “Reyhanlı’da ölen 51 kişinin katili Recep Tayyip Erdoğan’dır.” demişsiniz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ya, sizin dediklerinizi biz niye muhatap alalım?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Daha ötesi var, bak, “Kan dökülmeden başkanlık gelmez.” demişsiniz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – “Paçalarından yolsuzluk akıyor.” diyen biz miydik? Allah Allah!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Daha ötesi var: “FET֒ye, PKK’ya, IŞİD’e yataklık eden saray ve AKP.” demişsiniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sadede gel, sadede!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Evet, ve yine, daha ötesi var, daha da ayıbı var: “Kürsüde konuşurken benim adımı yolsuzlukla anarsan ‘ana…’” demişsin, kalmışsın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yiğitse söylesin, yiğitse! Delikanlıysa söylesin gerisini!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Daha ötesi var, küfür etmeye ramak kalmış. Daha ötesi var. CHP’liler, evet, sizin grubunuz, bizim hepimize “Tayyip’in piçleri” demiş. (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kim, ne zaman?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Nerede demiş, nerede demiş? Ayıp ya!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Onu biz değil, sayın bakan söyledi, biz söylemedik onu ya!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Sesinizi çıkarmamışsınız, yazıklar olsun size! Size yazıklar olsun! Size yazıklar olsun! (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yok öyle bir şey. Yalan söylüyor! Terbiyesizlik yapma!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Evet, en son ahlaksızlık da bu, en son, en son.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Kendi bakanınız söyledi, kendi bakanınız; en son “Zarrab’ın önüne yatarım.” diye kendi bakanınız söyledi onu. Ayıp ya!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Evet, Aile Bakanı… Bakın, hanımlar size söylüyorum: Sesiniz niye çıkmıyor, sesiniz niye çıkmıyor? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – “Aile Bakanı birilerinin önüne yatmış vaziyette.” demişsiniz. Şimdi…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Biz demişiz!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Kendi bakanınız söyledi bu lafı ya! Ayıp ya! Muammer Güler’e gidin, o lafı Muammer Güler söyledi kendisi, “Reza Zarrab, ben senin önüne yatarım.” demişti.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sıkıntı var CHP’de, çok ses geliyor. Sıkıntı var, CHP zorda kaldı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bitiyor, bitiyor, bitiyor.

Bak, öğrenin, hani “Ben aday olmayacağım.” deyip de evin önünden çıktıktan sonraki kaset kumpasından 122 byLock’çu çıktı, 122; 122 byLock’çu.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sana ne? Sana ne?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yetmedi, bunu kim söylüyor? Bunu ben mi söylüyorum.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – O sizin ortağınız, sizin ortağınız. FETÖ sizin ortağınız.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Hadi ben muhalifim size. Bunu kim söylüyor: Birgül Ayman Güler. Ne diyor? Dediği çok basit. Evet, “30 Mart seçimlerinde cemaat ile CHP ittifak etti.” diyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – O bize yakışmaz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zekeriya Öz sizin ürününüz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Evet, yine bu kırmızı byLock’çu danışman kimin, kimin bu kırmızı byLock’çu danışman?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Kılıçdaroğlu’nun.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Kimin? Kılıçdaroğlu’nun.

Yine, evet, bu Ekrem Dumanlı’yla oturan kim? Kim?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zekeriya Öz kimin çocuğu? FETÖ ile AKP’nin çocuğu. Kimin çocuğu Zekeriya Öz? Zekeriya Öz’ü kim yaptı?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Tarihi ne, tarihi, tarihi? 17 Mayıs 2015. Tarihi ne, buna cevap verin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Al sana cevap, al! Al, al, buna bak! (CHP sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu, bu… Buna kim… Sen bunun tarihine bak, tarihine.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Al, al, al!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Onu inkâr eden yok. Başka kapıya! Onu herkes biliyor.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu kim, bu? Bu? Koza İpek ziyaretiniz… Evet, gözyaşları, arkadaşımızın gözyaşları… Şunu bildiniz mi? Şunu bildiniz mi, şunu? Şunu, şunu?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Vedat Demir’den bahsetsene, Vedat Demir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Vedat Demir kimdi? Vedat Demir’i bir anlatsana. Kimdi Vedat Demir?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şunu bildiniz mi, şunu? Şu FETÖ raporu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Devam edin siz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şu FETÖ raporu, 15 Temmuz 2016 tarihli. Evet, siz bu FETÖ raporunda Meclis komisyonunun kararıyla… Burada okumayacağım size, alıp okuyun ama milletimiz bilsin ki bu FETÖ raporu diyor ki: “17-25 Aralıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi FETÖ terör örgütüyle iş birliği yapmıştır.” Bu raporda var bu, bu raporda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Devleti FET֒ye teslim eden sizsiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ha, bu rapordan sonra sizin milletvekiliniz, komisyon milletvekiliniz Aytun Çıray var ya, Aytun Çıray diyor ki…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – “Bakın, ‘Ortada bir darbe girişimi yok. Bu konuda önceden hazırlanmış bir senaryonun hayata geçirilmesi söz konusu.’ Biz bu görüşe katılmıyoruz. Ortada gerçekten bir darbe girişimi olduğunu söylüyoruz.” 13 Ekim 2016, komisyon raporlarında... Sonra “kontrollü darbe” lafını size kim üfledi, onu söyleyeceksiniz, kim üfledi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zekeriya Öz’e zırhlı Mercedes veren kim? Zekeriya Öz’ün altına zırhlı Mercedes verdiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bunu hatırlıyor musunuz Bank Asyayı? Yine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, kaç dakika verdiniz?

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, başka konuşmacıların… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Hiçbir şey duymuyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şunu son söyleyeyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakanım, bir dakika müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Bakan.

Sayın Elitaş’ı dinliyorum, lütfen.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zekerya Öz’e zırhlı Mercedes veren kim?

BAŞKAN – Veli Ağbaba susarsa duyacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, az önce konuşmacılara sataşma var diye ara verdiniz, kestiniz; o kestiğinizi de, konuşmacılara makul süre verdiniz.

BAŞKAN – Biliyorum, biliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lütfen, Sayın Bakana seksen dakika iftira attılar, onun da cevabını vermesi gerekiyor.

BAŞKAN – Biliyorum, sözünü kestim, süresini aldım, biliyorum, devam edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon, buyurun.

Bak, Sayın Engin Altay, burada konuşma yaparken dediniz ki: “Hangi grup bağırırsa orada bir rahatsızlık var.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – E, dönsenize Veli Ağbaba’ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz Sayın Bakanı seksen dakika eleştirdik. Sayın Bakan an itibarıyla eleştirilerimizin hiçbirine cevap vermedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Veriyor, hepsine cevap veriyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sizce de uygunsa üç dakika verin, eleştirilerimize cevap versin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tamam.

BAŞKAN – Üç dakika veriyorum. Peki muhalefetin istediğini kırmayalım. Üç dakika Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Eleştirilere cevap verecek.

FATMA HÜRRİYET KAPLAN (Kocaeli) – Eleştirilere cevap verin o zaman.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Susarsanız üç dakikadan bitireceğim. Susturacak mısınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Engin Bey zaten verdirdi o süreyi, bitmişti süre.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, sen bize anlat, önemli şeyler söylüyorsun.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu son, ondan sonra eleştirilere cevap vereceğim. 6 Aralık 2013 tarihinde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Amerika’ya gidiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 17-25’ten on gün önce.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu tarih size 17-25 Aralığı hatırlatıyor mu?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – On gün önce…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Zekeriya Öz konusunda, Genel Başkanınız benden iki buçuk yıl sonra sahip çıktı, iki buçuk yıl sonra.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Altına zırhlı Mercedes verdiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – FET֒yle ABD’de 17-25 pazarlığı. Bir şey hatırlatıyor mu bu size? Kimle görüştü burada?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ona kediler güler, kediler!

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Nerede Zekeriya Öz, nerede?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de gittim, ben de oradaydım.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şimdi, Vedat Demir diye bir şey söyledin değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet, evet.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şimdi bizim grubumuz da dinlesin. Sana şöyle söylemişler “Vedat Demir’i Demokrat Partinin Genel İdare Kuruluna birileri koydu.” değil mi? Öyle.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Öyle mi demişler?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle demedim. “Sen onu Demokrat Partinin Genel İdare Kuruluna aldın.” dedim, tutanağa bak.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – “O FETÖ projesi” dedin. “Vedat Demir’i FET֒cüler koydu.” dedin, tutanaklarda var.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bak, sana ben Vedat Demir’i anlatayım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anlat.

BAŞKAN – Şimdi, cevap veriyor Sayın Bakan, lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Çokta şaşıracaksın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anlat.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Koltuğunun altına da kitabı alacaksın. Ben 1983’te 14 yaşındayken Doğru Yol Partisinin gençlik kollarındaydım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyledir tabii.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Gaziosmanpaşa’dan ben, Beyoğlu’ndan da o. Vedat Demir Yeni Asya cemaatine intisaplıdır. Doğru Yol Partisini bilenler bilir -Bülent Bey burada, bilir- Doğru Yol Partisi Kutlular ile Yeni Asya cemaatiyle beraber siyaset yapma kabiliyeti olan bir anlayıştaydı. Bunlar da oradaki çocuklardı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İtiraflara bak!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Yıllarca beraber siyaset yaptık. Onlar Yeni Asya cemaatini temsilen orada oldu, biz gelenekten Demokrat Partiyi, Adalet Partisini, Doğru Yol Partisini temsilen orada onlarla bir arada olduk ve Vedat Demir’le 1990 yılına kadar, gençlik kollarına kadar beraber siyaset yaptık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Vedat Demir FET֒cü mü, değil mi?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ben Vedat Demir’i, ilçe başkanı olduktan sonra görmedim. Size bir şey söyleyeyim. Vedat Demir’i nerede gördüm biliyor musunuz? Vedat Demir’i yıllar sonra Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili olan... (CHP sıralarından gülüşmeler)

Gülme, gülme, bak, bilmediğine gülme, üzülürsün ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bırak, Allah’ını seviyorsan ya! Ne alakası var, onu söyle.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Üzülürsün ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Onun söylediğiyle ne alakası var?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Vedat Demir’i Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili olan, gazeteciliğin de duayeni olan -sizin açınızdan- Oktay Ekşi’nin yanında gördüm.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ne var?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Oktay Ekşi Basın Konseyi Başkanıydı.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Seni anlatıyordu ona, seni.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Oktay Ekşi -bizatihi kendi ifadesi- Türkiye’deki en iyi iletişimci diye onu kendisine Basın Konseyi Genel Sekreteri yaptı. (AK PARTİ sıralarından “Aa” sesleri)

İki: Ben Oktay Ekşi’yle bunu defalarca konuştum, o zaman Vedat’la konuşmuyordum. Vedat’ı akademisyen diye 2008 yılında Demokrat Partinin Genel İdare Kuruluna ben aldım, doğru.

Yeni Asya cemaatinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bunu açıklamam lazım.

BAŞKAN – Söz veriyorum, devam edin Sayın Bakan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakikada toparlasın.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bir şey daha söyleyeyim: Akademisyen diye, orada ben aldım. 2009’da onun akademisyenliği bitti, daha doğrusu görevimiz bitti. Vedat 2010 yılında... Vedat’ın tek bir özelliği var, herkes bilir bunu. Kaç yılına kadar? 2013 yılına kadar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – FET֒cü mü, değil mi?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Doğumundan itibaren anti FET֒cüdür, bak, anti FET֒cüdür Vedat, iyi bilirler.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Niçin attınız?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – İyi anla, bak, anti FET֒cüdür. Ne zaman? 2010’da biz referanduma çalışmaya başladık mı? 40 kişi bir araya geldik, arkadaşlarımız, Demokrat Partide siyaset yapan. Herkese uyarılarda bulundum, Vedat’a dedim ki: “Bu Zaman gazetesi aleyhine ve Ekrem Dumanlı’nın aleyhine konuşmayacaksın.” “Neden?” “Biz bir çalışma yapıyoruz, ‘Evet’e çalışıyoruz, işi bozma.” Ve beraber bir çalışma yürüttük. Ne zaman ki Vedat Amerika’ya gitti… Amerika’ya gidene kadar da birlikteydik. İstanbul’a geldi, İstanbul Üniversitesinden Amerika’ya gitti. Amerika’da -bunu da bizim arkadaşlarımız, herkes bilir- Vedat orada Fetullah Gülen’in cemaatine intisap etti. Ve biz hepimiz Vedat’ı ayıkladık. Twitter’dan… Bak, Vedat’ı, Amerika’da bir noktadan sonra, Twitter’dan sonra kınadık ve “Yanlış yapıyorsun.” dedik. Ne zaman Türkiye’ye geldiğini, ne zaman içeriye girdiğini, ne zaman içeriden çıktığını… Hiç beni ilgilendirmiyor. Babam olsa, FET֒yle ilişkiliyse gereğini yapmazsak namerdiz, o kadar açıktır. Boş verin o işleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir şey daha söyleyip, kapatıyorum, bir müsaade edin.

BAŞKAN – Son bir dakika, uzatmayacağım sürenizi, lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bir iddiada daha bulundu, dedi ki: “Finansını, o referandumdaki finansı kim sağladı?” Değil mi, bu iddiada bulundun değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bulundum.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Biraz önce bana birçok mesaj geldi. İlk toplantıya Tire’de başladık. Tire’de…

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Bakanım, Ataşehir’den de bahsedin.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Ataşehir’i, özel çağıracaklar beni, anlatacağım.

SALİH CORA (Trabzon) – Eyvallah.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onu gensoruda anlatırsınız.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Gensoruda anlatacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tamam.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – İzmir’de ilk toplantıyı Tire’de yaptık. Tire’de arkadaşlarımızın parası yoktu. “Nasıl para toplayacağız da salon tutacağız?” diye düşünüyorlardı. Tarihî bir hikâyedir. Ve bu Tire’de herkes tarafından bilinen bir hikâyedir. Toplantı yaparken köyden Mehmet Ali amca diye bir adam geldi, hiçbir şey sormadı. Biz çünkü hasbi yola çıkmıştık. Bu memlekette bir daha idamlar olmasın diye yola çıkmıştık. Ve bu oyunu siz bozdunuz biliyor musunuz, Anayasa Mahkemesine gidip HSYK işiyle siz bozdunuz. Ve yine ifade etmek istiyorum, hasbi yola çıkmıştık. “Evlatlarım, paranız yoktur, bir 500 lira verelim.” demiş. Ve yine orada Gökçe, babası çim adam satıyordu, lokantaya olan borcumuzu da babasının çim adamlarıyla takas yaparak kapattı. Sonra Çorum’da arkadaşlarımızla beraber oturduk ve para topladık. Bizim ses arabamız yoktu. 50 tane vilayete kendi imkânlarımızla gittik. Biz namuslu adamız ve biz açık adamız. Arkamda bir tane ama bir tane leke bulunursa, bilmenizi istiyorum ki siyaset yapan da çocuklarının yüzüne bakan da namusuzdur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Son cümlem, bu cümlem tarih için önemli.

BAŞKAN – Daha süre veremem.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Tamam, vermeyin.

Bu, benim milletime de sözümdür. Bir şey söylemek istiyorum. Söylemek istediğim şu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçiyor, kayıtlara geçiyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Başkanım, açın. Başkanım, açın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açın, duysunlar Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sekiz dakika süre verdim, dokuz oldu. Lütfen… Sessiz kalın, dinleyelim.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bir şey söylemek istiyorum: Allah bize fırsat vermiş, Tayyip Erdoğan gibi bir dünya lideriyle burada siyaset yapıyoruz. Ben siyaseti bırakmıştım ve bir daha yapmayacaktım ama bunu bundan üç ay önce söyledim ve bugün sözümdeyim: Tayyip Erdoğan’ın siyaseti bıraktığı gün bir daha siyaset kapısının içerisinden girmeyeceğim, hiç merak etmeyin, hiç merak etmeyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dedi, dedi. Bu kıyağımı unutmasın Berat Albayrak. Berat Albayrak bu kıyağımı unutmasın.