TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          34’üncü Birleşim

                                                                                  11 Aralık 2017 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kudüs’le ilgili kararına, millet ve devlet olarak Filistinlilerin yanında olunduğunun her zeminde ifade edildiğine, bölgede ve dünyada sağduyu ve barışın hâkim olmasını dilediğine, 26’ncı Dönemin birinci devresinde yaptığı çalışmalar ve temsil göreviyle ilgili faaliyetleri rapor hâline getirip milletvekillerinin dikkatine sunmak istediğine ve 2018 yılı bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını niyaz ettiğine ilişkin konuşması

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504)

 

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Başbakan Binali Yıldırım’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Başbakan Binali Yıldırım’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, bütçe görüşmelerinde teamül olarak genel başkanlar konuştuğunda cevap hakkı talep edilmediğine ilişkin açıklaması

 

VII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA DÜZELTMELER

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı’nın, 6/12/2017 tarihli 33’üncü Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin dilekçesi

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, KOSGEB ile ilgili bazı verilere ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/18127)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarca 2002-2017 yılları arasında Malatya’ya yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/18128)

3.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Tüpraş Aliağa Rafinerisinde meydana gelen ve dört işçinin yaşamını yitirdiği patlamaya ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/18129)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanı danışmanlarına ve bunlara tahsis edilen bazı imkanlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/18237)

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki gümrük birliğinin güncellenmesine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/18374)

11 Aralık 2017 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.03

BAŞKAN: İsmail KAHRAMAN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2018 yılı bütçemiz üzerinde yapacağımız görüşmelerin ve alacağımız kararların milletimiz için hayırlara vesile olmasını niyaz ederek Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı için yeterli çoğunluk vardır.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kudüs’le ilgili kararına, millet ve devlet olarak Filistinlilerin yanında olunduğunun her zeminde ifade edildiğine, bölgede ve dünyada sağduyu ve barışın hâkim olmasını dilediğine, 26’ncı Dönemin birinci devresinde yaptığı çalışmalar ve temsil göreviyle ilgili faaliyetleri rapor hâline getirip milletvekillerinin dikkatine sunmak istediğine ve 2018 yılı bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını niyaz ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, öncelikle çok önemli ve millî bir mesele olarak gündemde olan Kudüs konusunda birkaç noktaya temas etmek istiyorum.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, geçen hafta bölgemizde ve dünyada derin çalkantılara sebep olacak bir kararı açıkladı. Dünyanın çeşitli yerlerinde, bölgemizde çatışmalar, çalkantılar devam ederken alınan hukuk dışı bu karar, insanlığın barışını dinamitlemek demek olacaktır.

Kudüs, Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar için kutsal bir şehir ve üç dinin de kutsal merkezidir. Kudüs’te hâlen Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar birlikte yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler 1947 yılından itibaren aldığı kararlarda Kudüs’ün İsrail’in hâkimiyeti altında bulunmasını kabul etmemiştir. Aynı şekilde 1967 yılında Doğu Kudüs’ü işgal etmesinden sonra da İsrail’e Kudüs’ün statüsünü değiştirecek girişimlerde bulunmaması çağrısını yapmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail devletinin 1980 yılında Doğu Kudüs’ü ilhak ettiğini ilan etmesi üzerine kınama kararı almış ve İsrail’in aldığı tüm kararların yok hükmünde olduğunu belirtmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri tarafından geçen hafta atılan adım, İsrail’in hukuksuz, tek yanlı, oldubitti şeklindeki kararlarını onaylayıp Orta Doğu’da yeni bir çatışmanın fitilini ateşlemiştir. İsrail devletinin kuruluşundan itibaren barışa hasret kalan Orta Doğu’da çıkacak yeni bir çatışma, hiçbir devletin ve milletin çıkarına hizmet etmeyecektir. Toplumlar arasında öfke patlamasına yol açacak, kin ve nefreti körükleyecek kararlar, insanlığın ortak geleceğini tehdit edecek sonuçlar doğuracaktır.

Orta Doğu’ya barış ve huzurun gelmesi, Filistin meselesinin hakkaniyet temelinde çözümünden geçmektedir. Filistin halkının varlığını ve çıkarlarını yok sayan işgal ve istilaya bir an önce son verilmelidir. Millet ve devlet olarak Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu her zeminde ifade ettik, etmeye devam edeceğiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulu, 6 Aralık 2017 tarihinde yayımladığı ve Meclisimizde grubu bulunan AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi Meclis grup başkan vekillerinin imzaladığı ortak bildiriyle Filistin halkının yanında olduğunu beyan etmiş ve milletimizin hissiyatına tercüman olmuştur. Bildiride “Hâlen Filistin sorununu çözmek için gösterilen barışçıl çabalar bu girişim karşısında muhakkak büyük darbe alacak, Orta Doğu’da bir dizi istikrarsızlık yaşanacaktır. İsrail ile Filistin arasında adil, kalıcı, dengeli, tarihî ve manevi haklara riayet eden bir barış gerçekleşmeden insanlığın huzur ve selamete ulaşmasının mümkün olamayacağı unutulmamalıdır.” denilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımız, yaptığı açıklamalar ve çağrılarla uluslararası karar organlarını harekete geçirmeye çalışmaktadır. Siyasi partilerimizin sayın genel başkanları açıklamalarıyla milletimizin hassasiyetini ortaya koymuşlar ve tepkilerini en kararlı şekilde dile getirmişlerdir.

Bu yıl kasım ayında başkanlığını Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak devraldığımız, 42 ülkenin üye, 20 ülkenin gözlemci olduğu Asya Parlamenter Asamblesi APA tarafından yayımlanan bildiride, Amerika Birleşik Devletleri tarafından alınan kararın gerek vicdan gerekse tarih önünde hükümsüz olduğu belirtilmiş ve “Asya Parlamenter Asamblesi olarak bu gayrihukuki açıklamayı kınıyor ve reddediyoruz. Filistin halkının hürriyet azmini ve millî iradesini temsil eden Filistin devletini henüz tanımamış olan ülkelere son gelişmeler karşısında artık zaruri hâle gelen bu adımı bir an önce atmaları çağrısında bulunuyoruz.” denilmiştir.

Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi’nin 7’nci Genel Kurulu, 8 Aralık Cuma günü Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te yapıldı. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın üye olduğu, Macaristan’ın gözlemci ülke, Özbekistan’ın da onur üyesi statüsüyle katıldığı toplantı sonunda, Meclis başkanları olarak yayımladığımız ortak bildiride “TÜRKPA üyesi ülkeler, Birleşmiş Milletler kararlarında yer aldığı şekliyle Kudüs’ün yasal statüsünün devamını desteklerken, Orta Doğu’da uluslararası hukuka dayalı bir anlaşmaya bağlılıklarını teyit etmektedir.” denilerek Filistinli kardeşlerimizle dayanışma içinde olduğumuz beyan edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, önceki gün yaptığı toplantıda aldığı kararla da daha önceki kararlarını teyit etmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla Kudüs gündemiyle iki gün sonra İstanbul’da toplanacak İslam İşbirliği Teşkilatına üye 57 ülkeden de beklentimiz, İsrail’in istilacı, işgalci, yayılımcı, çatışmacı, saldırgan siyaseti karşısında caydırıcı karar alıp birlik içinde bir duruş sergilemeleridir.

Rahmetli Mehmet Akif İnan’ın mısralarını hatırlayalım: “Mescidi Aksa'yı gördüm düşümde / Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu. / Varıp eşiğine alnımı koydum / Sanki bir yeraltı nehri çağlıyordu. / Gözlerim yollarda, bekler dururum / Nerde kardeşlerim diyordu bir ses. / İlk kıblesi benim ulu Nebi’min / Unuttu mu bunu acaba herkes?”

Bölgemizde ve dünyada sağduyu ve barışın hâkim olmasını diliyorum. Binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan savaş ve çatışmaları teşvik eden yanlış kararlardan bir an önce dönülmesini temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bir hususa daha temas etmek isterim: Sizlerin teveccühüyle 26’ncı Dönemin ikinci devresi için yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildim. Başkanlık görevini yüklendiğim günden itibaren tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerinden sapmadan görevimi yerine getirmenin gayreti içinde oldum. Uygulamalarımda ve verdiğim kararlarda Anayasa, kanunlar ve İç Tüzük hükümlerini esas aldım. Önümüzdeki devrede de aynı itinayla çalışmamı sürdüreceğim. Bu vesileyle 26’ncı Dönemin Birinci Devresinde yaptığımız çalışmaları ve temsil görevimle ilgili faaliyetleri rapor hâline getirip dikkatinize sunmak istedim. Bu gayeyle hazırlattığım faaliyet kitabını siz değerli milletvekillerinin dikkatine sunacağım.

22 Aralık 2017 Cuma günü sona erecek şekilde planladığımız görüşmelerimizin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mehabetine yaraşır bir olgunluk içinde geçmesini temenni ediyorum.

2018 yılı bütçemizin milletimiz ve devletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını tekraren niyaz ettiğimi beyan etmek isterim.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (x)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, komisyon raporları 503 ve 504’üncü sıra sayılarıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi bütçe sunuş konuşmasını yapmak üzere Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal Bey’e söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Ağbal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve bizi izleyen değerli vatandaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz. Bu kanun tasarılarının Genel Kurula getirilmesinde emeği geçen Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Çok Değerli Başkanı ve üyelerine, bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nı küresel ekonomide ve Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan gelişmeler ile geleceğe yönelik beklentileri ve tahminleri esas alarak, bunlara bakarak hazırladık. Bu çerçevede, konuşmamda dünya ve Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmeler, orta vadeli program hedeflerimiz, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı, 2017 yılı merkezi yönetim bütçe gerçekleşmeleri, 2018 yılı merkezi yönetim bütçesi ve gelir politikalarına ilişkin açıklama ve değerlendirmelerde bulunacağım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel finansal kriz sonrası dönemde küresel ekonomik büyüme oranları, olağanüstü parasal ve mali teşviklere rağmen kriz öncesi seviyelere ulaşamamıştır. 2003-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 5,1 büyüyen küresel ekonomi, krizi takip eden 2011-2017 döneminde yıllık ortalama 3,6 büyümüştür. Bu dönemde ortalama büyüme oranı, gelişmiş ülkelerde yüzde 2,7'den 1,8'e, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 7,7’den yüzde 5’e düşmüştür.

Büyüme oranlarının aşağıya gelmesinde küresel ekonomide yaşanan makro ekonomik sorunlar, politik ve demografik faktörler ile jeopolitik gerginlikler etkili olmuştur. Verimlilik artışını destekleyecek reformlarda gecikme yaşanması, borçluluk oranlarının her yıl artması, bankacılık sistemlerindeki sorunların giderilememiş olması, korumacılık eğilimlerinin artması, yaygın ve kronik göç sorunlarının ortaya çıkmasıyla global nüfusun yaşlanması, global kriz sonrası dönemde potansiyel büyüme oranını sınırlayan temel faktörler olmuştur.

Kriz sonrası dönemde küresel ticarette küresel büyüme oranlarında yaşanan düşüşten daha belirgin kayıplar yaşanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel finansal kriz sonrası dönemde zayıf seyreden ekonomik büyüme, 2016 yılının ikinci yarısından itibaren canlanma trendi içerisine girmiştir. Büyümenin genele yaygın olduğu görülmektedir. Bu canlanmada gelişmiş ülkelerdeki güçlenen ekonomik faaliyetler etkili olmaktadır. Küresel politik risk ve belirsizliklerin nispeten azalmış olması, finansal koşullardaki elverişli ortam, toparlanan emtia fiyatları ile tüketici ve yatırım güvenindeki artış, küresel ekonomik faaliyetlerdeki canlanmayı desteklemektedir.

2016 yılında yüzde 3,2 oranında büyüyen küresel ekonominin 2017 yılında yüzde 3,6 büyümesi beklenmektedir. 2018 yılında ise daha çok, gelişmekte olan ülkelerin sürükleyeceği büyüme trendi içerisinde küresel ekonominin yüzde 3,7 büyümesi beklenmektedir.

Küresel ticaret, 2003-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 8,5 büyümüşken 2011-2017 döneminde büyüme oranı yarıdan daha fazla, 3,8’e gerilemiştir. 2016 yılının ikinci yarısından itibaren canlanan global ekonomik faaliyetler, küresel ticareti de olumlu yönde etkilemiştir. Bu çerçevede, 2017 yılında küresel ticaretin yüzde 4,2 büyümesi beklenmektedir.

Gelişmiş ülkelerde ekonomik faaliyetler genele yaygın bir şekilde artmaktadır. Bunda, devam eden genişletici para ve maliye politikaları ile küresel ticaretteki toparlanma, büyüme ve yatırımlar etkili olmaktadır. 2016 yılında yüzde 1,7 büyüyen gelişmiş ekonomilerin 2017 yılında yüzde 2,2 büyümesi tahmin edilmektedir. 2018 yılında ise gelişmiş ülke ekonomilerindeki büyümenin bir miktar aşağıya geleceği, yaklaşık olarak yüzde 2 olarak gerçekleşeceği beklenmektedir.

Bununla birlikte, son aylarda ortaya çıkan yeni göstergeler işaret etmektedir ki küresel ekonominin genelinde ve gelişmiş ülkelerdeki büyüme trendi yukarı yönlü bir gelişim izlemektedir.

2016 yılında yüzde 1,5 büyüyen ABD ekonomisinin 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla yüzde 2,2 ve yüzde 2,3 büyümesi bekleniyor.

Genişletici para politikası, istihdamdaki iyileşme, artan dış ticaret ve yatırım harcamalarıyla avro bölgesinin 2017 yılında yüzde 2,1 büyümesi beklenmektedir. Bu oran, avro bölgesinde son on yılda yaşanan, kaydedilen en büyük büyüme oranıdır. 2018 yılında ise parasal desteklerdeki kısmi azalma ve potansiyel büyüme oranının bir miktar aşağı gelmesi nedeniyle, avro bölgesinde büyüme oranı yüzde 2’nin altında olacaktır.

2016 yılında yüzde 4,3 büyüyen gelişmekte olan ülkelerin 2017 yılında yüzde 4,6; 2018 yılında ise artarak yüzde 4,9 büyümesi bekleniyor. Çin ve Hindistan hariç, gelişmekte olan ülkelerin ise büyüme oranının yüzde 2,4’ten 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 3,3’e ulaşacağı öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emtia fiyatlarında 2016 yılından bu yana bir yükselme trendi görüyoruz. Genel emtia endeksinin yükselmesinde gelişmiş ülkeler ve Çin ekonomisindeki iç talep canlanması etkilidir. Başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarının 2016 yılına göre önemli ölçüde artmış olmasına karşın, küresel enflasyonun 2017 yılında 2016 yılına göre sınırlı oranda artarak yüzde 3,1 olması bekleniyor. Küresel ekonomik faaliyetlerdeki artışa rağmen, iş gücü piyasasındaki arz fazlası ile düşük ücret artışları, küresel enflasyonist baskıları sınırlandırıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ABD ve avro bölgesinde para politikalarının tedricî olarak sıkılaşması, ancak küresel finansal koşulların büyümeyi desteklemeye devam etmesi beklenmektedir. 2017 yılında, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı güçlü seyretmektedir. 2015 ve 2016 yıllarında 120 milyar dolar olan gelişmekte olan ülkelere brüt sermaye girişleri, 2017 yılının ilk sekiz ayında 200 milyar dolara ulaşmıştır. Küresel ekonomide kısa vadede elverişli finansal ortamın devam etmesi ve küresel risk algısının düşük kalması, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını ve büyümeyi de destekleyecektir. Küresel ekonomide kısa vadeli riskler daha dengeli hâle gelirken orta-uzun vadede aşağı yönlü riskler ağırlığını korumaktadır. Yüksek borçluluk, küresel ekonomi için en önemli risk unsurudur. Küresel borç, 2017 yılında 226 trilyon dolara ulaşarak dünya hasılasının yüzde 324’üne ulaşmıştır. Brexit sürecinin Avrupa Birliğinin geleceği ile küresel reel ve finansal piyasalar üzerinde farklı riskleri beraberinde getireceği de muhakkaktır.

Cari dengelerdeki açılma, küresel riskleri tetikleyen önemli faktörlerden birisidir. Cari açık veren ülkelerin yüksek oranda cari açık, cari fazla veren ülkelerin de yüksek düzeyde fazla vermesi bu riskleri derinleştirmektedir. Gelir dağılımındaki eşitsizlik -global anlamda söylüyorum- her geçen gün daha da büyük bir küresel sorun hâline gelmektedir. Küresel kriz sonrası dönemde, gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin kapsayıcılıktan uzaklaşmasıyla ücret gelirlerinin daha düşük oranda artması neticesinde hane halkları gelirlerinde artış sınırlı olmuştur. Bu gelişme, düşük ve orta gelirli hane halkları bakımından uygulanmakta olan ekonomik politikalara ilişkin algıyı olumsuz yönde etkilemiştir. Bu ülkelerde yani gelişmekte olan ülkelerde yapısal ekonomik reformlar ile kapsayıcı ekonomik ve sosyal politikaların hedeflenen ölçüde uygulamaya konulamaması yerine içe dönük ve korumacı ekonomik politikaların ön plana çıktığını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan bu yaklaşımların önümüzdeki dönemde bir yandan bu ülkelerde ekonomik ve sosyal sorunları derinleştirme riskini, diğer yandan farklı kanallar üzerinden küresel büyüme ve küresel ticaret üzerinde aşağı yönlü riskleri beraberinde getireceği muhakkaktır.

Yaşlanan nüfus, önemli ekonomik ve sosyal sonuçları da beraberinde getirmektedir. Global anlamda, yaşlanan nüfus ve düşük doğum oranlarıyla birlikte iş gücünde görece olarak azalma, verimlilik oranlarında düşüş, artan emeklilik ve sağlık harcamaları, düşen vergi gelirleri gibi sebeplerden dolayı demografik yaşlanmanın ekonomik dinamikleri zayıflattığı görülmektedir. Büyümedeki yavaş toparlanmanın bir diğer sebebi de iş gücündeki verimlilik artışlarının kriz öncesi döneme göre daha düşük seyrediyor olmasıdır. Küresel kriz, iş gücü verimlilik artışını da yavaşlatmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ekonomiye ilişkin bu gelişme ve beklentiler, Türkiye ekonomisi üzerinde orta vadeli program döneminde dış talep, sermaye girişleri, finansman ve fiyatlar kanalıyla doğrudan; üretim, yatırım ve istihdam yönüyle de dolaylı olarak çeşitli etkiler meydana getirecektir. 2016 yılının ikinci yarısından itibaren küresel ekonomik faaliyetlerde ve özellikle avro bölgesi ekonomilerinde ortaya çıkan canlanma ile genele yaygın ekonomik büyüme, 2018-2020 döneminde dış talep kanalı üzerinden ekonomik büyüme oranlarımızı yukarıya çekecektir. Yani dış konjonktürdeki olumlu gelişmeler, Türkiye ekonomisine büyüme bakımından olumlu yönde yansımaları da içermektedir.

Ayrıca emtia ihracatçısı ülkelerde iyileşen büyüme görünümü ve jeopolitik gerginliklerin azalması da başta yakın ticari ve ekonomik ilişkiler içinde olduğumuz ülkeler üzerinden ihracatımıza ve turizm gelirlerimize önemli katkılar sağlayacaktır. Küresel emtia ve varlık fiyatlarındaki dalgalanmanın azalması, finansal piyasaların istikrar kazanması ve küresel ticaretin artması, Türkiye’nin orta vadede cari işlemler dengesinin sürdürülebilirliğine katkı yapacak, finansal istikrarımıza destek sağlayacaktır. Gelişmiş ülke merkez bankalarının genişletici para politikalarından çıkış sürecini kademeli ve yıllara yaygın bir şekilde uygulamaları, küresel finansal koşullar, hem beklentiler hem de finansman kanalıyla büyümemize mutlaka destek verecektir. Bu gelişme, gelişmekte olan ülkelere yönelik güçlü sermaye akışını destekleyecektir. Bu kapsamda önümüzdeki yıllarda ülkemize yönelik küresel sermaye akımları da bu gelişme ortamı içerisinde olumlu bir görünüm arz edecektir.

Ayrıca, küresel finansal koşullardaki olumlu gidişatla ülkemizdeki makro ekonomik istikrar, uluslararası firmaların ülkemize doğrudan yatırım kararlarını da pozitif yönde etkileyecektir. Emtia fiyatlarındaki yatay seyir beklentisi ve finansal kırılganlıkların azalması da kur ve fiyat istikrarı üzerinden enflasyon üzerindeki baskıları azaltacak ve cari açığımızı kontrol altında tutmamıza destek verecektir.

Yakın vadede küresel ekonomide aşağı yönlü riskler düşük olmakla birlikte, orta vadede değindiğimiz riskler geçerliliğini sürdürmektedir. Bu risklerin, orta ve uzun vadede küresel ekonomik büyümenin beklenenden daha düşük gerçekleşmesine sebebiyet vermesi mümkündür. Orta ve uzun vadede küresel risklerin aşağı yönlü olması, Türkiye'nin temel makro finansal dengelerini sağlıklı tutmaya devam etmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede makro finansal istikrarın sürdürülmesi, mali disipline devam edilmesi ve yapısal reformların orta ve uzun vadede ortaya çıkacak riskleri bertaraf edecek şekilde gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede orta vadeli programda makro finansal istikrarı güçlendirecek, mali disiplini kararlılıkla devam ettirecek ve yapısal reformları hayata geçirecek stratejileri ve hedefleri de belirlemiş olduk.

Geneli itibarıyla söylemek gerekirse yakın vadede küresel ekonomide yaşanan olumlu gelişmeler ve ileriye dönük olumlu beklentiler, 2018-2020 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program döneminde Türkiye ekonomisine hem dış talep kanalından hem küresel sermaye akımları kanalından hem fiyatlar kanalından hem de doğrudan yatırımlar kanalından olumlu yönde destek verecektir ve bu sayede, önümüzdeki üç yıllık süreçte, Türkiye ekonomisi üretme, yatırım yapma, istihdam üretme ve ihracattaki yakalamış olduğu ivmeyi daha da yukarıya çekme imkânı bulacaktır. Bu, son derece önemli bir faktördür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak son on beş yılda siyasi istikrar ve güveni tesis ettik. Uygulamaya koyduğumuz ekonomik politikalar sayesinde bu dönem, yüksek büyümenin tesis edildiği, ekonomide yapısal dönüşümün gerçekleştirildiği, yatırım, üretim, istihdam ve verimliliğin arttığı, enflasyon ve faizlerin düştüğü, refahın ve gelir adaletinin pekiştirildiği bir dönem oldu. Bizden önceki son on üç yılda ekonomide ortalama büyüme oranı yüzde 3,6’yken 2003-2007 döneminde yüzde 7,3, 2010-2017 döneminde yüzde 6,7, 2003-2017 döneminde ise ortalama yüzde 5,7 büyüdük. Küresel finansal kriz sonrası dönemde birçok ekonomi düşük büyüme sarmalına girmişken Türkiye, ekonomisinde bu dönemde güçlü büyüme trendini devam ettirebilen gelişmekte olan nadir ülkelerden birisi olmuştur. Türkiye ekonomisi, 2011-2017 döneminde yıllık ortalama yüzde 6,4 büyümüştür. Bu dönemde büyüme oranı, Çin ve Hindistan hariç, gelişmekte olan ülkelerde ortalama yüzde 3,3, ABD ve avro bölgesinde ise sırasıyla yüzde 2,1 ve yüzde 1,1 olarak gerçekleşmiştir. Ne söylemiştim? Aynı dönemde Türkiye’de ortalama büyüme oranı 6,4 oranındadır. Yani, Çin ve Hindistan hariç ülkelerin 2 katı, gelişmiş ülkelerin ortalamalarınınsa 3 katı nispetinde sürekli, kesintisiz bir büyüme trendini de yakaladık. Bu, Türkiye ekonomisinin küresel kriz sonrası dönemde sağladığı olağanüstü performansı çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

AK PARTİ olarak iktidara geldikten sonra her alanda yapısal dönüşümü gerçekleştirdik. Bu dönemde reel sektörün önünü açacak, rekabet gücünü artıracak, dünya ticaretinden daha büyük pay alarak küresel değer zincirinde ekonomiyi yukarıya çekecek reformlara imza attık.

Türkiye ihracatının küresel ihracattaki payı on beş yıl önce yüzde 0,54 idi. Bugün Türkiye ihracatının küresel ihracat içindeki payı yaklaşık yüzde 1’e kadar geldi. İhracat gerçekleştirdiğimiz ülke sayısı on beş yıl önce 208’ken bugün Türkiye’nin ihracatçıları 227 ülkede ihracat seferberliği anlayışı içerisinde ihracat yapıyor, Türkiye’de ürettikleri bütün ürünleri global pazarlarda, bu rekabet ortamı içerisinde, ne yapıyor, ticarete konu edebiliyor.

İhracatımızda ilk 5 ülkenin ağırlığı on beş yıl önce yüzde 46,5’ti. Yani Türkiye’nin ihracatı az sayıda ülkeye bağımlıydı. Şu anda bu oran yüzde 33’e kadar düştü. Ne yapmış olduk? Bağımlılığı bu anlamda azalttık, ihracatta pazar çeşitlemesine, ülke çeşitlemesine gitmiş olduk. Dünya ticaretindeki toplam payımız on beş yıl önce yüzde 0,66’yken şu anda bu oran yüzde 1’i geçti. On beş yıl önce Türkiye’de sadece bir sektörde 5 milyar dolardan fazla ihracat yapılabilirken şu anda Türkiye’de 10 sektör 5 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiriyor.

On beş yıl önce 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ülke sayısı sadece 8’di, şu anda bu sayı 32’ye çıktı; bu da Türk ihracatının geldiği aşamayı göstermektedir.

Yine, 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ürün sayısı 2003 yılında 9’du, şu anda 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ürün sayısı 33’e çıkmış oldu.

On beş yıl önce 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan il sayısı sadece 5’ti, şu anda 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan şehir sayısı 17’yi aşmış oldu.

2003 yılında Türkiye'de 70 organize sanayi bölgesinde 26 bin işletme vardı, şu anda Türkiye'de bunu 70 OSB’den 173 OSB’ye çıkardık, işletme sayısını da 26 binden 50 binin üzerine çıkarmış olduk.

Türkiye ekonomisinin katma değerinin dünya ekonomisindeki katma değeri içindeki payını da bu dönemde olağanüstü ölçüde artırdık. 2002 yılında bu oran yüzde 0,71 iken şu anda bu oran yüzde 1,24’ü aşmış oldu.

İmalat sektörümüzün Küresel Rekabetçilik Endeksi’ndeki yeri de son on beş yıllık süreç içerisinde iyileşti ve şu anda ülke olarak 29’uncu sıraya yükselmiş olduk.

2003-2016 dönemi içerisinde Türkiye ekonomisindeki büyümenin esas itici gücü özel sektör yatırımları olmuştur. Özel sektör yatırımlarıyla ivmelenen büyüme trendi artarak bu dönemde devam etmiştir. 2003-2016 yılları arasında özel sektör yatırım harcamaları reel olarak 2,5 kat artarken, yatırımların millî gelir içindeki payı da yüzde 20’den yüzde 29’a çıkmıştır. Bu, Türkiye'nin orta ve uzun vadede büyüme potansiyelini yukarıya çeken esas itici güç olmuştur.

Türkiye bu dönemde hem üretim hem de verimlilik artışını da yaşamıştır. 2003-2016 döneminde imalat sektöründe verimlilik yüzde 49 oranında artmıştır ve bu dönemde ülke olarak AR-GE’ye yapmış olduğumuz harcamaları da olağanüstü ölçülerde artırdık. AR-GE, inovasyon ülkemizin kalkınmasının temel itici gücü olacak. Bu çerçevede AR-GE harcamaları 2003 yılında millî gelirin sadece 0,51’i iken şu anda bu oran yüzde 1’e yaklaşmış durumda yani AR-GE harcamalarında neredeyse 2 kat artışı bu dönemde gerçekleştirmiş olduk.

2003-2007 döneminde yıllık ortalama 11,4 milyar dolar olarak gerçekleşen doğrudan uluslararası yatırım, 2011-2017 döneminde 13,8 milyar dolara yükselmiştir yani küresel kriz sonrası dönemde Türkiye ekonomisi uluslararası doğrudan yatırımlardan daha fazla pay almıştır, Türkiye'ye bu anlamda gelen yatırımlar artmıştır. Son on beş yılda ülkemize gelen doğrudan uluslararası yatırım tutarı 188 milyar doları aşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde istihdamı destekleyen makro ve mikro birçok düzenleme yaptık, reform gerçekleştirdik, istihdamın her yıl artması için olağanüstü gayretler gösterdik. Türkiye ekonomisi gerek iş gücüne katılım oranlarında gerek istihdamda, özellikle küresel kriz sonrası dönemde uluslararası sayılabilecek olağanüstü başarılara imza attı. Son on yılda Türkiye'de iş gücüne katılım oranı 8 puan arttı. Aynı dönemde gelişmekte olan ülkelerde iş gücüne katılım oranları neredeyse küresel kriz öncesi seviyelerde kalmış oldu. Biz buna rağmen hem iş gücüne katılım oranını artırdık hem de istihdamı kesintisiz bir şekilde, içeride ve dışarıda yapılan bütün operasyonlara rağmen, bütün kriz senaryolarına rağmen, sürekli bir şekilde artırdık. 2005 yılında yüzde 23,3 olan kadınların iş gücüne katılım oranı da 2016 yılında yüzde 32,5’e çıkmış oldu. Bu da istihdam alanında Hükûmet olarak izlediğimiz politikaların ne kadar doğru, ne kadar isabetli olduğunu ortaya çıkarıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye 1990’lı yıllarda uygulanan yanlış para ve maliye politikaları ve gerekli mali reformların yapılmaması sonucunda ciddi sorunlar yaşadı ve yüksek bütçe açıkları ile sürdürülemez borç stokları âdeta Türkiye ekonomisinin bir parçası hâline geldi. Hükûmet olarak iktidara geldikten sonra kamu maliyesi alanında yaptığımız reformlar sayesinde bütçe açıklarını ve borç stoklarını çok düşük seviyelere indirdik. Türkiye'de ekonomide sağlanan istikrarın en önemli bileşenlerinden bir tanesi kamu maliyesi alanında sağladığımız istikrar ve sürdürülebilirlik olmuştur. On beş yıl önce biz iktidara geldiğimizde genel devlet açığının millî gelire oranı yüzde 10’un üzerindeydi. 2016 yılında bu, yüzde 1,3’e kadar inmiş oldu. Yine, borç stoku 2000’li yılların başında olağanüstü ölçülerde, millî gelire göre yüksek seviyelere çıkmıştı, yüzde 72’nin üzerinde bir borcun millî gelire oranı söz konusuydu. Burada da gerek ekonomik istikrarı sağlamış olmamız gerek son on beş yılda yüksek büyüme oranlarını sürekli bir şekilde gerçekleştiriyor olmamız borcun millî gelire oranını da olağanüstü ölçülerde azalttı ve Türkiye'nin bugün borcunun millî gelire oranı yani kamu borcunun millî gelire oranı yüzde 28,1’e kadar düşmüş oldu. Küresel kriz sonrası dönemde Türkiye hem bütçe açığı hem de borç yükü bakımından hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerden pozitif yönde ayrıştı. Ne demek istiyorum? Küresel kriz sonrası dönemde birçok ülkede; Avrupa Birliği, OECD ülkelerinde önce bütçe açıkları hızlı bir şekilde yukarılara doğru giderken, ardından kamu borcunun millî gelire oranı artarken Türkiye, bu dönemde hem OECD ülkeleri arasında hem de gelişmekte olan ülkeler arasında bütçe açığını aşağıya indirebilen, borç yükünü düşürebilen nadir ülkelerden birisi olmayı da başardı.

2010-2016 döneminde gelişmiş ülkelerde bütçe açığının millî gelire oranı ortalama yüzde 5,3; OECD ülkelerinde ortalama 4,8. Gelişmekte olan ülkelerde kaç? Yüzde 2,5. Peki, Türkiye’de kaç? Yüzde 1. 2012 yılından itibaren ardı ardına bütün yıllarda genel devlet açığını neredeyse sıfıra indirecek kadar kamu maliyesinde olumlu bir performans sağladık. Bu açıdan bakacak olursanız, gerek OECD ülkeleri arasında gerek G20 ülkeleri arasında gerek gelişmekte olan ülkeler arasında bugün Türkiye'nin kamu maliyesinin dengeleri, göstergeleri, Türkiye ekonomisinin ne kadar sağlıklı olduğuna açıkça işaret etmektedir.

Benzer şekilde, borç yükümüz de küresel ölçüde görece olarak düşük bir seviyededir.

Küresel kriz sonrasında hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler arasında kamu borç stokunun millî gelire oranını azaltabilen ve bütçe açığını düşük seviyelerde tutabilen nadir ülkelerden birisi olduğumuzu biraz önce ifade etmiştim. Özellikle 2010-2016 döneminde düşük bütçe açıkları sayesinde borç stokumuzun millî gelire oranı 12 puan aşağı gelmiş oldu.

2000’li yılların başında kamu maliyesinde ve kamu borç göstergelerinde yaşanan olumsuzluklardan sonra Hükûmet olarak kamu maliyesi alanında ve ekonomide sağladığımız başarılar sadece borcun millî gelire oranını azaltmadı, aynı zamanda borçlanmanın kalitesini de yukarıya çekti. Burada neye bakmak lazım? Borçlanma içerisinde ne kadar kendi paranızla borçlanabiliyorsunuz, ne kadar yurt dışında dolar cinsinden, euro cinsinden borçlanıyorsunuz. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin döviz cinsi borçlanmaları son on beş yılda oransal olarak aşağıya gelirken kendi paramızla borçlanma oranlarımızsa yukarılara geldi. Aynı şekilde borcun vadesi… Eskiden Hazine üç aylık, altı aylık bir borçlanmaya çıktığı zaman “Acaba üç aylığa, altı aylığa teklif gelecek mi?” diye insanlar endişe içerisinde bunu izlerdi. Faiz oranlarının yüzde 100’leri geçtiği, kriz anlarında yüzde binleri geçtiği dönemlerde Hazinenin, Hazineden sorumlu müsteşarlığın, Hazineden sorumlu bakanın ne kadar ter döktüğünü herhâlde tahmin edebilirsiniz. Hâlbuki bugünlere bakıyoruz, bugün artık Türkiye, gerek içeride gerek dışarıda borçlanmaya çıkarken çok uzun vadelerde borçlanabilmektedir. İç piyasalardan TL cinsi borçlanırken altı yıldan daha fazla bir borçlanmaya çok rahat çıkabiliyoruz ve bugün Hazine borçlanmaya çıktığı zaman da alacağı borçtan katbekat daha fazla bir talebin de geldiğini görüyoruz. Bu açıdan, kamu maliyesi ve kamu borç göstergelerinde sağladığımız başarı bizim önümüzdeki yıllarda da ekonomimize büyük bir destek verecek.

Biraz önce ifade etmiştim, makroekonomide sağladığımız istikrar, kamu maliyesinde sağladığımız sürdürülebilirlik, toplumsal refahı bu dönemde artırdı. Kişi başına millî gelirimiz son on beş yılda 3 kat arttı. 3.500 dolardan devraldığımız kişi başına millî geliri bugün 11 bin dolara getirdik. 2023 yılında, inşallah, Türkiye, kişi başına millî gelir bakımından en yüksek gelirli ülkeler grubunda olacak, bunun gayreti ve çabası içerisinde olacağız.

Türkiye bu dönemde, aynı zamanda, gelişmiş ülkelerle aradaki açığı da kapattı. 2000’li yılların başında Türkiye ekonomisinin AB ekonomisiyle mukayesesinde, aşağı yukarı, biz onların kişi başı gelir olarak üçte 1’i civarındaydık. Bugün Türkiye’nin kişi başına millî geliri AB ekonomilerinin kişi başına millî gelirinin yüzde 63’üne kadar gelmiştir. Yani, Türkiye bu dönemde koşmuştur, maraton koşusuna çıkmıştır ve AB ülkeleriyle aradaki açığı kapamıştır, kapamaya da devam ediyor. İnşallah, çok yakın bir zaman içerisinde, 2023’te Türkiye ekonomisinin bu gücünü bu göstergelerde çok kuvvetli bir şekilde görmüş olacağız.

Yine, bu dönemde gelir dağılımında da olağanüstü iyileşmeler yaşanmıştır. Fakirlik azalmıştır, kişi başına gelir dağılımında da Türkiye önemli mesafeler elde etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz darbe girişimi sonrası uyguladığımız doğru makroekonomik politikalar ve aldığımız tedbirler sayesinde ekonomimiz hızlı bir şekilde toparlandı. Burada, biliyorsunuz, gerek para politikasında gerek makro ihtiyati politikalarda gerekse vergi düzenlemelerinde önemli adımlar attık. 15 Temmuz alçak darbe girişimi sonrasında ekonomide meydana gelebilecek sıkıntıları önceden görüp hızlı adımlarla ve doğru adımlarla ekonomide hızlı bir toparlanmayı bu dönemde yakaladık. Burada, tek tek, sizlere aldığımız tedbirleri saymak istemiyorum ama her alanda çok hızlı tedbirler almak suretiyle ekonomide hızlı bir toparlanmayı yakaladık, 2016’nın üçüncü çeyreğinde daralan Türkiye ekonomisi 2016’nın son çeyreğinde çok hızlı bir toparlanmayı sağladı ve Türkiye ekonomisi, 15 Temmuz sonrası sıkıntılara rağmen, 2016 yılında yüzde 3,2 büyüyerek kesintisiz büyüme trendini devam ettirdi.

Yine, 2017 yılı başından itibaren ekonominin her alanında, yatırım, üretim, ihracat, tüketim, güven endeksleri, bütün göstergelerde aybeay, her ay artan ölçüde ekonomideki toparlanmayı yaşadık. Ekonomideki toparlanmanın sadece bazı sektörlerle sınırlı olmadığını, ekonominin geneline yayıldığını, ekonominin tüketim tarafında olduğu gibi yatırım tarafında da, üretim tarafında da, ihracat tarafında da güçlü bir toparlanmanın olduğunu görmüş olduk ve bu arka arkaya gelen göstergeler de, göstergelere ilişkin açıklamalar da bunu teyit etti. Kapasite kullanım oranları, PMI endeksleri, yine, bu anlamda reel kesim güven endeksleri, ihracattaki rakamlar -bunları tek tek açıklayarak sizleri de rakamlara boğmak istemem- her birisi açıklandığı dönemlerde ekonomide yakaladığımız canlanma trendini teyit etti ve 2016’nın son çeyreğinde başlayan büyümenin geçici olmadığını, bu büyümenin desteklerle beraber gelse de ekonominin temellerinin sağlam olması nedeniyle içeride yakaladığımız istikrar sayesinde genele yaygınlaştığını ve önümüzdeki döneme ilişkin büyüme trendlerimiz bakımından da son derece güçlü bir ilk başlangıç yaptığını söylemek mümkün.

Ekonominin, biliyorsunuz, birinci çeyreğinde ve ikinci çeyreğinde yüzde 5’in üzerinde büyüme rakamlarını da bu dönemde yakalamış olduk. İhracatta 156 milyar doları on iki aylık bazda geçtik; inşallah, yıl sonunda ihracatta son yılların rekorunu da kırmış olacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu da şunu gösteriyor ki: Ekonomimiz güçlü, her türlü şoklara dayanıklı. Ekonominin orta ve uzun vadede gücüne işaret eden, gücünü de milletten alan bir ekonomimiz var; onu da ifade etmek gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bugün, biliyorsunuz, üçüncü çeyreğe ilişkin büyüme rakamları da açıklandı. Türkiye ekonomisi 2017 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 11,1’le büyük bir rekora imza attı. Türkiye…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Büyüyen kim, büyüyen?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Millet büyüyor, ekonomi büyüyor, ekonominin üretim çarkları dönüyor; merak etmeyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yandaş zenginleri büyüdü, yandaş zenginleri. Çiftçi mi büyüdü, işçi mi büyüdü?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bakın, bu çok önemli, Türkiye 2011 yılından beri en yüksek çeyreklik büyüme oranını bu 2017 üçüncü çeyreğinde yakalamış oldu. Üçüncü çeyrekteki güçlü büyüme ekonomideki canlanmanın da bütün sektörlere yayıldığını da gösteriyor, bu son derece önemlidir. Hizmetler, sanayi ve inşaat sektörlerinde büyüme çift hanelerde gerçekleşti.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Malta büyümüş, Man büyümüş; biz büyümedik.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Özellikle ekonomide yarattığı katma değer açısından büyük öneme sahip olan imalat sanayisi üçüncü çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre –dikkat buyurun- yüzde 15,2 büyüyerek son altı yılın en yüksek büyümesini gerçekleştirmiş oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu kadar saldırıya rağmen büyüyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Yine makine, teçhizat harcamalarındaki canlanmaya da işaret eden güçlü bir büyüme verisini de bu sektörden aldık. 2017’nin üçüncü çeyreğinde makine, teçhizat yatırımları yüzde 15,3’le son iki yılın en yüksek büyümesini gerçekleştirdi. Makine ve teçhizat yatırımlarındaki güçlü artış ekonomimizin üretken yapısı için son derece olumlu bir gelişme oldu.

Değerli arkadaşlar, üçüncü veri, üçüncü çeyrek verisi de açıklandı. Şimdi, ilk üç çeyrek verisine topluca baktığımız zaman Türkiye ekonomisi ilk üç çeyrekte ne kadar büyümüş? Yüzde 7,4 büyümüş durumdayız. Bu oran OECD ve G20 ülkeleri arasında ilk üç çeyrekte gerçekleşen en büyük büyüme oranıdır yani Türkiye büyüme bakımından ilk üç çeyrekte OECD içinde ve G20 içerisinde bir numaraya oturmuş durumdadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnşallah yıl sonunda da bu büyüme oranının güçlenerek devam edeceğini görüyoruz. Nitekim, aslında son çeyreğe ilişkin yani ekim, kasım, aralık aylarına ilişkin açıklanan öncü göstergelere baktığımız zaman, çeyreklik bazdaki büyüme trendinin canlanarak devam ettiği ve genele yaygınlaştığı görülüyor. İnşallah, biz orta vadeli programda “5,5” dedik ama herhâlde 2017 yılı sonunda büyüme oranının rahatlıkla yüzde 6’nın üzerinde olacağı görülüyor. Hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye ekonomisi büyük bir sınavdan yine başarıyla çıktı bu dönemde ve 2018-2020 döneminde inşallah bu büyüme oranları daha da güçlenerek devam edecek.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hangi ülkeden bahsediyorsunuz Sayın Bakan? Hangi ülkeden bahsediyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Herkese refah olarak yansıyacak, sizler de dâhil. Refahı bölüştürürken de hakça, adaletlice bölüştürüyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İşçilere, işçilere! İşçiler ile çiftçilere!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılında, düşük bütçe açığı ve düşük borç yükü sayesinde sahip olduğumuz mali alanı kullanarak ekonominin büyümesine de destek olduk. Yani, 2015 yılında, 2016 yılında ve bu yıl içerisinde ekonominin ihtiyacı oldu kamu maliyesinin desteğine, ne yaptık? Bir an bile tereddüt etmedik. Güçlü kamu maliyemiz, güçlü borç göstergelerimiz kamu maliyesinin ekonomiye destek vermesinin önünü açtı. Kontrollü bir şekilde, ihtiyatlı bir şekilde ve kaynaklarımızı doğru yerlerde kullanmak suretiyle bütçe açıklarını da sürdürülebilir seviyelerde tutmak suretiyle, burada, ekonomide büyük bir başarıyı yakaladık ve her ne kadar yıl başında bütçe açığımızı 47 milyar lira civarında açıklasak da yıl sonu itibarıyla orta vadeli programda bu rakamı 61 milyar lira olarak revize ettik. Ama ben inanıyorum ki ekonominin üçüncü çeyreğinde yakaladığımız bu güçlü ivme ve dördüncü çeyrekte gelecek güçlü büyüme sayesinde bütçe açığında da inşallah yıl sonunda, orta vadeli programda açıkladığımız rakamlardan daha düşük bir bütçe açığını da gerçekleştireceğiz. Dolayısıyla mali disipline devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Orta vadeli programdaki dolar öngörünü de söyle Sayın Bakan, dolar öngörünü orta vadelide.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Ve değerli arkadaşlar, önümüzdeki yıllarda da -orta vadeli programı da açıkladık- kamu maliyesi alanında, özellikle yatırım, üretim, istihdam ve ihracat başta olmak üzere ve toplumsal refahın artırılması olmak üzere, kamu maliyesi her alanda ekonomiye destek olacak. Kamu maliyesi bu güçlü göstergeleriyle, bu gücüyle önümüzdeki yıllarda büyümeyi belirleyen önemli faktörlerden bir tanesi olacak. Biz on beş yıldır ayağımızı yorganımıza göre uzatıyoruz, on beş yıldır doğru işler yapıyoruz. Bu sayede, hem ekonomide, büyümede olağanüstü başarılara imza atarken diğer taraftan kamu maliyesinde de çok güçlü göstergeleri koruyabiliyoruz. Onu da sizlerle paylaşmış olayım.

2017 yılında yakaladığımız bu büyüme performansına önümüzdeki üç yılda da devam edeceğiz. Biliyorsunuz, 2018-2020 dönemine ilişkin orta vadeli programı kamuoyuyla paylaştık. Önümüzdeki üç yılda da ortalama yüzde 5,5 büyüyeceğiz. Ekonomimiz, inşallah, önümüzdeki üç yılda 3 milyon 400 bin insanımıza istihdam sağlayacak. Bu dönemde enflasyon oranları aşağı gelirken Türkiye’nin cari açığı da sürdürülebilir seviyelerde olmaya devam edecek. Bu dönemde reformlara devam edeceğiz. Ekonomide sağladığımız kalıcı istikrarın devamı için ihtiyatlı ekonomi politikalarına devam edeceğiz. Özellikle eğitim başta olmak üzere orta ve uzun vadede ekonomimizi büyütecek alanlarda yatırımlar yapmaya da devam edeceğiz. Her alanda olağanüstü başarılara imza attık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hakikaten büyüdü ya(!) Eğitimde vallahi dünya ülkesiyiz(!) Eğitimde olağanüstü başarılarınız var(!)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Merak etmeyin, şimdi onlara da geliyorum. Kıskanmayın, kıskanmayın. Şimdi onlara geliyorum. Nereden anladınız eğitime geldiğimi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Allah’tan korkun ya! Konuşana bak ya! Eğitime bak, ne eğitimi ya!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Evet, arkadaşlar, 2016 yılında bütçe açığımız yaklaşık 29,9 milyar lira olarak gerçekleşti.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eğitim ya!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Heyecanlanmayın arkadaşlar.

2017 yılında bütçe açığını 61,7 milyar lira olarak tahmin ediyoruz ama ekonomide sağladığımız bu canlanma sayesinde inşallah bütçe açığımız daha düşük seviyelerde de gerçekleşecek.

Değerli arkadaşlar, 2018 yılı bütçesi AK PARTİ hükûmetlerinin hazırladığı 16’ncı bütçedir. Rabb’ime şükürler olsun, bu millet on altı yıldır AK PARTİ hükûmetlerine, kendisine hizmet etsin diye bütçe yaptırıyor. Milletimize şükranlarımı arz ediyorum. Nice on altı yıllara inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, 2018 yılında da inşallah bütçe harcamalarımız yatırımı, üretimi, istihdamı destekleyecek.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, siz on altı yıldır fakir fukaraya, aça, yoksula bir şey yapmıyorsunuz. Fakire fukaraya, aileye…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – O, numara yapmak size ait olan bir şey, biz hiç numara yapmadık, siz hep numara yapıyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aile zenginleşti ama fakir fukara yerinde sayıyor.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, rica ederiz, lütfen müdahale etmeyiniz.

Buyurun Sayın Hatip.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Fakiri fukarası, taşeronu, hepsi aç.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Kendin inanıyor musun, söylediğine inanıyor musun?

VELİ AĞBABA (Malatya) – İnanıyorum tabii.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Tabii inanıyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Kendin inanmıyorsun söylediğine.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – İnanıyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İnanıyorum. Bir tek yandaşları zenginleştirdiniz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, Genel Kurula hitap edelim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Fakir fukaranın zenginleşmesine bak. Bir işsizliğe bak…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir işçiye bak, bir memura bak, bir de zenginlere bak.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Sayın Başkan, insicamımı bozuyor arkadaşlar.

BAŞKAN – Lütfen hatibin insicamını bozmayın ve olduğunuz yerden bir sataşmada bulunmayın. Sizi İç Tüzük’e riayete davet ediyorum. Rica ederim…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Sabır gösterin.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu kadar olmaz ki Değerli Başkan.

BAŞKAN – Sizi İç Tüzük’e riayete davet ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğruları söylesin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçesi, bundan önceki bütçelerde olduğu gibi, ekonomik büyümeyi, istihdamı ve vatandaşlarımıza hizmeti esas alan bir bütçedir. AK PARTİ hükûmetlerinin uygulamaya koyduğu bütçelerin en önemli özelliklerinden birisi bütçeden faize harcanan kaynakları azaltmış olmamız, diğer taraftan vatandaşa harcadığımız kaynakları da olağanüstü ölçüde artırmış olmamızdır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayemizde dinleyen oldu, laf atmasak dinleyen bile yok ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – On beş yıl önce bu ülkede bütçe yapılırdı. Nasıl bütçe? Kolay bütçe; yarısını faize ver, geri kalan yarısını da, Allah kerim, ne varsa harcamaya çalış.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi ne kadar? 426 milyar dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – 2002 yılında bütçe harcamaları içerisinde faizin payı yüzde 43,2; arkadaşlar, 2018 yılı bütçesinde bu oran 10’un altına düşmüş durumda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – 426 milyar dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Dolayısıyla, vatandaşımıza hizmet eden, faize giden bütçeyi sürekli olarak azaltan bir trendi görüyoruz. 2002 yılında her toplanan 100 liranın 86 lirası faize gidiyormuş.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi ne kadar? 426 milyar dolar.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Değerli kardeşim, sabır göster. Not alın bunları, önemli şeyler söylüyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – En faizci iktidar sizsiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Şimdi ne? 100 liralık verginin 12 lirası sadece faize gidiyor. Ekonomide yakaladığımız sürekli ve güçlü büyüme trendi, ekonomik ve siyasi istikrar ve güçlü kamu maliyesi dengeleri birbirini desteklemek suretiyle bir taraftan borçlanma ihtiyacını düşürürken diğer taraftan kamunun reel borçlanma maliyetlerini de önemli ölçüde aşağı çekti. Reel kamu borçlanma maliyetinin yüzde 25’leri geçtiği yılları hatırlıyoruz değil mi? Son beş yılda kamu borcunun ortalama reel borçlanması neredeyse sıfıra yakın. Dolayısıyla, bu bile vatandaştan toplanan kaynağın tekrar vatandaşa gitmesini sağlayan en önemli faktörlerden birisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçesinde de bundan önceki yıllar bütçelerinde olduğu gibi en fazla kaynağı nereye ayırıyoruz? Eğitime; her zaman eğitimi en öne koyduk, eğitim bütçesini her zaman artırmanın gayreti içerisinde olduk ve 2018 yılı bütçesinden 134 milyar lira eğitime kaynak ayırıyoruz. Bu, bütçe giderlerinin yüzde 18’ine tekabül ediyor, toplanan vergi gelirlerinin de yüzde 22’sine tekabül ediyor. Yani vatandaştan aldığımız her 100 liranın sadece 20 lirasını eğitime ayırıyoruz, vatandaşımızın eğitimine her zaman özel önem veriyoruz.

2002 yılından bu yana eğitime ayırdığımız kaynağı da 11 kat artırdık. Öğretmen sayısı 500 binden 900 bine çıktı. Yükseköğretim öğrenci sayısı 1,8 milyondan 7,6 milyona çıktı. Yükseköğretimde okullaşma oranı yüzde 23’ten yüzde 42’ye çıktı. Özellikle, burada derslik sayısındaki artış da çarpıcı: 409 binden 504 bine çıktı ve bu sayede bütçeden eğitime ayırdığımız kaynakları da artırdık. 2018 yılında öğrencilerimizin eğitim kredisi için, yine öğrencilerimizin taşımalı eğitimi için, yine engelli evlatlarımızın eğitimleri için bütçeden önemli kaynaklar ayırdık ve özellikle, özel okullarda eğitimi teşvik etmek amacıyla bütçede özel bir programı da bu dönemde başlattık. Mesleki ve teknik eğitime ayrılan kaynakları artırdık.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetleri olarak üniversitede harcı kaldırdık. Artık, öğrencilerimiz üniversitede herhangi bir harç ödemiyorlar. Devlet olarak, öğrencilerin ödemediği harçları devlet bütçesinden üniversitelerimize aktarıyoruz. Bu dönemde üniversitelere ayırdığımız kaynağı da olağanüstü ölçüde artırdık. 2002 yılında yaklaşık 3,6 milyar liraydı üniversitelere ayrılan bütçe, şu anda bu rakam 41 milyar lirayı geçti yani 11 kat arttı. Ve üniversite sayısı 76’dan 184’e çıkmış oldu. Bu dönemde, yükseköğretimde öğrencilere verilen burs ve kredi tutarlarını da sürekli bir şekilde artırdık: 2017 yılında 425 lira olan yükseköğretim kredi tutarını ve bursunu 2018 yılında 470 liraya çıkarıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılında, eğitimden sonra en fazla kaynağı sağlığa ayırıyoruz, sağlık harcamalarına ayırıyoruz ve burada sağlık harcamalarının da bütçe içindeki payını yüzde 17’ye çıkarmış olduk yani millî eğitim ile sağlığı üst üste koyun, bütçeden yaklaşık olarak yüzde 40’a yakın sadece sağlık ve eğitime kaynak ayırıyoruz, bu son derece önemli. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Bu dönemde, sağlık insan gücünü olağanüstü ölçülerde artırdık. Bugün, bakanlık hastanelerinde, özel sektör hastanelerinde çalışan personel sayısı 259 binden 619 bine çıktı, doğuşta beklenen yaşam süresi 72’den 78’e çıktı. Bakın, uluslararası göstergelerdeki çok önemli birkaç tane göstergeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlar arasında bir ülkenin gelişmişlik düzeyini gösteren, o ülkedeki sağlığın ne kadar iyi olduğunu gösteren önemli göstergelerden bir tanesi, 5 yaş altı ölüm hızı: 2002 yılında, bu, her bin canlı doğumda 40 yani 5 yaş altı ölüm hızı 40. Şu anda kaç? 9,4’e düşmüş. Bu, sağlıkta sağladığımız gelişmeleri gösteren son derece önemli bir gösterge.

Yine, bebek ölüm hızı bin canlı doğumda binde 31,5’ten binde 7,3’e düşmüş. Son derece çarpıcı gelişmeler ve gerek yaşam süresi gerek doğumda gerek 5 yaş altı ölüm hızı gerek bebek ölüm hızı gibi göstergeler Türkiye'yi bu anlamda uluslararası alanda üst sıralara taşımış oldu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılında özel sektörün daha da büyümesi için, yatırımların, üretimin, istihdamın, ihracatın artması için bütçeden ayırdığımız kaynakları artırıyoruz. Bu anlamda bakıldığında, bütün özel sektör yatırımlarının aslında itici gücü kamu altyapı yatırımlarıdır ve 2018 yılında bütçeden kamu yatırımlarına -merkezî yönetim bütçesi sadece yoksa diğer idare bütçelerini katmıyorum- sadece merkezî yönetim bütçesinden yatırım harcamalarına 85 milyar lira kaynak ayırıyoruz. 2003 yılında, AK PARTİ iktidara geldiğinde yatırım harcamalarının bütçeden aldığı pay yaklaşık yüzde 6 civarındaydı, şu anda kamu yatırım harcamalarının bütçeden aldığı pay yüzde 11’i geçti yani 2 katına çıktı. Sağlık, eğitim, yatırımı üst üste toplayın, hepsi birlikte gösteriyor ki Türkiye, gerçekten, bu dönemde sağlığa, eğitime ve yatırıma olağanüstü kaynaklar ayırmış durumdadır. Eskiden kamu yatırımları başladı mı ne zaman biteceğini kimse kestiremezdi. 2003 yılında, AK PARTİ iktidara geldiğinde kamu yatırımlarının bitiş süresi ortalama sekiz yılı aşıyordu, şu anda geldiğimiz rakam dördün altında. Dolayısıyla burada da olağanüstü bir performans sağlamış olduk.

Gerek bölünmüş yol kilometre uzunluğunda gerek kara yolu, köprü ve viyadük sayılarında, kara yolu tünel uzunluğunda… Dağıtmış olduğum kitapçıkta bütün rakamlar var, tek tek burada söylemek istemiyorum ama gerek otoyolu gerek yol ağında gerek demir yolu ağında gerek hava yolu ağında gerek deniz yolu ağında Türkiye bu dönemde olağanüstü ilerlemeler kaydetti. Nitekim, aslında büyüme oranımızın yukarıya gelmesindeki en önemli faktörlerden bir tanesi de tabii ki özel sektör yatırımlarının maliyetini azaltan, yatırımlarda üretim maliyetini düşüren bu temel yatırımlar olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçesi, sosyal devlet uygulamalarını artırarak devam ettiğimiz bir bütçe olma özelliğini taşıyor. 2018 yılında sosyal hizmet, sosyal yardım, sosyal destek harcamalarına bütçeden 50 milyardan daha fazla kaynak ayırıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu durumda, gerek engelli vatandaşlarımızın eğitim ve bakım ihtiyaçları gerek yaşlı vatandaşlarımızın hem gelir ödemeleri hem de onların bakımı gerekse yetimlerin, fakirlerin yani dezavantajlı bütün grupların bu sosyal yardımlara erişmesinin hem altyapısını kurduk hem bunlara erişimini sağlıyoruz hem de artan ölçüde sosyal yardımlara bu anlamda destek veriyoruz.

Yine, tarım bütçesi: 2018 yılı bütçesinden tarım sektörüne artan ölçüde kaynak ayırmaya devam ediyoruz. Tarımsal destekleme ödemelerine 14,8 milyar lira, tarım sektöründe yapacağımız yatırım harcamaları için 10 milyar lira…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Onun için samanı dışarıdan alıyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – …kredi, sübvansiyon harcamaları için de yaklaşık 4,7 milyar lira olmak üzere 30 milyar lira tarıma bütçeden doğrudan kaynak ayırıyoruz. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Vallahi samanı dışarıdan alıyoruz, samanı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Dolaylı olarak ayırdığımız kaynakları saysam bu rakam çok daha yukarılara gider.

Ve bu dönemde, çiftçimizin reel gelirinin artmasını sağlayacak her türlü düzenlemeleri ve uygulamaları da hayata koyduk. İnşallah, 2018 yılında mazot desteğini de 1’den 3’e çıkarıyoruz. Böylelikle, vatandaşımızın özellikle tarımsal girdi maliyetlerini de devlet olarak bir miktar biz karşılıyoruz.

Yine, reel sektöre bütçeden ayırmış olduğumuz kaynakları da hızlı bir şekilde artırıyoruz. Burada özellikle belirtmem gereken, biliyorsunuz, ihracatçılarımıza bütçeden 3 milyar liralık bir kaynak sağlıyorduk. 2018 yılında Eximbank üzerinden ilave 1 milyar lira daha destek verdik. Dolayısıyla 2016 ile 2018 yılını karşılaştırdığımda, bütçeden ihracata sağlanan destekleri yaklaşık olarak 3 kat artırdık; 1 milyar liradan 4 milyar liraya çıkarmış olduk.

Yine, küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz için bütçeden yaklaşık 1 milyar lira kaynak ayırdık. Esnafımızın gerek Halk Bankasından gerek Ziraat Bankasından kullanacağı kredinin sübvansiyon maliyetlerini bütçeden karşılayacağız ve böylelikle esnafımız kaynağa daha rahat bir şekilde erişmiş olacak.

Bu dönemde, son on beş yılda, kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin de reel gelirini önemli ölçüde artırdık. 2002 ile bugünü karşılaştırdığınızda, gerek her yıl yapmış olduğumuz zamlarla gerekse ara dönemlerde yapmış olduğumuz ilave zamlarla birlikte, bugün devlet memurunun da kamu çalışanının da muhtarın da asgari ücretlinin de SSK emeklisinin de reel gelirinde önemli artışları burada yakalamış olduk.

Ben sizlerle bunları teker teker paylaşmak istemiyorum ama bütün bu yaptığımız düzenlemelerde her zaman için milleti, vatandaşı merkeze koyduk, her zaman için onlara hizmet sunmanın hem yollarını çeşitlendirdik hem de vatandaşın kamu hizmetine erişimini sağladık.

Ve bu dönemde yeni yeni hastaneler açıyoruz, yeni yeni üniversiteler açıyoruz, yeni yeni hizmet merkezleri açıyoruz. Bu dönemde, aynı zamanda, hem ayağımızı yorganımıza göre uzattık hem de bu hizmetleri sağlamak üzere kamuya ihtiyaç olan personeli de almayı başardık. 2003 yılı ile bugünü karşılaştırdığınız zaman kamuda çalışan personel sayısı artmıştır ama sebep, kamu hizmetleri artmıştır ve yaygınlaşmıştır. Artık bugün, vatandaşımız yaşadığı noktada sağlık hizmetini alabilmektedir, yaşadığı noktada eğitime ulaşabilmektedir, yaşadığı şehirde artık üniversiteye gidebilmektedir. Bunu yaparken de devlet olarak hem bu üniversiteleri kurduk hem bu hastaneleri kurduk hem de onların içinde bu görevi yapacak, bu hizmeti yapacak kamu çalışanlarını da kamu istihdamına dâhil ettik. En son, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın yaptığı açıklamalar çerçevesinde, kamuoyuyla paylaştığımız şekliyle de taşeron yanında çalışan kardeşlerimizin de kamuya alınmalarıyla ilgili yasal bir düzenleme hazırlıklarını tamamladık, inşallah yakın bir zamanda geliyor. Böylelikle, vatandaşın ayağına hizmeti götüren kamu maliyesi ve ekonomi politikalarına devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelir politikaları alanında da daha etkin, daha basit, daha adil bir vergi sistemi oluşturacak şekilde önemli düzenlemeler yaptık. 2002 yılından bu tarafa uygulamakta olduğumuz ekonomi politikaları içinde vergi politikalarına spesifik olarak baktığınızda, özellikle dolaylı vergilerde, başta katma değer vergisi olmak üzere birçok anlamda, birçok sektörde sosyal indirimler yaptık. Sağlıkta, eğitimde, tekstil sektöründe ve birçok sosyal alanda katma değer vergisi oranlarını biz bu dönemde düşürdük, kurumlar vergisi oranlarını aşağıya çektik, gelir vergisi oranlarını aşağıya çektik ve bu dönemde ekonomide yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı destekleyecek şekilde birçok dolaylı vergiyi ya kaldırdık ya da oranlarını düşürdük. Burada özellikle organize sanayi bölgelerinde yapılan yatırımlara özel yeni teşvikler getirdik. Büyük ölçekli ve ülkemizi âdeta stratejik olarak sıçratacak yatırımlar için olağanüstü yeni teşvikler getirdik. Vergiyi tabana yayacak birçok düzenlemeyi hayata geçirdik ve bu dönemde, özellikle mükellef haklarını merkeze alan bir anlayışla vergi kanunlarında kolaylıklar getirdik, basitlikler getirdik. Vergi hizmetlerinde de hizmeti vatandaşın ayağına götürdük ve burada, özellikle, son yıllarda yapmış olduğumuz düzenlemelerle vergiye gönüllü uyumda da bir artışı görüyoruz ve bundan son derece memnunuz. Onun için, önümüzdeki dönemde de yatırımı, üretimi, istihdamı, tasarrufları, ihracatı destekleyecek vergi düzenlemelerine devam edeceğiz, vergiyi tabana yaymaya devam edeceğiz, kayıt dışılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz ve bu yolla devlet olarak bir taraftan kaynaklarımızı doğru yerlerden, doğru şekilde ve toplanması gerektiği kadar toplayacağız, vatandaşın vergi adaletine olan inancını güçlendireceğiz; diğer taraftan da topladığımız her bir kuruşun hesabı sorulacak şekilde harcanmasına özel gayret göstereceğiz. Bugün artık, her ay biz ne harcadıysak devlet olarak, Hükûmet olarak şeffaf bir şekilde vatandaşlarla paylaşıyoruz, hangi kaynağı nereye ayırdığımızı gösteriyoruz. Dolayısıyla kamu maliyesinde sağlamış olduğumuz bu şeffaflık da son derece önemli.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında Hükûmete geldiğimizden bu yana yürüttüğümüz ekonomi politikalarıyla yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı destekledik. Ekonomide büyüme ve kalkınmayı önceliklendirerek vatandaşlarımızın refahını ve ülkemizin geleceğini her zaman en başta hedef olarak belirledik. Hükûmetlerimiz döneminde kararlılıkla uyguladığımız mali disiplin politikasıyla bir yandan kamu maliyesinde istikrarı sağladık, diğer yandan kamu hizmetlerinde nicelik, nitelik ve etkinliği de artırdık. Kamu maliyesinde tesis ettiğimiz mali alanla ülkemizi şoklara karşı korunaklı hâle getirdik. Başta 15 Temmuz hain darbe girişimi olmak üzere, pek çok iç ve dış şoku da atlattık. Bu süreçte yatırım, üretim ve istihdamı destekleyen birçok desteği uygulamaya koyduk. Önümüzdeki dönemde mali disiplinden taviz vermeden, Türkiye’yi yüksek gelirli ülkeler grubuna yükseltecek, küresel bir güç olma yolundaki ilerleyişini destekleyecek yapısal reform öncelikli politikalarımıza da devam edeceğiz.

Orta vadeli dönemde politika önceliklerimiz, makroekonomik istikrarın sürdürülmesi, beşeri sermaye ve iş gücü kalitesinin artırılması, yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ile kamuda kurumsal kapasitenin artırılması olacaktır. 2018 yılı bütçemizi bu hedeflerle uyumlu, ülkemizin sürdürülebilir büyüme ve kalkınmasını destekleyecek bir çerçevede hazırladık. 2018 yılında kamu harcamalarını ekonominin üretken potansiyelini artıran alanlarda yoğunlaştıracağız. Gelir politika ve uygulamalarımızla yatırım ve istihdamı desteklemeye devam edeceğiz. Böylece, bir yandan ülkemizin büyüme potansiyelini desteklerken diğer yandan güçlü kamu maliyesiyle makroekonomik istikrarı koruyacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin hazırlanmasında desteklerini esirgemeyen başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız olmak üzere bakanlarımıza, Plan ve Bütçe Komisyonunun çok Değerli Başkan ve üyelerine, Bakanlığım ve diğer kamu idarelerine, kamu idarelerinde emeği geçen herkese huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Genel Kurul olarak yapacağınız yoğun ve yorucu çalışmalar için Hükûmetim ve şahsım adına sizlere şimdiden şükranlarımı arz ediyorum. 2018 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşme programı, dört siyasi partinin birlikte verdiği Danışma Kurulu önerisinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 tarihli 32’nci Birleşiminde kabul edilen şekliyle bastırılıp dağıtılmıştır. Görüşmeler bu programa göre yapılacaktır.

Başlangıçta, bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları ve Hükûmet adına yapılacak konuşmalarda süre birer saat -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- kişisel konuşmalarda ise onar dakikadır. Kişisel konuşmalarda bütçenin tümü üzerinde şahsı adına 2 milletvekiline söz verilecektir.

Şimdi, bütçenin tümü üzerinde grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin adlarını sırasıyla okuyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay ile Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Grup Başkanı İzmir Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım, İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan ile Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Muş ile Bingöl Milletvekili Sayın Cevdet Yılmaz; Hükûmet adına Başbakan ve İzmir Milletvekili Sayın Binali Yıldırım; şahısları adına, lehinde, Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç, aleyhinde, İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu konuşacaklardır.

Şimdi, gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçe görüşmelerine başlıyoruz. Bizleri izleyen aziz vatandaşlarımızı ve muhterem heyetinizi şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, güzel ülkemiz Türkiye’yi bizlere emanet eden atalarımızı, milletimizin birliği, devletimizin dirliği, vatanımızın bütünlüğü için kahramanca mücadele ederken şehadet şerbetini içen aziz şehitlerimizi, cumhuriyetimizin kurucusu, Türk milletinin ortak değeri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve partimizin kurucusu Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’i rahmet ve şükranla anıyorum.

Ayrıca, şu anda vatanımızın her köşesinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede destansı başarılar elde eden Silahlı Kuvvetlerimize, güvenlik güçlerimize başarılar diliyor, desteklerimizi ve dualarımızı gönderiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bütçe, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kamuya kaynak aktarma ve bu kaynakları dağıtma yetkisi verdiği bir belgedir. Çiftçinin, esnafın, işçinin, memurun, sanayicinin, velhasıl büyük Türk milletinin alın teriyle yarattığı kaynak, bugünden itibaren on iki gün sürecek müzakerelerle bütçe kanunu olarak hayata geçecektir. Bütçe, millet malıdır, beytülmaldir. Ayrıca, bütçe sadece para değildir, Hükûmet faaliyetlerine tutulan bir ayna ve muhasebedir. Bütçede vatandaşlarımızın sorunlarına çare, beklentilerine cevap aranır. Bütçede aradığımız dirliktir, düzendir, güvenliktir, adalettir, refahtır, sağlıktır, eğitimdir, iştir, aştır.

Bütçeyi görüşürken atanamayan öğretmenlerimizin, gıda ve ziraat mühendislerimizin, veterinerlerimizin ve sağlıkçılarımızın haklarını arayacağız. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm arayacağız. Sağlık meselesini ele alacağız. Eğitim sorunlarını gündeme taşıyacağız. Asgari ücretlinin, emeklinin, işçinin, memurun geçim sıkıntısını gündeme taşıyacağız. Zor günlerden geçen esnafımızın sesi olacağız. Çiftçimizin emeğinin, alın terinin hesabını soracağız. Somalı madencimiz şehit Gafur Şengazi’nin evladı Sıla’nın hayallerinin peşinde olacağız. Şehidimiz Ahmet Alp’in muhterem babasının “Vatanımız sağ olsun, Allah bu millete zeval vermesin.” duasını yere düşürtmeyeceğiz. Şehit öğretmenimiz Aybüke’nin al yazmasını sancağımız yapacağız. 15’liler neslinden Trabzonlu Eren’in çakmak bakışlarıyla yolumuzu çizeceğiz. Bunları yaparken yönümüzü Türk milletinden başka bir yere döndürmeyeceğiz. “Öteki” “beriki” demeyeceğiz. “Sizin mahalle” “bizim mahalle” yarışına girmeyeceğiz. Çünkü bizim başka bir ajandamız ve gündemimiz yoktur. Gizli ajandalarla terör örgütlerinin sözcüsü, hamisi olmayız; hukuk dışında, hiçbir informel yapıyı ve örgütü devlet işlerinde paydaş görmeyiz. Ecdadın kanıyla tesis ettiği millî varlığın bir ganimet gibi hoyratça kullanılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Ecdadımızın emaneti değerlere sahip çıkacak; ısrarla millet, kararlılıkla birlik, sevgiyle kardeşlik diyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerini Türkiye Cumhuriyeti’nin en kritik süreçlerden geçtiği bir zamanda yapıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, geleceğini ve sınırlarını hayati derecede yakından etkileyen ağır tehditlerle karşı karşıyayız. Türk milletinin binlerce yıllık varlığı sona erdirilmek isteniyor. Millî kimliğimiz aşındırılarak çok kimlikli bir yapıya dönüştürülmek isteniyor. Türkiye Cumhuriyeti kendi sınırlarını kendi başkentinden yönetemez bir hâle getirilmek isteniyor. Türkiye, yerli ve yabancı işbirlikçiler ile taşeron terör örgütlerinin saldırısı altındadır. Güney sınırlarımızın ötesinde, ülkemizi çevreleyecek bir terör koridoru oluşturulmak istenmektedir. 15 Temmuz hain darbe ve işgal teşebbüsü sonrasında, kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasette, bürokraside, ekonomide, sosyal hayatta, üniversitelerde, güvenlik teşkilatlarımızda FETÖ ihanetiyle mücadele devam etmektedir. Bu karanlık tabloya tarafsız kalma imkânı yoktur. Kenara çekilip olan biteni izleyerek günü kurtarma çabasında olamayız. Türkiye doğrudan hedef hâline getirilmişken siyasi çıkar hesapları yapamazsınız. Pensilvanya’dan beslenen, Türk düşmanlarıyla düşüp kalkan, milletimize sömürgecilik dayatması yapanlar vaziyet almışken “ben” diyemeyiz, kısır siyasi çekişmeler içine giremeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından gördük ki devlet dardadır. Türkiye'yi yeniden ayağa kaldırmamız gerekmektedir. Devlet, hain illegal örgütlerin, sinsi informel yapıların, düşman teröristlerin yuvalanacağı bir yapı değildir, olamaz, olmamalıdır. Devlet, milletimizin teşkilatlanmış hâlidir, o yüzden “Devlet ebet müddet, millet ebet müddet.” diyoruz. Büyük Türk milleti için devlet, evi, ocağı kadar kutsal gördüğü bir yapıdır çünkü devlet hürriyettir, anadır, babadır, istiklaldir, istikbaldir. Bunun için tarihte eşine az rastlanır bir fedakârlıkla cepheden cepheye mücadele ettik. Türk’ün birliği de dirliği de devletiyle somutlaşır. Terör örgütlerinin devletin içine neden sızdığına buradan bakarsak konu gayet net anlaşılır. Büyük Türk milletinin 15 Temmuzdaki tehdide karşı özveriyle yaptığı mücadele ancak böyle anlaşılır. Milletin bu gerçeğini görmezden gelerek siyaset yapamazsanız. Görmüyor, duymuyor, hissetmiyor, siyasi kör dövüşü içindeyseniz, millî de yerli de olamazsınız. Bu anda siyasette millî mukavemet duruşu başlar; muhalefet ederiz ancak millî mukavemetten ayrılmayız, siyasi rekabeti düşmanlık hâline getiremeyiz, ülkemizi hiçbir küresel kumpasa teslim edemeyiz.

Değerli milletvekilleri, kutlu bir devlet, mutlu bir millet adalet üzerinde hayat bulur. Hukuk ve adalet, hepimizi bağlayan en önemli unsurdur.

Kıymetli şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, bu yüksek duyguyu bakın ne güzel anlatmış:

“Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir.

Temele taş bulmak gecikebilir.

Devlete baş bulmak gecikebilir.

Adalet gecikmez, tez verilmeli.”

Adaletin, liyakatin, ehliyetin, meşveretin ve dayanışmanın hüküm sürmediği, kargaşa içindeki bir düzenden sağlıklı bir toplum ve huzurlu bir gelecek doğamaz. 15 Temmuzda Türk milletine onun silahını, tankını, topunu döndürme hainliğini gösteren teröristler için FET֒ye yardım ve yataklık edenlerin, FET֒nün her unsurunun, özellikle siyasi ayağının ortaya çıkarılması için adaletin bir an önce eşitlik ve hakkaniyet içinde tecelli etmesini istiyoruz. Ankara’da dayılar, İstanbul’da emmiler aramıyoruz. Sadece, hukuktan, nizamdan, kanundan ayrılmayan kurumlar diyoruz.

Hukuk ve adalet, devleti kurum ve kurallarıyla yöneterek tesis edilir. Yusuf Has Hacib Kutadgu Bilig’de der ki: “Adalete istinat eden kanun bu göğün direğidir. Kanun bozulursa gök yerinde duramaz.” Gök yerinde dursun, devlet ayakta kalsın diye hukuku, adaleti savunmaya, inşa etmeye ve korumaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, mensubu bulunduğumuz yüce Meclis millet iradesinin hukuka dönüştüğü yerdir. Anayasa ve kanunlar milletin refah ve saadetini, devletin ve milletin bekasını temin için vazedilir. Bunların millî bünyeye ve iradeye uygunluğunun temin edilmesi gerekir çünkü ebediyen var olan millettir.

Bir yönetim sisteminin sınırlarını anayasa çizer. Yeni siyasetin ve yönetimin yolları ve sınırları 16 Nisan halk oylamasıyla çizilmiştir. Cumhuriyetimizin demokratik gelişmesinin doğal bir sonucu olarak artık önümüzde yeni bir istikamet var. Kuvvetler ayrılığının kesinleştiği, yetki ve sorumluluk dengesinin tesis edildiği, millet iradesine dayanan değişiklikle yeni bir Hükûmet sistemine geçiyoruz; çift başlılık bitecektir, yetki başkasında, sorumluluk başkasında olmayacaktır. Güçlü ve büyük Türkiye’nin önü açılmaktadır. Millî devlet tahkim edilecek, ülkemizin üzerindeki bütün kara bulutlar dağıtılacaktır. Yeni yönetim sisteminde Türkiye Büyük Millet Meclisi, yüce Meclisimiz, denge-fren mekanizmasının belkemiği olacaktır. Bu nedenle önümüzde zorlu bir gündem var. Bir taraftan sosyal ve ekonomik sorunlara kalıcı çözümler üretmek için çalışmalar yaparken diğer taraftan yeni Hükûmet sistemine ilişkin yasal düzenlemeler gündemimizde olacaktır. Tüm partilerin ve milletvekillerinin bu süreçteki tavır ve tutumları, Türkiye’nin geleceğine ilişkin düşüncelerini de açığa çıkaracaktır. Oyalanacak, boşa harcanacak vaktimiz yoktur, demagoji ve istismardan da uzak durulmalıdır. Türk milletinin 16 Nisanda gösterdiği irade dışında yürümenin, millî iradeyi tanımamak anlamına geleceğini unutmayınız.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin en önemli gündemlerinden birisi de terörle mücadeledir. Terörle mücadele bir güvenlik, beka ve demokrasi mücadelesidir. Yurt içinde ve sınırlarımız ötesinde terörle amansız yapılan mücadeleyi takdirle destekliyoruz. Yapılacak iş bellidir: Bataklığı kesinkes kurutmak. Türkiye terörle mücadelesinde haklıdır, bu mücadele meşrudur. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları söylemlerinin ardına saklanarak terörle mücadeleyi sekteye uğratmaya çabalayan bölücü ve yıkıcı çevrelerin gerçek niyetleri gün gibi ortadadır. Hükûmetin en önemli görevi, bu mücadelede kesin başarıya ulaşmaktır. Bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisi devletin, Hükûmetin, kahraman asker ve polislerimizin yanındadır.

İbretle görüyoruz ki amaç ve niyetleri bulanık bir kısım sözde iş çevresi sözcüleri, ülkemiz üzerinde oyunlar tertipleyen dış güçlerden aldıkları telkinlerle hâlâ çözüm sürecine dönülmesi çağrısı yapmaktadır. Bu garabette ve yanlışlıkta ısrar eden bu yerli iş birlikçi ve iş adamı görünümlü bezirgânları uyarıyoruz: Hadsizlik yapmayınız. Bugüne kadar millî ve yerli bir duruşunuzu görmedik; bari gölge etmeyin, başka ihsan istemez. Terörle mücadelenin etkin olarak yürütüldüğü bir zamanda bu tür söylemleri son derece şaibeli ve zararlı olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyoruz.

En son terörist teslim alınıncaya, en son kanlı silah kırılıncaya kadar terörle mücadelenin azim ve iradeyle devam edeceğine inanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti bunu gerçekleştirmeye muktedirdir çünkü millî mukavemet canlıdır, millet devletiyle bir bütün hâlindedir. Bu vesileyle Cenab-ı Allah’ın silahlı kuvvetlerimize güç ve kudret vermesini temenni ediyor, terörle mücadeledeki aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum, yaralılarımıza şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin üzerinden yaklaşık on yedi ay geçti. Bu mücadeledeki görüş, uyarı ve tavsiyelerimizi bu kürsüden defalarca paylaştık. Özellikle, 15 Temmuzun aktif planlayıcılarıyla, FET֒nün siyasi uzantı, unsur, destekçileriyle mücadele edilmesini, bu kişilerin bir an önce yargı önüne çıkarılmasını dile getirdik. Bu hesaplaşmadan hiç kimse kaçamayacaktır, er ya da geç FET֒yle mücadele en son noktaya kadar yürütülecektir.

15 Temmuzdan sonra bir kâbustan uyanarak silkinen Türkiye'nin millî çıkarlarının merkezde olduğu başkent Ankara perspektifinin hayata geçirildiğini hatırlatmak isterim. O meşum geceyi yaşayan ve hatırlayan hiç kimsenin ülkemizin bütünlüğü, devletimizin dirliği, milletimizin birliği için olağanüstü tedbirlerin alınmasına karşı çıkmaması gerekir. Aradan geçen on yedi ayda hiç düşündünüz mü, 15 Temmuzda darbeciler başarılı olsaydı ülkemiz ne hâllere düçar olacaktı, kaç vatan evladı katledilecek, kaç vatan evladı yokluğa, yoksulluğa, vatansızlığa, esarete sürüklenecekti?

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, FET֒yü millî mücadelede defedilen hainlerin ve Türk düşmanlarının doksan dört yıl sonra kaldırdıkları baş olarak görüyoruz. Bu bakışla, FET֒yle mücadelenin elbet adalet ve hukuk içerisinde başarıya ulaşmasını istiyoruz. Biz 15 Temmuzun tarihî bir hesaplaşma olduğunu düşünerek Türk milletiyle ve bütün millî unsurlarla bir araya geliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ve bölgemiz tarihinin en kritik döneminden geçmektedir. Asırlık plan ve projeler yeniden uygulamaya geçirilmiştir. Şark meselesi yeniden gündeme getirilmektedir. ABD ve bazı Batılı ülkeler önlerine Orta Doğu haritasını koymuşlar, başta Irak ve Suriye olmak üzere bölgenin yeni haritasını keyiflerince çizmeye çalışmakta, Sykes-Picot’un yeni versiyonlarına girişmektedirler. Perde önünde bizimle müttefik gibi duran ülkeler, güneyimizde terör örgütlerinin hamisi, tedarikçisi olmuşlardır. Güney sınırımız boyunca hiçbir illegal örgütün bırakın büyümesine, var olmasına dahi izin veremeyiz. Bunun için hiç vakit kaybetmeden, sınır ötesinde terör örgütü PKK/YPG’ye karşı operasyonlar kararlılıkla sürdürülmelidir. Dış politikadaki gelişmeler ile terörle mücadeleyi birbirinden ayrı görmeden, ülkemizin bekasına yönelik saldırıları bertaraf edecek iradeyi göstermeliyiz ve inşallah göstermeye de devam edeceğiz.

Öte yandan, komşu bölgelerimizde, ata yadigârı İslam’ın emaneti topraklarda kaygı verici gelişmeler yaşanmaktadır. ABD Başkanı, İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü tanıdıklarını açıklamıştır. Bu kararı reddediyor ve kınıyoruz. Kudüs İsrail tarafından işgal edilen bir Filistin toprağıdır. Kudüs Filistin’in başkentidir. Kudüs’ün statüsü tartışmalarını derinleştirmek bölgede barışı değil, aksine, çatışmaları ve hak ihlallerini artıracaktır. Kudüs’ün kapısına dayanan siyonist ve haçlı operasyonu hâlâ iş başındadır. Bu haçlı zihniyetine gereken cevap her türlü hukuki ve meşru platformda verilmelidir.

Sonuç olarak, özetle, dış politikamızı millî çizgide sürdürmekten başka çaremiz yoktur. Millî duruş meselelere Ankara’dan bakmakla inşa edilir.

Değerli milletvekilleri, bu çetin şartlar altında önem vermemiz gereken bir husus da millî savunmamızdır. Bir milletin bağımsız, güçlü ve müreffeh bir ülke olarak yaşamasında en önemli etkenlerden birisi de millî savunma gücüdür. Dünyanın en zorlu çatışmalarının yaşandığı bir bölgedeyiz. Türkiye Cumhuriyeti olarak bu coğrafyada millî savunmamızı ve güvenliğimizi çok güçlü kılmamız gerekmektedir. Ülkemizin her türlü bela ve saldırılardan korunması her fedakârlığa değecek bir husustur. Füze savunma sistemleri, yerli silah, mühimmat ve askerî araç gereçlerin üretimini her türlü siyasi tartışmanın üzerinde tutarak destekliyoruz. Türk savunma sanayisi son yıllarda yaptığı atakla birçok alanda başarılı projeler gerçekleştirmiştir. Millî tank, millî uçak ve millî uydu projeleri devletin büyük kararlılığıyla devam ettirilmelidir. Türkiye'nin bölgesinde liderlik iddiasını artıracak ve ordumuzu daha da güçlendirecek yeni projelere destek olunmalıdır. Bu çerçevede, savunma sanayisinde yetişmiş mühendis ve ara eleman gücü, yerli sermaye ve girişimlerle de desteklenmelidir.

Değerli milletvekilleri, ülke olarak her yerde her alanda her faaliyeti istikrar içinde yürütmemiz gerekmektedir. En önemli sorunlarımızdan birisi de millî eğitim meselemizdir. İlkokuldan üniversiteye eğitimin her kademesindeki katılımcılar, öğrenci, öğretmen, akademisyen ve veliler eğitim sistemindeki istikrarsızlıktan ve belirsizlikten şikâyetçidir. Millî eğitim sistemindeki istikrarsızlığın derinleşmesi geleceğimizi de tehdit eder bir duruma getirebilir. Millî eğitim hepimizin ön yargısız bir şekilde üzerinde düşünmesi gereken bir konudur. Eğitim sistemindeki zafiyetler kabul edilemez. Maalesef, ilköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden yükseköğretime geçişler belirsizlik içerisindedir. Millî eğitimdeki sorunlara geniş bir mutabakatla son vermeliyiz. Milletimizin eğitime ilişkin beklentilerini bilimin ışığında millî hassasiyetle yerine getirmeliyiz. Atanamayan öğretmenlerden sözleşmeli öğretmenlerin sorunlarına, derslik sayısından okullarımızın nitelik ve imkânlarına kadar, millî eğitim sorunları geniş bir zeminde ele alınmalıdır.

Sonuç itibarıyla, Türk milletinin mensubiyetinin şuuruna sahip, manevi ve kültürel değerlerimizi özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, sorumluluk duygusu ve toplumsal duyarlılığı yüksek, gelişmeye açık, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, girişimci, demokrat, erdemli ve inançlı nesillerin yetiştirilmesi, eğitim politikamızın vazgeçilmez temel amacı olmalıdır. Eğitim politikaları, yüksek medeniyet hedefine dayanan millî ve istikrarlı bir anlayışla kurgulanmalıdır.

Değinmek istediğim bir diğer husus da değerli milletvekilleri, tarım ve hayvancılıktır. Tarım ve hayvancılık vazgeçilmez stratejik bir sektördür ancak tarımın millî hasılaya olan katkısı yıllar içinde giderek düşmüş, tarımsal ihracatımız tarımsal ithalatı karşılayamaz duruma gelmiş, ekilen biçilen alanlar ile tarımda çalışan sayısı azalmış, köylerimiz boşalmış, çiftçimizin geliri her geçen yıl düşmüş ve borçları artmıştır. Türkiye'nin büyük bir kapasiteye sahip olduğu geleceğin anahtar sektörlerinden olan tarımdaki bu tablo kaygı vericidir. Mazot, gübre, fide, yem, ilaç, elektrik gibi tarımsal girdilerdeki fiyatların yüksek olması, çiftçiyi üretimden uzaklaştırmakta, tarımda uluslararası piyasada rekabet şansımızı azaltmaktadır. Üretim planlaması ve fiyatlandırma politikasını işletmek ve bu politikaları geliştirmek gerekmektedir. Üretici hem girdi maliyetlerinin yüksek olması hem de ürettiği malı değerince satamaması nedeniyle yeterince kazanamamakta, hatta zarar etmektedir. Bunun önüne geçmek için stratejik öneme sahip olan ürünlerde fiyat garanti sistemi uygulanmalıdır.

Hayvancılık tarımsal katma değerin âdeta lokomotifidir. Küçükbaş hayvancılığın sorunlarını elbette tarım ve hayvancılığın yapısal sorunlarından ayrı düşünmemeliyiz. Bu yüzden küçükbaş hayvancılığa da özel bir önem vermemiz gerektiğini hassaten ifade ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'nin önemli stratejik sektörlerinden biri de enerjidir. Enerjide dışa bağımlılıkta dünya sıralamasının maalesef üst sıralarındayız. Bu durum önemli bir arz güvenliği riski taşımaktadır. Doğal gazda 5’inci, petrolde 13’üncü, kömürde 7’nci sıradayız. Bu rakamlar geleceğimizi tehdit etmektedir. Oysa enerji arzında öz kaynaklarımızı harekete geçirmemiz hâlinde çok yüksek bir potansiyelimiz vardır. Dünya Enerji Konseyi Türk Millî Komitesinin raporlarına göre, Türkiye, öz kaynaklarını harekete geçirdiğinde 750 milyar kilovatsaat elektrik üretebilecektir. Enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde sunulması temel bir enerji politikası olmalıdır. Millî bir enerji politikası oluşturulabilmesi için enerji ham maddelerinde dışa bağımlılığın azaltılması, yerli kaynaklardan maksimum ölçüde yararlanmak için kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarının azami seviyede değerlendirilmesi, enerji ithalatında kaynak ve kaynak ülke çeşitliliğinin artırılması gerekmektedir. Nükleer enerji başta olmak üzere yeni enerji teknolojilerini üretecek yetkinliğe ulaşmamız elzemdir.

Değerli milletvekilleri, Esnaf ve Sanatkârlar Genel Müdürlüğü, 57’nci Hükûmet döneminde Milliyetçi Hareket Partisi tarafından Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde kurulmuştur. Esnaf ve sanatkârımız sermaye ve refahın tabana yayılmasında, gelir dağılımının iyileştirilmesinde, sosyal dengelerin korunmasında çok önemli bir görev üstlenmektedir. Ülkemizdeki iş yerlerinin yüzde 99’u esnaf ve küçük işletmelerden oluşmaktadır. İstihdamın yüzde 77’si, ekonomide yaratılan katma değerin yüzde 36’sı esnaf ve sanatkârlarımız tarafından sağlanmaktadır. Esnaf ve sanatkârlarımız, finansman yetersizliği, gelişmiş pazarlara hitap edecek donanımlardan mahrumiyet, bilgi ve teknolojideki yeniliklerin getirdiği değişimler, küresel ekonominin, marketlerin ve Uzak Doğu mallarının yarattığı rekabet, mesleki eğitim yetersizliği, sosyal güvenlik sorunları, yüksek vergi ve sosyal güvenlik primi, halkın alım gücünün düşmesi ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi, yaşanan iç ve dış göçler, kayıt dışı esnaflığın oluşturduğu haksız bir rekabetin getirdiği tehditler altında var olma mücadelesi vermektedir. Esnaf, büyük alışveriş merkezlerinin baskısı altında kalmıştır; faaliyete geçen her AVM, etrafında yer alan esnaf ve sanatkârı yok olma noktasına sürüklemektedir. Esnaf ve sanatkârlarımız Türkiye ekonomisinin ve Türk toplum yapısının temelidir, bu temeli korumalıyız ve güçlendirmeliyiz.

Üzülerek ifade etmeliyim ki ülkemiz toplumsal huzur ortamı bakımından da ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Sosyal şiddet âdeta her yere sirayet etmiştir; evde, işte, okulda, sokakta, sporda ve televizyon ekranlarında bu şiddet sarmalından kurtulmanız için acil önlemlere ihtiyaç vardır. Sosyal sorunların çözümü için ortak bir akıl etrafında birleşmek mecburiyetindeyiz.

Değerli milletvekilleri, Türk milletinin engin bir tarihi, kültürü, mücadele azmi ve iradesi vardır. Milletçe büyük bir devlet şuuruna sahip olmasaydık bekamızı devam ettiremezdik. Türk milleti hafızası olan bir millettir. İşte, millî mücadele günleri… İşte, 15 Temmuz gecesindeki millî duruş… Zor günlerden geçiyoruz. Bu zor günlerde Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye'nin gerçek ve acil sorunlarına çözüm üretmede omuz omuza, kafa kafaya çalışma çağrısı yapıyoruz. Türkiye'nin her bakımdan bir inşa ve ihya girişimine ihtiyacı vardır. Hepimiz öncelikle şu soruların cevaplarını aramakla mükellefiz: Neyi, nerede, nasıl inşa ve ihya edeceğiz? Hangi geçmişten, nasıl süzülüp geliyoruz? Nasıl bir geleceği tahayyül ediyoruz? Nelere sahibiz, nelerden mahrumuz? Önümüze çıkan engelleri aşabilmek için gerekli olan maddi ve manevi imkânlarımız nelerdir? Bu imkânlar eksikse nasıl tamamlarız, fazlaysa nasıl yönetiriz? Unutmayınız, zor diye bir şey yoktur, imkânsız sadece zaman alacaktır.

Siyaset anlayışımızda öznemiz millet, nesnemiz devlettir. Toplumun üzerine pompalanan umutsuzluk girdabından bir an önce çıkılmalıdır. Türkiye'nin, kalkınma ve güçlenme hamlesini başlatacak, gelir dağılımındaki adaletsizliği düzeltecek, yoksulluğu ortadan kaldıracak, dargınlıkları giderecek, birleştirici, kucaklayıcı, sosyal barışı temin eden, kurumlar ile yurttaşlar arasında güven sağlayan bir uzlaşmaya ve normalleşmeye ihtiyacı vardır. Zorlaştıran değil kolaylaştıran, iten değil kucaklayan, bölen değil birleştiren, haklı ve zayıfı, haksız ve güçlüye karşı koruyan bir anlayışı hâkim kılmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, müddetinize üç dakika ekliyoruz.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Rica ederim.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu kronik sorunları kökten çözmek için, atıl bırakılan beşerî ve fiziki kaynaklar harekete geçirilmeli, ülkemizi sürekli üreten ve üreterek büyüyen bir ülke hâline getirmeliyiz. Kamu hayatının her alanında şeffaflık ve hesap verme anlayışını hâkim kılacak bir sistem hayata geçirilmelidir. Ekonomi, bilim, sanayi, dış politika, kültür, sanat, eğitim, sağlık, tarım ve hayvancılık gibi alanlarda çağdaş, akılcı, gerçekçi, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir programı vatandaşlara topyekûn, hep birlikte sunmamız millî bir görevdir. “Sen-ben” kavgasına girmeden, dilde, fikirde, işte birlik şiarıyla, Türkiye'nin birliğini yıkmak isteyenlere karşı demokratik ve millî bir direniş çağrısı yapıyoruz, aziz milletimizi bir gönül seferberliğine davet ediyoruz. Türk’ün asli cevherinde bir araya gelelim, yekvücut olalım. Türkiye'nin birliğinin, refahının, mutluluğunun ve geleceğinin yegâne teminatının al bayrak altında birleşmekten geçtiği unutulmamalıdır. 19 Mayıs 1919’daki ilk adımın, 23 Nisan 1920’deki ilk açılışın, 29 Ekim 1923’teki ilk ilanın heyecanı ve coşkusuyla doluyuz. Bize lazım olan, birlik ve beraberlik, kararlılık ve her bakımdan güçlü olmaktır. Davranmalıyız, el ele verip omuz omuza şahlanmalıyız. Yeni bir Türk mucizesi doğmalıdır ve doğacaktır, belki yarın, belki yarından da yakın.

Konuşmama son verirken 2018 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, muhterem heyetinizi ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Şimdi, söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun beyefendi.

Süreniz otuz dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin tümü üzerine yapılan görüşmelerde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gerek şahsım gerekse siyasi partim adına Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen büyük Türk milletini saygılarımla selamlarım.

Bilindiği üzere, bütçe görüşmeleri iç siyasetin, dış siyasetin, ekonominin, sosyal sorunların, hepsinin konuşulduğu platformlardır. Ben konuşmamda daha çok ekonomik konular üzerinde ve bunlara yönelik çözüm önerileri üzerinde duracağım.

Adalet ve Kalkınma Partisi on beş yıldır ülkemizi yönetiyor ve 16’ncı bütçesini yapıyor. Tabii, hâlâ 2002 mukayesesi yapmayı anlamlandıramıyorum işin doğrusu, bunu ifade etmem lazım çünkü on beş yıllık bir süre bir ülkedeki yapısal sorunları gidermek açısından, çözmek açısından son derece yeterli bir süredir. Bu zaman zarfında elbette ki birtakım meselelerin çözülmüş olması lazım. Şu anda aslında baktığınızda 2002’yle mukayese yapmak açısından çok da muhteşem bir ortam var. Birçok veri, makroekonomik gösterge -kamu maliyesinin dışında- 2002’yle mukayese edildiğinde çok daha sıkıntılı durumdadır, ancak bunu yapmanın ülkemize bir faydası yok. Ben o yüzden daha çok çözüm önerileri üzerinde duracağım ve ülkemizin güncel ve yapısal sorunlarına yönelik reform mahiyetindeki çözüm önerileri üzerinde duracağım. Fakat çok kısa bir şekilde genel bir konjonktüre bakacak olursak toplumun birçok kesiminde, çiftçilerimizde, çalışanlarımızda, sanayicilerimizde, KOBİ’lerimizin büyük bir borç yükü altında olduğunu biliyoruz ve bu borç, gelirin üzerinde artıyor yani gelirden daha hızlı artan bir borç durumu var. Kişi başı gelir düşmektedir, enflasyon yükselmektedir, dolar kuru, daha doğrusu döviz kuru çok dalgalı, oynak, belirsiz ve sürekli yükselmektedir. Faizler yükselmektedir, cari açık hâlâ hatırı sayılır seviyededir, kamu açıkları özellikle son iki yılda tekrar bir artma eğilimine girmiş ve kamu maliyesi bozulmaktadır. Türkiye ikiz açık sarmalıyla karşı karşıya olma riski içerisindedir. Genel olarak ekonominin kırılganlığında bir artma olduğunu ifade edebiliriz. Rezervlerimizin -ifade edildiğinin aksine- kısa vadeli yükümlülüklerimizi karşılamaktan uzak olduğu tespitini yapmamız gerekmektedir. Dünyadaki en kırılgan ekonomiler liginin vazgeçilmez bir üyesi hâline geldik.

Şimdi, bir yandan da tabii, iç ve dış siyaset çok sıkıntılı, Türkiye bir kuşatma altında. Böyle bir kuşatma ortamı içerisinde de ülkemizin önünü açacak, milletimize ümit verecek politikaları ortaya koymayı millî bir duruş olarak görüyorum ve bu çerçevede önerilerimi sıralamaya çalışacağım. Temel olarak dokuz başlık üzerinde hareket edeceğim Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. İlk olarak yapılması gereken şey, Türkiye ekonomisine ilişkin olarak güven bunalımını ortadan kaldırmak, belirsizlikleri azaltmak ve beklentileri olumluya çevirmektir. Piyasalara ve yatırımcılara vereceğimiz en önemli mesajın “Biz sorunları doğru tespit ediyoruz ve çözüm önerilerine de sahibiz.” mesajı olması lazım. Ve bu çözüme yönelik de siyasi ve bürokratik iradenin varlığını göstermek lazım; bu, başlı başına önemli bir husustur. Bu gösterildiği andan itibaren, bugün bu, bütçe konuşmasında Sayın Başbakan bu iradeyi ortaya koysun, makroekonomik göstergelerde, belirsizliklerde ve bir kısım göstergelerimizde bugünden itibaren bir iyileşme olacaktır, ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Tabii, sorunları abartmak kadar hiç yokmuş gibi kabul etmek veya küçültmek de güvensizliğe yol açıyor. Bugün Türkiye ekonomisiyle ilgili olarak baktığımızda “Türkiye ekonomisi yönetiliyor mu?” diye bir soru sormak haklı bir soru gibi duruyor. Ekonomiye ilişkin kurumlar arasında ciddi bir koordinasyon eksikliğinin olduğunu ifade etmem lazım. Kurumlar inisiyatif alıyor mu ciddi endişelerimiz var. Kurumların ve kuralların çalıştığını herkese göstermemiz lazım. Devleti yönetenlerin daha dikkatli bir şekilde beyanatlarda bulunması lazım çünkü birkaç beyanatın üst üste gelmesi ekonomide belirsizlik ve güvensizlik yaratmaktadır. İktisadın temel ilkelerine ters söylemlerin sıkça tekrarlanması ve kamuoyunda tartışılması ciddi bir tedirginlik yaratmaktadır. Piyasalara elbette teslim olmayalım ancak piyasalarla restleşmenin de çok fazla anlamı olduğunu düşünmüyorum. Meselelere günübirlik çözümler aramak yerine reformist olarak yaklaşmak gerekmektedir. Sürekli olarak Türkiye'nin büyük risklerle karşı karşıya olduğunu vurgulamak da Türkiye’ye yatırım yapacak yatırımcılar açısından belirsizlik yaratmaktadır.

Şimdi, “Sorunları doğru teşhis etmemiz gerekir.” diyoruz; doğru teşhis için doğru veri, kaliteli veriye ihtiyacımız var; en önemli konulardan bir tanesinin bu olduğunu düşünüyorum. Yeni millî gelir serisi açıklandı. Geçen yıl burada bütçeyi konuşurken ortaya koyduğumuz sorunlar ile bu yıl bütçeyi konuşurken ortaya koyduğumuz sorunlar çok farklılaştı. Bu, Hükûmetin yaptığı işlerden ziyade TÜİK’in açıkladığı verilerdendir. Geçen yıl yurt içi tasarrufların çok yetersiz olduğunu, Türkiye’de yatırımların yetersiz olduğunu söylüyorduk çünkü elimizdeki resmî veri oydu. Bunları, bütün bu sorunları TÜİK aslında bir akşamda çözmüş oldu. Fakat bu meselenin içselleştirilip içselleştirilmediğine baktığımız zaman Hükûmetin politika dokümanlarında sorunlar değişmiş fakat çözüm önerileri çok fazla değişmiş gibi durmuyor. Hâlbuki yeni sorun alanları için yeni çözüm önerileri önermek lazımdı; bunu, Hükûmet dokümanlarında göremiyoruz, dolayısıyla burada bir içselleştirme sorunu varmış gibi geliyor.

Millî gelir serisinin değiştirilmesini… Bakın bu veri o kadar önemli ki, 2011-2015 dönemini düşünelim, eski serideki büyüme oranı -dört yılın ortalaması için söylüyorum- 3,3. Şimdi 3,3; hayatı yaşıyorsunuz ve bu göstergeler geldikçe buna göre bir politika seti uyguluyorsunuz; mesela, Merkez Bankası buna göre bir para politikası uyguluyor. Şimdi, geçti, 2016 yılına geldik, dediler ki: “Pardon, büyüme 6,1’miş.” Dolayısıyla burada 2,8’lik büyüme veya yüzde 84’lük artış oluyor. Şimdi, TÜFE 8,2, Merkez Bankası fonlama maliyeti 7,7. Şimdi, bu büyüme doğru olarak zamanında bilinmiş olsaydı Merkez Bankasının vereceği para politikası tepkisi çok fazla olacaktı ve ülkeye bu işlerin maliyeti çok daha az olacaktı. Bunları fazla uzatmak istemiyorum.

İkinci yapılması gereken şey, ikinci ana başlığımız: İyi yönetim ilkelerini ülke yönetiminde tamamıyla hâkim kılmalıyız. Katılımcılık konusu önemlidir politikaların oluşturulması ve uygulanmasında. Politikalardaki kötü uygulamaların kontrol edilmesi anlamında saydamlık konusu önemlidir. Bu konulara dikkat edilmesi lazım. Özellikle burada kamu-özel iş birliği projelerini vurgulamak istiyorum. Bunlarla ilgili ciddi belirsizlik var ve bu belirsizlik piyasalarda çok olumsuz ve kötü fiyatlanıyor yani işin bize maliyetini artırıyor. Burada saydamlık olmadığı sürece işin bize maliyeti artıyor.

Hesap verme sorumluğu 5018 sayılı Yasa’yla sistemimize daha fazla girmiştir ancak uygulamasının çok iyi olduğunu söyleme imkânımız yok.

“Emaneti ehline verme” ilkesi çerçevesinde liyakate hem görev almada hem de bürokraside görevde yükseltmede azami özen göstermeliyiz, kayırmacılık asla yapılmamalıdır.

Diğer önemli bir konu -yine iyi yönetim çerçevesinde- hukukun üstünlüğü meselesidir. Ekonomiyi de yakından ilgilendirmektedir hukuk meselesi. “Adalet mülkün temelidir.” felsefesinden asla uzaklaşmamalıyız. Adalet sistemimizi güçlendirecek, hukukun üstünlüğünü her alanda hâkim kılacak tedbirleri almalıyız. Hızlı, adil işleyen bir yargı sistemi ve yargı bağımsızlığını tesis ederek yargı kararlarını tartışılır olmaktan çıkarmalıyız.

Kurumlar ve kurallar bir toplumun temelidir ve toplumsal düzenin varlığı için gereklidir. Kamu kurumlarını güçlendirmeliyiz, kamu kurumlarının itibarlarını artırmalıyız. Onların itibarını artırmak başarı için şarttır. Özellikle Planlama, Hazine, Maliye ve Merkez Bankacılığı fonksiyonlarının güçlü bir şekilde sürdürülmesi ve güçlü bir koordinasyon gerekmektedir. Merkez Bankası, TÜİK ve BBDK başta olmak üzere düzenleyici otoritelerin fonksiyonel bağımsızlıkları korunmalıdır. Bakın, bunlarla ilgili piyasada ciddi endişeler var. Örneğin, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 7 kurul üyesi var, 5 tanesi boştur. Bu, bir güvensizlik veriyor. Yarın bir bankayla ilgili sıkıntı olsa bu kararı biz nasıl alacağız? TÜİK’in 50 tane daire başkanı ve bölge müdürü üzeri yöneticisi var, 36 tanesi vekâletle yönetiliyor. TÜİK bağımsız bir kurumdur ve kararlarını, rakamlarını bağımsız bir şekilde çıkartabilmesi lazım. Bu baskı altında TÜİK nasıl çalışacak?

Denetimsiz kamu yönetimi olmaz. Bakın, iç denetim sistemi on yıldır uygulanmaya çalışılıyor fakat gereği kadar yol alınamadı. Teftiş kurullarının morali, motivasyonu bozuldu, gereği gibi çalışmıyor. Sayıştay Kanunu çıkartıldı, güzel bir kanundu fakat bugün Sayıştayın uluslararası standartlarda bir dış denetim yaptığını söylemek zordur. Bu anlamda denetim fonksiyonlarını, ülkede denetimle ilgili birimleri çok daha güçlendirmemiz lazım.

Kurumların tüm vatandaşları kapsayıcı olması ekonomik gelişme açısından çok önemlidir, ciddi bir ilişki vardır. Biliyorsunuz Türk akademisyen Daron Acemoğlu bu konudaki çalışmalarıyla Nobel’e aday olmuştur. Dolayısıyla kurumların kapsayıcılığı konusu siyaset kurumunun ilgi alanına girdiği için mutlaka üzerinde durmamız gereken bir husustur.

Kurumlarla sürekli oynamamamız lazım. Kurumlar lego değildir. Bakın, Teşvik Uygulama Genel Müdürlüğü planlama dalında Hazineye bağlandı, yirmi yıl geçmesine rağmen Hazineci olamadılar, şimdi aldık bir de Ekonomi Bakanlığına bağladık. O kurumu oraya, o kurumu oraya bağlamanın kurumlar üzerinde, motivasyon üzerinde ciddi sıkıntı yarattığını bilmemiz lazım.

Sağlık Bakanlığı… 2011 yılında bir reform yapıldı bir KHK’yla, şimdi yeni bir KHK’yla o reformun tamamı çöpe atıldı, eski sisteme döndürüldü ama Türkiye para ve zaman kaybetti. Bunlar, bu sıkıntılar niye oluyor? Çünkü yaptığımız işleri etki analizine dayandırmıyoruz, etki analizi önemli bir konudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde duracağım diğer önemli bir husus verimlilik meselesidir. Türkiye ekonomisinin verimliliğinin düşük olduğunu, bir defa, ifade etmemiz lazım. Bu, hem toplam faktör verimliliği anlamında hem de iş gücü verimliliği anlamında. 2002 sonrasında oradaki reformların etkisiyle toplam faktör verimliliğinin büyümeye katkısında bir artış olmuştur, güzel bir gelişmedir ancak özellikle 2008 sonrasında toplam faktör verimliliğinin büyümeye katkısı azalmaktadır, hatta bazı yıllarda eksidir, örneğin 2016 yılında da eksi olması beklenmektedir. Dolayısıyla verimlilik artışı bizim mutlaka üzerine düşmemiz gereken, tedbir geliştirmemiz gereken bir husustur. Burada firma ölçeği meselesini de özellikle vurgulamak istiyorum. Firma ölçeği ile -ampirik çalışmalar bunu gösteriyor- verimlilik arasında ciddi bir ilişki var. Bu, sadece tarım sektöründe değil sanayi sektöründe de var. Dolayısıyla firmalarımızın daha büyütecek kararlar alması lazım, özellikle miras yoluyla bölünmenin KOBİ’lerde önüne geçmek lazım ülkemizin gelişmesi, kalkınması açısından. İş gücünün eğitim düzeyini ve niteliğini artıracak önlemlerin alınmasının da verimlilik üzerinde olumlu etkisinin olacağını söylemeye gerek bile yoktur.

Dördüncü önemsediğim ve üzerinde durmak istediğim konu ekonomik güvenlik konusudur. “Dış kaynağa bağlı bir ekonomiyiz.” diyoruz. “Türkiye, 15 Temmuzda bir işgalin eşiğinden döndü.” diyoruz. O formatta olmadı başka bir formatta Türkiye, yeni ataklarla karşılaşabilir. Dolayısıyla ekonomik güvenlik konusu hiçbir şekilde ıskalamamamız gereken ve üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir konudur. Bunun için de yapacağımız en önemli şey, dış bağımlılığımızı azaltmaktır. Dış finansman bağımlılığımızı mutlak surette azaltmak durumundayız.

Bakın, Eylül 2017 itibarıyla önümüzdeki bir yıl içerisinde 170 milyar dolar borç ödememiz var, artı yaklaşık 40-42 milyar dolar da cari açığı koyarsanız 210 milyar dolar finansman sağlamak durumundayız. Bunu azaltmadığımız sürece her türlü şoka, her türlü atağa karşı açık bir hâlde olduğumuzu unutmamamız gerekir. Dolayısıyla bu tedbirlerin alınması lazım. Bunların neler olduğuna girmek tabii şu anda çok fazla mümkün değil ancak yapılması gereken, işin finansman açığının azaltılması gerektiğini… Bir tane örnek verebilirim yalnız. Büyük dış finansman gerektiren projeler var, bunların bir kısmı konuşuldu, mesela Kanal İstanbul gibi. Şimdi, zaten bunların çok fazla sağlıklı etki analizleri de yapılmış değil. Ciddi dış finansman gerektiren projelerin bu anlamda gözden geçirilmesi gerektiğini ben ifade etmek istiyorum.

Şöyle bir analiz yapalım: Adalet ve Kalkınma Partisi dönemlerinde, on dört yılda -2017’yi katmıyorum yıl bitmediği için- 590 milyar dolar net dış kaynak kullanılmış. Bakın, borçlanma değil, borçlanma bunun çok üzerinde. Net kullanım 590 milyar dolar; bunun 500 milyar doları cari açığın finansmanı için kullanılmış, 90 milyar doları da rezervlerin artışı. Tabii, burada rezerv artışıyla ne kadar övünmemiz gerektiğini düşünmemiz lazım. Yani dışarıdan borcu alıyoruz rezervimizi bir miktar artıyoruz; bu, ne kadar bu anlamda övünülecek bir şeydir veya rasyo olarak baktığımızda o da ayrı bir husus.

Şimdi, 590 milyar dolar net kullanım; 500 milyar doları cari açık dedik. Tabii, bu borçlanmayla oluyor, bunun önemli bir kısmı borçlanmayla finanse edilmiştir. Borçlarımız için ödediğimiz dış faizin, on dört yıldaki dış faizin 132,3 milyar dolar olduğunu unutmamamız lazım. Bunlar, önceki yıllara göre astronomik artışlardır. Dolayısıyla dış kaynak bağımlılığını azaltmak az önce ifade ettiğim gibi hem ekonomik güvenlik açısından hem de ülkemizin gelişmesi açısından son derece önemli bir husustur.

Peki, bu kadar kaynağı nasıl kullandık? İşte, o zaman diğer bir sorun alanı ve çözmemiz gereken bir husus karşımıza çıkıyor; bu da kaynak tahsisindeki çarpıklık. Türkiye’de -bunu sadece kamu kaynakları açısından söylemiyorum- ekonominin genelinde kaynak tahsisinin çok verimli ve üretken alanlara gittiğini söyleyemeyiz. Aslında bu tespiti ben yapmıyorum; bu tespiti devlet de yapıyor, Hükûmet de yapıyor. Hükûmet politikalarında kaynak tahsisindeki çarpıklık ifade ediliyor. Bunun çözümü için de aslında söylenen hususlar var, bunların en başında geleni biliyorsunuz, rant vergisi. Ama bu rant vergisi bir türlü çıkartılamamıştır. Hükûmetin, rant vergisiyle ilgili düzenlemeleri bir an evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Kaynak tahsisindeki çarpıklığı ifade etmek için sadece bir tane rakam vereceğim: İnşaat yatırımlarının gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı yüzde 16,3; 2016 yılında. Daha 2009 yılında, yedi yıl öncesinde bu 11,9’du; bakın, o kadar hızlı bir yükselme var, bunu hiçbir ekonomi kaldıramaz. Bu, kaynak dağılımındaki çok ciddi bir çarpıklıktır. Avrupa Birliği ortalaması ise 9,7; bizde 17’ye karşı Avrupa Birliği ortalaması 9,7. İnşaat üzerinden büyüme modeli terk edilmelidir. Bu, bu ülkeyi, nihayetinde bu ekonomiyi tıkayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde durmak istediğim diğer bir husus, altıncı husus orta gelir tuzağı meselesidir. Dünya geneline baktığımızda, ülkelerin kabaca on iki, on beş yıl içerisinde orta gelirden yüksek gelire geçtiğini görüyoruz; bu, ortalaması. Yedi yılda geçen ülkeler var, Güney Kore, Hong Kong gibi; daha uzun, yirmi sekiz yılda geçen ülkeler var, Yunanistan gibi ancak ortalama on iki, on beş yıl. “Türkiye ne durumdadır?” diye baktığımızda, Türkiye ilk kez 1997 yılında yüksek gelir grubu ülkeleri içerisine girmiştir, 1997’de yani bundan yirmi yıl önce. Ondan sonra tekrar gelir düşmüş; daha sonrasında, 2004’ten itibaren de sürekli olarak yüksek orta gelir grupları içerisindedir, yüksek gelir grubuna bir şekilde geçememiştir. Bir hesaba göre yirmi yıldır, bir hesaba göre de on üç yıldır Türkiye yüksek orta gelirdedir. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı hafta sonunda o tuzakta olduğumuzu da ifade etti. Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkartılması için mutlak surette tedbir alınması gerekmektedir. Bunun için yapılacak en önemli işin, bir defa, eğitim meselesi olduğunu vurgulamak istiyorum. Ancak oraya geçmeden önce, bir de rakamsal olarak ne durumda olduğumuzu da ifade etmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Şimdi, son dönemde özellikle kişi başı gelir ve toplam millî gelir rakamlarının düştüğünü ifade etmiştik. Örneğin -yeni seriye göre söylüyorum, artık eski seri kullanmanın çok fazla bir anlamı yok bu durumda- 2013 yılında Türkiye kişi başı gelirde 12.480 doları yakalamış, 2013 yılında; bugün geldiğimizde, bugün en son açıklanan verilerle kişi başı gelir 10.541 dolara düşmüştür. 2013’ten sonra sürekli düşen bir… İşte, bunu konuşmamız lazım. Hâlâ gidip “On beş yıl öncesine göre şöyleydik böyleydik.” Ki onu deseniz de verilecek çok cevabı var ancak bunu konuşmak lazım. Bu ülke bizim ülkemiz, bu kaynaklar bizim kaynaklarımız, bu insanlar bizim insanlarımız. Niye Türkiye 2013 yılında yakaladığı 12.480 doları… Bugün 2 bin dolar altında. Hükûmetin bunu konuşması lazım, buna kafa yormamız lazım ve hep birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu sorunları aşmak için adım atmamız lazım. Ben de konuşmamda bunu yapmaya çalışıyorum esas itibarıyla.

Bakın, işin daha kötüsü, 2020 yılında dahi Türkiye'nin hedefi 13,024’tür yani 2013’ün nominal olarak, yedi yıl geçtikten sonra, bir miktar üzerinde olmakla birlikte reel olarak ciddi şekilde 2013 yılının altında olacaktır 2020 yılında. Hükûmetin rakamlarıyla söylüyorum, kendim ayrıca rakam ifade etmiyorum. Sadece şu grafiği göstermek istiyorum. Şu maviler 2013 yılında -Dünya Bankası sınıflamasına göre- yüksek gelir limitleri -Sayın Kalkınma Bakanı bu konuları iyi bilir- şu da Türkiye, turuncu da. Bakın, çok yaklaşmışız ama şu anda 2017 yılının üçüncü çeyreğinde geldiğimiz -birazdan onun analizini yapacağım, son çeyrek büyümesinin analizini- yani böyle çığlıkların atıldığı bu büyümede Türkiye'nin yüksek gelirli gruplara göre geldiği nokta burasıdır; bunu, bir defa, görmemiz lazım. Şimdi o zaman ne yapmak lazım? Reform yapmak lazım, Türkiye'yi bu tuzaktan çıkarmak gereği ortadadır. İlk önce yapılması gereken iş, bir defa, uzun vadeli bir bakışımızın olması lazım. Şimdi, “2053-2071” deniliyor, son derece güzel fakat bunun altında nasıl bir çalışma var, nasıl bir teknik çalışma var biz bunu bilmiyoruz, bunu kamuoyu da bilmiyor. Dolayısıyla bunların, bir defa, yapılması lazım. Şu anda On Birinci Kalkınma Planı hazırlık süreci devam ediyor. Ben ümit ediyorum ki On Birinci Kalkınma Planı’nın başında bir uzun vadeli strateji olacaktır, bunun mutlak surette olması lazım. Türkiye'nin önümüzdeki yirmi beş, otuz yılını görecek bir stratejiye ihtiyacı var yani sadece 2023-2053-2071 demek yetmiyor. Bakın, o zamanki Hükûmet 2000 yılında Sekizinci Planı yaparken 2023 stratejisini ortaya koymuştu ve Türkiye için son derece faydalı oldu. Bugün her ne kadar birtakım icraatla buradan çok uzaklaşmış olsa da ancak yine de bir perspektif veriyor, bu perspektifi Türkiye’ye kazandırmak lazım.

Şimdi, burada Onuncu Kalkınma Planı değerlendirmesine girmek istemiyorum -onun yeri geldi- ancak sadece şunu ifade edeyim: Onuncu Kalkınma Planı’nın son yılı 2018 yılı. Dolayısıyla aslında sağlıklı bir şekilde bu Mecliste Onuncu Kalkınma Planı… Nihayetinde bu Meclis yaptı, beş yıl önce çıkardı bu planı, bu planın sonuçları nasıldır, tatminkâr mıdır değil midir, buna bakmak lazım. Sadece şunu söyleyeyim: Ciddi şekilde, Onuncu Plan’ın sonuçları hayal kırıklığı yaratmıştır, asgari sapma makroekonomik göstergelerde yüzde 40 oranındadır. Dolayısıyla kısa vadede ara hedefleri bu kadar ıskalarsak uzun vadeli hedefleri de ıskalayacağımız çok ortadadır. 2023 hedefleri maalesef ve maalesef Türkiye açısından ulaşılır olmanın uzağındadır.

Şimdi, sürdürülebilir büyümenin önemli olduğunu ifade ediyoruz. Büyümenin sürekliliği, yüksekliği kadar sürdürülebilirliği de önemlidir. 2017 yılının üçüncü çeyreğinde, bugün, çok güzel bir büyüme rakamı elde ettik; yüzde 11,1. Burada baz etkisi var. Yani geçen yıl aynı döneminde, biliyorsunuz, 15 Temmuz hadisesinden dolayı çok kötü bir dönemdi, eksi 0,8’di, onun üzerine oldu. Buradan kaynaklanan bir baz etkisi var ama buna rağmen 11,1 önemli bir büyümedir. Fakat bunu biraz daha sağduyulu analiz etmemiz lazım. Nasıl? Bir defa, bu büyümenin kaynakları nedir? Büyümenin, yüzde 11,1’in 6,9’u özel tüketimden geliyor. Yani “Tasarrufları artırmamız gerekir.” diyor Hükûmet fakat büyümenin yüzde 50’sinden fazlasını, yüzde 60’ını, 70’ini özel tüketimden karşılıyoruz. Bunun üzerine bakmamız lazım.

Bakın -Sayın Maliye Bakanı hep ihracatı verdi, ithalatı vermedi; sanki bu ithalatı bu devlet yapmıyor, yani ithalat başka bir şey sanki, hep ihracat rakamı veriliyor- net ihracatın büyümeye katkısı bu çeyrekte 0,3’e kadar düşmüştür, önümüzdeki çeyrekte bu gidişle negatife dönecektir. Dolayısıyla bir dengeleme sorunu vardır. Bu büyüme, bu anlamda dengeli bir büyüme değildir, bunu görmemiz lazım. İnşaatın -sözü fazla uzatmak istemiyorum- katkısı yine çok yüksektir. İnşaat harcamaları yüzde 12 reel olarak bir çeyrekte artmıştır.

Kişisel gelir olarak baktığımızda veya daha doğrusu toplam millî gelir olarak baktığımızda da yüzde 11,1’lik bir büyümeye rağmen dolar bazında millî gelir düşmektedir. 2016 yılında 857,1 milyar dolarken Türkiye’nin millî geliri, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde yıllıklandırılmış olarak 854,2 milyar dolara düşmüştür, bunu görmemiz lazım. Bu, bir şeyi küçümsemek için söylenmiş bir şey değildir, bu ülkenin kazancıdır ancak -hep başta söyledik- tespiti doğru yapmadığımız zaman çözümlerimiz hiçbir zaman doğru olamayacaktır, tespiti doğru yapalım ve bu anlamda da bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

Diğer bir husus da şudur: Eğer büyümeyi bu kadar yüksek olarak kabul ediyorsak o zaman şu soru bize sorulur, bir analist şunu sorabilir: Siz Türkiye'de büyüme yavaş dediniz, kamu maliyesini gevşettiniz. Birazdan geleceğim rakamlarına, 30 milyar TL bütçenin üzerinde harcama yaptık, 50 milyar TL genel devlette bütçenin üzerine çıktık. 50 milyar TL öngördüğünün üzerinde harcama yapıyorsun, Kredi Garanti Fonu’ndan parayı basıyorsun, ondan sonra istihdam teşviklerini, vergi teşviklerini veriyorsun; bu sefer, büyüme yüzde 11 oldu diye perşembe günü Merkez Bankası faiz artıracak. Şimdi, yaptığımız işe bir bakmamız lazım. Yani bir yandan büyümeyi artırmak için bir sürü maliyete katlanıyoruz, bu arada enflasyonumuzu artırıyoruz, kamu açıklarımızı artırıyoruz; sonradan da bu büyümeyi sınırlandırmak için faiz artışlarına gidilecektir. Dolayısıyla, bu büyümenin dengeli bir büyüme olması sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Bunu aslında Mehmet Şimşek bugün söyledi “Büyüme sürdürülebilirliği açısından dengeli olması önemlidir.” dedi, kendisi de ifade etti.

Şimdi, sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için de Türk lirasına istikrar kazandırmak kısa dönemde mutlak surette yapılması gereken bir şey, bunu yapmadan zaten büyümeye istikrar kazandırmak çok zor.

İkincisi: Teknoloji. Teknolojiyi üretmek ve ticarileştirmek. Birazdan AR-GE’yle ilgili detaylarını size ifade edeceğim. Teknoloji üretemeyen ve ticarileştiremeyen hiçbir ülke orta gelirden üst gelir grubuna çıkamamıştır. Bunun için de ana sınıfından başlayarak eğitime önem vermemiz lazım. Temel bir yanlışı ortaya koymak istiyorum. Sayın bakanların açıklamaları var: “Eğitime bu kadar bütçe ayırdık.” Eğitime bütçe ayırmak… Harcamayla övünmenin ben çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum, sonuçlarla övünebiliriz yalnız. PISA sonuçlarında OECD içerisinde sondan ikincilikten kurtulabilirsek o zaman diyelim ki: Ben eğitime para harcadım ve bu harcadığım paranın karşılığında da Türkiye'nin eğitim kalitesini artırdım. Ampirik çalışmalar var OECD’nin yaptığı, derslik sayısıdır, işte öğretmen sayısıdır veya ne bileyim ben eğitim bütçesinin büyüklüğüdür, bunlarla büyüme arasında hiçbir ilişki bulunamamış. Büyümeyle ne arasında ilişki bulunmuş? Eğitimin kalitesi. Orada kaliteyi ölçen unsur da PISA sonuçlarıdır. Buralara odaklanmamız lazım. Eğitimin kalitesine odaklanmadığımız sürece eğitime ayırdığımız kaynağın çok fazla bir önemi yok. Eğitimin kalitesini artıracağız diye de tabii, iki yılda bir sınav sistemini değiştirmenin de çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

Diğer bir husus: Teknolojiyi üretmek ve teknolojiyi ticarileştirmek için AR-GE mevzuatımıza bakmamız lazım. AR-GE Kanunu çıkarılırken, burada Milliyetçi Hareket Partisinin görüşleri ifade edilirken orada ben de söyledim. Şimdi, bizde I’inci faz var, II’nci faz yok. I’inci faz ne? AR-GE’nin desteklenmesi, AR-GE tabanlı bilgi üretilmesi ve bunu prototipe dönüştürme. Bu, bizim mevzuatımızda var yani iyi kötü yapıyoruz biz bunu. Bunlar ama ne kısmı? İşin riskli kısmı, maliyetli kısmı. Ancak II’nci faz, AR-GE sonrasında çıkan teknolojinin gelire ve refaha dönüşmesi. Bu, bizim mevzuatımızda yok. Bir defa, bunun mevzuatını yapmamız lazım. Yani ortaya çıkardığımız teknolojiyi seri üretime dönüştürecek ve ticarileştirecek hususları mevzuata koymamız ve bundan sonra bunun için kaynak ayırmamız lazım. Burada yapmamız gereken şey de öncelikle teknolojinin patentinin, lisansının, akreditasyonunun, standardizasyonunun, sertifikasyonunun yapılması gerekir.

Diğer bir husus: Yani bu orta gelir tuzağından çıkabilmemiz için nitelikli evlatlarımızı değerlendirmeyi bilmemiz lazım. Üstün zekâlı çocuklarımıza özel eğitim vermemiz lazım, onları israf etmememiz lazım. Bakın, o çocuklar israf oluyor, ortalama çocuğun dahi altında bir durumla karşı karşıya kalıyor hayatta.

İkincisi: Beyin göçüne engel olunması lazım. Türkiye bir ara o yüksek büyüme dönemlerinde tersine beyin göçünü yaşamaya başlamıştı ancak şu andan itibaren tekrar beyin göçü vardır. En parlak zihinlerimiz yurt dışı eğitiminden sonra Türkiye’ye dönmüyorlar. Bu, üzerinde mutlaka düşünmemiz gereken bir husustur.

Burada, çok spesifik bir konu olmakla birlikte, söylemek durumundayım: ASELSAN gibi kurumlarımızda, bir kısım kurumlarımızda çok intihar vakaları var. Bakın, ASELSAN’da tekrar bir mühendis intiharı daha oldu. On bir yılda 8 kişi intihar etti. Bunun üzerinde durup parlak zihinlerimizin güvenlikleri anlamında da meselenin üzerinde düşünmemiz lazım.

Diğer bir husus da genç nüfusumuzu değerlendirecek tedbirleri mutlaka almak durumundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde duracağım yedinci ana başlık da enflasyonun aşağıya çekilmesi ve fiyat istikrarının sağlanmasıdır. Türkiye, kronik yüksek enflasyondan çok ciddi sıkıntı çekmiş bir ülkedir. Çeyrek yüzyıl biz kronik yüksek enflasyon yaşadık. 1999’daki Hükûmet -o günden itibaren aldığı- sosyal güvenlik reformundan başlayarak aldığı tedbirler çerçevesinde bir program başlattı. O programın adı, biliyorsunuz, dezenflasyon programıydı ve bu program sonrasında, arada bir kaza olmakla birlikte, 2002 yılına geldiğimizde, bakın –bunu mutlaka ifade etmem lazım- Türkiye’nin enflasyon hedefi yüzde 35’ti, gerçekleşmesi yüzde 29,7 oldu. Çeyrek yüzyıldan beri, belki kırk yıldan beri Türkiye ilk kez hedefinin altında bir enflasyonu gerçekleştirdi. Şimdi, bazı arkadaşlar diyecek ki “Ya, yüzde 29,7’yi iyi ki tutturmuşsunuz. Yani, övünülecek bir şey mi?” Evet, övünülecek bir şey, her şeyi şartlarında düşünmek lazım.

Bakın, yüksek enflasyon dönemlerinde -gelişmekte olan ülkelerde bu dönemler biraz farklılaşıyor ama analiz açısından onu “yüksek enflasyon dönemi” diye tarif edelim- gelişmekte olan ülkelerde yüzde 78,9’luk bir enflasyon var o dönemde, Türkiye’deki enflasyon yüzde 72,8. Hani, yüzde 100’lerden enflasyon 6’ya geldi. “6 olacağına 10 olsun canım. Ne fark eder?” diyemeyiz. Her şeyi şartlarında düşünmek lazım, anakronizm hatasına düşmemek lazım. Düşük enflasyon dönemlerinde gelişmekte olan ülkeler 7,6’yı tutturmuşken bizde enflasyon, bu dönem için, düşük dönem için yüzde 11,4 civarındadır. Şu anda da enflasyon yüzde 13 civarındadır, son on dört yılın en yüksek enflasyonuyla karşı karşıyayız. Baz etkisi nedeniyle biraz aralık ayında düşecek ancak enflasyonun bir yükselme trendinde olduğunu mutlak surette görmemiz lazım. Beni en çok endişelendiren de, bir kısım beyanata baktığımızda, enflasyondaki bu yükselişin önemsenmemesidir. Önemsenmiş olsa çözümü kolay ama bunu küçük bir mesele olarak görürsek “Türkiye yüzde 100 enflasyonları gördü, yüzde 11 enflasyon yüksek mi kardeşim?” dersek, olmaz. Unutmayalım ki yüzde 5 enflasyon hedeflemesi, açık enflasyon hedeflemesi yapan bir ekonomiyiz ve yüzde 13 enflasyonumuz var. Bu, hiçbir şekilde piyasalara güven vermez.

Enflasyon çok hızlı bozulur. Venezuela’da 2011-2012 yıllarında enflasyon yüzde 26’yken şu anda yüzde 600. Nedenleri farklı olabilir ama enflasyon hiçbir göstergeye benzemez; eğer tedbir alınmazsa, küçümsenirse, önemsenmezse çok hızlı bozulabilir.

Dolayısıyla, fiyat istikrarı olmadan finansal istikrar olmaz. Fiyat istikrarı sağlanmadan sürdürülebilir refah artışı sağlayamayız. Enflasyonla mücadele için para ve maliye politikasının bir miktar daha sıkılaştırılması kaçınılmaz hâle gelmiştir, onu da ifade etmem lazım.

Sekizinci husus: İstihdam ve iş gücü piyasası. İş gücüne katılım oranlarında -Sayın Maliye Bakanı da ifade etti- ve istihdam oranlarında artış yaşanmıştır bu Hükûmet döneminde, takdire şayan bir durumdur. Ancak, hedeflerin gerisinde, o ayrı bir şey, artış yaşanmıştır. Fakat, işsizlik oranı çok yüksektir. Şunu söyleyemeyiz yalnız: “Efendim, iş gücüne katılım oranı çok arttığı için işsizliğimiz yükseliyor.” diyemeyiz. Bu, geçerli bir mazeret değildir. Zaten, hedefler açısından baktığımızda, hedeflerin altında kalmıştı iş gücüne katılım oranı, ona rağmen Türkiye'de, örneğin 2002’yle mukayese edildiğinde işsizlik oranı şu anda çok daha yüksektir. Dolayısıyla, daha da kötüsü genç işsizlik oranı, yüzde 20,6’dır genç işsizlik oranı. Hatta, bundan daha kötüsü -gençlere sorulduğunda- “Ben ne eğitimdeyim ne de istihdamdayım.” diyenlerin oranının yüzde 28 olması. Yani bizim en güçlü yanımız olan gençlerimizi biz kullanamıyoruz, gençlerimizi değerlendiremiyoruz. İş gücü piyasalarının verimliliği alt bileşeninde Türkiye 137 ülke arasında 127’nci sırada. O zaman ne yapmalıyız? Yapılması gereken şey… İstihdamla ilgili böyle spesifik, bölgesel, cinsiyete dayalı, yaşa dayalı teşviklerin -ampirik çalışmalar bunu gösteriyor- çok verimli olmadığı görülüyor. Vergi yüklerinin genel olarak azaltılması lazım, mutlaka vergi yüklerini azaltmamız lazım. Kalıcı istihdam sağlamayan -verimliliği tartışılır ama- maliyeti yüksek İŞKUR programları mutlaka gözden geçirilmeli. Müktesep haklar korunarak kıdem tazminatı meselesi mutlaka çözülmelidir. Türkiye'de mesleksizlik sorunu vardır, bunu mutlaka görmemiz lazım. Kadınların iş gücü piyasasına girmesinin önündeki engeller kaldırılmalı, istihdamı caydırmayan bir sosyal transfer sistemi uygulanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak da kamu maliyesi üzerinde de bir miktar durup sözlerimi tamamlamaya çalışacağım.

Türkiye, 1999 yılından itibaren alınan tedbirlerin etkisiyle kamu maliyesi alanında ciddi bir başarı göstermiştir, inanılmaz bir başarı göstermiştir. Bugün geldiğimiz noktada, iki yıl öncesinde kamu açıkları hemen hemen başa baş seviyeye gelmişti ancak son iki yılda kamu açıklarında tekrar yüzde 2,7’lik bir bozulma olmuştur, bunu birinci olarak görmemiz lazım. Kamu açıkları da öyledir, bozulmaya çok müsaittir, anında... İki defa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilimiz, üç dakikalık ilave yapıyorum, lütfen toparlayınız.

ERHAN USTA (Devamla) – 2006 yılında biz kamu açıklarını sıfırlamıştık, 2009 yılında, küresel krizin ve Türkiye krizinin olduğu yılda kamu açıkları yüzde 5’lere kadar yükseldi, bunu unutmamak lazım. Burada çok fazla vaktim olmadığı için detayları üzerinde duramayacağım, bunları diğer bütçelerde biz konuşuruz. Ancak, şunu ifade etmem lazım: Meclisin bütçe hakkı ihlal ediliyor dolayısıyla… Merkezî yönetim bütçesinde yaklaşık 30 milyar lira, genel devlet bütçesinde ise 50 milyar lira bu Meclisin verdiği yetkilerin üzerinde bir harcama yapılmıştır. Bu, 5018 sayılı reformun ruhuna aykırıdır, bu anlamda buralara bakmamız lazım.

Peki, mali disiplin konusunda… Mali disiplinde tekrar 2,4, yüksek bir açıktır, Maastricht Kriterlerine neredeyse yaklaşıyor, onun üzerine bir miktar daha koymak gerekiyor aynı ölçekte olabilmesi için, özelleştirme gelirlerini de çıkardığımızda 2,6’ya gidiyor. Dolayısıyla bir defa, mali disiplini vergi oranlarını artırarak değil, harcamaları kısarak -harcamalarımız kontrolsüz bir şekilde artıyor- ve vergiyi tabana yayarak yapmamız lazım. Eğer vergi artışı sağlayacaksak vergiyi tabana yaymamız lazım, oranlarını artırmamamız lazım.

Vergi adaleti, mutlaka gözetmemiz gereken bir husustur. Gelir üzerinden alınan vergilerin tahsilatı artırılmalıdır -adaletsizlik devam ediyor- bunun için de özellikle sermaye kazançlarının daha fazla vergilendirilmesi konusu, mutlaka çözülmesi gereken bir husustur, üzerinde durulması gereken bir husustur.

Kamu tüketimi hızlı bir artış eğilimindedir. Kamu tüketimini aşağı çekmemiz lazım.

Kamu harcama programlarının gözden geçirilerek israfa kaçan harcama programlarının bir elimine edilmesi lazım. Kamunun idare bina inşaatlarının mutlaka gözden geçirilmesi lazım. Makroekonomik hedeflerle uyumlu bir kamu maliyesi çerçevesi ortaya koymak durumundayız. Bir örnek vermek gerekirse -bugün bakıyoruz- biz geçen yıl tasarruflarımız yüzde 14 biliyorduk, şimdi öğrendik ki tasarruflarımız yüzde 25’miş, 10 puan arttı. O zaman, bireysel emeklilikte her yıl tasarrufları 4 milyar TL artırmak için para harcayıp harcamama konusu, bizim düşünmemiz gereken bir konudur, Hükûmetin buradan dikkatini çekmek istiyorum. Yani “Yüzde 14 tasarruf var.” diye kurgulanmış bir programı bugün hâlâ sürdürüp sürdürmeyeceğimiz konusunu mutlaka göz önünde bulundurmamız lazım. Kamu-özel iş birliği projeleri bu anlamda mutlaka üzerinde durulması gereken diğer bir konudur.

İç siyasette, dış politikada ve doğru gördüğümüz diğer politikalarda Hükûmeti nasıl destekliyorsak yukarıda bahsettiğim reform ve politika önerilerinde de Hükûmeti desteklemeye Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak hazırız. Türk milleti, bizim milletimiz her şeyin en iyisine layıktır ve Türkiye'yi daha müreffeh bir ülke yapacak altyapıya da biz millet olarak, ülke olarak sahibiz. İyi yönetim, iyi organizasyon Türkiye'nin meselelerini çözecektir.

Ben bu duygularla 2018 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize, devletimize, kurumlarımıza hayırlı ve uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erhan Usta.

Efendim, şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Grup Başkanı İzmir Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nundur.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

Süreniz bir saattir.

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizi izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; hepinize Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sevgimizi, saygımızı, dostluğumuzu ve muhabbetimizi gönderiyorum.

Değerli arkadaşlarım, özellikle son günlerde bir trajediyi yaşıyoruz, Filistin olayını. Filistin trajedisi yıllardır devam ediyor, yıllardır. Topraklarından edildiler, insanları öldürüldü, hak ararken her türlü baskıya ve şiddete maruz kaldılar ve bunlar yeteri kadar Arap dünyasının da desteğini alamadılar. Filistin davası aslında bir insanlık davasıdır, bir dramdır, bir trajedidir. Filistin’e ve Filistinlilere sahip çıkmak insan olmanın gereğidir, bir onurdur Filistin’e ve Filistinlilere sahip çıkmak. (CHP sıralarından alkışlar) Kendi öz vatanlarında insanlar esir muamelesi göremezler, kendi öz vatanlarında sürülemezler, kendi öz vatanlarında yoksulluğa, açlığa mahkûm edilemezler, kendi öz vatanlarında etrafları çevrili, esir tutulamazlar.

Değerli arkadaşlarım, biz 1968’li yıllarda gencecik çocuklarımızı Filistin’e gönderdik Filistin Kurtuluş Örgütüyle beraber Filistin’in bağımsızlığı için mücadele ettiler. (CHP sıralarından alkışlar) O çocuklar, onlar bizim şehitlerimiz, bu memleketin şehitleri onlar, Filistin için mücadele ettiler, mezarları hâlâ Filistin’de. O şehitlerimizi saygıyla, minnetle ve rahmetle anıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, Filistin konusunda Türkiye'nin tek yürek olması lazım, tek yürek olması lazım. Karar, ortak karar alınması lazım. Mücadele, ortak mücadele verilmesi lazım. Eğer bir yerde zalim var ve zulmediyorsa zalime karşı direnmek hepimizin ortak görevidir. Zulme karşı direneceğiz, zalime karşı direneceğiz ama bu konuda, üzülerek ifade edeyim, Arap dünyası iyi bir sınav vermemiştir, başarılı bir sınav vermemiştir. Bizim gösterdiğimiz duyarlılığı Arap dünyasının pek çok devleti, maalesef, üzülerek ifade edeyim, göstermemiştir. Birleşmiş Milletler kararlarına açıkça İsrail karşı çıkmıştır ve ihlal etmiştir ve biz ve Türkiye Cumhuriyeti bu konuda çok daha net, çok daha kararlı bir tavır takınmak zorundadır. Öyle lafla peynir gemisi yürümez: “İsrail’le ilişkileri kesebiliriz.” Kesiyorsan kes kardeşim, biz de kapı gibi arkandayız! (CHP sıralarından alkışlar) Öyle lafla olmaz bu iş.

Kaldı ki asıl kızacağın adam Trump. Niye kızmıyorsun? Öyle dolaylı, orta alanda top çeviriyorsun. Asıl bu işin sorumlusu Amerika’daki Başkandır. Oradaki sıkışmışlığını gidermek için, gündemi değiştirmek için getirdi Orta Doğu’nun kalbine pimi çekti, bombayı koydu.

Herkesi aradı, sadece ve sadece Erdoğan’ı aramadı. Bu bile üzerinde hepimizin oturup düşünmesi gereken bir gerçektir ve bu gerçek başka bir şeyi daha gündeme getirecek, radikal unsurların arayıp da bulamadıkları bir ortamı yaratacaktır; radikal unsurların, katillerin arayıp da bulamadığı bir ortamı yaratacaktır.

Değerli arkadaşlarım, sizlere söyledim, samimi olmamız lazım, gerçekçi olmamız lazım, dürüst olmamız lazım. Bakın, ben size bir şey göstereyim değerli arkadaşlar, Dışişleri Bakanlığının internet sitesi. İsrail’le ilgili açıyorsunuz devleti, başkenti boş, Tel Aviv yazmıyor ama orada bir yıldız var. Yıldıza baktık, ne yazıyor? “Efendim, İsrail 1980 sonrası şunu şunu yaptı ama onlar Kudüs’ü başkent olarak kabul ediyorlar.” diyor. E, sen niye Tel Aviv yazmıyorsun, niye yazmıyorsun? Elinden tutan mı var? Hem bunu yapacaksın hem kalkacaksın iç politikada şunu yaparım, bunu yaparım, bunu asarım, bunu keserim… Bunlara bu milletin karnı tok arkadaşlar, bu milletin karnı tok. (CHP sıralarından alkışlar) Yapacaksan adam gibi yap, oraya yazacaksın “İsrail’in başkenti Tel Aviv’dir” diye. Yazıyor musun? Yazmıyorsun, yazamıyorsun. Alta dipnot koymuşsun, orayı da boş bırakıyorsun. Bu, doğru değil. Takipçisi olacağız. Sayın Başbakandan da istirham ediyorum, o başkentin adı Tel Aviv’dir. Kaldı ki not sadece bu konuda da kırık değil; buraya, 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarını satan bir anlaşma da geldi. 20 milyon dolara Türkiye’nin bütün itibarını satan anlaşma da geldi. Anlaşmada ne yazıyor, biliyor musunuz? “Ankara” ve “Kudüs” yazıyor ve sizler o anlaşmaya “Evet.” dediniz. Niye “Evet.” dediniz, hangi gerekçeyle “Evet.” dediniz?

Değerli arkadaşlarım, sözün başında söyledim, yine söylüyorum: Filistin olayı bu memleketin onurudur. Kudüs, hepimizin üzerinde titremesi gereken bir kenttir. Bir barış kenti olmak zorundadır Kudüs. Üç semavi dinin de kutsal mekânıdır orası. Orası, birilerine asla ve asla terk edilemez. Bunu gayet açık, gayet net, CHP Grubu adına söylüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, Sayın Cumhurbaşkanı Yunanistan’a gitti. Gidebilir tabii, gezmesinde yarar vardır, dostluk ilişkilerinin gelişmesinde yarar vardır. Hiçbir zaman “Neden şuraya gitti, neden buraya gitti?” diye özel bir eleştiri getirmiyoruz; tam tersine, gidilmeli, gezilmeli, ticari ilişkiler, kültürel ilişkiler geliştirilmeli. Ülkeler, barış eksenli, birbirlerine destek vermeliler. Gidildi, orada Lozan tartışma konusu yapıldı. Bir devlet başkanı pozisyonunda olan kişi, ayaküstü, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını belirleyen Lozan Anlaşması’nı tartışmaya açamaz. Sormak istiyorum, Sayın Erdoğan’a sormak istiyorum: Hangi gerekçeyle Lozan’ı tartışmaya açıyorsun, hangi bilgi birikimiyle Lozan’ı tartışmaya açıyorsun? (CHP sıralarından alkışlar) Lozan’ı tartışmaya açman için önce ya şu üniversite diplomanı bana bir göster bakayım. (CHP sıralarından alkışlar) Yok böyle şey. Türkiye Cumhuriyeti’nin namusudur o, namusudur. Benim sınırlarımı sen nasıl gidersin başka bir ülkede tartışmaya açarsın? Konuşuyorsun, iç politika malzemesi yapıyorsun, ben bunu da anlarım. Peki, ben Sayın Erdoğan’a sormak isterim: Orada niye 18 adadan söz etmedin? İşgal altındaki 18 adadan neden söz etmedin, neden söz etmedin? (CHP sıralarından alkışlar)

Lozan Anlaşması’nın 12’nci ve 15’inci maddeleri açıkça ihlal edilmiştir. 18 adayı ve 1 kayalığı hiçbir zaman, ne Lozan Anlaşması ne de başka bir anlaşma Yunanistan’a vermemiştir. Değerli arkadaşlarım, şu anda 18 adada 13 askerî birlik var, 5 bine yakın Yunan askeri var. Peki kardeşim, sen oraya gidiyorsun, Yunanistan’a gidiyorsun, oturup konuşuyorsun, Lozan’ı tartışıyorsun, adalara gelince ağzına bant çekiyorsun. Niçin? “İç politikada ben onu kullanayım, ondan sonra da bu olsun.” diyorsun.

Ya, bu ayıp değil mi değerli arkadaşlarım? Bu, bizim kaldıracağımız bir olay mıdır? İlk kez bu hükûmetler döneminde Türkiye Cumhuriyeti toprak kaybetmiştir, tıpkı Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırdıkları gibi. İçime sindiremiyorum, içime sindiremiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Gideceksiniz, 18 adayı vereceksiniz oraya, askerini yığacak oraya, askerî birliğini yığacak oraya, sen gideceksin “Lozan’ı tartışmaya açalım.” diyeceksin. E, zaten adamlar açtılar Lozan’ı tartışmaya, 18 adayı da işgal ettiler. Bir şey söyledin mi? Bir şey söylemedin. Çıktın, tekrar Türkiye’ye geldin ve bize de diyorlar ki: “Efendim, neden eleştiriyorsunuz Erdoğan’ı?” Ne yapalım? 18 ada işgal edilecek, biz de diyeceğiz ki: “Ya, ağzımızı kapatalım, hiçbir şey söylemeyelim, ayıp olur.” Biz, sizin bildiğiniz –özellikle iktidar kanadına söylüyorum- türde muhalefet yapmayız arkadaşlar. Biz, Türkiye'nin aleyhine ne varsa hepsine karşı dururuz ve muhalefetimizi yaparız. (CHP sıralarından alkışlar)

Başka bir olay değerli arkadaşlarım, devlette hükûmet. Devlet bakidir, hepimizin devletidir ama hükûmet ayrıdır. Hükûmet, halkın verdiği oylarla seçilir, gelir ve devleti yönetir; devlet olmaz, devleti yönetir. Ne zaman? Beş yıl, üç yıl, anayasasında ne yazıyorsa. Sonra tekrar halkın hakemliğine başvurulur, yeni seçim olur, gelir, tekrar yönetir. Eğer bir kişi “Ben devletim.” diye ortaya çıkıyorsa onun adı siyaset kitaplarında yazılıdır. “Ben devletim.” diye birileri çıkıyorsa, onun adı siyaset kitaplarında diktatörlüktür değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle, devlet ile hükûmeti ayırmamız lazım. Şu anlama gelmesin: Devletin bütün kurumları da denetlenmek zorundadır, devletin bütün kurumları. Kim denetimi yapar? Devleti yönetenler yapar. Devlet, aynı zamanda güçler ayrılığı ilkesi üzerine oturtulur ki devlette mutlak güç olmasın diye, bir kişi bütün yetkilere sahip olmasın diye. Yasaması, yargısı, yürütmesi ve çağdaş demokrasilerde medyası bu amaçla vardır zaten.

Şimdi, değerli arkadaşlar, devlet ile hükûmeti ayırabilirseniz, devlet ile hükûmeti ayrı yerlere koyarsanız ve dolayısıyla hükûmet, hukukun üstünlüğü içinde, akılla, mantıkla, deneyimle, tecrübeyle devleti yönetir. İlke, hukukun üstünlüğü; konu, adalet. Devlet adaletle yönetilecek. Dolayısıyla, devleti adaletle yönettiğiniz zaman zaten bir sorunumuz yok ki, ne sorunumuz olacak? Ha, denetleme; elbette ki denetlenecek, bütün kurumlar denetlenecek.

Denetlenmesi gereken kurumlardan birisi de devlette yerel yönetimlerdir, elbette denetlenecek. Bir belediye denetlendi diye biz karşı mı çıktık? Hayır, her belediye de yasaların öngördüğü kurumlar tarafından rahatlıkla denetlenebilir. Neden itiraz ettik bazı şeylere? “Denetimde adaletli davranmıyorsunuz.” dedik. Bizim belediyelere -10 kişi, 20 kişi, 30 kişi- günün yirmi dört saati denetim elemanı gönderiyorsunuz, diğer belediyelere göndermiyorsunuz; buna itiraz ettik. Her belediye denetlensin, hiç itirazımız da olmadı. Kaldı ki yönetici pozisyonunda olan kişi hesap vermek zorunda olan kişidir. Yönetici pozisyonunda olan kişi “Ben hesap vermem.” diyorsa o kişi o görevi yapamaz, o kişinin o görevden ayrılması lazım. Herkes -devletin bir birimindeyse- oturduğu yerin hesabını verecek, her kuruşun hesabını verecek. Bu konuda en ufak bir tereddüdümüz yoktur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, daha önce havuz medyasında haberler çıktı Ataşehir’le ilgili olarak. Haberleri ben de okudum. Açtım telefonu Ataşehir Belediye Başkanına “Nedir bu olaylar?” dedim. “Efendim, bunlar gerçek değil.” “Kardeşim, o zaman doğrudan doğruya gideceksin, kendin, ailen için cumhuriyet savcılığında suç duyurusunda bulunacaksın.” Evet, gitti, cumhuriyet savcılığında suç duyurusunda bulundu. “Buyurun, benim hesaplarımı inceleyin, ailemin mal varlığını inceleyin.” Ne zaman? 13 Mayıs 2015’te. Siz nasıl beklediyseniz biz de bekledik “Nedir bu olaylar?” diye. Karar 3 Ağustos 2017’de çıktı, hiçbir şey yok. Kimin kararı? Savcının kararı, mahkemenin kararı “Bir şey yok.” diyor. Güzel, demek ki bir şikâyet var, denetlenmiş ilgili birim tarafından. “Yakın, akraba, haksız mal edinme ve gizleme suçu yok.” diyor, güzel. Karar? Karar kesinleşti.

Havuz medyasının “Buz Rezidans” olarak takdim ettiği… Orada da ihbar oldu. Güzel, Bakanlık müfettişlerini gönderdi. Gayet güzel, gönderir tabii, bir yerde iddia varsa Bakanlık da denetim elemanını gönderecektir, “Bunu inceleyin.” diyecektir. İncelendi, “Soruşturma açılmasına gerek yoktur.” diye 4/2/2013’te karar verildi. Kim veriyor? Devletin denetim elemanı. Olay nereye intikal ediyor? Bakanlığa intikal ediyor. Bakan da diyor “Soruşturmaya gerek yoktur.” diye ama AK PARTİ’nin Ataşehir belediye üyeleri bu karara itiraz ediyorlar, Bakanın kararına itiraz ediyorlar. “Hayır, bu beraat edemez. Burada mutlaka incelenmesi lazım.” Hakları var mı? Var tabii, kimse diyemez ki: “Niye itiraz ediyorsun arkadaş?” O da itiraz ediyor. E, dosya nereye gidiyor? Danıştaya gidiyor. Danıştay “Soruşturmaya gerek yoktur.” diyor.

Sonra, Erguvan Barış Parkı… Güzel, şikâyet gene gidiyor. Olur, şikâyet olur. İhbar gidiyor, gene olur tabii. Nereye gidiyor? İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine. Ne oluyor? Görüşülüyor. Ne çıkıyor? “Bir şey yok burada.” deniyor, beraat ediyor.

Değerli arkadaşlarım, “Ruhsata aykırı yapı. Niye yıkmadın?” Kendisi belediye başkanı olmadan Ataşehir’deki gecekondular… Ya, şunu sormadan edemiyorum: Gecekonduyu gecekonducunun başına yıkmak için soruşturma açacaksın, 16/9 olunca da ağzına bant çekeceksin, elin kalem tutmayacak. Ya, burada insaf var mıdır, ahlak var mıdır burada? (CHP sıralarından alkışlar) 16/9’u yıkamıyorsun, “Gecekonduyu neden gecekonducunun başına yıkmıyorsun?” diye, çok eskilerde olan gecekonduya diyorsun ki: “Soruşturma açacağım.” E, açabilirsin. Ne oluyor? Mahkemeye gidiliyor. Ne oluyor? Beraat ediyor. Şimdi, siz kalkıyorsunuz, bununla ilgili, Belediye Başkanını açığa alıyorsunuz. İtiraz ettiğimiz budur. Bunları görmeseydim ben de sizler gibi “Ne oluyor?” diye derdim ama gördüm.

Bu mahkeme kararlarının tamamını İstanbul’da basın mensuplarına dağıttık, arzu eden her milletvekili arkadaşıma bu mahkeme kararlarını verebiliriz. Hiçbir tereddüdümüz yok. Açık ve net söylüyorum, açık ve net: Bir belediye başkanının ağzından eğer bir lokma haram lokma inerse o belediye başkanını yaşatmam arkadaşlar, yaşatmam. (CHP sıralarından alkışlar) Biz tüyü bitmemiş yetimin hakkı için oradayız. Her gittiğim yerde de şunu söylüyorum: Bir, her kuruşun hesabını vereceksiniz; iki, her vatandaşa eşit davranacaksınız. Öyle “Bizim partili, ona torpil, buna bunu…” yapmayacağız. Bunu söylüyorum.

Sonra döndüler -benimle ilgili- kızım bir daire almış. Buradan söylüyorum, CHP milletvekillerine söylüyorum: Benim ailem, çocuklarım, torunum, damadım, hatta ve hatta dünürlerim, hepsi için araştırma önergesi verin ve hepsi araştırılsın, hepsi araştırılsın. (CHP sıralarından alkışlar) Hiçbir tereddüdüm yok. Beş kuruş bulursanız, beş kuruş, gelip bu kürsüden özür dileyeceğim, beş kuruş bulursanız. Ama ben bu, Ankara’daki beylere de seslenmek isterim: Benim gösterdiğim cesareti siz gösterebilir misiniz? Buyurun, siz de gösterin.

Değerli arkadaşlarım, Allah kimseyi zalimin elinde emir kulu yapmasın. Zalimin elinde emir kulluğu yapanlar en çok döneklerdir, bunu da kimse unutmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

Amerika’da bir dava görüşülüyor, Rıza Sarraf davası görüşülüyor. Türkiye ile İran arasındaki ticari ilişkiye hiç itirazımız yok. Türkiye İran’la her türlü ticari ilişkiyi yapabilir, hiçbir tereddüdümüz yok. Ayrıca Türkiye, doğal gaz ve petrol konusunda İran’dan enerji ürünü almak zorundadır zaten hem sınır komşusu olması hem de yapılan anlaşmalar gereği.

Ambargo uygulandı mı? Evet, uygulandı. Ama Türkiye’ye dendi ki: “Siz satın aldığınız doğal gaz, petrolle ilgili paranın karşılığını yiyecek, gıda maddeleri, içecek, işte, giysi, neyse, ilaç; bunlarla yapabilirsiniz.” Bu ne demektir? Bu, Türkiye’nin lehine demektir. Petrolü alacaksın, karşılığında yiyecek vereceksin. Portakal mı verirsin, bal mı verirsin, erik mi verirsin, efendim, başka yiyecekler mi verirsin; ne istiyorsan verebilirsin. İlaç, istediğin kadar verebilirsin, Türkiye’nin lehine. Ama bir olay oldu, Rıza Sarraf denen bir sahtekâr geldi, ben bu işin dümenini nasıl kurarım dedi ve rüşveti başlattı.

Değerli arkadaşlarım, Rıza Sarraf’a o dönem en büyük itirazı ben yaptım, en büyük, sert eleştirileri ben yaptım. Rıza Sarraf’a ne dediysem koşa koşa gitti, mahkemelerde dava açtı. Hakkımda en çok dava açan kişilerden birisi de Rıza Sarraf’tır, bir sahtekârdır. Ben bu kürsüde de Rıza Sarraf’ı defalarca eleştirmiştim. (CHP sıralarından alkışlar)

Rıza Sarraf denen şarlatan, rüşvetçi, dönemin üç bakanını ve bir kamu bankasının genel müdürünü parayla satın almıştı, dönemin üç bakanını ve bir genel müdürünü parayla satın almıştı. 700 bin liralık saatler, ayakkabı kutuları, dinleme kayıtları, para sayma makinaları, çikolata kutuları; bunların hepsi gündemdeydi ve bu Parlamento bir soruşturma komisyonu kurdu ve üzülerek ifade edeyim: Bu soruşturma komisyonu dosyayı kapattı, savcı da kapattı, hâkim de kapattı.

Amerika’da görülen davadan rahatsızım. Türkiye’de işlenen bir olayın kirliliği Amerika’da temizlenmemeli, burası temizlemeli, bizler temizlemeliyiz. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim aklımız yok mu? Bizim ahlakımız yok mu? Bizim adalet duygumuz yok mu? Ahlakımız varsa, adalet duygumuz varsa, tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyorsak Binali Yıldırım Bey’e açık ve net çağrı yapıyorum: Gel kardeşim, bu dosyayı yeniden açalım. Ayıptır günahtır ya, ayıptır günahtır! (CHP sıralarından alkışlar)

Başka bir şey daha: Rıza Sarraf’ın dosyaları kapatıldı, havuz medyasına çıkarıldı Rıza Sarraf. Arkasında, bu milletin namusu olan bayrağı fon olarak kullanıldı, bir sahtekârın arkasına Türk Bayrağı’nı koydular A Haber’de. Onu da eleştirdim, en sert şekilde eleştirdim; sizin boynunuza ne takacağımı ben çok iyi biliyorum dedim. Onlar da hemen atladılar: “Siz bizi idam mı edeceksiniz?” Yok kardeşim, ben sizi idam değil, ben sizi rezil edeceğim dedim. (CHP sıralarından alkışlar) Onların patronlarına da geleceğim ben, patronları da rahat uyumayacak onların. Sen kalkacaksın, bir sahtekârın arkasına Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağını fon olarak kullanacaksın ve diyeceksin ki: “Ey Kılıçdaroğlu, sen hiç konuşma.” Niye konuşmayayım? Bayrak sevgisi hepimizin ortak sevgisidir. Siyaseten farklı düşünebiliriz, bu gayet doğaldır ama bayrak hepimizin ortak değeridir, vatan hepimizin ortak değeridir. Bayrağı korumak benim görevim, sizin de görevinizdir.

Başka bir şey daha yaptılar: “Efendim, Rıza Sarraf’a şeref madalyası takmalıydık.” diye bir de “tweet” attılar. O sahtekâr kanala söylüyorum, A Haber’e söylüyorum: Şeref madalyası mı takacaksın, yoksa ben senin boynuna ihanet madalyası mı takacağım? (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, savcılar bir de casus ve hain ilan ettiler Rıza Sarraf’ı. Casus ilan edilecek tabii, haklılar. Daha önce söylemiştim, bu üç bakanı ve bir bankanın genel müdürünü parayla satın almış zaten, devletin bütün sırlarını zaten veriyor. Millî İstihbarat Teşkilatı dönemin başbakanının önüne üç sayfalık bilgi notu koydu, üç sayfalık. Rıza Sarraf’ı da anlattı, İran’ı da anlattı, Muammer Güler’i de anlattı, Zafer Çağlayan’ı da anlattı. Şimdi tartışma “Efendim, bu rapor mudur, değil midir?” MİT açıklama yapmış “Rapor vermedik.” diye. Ben de biliyorum rapor değil, bu bir bilgilendirme notudur, dönemin başbakanına bilgilendirme notudur. “Bunlar ortaya çıkarsa partiniz zor durumda kalır.” diye, açıklama, not konmuştur. Eğer MİT “Ben bu notu koymadım.” diyorsa Millî İstihbarat Teşkilatı önüne kocaman bir anahtar vuralım ve Millî İstihbarat Teşkilatı bu görevi bıraksın artık. (CHP sıralarından alkışlar) Devletin en hassas sırlarını siz kalkacaksınız Rıza Sarraf’a satacaksınız. Buna asla ve asla izin vermeyiz.

Bakın, casusluğun örneğine; 11 Ekim 2013’te telefon ediyor, kim? Rıza Sarraf diyor ki: “Ya beni MİT takip ediyor, polisler takip ediyor, bana haberler geliyor. Nedir bu olay?” Muammer Güler: “Sen meraklanma, ben bir araştırayım.” diyor. Araştırıyor, sonra verdiği cevap şu: “Abiciğim, sen o konuda rahat ol, vallahi böyle bir şey varsa senin önüne ben yatarım ya.” Bir sahtekârın önüne bir bakan yatıyor, bu benim içime sinmiyor. “Senin İçişleri Bakanlığında bir şeyin yok -polis istihbarat buna bağlı- MİT’te bir şeyin yok, Maliyede bir şeyin yok. Bir şey olursa ben senin önüne yatarım.” diyor. Biz bunu sorguladık mı? Hayır. Ne yaptık? Beraat ettirdik. Şimdi nerede görüşülüyor bu dava? Amerika’da. Ya bizde adalet duygusu yok mu? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kim koruyacak? Ben bunu söylediğim zaman kıyamet kopuyor: “Vay efendim, niye konuşuyorsun?” Ya ben soğuktan donan Ayaz bebeğin, o küçücük çocuğun hakkını savunmayacak mıyım? Açlıktan ölen Kübra bebeğin hakkını ben savunmayacak mıyım? Sırtında çocuğunu 16 kilometre taşıyanın, küçük Muharrem’in hakkını ben savunmayacak mıyım? Kimin hakkını savunacağım? (CHP sıralarından alkışlar)

Soru şu: Bu şarlatana, bu rüşvetçiye devletin sırlarını kim verdi? Sayın Binali Yıldırım’a soramıyorum çünkü MİT’i ondan aldılar, MİT’i yukarıya bağladılar. Ve soruyorum: Bu şarlatana devletin bütün sırlarını kim verdi? “Efendim, savcı inceliyor.” Yemezler onu. MİT’in harekete geçmesi lazım. Bu devletin sırlarını götürüp ona peşkeş çekenler kimlerdir? Sadece bu mu? Hayır. Kozmik odayı, devletin harimiismeti kozmik odayı terör örgütüne açtılar ya. Terör örgütü geldi, devletin bütün sırlarını aldı, hepsini götürdüler Amerika’ya. Peki, ya bu kozmik odayı açanlar hesap verdi mi? Devletin bütün sırlarını, benim, Başbakanın, hatta Cumhurbaşkanının dahi bilmediği devletin bütün sırlarını götürüp FETÖ terör örgütüne teslim ettiniz, hesabını veren oldu mu? Hesabını veren olmadı. Kim hesabını verecek, kim hesap soracak? Bu koltuklarda oturanların hesap sorması lazım. Eğer vicdan varsa hepimizde, bu vicdanın artık ayağa kalkması lazım, “Yeter!” dememiz lazım.

Evet, dediğim gibi farklı görüşlerde olabiliriz. Nasıl bayrak bizim ortak görüşümüzse, değerimizse rüşvete, yolsuzluğa karşı çıkmak da ortak hedefimiz olmalı, hep beraber mücadele etmeliyiz, ahlaki temelli olmalı bunlar.

Çağrı yaptım Sayın Binali Yıldırım’a: “Efendim, bu dosyayı yeniden açalım.” dedim. Neden biliyor musunuz? İran diyor ki: “Bizim 8,5 milyar dolarımız kayıp.” 8,5 milyar dolar, öyle 40-50 milyon avro değil; 8,5 milyar dolar. İran’la iş birliği yapmalıyız -orada görüşüldü ve temizlediler- biz oturup bu pisliği temizlemeliyiz. Halkbankın Amerika’daki avukatı bile genel müdürlerinin rüşvet aldığını söyledi yani itiraf... Artık, bir avukat bile diyor ki: “Evet, dönemin genel müdürü rüşvet aldı.”

Değerli arkadaşlarım, bir ayıptan Türkiye'yi temizlemeliyiz. Dünyada rüşvete faiz ödeyen tek ülke biziz; rüşvete faiz ödeyen, rüşvetini iade edip üstüne de faizi veren tek ülke biziz. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan, Türkiye’nin bu ayıptan kurtulması lazım. O ayakkabı kutusunu verdik, üstüne bir de faiz verdik. E, bir de şeref madalyası taksaydınız! Öyle ya, dünyada örneği yok. Dünyada rüşvet dolayısıyla… Hem rüşveti alacak hem aklanacak hem de faizini alacak; vallahi böyle bir adama şeref madalyası takmak lazım, kim takar bilmiyorum. A Haber’e söyleyelim, Sabah gazetesine söyleyelim, havuz medyasına söyleyelim: “Buyurun beyler, gidin onlara da bir şeref madalyası takın. Nasıl olsa genel müdür burada, takın ona şeref madalyası.” Ve öyle ağırıma gidiyor ki değerli arkadaşlarım, bu “sahtekâr” denen genel müdürü bir de aldık, Zerbankın Yönetim Kuruluna tayin ettik yani Ziraat Bankasının Yönetim Kuruluna tayin ettik. Akıl yani akıl alacak şey yok, aklımızı mı yedik bilmiyorum.

Şimdi, dosyayı yeniden açacağız. Diyeceksiniz ki: “Dosyayı nasıl açabiliriz?” Çok basit, size bir olay anlatacağım, Sayın Hayati Yazıcı da bu olayı ayrıntılarıyla sanıyorum biliyor. 1 Ocak 2013, Gana’dan bir uçak, kargo uçağı kalkar Atatürk Havalimanı’na iner, gümrük beyanları verilir; 1,5 ton doğal taş getiriliyor Türkiye’ye. Nereye verilecek? “Güzelyurt Mahallesi Yıldırım Beyazıt Caddesi Delta Apartmanı A/2 Blok Kat:1 No:22 Beylikdüzü.” Bu adrese 1,5 ton doğal taş teslim edilecek. Bir gümrükçü diyor ki: “Ya, bizde dağ, taş var, doğal taş da var. Ya, görelim bakalım, bizim bilmediğimiz bu taşlar nasıl?” Gidilip bakılır ki içinde 1,5 ton altın var. Gümrük beyannameleri değiştirilir, sahte gümrük beyannameleri hazırlanır. Rıza Sarraf’a derler ki: “Rüşvet ver. Gümrükte verdin mi rüşveti, her şeyi halledersin.” O da diyor ki: “Vallahi ne yapayım, Teoman diye bir adam var, dünyanın rüşvetini teklif ettim, adam vazgeçmiyor, ‘Ben rüşvet almam.’ diyor.” (CHP sıralarından alkışlar) O Teoman’ın gözlerinden öpüyorum, o Teoman’a Türkiye Cumhuriyeti çok şey borçludur; o, çocuklarına ve torunlarına çok güzel hikâyeler anlatacaktır. Sonra, bu altın sahte belgelerle düzenleniyor, Sayın Yazıcı bir soruşturma talimatı veriyor. 18/12/2013, 201356/2 sayılı Soruşturma Raporu; asıl hikâye burada başlıyor. O sahtekârlığı anladık, doğal taş yerine altın.

Müfettiş raporunda diyor ki: “Bu altın 1,5 ton olarak geldi ama Türkiye’den çıkarken bize verilen beyannamede 292 kilogram altının -parantez içinde (Borsa değerine göre 14 milyon 600 bin dolar değerinde) parantezi kapatıyor- bir şekilde, herhangi bir gümrük işlemine tabi tutulmaksızın Türkiye’ye sokulduğunu tespit ettik.” diyor.

Şimdi, Sayın Binali Yıldırım, siz ülkenin Başbakanısınız. Eğer bu ülkeye sahte yollarla altın geliyor ve bunun 292 kilosu çalınıyorsa ve Türkiye’ye meşru olmayan yollardan sokuluyorsa bu soruşturmaya buradan başlayın; bu altın ne oldu? Ben merak ediyorum, siz de merak ediyorsunuz herhâlde. (CHP sıralarından alkışlar) Hani, böyle bir şey olur da alır cebime koyarım. 292 kilo altın, nereye gitti bu? Değerini de ben söylemiyorum, müfettiş söylüyor. Kim? Devletin müfettişi. Bu müfettişin başına bir şey geldi mi? Onu bilmiyorum.

Şimdi, bizim hep birlikte -çok özür dileyerek bu sözcüğü kullanıyorum- bu sahtekâr, namussuzlardan hesap sormamız lazım, bu ahlaksızlardan hesap sormamız lazım, bu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerden hesap sormamız lazım. Hesap sormak bu Parlamentonun namusudur. Eğer soruyorsanız grubumuz hazır, hep beraber soralım, bu kirliliği, bu pisliği hep birlikte temizleyelim.

80 milyonun önünde soruyorum: 292 kilo altını kim çaldı, kim götürdü? Bu malı götüren adamı bulmak bizim namus borcumuzdur, Türkiye Cumhuriyeti devletinin namus borcudur, böyle şey olur mu? (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, Rıza Sarraf… Bakıyorlar ki ithalat, ihracat vesaire; Amerikalılar uyarıyor “Yapmayın, etmeyin.” E, gıda serbest. O zaman diyorlar ki: “Biz en iyisi gıda ihracatı yapalım.” Gıda ihracatı yapıyorlar, orada da yanlış yapıyorlar. Buğdayı alıyorlar, nereden? Dubai’den. E, Dubai’de buğday yok. Sözde 150 bin ton buğday ihraç ediyorlar Yunanistan’a. 150 bin ton buğday ihraç ettikleri gemi ancak 5 bin ton alıyor. Orada da sahtekârlıklar ortaya çıkıyor; bunun da soruşturulması lazım, hayalî ihracatın.

Ve daha ilginç bir şey söyleyeyim değerli arkadaşlarım: Bütün bunlar olurken Sayın Erdoğan’ın ağzından Rıza Sarraf aleyhine çıkmış tek cümle yoktur, neden? Rıza Sarraf aleyhine çıkmış tek cümle yoktur, neden? Bu sahtekâr, bu şarlatan, bu rüşvetçi hangi gerekçeyle, niçin özel korumaya alındı? Ben merak ediyorum, hâlâ bir hayırsever iş adamı olarak mı değerlendiriliyor.

Değerli arkadaşlar, bir bütçenin halka umut vermesi lazım. Halka umut veriyorsa bütçenin başımızın üstünde yeri var ama bu bütçe halka umut veren bir bütçe değil. Elin oğlu önümüzdeki elli yılda, yüz yılda nelerin yapılacağının oturuyor planını yapıyor, biz yarın ne olacağını bilmiyoruz bu memlekette, kimse bilmiyor çünkü Hükûmet dediğiniz göstermelik bir Hükûmet, her şey bir kişinin iki dudağına hapsedilmiş. Ya, çocuklarımızı okula gönderiyoruz, sınav sistemi var, bir kişi çıkıp diyor ki: “Bu sınav sistemini değiştirdim.” Hangi yetkiye dayanarak, neye dayanarak, hangi bilgiye dayanarak? Ben bilmem, sınav sistemini bilmem, anaokulunda ders veremem, lisede ders veremem, o işin uzmanı ben değilim. Devlette liyakat denen bir şey var, buna kararı verecek olan eğitimciler. Hayır, bir siyasetçi “Böyle yapacağız.” diyor, allak bullak oluyor Millî Eğitim Bakanlığı. Dolayısıyla, devlet iyi yönetilmiyor değerli arkadaşlar.

Bakın, arkadaşlar söylediler, şu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun Yönetim Kurulu tablosu arkadaşlar. BDDK’nin internet sitesinde Yönetim Kurulunda 2 kişi var, 1 Başkan, 1 üye. Kaç kişi olması lazım? 1, 2, 3, 4, 5, 6, bir de Başkan, 7. Ve diyor ki: “Kurul en az 5 üyenin hazır bulunmasıyla toplanır.” 2 kişi var. Yine, olur ya, bir şey olur ama üyeler olmaz yani bir deprem olur, 4 üye hayatını kaybeder, 5 üye hayatını kaybeder, başka bir şey olur. O zaman diyor ki: “Bir ayı geçmemek üzere yardımcılar –yani başkan yardımcıları- yönetim kurulu üyesi gibi görev yaparlar.” Şimdi ben sormak istiyorum Sayın Binali Yıldırım’a: Altı aydır BDDK’ya niye üye tayin etmiyorsunuz, sizi engelleyen kim, hangi güç sizi engelliyor? “Adam bulamadık.” diyorsanız dünya kadar yetişmiş elemanımız var, bankacılık konusunda uluslararası ünü olan arkadaşlarımız var, getirin BDDK’ya atayın. Niye atamıyorsunuz, kim sizi engelliyor? Bunu bilmiyoruz.

Başka? Şeker Kurulu. Bu da Şeker Kurulunun Yönetim Kurulu. Hiç kimse yok Yönetim Kurulunda. Bakın, 30 Ağustos 2016’dan bu yana on altı aydır Şeker Kuruluna atama yapılmıyor, on altı aydır. Ne diyor? Görevini okuyorum kanundan: “Türkiye’deki şeker rejimini, şeker üretimindeki usul ve esaslar ile fiyatlandırma, pazarlama şart ve yöntemlerini düzenlemektir bu kurulun görevi.” diyor. PANKOBİRLİK’in Genel Başkanı diyor ki: “Durma noktasına geldik. Ne oldu bu yönetim?” Atama yok. Niye yok? Şimdi ben bu soruyu sormayacak mıyım? Siz devleti yönetiyorsunuz. Bir kurumda boşluk olunca atamayı yaparsınız ya da buraya bir kanun getirirsiniz, “Biz bunu uygulamıyoruz, kapattık.” derseniz ben onu da anlarım ama hem olacak hem atama yapmayacaksınız, olmaz.

TÜİK Başkanlığı bir yıldır vekâletle götürülüyor, bir yıldır. Ya, TÜİK’e başkan mı bulamadınız, Türkiye İstatistik Kurumuna? Bir sürü adam var, dünya çapında insanlar var, iyi eğitim almış insanlar var. Getirin birisini atayın. Atamadığınız için hiçbir açıklama kamuoyunu, dünyayı da tatmin etmiyor. İsterseniz “Yüzde 1.500 büyüdük.” deyin, kimse inanmıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Merkez Bankası… Merkez Bankasını iğdiş ettiniz. Adamcağız konuşamaz hâle geldi. Telefonla ancak diyor ki: “Ya, faizi yükselteceğiz, idare edin.” filan. Şimdi ben soruyorum: Faizi önümüzdeki günlerde yükseltecek misiniz, yükseltmeyecek misiniz? Yükseltecekler, hep beraber göreceğiz. Müdahaleden korkuyorlar. Hani Merkez Bankası bağımsızdı? Nasıl bir bağımsızlık bu?

Daha da ötesi, değerli milletvekilleri, bu Hükûmet kanunları uygulamıyor. Şimdi siz diyeceksiniz ki: “Olur mu öyle saçma şey? Biz kanun yapıcıyız. Kanun yaptık, yürütme organı da bizim kanunları uygulamak zorunda.” Öyle değil arkadaşlar, öyle değil, kanunları uygulamıyor. Size örnek vereceğim: Kamu İhale Kanunu. “Pazarlık usulü”, 21’inci madde, (b) bendi diyor ki “Doğal afet olursa, salgın hastalık olursa, can veya mal kaybı olursa pazarlık usulüyle hemen ihale yapabilirsiniz.” Neden? Deprem olmuş, şimdi kalkıp da bunu uzun uzun ihaleye çıkmanız mümkün değil. Doğru mu? Evet, doğru. Ama siz kalkıp da 2017 yılında kamu ihalelerinin yüzde 81’ini 21’inci maddenin (b) bendine göre yani deprem gibi, salgın hastalıklar gibi bir gerekçeyle verirseniz, havuz medyasının sahiplerine verirseniz bu, kanunu uygulamamak demektir. Bunun hesabını benim değil, bunun hesabını sizin sormanız lazım. Niye bunu böyle yapıyorlar, hangi gerekçeyle yapıyorlar, oturup tartışılması lazım.

Ekonomik ve Sosyal Konsey, bir anayasal kurum, 166’ncı maddeyle kabul edildi, referandumda kabul edildi. Meydanlara çıktınız hep beraber “Ekonomik ve Sosyal Konseyi getiriyoruz. Türkiye’nin ekonomisiyle ilgili bir olay olursa meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, siyasetçiler hep bir araya geleceğiz, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal sorunları orada tartışılacak ve dolayısıyla biz bunları uygulamaya koyacağız…” Ne kadar güzel değil mi? Rahmetli Ecevit bir kararnameyle kurdu, sonra kanunu çıktı, sonra da anayasal kurum hâline geldi. En son ne zaman toplandı? Ha, kanuna göre üç ayda bir toplanması lazım, Başkan da Başbakan. En son ne zaman toplandı bilen var mı bilmiyorum. 5 Şubat 2009’da. 2009-2017. Üç ayda bir toplanması gereken Kurul. Siz kanun çıkarıyorsunuz. Sizin kanunu uygulamıyor buradakiler. Niçin? “Biz onları istediğimiz gibi çıkartırız, istediğimizi yaptırırız onlara.” diyorlar. Özür dilerim ama sizin iradenizle oynuyorlar, sizin iradenizi zaafa uğratıyorlar, sizin iradenizi yok sayıyorlar. Özür dilerim ama sizi milletvekili olarak kabul etmiyorlar. Evet, milletvekili olarak kabul etmiyorlar. Yasama organını da yasama organı olarak kabul etmiyorlar. Ya böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar?

Kurumlar Vergisi Kanunu 30’uncu maddenin (7)’nci bendi “Vergi cennetlerinde şirket olur ve bunların paraları Türkiye’ye gelirse yüzde 30 vergileriz.” diyor ama vergi cennetleri listesi Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek. 2006, şimdi 2017, on bir yıldır belirlendi mi? Belirlenmedi. Niye belirlenmiyor? Bu Man’cılar yüzünden belirlenmiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Hani var ya o Man Adası’ndan para trafiği yapan, paraları getirip götürüp insanlar, onların yüzünden çıkmıyor bunlar. 2006, 2017… Siz sormayacak mısınız bu Hükûmete? Ben şimdi soruyorum: Sayın Başbakan, bu Parlamento iradesini ortaya koydu, bu Parlamento bir karar aldı, vergi cennetlerinin çıkması lazım, açıklanması lazım. “Efendim, biz tespit edemedik.” Ben ipucu vereyim, çok basit: MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) Başkanını çağırın, deyin ki: “Vergi cennetleri listesini bana getirin.” Size en geç ama en geç on beş dakika içinde listeyi verir ama siz bunu çıkartamazsınız. Ben de biliyorum, siz bunu çıkartamazsınız çünkü sizin iradeniz de saray tarafından ipoteğe alınmış durumda, çıkartamazsınız siz bunu. (CHP sıralarından alkışlar) Elin oğlu vergi verecek, tüyü bitmemiş çocuk vergi verecek, o Man’cılar Türkiye’de vergi vermemek için her türlü dümeni çevirecekler ve diyecekler ki: “Kılıçdaroğlu, sen konuşma.” Ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını sonuna kadar savunacağım, bu benim namus görevimdir. (CHP sıralarından alkışlar)

Tarım Kanunu 21’inci madde diyor ki: “Millî gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir.” Millî gelir ne kadar? 800 milyar dolar. Yüzde 1’i? 8 milyar dolar. Çiftçiye verildi mi? Hayır. Niye verilmiyor? Siz hiç sordunuz mu değerli arkadaşlarım, şu Hükûmete sordunuz mu? Bu çiftçinin hâli perişan. Çiftçinin traktörü var, doğru; tarlası da var, doğru ama ikisi de kendisinin değil, bankanın. Gidin bakın bakalım, çiftçinin ağzını bıçak açmıyor. Efendim “Yüzde 11 büyüdük.” Cepleriniz büyüdü değerli arkadaşlar, cepleriniz büyüdü. Vatandaşın cebinde bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar) Tarlaya gidin bakın, çiftçi tarlaya çıkıyor mu çıkmıyor mu?

Değerli arkadaşlarım, çiftçinin de gidip Man Adası’nda şirket kurma hakkı var ama gidemiyor, yapamıyor onu, o kadar parası yok, gemiye gidecek, oraya gidecek, adamını bulacak, 1 sterline şirket kuracak, sonra malı götürecek. Yok, bu imkânı yok.

Değerli arkadaşlarım, çiftçiye dünyanın en pahalı mazotunu satıyor bu iktidar, dünyanın en pahalı mazotunu. Gübresini, ilacını, suyunu, en pahalısını veriyor. Ve bir şey daha, bütün çiftçi kardeşlerim dinlesin: Sen üretim yaparken zarar ediyorsun, malını sattığın zaman senden bir de yüzde 4 vergi kesiliyor. Zarar eden adamdan vergi mi alınır? Evet, zarar eden adamdan da vergi alıyorlar. Siz çiftçilerle oturup hiç konuşuyor musunuz?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Çiftçiyi seviyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Çiftçiyi çok sevdiğinizi ben iyi biliyorum. Ezmek için, sırtına binmek için çok iyi seviyorsunuz çiftçiyi. (CHP sıralarından alkışlar) Evet, sırtına biniyorsunuz. Evet, dünyanın en pahalı mazotunu satıyorsunuz ona. Elinde viski bardağı, ayağında en pahalı şort, yata binecek, liman liman gezecek, ona mazotu vergisiz vereceksiniz. Çiftçi binecek traktöre, gidecek tarlaya, ona da dünyanın en pahalı mazotunu vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Sonra diyeceksiniz ki: “Kılıçdaroğlu, niye konuşuyorsun?” Konuşacağım, sonuna kadar konuşacağım.

Bu bütçe kimin bütçesi? Değerli arkadaşlarım, bu bütçe işsizin bütçesi değil, işsizlik artıyor, benden önce konuşan arkadaşlar işsizlik rakamlarını verdiler. Çiftçinin bütçesi değil. İki Trakya büyüklüğünde alan ekilmiyor zaten, çiftçi ekmiyor. Yozgat’ın o kokulu mercimeğine ne oldu, Yozgat’ın o kokulu mercimeğine? Dünya çapında bir markaydı. Et ithal ettiniz. Nohut ithal ediyorsunuz. Vergileri sıfırlıyorsunuz ithalatçılarda. Niye sıfırlıyorsunuz? Çünkü o ithalatçılar da sizin adamınız, onlar daha fazla para kazansınlar diye, “Çiftçi varsın batsın, ben nasıl olsa dışarıdan alıyorum.” diye çiftçiyi batırdınız, ağzını bıçak açmıyor.

Değerli arkadaşlarım, hiç OSTİM’e giden oldu mu Ankara’da? İnegöl’e buyurun gidin, bakalım -mobilyanın başkenti- kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Buyurun, Ankara’da Siteler’e gidin, Siteler’e sorun bakalım, ne oldu bu Siteler? Herkes mağdur, herkes sorunlu. Bu bütçe onların bütçesi değil, bu bütçe Man’cıların bütçesidir, açık ve net söylüyorum, Man’cıların bütçesidir bu bütçe. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, ben size söyleyeyim: Bu bütçe aynı zamanda faizcilerin bütçesidir. Örnek vereceğim size: On beş yılda yurt dışındaki bir avuç adama, bir avuç tefeciye ödediğiniz faiz ne kadar biliyor musunuz? 145 milyar dolar. Bir avuç tefeciye ödenen para 145 milyar dolar, bir avuç. Çöreklenmişler orada, “Faizi artıracaksın, artırmazsan paramı çekerim.” diyor. Borçluya teslim olan onun emirlerini yerine getirir. Şimdi Merkez Bankasına baskı kuruyorlar “Faizi artıracaksın, yoksa doları çekeriz.” diye. Teslim almışlar sizi. Nereden? Ciğerinizi teslim almışlar. Yapın mücadeleyi, her türlü desteği vereceğiz size, yapın mücadeleyi. Türkiye'yi bu tefecilerin elinden kurtarın, her türlü desteği vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sadece o değil, içeride on beş yılda ne kadar faiz ödendi? 620 milyar lira, 620 milyar lira.

Şimdi ben soruyorum: Bu faizi çiftçi mi aldı? Yok. İşçi mi aldı? Yok. Taşeron işçisi mi aldı, belki o daha iyidir? O da yok, o da almamış. Esnaf mı aldı? O da almadı. Sanayici mi aldı? O da almadı. 620 milyar lira, eski parayla 620 katrilyon lira faizi kimler aldı? Kimler aldı? Bir avuç adam aldı. Kime çalışıyor bu bütçe? Fakir fukaradan al, tefeciye ver. Fakir fukaradan al, tefeciye ver. Dolayısıyla bunu herkesin bilmesi lazım. Tefecilere çalışan bir bütçedir.

Bu bütçenin birinci özelliği -üç özelliği var zaten- tefeciye çalışan bütçedir. İkinci özelliği, denetlenmeyen ve denetlenemeyen bir bütçedir, denetlenmeyen ve denetlenemeyen bir bütçedir.

Bakın, değerli arkadaşlarım, üçüncü havalimanı bu bütçede yok, Osman Gazi Köprüsü bu bütçede yok, nükleer santral bu bütçede yok, şehir hastaneleri bu bütçede yok. Kaça mal oldu bunlar biliyor musunuz? Bilemezsiniz. Öğrenebilir misiniz? Öğrenemezsiniz. Söylüyorum Hükûmetin önünde, siz bunların maliyetini öğrenemezsiniz ama siz usulen “Ben milletvekiliyim.” diye gezersiniz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ayıp, hiç yakışıyor mu! Milletvekillerine bu kadar hakaret edemezsiniz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Milletvekillerine hakaret ediyorsunuz Sayın Genel Başkan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Peki, nasıl öğrenemiyorsunuz, niye öğrenemiyorsunuz? Hükûmete söylüyorum, gelsinler buraya, çağrımı yapıyorum: Gel buraya kardeşim, şehir hastanelerinin her birisini kaça mal ettin, şehir hastanelerinin? Üçüncü havalimanını kaça mal ettin?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – İlgisi yok.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Nükleer santrali kaça mal ettin? Hepsini kaça mal ettin. Gelsin anlatsınlar bize. Bunu söylerlerse eyvallah diyeceğim. Söyleyemezler. Niçin? “Efendim, bu bir ticari sırdır.” diyecekler size. Efendim, Sayın Başbakan demişti ki: “Biz bunları cebimizden beş kuruş çıkmadan yaptık.” Ama 2018 bütçesine 6 milyar 200 milyon lira koydular. Niçin? Bunlara para ödemek için. Parayı ödüyorsunuz, kaça mal olduğunu bilmiyorsunuz. Bir daha çağrımı yapıyorum: Sayın Başbakan, birazdan kürsüye geleceksiniz -arzu ederseniz Maliye Bakanı- şehir hastaneleri yapıyorsunuz, kaça mal oldu? Öyle ya, Meclise bilgi verin; biz öğrenemiyoruz, biz öğrenemiyoruz, ancak bir dava mahkemeye düşerse mahkeme kayıtlarından öğreniyoruz.

İki: Üçüncü havalimanını kaça mal ettiniz? Osman Gazi Köprüsü’nün maliyeti nedir? Nükleer santralin maliyeti nedir? Çünkü bunların paralarını biz ödeyeceğiz. Bu soruyu sorma hakkım var, sizin de sorma hakkınız var. Şimdi, hep beraber göreceğiz, maliyetleri açıklayacaklar mı, açıklamayacaklar mı. Her bir şehir hastanesinin maliyetini bekliyorum.

Efendim, bu soruya cevap veremeyecekler, bir daha söylüyorum ama değerli arkadaşlarım, sabahın köründe çocuklarınız ya da torunlarınız okula gider, elektrik düğmesini açtığınızda 4 çeşit vergi öder fakir zengin demeden, 4 çeşit; Enerji Fonu öder, TRT payı öder, elektrik ve havagazı tüketim vergisi öder ve KDV öder, fakir zengin demeden. Günlük, aylık geliri ya da yıllık geliri 65 bin, 100 bin dolar olan da aynısını ödüyor, geliri olmayan da aynısını ödüyor.

Efendim, kadın musluğu açınca 5 çeşit vergi öder: Katı atık bedeli, katı atık toplama bedeli, atık su bedeli, çevre temizlik vergisi ve KDV. Ama bunlar Man’da olsalardı hiç bunları ödemeyeceklerdi. (CHP sıralarından alkışlar) Man’da kur şirketi, Türkiye'ye getir parayı, hiç, keyfin yerinde, her şey tıkırında. Vergi, 5 kuruş bile ödemiyorsun, 1 kuruş bile ödemiyorsun ama fakir fukaraya gelince ensesine biniyorsun. O gariban kadın bulaşık yıkarken vergi ödeyecek ama sen hiçbir şey yapmayacaksın. Bunları asla doğru bulmuyoruz, asla doğru bulmuyoruz. Sen fakirden alacaksın, birilerine tahsis edeceksin.

Kamyon şoförü örneğini vereyim. Bir kamyon şoförü düşünün, bir kamyon şoförü. Kamyon şoförü kardeşlerim de iyi dinlesinler. Ankara-İstanbul arasında gidiş geliş bin kilometre. Ne kadar mazot yakıyor? 1.200 liralık mazot yakıyor. Otoyol için 89 lira ödüyor, ikinci otoyol için 123 lira ödüyor, köprü için 77 lira ödüyor, 100 lira da yağ bakımı; 1.589 lira. Hani amortismanı falan filan saymıyorum. Ayrıca motorlu taşıtlar vergisi ödüyor, ayrıca KDV ödüyor, ayrıca bir de gelir vergisi ödüyor. Bir kamyon şoförü. Hayatının her tarafı vergi. Peki, bu vergi cennetlerinde şirket kurup malı götürenler ne ödüyor? Tık ödemiyor. Tık ödemiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Ve bir soru daha, bu kararnameyi ne zaman çıkaracaksınız? Merak ediyoruz. Bu vergi cennetleri kararnamesini ne zaman çıkaracaksınız? Bu vergi cennetleri niye olur? Milletvekili arkadaşlarıma söyleyeyim, Sermaye Piyasası Kurulunun internet sitesine girin, vergi cennetlerinde dönen kepazelikleri orada gayet iyi anlatır veya MASAK, Maliye Bakanlığının Mali Suçları Araştırma Komisyonuna girin, orada da bütün kepazelikler anlatılır veya vaktiniz yoksa Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin (7)’nci fıkrasının gerekçesine bakın, Meclise gelen gerekçesine bakın. Orada da bunları göreceksiniz, bunların hepsi yazılı. “Vergide adaleti sağlamak için biz bunu getiriyoruz.” diyorlar. On bir yıldır adalet gelmiyor. Niye gelmiyor on bir yıldır adalet? Kim engelliyor -on bir yıldır adalet gelmiyor- kim? Bu Hükûmetin önündeki engel kim, engel kim?

Değerli arkadaşlarım, bu bütçenin bir başka özelliği, üçüncü özelliği: Bu bütçe Anayasa’ya aykırı bir bütçe. Diyeceksiniz ki: “Nereden Anayasa’ya aykırı?” Şunun için değerli arkadaşlarım: 2017 ve daha önceki bütçelerin Anayasa’ya aykırı hükümleri dolayısıyla biz Anayasa Mahkemesine başvurduk. Anayasa Mahkemesi bunları iptal etti. İptal edilen maddeleri aynen satırı satırına buraya da kondu. Yani açıkça Anayasa’ya aykırı bir bütçeye diyorlar ki “‘Evet’ oyu kullanın.” Ve sonra dönüp diyorlar ki “Biz hukuk devletiyiz.” Sonra dönüp diyorlar ki “Bu ülkede adalet var.” Hangi adaletten söz ediyorsun? Hangi adaletten? Açlıktan ölen çocuğun adaleti mi, Man Adası’nda şirket kurup malı götürenlerin adaleti mi? Ben bunu sormayacak mıyım? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, buradan 80 milyon vatandaşıma sesleniyorum: Bu faizci düzeni yıkacağız, bu faizci düzeni altüst edeceğiz. Düzelteceğiz değil, bu faizci düzeni yıkacağız. Ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen kuracağız, insanca, hakça bir düzen. (CHP sıralarından alkışlar) Zenginin vergi verdiği, yoksulun onurlandırıldığı bir düzeni getireceğiz. Öyle Man Adalarında şirket kuranları bu ülkede yaşatmayacağız. Git kardeşim oraya o zaman! (CHP sıralarından alkışlar)

“Ben yerliyim, ben millîyim.” diyorlar. Ne yerlisi, ne millîsi kardeşim? bu ülkeye fakir fukara vergi verirken sen vergiden kaçınmak için, vergi kaçırmak için Man Adası’nda şirket kurup dalavere çevireceksin, “Ben yerliyim, millîyim.” diyeceksin. Sen ne yerlisin, sen ne millîsin; sen olsa olsa gayrimillîsin! (CHP sıralarından alkışlar)

Ha, neyi getireceğiz? Şeffaf bir yönetim getireceğiz, şeffaf, ayna gibi bir yönetim olacak, buradan bakınca öbür tarafı göreceksin; katakulli olmayacak, bütçenin her kuruşunun hesabını verecek, her kuruşunun. Siz bütçenin her kuruşunun hesabını biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz, ben de bilmiyorum, gizleniyor. İkinci hazine kurdular, denetlenmiyor, Kredi Garanti Fonu. Sayıştayı iğdiş ettiler, Sayıştay denetim yapamıyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Rezidanslar ne oldu, rezidanslar?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bunların hepsinin üzerinde duracağız ve göreceksiniz, Man Adası’nda ya da benzer adalarda kim şirket kurarsa onları Türkiye’ye sokmayacağız arkadaşlar, Türkiye’ye sokmayacağız, “Git oraya.” diyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Sen bu ülkenin evladıysan, kazandığın paranın burada vergisini vereceksiniz. Evet, bizim görüşümüz bu. Bunu her yerde, her ortamda söyleyeceğiz.

Çiftçi başımızın üstünde, taşeron işçisi… Sizin aklınızda bile yoktu taşeron işçisi. Taşeron işçisinin kadrosunun takipçisi olacağız sonuna kadar. Öyle numara çekip “Şöyledir, böyledir.” falan değil. Taşeron işçisi, kadro… Nedir kadrosu? Kardeşim, sendikalı bir işçi hangi haklara sahipse taşeron işçisi de aynı haklara sahip olacak. (CHP sıralarından alkışlar) Kimliğine bakmayacağız, inancına bakmayacağız, yaşam tarzına bakmayacağız. Sen çalışıyor musun? Başımın üstünde yerin var. Alın teri mi döküyorsun? Başımın üstünde yerin var. Kadro mu? Kadro vereceğiz. Sendika mı? Sendika da vereceğiz. Asgari ücret, 2018, en az 2 bin lira olmalı, en az 2 bin lira. Geçinemiyor işçi. (CHP sıralarından alkışlar) “Efendim, 2 bin lirayı nereden bulacağız?” Bu beylere söylüyorum: 2 bin lirayı bulamıyorsanız, “Çok yüksek.” diyorsanız bir ay 2 bin lirayla geçinin. Niye geçinmiyorsunuz? Bir deneyin bakalım, bir asgari ücret alın, 2 bin lirayla geçinin.

Her taraf israf arkadaşlar, her taraf israf, israf ekonomisi var. Efendim, israf saygınlıkmış. İsraf saygınlık değildir; israf bütün dünyada, bütün demokrasilerde, bütün inançlarda haramdır arkadaşlar, haramdır. Haramın saygınlığı olur mu? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bütçeyi bir faiz bütçesi olarak biliyoruz, tefecilere hizmet eden bir bütçe olarak biliyoruz. Türkiye’de demokrasi yoksa bu bütçe de böyle olur.

Hapishaneleri tıka basa dolu bir Türkiye’yi kabul etmiyoruz. Milletvekillerinin hapiste olduğu bir Türkiye’yi kabul etmiyoruz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Gazetecilerin hapiste olduğu bir Türkiye’yi kabul etmiyoruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiçbir gazeteci hapiste değil, teröristler hapiste.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Üniversitelerden atılan öğretim üyelerinin olduğu bir Türkiye’yi kabul etmiyoruz. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti istiyoruz biz. Herkesin düşüncesini özgürce dile getirdiği bir Türkiye istiyoruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Gazeteciler hapiste değil Sayın Başkan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Benimle aynı görüşte olmayabilir ama o da benim gibi düşüncesini özgürce ifade edebilsin. Hapishane müjdesi veriyorlar, hapishane. 2018’de 45 tane yeni, modern hapishane yapılacakmış. Şu müjdeye bakın Allah aşkına, şu müjdeye bakın. Hapishanelerde insanlar sırayla yatıyor ve hapishane müjdesi veriliyor bize. E, doğru, hapishanedekiler belki rahat edecekler, belki daha rahat bir ortamda bir arada olacaklar, sohbet edecekler.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hain çok, hain fazla.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bunları asla ve asla doğru bulmuyoruz. Demokratik standartlarımızı yükseltmek zorundayız. Saydamlığı getirmek zorundayız. Her kuruşun hesabının verildiği bir devlet yönetimini inşa etmek zorundayız. Bunları yapmadığınız takdirde Türkiye kaybeder.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

Değerli milletvekilleri, birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.46

BAŞKAN: İsmail KAHRAMAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

503 ve 504 sıra sayılı Kanun Tasarılarının görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ilk konuşmacı olarak Grup Başkan Vekili ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakikadır.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede bir siyasi darbeyle DBP’li belediyelerin gasbedilmesinin ve seçilmiş belediye eş başkanlarının tutuklanmasının 2’nci yılını, eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimizin tutukluluğunun 400’üncü gününü geride bıraktığımız bugünlerde konuşmama tüm seçilmiş siyasetçilerimizin rehin hâldeyken bile verdikleri mücadeleyi selamlayarak başlamak istiyorum. Eş genel başkanlarımız, grup başkan vekillerimiz, milletvekillerimiz, belediye eş başkanlarımız, il, ilçe ve genel merkez yöneticisi olan siyasetçi arkadaşlar şunu çok iyi bilmeliler ki: Burada bütün parti bileşenleri olarak onların duruşlarından ve mücadelelerinden onur duyduğumuzu ve bizim için bir mücadele gerekçesi olduklarını ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eş başkanlarımız, grup başkan vekillerimiz, milletvekillerimiz şunu bilmeliler: Bir yargı kararıyla değil bir siyasi darbeyle tutuklandıklarını, sadece partili olarak arkadaşları değil bütün Türkiye ve uluslararası toplum ibretle -bu süreci- izlemektedir. Bizlere diz çöktürmeye çalışanların kendileri, bugün birçok uluslararası güç odağına sınırsız taviz verme ve diz çökme aşamasına gelmiş ve muratlarına erememişlerdir. Bütçe görüşmelerine başlayacağımız bugünlerde ülke içinde teklik anlayışının eseri olan çatışmalı ortam anlayışının, dışarıda değersiz yalnızlaşma, içeride ise tarihsel olan kapitalist rantçı anlayışın ürünü olan emek karşıtlığının ve bir halkı nüfus politikaları üzerinden dışlama, terörize etme anlayışının kısa bir tarihsel izlenimini sizlerle paylaşmak isterim. Ortaklaşa verilen Kurtuluş Savaşı’nın ruhuna uygun olarak 1920 yılında Ankara’da toplanan Birinci Meclisin içinde Kürt halkını temsilen kürdistan mebuslarının olması bilinen bir vakadır. 1921 Anayasası’nda merkezî idarenin vilayetlere özerklik tanıyan demokratik ruhu 1924 Anayasası’nda yerini tekçi anlayışların yüceltildiği bir forma bırakmış, Anadolu, Trakya ve Mezopotamya halklarına dayatılan ve realist olmayan bu antidemokratik ruh, âdeta bir kâbusa dönüşmüştür. Ötekini yok sayan ve kendisini bu toprakların yegâne efendisi sayan iktidar zihniyeti, bu topraklarda yaşayan kadim ve mazlum halklara her türlü zulüm ve asimilasyonu reva görmüş, bunu bir devlet politikası olarak sürekli uygulayagelmiştir. İşte bu yüzden bu iktidar döneminde Roboski’de, Sur’da, Cizre’de, Gever’de, Şırnak’ta yapılan katliamlar, gücünü Dersim’den, Zilan’dan, Ağrı’dan, Çorum, Maraş, Gazi ve Sivas katliamlarından almaktadır. Bugün Mahmur’u bombalayanlar, gücünü 1990’larda Kürt köylerini yakıp milyonlarca insanı zorla göçerten ama cezasız kalma hâlinden almaktadır. Hapishanelerde insanlık dışı koşulları yaratanlar, gücünü tarih boyunca işkence yapanlardan almaktadır. Doğurulan çocuk sayısı üzerinden neredeyse bir halkı terörist ilan edenler, gücünü 1930’larda Abidin Özmen isimli ırkçı bir devlet müfettişinin siyah raporlarından almaktadır. O raporda da Kürt nüfusunun artışından tedirgin olanlar “Önlem alınmalı.” diye uyarılar yazıyordu, bugünkü iktidar zihniyeti de aynı serzenişlerde bulunmaktadır. O gün de tekçi ve cinsiyetçi bakış açısı hâkimdi, bugün de 1930’lardan bugüne değin bir şeyin değişmediği gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Peki, sadece ırkçı müfettiş Abidin Özmen’in yazmış olduğu siyah rapor mu; şüphesiz değil, 1965’te çıkarılan Nüfus Planlaması Hakkında Kanun, 1983’te çıkarılan Nüfus Yasası ve 1990’larda çakma aydınların yaptığı Kürt nüfusu-Türk nüfusu karşılaştırmaları bu iktidarın 3, 5, 10, 15 çocuk söylemlerinin tarihsel dayanağı olmuştur. O günlerde yasalar, söylevler Türklük ve Türk nüfus inşası için yapılıyordu, bugün ise aynı zihniyetle yapılmaktadır.

Şunu ifade etmeliyim ki ünlü Alman filozofu Theodor Adorno 1959’da yazmış olduğu “Geçmişin İşlenmesi Ne Demektir?” başlıklı etkileyici makalesinde Almanya’nın geçmişi ve nasyonal sosyalizmin pratikleriyle ne kadar yüzleşilebildiğine odaklanır, bu durum için şu soruyu sorar: “Nasyonal sosyalizm fazla canavarca olduğu için kendi ölümünden sonra da sürüp giden bir şeyin hayaleti midir? Yoksa zaten hiç ölmemiş midir? Akla gelmeyecek olanı yapma eğilimi hem insanlarda hem de onları kuşatıp sınırlayan koşullarda devam etmekte midir?” diye sorar. Devamında ise Türkiye'nin kan, gözyaşı, acı, sürgün, mecburi iskân ve asimilasyon tarihini anlatırcasına şu soruyu sorar Theodor Adorno: “Geçmiş, ancak geçmiş olanın nedenleri ortadan kaldırılırsa geçmiş olabilecektir.” Özgürlük, demokrasi, toplumsal barış, şeffaflık, yolsuzlukla mücadele şiarıyla iktidara gelen AKP’nin on beşinci yılın sonunda varmış olduğu nokta, referansları 1930’lar, 1965’ler, 1983’ler ve 1990 uygulamaları olmuştur. Bu aşamaya gelirken iktidar partisini kuran, geliştiren ve yıllarını, on yıllarını sosyal bilimci olarak, insan hakları savunucusu olarak, mülki amir olarak bu ülkenin toplumsal meselelerine harcamış olan iktidar partisinden birçok aktör ve isim pasivize edilirken başta Kürt meselesi olmak üzere ülkenin tarihsel gelişiminden bihaber olan, müktesebattan yoksun birçok kişi bugünkü dönemin aktörü hâline getirilmiştir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında halklara dayatılan tekçi ve baskıcı anlayış ülkeyi neredeyse her on yılda bir kendini tekrar eden askerî ve siyasi darbelerin cenderesine sokmuştur. Beğenelim beğenmeyelim, kabul edelim etmeyelim, cumhuriyet tarihi boyunca bunca ölümlerin, akan kanın durmasına sebep veren ve iki buçuk yıl bu ülkeye bir bahar havası yaşatan çözüm sürecinin sahibi Sayın Abdullah Öcalan, bu darbeler içerisindeki fasit daireyi ilk kez bir darbe mekaniği olarak tanımlamış, halkların üzerindeki tekçilik prangasında ısrar edildikçe bu darbe mekaniğinin ilelebet devam edeceği konusunda uyarılar yapmıştır. Bu yönüyle düşünüldüğünde, bu ülke bir anlamıyla darbeler tarihidir. 7 Haziran 2015 seçimlerden sonra yapılan siyasi darbeyi, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra -demokrasiyi değil- OHAL’i, KHK’leri, 4 Kasım siyasi darbesini çıkaran mevcut iktidar da artık bu darbe kültürünün bir mağduru değil, sahipleneni, yürütücüsü olduğunu ispat etmiş durumdadır. 28 Şubat 1997 darbesinin ruhunu devam ettiren bu siyasi iktidar, ülkemizi askerî darbelere açık hâle getirdiğinin farkında olmalıdır.

Sivil ve demokratik yaşamı hedef alan bu siyasi ve askerî darbelerin tamamı, tekçi anlayışın sonucu olarak karşımızda durmaktadır. Hukukun üstünlüğü, demokratik ilkeler iddiasına sahip hiçbir ülkede görülemeyecek bu kadar yaygın darbeler silsilesi ülkenin kuruluş temellerinin, yönetim anlayışının yaratmış olduğu zihniyet dünyasından ayrı ele alınamaz. Askerî darbelerden mağdur olduğunu söyleyen bugünkü siyasi iktidarın bugün, bizzat siyasi darbelerin yürütücüsü olması, bu darbelerden nasıl da nemalandığını ibretle izlemekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; büyük İslam düşünürü ve siyaset bilimci İbni Haldun “Mukaddime” adlı en bilinen eserinde devlet ve iktidarın çürüme sürecinin başlangıç aşamasını “israf dönemi” olarak tanımlar. Bu dönem aynı zamanda iktidarın yozlaştığı süreci anlatır ve şöyle der “Mukaddime”de İbni Haldun: “Devletin hazinesi çiftlik gibi kullanılmaya başlanır, sonra kaynak biter, borçlanmaya gidilir. Borçların ödenmesi için yeni ve ağır vergiler konulur. Yaşam halk için çekilmez hâle gelir.” Ve bu dönemi bu yüzden “can çekişme dönemi” olarak tanımlar.

On beş yılın sonunda AKP iktidarının içine düştüğü durumu böyle tanımlamak herhâlde bir abartı ve haksızlık olmayacaktır. Bir avuç azınlık vergi cennetlerinde rüşvet ve haram paralarla zevküsefa içinde bir hayat sürerken halkımızın çoğunluğunun vergiler ve zamlar altında inlemesi, küçük azınlığa cennet, büyük çoğunluğa ise cehennem reva görülüyorsa çürümenin çoktan başladığı artık söylenebilir.

Bir yılı aşkın bir süredir rehin tutulan Saygıdeğer Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş bugünkü iktidarın içine düşmüş olduğu bu girdabı bir “metan zehirlenmesi” olarak tanımlıyor. Panama ve Man Adası belgeleri, “Paradise Papers”, Reza Zarrab ifadeleri olmasa bile bugünkü siyasi iktidar yolsuzluk ve rüşvet zannı altındadır. Bu durum ne bir kumpas ne de millî iradeye saldırı falandır çünkü bu iddiaların hiçbir aşamasında ne bu Parlamentonun muhalefeti ne biz ne de 80 milyonluk halkımız asla yokuz.

Eğer siyasi iktidar, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet ve beytülmale dokunma iddialarından çok rahatsız ise yapacağı şey çok açık ve bellidir. Toplum iki yıldır OHAL’le yönetiliyor, bu OHAL ve KHK’larla, rüşvet, yolsuzluk ve hırsızlık iddialarından rahatsız olan bu iktidar, burada adı geçenlerin hepsini öncelikle soruşturmaya ve adil yargılanmaya teslim ederek sürece başlayabilir.

15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek ve lütuf olarak görülerek Meclisin neredeyse tamamı baypas edilmiş ve KHK’lar cumhuriyeti hâline getirilen bu ülkeyle bu halka bir zulüm dayatılmaktadır. Antidemokratik yol ve yöntemlerin sıradanlaştırıldığı bu dönemde toplumun her kesiminde büyük mağduriyetler yaşanıyor. İşlerinden edilenler yaşama tutunmaya çalışıyor, içinde büyük öfke biriktiriyor; kimisi intihar ediyor, kimisi açlık grevine giriyor, kimisi ise çocuklarıyla birlikte çıktıkları umut yolculuklarında can veriyor. Özellikle, burada, Hazreti Ali’nin, uygulanan zulüm politikalarına örnek olması açısından şu sözü hepimizin kulağına küpe olmalıdır: “Zulüm, ayakların kaymasına, nimetin yok olmasına, milletlerin helak olmasına neden olur.” Bugünkü zulmün de sadece siyasi iktidarı bağlamadığını, bugünkü zulüm politikalarının ve deyim yerindeyse, faşizm politikalarının bütün 80 milyon insanı açlıkla, yoksullukla, zulümle, akan kan cenderesiyle ve ölümlerle yüz yüze bıraktığı gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Seçimle iktidar olmak, istenilen her politikayı uygulamaya koyma hakkını ve özgürlüğünü hiçbir iktidara vermez. Toplumlar, siyasi yapıları “İstedikleri her şeyi fütursuzca yapsınlar.” diye iş başına getirmezler. İnsanlık tarihinin açığa çıkarmış olduğu evrensel değer yargılarının bağlayıcılığı, alınan oy oranlarından ve kazanılan seçimlerden vareste bir bağlayıcılığa sahiptir. Arap Baharı’nda görüldüğü gibi, bir siyasi iktidar, toplumu ne adına yönettiğini söylemeden ve toplumdan onay almadan asla ülke yönetimini meşrulaştıramaz. O hâlde, bir siyasi iktidar, toplumsal rızayı sağlamadığı müddetçe zoru ve zorbalığı temsil etmiş olur. İktidarda kalabilmek uğruna devletin bütün zor ve baskı aygıtlarını pervasızca kullanan bir iktidar aslında ömründen yemeye başlamıştır ve toplum nezdinde de kredisini tüketiyordur.

Neredeyse her icraat ve söylemiyle toplumsal kutuplaşmayı zirveye taşıyarak mağduriyetler yaratan mevcut AKP Hükûmeti tüm ülke genelinde yarattığı korku iklimiyle otoritesini tesis etmeye çalışıyor. İktidara gelirken “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” şiarıyla gelenler, bugün “Öldür, işkence yap, baskı uygula, korkut ki iktidar devam edebilsin.” noktasına gelmişlerdir. Korku iklimi her yanı sarmış, organize olmuş, kötülük öyle bir hâle gelmiş ki halkın oylarıyla seçilmiş AKP’li bir belediye başkanı bile ağlayarak, ailesinin tehdit edildiğini, bu yüzden istifa etmek zorunda kaldığını itiraf edebilmektedir.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyet tarihinin en ciddi sistem krizi yaşanmaktadır. Bu krizi tarihsel bağlamdan ayrı değerlendirmek şüphesiz yanıltıcı olacaktır. Kürtlerin hak taleplerine yönelik askerî yöntemlerin kullanılması yeni değildir. Bu, ferasetten uzak ve zora dayalı yöntemler milyonlarca insanın yerinden edilmesine, binlerce insanın yaşamını yitirmesine ve birçok acının bu ülkede yaşanmasına sebep olmuştur. Kürt sorununun çözümü, doğası gereği, Türkiye'nin demokratikleştirilmesi sürecinden ayrı düşünülemez. Bu yüzden, çözüm süreci, cumhuriyet tarihindeki en önemli gelişme olmuştur. Türkiye tarihinin en büyük demokratikleşme hamlesi olan çözüm süreci bir iktidarın devamı uğruna heba edilmiştir. Bu ülkede iki buçuk yıl boyunca devam etmiş olan kısmi barış ortamında insanlar yarınlara güvenle bakabilmiş, tarihsel yarası olanların devletin bir hesaplaşma içinde olduğunu düşünmüş ve müteşebbisler uzun vadeli planlama ve yatırımlara girişmiş, ekonomik göstergeler ise cumhuriyet tarihinin en olumlu rakamlarına ulaşmıştı. Henüz diyalog süreci devam ederken Ekim 2014 yılı MGK’sından çıkan çöktürme planı ile 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra çatışmalı ortama yeniden dönülerek bir savaş konsepti devreye sokulmuştur. 20 Temmuz 2015 tarihindeki Suruç katliamı ve sonrasında geliştirilen savaş ortamında can ve mal kayıpları yaşanmakla kalmamış, çok zor kapanacak yaralar açılmıştır. Bu ülke bir annenin bedeninin bir hafta boyunca yerden kaldırılmasına engel olan uygulamaları görmüştür. Ya da bu ülke 21’inci yüzyılda bir annenin öldürülen çocuğunun bedenini güvenlik nedenleriyle -tırnak içinde- bir hafta buzdolabında saklaması utancına tanıklık etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Abdullah Öcalan üzerinde 5 Nisan 2015’ten bu yana uygulanan mutlak tecrit genel, yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri takvimi ve Orta Doğu’da içine girilen batık politikalar ile paralel bir şekilde yürütülmeye devam etmekte, buna bağlı ya da bağımsız olarak mutlak tecrit koşulları derinleştirilmektedir. Tutuklu ve hükümlü haklarının tamamen çiğnendiği insanlık dışı bir tecrit politikası uygulanmaktadır. Bu yüzden İmralı’daki mutlak tecrit insani, hukuki, ahlaki, vicdani ve politik açıdan kabul edilemez olup hukukun çöküşüyle inşa edilen mevcut İmralı sisteminin bir an önce sonlandırılması gerekmektedir. Sayın Öcalan çözüm süreci devam ederken artık bir gencimizin dahi burnu kanamamalıdır demişti. Şimdilerde adının söylenmesi bir suç olarak görülen çözüm süreci bu ülkenin en huzurlu günleriydi ancak barış şüphesiz bir samimiyet ister. Hani barış için gerekirse baldıran zehri içilecekti! Barışın acil ihtiyaç olduğu bir dönemden geçmekteyiz. Ekmek kadar, su kadar barışa ihtiyaç duyuyor toplumumuz. Halklarımız daha fazla kan ve gözyaşı görmek istemiyor. Bu çıkmaz sokakta ısrar edildikçe daha fazla can ve mal kaybı, daha fazla ölüm ve gözyaşı, daha fazla uluslararası tavizler, daha fazla yoksulluk, işsizlik, açlık kaçınılmazdır. Bu bataktan çıkışın çok kolay ve maliyetsiz bir reçetesi vardır, o da yeniden barış ikliminin tesis edilmesidir.

Kürdofobinin aşılmaması yüzünden bir gün Moskova’da, bir gün Washington’da kendini yaşatabileceğini uman iktidar anlayışı halklarımıza artık bir şey verebilecek noktada değildir; her geçen gün bu ülkeyi kendisiyle birlikte daha fazla yalnızlığa mahkûm eden politikaları yürütmektedir. 7 Haziran 2015 seçimlerinin siyasi iktidar tarafından kaybedilmesi ve halkın çoğunluğunun desteğine mazhar olunamamasının faturası anlaşılmaz bir şekilde çözüm sürecine kesilmiştir. Oysa iktidarı kaybetmenin nedeni çözüm sürecinin başlaması değil, bilakis çözüm sürecine samimi ve kararlı yaklaşmak yerine pragmatist yaklaşımlardır.

Değerli milletvekilleri, küreselleşme çağında iç ve dış politikada şunu söylemeliyiz ki artık ülkeler arasındaki ayrımlar anlamsızlaşmıştır. On binlerce kilometre ötede gelişen bir olay ülkemiz için de ekonomik ve politik olarak etki yaratabilmektedir. Orta Doğu’da siyaset üretmek kuşkusuz ki daha fazla hassasiyet gerektirir. İktidarın içte ve dışta çeşitli stratejik hataların içine kendini hapsettiği bütün toplum tarafından izlenmektedir. Bu stratejik hataların temelinde yatan gerçek ise siyasi iktidarın her krizi içeride kendine tahvil etme anlayışında yatmaktadır.

ABD başkanlık seçimlerinde iktidar partisi lobilerince desteklenen sağ popülist ABD Başkanı Trump, Orta Doğu’nun en hassas olduğu Kudüs konusunda tarihî bir hata yapmıştır. Gerek ortak deklarasyonda, şu Mecliste sağlanan ortak deklarasyonda gerekse partimizin MYK’sının açıklamasında bu hataya karşı net bir duruş sergilediğimiz bilinmektedir. Ancak, şunu söylemeden geçemeyeceğiz ki bugün ifade edildiği üzere 20 Ağustos 2016 tarihinde şu Parlamentoda Mavi Marmara saldırısında yaşamını yitirenler ve yaralananların canları ve kanları resmen parayla kapatılmaya çalışılırken ona karşı duruş sergileyen, Kudüs ile Ankara’yı bir ortak anlaşmada eşitleyen metin burada onaylanırken muhalefet eden ve ret oyu kullanan tek parti HDP olmuştur. HDP dışındaki üç parti o ortak mutabakat metnine o gün için “hayır” diyememiştir.

Değerli milletvekilleri, bizler için siyasal ve etik anlamda Kudüs, Müslüman, Hristiyan ve Yahudiler için birlikte, bütün insanlığa ait bir mirastır. Kudüs, Ortadoğu’nun inançlar ve halklar mozaiğidir. Hiçbir zaman tek bir inanç ve etniğe, etnik kimliğe ait olmamış, Kudüs’ün kadim tarihi bu tarz aidiyete izin vermemiştir.

Şimdi soruyorum, peki, bir hafta önce, Trump eğer o metinde olduğu üzere Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını belirten imzayı atmamış olsaydı, Filistinlilerin bütün sorunları çözülmüş mü olacaktı, Filistinliler özgürlüğüne mi kavuşacaktı? Filistinlilerin sorununu sadece Trump’ın imzasında Kudüs’ün başkent olma hâline indirgemek Kudüs’e ve Filistinlilerin sorununa alabildiğine hoyratça yaklaşmak olur. Bu temelde net bir şekilde şu tespiti yapmalıyız ki Kudüs krizi, taraf ve müdahil olan herkes için maalesef bir iç politika malzemesi olarak kullanılmaktadır. Yolsuzluk tartışmalarının içinde olan Netanyahu bu sorunu maalesef bir iç politika malzemesi yapmaktadır. Yine, despotluk eleştirileri alan Arap liderleri Kudüs sorununu son bir haftada iç politika malzemesi yapmaktadır. Hatta şaibe soruşturmaları geçiren Trump bile bu Kudüs sorununu ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma belgesini iç politika malzemesi yapmak için imzalamıştır; aynı şey ülkemiz için de geçerlidir. Burada, içeride otoriterleşme ve yolsuzluk tartışmaları sebebiyle sıkışmış olan siyasi iktidar ve Genel Başkanı, iç politikada rahatlamasına vesile olan siyasi bir şov malzemesi olarak bunu görmüştür. Siyasi iktidarların içeride rahatlamasına sebep olan bu kriz, başta İsrail ve Filistin halkı olmak üzere kan ve gözyaşına davet bakımından Orta Doğu’ya ciddi zararlar vermektedir. Açıktır ki “Gazze’yi ziyaret edeceğim.” deyip hiç gitmeyen ama bu sürede Yahudi lobilerini onlarca defa ziyaret edenler, “İlişkilerimi kestim.” deyip ticaret hacmini artıranlar, Mavi Marmara faciasında yüz seksen derece dönüş yapanlar, “Kudüs Başkentimize hoş geldiniz.” diyenlere “Hoş bulduk.” demekten de geri durmamışlardır.

Çözümü ancak halkların çıkarlarını esas alan politik güçler ve “ulus devlet” mantığını aşan demokratik güçler gerçekleştirebilir. “Ulus devlet” mantığı, sadece bugünün sorunlarından değil, kendisiyle birlikte getirdiği tarihsel sorunların da içerisinden çıkamamaktadır. Bu manzaranın en yakın örneği, bir hafta değil, dört gün önce Cumhurbaşkanı, Trump’a “Güçlü olmak haklı olmak anlamına gelmez.” diyor. Aynı soruyu biz Sayın Erdoğan’a soruyoruz: Güçlü olmak bu ülkeyi yönetmek açısından fütursuzca bir haklılık sınırsızlığı size tanımaz veya onun yanı sıra, AKP Genel Başkanı Yunanistan’ı ziyaretinde de Batı Trakya halkının kendi müftüsünü seçemediğini, Yunanistan’ın diğer bölgelerine göre bu bölgenin ekonomik refahının çok altta olduğunu ifade etmiştir. Biz bu ifadelere tamamen katılmakla birlikte bir konuda AKP Genel Başkanının dikkatini çekmek istiyoruz: Yunanistan’da “Batı Trakya” diye bahsettiği bölgenin yaşadığı ekonomik ve politik sorunları, AKP iktidarı, daha ağır uygulamalarla birlikte Türkiye’de Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı il ve bölgelerde ve Müslüman olmayan halklara bu ülke içerisinde uygulamaktadır. Evet, Batı Trakya’da başmüftü seçilememektedir ancak Türkiye’de temsilcilerini seçen Kürt halkının milletvekilleri cezaevine konulmakta, belediyeleri, hatta muhtarlıkları bile gasbedilmektedir. Düşünün, bu ülkedeki 80 milyon insanın 35 milyonu kendi seçmediği belediye başkanları tarafından yönetilmektedir. Yunanistan’da diskur çekenler, orada bir müftünün seçim hâlini getirip iç politika malzemesi yapanlar gidip aynaya ve bu ülkenin yaşamış olduğu mağduriyetlere ve bu konudaki tümüyle tek belirleyiciliklerine bakmak zorundadırlar. Türkiye’de bunların yanı sıra neymiş Batı Trakya Yunanistan’ın en geri kalmış bölgeleriymiş. Adama sormazlar mı… En geri kalmış, en yoksul, ekonomik göstergelerin en problemli olduğu, en sondaki on il Kürtlerin yaşadığı illerdir. Aynı şekilde Türkiye’de Ermeni toplumunun patrik seçimi sekiz yıldır bizzat siyasi iktidar tarafından engellenmektedir. Ruhban okulları kapalı tutulmakta ve patrikhaneler statüsüz bırakılmaktadır. Nitekim bu doğal hakları talep edenler ise Hükûmet yandaşları tarafından ya dış güçlerin piyonu ya da ihanetçi gibi paranoyaklık içeren nefret söylemiyle linç edilmeye çalışılmaktadır. Oysaki dini referans eden bu siyasi iktidar iyi bilmelidir ki Hazreti Peygamber’in şu sözü hepimiz için bir rehber olmalıdır: “Sizden biriniz kendisi için arzu edip istediği şeyi kardeşi için de arzu edip istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş sayılamaz.”

Cumhuriyet tarihinin en siyasallaşmış yargı dönemini yaşamaktayız. Eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz ve belediye başkanlarımızın yargısal ve hukuki bir sürecin ürünü olarak cezaevinde olmadığını iyi biliyoruz. 4 Kasım, iktidar tarafından şu Parlamentoya ve millet iradesine yapılmış bir siyasi darbedir. Ondan beri tutuklanan herkes siyasi soykırım operasyonları çerçevesinde tutuklanmıştır. O dönem bu siyasi soykırım operasyonları yapılırken eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz ve belediye başkanlarımız için silah taşımaymış, örgüte para yardımı yapmakmış veya eleman taşımakmış gibi iftiraları -havuz ve çamur medyasında- atanları hatırlatmak isteriz ki hiçbir arkadaşımızın iddianamesinde bu gibi iddialara rastlanılmamaktadır. Ve belirtmeliyiz ki özellikle bir millet iradesine saygısızlık, saldırı ve kumpas varsa o da bu Parlamentonun üçüncü büyük partisinin 2 eş genel başkanının da siyasi ahlaktan ve etikten çok yoksun bir şekilde tutuklanması ve cezaevinde tutulma hâlleridir. Arkadaşlarımızın neden tutuklu olduğunu biz çok iyi biliyoruz çünkü bu iktidar gibi düşünmedikleri için, onlarla aynı hatta siyaset yapmadıkları için, çarpık politikalarına, suç ve günahlarına ortak olmadıkları için, onların karşısında kendi bedenlerini siper ettikleri için partimize dönük bir siyasi darbe ve operasyon için düğmeye basıldı.

Fezleke ve dava dosyalarımızın sahibi darbeci ve bu iktidarın deyimiyle “teröristlerdir”. Eş Genel Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliğinin düşürülmesine sebep olan dava dosyasının savcısı ve 3 hâkimi birden bugün tutukludur ve bu iktidara göre teröristtirler.

Yine, 510’un üzerindeki fezlekemizin 350 tanesinin hâkim ve savcılarının bugün ya ihraç edilmiş ya da tutuklanmış olması siyasi iktidarın siyasi soykırım operasyonları yaparken nasıl teröristlerin dava dosyalarının arkasına sığındığının yalın gerçekliğini ifade etmektedir.

İfade etmeliyiz ki tarih, mutlaka, bu siyasi darbecilerin iddianamelerinin arkasına sığınarak partimize operasyon yapıp eş genel başkanlarımızı, milletvekillerimizi, belediye başkanlarımızı, siyasetçilerimizi rehin alanları yazacak ve yargılayacaktır.

Değerli milletvekilleri, arkadaşlarımız özellikle 2018 merkezî yönetim bütçesiyle ilgili ayrıntılı değerlendirme yapacaklar ancak kısaca şunu ifade etmeliyim ki, elimizde şu kitapçıkta yazılı olan 2018 merkezî yönetim bütçesi OHAL’in bütçesidir, KHK’ların bütçesidir, siyasi darbelerin bütçesidir, savaşın bütçesidir ve zenginlerin bütçesidir; burada Kürtler, kadınlar, çevreciler, gençler ve bir bütün olarak muhalif kesimler yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, üç dakika içerisinde toparlar mısınız?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – 2018 Bütçe Tasarısı ve devam ettirilmek istenen sermaye yani zenginlerle ortak egemenlik anlayışı alabildiğince yanlıştır.

Bütçede, geçtiğimiz yıllara oranla, savunma yani savaş bütçesi ciddi oranda artırılmıştır. Savunmayla alakalı 7 kurumun toplam bütçesinde yaklaşık 21 milyarlık artışa gidilmiştir. Aynı zamanda, önceki yıllardan farklı olarak, denetimden muaf Savunma Sanayi Destekleme Fonu’nda 15 milyar liralık artış sağlanmıştır.

Türkiye’nin ekonomideki en büyük sorunu gelirin adaletsiz bölüşümü sorunudur. Gelir zenginler ile fakirler, patronlar ile emekçiler arasında eşit bölüşülmemektedir. AKP hükûmetlerinin programlarında dillendirilen “verginin tabana yayılması” vardır. “Verginin tabana yayılması” demek emekçiye, sabit gelirliye ve yoksula verginin fatura edilmesi demektir.

Küçük bir örnek verelim: 2017 yılı için 102 milyarlık vergi alacağından, özellikle de sermaye için vergi alacağından vazgeçilmiştir. Bu, 2016 yılında sadece 30 milyar liraydı yani ilk kez bu miktar bir önceki yıla göre yüzde 350 artmıştır.

Ekip biçtiği toprağı kendine yeten çiftçilerimiz, geçimlik tarım yapan köylülerimiz, hayvancılıkla uğraşan insanlarımız Hükûmetin yanlış ekonomi politikaları sonucu maalesef ki topraklarını terk edip kentlere göç etmeye devam ediyor.

Fabrikalarda, atölyelerde, kentlerde emeğiyle hayatını var eden emekçilere ise büyük bir zulüm uygulanıyor. Taşeron sistemiyle, esnek çalışma koşullarıyla, kiralık köle uygulamalarıyla güvencesiz bir yaşam örülüyor.

Bizler, AKP iktidarının devraldığı ve büyütmeye çalıştığı egemenlik anlayışlarını aşacak somut öneriler sunuyoruz. Bu ülke alternatifsiz değildir. Asgari ücretinden yoksulluk sınırına her türlü ekonomik sorunun temel çıkış yolu, sermayeye uygulanacak olan servet vergisidir.

Diğer bir çözüm önerisi ise siyasi iktidarın sürekli muhalefeti köşeye sıkıştırmaya çalıştığı kaynak sorununa dairdir. Kaynak, bu ülkenin parasının siyasilerce gasbedilmemesidir; kaynak, sermayenin vergi kaçırmamasıdır; kaynak, yolsuzluğa batmamaktır, çalmamaktır; kaynak, beytülmala dokunmamaktır; kaynak, Karadeniz’in fındığında, hamsisinde; kaynak, Ege’nin zeytininde, üzümünde; Anadolu’nun buğdayında; kaynak, Adıyaman’ın, Bitlis’in, Muş’un tütününde; kaynak, Çukurova’nın pamuğunda, Antalya’nın seralarında ve turizmindedir; kaynak, Diyarbakır surlarındadır.

Devleti değil halkı, sermayeyi değil emekçiyi, zengini değil yoksulu, savaşı değil barışı önceleyen bütçeleri yapacağımız günlerin mutlaka ve en yakın zamanda geleceği inancıyla bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, şimdi, söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Garo Paylan’a aittir.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bu arada bizi ekranlardan izlediğini bildiğim eş genel başkanlarımızı, milletvekillerimizi ve bütün siyasi tutsakları da saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 2018 bütçesi üzerine konuşuyoruz. Bir devletin bütçesi o devletin vicdanıdır. Bir devlet vicdanlı mı vicdansız mı diye bakmak için o devletin bütçesini önünüze alın görürsünüz.

Bakın, arkadaşlar, bizim bütçemiz geliri topladığı şekille de harcadığı şekille de maalesef vicdansız ve adaletsiz bir bütçedir çünkü geliri toplarken ne servete ne gelire dayalı olarak topluyor, parayı harcarken de maalesef özellikle 2018 bütçesinde sosyal politikalara değil, savaş politikalarına kaynak ayırıyor. Bu anlamda AKP döneminin Türkiye Cumhuriyeti devleti döneminin diyemem ama AKP döneminin en vicdansız ve en adaletsiz bütçesiyle karşı karşıyayız maalesef.

Değerli arkadaşlar, 2018 bütçesini Plan ve Bütçe Komisyonunda bir aya yakın zaman görüştük. Bakın, iki yüz elli saat, sabahlara kadar toplantı yaptık. Biz biliyorduk, Sayın Maliye Bakanına söylemiştim geldiğinde, bütçeyi sunduğunda, “Sayın Maliye Bakanı, umarım, bir virgülü değiştirebiliriz burada.” dedim. Hani, yürütmeler getirir ya bütçeyi… Demokrasilerde ne olur? Yasama tartışır çünkü milletin temsilcileridir. Ya, “Trabzon’un sorunu var, köprüye ihtiyacı var. Diyarbakır’ın altyapıya ihtiyacı var. Edirne’nin hastaneye ihtiyacı var.” der vekiller ve bütçe kalemleri o şekilde şekillenir. Ama arkadaşlar, iki yüz elli saatte, bir bütçede bir virgül değiştiremez misiniz ya, bir virgül?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değiştirdik, değiştirdik. GARO PAYLAN (Devamla) – Yürütme ne getirdiyse aynen geçti maalesef. Niye böyle oluyor biliyor musunuz? Çünkü artık yürütme ve saray bu Meclisi bir noter olarak görüyor arkadaşlar. Maalesef yalnızca “Basın mührü arkadaşlar.” diyor size. “Basın mührü. Başka bir şey yapmayın, kaldırın ellerinizi, indirin, mührü basın, ben ne gönderiyorsam bana geri gönderin.” diye bakıyor. Maalesef o açıdan da vicdansız ve adaletsiz bir bütçeyle karşı karşıya kalıyoruz.

Ben bu “vicdansız ve adaletsiz bütçe”yi çok tekrarlayacağım. Neden böyle diyorum? Çünkü bakın, yalnızca bütçenin gelir kalemlerine bakalım. Parayı nasıl topluyoruz? Parayı nasıl topluyoruz, biliyor musunuz arkadaşlar? Bu bütçenin gelirlerinin yüzde 70’i dolaylı vergiler. Ne demek dolaylı vergiler? Yani harcama yaparken bizim ödediğimiz vergilerden kaynaklanıyor, bakın yüzde 70’i, vergilerin yüzde 70’i. Ne yapıyoruz? Dolaylı vergi ne demek? Vatandaşlarımız anlasın diye söylüyorum. Gidiyoruz ya hani benzin istasyonlarına. Sizin vergi daireleriniz nerede? Vergi daireleri nerede biliyor musunuz? Benzin istasyonlarında. Şimdi, çiftçi Hasan amca, 10 bin liralık külüstür arabasıyla benzin istasyonuna gidiyor, diyor ki: “200 liralık doldur.” Onun 150 TL’sini vergi olarak ödüyor çiftçi Hasan amca, o gariban çiftçi Hasan amca. Bir de inşaatçı Cengiz var ya, hani meşhur Cengiz, 2 milyonluk arabasıyla “Çek benzin istasyonuna.” diyor, şoförü depoyu doldurtuyor, o da aynı vergiyi veriyor gariban Hasan amca gibi. Bu, vicdanlı mı Sayın Bakan? Bu, adaletli mi?

Başka nereye vergi dairesi kurdunuz siz? Tekel bayilerine. Tekel bayisine gidiyor işçi Hüseyin bir paket sigara ver diyor. Alıyor sigarayı 10 liraya, 8 lirası tirink Maliye Bakanının hesabına geçiyor. Hani vergi topluyorum diyor ya şahane! Bir de hani rantiyeci var ya, hani emlak rantlarından bir arazi alıyor 1 liraya, gidiyor imarını geçirtiyor, o arazi 100 lira oluyor ya, o arkadaş da gidiyor bir paket sigara alıyor; onun gelirine bakın, devede tüyü olmayan harcaması, bir servette bir tüy olmayan noktada o da 10 liraya alıyor, o da 8 lira vergi veriyor. Bu vicdanlı mı Sayın Bakan? Bu adaletli mi?

Başka nereden vergi topluyor Sayın Bakan? Diyor ki bir buzdolabı alacaksın. Efendim, o noktada işçi Ayşe teyze buzdolabı almaya gidiyor, sabit ÖTV ve KDV’yle 1.500 liranın 750 lirasını, 600 lirasını vergi olarak ödüyor. Fabrikatör de aynı vergiyi ödüyor arkadaşlar. Bu, vicdanlı, adaletli diyorsanız, bu bütçeyi geçirin ama bu vicdansız ve adaletsizdir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Sayın Bakan; peki vatandaş nasıl harcıyor, nereden buluyor bu parayı? Geliriyle mi harcıyor? Hani teşvikler çıkardınız ya, millet buzdolabı aldı, araba aldı, teşviklerle harcıyoruz… Hani ekonomiyi büyüttük diyorsunuz ya, neyle harcıyor? Ya, 1.400 lira asgari ücret mi arttı? Yok. Ne arttı? Vatandaşın borcu arttı arkadaşlar, vatandaşın borcu. Peki, biz vatandaşa borcu yüklerken ne yapıyoruz? Bir yandan da yüzde 1’lik kesimi zenginleştiriyoruz. Mehmet Şimşek Bey de burada, rant vergilerinden bahsediyorduk. Ya, 2013’ten beri dillendiriyor, iktidarda muhalefet yapmaya çalışıyor, 2013’ten beri Başbakan Yardımcısı bir rant vergisi çıkaramadı. Neden? Çünkü efendim, biz AKP’ye ilçe başkanı bulamayız diyen bir Cumhurbaşkanımız var bu rant vergisini çıkarırsak. Arkadaşlar dar gelirliye yükle vergiyi sonuna kadar ama bir yerden araziyi alsın 10 liraya, oradan yol geçirt, imar geçirt 100 lira olsun, bin lira olsun vergi alma. Bu hak mı? Bu adalet mi?

Değerli arkadaşlar, peki dolaylı vergileri böyle topluyoruz. Doğrudan vergileri nasıl alıyorsunuz Sayın Bakan? Ya, yüzde 30’u doğrudan vergiler bunun yüzde 20 küsurunu zaten gariban işçi ödüyor, bordro mahkûmları ödüyor arkadaşlar, esnaf ödüyor. Geriye kalan yüzde 7-8’i de zaten vatandaştan topladığı gelir üzerinden yüzde 20, 22 vergi veriyor yüzde 58. Bu, vicdanlı mı, adaletli mi?

Değerli arkadaşlar, peki, nüfusun yüzde 1’i bu paraları topluyor ya, bakın, AKP iktidara gelirken servetin yüzde 38’i nüfusun yüzde 1’indeydi. Şimdi, bugüne geldik, nüfusun yüzde 1’inin serveti ne biliyor musunuz? Servetin yüzde 60’ına sahip oldu. Nasıl oldu bu? İşte, vergi politikalarıyla oldu, o almadığınız vergiler yüzenden oldu Sayın Bakan. Hani ranttan vergi almadınız ya, emlak rantlarından, zenginden vergiyi almadınız ya, garibanı borçlandırdınız ya, bütün onlar üzerinden bunlar oldu arkadaşlar. Ve ne oldu? Servet yüzde 60’a dayandı. Geriye kalan büyük kesimlere ne düştü? Borç düştü. Peki, bu servet nerede Allah’ınızı severseniz? İşçide değil, çiftçide değil. Bugün gidin işçiye, geçinemiyorum diyor, çiftçi geçinemiyorum diyor, emekli geçinemiyorum diyor, büyük kesimler geçinemiyor. Peki, nerede bu servet? Bakın, çıktı geçen sene, Sayın Maliye Bakanına söyledim, Panama adalarından çıktı servet, Panama adalarından. Birkaç yüz kişinin, bakın, hepsi birkaç yüz kişinin belki 100 milyar dolarlık servetleri faş oldu. Maliye Bakanına dedim ki: Sayın Maliye Bakanım, ya, gidin, şu Panama adalarına bir bakın. Şu MASAK ne işe yarar, vergi memurlarınız ne işe yarıyor? Gönderin yetkililerinizi, bir bakın. Bütçe açığınız var, garibana yükleniyorsunuz, gidin, şu birkaç yüz kişiye yüklenin dedik, oralı olmadı. Niye? Çünkü o listeye bakmıştır Sayın Maliye Bakanı, burada bakanlar var, bize yandaş iş adamları var, başka yakınlar var, eski AKP’liler var, ben buraya yönelemem demiştir. Peki, daha birkaç ay önce Malta Adası’ndaki belgeler çıktı, gene yüklenin dedik, oralı olmadı. Şimdi de biz Google’dan baktık Man Adası nerede diye? Orada belgeler çıktı. Bütün bunlara yönelmeyen bir Maliye Bakanımız var.

Bakın, değerli arkadaşlar, bir toplumda ekmeğimiz az olabilir, ekmeği çok büyütemeyebiliriz ama bunu nasıl paylaştığımız çok önemli. Ve özellikle de siyasetçilerin ahlaka ve etiğe önem vermeleri çok önemli. Şimdi diyebilir ki Maliye Bakanı “Ya, bu kanuni.” Evet, kanuni yani orada para tutmak kanun dışı değil. Ama ahlaki mi ama vicdani mi? Siyasi etiğe, siyasi ahlaka sığar mı arkadaşlar?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ahlaka uymayan kanuna da uymaz, olur mu öyle şey.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, verginin nasıl toplandığını, servetin nerelere harcandığını anlatmaya çalıştım. Bu bütçe gelir kalemleriyle vicdansız ve adaletsiz. Peki, harcama kalemleriyle ne yapıyor bu bütçe? Arkadaşlar, bu Bakanlar Kurulunda -çoğu burada yok- maalesef güvenlikçi bakanlar çok güzel baskı yapmışlar. Güvenlikçi ne kadar bakan varsa; hani Savunma Bakanı, İçişleri Bakanlığı, Jandarma, hepsinin bütçesi yüzde 40, yüzde 50, yüzde 60, yüzde 70 artmış. Yani, ne demek? Biz savaş bütçesiyle karşı karşıyayız. Ama, sosyal politikalar bakanlıklarına bakın, hani 80 milyona dokunan; eğitime, sağlığa, sosyal politikalara harcanan rakamlara bakın; yüzde 8 artmış, yüzde 9 artmış, o da artabiliyorsa. Ne oluyor? Daha az hastane, daha az okul, daha az sosyal politika. Ne var karşılığında? Daha çok silah var arkadaşlar.

Bakın, Savunma Bakanlığının bütçesini görüşürken -bu ibretlik bir maddedir- “S-400 füzeleri alacağız.” dedi. Sayın Savunma Bakanı burada mı bilmiyorum. Peki, arkadaş, kaç para bu S-400 füzesi? 1 tanesi 2,5 milyar dolar yani bir ünitesi 2,5 milyar dolar. Yani 10 milyar TL, yani eski parayla 10 katrilyon. Arkadaşlar, yalnızca 1 S-400 füzesiyle 10 tane Kanal İstanbul yapılır; bakın, böyle söyleyeyim. Peki, bundan kaç tane alacağız dedi? Kaç tane alacağız? 10 tane alacağız yani 25 milyar dolarlık alacağız. Kaç para yapar? 100 milyar TL. Kime gidecek bu para? Rusya’ya gidecek. Neden? Çünkü Amerika’yla aramız bozuk. E, ne yapacağız? Biz sırtımızı Rusya’ya dayayacağız, öyle kurtulacağız, güvenliğimizi sağlayacağız.

Arkadaşlar, Rusya’yla hemhâl olup abat olan bana bir devlet gösterin diyeceğim ki: “Çok güzel.” Ya, bir Ukrayna’ya bakın, bir Gürcistan’a bakın… Bizim yapmamız gereken, Avrupa Birliğinin demokratik ülkeleriyle bir ilişki kurmak, Avrupa Birliği çıpasını oralarda tutabilmek arkadaşlar.

Bakın, bu yılın başında ekonomi kötü gidiyordu, Sayın Maliye Bakanı orta vadeli programı açıkladı, dedim ki: Bu program bir ayda çöker. Bir ayda çöktü, ocak ayında yana yakıla tedbirler açıkladılar. Neden biliyor musunuz? Nisanda referandum var diye, yana yakıla; Kredi Garanti Fonu, teşvikler… Ne oldu? Hormonlu bir iyileşme oldu. Hani, hasta olan bünyeye siz hormonu verdiniz veya kortizonu verdiniz, bünye geçici olarak kendini iyi hissetti. Sonucunda ne oldu arkadaşlar? Evet, ekonomi büyüdü -kime büyüdüğünü anlatacağım az sonra- ama bunun yan etkileri var; enflasyon geldi 13’e, faiz geldi 15’e ve bütçe açıkları tırmandı arkadaşlar. Peki, bütün bunların sonucunda -yalnızca büyümeye geçeyim, çok vaktim yok- “Yüzde 11 büyüdük.” diyorsunuz. Sayın Maliye Bakanı, kim büyüdü, kimi büyüttünüz Allah’ınızı severseniz? İşçiye soruyorsun, mutsuz; çiftçiye soruyorsun, mutsuz; emekliye soruyorsun, “Geçinemiyorum.” diyor. Kimi büyüttünüz ya? Hani “Bu vicdansız ve adaletsiz bütçe.” diyorum ya, bu, vicdansız ve adaletsiz bir büyüme çünkü emek sömürüsüne dayalı, doğa talanına dayalı bir büyüme ve yalnızca bir avuç yandaşı zenginleştirecek bir büyümeyle karşı karşıyayız. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, ekonomi 11 büyüdü ya -Tarım Bakanı nerede?- ya tarım yüzde 2,8 büyümüş. Allah’ınızı severseniz Sayın Maliye Bakanı, S-400 alacağınıza verin Tarım Bakanına parayı biraz çiftçiye destek versin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Genel Kurula konuş, ikide bir “Maliye Bakanı” diyorsun. Nedir Maliye Bakanıyla alıp veremediğin!

GARO PAYLAN (Devamla) – Sen kesiyorsun Sayın Maliye Bakanı, lütfen.

Yani, niye S-400 füzesi alıyoruz da çiftçiye destek vermiyoruz? Bakın, tarım yüzde 2 büyüdü. Bakın, biz büyüdüysek hemen yapmamız gereken asgari ücreti 2 bin liranın üzerine taşımak. Arkadaşlar, eğer ki siz yalnızca bir avuç yandaşı zenginleştireceğiz diyorsanız bu yolda devam edin ama büyüme maalesef yalnızca bir avuç yandaşın büyümesidir, sizin bildiğiniz -isimlerini saymayayım- müteahhitlerin büyümesidir.

Bakın “Ekonomiyi büyüttük.” diyorsunuz, hep böyle “3 kat büyüttük.” şudur, budur. 1950’den beri, bakın, Türkiye, gayrisafi yurt içi hasılası sıralamasında 16, 17, 18 veya 19’uncu sırada. Arkadaşlar, geçen yıl TÜİK yeni bir seri yayınladı ve dedi ki: “Biz bir anda 20’ncilikten 17’nciliğe geldik.” Ya, arkadaşlar, bir sıraya gittiğimiz yok, ekonominin coştuğu filan yok, sıra atladığımız yok, hep 17’nci sıradaydık, şu anda da 17’nci sıradayız ama yalnızca rakamlar yok; mesele, 80 milyonun mutsuzluğu, herkes mutsuz, herkes gelecek kaygısı içinde. Bir avuç insan serveti tutmuş, onlar da korkuyor, parayı Man Adası’na kaçırıyor, Panama’ya kaçırıyor. Ne yapacağız? Arkadaşlar, yapmamız gereken, konuşmamız gereken rakamlar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, konuşmamız gereken rakamlar Hukukun Üstünlüğü Endeksi rakamları sayın arkadaşlar. Bakın, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke içinde 100’üncüysek biz bunu konuşmalıyız önce. Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke içinde 155’inciyiz, bunu konuşmalıyız arkadaşlar. İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde 71’inci sıradayız. Arkadaşlar, bunları konuşmadan o hormonlu büyümeler dışında bir büyüme yaratamayız.

Demokrasilerde iktidarlar bazen adalet ve vicdanın dışına çıkabilirler, hata yapabilirler. Dengeleyici kurumlar vardır. Meclis, dengeleyici bir kurumdur. Biz bu vicdansız Hükûmeti dengelemeliyiz, mutlaka vicdan ve adalet yönünde harcama yapmasını sağlamalıyız. (HDP sıralarından alkışlar) Hukukun üstünlüğünü sağlamalıyız. Hukukun, yargının üstünlüğünü ve özgürlüğünü, bağımsızlığını sağlamalıyız. Basın ve akademi dengeleyici ve denetleyici görevlerini yapabilmeliler arkadaşlar.

Konuşmam boyunca vicdansız ve adaletsiz bir bütçeden bahsettim. Bakın, Orta Çağ filozofu Augustine “Devletin içinden adaleti çıkarırsanız o devlet bir suç örgütüne dönüşür.” dedi. Devleti suç örgütü olmaktan çıkarmak bu Meclisin başlıca görevidir. Buradan çıkmak da ancak demokratik siyasetle olur, S-400 füzeleriyle olmaz, basının özgür olmasıyla olur, akademinin özgür olmasıyla olur, yargının, hukukun üstünlüğünü sağlayarak olur. Bütün bunları sağlayamazsak arkadaşlar, büyümeler yalnızca hormonlu büyüme olur.

Son olarak, Maliye Bakanına da öneriyorum: Artık emekçinin sırtına binmekten vazgeçin Sayın Bakan, gidin bakın, üç yerde vergi dairesi açın; Man Adası’na vergi dairesi açın, Panama Adası’na vergi dairesi açın, gidin Malta Adalarına vergi dairesi açın emekçinin, işçinin, emeklinin sırtına binmekten vazgeçin. Bu üç yere vergi dairesi açın bakın görün bütün bütçe açığımız kapanıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’a aittir.

Buyurun Sayın Özgökçe. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Özgökçe Ertan, süreniz on beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer halkımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Evet, elimize ulaşan konuşma listesine göre günün tek kadın konuşmacısı benim. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) Bu sebeple toplumda en az sesi duyulan ama en büyük mağduriyetlere maruz bırakılan, en çok yoksullaştırılan, sömürülen bütün kadınlar adına da bütçeyi, bütçe hakkını değerlendirmek isterim.

Çok yoğun bir mesai yaparak geçirdiğimiz Komisyon aşamasından sonra Genel Kurulda 2018 Bütçe Tasarısı üzerinde görüşmelere başladık. Evet, Meclise sunulduğu ilk günden itibaren halktan toplanan vergilerin nasıl kullanılacağına ilişkin Hükûmet planının toplumda hayal kırıklığı içerisinde büyük itirazlara yol açtığını gördük. Komisyon çalışması süresince bizler bu temel kaygıları Hükûmete hatırlattık ancak tasarı değişmeden Genel Kurula gelmiş bulunuyor.

Burada belirtmek gerekir ki bütçe rakamlardan, gelir-gider tablosundan veya Sayıştay bulgularından ibaret bir belge değildir, bütçenin yönetim anlayışıyla çok yakından alakası vardır. Harcama kalemleri ve yatırımlar ayrı ayrı nasıl bir yönetim benimsediğinizi anlatır, rakamların dili var çünkü.

Bütçe bir vizyondur. Bütçe bir vaattir, bir yönüyle toplumsal beklentinin karşılanma görüntüsüdür, gelecek yatırımıdır. Bu çerçeveden bakıldığında, sözdür bütçe ve bana göre bir ahlak belgesidir.

Milyonlarca insanın işsiz olduğu, çalışanların ne yaparsa yapsın, hangi tasarrufta bulunursa bulunsun bir türlü rahata eremediği, sürekli gelecek kaygısı yaşadığı, eğitim ve sağlığa erişimde her bireyin şikâyetçi olduğu bir ülkede yönetimin bu temel sorunlara çözüm arayışında bile olmayışı, bütçenin rakamlarındaki görüntülerden anlaşılıyor.

Toplumun kutuplaştırıldığı, nefret söylemlerinin arttığı, sürekli düşmanlaştıran, ötekileştiren politikalara engel olma çabası dahi yoktur bu bütçede. Halk, alın teriyle dolaylı ya da doğrudan vergilerle bütçeyi oluşturduğu tüm süreçler boyunca bütçeyi yönetenlerden, günlük hayatta karşılaştığı dertlere derman olması beklentisi içerisindedir. Huzurlu ve adil bir yaşam, emeğinin sömürülmediği bir ülke, kısaca en iyi şekilde yönetilme arzusu ve beklentisi diyebiliriz. Ama bu beklenti bu bütçede olmadığı gibi, gelecek, uzun yılları da ipotek altına alan bir bütçeyle karşı karşıyayız. Çünkü bu bütçede en temel sorunlardan olan işsizliğin azaltılması, yoksulluğun bitirilmesi kaygısı olmadığını, eğitim ve sağlığa ayrılan yatırımların kalkınmaya olanak sağlamadığını görüyoruz. Bu bütçenin barışçıl bir yaşam arzulamadığını, tam aksine bir savaş bütçesi olduğunu görüyoruz.

Şu soruyu sorarak başlayalım o hâlde: 2018 bütçesi kimin bütçesidir? Anayasa’nın 6’ncı maddesi “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” der. “Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.” der. “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” der.

Bütçe üzerinde Parlamentoda halk adına hareket eden halkın temsilcilerinin yetkisi o denli mutlaktır ki bütçe oluşumu ve karara bağlanması üzerinde ne Cumhurbaşkanının ne Kabine üyelerinin ne de bürokrasinin söz hakkı vardır, daha doğrusu vardı ancak 16 Nisan referandumu bu mutlak yetkiyi Meclisten ve halktan almış ve partili Cumhurbaşkanının insafına terk etmiştir.

Eğer hâlâ Orta Çağın derebeylik yönetim sistemine geçmediysek unutulmamalıdır ki mülkün sahibi halktır, tüm siyasetçiler ve yöneticiler ise ancak belirli bir süreyle yönetimi elinde tutan emanetçilerdir. Bu anlamda, devlet bütçesinin halkın bütçesi olması, halkın tüm kesimlerinin eşit şekilde yararlanabildiği bir bütçe olması gerekir, ancak bu bütçe, AKP’nin, yandaş şirketlerinin, adını bilmediğimiz daha nice Rıza Sarrafların bütçesidir.

Bu bütçede yoksulluk vardır, zam vardır, vergi adaletsizliği, gelir dağılımında adaletsizlik vardır, “Yoksuldan çok, zenginden az vergi alma.” anlayışı vardır, eğitim adı altında çocuklarımızın geleceksizliği vardır, “şehir hastaneleri” adı altında sağlığın piyasalaştırılması vardır, “kamu-özel iş birliği” adı altında yapılan kamu harcamalarıyla halkın parasının çarçur edilmesi, “kamu yatırımı” adı altında AKP’nin seçim hazırlıkları vardır. 2017 yılında OHAL şartlarında başkanlık referandumu yapıldı ve ekonomik göstergeler de ortadadır ki bu bütçede, 2017 yılında, bütçe çok devasa bir açık vermiş ve Hükûmet borç üstüne borç almıştır. Bu durum, Hükûmetin, iktidardaki siyasi parti lehine propaganda aracı olarak halkın vergilerini kullandığını, kafasına göre harcama yapmış olduğunu gösteriyor. Ayrıca, yasama faaliyetlerindeki tüm geçmiş pratikler bize gösteriyor ki AKP’nin Parlamentodaki çoğunluğuyla, yukarıdan gelen hemen her emrin yasalaştırılarak geçirilmesi nedeniyle bütçe üzerindeki müzakere ve kararlara halkın görüşleri yansımıyor. Bu sebeple, gerek harcamaların dağılımında gerek vergilerin toplumsal dağılımında adalet sağlanmamaktadır. Mesele ülkenin ekonomik durumu ve buna bağlı olarak kaynak yetersizliğiyle ilgili de değildir. Hepimiz biliyoruz ki siyasi kaygılardan uzaklaşıp mali disipline dönüldüğünde mevcut ekonomik göstergeler olumluya gidecektir. Burada esas konu, var olan kaynakların dağılım yanlışlığı yani adaletsizliğiyle ilgilidir.

Sayın milletvekilleri, dünya ekonomisinin genel olumlu durumu ve gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan büyüme ivmesi Türkiye’ye de yansımış ve sene başında öngörülenin üzerinde bir büyüme gerçekleşmişti. Ancak, 2017 büyümesi toplumsal refah büyümesi değil, sermaye sahiplerinin servetlerinin büyümesidir. Bu büyümede holdingler kâr rekorları kırarlar ancak işçilerine maaşlarını dahi ödemezler, Bakanlar Kurulu eliyle grev yaptırmalarına yasak koydururlar.

Sayın milletvekilleri, sorun büyüme değil, işsizliğin artmasıdır. Büyüme rakamlarına, istihdam seferberliğine rağmen işsizlik azalmıyor aksine, sömürü ilişkilerini derinleştiren yarı zamanlı düşük ücretli çırak/stajyer istihdamında artışlar oluyor. Neden peki, neden işsizlik azalmıyor? Bu nasıl büyüme o hâlde? İşte, bu soruların cevabı yok. Keza, gelir bölüşümü adaletsizliği böyle bir ekonomik büyümeyle azalmıyor, daha da artıyor, yoksulluk daha da büyüyor. Buna karşılık bankaların ve büyük sermaye gruplarının ve büyük inşaat firmalarının kârları âdeta patlıyor.

Evet, ülkelerin bütçeleri sadece o yıl yapılacak harcamaları değil gelirlerin kaynağı ve giderlerin adresleri itibarıyla da yöneticilerin hangi sınıfın çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini gösteren en somut ekonomik ve siyasal metinleridir. Bu anlamda, iktidara geldiğinden bu yana Türkiye'nin, bu toplumun bütçelerini hazırlayan AKP hükûmetleri 2018 yılı için de temsil ettiği sınıfsal kesimi değiştirmemiştir. 2018 bütçesi yüksek maliyetli borçlanmaların, yerli ve yabancı sermayeye daha fazla kaynak transferlerinin, askerî ve güvenlik harcamalarının merkezinde olduğu, faize ve hazine garantili projelere milyar liraların verildiği bir bütçe olarak dikkat çekmektedir. İstihdamsız büyüme stratejisi izleyen Türkiye’de çok dar bir kesimin gelirini devasa bir şekilde artırdığını görüyoruz ve bu şartlar ve gerçeklikler altında 2018 yılı bütçesini görüşüyoruz.

Sayın milletvekilleri, halkın iradesinin temsil edildiği Meclisin bütçe hakkı demokrasimizin vazgeçilmez öneme sahip temellerinden birini oluşturur. Bu hakkın tarihsel arka planı anayasalarda ve yasalarda vücut bulmuştur. Ancak geçtiğimiz günlerde kabul edilen torba yasayla bütçe hakkı gasbedilmiş, bu hak 2019’dan itibaren yeni başkanlık rejimi altında bütünüyle de ortadan kaldırılacaktır.

“En çok payı eğitime ayırdık.” diye sunduğunuz Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine bakıyoruz ki içeriğinin yüzde 80’i personel gideri ile SGK giderleridir ama eğitim yatırımı yüzde 10 dahi değildir. Üstelik eğitim sistemi karmaşası hâlâ her ailenin en önemli kaygı konusu olmaya devam ediyor.

Sağlık bütçesinin önemli bir bölümü, ilaç tekellerine yapılacak ödemeler, özel sağlık kuruluşlarından yapılan hizmet satın alma uygulamaları ve tedavi hizmetlerine gidecektir ve yine geçmiş yıllardaki bütçelerde yer almayan, ilk kez 2018 bütçe kalemleri içerisinde gösterilen ve kamu-özel iş birliği çerçevesinde yapılan köprü, tünel, otoyol ve şehir hastaneleriyle ilgili olarak Hükûmetin öngördüğü ve garanti ödemesi olarak bilinen taahhüt miktarı şimdilik 6 milyar lira olarak belirlenmiştir. Bütçe artış oranları açısından ise örneğin Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde yüzde 8,80’lik bir artış öngörülmekteyken, savunma ve güvenlik harcamalarında yüzde 40’ın üzerinde bir artış vardır. Bu açıdan bakıldığında 2018 yılı bütçesi bir savaş bütçesidir diyebiliriz. Üstelik silahlanmaya ayrılacak, yapılacak harcamalar Türkiye toplumunun yoksullarından toplanacaktır çünkü 2018 bütçesinin gelirlerinde dolaylı vergilerin oranı yüzde 70’e yakındır. Bu hâliyle, para bulamadıkça halkına vergi yükleyen devletler arasında dünya lideriyiz.

2018 bütçesinin istihdama yeterli kaynak ayırmak, sürekli artan dolaylı vergileri azaltmak, temel tüketim mallarından alınan KDV’yi sıfırlamak, ücretli emekçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak ücret politikaları uygulamak gibi bir derdi yoktur.

Sayın milletvekilleri, dikkat çekmek istediğimiz bir diğer husus, 2018 yılı bütçesinin de hazırlanan tüm raporlara, ilan edilen tüm eylem planlarına rağmen, önceki yılların bütçeleri gibi, yine, toplumsal cinsiyet duyarlı bütçe olmadığıdır çünkü Hükûmetin böyle bir hedefi de yoktur. Bunu Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun 2014 yılında kabul ettiği raporda yer alan önerilerin hâlâ gerçekleştirilmemesinden anlıyoruz. Evet, KEFEK 2013’te bir alt komisyon kurarak “Toplumsal cinsiyet duyarlı bütçe nasıl olmalı?” üzerine epey çalışma yapmış, inançla bir emek harcamış ve katılımcı bir rapor üretmiştir. O gün çalışan üyelerin bir kısmı hâlâ bugün de bu Parlamento çatısı altında görev yapıyor. Bana göre, millet iradesini, temsilini kullanan her bir milletvekilinin bu yaklaşımda olmayan bütçeyi temelinden eleştirmesi gerekirdi. Hatta bugün iktidar partisinden KEFEK çalışmalarına katılmış bir kadın milletvekilinin bu kürsüye çıkıp iktidar partisinin toplumsal cinsiyet duyarlı bütçe yaklaşımını anlatması ve sorularımıza cevap vermesi beklenirdi. Bugün, bütün siyasi partilerin bu anlamda yaklaşımını Türkiye kamuoyuna anlatması bir gerekliliktir.

Ben özellikle iktidar partisine sormak istiyorum ve merak ediyorum: Toplumsal cinsiyet duyarlı bütçeleme hakkında onca inanarak ve emek harcayarak ürettiğiniz bu çalışma neden hâlâ tamamlanmamıştır? O rapor hazırlanırken, yine, sadece günün gereğini mi yerine getirdiniz? Değişen nedir? O günkü çalışmaya göre tahmin edilen şey, 2014-2018 yılları arasında artık bütçenin kalem kalem toplumsal cinsiyet duyarlılığı görülecek biçimde hazırlanacak olmasıydı ama şu an bu hayalden ve umudan eser dahi yoktur.

Bırakın bu görüntüyü, yerel yönetimlerinde toplumsal cinsiyet duyarlı bütçe çalışmalarını yönetim anlayışında içselleştirmiş olan yapılar ortadan kaldırıldığında dahi kimseden ses çıkmadı. Dahası, Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere DBP’li doksan dört belediyeye atanan kayyumlar, hasmane bir tutumla, ilk başta toplumsal cinsiyet eşitsizliğini azaltmaya yönelik politika üreten, bütçelerini adalet ve eşitlik sistemi üzerine kurmaya çalışan tüm çalışmaları sonlandırdı; kadın birimlerini, kreşleri dahi kapattı ve hatta kadın politikaları daire başkanlıklarının ismine dahi tahammül edemedi.

Bu noktada vurgulamak gerekir ki bundan sonraki bütçelerin toplumsal cinsiyet duyarlı hazırlanması tercih değil bir gerekliliktir değerli arkadaşlar, çünkü bilindiği gibi Türkiye Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne taraftır, bu sözleşmenin 3’üncü maddesinde yer alan eşitlik ilkesine bağlı kalması zorunludur. Hatta bu sözleşmeye yani “CEDAW” olarak bilinen sözleşmeye gitmeyelim, daha öncesinde Anayasa’nın 10’uncu maddesi var; 10’uncu madde ikinci fıkra der ki: “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.”

Şunu özellikle belirtmek gerekir ki: “Toplumsal cinsiyet duyarlı bütçe yapmak” demek, “bütçede kadınlara özel harcama kalemleri oluşturmak” demek değildir. Bütçedeki cinsiyet eşitsizliğini kaldırmak ve bu duyarlılığı bütçenin bütün ruhuna işleyebilmek gerekmektedir. Ancak 2018 yılı bütçesi de önceki yıllar gibi toplumu oluşturan kadınların, erkeklerin ve çocukların harcamalardan ne düzeyde faydalandıklarını, aralarında ne gibi eşitsizlikler olduğunu değerlendirmeden hazırlanmıştır. Her ne kadar bütçe hazırlayıcıları bütçenin cinsiyet açısından tarafsız olduğunu, tüm toplumun aynı şekilde yararlandığını iddia etseler de cinsiyete dayalı eşitsizlikler göz ardı edilmektedir. Kadın, erkek ve çocukların ekonomik kaynaklara, ekonomik kullanım gücüne, istihdam destek imkânlarına, kooperatiflere, iktidar hakkına, tasvip ve tanınma, sağlık imkânlarına, bilgi edinme hakkına ve kendini ifade etme imkânına eşit oranda sahip olmaları için bütçenin önüne hangi hedefleri koyduğunun bütçe incelendiğinde anlaşılması gerekir ama bu görüntüden eser dahi yok.

Bu bütçede, özellikle yoksul kadınların önceliklerine göre düzenlenen ve onların yüklerini hafifletmeyi hedefleyen kamu hizmetlerine yeterli kaynak ayrılmamıştır. Kadınların ev işine harcadıkları zamanı azaltarak bakım emeğini toplumsallaştıracak ve böylece toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirecek mahalle kreşleri gibi harcamalar yapmak, kadınların hasta bakımına harcadığı süreyi ve emeği azaltacak sağlık hizmetlerine, engelli ve yaşlı bakım hizmetlerine bütçe ayırmak yerine silaha, savunmaya, savaşa kaynak aktarılmıştır. Eğitime, sığınaklara, iş ve barınma sorunlarına harcanacak bütçe yıllarca askerî harcamalara ayrılmıştır. Kreş ya da oyun odası açılması, sadece çocuğun bu alanda geçirdiği zaman boyunca kadının sırtından yükü almaz, aynı zamanda kadının bakım emeğini azaltır, kadınların iş yaşamına katılımını artırır. Bakım hizmetlerinin kamulaşmasının kadınların ve erkeklerin kendilerine ayırdıkları zamanı eşitlemek adına önemi çok fazla büyüktür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen toparlar mısınız.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Toparlayacağım.

BAŞKAN – İki dakika…

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, öte yandan, Türkiye'de çalışma saatleri çok uzundur. Bu noktada, tüm çalışanların çalışma saatlerinin azaltılması, kadınların ev emeği yükünün azaltılması için bakım hizmetlerinin kamulaştırılması ve bakım hizmetleri için bütçe ayrılması gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de 20 Temmuz 2016’dan bu yana devam eden OHAL rejimi var ve bizlerden merkezî yönetim bütçesini OHAL şartlarında yapmamız, hazırlamamız istenmektedir. OHAL rejiminde yurttaşların yaşamları, özgürlükleri ve eşit koşullarda hayatlarını idame ettirmeleri tehdit ve risk altındadır. Bu bütçe bu sorunları çözememekte, aksine savunma harcamalarına ayrılan payla riskleri artırmaktadır.

Bütçe, yoksulluğu ve işsizliği azaltmayacaktır, dolayısıyla yoksulların gıda, sağlık, barınma gibi temel ihtiyaçları da tam anlamıyla bu bütçeyle giderilemeyecektir. Bütün rakamlar işte ortada.

2018 bütçesi gelir dağılımında iyileştirme sağlamayacaktır, bunu Refah Endeksi’nde 78’inci olan Türkiye’nin dolar milyarderleri listesinde 12’nci olmasından anlıyoruz.

Evet, son olarak şunu belirtmeliyim ki Türkiye toplumunun daha fazla ayrıştırıcı siyasete, daha fazla cezaevine ihtiyacı yoktur. Bu toplumun en acil beklentisi barışçıl politikalardır. OHAL’i acilen kaldırmalısınız, gelir adaletsizliğini gidermelisiniz, yoksulluğu, sömürüyü, talanı önlemelisiniz. Tabii, tercihlerinizi, yönetim anlayışınızı emekçiden, işçiden, doğadan yana kullanmalısınız.

Ben çoğulcu, barışçıl ve adil bütçeleri görüşebileceğimiz umudu ve inancıyla bütün dinleyenleri ve Genel Kurulu saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgökçe Ertan.

Efendim, birleşime 18.30’a kadar ara veriyorum.

Teşekkür ederim.

Kapanma Saati: 17.56

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.32

BAŞKAN: İsmail KAHRAMAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----0-----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

503 ve 504 sıra sayılı Kanun Tasarılarının tümünün üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Muş’a aittir.

Buyurunuz Sayın Muş. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanun tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün sizlerle paylaşmak istediğim, aslında ekonomiyi de çok ciddi şekilde ilgilendiren, kamuoyunun gündeminde olan bazı konulara açıklık getirmek istiyorum.

Ana muhalefet şöyle hareket ediyor: “Biz iktidar değiliz, muhalefetiz, biz eleştiririz.” “Ahlak” “namus” “vicdan” “kul hakkı” sözleri havada uçuşuyor burada. Kendinizi göstermeye çalıştığınız konum aynen bu. “İktidar olunca kılıç gibi dosdoğru olacağız.” diyor. Peki, siz hiç mi gerçekten, gerçek hayatın sınavlarından geçmiyorsunuz? Hiç mi iktidar olduğunuz alan yok? Millet sadece sizin laflarınıza mı bakacak yoksa iktidar olursanız ne yapacağınıza mı bakacak? Yoksa yarın iktidar olduğunuzda yerelde yaptıklarınıza mı bakacak? Millet sadece sizin laflarınıza mı bakacak yoksa yolda yürüyüşünüze mi bakacak? Bugün konuşacağım, açıklayacağım Ataşehir, işte sizin yolda yürüyüşünüzün hikâyesidir. Yarın iktidar olma durumunuz olursa, nasıl Türkiye’nin tamamını Ataşehirleştireceğinizin bir hikâyesidir bu. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Ataşehir, İstanbul’un önemli ilçelerinden bir tanesi. Bugün Ataşehir’in hikâyesini paylaşıyorum sizinle. 5 tane konumuz var: BUZ Residence, Erguvan Barış Parkı, özel okul inşaatı, Odakule 1-2 rezidansları; bir de burada havuz var, sığmadığı için onu ekleyemedim, akılda kalsın, beş. Bu filmin başlangıcı, Ataşehir filminin.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Havuz medyasından mı aldınız bunları?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Dinliyoruz. Biz dinledik beyler, dinledik, gık çıkarmadık.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Ataşehir, bildiğiniz üzere 2009 yılında ilçe oldu İstanbul’da pek çok ilçe gibi. Sayın Battal İlgezdi Belediye Başkanı olmadan önce müteahhitlik yapıyordu, şirketi var, doğru, bu olabilir. Şu arazi, şu tamamını gördüğünüz 9 ve 7 no.lu parsellerin bulunduğu arazi BUZ Rezidansın yapıldığı arazidir fakat burada bir ayrım var -9 ve 7 diye söylüyorum- Battal İlgezdi Belediye Başkanı olmadan önce bu bölgede müteahhitlik yaptığı için bu 9 no.lu parseldeki diğer küçük hisseleri topluyor, bir kişi hariç, onunkini alamıyor, onun ismi Yaşar Şahlanoğlu. Ve bu 9 numaralı parseldeki arsaları, hisseleri topladıktan sonra Yaşar Şahlanoğlu’yla bir kat karşılığı sözleşmesi imzalıyor. Bu uydu fotoğrafında görüleceği üzere hafriyata başlıyor, sonra Ataşehir’in ilçe olacağı ortaya çıkınca inşaatı durduruyor. Ataşehir ilçe olarak sınırları belli oluyor, inşaatı durdurup belediye başkanlığı işine odaklanıyor. Ve 2009’da Battal İlgezdi Belediye Başkanı oluyor. İşte BUZ Rezidansın hikâyesi buradan başlıyor. Bu ilk kısmını anlatmamın sebebi, Battal İlgezdi’nin buradaki araziye olan ilgisini size anlatmak içindi.

Battal İlgezdi Belediye Başkanı olmadan önce bu 9 no.lu parseldeki hisseleri bitirince 7 no.lu parsele geliyor fakat 7 no.lu parselde o zaman belediyenin hisseleri var. Uğraşıyor, belediye hisselerini alamayacağını görünce sadece şu 9 no.lu parselde ruhsat çıkarıp inşaat hafriyatını alıp bırakıyor. Belediye Başkanı olunca hiç zaman kaybetmeden bu işe odaklanıyor. Ve burada bir detay daha: Tabii, burada, Yaşar Şahlanoğlu’yla ortaklık sözleşmesi imzalıyor ya -2009’da belediye seçimlerine gidiliyor- işi gücü bırakıyor Battal Bey, belediye olayına odaklanıyor. Yaşar Şahlanoğlu diyor ki: “Ya, bu inşaatı başlat. Niye başlamıyorsun? Seninle sözleşme imzaladık, şuna başla.” Sıkıştırıyor. Battal İlgezdi diyor ki: “Ya, merak etme, biz bu 7 no.lu parseli de alıp birleştireceğiz, ondan sonra inşaatı yapacağız.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bunun bütçeyle ne ilgisi var?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Mahmut Bey, lütfen dinleyin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani Türkiye’nin hangi bütçesiyle ilgili bu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, daha seçim yapılmamış. Bakın, sıkıştırınca “7 no.lu parseli de alıp tamamıyla ilgili inşaat yapacağız.” diyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kılıçdaroğlu her şeyi söyledi. Dinleyeceksin.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu şekilde Yaşar Şahlanoğlu’yla konuşuyor. Belediye Başkanı seçiliyor…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, siz Meclis Başkanısınız. Bunun bütçeyle ne ilgisi var?

BAŞKAN – Mehmet Bey, bir dakika efendim, bir dakika…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, sayın hatibe müdahale etmeyiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Türkiye’nin bütçesiyle ne ilgisi var? Başkansınız, İç Tüzük’ü biliyorsunuz.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Biraz evvelki konuşmanın Türkiye bütçesiyle ne alakası vardı? Biraz evvelkinin ne alakası vardı?

BAŞKAN – Sizin istediğiniz gibi mi konuşacak, yoksa kendi istediği gibi mi konuşacak? Eğer sizin istediğinizi söyleyecekse siz buyurun, konuşun. Niye karışıyorsunuz? O kürsü hür bir kürsü, istediğini söyleyecek.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz orada ne iş yapıyorsunuz?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, belediye…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz orada ne iş yapıyorsunuz, bana söyler misiniz.

BAŞKAN – Üslup ona ait, usul ona ait, sataşma olursa lütfen siz müracaat edersiniz ama karışmayın ve…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz orada ne iş yapıyorsunuz? İç Tüzük ne diyor?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, Belediye Başkanı seçiliyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gündeme niye davet etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Mahmut Bey, lütfen…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, Belediye Başkanı seçiliyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Göreviniz ne sizin?

BAŞKAN – Lütfen oturun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gündeme niçin davet etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Siz karışmayın efendim.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Belediye Başkanı seçilince burayı almak istiyor, burayı birleştirip rezidans yapacak.

BAŞKAN – Orada, kürsüdeki konuşmaya karışmayınız. Sataşma olduğu…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu sefer, kendi şirketi üzerinden olursa…

BAŞKAN – Mehmet Bey, bir dakika efendim, bir dakika…

Mahmut Bey, değerli arkadaşlar; bir sataşma olduğunda…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin orada göreviniz ne? İç Tüzük’e davet edeceksiniz.

BAŞKAN – …talepte bulunursunuz, yoksa siz hatibin insicamını bozmayın lütfen.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Biraz önce sen duymadın mı, Kılıçdaroğlu “Milletvekili misiniz siz?” dedi. Dinleyeceksin, dinleyeceksin Mahmut Tanal, istemiyorsan çık.

BAŞKAN – Lütfen karışmayın. İstediğiniz gibi konuşması olmuyorsa o size ait keyfiyet.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz konuya davet edeceksiniz, orada korkuluk başı değilsiniz, İç Tüzük’e bakacaksınız.

BAŞKAN – Nasıl efendim?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İç Tüzük’e bakacaksınız siz orada.

BAŞKAN – Ne varmış İç Tüzük’te?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne varmış? Türkiye’nin gündemi belli. Bütçe bu mudur?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Dinleyelim arkadaşlar.

BAŞKAN – Evet, budur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Türkiye’nin bütçesi bu mudur?

BAŞKAN – Onun takdiri öyledir, size ne; size ne, bana ne.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Dinle, dinle Mahmut.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Niye İç Tüzük yok? Nasıl bana ne? Siz orada ne iş yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Size ne, bana ne. Üslubu içinde konuşuyor, karışmayın.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Mahmut, rahatsız olma, dinle, gerçekleri öğrenirsin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Göreviniz ne sizin?

BAŞKAN – Beyefendi, niye alınıyorsunuz? Lütfen, mehabeti bozmayın.

Mehmet Bey, sürenizi ona göre uzatacağım, lütfen konuşmaya devam ediniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, Belediye Başkanı seçilince gözü bu 7 numaralı parsele dikiyor, buraya gözünü dikiyor. Fakat kendi şirketi üzerinden yaparsa dikkat çekeceği için başka bir şirketi devreye sokuyorlar, o şirketin ismi Büyük Uzunlar İnşaat. Büyük Uzunlar İnşaatın ortaklık yapısına baktığınız zaman, Ataşehir Belediyesinin İmar Komisyon Başkanı Ali Emrah Büyük yani Battal İlgezdi’nin Komisyon Başkanı Ali Emrah Büyük ile Mehmet Ali Uzun ve Yusuf Uzun’un yarı yarıya ortak olduğu bir şirket çıkıyor karşımıza, bu şirketi akılda tutalım: Büyük Uzunlar İnşaat.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Tuttuk, tuttuk.

MEHMET MUŞ (Devamla) – 7 numaralı inşaatta gecekondusu olan fakat tapusu olmayan birisi var: Erol Yılmaz. Erol Yılmaz burada hak sahibi fakat tapusu yok, belediyeden tapusunu alması gerekiyor. Gidiyor daha sonra belediyeye, müracaat ediyor, diyor ki: “Ya, benim tapumu verin.” “Tamam, senin tapunu verelim.” diyorlar fakat kendisi belediyeye bu hisse karşılığında 215 bin lira ödüyor, hemen bir gün sonra bu hissesini 220 bin liraya Nuran Kahvecioğlu’na satıyor, bakın, Nuran Kahvecioğlu. Nuran Kahvecioğlu kim, biliyor musunuz?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – 4 tane belediye başkanı niye istifa ettirildi, biraz da ondan bahseder misin?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Nuran Kahvecioğlu, Uzunlar’ın amcasının kızı, ev hanımı, kocası işçi emeklisi bir kadın. (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah” sesleri)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nereden bulmuş o parayı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu kadın, Erol Yılmaz’ın hisselerini satın alıyor. Erol Yılmaz’ın hisselerini satın aldığı gün, Battal İlgezdi’nin sahip olduğu inşaat şirketinden 2 tane daire Erol Yılmaz’ın üzerine yapılıyor. Aslında oradaki satış muvazaalı, fiktif bir satış. Battal İlgezdi 2 tane daire veriyor, bunlar adamın adına tescil ettiriliyor, bu kadın üzerinden yani “İzimiz belli olmasın.” diye amcalarının kızını, ev hanımı, kocası işçi emeklisi birisini bulup bunun üzerinden satış işini yapıyorlar. Bu yüzde 25’lik kısım yani Erol Yılmaz’ın hissesi, bu Mehmet Ali Uzun ve Yusuf Uzun’un amcasının kızlarının üzerine geçiyor. Geçtikten sonra -burada, bu 7 numaralı parselin yüzde 50’si belediyenin- bunun üzerine kadın, belediyeye müracaat ediyor, diyor ki: “Bu yüzde 50’yi bana satın.” Müracaat ediyor, doğrudan satışla, herhangi bir ihale açılmadan buradaki yüzde 50’lik hisse Sayın Nuran Kahvecioğlu’na satılıyor.

Şimdi, Erol Yılmaz’ın yüzde 25’ini aldı, belediyenin doğrudan satış yöntemiyle yüzde 50’sini de satın aldı. Şimdi, ev hanımı, eşi işçi emeklisi biri 220 bin lira Erol Yılmaz’a veriyor, 1 milyon 650 bin lira gibi bir rakam da belediyeye veriyor; 2 milyon lira gibi bir alış-satış işlemi var burada, onu söyleyelim.

Peki, daha sonra ne oluyor? Nuran Kahvecioğlu bu aldığı parselleri -yüzde 25 ve yüzde 50 var ya, toplam yüzde 75- bu yüzde 75’i, değerli arkadaşlar, kime satıyor biliyor musunuz? Büyük Uzunlar İnşaat AŞ’ye satıyor yani amcasının oğluna bu hisseleri, yüzde 75’i devrediyor. Bu Büyük Uzunlar İnşaatın bir ortağını söyledim, Battal Bey’in İmar Komisyonu Başkanı bunun ortağı.

Değerli milletvekilleri, burada az önce bir şey söylendi, Kılıçdaroğlu bu konuyla alakalı dedi ki: “Burada soruşturma açıldı, kapandı, hiçbir şey bulunamadı.” O soruşturma konusu, bu arkadaki muvazaalı işlemler değil arkadaşlar; o soruşturma konusu, bu iki parseli hisselerini topladıktan sonra birleştiriyorlar, tevhit yapıyorlar, o tevhitle alakalı bir şey, belediye bir karar alıp yapmış, bu tevhitle alakalı bir soruşturma; ondan dolayı tevhide bakmışlar uygun mu, kanuna uygun yapmışlar tevhidi ama arka tarafta belediyenin hissesi olan araziyi nasıl üzerlerine geçirdiklerinin hikâyesi yeni ortaya çıkıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, daha sonra bu 9 ve 7 no.lu parseller birleştiriliyor ve birleştirildikten sonra koca bir arazi oluyor ve burada İlgezdiler, Büyük Uzunlar ve Yaşar Şahlanoğlu kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalıyorlar, inşaatı da Büyük Uzunlar İnşaat yapıyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – İstanbul’u anlat, İstanbul’u anlat, Ankara’yı anlat, bırak orayı!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ancak, bakın, değerli arkadaşlar, inşaat…

MUSA ÇAM (İzmir) – İstanbul’u anlat, İstanbul’u! 1994’ten beri İstanbul’u yönetiyorsunuz!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Arkadaşlar, inşaat yapı ruhsatı ve projelere aykırılıklar…

BAŞKAN – Mehmet Bey, bir dakika, bir dakika…

MUSA ÇAM (İzmir) – 1994’ten beri yönetiyorsunuz İstanbul’u!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Arkadaşlar, inşaat projeye aykırı bir şekilde yapılıyor.

BAŞKAN - Mehmet Bey, Sayın Muş, bir dakika…

Değerli milletvekilleri, burada söz alan kişi kendi partisinin görüşünü, kendi görüşünü lütfen ifade etsin. Sayın Genel Başkan konuştular, o da bu konuyu ele aldı. Bırakınız, o da kendi açısından baksın, bozmayın.

MUSA ÇAM (İzmir) – Efendim, biraz heyecan katalım dedik, heyecan katalım dedik! Efendim, heyecan, heyecan! Heyecan yok efendim, heyecan yok, yok! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Yapmayın Musa Bey lütfen, lütfen müdahale etmeyin.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Havuzda heyecan var, havuzda heyecan var!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – İzmir’e heyecan kat, İzmir’e! İzmir Büyükşehre heyecan kat! Bornova’ya heyecan kat!

MUSA ÇAM (İzmir) – Ruh yok, ruh, ruh!

BAŞKAN – Efendim, size sıra geldiği zaman siz de ifade edersiniz, bir şey demeyin.

Mehmet Bey, buyurun.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, sözleşme imzalanıyor ve burada inşaat yapılıyor, projeye aykırı bir şekilde inşaat yapılıyor ve burada, bakın, kaçak havuz yapılıyor buraya bir tane. Bakın, şu havuz kaçak. Bu havuz yok projede ve 1.500 metrekare ruhsatta olmayan inşaat alanı yapılıyor. Havuz yok, 1.500 metrekare de ekstra inşaat alanı buraya yapıyorlar, burası kullanıma açılıyor ve herhangi bir iskân sorunu burası yaşamıyor, iskânı hemen veriliyor değerli arkadaşlar.

MUSA ÇAM (İzmir) – Dersine çalışmamışsın sen, dersine çalışmamışsın.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada vurgulanması gereken üç husus var: Bir, Battal İlgezdi’nin bu işin arkasında olduğu ayan beyan ortadadır.

İki, tevhit yapılmadan ve belediye hisseleri satın alınmadan 9 no.lu parseldeki hissedar Yaşar Şahlanoğlu’yla bu parselin birleştirilerek yapılacak inşaat için Büyük Uzunlar kat karşılığı sözleşme imzalıyor, fecaat kısmı burası. Bakın, arkadaşlar, 7 no.lu parsel alınmamış daha. Büyük İnşaat geliyor -Yaşar Şahlanoğlu, bu 9’daki hisse sahibi- sıkıştırıyor. 7 no.lu parsel daha alınmadan burasının tamamı birleştirilecek şekilde, tevhit olacak şekilde, bir arsa hâline getirilecek şekilde sözleşme yapılıyor. Peki, bu 7 no.lu parselin alınacağını nereden biliyorlar? İmar komisyonuna bunu kim söylüyor? Bu şirket gaybı biliyor mu? Niçin başka ilçelerde değil de hep Ataşehir’de oluyor bu? Bunların cevaplanması gerekiyor.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sen anlatamadın, anlatamadın.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir diğeri, değerli milletvekilleri, bakın, projeye aykırılıklardan dolayı kaçak havuz ve 1.500 metrekare fazla inşaat alanı yapılmış. Erol Yılmaz’ın hissesi Nuran Kahvecioğlu’na sattığı gün Battal İlgezdi’nin şirketinden 2 tane daire alıyor. Yani, satış hikâye, Battal İlgezdi’nin Erguvan’daki sitesinden 2 tane daire Erol Yılmaz’a veriliyor.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Ülkeyi sattınız ülkeyi.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, burada, bu BUZ Rezidans’ta bayağı tanıdık var. FETÖ imamı Erkan Karaarslan buradaki başroldekiler.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hangi işleri halletmiş?

MUSA ÇAM (İzmir) – Metin Külünk bilir onu, Metin bilir.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Battal İlgezdi’nin eşi burada, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kızı burada, evi var.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Allah Allah!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ataşehir Belediyesinin imar komisyon başkanı burada ve Tuncay Ceylan, Kılıçdaroğlu’nun kardeşinin özel kalem müdürü (x) de işin içerisinde. Bu hikâyenin diğer boyutu.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Kardeşi mi? Ne kardeşi ya, hangi kardeşi ya? Hangi kardeşi Kılıçdaroğlu’nun?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi ikinci hikâyeye geliyoruz. Erguvan Barış Parkı… Bakın, bir taşla kuş katliamı yapılmış burada, kuş katliamı. Bir taş atıyorlar, kuş katliamı yapmışlar. Bu parkın hikâyesi nedir, bilir misiniz? Erguvan Konutlarının, bakın, şu konutların hepsi Battal İlgezdi’nin yaptığı konutlar, bu konutlar… Erol Yılmaz’a daire verildi ya, buradan veriliyor ve bu konutlar satılmıyor, satılmayan konutlar var. Bunun önüne bir park yapıyorlar. Bu parkı niye yapıyorlar, biliyor musunuz? Konutların değeri artsın diye buraya bir park yapılıyor ve bu park yap-işlet-devret modeliyle yapılacak. Şuraya iki tane büfe, şuraya da iki tane kafeterya konuluyor ve bunun karşılığında yap-işlet-devretle ihale ediliyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne oldu? Siz her yere koydunuz, her yere kafeterya yaptınız.

MEHMET MUŞ (Devamla) – İşin hikâyesi şurası değerli milletvekilleri… (CHP sıralarından gürültüler)

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Melih Başkanı söyle, Melih Başkanı söyle.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Siz bağırın, Battal malı götürdü, siz bağırın. Genel Başkanınız diyor ya “Mal nasıl götürülür iyi bilirim.” bakın, Battal da iyi öğrenmiş, iyi mal götürüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYİT TORUN (Ordu) – Malı siz götürdünüz, bizde mal yok ki götürelim.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Şimdi, değerli milletvekilleri, ihale kararı alınıyor, bakın kimler çıkıyor karşımıza. İhale kararı alındıktan on sekiz gün sonra yeni bir şirket kuruluyor, şirketin ismi ne biliyor musunuz? BUZ İnşaat, BUZ; vardı ya konut, hani kule, BUZ İnşaat’tan…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hangi Buz?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Buzgate.

İhale kararı alındıktan sonra bu şirket kuruluyor, şirketin faaliyet konusu ne, biliyor musunuz? İhaleye çıkılan amaç ile şirketin kuruluş faaliyet amacı aynı. Bu kadar tesadüf olur mu? Peki, şirketin ortakları kim? Şirketin ortakları, hani Uzunlar İnşaat vardı ya, Mehmet Ali Uzunlar ile Yusuf Uzunlar; bu iki kardeş ile İmar Komisyon Başkanı Ali Emrah ben belli olmayayım diye dayısının oğlunu ortak etmiş şirkete.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Hiç kimse bir şey anlamadı bu anlattıklarından.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bunlar ortaya çıktı. BUZ İnşaat ile Çizgi Yatçılık diye iki şirket ihaleye giriyor. Burası, Bayındırlık Bakanlığının fiyatlarıyla hesaplanıyor, 4,5 milyon liralık bir bedel bulunuyor ve 4,5 milyon liralık bedel üzerinden ihale ediliyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bak, bu söylediklerine Süleyman Bey bile gülüyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ihale edildikten sonra adam diyor ki: “Ben buraya yapacağım bu parkı.” Şu iki büfe ve iki kafeterya için aylık 3 bin lira, senelik 36 bin lira kiraya anlaşıyorlar otuz yıllığına; bakın, aylık 3 bin lira. Adam burayı bitiriyor, burayı bitirdikten sonra toplam bu dört tanesinin büyüklüğünün olması gereken miktar 670 metrekare. Değerli milletvekilleri, 670 metrekare olması gereken inşaat alanı 1.500 metrekare olarak yapılıyor, 1.500 metrekare. Bir de buna “kış bahçesi” adı altında bir 1.500 daha ekliyorlar, 3 bin metrekare alan burada çıkıyor. İhale ediliyorken alan ne kadardı? 670 metrekare. Şimdi, işin ilginç tarafı, burası bittikten sonra belediye bir Meclis kararı alıyor ve burayı içkili bölge ilan ediyor yani “Bu tesislerde içki içilebilir.” diyor, iş bittikten sonra.

MUSA ÇAM (İzmir) – Günah, günah.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Peki, bunu niye yapıyor, biliyor musunuz? Bunların değerini artırmak için ve bakıyoruz ki BUZ İnşaat -bakın değerli milletvekilleri, burası çok önemli- burayı 3 bin liraya kiraladı ya, bakın, aylık 3 bin lira, yıllık 36 bin liraya kiraladığı yeri yıllık 1,5 milyon liraya başka birisine kiraya veriyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Vah, vah, vah!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Buranın otuz yıllığını, arkadaşlar, burasını yıllık 36 bin liraya almışlardı, 4,5 milyon liralık park yapıldı…

MUSA ÇAM (İzmir) – Bak, Sayın Soylu gülüyor, Sayın Soylu gülüyor bunlara.

MEHMET MUŞ (Devamla) – …yıllık 1,5 milyon liraya burası alt taşerona ihale edildi.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – O da buz mu oldu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bura buz kesti, bura buz kesti.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Tuz mu oldu, buz mu oldu?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Anlatamıyorsun, anlatamıyorsun.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, böyle bir sistem, hakikaten, eğer Genel Başkan “Ben maliyeciyim, mal nasıl götürülür…” derse bunlar da böyle malı götürüler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu arada burada imara aykırılıklar var. Normalde bunu ihale edemezler. İmara aykırılıklar olmasına rağmen ihale ediyorlar. Büyükşehir Belediyesi tarafından şikâyete konu oluyor bu mesele, bu imara aykırılıklar. Bunlara uyarı yapıyorlar. Bunlar hiçbir uyarıyı, bakın, dikkate almıyorlar.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Bu senin İçişleri Bakanlığı müfettişleri ne iş yapar? Ha, ne iş yapar?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, daha detay bir şey söyleyeyim. Sayıştay “Kamu zararı var.” diye burada tespit yapıyor, Sayıştay “Kamu zararı var.” diye tespit yapıyor.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – İçişleri Bakanı, İçişleri Bakanlığı müfettişleri ne iş yapar?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Belediye şirketin adına Sayıştayın belirttiği kamu zararı miktarında tahakkuk yaptırıyor ve Sayıştaya diyor ki: “Bakın, biz tahakkuk yaptırdık, bunu tahsil edeceğiz.”

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – 2009’da bu.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunun üzerine Sayıştay sorguyu kaldırıyor. Sayıştay sorguyu kaldırdıktan sonra şirket itiraz ediyor. O tahakkuk yaptıkları rakamı iptal ediyorlar yani burada Sayıştay da aldatılıyor.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bir taşla kaç kuş?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, kuş katliamı, kuş katliamı, kuş.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hayali ihracat yok mu, hayali ihracat? Hayali ihracat yok mu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, bir diğer konu, değerli milletvekilleri, okul, okul. Saydım ya bir, iki, bu üçüncüsü; dört var, bir de beş, havuz var.

MUSA ÇAM (İzmir) – Külünk, hayali ihracat var mı?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bekle, Bornova dosyası gelecek, bekle. Bornova geliyor, Bornova, orada heyecan katarsın.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hayali ihracat varsa sen bilirsin, sen. Var mı hayali ihracat?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, bu okul 1918 ada, 2 parselde, imar planında 1 emsalli konut alanı olarak görünüyor. Burada, Battal İlgezdi’nin eniştesi Nurettin Şahin Balıkesir’de oturuyor, emekli. Bir de onun bacanağı var, Özer Çetin Şenyurt. Şimdi, 4 milyon 700 bin liraya bu arazi satın alınıyor fakat enişte hiç gelmiyor, vekâletname gönderiyor bacanağa. Bacanak bütün işlemleri yüzde 50, yüzde 50 eniştenin ve kendisinin üzerine yapıyor, 4 milyon 700 bin liraya burayı alıyorlar. Burası satın alındıktan sonra bacanak hisselerin tamamını, kendisindeki geri kalan yüzde 50’yi de enişteye devrediyor ve arazinin tamamının sahibi enişte oluyor. Niye böyle bir şey yapıyorlar? Burada izimiz belli olmasın diye yapılan bir uygulamadır değerli milletvekili bu.

SALİH CORA (Trabzon) – Tam bir Dallas dizisi.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Nurettin Şahin buranın tamamının sahibi olduktan sonra Ataşehir Belediyesi meclis kararı alıp plan değişikliği yapıyor ve burayı özel okul alanı yapmak istiyor. Büyükşehir Belediyesine yaptığı plan değişikliğini gönderiyor. Büyükşehir Belediyesi bunu reddediyor, kabul etmiyor. Bakın, arkadaşlar, öyle böyle değil ya, böyle bir şey yok yani.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Allah Allah!

MUSA ÇAM (İzmir) – Vay, vay, vay, vay!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Büyükşehir Belediyesi bunu kabul etmiyor ya, okul yapmak lazım. Bunun üzerine, 1+1 konut ruhsatı veriyorlar buraya. 1+1 vermelerinin sebebi, sınıf yapmak için. Bakın, inanın, bunlar şeytanın aklına gelmez, şeytan korkar bunlardan.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Bizim aklımıza gelir!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şeytanla karşılaşsalar yolunu değiştirir, gerçekten yolunu değiştirir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Vay be, vay!

SEYİT TORUN (Ordu) – Size mahsus, size!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, bunu yapıyorlar. Daha sonra CHP’li meclis üyeleri, Arif Sağ ve arkadaşları, 9 CHP’li meclis üyesi savcılığa suç duyurusunda bulunuyor, kendi arkadaşları, onların da vicdanı kaldırmıyor, “Yeter.” diyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne güzel, bak, ne güzel. Var mı, sizde şikâyet eden var mı?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ya Sayın Muş, yarın sen de olmayacaksın.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Savcılığa şikâyette bulunuyorlar.

Fakat bu arada bir şey daha söyleyeyim size, gözden kaçmasın. Burada bacanak, enişte, bir de yeğen var: Özkan Kınalı. Şimdi, araziyi enişte aldı, okul yapılacak ya, okulun müteahhidi de yeğenin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Erguvan Teknik Grup İnşaat AŞ, yeğen de bunun yönetim kurulu başkanı. Mal sahibi enişte, müteahhit yeğen, okulu yapıyorlar. Okul yapılıyor, okul bitiyor. Bu sırada, bitmesine yakın savcılık, soruşturması nedeniyle belediyeye diyor ki: “Belediye, buradaki imara aykırılıkları bize bildir.” Belediye de diyor ki: “İmara aykırılıkları tespit ettik, bunları yıktık.” Tutanak düzenleyip savcılığa gönderiyor. Savcılık da bunun üzerine soruşturmayı takipsizlik kararı vererek kapatıyor. Yani burada Sayıştay aldatılıyor, aynı şekilde savcılık da aldatılmış durumda. Peki daha sonra ne oluyor?

MURAT EMİR (Ankara) – Türk savcısı aldatılır mı, nasıl konuşuyorsun ya!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Daha sonra ne oluyor?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Takipsizlik kararı veriliyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Böyle bir sahtekârlık yok arkadaşlar, böyle bir sahtekârlık yok; yıkmadıkları şeyi yıktık gibi gösteriyorlar. Daha sonra ne oluyor biliyor musunuz? Muhtemelen, savcılık soruşturma yapınca enişte sıkılıyor, “Ya, bu savcı çağırıyor.” falan.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – FET֒cüdür o, ihraç edin o savcıyı!

MEHMET MUŞ (Devamla) – 4 milyon 700 bin liraya aldığı, üzerine okul inşaatı yaptığı –bakın şu okul ve arazisini- 5 milyon liraya, yeğeninin yönetim kurulu başkanı olduğu Erguvan Teknik Grup İnşaata satıyor, 5 milyon liraya. Bakın, 4 milyon 700 arsaya veriyor, inşaat bitiyor, okulun inşaatı bitiriliyor, 5 milyona satıyor. Adam o kadar bunalmış ki “Lanet olsun!” diyor.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ya, o savcıyı değiştirdiniz mi, o savcıyı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Özkan Kınalı da buraya ne yapıyor biliyor musunuz?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ya, o takipsizlik kararı veren savcıyı değiştirdiniz mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burayı özel bir okula çok iyi paraya kiraya veriyor, çok iyi paraya. Mülkiye müfettişleri soruşturma açınca belediye meclisinden yıkım kararı alıyor fakat yıkım kararını hâlâ uygulamaya koymuş değil. Okul 2015’ten beri faaliyette. Buradaki milletvekilleri bağırıyor, Battal götürüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Ruhsatı kim vermiş okula, ruhsatı? Okula ruhsatı kim vermiş, Millî Eğitim Bakanımız yok mu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, bakın, daha başka; Odakule 1-2, Odakule, arkadaşlar, Odakule. Bu, inanın kimsenin aklına gelmemiştir. Guinness Rekorlar Kitabı’na geçecek bir operasyon yapıyorlar burada. İnanın kimsenin aklına gelmez. Burada yeğen yine devrede. Yeğenin yönetim kurulu başkanı olduğu Erguvan Teknik Grup İnşaat ile başka bir şirket Suberk iki tane arsa alıyorlar. Bir tanesi 1935 ada/1 parsel, öbürü 1936 ada/2 parsel. Fakat ruhsatları da ne enteresansa peş peşe; bir tanesinin ruhsat numarası 0904, öbürünün ruhsat numarası 0905. Bunlar arkadaşlar aynı proje, aynı anda yükseliyorlar, aynı internet sitesinden satılıyorlar. Farklı iki şirket üzerinden görünmesinin sebebi, iz kaybettirelim, fazla belli olmasın. Burada şöyle bir şey yapıyorlar değerli arkadaşlar: Ruhsata aykırı bir şekilde, bakın şu ortalar var ya, balkon, bakın şu ikisi balkon, bu 22 kat, bu da 20 kat ya da tersi de olabilir. Şu ortalar balkon görünüyor ruhsatta fakat tamamen… Siz böyle balkon gördünüz mü, kapalı balkon? Bakın, balkon nerede var? Şunlar balkon görünüyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hakikaten, çok büyük bir olay o!

MEHMET MUŞ (Devamla) – 20 ila 30 metrekare arasında bu balkonlar değişiyor. Bakın, 20 ila 30 metrekare arasında bu balkonlar değişiyor. Balkon diye bu yapılıyor, inşaat bittikten sonra bunları odaya çeviriyorlar arkadaşlar. (CHP sıralarından “vay be” sesleri) Yani, 1 artı 1 olan daireyi 2 artı 1; 2 artı 1 olan daireyi 3 artı 1; 3 artı 1 olan daireyi 4 artı 1…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vay, vay, vay…

MUSA ÇAM (İzmir) – Balkonu mu kapatmışlar, balkonu mu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Arkadaşlar, ruhsatta bu balkon görünenler odaya dönüyor, belediye bunu görmesine rağmen buranın iskânını hemen veriyor. Bakın, burası Ataşehir Küçükköy...

MUSA ÇAM (İzmir) – Ya, koskocaman kaçak saray yaptınız, İmar Kanunu’na aykırı yaptınız konuşmuyorsunuz onu ya!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Buralar arkadaşlar, metrekare birim fiyatları, öyle herkesin, her babayiğidin alacağı yerler değil. Burada milyonlar dolaşıyor, milyonlar. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSA ÇAM (İzmir) – Bravo! Bravo!

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Yahu, 3-4 milyondan bahsediyor, “milyonlar dolaşıyor” diyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burası, bu Odakule’nin hikâyesi. Peki, Odakule’nin hikâyesi bu kadar mı? Odakule’nin hikâyesi bitmedi arkadaşlar.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Belki de büyükşehrin sorumluluğu altındadır orası.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Enişte vardı ya, Nurettin Şahin, Odakule’den 5 daire Nurettin Şahin alıyor. 1 tane daire Nurettin Şahin’in kızı, 1 tane de oğlu alıyor. Alabilir ama her ne hikmetse yeğenin yaptığı inşaattan alıyor, başka yerden almıyorlar, hep buradan.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vay be!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Özkan Kınalı da Yönetim Kurulu Başkanı olarak 1 daire de o alıyor. Özkan Kınalı’nın amcası 1 tane daire alıyor, amcasının karısı da 1 daire alıyor ve değerli arkadaşlar, ödemelerin tamamı da tapuda elden yapılıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Meclis Başkanının tüm ailesi aynı binada oturuyor. Siz hepiniz aynı binada oturmuyor musunuz? Oturuyorsunuz. Ne fark ediyor? Siz de hepiniz aynı binada oturuyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın burada bir de havuz var, bakın havuz. Bu havuzun hikâyesi çok enteresan, o sığmadığı için onu şimdi ekledim.

SEYİT TORUN (Ordu) – Havuzu siz iyi bilirsiniz, havuzu.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi şu var ya, bakın, şurayı Battal İlgezdi yapmış. Burayı Battal İlgezdi yapmış, 2009’dan önce buraya kaçak bir havuz koymuş.

MUSA ÇAM (İzmir) – Jeotermal mi, jeotermal mi? Jeotermal havuz mu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Battal seni soktuğu zaman bakarsın jeotermal mi, başka bir şey mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bu havuzu Battal İlgezdi yapıyor, projede olmadığı için, kaçak olduğu için buraya iskân alamıyor. Bakın nerenin üzerine yapmış? Şurası inşaat alanı, İSKİ’nin kanalı geçiyor alttan. İSKİ hattının üzerine havuz yapmışlar.

MUSA ÇAM (İzmir) – Mehmet Muş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi uyuyor mu, uyuyor mu bunlar olurken?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Muhtemelen suyunu da kaçak çekiyorlardır arkadaşlar İSKİ’nin kanalından. Bu havuz… Battal İlgezdi, belediye başkanı olduktan sonra ilk işi buranın iskânını vermek oldu.

MUSA ÇAM (İzmir) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi uyuyor mu bütün bunların karşısında!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, havuz -görüyor musunuz- İSKİ’nin kanalının üzerine yapıldı.

MUSA ÇAM (İzmir) – Büyükşehir Belediyesi ana belediye, bunları görmez mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ben, buradan İSKİ’ye de suyunu ölçmesini tavsiye ediyorum. Bu havuzun suyunu oradan çekiyor olabilirler. Arkadaşlar, kaçak çekebilirler, dikkat etmek lazım bunlara.

Peki, hikâye bu kadar mı? Hikâyenin devamı, arkadaşlar -bitme noktasına geliyor- tam bir Dallas, tam bir Dallas arkadaşlar! Ben işin içinden çıkana kadar, inanın okuya okuya işin içinden çıkana kadar akla karayı seçtim.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Çıkamamışsın ki zaten, karıştırmışsın!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Böyle bir şey dünya üzerinde görülmüş değildir.

Bakın arkadaşlar, ne yazıyor?

MUSA ÇAM (İzmir) – Sen bir doktora yap bu konuda, doktora yap, doktora!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sıradaki proje… Sıradaki proje ne? Sıradaki proje, 1900 ada 46 parsel… Battal İlgezdi’nin belediye başkanı olmadan önceki ortağı var, Ali Aşgar Maraşlı...

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Biraz Man’a gel, Man’a gel!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ali Aşgar Maraşlı tarafından 2.750 Türk lirası bedelle Nurettin Şahin’e yani enişteye burası satılıyor. Burası konut alanı arkadaşlar. Hemen Battal İlgezdi burayı aldıktan sonra, enişteye geçtikten sonra ticaret alanına burayı çevirmek istiyor, imar tadilatı yapmak istiyor.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Man’a gel!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Büyükşehre gönderiyor, büyükşehir buna onay vermiyor ve şimdi bu ortaya çıktığı için artık bu bir daha ticari alan olamayacak. Bu da Battal’ın son projesiydi, bunu hayata geçiremedi.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ne oldu şimdi, ne oldu orası, ne oldu? Kaçak mı orası yani; onu söyle.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bunları şunun için anlattım: Cumhuriyet Halk Partisi hakeza iktidara gelirse nasıl Türkiye’nin tamamını Ataşehir’leştireceğinin fotoğrafıdır bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Hiç kimse bir şey anlamadı bu anlattıklarından!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burası sadece bir ilçe belediyesinin yaptıkları değildir, Cumhuriyet Halk Partisinin kimliğinin göstergesidir. Size aslında çok güzel bir konuşma hazırlamıştım ama maalesef bu konuları anlatmak zorundayım, kamuoyunun sağlıklı bilgi alması gerekiyor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Mehmet Muş, bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir diğeri: Bakın değerli milletvekilleri, iddia ortaya atıldı, elinde kâğıtlar sağlanmak suretiyle bunlar bir iddia ortaya attılar, Man Adası’nda hesap varmış! O hesapların evraklarını getirecekler arkadaşlar. Her getirmediğiniz gün yalancısınız, iftiracısınız. (CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mehmet Bey, sayın hatip, 3 dakikalık uzatma veriyorduk, iki de geçen vakitten dolayı, beş dakika vaktiniz var.

MUSA ÇAM (İzmir) – Üç dakika olmaz, bir saat verin Mehmet Beye, bir saat.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Üç dakika yetmez arkadaşa.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, burada şunu ifade etmem gerekiyor: İddia ortaya attılar. Bakın kul hakkından bahsediyorlar, haktan, hukuktan, ahlaktan bahsediyorlar, burada kul hakkı yok mu? Burada ahlak nerede? Burada siyasi etik nerede? Burada namus nerede? Namustan, ahlaktan, edepten bahsedenler, neredesiniz? (CHP sıralarından gürültüler) Sayın Kılıçdaroğlu, bize hesap soracağına, git Battal İlgezdi’ye hesap sor, Battal İlgezdi’ye hesap sor! Sen bize hesap soramazsın! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Hesabı git Battal İlgezdi’ye bir sor, ondan sonra çık karşımıza.

“Man Adası” diye bir şey attılar ortaya. “Hesap var.” Hesapların evraklarını getirin arkadaşlar. (CHP sıralarından gürültüler) O hesapların evrakları buraya gelecek. Kimin hesabı varmış, onu getireceksiniz. Bir diğeri, o evraklar buraya gelecek, gelmediği, bunları getirmediğiniz her gün yalancısınız, iftiracısınız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Yok mu ettiniz yoksa evrakları?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ne dediler? “Belli tarihlerde milyonlarca dolar gitti.” dediler. Belgelerini getirebildiler mi? Getiremediler. Yalancıdırlar, müfteridirler! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Siyaset cellatlığı yapıyorlar. Bunları getirip burada paylaşacaklar. (CHP sıralarından gürültüler) Ellerine sıkıştırılan okumaktan aciz oldukları kâğıtları sallamak suretiyle ahlak havarisi seçildiler.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Getirdik; niye reddettiniz araştırma önergesini?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bunları getireceksiniz, burada milletle paylaşacaksınız. Aynı şekilde, bakın, konuşmamın başında söyledim, eğer arkadaşlar, bir genel başkan “Ben eski maliyeciyim, mal nasıl götürülür iyi bilirim.” derse burada anlattığım tablolar ortaya çıkar. O zaman onun belediye başkanı böyle mal götürür, onların tabiriyle, İmar Komisyonu Başkanı böyle mal götürür. Namustan, hukuktan, ahlaktan, kul hakkından bahsedenler, bunun hesabını sormadan konuşamazsınız bir daha. Bunların hesabını vereceksiniz. (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, bakın, burada dönen rakamlar, İSKİ’den misli misli fazladır. Burada dönen rakamlar İSKİ’de dönenlerden misli misli fazladır. Bunlar, şimdi kul hakkı değil mi? (CHP sıralarından gürültüler) Bunlar tüyü bitmemiş yetimin hakkına girmedi mi?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – 292 kilo altının hesabını verin, altının! Nereye gitti o altın?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Belediyenin arazisinin nasıl alavere dalavereyle kendi şirketlerinin üzerine geçirildiği belli değil mi? Başka arazi mi kalmadı orada?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kimin cebine gitti o altın?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Okul yapacak başka yer mi yok orada? Neden orada yapıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla bunların hepsinin, Cumhuriyet Halk Partisi çıkıp hesabını verecek. Vermediği her gün, bunlar arkadaşlar, kamuoyu tarafından sorgulanacaktır ve şunu sakın unutmayın: Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin küçük bir örneğidir. Alimallah, bunlar bir iktidara gelirse var ya, ne Türkiye ortada kalır ne memleket ortada kalır bunu unutmayın. (CHP sıralarından gürültüler) Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Aynen öyle!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz değerli milletvekilleri.

Sizleri bunlarla meşgul ettiğim için kusura bakmayın.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Meşgul ettiğinizin de farkındasın yani.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bunları kamuoyunun bilmesi gerekiyor, milletin bilmesi gerekiyor. Dolayısıyla bunları sizlerle paylaşmak istedim. (CHP sıralarından gürültüler)

Aynı şekilde, yurt dışına off-shore hesaplarına gönderilen paraların dekontlarını, SWIFT’lerini getirecekler, Man Adası’ndaki hesapların dekontlarını da getirecekler. Getirmeyen yalancıdır, müfteridir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Paçalarından akıyor.” diyordu, o Soylu’ya sor, Soylu’ya!

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Büyükşehir belediyesinin hesabını versin, ondan sonra…

MEHMET MUŞ (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Muş.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Bursa Büyükşehir Belediyesi, kendi belediyesini ihbar etmiştir. Savcıları ve Meclisi göreve çağırıyorum. 500 milyonun hesabını verin!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Engin Bey, buyurun siz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip konuşmasında kendisinden önce konuşma yapan Genel Başkanımızın ortaya attığı iddiaların yalan olduğunu belirtmek suretiyle ve Cumhuriyet Halk Partili bir belediyeyi açıkça karalamak suretiyle partimize, grubumuza, hepimize sataşmıştır; söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hoşgörünüze sığınarak, bu kadar uzun sataşmaya, hakarete de üç dakika talep ediyorum.

BAŞKAN – Engin Bey, siz grup başkan vekili… Bu kadar tecrübe…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Takdir sizin efendim.

BAŞKAN – Hayır, takdir değil, beraber yürüteceğiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü Sayın Başkan.

BAŞKAN – La ilahe illallah.

Her zaman… Neyse bir başlayın da, bakalım.

Buyurun Beyefendi.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Zamanım az.

Evet, biz iktidar olursak Türkiye’nin tamamını Ataşehir gibi yapacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Ataşehir’de yaptıklarımız, İçişleri Bakanlığının müfettişleri tarafından… Orada biraz önce sayın grup başkan vekilinin ismini geçirdiği bütün isimler… İsterse kendisine ve isteyen her milletvekiline devletin resmî evraklarını… İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi müfettişlerinin, Sayıştay denetçilerinin, cumhuriyet başsavcılarının, Danıştayın ve yerel ilk derece mahkeme kararları burada.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Savcıya…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yarım saat yalan söyledin buradan. Sana sataşmada bulunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi, biz çağdaş bir kentin nasıl yaratılacağını Ataşehir’de ve birçok yerde gösterdik.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Buz cumhuriyeti, Buz cumhuriyeti, Buz cumhuriyeti olmuş orası.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama biz, benim gibi bir öğretmen olan Ziya İlgen’in nasıl milyoner olduğunu, dolar milyoneri olduğunu beceremeyiz. (CHP sıralarından alkışlar) Biz iktidara geldiğimizde emekli öğretmenleri dolar milyarderi yapamayız ama…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Enişteyi yaparsınız, emekli enişteyi yaparsınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Teker teker cevap veriyorum.

Ne var bu gösterdiklerinde? İnanarak bir cümle söylersen devleti reddetmiş…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Balkonları kapatmışlar, balkonları, balkonları kapatmışlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok samimi bir şey anlattı, çok inanarak anlattı.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Burada Elitaş; vereyim sana bunların bir nüshasını, akşam evde oku.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi okurum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Siz burada Battal İlgezdi’yi değil, aslında devleti yargılıyorsunuz. Bu kadar müfettiş, bu kadar savcı, bu kadar Danıştay üyesi bu kararları ne karşılığı almış olabilir?

Buz Rezidans…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - “Man” 3 harfli; “Buz” da 3 harfli; tek benzerlik bu.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Aa, ne kadar zekisin!

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ses yok, ses.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Buz Rezidansı’nda Battal İlgezdi’nin kat karşılığı verdiği bir arsa var, başka bir şey yok.

BAŞKAN – Engin Bey, toparlar mısınız lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Toparlayayım.

Burada Buz Rezidans’la ilgili -Sayın Elitaş, buyurun- devletin belgesi, İçişleri Bakanlığının, Danıştayın kararları var.

Erguvan’da o kış bahçesinin ruhsatını Battal İlgezdi vermedi, Kadir Topbaş verdi, evrakları doğru oku, Kadir Topbaş verdi. (CHP sıralarından alkışlar)

“Doğa Koleji” diye on dakika konuştun, Allah’tan kork! Doğa Kolejinin hâlen iskânı yoktur ve belediye başkanımız oraya 1 milyon TL ceza kesmiştir ve şimdi, sıkı dur, bu bahsettiğin yerin ortaklarından birisi de AK PARTİ’li bir belediye başkanının oğludur. (CHP sıralarından “Hayda!” sesleri, alkışlar) Orada bir pislik varsa sizden.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kim o belediye başkanının oğlu, merak ettik.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Aynı şekilde, Odakule’de de bir santim kaçak varsa gel ya sen ya ben milletvekilliğini bırakalım, var mısın, var mısın? Bir santim…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Anlattım, anlattım. Hepsi kaçak.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ve gene sıkı dur, kaldı ki Odakule’nin de yüzde 50 hissedarı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – …Cumhuriyet Halk Partili değil, Adalet ve Kalkınma Partili bir belediye başkanının oğludur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Altay, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Tekrar söylüyorum: Kim devletin, bu milletin kör kuruşuna el uzatmışsa, göz dikmişse Allah belasını versin.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Amin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ve biraz önce 3 grup başkan vekiliyle Meclise bir evrak yolladık, tezkere yolladık. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kızının, oğlunun, damadının, dünürlerinin mal varlıkları araştırılsın diye, bir komisyon kuralım diye teklif ettik. Var mısınız, var mısınız, var mısınız?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ses versene Başkan. Başkan ses, ses.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Hükûmet üyelerinin tamamı için de aynı şeyi yapalım. Siz yapmazsınız. Genel Başkanımızın mal varlığının araştırılma teklifine evet oyu vermezsen Mehmet Muş, müfterisin, evet oyu vermezsen müfterisin! (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – O paranın kaynağını açıkla Muş, kaynağını.

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakanım…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – 60’a göre bir açıklama yapmak istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de isterim.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Sayın Muş’a on dakika ver, onda birini anlatamaz.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, çok saygıdeğer milletvekilleri; 60’a göre bir açıklama yapmak istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Paçalarından akıyor, paçalarından! Paçalarından akıyor!

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Paçalarından akıyor.” dedin ya.

(CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar…

Bir dakika, Değerli Bakanım.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Biraz önce hatip…

BAŞKAN – Bir dakika, Sayın Bakanım.

Efendim, niye tahammül etmiyoruz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Paçalarından akıyor.” dedi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İçişleri Bakanı söylüyordu, “Paçalarından akıyor.” diyordu.

BAŞKAN – Konuşalım, o fikrini söylesin, siz fikrinizi söyleyin, hepimizin üzüldüğü bir konu bu rüşvet meselesi, bu suistimal meselesi, yolsuzluk meselesi, hepimizin önlemek istediği bir hadise. Neden konuşmayalım, yapmayın, yapmayın; genel bir konu bu.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Man adalarını niye konuşamadık burada? Niye konuşmadık? Man Adası’nı niye konuşmuyoruz burada? Konuşturmak istiyorsanız hepsini konuşturun.

BAŞKAN – Efendim, buyurun Sayın Bakan.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Biraz önce hatip, İçişleri Bakanlığının mülkiye müfettişlerinin bir iradesini değerlendirince bir düzeltme yapmak durumundayım. Hepimiz siyaset yapıyoruz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin söylediğinin hiçbiri kabul olmaz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – …ve bu ülkede bu ülkenin yarınlara daha esenlikle gitmesini istiyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başka biri anlatsın, başka biri.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Niye tahammül edemiyorsunuz?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Şu anda, ifade etmek isterim ki ilgili belediyeyle sadece bizdeki 32 soruşturma değil…

VELİ AĞBABA (Malatya) – “AK PARTİ’nin paçasından yolsuzluk akıyor.” Öyle diyordu.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – …onun ötesinde Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülen yaklaşık 5 soruşturma ve 2 kovuşturma vardır.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Nereden akıyordu? Yolsuzluk nereden akıyordu?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Paçadan.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Kimin paçasından?

VELİ AĞBABA (Malatya) – AK PARTİ’nin paçasından.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Nereden akıyordu?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bunlardan hiçbirisinin… Çok net söylüyorum, bir tek -Sayın Muş anlattı- sadece 2013’te bir tevhitten dolayı, o da Danıştay falan değil, savcılıklar da değil, biz soruşturma izni vermediğimizden dolayı dosya o dönemde düştü. 32 tane tevhitle ilgili mesele…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Niye vermediniz?

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Niye vermediniz?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ben sadece bir arkadaşınız olarak şunu söylüyorum. Farklı partilerde olabiliriz, farklı düşünebiliriz, ne olursunuz bu işin arkasında durmayın. Bak tekrar söylüyorum, ne olursunuz bu işin arkasında durmayın. İçişleri Bakanlığının da bu konuda ortaya koymuş olduğu iradeyi de değerlendirmeleri… Dönem dönem bizi arıyorsunuz, biz size bu belgelerin içerisinde neler olduğunu teker teker de göndeririz. Bu işin arkasında durmak, bizim aradığımız, istediğimiz ve arzu ettiğimiz Türkiye’den bizi uzaklaştırır, sizleri uzaklaştırır. Kim hata yapmışsa, kim hırsızlık yapmışsa, kim rüşvet almışsa… (CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Allah belasını versin.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - …kim kendine sağlamışsa bilmenizi istiyorum ki hep beraber bunun cezasını vermek bizim temel sorumluluğumuzdur.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Zafer Çağlayan’ı yargılayalım o zaman.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Genel Başkanınızı yanıltmayın, bu işin arkasından çekin. Benim size bu ülkedeki bir milletvekili olarak, bu işe iyi bakmış bir insan olarak tavsiyemdir.

Sözüm bu kadar, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Soylu.

Engin Bey…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, Sayın Bakan, bizim… (CHP sıralarından gürültüler) Ya arkadaşlar, ben konuşuyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önce kendi partililerini sustur. Bak, biz dinleyemiyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bakan çok gizemli bir ifadeyle “Bu işin arkasında durmayın” sözleriyle, bizi izleyen vatandaşlarımızın ve Meclisin sayın üyelerinin kafasında bir karışıklığa yol açtı. Bizim yanlış bir işin takipçisi olduğumuz, bir suçu savunuyormuşuz algısını yarattı.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Aynen öyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tamam, meram anlaşıldı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - 60’a göre bir dakika ben de bir izah vermek zorundayım efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçti Sayın Başkan.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Fetullah Gülen’in arkasında niye durdun sen?

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; bu dosyayı siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Birinci iddia, yakınlarına usulsüzlükle mal varlığı artışı. 2015’e 100609 no.lu soruşturma dosyasıyla takipsizlik verilmiş. Erguvan’da AK PARTİ’li meclis üyeleri suç duyurusunda bulunmuş, soruşturmaya takipsizlik verilmiş, itiraz edilmiş, reddedilmiş. Buz Rezidans’ta soruşturma iznine konu, durum tespit edilemediği için Danıştaya gitmişsiniz, Danıştay da soruşturmaya konu bir şey bulamamış. İmar kirliliğinde, en ele avuca gelir yanı budur: İmar kirliğine neden olan yapıları niye yıkmadın? Buradan Battal İlgezdi’nin zaten devam eden bir mahkemesi var. Devam eden bir mahkemesi varken ve Türkiye'deki 2 bin küsur belediye aynı durumdayken Ataşehir Belediyesine şuradan yaklaşmak, kasıttır, art niyettir; Sarraf’ın itiraflarının, Man belgelerinin karşılığında kamuoyunda bu şekilde bir algı yanıltmasıdır, bunu söylüyoruz.

Teşekkür ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, malumuâliniz, milletvekillerinin muafiyetleri var, bunlar: Cezai yönden dokunulmazlık, bir diğeri de kürsü sorumsuzluğu, masuniyeti.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama bizim arkadaşlarımız orada konuştuğu için yargılanıyor.

BAŞKAN – Burada kürsüde konuşan kişi istediği gibi konuşabilir, müdahale edilmez, tahammül edilir. Yeri geldiğinde eğer kendisine bir sataşma varsa ona söz verilir. Eğer söylediği yanlışsa hukuki yönden sorumsuzluk yoktur, mahkemeye kadar da gidilir. Ama olduğunuz yerden eğer müdahale ederseniz ve bu müdahale her taraftan, kendi partisinden olanlar ile öbür taraftakilerle çatışma olursa yanlış bir intiba doğar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Evet.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Süleyman Soylu’yu “AKP’nin paçalarından yolsuzluk akıyor.” cümlesini ispata davet ediyorum Meclis olarak. Madem böyle bir iddiası var, gelsin, burada açıklasın. Niye ters takla attığını, döndüğünü, dönek olduğunu bir kez daha açıklasın. Merak ediyoruz, o gün “Paçasından yolsuzluk akıyor." diyen bir insanın...

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Otur yerine, terbiyesizlik yapma!

BAŞKAN – Haydar Bey, buyurun, oturun.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Edepsizlik yapma!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hakkın yok senin orada...

BAŞKAN – Haydar Bey, beyefendi, Kocaeli Milletvekilimiz Haydar Bey...

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Edepsizlik yapma! Hayasızlık yapma!

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen...

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Edepsizler!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben demiyorum, sen diyorsun sen!

BAŞKAN – Bir dakika Haydar Bey, lütfen...

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Hırsızın arkasında duruyorsunuz! Edepsizler! Yazıklar olsun size!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen demiyor musun?

BAŞKAN – Beyefendi, Haydar Bey, lütfen... Duymuyorsunuz herhâlde.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Böyle bir usul yok.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Dönek senin Genel Başkanındır! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Beyefendi, Haydar Bey, Sayın Sarıbal, lütfen…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hepinizi teslim aldı.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Dönek senin Genel Başkanındır!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Dönek sensin, döneksin sen!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Dönek senin Genel Başkanınındır!

BAŞKAN – Haydar Bey, lütfen, yerinize oturur musunuz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sen AKP’yi yerle bir ettin.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Engin Altay, Genel Başkanına sor, kaç tane parti gezdi, kaç tane? Hiçbiriniz bilmiyorsunuz!

BAŞKAN - Sayın Bakanım, müsaade edin.

ATİLA SERTEL (İzmir) – AKP’ye “Yolsuzluk yaptı.” dedin, tamam mı?

BAŞKAN - Arkadaşlar, yerinize oturun lütfen.

ATİLA SERTEL (İzmir) – “AKP yolsuzluk yaptı.” diyen sen değil misin? Yalan mı? (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Beyefendiler, sayın milletvekilleri; lütfen, yerinize oturur musunuz.

Değerli arkadaşlarım, yine demin beyan ettiğim gibi…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Dönek!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – İkide bir elinizi kaldırmayın be! Yeter be!

BAŞKAN – Efendim, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 19.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.32

BAŞKAN: İsmail KAHRAMAN

KÂTİP ÜYELER : Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

503 ve 504 sıra sayılı Kanun Tasarılarının tümünün üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Bingöl Milletvekili Sayın Cevdet Yılmaz Bey’e aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 mali yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle 15 Temmuzda ikinci defa “gazi” unvanı alan Meclisimizin tüm mensuplarını saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bugün vefat eden İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar Bey’e Allah'tan rahmet diliyorum.

Konuşmamın hemen başında, 2018 yılı bütçemizin ekonomimize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Başta Maliye Bakanlığımız ve ekonomi yönetimi ile Plan ve Bütçe Komisyonu olmak üzere hazırlık sürecinde görev alan, Meclis öncesinde ve Meclis sürecinde katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin aralıksız olarak sunduğu 16’ncı bütçeyi müzakere etmenin onurunu yaşıyoruz. Bu durum, geçmişle mukayese edildiğinde ülkemizin nereden nereye geldiğinin en açık göstergelerinden bir tanesidir. 16’ncı bütçe, siyasi istikrar içinde sağlanan ekonomik istikrarın bir yansımasıdır. Bu başarı esas itibarıyla bizlere destek vererek bugünlere gelmemizi sağlayan milletimizin başarısıdır. Geçmişte birçok ekonomik kriz yaşayan halkımız, siyasi istikrar olmadan ekonomik istikrar olamayacağını gayet iyi görmüştür. Milletimizin son on beş yılda yapılan seçimlerde partimize ardı ardına zaferler yaşatarak siyasi istikrarı pekiştirmesi, yüksek sürdürülebilir ekonomik büyümenin de önünü açmıştır.

Değerli milletvekilleri, ekonomilerde öngörülebilirlik son derece önemlidir. Geleceğe ilişkin belirsizlikler, yatırımlar başta olmak üzere, ekonomik gelişmelerin önünde en önemli engellerden biridir. Bu anlayışla yola çıkan hükûmetlerimiz ekonomide temel iki kavramı; istikrar ve güveni esas almıştır. Bu iki kelime on beş yıllık başarımızın özeti, Türkiye ekonomisinin büyük dönüşümünün anahtar kelimeleridir. Politikalarını şeffaf bir şekilde halkımızla paylaşan partimiz belirsizlikleri azaltmış, öngörülebilirliği güçlendirmiştir. Acil Eylem Planı’yla başlayan ve artık bir AK PARTİ klasiği hâline gelen bir süreç her seçimde yaşanmıştır. Seçim beyannamesinde yazılan politikalar seçim sonrası Hükûmet programına dönüştürülmüş, Hükûmet programları ise takvime bağlanan eylem planlarıyla hayata geçirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, güven zor kazanılır, kolay kaybedilir. AK PARTİ, tutamayacağı sözü vermeyen, insanımızı boş vaatlerle aldatmayan, verdiği sözleri ise sıkı sıkıya takip eden bir anlayışla güveni inşa etmiştir. AK PARTİ öncesi dönem, siyasete olan güven son derece düşük düzeylere gerilemişti. AK PARTİ hükûmetleri, sadece bir partiye değil, topyekûn siyaset kurumuna olan güveni artırmış ve böylece sivil siyasetin ve demokrasinin zeminini sağlamlaştırmıştır.

En son 900 bine yakın alt işveren, kamuoyunda bilinen adıyla taşeron çalışanı ilgilendiren konuda attığımız adımın da gösterdiği üzere, partimizin siyasi anlayışı aldanan ve aldatan olmamak üzerine kurulmuştur, böyle de olmaya devam edecektir. Güven veren politikalar sayesindedir ki 2002 yılında bütçe harcamaları içinde yüzde 43'ü aşan faiz ödemeleri yerine bugün yüzde 9 civarında faize pay ayıran, ekonomik ve sosyal hedeflere hizmet eden bütçeler gelmiştir. Bütçe açıklarını yüzde 11’lerden yüzde 1-2’lere çeken bu anlayış mali disiplinle başarılmıştır. Aynı anlayış 2018 bütçemizin de temelini oluşturmaktadır. İyi yönetimle kaynaklar rant yerine hizmete yönelmiş, akılcı kullanılan kaynakların ise bereketi artmıştır. İktidara geldiğimizde 8,5 yıl olan kamu yatırımlarının ortalama tamamlanma süresi, bu süreçte 3,7 yıla kadar inmiştir. Aynı dönemde sağlanan güçlü düzenleyici çerçeveyle geçmişte kriz kaynağı olan bankacılık sektörümüz farklı bir döneme girmiştir. Küresel krizde gelişmiş ülkelerde bankalar batarken ülkemizde en küçük bir hasar oluşmamıştır. Bugün yüzde 17’ler üzerinde sermaye yeterliliği ve 3 civarı takipteki alacaklarla bankacılığımız sapasağlam ayaktadır.

Katılım finans başta olmak üzere İstanbul Finans Merkezi Projemiz kapsamında yeni finansal araçlarla yolumuza devam ediyoruz. 2018 bütçe döneminde de aynı anlayışla hareket edeceğiz. Ayakları yere sağlam basan politikalarla halkımıza verdiğimiz sözleri hayata geçirmeyi ve kaynaklarımızı verimli kullanmayı sürdüreceğiz.

Değerli milletvekilleri, ekonomi ve bütçe, bizim için kuru rakamlardan ibaret değildir, esas olarak insanımızın refahını artırmanın, geleceğini güvenle inşa etmenin yollarıdır. Bütün politikalarında insanı esas alan Adalet ve Kalkınma Partisi, kurulduğu günden itibaren ekonomiyi her zaman öncelikli bir alan olarak ele almıştır. Ekonomik gelişme ile sivil ve demokratik siyaset anlayışını el ele hayata geçiren Hükûmetimiz ekonomik alanda da, demokratik özgürlüklerde de sessiz bir devrim gerçekleştirmiştir. Alt orta gelir seviyesinde olan ülkemiz, 2003-2016 yılları arasında gösterdiği performansla üst orta gelir grubuna terfi etmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi politikaları başarılı olmuştur. Bunun en açık kanıtı, halkın partimize artarak verdiği demokratik destektir.

Diğer yandan ekonomik başarı, rakamlarla da ölçülebilir. Rakamsal açıdan ekonomide başarıyı iki şekilde ölçmek mümkündür: Birincisi ülkenin geçmiş performansıyla mukayese, ikincisi ise dünyanın performansıyla mukayesedir. 2003-2016 döneminde ekonomimizin ortalama yıllık büyüme oranı yüzde 5,6 gibi yüksek bir seviyede gerçekleşmiştir. 1990’lı yıllarda bu oranın 3,8 olduğu gerçeği dikkate alındığında AK PARTİ’nin başarısı kendiliğinden anlaşılacaktır. Son on beş yılda nüfusumuz 66 milyondan 80 milyona çıkarken gayrisafi yurt içi hasılamız 236 milyar dolardan 863 milyar dolara yükselmiş, kişi başı gelirimiz ise 3.500 dolar seviyelerinden 11 bin dolar seviyelerine tırmanmıştır. Aynı gelişmeleri, ülkelerarası fiyat farklarını ortadan kaldırmak suretiyle mukayese yapma imkânı veren satın alma gücü paritesiyle de görebiliriz. IMF verileriyle bakıldığında, 2002 yılında satın alma gücü paritesiyle 700 milyar dolar olan yurt içi hasılamızın 2016 yılında 2 trilyon dolar seviyesine yükseldiği görülmektedir. Satın alma gücüne göre kişi başı gelirimiz ise bu süreçte 25 bin dolar mertebesine yaklaşmıştır. IMF, 2022’de Türkiye’nin satın alma gücüne göre hasılasını 2 trilyon 750 milyar, kişi başına gelirini ise 32.500 dolar olarak tahmin etmektedir. Türkiye 2016 yılında, nominal olarak dünyanın 17’nci, satın alma gücüne göre 13’üncü büyük ekonomisi olmuştur. Hedefimiz, 2023 vizyonumuzu hayata geçirerek ilk on büyük ekonomi arasında yerimizi almaktır.

Geçmişte dünyada kriz olmamasına rağmen ülkemizde krizler yaşanmış, AK PARTİ döneminde ise, küresel krize, 15 Temmuz başta olmak üzere birçok hain müdahale girişimine rağmen büyüme sürdürülmüştür. Küresel kriz, kelimenin tam anlamıyla ülkemizi teğet geçmiş, diğer bir ifadeyle, Türkiye, dünyadan pozitif ayrışmıştır. Bunun bir neticesi olarak, 2010-2016 döneminde ekonomimiz yıllık ortalama yüzde 6,7 büyüme kaydetmiştir. Başarımıza dünyayla mukayeseli baktığımızda da tablo değişmemektedir. 2002-2016 döneminde dünya hasılasından aldığımız pay, nominal olarak yüzde 0,7’den yüzde 1,1’e yükselirken satın alma gücü paritesiyle yüzde 1,3’ten yüzde 1,7’ye çıkmıştır. Aynı dönemde küresel ihracattan aldığımız pay yüzde yarımlardan yüzde 1’lere yükselmiştir. Son on beş yılda satın alma paritesiyle kişi başı gelirde Türkiye ile AB oranı yüzde 37’den yüzde 62’ye yükselmiştir. Diğer bir deyişle, AB’yle aramızdaki 25 puanlık farklılık kapatılmıştır.

Türkiye hareketli bir hedef olan gelişmiş dünyanın ortalamalarına hızla yaklaşmıştır. Aslında, gerçek anlamda güçlü ve bağımsız bir ülke olabilmenin yolu da bundan geçmektedir. Elbette alınacak daha çok yolumuz var. Dünyada dengelerin değiştiği, rekabetin yoğunlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Yerimizde sayma lüksümüz yoktur. Küresel ve bölgesel düzeyde yeni dengelerin ve çatışmaların oluştuğu bir dönemde çok çalışmak ve güçlü olmak zorundayız. Alt orta gelir liginden üst orta gelir ligine çıkmamız yetmez. Yeni hedefimiz, nominal olarak 12-13 bin dolar seviyelerini aşarak yüksek gelir ligine çıkmaktır. Bilgi ve teknoloji üretmeden, bu bilgi ve teknolojiyle yerli ve millî ekonomi inşa etmeden gerçek anlamda kalkınmış, katma değeri yüksek ekonomisi olan bir ülke olamayız. Bu yönde, bu anlayışa uyarak millî gelir içinde araştırma ve geliştirme harcamalarımızın payını yükselttik.

AK PARTİ döneminde nominal olarak AR-GE harcamalarımız 13 kattan fazla artmıştır. Yüzde yarım civarında olan AR-GE’nin payı son verilere göre yüzde 1 seviyelerine yükselmiştir. Amacımız, bu oranı hızla artırarak bilgi tabanlı bir ekonomiye dönüşmek ve teknolojik girişimcilik ve yenilikçilikle sıçrama yapmaktır. Başta enerji, savunma sanayisi, makine, petrokimya ve sağlık endüstrileri olmak üzere, birçok alanda ithalata olan bağımlılığı azaltıcı hamlelerle daha düşük cari açıkla büyüme sağlayan bir ekonomik yapı inşa ediyoruz. İnsansız hava araçlarında teknolojiye öncülük yapan ülkelerden biri olmamız bu yeni dönemi sembolize etmektedir. Elektrikli otomobilde attığımız adım da ekonomide yeni bir sıçrama kararlılığında olan siyasetimizin somut bir yansımasıdır. Bugün konuştuğumuz bütçenin temelinde yatan ve orta vadeli programda somut hedeflere dönüştürülmüş olan anlayış da işte budur. OVP’de hedefimiz, 2020 yılında 83 milyona yaklaşan nüfusumuzla gayrisafi yurt içi hasılamızı 1 trilyon doların üzerine çıkarmak ve kişi başı gelirimizi 13 bin dolardan yükseğe ulaştırmaktır. Türkiye yeni bir hamle, yeni nesil reformlar ve politikalarla bunu yapabilecek aşamaya gelmiştir. Yeter ki istikrarımız ve güven veren politikalarımızla geleceğe dönük adımlarımızı atmaya devam edelim.

Değerli milletvekilleri, geçen on beş yılda AK PARTİ sadece rakamları değiştirmemiş, ekonominin yapısını dönüştürmüş ve bünyemizi sağlamlaştırmıştır. Ne Türkiye eski Türkiye ne de ekonomimiz eski ekonomidir. Bu nedenledir ki 2001 yılında Anayasa kitapçığı fırlatıldığında ekonomik kriz yaşanırken 2016 yılında hain bir darbe girişimine rağmen yüzde 3’ün üzerinde büyüme sağlanabilmiştir. Bugün ilan edilen üçüncü çeyrek büyüme oranı çift haneli, yüzde 11,1 olmuştur. Bu oranla ilk dokuz ayda ortalama büyümemiz yüzde 7’yi aşmıştır. Bu oran G20 içinde en yüksek büyüme oranıdır. 2016 yılında ve 2017 ilk üç çeyreğinde sağlanan büyümede hükûmetlerimizin zamanında ve doğru tedbirleri etkili olmuştur. Ancak tüm bu tedbirlerin ötesinde, halkımızın, ülkemizin geleceğine ve Hükûmete duyduğu güven, ekonomik kazanımlara yapılan tüm saldırıları ve algı operasyonlarını boşa çıkarmıştır. Son dönemde reel ekonomide, büyümede, istihdamda, ihracatta, sektörel gelişmelerde olumlu bir gidişat yaşanırken finansal piyasalarda dalgalanmalar geçici bir etki oluşturmaktadır. Nitekim, gerçekler algılara galip gelmekte, geçici etkiler ekonomik temeller karşısında fazla bir anlam ifade etmemektedir. Ayrıca, ekonomik manipülasyonlara karşı halkımızın ve ekonomimizin şerbetli olduğunu da unutmamak gerekir. Aziz milletimiz saldırılara karşı direncini sadece 15 Temmuz gecesi yaptığı destansı direnişle değil, 15 Temmuz sonrası süreçte de dosta düşmana göstermiştir. Bu aziz millete bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.

Geçen yıl bu zamanlar kriz tellallığı yapanlar fena hâlde yanılmış, ekonomimiz tüm analistleri şaşırtan bir yüksek büyüme performansı sergilemiştir. Genel büyüme performansının detayına bakıldığında tüm sektörlere yayılan bir gelişme görülmektedir. Bu yüksek başarıyı sağlayan ihracatçımıza, sanayicimize, KOBİ’lere, çiftçilerimize, turizmcimize, esnaf ve sanatkârımıza, tüm çalışanlarımıza teşekkürü bir borç biliyoruz.

Yıl sonu itibarıyla 5,5 olan OVP rakamının oldukça üzerinde olmasını beklediğimiz büyümenin ihracat ve yatırımlar kanalıyla desteklenmesi ayrıca sevindiricidir. Özel sektör ve ihracat kanalıyla büyüyen ekonomimiz ciddi anlamda istihdam üretmektedir. 2016 ve 2017 Ağustos dönemleri itibarıyla bakıldığında toplam istihdamda 1 milyon 355 bin gibi son derece yüksek bir artış görülmektedir. Kapsayıcı büyüme bakımından kritik olan kadın ve genç istihdamının artıyor olması ayrıca sevindiricidir. İş gücüne katılım oranlarındaki hızlı artış nedeniyle tek haneye henüz düşmemiş olan işsizlik oranını önümüzdeki yıllarda kademeli olarak düşürmeyi ve 2023 perspektifinde yüzde 5’lere yaklaştırmayı öngörüyoruz. OVP çerçevesinde ise 2018-2020 döneminde yıllık ortalama yüzde 5,5 büyümeyi ve 3 milyondan fazla istihdam sağlayarak özellikle gençlerimiz ve kadınlar için çok daha olumlu bir noktaya ulaşmayı hedefliyoruz.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ döneminde alt orta gelirden yüksek orta gelire geçiş yapan ekonomik yapımız insani kalkınma ve kapsayıcı büyüme bakımından da büyük mesafeler almıştır. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksine göre ülkemiz yüksek insani gelişme kategorisindeki ülkeler arasındadır. Bu endeks ekonomik refahın yanı sıra eğitim ve sağlıkta sağlanan ilerlemelerle hesaplanmaktadır. Son on beş yılda ekonomide, eğitimde ve sağlıkta elde edilen büyük dönüşümlerle Türkiye önümüzdeki yıllarda en yüksek insani gelişme sağlayan ülkeler arasına girmeye aday konumdadır. Sağlıkta devrim yaşanmış, hizmetlere erişimde OECD ortalamaları aşılmıştır. Yeni nesil geçmişe göre yaklaşık 2 kat örgün eğitimle yetişmektedir, bunun sonuçlarını gelecekte çok daha iyi göreceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisi, tüm politikalarını insan odaklı bir anlayışla şekillendirmekte, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” zihniyetini hayata geçirmektedir. Sadece bugünkü nesil için değil, nesiller arası adalet de temel amaçlarımız arasındadır. Kaynakları verimli kullanmayı ve gelecek nesillere emaneti devretmeyi olmazsa olmaz görüyoruz. Bu kapsamda güçlü çevre politikalarını genel kalkınma stratejimizin entegre bir unsuru olarak ele alıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bizim anlayışımız büyümek ve büyümenin nimetlerini tüm topluma adaletle dağıtmaktır, sosyal adalet vazgeçilmez düsturumuzdur. Türkiye, son on beş yılda büyümeyi hızlandırırken enflasyonu düşüren ve gelir dağılımını iyileştiren nadir ülkelerden biri olmuştur. 1990-2002 döneminde ortalama enflasyon yüzde 71 olmuşken 2002-2016 döneminde bu oran yüzde 9 seviyesinde gerçekleşmiştir. Enflasyondaki bu düşüş sadece ekonomik öngörülebilirliği artırmamış, aynı zamanda sabit ve dar gelirli kesimleri büyük bir yükten kurtarmıştır. Çalışan kesimler hiçbir zaman enflasyona ezdirilmemiş, asgari ücret başta olmak üzere tüm ücret göstergeleri reel olarak artmıştır. Sadece asgari ücretten bir örnek vermemiz gerekirse iktidara geldiğimizde 184 Türk lirası olan net asgari ücret 2017 Temmuzunda 1.404 lira olmuştur. Reel olarak, enflasyondan arındırılmış olarak artış yüzde 111 seviyesindedir.

Kur başta olmak üzere son dönemlerde çeşitli dönemsel etkilerle çift haneye çıkan enflasyonun aralık ayından başlayarak düşüş trendine girmesini ve 2018 yılında önemli oranda gerilemesini bekliyoruz. AK PARTİ döneminde elde ettiğimiz bu önemli kazanımımızı para ve maliye politikalarımızla ve yapısal tedbirlerle korumaya kararlıyız. Gelir dağılımında Gini katsayısı iyileşirken mutlak yoksulluk göstergelerinde de son derece çarpıcı bir düşüş yaşanmıştır. 2002 yılında 66 milyon olan nüfusumuzun yüzde 30’dan fazlası günlük 4,3 doların altında bir harcamayla yaşamını sürdürürken bu oran 2015 yılında, 78 milyonluk Türkiye’de yüzde 1,6’ya gerilemiştir. 20 milyonun üzerinden 1,2 milyonlara inen bir nüfustan bahsediyoruz. Önümüzdeki yıllarda 1 dolar ve 2,15 dolarda olduğu gibi 4,3 dolar altı harcama yapan nüfusu da inşallah sıfırlayacağız. Böylece, mutlak yoksulluk sorununu çözmüş bir ülke olarak, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sadece göreli veya nispi yoksullukla mücadele eden bir ülke konumuna yükseleceğiz.

Okul öncesi eğitimden her ilde üniversiteye, bedava kitaptan dar gelirli ailelerin çocuklarına nakit desteğine, burs artışından ücretsiz üniversiteye, yurt yapımından kontenjan artışına kadar eğitimin her kademesinde büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Sağlıkta çileler bitmiş, kurumlar ve hizmet birimleri entegre edilmiş, sosyal güvenlik şemsiyesi tüm toplumu kapsamaya başlamıştır. Koruyucu hekimlikten şehir hastanelerimize kadar sessiz bir devrim yaşanmıştır. Bütçede eğitimin birinci olması, sağlığa ayrılan payın artması bir tesadüf değildir. Lafla değil, gerçek anlamda sosyal devlet olma anlayışının bir yansımasıdır.

Değerli milletvekilleri, Avrupa dâhil birçok ülkenin halkı daha uzun yıllar ağır borç sorununun bedelini ödemeye devam edecektir. Bugün, kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı OECD’de yüzde 113, avro bölgesinde yüzde 91, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 47, ülkemizde ise yüzde 28 seviyesindedir. Yanlış politikaların faturasını sonuçta halk ödemektedir. Birçok ülke, küresel krizle büyüyen borç yükünün altında sosyal hakları kısıtlarken ve sosyal destekleri azaltırken, bırakın maaş artışını maaşları ve ikramiyeleri düşürürken, Türkiye, ekonomik büyümesiyle birlikte sosyal harcamalarını da artırmaya devam etmiştir. Çok şükür, biz, halkımıza bir bedel ödetmedik; tam aksine, refahı artırmaya devam ettik. İşçimize, memurumuza, çiftçimize, esnafımıza bu sayede belli destekleri sunabilmekte ve insanımızın yaşam kalitesini artırıcı yatırımlara devam edebilmekteyiz.

2002 yılında o dönemki düşük gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 13,3’ü olan toplam sağlık harcamalarının millî hasılaya oranı 2016 yılında yüzde 17’lere kadar yükselmiştir. Sosyal bünyemize yaptığımız bu yatırımlar sadece sosyal refahı artırmamakta, aynı zamanda beşerî sermayemizi güçlendirmektedir. Güçlenen beşerî sermayemiz ise uzun vadeli kalkınmamızın en büyük teminatıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, bilgi tabanlı teknoloji üreten bir ekonomi olma yolundadır. Savunma sanayisinden sağlığa, kimya ve petrokimyadan bilişim teknolojilerine kadar çok çeşitli sektörlerde önemli bir dönüşüm yaşanmaktadır. Sanayi başta olmak üzere, tüm sektörlerde dijital dönüşüm temel önceliklerimiz arasındadır. Türkiye, yüksek katma değerli yerli ve millî bir ekonomiyi esas itibarıyla sağlıklı ve iyi yetişmiş genç nüfusuyla başaracaktır. Eşsiz coğrafyamızı ve tarihî mirasımızı dinamik nüfus yapımızla birleştirerek hedeflerimize yürümeye devam edeceğiz. Yeniliğin ve girişimciliğin hâkim olacağı yeni dönemde ekonomide yeni sıçrama insan potansiyelimizin harekete geçmesiyle sağlanacaktır.

Şu noktanın altını özellikle çizmek istiyorum: Türkiye, zenginleşmeden yaşlanan bir ülke olmamalıdır, olmayacaktır. Bu durum, birçok gelişmekte olan ülkenin karşı karşıya kaldığı en büyük risktir. Bu tuzağa düşmeden, içinden geçmekte olduğumuz demografik fırsat penceresini iyi değerlendireceğiz. Bir yandan nüfusumuzun yapısını korumaya dönük tedbirler alırken, diğer yandan bu genç nüfusu daha donanımlı bir şekilde geleceğe hazırlıyoruz. Gençlerin, sadece çalışan olarak değil, yenilikçi ve girişimci bireyler olarak ekonomik geleceğimizi inşa edeceklerine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2023 ve ötesine geçen hedeflerimizi sadece belli yöreler ve illerin performansıyla da sağlayamayız. Tüm yörelerimizi içine alan kapsayıcı büyüme anlayışımız 81 ilin potansiyelini harekete geçirmeyi gerektirmektedir. Bu anlayış sayesindedir ki AK PARTİ iktidara geldiğinde toplam kamu yatırımlarından sadece yüzde 20 civarında pay alan GAP, DAP, KOP ve DOKAP bölgelerindeki illerin payı yüzde 30’un üzerine çıkarılmıştır. Temel altyapıları, eğitim ve sağlık hizmetlerini tüm ülkeye yayan bu anlayış, fırsat eşitliğini sağladığı gibi, topyekûn kalkınmamızın da zeminini güçlendirmiştir. Duble yollardan ve raylı sistemlerden havalimanlarına, eğitim ve sağlık tesislerinden üniversitelere, KÖYDES ve SUKAP programlarından spor altyapılarına kadar her alanda sağlanan ilerlemeler halkımızın gündelik hayatına köklü değişiklikler getirmiştir. Hiçbir ilimiz veya bölgemize biz bir yük olarak bakmıyoruz, bilakis bütün bölgelerimizi büyük bir varlık ve değer olarak görüyoruz. Terör ve güvenlik endişelerinin azaldığı bir ortamda, özel kesim yatırımlarının da hız kazanmasıyla özellikle doğu ve güneydoğu yörelerimizde çok daha hızlı bir üretim ve istihdam artışı bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, 16 Nisan halk oylamasıyla milletimiz ülkemiz için yeni bir rota çizmiştir. 2019 yılında hayata geçecek Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi sadece yönetimde bir reform değildir, bu sistem yeni kalkınma modelimizin de siyasi ve yönetimsel zeminini oluşturacaktır. İstikrarı kalıcı kılan ve kurumsal garanti altına alan, reformlara hız veren, karar alma süreçlerini etkin hâle getiren ve belirsizlikleri azaltan yeni yönetim modelimiz daha hızlı ve nitelikli bir kalkınma sürecini başlatacaktır. Vesayetçi yapılardan uzaklaşan ülkemiz, bir daha 15 Temmuz gibi ihanetlerle karşılaşmayacaktır. Uluslararası güç odaklarının maşası olan hain FETÖ ve diğer terör örgütleriyle kararlı bir şekilde devam edeceğimiz mücadeleyle gelecek nesillere çok daha güçlü bir Türkiye’yi emanet edeceğiz.

Geçmişte bir yılı bile öngörülemeyen Türkiye’den, gelecek nesillere uzanan vizyonu olan bir ülkeye ulaşmış durumdayız. 2023, 2053 ve 2071 yolunda her yıl biraz daha fazla mesafe alacağız. Ne yaptığını bilen, gelecek vizyonu ve planı olan, kararlı ve tecrübeli bir yönetimle geleceğe yürüyeceğiz. Türkiye, birlik ve beraberlik içinde, güven ve istikrarla dünyada hak ettiği konuma yükselecektir. Hükûmetlerimiz milletle el ele, ekonomisine ve geleceğine yapılacak tüm saldırıları doğru ve akılcı politikalarla boşa çıkarmaya devam edecektir.

Önümüzdeki dönem, Türkiye’miz için yeni bir hamle dönemi, ekonomide yeni bir sıçrama dönemi olacaktır. Yüksek gelir ligine yükselmiş ve en yüksek insani gelişmeyi sağlamış bir ülke olma yolunda kritik bir eşiğe gelmiş durumdayız. Ekonomiden sosyal politikalara, teknolojiden demokrasiye, çevreden şehirleşmeye, her alanda gelişmenin devam edeceği bir gelecek inşa edilecektir.

Önümüzdeki dönem, değişim, demokrasi ve reform dönemi olacaktır. Güçlü ve kararlı liderlik ile tecrübe birikimini birleştiren ülkemiz dünyada çok daha farklı bir konuma yükselecektir. Tüm engelleme çabalarına rağmen, diğer bazı yükselen ekonomilerle birlikte, 21’inci yüzyıl, 80 milyon milletimizle Türkiye’nin yüzyılı olacaktır.

Bu düşüncelerle konuşmama son verirken bütçemizin ülkemiz, milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum ve bütün Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Şahıslar adına, lehinde olmak üzere ilk söz Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç Bey’e aittir.

Buyurun Sayın Bilgiç. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın lehinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla sevgiyle ve hürmetle selamlıyorum.

Demokratik bir olgunlukta her türlü görüş, öneri ve eleştirinin dile getirildiği müzakerelerde bir yandan 2018 yılı bütçesi ele alınırken diğer yandan 2016 yılı kesin hesap denetimi gerçekleştirilmiştir. Bu süre zarfında bütçe ve kesin hesabın Komisyon görüşmelerine katkı sunan başta Sayın Maliye Bakanımız olmak üzere tüm bakanlarımıza, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimize, milletvekillerimize, Meclis Bütçe Başkanlığımıza ve bakanlıklarımızın bürokratlarına teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün AK PARTİ hükûmetlerinin 16’ncı bütçesini görüşürken milletimize hizmet yolunda sanki ilk bütçemizmiş gibi heyecanlıyız. Bugüne değin hazırladığımız bütçelerle ülkemiz son on beş yıl içinde çok büyük yatırımlara ve köklü reformlara sahne oldu, büyük Türkiye yolunda ciddi bir kalkınma hamlesi gerçekleştirildi. Vatandaşlarımızın çok daha müreffeh, çok daha huzurlu ve güvenli bir ülkede yaşaması için ekonomik, sosyal, insan hakları, özgürlükler, demokratikleşme gibi pek çok alanda gerçekleştirdiğimiz reformlar ülkemizin önünü açtı, gücünü artırdı. Bu çerçevede, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası Kurulu Kanunu, Finansal Kiralama ve Faktoring Kanunu, Bireysel Emeklilik Kanunu, Bilgi Edinme Kanunu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu gibi pek çok kanunu çıkararak bu reformların altyapısını oluşturduk. Ayrıca, son dönemde Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, Serbest Bölgeler Kanunu ve teşviklere ilişkin kanunlar revize edilmiş, bireysel emeklilik sistemine otomatik katılım ve taşınır teminatına ilişkin düzenlemeler de yasalaştırılmıştır. Üretimi, talebi, istihdamı ve ihracatı desteklemeye yönelik uyguladığımız politikalar ekonomimizin hızla toparlanmasını sağlamıştır. Özellikle işletmelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması için Kredi Garanti Fonu kaynaklarının ve etkinliğinin artırılması bu toparlanmada büyük rol oynamıştır.

Evet, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’yla birlikte ne oldu? Sayın Kılıçdaroğlu da konuşmasında “Devletin bütün kurumları denetlenmeli.” dedi. Doğru, daha önce yani mülga 832 sayılı Sayıştay Kanunu öncesindeki kırk dört yıla baktığınızda, Meclise sadece düzenli olarak genel uygunluk bildiriminin gönderildiğini görüyoruz. Kırk dört yılda Meclise gönderilen ortalama rapor sayısı sadece 3 arkadaşlar. Peki, son yedi yılda, 2010’dan bu yana yani 6085 sayılı Kanun’dan sonra ne oldu? Toplam 923 tane rapor Meclise gönderilmiştir. Dış denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet genel değerlendirme raporu, mali istatistikleri değerlendirme raporu ve genel uygunluk bildirimi raporunun yanında, tek tek denetlenen bütün kurumların raporları da Meclisimize gelmiştir. Sadece 2016 yılı için 179, 2015 yılı için de 216 tane kanun buraya gelmiştir.

Gene, Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki: “Denetlenmesi gereken diğer bir yapı da yerel yönetimlerdir.” E, zaten denetleniyor. 2016 yılında 30 büyükşehir belediyesi, 35 il belediyesi ve 31 il özel idaresi denetlendi ki bu da denetim kapsamındaki mahalli idarelerin yüzde 74’ü ve bütün denetimlerle beraber de Sayıştayın genel yönetim bütçesinin yüzde 84’ünü denetlediğini görüyoruz.

Gene, aynı şekilde, konuşmada “faiz bütçesi” deniliyor. Değerli arkadaşlar, “faiz bütçesi” demek, hakikaten, Sayın Paylan’ın ifadesiyle biraz vicdansızlık ve insafsızlık oluyor. Yani borçlanma kalitesi arttı; eskiden dokuz ayla borçlanabilen ülke bugün yetmiş iki ayla borçlanabiliyor. 2002’de siz bütçe gelirinizin yüzde 65’ini ne yapıyordunuz? Bütçe gelirinizin yüzde 65’ini faize ödüyordunuz. Bugün, bu oran yüzde 10,3’e çekilmiştir. Diğer bir deyişle, toplamış olduğunuz verginin yüzde 86’sını faize verirken bugün sadece ve sadece yüzde 12’sini faize veriyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yani daha çok vergi.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – 2002 yılında 51 milyar lira sizler faize para öderken bugün 696 milyara gelen, 6 kat artan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – MHP’ye söyle, MHP’ye. MHP’ye söyle, bize söyleme.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Müsaade et.

6 kat artan bu bütçe geliriyle birlikte baktığımızda, sadece bu işin yüzde 86’dan yüzde 12’ye düştüğünü görüyoruz değerli arkadaşlar.

“Halka umut veren bir bütçe değil.” diyorsunuz. 85 milyar liralık yatırım var. Millî Eğitim Bakanlığında 14,3 milyar, bakıyorsunuz, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığında 25,5; sağlıkta şehir hastaneleri, kamu-özel ortaklığı yatırımları hariç 8,5 milyarlık bir yatırımı, tarımda 14,1 milyarlık bir yatırımı öngörüyorsunuz. Nasıl umut vermiyor? Ayrıca, sadece bütçelerle halka umut vermeniz mümkün değil, bunların yasal altyapılarını da oluşturmanız lazım, reformları devam ettirmeniz lazım, programları ortaya koymanız lazım. İşte, önümüzdeki süreçte eğitim ve beşeri sermaye yatırım ortamı ve rekabetçilik, AR-GE ve yenilikçilik, iş gücü piyasası, yargı sistemi, sermaye piyasaları ve kamu maliyesine ilişkin yapısal reform çalışmaları da hızla sürdürülmektedir değerli arkadaşlar. Beşeri kalitenin artırılması için önümüzdeki dönemde de öğretmen akademisinin kurulmasından mesleki ve teknik eğitimin daha da yaygınlaştırılmasına, yabancı dil eğitimine öncelik verilmesinden okul öncesi eğitimin zorunlu hâle getirilmesine kadar birçok reform yolda. Bilgi ve teknoloji yoğun üretime geçilmesi için AR-GE faaliyetlerinin geliştirilmesine ve fikrî mülkiyet haklarının korunmasına özel önem ve teşvikler veriyoruz. Önümüzdeki dönemde AR-GE, girişimcilik, inovasyon ve ekosistemi güçlendirecek adımlar atmaya da devam edeceğiz. Tabii ki istihdamı artırmak için yapılması gereken her şeyi yapacağız. İş gücünün kalitesinin yükseltilmesi için özel istihdam bürolarının kurulmasını sağladık, işbaşı programlarının geliştirilmesi ve İş Kanunu’nda değişiklik yapılması gibi önemli düzenlemeleri yakın zamanda uygulamaya koyduk.

Değerli arkadaşlarım, ifade ettiğim reformları taçlandıran en önemli reformumuz ise hiç şüphesiz Anayasa değişikliği ve halkımızın onayıyla gerçekleştirdiğimiz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemidir. Ülkemizin muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmasında kilometre taşlarından biri olan bu değişiklikle inşallah hedeflerimize daha hızlı bir biçimde ulaşacağız. Bu düzenleme, ülkemizde siyasi ve ekonomik istikrarın anayasal güvence altına alınarak pekiştirilmesi, yürütmede çok başlılığın ortadan kaldırılması ve kuvvetler ayrılığının belirginleştirilmesinin teminatı olacaktır.

Gene, Sayın Paylan dedi ki: “Biz noterlik yapıyoruz.” Sayın Kılıçdaroğlu da “Devlet güçler ayrılığı ilkesinin üzerine oturur.” dedi. Madem bunu kabul ediyorsak, güçler ayrılığı, kuvvetler ayrılığı ilkesini savunuyor isek o zaman 16 Nisan referandumuna niçin karşı çıktık ki? İşte, Plan ve Bütçe Komisyonu, yasama sürecinin yüzde 75’i buradan geçiyor. Bakıyorum, Plan ve Bütçe Komisyonu oluştuğundan bugüne görüşülen yasaların yüzde 95’i Hükûmet tasarısı, yüzde 5’i de teklif ama bunlar da iktidar partisinin milletvekillerinin getirdikleri teklifler ve anayasal olarak Plan ve Bütçe Komisyonunun yapısına bakıyorsunuz, 40 üye, Anayasa emrediyor, 25’i iktidar partisi, 15’i muhalefet. Mevcut Anayasa’da zaten bu Komisyon -yani yasamanın asli unsuru olan bu Komisyon- bir iktidar komisyonu olarak tanımlanmış. Peki, o zaman yasama ve yürütmede kuvvetler ayrılığı ilkesinden bahsedebilir misiniz? Ama şimdi değişti. Yeni Anayasa’yla, 16 Nisan referandumuyla beraber 162, 163 ve 164’üncü maddeler kalktı. Plan Bütçe Komisyonunun mutlak iktidar komisyonu olma hüviyeti değiştirildi. Önümüzdeki dönemde, 2019’dan sonra Plan ve Bütçe Komisyonu siyasi partilerin aldıkları sandalye dağılımları doğrultusunda belirlenecek. Çok daha demokratik bir sürece doğru gidiyoruz. Kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda işte o gün, o gün yerini bulacak.

Türkiye ekonomisi, baktığımızda, 15 Temmuzu yaşamış bir ekonomi. Dünyada başka bir ekonomi yok ki böylesi hain, bir alçak saldırıdan sonra hiçbir şey olmamış gibi bütün kurumlarını, bütün piyasalarını çalıştırabilsin ve daha birinci yılın içerisinde dünya ortalamasının çok çok üzerinde bir ortalama sergilesin. İşte bugün bir müjdeli haberi aldık. Üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 büyümeyle hakikaten, Türkiye’de son derece önemli bir başarı ve önemli bir ilke imza atıldı. Küresel kriz sonrası, 2010-2017 dönemine baktığımızda gene Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzde 6,6 büyüdüğünü görüyoruz. Bu dönemde, gelişmekte olan ülkelerin ise büyüme oranının sadece ve sadece yüzde 3,6’da kaldığını, bunun 3 puan üzerimizde olduğunu görüyoruz ki gelişmekte olan ülkelerin de 1,9’da kalmış oldukları bir süreç. Elde edilen bu başarının sırrı milletin iradesine güvenmektir. Bu büyük başarı, sırtını yalnızca millete dayayan, milletin emanetine her daim sahip çıkan AK PARTİ kadrolarının sabırlı, azimli ve kararlı duruşunun bir sonucudur. En nihayetinde, bu büyük başarı milletimizin başarısıdır.

Değerli arkadaşlar, bizim istikametimizi birilerinin çizdiği karamsar tablolar değil, estirmeye çalıştırdıkları felaket rüzgârları değil, sadece aziz milletimiz belirler. Milletimizin bize güveni ve inancı bizim en değerli hazinemizdir. Allah’a şükürler olsun bugüne kadar bu güven ve inancı boşa çıkartmadık, bundan sonra da çıkartmayacağız. Milletten aldığımız güçle her türlü sorunun, sıkıntının üstesinden gelerek 2023 hedeflerimize kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, bir dakikada toparlar mısınız lütfen.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Ayrıca “Anayasa’ya aykırı bir bütçe tasarısı.” dedi Sayın Kılıçdaroğlu. Evet, Anayasa Mahkemesi yasama yetkisinin sınırsız bir şekilde yürütmeye devredilmesine karşı çıktı. O tarihten sonra, 16 Kasım 2016 tarihli ve 6761 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinde yapılan değişiklikle aktarma yetkisi yüzde 20’yle sınırlandı ve karara uyuldu. Bugün, ne 2017 bütçesi için ne 2018 bütçesi için Anayasa’ya aykırılığı iddia etmek mümkün değildir.

Sözlerime son verirken 2018 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilgiç.

Şimdi söz, Hükûmet adına Başbakan ve AK PARTİ Grup Başkanı İzmir Milletvekili Sayın Binali Yıldırım Bey’e aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Başkan, Gazi Meclisimizin değerli üyeleri, aziz milletim; hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Bugün, 2018 yılı bütçe kanununun geneli üzerinde görüşmeleri tamamlamak üzereyiz. Bu bütçenin hazırlanmasında, Meclise getirilmesinde çalışmaları titiz ve fedakârca yapan Maliye Bakanımıza ve ekibine, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde katkılarıyla, eleştirileriyle bütçenin son şeklinin verilmesinde emeği olan Komisyon Başkanımız ve Komisyon üyesi bürokratlara, ilgili bakanlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Bütçe değerlendirmelerine geçmeden önce, gündeme ilişkin bazı konularda değerlendirme yapmak istiyorum.

Sözlerimin başında, bugün erken saatlerde Hakk’ın rahmetine uğurladığımız değerli kardeşimiz, yol arkadaşımız, kurucumuz, İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar’a Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum. Değerli bir kardeşimizdi, genç yaşta, zamansız, beklenmedik ölümüyle bizi, bütün iş âlemini büyük bir üzüntüye gark etmiştir. Mekânı cennet olsun.

Evet, Kudüs: Kudüs miraca açılan kapının eşiğidir. Kudüs yeryüzünün ikinci mescididir. Kudüs insanlığın mabedi, tevhidin simgesidir, tarihimizin ayrılmaz parçasıdır. Sezai Karakoç’un dediği gibi, gökte yapılıp yere indirilen şehrin adıdır Kudüs. Kudüs 3 büyük semavi dinin merkezidir. Kudüs, sana aziz Türk milletinden selam gönderiyoruz.

Geçtiğimiz günlerde, değerli arkadaşlar, Amerikan yönetimi Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak gördüğünü ve büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını dünyaya duyurdu. Amerikan yönetiminin bu kararı hem uluslararası hukuka, hem Birleşmiş Milletlerin Kudüs konusunda aldığı bütün kararlara terstir, aykırıdır ve yok hükmündedir. Bunu Cumhurbaşkanımız defalarca açıklamıştır. Dünyada hiçbir ülke, hiçbir vicdan sahibi bu kararı onaylamadı, onaylamaz. Bütün dünya biliyor ki bugün İsrail Kudüs’te işgalci konumundadır. Bu kararla, yıllardır acı çeken, barış bekleyen bölgedeki sorunları çözmek yerine, bölgede ateşin üzerine benzin dökülmüştür. Bu kararı alanlar ne yazık ki Orta Doğu’da barış istemediğini alenen ortaya koymuştur. Bu durum, bölgede var olan sorunları çözmeye katkı sağlamadığı gibi küresel terörün de yayılmasına zemin hazırlayacaktır. Esasen, Amerikan yönetimi bu kararla bölgedeki krizi, kaosu daha da derinleştirecek yeni bir planın sinyallerini de vermektedir. Çözüm, ancak Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak taraflar arasında varılacak nihai bir anlaşmayla mümkündür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Kudüs gündemli toplantısında sorunun müzakeresinden öteye geçilememiş, bağlayıcı karar ne yazık ki alınamamıştır. Bu olay da göstermiştir ki Birleşmiş Milletlerin dengesiz yapısının küresel sorunlara çözüm üretmekte yetersiz kaldığı ortadadır. Cumhurbaşkanımız ve Hükûmetimiz dünyanın vicdanını günlerdir harekete geçirmektedir. Nitekim, Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Putin’in bugün Türkiye’de olması tesadüfi değildir. Çarşamba günü ise İslam İşbirliği Zirvesi İstanbul’da toplanıyor, çok sayıda devlet ve hükûmet başkanı bu toplantıda Türkiye'nin ev sahipliğinde bir araya gelecekler. Mesele, çok ciddidir, bölge barışını değil aynı zamanda küresel barışı da tehdit etmektedir. Burada uluslararası toplumun ve İslam ülkelerinin yapması gereken tek şey bir ve beraber hareket etmektir. Bilinmelidir ki yıllardır barış için bedel ödeyen Filistin halkı, bu haksız, hukuksuz, kibirli karar karşısında asla yalnız değildir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Yüce Meclisimiz bu konuda gerekli hassasiyeti göstermiş ve bütün parti grupları yayınladıkları ortak bildiride Filistin halkının yanında olduğunu dünyaya ilan etmişlerdir. Bilinmelidir ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye, Filistin’in, Filistin halkının yanında olmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu Filistin meselesi ve Amerikan yönetiminin aldığı kararla ilgili bir değerlendirmede bulundu ve Başkanın bütün liderleri aradığı hâlde Cumhurbaşkanımızı aramadığını ifade etti. Doğru, Cumhurbaşkanımız ile Trump arasında görüşme olmadı çünkü Cumhurbaşkanımızın düşüncesi bellidir, görüşü bellidir, olsa olsa Trump bunu bildiği için aramaya dahi cesaret edememiştir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Ama Sayın Cumhurbaşkanımız bu olayın, bu kararın daha başlamasından önce bu konuda İslam İşbirliği Teşkilatının Başkanı olarak bütün liderlerle gerekli telefon diplomasisini yapmış ve kısa süre içerisinde “Kudüs” konulu Birleşmiş Milletlerden sonraki en büyük toplantının Türkiye’de gerçekleşmesini sağlamıştır.

Diğer bir konu da burada yine Kudüs’ün fiilî durumudur yani Kudüs’te şu anda İsrail’in birçok devlet kuruluşu yer almaktadır. Biz, Kudüs’ü asla ve asla İsrail’in başkenti olarak tanımadık, bundan sonra da İsrail ve Filistin arasında çözüm oluncaya kadar da tanımayacağız, bu nettir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Efendim, neden Tel Aviv İsrail’in başkenti olarak yazılmamış internet sitesinde, web sitesinde?

Değerli arkadaşlar, şimdi, elimde anlaşmalar var. 1996 yılında merhum Demirel İsrail’e resmî ziyaret yaptığında 6 adet anlaşma yapmış, 6’sını da Kudüs’te yapmıştır, Kudüs’te imzalamıştır. Bunları yaptı diye Türkiye, Sayın Demirel Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak mı tanımıştır? Elbette değil. İki şeyi birbirine karıştırmamamız lazım. Bizim büyükelçiliğimiz Tel Aviv’dedir. Bizim için İsrail’in başkenti Tel Aviv’dir. Ama bu konuda İsrail ile uluslararası camia arasında bir mutabakat yoktur. Onlar Kudüs diye iddia ediyor, biz de Kudüs’ü kabul etmiyoruz, olay bundan ibarettir. Ama bizim Kudüs’te büyükelçiliğimiz var. Kimin büyükelçiliği? Filistin Devletinin büyükelçiliği. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Başka bir ülkenin orada Filistin büyükelçiliği yok.

Değerli kardeşlerim, tabii, dış politikada ciddi sorunlarımız var. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin müttefiki olduğunu düşünüyoruz ama son zamanlarda, ülkemizi hayal kırıklığına uğratan gelişmeleri görüyoruz. Nedir bunlar? Bir: 15 Temmuz kanlı darbesi üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen, darbenin arkasındaki Fetullahçı terör örgütü elebaşısının faaliyetlerinin kısıtlanmaması, yargılanmaması ve iadesiyle ilgili ne yazık ki Amerika tarafından tek bir adım atılmamıştır.

İki: Defalarca uyarmamıza rağmen “DEAŞ’la mücadele” adında, PKK’nın uzantıları PYD, YPG terör örgütleriyle iş birliğini ısrarla sürdürmüşlerdir, sürdürmeye devam etmektedir. Bu durum Türkiye’nin ulusal güvenliğine, terörle mücadelesine, bölgesel barışa zarar vermektedir; bunun bilinmesini isteriz.

Diğer bir konu da bilindiği gibi, Amerika’da devam eden bir dava var. Bu dava nedir? Efendim, bu davada Türkiye’de yapılan bazı ticaretlerin Amerikan menfaatlerine zarar verdiği, böyle bir iddia var. Bu dava, ne yazık ki hukuki dayanaktan yoksun, tamamen siyasi bir davadır. Bunu, değerli arkadaşlar, nereden anlıyoruz? Davanın seyrinden. Yirmi dört saat canlı yayın yapılıyor: Oradakilere bakıyoruz, FET֒cüler dava için de kendilerini seferber etmişler. Kimler var? Davada FET֒cü tanıklardan birisi FET֒cü firari polis, rapor diye sunulan kâğıtlarda imzası olan FET֒cü firari bankacı, mahkemenin belirlediği resmî bilirkişinin çalıştığı kurumun finansörü FETÖ terör örgütü, yargılamayı yapan FET֒nün 2014 Mayısında Türkiye’ye getirdiği, ağırladığı hâkim ve bu davadan biz ne bekleyeceğiz? Bu dava, FETÖ terör örgütünün Amerika Birleşik Devletleri’nde 15 Temmuzda Türkiye’de yapamadığını Amerikan yargısını kullanarak yapmaya çalıştığı işten başka bir şey değildir; bunun böyle bilinmesi lazım.

Sayın Genel Başkan burada “Zarrab davasını gelin, tekrar açalım.” dedi ve bunu söylerken de Zarrab için “Şarlatan.” dedi, “Sahtekâr.” dedi, buna benzer bir şey dedi. Zarrab hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılmış 17-25 Aralıktan sonra, takipsizlik kararıyla kapanmıştır. Ne zaman? 16/10/2014. İtiraz edilmiş, 6. Sulh Ceza Mahkemesi itirazı reddetmiş. O adı geçen bakanlar hakkında bu yüce Meclis soruşturma komisyonu kurmuş ve soruşturma komisyonu raporunu hazırlamış, soruşturmaya gerek olmadığına karar vermiş; Genel Kurula gelmiş, Genel Kurulda bu değerlendirilmiş ve Genel Kurulda bu soruşturmanın açılmaması yönünde yüce Meclis kararını ortaya koymuş.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başbakan, biz vermedik.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli kardeşlerim, değerli milletvekilleri; şimdi, Amerika’da bu davanın sanığı olarak yola çıkan, mahkemeye gelmeden tanığa dönen şahsa bir bakalım. Bu şahıs diyor ki: “Ben yalan söylersem ceza almadan kurtulacağım.” Doğru, bunu söylüyor ve yalanlarıyla da kurtulmak için önüne geleni karalıyor, suçluyor.

Sayın Kılıçdaroğlu’na katılıyorum; biz, şarlatanın söylediklerine mi itibar edeceğiz yoksa yüce Meclisin kararına mı itibar edeceğiz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tabii ki yüce Meclisin kararına itibar edeceğiz, yalancının söylediklerine göre amel edemeyiz. Bütün bunlar 17-25 Aralık darbe girişiminde, FETÖ örgütünün ortaya koyduğu o darbe girişiminde konuşulmuş, görüşülmüş. Yeni söylenen, yeni ortaya çıkan hiçbir şey yoktur dolayısıyla böyle bir girişime de ihtiyaç yoktur.

Değerli milletvekilleri, evet, 2018 bütçesini değerlendirirken dış politikada diğer önemli bir konu da Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileridir. Avrupa Birliği ile Türkiye'nin elli dört yıllık bir tam üyelik süreci vardır. Tam üyelik, yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye'nin stratejik hedefi olmaya devam ediyor. Geldiğimiz noktada beklentimiz, artık bu sürenin daha da uzamaması, tam üyelik hedefinin sonuçlandırılmasıdır. Avrupa Birliği, Brexit’ten sonra bir karar vermek zorundadır, vizyonunu belirlemek zorundadır. Birlik ya içine kapanacak, küçülecek ya da çeşitliliği, kapsayıcılığı, çok sesliliği, çok kültürü esas alan güçlü bir şekilde geleceğe yürüyecektir. Bu da ancak Türkiye'nin tam üyeliğiyle mümkün olacaktır. O hâlde 18 Mart 2016 tarihinde varılan anlaşmaya göre oradaki hususların hayata geçirilme zamanı gelmiştir. Burada vize serbestisi, gümrük birliğinin güncellenmesi, mültecilerle ilgili konuların ivedilikle ele alınmasını teklif ediyoruz.

Kıbrıs meselesi artık Avrupa Birliği üyeliğini tıkayan bir konu olmaktan çıkarılmalıdır çünkü 2004’teki Güney Kıbrıs Rum tarafına yapılan tek taraflı referandum sonrası üyelik, Türkiye'nin tam üyeliği önünde ciddi bir engele dönüşmüştür.

Dış politikada tabiatıyla bölgeye baktığımız zaman ciddi buhranlar var. Bu buhranların doğru yönetimi ülkemiz açısından önem arz ediyor. Suriye’de ihtilafların sona ermesi için sahada sükûnetin sağlanması ve siyasi sürecin ilerletilmesi çabalarımız sürüyor. Geçen yıl sonunda Halep’te ilan edilmesini sağladığımız ateşkesi ülke çapına yaymak için Astana’da üçlü bir iş birliği sürecini başlattık. Astana kararlarının etkisiyle, bildiğiniz gibi, alanda şiddet azaldı ve siyasi çözüm süreci çalışmaya başladı. Şimdi, bu iş birliği sonucunu Cenevre’de kalıcı çözüme kazandırmak için değerlendiriyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Soçi Zirvesi’nde Rus ve İranlı meslektaşıyla vardığı mutabakat çerçevesinde, Suriye ihtilafına kalıcı ve muteber bir çözüm bulunması adına ortaklaşa atılacak somut adımlar birer birer ele alınıyor, değerlendiriliyor. Nihai çözüm, şüphesiz, teröre bulaşmamış bütün unsurların içinde olacağı, toprak bütünlüğü, siyasi birliği sağlanmış bir Suriye devletinin yeniden inşasıdır.

Komşumuz Irak’ın huzur, refah ve istikrarı bizim için hayatidir, vazgeçilmezdir. Bu anlayışla Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bir süre önce Irak’ın siyasi birliği ve bütünlüğüne meydan okuyan gayrimeşru referandum girişimi karşısında Irak Hükûmetinin yanında olduk. Irak Federal Mahkemesinin almış olduğu karar da bizim bu tutumumuzu haklı çıkarmıştır. Bunu yaparken asla Kürt kardeşlerimizi hedef almadık ve onların ihtiyaçlarını görecek ulaşımı, iletişimi açık tuttuk. Temennimiz, sorunların kısa sürede Irak Anayasası çerçevesinde nihai çözüme ulaşmasıdır. DEAŞ ve PKK örgütleri, Irak ve Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ediyor. Bu çerçevede Irak ve Suriye’de nüfuz alanını genişletmeye çalışan PKK/PYD-YPG terör örgütlerinin bölgeden tamamen sökülüp atılması için iş birliğimiz ve dayanışmamız devam edecek. Bu sırada Irak Hükûmetinin mevcut sınır kapısını tam kontrol altına almak suretiyle ekonomik ilişkilerimize ivme kazandırmak için önümüzdeki günlerde Gaziantep’te geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştireceğiz.

Türkiye olarak baştan beri Katar ile bölge ülkeler arasındaki ihtilafın bir an önce dostane şekilde çözümlenmesi için aktif rol oynadık. Geldiğimiz noktada bu çabaların sonuç verdiğini görmekten memnunuz. Yemen’de, Libya’da, Somali’de uzun zamandan beri devam eden bölünmüşlüğün, iç çatışmanın sonlandırılması için yoğun temaslarımız sürüyor.

Diğer yandan, Myanmar’da -bugünlerde Dünya İnsan Hakları Günü- insan haklarının ayaklar altına alındığı büyük bir trajedi yaşıyoruz, büyük bir etnik temizlik yaşıyoruz, etnik kıyım yaşıyoruz. Myanmar Rohingya bölgesinde yaşayan Müslümanlar maalesef ülkelerinden, yerlerinden atılmış vaziyette; köyleri, evleri, barkları yakılmış durumda. Bu insanlık suçuna sessiz kalan dünyayı harekete geçiren de Türkiye olmuştur, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Ve orada insani yardımları en önce ulaştıran ülke Türkiye olmuştur. Önümüzdeki günlerde bu ülkeye yapacağımız ziyarette buradaki sorunları yerinde göreceğiz ve gerekli yardımların koordinasyonunu bizzat yapmış olacağız.

Değerli milletvekilleri, evet, 2018 bütçesini konuşuyoruz. 2018 bütçesinde, terörle mücadele konusunda önemli mesafe aldığımız bir yıldan bahsetmek istiyorum. 2017, terörle mücadelede, otuz beş yıllık mücadelede en etkin, en sonuç alıcı bir mücadelenin olduğu yıl olmuştur. Bu başarıda, siyasi kararlılığın sonucu olarak güvenlik, istihbarat birimlerimizin tam bir uyum içerisinde çalışmasının büyük etkisi vardır. Vatandaşlarımız da bu süreçte güçlü bir iradeyle terörün ve terör örgütünün tam karşısında yer almıştır. Terör örgütü ağır darbe almış ve teröre katılım bitme noktasına gelmiştir. Yurt içinde çaresiz kalan bölücü terör örgütü, varlığını sınır ötesine taşımaya çalışmaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki terör, ister içeride ister dışarıda olsun, mutlaka yok edilecek, vatandaşımızın can ve mal güvenliği mutlak surette sağlanacaktır. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Terör ile milletimiz arasında asla ve asla bir bağ kalmayacaktır.

Fırat Kalkanı bölgesi PKK ve DEAŞ’tan tamamıyla temizlenmiş ve 70 bin Suriyeli kardeşimiz yurtlarına dönmüştür.

Evet, yine, Sayın Genel Başkan, burada, Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun taşındığını ve buraya sahip olamadığımızı ifade etti. Şunun bilinmesini istiyoruz ki tarihî haklarımız konusunda çok hassasız. Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun yeri Türkiye’nin mülküdür, orada Türkiye’nin bayrağı dalgalanacaktır. Kısa vadeli güvenlik sebebiyle burası boşaltılmış, Suriye’deki işler yoluna girdikten sonra aynen orada bu Süleyman Şah Saygı Karakolu tekrar faaliyete geçecektir. Bunun bilinmesini isterim. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Terörün bölgede azalması ekonominin canlanmasına ivme katmış, çok şükür, bölgedeki oteller turistlerle dolup taşmıştır. Terörden arındığı içindir ki bölgede ekonomik canlılık ve faaliyetler yeniden yapılanmakta, TOKİ faaliyetleri, altyapı faaliyetleri en güzel şekilde devam etmektedir. Bunu en son Hakkâri’ye programsız yaptığım bir ziyarette çok yakından gördüm. Ay yıldızlı bayrağıyla meydana koşan on binler bizi coşkuyla karşıladı ve o zaman gördüm ki artık bu topraklarda terör asla yer bulamaz. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Evet, terör bitecek, ülkemizin çocukları geleceğe umut ve güvenle bakacak. Zira, sadece terörü ve teröristleri değil, senelerdir gençlerimizin istikbalini karartan karamsarlığı ve umutsuzluğu da ortadan kaldırıyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2017 senesi Türkiye için kazanımlarla dolu bir yıl oldu. Türkiye’nin imkân ve kaynaklarını yine Türkiye için kullandık. Kötü ve karamsar senaryoların hepsi yazanların elinde kaldı. Yeni hükûmet sistemi yapılan halk oylamasıyla kabul edildi. İlk uygulamayı 2019 seçimleriyle göreceğiz. “Anayasa değişikliği olursa büyüme durur, ekonomi krize girer.” diyenler, siyaseten iflas etti. “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilirse Türkiye dünyadan tecrit edilir.” diyenler, mahcup oldu. Yine, çevremizdeki bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin büyümesi sürdü. Hem terörle mücadele ettik hem de barışa hasret kalan komşularımızın yarasını sardık, yanında yer aldık. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Tökezlemeden dünyanın en büyük projelerini tek tek hayata geçirdik. Türkiye büyüdü, bize “Kaybedeceksiniz.” diyenler bir kez daha kaybetti, millî irade bir kez daha kazandı. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Hiç şüpheniz olmasın, 2018 ve takip eden yıllarda Türkiye güven içinde istikrarla kalkınmasını sürdürecektir. Bizim hedefimiz ve yolumuz, cumhuriyetimizin 100’üncü yılına giderken ülkemizi, Türkiye’yi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaktır. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bu yol, Türkiye'nin refah yoludur, esenlik yoludur; bu yol, adaletin ve hakkaniyetin yoludur; bu yol, huzurun, demokrasinin, hukukun yoludur. Bu şerefli yolda ülkemize hizmet imkânı verdiği için Rabb’ime hamdediyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Türkiye umudun adıdır, Türkiye vicdanın adıdır, Türkiye adaletin ve merhametin adresidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adalet mülkün temelidir. Bize göre, demokrasi ve hukuk düzeni kalkınmanın ve refahın da güvencesidir. Bugüne kadar adalet sistemiyle ilgili biriken sorunların çözülmesi için birçok reformlar gerçekleştirdik. Yargı bağımsızlığı ile yargının tarafsızlığı ilkesini Anayasa’ya biz taşıdık. Kurumlarımızın aldığı ağır yaralara rağmen yargı sistemimiz FETÖ darbe girişiminin arkasından hızla toparlanmış ve çalışmaya başlamıştır. Ben, burada, çok yoğun iş yüküne rağmen hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, gece gündüz darbe davalarını bir an önce sonuçlandırmak için gayret eden bütün yargı mensuplarına milletimin huzurunda teşekkür ediyorum gayretleri için. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Adalet hizmetlerinin hızlandırılması için kurumsal kapasite güçlenmiş, on beş yılda -bildiğiniz gibi- 230’un üzerinde adalet sarayı hizmete verilmiş, 16 bin hâkim, savcı sayısına ulaşılmış ve sadece 15 Temmuzdan sonra 108 mahkeme kurulmuştur. Yargı mensuplarımızın kuyumcu titizliğiyle haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan, mağduru mücrimden ayırmak için yoğun bir çalışması vardır.

Evet, bütçenin kısaca özelliklerine değinmek istiyorum. 2018 bütçesi AK PARTİ Hükûmetinin 16’ncı bütçesidir. Bu bütçe, mali disiplini esas alan, insan odaklı, gelecek on yılları da göz önüne alan bir bütçedir. Bu bütçe, büyümeyi, istihdamı, yatırımı destekleyen bir bütçedir. Bu bütçe, güven ve istikrarı önemseyen, koruyan bir bütçedir; eğitim, altyapı yatırımlarını öncelikli olarak ele alan, özel sektörü destekleyen, vatandaşın refahını artırmaya yönelik bir bütçedir. 2018 bütçemizin hedefi, mali disiplini devam ettirmek, büyümeyi, istihdamı artırmak, gelir dağılımını daha da iyileştirmek olacaktır.

İktidara geldiğimizde, değerli arkadaşlar, bütçe açığımız millî gelire göre yüzde 11,5’ti. Bu oran 2017’de kaça inmiş? Yüzde 2’nin altına. 2018’de yüzde 1,9 olacak. Bu ne demektir? Gelişmiş ülke ortalamalarına ve Maastricht Kriterlerine göre çok daha iyi bir konumdadır.

On beş yıl içinde sadece bütçeyi büyütmedik, bütçeyi daha etkin kullandık, milletten gelen kaynağı milletin ihtiyacına harcadık.

Evet, bütçeyle ilgili, eğer biz gayrisafi millî hasılanın yüzde 11,5’i kadar faiz ödemesi yapsa idik Türkiye 700 milyar faiz ödemeyecek, 1,6 trilyon faiz ödeyecekti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2,6 trilyon.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Düzeltiyorum, 2,6 trilyon.

Teşekkür ederim Elitaş, imdada yetiştin.

CEVDET YILMAZ (Bingöl) – 1,9 trilyon tasarruf olacaktı efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Yani 1,9 trilyonluk bir tasarruftan bahsediyoruz. Hani diyorsunuz ya “Bu işler nasıl yapıldı?”

GARO PAYLAN (İstanbul) – Borçla.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – İşte, bu tasarrufla yapıldı. Bu köprüler, bu barajlar, bu hastaneler, hepsi faize gidecek paralardan tasarrufla yapıldı, milletten gelen kaynak milletin ihtiyacına harcandı. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Yani bu sizin hesap uzmanlığınızın alanına girecek kadar büyük bir mesele değil, vatandaşın kolayca anlayacağı bir iş. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Bugün büyüme rakamı, büyüme oranı açıklandı değerli arkadaşlar. Ne? Yüzde 11,1. Dünyada başka böyle bir büyüme var mı? Yok. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bu da Türkiye'ye yakışır, iki kat büyüme. Evet, e tabii, değerli arkadaşlar, hiç merak etmeyin, bu yıl sonu itibarıyla büyüme oranımız yüzde 6,5 ile 7 arasında gerçekleşecek. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Peki, bu nasıl oldu, tesadüfle mi oldu? Elbette değil. 2017’ye girerken yine bu bütçe görüşmelerinde felaket senaryoları hazırlanmıştı. “İflaslar olacak, ekonomik kriz gelecek ve Türkiye bu sarmaldan çıkamayacak.” Ne oldu? Aldık tedbirlerimizi, hızlı bir şekilde aldık, hayata geçirdik ve işte sonucu ortada. 2018 için söylüyorum Sayın Kılıçdaroğlu, 2018 2017’den daha güzel olacak hiç merak etmeyin. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Enflasyon da düşecek, büyüme de devam edecek, üretim, istihdam, yatırım ve ihracatta da yine artış devam edecek. Bu sene ihracatta bütün yılların rekorunu kırarsak şaşmayın, bir ay sonra o da belli olacak. Şu anda hesaplara göre, aralık ayı hariç, 155 milyar, yıllık bazda bir ihracat rakamına ulaşmış durumdayız; dolayısıyla, son on beş yılın en yüksek ihracat değerine bu yıl sonu itibarıyla ulaşmayı hedefliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Sayın Genel Başkan, Ege adalarıyla ilgili de bir değerlendirme yaptı ve iktidarımız döneminde Ege adalarının Türkiye'nin elinden çıktığını, işgal edildiğini burada ifade etti ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da Lozan’ın değiştirilmesi konusundaki değerlendirmelerine gönderme yaptı.

Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Lozan, Türkiye ile 11 ülke arasında yapılmış, Türkiye'nin kuruluşunu, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu belirleyen bir anlaşmadır.

Lozan Anlaşması’nın değiştirilmesinden kasıt, Sayın Cumhurbaşkanımızın orada, Yunanistan’da bunu dile getirmesinin arkasındaki sebep şudur: Yunanistan, soydaşlarımızın hakları Lozan’da net olarak belirlenmesine rağmen bunları uygulamaktan kaçınıyor, “Türk” kelimesinin kullanılmasına bile izin vermiyor, kimliklerini ifade etmesine izin vermiyor, müftülerinin seçilmesine izin vermiyor.

Peki, göz göre göre bir anlaşmayı uygulamayan ülkeye hem de evinde “Bunun değişmesi lazım gelir.” demenin neresi yanlış? (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Neresi yanlış? İşte, millî duruş budur arkadaşlar. Millî duruş lafla olmaz. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Millî duruş ülkesini dışarıda şikâyet etmekle olmaz. Ülkenin menfaatini her yerde savunmakla olur.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Yürek ister o.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli kardeşlerim, Ege adalarından tek bir çakıl taşı dahi iktidarımız döneminde gitmemiştir. Ege adalarıyla ilgili ilk anlaşmazlık Kardak kriziyle ortaya çıkmış ve Türkiye bu konuda tavrını net olarak ortaya koymuştur.

Bakın, rahmetli Demirel ne diyor? Ne zaman? 1998’de. “Ege Denizi’nde ‘gri alanlar’ dediğimiz aşağı yukarı 132 parça taş yahut adacık var.” Yani aidiyeti Lozan Anlaşması’yla tespit edilmemiş. Biz diyoruz ki: “Bunlar size ait değil.” Onlar diyor ki: “Bunlar size ait değil.” Bu, itilaflı bir konudur ve bugün devam eden konu da aynı şekilde devam ediyor. Biz şunun bilinmesini isteriz: Bu adalar, bu formasyonlar, kaya parçaları, irili ufaklı şeyler o günün teknolojisiyle anlaşmaya dâhil edilmemiş ve üzerinde bir mutabakat sağlanmamış. Ege ne bir Yunan gölüdür ne bir Türk gölüdür; Ege, Türkiye ile Yunanistan’ın arasında sorun alanı değil, ilişkilerini daha da geliştirmesi için önemli bir denizdir. Onun için, Türkiye’nin hak ve menfaatlerine en ufak bir halel gelmemesi için ne gerekiyorsa yaparız, Türkiye kuru gürültülere pabuç bırakacak bir ülke değildir, bunu herkesin bilmesi lazım. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, evet, Sayın Genel Başkan kamu ihaleleriyle ilgili de bir değerlendirme yaptı. Bununla ilgili de kısa bir şey söylemek istiyorum. Son iki yılda, örneğin Ulaştırma Bakanlığında, 4.400 ihale yapılmış 21’inci maddeye göre. 21 nedir? (b) var (c) var; (b) davetiye usulü, (c) de güvenlik yolları. 21 (b)’ye göre 4.440 ihaleden 139’u yapılmış. Davet edilen firma sayısı 362, ihale alan firma sayısı 109. Davete 3 tane firma çağıracaksınız, en az 3 tane. Ama bu ihalelerde kaç firma çağrılmış? 6 firma çağrılmış yani rekabet tesis edilmiş.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI AHMET ARSLAN (Kars) – En az 6.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bakan oradan söylüyor: “En az 6.” Daha fazla olanı var, 8 çağrılanı var, 10 çağrılanı var.

Dolayısıyla 7 ile 10 arasında firmadan teklif alınmış. Altyapı projelerini tesadüfe bırakamazsınız. Altyapı projelerinde ehliyet, yeterlilik her zaman önemlidir. Söylendiği gibi, ihalelerde bu şekilde bir sorun yoktur.

Diğer bir konu da, kamu-özel ortaklığıyla gerçekleştirilen işler. Bu işin on iki sene kitabını yazdım, her satırını ezbere bilirim, o kadar söylüyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Türkiye bu dönemde elli yıldır gündemimizde olan dev projeleri birer birer tamamlamıştır. Osman Gazi Köprüsü’nü hatırlayın, elli yıl konuşuldu, 5 sefer ihalesi yapıldı ama hiçbirinde başarılamadı çünkü oraya ayıracak devletin parası yoktu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bugün var mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Ama geldik, bunu kamu-özel ortaklığıyla yaptık ve şimdi hizmete girdi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunun parası ne kadar? Bunun parasını söyleyeyim: 6,5 milyar dolar. Ne var bunda? İstanbul’dan İzmir’e kadar otoyol var 421 kilometre ve Osman Gazi Köprüsü var. Köprüyü açtık, Bursa’ya kadar yolu da açtık ve şimdi, Bursa ile İzmir arası devam ediyor, 2019’da orayı da açacağız. Böylece, İzmir-İstanbul iki saat elli dakika Kemal Bey. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) İzmir Milletvekilisin, dolayısıyla kara yoluyla gideriz. Ama bilmiyorum tabii Osman Gazi Köprüsü’nden geçtin mi, geçmedin mi? Fakat çok güzel.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Pahalı, çok pahalı Başbakanım.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Engin Altay, en pahalı hizmet olmayan hizmettir, bunu aklından çıkarma. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bravo!

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Vatandaşı körfezden, çileden kurtaran çok güzel bir hizmet, dört dakikada geçiliyor. Neyse.

Evet, değerli arkadaşlar, şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu bir değerlendirme daha yaptı, o da, efendim, Ankara-İstanbul arasında kamyonla ilgili değerlendirme. Yani kamyoncuların büyük sıkıntı içerisinde olduğunu ve artık bıçağın kemiğe dayandığını söylüyor. Evet, şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum bu konuyu gündeme getirdiğiniz için. Ankara-İstanbul arası gidiş-geliş bin kilometre değil, 850 kilometre. Burada bir eksik var. Yol ücreti…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Rami, Rami, Ankara-Rami…

BAŞBAKAN BİNALI YILDIRIM (Devamla) – Gerçi sen yürüyerek gittin ama yürüyerek ölçülmez bu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Darısı sizin başınıza, darısı sizin başınıza.

BAŞBAKAN BİNALI YILDIRIM (Devamla) – Hayır, otoyol parası falan ödenmediği için olabilir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar, AK PARTİ ve CHP sıralarından gülüşmeler) Otoyol ücreti 89 değil, 70 lira. İkinci…

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Gidiş-geliş…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hangi kamyona?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç dingilli kamyon?

BAŞBAKAN BİNALI YILDIRIM (Devamla) – Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediği kamyondan bahsediyoruz. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar, gülüşmeler)

İkinci otoyol dediğiniz Kuzey Marmara Otoyolu 123 lira değil, 104 lira. Yavuz Sultan Selim Köprüsü 77 lira değil, 30 lira yağ bakımı bedeli sefer başı 100 lira değil, 50 lira.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangisi doğru o zaman?

BAŞBAKAN BİNALI YILDIRIM (Devamla) – Yakıt dışındaki masraflar, dediğin gibi 379 değil, 255 lira.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Giden dönmesin istiyorsunuz yani.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Şimdi, yani hesap uzmanlığı burada da çöktü, kusura bakma. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bunu dinleyince bir şey aklıma geldi, onu da söyleyeyim: Adamın biri kurban mevzusundan bahsediyormuş. Çocuğu olmayan Hazreti Davut Allah’a dua etmiş, “Ya Rabbi, bana bir kız çocuğu ver, onu da kurban edeyim.” demiş. Dua tutmuş, Davut kızının adını “Ayşe” koymuş. Gel zaman git zaman çocuğunu kurban edeceği zaman gelmiş. Hazreti Davut’un kızı yatmış. Tam kurban edecekken Azrail gökten bir keçi göndermiş. “Kızı bırak, al bu keçiyi kurban et.” demiş. Dinleyenlerden biri dayanamamış, demiş ki: “Ya, bunun neresini düzelteyim? Hazreti Davut değil, İbrahim; kız değil, erkek; Ayşe değil, İsmail; Azrail değil, Cebrail; keçi değil, koç.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir de şu altın hesabı var, Sayın Genel Başkanın gündeme getirdiği altın işi. Hayati Bey’in bakanlığı döneminde -kendisiyle konuyu arada görüştüm- olan olay tamı tamına şöyle: Bir uçakla altın geliyor Atatürk Havalimanı’na; daha doğrusu varış yerini önce yanlış bildiriyor, sonra Atatürk Havalimanı’na geliyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O, dolarla olan.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Atatürk Havalimanı’na indikten sonra oradaki gümrük memurları bir tutanak yapıyor beyana göre. Henüz gümrük beyannamesi, konşimento düzenlenmemiş. Bir tutanak, tutanakta diyor ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tanal, uzak dur Tanal, uzak dur; Sayın Genel Başkan dinliyor, uzak dur.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Arkadaşlar, ciddi mevzu, bir dakika bunu…

Bu uçakta 1.500 kilo altın var diye tutanak tutuyorlar, bunu beyan üzerine yapıyorlar. Burada isimler, imzalar var, gerek yok. Daha sonra diyorlar ki: “Acaba böyle mi, açıp bakalım?” Ne zaman? 14 Ocakta, on dört gün sonra.

HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Mühürlüyorlar Sayın Başbakanım, ilk tutanakla mühürlenir.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Tutanak tuttukları esnada da kargo kapısını mühürlüyorlar, 14’ünde diyorlar ki: “Açıp kontrol edeceğiz.” Peki, edin. Açıyorlar, tartısını yapıyorlar, 1.208 kilo altın çıkıyor; 1.500 beyan etmiş, 1.208 çıkmış. Ne var? Sayın Genel Başkanın dediği gibi arada bir 292 kilo altın farkı var, doğru. Peki, bundan sonrası nasıl? Bu ikinci işlem ne oluyor? Bir: Gümrükçüler yanlış beyandan dolayı bir ceza kesiyorlar firmalara. İki: Aynı zamanda bakan talimat veriyor, araştırma yapılıyor, savcılığa veriliyor…

HAYATİ YAZICI (İstanbul) – 50 milyon…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - …savcılık da her birine, 2 yahut 3 firmaya yine 50 milyon civarında ceza kesiyor. Peki, bu arada altın ne oluyor? Altın hiç içeri girmeden aynı uçakla yoluna devam ediyor. Yani altından 1 gram bile kaybolmadan Türkiye'nin kasasına 150 milyon para giriyor, altın da geldiği yere geri gidiyor; bu kadar basit, olay bundan ibaret. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için, burada, bütün bunların belgeleri, bilmem nesi detaylarıyla var, bunu size takdim edebilirim. Şimdi, bu mesele de böyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Reza niye Teoman’a rüşvet teklif ediyor o zaman.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Kozmik odaya da kısaca bir değinelim. Kozmik oda soruşturması… Açılan dava ilk derece mahkemesi olarak Yargıtay 18. Dairede görülüyor. Dosyada 2’si tutuklu, toplam 6 sanık hakkında yargılama henüz devam ediyor, 2 sanık hakkında da yakalama kararı var. Sanıklar Mustafa Bilgili, Halil İbrahim Kütük tutuklu; diğer sanıklardan Nihal Uslu, Abdullah Bahçeci tutuksuz; hakkında yakalama kararı verilen sanıklar ise Şadan Sakınan, Dündar Örsdemir yani dava bitmemiş, devam ediyor. Bu davanın da nasıl bir dava olduğunu hepimiz biliyoruz, FET֒cülerin davası. Şimdi de yargıda hesabını veriyorlar, olay bu kadar net.

Değerli milletvekilleri, zamanımız daralıyor dolayısıyla bir de şu vergi cenneti, Man Adası meselesine biraz değinelim. Bu konu da çok uzun zamandır gündeme getiriliyor. Sayın Kılıçdaroğlu bu konuyla ilgili ilk ortaya çıktığında “Bunlar sahtedir, bu bilgiler yalandır, yanlıştır.” diye anında, muhatapları açıklamalarını yaptılar ve belgelerin savcılığa verilmesini talep ettiler. Bir müddet verilmedi, sonra vermeye karar verdiniz, yapıldı. Sonra, belgeler alenileşince uzmanları baktı, ortaya bir şey çıktı: Size verilen bilgilerin doğru olmadığı anlaşıldı. Nasıl doğru değil? Man Adası’nda bu insanların hiçbirinin şirketi yok, bir. İkincisi, buraya giden bir para yok.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Gelen para var mı?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Buraya giden para da yok, gelen para da yok kardeşim, bu kadar net. Orada isimleri zikredilen Sayın Cumhurbaşkanımızın yakınlarının hiçbirinin bir şirketi yok, oraya gönderilen bir para da yok, paralar iki Türk bankası arasında havale edilmiş, hepsi bu.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Kimden kime havale ediliyor iki Türk Bankası arasında? Kimden kime havale ediliyor? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar burada devletin bir kaybı yok.

Şimdi, oradan bu Kurumlar Vergisi Kanunu’na atıf yaptı. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesi ne diyor? “Eğer bir ülkeden para çıkışı olursa o paraya vergi uygulanır.” Öyle değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Vergi cenneti olduğu iddia edilen...

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Vergi cenneti olduğu tespit edilen bir ülke olursa buraya vergi uygulanır. 2006’da bu konuyla ilgili kanunu çıkaran kim? Bizim Hükûmetimiz. Bu kanun nasıl bir kanun? “Birtakım ülkelerle anlaşma yapacaksınız.” diyor. O ülkeler aralarında anlaştıkları zaman karşılıklı vergilendirme ve bilgi paylaşımı yapacak. Şu anda, bu kanunla ilgili G20’de, OECD’de müşterek bir çalışma var ve ülkelerin geldiği nokta, bunu her ülkenin tek başına yapması mümkün değil, bunun bir uluslararası mevzuata dönüştürülmesi lazım. Burada ülkeler ne yapacaklar? Sadece liste verecekler: “Şu, şu, şu, şu ülkelerle ben bilgi değişimi yapmak istiyorum.” O ülkelerin de aynı şekilde buraya dönüp “Biz de burayla bilgi değişimi yapabiliriz.” demesi lazım. Dolayısıyla, bu çok taraflı bir anlaşma, sizin “Yapıyorum.” demenizle olacak bir iş değil. O yüzden, herhangi bir tavsama, herhangi bir gecikme söz konusu değil ve çok taraflı bu anlaşmanın yapımı hakkında çalışmalar devam ediyor. Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde, ümit ediyoruz, bitmiş olacak.

Efendim, MİT Rıza Sarraf hakkında bilgi vermiş Hükûmete, Başbakanlığa, bu dikkate alınmamış dolayısıyla bu işler Türkiye'nin başına gelmiş. İşte Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının yazısı. Ne diyor? 9. Asliye Hukuk Mahkemesi, 30 Ekim 2014, sayı vesaire. “İlgiye konu talebe ilişkin, kayıtlarımızda yapılan araştırma neticesinde 18 Nisan 2013 tarihli Rıza Sarraf’ın suç işlediğine dair tespitleri havi teşkilatımız tarafından hazırlanarak Başbakanlık makamına sunulan bir rapor bulunmamaktadır -imza- arz ederim.”

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Rapor…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bilgi notu Başbakanım, bilgi notu, rapor değil.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Bilgi notu ayrı, rapor ayrı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bizim iddiamız bilgi notu, rapor değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Davut değil, İsmail.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Mahkeme soruyor, rapor veya bilgi notu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – “Rapor yok.” diyor, “bilgi notu” demiyor.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Mahkemeye bu iş intikal edince mahkeme resmen soruyor, kurum da, MİT de diyor ki: “Böyle bir rapor yok.”

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Tamam, bilgi notu var.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Rapor mu önemli, bilgi notu mu önemli?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Bilgi notu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fuat Avni vermiştir Kılıçdaroğlu’na.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Herkes bilgi notunu birbirine verebilir, asıl olan resmiyete girmiş belgedir, rapordur. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bilgi notuna göre işlem yapılır mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bilgi notunu kabul et “rapor” diye, vaziyeti idare et.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, esasında konu çok ama zaten bu belediye başkanları konusunu, sağ olsun, bizim Grup Başkan Vekilimiz Mehmet Bey çok güzel anlattı, hakikaten tebrik ediyorum ancak tabii zamanı yetmedi, mevzu o kadar geniş ki, o kadar derin ki günler alır.

MUSA ÇAM (İzmir) – 1994’ten beri İstanbul’dan, Ankara’dan bahsetmedi yalnız.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bakın, değerli kardeşlerim, şimdi, şunu herkesin iyi bilmesi lazım: Yolsuzluk, usulsüzlük, arsızlık kim yapıyorsa hep beraber karşısında olacağız, mücadelemizi vereceğiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Edelim efendim, araştıralım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Araştıralım.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Burada hiçbir tereddüt yok. Peki, verilmiş mi, ona bir bakalım.

3 numara… Şimdi, bu konuya çok girecek değilim fakat şu kadarını söyleyeyim: Bahse konu belediye başkanı hakkında açılmış 3 ayrı dava, 3 ayrı yargılama ve soruşturma aşamasında 11 tane dosya mevcut. Yani “Hiçbirinden, tamamından takipsizlik olmuş, bitmiş.” diye bir şey yok, bunun bilinmesi lazım. Devam ediyor, sonunda bir şey yoksa ortaya çıkacak. Bu, onun için de olabilir, başkaları için de olabilir ama şurada benim söyleyeceğim şey, daha önemli bir şey, hani “Burada adil davranılmıyor, işte, AK PARTİ’li belediyelere gidilmiyor, diğer belediyelerin üzerine gidiliyor.” diye birtakım iddialarda bulunuldu.

Bakın, 31/03/2004 ile 01/12/2017 tarihleri arasında soruşturma izni verilmesine dair kararların partilere göre dağılımı, soruşturma izni verilmesine dair: AK PARTİ…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yok.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Nasıl yok?

AK PARTİ: 91, CHP: 27, MHP: 23, diğerleri: 9; hangisi fazla? (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Biz denetlemeye karşı değiliz ki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Uzaklaştırmaları sayın Başbakanım, görevden uzaklaştırmaları.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Onları da söyleyeyim.

PERVİN BULDAN (İstanbul) – “Diğerleri” dediğiniz HDP mi Sayın Başbakan?

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – “Soruşturma izni verilen” mi dediniz?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başbakan “diğerleri”ni de açıklayın.

PERVİN BULDAN (İstanbul) – “Diğerleri” dediğiniz HDP mi Sayın Başbakan?

BAŞKAN – Sayın Başbakan, efendim, süreniz bitti, altı dakika daha kullanma hakkınız var, ikaz edeyim.

Teşekkür ederim.

PERVİN BULDAN (İstanbul) – Sayın Başbakan, “diğerleri” dediğiniz kim? HDP mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hendek kazanlar.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – 11/12/2017 bugün tarihi itibarıyla görevden uzaklaştırılmış 106 belediye başkanı var. Bunların 93’ü HDP’li, 9’u AK PARTİ’li, 3’ü MHP’li, 1’i CHP’li.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dürüstlük bu işte.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “Görevden uzaklaştırma” dedi.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Görevden uzaklaştırma, evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kayyum atananlar dâhil.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Kayyum atananlar dâhil, hepsi dâhil; açığa alınanlar, görevden uzaklaştırılanlar, liste böyle.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Dürüst CHP’li belediyeler yüzünden.

PERVİN BULDAN (İstanbul) – Cezaevine koyulanlar…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, burada da görüldüğü gibi HDP’li belediye başkanlarını hariç tutsak bile 9 AK PARTİ’li, 3 MHP’li, 1 de CHP’li belediye başkanı açığa alınmış. Burada da bir adaletsizlik yok, en fazla AK PARTİ’li belediye başkanı görevden alınmış. HDP’lilerin durumu özel, ona girmiyorum.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Niye özel?

PERVİN BULDAN (İstanbul) – Niye özel Sayın Başbakan?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Özel hukuk, özel hukuk!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onlar terörle ilişkili, terörle.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Teröre kaynak aktardıkları için görevden alındılar, onun için özel, terörle aralarına mesafe koymadıkları için. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Bir tane belge gösterin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir belge yok, bir belge. Sayın Başbakan, bir mahkeme belgesi yok, bir mahkeme belgesi.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Tek bir belge gösterin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Olmayan bir şey gösterilemez, bir belge yok.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu bütçe sosyal odaklı, insanı merkeze alan bir bütçedir. Sosyal destek harcamalarını son on beş yılda 1,6 milyardan 50,8 milyara çıkardık yani 32 kat artış sağladık. Bu bütçe tarımı büyüten, tarım gelirlerini artıran bir bütçedir. Niye? Tarım için ayrılan kaynak 1,8 milyarken önümüzdeki sene tarıma 14,8 milyar lira kaynak aktardık. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bunlar sadece destekler, 10,7 milyar da tarımsal yatırım var, makine teçhizat alımı, sulama vesaire. Ve toplamda 25 milyar liralık bir kaynağı tarıma aktarıyoruz. Bundan ne kazanıyoruz? Ülkemiz Avrupa’da tarımda 1 numara olan ülke, 1 numara. (CHP sıralarından gülüşmeler) Evet, niye güldünüz? Tarımda 1 numaraya çıktık.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Saman ithal ediyoruz!

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Değerli kardeşlerim, bir de Sayın Kılıçdaroğlu mobilyacılarla ilgili “Efendim, İnegöl’deki mobilyacılar kan ağlıyor.” dedi. İktidara geldiğimizde İnegöl’de 1 OSB vardı ve burada 50 metrekarelik, 100 metrekarelik, 150 metrekarelik dükkânlar vardı, 15 milyon dolarlık ihracat yapıyorlardı. Bugün ne kadar? 2 tane OSB daha yapıldı 1’in üzerine, 100-150 metrekarelik dükkânlar 10 bin-15 bin metrekareye döndü. İşletmeler bugün sadece İnegöl’de 115 ülkeye 400 milyon dolarlık ihracat yapıyor. 15 milyondan 400 milyona… (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Peki, üretim ne olmuş? Bu senenin birinci çeyreğinde yüzde 4,8; ikinci çeyreğinde 14,2; üçüncü çeyrekte 41,7 oranında artmış. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) “Kan ağlıyor.” dediğiniz mobilyacıların görüntüsü de bu, bilançosu da bu. Fazla lafa hacet yok.

Değerli arkadaşlar, zamanımız dolmak üzere. Aslında konuşacak çok şey var. 2018 ve 2019 büyük projelerin hayata geçeceği, kalkınmanın, büyümenin, istikrarın devam edeceği bir yıl olacak. Size birkaç müjdeli haber vermek istiyorum.

Bunlardan bir tanesi: 2018’in sonunda dünyanın en büyük havalimanı hizmete alınacak. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)) “Bu havalimanının da hesabı şeffaf değil.” diyorlar. Hesabını size söyleyeyim, her zaman da detayları vermeye hazırım: 10,5 milyar euro buranın maliyeti. Bizim cebimizden beş kuruş para çıkmıyor, firma yapacak.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Garantiden mi?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, garanti var. Garantileri, yirmi beş yıl işletecek, yirmi beş yıl içerisinde de bize 26,5 milyar, artı KDV olarak para verecek üste, yıllık. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Her yıl 1 milyar 50 milyon avro Türkiye’ye para verecek. Yani, eski bir kömür havzasını, çukurlarla, çamurlarla dolu bir alanı verdik, üstüne dünyanın en büyük bir havalimanı yapılıyor ve o da yetmedi, yirmi beş sene bu havalimanı işletilecek, yirmi beş yıl içerisinde de işte, 26,5 milyar artı KDV avro olarak para verilecek, kabataslak 110 katrilyon…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - …yirmi beş yılın sonunda da havaalanını geri alıyoruz; parayı da alıyoruz, havaalanı da bonus olarak elimize geçiyor. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, selamlar mısınız efendim, bağlar mısınız.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan, sözlerimi tamamlıyorum.

2018 yılı bütçesi ülkemize, milletimize hayırlı olsun. Bu ülke için, bu millet için, bu milletin huzuru için, barışı için gece gündüz görev yapan, 15 Temmuzda demokrasiyi korumak adına seve seve canını veren bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Amin.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Gazilerimize hayırlı ömürler diliyorum…

BAŞKAN – Amin.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - …ve eleştiri, önerileri için bütün partilerimize bu vesileyle teşekkür ediyorum.

Hükûmet olarak emanete riayeti esas alan, hukuk ekseninden ayrılmayan bir titizlikle bize verilen bütçenin her kuruşunu harcayacağız; ülkemize hizmet olarak bu bütçeyi geri vermiş olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bu duygularla bir kez daha yüce Meclisi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından “Bravo” sesleri, ayakta alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu millet seninle gurur duyuyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başbakan.

Sayın Engin Altay, buyurun beyefendi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, kimse “Yoğurdum kara.” demez. Sayın Başbakanı da bu anlayış içinde dinledik. Lakin Genel Başkanımızın iddia ettiği 292 kilogram altın kayıp konusunda elimizde resmî belgeler de var…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yanlış okuyorsunuz, yanlış.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gümrük ve Ticaret Bakanlığı başmüfettişleri tarafından tanzim edilen bu belgelerde bu eşyanın hem tüm çıkış evraklarında -gümrük çıkış beyanı dâhil- hem de eşyanın Türkiye gümrük bölgesine giriş yaptığına dair özet beyanda ve bütün diğer bölgelerde 1.500 kilogram altın olduğu sabittir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Kılıçdaroğlu hesap uzmanı olarak baksa doğruyu görecek, hesap uzmanı olarak baksa doğruyu görecek ama siyasi olarak yanlış değerlendirme yapıyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunu Genel Kurula bir sunmak istedim ama esas itibarıyla da efendim, Genel Başkanımızın söylediklerini yalanlamak ve Genel Başkanımızın ileri sürdüğü görüşten farklı bir görüşü atfetmek suretiyle Sayın Başbakan Genel Başbakanımıza ve dolayısıyla grubumuza sataştığından söz talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Efendim, inceleyeyim bir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nasıl inceleyeceksiniz efendim? Nasıl inceleyeceğiz?

BAŞKAN – Birleşim bitmeden buna karar vereceğim efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Başkanımızın yalan söylediğini iddia etti.

BAŞKAN – Beyefendi, inceleyeceğim zabıtları, bakayım. Sizin tefsiriniz bu, görüşünüzü aldım. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buna da itiraz etmeyin artık ya, bütçe görüşmesinde cevap hakkı vermeyeceğiz… Bravo! Tarihe geçersiniz yani. Size de bu yakışır.

BAŞKAN - Ahmet Bey, buyurun efendim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İç Tüzük 60’a göre yerimden kısa bir söz talep ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Başbakan Binali Yıldırım’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanın DBP’li belediyeler için “Onların durumu özel.” diyerek gerçekten oradaki belediyelerin evrensel hukuk normlarıyla değil, özel hukuk normlarıyla yargılandıklarını itiraf ederek bizi doğruladığı için kendisine içtenlikle müteşekkirim.

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Terör örgütlerine yardım yapıyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ayrıca şunu da ifade edeyim: İddia edildiği gibi -biz mahkemeye intikal eden belgeler üzerinden konuşuruz- kaynak aktarıldığına dair, vesair, yardım edildiğine dair hiçbir isnatla yargılanmıyor arkadaşlarımız, tümüyle siyasi gerekçelerle alındılar.

Bir de DBP’li belediyelerin Rakka’da veya Kandil’de araçları çıkmıyor. Bunu özellikle Genel Kurulun bilgisine sunmak isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Efendim, şimdi…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım, ben de yerimden kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yerimden kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, siz de buyurun.

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, bütçe görüşmelerinde teamül olarak genel başkanlar konuştuğunda cevap hakkı talep edilmediğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Yaklaşık iki saat kadar önce Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu burada tonu son derece yüksek bir konuşma yaptı. Bütün grubumuz, ifade edilen sözlerin sertliğine ve ağırlığına rağmen sessiz bir şekilde dinlediler ve biz o bir saatlik konuşmanın ardından cevap hakkı adına çıkarak orada sataşmadan bir talepte bulunmadık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E çünkü iki saat konuşmanız vardı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bizim burada, Mecliste, bütçe görüşmelerinde -benim gördüğüm- genel başkanlar konuştuğunda bir gelenek var adı konulmamış; cevap hakkı talep edilmez ve neticede kamuoyu bunu takdir eder.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Süleyman Demirel ile İnönü yedi kere gidip gelmiş, yedi, aç da oku.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu çerçevede, burada, bu Mecliste 2011’den bu yana yaşanan bu uygulamanın devam etmesinde fayda görürüz.

Bunu arz etmek için söz aldım, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Genel Başkandan sonra iki saat konuştunuz ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söyledim Engin Bey…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Anladım efendim…

BAŞKAN – Bir konuşma daha var. Bu birleşim bitmeden…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Anladım ama Başbakanın yaptığı bir saat sekiz dakikalık konuşmayı bundan sonra yapılacak on dakikalık konuşma süresinde inceleyebileceğinize emin misiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yarın inceler canım.

BAŞKAN – Gayet tabii, okuyacağım; gayet iyi takip ediyorum, endişe etmeyin. Lütfen buyurun Engin Bey.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Neyi inceleyeceksiniz?

KADİM DURMAZ (Tokat) – Ne diyorsa gözünden kaçmış, fark etmemişsin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – E ne oldu? Belgeyi sordunuz, belgeyi gösterecektik. Niye vermedi süreyi? Belge sordunuz, göstereceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Efendim, şimdi şahısları adına, aleyhte olmak üzere son söz, İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu Bey’e aittir.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2018 yılı merkezî yönetim bütçesine ilişkin olarak şahsım adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Bütçenin milletimizin huzur ve refahına, nimet ve külfetin hakça dağıtılmasına, demokrasinin gelişmesine, daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye’nin inşasına vesile olmasını temenni ediyorum.

Bölgesel ve küresel gelişmeler, evrensel düzeyde kabul gören değer ve kavramların içinin boşaltıldığını, doğrular ile yanlışların birbirine karıştığını, her gün çelişkilerle dolu olaylara şahit olunduğunu göstermektedir. Bir yanda göz kamaştıran zenginlikler diğer yanda açlıktan ölen insanlar, “demokrasi” ve “insan hakları” gibi kavramların gölgesinde yürütülen işgaller, adalet adına yapılan zulümler, “hak” diyerek girişilen şeytanlıklar maalesef yaşadığımız çelişkilerden bazılarıdır. Bu süreçte özellikle İslam coğrafyasında yaşanan iç çatışmalardan, vekâlet savaşlarından ve zalim yönetimlerden kaynaklı dramların da sonu gelmemektedir. Son olarak ABD’nin Kudüs’le ilgili sorumsuz kararı, uluslararası hukuku yok saymanın ne kadar kolay olabileceğini göstermiş, Orta Doğu’da, hatta dünyada yeni krizlerin fitilini ateşlemiştir. Unutulmamalı ki İslam dünyasının göz bebeği olan Kudüs, haklı davamızdır; asla gasbedilemeyecek ve rehin alınamayacaktır.

Tüm bu gelişmeler göstermektedir ki tok ve hür insanların yaşadığı, küresel düzeyde adalet anlayışının egemen olduğu bir dünya özlemi uzun bir süre daha devam edecektir. Bu durum, tarihî misyonuna uygun olarak Türkiye’ye de güçlü bir devlet ve lider ülke olma sorumluluğu yüklemektedir. Çok şükür ki, bazı sorunlarımız olsa da Türkiye Cumhuriyeti, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere devleti ve milletiyle dünden bugüne huzurlu ve güvenli bir geleceğin inşası için gayret gösteren demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. 15 Temmuz hain kalkışması ve bölgemizde yaşananlar, bu kazanımların ne kadar değerli olduğunu, kaybedilmesinin ise ne kadar kolay olabileceğini herkese göstermiştir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye terörle mücadeleyle birlikte karmaşık bölgesel gelişmelere odaklanmış olsa da artan enflasyon, işsizlik, dış ticaret ve kamu açıkları gibi sorunlar, ekonominin asla ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Türkiye ekonomisinin devam eden ihtiyacı, güven ve istikrar içinde sağlıklı bir yatırım, üretim, ihracat ve istihdam zincirinin oluşturulması suretiyle yoksulluğun azaltılması ve gelir dağılımının daha adil hâle getirilmesidir. Yoksullukla mücadelenin esasını işsizlikle mücadele oluşturmaktadır. Bugün istihdamda kısmi artışlar olsa da işsizlik oranı istenilen seviyeye düşürülememektedir.

Yüzde 13’e yükselen enflasyon dar gelirli vatandaşlarımızın geçimini zorlaştırmakta, üretici fiyatlarındaki yüzde 17,5’lik artış ise enflasyondaki düşüş umutlarını azaltmaktadır.

Cari açığın yüzde 4’ler civarında olması, her yıl 35-40 milyar doları başka ülkelere göndermek zorunda kaldığımız anlamına gelmektedir.

Bütçenin başarısı mali disiplinle birlikte yapısal reformların gerçekleştirilmesine, vergi gelir performansının artırılarak sürdürülmesine ve kayıt dışı ekonominin azaltılmasına bağlıdır. Ancak 2018 bütçesi vergi tabanını genişletmek yerine mevcut mükelleflerin yükünü daha da artırmaktadır. Ayrıca vergi gelirlerinin yüzde 53,4’ünün ÖTV ve KDV’den geldiği ve dolaylı vergilere dayandığı bir durumda vergi yoluyla gelir dağılımı adaletine katkı sağlanması da mümkün olamayacaktır.

Bütçenin en dikkat çekici noktalarından birisi de yatırım harcamalarındaki duraklamadır. 2017 bütçesinde gerçekleşme tahmini 66,2 milyar TL tutarında olan sermaye giderlerinin 2018 bütçesinde sadece yüzde 4’lük bir artışla 68,8 milyar TL olarak öngörülmesi bütçenin yatırımcı bir bütçe olmadığı izlenimini vermektedir.

Bütçe büyüklüklerine bakıldığında sektörel payların bir önceki yıla göre genel olarak yapılan artışlar ve ayrılan paylarla doğru orantılı olduğu görülmektedir. Bu durum bütçede ağırlık verilecek bir hedefin ve odağın bulunmadığını göstermekte, bütçenin istikameti konusunda da bilgi vermemektedir. Oysa Türkiye’nin üretimi artırması, istihdam yaratması, eğitimdeki karmaşayı gidermesi ve jeopolitik risklere karşı önlem alması gerekmektedir.

Hatırlatmak isterim ki bir ülkenin gelişmişliği ve kalkınmışlığı sadece ekonomik göstergelerle ölçülemez. Her gün işlenen kadın cinayetlerinin önüne geçilemediği, Türk toplumunun temel taşı olan ailenin ekonomik ve sosyal gelişmelerin yol açtığı olumsuzluklara karşı korunamadığı, çocuklarımızın uyuşturucu batağına saplandığı, trafik terörünün, iş kazalarının önlenemediği ve çevre bilincinin geliştirilemediği bir ortamda gelişmiş ve kalkınmış bir ülke olmak mümkün değildir. Bu kapsamda ekonomik reformlarla birlikte demokrasinin geliştirilmesi, yolsuzluk ve yozlaşmanın önüne geçilmesi, yargı, eğitim, kamu yönetimi alanlarındaki reformların bütüncül bir anlayışla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bunlar gerçekleştiği takdirde Türkiye ekonomisi de daha öngörülebilir ve güvenilir hâle gelecektir.

Kuşkusuz 15 Temmuz sonrası FETÖ ve PKK öncülüğünde oluşturulan Türkiye karşıtı lobilerin Türkiye’yi köşeye sıkıştırma gayretleri devam etmektedir. Hemen her gün Türkiye ekonomisini sıkıntıya sokacak bir manipülasyon, istikrarsızlığı tetikleyecek bir söylem ve gelişme yaşanmaktadır. Bu durum karşısında meselelere daha titiz yaklaşmak ve kırılganlıkları azaltılmış bir ekonomi oluşturmak zorunlu hâle gelmektedir. Zira Türkiye ekonomisinin bir an önce çözülmesi gereken yapısal sorunları zaten vardır.

Sayın milletvekilleri, kamu yararının odak, hak ve adaletin ölçüt olmaktan çıktığı durumlarda devletin işleyişinde zafiyet oluşacak, vatandaşların devlete güveni azalacaktır. Temel hakların çiğnendiği ve kurumların işlemez hâle getirildiği bir yerde mülk temelden sarsılacaktır. Devlet idaresi millet emaneti, devlet hizmeti ise şerefli bir görevdir. Bu sebeple de devlet adına yetki kullananların, şartlar ne olursa olsun önce Türk devleti diyecek şuura sahip olması gerekir. Bunu sağlamanın yoluysa kamu görevlilerinin seçiminde ve terfilerinde sadece ehliyet ve liyakatin, devlet ve millet şuuruna sahip olmanın ve vatana sadakatin esas alınmasıdır. Bize göre, Türkiye’nin köklü devlet geleneğini çağdaş gelişmelerle buluşturan bir kamu yönetimi yapısı ve işleyişi oluşturulmalı, politika belirleme kapasitesi geliştirilerek kamu politikalarının birbiriyle uyumu sağlanmalıdır. Bu kapsamda 16 Nisanda yapılan Anayasa değişikliği Türkiye’nin bir üst fazda yeniden inşası için önemli bir adım ve fırsattır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak program ve beyannamelerimizde devlet ve yönetim reformu ihtiyacına dikkat çektik, çalışanlarımıza ilişkin sorunları dile getirdik; denetim yollarını kullanarak ve kanun teklifleri vererek bu sorunları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdık.

Seçim beyannamemizde kamudaki taşeron, sözleşmeli, 4/B’li, 4/C’li, geçici ve vekil olarak çalışanların kadroya geçirilmesini; bu şekilde hem statü karmaşasına son verilmesini hem de çalışanların çalışma şekillerinden kaynaklı mağduriyetlerinin giderilmesini öngördük. Bu yöndeki çağrılarımızın karşılık bulması ve taşeronların kadroya geçirilmesi yönündeki düzenlemenin hazır olması memnuniyet vericidir.

Bununla birlikte, vatandaşlarımızın ilettiği bazı belirsizlikleri açıklığa kavuşturulması bakımından gündeminize getirmek istiyorum. Bunlardan birincisi, taşeron dışında “vekil” “geçici” ve benzeri farklı adlarla çalışanların, KİT’lerdeki taşeronların durumlarının ne olacağıdır.

İkincisi ise uzun süreli alt işveren sözleşmesi yapanların sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerinde ve taahhütlerinde bir değişiklik olup olmayacağı ile bunların araç, makine, ekipman, vergi ve benzeri ödemelerine yönelik bir mağduriyet yaşayıp yaşamayacaklarıdır.

İsteğimiz, olumlu bir düzenleme yapılırken meselenin tüm boyutlarıyla ve tüm taraflarıyla değerlendirilerek yeni mağduriyetler yaşatılmamasıdır.

Bu düşüncelerle 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.

Bugün Şırnak’ta şehit olan sözleşmeli Piyade Er Mersinli Hacı Mustafa Can’ı ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, Genel Kurulun siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, tutanakları inceledim Sayın Engin Altay Bey.

Burada 69’a göre “Sataşılan veya ileri sürdüğü fikirden dolayı farklı görüş atfolunan” diye bir hüküm var; olabilir.

Buyurun lütfen.

İki dakika…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aykut Erdoğdu Genel Başkan Yardımcımız konuşacaklar.

BAŞKAN – Hay hay efendim.

Buyurun Sayın Erdoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Başbakan Binali Yıldırım’ın 503 sıra sayılı 2018 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 504 sıra sayılı 2016 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başbakan, bize belge sordunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Meclisi selamla istersen önce!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Biz şimdiye kadar belgesiz hiçbir iddiayı gündeme getirmedik. Bize dediniz ki “Yakınlarının, Cumhurbaşkanının yakınlarının vergi cennetlerinde şirketi yok.” Bu ne Sayın Başkan, bu ne? BUMERZ Limited Şirketi, BUMERZ, BUMERZ.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Yalan!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – BUMERZ; Burak, Mustafa Erdoğan, Ziya İlgen. 2 sterlinlik şirket. Kimin? Burak Erdoğan.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Yalan söylüyorsun!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Burada, git… 15 sterline veriyorlar, 15 sterline. Parasını verdik, aldık biz. Kime aitmiş? Cumhurbaşkanının akrabalarına, emekli öğretmen Ziya İlgen’e. Bu şirket ne yapmış? 18 milyon dolar kredi almış. Niye? Bir gemiyi satın almak için. Kimden? Mübariz Mansimov’dan gemiyi satın almak için. Mübariz Mansimov’dan gemiyi satın alıyorsa niye Mübariz Mansimov bu parayı ödüyor, sorsanıza Cumhurbaşkanına.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – FETÖ iddia etti bunların hepsini, FET֒cüler.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Sormayalım mı yani?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ne biçim bir tavır bu?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – 18 milyon dolar krediyle alınan Agdash gemisinin hesabı bu kürsüde verilecek.

“Para gitmedi.” diyorsunuz. Tek şirket o değil Sayın Başbakan. Pal Shipping Trader One Şirketi, Malta Adası’nda. Kimin? Yine bunların. Pal Shipping Trader One Şirketinin üzerinde hangi gemi var? Agdash gemisi var. “Para gitmedi.” diyorsunuz.

1 Ocak 2011 itibarıyla 5 milyon 204 bin dolar, 31 Aralık 2014 itibarıyla da 13 milyon 207 bin dolar.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Savcıya götür, savcıya.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bir emekli öğretmenin, vergi cennetindeki şirketinin hesabında ne var? Nasıl açıklıyorsunuz bu durumu? Agdash gemisi, 25 milyon dolar… Sıdkı Ayhan, 15 milyon dolar para gönderiyor. Sıdkı Ayhan kim? Kucağa oturttukları. “Kucağa oturttuk.” diyordunuz. Şimdi bunun hesabını sormayacak mıyız biz burada? Hepsinin belgesi burada, hepsinin, hepsinin.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Savcıya verin.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Savcıya götür, savcıya.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Savcıya da vereceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayıp ulan, ayıp!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Savcı bırakmışsanız savcıya da vereceğiz. Hiç belgesiz konuşmadık, bakın, kapı gibi belgeler, kapı gibi belgeler, bu ülkedeki çürümüşlüğü gösteren. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sana mı kalmış bu memleket?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Sayın Başbakan, “İstanbul’a 450 kilometre” dediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Aykut Bey… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ama yasakladılar birinci köprüyü… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, lütfen müsaade edin.

Aykut Bey…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Karayollarının… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Niye bağırıyorsunuz?

Sayın Başkan, olmaz böyle. Olur mu böyle şey? Burası kürsü.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Beyefendi, siz de Genel Kurula hitap edin lütfen, lütfen Genel Kurula hitap edin ve sözlerinizi bağlayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İşgal kürsüsü mü Sayın Genel Başkan, işgal kürsüsü mü? “İki dakika” dedi, daha duruyor. İşgal yeri mi burası?

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Onlar alışkındır işgal etmeye.

BAŞKAN – Mustafa Bey, Sayın Elitaş, lütfen oturunuz, lütfen…

Tamamlayın Sayın Erdoğdu.

Evet, Aykut Bey…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Evet, Sayın Başbakan, bu belgelerin hepsini size verebiliriz; savcı bıraktıysanız savcılığa da vereceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Cahil adam! Kimsin sen?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Yine söylüyorum: Şimdiye kadar belgesiz konuşmadık. Bu memlekette kazanıp bu memlekette vergi ödeyen dürüst, namuslu, ahlaklı insanlara selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Terbiyen yok, terbiyen yok, terbiyen!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Evet, Mustafa Bey… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Dinliyorum efendim, müsaade edin.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Belgen yok, belgen.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Belge işte, belge, belge, belge.

BAŞKAN – Efendim, karşılıklı konuşmayın lütfen.

Mustafa Bey, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Az önce AK PARTİ Grup Başkan Vekili önemli bir hadise söyledi. Geleneklerde olmayan…

BAŞKAN – Acaba mikrofonda konuşsanız da daha rahat tutanaklara geçse…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, sataşmadan söz verin, kürsüden…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanaklara bakın efendim, tutanaklara.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

Sataşma var, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ah seni gidi çifte standartçı!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Onlara gelince hemen söz veriyorsunuz.

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce AK PARTİ Grup Başkan Vekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi teamülleri çerçevesinde önemli bir noktanın altını çizdi. Siyasi parti genel başkanları burada konuşurlar, birbirlerinin görüşlerini, tezlerini çürütmeye çalışırlar. Milletvekilleri olarak da bunu biz saygıyla izleriz. Hiçbir siyasi parti genel başkanına laf atmamak için biz gayret gösteririz, milletvekili arkadaşları bu konuda uyarırız ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Burada usulen milletvekilliği yapıyorsunuz.” dediği Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan bir hakaretti, milletvekili arkadaşlarımız bu 550 milletvekilinin hukuku için itirazlarını dile getirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Burada Hükûmete yapılan sataşmalarla ilgili özellikle Sayın Engin Altay “Grup başkan vekilleri niye çıkıyor, cevap veriyor?” derler ama şimdi yani Sayın Kılıçdaroğlu’yla ilgili Sayın Başbakan iki grup başkanının yaptığı, birbirlerinin fikirleri konusunda, siz taşeron kullanıyorsunuz... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Diyorsun…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben belgeleri hazırlayamam, bu partinin milletvekiliyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Kılıçdaroğlu sizi taşeron yapmış, siz de taşeronun taşeronusunuz.

Bakın, internet sitesine girin. İnternet sitesinde, o sizin iddia ettiğiniz belgeler, 2008-2009 yılında yayınlanmış, 2011 yılında FET֒cüler tarafından gündeme getirilmiş, 2017 yılı Mayıs ayında yine FET֒cü Fuat Avni mahlaslı kişi tarafından güncellenmiş.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bana ne? Ben gittim aldım. Bana ne?

KADİM DURMAZ (Tokat) – Belge var mı yok mu? Gerçek mi değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ve size ne olduğunu söyleyeyim: Bu belgeyi biz istedik, dedik ki: “Getirin, kâğıt sallamak değil.”

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben size vereyim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Verdik ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “BUMERZ” diye bir şirket yok mu diyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Size o belge Amerika Birleşik Devletleri‘nden getirildi. O belge kargodan, Amerika Birleşik Devletleri’nden gönderildi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vereyim mi? Vallahi değil ya.

BAŞKAN – Engin Bey, böyle bir usul yok ama böyle bir usul yok.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Böyle usul mü var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – FET֒cülerin belgeleri size getirildi, iletildi. Bu belgelerin hepsi FET֒nün gönderdiği belgelerdir, FET֒nün.

(Hatip tarafından, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın verdiği belgelerin yırtılması)

[AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından “Yuh!” sesleri, alkışlar (!)]

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Helal size!

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına yakışmayan bir iştir. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, 15 Temmuz günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde göğsünü siper etmiş 10 milletvekilinin dik durduğu gibi durmalı, FET֒nün gönderdiği bu evrakları Türkiye Büyük Millet Meclisinde savunmamalı; benim söylediğim budur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Belge melge istiyordun ya, al belge.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tabii, tabii.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 503) (Devam)

2.- 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861), 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2016 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin, 2016 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun ve 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 174 adet Kamu İdaresine Ait Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1187), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2016 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun ve 2016 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu ile 2016 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/1188) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 504) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi, sırasıyla her iki tasarının da 1’inci maddelerini okutuyorum:

2018 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir, Finansman ve Denge

Gider

MADDE 1- (1) Bu Kanuna bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 751.299.665.000 Türk lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 88.528.812.000 Türk lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 4.673.105.000 Türk lirası,

ödenek verilmiştir.

2016 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

 

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 9/3/2016 tarihli ve 6682 sayılı 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 560.782.309.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 68.938.657.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 3.790.619.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

(2) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası 2016 yılı merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin bütçe giderleri 569.116.634.971,73 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin bütçe giderleri 85.186.707.816,27 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların bütçe giderleri 3.840.811.872,42 Türk Lirası, olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2016 yılı merkezi yönetim net bütçe gideri 584.071.430.611,73 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 164’üncü maddesi uyarınca bütçe kanunu tasarısı ile kesin hesap kanunu tasarısının görüşmeleri birlikte yapılacağından, okunmuş bulunan 1’inci maddeler kapsamına giren kuruluşların 2018 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2016 yılı merkezî yönetim kesin hesaplarının görüşmelerine yarınki birleşimde başlanacaktır.

Alınan karar gereğince, programa göre kuruluşların bütçe ve kesin hesaplarını görüşmek için 12 Aralık 2017 Salı günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Teşekkür ederim.

Kapanma Saati: 21.49

VII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA DÜZELTMELER

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı’nın, 6/12/2017 tarihli 33’üncü Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin dilekçesi (x)

 



(x) 503, 504 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri Tutanağa eklidir.

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 12/12/2017 tarihli 35’inci Birleşim Tutanağı’nın “Geçen Tutanak Hakkında Düzeltmeler” kısmında yer almaktadır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade 6/12/2017 tarihli 33’üncü Birleşim Tutanağı’nın …… sayfasında yer almakta olup bu birleşim tutanağına eklidir.