TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           32’nci Birleşim

                                                                                        5 Aralık 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, hafriyat kamyonlarının neden olduğu ölümlere ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümünü kutladığına, Mardin, Adıyaman ve Gaziantep’te bir dizi çalışma ve toplantı yapan KEFEK üyelerini tebrik ettiğine ve 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ve 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Uğur Dilipak’ın, Amerika’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma ve İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı almaya hazırlandığı yönündeki haberlere ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, bekçilik alımlarıyla ilgili sınavlarda şaibe çıkmaması için tedbir alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ve başörtülü kadınların milletvekili seçilme hakkını ilk defa AK PARTİ iktidarıyla 7 Haziran 2015’te elde ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, AK PARTİ’den kurtulmak için 17 Aralık ve 15 Temmuzda Türkiye’ye diz çöktüremeyenlerin ellerindeki sahte belgelerle algı operasyonu yaparak diz çöktürme savaşı verdiklerine ilişkin açıklaması

9.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Şırnak’ta bir kömür ocağında yaşamını kaybeden 3 işçiye rahmet dilediğine, sorumlular hakkında ne tür işlem yapıldığını ve ne gibi güvenlik önlemleri alındığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki POSCO işçilerinin durumuna ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’da yaşanan çevresel sorunlar ve özellikle hava kirliliği konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, mevsimlik işçilerle ilgili düzenleme yapılacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Alvarlı Barajı konusuna yaklaşımı nedeniyle Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na teşekkür ettiğine ve 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Hükûmetin doların dengeye gelmesini beklemekten başka bir projesi olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Mektebi Mülkiye’nin kuruluşunun 158’inci yıl dönümüne, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ve 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, ülkenin ekonomik olarak geldiği noktaya, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 7 Aralık tarihindeki duruşmasının 20 kişilik bir salonda yapılacak olmasına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

19.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ve Şırnak’ta yaşamını yitiren 3 maden işçisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ve 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 506 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 5/12/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de yapısal sorun olan yolsuzluk ve son dönemde artan yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla 5/12/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, kadın istihdamında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1121) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarısı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak işler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer almasına; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine; kamu idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerin dokuz turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe ve kesin hesap kanunu tasarılarının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 506 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması

11.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, (2/1355) esas numaralı 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/121)

 

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- (10/601) esas numaralı Yurtdışına Kaçırılan Kültür Varlıklarımızın Belirlenerek İadelerinin Sağlanması ve Mevcut Kültür Varlıklarımızın Korunması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506)

2.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:457)

3.- Geçici İthalat Sözleşmesinde Yapılan Değişikliklere İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/712) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 385)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş'ın, makam aracı ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/15447)

2.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarca 2002-2017 yılları arasında Kocaeli iline yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15844)

3.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker'in, Türkiye Futbol Direktörüne Türkiye Futbol Federasyonu tarafından ödenecek tazminat miktarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16404)

4.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu'nun, görevden ayrılan Millî Takımlar Teknik Direktörüne ödeneceği iddia edilen tazminata ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16405)

5.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın'ın, 6639 sayılı Kanuna göre araştırmacı kadrosuna atanan kişilere ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından yapılan ve yapılmayan göreve iadelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16406)

6.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık'ın, Türkiye Futbol Direktörüne Türkiye Futbol Federasyonu tarafından ödenecek tazminat miktarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16407)

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, yurtlarda kalan çocuklara yangın ve tabii afetlere karşı eğitim verilip verilmediğine, kamu yurtlarına ve özel yurtlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16408)

8.- Van Milletvekili Lezgin Botan'ın, görevden ayrılan Türkiye Futbol Direktörüne TFF tarafından ödenecek tazminatın miktarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16409)

9.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'ın, Türkiye Atletizm Federasyonunun bazı uygulamalarına yönelik iddialara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16410)

10.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın'ın, Süper Kupa Finalinde üstünde Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa yazan bir pankartın stadyuma alınmamasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16411)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda mobbinge maruz kalan kişilere ve bunlarla ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16412)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Beşiktaş-Konyaspor maçında Beşiktaşlı taraftarların hazırladığı bir pankartın stada alınmamasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16413)

13.- İzmir Milletvekili Tacettin Bayır'ın, Beşiktaş-Konyaspor Süper Kupa final maçında yaşanan olayların soruşturulmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16414)

14.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Türkiye Futbol Federasyonunun son beş yıllık gelir ve giderlerine ve alt yapıdan gelen sporculara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16643)

15.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, at yarışlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16644)

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, 2017-2018 sezonunda spor branşlarına göre görev yapacak antrenör ve sporcu sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/16646)

17.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, 2010-2017 yılları arasında Samsun genelinde alınan teşvik belgesi sayısına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/16718)

18.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, bir milletvekilinin üyelikle bağdaşmayan bir görevi yürüttüğü iddiasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/16777)

19.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, 2010-2017 yılları arasında Mardin genelinde alınan teşvik belgesi sayısına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/16860)

20.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Bor ilçesindeki deri sanayisinin durumuna ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/17284)

21.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi'nin, bir ziyaretçi hakkındaki giriş yasağına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/17289)

22.- Van Milletvekili Lezgin Botan'ın, bir kelimenin tutanaklarda yazılışına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/17847)

23.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer'in, son 15 yılda devlet kurumlarına atanan kişilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/17875)

24.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2016-2017 yılları arasında Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda yapılan kiralamalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/17940)

25.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda verilen hizmet içi eğitimlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/17941)

26.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlardaki makam araçlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/17942)

27.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda Sosyal Hizmetler Kanunu gereğince istihdam edilen koruma altındaki çocuk sayısına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/17943)

28.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen'in, TBMM personeli ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/18068)

29.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, ulusal ve uluslararası alanda iş yapan müteahhitlere ve yaptıkları işlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/18081)

30.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, ülkemize 2016 ve 2017 yıllarında gelen dış yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/18082)

31.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan'ın, OHAL KHK'ları ile kamudan ihraç edilen ve haklarında yargısal işlem yapılan personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/18100)

32.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer'in, bir milletvekilinin TBMM'deki ziyaretçilerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/18455)

 

5 Aralık 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasıyla ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’e aittir.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen, salondaki uğultuyu keselim, hatibi kürsüye davet ettim, insicamını bozmayalım.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milleti ve bu ülkenin kahraman Türk kadınları; Türk kadınana seçme seçilme hakkı verilişinin yıl dönümüyle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi selamlıyorum ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, 5 Aralık 1934’te Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını şeriat zincirinden kurtaran Medeni Kanun’la Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği haklarının iade edilmesinin temeli oluşmuştur. Artık kadın güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya hazır konuma gelmiştir.

1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiştir ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, 1930’larda Türkiye cumhuriyetinde kadınların siyasi haklarını kazanması için gerekli yasaların çıkarılmasıyla ifade edilmiştir.

Kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkı elde etmesi toplumsal hayatta gerçekleşen önemli adımların başında gelmektedir. Bilhassa cumhuriyetin temel ilkeleri arasında kadına verilen önemin de yine aynı şekilde dışa vurumudur kadının seçme ve seçilme hakkı. 1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasayla önce belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliğiyle tanınmıştır. Kadınların belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı 3 Nisan 1930’da Belediye Kanunu’nun kabul edilmesiyle gerçekleşmiştir. Kadınlar siyasal haklarını ilk kez 1930 yılındaki belediye seçimlerinde kullanmışlardır; seçimler eylül başından Ekimin 20’sine kadar sürmüştür.

Köy Kanunu’nun 20’nci maddesinin değiştirilmesine dair 26 Ekim 1933 tarihli ve 2329 sayılı Kanun’un çıkarılmasıyla; kadınların köy muhtarı ve heyetlerine seçilme hakkı getirilmiştir. Aydın'ın Çine ilçesine bağlı Demirdere köyünde -bugünkü Karpuzlu ilçesi- yaklaşık 500 oy alarak seçimi kazanan Gül Esin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın muhtarı olmuştur.

Türkiye’deki kadınlar milletvekili olmak için 1923 itibarıyla büyük bir mücadele gerçekleştirmişlerdir; on bir yıllık bir mücadeleden sonra bugün yani 5 Aralık 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Evet, Atatürk, cumhuriyetin ilanından dokuz ay önce, Şubat 1923’te şöyle demiştir: “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı, bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir.”

Atatürk, bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini belirlemiştir. Atatürk’ün Türk kadınına beslediği sevgi ve saygı Kurtuluş Savaşı’ndaki gözlemleriyle iyice perçinlenmiştir. 1923 yılında da Konya’da yaptığı bir konuşmada bu hassasiyetini büyük bir içtenlikle dile getirmiştir. “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim.’ diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur.”

Bunlardan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükranla, minnetle ve saygıyla anıyoruz; mekânları cennet olsun diyoruz.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Evet, seçme ve seçilme hakkını elde etmiş bulunmaktayız. Ben de Milliyetçi Hareket Partisinin bir milletvekili olarak, onurlu bir Türk kadını olarak, burada yaptığım yasama faaliyetlerinde, bilhassa kadınlarımız için yapılması gereken, düzenlenmesi gereken haklarla ilgili daha fazla çaba göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda, iktidar partisiyle birlikte, yapılması gerekenlerin bir gündeme oturtulup bilhassa kadınların beklentilerine karşılık verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

Gündem dışı ikinci söz, hafriyat kamyonlarının neden olduğu ölümler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’e aittir.

Buyurun Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, hafriyat kamyonlarının neden olduğu ölümlere ilişkin gündem dışı konuşması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilişinin 83’üncü yıl dönümü. Öncelikle, kadınlara “Siyasette benim de diyecek sözüm var.” deme hakkını veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla ve minnetle anıyorum. Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, “Kadınlar çalışmak istediği için işsizlik artıyor.” diyerek kadınları ötekileştiren; kadın-erkek eşitliğini fıtrata ters bulan; eğitimde, ekonomide, hayatın her alanında kadını geri plana atan zihniyete karşı mücadele eden tüm kadınları selamlıyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eşitlik ve adalet mücadelesinde “Hayat benim, ben seçerim.” diyen, hakları ve özgürlükleri için direnen kadınların yanındayız.

Değerli milletvekilleri, iktidarın durmak tükenmek bilmeyen talan ve rant hırsı artık sadece tarihi, sadece doğayı değil vatandaşlarımızın can sağlığını ve yaşam hakkını da tehdit ediyor. Dev bir şantiyeye dönüşen İstanbul’da gün geçmiyor ki bir insanımız hafriyat kamyonlarının altında hayata veda etmesin. Bu insanlarımız aramızdan ayrılırken ailelerinin hayatı da cehenneme dönüyor. Türkiye'nin dört bir yanında, son yirmi ayda, onlarca insanımız hayata veda etti. Peki, bu kadar insanımız canını verirken sonuç ne? Sonuç yine tedbirsizlik, sonuç yine cezasızlık.

Şule İdil Dere bilmiyorum sizin aklınızda bir şey ifade ediyor mu? İdil, 23 yaşında, üniversite öğrencisi genç bir kardeşimizdi. Yoğurtçu Parkı’nda bir hafriyat kamyonunun altında kaldı. Tekrar söylüyorum: Yoğurtçu Parkı’nda diyorum. Parkta yürürken önlem almayan İBB yöneticilerinin ihmali yüzünden hayata veda etti, ailesini acılar içinde bıraktı. On yedi ay sürdü iddianamenin hazırlanması, tam on yedi ay ve sonuçta gerekli önlemleri almadığı için İBB yetkilileri sorumlu bulundu fakat soruşturma izni verilmedi. Ben buradan bir kez daha sormak istiyorum: Bir genç kızın hayatından daha değerli ne olabilir de bu soruşturma iznini vermediniz? Daha kaç canımızı kaybedeceğiz bu hafriyat terörüyle? Ne zaman buna “Dur. diyeceksiniz? Bu ihmallere göz yummaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?

Yine, Özge Kandemir, 22 yaşında, geleceğe yönelik umutları var, üniversite öğrencisi genç bir kardeşimiz. Moda’da kaldırımda yürüyorken bir hafriyat kamyonunun aramızdan aldığı genç bir kardeşimiz. Ne oldu? Daha cenazesi kalkmadan, tam kusurlu bulunan şoför adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Görüyoruz ki, sizin anlayacağınız gibi de, biliyoruz, eğer Türkiye'de gazeteciyseniz, muhalifseniz, fikirlerinizden ötürü aylarca, yıllarca tutuklu kalabilirsiniz ancak Hükûmetin bitmek tükenmek bilmeyen rant hırsına hizmet ediyorsanız, İBB yöneticisi de olsanız, hafriyat kamyonu şoförü de olsanız korunursunuz, kollanırsınız, tutuksuz yargılanırsınız hatta gerekirse yargılanmaya bile gerek duyulmazsınız.

Değerli milletvekilleri, bu cinayetlerin sorumlusu, Kentsel Dönüşüm Yasası’nın rant yasasına dönüşmesine göz yuman AKP iktidarıdır, deprem toplanma alanlarını müteahhitlere peşkeş çeken iktidardır. Bu cinayetlerin sorumlusu, dikey yapılaşmadan şikâyet edip timsah gözyaşları dökerken ve İstanbul’da ihanet itirafları yaparken gördüğümüz AKP yöneticileridir. Bu cinayetin sorumlusu, İstanbul’a ihanetin baş mimarı Kadir Topbaş’tır ve milyonlarca İstanbulluya hesap vermeden bir istifayla tüm hatalarının, suçlarının geride kalacağını düşünüyor. Tüm bu ihanetlerin hesabı bir gün adalet önünde sorulacak.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınmasıyla ilgili söz isteyen Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’e aittir.

Buyurun Sayın Yavuz Gözgeç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 5 Aralık, ülkemizde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 83’üncü yıl dönümü. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1923 Konya konuşmasında diyor ki: “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim.’ diyemez.” Gerçekten kadın-erkek insanı eşrefimahlukat, yaratılmışların en şereflisi gören kadim medeniyetimizde kadınlarımız daima erkeklerle omuz omuza hayatın içinde olmuştur. Özellikle Kurtuluş Savaşı’nda cephe gerisinde olduğu kadar cephede de kahraman kadınlarımız mücadeleleriyle tarihteki unutulmaz yerlerini almıştır.

Bugün de kadınlarımızın siyasetin her kademesinde var olmaları, sosyal, ekonomik, siyasal tüm alanlarda etkin rol almaları o toplumun ilerlemesinin vazgeçilmez bir gereğidir. 1935’te Mecliste 18 kadın milletvekiliyle temsil oranı yüzde 4,6 olup ilerleyen yıllarda, neredeyse on yılda bir yapılan darbeler -her alanda olduğu gibi- kadın temsil oranlarında da yüzde 1’lere kadar gerilemeye neden olmuştu. 2002’de yüzde 4,4 olan oran bugün yüzde 14,7’ye yükselmiştir. Yeterli olmasa da son on beş yılda önemli bir mesafe kaydedilmiştir. Kadınların Mecliste temsili toplumdaki sorunlara ve ihtiyaçlara kadın bakış açısıyla yaklaşılmasını ve farklı çözümler üretilmesini de sağlayacaktır.

AK PARTİ 2002’den bu yana kadınlarımızın siyasette karar alma mekanizmalarında aktif rol alabilmeleri için reform niteliğinde adımlar atmıştır. Anayasa’nın 10’uncu maddesinde pozitif ayrımcılık ilkesi getirilmiş, Medeni Kanun İş Kanunu ve Ceza Kanunu’nda kadınlar lehine düzenlemeler yapılmıştır.

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuz karar alma mekanizmalarında nitelik ve nicelik olarak kadınlarımızın var olması amacıyla Birleşmiş Milletler Kadın Birimiyle beraber Türkiye'de Siyasi Liderlik ve Siyasi Katılımda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi’ni yürütmektedir.

Yine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca kadınların ekonomik ve sosyal yaşama katılımlarının güçlendirilmesi için 2018-2023 yıllarını kapsayan kadının güçlenmesi strateji belgesi ve eylem planı hazırlanmaktadır. AK PARTİ kadın kollarımız, kadın siyasetçilerin yetişmesinde âdeta bir siyaset okulu vazifesi görmüştür. 4 milyonu aşan üyesiyle dünyanın en büyük sivil toplum örgütlerinden olan kadın kollarımız ülkemizde kadınların güçlü sesi olmaktadır. Aslında bizim kadınlarımız ne kadar güçlü olduklarını 15 Temmuz gecesi tankların karşısında cesur duruşlarıyla tüm dünyaya göstermiştir.

Bir hususu da özellikle belirtmek isterim. Her ne kadar kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1934 yılında verilmişse de başörtülü kadınlarımız ancak seksen bir yıl sonra seçilme hakkını kazanabilmiştir. Sayın Merve Kavakcı’nın, milletin oyuyla seçilmiş olmasına rağmen, sırf başörtülü olduğu için, kulaklarımızdan hâlâ silinmeyen “dışarı, dışarı” sesleriyle Meclisten çıkarılmaya çalışılması, üstelik seçilmiş bir kadının Mecliste olmaması için uğraş verenlerin arasında maalesef kadınların da olması demokrasi adına utanç vericidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çok şükür ki AK PARTİ’nin toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, ötekileştirmeyen özgürlük anlayışıyla tüm kadınlarımız seçilme hakkını elde etmiştir.

Köklü bir medeniyete sahip olan bizlerin, kadın-erkek hep birlikte geleceğimizi inşa edeceğimize inanıyor, konuşmama Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle son vermek istiyorum: “Kadının yer almadığı siyaset, kadınları dışlayan bir yönetim anlayışı sadece kadınlar için değil, bütün toplum için büyük bir eksikliktir. Kadınların omuz vermediği, sahip çıkmadığı bir demokrasinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Kadın elinin değmediği bir edebiyat; incelikten, zarafetten, derinlikten mahrum kalmış demektir.”

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gözgeç.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümünü kutladığına, Mardin, Adıyaman ve Gaziantep’te bir dizi çalışma ve toplantı yapan KEFEK üyelerini tebrik ettiğine ve 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, parlamenter demokrasilerin temeli ve vazgeçilmezi olan seçme ve seçilme hakkının ülkenin tüm fertlerine dil, din, ırk, cinsiyet, sosyal sınıf ayrımı yapılmadan sağlanması uygarlığın temel esasıdır. Milletimiz bu çağdaş meziyeti dünyadaki pek çok ülkeden daha önce kazanmasını bilmiş ve vatandaşlarına eşit şekilde dağıtabilmiştir. Türkiye’de kadının seçme ve seçilme hakkı, ne kadar kıvanç vericidir ki, birçok gelişmiş ülkenin çoğundan daha önce gerçekleşmiştir. İşte bu yüzdendir ki ülkemiz kadını, seçme ve seçilme hakkını kazandığı günden bu yana dünya milletlerine, her alanda olduğu gibi, örnek teşkil etmiştir.

Bugün hayatın her alanında en aktif, verimli ve ülke potansiyelini güçlendirici şekilde katılımcı kadınlarımız, siyasal yaşamda da aynı şekilde, her geçen gün artan bir şekilde amaçlarına, hedeflerine ulaşmaktadır. Ülkemizde her alanda başarıyla görev alan kadınlar, bugün, gelişen Türkiye’nin simgesi ve geleceğimizin de en önemli güvencesi olmaya devam edecektir.

Başkanlık Divanı adına ben de Parlamentomuzun siz değerli hanımefendi üyeleri başta olmak üzere ülkemiz kadınlarının 5 Aralık Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını kazanmasının 83’üncü yıl dönümünü kutluyorum, en içten selam ve saygılarımı sunuyorum.

Bu anlamda da özellikle, hafta sonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuz (KEFEK), Başkanı Sayın Radiye Sezer Katırcıoğlu Milletvekilimiz başta olmak üzere, tüm üyeleriyle birlikte Mardin, Adıyaman ve Gaziantep’te bir dizi çalışmalar ve toplantılar yaptılar. Bu toplantıların Adıyaman ayağını bizler de takip ettik. İki günlük, gerçekten çok faydalı olduğuna inandığım toplantılar, toplumsal bilinç ve farkındalık oluşturma açısından da son derece verimli geçmiştir. Bu anlamda KEFEK üyelerimizi de ayrıca tebrik ediyor, kutluyorum.

Yine, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü geride bıraktık. Sadece 3 Aralıkta değil, her daim sorumluluğumuzun bilincinde olarak ve bunun farkında olarak hareket etmeliyiz diyor, öncelikle kendi zihniyetimizdeki engelleri ortadan kaldırarak sevgiyle bu kardeşlerimizin tüm sorunlarını çözme irade ve temennisiyle de engelli tüm kardeşlerimi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, sisteme giren 15 sayın milletvekiline İç Tüzük 60 gereği birer dakikalık süreyle söz vereceğim.

Sayın Engin…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 5 Aralık, kadınlarımızın seçme ve seçilme hakkına sahip olmasının 83’üncü yıl dönümü. Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1934’te kadınlara yalnızca seçme ve seçilme hakkını sağlamadı; eğitimde, çalışma hayatında, kültür ve sanatta, kısacası, sosyal ve toplumsal her alanda erkeklerle eşit haklara sahip olarak daha aktif rol almaları için verdiği destekle bu haklara sahip olmayan çağın bütün kadınlarına da ışık oldu.

Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kadın milletvekili olarak Ata’mıza bir kez daha şükranlarımı ve saygılarımı sunarken, çağdaş uygarlık hedefine ancak kadınlarımızla güç birliği içinde ulaşabileceğimize olan inancımı Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir kez daha ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş düşünce ve atılımları sonucu, seksen üç yıl önce bugün, Türk kadını seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur. Peş peşe gerçekleştirilen devrimlerle birlikte Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı, cefakâr Türk kadını omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layık dereceye gelmiştir. Kadınları umutsuzluğa sürükleyen, evlerine, kabuklarına çekilmesine sebep olan koşulları yıkmanın anahtarı, ancak ve ancak kadına hayatın her alanında ve özellikle siyasi alanda daha çok yer verilerek sesinin daha da yükselmesiyle gerçekleşir. Kadını ikinci sınıf gören, erkek egemen politikaları savunan ve uygulayan iktidar söylemlerinden vazgeçilmelidir. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmanın en güçlü kaynağı kadındır.

Kadınların yüzlerce yıllık kayıplarını geri kazandıran ve Türkiye'nin aydınlanmasına kapı açan seçme ve seçilme hakkının verilmesinin yıl dönümünü kutluyorum, Mustafa Kemal Atatürk’ü minnetle anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ve 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

4-10 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası, 5 Aralık Kadın Hakları Günü ve 1934’te kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkının tanınması günüdür. Biz varlık âleminin en saygını insanız. Kadın-erkek hep birbirimizdeniz. Bütün haklarımız yaratıcımızın ihsanıdır ve bu hakları doğuştan getiririz. Bu haklar kimsenin ulufesi değildir. Kutsal metinlerimiz ve tarihî belgelerimizde insan, kadın, erkek, hayvan, bitki ve çevreyle alakalı hak açısından tüm öğeler mevcuttur. Bu anlamda tarihimizde, Batı’da olduğu gibi, bir hak mücadelesi söz konusu değildir. Bu anlamda Peygamberimiz özünde canlılık bulunan her yaratığa iyiliğe sevap vadetmiş, bir köpeği ölümden kurtaranı cennetle müjdelemiş, bir kediyi ölüme terk edeni ise cehennemle tehdit etmiştir. “Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol/Öyle mazlum yolda kalsa, hemdem ol/Mahşer günü dergâhına mahrem ol/Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte.” diyor Hoca Ahmet Yesevi.

BAŞKAN – Sayın Dilipak…

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Uğur Dilipak’ın, Amerika’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma ve İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı almaya hazırlandığı yönündeki haberlere ilişkin açıklaması

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Kudüs, Haçlılar tarafından 1099 yılında işgal edilince büyük komutan Selahaddin Eyyubi “Ey Allah’ım, mübarek Kudüs’ü Haçlı işgalinden kurtarıp şu güzel minberi de Mescid-i Aksa’daki yerine koymadan gülmek bana haram olsun.” diye yemin etmiştir. Tam otuz üç yıl boyunca yüzü hiç gülmemiştir.

Selahaddin Eyyubi, bir Kürt komutandı. O zaman yaşasaydım onun ordusunda olmaktan onur duyardım.

Bugün Amerika’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma düşüncesini, bu mübarek toprakları İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı almaya hazırlandığı yönündeki haberleri şiddetle telin ediyoruz. Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir. Kahramanmaraşlı şairimiz Nuri Pakdil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Devamla) – “Kudüs’süz ve İstanbul’suz aşk yoktur. Kudüs'ü İstanbul, İstanbul’u Kudüs olarak görüyorum. Ümmet şövalyeliği gerekli dünyaya." diye hitap etmiştir.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, bekçilik alımlarıyla ilgili sınavlarda şaibe çıkmaması için tedbir alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye'nin 81 ilinde ve ilçelerinde bekçi alımları yapılacaktır. Yalnız, bekçilik müracaatıyla ilgili açıklanan listelerdekilere önce mülakat yapılacağı, mülakattan sonra yazılı sınav yapılacağı bildirilmiştir. Biz bekçi alımlarında adalet istiyoruz. Önce mülakatın yapılıp daha sonra yazılı sınavın yapılması bugüne kadarki yapılan sınav sistemlerine aykırı bir durumdur. Biz, öncelikle güvenlik soruşturması, sağlık raporu -mülakata bile gerek yoktur- arkasından sadece yazılı sınavla bekçi alımlarının yapılmasını bekliyoruz. Binlerce bekçi alımı yapılacak yalnız yine şaibeler ortaya çıkacak. Mülakat yapılıyorsa mülakat esnasında mutlaka kamera kaydının alınmasını, insanlara hangi soruların sorulduğunu, kimin hangi soruya cevap verdiğinin bütün kamuoyuyla paylaşılmasını istiyoruz. Yoksa ilçe düzeyinde kaymakamlıkların yapacağı sınavlarda birçok şaibenin yarın ortaya çıkacağını belirtiyorum, gerekli tedbirlerin alınmasını belirtiyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ve başörtülü kadınların milletvekili seçilme hakkını ilk defa AK PARTİ iktidarıyla 7 Haziran 2015’te elde ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün 5 Aralık, kadınlarımıza seçme ve bazı kadınlarımıza da seçilme hakkı verilişinin 83’üncü yıl dönümü. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Hafız Selman İzbeli’ye milletvekilliği önerilince “Hafız olduğum için başımı açamam, başımı açamayacağım için de milletvekili olamam." demek zorunda kalıyor. Sayın milletvekilleri, yıl 1999. Merve Kavakcı Fazilet Partisi’nden başörtülü olarak milletvekili seçilmişti. O günkü CHP zihniyetini temsil eden DSP’li milletvekillerinin ve Ecevit’in hukuk tanımaz, şiddet içerikli, kaba söz ve davranışlarıyla Merve Kavakcı’nın yemin etmesi engellenmiş ve seçilme hakkı elinden alınmıştı. Tüm kadınlarımızın milletvekili seçilme hakkı ne yazık ki AK PARTİ iktidarına kadar kâğıt üzerinde kalmıştı. Toplumumuzun büyük bir kısmını oluşturan başörtülü kadınlarımız milletvekili seçilme hakkını ilk defa AK PARTİ iktidarıyla 7 Haziran 2015’te elde etmişti. Bu vesileyle tüm kadınlarımızın milletvekili seçilme hakkının ikinci yılını kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

5 Aralık, kadının seçme ve seçilme hakkının verildiği gündür. Cumhuriyetle Mustafa Kemal Atatürk, kadınların eşit yurttaş olarak toplumda yerini alması için önemli adımlar atılmasına öncülük ve önderlik etmiştir. Kadınlarımızın Millî Mücadele’de verdiği yiğit uğraş onlara sağlanan haklarla anlam bulmuştur.

Bugün ise AKP iktidarında kadının adı yoktur. Kadınların mücadele ederek kazandığı haklar AKP iktidarının saldırısı altındadır. Çalışma yaşamında kadınlar ciddi sorunlar yaşamaktadır. Ucuz iş gücü olarak görülen kadın emekçilerin mesai kavramına uyulmadan çalıştırıldığı bir gerçektir. Kadına yönelik şiddet, taciz, ayrımcı yaklaşım, emek sömürüsü bu dönemde zirve yapmıştır. Kadın cinayetleri yüzde 419’lara varırken, kadına şiddet yüzde 1.400’ler oranında artmıştır. Bu süreçte AKP’nin kadına yaklaşımının, bakışının rolü vardır. Kadınlara toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kadına toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanacaktır.

Bugünü kutluyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Karayel…

8.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, AK PARTİ’den kurtulmak için 17 Aralık ve 15 Temmuzda Türkiye’ye diz çöktüremeyenlerin ellerindeki sahte belgelerle algı operasyonu yaparak diz çöktürme savaşı verdiklerine ilişkin açıklaması

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Bugün bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme şartıyla vatanı düşürmeye bile razıdır.” Bu sözü üstat Necip Fazıl 1956 yılında Adnan Menderes’in iktidar, CHP’nin muhalefet olduğu dönemde söylemiştir. Bugünlerde tarihin tekerrürden ibaret olduğunu tekrar görüyoruz. Dün ne konuşuyorsak bugün de üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri konuştuğumuzu, tartıştığımızı bir kez daha tecrübe etmiş oluyoruz. AK PARTİ’den kurtulmak için 17 Aralıkta ve 15 Temmuzda Türkiye’ye diz çöktüremeyenler, ellerindeki sahte belgelerle algı operasyonu yaparak diz çöktürme savaşı veriyorlar. Amerikan çıkarları üzerine yemin eden Reza ile elindeki sahte belgelerle ülkesine operasyon çekmek isteyenler emperyalistler ve uşaklarının emrine girmiştir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

9.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Şırnak’ta bir kömür ocağında yaşamını kaybeden 3 işçiye rahmet dilediğine, sorumlular hakkında ne tür işlem yapıldığını ve ne gibi güvenlik önlemleri alındığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nde Türkiye’de madenciler yine güvencesiz, denetimsiz, kuralsız çalışmanın kurbanı oldular. Dün Şırnak’ın Balveren beldesi ile Araköy köyü arasında bulunan bir kömür ocağında grizu patlaması sonucu maalesef 3 işçi yaşamını kaybetti. Yaşamını yitiren emekçilerimize rahmet, ailelerine, yakınlarına ve halkımıza başsağlığı diliyorum. Her ne kadar birileri “Fıtratlarında ölüm var.” diyerek maden işçilerinin iş cinayetlerini meşrulaştırmaya çalışsa da bunun fıtrat olmadığı, kaza olmadığı açık ve nettir. Türkiye’de kuralsız çalışma, güvencesiz çalışma, ucuz iş gücü, aşırı yoğun çalışma saatleri başta madenciler olmak üzere birçok iş kolunda yaşanmaktadır. İşçilerin yaşam koşullarını düzelteceğinize kadercilik yapıp bu ağır vicdani sorumluluktan kurtulamazsınız.

Kırk sekiz gün önce yine Şırnak’ta bulunan bir kömür ocağında 8 maden işçisi yaşamını yitirmiştir.

İktidara soruyorum: Sorumlular hakkında ne tür işlem yaptınız? Ne gibi güvenlik önlemleri aldınız?

BAŞKAN – Sayın Akar…

10.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki POSCO işçilerinin durumuna ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, iki hafta önce kürsüden yapmış olduğum bir konuşmada Kocaeli’de Posco işçileri, işten atılan 90 Posco işçisinin problemini dile getirmiştim. Yine, aynı kürsüde, Kocaeli Milletvekili, AKP Milletvekili Zeki Aygün o gün, cumartesi günü problemin çözüleceğini söylemişti; bilgi vermek için söz almıştı. Aradan on gün geçmesine rağmen Kocaeli’deki Posco işçilerinin problemleri çözülmedi ve 90 işçi 25/2 maddesiyle atılarak, yüz kızartıcı suç nedeniyle atılarak ihbar ve kıdem tazminatları da verilmemiştir ayrıca.

Şimdi, bu Posco, Güney Koreli dev bir şirket, Kibar Holdingle birlikteler. Bu Güney Koreli şirket kendi ülkesinde yapamadığını, işçilere yapamadığını benim ülkemde yapma çabası içerisine girmiş ve işçileri işten atmıştır. Bunların atılma gerekçeleri de bu işçilerin sendikalı olma haklarını kullanmasından dolayıdır.

Bir an evvel iş güvencesini çözmemiz gerekiyor ve yabancı-yerli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tümer…

11.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’da yaşanan çevresel sorunlar ve özellikle hava kirliliği konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, Adana’da yaz aylarında hububat hasadının ardından yakılan anız yangınlarının sebep olduğu hava kirliliği kış aylarına girdiğimiz şu günlerde bu kez daha çok ısınma amaçlı yakıtlar nedeniyle üst seviyeye çıkmıştır. 2015 ve 2016 yıllarında Adana’da partikül madde yasal sınırı olan 80 mikrogramı yüze yakın günde aşan hava kirliliği 2017 yılının Aralık ayıyla birlikte üst seviyelere çıkmıştır. Adanalılar çevresel kirlilikten dolayı olumsuz etkilenmektedir. Adana’da hava kirliliğini azaltmak için ısınma amaçlı kullanılan katı atık yakıtlarının kullanımının azaltılıp doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılmalıdır. Zira Adana’da doğal gaz kullanımı dar bir kapsamda kalmıştır. Öte yandan, yakıt kazanlarının periyodik bakımları, araç, egzoz emisyonlarının rutin aralıklarla yapılması, ısı izolasyonları ile enerji tasarrufu sağlayarak hava kirliliğinin azaltılması, sanayide enerjinin geri kazanılmasına önem verilmesi, emisyon kaynağı olan tesislerde gerekli çevresel yatırımların gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Yetkililerin, yaşanan çevresel sorunları ve özellikle akşam saatlerinde nefes almayı bile zorlaştıran, insan sağlığını olumsuz etkileyen hava kirliliği konusunda gerekli hassasiyeti göstermelerini rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

12.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, mevsimlik işçilerle ilgili düzenleme yapılacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Alvarlı Barajı konusuna yaklaşımı nedeniyle Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na teşekkür ettiğine ve 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Hafta sonu Erzurum’da hemşehrilerimizle faaliyetlerde bulunurken mevsimlik işçilerimizden bir talep geldi, bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme getirmemi istediler. Ben de bugün onların bu isteğini yerine getiriyorum ama gel gör ki öyle bir şanslı gün yaşadık ki biraz önce yaptığımız grup toplantısında Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey, taşeron yasasının içerisinde mevsimlik işçilerin de değerlendirileceğini söyledi. Bilindiği gibi mevsimlik işçiler beş ay yirmi dokuz gün çalışıyor, altı ay boş; dört ay ilave edildi. Bugün Cumhurbaşkanımızın yaptığı açıklama da 900 bin çalışanı ilgilendiren çok önemli bir açıklamaydı. 80’li yıllardan beri konuşulan bu konu… İnşallah, Türkiye Büyük Millet Meclisinde iktidarı, muhalefetiyle beraber yasal düzenlemeyle bu daimî bir işçilik kadrosunu kazanmış olacaklar. Bundan dolayı şükranlarımı arz ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Diğer taraftan, yine bu önemli günde Alvarlı hemşehrilerimiz vardı. Baraj için çok önemli. Alvarlı Efe’nin torunlarına da büyük ilgi gösteren Veysel Eroğlu Bakanıma, Cumhurbaşkanıma teşekkür ederken Dünya Kadın Hakları Günü’nü de kutluyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Taşkın…

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, 5 Aralık 1934 tarihinde Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasanın kabulünün 83’üncü yıl dönümüdür. Kadınlarımızın siyasette, ekonomide ve sosyal hayatın her alanında yer almaları bakımından dönüm noktası olan seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümünü kutluyorum. Cumhuriyet tarihi içinde demokrasi adına atılan en önemli adımlardan birisi olan bu yasanın pek çok Batılı ülkeden önce ülkemizde yürürlüğe girmesiyle birlikte Türk kadınının siyasi ve toplumsal hayattaki konumları daha da güçlenmiştir. AK PARTİ kadının statüsünün güçlenmesi, kadın-erkek fırsat eşitliğinin sağlanması ve kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer alması için gereken desteği her zaman vermiş ve vermeye devam etmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Tarhan…

14.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Hükûmetin doların dengeye gelmesini beklemekten başka bir projesi olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kalkınma Bakanı Türkiye'nin 3’üncü çeyreğinde ekonominin yüzde 10 büyüyebileceğini söyledi, 4 lira sınırına ulaşan dolar kuru için ise “Dengeye gelecektir.” açıklamasında bulundu. Artan her kur artışıyla daha da fakirleşen ve borçlanan Türkiye tablosunda doların dengeye gelmesini beklemekten başka Hükûmetin bir projesi var mıdır?

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Gözgeç’in yerine Sayın Dedeoğlu.

15.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Değerli milletvekilleri, 5 Aralık Kadın Hakları Günü’nü kutluyorum. Fedakârlıklarıyla azımsanmayacak Türk kadınımızın emeğinin karşılığının bir ismi yoktur. Bizler bunu değiştirmeye karar verdik, kadınlarımızın donanım sahibi olmalarına katkı sağladık. Bugün her meslekte Türk kadınının başarılarına şahit oluyoruz. Geride bıraktığımız yıllarda Hükûmet olarak kadınlarımızı, sadece seçme, seçilme hakkı değil, eğitimden tarıma kadar her alanda sahiplendik. Geçmişte olduğu gibi 15 Temmuz gecesi de tanka, kurşuna karşı göğsünü siper eden Türk kadınlarını saygı ve sevgiyle selamlıyorum. AK PARTİ’li olarak kadın haklarının sonuna kadar savunucusu olmaya devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurun.

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Mektebi Mülkiye’nin kuruluşunun 158’inci yıl dönümüne, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ve 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan yüz elli sekiz yıl önce -ben de mensubu olmakla iftihar duyduğum- Mekteb-i Mülkiye kurulmuştur. Türk siyasetine, Türk ekonomi hayatına, iş hayatına, akademi hayatına önemli katkıları olan bu okulumuzun kuruluşunu kutluyorum. Ancak Mülkiyenin eğitim kalitesiyle ilgili sorunları olduğunu da, geçmişine yakışmayan bir hâl içerisinde bulunduğunu da buradan ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Unutmayalım ki hepimiz birer engelli adayıyız. Bugünlerimizi sağlıkla yaşıyor olmamız yarınlarımızı da bu şekilde geçireceğimizin garantisini vermiyor. Zihinsel ve bedensel farklılıkların yaşama dair engel oluşturmadığı bir dünya dileğiyle 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü kutluyorum. Bugün, bu münasebetle, biz de -Sayın Grup Başkan Vekilimiz Erkan Akçay Bey’in bir grup önerisi olacaktır- engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırma önergesi veriyoruz, bu konuda da Meclisimizden desteğini bekliyoruz.

Ayrıca, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü. Ekmeğini binlerce metre yerin altından çıkaran, alın teri döken tüm madencilerimizin Dünya Madenciler Günü’nü kutluyorum. Bu uğurda yaşamını yitirenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum tekrar. Tabii ki madencilerimizin çok daha güvenli bir ortamda çalışmalarını ve emeklerinin hakkını almalarını sağlayacak tedbirlerin de alınması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, bugün 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü ve Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 83’üncü yıl dönümüdür. Ülkemizde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi konusu ilk olarak 1923 yılında cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte gündeme gelmiştir. 1923’ten 1934’e kadar olan süreçte, 1926 yılında medeni haklara kavuşmuş kadınlarımız, 1930’da belediye seçimlerine katılma hakkına kavuşmuş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – …1933 yılında köy muhtarı ve ihtiyar heyetine seçilme hakkına kavuşmuş, son olarak da 1934 yılında milletvekili seçilme hakkına kavuşmuştur. Böylece kadınların erkeklerle birlikte temsilde eşitliği sağlanmıştır. Ancak, üzülerek ifade etmem gerekir ki seksen üç yıl geçmiş olmasına rağmen ve temsilde eşitlik sağlanmış olmasına rağmen fırsat eşitliği sağlanamamıştır, Türk kadını hem eğitim hayatında hem iş hayatında hem de siyasi hayatta erkeğin çok gerisinde kalmıştır.

2016 yılı itibarıyla 25 yaşın üzerindeki nüfusta okuryazar olmayanların oranına baktığımızda, bu oran erkeklerde yüzde 1,6 iken kadınlarda yüzde 8,5’tir; ikisi de çok yüksek oranlardır. Yine, 2016 yılı itibarıyla baktığımızda, iş gücüne katılma oranları erkeklerde yüzde 72 iken kadınlarda yüzde 32,5’tir. Bu oranlar OECD’de her iki grupta da yüzde 60’ın üzerindedir.

Şimdi, bir çalışma var, bu çalışma TEPAV’ın bir çalışması. Bu çalışmaya baktığımızda, kadınların iş gücüne katılım oranlarını Avrupa Birliği seviyesine çıkarmamız durumunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bitirelim.

ERHAN USTA (Samsun) – …millî gelirimizde yaklaşık yüzde 17,5’lik bir oranda yani bugünkü parayla baktığımızda 150 milyar dolar civarında bir artışın olacağı söz konusudur yani böyle bir hesaplama yapılmıştır. Dolayısıyla kadınların iş gücüne katılımı önemlidir, bunu mutlaka sağlamamız lazım.

Tabii, bir yandan da kadınlarımızın şiddete maruz kalması, tecavüze uğraması, cinayetlere kurban gitmesi gibi 21’nci yüzyıl Türkiyesine yakışmayan bir durum da söz konusudur. Dolayısıyla bizim de artık bu yıl dönümlerini kutlamanın ötesinde bir şeyleri yapmamız gerektiği de ortadır, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak da bize büyük bir sorumluluk düşmektedir. Yine bütün bunlara rağmen, Türk kadınları başta olmak üzere tüm dünya kadınlarının Dünya Kadın Hakları Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yıldırım…

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, ülkenin ekonomik olarak geldiği noktaya, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 7 Aralık tarihindeki duruşmasının 20 kişilik bir salonda yapılacak olmasına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; geçen hafta 2018 yılı merkezî yönetim bütçesinin Komisyon görüşmeleri bitti, önümüzdeki hafta Genel Kurul görüşmeleri başlayacak ama bugünlerde, yeni yılın bütçesinin hazırlandığı bugünlerde ülkenin ekonomik olarak geldiği nokta hayat pahalılığında, sağlıkta, eğitimde, dış borçta, bütçe açığında kendini çok can alıcı bir şekilde hissettirmekte, göstermektedir. AKP iktidarının işte dün açıklanan kasım ayı enflasyon rakamları sonuçlarına göre, son on dört yılın en yüksek enflasyonunu bu ülkeye yaşattığı, son kırk yılın ise en yüksek işsizlik oranlarını bu ülkeye yaşattığı gerçekliği ortada gün gibi durmaktadır.

Sayın Başkan, dün Dünya Madenciler Günü’ydü. Dünya Madenciler Günü’nde Abdurrahman Tunç, Ömer Tunç ve İdris İnal Şırnak kömür ocaklarında, Saim Erdem ise Adana Aladağ krom ocağında hayatını kaybetmiştir. Bu ülkede artık bunlara iş kazası değil, iş cinayetleri olarak bakmak gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın üç yüz doksan dokuz gün sonra, tutuklu olduğu dosyadan yargı önüne çıkacağı 7 Aralık Perşembe günü için yargılandığı mahkeme Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinden ibretlik bir karar… Neymiş? Üç yüz doksan dokuz gün sonra, tutuklu olduğu dosyadan hâkim karşısına çıkacak olan Eş Genel Başkanımızın duruşması, hangi gerekçeye dayandırıldığını anlamakta güçlük çektiğimiz bir şekilde, Sincan Cezaevi Kampüsü prefabrik duruşma salonunda, 20 kişilik bir duruşma salonunda yapılacak. İşte siyasi iktidarın, AKP iktidarının yargısı prefabrik bir yargıdır, adalet zihniyeti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – AKP iktidarının adalet yaklaşımı bir gecekondu yaklaşımıdır, zihniyet tam bir prefabrik zihniyettir. Düşünün, 2017 dünyasında ve Türkiyesinde, bu Parlamentonun üçüncü büyük grubunun eş genel başkanının siyasi bir komployla rehin alınmış olma hâlinin ilk duruşması yapılacak. Şu Parlamentoda, düşünün, bir eş genel başkan, hâlâ milletvekilliği ve eş başkanlığı devam ediyor ama Türkiye'de adaletin geldiği nokta açısından ibret verici bir durum olarak Sincan Cezaevi Prefabrik Duruşma Salonunda, 20 kişilik bir salonda mahkemesi görülecek. Bir defa, şu siyasi iktidarın adalet zihniyeti prefabrik zihniyet olarak kaladursun ama Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, milletvekili arkadaşlarımız ve siyasetçilerimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitirelim lütfen.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …arkadaşlarımız bu ülkede özgürlük mücadelesinin, demokrasi mücadelesinin sarsılmaz sütunlarıdır. AKP iktidarının adalet duygusu prefabriktir, prefabrik bir yaklaşım içerisindedir ama bizim demokrasi mücadelemiz, eş genel başkanlarımızın, grup başkan vekillerimizin, milletvekillerimizin ve rehin alınmış bütün siyasi tutsakların demokrasi mücadelesi ise bu ülkenin sarsılmaz demokrasi sütunlarıdır diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, bugünün anlam ve önemine uygun olarak size de ayrıca söz veriyorum.

Buyurun.

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünyada 19’uncu yüzyıldan itibaren oy hakkı için, seçme ve seçilme hakkı için kadınların yürüttüğü çok ciddi bir mücadele tarihi vardır. Bu mücadele içerisinde, Fransa’da idama kadar varan, Olympe de Gouges’un idam edilmesine kadar varan, İngiltere’de “Süfrajetler” diye anılan, oy hakkı için mücadele eden kadınların cezaevlerine konulmasına, işkence görmesine kadar varan bir mücadele tarihini erkek tarih yazıcılar yeterince görmedikleri gibi, aynı şekilde, Türkiye’de de var olan bir mücadele tarihini görmezden gelmişlerdir. O nedenle 5 Aralıkta seçme seçilme hakkının elde edilmesi Türkiye’de de aslında Osmanlı’dan bu yana arkasında bir mücadele tarihi barındırmaktadır.

1895’ten 1908’e kadar on üç yıl boyunca hanımlara mahsus gazeteyi çıkarmıştır kadınlar. On üç yıl bir dergi çıkarmak bugün bile herkese nasip olacak bir şey değildir. 1924’te Türk Kadınlar Birliğini kuran Nezihe Muhiddin ve arkadaşları bu ülke tarihinde anılmadan geçilemezler. Bu kadınlar Cumhuriyet Halk Fırkasından önce Kadınlar Halk Fırkasını kurmuşlardır. Başta Kadınlar Dünyası Dergisi olmak üzere onlarca dergi çıkarmış, onlarca dernek kurmuşlardır.

Şimdi, ilk olarak 17 kadın vekilin Meclise girdiği yeni cumhuriyete, 8 Şubat 1935’e kadar, arkada söz ettiğim gibi ciddi bir mücadele tarihi vardır. Bugün Mecliste kadın milletvekili oranı yüzde 14 olup partimiz cumhuriyetten bu yana ilk defa bu sayıya ulaşılmasını sağlayan partidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tabii, yüzde 36’yı aşan oy oranımızla ve eşit temsile önem veren tüzüğümüzle, yapımızla bunu sağladık. Ancak maalesef bugün vekillerimizin, özellikle vekilliği düşürülen arkadaşlarımızın önemli bir kısmı kadın.

Ben seçme seçilme hakkının ötesinde, kadınların bu ülkede köklü bir mücadele tarihi olduğunu biliyorum, bunu saygıyla selamlıyorum. Başta tutuklu tüm kadın vekillerimiz ve seçilmiş belediye başkanlarımız olmak üzere tüm kadınların mücadelesini de selamlıyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özkoç, buyurun.

19.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ve Şırnak’ta yaşamını yitiren 3 maden işçisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün 5 Aralık. Kadınlarımızın, demokrasinin temeli olan seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinin üzerinden seksen üç yıl geçti. Fransa’dan, İtalya’dan, Arjantin’den, Güney Kore’den; dünyanın birçok demokratik ülkesinden önce bu hakka kavuşan kadınlarımızdır. Oysa, bugün geldiğimiz noktada bu hakkı erken elde ettiği demokratik ülkelerin çok gerisinde kaldığını görüyoruz. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre Türkiye 145 ülke arasında cinsiyet eşitliğinde 130’uncu sırada. Yıl 2017; kadınlarımızın onda 1’i okuma yazma bilmiyor, 7’si hiçbir işte çalışmıyor. Eğitim ve iş imkânlarından yoksun, eve mahkûm bırakılmış kadınlarımızın yüzde 40’ı erkek şiddetine maruz ve şiddet katlanarak artıyor. Cinayetlerin önü kesilmiyor, yılın ilk on ayında en az 337 kadın cinayete kurban gitti. Böyle bir ülkede yaşıyor kadınlarımız. Değiştirmek zorundayız; “Kadın-erkek eşit değildir, fıtratlarına ters.” diyen; kadının kahkahasına, oturmasına, hamile sokağa çıkmasına karışan; iş arayan kadınlara “Evdeki işler yetmiyor mu?” diye seslenen, en önemli kariyeri annelik gören zihniyeti, yönetimi değiştirmek zorundayız. Hakkı, hukuku, adaleti siyasette, Mecliste, sokakta, evde, iş yerlerinde, hayatın her alanında birlikte kurmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Şırnak’ta dün 3 maden işçisi yaşamını yitirdi. Kader değil, kaza değil, buraya da yakıştırdıkları fıtrattan değil; İdris İnal, Ömer Tunç, Abdurrahman Tunç ihmalden ve denetimsizlik sonucu yaşamını yitirdi. Aynı evin 2 evladı Ömer Tunç ve Abdurrahman Tunç, diğer kardeşleri Ahmet Tunç’u da sekiz yıl önce yine Şırnak’ta maden göçüğünde kaybetmişlerdi. Buradaki beylerin çocukları offshore adalarında milyonlarla oynarken Türkiye'nin bir ucunda denetim mi, ruhsat mı bakmadan ekmek için madene mecbur kalmış insanlar evlatlarını her gün dualarla işe yolluyorlar. Ben buradan çocuklarını, babalarını, eşlerini yitiren acılı ailelere başsağlığı, yaşamını kaybetmiş kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Yaşamın, bir avuç güçlü için değil her birimiz için güzel, eşit, adil, özgür olduğu bir Türkiye’yi birlikte kuracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sözümüz var, sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Muş…

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne ve 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 83’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 5 Aralık Kadın Hakları Günü. Ben tüm kadınlarımızın bu gününü kutluyor, tebrik ediyorum.

Aynı şekilde, bundan yıllar önce 5 Aralık 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkını Türk kadını kazanmıştır ve o günden bugüne kadar Türk siyasetinde önemli görevlere gelmişlerdir. Bundan sonra da mutlaka geleceklerdir. Biz, AK PARTİ olarak kadınların siyasette aktif rol almalarını, daha etkin olmalarını, parti içerisinde daha fazla görev almalarını sürekli teşvik ettik ve bu anlamda da parti yapılanmamızda hem ana kademe hem gençlik kolları ama ayrıca, bir de kadın kolları teşkilatı kuruldu ve tüm Türkiye’de örgütlenmiş şekilde siyaset yapmaktadırlar. Tekrar hem 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’nü ve 5 Aralık 1934’te verilen seçme ve seçilme hakkını tebrik ediyor, hayırlı olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.52

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 5/12/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/12/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/12/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                       Erkan Akçay

                                                                                           Manisa

                                                                        MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

5 Aralık 2017 tarih, 2517 sayıyla TBMM Başkanlığına, MHP Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 5/12/2017 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına öneri sahibi Sayın Erkan Akçay, Manisa Milletvekili ve Grup Başkan Vekili.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların araştırılması için verdiğimiz araştırma önergemiz üzerine söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin bildiği gibi 3 Aralık, Dünya Engelliler Günü’dür. Engelli kardeşlerimizi sadece bugün değil, nefes alıp verdiğimiz her an hatırladığımızı bilmelerini istiyorum. Engelli vatandaşlarımızla ilgili geniş kapsamlı son çalışma “Türkiye Engelliler Araştırması 2002”dir yani 2002 yılında yapılmıştır. Dolayısıyla, ülkemizdeki engelli vatandaşlarımızın sayısı, engel durumu, eğitim, sağlık ve istihdam şartları tahminî verilere dayanmaktadır. Bu araştırmaya göre ülkemizde engellilerin genel nüfusa oranı yüzde 12,29’dur, oysa dünya ortalaması yüzde 7,5’tur. Bu nedenle Hükûmet, öncelikle Türkiye’deki engelli oranının azaltılmasını hedeflemeli, bu yönde politikalar oluşturmalıdır. 2002 verileri dikkate alındığında, ülkemizde yaklaşık 10 milyon engelli vatandaşımızın olduğu tahmin edilmektedir.

Engelliler, eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar her alanda sorun yaşamaktadır. Engellilerin en önemli sorunlarından biri de istihdamdır. Ülkemizde engellilere yönelik istihdam politikaları büyük ölçüde kota sistemine dayanmaktadır. Devlet Personel Başkanlığının Eylül 2017 verilerine göre kamuda açık engelli memur kontenjanı 13.441’dir. Engelli vatandaşlarımızın istihdamından sorumlu bakanlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığındaki engelli memur kontenjanı 75’tir ancak sadece 13 engelli memur çalışmaktadır, dolayısıyla 62 engelli memur kontenjanı boştur. Oysa bu konuda en örnek olması gereken bakanlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır.

Kırsal yörelerde 50’den fazla işçi çalıştıran iş yerleri az olduğu için bu yörelerde yaşayan engelliler kota sisteminden faydalanamıyorlar. Engelli işçi çalıştırmayan işverenlere verilen cezalar caydırıcı olmadığı için işverenler bu kurala uymamaktadırlar.

Kamudaki engelli istihdamı artırılmalıdır. Bu amaçla kamudaki engelli memur kontenjanının yüzde 3’ten yüzde 5’e, engelli işçi kontenjanı da yüzde 4’ten yüzde 6’ya çıkarılmalıdır.

Engelli maaşı bağlanması için şart koşulan hane halkı geliri kriteri kaldırılarak asgari ücretten daha az geliri olan bakıma muhtaç engellilere asgari ücret tutarında maaş bağlanmalıdır.

Engelli istihdamında en önemli yöntemlerden biri de korumalı iş yerleridir. 6 Şubat 2014’te, 5378 sayılı Engelliler Kanunu’nun 14’üncü maddesinde korumalı iş yerleriyle ilgili düzenleme yapılmıştır ancak bununla ilgili yönetmelik hâlen yayımlanmamıştır.

Engellilerin diğer sorunlarından biri de eğitim ve rehabilitasyondur. Ülkemizde engellilik konusu ile rehabilitasyon hizmetleri birçok kurum ve kuruluşun görev alanına girmektedir. Bu da çeşitli ve dağınık mevzuatın oluşmasına, görev ve yetki karmaşasına neden olmaktadır.

Engellilere yönelik özel eğitim ve örgün eğitim veren okullar ve öğretmen sayısı son derece yetersizdir. Bakıma muhtaç engellilere yönelik sosyal bakım hizmetleri ve mesleki rehabilitasyon merkezleri son derece yetersizdir. Engellilere yönelik haftalık rehabilitasyon süresi, engellinin durumuna göre, iki saatten dört saate çıkarılmalıdır. Engelli çocukların kısa süreli gündüz ve yatılı bakımı için güvenli bir biçimde bırakılabilecekleri engelsiz yaşam merkezleri yaygınlaştırılmalıdır. Engelsiz bir Türkiye, engelsiz bir toplum, engelsiz bir gelecek için Milliyetçi Hareket Partisi üzerine düşen bütün sorumluluğu almaya hazırdır.

Bu düşüncelerle, engelli kardeşlerimize sevgi ve saygılarımı sunuyor, Cenab-ı Allah’tan huzurlu ve mutlu bir hayat geçirmelerini niyaz ediyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyor ve milletvekili arkadaşlarımızdan önergemize desteklerini bekliyoruz.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Diğer siyasi parti grupları adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’e aittir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli bireylerin yaşadıkları sorunlara köklü ve kalıcı bir çözüm bulunması amacıyla verilen araştırma önergesi hakkında konuşmak istiyorum ve bu kadar devasa bir sorun üç dakika içinde nasıl özetlenebilir, onu da ayrıca takdirlerinize bırakıyorum.

Evet, tahminî verilere göre yüzde 12,29 oranında bir engelli nüfusu var ve istihdam oranı, Türkiye nüfusunun yüzde 7’sine denk gelen bir rakam -ki çok büyük bir rakam- ama bu yüzde 7’lik orana baktığınızda kamuda istihdam oranı nedir? Kamuda yüzde 4 oranında bir istihdam oranı var.

Aslında, çok çok, her şey istihdam olarak değil, bakımları sorun, yaşam alanları sorun yani engel durumlarına göre mekânların oluşturulması problem ve bu problemlere yönelik bir çözümün mutlaka ve mutlaka hızlıca geliştirilmesi gerekir. Bu anlamda, bu araştırma önergesini de mutlaka ve mutlaka hep birlikte destekleyip bir çözümün geliştirilmesi konusunda herkesin duyarlı olmasının dilek ve temennisi içerisindeyim.

Evet, asıl sorunlarımızdan biri de istihdam dışında, özellikle kadın engellilere yönelik çok ciddi tacizler, istismarlar fazla. Biraz ben rakamlara hızlıca girmek istiyorum. Engellilere yönelik 2016 ön izleme raporu var, ben çok kısaca, engellilere yönelik fiziksel, cinsel şiddet, kötü muamele olaylarının geneli bakımından, 391 engelli mağdurdan 141’i yani yüzde 36’sı 18 yaş ve altı engelli çocuklardan, 138’i yani yüzde 35,2’si ise yetişkin bireylerden oluşuyor. Cinsel istismar olaylarında ise en çok olay, çocuk engellilere karşı gerçekleştirilmiştir. Buna göre toplam 141 olan cinsel istismar olayının 43’ü 15 yaşından küçük, 26’sı 16 ve 18 yaş arasında olmak üzere toplam 69 yani yüzde 48,9’u engelli çocuğa karşı gerçekleştirilmiştir. Yaş tespiti yapılan vakalar bazında engelli çocukların yaşadığı olay sayısı, 19 yaş üzerinde engellilerin yaşadığı -yani 52- olaydan fazladır.

Şimdi, burada mesele, bu kadar istatistiksel rakamı vermememin sebebi şu: Ağır bir saldırı altındalar, istismar altındalar, yaşam olarak çok zor yaşamları var. Buradan yapılması gereken, hem yaşamlarını kolaylaştırmak hem de bu istismar ve taciz olaylarına karşı ciddi anlamda tedbirler geliştirmektir. Bedensel ve zihinsel engelli olunabilir, kimsenin tercihi değildir. Umarız ve dileriz, düşünsel engelli olmamaktır, her şeyin önüne problem olmamaktadır, bu sorunları çözme becerisine sahip olabilmektir ve bu da bizim irademize kalmış bir şeydir. Kimse burada, buranın engelleyecek bir durumu da yoktur. İnsanlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Son bir şey… Önemli olan, buna sağlıklı, gerçekten akılcı ve bu insanlara karşı ortak çözüm getirebilme becerisine sahip olabilmektir. Buradan herkesin ısrarla, özellikle Engelliler Günü olması sebebiyle bu konuya parmak basmasını, bu konu üzerinde duyarlı olmasını ve sorumluluk almasını istiyorum. Başta AK PARTİ Hükûmetinin yönetimden kaynaklı sorumluluğu vardır. Burada yapabileceği her türlü çabada biz birlikteyiz, destekleriz; yeter ki bu sorunlara karşı nasıl bir çözüm geliştirebiliriz, hem rakamsal, istatistiksel veri çıkaralım hem de sorunları nasıl çözebiliriz, bunu tartışalım, hiç olmazsa bunda ortak bir karara varalım. Eğer bu engelli arkadaşlarımıza, yurttaşlarımıza karşı “Yok.” diyecekseniz de artık o da sizin insafınıza ve vicdanınıza kalmıştır.

Son cümlem, öz cümle: İnsan yeter ki ne olmasın? Düşünsel engelli olmasın.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yiğitalp.

Sayın milletvekilleri, lütfen, süre uzatımında bulunmuyorum, bulunmayacağım. Süresinde tamamlarsanız siz de rahat edersiniz, biz de rahat ederiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla MHP Grubunun verdiği Meclis araştırmasıyla ilgili önerge hakkında söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, geçtiğimiz gün, engelli insanları anlayabilmek ve bu insanlarımızın sorunlarına dikkat çekebilmek açısından önemli bir gün olan 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ydü. Bir kutlama veya çiçek sunma günü olmayan Dünya Engelliler Günü, aslında bir farkındalık ve engellilikten ziyade, engellenmekten, tekrar ediyorum, engellenmekten kaynaklanan sorunlarla yüzleşme günüdür. Yani, öncelikle, biz bu sorunla yüzleşmeliyiz, ondan sonra bu sorunu ortadan kaldırmak için çalışmalara başlamalıyız. Bu yüzleşmeyi gerçekleştirmeden, sadece oy kaygısı ya da birilerine yaranma çabası içerisinde olunursa gerçek sorunları asla aşamayız değerli milletvekilleri.

Türkiye’de 4 milyon civarında engelli vatandaşımız bulunmakta ancak çeşitli sakatlıklar ve kazalar sonucu belirli becerilerini yitirmiş insanlarımızı da eklediğimizde, bu sayı neredeyse 10 milyon insana ulaşmaktadır. Engelli bireylerin yüzde 14,3’ü çalışırken yüzde 85,7’si çalışmamaktadır. 2016 yılında yeni istihdam edilen engelli işçi sayısı 38.349’dan 15.031’e kadar düşmüştür. Kamuda da yaklaşık 13 bin kişilik engelli memur kontenjanı açığı var. Bu açığa rağmen, ihtiyaca rağmen neden atama yapılmaz, bunu tabii ki buradan Hükûmete sormak istiyorum değerli arkadaşlar.

İstihdam sorunlarıyla birlikte engellilerin fiziksel sorunları var. Nedir bunlar? Altyapı, üstyapı sorunları, ulaşımdaki sorunlar nedeniyle günlük yaşantılarında oldukça zorlanıyorlar. Sosyal sorunları var. Örneğin, negatif ayrımcılık, sosyal ret, acıma, eksik görme anlayışıyla mücadele ediyorlar. Ekonomik sorunları var. Aile desteği ve devlet desteği açısından yaşadıkları bu sorunlar o kadar çok ki. Aslında, hepsinin pratik çözümü var ama bunun için bir araya gelmek zorundayız. Herkesle eşit haklara, fırsat ve olanaklara sahip yurttaşlar olarak yaşamaları için; nitelikli ve erişilebilir eğitim sistemi için; haklara, hizmetlere, bilgiye erişimin önündeki engellerin kaldırılması için; herkes için tasarlanmış kentler, sokaklar, konutlar, araçlar yaratmak için; toplumsal yaşamda, bilimde, sanatta, siyasette etkin olarak yer alabilmeleri için mutlaka bir şeyler yapmak adına bir araya gelmeliyiz değerli arkadaşlar.

Tabii ki kadınların istihdamı konusunda da, kadın engellilerin istihdamı konusunda da sıkıntılarımız var, bunlar için de bir şeyler yapmak zorundayız. Kadın istihdamının artırılması, işe yerleştirmelerde engelli kadın kotası konulması, istihdam garantili kursların açılması, kadınlara yönelik yapılabilecek çözümlerden yalnızca bazıları. Yeter ki bir araya gelelim “Sen yaptın, ben yaptım; sen verdin, ben verdim öneriyi.” demeden bu çözümleri birlikte konuşalım diyoruz.

Son olarak, beyinlerimizdeki engeli kaldıralım ve engelsiz bir dünya için el ele verelim diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geçende MHP Grubu önerisi üzerine burada bir konuşma yapmıştım ve MHP’ye teşekkür etmiştim. Bunu rüşvetikelam gibi kabul etti bazı arkadaşlarımız ama hayır, rüşvetikelam filan yapmıyorum. MHP’ye bu önerisinden dolayı özellikle teşekkür ediyorum. Diğer iki grup adına konuşan arkadaşlarımıza da özellikle teşekkür ediyorum. Çünkü vatan gibi, bayrak gibi, engellilik konusu da öyle zannediyorum ki ideolojik takıntıların ötesinde bizi bir araya getirebilecek belli başlı meselelerden biri olarak gözüküyor ve yine buradan, bu kürsüden engellilikle alakalı bir çağrıda bulunmuştum, bütün gruplara aynı çağrıyı yineliyorum: Tekliflerinizi, önerilerinizi, bu konuda gördüğünüz aksaklıkları, eksiklikleri lütfen -ben şu anda AK PARTİ Engelliler Koordinasyon Merkezi Başkanlığını yürütüyorum- çekinmeden getirin, beraberce müzakere edelim, belli bir noktaya getirelim, iyileştirmeler sağlayalım.

Fakat, tabii, burada birtakım tashih edilmesi gereken hususlar da var. Öneri üzerinde benim bazı mütalaalarım var, onlardan da bahsetmek istiyorum. Pek çok sorun var, evet, sorunsuz bir dünya hayal ediyorsak sorunsuz bir dünya yoktur, olmayacaktır. “Engellilerin bütün sorunlarını çözelim.” diyorsak bunun da üstesinden gelebilme becerisini gösterebileceğimiz, başarısını gösterebileceğimiz iddia edilemez fakat şu rakamları da lütfen insaf ve hakkı teslim etme sadedinde göz önüne alalım. 2002’ye kadar kamuda 5.777 engelli memur çalışırken -burada, rakamda da bir tashih yapıyorum, en güncel rakamı veriyorum- bugün 52 bin memur çalışmaktadır. Ayrıca 521 bin engelliye evde bakım hizmeti sunulmaktadır. 153 bin civarında da engelli işçinin çalışması sağlanmış durumdadır. Şunu da ayrıca ifade etmek istiyorum. Tabii, bu açığı güzel tespit etmiş grup önerisini veren partimiz ama rakam biraz daha değişik, şunu söyleyelim: Bu açığın kapatılması yani engelli istihdamının artırılması noktasında Başbakanımızın en son açıklaması, 2018 yılında 5 bin engellinin istihdam edileceği noktasındadır. Bir küçük ayrıntıya da dikkat çekeyim: Çıkardığımız yasal düzenlemede, biz, yüzde 3 kotasını memurlar için koymuşuzdur, yüzde 4 işçiler için bir kota söz konusudur.

Şu anda Meclis gündemi çok yoğun olduğu için, bu önerinin ileride değerlendirilmek üzere geriye atılmasının uygun olacağı kanaatindeyim.

Saygılar sunuyorum, hepinize sevgilerimi iletiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de yapısal sorun olan yolsuzluk ve son dönemde artan yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla 5/12/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/12/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/12/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                             Muş

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

5 Aralık 2017 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından (6110 esas numaralı) Türkiye’de yapısal sorun olan yolsuzluk ve son dönemde artan yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 5/12/2017 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman konuşacaktır.

Sayın Adıyaman, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nde, Şırnak Balveren beldesi Araköy yakınlarında grizu patlaması sonucunda maden emekçileri Abdurrahman Tunç, Ömer Tunç ve İdris İnal maden cinayetine kurban gitmiştir; iş cinayetlerine sebep olan Hükûmet uygulamalarını ve duyarsızlığını kınıyor, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, vermiş olduğumuz yolsuzluk iddialarının araştırılmasına dair önergemizin AKP çoğunluğu tarafından reddedileceğini peşinen söylemeliyim ancak gerek Man Adası gerek Malta Cennet belgeleri gerekse Zarrab davası, sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, AKP’nin yolsuzluklarının küresel boyutunu da ortaya koymaktadır. AKP, işlediği suçlara uluslararası ticaret hukuku suçlarını da ekleyerek son on beş yılın en büyük sıkışmasını ve krizini Türkiye’ye yaşatmaktadır. Ülkedeki bütün muhalefet dinamiklerini susturup yargıyı kendine bağlayan, topluma sürekli yalan söyleyen, işledikleri suçların ortaya çıkmasını ülkeye karşı bir operasyon veya komplo olarak topluma sunan bu iktidarla karşı karşıyayız. İddia ettikleri gibi, Türkiye’ye karşı bir komplo yok; hırsızlıkları, hukuksuzlukları, yolsuzlukları ve işledikleri suçları örtbas etmeye çalışan bir anlayış, bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız. Yalan ve çarpıtma üzerine kurulu iktidarını devam ettirmek için kitlelere milliyetçilik ve dinî hassasiyetler pompalayan AKP iktidarının suçlarını artık hiçbir bayrak, hiçbir milliyetçi ve dinî söylem örtememektedir. Miting alanlarında Kur’an sallayanlar Kur’an’da yasaklanmış fiillerin en büyükleri olan yalan, dolandırıcılık, yolsuzluk, sahtekârlık ve hırsızlık suçlarına bir bir imza atmaktadır. Halkın malını çalıp bedelini yine yoksul halka ödetmektedirler. Bugüne kadar defalarca verdiğimiz hırsızlık ve yolsuzluk araştırma önergelerimiz AKP çoğunluğu tarafından reddedilerek Meclis komisyonları aracılığıyla araştırılması engellenmektedir.

Reza Zarrab 17 Aralık 2013’te yolsuzluk operasyonları kapsamında gözaltına alındı, daha sonra serbest bırakıldı. Yandaş medya o dönemde Zarrab’ı kahraman ilan etti. AKP Genel Başkanı Erdoğan kendisi için “Hayırsever bir iş adamıdır.” dedi. 4 bakan istifa etti ama Yüce Divanda yargılanmaları gerekirken Meclisin kurduğu komisyonda yine AKP çoğunluğu tarafından aklandılar. Eğer bu rüşvetçiler bakanlarla birlikte ülkede yargılanıyor olsalardı, şimdi ülkemiz uluslararası arenada bu kadar zor duruma -tırnak içinde- bu kadar rezil duruma düşmezdi.

Malta, Man Adası belgeleri orta yerde duruyor, hiçbir şey olmamış gibi üstü örtülüyor. Eğer yargılamaz, bir de üstüne aklarsan, o zaman başkaları yargılar, başkaları yargılayınca da buna “kumpas” diyorsunuz, asıl en büyük kumpası bu ülkeye AKP kuruyor.

İran işini gördü, Zencani’yi yargıladı, borçlarını ödedi ama AKP iktidarı bu süreci gizlemeyi tercih etti, Türkiye Büyük Millet Meclisini de alet ederek bu işi hukuksuz bir şekilde aklamayla sonuçlandırdı. Daha vahimi, dünün hayırseveri, dünün kahramanı iş adamı Zarrab, bugün hain ilan edildi. SAVAMA’nın ajanı olduğu, devletin gizli sırlarını ifşa ettiği iddia edilmekte, hakkında cumhuriyet savcılığınca soruşturma başlatılmakta.

Sormak lazım, hem İran hem Türkiye vatandaşı olan bu tüccar ve rüşvetçi, devletin gizli sırlarına nasıl ulaşabilmiştir? Bu sırları hangi devlet görevlisinden ve hangi yetkiliden temin etmiştir? AKP algı operasyonlarıyla kamuoyunu kandırmaktan vazgeçip, öncelikle bunun hesabını vermelidir. Benim de üyesi olduğum Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu olarak biz üyeler devletin gizli sırlarına ulaşamazken, Reza Zarrab nasıl ulaşabiliyor? Bu bilgileri kim verdi? Kimlerle dosttu, kimlerle iş çevirdi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Kimler tarafından onore edildiyse bu sırlar da onlar tarafından Zarrab’a ulaştırıldı diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Eren Erdem konuşacaktır.

Buyurun Sayın Eren Erdem. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yolsuzluk, Türkiye’de üzerinde çok konuşulan bir mesele. Ama bir de görmezden gelme, yangından mal kaçırma meselesi var arkadaşlar.

Şimdi, üç dakika içerisinde çok uzun konuşmak mümkün olmadığı için çok hızlıca konuya gireceğim.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Kâğıt sallıyorsunuz, şunu yapıyorsunuz.” Şimdi, tabii, anladığım kadarıyla, size yaranmak için artık kâğıda değil, taşa yazma dönemine geçmemiz lazım yani kâğıt, kâğıt, kâğıt… Belki de kâğıt olur yani. Şu evrak, Millî İstihbarat Teşkilatı tarafından hazırlanmış -bugün Genel Başkanımız kamuoyuyla paylaştı- üzerinde bilgi notu yazan, dönemin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’a verilmiş bir belge. Kim yazmış bunu, kim hazırlamış? Millî İstihbarat Teşkilatı. Ne diyor peki belgede? Diyor ki: “Reza Zarrab adlı şahıs Amerika’nın İran ambargosunu delme noktasında birtakım faaliyetler göstermektedir ve bizim Hükûmetin bakanlarının bu kişiyle ilişkisi vardır. Bu ilişki ortaya çıkarsa Türkiye ile ABD ilişkileri zarar görür.” vesaire, vesaire… “Hükûmet aleyhine bir iş olur.”

Şimdi, evrak burada arkadaşlar, evrak burada. Üç sayfalık bir bilgi notu. Hazırlayan Millî İstihbarat Teşkilatı.

Arkadaşlar, 2004 yılında da Millî İstihbarat Teşkilatı Türkiye’de bir paralel yapı oluştuğu yönünde bir rapor sunmuştu. O gün onu da görmezden gelmiştiniz. Onun bedelini 15 Temmuzda insanlar şehit olarak, bu ülke zarar görerek ödedi. Şimdi bu raporu da görmezden geldiniz. Bunun bedelini şu anda Amerikan mahkemelerinde Türkiye’yi tartıştıran bir şarlatan, bir soytarı maalesef bu ülkeye ödetmektedir.

Yahu bir tane kişi çıkıp da, şu grupta bir kişi çıkıp da “Arkadaş, hata yaptık, yanlış yaptık, kabul ediyoruz.” demeyecek mi? Bu kadar hata üzerine, bu kadar yanlış üzerine bir kişi çıkıp öz eleştiri vermeyecek mi değerli arkadaşlar? Yapılması gereken, bir öz eleştiridir. Bu şahıs neden serbest kalmıştır?

Şimdi, diyorsunuz ki: “Efendim, o şahıs oraya gitti, ana muhalefet partisi şöyle, böyle…” Çok net: O şahsın oraya gitmesinin müsebbibi olanlardır bu durumun sorumlusu. O şahıs burada yargılanacaktı, hesabını verecekti. Efendim, “FET֒cü hâkimler.” FET֒cüden alırdınız dosyayı, FET֒cü olmayana verirdiniz. Niye kapattınız arkadaşlar? Şimdi o casus diyor ki: “Ben rüşvet vererek çıktım.”

Eğer doğruysa yazıktır, günahtır; yanlışsa da bunun öz eleştirisini vermesi gereken iktidar partisi grubudur diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, grubumuzu Amerika’da yürüyen bir davayla ilişkilendirerek, bizim grubumuzun bundan sorumlu olduğunu, grubumuzun bu noktada mesuliyeti olduğunu ifade ederek sataşmıştır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hâlbuki hiç ilgisi yok. AKP ile Rıza Sarraf’ın ne ilgisi var?

EREN ERDEM (İstanbul) – Hiç alakaları yok Sayın Başkanım, en ufak alakaları yok, biz ilişkilendiriyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Tanımazlar, sadece eş başbakandı, bakanların yarısının maaşını o veriyordu zaten.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş, iki dakika süre veriyorum sataşmadan.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim, buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – HDP partide eş başkanlığı getirdi, bunlar da hükûmette eş başbakanlığı getirdi.

Rıza Sarraf eş başbakan Engin Bey.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada, geçtiğimiz haftadan beri, grup toplantısından beri bir iddia ortaya atıldı. Grup toplantısında “Efendim, şu tarihte, şu hesaba, yurt dışındaki bir offshore hesabına şu kadar para gönderildi.” Devam ediyor: “Şahıs şu, şu kadar para, şu hesaba gönderildi.” Yurt dışında kurulmuş olan bir şirkete para gönderildiğini iddia ettiler, doğru mu? Böyle bir iddia ortaya atıldı. Daha sonra, peki, bununla alakalı iddianızı bir ortaya koyun, bir getirin meseleyi, şunu bir açıklayın dedik. Üç gün bekletildi, üç gün, burada da kimseye göstermiyorlar.

Şimdi buradan tekrar soruyorum: O dediğiniz tarihlerde, iddia ettiğiniz miktarda, iddia ettiğiniz yerlere giden paranın evraklarını bir getirin. Hâlen getirebilmiş değiller. Daha fotokopi çektirip basına dağıttıklarının ne olduğunu bilmiyorlar, bakın, ne olduğunu bilmiyorlar. Buradan soruyorum: Getirin bakalım. “Belgeyle konuşuyoruz.” diyorlar. Şu belgeleri bir getirin, bir getirin şunları. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÖKER (Burdur) – Halkbanktan isteyelim.

MEHMET MUŞ (Devamla) – O tarihlerde giden rakamların, iddia ettiğiniz rakamların, şu giden rakamların evraklarını bir getirin, bir görelim. Tutuyor elinde…

EREN ERDEM (İstanbul) – Şunlar, şunlar Sayın Başkan, bak, burada, buna bak.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Halkbank devlet bankası, devlet sizin elinizde.

MEHMET MUŞ (Devamla) – O zaman da gruptan sallıyordu böyle. Salladı, salladı fakat giden…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Muş, mahkeme misin sen?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, giden evraklar, iddia ettikleri gibi, giden bir rakamı, giden bir parayı göstermiyor.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Hani evrakları konuşmayacaktınız, ne oldu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, bankacılıkta stajyer bir öğrenciye sorsaydınız, o da gidip gitmeyen bir şey olduğunu size söylerdi. Bu bile yapılmamış, ortaya atılmış. Şimdi, acaba bu işi nasıl kapatırız diye, 17-25’ten önce yapılan, söylenen ne var ne yok, tekrar aynı meseleleri gündeme getirip…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya siz 1925’i gündeme getiriyorsunuz, 1929’u gündeme getiriyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – …Amerika’da görülen bir davanın peşine takılıp Türkiye’yi sıkıştıramazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Size buradan da iktidar çıkmaz. O evrakları buraya getireceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Tek parti dönemini gündeme getiriyorsunuz siz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Evrak yoksa ne getirecek?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yalan söylüyorlar o zaman, yalan, yalan.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ne zaman doğru söylediler ki!

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, zaten basına, kamuoyuna, siyasi partilere gönderilmiş bir evrakı, cumhuriyet savcılığına verilmiş bir evrakı sanki gerçekte böyle bir evrak yokmuş, biz yalan ve yanlış bilgileri kamuoyuyla paylaşıyormuşuz gibi…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İspat etmeyen müfteridir!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Aynen öyle, aynen yalan!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – …bir algı yaratarak grubumuza sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika süre vereyim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Göstersin bakalım, hani, nereye gitmiş? Evrak okumayı bilmiyorlar ya.

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Evrak mevrak okumayı bilmiyorlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Erdem konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Erdem, size de iki dakika süreyle sataşmadan söz veriyorum. Lütfen uzatmayalım, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Muş diyor ki: “17-25 Aralıktan öncesi…” Ya, siz 1929’a kadar gidiyorsunuz işinize geldiği zaman, sıkıştığınız zaman 1919’a kadar gidebiliyorsunuz.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Ya siz de, gidin de, Fuat Avni’nin kullandığı argümanları kullanıyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Amerika’daki davaya takılmışsınız, şu evrakları bir getirin bakalım.

EREN ERDEM (Devamla) – Bakın, şimdi, Sayın Muş, siz önünüze koyulan belgelerin içeriğini tartışmak istiyorsanız, siz o “fotokopi” dediğiniz belgelerin içeriğini tartışmak istiyorsanız, onların ne olduğunu tartışacaksak…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Biz okuma yazma biliyoruz, okuma yazma bilmeyen Genel Başkanına söyle sen onu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İspat etmeyen namussuzdur.

EREN ERDEM (Devamla) – …kurarsınız araştırma komisyonunu Parlamentoda, otururuz hep beraber tartışırız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Okuma yazma biliyoruz, anlıyoruz biz onların ne olduğunu. Orada ne yazdığını biz görebiliyoruz. Sen git, onu Genel Başkanına söyle.

EREN ERDEM (Devamla) – Şimdi lafı başka yerlere çekmeye gerek yok. Bakın, diyorsunuz ki: “17-25 Aralıktan önceki birtakım safsatalar…” Sayın Muş, safsataysa Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanını görevden alın, yetkiniz var. MİT raporundan bahsediyoruz biz burada, MİT raporu. Safsataysa, eğer bu bir palavraysa, eğer size bu söylenmemişse, eğer bu belge sahteyse MİT Başkanını görevden alın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – MİT raporunun sende ne işi var ya! Nereden aldın o belgeleri, nereden aldın? FET֒cülerden almışsın onu.

EREN ERDEM (Devamla) – Ya, adamı milletvekili yapmak için neler yaptınız, ne mücadele ettiniz. Bu kadar sevdiğiniz, bu kadar saydığınız bir adam. Getirin kardeşim, getirin; görevden alın eğer bunlar sahteyse.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – FET֒cülerden almışsın belgeyi. Ne oldu, ne belgesi o? İçeriden kim verdi onu?

EREN ERDEM (Devamla) – Buyur gel, vereyim sana.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim arkadaşlar.

EREN ERDEM (Devamla) – Al bak, gel vereyim sana, bak.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – FET֒cülerden almışsın belgeyi, sallıyorsun. Alışıksın sen zaten!

EREN ERDEM (Devamla) – Her yerde var, her yerde, aç internete gir bak, her yerde var, her yerde. Onu bana sormayacaksın sen. Onu bana sormayacaksın.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Fuat Avni’ye anlat onu, Fuat Avni’ye anlat sen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şu dediğime gelin; şu para göndermeleri getirin para.

EREN EDREM (Devamla) – Sürekli diyorsunuz ki: “Kim verdi, ne verdi?” Yahu, sen içeriğine bak içeriğine.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bir sefer bilgi olur, bir sefer, bir sefer!

EREN EDREM (Devamla) – Reza Zarrab’ın bugün bu işleri yapacağını size 17-25 Aralıktan sekiz ay önce MİT söylemiş mi? Söylemiş. Ne yapmışsınız? Seyretmişsiniz. Geçmişte de seyrettiniz, bugün de seyrediyorsunuz. Faturasını kim ödüyor? Bu halk ödüyor. Kim ödüyor? Tüyü bitmemiş yetim ödüyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sizin de hoşunuza gidiyor.

EREN ERDEM (Devamla) – Hâlâ konuşuyorsunuz. Madem bunlar sahtedir, gidin kardeşim Hakan Fidan’ı görevden alın, hesabını sorun, kamuoyunu da bilgilendirin.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bize vermiyorlar ki öyle belgeleri, size getiriyorlar. FET֒cülere sormak lazım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, açıkça söylüyorum. Şu tarihlerde… Bakın, 21 Kasımdaki grup toplantılarında “Vergi cennetlerinde bir şirkete milyonlarca dolar para gönderdiklerini biliyor musunuz?” diye soru soruyor. Daha sonraki grup toplantısında da bu sefer isim vererek söylüyor “15/12/2011 tarihinde -isim veriyor, miktar veriyor- para gönderdi.” diyor.

Şimdi bakın, bu grup toplantılarında ifade ettiklerini, söylediklerini ispatlamak zorundalar. Bu açık bir yalandır dedik. Getirin diyorum belgeleri, hâlen “Verirseniz açarız…”

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Enişte o şirketleri nasıl kurdu, biri bunu anlatsın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın değerli milletvekilleri, dağıttıkları belgelerde… Kendileri de çok iyi biliyor, bu grupta ekonomist olan var, bankacı olan var, Hazinede üst düzey görevde bulunanlar var, onlara gösterseler o kâğıtlarda ne olup ne bittiğini bilirler. Giden tek kuruş yok fakat grup toplantısında o şekilde iddia edildi. Hatta SWIFT’le alakalı şu tanımlamayı yapıyor: “SWIFT nedir bilir misiniz? Bankalara sorduk, yurt dışına dolar gönderirken bu mesajla gönderiyorsunuz.”

Arkadaşlar, SWIFT, yurt içinde farklı iki banka arasında dolar veya diğer döviz transferleri yapılıyorken de kullanılır. O değil yani sadece yurt dışına gönderilen bir şey değil.

Bunları ispatlasınlar. İspatlamayan müfteridir, yalancıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, sizi dinleyeyim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Müfterilik ve yalancılıkla suçlamıştır efendim. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peş peşe Hükûmetin Başbakanının ve bu iktidarın Genel Başkanının çocuklarıyla ilgili ve kendilerinin açıklamalarıyla ilgili kamuoyunu bilgilendiriyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Getirin evrakları.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Başbakanın çocuklarının, offshore şirketleriyle ilgili, ilişkisi olup olmadığını gündeme getirdik, sorduk, belgelerini yayınladık. Bu grupta birazcık vicdanı olan insanlar suratları kıpkırmızı bizi izlediler. Bu ülkenin Başbakanı çıktı, dedi ki: “Konu, getirilsin, araştıralım, sonuna kadar arkasında duracağım.” Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdik, Başbakanın verdiği emri yerine getirmeyerek grup kararıyla reddettiler ve Başbakanın offshore ülkelerinde vergi kaçıran çocuklarının belgelerinin araştırma önergesi bu grupta reddedildi. Şimdi, Cumhurbaşkanının çocukları, Cumhurbaşkanının damadı, Cumhurbaşkanının özel kalem müdürü, Cumhurbaşkanının dünürü Man Adası’nda…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Hâl⠓özel kalem müdürü” diyorsun.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Siz burada konuşun, onlar malı götürsünler. Orada, şu kadar bir odanın içerisinde iki tane şirket kuruyorlar.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen orada mıydın? Beraber miydiniz?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Kurdukları iki tane şirketten bir tanesi Bellway şirketi, bir tanesi de BUMERZ şirketi. BUMERZ şirketinin baş harflerinden sonuna kadar gidersen Cumhurbaşkanının ailesine, oğlundan eniştesine kadar gidiyorsun. Eniştesi öğretmen, bisikletçi. Daha önceden bursla okuyan oğlu milyonlarca doları, 1 sterlinlik şirketten, Halk Bankasındaki Bellway hesabından bu kişilerin hesaplarına milyonlarca dolar aktarmış.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir dakika, dur, şimdi geldi.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Bu milletin çocukları inim inim inlerken, sizin damadınız, enişteniz, dünürünüz milyonlarla oynarken bunun hesabını veremiyorsunuz. Hiç mi yüzünüz kızarmıyor? (CHP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kendi Genel Başkanına sor, kendi torununu nasıl SSK’ya…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yazıklar olsun size!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Kendi Genel Başkanına sor bunu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip açıkça grubumuza sataşmıştır, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye… Ne dedi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Sizin birazcık yüzünüz kızarsaydı, bununla alakalı adım atardınız.” diyor. Ne demek bu?

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÖKER (Burdur) – İtirafçı olun, itirafçı.

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, şimdi “Gelmiş.” diyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Allah Mehmet Muş’a yardım etsin!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Allah sana yardım etsin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Allah sana daha yardım etsin! Bu kadar şeyi nasıl anlatacaksın sen! Vallahi bu kadar yükün altından nasıl kalkacaksın!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Vallahi, hangi durum için de HDP’ye verdiğiniz destekle alakalı içinizin sızladığını biliyorum, engelleyememişsiniz; sen önce onlara bir cevap ver.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Offshore var, Man var, Malta var, Zarrab var, enişte var, kayınço var, eş başbakan var.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim lütfen sayın milletvekilleri.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, ne diyorlardı: “15/12/2011 tarihinde şu kadar para gitti.” Bakın, hâlen getiremiyor. Şimdi diyor ki: “Gitmedi, geldi.”

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Emekli öğretmen Ziya İlgen o şirketi nasıl kurdu, onu anlat, onu! Emekli öğretmen milyon dolarlık şirkete nasıl sahip oldu?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Dolayısıyla iki dakika içerisinde bu kadar hızlı fikir değiştiren bir partinin ortaya atacağı hiçbir iddiayı dikkate almıyoruz, onu söyleyeyim.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Siz niye savunuyorsunuz? Partinin şirketi mi, şirket mi partinin yoksa?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu kadar, bakın, bir SWIFT belgesini bile okumaktan âciz, ne okuduğunu bilmeyen birilerinin ortaya atacağı iddialar, değerli milletvekilleri, bizim için yok hükmündedir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hay, hay! Man neresi, Man? Mehmet Muş Man’ı biliyordur herhâlde! Man, Malta...

MEHMET MUŞ (Devamla) - Sallayacakları kâğıtlar bundan sonra yok hükmündedir çünkü gösterdiklerini, iddia ettiklerini ispatlayamayan bir partidirler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Reza Zarrab da yalandı ya, Reza Zarrab da yalandı! El kaldırdınız, akladınız Reza Zarrab’ı!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Yani yalancıdırlar, iftiracıdırlar. Hâlen diyorum ki: Getirin, hangi tarihlerde giden rakamların SWIFT mesajlarını getirin buraya. Getiremiyorlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – 4 bakanı akladınız, şimdi Amerika’da Türkiye'nin itibarıyla oynuyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Şimdi, ne oldu mesele? Şimdi diyor ki: “Bu kadar para gelmişti.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Türkiye’yi yerle bir ettiniz, koskoca ülkeyi düşürdüğünüz hâle bak! Yazıklar olsun!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Dolayısıyla kendi içerisinde bu kadar çelişkili, kendi içerisinde bu kadar tutarsız ve kendi içerisinde bu kadar birbirini doğrulamayan beyanın olduğu bir ana muhalefetin, iktidar olarak bize söyleyeceği hiçbir şey yoktur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Burada çoğunluğunuza güvenerek Reza Zarrab’ı da akladınız, saatleri de akladınız.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bundan sonra gündeme getirecekleri ve söyleyecekleri iddialar ya da kâğıtlar bizim gündemimizde dikkate alınmayacaktır, bizim için yok hükmündedir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Camiye para gidiyor.” dediniz, yalan çıktı.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Süleyman Aslan nerede, Süleyman Aslan?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bundan sonra Genel Kurulu ve milletimizi bu boş, altyapısı ve karşılığı olmayan...

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Nerede bu Süleyman Aslan, bankanın Genel Müdürü? Kayıplara karıştı bakanlarla.

MEHMET MUŞ (Devamla) - ...iddialarla meşgul etmeyeceğimizi ifade eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye? Bence meşgul edin, bence.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.52

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de yapısal sorun olan yolsuzluk ve son dönemde artan yolsuzluk iddialarının araştırılması amacıyla 5/12/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde son konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan’dır.

Buyurun Sayın Birkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi ve tüm milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ 2002 yılında iktidara geldiğinde karanlık bir tünelden geçmekte olan bir ülkeyi devraldı. Enflasyonun yüzde 100’lerin üzerinde seyrettiği, faizlerin yüzde 100’ün üzerinde olduğu, gecelik faizlerin yüzde binlere çıktığı, memur ve emekli maaşlarının ödenemediği, insanlarımızın kuyruklarda bekletildiği…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Hangi ay ödenmedi emekli maaşı, hangi ay ödenmedi?

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - …maaşların ancak depremzedeler için toplanan yardımlarla ödenebildiği, toplanan tüm vergilerin ve gelirlerin, anapara değil, faizlere bile yetmediği bir ülkeyi devraldık.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Deprem paralarını ne yaptınız?

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - 2002’de “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diyerek, Hakk’a ve halka güvenerek yola çıktık, çok çalıştık.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Olmadı zaten.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Olmadı, doğru. Bir parça demokrasi vardı, onu da yok ettiniz. Olmuyor hiçbir şey eskisi gibi.

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - Ekonomide faizleri yüzde 10’ların altına indirdik, enflasyonu tek hanelere indirdik.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ya şimdi? Hani nerede?

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - IMF’ye bizden öncekilerin aldığı borcu biz ödedik.

MEHMET GÖKER (Burdur) – IMF “Yok öyle bir şey.” dedi.

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - Ekonomiyi büyüterek, 200 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkararak 3 kat büyüttük. Yollar yaptık, hastaneler yaptık.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yolsuzluk yaptınız.

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - Mutlak yoksulluğu sıfıra indirdik.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yolsuzluk yaptınız.

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - Siyasette ise vesayet odaklarını tek tek tasfiye ederek birilerinin değil, milletin ne dediğine baktık.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Yeni vesayet rejimi kurdunuz, yeni vesayet rejimi.

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) - Peki, biz bunları yapınca bu ülkenin üzerine çöreklenenler, dış mihraklar ve yerli iş birlikçileri…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Eş başkanlar, eş başkanlar, eş başkanlar…

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) – …cumhuriyet tarihinin en iyi ekonomik göstergelerinin olduğu, IMF’ye borcun ödendiği haftada Gezi olaylarını başlatarak sokak olaylarıyla Hükûmetimizi yıkmaya kalktılar. 17-25 Aralık yargı darbesiyle saldırdılar.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Eş başkanlar…

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) – Yetmedi, emperyalistler ve yerli iş birlikçileriyle, FET֒yle beraber tanklarla, toplarla halkımızın üzerine saldırdılar ama yine başaramadılar.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Eş başkanlar…

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, biz bu hizmetleri yaptığımız için bu iftiralara ve saldırılara maruz kalıyoruz. Türkiye’yi 3 kat büyüttüğümüz için bunlarla karşı karşıyayız. Şimdi de başka oyunlar ve senaryolar peşinde koşturuyorlar.

Buradan tekrar söylüyorum: Başaramadınız, başaramayacaksınız. Biz çalışmaya…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Çalmaya…

ZEKERİYA BİRKAN (Devamla) – …bu ülkeye hizmet etmeye, bu ülkeyi büyütmeye devam edeceğiz.

HDP grup önerisi aleyhine olduğumuzu tekrar belirtiyor ve reddini talep ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, kadın istihdamında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1121) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Aralık 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/12/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/12/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                       Engin Özkoç

                                                                                          Sakarya

                                                                        CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme” ve “Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, kadın istihdamında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/1121) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 5/12/2017 Salı günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk söz, öneri sahibi adına, Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’e aittir.

Buyurun Sayın Türkmen. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkürler Başkanım.

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Türkiye’de kadın istihdamının durumu, artırılması, bu konuda önde olan ülkelerin ve Türkiye’deki illerin, şirketlerin politikalarını inceleyerek kadın girişimci sayısının, istihdamının artırılması için Meclis araştırması açılmasını talep etmekteyiz.

Türkiye’de kadın nüfusu 39 milyon 771 bin 221, çalışma çağında olan kadın nüfusu 29,6 milyon, çalışan kadın sayısı ise 8,3 milyon. Çalışır görünen kadınların 2,4 milyonu ücretsiz aile işçisi ve bunların tamamına yakını kırsal kesimde. Bu sayıyla birlikte, Türkiye’de çalışma çağındaki kadın nüfusunun içinde ücretli, yevmiyeli, işveren ya da kendi hesabına çalışan kadın sayısı 5 milyon civarında. Kadınların istihdama katılım oranı yüzde 28,4. Kadınların istihdama katılımında ne yazık ki Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde en düşük sıralardayız. Kadınların da erkeklerle eşit sayıda ekonomiye katılımının sağlanması, kişi başına düşen gayrisafi millî hasılamızın bugünkü oranından çok daha yüksek olmasına yol açacaktır. Türkiye’de çalışma çağındaki erkeklerin yüzde 75 civarında olduğu düşünüldüğünde, iş yaşamının içinde kadın çalışan sayısının artırılmasına dönük projeler daha gerçekçi olacaktır. Kadın girişimci konusunda da Türkiye kötü durumda, yüzde 9.

OECD araştırmasına göre kadın-erkek ücret eşitsizliğinde ise Türkiye ilk sıralarda. Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması Genelgesi’nde eşit işe eşit ücret sağlanması düzenlemesi ve cinsiyet eşitliğine ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi zorunluluğu yer almaktaydı. 14 Kasımda Plan ve Bütçe Komisyonunda güncellenmek üzere gündeme alınan genelgede “eşit işe eşit ücret” ifadesi çıkarıldı, cinsiyet eşitliğine ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmadığına dair denetleme zorunluluğu kaldırıldı. Türkiye’de istatistiklere göre kadınların yüzde 45,6’sı bin liranın altında aylık alırken bu oran erkeklerde yüzde 31. Hâl böyleyken genelgede yer alan eşit işe eşit ücret düzenlemesinin kaldırılmasının nedeni nedir? Kadınların istihdamının artırılması önündeki engelin… Yani çocuk ve yaşlı bakımıyla ilgili yeterli adımların atılmaması, kreş ve gündüz bakımevi yükümlülüğünün denetimi, kadının istihdamı önündeki engellerle ilgili istatistiki bilgileri toplamak, araştırmalar yapmak, denetlemek için düzenlenen bu genelgenin bu son hâliyle artık içeriği boşaltılmıştır. Kadın-erkek fırsat eşitliğini yaşama geçirecek en önemli argümanlardan olan kadın istihdamının artırılması bu hâliyle mümkün değildir.

Türkiye’de kadın ne yazık ki sosyal, toplumsal ve siyasal yaşamda geride bırakılmıştır. Günümüz dünyasında ülkelerin gelişmişlik düzeyini gösteren en önemli göstergelerden biri kadın haklarına ve cinsiyet eşitliğine verilen değer ve bu yönde atılan adımlardır. Kadınların erkeklerle eşit sosyal, ekonomik ve siyasal haklara sahip olmaları yalnızca toplumsal yaşamı iyileştirmeyecek, aynı zamanda aydınlık, barış içinde Türkiye'nin inşasını sağlayacaktır.

Kadın istihdamında yaşanan sorunların tespiti, kadın istihdamının önündeki engellerin kaldırılması, alınması gereken tedbirlerin görüşülmesi ve politikaların tespiti amacıyla Meclis araştırmasını talep etmekteyiz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmen.

Öneri üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Deniz Depboylu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Mustafa Kemal Atatürk der ki: “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben, Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim.’ diyemez.” Tarihe dönüp de baktığımız zaman, tarihin her sayfasında Türk kadınının şanlı zaferlerini, şanlı duruşunu görürüz. Ben, milattan önce 6’ncı yüzyılda yaşamış bir Türk kadınından bahsetmek istiyorum; Tomris Hatun, diğer namıyla Tomris Han ya da Tomris Kağan. Tomris Hatun, 6’ncı yüzyılda İskitler adıyla da bilinen, Sakalar adıyla da tanınan, aynı zamanda bozkırın kuyumcuları denilen kavmin kraliçesi, hatunu, hanı, kağanıydı. Eşinin ölümünden sonra devlet yönetimini ele aldı ve Pers diyarında hüküm süren Ahameniş hükümdarlığının acımasız, eli kanlı hükümdarı Kiros’la savaşarak zafer kazanmıştı.

Türk kadını, tarihte erkekle eşit hak ve statüye sahipti, zamanla sosyal yaşamda ve üretimdeki hakları maalesef kayboldu. Ancak Türk kadınının varlığı ve gücü kendine biçilmiş rollere sığmadı, İstiklal Harbi’nde de adını tarihe şanlı bir şekilde, altın harflerle kazıdı. Anadolu’nun her yanında, örneğin İstanbul’dan Halide Onbaşı, Nezahat Onbaşı, Kastamonu’dan Şerife Bacı, Erzurum’dan Nene Hatun, Kara Fatma, Kastamonu’dan Halime Çavuş, Akhisar’dan Gördesli Makbule, Aydın’dan Çete Emir Ayşe, Adana’dan Tayyar Rahmiye ve adını sayamadığımız nice şanlı Türk kadını, kahraman Türk kadını İstiklal Harbi’nde erkeğiyle savaştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün de en büyük hedefi Türk kadınına hak ettiği hakları, statüleri tekrar kazandırmaktı. Sayın Genel Başkanımızın bugün de ifade ettiği gibi “Türk kadını yuvasının da yurdunun da zarafet, zekâ ve ziynetle taçlanmış mimarıdır.” Ama bugün bakıyoruz, bu değerli role sahip, toplumun mimarı olan kadınlar hak ettiği her şeye kavuşuyor mu? Başta istihdam olmak üzere birçok konuda sıkıntı yaşıyor, istihdamda erkeklerin yarısı kadar yer bulabiliyor. Yine, kadına yönelik şiddet keza. Kadınlar siyasi hayatta da yeterince temsil hakkına sahip değiller. Ancak eğitimli ve güçlü kadınlar toplumu güçlü, öz güveni yüksek hâle dönüştürerek yeni nesiller oluştururlar, bunu da unutmamak lazım.

Bugün Mühendisler Günü, ben başta kadın mühendislerimiz olmak üzere tüm mühendislerimizin de gününü kutluyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ediyorum Sayın Depboylu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş konuşacaktır.

Sayın Danış Beştaş, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadın istihdamının araştırılmasına ilişkin önergeyi destekliyoruz.

Evet, bu konuda çok büyük problemler var ve gerçekten hem toplumsal yaşamda hem de istihdam alanında kadınlara yönelik ayrımcılık, cinsiyet ayrımcılığı ve emek düşmanlığı en üst noktada seyretmeye devam ediyor. Diğer CHP vekili arkadaşım birçok rakama değindi, önergede de var, bu nedenle kafanızı rakamlarla doldurmak niyetinde değilim; üç dakikada böyle bir şansım da maalesef söz konusu değil. Ama şöyle bir rakam paylaşmak isterim: Kadının iş gücüne katılım oranında Türkiye OECD ülkeleri arasında sonuncu, dünyada ise 127’nci sırada. Çalışma çağında şu anda 20 milyon kadın işsiz. Çalışır görünen kadınların 2,4 milyonu ücretsiz aile işçisi konumunda ve bunların önemli bir bölümü kırsal kesimde.

Değerli milletvekilleri, kadına yönelik politikalar sadece istihdam alanında değil, aslında hayatın her alanında kadına karşıtlık, kadının emeğine, siyasi yaklaşımına, varlığına bir düşmanlık olarak ve dışlayıcı bir yaklaşım olarak önümüzde duruyor. Bugün, bu Parlamentonun tek kadın Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ hâlâ hapishanede. Yine, vekilliği düşürülen 5 milletvekili arkadaşımızdan 4’ü kadın. Bu liste çok fazla uzayabilir. Hayatın her alanında kadınlar, hem çalışmadan hem siyasetten hem ekonomik bağımsızlıktan aslında men ediliyor.

Şimdi, nedir? Kadın alanında çalışan arkadaşlar çok iyi bilirler; kadınlar üzerindeki sömürünün bu kadar katmerleşmesinin, şiddetin bu kadar büyük olmasının sebebi kadınların ekonomik bağımsızlıklarının olmamasıdır; kadınların eşlerine, babalarına, kardeşlerine, ailelerine bağımlı olmasıdır harçlık almasıdır her şeyden önce. Kadının kendi bütçesinin olmaması, çalışmaması onu erkeğe bağımlı hâle getiriyor. Bu konuda Hükûmetin politikaları da bunu çok ciddi bir şekilde destekliyor. AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bu sözü bile aslında birçok şeyi anlatıyor: “Eline ver kazmayı, küreği çalışsın; olmaz böyle bir şey. Onun narin yapısına ters düşer.” Biz narin yapılı da olmak istemiyoruz, çiçek ve gül de olmak istemiyoruz. Biz de bu ülkenin yarısı olan yurttaşlar olarak iş alanında, istihdam alanında hak ettiğimiz şekilde çalışmak istiyoruz. Şu anda, oran olarak kadınların çalışma oranı erkeklerin yarısının yarısı niteliğinde. Yüzde 70 erkek istihdamı, kadınlar yüzde 30’un altında ve bu, kadına yönelik ayrımcılığı, şiddeti, öfkeyi ve gerçekten kadının eve hapsini zorunlu kılan gerekçelerin başında yer alıyor. Bu nedenle, Meclisin bu konuda araştırma önergesini kabul ederek bu soruna çözüm araması elzemdir diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde son konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Düzce Milletvekili Ayşe Keşir olacaktır.

Buyurun Sayın Keşir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin önerisi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

Evet, OECD verileri açıklandı, ben de o verilerden birkaç pasaj okuyacağım şimdi size: 2005’ten bu yana yarattığı istihdam artışıyla OECD ortalamasını 5’e katlamış bir ülke Türkiye. Bu, sizin bahsettiğiniz aynı raporda var. 2005’ten bu yana Türkiye’de istihdam oranındaki artış yüzde 6,2 iken aynı dönem içinde OECD ülkelerinde bu oran ne yazık ki yüzde 1,2’dir. Bu büyümeyi görmemek, rakamları okumamak demek oluyor.

Yine bir başka veri okuyacağım size: Türkiye’de -yine aynı veriden paylaşıyorum- uzun dönemde işsizlik oranı 2016 itibarıyla yüzde 2,2 iken bugün 2 olmuştur, 2005’in de yarısı seviyesine inmiş durumdadır.

Ben önergeyi gerekçeleriyle çok dikkatli okudum; orada, ikinci paragrafta -eğer önünüzdeyse bakmanızı istirham edeceğim sizden- 2013 ile 2014 verileri karşılaştırılmış. 2013’te yüzde 45,2 olan oranın 2014’te yüzde 46 diyor, doğrusu, yüzde 45,9’a çıktığından bahsedilmiş ama aynı rakamın 2016 güncel oranı var, yüzde 41,5’e inmiş durumda okumayan ve çalışmayan 15-29 yaş arası kadın oranı 2016 rakamlarına ulaşamadınız mı yoksa 2016 rakamlarındaki bu iyileşmeyi yazmaya eliniz mi varmadı? Bunu merak ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Kadın istihdamından ve bugün 5 Aralık kadının seçme ve seçilme hakkından bahsederken aslında, kadının eğitime erişiminden bahsetmemiz gerekiyor çünkü yoksulluk, istihdam verilerini konuştuğumuzda mutlaka kadının eğitime erişimiyle çok doğrudan orantılı olduğunu, alanı çalışanlar çok iyi bilmektedirler. Türkiye’de 2002 yılında kadının üniversiteleşme oranı ne yazık ki yüzde 13 iken bugün açılan üniversitelerle, 81 ilde açılan üniversitelerle ve özellikle başörtülü kadınların eğitime erişimiyle birlikte bu oran yüzde 50’yi zorlamaktadır.

Türkiye, eski Türkiye değil. Türkiye’de “Dünya 5’ten büyüktür.” diyen bir dünya lideri var. Rakamları eksik ve yanlış okumak eski kompleksli siyasetçi refleksidir, Türkiye siyaseti daha yenisini hak ediyor.

Hızlı, birkaç rakam daha okuyacağım size: AB ülkeleri içinde kadın istihdamı ne yazık ki son dönemde yüzde 4,8 artarken bu rakam Türkiye’de 3 katındadır. Almanya’da 1 milyon kadın yeni dönemde işe girerken Türkiye’de bu rakam 3 milyon kişiyi aşmıştır, yüzde 55,2’dir. İngiltere’de ne yazık ki son dönemde sadece 1 milyon kadın istihdama katılabilmiştir. Türkiye’de kadının iş gücü oranı, iş gücüne katılımı 3 milyon 733 bin kişiyle yüzde 63,3 oranında artmıştır.

Rakamları doğru okuyamamak sanırım bir gelenek oluşturdu sizde ama Türkiye’de rakamları doğru okuyanların olduğunu hatırlatarak yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarısı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/12/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                      Mustafa Elitaş

                                                                                           Kayseri

                                                                 AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden Gündemin “Kanun Tasarısı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının birinci sırasına; yine bu kısımda bulunan 379, 382, 384, 389, 139, 140, 284, 102, 104, 105, 110, 111, 113, 114, 122, 147, 150 ve 481 sıra sayılı kanun tasarılarının ise yine bu kısmın sırasıyla 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22 ve 23’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun, 7 Aralık 2017 Perşembe günkü birleşiminde 465 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

506 sıra sayılı Kanun Tasarısı İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

506 Sıra sayılı

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki

Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 7’nci maddeler arası

7

2. Bölüm

8 ila 13 üncü maddeler arası

6

Toplam Madde Sayısı

13

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde öneri sahibi olarak Bilecik Milletvekili Halil Eldemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Eldemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubumuzun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre vermiş olduğu grup önerimizle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri, sizlerin nezdinde de aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimiz, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin -506 sıra sayısıyla bastırılan- kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasını, bunun yanında da gruplar arasında ittifak olan uluslararası sözleşmelerin ön sıralara çekilmesini amaçlamaktadır.

506 sıra sayılı Kanun Teklifi, sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerdeki gelir vergisi tevkifatındaki düzenlemenin 193 sayılı Kanun’un 72’nci maddesinde uygulanan süre uzatımının 31 Aralık 2019’a kadar uzatılmasını, Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesinin adının Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak değiştirilmesini, Ankara’da Sevgi Vakfı tarafından Lokman Hekim Üniversitesi adıyla yeni bir vakıf üniversitesi kurulmasını, yaşlılar için gündüzlü bakım merkezlerinin açılmasını, Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği ve optisyen-gözlükçüler odalarının ilk oluşumlarına açıklık getirilmesini, Yunus Emre Vakfı Mütevelli Heyeti ile Yönetim Kurulunun üye yapısının yeniden belirlenmesini, Yunus Emre Vakfı tarafından yurt dışına gönderilen vakıf personeline hizmet damgalı pasaport verilmesi hususlarını içermektedir.

Grup önerimizi Genel Kurulun takdirlerine sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Herhâlde dünyada bu kadar kolay üniversitenin kurulduğu ikinci bir ülke yoktur. Bu Parlamentonun üyesi olan birçok akademisyen vardır veya akademisyen olmamakla birlikte akademik çalışma içerisinde yer almış birçok milletvekili vardır. Ciddi, demokratik, bilimsel esaslara dayalı bir ülkede anaokulu açmak bile bu ülkede üniversite açmaktan daha zordur. Bu ülkede üniversite açmanın artık hiçbir toplumsal ihtiyaç çerçevesinde gelişimi söz konusu değildir. Bu ülkede üniversite sayısı arttıkça niteliksel bir erozyon yaşandı. Bu ülkede her ile, belki de daha ilçelere lise açılmadan önce üniversiteler ve ona bağlı fakülteler ve meslek yüksekokulları açıldı. İktidar, belki bu ülkede üniversite sayısını, fakülte sayısını, yüksekokul sayısını artırmakla övünebilir ama övünebiliyorsa bir de üniversitelerin dejenerasyonuyla kendini yüzleştirmelidir. Kaldı ki iktidarı eleştirmek sosyal bilimin, “academia”nın temel ilkelerindendir; iktidarın yanlışlarının üzerine gitmek, bunun için düşünce üretmek vicdanlı ve bilimsel esasları önceleyen her akademisyenin işidir ama bu iktidarın en önemli korkularından biri de özgür düşünen akademisyenlerdir. Düşünün, bu ülkede tanınmış ve uluslararası itibara sahip birçok üniversite mensubu ve akademisyen, yalnız başına ve sadece savaş ve çatışma politikalarını, kan politikalarını istemediği için bu iktidarın pespaye KHK’leriyle üniversitelerden kovulmuştur. Siz kendinizi o KHK’lerle bu ülkenin özgür beyinlerini, özgür düşünen ve üreten akademisyenlerini uzaklaştırmış sayıyor olabilirsiniz ancak kendinizi kandırırsınız. Düşünün, İbrahim Kaboğlu gibi, onun gibi sayabileceğimiz Cem Terzi, Ayşen Uysal ve birçok akademisyen sadece kendi üniversitelerinden bir alçak KHK’yle ihraç edilmiyor, yurt içi ve yurt dışında çalışma olanakları ellerinden alınıyor. Akademik kariyerinin tamamını dünyada, Batı’lı ülkelerdeki sayılı üniversitelerde tamamlamış olan akademisyenler yurt dışına çıkamadıkları için, dünyanın en değerli üniversitelerinden davet almalarına rağmen, gidip çalışamıyorlar. Şimdi, bütün bunların gölgesinde yeni üniversite açıyor olmanın ancak üniversitelerin niteliğini düşürmekten başka hiçbir şeye hizmet etmeyeceğini ifade ederek bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde son konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Engin Özkoç olacaktır.

Buyurun Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hem Millî Eğitim Komisyonundayken hem de diğer komisyonlarda görev yaparken çok açık ve net bir şey söylüyoruz, orada diyoruz ki: Bu yasalar görüşülürken yeteri derecede görüşülmüyor, yeteri derecede değerlendirilmiyor, alt komisyonlarda değerlendirilmiyor. Daha sonra, teknik konularla ilgili, örneğin sporcuların ödemesi gereken vergiyle ilgili, artan oranda ödedikleri vergiyle ilgili bir maddenin değişikliği Millî Eğitim Komisyonunda görüşülüyor ama asıl ilgilendirdiği Komisyon Plan ve Bütçe Komisyonu. Biz şerh düşüyoruz, diyoruz ki: “Bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmelidir.” Fakat Plan ve Bütçe Komisyonuna gitmeden, hatta yeteri kadar görüşemediğimiz bütün maddelerle birlikte grup başkan vekilleri geliyor, diyorlar ki: “Biz AKP’nin önergesiyle 13 maddelik, iki bölümden oluşan bir torba yasa daha getirdik. Hem üniversitelerin adlarını değiştireceğiz hem vergiyle ilgili değişiklikler yapacağız.” Bir oldubitti içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalar geçiyor.

Şimdi, biz bugün, uluslararası anlaşmaları konuşmakla ilgili geldik, konuşmacı arkadaşlarımızı belirledik, grup başkan vekilleri bu konuda gerekli anlaşmayı yaptılar ama içeriye giriyoruz, bir bakıyoruz önümüze bir önerge gelmiş, bir torba yasa gelmiş, hiçbir arkadaşımız buna hazır değil, ilgili Komisyondaki arkadaşlar bu konuyla ilgili uyarılmamış ve geliniyor, burada bu torba yasa hemen oldubittiyle görüşülmek isteniyor. Bu tür geçen yasalar halkın vicdanını yaralıyor, bu tür geçen yasalar halkın vicdanında karşılık bulmuyor.

Az önce, Diyarbakır’ın Sur ilçesinden gelen vatandaşlarımızla görüştük. Oradaki vatandaşlarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde alınan kararlarla, oldubittiye getirilerek binlerce kişinin evsiz kaldığından ve oralarda yaşayan insanların hak ettikleri karşılıkları almadan evlerini terk etmek zorunda bırakıldıklarından bahsettiler. “Bu kararları sizler alıyorsunuz. Sizler bu kararları neden bizim adımıza yeteri derecede tartışmıyorsunuz?” dediler. Ben de kendilerine dedim ki: “Biz diğer muhalefet milletvekilleriyle beraber bunun için mücadele ediyoruz. Ama öyle oldubittiyle getiriyorlar ki -o Sur’da yaşayan kardeşlerimize, yoksulluk içerisinde kıvranan kardeşlerimize, evi hiç, yok pahasına alınan kardeşlerimize ve onlara bir ev verilmeyen kardeşlerimize- sizin hayatınızla ilgili kararlar burada üç dakikalarla, beş dakikalarla geçiyor.” Şimdi onların hesabını sormak ve onlar adına burada onların arkasında durmak tüm milletvekillerinin görevidir. Sizden, bu yasalara karşı, oldubittilere karşı sizin de dik durmanızı rica ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, (2/1355) esas numaralı 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/121)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1355) esas sayılı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğini arz ederim.

                                                                                      Meral Danış Beştaş

                                                                                                      Adana

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak, İç Tüzük 37 üzerine Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifimiz, özü itibarıyla 15 Temmuz darbe girişimi soruşturmaları kapsamında görevden uzaklaştırılan, hakkında ceza kovuşturması başlatılan ve yargılama yetkisini kötüye kullanmış olan yargıç ve savcılarla yürütülmüş olan davalar için hükümlüler lehine ya da tutuklular lehine -tutuklular bu kapsama da girebilir- ceza infazlarının durdurulması, tutukluların da özgürlüklerine kavuşmasını amaçlamaktadır.

Evet, bugünlerde yargıyla çok haşır neşiriz, gerçi bu dönem hiç bitmeyecek gibi ama bir “tiyatro” söylemidir almış başını gidiyor. Hani deniyor ya: “New York’ta yargı eliyle bir tiyatro oynanıyor. Orada bir çadır mahkemesi var.” Ama şunu unutuyorlar bunu söyleyenler: Burada da prefabrik tiyatrolarla Demirtaş’ı yargılama sahnesi yarın değil öbür gün sergilenecek. Evet, maalesef, yargı eliyle tiyatro oynanabiliyor. Biz bu tiyatroyu uzun zamandır izledik ve hatta hâlihazırda milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın hapishanede olması, adımıza fezlekelerin hız kesmeden düzenlenmeye devam etmesi tiyatronun burada bütün gücüyle devam ettiğini de gösteriyor. Hukukla arası hiç de iyi olmayan Hükûmet bu oyunu dönemin rengine, kokusuna, dokusuna göre oynamakta oldukça mahir gerçekten. Günü geldi Ergenekon oldu, Balyoz oldu; günü geldi FETÖ oldu bu tiyatroların adı ve elbette bir zamanlar adına “KCK” dedikleri, şimdi isim bile vermeksizin tüm muhalifleri cezaevlerine sokmak için türlü yollar geliştirdikleri tiyatronun sonu ise nedense hiç gelmiyor. Hukuk devletinde yargının bağımsız olması ve hukuka bağlı olması temeldir, esastır ancak AKP Hükûmeti hukuku kendi lehine kullanmaya çalışıyor ve kendi hukukunu, kendi iktidarını korumak için hukuktan ciddi bir şekilde sapma içindedir.

Değerli milletvekilleri, elimde onlarca, yüzlerce hâkimin olduğu, ihraç edildiği, tutuklu olduğu ve hatta ceza aldığı yargıç ve savcıların isim listeleri var ve bu yargıç ve savcıların hangi davalarda mahkûmiyet kararı verdiklerini, hangi iddianameleri hazırladıklarını ve şu anda bu mahkûmiyet kararları sebebiyle kimlerin cezaevinde olduğunu uzun uzun anlatmak isterdim ama maalesef süreler çok kısıtlı olduğu için bunu anlatma olanağımız söz konusu değil. Ama şunu ifade etmek isterim ki: Birkaç tane mahkeme, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi ve benzeri birkaç mahkeme KCK dosyalarında da yargılamanın yenilenmesi yolunu kabul etmiştir ama diğer mahkemelerin tümü bu konuda Kürtler, muhalifler, HDP’liler, DBP’liler söz konusu olunca yargılamanın yenilenmesi yönteminden kesinlikle uzak durmaktadırlar. Bu kadar da değil. Şu anda milletvekilleri olarak bizler hakkındaki birçok fezleke FET֒den yargılanan, ihraç edilen ve tutuklanan savcıların imzasını taşıyor ve bu fezlekelerin sergisini bugün grubumuzda açtık. Gerçekten öneriyorum, özellikle iktidar partisi milletvekilleri gidip o sergiyi bir ziyaret etsinler. “Fezleke” dedikleriniz nedir bir görün. Orada neredeyse öksürüğümüze, adımımıza, ağzımızı açmamıza, hiçbir şey dememize gerek olmadan bulunmamıza savcıların fezleke hazırladığını göreceksiniz.

Bunlar çok tekil örnekler ama şunu da söylemek isterim ki Anayasa Mahkemesi şöyle bir karar verdi Selçuk Özdemir davasında, 26 Temmuz 2017 tarihli. Bir hâkim FETÖ soruşturmasından dolayı tutuklanıyor ve bunu AYM’ye taşıyor, en üst yargı organına. Anayasa Mahkemesi, uzun uzun, Fetullahçıların, o dönemde görev yapan savcı ve hâkimlerin nasıl hukuktan saptıklarını, nasıl kumpaslar hazırladıklarını Selçuk Özdemir kararında ayrıntılarıyla açıklamış, izah etmiş.

Şimdi burada, açıkçası -Ergenekon davasının savcısıydı biliyorsunuz bir dönemler AKP Genel Başkanı- BDP’li siyasetçilerin tutuklanması, HDP’lilerin tutuklanması için her dönem demeç veren Başbakan, daha sonra “Kandırıldık.” demedi mi? Dedi. “Kandırıldık.” dedi. Peki, burada, FETÖ yargıçlarının ve savcılarının hazırladıkları davalar konusunda da kandırılmış olmuyor mu? Madem öyle, gelin bu davaların yeniden görüşülmesi için Meclis bir irade ortaya koysun ve bu kanun teklifimizin kabulüyle en azından hukuksuz yargılamalara adalet konusunda bir kapı aralayalım diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İç Tüzük 37 önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- (10/601) esas numaralı Yurtdışına Kaçırılan Kültür Varlıklarımızın Belirlenerek İadelerinin Sağlanması ve Mevcut Kültür Varlıklarımızın Korunması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Yurtdışına Kaçırılan Kültür Varlıklarımızın Belirlenerek İadelerinin Sağlanması ve Mevcut Kültür Varlıklarımızın Korunması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen üyelik için Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan aday gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Hayırlı olsun.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 506 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; 506 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geneli hakkında konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, öncekilere kıyasla sayısı daha az olmasına rağmen çeşitliliğini koruyan kokteyl bir torba yasayla tekrar baş başayız. Keşke, dün Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda bunu -çok da fazla bir katılım olmamasına rağmen- saatlerce görüştükten sonra bazı tereddütlerin giderilmesine vakit ayırıp daha sağlıklı bir şekilde buraya getirseydik ama maalesef, yarın getirilmesi dahi söylenmesine rağmen bugün bir anda karşımızda bulduk. E tabii ki sorun çözmekle mükellefiz yasama organı olarak; memleketin, milletin lehine, faydasına, birtakım sıkıntılara çözüm üretmek amacıyla buradayız ama bu anlamda baktığımızda, şu anda bizi izleyen Türk milletine de buradan söylemek istiyoruz ki onların öncelikli meseleleri gerçekten sürekli öteleniyor, biraz daha kenara bırakılıyor. Yani, bundan önce, işte, müjde bekleyen kadro işi var, öğretmenlerin sıkıntıları var, atanamama dertleri var, efendim, yargıdaki birtakım sıkıntıları, sorunları, sözleri falan, bütün bunları cemettiğimizde işsizlik başlı başına bir sıkıntı, artan bir enflasyonla baş başayız. Bunları daha teferruatlı görüşüp daha sağlıklı birtakım kararlar alabilseydik ama gelen kanun teklifinin içeriğine baktığımızda gerçekten olumluyabileceğimiz, evet, ihtiyaca binaen yapılan birtakım maddelerin varlığı yanı sıra, eleştiriye matuf, efendim, çok da aciliyeti olmayan ya da üzerinde epeyce düşünülmesi gereken birtakım hususlar da aynı torba içerisine konulmuş. Evet, bunlara böyle, tabii, sırasıyla baktığımızda, biz dün Sayın Bakana da arz ettik, dedik ki: Bakın, sürekli üniversitelileşmeden bahsediyorsunuz, evet, gerçekten bir bakıma gurur duyuyoruz. 114 tane devlet üniversitesi, 67 vakıf üniversitesi, 5 de vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere, efendim, 186 civarında bir yükseköğretimde okullaşma yoluna gittik. Ama tabii, öğrenci sayımız da bununla birlikte 7 milyon 700 bin civarında bir rakama ulaştı. Bunlar rakamsal olarak bizleri mutlu eden şeyler ama biliyorsunuz ki kemiyet-keyfiyet ilişkisi çok önemli yani nitelik ile nicelik arasında bir bağıntının olması gerekir. Bir taraftan sayısal bir çoğunluk sağlanırken öte yandan bu sayısal çoğunluğu kaliteye, efendim, ülkenin kalkınmasına yansıtacak, birtakım güzelliklerin, teknolojik gelişimlerin, bilginin, becerinin artmasına bir katkı sağlaması düşünülmektedir fakat bu noktada, maalesef, beklentilerimiz boşa çıkmaktadır. O zaman Sayın Bakan Bey’e bir cümleyle ifade ettim. Evet, gerçekten, üniversitelerimizin keşke altyapıları daha güçlü bir şekilde hazırlanıp, öğretim üyeleri güçlü bir şekilde yetiştirilip daha sonra bu üniversiteler halka sunulsaydı daha nitelikli birtakım sonuçlar elde edebilirdik. Onun için, söyledim ki, dedim ki: Evet, üniversitelerimiz var ama ne olur, bundan sonra üniversitelileşirken ya da bu mevcut üniversitelerde birtakım fakülteler kurarken, bu fakültelerde bölümler açarken ne olur, istihdam odaklı yapalım, yani arz talep dengesini dikkate alalım. Efendim, kamuda, özel sektörde hangi iş kollarına hangi ara eleman sıkıntılarını giderecek mesleklerle ilgili eğitim kurumlarına ihtiyaç varsa bunlara yönelelim. Bunu kısmen vakıf üniversiteleri gerçekleştirmeye çalıştı ama bunu kamuda pek fazla göremiyoruz. Dolayısıyla, evet, istihdam odaklı bir bölümleşme, istihdam odaklı bir fakülteleşme, istihdam odaklı bir üniversitelileşme sürecini mutlaka başlatmak zorundayız eğer “Lider Ülke Türkiye” vizyonu diye bir iddiamız söz konusu ise. Bunu yaparken tabii ki liyakat ve ehliyeti de bir tarafa bırakmamak lazım.

Saygıdeğer milletvekilleri, şimdi, söz konusu torba yasada gerçekten olumluyabileceğimiz, gerçekten ihtiyaçları karşılayabileceğine inandığımız, toplumumuzda birtakım kanayan yaralara merhem olacağını düşünebileceğimiz bazı şeyler var, yok değil. Bunların başında efendim, nedir? İşte, yaşlılar için gündüzlü bakım merkezlerinin açılması. Malumunuz, bu sadece engelliler bağlamlı düşünülmüştü ama sadece engelliler bağlamlı düşünmemek lazım, bunun yaşlılar için de aynı şekilde, sadece geceye endekslemeden gündüzlü bakım merkezlerinin de açılması gerçekten 21’inci yüzyıla yakışır, efendim, Türk örf ve geleneklerine uygun bir yaklaşımın tezahürüdür.

Diğer önemli bir şey, yine, efendim, tematik üniversiteler zincirine bir üniversite daha katıldı. Sevgi Vakfının kurduğu Lokman Hekim Üniversitesinden bahsedildi. Evet, bizim de katkılarımızla, bizim de desteğimizle bu üniversitenin de bir vakıf üniversitesi olarak, özellikle sağlık teması odaklı bir sağlık üniversitesinin de yine Türkiye'ye kazandırılması sevinilecek bir durumdur. Bunun altyapısını oluştururken de bu üstteki temaya uygun bir şekilde geliştirilmesi en büyük beklentimizdir.

Diğer önemli bir husus ise, yine baktığımızda özellikle bu, Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği ve optisyen-gözlükçüler odalarının ilk oluşumlarıyla ilgili yaşanan birtakım sıkıntılarının giderilmesi yönünde alınan bir karar. E bunu da destekledik. Gerçekten yerinde bir karar çünkü tarafları dinledik, paydaşları dinledik. Büyük sıkıntılara neden oldu bu, otorite ve yönetim ya da teşkilatlanma eksikliğinden dolayı. Bunu da dikkate alarak olumladığımız bir şey olarak bizim kararımızla ortak bir şekle dönüştü.

Saygıdeğer milletvekilleri, fakat, gerçekten kabul edilmesi ya da maşeri vicdanlarda aklanması çok zor birtakım kararlar da alınmaya çalışıldı. Bunlardan öncelikle, özellikle vurgulamamız gereken, 1’inci maddede zikredilen bir mevzu var. Bu, sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerdeki gelir vergisi tevkifatının düzenlendiği 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 72’nci maddesinin uygulama süresinin uzatılmasıyla ilgili. Şimdi, neyi içeriyor bu madde? Çok detaylarıyla verilmemiş ama yaptığımız araştırmalar ışığında bu maddede gerçekten birilerinin ya da bazı kulüplerin içine düştüğü belki mali sıkıntıları giderme amaç edilmiştir. Şimdi, Allah aşkına, bizim Anayasa’mızda vergiyle ilgili amir bir hükmümüz var, 73’üncü madde -yanılmıyorsam- aynen şöyle söyler: “Kazanan, kazandığı ücret mukabilinde, geliri doğrultusunda vergi vermekle mükelleftir.”

Şimdi, Allah aşkına, saygıdeğer milletvekilleri, toplumumuzda asgari ücretle çalışan insanlar var, toplumumuzda gerçekten özel sektörde alın terini verip akşam evine helal rızık götürmeye çalışan bir sürü emek veren kardeşlerimiz var. Şimdi, gerçekten hakkaniyet noktasında bunların maşeri vicdanlarını incitmemek lazım. Yani, amiyane bir ifadeyle ya da halk ifadesiyle, halk deyimiyle, artık bize çok mal olmuş bir ifadeyle “Az kazanandan az, çok kazanandan çok” düsturumuz değil miydi bizim? E o zaman, Allah aşkına, bir profesyonel futbolcunun -bütün ücretleri dâhilmiş, bir de onu öğrendik yani transfer ücretinden aylığına, aylığından primine varana kadar- bütün bu ücretleri içeren bir gelir skalası var, bu korkunç bir rakam. Bu rakamdan tutup da yüzde 15’lik bir vergilendirme akla, izana, hakkaniyete, adalete ve eşitlik ilkesine hiç de uygun bir tavır değil. Bu anlamda, biz, gerçekten, kamuoyunun vicdanının sesi olmak zorundayız. Böyle bir taksimat mümkün değil. Yani bir taraftan düşük gelirlilere yüzde 20’lerin, 30’ların, 35’lerin üzerinde bir vergi bindirilmesinin, öte yandan sporculara, efendim milyonlarca dolarla, euroyla bahse konu rakamlara yüzde 15’lik bir vergi dilimi getirilmesinin izahı mümkün değildir. Bu konuda, gerçekten, biz eleştiri hakkımızı çok, özellikle kullanmak istiyoruz.

Diğer önemli bir mevzu: Yine bir üniversite isim değişikliğine gidiyoruz. Şimdi, Allah aşkına -hepimiz Allah’a şükür belirli bir eğitim geçmişiyle buraya geldik- Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi, e ne olacakmış? Ankara Güzel Sanatlar değil, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi. Yani şuna benziyor: Ortopedi ve tıp fakültesi gibi bir şey oluyor yani. İçerikle, muhtevayla yani kapsayan ile kapsayıcı arasında bir ilişki vardır her zaman. Türkiye değil, dünyanın her yerinde güzel sanatların genel bir tanımı yapıldığında çok geniş, kavrayan bir ifadedir güzel sanatlar. İçinde inanın müzikten sahne sanatlarına, sahne sanatlarından resme, resimden heykele, heykelden diğer birtakım güzel sanatların alt branşlarını içeren bir kavramdan bahsediyoruz biz.

Güzel sanatlar, bunlar bölümleşmeyle başladı. Üniversitelerimizde bu süreç öncelikle bölümler hâlinde başladı, güzel sanatlar bölümü; daha sonra fakülteleştiler ve içerikleri büyüdü; aynen diğer bilim dallarında olduğu gibi ilave içerikler, ilave alt temel dallar da ilave edildi. Daha sonra, şimdi, Allah’a şükür üniversiteleşiyoruz. Tematik üniversitelileşme süreci gayet mantıklı bir süreç. Yani sağlık bilimleri üniversitesi, sosyal bilimler üniversitesi, fen bilimleri üniversitesi ama güzel sanatlar üniversitesi; aklın yolu bunu gerektirir, ilmin yolu da bunu gerektirir ama tutup, kapsanan bir branşı alıp kapsayanın önüne getirerek onu hâkim kılmaya çalışmak gerçekten ilme, irfana, mantığa ve bilgiye aykırı bir şey. Ne olur güzel sanatlar? Eğer müzik öncelikliyse o zaman vazgeçelim “güzel sanatlar” demeyelim “Müzik Bilimleri Üniversitesi” diyelim, yani vazgeçilmez ise Ankara Müzik Bilimleri Üniversitesi ama “Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi” deyince bu abesle iştigale götürür bizi.

Diğer yandan, yine, müziği anlatma adına söylüyorum, düşünce olarak gayet güzel düşünülmüş ama böyle bir isim değişikliği gerçekten karşılık bulmaz ya da işte, müziği de içine alan çok genel bir kültür tanımı içerisinde elbette olmazsa olmazımızdan bir tanesi, o yüzyıllardan, süzgeçten geçip gelen bir milletin kültürünün içerisinde örfün, âdetin, hukukun, geleneğin, göreneğin yeri olduğu kadar müziğin de mutlaka yeri vardır. Dolayısıyla kapsayan en genel kavram “kültür” ama daha küçük bir kapsayan kavram olarak “güzel sanatlar” kavramı var iken bunun içeriğinden bir “müzik” kelimesini, sadece bir bilim dalını alarak onu getirip ön ek olarak kullanıp “müzik ve güzel sanatlar” yapmak gerçekten çok fazla kabul edilebilir bir şey değil.

Saygıdeğer milletvekilleri, bizim özellikle yapıcı eleştirimizi yaptığımız diğer önemli bir husus da şudur: Çünkü eleştiri “evet”e “hayır”, “hayır”a “evet” demek değildir, “güzel”e “çirkin” “çirkin”e “güzel” demek değildir. Burada ölçülerimiz belli. Gerçekten ülkenin ali menfaatlerine uygunsa biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, efendim, sıkıntı çözücü bir beklenti varsa elbette ki elimizden geleni yaparız ama hak adına, hakikat adına doğruyu da söylemek zorundayız.

Şimdi, diğer bizim önemle, hassasiyetle üzerinde durduğumuz bir mesele de bu Yunus Emre Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu. Şimdi, bakın, Mütevelli Heyetiyle ilgili burada çok tartıştık, hatırlarsanız; vakfı epey tartıştık, hatta Maarif Vakfıyla da beraber tartıştık. Gündeme gelen özellikle şey neydi? Biz, muadil birtakım uluslararası, diğer ülkelerde de olan vakıfları dikkate alarak dedik ki, evet, böyle bir vakıf var. Efendim, vakfın ismi de çok isabetli, misyonu, vizyonu da çok isabetli. Yani Yunus Emre 13’üncü yüzyılda gerçekten Türk diline, Türk kültürüne, Türk düşünce sistematiğine büyük katkılarda bulunmuş çok önemli bir zatımuhteremdir. Dolayısıyla Yunus Emre’nin adıyla anılan bu vakfın yüksek bir ideali vardır, yüksek bir vizyonu vardır. O da nedir? Türk dilini öğretmek, uluslararası arenada Türk kültürünü bütün dünyaya tanıtmak. Şimdi, böyle yüksek bir ideale sahip bir vakıf, Allah aşkına, hiç, konu uzmanlarından, tarafsız STK’lardan ya da kurumlardan idare heyetine kimseyi almaz mı?

Bakın, hatta şunu dedik: Bu bir yüksek misyon. Dünyada Türk dilini öğretecek… Burada yetkinlik sınırlaması belli, kim öğretecek belli. Bir kere uzman olacak. Yani her şeyde olduğu gibi burada da liyakati ve özellikle uzmanlığı dikkate alacağız. Başka? E bu konuda çok yetkin kurumlarımız var. Gerçekten Türk dilinin öğretilmesiyle ilgili, Türk kültürünün tanıtılması, yayılmasıyla ilgili kendine misyon edinmiş çok önemli, ta yüz yıllık kurumlarımız var. E onlardan niye biz lojistik destek ya da karar alma mekanizmasında bir destek almıyoruz? Yani bu heyetlere Türk Dil Kurumunun girmesinde ne sakınca var? Türk Tarih Kurumunun bu heyetler içerisinde olmasında ne sakınca var? Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ya da YÖK’ün bu heyetin içerisinde olmasında -bakın, dün YÖK Başkanını temsilen de arkadaşımız aynı serzenişte bulundu, “Evet, YÖK’ün de olmasını istiyoruz.” dedi- ne sakınca var? Ya da YÖK’ü temsilen TÜBA’nın olmasında ne sakınca var?

Şimdi, bu noktada, gerçekten, iyice, sanki tamamen siyasal erkin güdümünde bir vakıfmış gibi algı yaratırız. Değerli milletvekilleri, bu, gerçekten, amaca matuf birtakım faaliyetlerimizi engeller. Goethe Enstitüsünün faaliyetinde böyle bir yapı yoktur. İngiliz Kültürde, Amerikan Kültürde ya da Rockefeller Vakfında böyle bir yapılanma yoktur. Elbette ki devletimizin yöneticilerinin de söz hakkı sahibi olması gerekir ama faaliyet nedir? Faaliyet, kültürel ve dilsel değerlerimizin dünyaya tanıtılması, taşınması. O zaman, demezler mi: “Sizin şu şu şu yetkili kurullarınız var, onlar niye bu vakıf içerisinde yok?” İnandırıcılığımızı yitiririz. Ne sakıncası var? Türk Dil Kurumu mutlaka karar alma noktasında bulunsun, Tarih Kurumu bulunsun, TÜBA ya da YÖK’ü temsilen birileri bulunsun.

Bu noktada biz teklifimizi dün de ifade ettik, bugün de tekrarlamak istiyoruz. Evet, misyonu yüksek, vizyonu yüksek bir vakıf ama yurt dışına hepimiz zaman zaman gidiyoruz, Allah aşkına, bazen ehliyet ve liyakatten öyle uzak bir temsil heyetiyle karşılaşıyoruz ki kendisi Türk dilini kullanmaktan âciz ya da Türk kültürüne vâkıf olmayan insanların temsil ettiği bir vakfın yurt dışında herhangi bir yerde faaliyette bulunması faydadan çok zarar veriyor. Bu tür sıkıntıların giderilmesi için biz gerekli yapıcı uyarılarımızı yapmak zorundayız.

Saygıdeğer milletvekilleri, Yunusça başladık, Yunus’la devam ettik ve müsaadeniz olursa Yunusça bir anekdotla bitirmek istiyorum. Gerçekten, biz, bildikçe, bilmediğimizi bilen bir kültürden geliyoruz. Dolayısıyla, Yunus Emre der ki: “Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.” Dolayısıyla biz hatalıyızdır çünkü bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama en büyük erdem, yaptığımız hatanın farkında olarak hatadan dönmektir diyorum.

Yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle, bu 506 sıra sayılı torba yasayla ilgili olarak partimiz adına düşüncelerimizi ifade etmeden önce, son günlerde güncelliğini koruyan, bitmeyecek olan, çünkü yargı marifetiyle çözüme kavuşturulması gereken suç isnatları ortadan kalkmayıncaya kadar ortada duran bazı rüşvet iddialarıyla ilgili düşüncelerimizi ifade etmek istiyorum.

Açıkçası, memlekette siyasi iktidar açısından olan şu: Suç ne olursa olsun onu alıp alçak bir darbeye yıkma ve bütün sorunları -ne olursa olsun sorunlar, rüşvet, yolsuzluk, siyasi kadrolaşmalar- bütün bu iddiaları bizzat siyasi iktidarın canavarlaştırdığı bir paralel devlet yapısının üzerine yıkma süreciyle karşı karşıyayız. Kaldı ki hani, her günahın başı bir paralel devlet yapısı ki bu iktidar onlarla kol kola gezerken toplumsal muhalefet bu paralel devlet yapısının er geç bu ülkenin başına bela olacağını ifade etmiş olmasına rağmen bu siyasi iktidarın büyüterek canavarlaştırdığı bu yapı hem 80 milyon insana karşı darbe yapacak hem de bu paralel devlet yapısı siyasi iktidarın suçlarının ve günahlarının üstünün örtülmesinin aracı hâline de getirilecek. Niyeyse siyasi iktidar bütün suçlarını, günahlarını darbe kiliminin altına süpürmeye çalışıyor. O kadar çok pislik halının altına süpürüldü ki bu paralel devlet yapısı halısının altına süpürüldü ki artık halı şişti, devasa bir dağ yığını hâline geldi. Sanki bir darbe oldu diye siyasi iktidara günahsızlık ve suç ehliyetinden muafiyet zırhı getirildi. Bir yerde bir darbe olursa o darbeye maruz kalan toplum yapısının açığa çıkarmış olduğu siyasi iktidar hiçbir suça bulaşamaz, günahsızlık zırhı bahşedilmiş olur ve ortaya konulan ciddi iddialar ise ele alınamaz.

Burada şunu ifade edelim: Sadece siyasi olarak getirip bu devletin başına bela edilen bir paralel devlet yapısı yok, bu siyasi iktidar aynı zamanda ekonomik baronlar üretti, bu siyasi iktidar rant baronları üretti. Hem yurt içi hem yurt dışında üretmiş olduğu rant baronlarıyla kayıt dışı ekonomik ilişkiler içerisine girdi ve gelinen noktada ise artık siyasallaştırmış olduğu iç yargının muhakemesinden kaçırmaya çalıştığı bazı ekonomik rant baronları -ki siyasi iktidarla ortaklık yaptığı güçlü iddiaları orta yerde duruyor- uluslararası yargının veya bazı ülkeleri zarara uğratmanın suçunun başka ülkelerdeki yargısına konu olunca ondan sonra neymiş? Bunun adı kumpasmış. Neymiş? Bunun adı millî iradeye saldırıymış.

Şimdi, düşünün, ortada devasa meblağlar konuşulacak ve bunlar kayıt dışı bir biçimde bu ülkenin insanlarının alın teri, çoluk çocuğunun rızkı, beytülmal kişisel servetlere ve grupsal servetlere dönüştürülmek üzere ticari dolaşıma sokulacak, ancak ucu siyasi iktidara dokununca… Ki ucunun dokunmasına gerek yok, ciddi iddialarla, ciddi belgelerle siyasi iktidarın bu işin bizzat sahibi ve ortağı olduğu orta yerde duruyor. Bunların üzerine gidilmediği sürece, bu hırsızlık, bu rüşvet, bu rant perdesi aralanmayacak ve siyasi iktidar üzerinden bu kara leke kalkmayacaktır.

Değerli Eş Başkanımızın asıl siyasi darbeyle tutuklanmadan bir ay önce yapmış olduğu konuşmada ifade ettiği üzere, eğer siyasi iktidar hırsız olmadığını iddia ediyorsa, eğer siyasi iktidar rüşvetçi, yolsuzluğa bulaşan bir iktidar olmadığını iddia ediyorsa bunun kolay bir yolu vardır; adı geçen ve ciddi belgelerle bu adı geçenlerin girişmiş oldukları işler ortaya konulmuştur, yargıya sevk edeceksiniz. Adı geçenler yargıya sevk edilmediği sürece, tarafsız ve adil bir yargı tarafından yargılanmadığı sürece bu töhmetle yaşayacaksınız.

Siyasi iktidar hırsız olmadığını iddia ediyor. Eğer rüşvetle, yolsuzlukla, beytülmali çalmakla hiçbir işinin olmadığını iddia ediyorsa ve bu konuda aklanmak istiyorsa adı geçenlerin hepsinin yargıya sevki ivedi olarak sağlanmalıdır; bu da siyasi iktidarın yükümlülüğündedir.

Neymiş? Panama belgeleri. “Yok efendim, Başbakanımızın ilgisi yok.” Man Adası para aktarımları? “Yok, Cumhurbaşkanımız ve yakınlarının bir ilgisi yok.” Yıllar yılı beraber ticaret yaptığınız, getirip bu ülkenin ekonomisinin neredeyse başına oturtmak üzere görevlendirdiğiniz Reza Zarrab olayı? “Efendim, kumpasmış.” Biz böyle görmüyoruz. Ciddi ciddi iddialar var orta yerde, bunların gerçek mi yoksa asılsız iddialar mı olduğuna ne siyasi iktidarın reddi karar verebilir ne de yalnız başına bizim bunları ortaya koymamız ve belgeleriyle birlikte gündemde tutmamız sağlayabilir. Bu yönüyle, siyasallaşmış olan yargının, ivedi olarak tarafsız ve bağımsız bir hâle getirilmesi ve adı geçenlerin yargılanması sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Şimdi, düşünsenize: “Yolsuzluk.” deniyor, “Efendim, kumpas.” “Rüşvet.” deniyor, “Kumpas.” “Hırsızlık.” deniyor, “Kumpas.” “Beytülmalin çalınması.” deniyor, “Kumpas.” “Tarafsız ve bağımsız yargı olma hâli yitirildi.” “Efendim, kumpas.” Neymiş? “Siyasi kadrolaşma” deniyor, “Kumpas.” “Akademisyenlerin haksızca ihraç edilmesi” deniyor, “Kumpas.” Giderek inandırıcılığı aşındırılan, giderek kendini bu girdaptan kurtarmak bir yana, o girdabın ortasına doğru sürüklenen bu siyasi iktidarın artık mızrağı çuvala sığmamaktadır. Her şeyi götürüp getirip 15 Temmuz alçak darbesine bağlayamazsınız veya açığa çıkmış belgeleri de “millî iradeye saldırı” olarak adlandıramazsınız. Ben bana saldırı olarak görmüyorum çünkü bu ticari dolaşımda ne bizim ne partimizin ne toplumsal muhalefetin ne de 80 milyon insanın menfaati yoktu.

İşte, önceki gün Başbakan Yardımcısı ifade ediyor: “Reza Zarrab orada devlet sırlarını ifşa ediyor, gizli devlet bilgi ve belgelerini açıklıyor.” Adama sormazlar mı: “Gerçekten devlet sırlarını ifşa ediyorsa bunun elinde ciddi ciddi sırlar, bilgiler ve belgeler vardır. Nasıl sahip oldu bu bilgi, belgelere?” Reza Zarrab’ın devlet sırlarını ifşa edip, siyasi iktidara iftira atıp atmadığıyla alakalı değiliz, siyasi iktidarın da itiraf ettiği gibi bu sırlara, bu gizli belgelere, gizli bilgilere nasıl ulaştığı konusudur bizim gündemimiz. Sonradan bu ülkenin vatandaşı olmuş biri bu kadar gizli belgelere nasıl sahip oldu? Ama biz nasıl sahip olduğunu biliyoruz, bir yanında dönemin Başbakanı, diğer yanında bakanlarla bu ülkenin mahremine girdiği günleri hatırlıyoruz. “Ben bu ülkenin dış ticaret açığının yüzde 15’ini kapatıyorum.” dediği günleri hatırlıyoruz ya da bakanlar tarafından üstün ödüllerle taltif edildiği günleri de hatırlıyoruz biz veya -fazla değil, yirmi gün önce- onun yaşamı için değil, yaşam kaygısı için değil, sağlığı için ülkenin altmış beş yıllık NATO müttefikine nota verildiği günleri de hatırlıyoruz biz. Bütün bunlar orta yerde duracak, devasa iddialar ciddi ciddi belgelerle ortaya konulacak ama ne denecek? “Efendim, kumpasmış, millî iradeye saygıymış.” Biz o gemide de değiliz, biz o “millî irade” olarak tanımlanan, sadece iktidar iradesinin içerisinde de değiliz.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu, bugün muhalefet partilerini ziyaret eden Sur’la Dayanışma Platformu, haksızca evlerinin yıkılması, sorunlu kamulaştırma kapsamında ellerine çok cüzi bir para sağlayacak olan belgelerin imzalatılarak zorla evlerinden edilmesi, yerine yapılacak evlerin maliyetininse onlara takdim edilen paranın yüzde 10’u bile olmaması gerçekliğiyle karşı karşıyadırlar. Kış ortası, Sur halkı evsizliğe mahkûm edilmektedir.

Daha hafızalardadır, iki yıl önce bu vakitler, mevta başbakan “Ben Sur’u Toledo yapacağım.” diyordu. Şimdi o başbakanın yerinde yeller esiyor; siyasi iktidar ve eski yol arkadaşları da o başbakanı kurtlar sofrasına atmış. O başbakan ki yıllarca akademisyenlik yaptığı üniversitelerde konferans bile veremiyor. Ya insanda biraz vefa diye bir şey olur. Biri çıkar, iktidardan biri de “Yazık, bu adam bu ülkeye başbakanlık yaptı, tuğla gibi kitaplar yazdı, ülkenin bir yerlerini Toledo yapmaya niyetlenmişti.” Şimdi, düşüncesini ifade edemediği, düşünce ve ifade özgürlüğünün kendisine nasıl lazım olduğu günlere geldi. Kişinin ameliyle yüzleşmesi böyle bir şeydir işte. Birçok gencin -Türk, Kürt, Alevi, Sünni, üniforması ne olursa olsun- kanına giren politikaların başbakanlığını yaptın sen ve “Aman, etmeyin, diyalog yoluyla çözülebilecek işler.” derken “Yok, biz ezer geçeriz.” dediniz. Şimdi de senin iraden, onurun ezilip geçiliyor işte ve senin partinden bir kişi çıkıp sana sahip çıkmıyor. İktidar sarhoşluğu herhâlde böyle bir şey olsa gerek. Koltuğu ele geçiren sanki ilanihaye, mezara kadar bunu koruyacakmış gibi düşünüyor. Fazla değil ya bundan daha bir buçuk yıl önce bu ülkenin başbakanı, en değerli akademisyenlerinden biri, tuğla gibi yazdığı kitaplar bizim için çok anlam ifade etmiyordu ama Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar bir dış politika tahayyülü çiziyordu, bu iktidar da dört elle ona sarılmıştı. Şimdi, yeni kitap yazabilir de yazdığı kitapları öğrencileriyle, halkıyla paylaşamaz duruma getirir iktidar işte insanı.

Değerli milletvekilleri, bugün İç Tüzük 60’a göre yerimden söz aldığımda söyledim, tekrar söyleyeceğim: Üç yüz doksan yedi gün önce bu ülkede asıl siyasete, sivil ve demokratik siyasete darbe yapıldı. 4 Kasım 2016 günü, bu ülkenin üzerine düşmüş, siyasi iktidarın üzerine düşmüş bir kara lekedir. Düşünün, 5 ayrı ilin savcılıkları aynı anda bir düğmeye basılmış gibi, bir partinin 2 eş başkanını, grup başkan vekili ve milletvekillerini aynı anda bir operasyonla gözaltına alıp bugün siyasi rehine hâline getirdiler.

Sağır sultan bile iyi biliyor ki, hatta şu siyasi iktidara oy verenler bile iyi biliyor ki Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve arkadaşları bir suça bulaştıkları için değil, haklarında bir suç iddiası olduğu için değil; siyasi iktidar gibi düşünmedikleri, siyasi iktidarın bu ülkeye zarar veren politikalarını eleştirdikleri için, onun karşısında kendilerini, arkadaşları ve partilileriyle birlikte siper ettikleri için, tek adam rejimine “hayır” dedikleri için, “Seni başkan yaptırmayacağız.” dedikleri için yani siyasi fikirlerinden ötürü alçak bir siyasi darbeyle tutuklandılar. Bunun hiçbir aşamasında tarafsız ve bağımsız yargı yoktur, evrensel hukuk normlarının kırıntısı bile yoktur. Üç yüz doksan dokuz gün sonra yani iki gün sonra Değerli Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın, yarın ise yine Değerli Eş Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’ın tutuklu olduğu dosyalardan duruşması var.

Şu belge ibret vesikasıdır, bugün çıktı. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ı tutuklayan mahkeme, tutuklu olduğu dosyadan Ankara Adliyesinde değil, Sincan Cezaevi yerleşkesinde prefabrik mahkeme salonunda duruşmasının görüleceğini söyledi. Siyasi iktidar, adalet duygusuyla prefabrikleşmiştir, kendini âciz duruma koymuştur. Siyasi iktidar, sağlıklı yargılama koşullarını sistem olarak ortadan kaldırdığı gibi, fiziki olarak da kendi mantalitesi ve ruhunda var olan prefabrikleşmeyi, aşınmayı, dejenerasyonu mahkeme salonlarını inşa etme biçimine dönüştürmüştür. Bu, utanç verici bir şeydir. Her şeyiyle övünen, bu ülkenin kaynaklarını artırdığını ifade eden siyasi iktidar, bu Parlamentonun 3’üncü büyük partisinin, 2’nci büyük muhalefet partisinin Eş Başkanını 20 kişilik bir prefabrik mahkeme salonunda yargılayacak. Şimdiden, baştan beri iddia ettiğimiz üzere bu, aslında kurgulanmış bir oyunun parçasıdır; nasıl ki tutuklanmaları siyasi soykırım operasyonlarının parçasıysa bugün de kurgu olarak -tiyatroculara hakaret etmek istemem ama- asıl tiyatro New York’ta değil, Türkiye’dedir. Kendi düşüncelerinden ve iktidara karşı olan muhalif duruşlarından ötürü tutuklanmış olanlar, prefabrik mahkeme salonlarında bir kurguyla, deyim yerindeyse pespaye bir tiyatroyla yargılanmaya başlanacaklar. Şimdiden mahkûm oldunuz, vicdanlarda mahkûm oldunuz. Gidin, önce bir AKP’lileri ikna edin. Selahattin Demirtaş’ın ve arkadaşlarının tutukluluğunun hiçbir suç isnadıyla ilgisi olmadığını, tümüyle siyasi saiklerle bu operasyonların yapıldığını, bunun başında da tek adam rejiminin ve AKP iktidarının olduğunu bütün herkes biliyor. Sadece Türkiye mi? Bütün dünya ibretle izliyor.

Şimdi, bütün bu ortamlarda, neymiş, üniversiteler kuruluyormuş. Bir kere, siz “bir darbe” dediniz, ondan sonra KHK’yla, yasa olarak geçiremediğiniz, rektörlerin bir tek kişi tarafından atanması sürecini nasıl ki yürürlüğe koyduysanız… Düşünün, koskoca üniversiteleri yönetecek rektörler bir kişi tarafından belirleniyor. Bir kreşe bile yönetici alınırken daha ciddi bir işlemle alınır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Seçimler huzursuzluğa neden oluyormuş, onun için…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Seçimi de kaldıralım İbrahim.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Demokrasiye inanmayanların, demokrasiyle işi olmayanların, özgürlüklerle bağını koparmış olanların, vesayet rejimine ruhunu teslim etmiş olanların yöntemidir bu. Üniversite kurulsa ne olur? 500 tane kurulsa ne olur?

Şimdi, Sayın Bakan da bir akademisyendir. AKP iktidara geldiğinde Türkiye’nin dünyanın ilk 500 üniversitesi arasına giren üniversite sayısı kaçtı, bugün kaçtır? Bırakın buradaki üniversite sayısını. 5 bin tane üniversitemiz olsa ne olur? 50 bin tane üniversitemiz olsa ne olur? Dünyada ilk 500 üniversite arasına giren ve uluslararası indekste taranan yayın sayımız nedir bizim? Bir kişinin ülkenin tamamını, akademedyayı, üniversitel anlayışı bu kadar teslim aldığı bir gerçeklikte yeni üniversite açılmasıyla biz çok ilgili değiliz.

Bir şey daha söyleyeyim: AKP döneminde, on beş yılda üniversite sayısı 2 katına çıkmış, üniversite öğrencisi sayısı 2,5 katına çıkmış; bununla övünebilirsiniz. Peki, 2002 yılında yükseköğretime bütçeden ayrılan pay artmış mı? Hayır. Üniversite artıyor, öğrenci sayısı artıyor. Çok övündüğünüz üzere, sizin gibi düşünmeyen akademisyenler ihraç ediliyor, yandaş olanlar getirilip akademisyen yapılıp sayıları artırılıyor ama bütçeden ayrılan pay artmıyor. Bu nasıl bir üniversitel anlayıştır? Bu, olsa olsa üniversiteleri dejenere etme, üniversiteleri siyasileştirme, üniversiteleri iktidara bağımlı hâle getirme, üniversiteleri özgür düşüncenin yuvası olmaktan çıkarma operasyonlarıdır.

NECİP KALKAN (İzmir) – O kadar da değil. Sadece Amerika’da 7 bin üniversite var.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Beni doğruluyorsunuz.

NECİP KALKAN (İzmir) – 7 bin.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Beni doğruluyorsunuz ama.

Peki, Amerika’da üniversitelere bütçeden ayrılan pay ne, Türkiye’de ayrılan pay ne?

Ve şu anda bıraksanız, yasaklı hâle getirseniz, KHK’yla ihraç edildiği için bu ülkede çalışma olanağı bulunmayan akademisyenleri serbest bıraksanız bir solukta onları kabul edebilecek bir tomar dünya üniversitesi vardır. Sizin gibi düşünmeyen akademisyenleri ihraç edeceksiniz, hem de binlerce. Niye? Barış için bir imza attıkları için, “Bu ülkenin toplumsal hafızası, feraseti, basireti bu ülkenin yüz yıllık sorunlarını diyalog yoluyla çözmeye kadirdir.” dedikleri için, çatışma yolunun artık 21’inci yüzyılın yöntemi olmadığını söyledikleri için, Kürt meselesinde iktidar gibi düşünmediklerini söyledikleri için; bu akademisyenlerin affedilmez günahı budur. Neymiş, örgüt propagandası yapmış, hatta bazıları örgüt üyeliğiyle yargılandı. Naçizane yirmi bir yıl üniversitede akademisyenlik yapmış biri olarak bütün bu uygulamalardan kim övünç duyuyorsa duysun, ben ancak özgür düşünen akademisyenleri selamlayarak bu uygulamalardan utanç duyduğumu ifade ediyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Yıldırım yaptığı konuşmada bazı HDP’li vekillerin yargılanmasına ilişkin durumu tanımlarken “alçakça bir siyasi darbe” ifadesini kullanmıştır. Bu, esasen, AK PARTİ’nin ötesinde Meclisin iradesine yönelik açık bir hakaret ve sataşmadır, 69’a göre söz talep ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ya, ne münasebet! Siz üzerinize alındınız mı?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – 5 ayrı mahkeme nasıl devreye girdi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; her şeyden önce kurallara, İç Tüzük’e, yasaya uymak burada hepimizin görevi. İç Tüzük 66, konuşmacının konudan ayrılmaması gerektiğine ilişkin bir atıfta bulunur ve Sayın Yıldırım bunu bilir.

Esasen konuştuğumuz yasaya ilişkin bir muhakeme ve değerlendirme olması lazım gelirdi ama çok geniş, konunun çok dışında mevzuları, üstelik geçmişte de çok konuşulmuş konuları Sayın Yıldırım burada gündeme getirdi ve bir de kendisine esasen yakıştırmakta zorlandığım bu “alçakça” tanımını hem ifade olarak yanlış bulduğumu, çok utanç verici bulduğumu hem de bahsettiği konunun nasıl, hangi süreçler neticesinde oluştuğuna ilişkin bir dikkat çerçevesinde ne kadar yersiz ve yasa tanımaz bir tavır olduğunu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bu yargılamalar nereden çıktı? Milletvekillerinin dokunulmazlıkları var.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Gelin, yukarıdaki sergiye bir bakın Naci Hocam, gelin yukarıdaki sergiye bir bakın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sadece AK PARTİ Grubu değil, Meclisin üçte 2’si yani “millet iradesi” dediğimiz o iradenin kahir ekseriyeti bunun önünü açtı. İtiraz edebilirsiniz bunlara, geçmişte de itiraz ettiniz ama sizin esasen “Niçin millet iradesini oluşturan kahir ekseriyet böyle bir kararı aldı, buradaki durum nedir?” diye bir değerlendirme yapmanız lazım, hem siyasi hem de hukuki bir değerlendirme yapmanız lazım. Öncelikle yapmanız gereken bu.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Biz mi yaptık Sayın Başkan, siz yaptınız. Bakanlarınızı unutmayın, dört bakan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sayın Davutoğlu’na ilişkin “Kanlı politikaların sahibi.” diyor Sayın Yıldırım. Kanlı politikaların biz bu ülkede kimler tarafından nasıl uygulandığını biliyoruz. Halka gidin sorun, Türkiye’nin neresinde olursa olsun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …“Kanlı politikaların sahibi kim?” deyin, size cevabı verecektir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – “İktidar” diyorlar Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hükûmetin yaptığı, iktidarın yaptığı, sadece bizim değil, bütün iktidarların namusu, onuru, yapması gereken, bu memleketin esenliğine sahip çıkmak, kanlı politikaların sahiplerine karşı halkın esenliği için devletin meşru güçleriyle mücadele vermektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu mücadeleyi bu şekilde tanımlayamazsınız.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, konuşmamın bir bölümünü yakışıksız ve utanç verici bulduğunu söyleyerek bana sataştı.

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

6.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Konuşmamın hayırlı bir tarafı var. Anlaşılan Naci Hoca siyasi iktidarın yaptığı uygulamalardan çok fazla rahatsız ve kendilerine yediremediği ve dokunduramadığı için bir şekliyle bunu bertaraf etmeye çalışıyor.

İster kabul edin, etmeyin -aramızda hukukçular var- biri çıksın desin ki: “Hukuk ve yargı sistemi içerisinde, Türkiye’nin 5 ayrı ilindeki cumhuriyet başsavcılığının aynı anda, aynı dakikalarda operasyon yapmasını yetkilendirecek bir kurum var.” Olmadıysa… Bir yerden düğmeye basılmış gibi aynı gün, aynı saat, aynı dakikalarda beş ayrı ilin cumhuriyet başsavcılığı harekete geçiyorsa oradaki o operasyonun adı yargısal bir operasyon değil, siyasi bir darbedir hem de pespaye bir siyasi darbedir. Herhangi bir siyasi mekanizma talimat vermeksizin Türkiye’nin 5 ayrı ilindeki cumhuriyet başsavcılıklarının aynı anda harekete geçmeyeceğini az biraz hukuk müktesebatı olan herkes çok iyi bilir. Daha önce de söylemiştim, yine söylüyorum: Demirden korkuyorsanız trene binmeyeceksiniz. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yargılanmalarından bu kadar korkuyor, onları mahkemeye getirmekten bu kadar çekiniyor, eften püften sebepler buluyor, “Kamu güvenliğini sağlayamam.” diyorsanız bu operasyonu yapmayacaksınız. Bu siyasi operasyonun sahibinin AKP iktidarı olduğunu sağır sultan bile biliyor. Bunun gibi onlarca örnek verebilirim. Dediğim gibi, kalibreniz, vizyonunuz bir prefabrik kadardır. Bu Parlamentonun 3’üncü büyük partisinin Eş Başkanını 20 kişilik bir prefabrik salonda yargılıyorsanız bu sizin ufkunuzu, kalibrenizi, vizyonunuzu gösterir diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (Devam)

BAŞKAN - Gruplar adına son konuşma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’a aittir.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Konuşmama 5 Aralığın anlam ve önemini selamlayarak başlamak istiyorum; Türk kadının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 83’üncü yılı kutlu olsun diyorum. Dünyada hiçbir hareket kadınları arkasına almadan başarılı olamamıştır. Anadolu’da güzel bir söz vardır: “Beşik sallayan kadın dünyayı da sallar.” Kadınlarımızı bu duygularla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bugün görüşmekte olduğumuz torba yasa üç temel konudaki temel eksikliklerimizi de ortaya koyan bir tablodur; vergi sistemimizdeki durum, eğitim sistemimizdeki durum, vakıf sistemimizdeki durum. Torba yasadaki sırayla vergiden başlarsak Türkiye’de vergi sistemi özünde “Vereni mahvet, vermeyeni affet.” üzerine kuruludur. Eğer bir kesim vergiyi bir süre vermiyorsa “Nasıl olsa af gelir.” diye bakar. Ancak burada getirdiğiniz vergiye ilişkin düzenleme, gerçekten vicdanları ayrıca yaralayacak bir düzenlemedir. Burada Süper Lig’deki futbolcuların gelirlerinden alınan verginin yüzde 15’le sınırlı tutulmasını uzatıyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, Avrupa’da futbolculardan alınan vergi sıralaması şöyle: Norveç’te yüzde 56, Almanya’da yüzde 47, Avusturya’da yüzde 50, Portekiz’de yüzde 56, İngiltere’de yüzde 45, Türkiye’de yüzde 15. Şimdi, Nasrettin Hoca’ya sormuşlar: “2 kere 2 kaç eder?” Demiş ki: “Satarken mi, satın alırken mi?” AKP iktidarına göre vergi sistemi nedir, vergi oranı nedir? “Cebimden çıkacağı zaman mı, cebime gireceği zaman mı?” (CHP sıralarından alkışlar) Bu kadar anlamsız, gerçekten yelpazesi bu kadar geniş vergi sistemi, daha doğrusu sistemsizliği dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Futbolcular, Türk sporu tabii ki desteklensin ancak Türkiye’deki genel gelir dağılımı, vergi sistemi içinde, sayın milletvekilleri, Allah aşkına, asgari ücretten bile vergi alırken, motorinden yüzde 18 vergi alırken, halkın, orta gelirli insanların, öğretmenin, mühendisin maaşından, gelirinden vergi yılın sonuna doğru yüzde 35’e kadar çıkarken milyonluk futbolculara vergi indirimini hangi vicdana sığdırıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Buradan bir yanıt bekliyorum.

Maalesef, Türkiye’de vergi sistemine baktığımızda, kurumlar vergisini torba yasayla daha birkaç hafta önce, yüzde 20’den 22’ye çıkardığınız hafta Türkiye’de vergi vermemek için iktidar çevresinin ve saray çevresinin şirketlerini yurt dışında kurduğuna tanık olduk.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’de iktidar kesimi için vergi cenneti Malta’ysa, Man Adası’ysa futbolcular için de Türkiye. Beşiktaşlı futbolcu Pepe Türkiye’ye geliş nedenini şöyle açıklıyor: “PSV’de vergi oranı daha yüksekti, vergi vermeyeceğim için Türkiye’ye geldim.” Onlar için vergi cenneti de Türkiye. Size hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, ikinci konu: Yeni bir üniversite kuruluyor. Türkiye’de 186 üniversite var, 187 olacak. Yeni üniversite kurulmasına kim “Hayır” der? Elbette kurulsun. Sevgi Vakfı Lokman Hekim Üniversitesini kuruyor. Hayırlı olmasını diliyoruz, destekliyoruz, Türkiye'nin daha çok eğitim kurumuna ihtiyacı var ancak üniversitelerdeki genel tabloya baktığımızda, şu anda Türkiye’de 300 bin kontenjan boş. Bir zamanlar, gençler, üniversitede okumayı, üniversite mezunu olmayı ciddi bir kimlik hâlinde düşünürken bugün üniversitelerde 300 bin kontenjan boşsa bir düşünün.

Sayın Bakan -burada Millî Eğitim Bakanı yok ama değerli yardımcıları var- eğitim sisteminde çok başarılı olduğumuzu söyledi. Tabii, eğitim sistemindeki bu kadar büyük başarı sınav sistemindeki sürekli değiştirme sayısıyla mı ölçülüyor, onu bilemiyorum ancak sınav sisteminde daha iki ay önce yapılan değişiklik üzerine haftada bir, on beş günde bir yapılan değişikliklerden sonra üniversite sınavlarına girecek öğrenciler şunu düşünmeye başladılar: “Acaba biz sınava girdiğimizde sınav bitinceye kadar bu sistemde değişiklik olur mu?” Şimdi bunu düşünmeye başladılar.

Eğitim sistemi gerçekten böylesine yazboz tahtasına dönmüşken Millî Eğitim Komisyonunun başlıca kaygısı “Üniversitelerin adını ne koyalım, üniversite sayısını kaç yapalım?”la sınırlı kalırsa… PISA’ya güvenmeyip kendi yaptırdığınız o eğitim çalışmasından da sonucun ne olduğunu gördük sayın milletvekilleri.

Tabii, vakıf konusu… Bu torba yasa teklifinde Yunus Emre Vakfının yönetim şekli ve bu vakfın yönetimine katılacak kişiler değiştiriliyor. Buradan şu tehlikeyi bir kez daha vurgulamak istiyorum: Böylesine denetimden uzak, devlet kurumlarının kontrolünden uzak, sadece bir kişinin yönetimini belirlediği vakıflar, dernekler kurmaya devam ederseniz hazır olun yeni paralel yapılara.

Yunus Emre Vakfının kuruluş amacında, sayın milletvekilleri… 2007 yılında kurulan bu vakıf Türkiye'yi dünyaya tanıtacaktı, Türk dilini, kültürünü dünyaya tanıtacaktı. Bu vakfın bu alanlarda ne yaptığı konuşulmuyor da vakfın yönetimini sadece bir kişi belirlesin, sadece saray belirlesin, eldeki tek kaygı bu sayın milletvekilleri.

Şimdi burada Yunus Emre Vakfı yönetimine Türkiye Maarif Vakfından da temsilci girecek. Türkiye Maarif Vakfı nedir? Türkiye Maarif Vakfı… Yurt dışındaki FETÖ okullarının bu vakıf aracılığıyla Türkiye'ye tekrar kazandırılması. Ama Türkiye'ye değil, maalesef sadece iktidar çevresine kazandırılması, başka hiçbir kaygı yok.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiç öyle bir şey yok burada. Haftaya bilgi vereceğim sana, öyle bir şey yok.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - İktidar partisi milletvekillerine öneriyorum: Türkiye Maarif Vakfının sitesine girin. Diyor ki: “Dünyada eskiden FETÖ'nün elinde olan okullardan devraldıklarımız ve bu okulların yeni şekli, yeni listesi...” Son rakam 230 civarıydı.

Sayın milletvekilleri, dünyada FETÖ'nün 2 bine yakın okulu var. Daha birkaç yıl önce uçaklarla devlet büyüklerinin heyet hâlinde gidip açtığı o okullar için şimdi tekrar gidiyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz üç yıl önce gelmiştik ya, devlet büyükleriyle bu okulu açmıştık ya, bu açtığımız kişiler darbeciydi, bu açtığımız kişiler teröristti.” Ee? “O vakfa değil, bu vakfa verin.” Ya, Allah aşkına, “Türkiye'ye verin.” diyemez misiniz? “Türkiye'nin temel… Millî Eğitim Bakanlığına verin.” diyemez misiniz? Hayır, ille de devlete değil…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Vakıf temel. Vakıf dediğin kimin?

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – …paralel yeni bir yapı kurmaya niyetlisiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Sayın Balbay, vakıf Millî Eğitimin zaten.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Devletin değil mi o vakıf?

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Türkiye Maarif Vakfının yönetim listesine de girin, yönetim listesinde TÜRGEV temsilcisi, geçmişte Adalet ve Kalkınma Partisinin gençlik kollarında çalışanlar; bir tane dışarıdan kimse yok, iddia ediyorum, bakın listeye. Tek kişilik, tek renklik bir yapı oluşturmuşsunuz, şimdi bunu Yunus Emre’ye vakfediyorsunuz. Sayın milletvekilleri, gelin Yunus Emre’nin kemiklerini sızlatmayın. Yunus Emre hoşgörünün, Yunus Emre sevginin, Yunus Emre kendisi gibi olmayanları da kucaklamanın ismidir ama siz yurt dışında Türkiye’yi tanıtmak üzere kurduğunuz bu vakfın ne yaptığını, Türkiye’yi hangi ülkede pozitif yönde tanıttığını şöyle bir getirin, bir görelim ama yok. Ne var? Yunus Emre Vakfının yönetimini şimdi daraltıyorsunuz. Kimden daraltıyorsunuz? Sayın milletvekilleri, Yunus Emre Vakfı yönetiminden Türk Dil Kurumu Başkanını çıkarıyorsunuz. Acaba bu Türk Dil Kurumu Başkanı CHP’nin atadığı biri mi, başka bir iktidar getirdi de değiştiriyor musunuz? Acaba bu Türk Dil Kurumu Başkanı muhalefet partilerinden ya da geçmişte başka bir koalisyon ortağından da o yüzden mi? Hayır, kendi atadığınız… Yani öz saray kadrosunu kurmak… Mevcut yapı da yetmiyor.

YÖK temsilcisini çıkarıyorsunuz. YÖK temsilcisini de onayladığımızdan, hani ille de YÖK temsilcisiyle çok iyi olur diye değil ama onu da çıkarıp tamamen Cumhurbaşkanının seçeceği bir vakıf oluşturmak üzere Yunus Emre Vakfının yapısını tekrar değiştiriyorsunuz.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Müsteşarlar var, müsteşarlar.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Var ama mevcut yapıyı tümüyle tekrar değiştiriyorsunuz sayın milletvekilleri, daha altı ay önce bunu değiştirdiniz. Ve 2007’de kurduğunuz bu vakıf, tamam, belli ülkelerde temsilcilikler açtı ama “Türkiye’yi neyle tanıtacağız?” diye baktığınızda sayın milletvekilleri, bu vakıfları, yurt dışında Yunus Emre Vakfını kurdunuz, güzel ama “Biz Türkiye’yi tanıtmak istiyoruz, Türkiye'de son dönemde kültür üzerine, sanat üzerine, bu ülkenin tarihi üzerine öylesine güzel şeyler var ki bunları tanıtacağız.” diye o heyetler, yurt dışındaki o vakıflardaki yöneticiler, insanlar önlerine bir liste koymak istediklerinde, maalesef elde çok fazla bir şey bulamayacaklar.

Bugün Genel Başkanımız da vurguladı, bütün Türkiye'ye seslenirken “Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Erdoğan, 2002’deki Erdoğan ile bugünkü Erdoğan aynı mı, bir tartın.” dedi. O dönemdeki Erdoğan Türkiye'yi Avrupa Birliğine sokacaktı, şimdi Türkiye'yi birbirine sokuyor. (CHP sıralarından alkışlar) O dönemdeki Erdoğan bütün dünyanın sermayesini Türkiye'ye çekiyordu, “Özgürlükler ülkesi, dünyaya açıldık.” diyordu. Bugünkü Erdoğan ne yapıyor? “Kaçanı hain ilan ederim.” diyor, “Yurt dışına para götüreni hain ilan ederim.” diyor. Bakıyor ki sıcak para çok kötü, fena hâlde yakmakta, bu sefer “Öyle demedim, böyle dedim.” demek zorunda kalıyor.

Sayın milletvekilleri, burada, sadece, Türkiye'nin kendi içindeki koşullarda kendi ülkemizi, medyamızı biçimlendiririz, medyamız bizim istediğimizi anlatır, onun dışında Türkiye'yi güllük gülistanlık gösteririz diye bir heves içindesiniz ama son tablo gösteriyor ki öyle değil.

Şimdi, biraz önce vurguladım. Yurt dışındaki FETÖ okullarıyla ilgili, şu anda tatmin edemediğiniz, “Ya, Türkiye Cumhuriyeti devleti terörist dedi ama bizce öyle değil.” diyen ülkelerin adlarını sayıyorum: Gana, Nijerya, Madagaskar.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Nijerya’da öyle bir şey demiyorlar, yeni geldim.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Hayır, hâlâ…

Sayın milletvekilleri, bırakın onu, Amerika’da zaten 200’den fazla okulu devam ediyor. Gelin, şapkanızı önünüze koyun. Bu tablo nasıl yaratıldı ve biz bu tablodan nasıl çıkarız diye bir bakın. Bu tablodan çıkmanız için, öncelikle, Türkiye'nin dünyada o Yunus Emre Vakfının üyelerine, Yunus Emre Vakfından Türkiye'yi dünyaya tanıtacak olanlara şöyle, hangi malzemeyi vereceğiz diye bir düşünün sayın milletvekilleri. Onlara vereceğiniz donelerden biri: “Türkiye’de düşüncesi nedeniyle hiç kimse hapiste değil, Türkiye’de hiçbir gazeteci hapiste değil, Türkiye’de hiçbir milletvekili hapiste değil.” diyebilmeniz gerekiyor. Aksi hâlde Yunus Emre Vakfının yanına Mevlâna’yı ekleseniz de, onun yanına Hacı Bektaş’ı ekleseniz de anlatacağınız fazla bir şey olmadıktan sonra bu kurumların ne kıymeti var?

Sonra buradan, yine Yunus Emre Vakfından Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcisini de çıkartıyorsunuz. Acaba o da mı muhalefete geçti? Acaba onlardan da mı kontrolünüz dışında birisinin geleceği endişesi içindesiniz? Bu kadroyu daralttıkça, sıktıkça kendiniz küçülmektesiniz. Tek renge indirgedikçe aslında hem Türkiye’ye hem kendi iktidarınıza zarar vermektesiniz.

Sayın milletvekilleri, yine Yunus Emre Vakfının bu amaçları içinde elbette, hakikaten, bizim de onayladığımız, keşke böyle bir vakıf olsa dediğimiz pek çok madde var ve dünyanın pek çok ülkesinde -Almanya, Amerika, Japonya- hepsi kendi ülkelerini anlatan… Örneğin geçen aylarda üniversitesini kurdunuz. Türkiye’ye neyle gelmiş adam? Japon Vakfı. Bütün ülkesini tanıtan bir üniversiteyle birlikte geliyor. Öteki ülkeler de o şekilde. Ama ne yazık ki güzel bir amaçla başlattığınız bu girişim, şu anda Yunus Emre Vakfının yönetimini daha da daraltarak yakın gelecekte, korkarım… Elbette FETÖ bambaşka bir şey, uluslararası alanda, karanlık uçları olan bambaşka bir şey ama burada başka güç odakları yaratmaktasınız.

Türkiye’deki öteki vakıfların temsilcilerinde de görüyoruz. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığının olanaklarından yararlanan vakıfların daha şimdiden kendilerine ayrı örgütlenmeler kurduğunu, kendilerine ayrı kadrolar oluşturduğunu görüyoruz sayın milletvekilleri. Bütün bunları, tabii, tekrar, özellikle Yunus Emre Vakfının kuruluşunu gelin bu yasadan ayıralım, ayrıca değerlendirelim dedik ancak Komisyonda çok acelesi vardı arkadaşların, “Hemen bugün bitsin, yarın öğleye kadar tamamlayalım…” Ama böylesine aceleyle yaptığınız yasaların hepsinde altı ay sonra değişiklik yapmak zorunda kaldınız. Bakın, Yunus Emre Vakfında da öyle oldu. Yine aceleyle bu yasa geçtiğinde Meclisten, bütün vakıf yöneticilerini görevden almış olacaksınız. Ne olacak? Sonra yenisini atamış olacaksınız. Yeni atadıklarınızdan da yine sizin kafanıza uymayanlar çıkacak. Çünkü bu kadar, tümüyle “Ben olsun.” dediğinizde burada bir sonuca varmanız mümkün değil sayın milletvekilleri.

Şu anda, özellikle vergi sistemi, eğitim sistemi, vakıf sistemi, her ülkenin -sadece Türkiye’nin değil- temel direkleridir. Gelin, bu torba yasada -her şeyi koydunuz içine- özellikle şu vergi sisteminde Süper Lig’deki futbolcuların bu vergi indirimini tekrar bir gözden geçirin. Kimine yüzde 35, kimine yüzde 15 yani çok zengin olandan az, az alabileceğinizden çok vergiden vazgeçin. Gelin, eğitim sisteminde daha ne kadar çok üniversite açarsak… Okul sayısı değil olay, tabela miktarı, tabela değil olay. Gelin, eğitim sisteminde de bir eğitim şûrası toplayın ama bütün partilerin temsilcileriyle birlikte eğitimi yeniden masaya yatırın. Bu, “Sınav sistemini biz yaptık oldu, biz değiştirdik oldu.”yla alınacak bir mesafe değil sayın milletvekilleri. Gelin, bu vakıf sisteminde de…

Dünyadaki bütün demokrasilerde üç temel ilke var: Hesap verebilirlik, açıklık, paylaşılabilirlik. Şu anda yönetim anlayışınızda bunların hiçbiri yok. Bu vakıfta, şu anda, tıpkı, Millî Eğitim Bakanlığının eskiden, geçmişteki halk eğitim, örgün eğitim, bütün o olgunlaşma enstitülerinin hepsini toplayıp ayrı bir vakıfta tamamen hayatın bütün alanında kendi çevrenizdeki insanların eğitime katılacağı bir tablo oluşturdunuz. Burada da yine PISA’ya güvenmeyip kendi yaptırdığınız PISA’da da nasıl başarısız sonuçlar çıktıysa şimdi uygulamakta olduğunuz bu yöntemin de sonu çıkar yol değil sayın milletvekilleri.

Bu torba yasaya koyduğunuz, özellikle optisyenler ve gözlükçüler birliğinin kurulması tabii ki olumlu. Optisyenlerin ve gözlükçülerin bu birliklerinin kendilerini, mesleklerini daha üst kademelere getirmesini diliyoruz.

Bunun dışında, son vurgulamak istediğim güzel sanatlar üniversitesinin kurulması. Sayın milletvekilleri, daha altı ay önce, 10 Mayıs 2017’de güzel sanatlar eğitimi veren -burada Sayın Bakan Yardımcısından ya da Bakandan ayrıca ben açıklama bekliyorum- güzel sanatlar liselerinin öğretmenlerini norm dışı gösterdiniz, güzel sanatlar eğitiminin yönetmeliğini yürürlükten kaldırdınız. Şimdi, tabii, bir üniversite kuruyorsunuz, ne olursa olsun bir üniversite kurulması olumludur ancak okullardaki güzel sanatları ortadan kaldırdığınızda geriye uyuşturucuyla mücadele kalır, her türlü olumsuzlukla mücadele kalır sayın milletvekilleri.

Ben sözlerimi Yunus Emre’yle tamamlamak istiyorum:
“Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahi / Elin yüzün yumaz değil.” diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.47

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Karabük Milletvekili Burhanettin Uysal’a aittir.

Buyurun Sayın Uysal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 506 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’mizin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifiyle, 31/12/2017 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerdeki gelir vergisi tevkifatının düzenlendiği 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 72’nci maddesinin uygulama süresinin 31/12/2019 tarihine kadar uzatılmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesinin adı, “Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi” şeklinde değiştirilmektedir. “Güzel Sanatlar Üniversitesi” ismine “müzik”in eklenmesiyle bu üniversitenin müzik ağırlıklı bir üniversite olacağını ve dolayısıyla tematik üniversitelere gidişin bir aşaması olacağını düşünüyorum. Tematik üniversitelere doğru gidişin yerinde bir karar olduğunu da ayrıca belirtmek isterim.

İnsani kalkınma hedefinin temelini eğitim oluşturmaktadır. AK PARTİ hükûmetleri olarak eğitimi uzun vadeli bir bakış açısıyla geleceğimize yatırım olarak kabul ediyoruz. Eğitimi, insanımızın yaşam kalitesini yükselten, ülkemizin insan kaynağını dünyayla rekabet edebilir bir duruma kavuşturan ve hayat boyu süren bir süreç olarak görüyoruz. Eğitim sistemimizi daha iyi, daha etkili ve daha verimli hâle getirmek için sürekli olarak bir çaba içerisindeyiz.

Türkiye'nin her kentinde üniversitelerin açılması, ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi açısından son derece önemlidir. Yükseköğretime yatırım yapan ülkelerin kalkınma hızına bakıldığında, Türkiye’de yeni üniversitelerin açılmasının ne kadar doğru bir karar olduğu görülecektir. Bölgesel ve küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla yürüyen ülkemizin siyasi, ekonomik ve teknolojik rekabet gücünün artırılması yükseköğretime yatırımı zorunlu kılmaktadır.

AK PARTİ iktidara geldiğinde sadece 40 ilde bulunan üniversiteler, 2006-2008 yılları arasında açılan özellikle devlet üniversiteleriyle birlikte her şehirde en az 1 tane olacak şekilde tüm ülkeye yayılmıştır ve ülkemizde 2008 yılı itibarıyla üniversitesiz il kalmamıştır. Bugün itibarıyla 112’si devlet, 67’si vakıf üniversitesi ve 5’i de vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere, toplam 184 yükseköğretimimiz bulunmaktadır. Öğrenci sayımız da 7 milyon 764 bine ulaşmıştır. Bu üniversitelerimize Millî Savunma Üniversitesini ve Türk-Japon Üniversitesini de ekleyecek olursak 186’ya ulaşmış oluyoruz.

Yükseköğretim sistemimizdeki son on yılda yaşanan bu büyüme sürecinin bundan sonraki aşaması, nitelik ve kalite bakımından daha da büyümedir. Bu kapsamda, Yükseköğretim Kurulu tarafından bu amaç doğrultusunda kalite kurulu, misyon farklılaşması ve ihtisaslaşma, bölgesel odaklı üniversiteler, araştırma üniversiteleri, öncelikli alanlarda araştırma yapma ve 100 alanda 2 bin doktora bursu programı hayata geçirilmiş bulunmaktadır. Yeni üniversiteler rekabete, çeşitliliğe, istihdama ve yeni bilgilerin üretilmesine vesile olacaktır.

Genç nüfusun yükseköğretim talebinin karşılanmasında katkı sağlamak amacıyla Ankara’da Sevgi Vakfı tarafından “Lokman Hekim Üniversitesi” adıyla yeni bir vakıf üniversitesi kurulması ve yine bu üniversite içerisinde mühendislik fakültesi açılarak bu mühendislik fakültesi içerisinde de tıp alanında teşhis ve tedavilerin yapılmasında kullanılan alet edevat ve cihazların üretilmesi yönünde tıp mühendisliğinin açılması da planlanmıştır.

Özellikle, yeni açılan tematik üniversitelerin yetersizliğinden bahsederlerken, hastanede yeterli uzman doktor yoksunluğundan da bazı kimselerin bahsediyor olması bir çelişki değil midir?

Bir başka değişiklikle Sosyal Hizmetler Kanunu’nda bir değişiklik yapılarak sosyal hizmetler kuruluşları arasında yer alan aktif yaşam merkezinde, hâlihazırda, engelli bireyler için, engelli bireylerin yaşam kalitesinin artırılması, sosyal hayata aktif katılımlarına katkı sağlanması amacıyla hizmet verilmekteydi. Engelli bireylerin yanında yaşlı bireyler için de aktif yaşam merkezlerinde hizmet verilmesi mümkün hâle gelmektedir. AK PARTİ iktidarı, Anayasa’mızda belirtilen sosyal devlet olmanın gereklerini birer birer yerine getirmektedir.

Teklifle, ayrıca, 2007 yılında kurulan, 2009 yılında faaliyete geçen, mevcut durumda 43 ülkede 54 merkezi ve 100 irtibat bürosuyla faaliyetini sürdüren, misyonu ve vizyonuyla çok önemli bir vakıf olan Yunus Emre Vakfının hem Mütevelli Heyetinde hem de Yönetim Kurulunda bir sadeleşmeye gitmek, bu sayede de Yönetim Kurulunun ve Mütevelli Heyetinin işlevselliğini artırmak amaçlanmaktadır. Türkiye’yi, Türk dilini, Türk kültürünü ve sanatını tanıtmak için faaliyet gösteren Yunus Emre Vakfının Mütevelli Heyeti ile Yönetim Kurulunun üye yapısının yeniden belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çok hızlı bir şekilde karar alması gereken, toplanması gereken Yunus Emre Vakfının Mütevelli Heyetinin Başkanı, Kültür ve Turizm Bakanı olacak ve Mütevelli Heyetinde yer alan bakanların yerine yine aynı bakanlıkların müsteşarları Mütevelli Heyetinde yer alacaktır. Bu, on yıllık süreç içerisinde, Yunus Emre Vakfının kazanımlarının ve tecrübelerinin bir neticesidir. Böylelikle, vakfın karar alma süreçleri hızlanacak, doğrudan denetime açık hâle gelecek, kamu kurumlarıyla koordinasyon ve iş birliği de kolaylaşacak, yurt dışı faaliyeti imkânları artırılacaktır.

Kanun teklifleriyle getirilen değişikliklerin, ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı, Bolu Milletvekili Tanju Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli AKP milletvekilleri, son zamanlarda tuhaf şeyler olmaya başladı Türkiye’de. Geçmişte birlikte iş tuttuğunuz insanlar ya sizi kandırıyor, satıyor, yarı yolda bırakıyor ya da siz bunların ne mal olduğunu bile bile bunlarla yol yürümeyi tercih etmişsiniz; bu sonuç ortaya çıkıyor. Örnek mi? Mesela, FETÖ. FETÖ neydi zamanında? “Fetullah Gülen Hoca Efendi”ydi. Şimdi, ne oldu? “Terörist” oldu. Esad? Esad neydi? “Kardeş”ti Esad. Sonra ne oldu bu Esad? “Katil” oldu. Apo? “Barış elçisi”ydi bir dönem, sonra tekrar “hain” oldu. Bir de Zarrab var, “hayırsever”di daha kısa bir süre önce. Şimdi, ne oldu? “Casus” oldu. Yani ben sizin bu ilişkilerinizi anlamakta zorlanıyorum.

Bir de Sayın Cumhurbaşkanı, aynı zamanda partinizin Genel Başkanı, çıkıyor ne diyor? “Ana hıyanet partisi” diyor bize, “ana hıyanet partisi” diyor. Ya, FET֒yle kol kolayken biz sizi uyardığımızda da bize “hain” diyordunuz; Apo’yla Oslo’da kirli görüşmeleri, pazarlıkları yaparken uyardığımızda da bize “hain” diyordunuz. Zarrab denen adam üçkâğıtçı, rüşvetçi dediğimizde de bize “hain” diyordunuz; O “hayırsever”di, biz “hain”dik.

Arkadaşlar, “ihanet” deyince benim aklıma Recep Tayyip Erdoğan geliyor, pek çok kişi gibi. Bakın, Oslo görüşmeleri bir ihanetti; FET֒yle olan ilişkiler bir ihanetti; Rıza Sarraf’la olan kirli ilişkiler ihanetti; bu ülkeye ihanetti; ben bunları hatırlatmak istedim.

Sayın milletvekilleri, şimdi Amerika’da bir dava görülüyor yani öyle tuhaf ilişkiler varmış ki… Hani bir reklam var “Halk ister, Halkbank yapar.” diyor, değil mi? Vallahi bu, duyduğum en büyük yalanmış. “Rıza ister, Halkbank yapar.” deseler reklamda, bence doğruyu söylerler. (CHP sıralarından alkışlar) Vallahi Halk Bankasını biz devlet bankası zannediyorduk, devlet bankası da değilmiş, özel bir bankaymış bu, Rıza Sarraf’ın bankasıymış! Baksana, genel müdürlerin bile maaşlarını fazlasıyla ödemiş rüşvet olarak, bankada herkese rüşvet vermiş, banka buna çalışmış. Bir de ne diyor? “Halk ister, Halkbank yapar.” Halkbank halk için ne yapmış? Faizleri mi düşürmüş? Ne yapmış halk için? Ama Rıza Sarraf ne istediyse yapmış, yaptırılmış, siyasi iktidar talimat vermiş, “Yapacaksınız.” demiş, “Ha, karşılığını, hakkınızı da alın.” demiş.

Şimdi, bakın, oradaki gelişmeler… Geçen Sayın Başbakan Binali Yıldırım doğru bir şey söyledi, ben seviyorum Binali Yıldırım’ı, konuşurken doğru söylüyor. Ne diyor? “Rıza Sarraf bizi sattı.” diyor. Vallahi doğru, katılıyorum ben, Rıza Sarraf sizi sattı. Demiyor ki “Rıza Sarraf bize iftira attı.” “Rıza Sarraf bizi sattı.” diyor; doğru. İki eski ortaktan bir tanesi ortaklık bozulunca diğerini vergi dairesine şikâyet ederse bunun adı “satma” olur. Şimdi Amerikan mahkemesinin önünde her şeyi anlatıyor, baktı pabuç pahalı; çıktı, kime rüşvet verdi, kara parayı nasıl akladı, hayalî ihracatı nasıl yaptı, cezaevinden çıkmak için Türkiye’de kimlere rüşvet verdi; oraya bir soru işareti koydu, anlatacak galiba.

Vallahi Sayın milletvekilleri, siz ne kadar rahatsız oluyorsunuz bundan bilmiyorum ama ben utanıyorum bu adamın anlattıklarından. Orada, evet, konular sizinle ilgili, çok şükür, bizimle ilgili değil. Bu ülkenin başına Rıza Sarraf gibi adamları biz bela etmedik ama sonuçta, Türkiye Cumhuriyeti milletvekili olarak, vatandaşı olarak biz, dış dünyada “Türkiye’de işler rüşvetle yürüyormuş kardeşim.” diye algılanmasından rahatsızız; bu bizi, çok rahatsız ediyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – “Adam nerede?” diye meraktan ölüp nota bile verdi.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Tabii, canım, onu ben burada anlatmıştım nota verildikten sonra.

Bak, şimdi, Amerika, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak üzere, değil mi? Versene bir nota, yüreğin yetiyor mu? Efendim, ne olurmuş? İsrail’le ilişkileri kesermiş, Amerika, Kudüs’ü başkent tanırsa. Bu, şeye benziyor “Bana vurursan, amca oğluna küserim.” gibi tuhaf bir anlayış; anlamak mümkün değil. Hadi, versene bir nota.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – FETÖ için vermişler mi nota?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Tabii.

FET֒nün iadesi için bir nota verdiniz mi Amerika’ya Sayın Bostancı; Sayın Bakan, verdiniz mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Müzik notası mı?

EREN ERDEM (İstanbul) – Reza, Kudüs’ten daha değerli!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bak, FETÖ hâlâ orada, teröristbaşı, darbe yapmaya kalktı. Rıza için iki kez nota veren Hükûmetiniz, Fetullah Gülen’in iadesi için bir tek nota veremedi mi? Biz bekliyoruz Sayın Bakan.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kayboldu diye merak etmişler, ondan.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Bir de ödül verdiler, ödül, Zarrab’a.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Şimdi, bir de Sayın Genel Başkanın geçenlerde grupta açıkladığı belgeler var, biliyorsunuz. Daha belgeler açıklanmadan, ne olduğunu bilmedikleri belgelere “sahte” diye tutturdular, hatırlıyorsunuz, değil mi? “Sahte, Allah, sahte!” Partinizin sözcüsü hâl⠓sahte” diyor, Hükûmet Sözcüsü başka bir şey diyor, Sayın Cumhurbaşkanı belgelerin sahteliğinden hiç bahsetmiyor; o, diyor ki: “Giden para yok, gelen para var.” Vallahi, halk şunu öğrenmek istiyor, para geldi mi, gitti mi, ikinci derecede önemli. Önemli olan, bu para nasıl kazanıldı? “Ticari ilişki var ortada.” diyor. Vallahi, ne alıp ne sattınız? Ben merak ediyorum, ne alıp ne satmışlar, eşek alıp beygir mi satmışlar? Neyin ticareti bu? 1 sterlinlik şirketin yaptığı ticaret karşılığında 15 milyon dolarlar nasıl gelip gidiyor? Nasıl kazanılıyor bu paralar, nereden kazanılıyor?

Bakın, bir de bu paraları gönderenlere bir bakalım. Şimdi, bu kişiler özel kişiler, ortak noktaları Sayın Cumhurbaşkanı, hepsinin Sayın Cumhurbaşkanıyla özel bir yakınlığı var. Kim? Mesela, oğlu. Ya, ben merak ediyorum arkadaşlar, Burak Erdoğan, daha düne kadar bursla okuyan bir kardeşimizdi. Şimdi, ben Burak kardeşime buradan soruyorum: Yahu Burak kardeşim, sen hayırsever amcalardan aldığın bursları biriktirerek mi 3 milyon 750 bin dolarlık havale yapabildin, merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özcan, şahsiyatla uğraşmayalım lütfen.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Peki.

Bir de Sayın Cumhurbaşkanımızın bir mal beyanı var 2014’te Cumhurbaşkanı seçilirken. Orada diyor ki: “Oğlum Burak Erdoğan’ın bana 500 bin lira borcu var.” Ben de bunu görünce, yahu Burak, madem parayı kazandın, önce babana şu borcunu ödeseydin diye düşündüm ister istemez. Diğeri kim? Enişte. Enişte kim? Emekli öğretmen. Yahu benim babam da emekli öğretmen. Baktım, emekli öğretmen Ziya amca 5 milyon dolar para göndermiş. Babama gittim, dedim: Baba, sizde para çok galiba, sen de emekli öğretmensin, versene bana bir 5 bin lira; bak, 5 milyon dolar çıkartıyor adam dedim. Babam dedi ki: “Oğlum bırak bende 5 milyon doları, 5 bin dolar vardı, onu da Recep Tayyip Erdoğan ‘Bozdurun, bozdurun.’ dediği için günde beş vakit, bozdurduk, aldığımız parayla çatıyı onardık.” Adama dalga geçer gibi geldi.

Sayın milletvekilleri, bakın, biz nelerden bahsediyoruz?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Tanju Bey, Zarrab’a ödül veren Bakan burada.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Evet.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Türkiye’nin yakın tarihinin bana göre en önemli günlerini yaşıyoruz. Bu dönemin sonunda Türkiye’de bazı şeylerin biz aydınlanmasını diliyoruz. Türkiye artık şu kirlilikten kurtulsun. Bir de ikide bir şunu demeyin, bak ben şundan çok rahatsız oluyorum: Hiçbir sorun yokken “Gemi benim.”, bir sorun çıkınca “Aynı gemideyiz.” Ya arkadaşlar, biz şunu defalarca anlatıyoruz: Biz rüşvet yiyenle, haram yiyenle aynı gemide değiliz, aynı geminin mürettebatı değiliz. (CHP sıralarından alkışlar) Vatan hainleriyle aynı mürettebat, aynı gemide değiliz. Vallahi sinirlenince bazen kelimeler de istediğim gibi çıkmıyor. Yani Oslo’da terör örgütüyle kirli pazarlıklar yapanlarla aynı gemide değiliz. FET֒yle kol kola yürüyenlerle biz aynı gemide değiliz. Rıza Zarrab’dan rüşvet alan bakanları aklayanlarla aynı gemide hiç değiliz. O yüzden ikide bir sıkışınca “Millî menfaat var.” demeyin, şahsi menfaatlerinizle millî menfaatlerinizi karıştırmayın. Recep Tayyip Erdoğan’ın veya sizlerin şahsi menfaatleri bu, ülkenin millî menfaatleri değildir. Biz -kusura bakmayın ama- rüşvet vereni, rüşvet alanı savunarak millî menfaatlerimizi koruyamayız. Bunu siz de yapamazsınız, bize de yaptırtamazsınız zaten.

Evet, bir de -sözümün başında söylemiştim- Sayın Bakan, biliyorsunuz, İsrail, yetmiş yıl önce Kudüs’ü kendi başkenti ilan etti; kimse tanımamıştı. Amerika tanıma hazırlığında. Ama Sayın Cumhurbaşkanı -ben gerçekten bunu anlamadım, bir açıklık getirirseniz- diyor ki: “Amerika, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanırsa biz İsrail’le ilişkileri keseriz.” Peki, niye diyemiyor benim sayın, kudretli Cumhurbaşkanım “Amerika’yla ilişkileri keseriz kardeşim?” “Hadi yap yapabiliyorsan!” niye diyemiyor?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İktidara gelince sen yaparsın.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Rıza Sarraf için nota veren, İsrail’in başkentini Kudüs olarak tanıyan Amerika’ya niye nota veremiyor? Ben bunun cevabını bekliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, Tanju Bey esasen baştan sona kadar hakaret dolu bir konuşma yaptı. Her zamanki tavrı…

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, ne demişim bir sorsaydınız. Bize soruyorsunuz her seferinde.

BAŞKAN – Dinliyorum, ben de dinliyorum Sayın Özcan. Sizi konuya da davet ediyoruz ama maalesef konuya kimse girmiyor.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 506 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tanju Bey’in bir konuşma tarzı var. Böyle sakızlardan çıkan mâniler vardır ya, o mânilerin mantığı içerisinde, esasen bir insicam, bir düzenlilik, bir mantıki muhakeme, temel normlar, bunlardan son derece uzak, son derece savruk ama amigo takımına seslenmenin bir tür vect hâli içerisinde düzenlenmiş bir konuşma.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Vicdanlara seslendi Tanju Bey, vicdanlara.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Dolayısıyla buna mantık zemininde “Sen şurada şunu söylüyorsun, yanlıştır; sen burada bunu söylüyorsun, yanlıştır.” tarzında bir cevabı, bu mantık, sizin sahip olduğunuz mantık hak etmiyor Tanju Bey.

Esasen Meclisin müzakereleri içerisinde de böyle bir dil, CHP’nin de grup olarak çok müracaat ettiği bir dil değil. Hep beraber buradayız, ben de 2011’den beri buradayım. Tanju Bey sui generis bir örnek, kendine has bir örnek. Sanıyorum bir amigo takımı var, onları coşturacak tarzda bir konuşma yapmak için böyle bir dil kullanıyor.

Bu Sarraf davası, 17-25 Aralık, şunlar bunlar… Bakın, bunlara ilişkin rüşvet meselesi temelde balıklara atılan bir oltadır. Eğer Amerika’daki davanın nasıl yürüdüğüne ilişkin biraz dikkat, biraz ilgi, biraz adalet esaslı bir ihtimam olsa orada ne olduğuna ilişkin, bu memleketin ortak kaderi ve geleceği bakımından bir okuman olur, yemin üzerine atlamazsın.

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Hocam, az bir şey de anlatsanız içeriği konusunda.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Ama Tanju Bey’in derdi o değil ki. Tanju Bey’in derdi, memleketin çıkarları, Amerika’nın emperyalist siyaseti vesaire değil, ben buradan, ucuz bir yoldan AK PARTİ’ye nasıl laf çakarım. Kolay gelsin Tanju Bey. Senin bu sözlerinin esasen bir cevabı bile hak etmeyen bir karakteri var ama buna rağmen hiçbir şey boşlukta kalmasın diye söz aldım.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye… Bir hatırlatma yapacağım.

Sayın Özkoç, söz vereceğim, size de söz vereceğim ama genel bir açıklama yapmak zorundayım.

Değerli milletvekilleri, bu, herhangi bir şahsı ya da her bir gruba ait değil. Parlamentonun çalışmalarına vâkıf insanlarız. İç Tüzük’ümüz var, teamüllerimiz var. Buradaki konuşma üslubuyla, adabıyla ilgili gerek İç Tüzük hükümleri gerekse de oluşmuş, yerleşik teamüller ve gerekse de Meclisin vakar ve haysiyetini düşünerek her birimizin ifadelerimizi daha dikkatli kullanmamız gerektiğini hep hatırlattık aslında.

Bakın, 65’inci madde: “Genel Kurulda söz kesmek, şahsiyatla uğraşmak ve çalışma düzenini bozucu hareketlerde bulunmak yasaktır.” Burada olmayan o kadar insanı sıralıyorsunuz; haksızlıktır, adaletsizliktir.

İkincisi: Yine konudan ayrılınmaması lazım, gündeme bağlılık ilkesi vardır. 66’ncı madde: “Kürsüdeki üyenin sözü ancak Başkan tarafından, kendisini İçtüzüğe uymaya ve konudan ayrılmamaya davet etmek için kesilebilir.” Eğer konuya dönmezse de yapacağı işlemi yazmış gene.

67’nci madde: “Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen kimseyi Başkan derhal, temiz bir dille konuşmaya, buna rağmen temiz bir dil kulanmamakta ısrar ederse kürsüden ayrılmaya davet eder. Başkan, gerekli görürse, o kişiyi o birleşimde salondan çıkartabilir.” Yine, buna benzer disiplin hükümlerinde de benzer hükümler var.

Lütfen, değerli milletvekilleri, yani biz konuşmaları kısmak taraftarı değiliz, aşırı müdahale etmek, müdahale etmek durumunda kalmak istemiyoruz, zorunda kalmak istemiyoruz. Birbirimizi incitici beyanlar kullanmayalım. Yani, ne olur, mümkünse -mümkünse değil, İç Tüzük bize emrediyor- hangi konuyla ilgili konuşuyorsanız o konu üzerinde konuşmak zorundasınız, hatta konudan ayrıldığınız takdirde eğer konuya dönmüyorsanız kürsüdeki sözünüzü kesebiliyoruz. Ama, bakın, hiçbir Meclis başkan vekili arkadaşımız bunu yapmıyor, bizler de aynı şekilde dikkat ediyoruz. Ama lütfen, ne olursunuz her birimiz, her bir milletvekili, iktidarıyla muhalefetiyle, bu kürsüde konuşurken sözlerimize dikkat edelim, nereye varacağını bilerek konuşalım diyorum.

Tekraren hassasiyetiniz için teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Meclis başkan vekilliği makamına tüm saygımla ifade etmek istiyorum ki Cumhuriyet Halk Partisinin hatibinin söylediği dil çirkin değil, anlattıkları ilişkiler çirkindir. O yüzden, siz, Cumhuriyet Halk Partisi hatibinin anlattığı ilişkilerin çirkinliğinden yola çıkarak Cumhuriyet Halk Partisine ders veriyorsunuz.

BAŞKAN – Kaba ve yaralayıcı söz olduğunu söylüyorum ben, evet, yaralayıcı bir söz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sizden rica ediyorum, sadece…

BAŞKAN – İspatı mümkün olmayan bir şeyi burada bulunmayan şahıslarla ilgili kullanırsa bu, yaralar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, bana konuşma izni verdiniz, müsaade ederseniz ben konuşayım, sonra buyurun siz de konuşun.

BAŞKAN – Buyurun, dinliyorum sizi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisi, belgesi olmayan, herhangi bir şekilde kanıtlayamayacağı hiçbir şeyi Genel Kurula getirmez.

BAŞKAN – Mahkeme kararı var mı elinizde?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Burası Meclis kürsüsüdür. Biz iddialarımızı getiririz, siz, iddialarımızı kanıtlamakla ilgili elinizden ne geliyorsa onu yaparsınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hangi iddiayı kanıtladın bugüne kadar?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Mahkemelere hükmedebilirsiniz, buradaki konuşmalarımızın zamanına hükmedebilirsiniz ama Cumhuriyet Halk Partisinin iradesine hükmedemezsiniz Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizden rica ediyorum arkadaşıma, hangi…

BAŞKAN – Arkadaşınızı da dinleyeceğim ben.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Öyle mi efendim?

BAŞKAN – Onu da dinleyeceğim.

Yalnız, ben bunu tamamen İç Tüzük’teki maddeleri okuyarak size ifade ettim. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi için değil, tüm milletvekilleri ve tüm gruplar için, bu; bu oturumu yöneten Meclis Başkan Vekilinin hakkıdır. Bugüne kadar da -az önce de ifade ettim- müdahale etmemeye çalışıyoruz ama, lütfen, ne olursunuz, Meclisin de bir çalışma usulü var, bu Meclisin tamamen bir İç Tüzük’ü var hepimizin uymak zorunda kaldığı ve aynı zamanda işleyen teamüller var. Ben bunlardan bahsettim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben de duruşumuzu arz ettim efendim.

BAŞKAN – Efendim, tamam, teşekkür ediyoruz. Takdir kamuoyunundur.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Bostancı’yı dinleyeyim, Sayın Özcan sizi de dinleyeceğim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, sıra bizdeydi.

BAŞKAN – Dinleyeceğim, sizi dinleyeceğim Sayın Özcan, bir saniye…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Affedersiniz, buna söz vereceksiniz zaten. Ben sadece kayıtlara geçsin diye söz aldım.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – “Buna” derken sayın milletvekili olarak dediniz herhâlde?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Tanju Bey’e, evet.

BAŞKAN – Sayın milletvekiline, Sayın Özcan’a…

Buyurun, söyleyin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, siyasal iddiaları sanki gerçekleşmiş, sanki adli kayıtlara, hukuki kayıtlara öyle geçmiş bir izlenim, bir duygu, bir fikir yaratacak tarzda bir dille tahkim ederek kullanmanın yanlışlığından bahsediyoruz biz. Yoksa, elbette ki muhalefet kendi eleştirilerini siyasal iddialar çerçevesinde yapacak ama iddia farklıdır, sübuta ermesi farklıdır. Bu ikisi arasındaki mesafeyi dille tahkim ederek doldurmaya çalışmak yanlıştır. Bizim söylediğimiz bu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kayıtlara geçsin diye söz istiyorum efendim. Çok özür dilerim.

BAŞKAN – Estağfurullah, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sanki söylediğimiz şeyler gerçekleşmemiş de biz uyduruyormuşuz gibi Sayın Grup Başkan Vekili ifade ediyor.

Sayın Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisi, hem Başbakanın çocuklarının offshore şirketleriyle ilgili hem de Cumhurbaşkanının yakınlarının offshore şirketleriyle ilgili bütün belgeleri hem hukuka hem de Genel Kurula sunmuştur. Bunu reddeden, AKP Grubudur. Eğer alsalardı, eğer burada Meclisin seçtiği milletvekilleriyle bir araştırmaya izin verselerdi onlar da ikna olacaklardı. Biz belgesini yayınladığımız ve bütün kayıtlarda olan şeyleri Genel Kurula getirmeye çalışıyoruz.

Bir şey daha rica edeyim: Sayın Grup Başkan Vekilinden çok rica ediyoruz. Gerçekten çok hamasetle konuşuyor, bazen anlamadığımız kelimeler de kullanıyor ama lütfen, bizim seviyemize insin biraz. kendisinden rica ediyorum, kendisini anlamakta zorlanıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, sayın milletvekilleri, hukukun evrensel kaidesi vardır, her müddei iddiasını ispata mecburdur ama ispat yeri burası değildir. Konuşursunuz… Yarın öbür gün birisi çıkıp sizinle ilgili şöyle ya da böyle, birtakım iddialarda; asılsız, usulsüz, var ya da yok yani bilmediğimiz, herhangi bir mahkeme kararı olmayan bir konuyla ilgili, sizinle ilgili çok farklı isnatlarda bulunursa bu sizin hoşunuza gider mi? “Böyle değil.” demeniz de yetmiyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bunun cevabını siz niye veriyorsunuz?

BAŞKAN – Ben şunu söylüyorum: Empati yapmak zorundayız, her birimiz empati yaparak konuşalım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Anladım da bunun cevabını grup başkan vekilleri verir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özcan, sizi dinliyorum.

Buyurun.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, sayın hatip en az on defa ismimi zikrederek, “amigo”, “Yemin üzerine atladı.” gibi…

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika, sataşmadan dolayı söz veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. Az önce konuştuğumuz çerçevede kalırsak memnun oluruz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tanju Bey, size “amigo” demedim.

BAŞKAN – Buyurun.

8.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, önce, Tüzük’ün amir hükümlerini bize hatırlattığınız için size çok teşekkür ediyorum. Yalnız, orada Tüzük’ün amir hükümlerinden bir tanesi de Meclis başkan vekilinin Mecliste cereyan eden tartışmalara tarafmış gibi katılamayacağını da hüküm altına almış.

BAŞKAN – Ama hangi noktada katılacağını da söylüyor, o noktada katıldım.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ancak, ben şunu özellikle… Sizi çok seviyorum, biliyorsunuz. Ancak, maalesef, Meclis Başkan Vekili olarak tarafsızlık noktasında özen göstermek bir tarafa, âdeta grup başkan vekili gibi hareket ettiğinizi de size bir dost olarak ifade etmek istiyorum Meclis kürsüsünden.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Oradan geliyor.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – İkinci konu şu: Sayın Bostancı, benim üslubum, nasıl konuştuğum; o sizi ilgilendiren bir konu değil. Benim üslubum sizden farklı olabilir. Ben üniversite kürsüsünden gelmedim buraya; ben sokakta siyaset yaparak, emek vererek, dişimle tırnağımla, köy köy, kasaba kasaba çalışarak geldim. Beni sarayın avlusunda bulup buraya getirmediler, ben sandıktan çıkıp geldim, hem de emeğimle. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Bu üslubu kınıyoruz biz; Sayın Tanju Bey, bu üslubu kınıyoruz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Otuz dört sene sonra, Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili olarak, emek vererek, bire bir siyaset yaparak bu noktaya geldim. Dolayısıyla, bu yaştan sonra sizden nasıl konuşacağım konusunda ders alacak değilim, size saygı duyuyorum.

İkincisi, Sayın Başkan, burada konuşulan konular daha kısa bir süre önce yani iki yıl kadar önce soruşturma önergesi olarak burada günlerce tartışıldı. Bu bakanların Yüce Divana gönderilmesi konusunda oylamalar yapıldı. Bir kısım duyarlı AK PARTİ milletvekili de bizim gibi “Evet, yargılansınlar, Yüce Divana gitsinler; aklanırlarsa da orada aklansınlar.” diye oy kullandı. Bu konular yeni değil ki bu meseleleri biz tartıştık. Eğer biz bu bakanları Yüce Divana götürebilseydik, gönderebilseydik, millî yargıda yargılanmalarını sağlayabilseydik bugün o Amerika’daki yargılamayı utanç içinde izlemek zorunda kalmayacaktık. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sanıyorum buradaki bütün milletvekilleri çalışarak çabalayarak, halkla ilişki kurarak ve onların reylerini alarak geldiler. Hiç kimse bir yerlerden tayyareyle gelmedi. Ayrıca milletvekilleri emek veriyor, bu memleketin başka kurumlarında faaliyet gösteren insanlar da emekle oralara geliyorlar. Bunlardan biri de üniversite kürsüleridir. Sayın Tanju Özcan zannediyorum sehven yanlış söyledi. Oralara da kolay gelinmiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Çok sağ olun.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz yirmi dakika süreyle. Bu yirmi dakika sürenin ilk on dakikasını soru olarak vereceğim, kalan on dakikada da cevaplandırması için Hükûmete söz vereceğim.

Sırayla söz veriyorum.

Sayın Depboylu, buyurun.

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, 850 bin civarında taşeron çalışan mevcut. Yeni gelecek olan torba kanunda taşeron çalışanlarının kadroya alınması planlanıyor. Kaç tanesi kadroya alınacak? Kadroya alınacaklar hangi kriterlere göre değerlendirilecek eğer hepsi alınmayacaksa? Bilgi, beceri ve tecrübeleri, liyakatleri dikkate alınarak mı kadroya alınacaklar, yoksa Adalet ve Kalkınma Partisinin teşkilatlarına adını yazdıran veya bu teşkilatlarca ya da sendikalarınca onaylanan kişiler mi taşerondan kadroya alınacak? Bu torba yasa, kanun kabul edilirse bundan sonra taşeron sistem son bulacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sanal para tüm dünyada kullanılan dijital bir para birimi olarak değer görmeye başlamıştır. Herhangi bir merkez veya kuruma bağlı olmaksızın bağımsız bir kripto para olmasının farklı sorunlar üretebileceği ifade edilmektedir. İnternet ortamında “dijital para” olarak tanımlanan ve yaygınlaşan uygulamaya yönelik, Hükûmet olarak değerlendirmeniz nedir? Kara para aklama ve uyuşturucu ticaretinde dijital paranın kullanılabileceği ifade edilmektedir. Yasal dayanağı olmadığı hâlde sanal bir varlık hâline gelen bu parayla ilgili yapılacak bir düzenleme var mıdır? Bitcoin için Hükûmetin bakış ve yaklaşımının önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda Hükûmetiniz tarafından yürütülen bir çalışma bulunmakta mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, İzmir’in Selçuk ilçesi sınırları içerisindeki Efes Antik Kenti’ndeki kanalın yeniden açılması girişimi bazı sorunları beraberinde getirecektir. Mevcut onaylı koruma amaçlı imar planında böyle bir kanal bulunmamaktadır. Yapılması planlanan kanal projesi de belediye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığıyla yürütülmektedir ve altındaki kültür varlıkları dikkate alınmamaktadır. Kanalın yapılması durumunda, Efes konusunda UNESCO’da bir kriz yaşamamız, belki de Efes’in Tehlike Altındaki Dünya Mirasları Listesi’ne alınması söz konusu olabilir.

Bu durumun yaşanmaması için ihale durdurulmalı, Koruma Kurulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile kazıyı da içeren bir yeni yaklaşım gündeme gelmeli, kanaldan önce kazı öncelikli olmalı ve yönetim planı uygulamaya konulmalıdır. Bu konuda hassasiyetinizi rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bugün Türkiyeli kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilişinin 83’üncü yıl dönümü, aynı zamanda Dünya Kadın Hakları Günü. Ülkemizde kadına şiddet ve istismarın giderek olağan bir hâl alması bu tarihleri daha anlamlı kılmaktadır. Neredeyse her gün kadın cinayetlerinin yaşandığı ülkemizde sadece kasım ayında 27 kadın öldürüldü, 29 çocuk istismara uğradı, 39 kadına cinsel şiddet uygulandı. Hamasi nutuklar ya da iyimser ifadelerle bunları geçiştirmek mümkün değil.

Başta yüce Meclis olmak üzere, ilgili tüm kurumlarımız bu gidişatın önüne geçmek için acilen önlemler almalı, hem caydırıcı cezalar uygulanmalı ama aynı zamanda toplumsal bir bilinçlendirmenin önü açılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; bugün Genel Başkanımızın grup toplantımızda ifade ettiği, Millî İstihbarat Teşkilatına ait bilgi notunda 17-25 Aralıktan sekiz ay önce -şöyle, aynı zamanda göstermek de isterim- dönemin Başbakanına Reza Zarrab’la ilgili, yasa dışı birtakım işlemler yaptığı ve Hükûmetinizin o günkü bakanlarıyla ilişkili olduğu, bunun Hükûmete çok büyük zararlar verebileceği ifade edilmesine rağmen Reza Zarrab’a yönelik bir tutumun Hükûmetinizce oluşmayışının, aksine ilişkilerin daha da derinleşmesinin ve bugün bu noktaya gelmesinin nedeni nedir? Bu konuda kamuoyunu aydınlatırsanız seviniriz.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Düzce ili Yığılca ilçesi Kırık köyünün asfalt yolu yok, vatandaş bu konuda mağdur. Aynı zamanda, yine, Yığılca-Asar sapağında köprü yapılmalı. Köprü yapılmadığı için, yine, bu Kırık köyü mağdur. Yığılca ilçemizin Kırık köyü sakinlerinin ve muhtarının bugüne kadar hem Kaymakamlığa hem Belediyeye hem Karayollarına hem Valiliğe yoğun müracaatları olduğu hâlde, bu Kırık köyümüzün yani Yığılca ilçemize bağlı Kırık köyünün bu sorunları giderilmemekte, Yığılcalılar sürekli mağdur durumda.

Aynı zamanda, Yığılca ile Düzce arasındaki yol da çok dar. Dar olduğu için sürekli kazalar yaşanmakta. Bu yolun genişletme çalışmaları ne zaman yapılacak? Yığılca’nın ve Kırık köyünün bu mağduriyeti ne zaman giderilecektir? Buradan haber bekliyorlar.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tor…

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum.

4 Aralık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Dünya Madenciler Günü olarak kutlanmaktadır. Yerin yüzlerce metre altında, karanlık dehlizlerde, güneş ışığından yoksun ve binbir güçlükle, zor şartlarda çalışan madencilerimiz ölümü göze alarak çocuklarının rızkını kazanırken millî ekonomiye de önemli katkılar sağlamaktadır. Tehlikeli ve çok tehlikeli işler sınıfında yer alan, çalışma şartları çok ağır olan sektör, iş kazalarının en fazla olduğu faaliyet alanıdır.

Evine bir avuç ekmek götürmek, muhannete muhtaç olmamak için binbir güçlüğe göğüs geren maden işçilerimizin Dünya Madenciler Günü’nü kutluyor, huzurlu, sağlıklı, iş kazasız günler diliyor, tüm şehit madencilerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sayın Bakan, seçim bölgem Kocaeli’nin İzmit ilçesinde Kuzey Marmara Otoyolu Projesi kapsamında kamulaştırma bedelleri ödenmeyen Eseler köyü sakinleri ve daha birçok köyümüzde aynı durumda olan vatandaşlarımız oldukça mağdurlar. Tek bir köyde bile devletin ödemesi gereken kamulaştırma rakamı 60 milyon lira. Köylülerimiz uzun zamandır parasını alamadığı gibi arazilerini ekip biçemediğinden dolayı da katbekat mağdur durumdalar, üzerine bir de aradıkları yetkililer oradan oraya yönlendirip sürekli oyalıyorlar. Biz köyü ziyaret ettikten sonra partinizin İzmit İlçe Başkanı sanki konunun muhatabıymış gibi kendilerine 70 milyon geldiğini, peyderpey bu ödemelerin yapılacağını söylüyor. Şimdi, ben size soruyorum: Devletin kurumu dururken bu 70 milyon AKP İlçe Başkanına mı gönderildi? Aylardır paralarını alamayan köylüler AKP İlçe Başkanından mı alacak bu paralarını? Köylülerin mağduriyeti ne zaman giderilecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, öğretmen atamaları hususunda 20 bin kadro sözü vardır, öğretmen açığımız yine Bakanlığın açıkladığına göre 100 bin. En az 40 bin atama bekleyen öğretmenlerimizin bu haklı talebi karşılanacak mı? Ayrıca mülakatla ilgili adaletsizliklerin giderilmesi için mülakatın kaldırılması söz konusu mu? Eğer kaldırılmayacaksa da kamera kayıt sistemine geçilecek mi?

İkinci sorum ise sporun önemini hepimiz biliyoruz, farkındayız. Kız futbol takımına TFF tarafından deplasmanda maç başı verilen 2 bin lira kaldırılmıştır. Bu, özellikle, ağırlıklı olarak anne ve babası olmayan kız sporculardan oluşan kız takımlarının mağdur olmasına vesile olmuştur. Bu anlamda da bunlara bir destek verilecek midir tekrar? Bu konuda özel olarak bir talep var, bunu iletmiş olayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Bakan, 2013 yılında MİT uyarmıştı Başbakanı ama dinlemediniz. Daha öncesinde de Muammer Güler, Reza Zarrab’ın babası Hüseyin Zarrab’ı gayet iyi tanıyordu çünkü bir uyuşturucu kaçakçılığı neticesinde çeteyle başı belaya girmiş ve kaçırılmıştı. Bunları bile bile, bu kirli ilişkilerini bile bile bu insanların önüne niye yatılır? Bu devleti bu insanların önüne yatırmak, bu utancı bu ülkeye yaşatmak bu kişilerin hakkı mıdır, haddi midir?

Sayın Bakan da o dönemde bu kişiye ödül vermişti. Siz bu kişileri gayet iyi tanıyordunuz ama üç kuruş, beş kuruş sizlere rüşvet verecekler diye, vakıflarınıza para aktaracaklar diye devleti rezil ettiniz. Buna hiçbir şekilde hakkınız yoktu.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Biliyorsunuz, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ydü. Bu gün dolayısıyla az önce muhalefet partisi tarafından verilen engellilerle ilgili araştırma önergesi AKP tarafından reddedildi.

Ben şunu belirtmek istiyorum: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından 2014 yılında Engellilere Destek Birimi bünyesinde kurulan sesli kütüphane -Sayın Bakanım, not alıyor musunuz?- belediyeye atanan kayyum tarafından kapatılmıştır. Engelli çocukların ana dillerinde yazılmış kaynaklara ulaşabilmelerini sağlamak amacıyla başlatılan, belediye web sitesine yüklenen, Kürtçenin tüm lehçelerinde okutulan ve dileyen herkesin rahatlıkla ulaşabildiği çocuk hikâyelerinin olduğu sesli kitaplara erişim engellemesinin gerekçesini açıklar mısınız?

BAŞKAN – Sayın Gürer, otuz saniyeniz var.

Buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, taşeron işçileriyle ilgili, iki yıldır, kadroyla ilgili oyalama devam ediyordu. Son bir ayda, çözüleceği yönünde yapılan açıklamalar vardı. Son olarak, Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı bir açıklama var. Açıklamalar, taşeronlar arasında ayrıma yol açacak bir düzenleme getirileceği yönünde, kanaat bu konuda oluştu. Millî Eğitim çalışanları, aile hekimliği yanında çalışanlar, taşeron olarak durumlarının ne olacağı konusunda açıklama bekliyorlar. Ayrıca, Karayollarında ve Şeker Fabrikalarında çalışan geçici işçilerin durumu bu konuda ne olacak? Kaç taşeron işçiyi kapsayacak? Yapılacak düzenlemede belediye çalışanlarını belediye kadrosuna mı yoksa belediye şirketlerine mi alacak? Kamu kuruluşlarında alt yüklenicilerle yapılan anlaşmalar bu taşeron düzenlemesiyle ortadan kalkacak mı? Taşeron işçilerin beklentisinin tamamını kapsayacak bir çalışma mı düşünülüyor? Eşit işe eşit ücret ve kadro verilecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere sözü Sayın Bakana bırakıyorum.

Buyurun Sayın Kurtulmuş.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle, soru sırasına göre müsaade ederseniz cevaplayayım.

Taşeronlar, yaklaşık 450 bin taşeron kamu çalışanları olarak, 400 bin taşeron da belediye ve il özel idarelerindeki taşeronlarımız bu kapsamdan istifade edecekler. 4/C’liler 4/B statüsüne gelecekler. Ayrıca, çalışma süreleri itibarıyla da yaklaşık altı ay olan süre on aya çıkarılmış olacak. Bununla ilgili detaylı son çalışmada mevsimlik işçilerin tekrar bu kapsama alınması öngörülüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız bu konuyla ilgili detaylı çalışmayı bitirmek üzere.

Bir başka önemli konu dijital parayla ilgili soru. Bitcoin; biliyorsunuz, şu anda, ülkelerin bir kısmı bitcoini destekliyor, bir kısmı yasaklıyor. Henüz dünyada bitcoinle ilgili olarak tereddütler, şüpheler giderilebilmiş değildir. Bununla ilgili olarak da Merkez Bankası ve İstanbul Borsası, ayrıca bitcoin piyasasını yakından takip eden çalışmalarını sürdürüyorlar. Henüz bu anlamda bizim de resmî olarak bir tavrımız ortada değildir ama araştırmalar sürdürülüyor. Konu sürekli olarak gelişiyor, bu konuyla ilgili yaklaşımlar değişiyor ve ümit ederim ki belli bir noktaya gelinir. Yani kimi ülkeler bitcoini kurtarıcı olarak görüyor, kimileri de bunu şeytanlaştırıyor. Bu seyri biz de Türkiye olarak yakinen takip ediyoruz.

Sayın Tümer’in, İzmir Efes’teki kanal projesiyle ilgili uyarısını ben de çok dikkatli not aldım. Bununla ilgili gerekli hususları arkadaşlarımızla yakinen çalışırız. Özellikle UNESCO’nun burada tavır değiştirmesini mümkün kılacak herhangi bir adımın atılmasına her hâlde göz yummayız, bunun bilinmesini isterim.

Düzce Yığılca Kırık köyünün yol sorunu: Bilmiyorum; ilgili arkadaşlara, ilgili bakan arkadaşımıza bu konuyu ileteceğim.

Yine, Sayın Hürriyet’in söylemiş olduğu Kocaeli’deki kamulaştırma meselesi: AK PARTİ İlçe Başkanlığı üzerinden bu paraların dağıtılması akla ziyan bir şeydir, böyle bir şey olmaz. Herhâlde, oradaki arkadaşımız bunu politik amaçla söylemiş olabilir ya da “İlçemize geldi.” manasında bir şey söylemiş olur. Bunun düşünülmesi dahi mümkün değildir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Devletin kasasını nereden biliyor efendim ilçe başkanınız?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Onu bilir de yani onun ilçeye gelmesi gibi bir şey düşünülemez, akla ziyan bir konu yani böyle bir şey olur mu?

Şimdi, öğretmen atamalarıyla ilgili olarak 2018 yılı içerisinde 20 bin öğretmen atamasını inşallah gerçekleştireceğiz. 2000 ile 2014 yılları arasında 459 bin küsur öğretmen ataması yapılmış, 2014’ten bugüne kadar da 102 bin küsur öğretmen ataması yapılmış. Yani AK PARTİ iktidarları sırasında 561.451 öğretmen ataması yapılmış ki bu da önemli bir şeydir. Gönlümüz arzu eder, hiçbir öğretmen adayı arkadaşımız açıkta kalmasın ama Türkiye’nin imkânları bakımından da bunun oldukça zor olduğunu herhâlde hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, Maarif Vakfıyla ilgili de konuşmalarda gündeme gelen bazı hususlar vardı. Maarif Vakfı şu anda 68 ülkede faaliyet gösteriyor, 15 ülkede 87 okula sahip, 1.241 yerel ve Türk öğretmenle, eğiticiyle faaliyetlerini sürdürüyor ve yaklaşık 10 bine yakın öğrenci Maarif Vakfımızın eğitim şemsiyesinin altında eğitimden istifade ediyor.

Bir de sorularda Diyarbakır’daki sesli kütüphanenin niye kullanılmadığı meselesi var. O konuda da ilgili arkadaşlardan bilgi alacağız. Bu sesli kütüphane meselesi bizim Bakanlık olarak önemsediğimiz hususlardan birisidir. Burada bir aksama varsa bunun üzerine gideriz ve gerçeği öğreniriz.

Şimdi, Yunus Emre Vakfıyla ilgili kanun tasarısı gündeme geldiği için Yunus Emreyle ilgili de birkaç hususu sizlerle paylaşmakta fayda görürüm. Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye’nin hakikaten önemli yumuşak güç unsurlarından birisidir, Türkiye’nin kamu diplomasisi bakımından önem verdiği kuruluşlardan birisidir. Sadece Türk dilinin ve Türk edebiyatının gelişmesi anlamında değil, Türk kültürünün dünyadaki birçok yerde yaygınlaşması bakımından da faaliyet gösteren önemli bir kuruluşumuzdur. 43 ülkede 54 kültür merkezi var, 46 ülkede 85 Türkoloji bölümüyle toplamda 61 ülkede 139 irtibat noktasında faaliyet gösteriyoruz.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta, Sudan’ın Hartum kentinde, çok güzel bir binasında, diyebilirim ki Hartum şehrinin en güzel, en gösterişli binalarından birisinde Yunus Emre Enstitüsünün açılışını yaptık. Burada, bu enstitüde daha önce faaliyetlerini yapan, yeni binada değil de eski şekilde faaliyetlerde bulunan öğrenciler mükemmel bir İstanbul Türkçesiyle orada, katılanlara konuşmalarını yaptılar, şiirler okudular ve ayrıca mektuplar okuyarak…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – FETÖ sayesinde mi?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) - …Hartum gibi bir yerde ne güzel Türkçenin öğretilebileceğinin, Türk kültürüne ilişkin bazı hususlarla da insanların tanışabileceğinin örneğini verdiler. Bendeniz gittiğim birçok ülkede bu husustaki çalışmaları yakinen takip etmeye çalışıyorum. Yunus Emre Enstitüsünün daha ileri bir noktaya gelmesi için hepimizin tekliflerini gündeme getirmesini büyük bir olgunlukla karşılarız. Bu kuruluşun daha ileriye gitmesi lazım.

Şu anda 100 bine yakın yabancıya Türkçeyi öğretmiş vaziyetteyiz. Yine, geçtiğimiz yıl, Yunus Emre Enstitüsünün burada, Türkiye’de ağırladığı, ülkelerinde Türkçe öğretilen 800’ün üzerinde öğrenciyle yaptığı, yaklaşık iki ay süren etkinlik fevkalade önemliydi. Özellikle dünyada Türkiye üzerine birtakım negatif algıların oluştuğu günümüzde, 800 Türkiye dostunun gelip burada iki ay boyunca Türkiye’nin birçok kültür merkezini dolaşması her türlü takdirin üzerindedir. İmkânlarımızı artırdıkça Yunus Emrenin de gücünü artıracağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Ayrıca, Yunus Emre Enstitümüz sadece Türkçe öğretmiyor, kendi ülkelerinde, o faaliyet gösterdikleri ülkelerde sergilerle, konferanslarla bir şekilde Türk kültürünün yaygınlaşması için önemli bir faaliyet icra ediyor.

Yine, geçtiğimiz günlerde -örnek olsun diye söylüyorum- Londra’daki Yunus Emre Enstitümüzün salonunda 2 kişinin -birisi İngiltere’nin Bağdat’ta beş yıl büyükelçiliğini yapmış olan, aynı zamanda da geçmiş dönemlerde Birleşmiş Milletler Daimî Temsilciliğini yapmış olan birisi; bir diğeri de onun hocası, Kerkük asıllı bir Türkmen- fevkalade güzel bir hat sergisinin açılışını yaptık ve son derece üst düzey bir katılımla oradaki o serginin açılışını hep beraber gerçekleştirdik. Dolayısıyla, Yunus Emre Enstitüsü ciddi bir şekilde faaliyetlerini sürdürüyor, bu süreçte daha da fazla faaliyetlerini artıracaktır.

Yine -geçen söylediğim- 800 kişiyi bir yılda davet ediyoruz. Şimdiye kadar yaklaşık 2.705 kişi yani Türkçeyi kendi ülkelerinde öğrenmiş olan insanlar gelip buralarda yaz aylarında seyahat yapıyorlar, Türkiye’yi daha yakından tanıma imkânları oluyor ve böylece Türk kültürünü, Türkiye’nin güzelliklerini, Türk halkının misafirperverliğini çok daha yakinen tanımış oluyorlar.

Yunus Emre Enstitüsünün, biliyorsunuz, bir büyük Danışma Kurulu var. Bu Danışma Kurulu, fevkalade ciddi bir şekilde, Türkiye’de sahasıyla ilgili olan çeşitli alanlardan ve farklı fikirlerden insanların katıldığı bir Danışma Kuruludur. Yunus Emre Enstitüsünün Danışma Kurulunun çok sesli özelliğini korumaya gayret sarf ediyoruz. Türkiye’de hem akademiden hem de ciddi şekilde sendikalardan da olmak üzere, birtakım kuruluşlardan da olmak üzere çok farklı sivil toplum kuruluşlarından Danışma Kuruluna insanlarımızı davet ediyor ve onların da bilgilerinden istifade ediyoruz.

Ayrıca, Yunus Emre Enstitüsünün bir de Denetleme Kurulu var. Yunus Emre Enstitüsünün Denetleme Kurulunda Cumhuriyet Halk Partisinin de temsilcisi olduğunu bir kere daha ifade etmek isterim, aynı şekilde iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisinin de bir temsilcisi olduğunu ifade etmek isterim. Yunus Emre Enstitüsünün bütün faaliyetlerinin denetime açık olduğunu, denetimde de, Denetim Kurulunun başında da Maliye Bakanlığının Müsteşar Yardımcısının olduğunu ifade etmek isterim. Kurulumuz, bütün faaliyetleri itibarıyla Yunus Emre Enstitüsü denetime açıktır. Hele hele ana muhalefet partisinin temsilcisi Sayın Gazalcı, şu anda görev süresi de yenilendi zannediyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Son cümle…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Gazalcı da Yönetim Kurulundadır. Yani Denetleme Kurulu herkese açıktır, bütün faaliyetlerimiz herkese açıktır.

Her türlü olumlu desteğinizi saygıyla karşıladığımızı, bu anlamda sizlerden gelecek tekliflerle Yunus Emre Enstitüsünü de bir dünya markası hâline getirmemizin üzerimize bir borç olduğunu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Böylece teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 7’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’ a aittir.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Bu süre zarfında konuşacağımız meseleleri…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, salonda bir uğultu var.

BAŞKAN – Sayın Ersoy, bir dakika.

Sayın milletvekilleri, salonda bir uğultu var. Lütfen hatibin insicamını bozmayalım.

RUHİ ERSOY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, bu torba yasanın ilgili hükümlerinde kurulan yeni vakıf üniversitesinden ve Yunus Emre Enstitüsünden hareketle, bu konulara yaklaşımlarımıza dair düşüncelerimizi siz Genel Kurulla ve değerli, aziz Türk milletinin bizi izleyenleriyle paylaşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, öncelikle şunu ifade etmek isteriz: Üniversite bilginin nakil yeri değil, bilimin üretildiği yer olmalıdır ve hakikatleri arama hususunda da farklılıkların birlikteliğinden kaynaklı ortak aklın ve ortak etik ve ahlaki değerlerin merkezi olmalıdır. Bu evrensel tanım, üniversiteyi evrensel hükümlü üniversite yapar. Bir memlekette bilgiyi nakil değil, ilmî tedrisatla hakikat yolu yürünürse o memleket gelişir. Peki, bunun yolu nasıl olur? Bunun yolu, okumak ve idrak etmekle, onun müdriki olmakla ancak mümkün olur.

Bu konuda Türk muhafazakârlarının da ciddi anlamda yakından takip etmiş olduğu Nurettin Topçu, kendi döneminden bu tarafa maarif davamız üzerine kafa yoran bir aydınımız şöyle bir eleştiri yapıyor: “Bugün talebelik, artık ilim yolculuğu değil, diploma avcılığına dönüşmüştür.” diyor. Pekâlâ, talebeliğin diploma avcılığına dönüşme süreci talebenin suçu mudur, onun önüne vizyon koyamayan maarifin ve yönetimin suçu mudur? Bu mesele sadece ve sadece geçiş dönemi sağlayan hükûmetlerin meselesi mi yoksa oturup da siyasetüstü bir devlet politikasına dönüşemeyen eğitimdeki sistem sorunumuz mu? Öncelikli olarak, bizim çıkış noktasını bulabilmemiz için, üretime ve emeğe dayalı, alın terine dayalı istihdam ile eğitim politikamızı yan yana getirerek Türkiye’yi bu çıkmazdan çıkartabilmek durumundayız. Biz de diyoruz ki ilim yolunun, hakikat yolunun sağlıklı bir şekilde yürünmesi hem diplomaya eriştirecektir hem de diplomayla beraber ekmeğe eriştirecektir.

Bakın, size bir örnek vermek istiyorum. Türk medeniyeti tarihi 14’üncü yüzyılda Harezm’de, Merv’de 150 bin kitap bir arada tutarken, Sorbonne’da ve Vatikan’da sadece 7-8 bin kitap mevcuttu. Bugün aynı oran bizim aleyhimizde. Bırakın Batı’yı, Amerika’yı, Avrupa’yı, Çin her yıl yüzde 15 oranında bir hızla yayın sayısını artırıyor ve on yılda zirveye çıkma potansiyelinde bu gidişle.

Değerli milletvekilleri, kimin çok kitabı varsa ve bu kitapları okuyor ve okutuyor ve bunun idrakine dayalı bir tavır geliştiriyorsa güce o sahip oluyor, güce sahip olan da yönetiyor, kuralı koyuyor.

Bu kapsamda, yine, rahmetli Nurettin Topçu’yu andığımız gibi, Peyami Safa’nın bir ifadesini aynen nakletmek istiyorum. 4 Eylül 1959’da Peyami Safa’nın söyledikleri ile bugün arasında mukayese yapılmasını bekliyorum. Bu mesele, bizim, gerçekten, başımızı şöyle iki elimizin arasına alarak düşünmemiz gereken bir konu mu yoksa birbirimize eleştiriler getirerek tartışma zemininden, polemikten çıkmamız gereken bir konu mu? O açıdan, 4 Eylül 1959 tarihli Tercüman’da Peyami Safa’nın sözünü okurken bugünü düşünmeye davet ediyorum. Rahmetli diyor ki: “Victor Hugo ‘Bir okul açan bin hapishane kapatır.’ demiş. Bizde okullar çoğaldıkça hapishanelere ihtiyaç artıyor çünkü manevi temeller üstünde yükselen bir terbiye sistemimiz yok. Yalnız bilgi vermekle ahlaki itiyatlar kazandırılamayacağını düşünmüyoruz. Bütün yükü maarifin zaten çökmüş omuzlarına yüklemeyelim. Memleketin manevi havasını tazelemek lazım. Pencereleri ardına kadar açalım. Zehirleniyoruz. Kendimizi kaybetmek üzereyiz.”

Şimdi, oturuyoruz, Sayın Cumhurbaşkanından Bakanlar Kuruluna kadar hepimiz “Eğitim, eğitim, eğitim…” “Kültür, kültür, kültür…” “Sanat, sanat, sanat…” diyoruz. Bu bir sonuçtur arkadaşlar. Kültür bir sonuçtur. Neyin sonucudur? Sürecin bir sonucudur. Sürece müdahil olmadan, bu sonuçlar bizi orta ve uzun vadede toplumsal çözülmeye, çürümeye ciddi anlamda götürme potansiyeline sahiptir.

Bir başka husus, aynı kapsamda, Yunus Emre Enstitüsü çok önemli bir vizyonun sonucu doğmuştur tıpkı TİKA’nın olduğu gibi, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklarının olduğu gibi. Kurumsal olarak devlet aklı inisiyatif almış, gereğini yapmıştır. Türk dış politikasını sadece diplomatik anlamda büyükelçiliklerden ve ataşeliklerden, haricen bir kültürel diplomasi yapmak üzere ve ciddi anlamda devletimizin beşinci kol faaliyetini kültür üzerinden yürütmek adına bazı kurumlar oluşturulmuştu. Bu oluşturulma gerekçesini yürekten destekliyoruz ama oluşturulan bu kurumların içeriklerinin daha nitelikli olması hususunda da elbette ki eleştirilerimiz var. Şimdi, Yunus Emre Enstitüsünün başında bulunan arkadaş kim? İsmini bilmiyorum ama bir Almanca uzmanı olduğunu, bir Alman filoloğu olduğunu biliyorum, duyuyorum. Doğru mudur Sayın Bakan? Yunus Emre, Türkçenin, estetik zevkinin ve Türk kültürünün temsilcisi. Bu Enstitünün başında Türkçe, Türk kültürü, Türk sanatı, Türk estetiği, Türk felsefesi üzerine tedrisatı olmuş bir insanın olmasını isteriz. Buradaki mütevellilerin değiştirilmesi, bahsetmiş olduğum koordineyi daha sağlıklı yürütebilmek için yurt dışında misyonu olan bu kültür görevlilerinin olması anlamlıdır ama bu anlamlılığı daha da anlamlı kılabilmek adına, bu işin tarafı olarak kültürel diplomasi kavramını bilen ve Türk sosyolojisini, kültür kodlarını iyi bilen Türk halk bilimcileri, Türkologlar ve Türk medeniyeti üzerine kafa yorarak bunları sadece kitabi ve tetkik metinlerden eyleme dönerek eylemci anlamda, kültürün eylemi adına, kültürün canlandırılması adına nelerin yapılabileceğine dair kafa yoran ciddi bilim insanları, akademik çevrelerde arkadaşlar var. Bunlarla da koordineli olarak orada neleri yapabileceğimize dikkat kesilmeliyiz.

Türkçeyi yabancıya öğretmek önemli bir misyon. Sergiler, güzel sanatlar, önemli anlamda Türk kültürünün temsiliyle ilgili aktiviteler çok önemli fakat bakın, bu konuda yabancılar nasıl konuyu ciddiye alıyor ve takip ediyor bir örnek vermek istiyorum: İsmine gerek yok, buna benzer yabancı bir misyon şefliğinin Türkiye’deki görevlisi, Suriye konusunda doktora yapan bir bilim insanı arkadaşımızı telefon açarak tebrik ediyor, ISBN kodları üzerinden yayınlanan kitapları takip ediyorlar, Türkiye’deki tezlerin istatistiklerini ve veri tabanlarını alarak bunlarla ilgili kendi ülkesine ve dış politikasına veri tabanları taşıyabiliyor.

İngiltere’de SOAAS diye bir okul var (School of Asian and African Studies) nasip oldu, ben orada dört beş ay kaldım. Büyük Britanya İmparatorluğu’nun kültür temelli, daha doğrusu, hedef kitlelerinin kültürlerinin nasıl ince işçiliklerini yaparak kendi devlet politikalarına dönüşüm sürecini gözlemleme imkânı buldum. Burada, çok değerli milletvekillerinden bunu yaşayan çok önemli insanlar var. Biz bunu neden kendi ülkemizde yapamayabiliriz? Yani biz, sadece gösteriler ve temsillerle Türk kültürünü ifade ettik, şu, şu aktiviteleri yaptık mı diyebiliyoruz yoksa… Gönül coğrafyamız olan ülkelerde ve Batı ülkelerinde, özellikle Orta Avrupa ve Balkanlar başta olmak üzere hatta Çin’de, Şanghay’da Yunus Emre Enstitüsünü görmekten gurur duyuyoruz. Acaba, biz Çin politikasının kültürel yansımasıyla ilgili Yunus Emre Enstitüsü üzerinden o bölgeye ne tür hamleler yapabiliyoruz? Bunun içini, içeriğini yeniden düşünerek ifade etmek durumundayız. Çünkü bu konuda bir sorumluluğumuz var. Başta Maarif Vakfı olmak üzere, Yunus Emre Enstitüsü gibi misyon görevlileri görevini iyi yapamazsa bir ihanet örgütü olan, bir çete, bir terörist faaliyeti olan FET֒nün oradaki yapılanmalarıyla devleti mukayese etmek durumunda kalacağız. Türk devletinin kudretini, gücünü bir çete faaliyetiyle mukayese ederler. Çete daha önce daha iyisini yapıyorsa, Türk devleti daha iyi yapamıyorsa ne hükmü kalacaktır? Bu hassasiyeti ciddi anlamda düşünerek oraya liyakat esaslı, kabiliyet esaslı ve şuur esaslı insanları, arkadaşları görevlendirmek ve oraları asla ve asla, falancanın yakını, falancanın giderek ciddi anlamda maaş alacağı yerler olarak değil, Türk kültürünün ve medeniyetinin temsilinin misyonerleri olarak görmek gerekiyor diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.06

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak işler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer almasına; 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine; kamu idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerin dokuz turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe ve kesin hesap kanunu tasarılarının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi

5/12/2017

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 5/12/2017 Salı günü yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

                      Mehmet Muş                                                   Engin Özkoç

            Adalet ve Kalkınma Partisi                          Cumhuriyet Halk Partisi

                Grubu Başkan Vekili                                   Grubu Başkan Vekili

 

             Filiz Kerestecioğlu Demir                                          Erkan Akçay

           Halkların Demokratik Partisi                       Milliyetçi Hareket Partisi

                Grubu Başkan Vekili                                   Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

1) 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1'inci ve 2'nci sıralarında yer alması; bütçe görüşmelerine 11/12/2017 Pazartesi günü saat 13.00'te başlanması, bütçe ve kesin hesap kanunu tasarılarının görüşmelerinin bitimine kadar, resmî tatil günleri dâhil, her gün saat 11.00’den günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması,

2) Görüşmelerin on iki günde tamamlanması, bütçe görüşmelerinin son günü olan 22/12/2017 Cuma günü görüşmelere saat 14.00'te başlanması ve bu birleşimde bütçe ve kesin hesap kanunu tasarılarının bitimine kadar çalışmalara devam olunması,

3) Başlangıçta bütçenin tümü üzerinde gruplar ve Hükûmet adına yapılacak konuşmaların (Hükûmetin sunuş konuşması hariç) birer saat (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir) kişisel konuşmaların ise onar dakika ile sınırlandırılması,

4) Kamu idarelerinin bütçe ve kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin 9 turda tamamlanması, kamu idarelerinin bütçe ve kesin hesaplarının görüşülme günlerini belirten programın TBMM Başkanlığınca bastırılarak duyurulması, turların bitiminden sonra bütçe ve kesin hesap kanunu tasarılarının maddelerinin oylanması,

5) İç Tüzük'ün 72'nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde, gruplar ve Hükûmet adına yapılacak konuşmaların 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 8'inci turlarda seksener dakika, 7'nci turda altmış dakika, 9'uncu turda ise elli dakika -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- kişisel konuşmaların beşer dakika olması, kişisel konuşmalarda her turda İç Tüzük'ün 61'inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin sadece bütçenin tümü üzerinde veya sonundaki görüşmelerde ya da bir turda söz kaydı yaptırması,

6) Bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin on dakika soru, on dakika cevap olarak sınırlandırılması,

7) Bütçe görüşmelerinin sonunda gruplara ve Hükûmete birer saat süreyle söz verilmesi -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- İç Tüzük'ün 86'ncı maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların onar dakika olması.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Teklifin birinci bölümü üzerinde gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu, biraz önce grup başkan vekilimiz tarafından yapılan konuşmada, özellikle Eş Genel Başkanlarımızın duruşmasının yarın ve öbür gün olduğu ifade edildi. Bu konuda, ben de şu ana kadar olan gelişmeleri ve gerçekten Meclisin bu konuya yaklaşımının ne kadar kabul edilmekten uzak olduğunu, ne kadar vahim olduğunu bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz, son günlerde bütün Türkiye'de ve dünyada, sadece Türkiye'de değil, “Zarrab” diye bir mesele çalkalıyor her tarafı. Konuştu mu, ne dedi, ne yaptı, kimi suçladı, kime rüşvet verdi, daha önce kiminle ilişkisi vardı, bunları, hepimiz ulusal kanallardan, havuz medyasından değil, internet hesaplarından takip etmek zorundayız çünkü doğrudan ilgilendiriyor, aslında Türkiye’yi ilgilendiriyor, sadece dünyayı değil. Fakat bu konuda ağır bir sansür politikası, kuşlar, böcekler, belgeseller söylenmeye devam ediyor.

Bir de yeni bir moda oluşmuş; FETÖ-NATO ittifakı, FETÖ-ABD ittifakı. Zarrab düne kadar hayırsever, muteber, işte, plaketler verilen bir vatandaşken bugün itirafçı oldu, iftiracı oldu vesaire, vesaire… Bunları dinliyoruz. Yalnız, bunu söyleyenler… Hani derler ya kendi evinin içine bak, evinin içine bak! Sen oradaki mahkemeyi “çadır mahkemesi” diye niteliyorsun da oradaki savcılar hakkında garip bir şekilde, hukukta yeri olmayan bir şekilde, cumartesi günü savcılar New York savcıları hakkında soruşturma açıyor ama şu ana kadar rüşvet verdiğini söylediği hâkimler, savcılardan birisi şu anda Yargıtayda. İsmini vermiyorum kişilik hakları zarar görmesin diye.

Bu hâkim şu anda Yargıtay üyesi. “Rüşvet verdim tahliye olmak için.” diyor. O Yargıtay üyesi hakkında neden bir soruşturma yok? Yurt dışına çıkış yasağını kaldıran savcıyla ilgili bir soruşturma var mı? Çağlayan hakkında 50 milyon euro rüşvet verdiğini söylüyor. Niye savcılar harekete geçmiyor? İşte burada yargıyı durup bir düşünelim. Bu yargı neye göre hareket ediyor? İşte buna göre hareket ediyor. Bir partinin Eş Genel Başkanları, biri Figen Yüksekdağ, biri Selahattin Demirtaş. Yarın Sayın Yüksekdağ Sincan’da, diğer gün Demirtaş da Sincan’da üç yüz doksan yedi gün sonra mahkeme önüne çıkacak, diyemiyorum çünkü çıkarılmıyor çünkü Adalet Bakanlığının talimatı var, “SEGBİS’le onun beyanını tespit edin.” diye bir talimatı var ve burada bu belgeyi sorduk, dedik ki: “Gizli ibareli belge elimizde. Adalet Bakanından cevap bekliyoruz.” O dönemki Meclis Başkan Vekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı “Ben Adalet Bakanıyla görüştüm, ilgilenecek.” dedi ama şu ana kadar Adalet Bakanlığından ve Hükûmetten “Ben yargıya talimat vermedim, o imzayı atan hâkim hakkında soruşturma açtım.” diye bir açıklama yok çünkü talimat vermişler. Bu ne? Şurayı okuyorum arkadaşlar, bugün geldi, duruşmaya iki gün kala: “Tebliğin veya davanın mevzusu: Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma, terör örgütü propagandası yapmak, suç işlemeye alenen tahrik etmek.” İhtar, numara var. “Sincan Cezaevi Kampüsü prefabrik duruşma salonunda duruşma yapılacak.” diye tebligat gelmiş. Bu salon -avukat arkadaşlar gittiler öğleden önce- 20 kişilik salon arkadaşlar, 20 kişi, yanlış duymadınız. Demirtaş’ın ve Yüksekdağ’ın 2 bine yakın resmî, noterden vekâletli avukatı var. Bıraktım izleyicileri, binlerce avukat 20 kişilik salonda nasıl duracak? Bir partinin eş genel başkanı… Bir de tarihine bakalım. Hukuksuzluk bununla bitmiyor. Ne oldu? 4 Kasımda, beş ilde ortak bir operasyon yapıldı, alındılar, uçakla Diyarbakır’dan Edirne’ye, Kandıra’ya ve Silivri’ye götürüldüler. Yargı bağımsız mı? Değil tabii ki, haşa, öyle bir şey diyemeyiz yani. Yargı kendisi mi karar verdi buna? Özel uçakları yargı mı kaldırdı? Hâkimler avukatların önünde şunu demişler 4 Kasımda, hepimiz mahkemedeydik: “Çabuk olalım çünkü uçak kalkacak.” Mübaşir bunu söylüyor, mübaşiri kulağımızla duyuyoruz. Özel uçak hazırlandığı ve uçakla götürülecekleri önceden planlanmış. Peki, sonra ne oluyor? Edirne’den sonra hepsi üç ay tecritte tutuldu, tek başına tutuldu.

Sonra, biz milletvekilleri olarak arkadaşlarımızı, Eş Genel başkanlarımızı ziyaret edemiyoruz. CHP’li milletvekili arkadaşlar gidiyorlar, bize selam getiriyorlar. Avukat olduğumuz hâlde gidemiyoruz. Sebebi ne? Keyfî, cevap verilmiyor, hiçbir cevap yok. Kanuna aykırı bir şekilde, zorbalıkla, hukuka aykırı bir şekilde bizim ziyaretimiz engelleniyor. Bununla da kalmıyor. Dava yedi ay sonra Diyarbakır’da açıldı. Aylar sonra dediler ki: “Biz Demirtaş’ın güvenliğini sağlayamayız, bunu Ankara’ya gönderiyoruz.” Ankara’ya geldi. Dedik tamam, yargı önüne çıkacak. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi… Erdoğan konuştu, “Yasin Börü” dedi, “6-7 Ekim” dedi; hâkim aynı gün karar verdi, dedi ki: “Bu dava, Yasin Börü davasıyla birleşsin.” Bu kadar tesadüf olur mu? Tabii ki olmaz yani bu ülkede yaşıyoruz. Bunu halka anlatıyorum ben, Türkiye yurttaşlarına anlatıyorum. Bir partinin, bir siyasetçinin başka bir siyasi parti tarafından nasıl büyük bir zorbalıkla cezaevinde tutulduğunu ve hukuksuzlukta çığır aştığını anlatmak için yapıyorum.

Sonra, neyse ki uyuşmazlık gitti geldi, gitti geldi, en sonunda 19. Ağır Ceza Mahkemesinde karar kılındı. Ateş topu, bu davayı kimse almıyor. En son 19’a gitti. Sonra “Mahkemeye gelemezsin.” dediler. Niye? Demirtaş özel bir kişiymiş, tanınıyormuş, güvenlik alamazlarmış. İnsaf ya! Buraya AKP’nin Genel Başkanı geliyor, binlerce korumayla geliyor. Bu ülkede Hükûmet ve devlet bir yargılamanın güvenliğini alamıyor mu? Onun etrafını kuşatamıyor mu? Her tarafı zapturapt altına alan bir Hükûmet 6,5 milyon insanın iradesinin temsilcisini mahkemeye neden Sincan’a götürüyor? Diyarbakır’dan aldınız, Ankara’da da güvenlik yok, Sincan’da da yok, hiçbir yerde güvenlik yokmuş. O zaman neyin peşindesiniz? Çünkü iddialara güvenmiyorsunuz; çünkü Demirtaş konuşursa, çünkü Yüksekdağ konuşursa bu yalanların hepsi ortaya çıkacak; çünkü mahkeme karşısında yargılanan değil, yargılayan olacaklar. Bunu çok iyi biliyorsunuz ve tarih önünde bunun hesabını vereceksiniz. Tarih önünde bu yargılamanın nasıl yönetildiğini, nasıl arkadan kontrol edildiğini, “20 kişilik salonda duruşma yapın.” dendiğini, hepiniz bunun hesabını vereceksiniz ama Türkiye içinde, ama uluslararası yargı mekanizmasının içinde.

Demirtaş’ın Binali Bey’den ne farkı var? Kılıçdaroğlu’ndan ya da Sayın Bahçeli’den ne farkı var? Üçü de lider, partilerinin başkanları. (HDP sıralarından alkışlar) Yüksekdağ da aynı konumda. Kendileri bugün tutuklu olsaydı, siz bu kadar rahat davranıyor olabilecek miydiniz? Siz HDP’yi unutturmaya çalışıyorsunuz, konuyu değiştiriyorsunuz. Ya, bu Parlamentoda 3’üncü grubun milletvekilleri ve genel başkanları rehin ve yargı onları yargılamıyor. AKP iktidarı kendi siyasi hesaplarını yerine getirmek için onlara orada el koymuş ve yargılama da yapmıyor. Bir cinayet failinin, bir tecavüz failinin, herhangi bir suçtan sanık birisinin yüzlerce kişilik salonda yargılanabildiği bir ülkede, bir partinin eş genel başkanları neden 20 kişilik salonda ve prefabrik bir yerde yargılanır? Ve utanmadan diyeceksiniz ki: “New York’ta çadır mahkemesi kurulmuş.” Siz çadır mahkemesi bile kuramıyorsunuz ya! Mahkeme dediğiniz, oyuncağa dönüştü. Tiyatroculardan özür diliyorum, artık, tiyatro yapıyorsunuz demeyeceğim. Gözümüzün içine baka baka yalanda dünya rekoru kırdınız. Bu ülkeye bu kadar gerçek dışı beyanda bulunan ve buna inanan başka kimse yoktur herhâlde.

Bunu AKP Grubuna soruyorum: Neden prefabrik mahkeme? Neden mahkemeye çıkmıyor? Neden o mahkemenin izlenmesi engelleniyor? Neden bütün televizyonlara “HDP’yi göstermeyin.” talimatı verildi? Neden hiçbir televizyon kanalında HDP yok? Bunları açıklayın.

Bütün bunları yaptınız, hâlâ HDP yüzde 13’lerde, indiremezsiniz. Biz gittikçe artacağız ve sizin kâbusunuz olmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, yerinizden, 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 506 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Burada konuşmayı dikkatle izledim ama öncelikle şunu belirtmek isterim: Burada bizi hukukla ilgili eleştirirken herkes önce bir aynaya bakacak.

Bakın, Mehmet Selim Kiraz, savcı, makamında katledildi.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Biz mi katlettik ya?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onu katleden DHKP-C terör örgütü. (HDP sıralarından gürültüler)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ne alakası var ya? Ne alakası var?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ne alakası var? Sorularıma cevap ver ya!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onu katleden DHKP-C terör örgütü.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sorularıma cevap ver.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ya sen ne garip bir adamsın!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sorulan soruya cevap vermiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip o terör örgütünün kendilerini desteklediğini ve kendilerinin de onlara teşekkür ettiğini ifade etmiştir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Utanmazca yalan söyleme! Utanmazca yalan söyleme! Yalan söyleme!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Böyle bir hatibin bizi bu konuda hukukla ilgili eleştirecek, söyleyecek hiçbir şeyi olamaz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yalan söyleme! Yalan söyleme!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, sen FET֒nün kucağından çık FET֒nün!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yalancısın, iftiracısın!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen FET֒nün kucağından çık.

Sayın Başkan…

LEZGİN BOTAN (Van) - Ne alakası var ya?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Çaresizliğin dibi ya!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, olmayan bir şeyi varmış gibi açık söylüyor ve Genel Kuruldan özür dileyerek, bir iftirayla, yalanla Genel Kurulu maniple ederek hatibimize sataştı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İspatlamak istiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, saçmalıyorsun ya!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İspatlayabilirim.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Neyi ispatlayacaksın ya?

AHMET YILDIRIM (Muş) – İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim Sayın Danış Beştaş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yeni yalanlar bul, yeni yalanlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tabii, tabii, yeni yalanlar.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yeni iftiralar bul.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Yıldırım, zorunuza gitti, bunlar realiteler, göstereceğiz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bir örgüte, terör örgütü olsun olmasın, teşekkür etmenin Türk Ceza Kanunu’nda bir karşılığı yoktur ama Zarrab’tan 50 milyon rüşvet almak, FET֒yü bütün Türkiye’de kurumlara yerleştirmek, onun önüne yatmak…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Nerede hani? Nerede, nerede?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – … onu plaketlerle ödüllendirmek dünyanın her yerinde suçtur ve siz bu suçu bilerek ve isteyerek işliyorsunuz. Şu anda, düne kadar iki defa nota verdiğiniz adamı bugün iftiracı ilan ettiniz.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) - Plaket verdiler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz, Fetullah örgütünü bu ülkenin başına bela eden partisiniz. “Terör örgütü” dediklerinizin hepsi dün kolunuzdaydı. Asıl, IŞİD’le, FET֒yle, Zarrab’la, bir hırsızla, bir dolandırıcıyla ilişkinizi açıklayın. Siz açıklama yapamadığınız meselelerde kendinizce sakız gibi bir şeyi tutturuyorsunuz; umurumda değil. Siz iktidarsınız, iktidarın gücünü kullanıyorsunuz ama şunu unutmayın: Gün gelir, devran döner, siz o sanık sandalyesine oturursunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Demirtaş da öyle diyordu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Hani dün, 17-25 Aralıktan kaçmak için yeni mahkemeler kurdunuz ya, bütün hâkim, savcıları işten attınız ya, New York mahkemesi bütün kirli çamaşırları ortaya çıkardı. O çok güvendiğiniz Zarrab var ya, bugün konuştukça bütün dünya Türkiye'nin ne kadar korkunç bir yönetim tarafından yönetildiğini görüyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, FET֒cüler gibi konuştun be!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – FET֒nün ağzıyla konuşuyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bir hırsızı koruyorsunuz, bir IŞİD’i koruyorsunuz, bir FET֒yü koruyorsunuz ve hâlâ içinizde onlardan da var.

Sen çok itiraz ediyorsun, bence sen Fetullah’ın as elemanlarından birisin. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – PKK’nın militanısın sen!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu kadar itiraz etmenin en önemli sebebi budur.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – PKK militanısın sen, PKK!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yaran var, yaran, gocunuyorsun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bak, yarayı göstereceğim birazdan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sen yarın öbür gün bunun hesabını vereceksin diyorum ve teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yarayı birazdan göstereceğim.

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada şahsıma sataşılmıştır. Burada ben bir şey söylüyorsam...

BAŞKAN – Sataşmadan söz istiyorsanız, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sataşmadan isteyeceğim ama...

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Şurada, inandırmak için ne yapabilirim diye düşünüyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz suçüstü yakalanıyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Kendisinin kullandığı ifadeleri burada Genel Kurul bir dinlesin.

BAŞKAN – Sayın Muş, hatibe aittir... Onu lütfen... Şey yapamıyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bakın, siz neye göre söz verdiniz?

BAŞKAN - Sayın Muş, kusura bakmayın, böyle bir yöntem yok, dinletemem ben size onu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir dakika... Sayın Başkan, Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sataşmadan söz istiyorsanız buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, söz isteyeceğim tabii fakat nasıl inandırabilirim sizi?

BAŞKAN – Tamam.

Söz istiyorsanız buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, neye göre mikrofonu açıldı? Rica ediyorum.

BAŞKAN – Her grup başkan vekili söz istediğinde mikrofonu açıyorum Sayın Yıldırım. O zaman size de neye göre mikrofonu açıldı...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan, talep etmeden açtınız siz!

BAŞKAN – Kapattım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, talep etmeden söz verdiniz siz! Biz kimseye söz vermenizden rahatsız değiliz.

BAŞKAN – Talep etmediğini nereden biliyorsunuz? Sisteme girmiş burada, sisteme girdi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kürsüdeyim, sözümü açın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan, ben burada ayağa kalkınca açıyor musunuz mikrofonu?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, sisteme girdi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu kadar yanlı yönetemezsiniz! Lütfen...

BAŞKAN – Kusura bakmayın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, söz istemeden siz mikrofonunu açtınız!

BAŞKAN – Bakın, bundan sonra sizin söz taleplerinizi sistemde gördüğüm hâlde söz vermeyeceğim o zaman. Böyle bir şey yok!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan, ben söz vermenizden rahatsız değilim. Sizden söz talep etmedi.

BAŞKAN – Onu ben görüyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Neye göre? Talep etmedi sizden!

BAŞKAN – Ya, söz...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sizden söz talep etmedi!

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, oturun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, kayıtları inceleyin, söz talep etmeden neye göre verdiniz?

BAŞKAN – Söz, yazılı ya da sözlü talep edilir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan!.

BAŞKAN – Sistem burada, sisteme girmiş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tutanakları inceleyin, böyle bir talebi yok sizden!

BAŞKAN – Siz şu anda ne dediğinizin farkında değilsiniz Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, talep etmedi sizden!

BAŞKAN - Sözlü taleple sisteme girdi ve ben sistemde talebini gördüm, talebini karşıladım.

Siz, lütfen yerinize oturun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Üç haftadır başka başkan vekilleri yönetiyor, herkese eşit yaklaşıyor, bu taraflılığınızı neye borçlusunuz? Lüften...

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Başkan da eşit yaklaşıyor.

BAŞKAN – Tarafsız olduğum için bunu diyorsunuz, taraflı olsaydım bunu demezdiniz siz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hiç öyle değil! Yok, verin on dakika verin, konuşsun ama göre İç Tüzük’e göre yönetin!

BAŞKAN - Ben tarafsız olarak yönetmeye devam edeceğim ve sizin bu tahriklerinize rağmen tarafsız yönetmeye devam edeceğim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İç Tüzük’ü esas alın, İç Tüzük bizden önce sizi bağlar!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kürsüdeyim, sözümü açın.

BAŞKAN – Bir saniye...

Sayın Yıldırım, İç Tüzük’e aç bak, şu İç Tüzük’ü öğren öyle gel, kusura bakma.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, biz kaç haftadır burada başka başkan vekillerini de dinliyoruz!

BAŞKAN - Söz nasıl talep edilir? Yazılı ya da sözlü sisteme girmiş, söz talebi var.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu kadar tarafgirlikle Meclisi yönetemezsiniz.

BAŞKAN – Tamam, bundan sonra sisteme girerseniz o zaman muhatap oluruz sizinle.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ne yani ben girince vermeyecek misiniz?

BAŞKAN – Niye o sisteme girdiğinde söz verince bu kadar feryat figan koparıyorsun?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tehdit mi ediyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tehdit etmiyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Geçin, o zaman oradan konuşun!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kürsüdeyim Sayın Başkan... Sayın Başkan, kürsüdeyim.

BAŞKAN – Ya, Allah aşkına, ne söylediğinizi bilin Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz ne söylediğinizi bilin!

BAŞKAN – Bugüne kadar...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, Sayın Başkan, usul tartışması açarım! Böyle yapamazsınız!

BAŞKAN – Usul tartışması açamazsınız bu konuyla ilgili de…

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, hatip kürsüde. Böyle bir usul yok, lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Açarım, nasıl açamam, taraflı yönetiyorsunuz.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Hatip kürsüde Başkan.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı? Hatip kürsüde.

YUSUF BAŞER (Yozgat)- Böyle bir usul var mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Söz istemeden söz verme usulü var mı?

BAŞKAN – Hadi yerinize… Bakın…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Söz istemedi ya! Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sisteme girmiş. Sayın Yıldırım, ya, niye anlamıyorsunuz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, sataşmadan istiyorsa niye yerinden söz veriyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen, Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Çok sırıtıyor yönetiminiz, çok sırıtıyor.

BAŞKAN - Bugüne kadar yaptığımız bütün uygulama bu, her sisteme giren sayın grup başkan vekiline açıyoruz. Niye bu kadar zorunuza gitti?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hem oradan hem de sataşmadan veriyorsunuz, öyle mi? Var mı böyle bir usul? Hiç uygulandı mı bu Mecliste?

BAŞKAN – Ben 60’a göre söz verdim, sataşmadan söz isteyince sataşmadan verdim.

Buyurun Sayın Muş.

İki dakika…

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ayıp ama ya!

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burası Meclis Başkanlık Divanı tarafından yönetilir, burası bir grubun grup başkan vekili tarafından yönetilmez. Herkes İç Tüzük’e göre hareket etsin. (HDP sıralarından gürültüler)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sen anlat, hikâyelerini anlat.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada bağırarak haklı olmaya -kusura bakmayın- çalışamazsınız, haklı da olamazsınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sorularımıza cevap verin, cevap.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, bal gibi, DHKP-C… 7 Haziran seçimlerinin öncesi, dinledim, burada kamera görüntüleri de var elimde.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Başka bir şey söyle, başka.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, saldırı oluyor il ve ilçe binalarına. Başbakan, İçişleri Bakanı diyor ki: “Bunu yapan DHKP-C.”

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz yaptırdınız, biliyoruz, IŞİD’i gönderdiniz, o saldırıyı yaptırdınız.

MEHMET MUŞ (Devamla) – O zaman, genel başkan yardımcısı diyor ki: “DHKP-C bizim beklediğimiz bir adres değildir. Onlar bize desteklerini açıkladılar. Kendilerine teşekkür ediyoruz.”

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz IŞİD’i gönderdiniz oraya.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Size nasıl bir destek yaptılar?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kimsenin bize bir destek…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Finansal mı? Sandık başında müşahit mi oldular?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen gönderdiğin IŞİD’cileri açıkla.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Oy mu? Otobüsle mi? Mitinglerinize mi? Ne destek verdiler size? Bir açıklayın bunu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Gönder, gönder…

MEHMET MUŞ (Devamla) – İkincisi: Bakın, sırtını PYD’ye dayayan genel başkanın partisi burası, PYD. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Aynı şey ya!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Biraz ahlaklı olun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - PYD kahramanlar ordusu, sen öyle gör.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Rakka’da DEAŞ terör örgütü ile PYD’nin nasıl ortak hareket ettiğini, anlaştığını, orada DEAŞ’lı teröristleri nasıl çıkardığını gördünüz.

HÜDA KAYA (İstanbul)- Ne alakası var?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu neye benziyor, biliyor musunuz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sınırları nasıl kevgire çevirdiğinizi anlatın, sınırları.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Hurşit Külter yalanına benziyor, Hurşit Külter.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen önce IŞİD’i anlat, IŞİD’i.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Üç ay boyunca “Devlet ortadan kaldırdı.” dediler, adam sonra dağdan çıktı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen Adana’ya kimleri gönderdin, onu anlat.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dolayısıyla yalanla, fazla bağırarak üste çıkmaya çalışmayla bu işler olmuyor, realiteleri ortaya koyacağız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen IŞİD’i nereye gönderdin, onu anlat.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, bir kere, DHKP-C var, MLKP var, PKK var.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ya, hırsızlıklara cevap ver.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ondan sonra, hukuk işleyince de “Böyle hukuk mu olur, böyle yargılama mı olur?”

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hırsızlıklara cevap ver, hırsızlık!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Söylediğim çok açık.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Rüşvet, rüşvet! Zarrab’ı açıkla, Zarrab’ı!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir terör örgütüne, bir yargı mensubunu, bir savcıyı katleden terör örgütüne teşekkür eden birisinin kalkıp da bizi hukukla eleştirmeye hakkı da yoktur, haddi de yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen prefabrik bir vatandaşsın.

Sen PYD’yle kol kola Süleyman Şah’ı taşıdın, niye cevap vermiyorsun?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Konuşmasının başından sonuna kadar grubumuza sataştı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika size de söz veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

11.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, elimizde, terör örgütü IŞİD’le… Resmî belge, Ekonomi Bakanlığının partimizin grup başkan vekili İdris Baluken’e verdiği cevap. 2014 Haziran-2015 Mayıs arası Tel Abyad IŞİD’in elinde. Soruyor: “Akçakale ile Tel Abyad arasındaki ticaret hacminiz nedir?” Maliye Bakanı: “7,4 milyon dolar.”

LEZGİN BOTAN (Van) – Ne verdiniz IŞİD’e, hadi açıklayın?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – IŞİD’le ticari belge, ticari ilişki. Gidin, Ekonomi Bakanlığınıza sorun, 2014 Haziran ile 2015 Mayıs arasındaki on bir ayda 7,5 milyon dolarlık hangi ticaret hacmini, IŞİD’le neye göre yaptınız? Belge mi istiyorsunuz? İşte, siyasi iktidar-IŞİD ilişkisi burada ortaya çıkar.

Bir de sizin şu tarzınıza alıştık: Bir, “Meclisi gerelim.” İki, “Bana yöneltilen sorulardan ve iktidarıma yöneltilen eleştirilerden kaçmak için bana ezberletilmiş cümleleri ısıtıp ısıtıp tekrardan tedavüle sokayım.” Bizim karnımız tok.

Siz Zarrab konuşsa da konuşmasa da oluşmuş şu toplumsal algıyı değiştirmekle mükellefsiniz: Bu iktidar döneminde boğazına kadar rüşvet, yolsuzluk bataklığı içerisinde debelenen bir iktidarın sahibisiniz. İster Zarrab konuşsun ister konuşmasın, siz bu toplumsal algının müsebbibisiniz ve üzerinizdeki rüşvete, hırsızlığa, yolsuzluğa dair bu kara bulutları dağıtmak istiyorsanız adı geçenlerin hepsini mahkemeye çıkarmak, onların yargılanmalarının önünü açmak durumundasınız. Öbür türlü, Zarrab konuşuyor mu; sadece malumun ilamıdır, başkaca bir şey değildir.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, söylediklerim çok açık ve çok nettir; PKK nasıl bir terör örgütüyse DEAŞ da aynı şekilde bir terör örgütüdür…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ticareti niye yaptınız o zaman? Ticareti niye yaptınız, açıklayın onu, ticareti açıklayın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim ticaret yaptı ya?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Belge burada, sizin cevabınız burada, ne söylüyorsun!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …DHKP-C de aynı şekilde bir terör örgütüdür, MLKP de aynı şekilde bir terör örgütüdür.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Hani Türkmenlere silah gidiyordu, onlar nerede?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, Suriye diye bir devlet var orada, Suriye’yle yapılan çalışmaları, Suriye’yle ilgili yapılan işlemleri alıp… “DAEŞ’le ilgili yapılıyor.” Efendim, “Bu saatten sonra niye azalmış?” İnsan kalmadı ki orada, kimse kalmadı orada.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu: Bana bir şey ezberletilip ben burada gelip onu söylemem.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ezberlerinden kurtulamıyorsun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben inandığım ve partimize göre doğru olanları burada ifade etmekle yükümlüyüm.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, kesin Fetullah’la ilişkin var senin ya!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, bütün konuşmalarınızı alalım, yan yana koyalım, hepsi tıpkısının aynısı.

FET֒nün de, onunla yakından uzaktan ilişkisi olanın da Allah bin belasını versin; tamam.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – FET֒yle ne yaptığını biliyoruz FET֒yle, nasıl bir bela olduğunuzu biliyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Vallahi senin ilişkin vardır ya, kesin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Senin PKK’yla var, yakın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

23.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizim konuşmalarımız aynı değil çünkü bir ay önce sağlığından duyduğu kaygı için Amerika Birleşik Devletleri’ne nota veren Hükûmet, bugün iftira, itiraf, bir tomar laf saydıkları ve sıfatlandırdıkları Zarrab’ın söyledikleri kendilerine dokununca bizim gündemimiz değişiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hiç öyle değil, hiç öyle değil. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “Paradise Papers”, Panama belgeleri, Man Adası para sirkülasyonu açığa çıkınca biz bu halkın beytülmalini çalanların peşine düşme görevini üstlenmişiz.

SALİH CORA (Trabzon) – Başka ülkelerden medet umuyorsun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yeni gündemler çıkar, yeni yolsuzluklar çıkar, yeni rüşvet belgeleri çıkar, biz bu halk adına bunların hesabını sormaya da devam ederiz diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Hesap soranları çok gördük.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sizi de göreceğiz, sizi de.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına son konuşma Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinin bana göre önemli ve beni ilgilendiren, mesleğimi, uzmanlığımı ilgilendiren maddesi 1’inci madde.

1’inci maddeyle Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 72’nci maddesinde bir düzenleme yapılıyor, bununla uygulama süresi 31/12/2019’a kadar uzatılıyor. Ne uzatılıyor? Lig usulüne tabi spor dallarında en üst ligdekiler için yüzde 15’lik, en üst ligin bir altındakiler için yüzde 10’luk, diğer ligdekiler için yüzde 5’lik bir vergi öngörülüyor, diğer sporcularla ilgili olarak da yine yüzde 5’lik bir tevkifat yapılması uygulamasına devam edilmesi getiriliyor. Sporculara ödenen meblağların “ücret” olarak nitelemesi Gelir Vergisi Kanunu’nun 61/6 fıkrasıyla yapılmış. Normal olarak, “ücret” olarak nitelendiğine göre, profesyonel sporcuların yüzde 35’ten vergilenmesi gerekiyorken biz burada profesyonelleri -üst düzey- yani mesela, futbolda, Süper Lig’de oynayan futbolcuları yüzde 15’ten vergiliyoruz, olay bu. Yani yüzde 35 yerine yüzde 15 vergi alıyoruz Süper Lig’deki futbolculardan ya da basketbolculardan vesaire. Bu, epeyden beri de bu şekilde uygulanıyor, şimdi bunu iki yıl daha uzatacağız. Peki, neden uzatıyoruz? Kanun teklifini veren arkadaşların bununla ilgili rakam da getirmeleri lazım “Şu yararları sağladı, şu yararları gördük, Türk sporunu hakikaten destekliyor, bunu desteklemeye de devam ediyoruz.” demelerini isterdim. Böyle bir durum yok, böyle bir çalışma yapılmamış. Şimdiye kadar biz, Türk sporunu, Türk futbolunu, Türk basketbolunu ne kadar desteklemişiz belli değil, ezbere yine buna devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türk sporunu desteklemek istiyorsak spor yasasını çıkarmamız lazım, profesyonel kulüpler ya da kulüpler yasasını çıkarmamız lazım. Bu şekilde uygulamalarla bunu devam ettirmemizin çok çok anlamı yok, hemen hemen hiçbir anlamı yok, bir yararı yok. Teklif sahiplerinin bunu görmesi, anlaması lazım. Bizim işimiz, Mecliste bazı kanunları uzatmak ya da geçmişte yaptığınız kanunlarla ilgili hataları düzeltmek oldu. Sürekli olarak ya uzatıyoruz ya düzeltiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi burası değerli arkadaşlar. Doğru, anlamlı işler yapmamız lazım. Getirilen teklifleri ve tasarıları iyi değerlendirmemiz lazım. Getirilen teklif ve tasarıların bir etki analizi olması lazım. “Şu yararları sağladı, onun için şu süreye kadar daha uzatmak şu yararları sağlayacaktır.” denebilmeli. Böyle bir şey yok ama ben size bunlarla ilgili bir şeyler anlatmaya çalışayım. Şimdi, bu konu vergi konusu. Vergi, bir maliye politikası aracıdır. Maliye politikası aracı olarak da verginin doğru kullanılması lazım, doğru iş yapılması lazım. Doğru kullanıldığında da vergi doğru sonuçlar verir değerli arkadaşlar. Bu konuyla ilgili olarak yaptığımız şu vergi politikası müdahalesi doğru mudur, hangi sonuçları veriyor, bununla ilgili soru işaretleri var. Yani bununla ilgili olarak kimse “Evet, bu çok doğru iştir, kulüplerimiz çok yarar sağlıyor.” bunu söyleyemeyiz.

Şunu ifade edeyim, Birinci Lig -özür dilerim, Birinci Lig değil artık, eskiden Birinci Lig diyorduk- şimdi Süper Lig’de ne kadar profesyonel futbolcu var biliyor musunuz? Aşağı yukarı 500 kişi, işte basketbol ligindekilerle falan en fazla bin kişiyi ilgilendiriyor bu konu. Süper Lig’deki bu 500’e yakın futbolcunun yarısı, yüzde 50’si yabancı. Ama yabancıların kazançları yerlilerden daha fazla olduğu için yüzde 75, yüzde 80 avantaj da yabancılara sağlanıyor. Yani biz bu değişikliği yaparak işte Beşiktaş’taki Talisca’ya, Quaresma’ya, Fenerbahçe’deki…

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Van Persie’ye.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – …Valbuena’ya, Galatasaray’daki… Bunlara avantaj sağlıyoruz, kulüplerimize avantaj sağlamıyoruz, kendi çocuklarımıza avantaj sağlamıyoruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Galatasaray’da kimlerdir?

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Futbolcuların adlarını unuttum. Futbolumuz maalesef, geçenlerde bir takımımız çıktı -isim vermemeyim- 11 futbolcusu da yabancı. Şimdi, bu hâle gelince futbolcularımızı da bilmiyoruz tabii ki. Ama şu anda getirdiğimiz destek bu yabancılarla ilgili, bunları destekliyoruz. Yani bunlar İngiltere’ye bakın… Şu anda dünyada kulüpleri en sağlam ülkeler İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya’dır. Bu ülkelerde -gelirken özellikle baktım- profesyonel sporcuların vergilendirilmesi yüzde 47,5 ile yüzde 53 arasında. Biz yüzde 15 alıyoruz, kulüplerimizin hâli ortada. Bir kulüpler yasası çıkarmadıktan sonra, bunların denetimi doğru dürüst yapılmadıktan sonra kulüplerimizle ilgili doğru bir iş yapmış olmayız. Yani bu yaptığımız iş de kulüplerimizi destekleme değil sonuç olarak. Bu, yabancılardan daha az vergi almak. Sonuç olarak da yabancılar -bu 250 küsur- sadece Süper Lig’deki yabancı futbolcunun aldığı para -biliyorsunuz- kaç milyon euro ya da milyar eurolarla artık ifade edilir basketbolcularla birlikte. Bunlardan en az yüzde 20, yüzde 35 almamız gerekirken yüzde 15 alarak, milyarlarca liralık bir vergiyi almamış oluyoruz. Ne adına? Türk sporunu destekleme adına değil maalesef. Ve futbol da basketbol da spor olmaktan ziyade temaşa yönü, şov yönü ağır basan faaliyetler oldu. Spor olmaktan ziyade bu yönü ağır basıyor. Biz amatör sporları bu kadar desteklemiyoruz. Dolayısıyla da vergi politikasının uygulamasıyla ilgili olarak bazı yanlışlar yapıyoruz, eksikler yapıyoruz değerli arkadaşlar. Bu yaptığınız işlerin sonuçlarını bilmek zorundayız.

Şimdi, vergi ciddi bir konu. Biliyorsunuz, son günlerde de bu “Panama Papers”, Malta belgeleri ya da Man Adası meselesi nedeniyle vergi yine gündemde. Niye bu vergi cennetlerine gidip de şirket kurarız? Neden böyle bir şey yapılır? Çünkü vergi vermek istemezsiniz kendi ülkenizde, bunu yaparsanız vergi vermezsiniz; bir vergi cennetinde, Man Adası’nda şirket kurarsanız orada ya sıfır vergi verirsiniz -bir bedel ödersiniz ama- ya da yüzde 1 vergi verirsiniz faaliyetlerinizin karşılığı. Tüm faaliyetlerinizi gizlemiş olursunuz. Şirket ortağı olduğunuz, şirketinizin olduğu, bunlar da gizlenmiş olur ve parayı da aklarsınız, kazandığınız parayı. Muhtemelen de bu, nüfuz ticareti yapılarak, siyaset-ticaret ikilisi üzerinden kazanılan bir paradır; bunu da gizlemiş olursunuz.

Vergi cennetleriyle ilgili olarak da doğru işler yapılması lazım değerli arkadaşlarım. Eğer bir geçmişteki Başbakanımızın, bir de şimdiki Başbakanımızın bu konularla ilgili yakınları suçlanıyorsa bu konuların ciddiye alınması lazımdır.

Vergiyi ciddiye alan ülkeler gelişmiş ülkelerdir, kurumsallaşmış ülkelerdir, düzgün ülkelerdir, dürüst ülkelerdir, etik, ahlak konusuna önem veren ülkelerdir. Vergi politikaları ciddiye alınması gereken konulardır.

Bu saatte size bir şey anlatayım böyle kısa bir fıkra gibi. Galiba Fransa Kralı V. Louis’ye atfedilen bir hikâye vardır. Gitmiş, “Ne vergi alalım?” diye soruyormuş. Bir tane veziri demiş ki: “Akıl vergisi alalım. Kimse akılsız olduğunu kabul etmez. Herkes gönüllü olarak gelir, akıl vergisini öder.” Louis “Seni muaf tutuyorum akıl vergisinden. Bu kadar da olur mu?” demiş. Vergi her konudan alınmaz, her konuyla ilgili vergi konusunda muafiyet getirilmez, istisna getirilmez; getirilirse de ne sonuçlara yol açtığı tek tek ortaya konur, net olarak ortaya konur, sıkıntıları ortaya konur.

Şu anda Türkiye'nin, maalesef vergi cennetleriyle ilgili, vergi politikasıyla ilgili çok büyük sıkıntıları var değerli arkadaşlarım. Pazartesi günü 2018 bütçesi gündeme gelecek. Ne kadar vergi alınması öngörülüyor biliyor musunuz 2018 için? 600 milyar; 599,6 milyar vergi alınması öngörülüyor ve bunun beyana dayanan yani gerçek anlamda, doğrudan olan, dolaylı olmayan kısmı 50 milyarı geçmiyor maalesef. 600 milyar vergi alacağız diyoruz, bunun 50 milyarı, bakın, ne kadar düşük bir kısmı doğrudan, beyana dayanan vergi, devletin alabildiği vergi, diğerleri maalesef ÖTV gibi, akaryakıttan şuradan buradan aldığımız vergiler. Bu konu çok iyi değerlendirilmesi gereken bir konu.

Hepinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’a aittir.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yıl 2002, Türkiye genel seçime gidiyor, yeni kurulan AKP, Türkiye’nin tüm duvarlarına afişler asıyor: “OHAL kaldırılacak.” “Herkese demokrasi ve özgürlük.” “Her türlü vesayete son verilecek.” “Tarafsız ve bağımsız yargı olacak.” “Çatışma ve şiddet son bulacak.” “Ülkeye demokrasi gelecek.” AKP Genel Başkanı baldıran zehri içecek, Kürt sorununa çözüm getirecekti vesaire devam ediyor. Bunlar güzel sözlerdi. OHAL o tarihte birkaç ilde vardı. AKP 2003’te OHAL’i o illerde gerçekten kaldırdı. Sonra FET֒yle 2013 yılına kadar ülkeyi birlikte yönetti, sonra iktidar kavgası, çıkar çatışması başladı ve ipler koptu. Akabinde, Cumhurbaşkanı “Kandırıldık, Allah ve millet bizi affetsin.” dedi ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine geldik, ertesinde AKP bütün Türkiye’de OHAL ilan etti. Başbakan Binali Yıldırım, OHAL ilan edilirken “Biz OHAL’i devlete karşı ilan ediyoruz, millete değil.” diyordu. Yine, o tarihte Adalet Bakanı olan Bekir Bozdağ söz veriyordu: “OHAL’in süresi üç aydır, biz darbenin artçılarını temizleriz. Amacımız OHAL’i üç ay dolmadan, kısa sürede kaldırmaktır.” Bunlar da güzel sözlerdi. Peki, böyle mi oldu? Elbette böyle olmadı, Türkiye bir yasaklar ülkesi oldu. O kadar çok, o kadar farklı yasaklar gündeme sokuldu ki, bir kısmını sayayım: Alevilerin inanç merkezlerine yasak. İflas ertelemeye yasak. Tiyatroya yasak. Festivallere yasak. İfade özgürlüğü ve basın açıklamalarına yasak. Grev yapmak isteyen işçilere yasak. Üniversite ve özellikle hukuk fakültelerinde düzenlenen OHAL panelleri yasak. Ülkenin her tarafında açık, kapalı toplantı, gösteri yürüyüşü, çadır kurmak, stant açmak yasak. Çevre korumaya yönelik etkinlikler yasak. Çocuk istismarı raporunu yayınlamak yasak. Yasak, yasak, yasak… Kısacası, ülke bir yasaklar ülkesine döndü.

Sadece yasaklar mı? Elbette değil, aynı zamanda bir ihraçlar ülkesine de dönüştü Türkiye, 152 bin kamu personeli ihraç edildi. İhraç edilenler arasında 4.302 yargıç ve savcı, 5.717 akademisyen, 6.470 asker, 3.106 jandarma, 22.984 Emniyet mensubu, 33.138 öğretmen ihraç edildi ve 21 bin öğretmenin sözleşmesi de feshediliyor.

Bitti mi? Bitmedi. Elbette bitmeyecekti çünkü AKP demokrasinin d’sinin olmadığı totaliter bir rejimi de inşa etti ve Türkiye’yi büyük bir hapishaneye dönüştürdü. Eş Genel Başkanımız dâhil 13 HDP milletvekili ile 1 CHP’li milletvekili tutuklandı. 5 HDP milletvekilinin milletvekilliği düşürüldü. 103 HDP’li belediyenin eş başkanından 95’i görevden alındı, yerlerine AKP’nin kayyumu atandı. On binlerce yurttaş hukuksuzca cezaevlerine tıktırıldı. Partimiz HDP ve muhalif siyasi partilere yönelik periyodik olarak siyasi soykırım operasyonları devam etti ve devam ediyor.

Yargı saraya teslim oldu, tarafsız ve bağımsız yargı son buldu, vesayet ve talimat yargısı devri başladı.

120 gazeteci tutuklandı, 800 gazetecinin işine son verildi. Onlarca gazete, haber ajansı, radyo, dergi ve televizyon kapatıldı.

Kadın cinayetleri ve iş cinayetleri yüzde 100 arttı. İşsizlik yükseldi. Her 5 gençten 1’i işsiz. Üniversite mezunu işsizler ordusu oluştu. 46 hastane, 5 tıp fakültesi kapatıldı.

Velhasıl, komşu ülkelerle çatışmalı bir süreç başladı. Kürt fobisi ve “Kürt anasını görmesin.” anlayışı üzerinden bütün Kürtler düşman ilan edildi. Tunus, Libya, Suriye, Cezayir ve Mısır süreciyle başlayan Neoosmanlı hayaller Soçi’de gömüldü, yeniden “Kardeşim Esad” noktasına gelindi. Kısacası, AKP on beş yılın sonunda ağır bir bilanço bıraktı; demokratik, meşru siyaset zemini yok edildi; insanların umudu tüketildi, demokrasi çok ağır bir yara aldı, yargı bağımsızlığı sona ererken basın ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve hürriyetler ayaklar altına alındı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Başlangıçta “Üç ay sürmez.” denilen OHAL artık devam ediyor ve ülke tek kişi tarafından, kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyor; AKP’nin on beş yıllık özet bir karnesi.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden, 60’a göre…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş, 60’a göre.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, biz AK PARTİ olarak yetkiyi milletten alır ve bu, milletten aldığımız yetkiyi kimseyle bölüşmeden, paylaşmadan kullanırız. Ne bir örgüt ne bir yapı ne de başka bir unsurla ülkeyi yönetme yetkisini asla paylaşmayız ve paylaşmadık.

Türkiye’nin yönetim sistemi cumhuriyet ve demokrasidir, otoriter rejim değildir. Zamanı geldiği zaman Türkiye’de şeffaf seçimler yapılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti PKK’yı düşman olarak görmektedir, PKK’ya karşı amansız bir mücadele vermektedir. Kürtler Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit yurttaşlarıdır. 80 milyon nasıl hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysa, bunun içerisinde pek çok unsur vardır, Kürtler de aynı diğer unsurlar gibi bu ülkenin eşit, öz hak sahipleridirler ve vatandaşlarıdırlar. PKK’ya karşı yapılan operasyonların sanki Kürtlere karşı yapılıyormuş gibi gösterilmesini asla kabul edemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sözlerimi tamamlayacağım.

LEZGİN BOTAN (Van) – Erciş’te Hediye Ataman’ı yaktınız, Hediye Ataman’ı. 37 yaşında, gariban bir kadın diri diri yakıldı, haberin var mı?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dediğim gibi, PKK’ya operasyonlar yapılacaktır, bundan sonra da yapılmaya devam edecektir ama bunu Kürtlere yapılıyor gibi söylemek, böyle bir algı oluşturmaya çalışmak asla kabul edeceğimiz bir şey değildir. Benim bu ülkede ne kadar hakkım varsa bir Kürt kökenli vatandaşın da aynı hakkı vardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

25.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu Parlamento çatısı altında siyaset yapan bütün partiler yetkiyi aynı şekilde milletten alırlar ve millet onları seçer.

Bir de siyasi iktidara göre Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si, aidiyeti fark etmeksizin yurttaşlar ikiye ayrılır: Bir, iktidarı hesapsızca destekleyenler; bir de iktidarın yanlışlarını eleştirdiği için gadre uğrayanlar. Bu, akademisyen olur, basın mensubu olur, öğrenci olur, emekçi olur, Kürt olur, Alevi olur, Türk olur, Sünni olur, fark etmez; eleştiriye ve muhalefet etme hakkına tahammülsüz olan yurttaşlar bu ülkenin özellikle de son iki yılda dezavantajlı yurttaşlarıdır diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahısları adına ikinci ve son söz Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’ya aittir.

Buyurun Sayın Şahin Usta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 506 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Evet, bu kanunla güzel bir şey yapıyoruz, yeni bir üniversite kuruyoruz, Lokman Hekim Üniversitesini kuruyoruz. Millî Eğitim Komisyonunda da görevli olan bir milletvekili olarak açıkçası…

Ayrıca 5 Aralık gününde böyle bir konuşma yapmış olmaktan da farklı bir gurur ve onur duyuyorum çünkü yıllar öncesinde üniversiteden atılmış bir kişiyken şimdi üniversite kurma noktasında bu kanuna destek veren bir kişi olarak (AK PARTİ sıralarından alkışlar) hem de bu kürsüden konuşmayı hak etmiş olarak ayrı bir gurur ve onur duyuyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bu arada kaç tane öğretim görevlisi attığınızı da bir söyleyin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Barış akademisyenlerinin bugün davası vardı. İbrahim Kaboğlu’nu da attınız, İbrahim Kaboğlu’nu atanlar da sizsiniz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Biz AK PARTİ olarak her türlü özgürlüklerin önünü açmış, iktidara geldiğimiz günden bugüne kadar kadın, erkek, çocuk demeksizin…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Binlerce akademisyeni attınız, hâlâ konuşuyorsunuz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – …herkesin eşit ve aynı hukuka sahip ülke vatandaşları olduğuna inanarak bu tip politikalarımızı her daim ürettik. Evet, daha öncesinde bu ülkede bilimden, bilimsellikten uzak, insanların kılık ve kıyafetlerine bakarak üniversiteden kovduğu üniversitelerden çok değiştik, çok geliştik, yeni üniversiteler kuruyoruz, sayılarımızı artırıyoruz, artırmaya da devam edeceğiz. Artırmasak “Niye artırmadınız?” derdiniz, yine eleştirirdik; artırıyoruz “Niye artırıyorsunuz?” diyorsunuz, yine eleştiriyoruz.

Biz iktidarız, biz sorumluluk sahibiyiz. Biz bu ülkeye hizmet etmekle görevliyiz. Biz, bu ülkede yükseköğretim almak isteyen gençlerin taleplerine cevap verecek her türlü yeniliği ve değişimi yapmakla yükümlü insanlarız. Bu konuda da yaptığımız çalışmalarla elbette ki gurur duyacağız ve onur duyacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

5 Aralık seçilme ve seçme hakkının verilişinin 83’üncü yıl dönümü. Ancak bakın, sadece üniversitelerden başörtülüler atılmadı, bu Mecliste de 28 Şubat döneminde…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – 5 bin öğretim üyesini görevden atan başka bir dünya ülkesi var mı acaba, var mı?

SALİH CORA (Trabzon) – Niye? Terörist oldukları için, teröre destek verdi yani.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Zamanında onlar da size “terörist” diyordu.

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyelim sayın milletvekilleri.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) - …milletin iradesiyle seçilmiş bir kadın, sadece başörtülü olduğu için bu Meclisten de atıldı, had bildirilmeye çalışıldı kendisine.

Türkiye artık çok değişti; Türkiye bunlarla uğraşmayan, tam tersine, hizmet etmek için yola çıkmış bir iktidarın izinde yürüyor. O yüzden millet bize güveniyor ve bize oy veriyor. Ne kadar, yalanlarla, iftiralarla, gerçek olmayan belgelerle, sahte evraklarla bize suç atmaya çalışsanız da bunlar boş. Siz bunlarla ancak kendinizi avutur, kendinizi oyalarsınız ve kendinizi rezil edersiniz. Eğer bu millet bize güvenmeseydi bize oy vermezdi. Biz on beş yıldır iktidarız ve bundan sonra da inşallah iktidar olmaya talibiz. Biz yaptığımız hizmetlerle bugüne kadar kendimizi ispatlamış bir iktidarız.

Gönül isterdi ki sizler de yaptığımız her kanunda destek olun. Gelip burada, yapılan çalışmalara, yalan ve iftiralarla… Bu milletin kürsüsünü teröristlerin kürsüsü hâline getirmekten vazgeçin.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ya, utan, utan ya! O ne biçim konuşma ya! Ayıp ya!

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Gelin, bu ülke için, bu ülkenin gençleri için yaptığınız bir şeyi söyleyin, bir tane örnek gösterin, biz de sizi alkışlayabilelim.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Dün size yaptıklarını bugün siz başkalarına yapıyorsunuz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Bu ülkenin kadınları için yaptığınız bir tane bir şeyi gösterebilseydiniz keşke. Biz yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu ülkeyi her türlü vesayetten, cuntadan, medya patronlarından kurtaran AK PARTİ iktidarıdır, bunu unutmayın.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hepsini kendinize bağladınız tabii, hepsini kendinize bağladınız.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Bugün eğer muhalefet de çıkıp özgürce kendi ifadesini…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hangi muhalefet, hangi muhalefet, hangi muhalefet?

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Konuşuyorsun ya!

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) - …kendi fikrini konuşuyorsa ve savunuyorsa bunu AK PARTİ’ye borçludur, bunu unutmasınlar. Sizin diktatör dediğiniz insan sayesinde siz bugün konuşuyorsunuz ve bugün burada, bu Meclistesiniz, bunu da unutmayın lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Biz halktan konuşma hakkını aldık, diktatörden almadık.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Ben, yapılan bu düzenlemelerle ve kanunlarla yeni kurulan üniversitemizin de… Kanun maddesinin içerisinde hayata geçirilecek olan, yaşlılarımıza gündüz bakımevlerinden faydalanma imkânının verilmesiyle birlikte, pek çok alanda yaptığımız yeniliklerle birlikte bu ülkeye hizmet etmeye devam edeceğiz büyük bir gurur ve onurla. Sizler engelleseniz de biz çalışmaya devam edeceğiz. (HDP sıralarından gürültüler)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Siz buradaysanız, küfrettiğiniz insanın sayesinde buradasınız, “Ayyaş.” dediğiniz insanın sayesinde buradasınız.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Biz sizler gibi… Kimseyi ötekileştirmeden, tam tersine, birleştirici ve herkesin hakkını ve hukukunu koruyan bir hükûmet ve parti olarak bu milletin güveniyle yola devam edeceğiz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başkan, sayın hatip grubumuza dönerek birçok laf etti ama sataşmadan söz almayacağım.

Ben 28 Şubat döneminde akademisyendim ve başörtülü öğrenciler için imza verdiğimden ötürü soruşturma geçirmiş biriyim. Ama geçmiş dönemin mazlumlarının bugünün zalimleri hâline gelmiş olmasını üzüntüyle izliyoruz. Neymiş? 1999’da başörtülü olduğu için bir milletvekili şu Meclisten kovulmuş. Bazı milletvekilleri de iktidardan farklı düşündüğü ve siyaset yaptığı için, bu ülkenin 10 milletvekili, şu Meclisin 10 üyesi içeride.

Bu ülkenin kadınları için ne yapıyormuşuz? Bu ülkede hiçbir partinin milletvekili sandalye oranları daha yüzde 20’lere varmamışken biz yüzde 40’ı kadın olan bir partiyiz. Oysa, iktidar ise özellikle kadın vekillerimizin vekilliğini düşürmekle meşgul diyorum.

Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz on beş dakika süreyle. Yarısını soru, yarısını cevap olarak kullanacağım.

Evet, Sayın Kayan, buyurun.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Lüleburgaz ile Pınarhisar arasında 30 kilometrelik bir yol vardır, bu yol Karayollarına aittir ve 5 tane köyü geçer. Burada Pınarhisar Çimento ve diğer bir çimento fabrikası ile 2 tane çimento fabrikasının bütün yükleri bu yoldan taşınırlar. Hâlâ bu yol köylerin içinden geçmektedir. Köylerin içinden geçtiği için de gerek köylerin içinde bulunan binalara gerekse şahıslara muazzam zarar vermektedir. Bunun bir an önce önlenmesi ve çevre yoluna kavuşması gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Sayın Bakanım, bugün 5 Aralık, kadınlar olarak seçme ve seçilme hakkını kazandığımız günün yıl dönümü. Seçilmiş bir kadın milletvekili olarak dünyanın birçok ülkesinden önce seçilme hakkının sağlanmasına öncülük eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha minnetle anıyor, saygılarımı ve teşekkürlerimi tekrar Genel Kurul huzurunda iletiyorum.

Bu kanun tasarısının içinde, Sayın Bakan, bir vakıf üniversitesi kurulması var. Bu konuyu biz birçok konuşmamızda gündeme getirdik; vakıf üniversitelerinin muafiyet yapılarını, özel teşviklere sahip olmalarını ve son dönemlerde giderek kaynaklarının artmasını. Ama özellikle de öğrenim ücretleri, gerçekten ülkemizin ekonomik koşullarına baktığımız zaman çok yüksek düzeylerde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, çiftçilerin tarım kredi kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan borçlarında bir ötelemeye gidildi ancak bu, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil olan ve TARSİM’de sigortalı olan çiftçileri kapsıyor, oysa mevsimsel sorunlar nedeniyle, kuraklık, don ve benzeri nedenlerle mağdur olan çok sayıda çiftçi var. Bu çiftçiler Çiftçi Kayıt Sistemi’ne ve TARSİM’e sigortalatmadıkları için o mağduriyeti onlar da yaşıyorlar. Bu yeni gelen düzenleme de ne yazık ki onları kapsamıyor. Çiftçinin mağduriyeti belgeli olduğuna ve sorunlar saptandığına göre onlar için de borçlarda bir öteleme sağlanacak mıdır? Hasat dönemleri dikkate alınarak bu anlamda bir iyileştirme gerçekleştirilecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi sıra sizde Sayın Tanal.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu Nisan 2013 tarihinde “gizli” ibaresi yazılı “İstanbul Kapalı Çarşı’da döviz-altın ticareti yapan, sanatçı Ebru Gündeş Sarraf’la evli olan İran asıllı Rıza Sarraf’a yönelik çalışmalar neticesinde –bu, MİT’in bir belgesi- uygulanan ekonomik ambargo sebebiyle bankacılık sistemi üzerinden Türkiye’ye para gönderemeyen İranlı banka ve şahıslara aracılık yaptığı…” şeklinde… Bu, Başbakanlığa verilmiş bir belgedir. Bundan bilginiz var mı, yok mu? Niye Başbakanlık bir tedbir almadı, bugün biz Rıza Sarraf’la uğraşıyoruz? Hükümet sıkıntıya düşmüş; hırsızlığın, yolsuzluğun adı “millî devlet sırrı” olmuş. Nedir bu konu? Bu belgeyle ilgili bize bilgi verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kurumlarda çalışan personelin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasları düzenleyen Millî Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği Resmî Gazete’de yayımlandı. Bu yönetmelikle, öğretmen olmayanların dahi rehber öğretmen yapılması amaçlanmakta. Yönetmeliğin sadece eğitim sisteminde değil öğrenciler ve eğitim emekçileri açısından da yıkıcı sonuçlar doğuracağı kanaatindeyiz ki sivil toplum örgütleri, sendikalar da aynı şeyi düşünmekte ve bununla ilgili de dava açmış durumdalar. Ensar Vakfı yurdunda yaşanan tecavüz vakası, Aladağ yurdunda yaşanan yangın faciası yaralarını henüz sarmamışken böyle bir yönetmeliğin, “rehberlik hizmeti” adı altında okullara vakıf ve cemaatlerin elemanlarının, pedagojik formasyona sahip olmayan kişilerin görev yapabilmesinin yolunu açacağını düşünüyoruz. Bu yönetmelikle ilgili vicdanınız rahat mı, sizi rahatsız etmiyor mu? Öğretmenler dışında herkese okulları açan bu yönetmeliğin iptalini düşünüyor musunuz? Sakıncalarına karşı nasıl önlemler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bugün üniversitelerde 5.644 akademisyenin işine son verilmiştir. Bunlardan 380’i barış imzacısı akademisyenler. Dünyada böyle bir benzer örnek var mıdır? Haklarında herhangi bir idari ve hukuki soruşturma yapmadan, sadece bir barış bildirisine imza attıkları için üniversitelerinden uzaklaştırılan bir dünya örneği var mıdır? Örneğin, Edward W. Said, örneğin De Gaulle ve Jean-Paul Sartre vakasını biliyor musunuz? Bizler bugün üniversitelerimizde nitelikli öğretim üyesi bulamazken, bu sayı her gün artıyorken ve bugün üniversite mezunlarımızın yüzde 25’inden fazlası işsiz kalıyorken bu akademisyenlerin dışarı atılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gökdağ…

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanı, Suriyeliler için 30 milyar dolar para harcandığını söyledi. Bu para gariban halkımızın vergisiyle, işçisinin, köylüsünün, emeklisinin, çalışanın çalışmayanın vergisiyle toplanmış para. Bu paranın nereye harcandığını Genel Başkanımız ısrarla soruyor. Israrla Cumhurbaşkanı da buna cevap vermekten kaçınıyor. Bu cevabı bilmek Türkiye'nin hakkı, bütün yurttaşlarımızın hakkı. Bu cevabı neden veremiyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, bir daha size sıra geldi, yarım kalmıştı.

Buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Evet, tekrar teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, vakıf üniversitelerinin kaynaklarının artması ve öğrenim ücretlerinin çok yüksek düzeyde seyretmesiyle ilgili şu soruları sormak istiyorum: Bu vakıf üniversitelerinin statüleri gereği özel üniversite statüsüne dönüşmesi gibi bir düzenleme olabilir mi? Bir de ücretleriyle ilgili, biliyorsunuz, Bakanlar Kurulu her yıl devlet üniversitelerinin öğrenim ücretlerini belirliyor, artış oranını belirliyor. Peki, vakıf üniversiteleri için de böyle bir artış oranı, devlet üniversiteleriyle karşılaştırarak bir oran belirlenerek bu öğrenim ücretlerinin çok yüksek düzeyde seyretmesi engellenebilir mi acaba?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruları cevaplandırmak üzere sözü Millî Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz’a bırakıyorum.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Kayan’ın, Lüleburgaz’daki 2 çimento fabrikasının yüklerini taşımak için köylerin içinden geçen yolların köylere zarar verdiği, dolayısıyla buranın bir çevre yoluna kavuşturulması konusunda bir talebi var. Bunu, Karayolları ağına da tabi olduğunu belirterek -çevre yollarının yapılması da yine Karayolları Genel Müdürlüğünün, Ulaştırma Bakanlığının görev alanı içerisinde- Sayın Ulaştırma Bakanımıza ileteceğim.

Sayın Özdemir’in “Vakıf üniversitelerinin ücretleri yüksek, özel üniversiteye dönüştürülebilir mi?” diye... Gerek Hükûmet programımızda gerekse de seçim beyannamemizde özel üniversiteler kuracağımızı açıkladık, ifade ettik ancak bir anayasal zorunluluk var, Anayasa değişikliği gerekiyor. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten bu özel üniversitelerin kurulmasına destek verirse biz bununla ilgili Anayasa değişikliği teklifini getirmeye hazırız.

Biliyorsunuz, biz devlet olarak eğitimde mümkün olduğu kadar fırsat eşitliğini sağlamak istiyoruz. Nedir bu fırsat eşitliği? Ücretsiz kitap veriyoruz. Nedir bu fırsat eşitliği? Ücretsiz taşıyoruz. Nedir bu fırsat eşitliği? İşte yurtlarda imkânlar tanıyoruz. Nedir bu fırsat eşitliği? Kimsesiz çocuklara, 200 bine yakın insanımıza burs sağlıyoruz; bizim Bakanlık, Kredi Yurtları söylemiyorum. Yine, üniversite öğrencilerine ilişkin öğrenim harçlarını da kaldırdık biliyorsunuz. Yine, özel okullara gidenlere ise öğrenci başına destek veriyoruz ki hem özel okullar yaşasın hem de…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Harçlar kaldırılmadı, ertelendi Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok efendim, hayır, öğrenim harçlarını kaldırdık. Gece veya ikili eğitimde, belli bir süre kalırlarsa o zaman var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Erteledik onu, kaldırmadık.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, öğrenim harcı şu anda kesinlikle alınmıyor tekli eğitimde.

Dolayısıyla da özel üniversitelerin kurulmasını destekliyoruz. Eğer bu doğrultuda Cumhuriyet Halk Partisinden bir teklif gelirse biz çok net olarak destekleriz.

Bir başka husus çiftçilerin Ziraat Bankasına borçlarıyla ilgili. Ziraat Bankası, işte TARSİM ve sigortalı olmasa dahi mevsimsel şartlardan dolayı, gerek kuraklık gerekse dondan dolayı ancak bunu bir şekilde… Aynı şey Sivas’ta da var. Sivas’ta da gerçekten dondan dolayı ve kuraklıktan dolayı -birisi Kangal’da, diğeri Gemerek’te- tutanağa bağlamışlar. Dolayısıyla bunların karşılanması yolunda talepleri de var, bizde aynı talepleri Tarım Bakanlığımıza iletiyoruz. Ancak sonuçta Türkiye’nin bu hasarları karşılayabilmesi biraz kaynak işi, biraz bütçe işi. Dolayısıyla Türkiye, imkânları el verdiği ölçüde gerek tarımı desteklemekte gerekse de böyle doğa olaylarına karşı çiftçilerimizin zararlarını karşılamak durumda. Her yıl erteliyoruz, her yıl erteliyoruz mümkün olduğu kadar, bütçe imkân verdiği sürece.

Sayın Tanal’ın dediği bir başka şey Reza Zarrab’la ilgili; 2013 yılında da MİT’in Başbakanlığa gönderdiği bir belge var. Bu kimsenin İran üzerinden gelen paraları bankacılık sistemi üzerinden Çin’e ve Dubai’ye aktardığına ilişkin bir bilgi veriliyor yani “O zaman tedbir alınsaydı.” deniyor. Ben katılırım, devletin tedbir alması gerekir, aynı fikirdeyim ama sizlerden istirhamım şu: Zarrab’ın -biliyorsunuz- hapishanedeyken konuşmaları en son deşifre edildi, avukatlar da o konuda destek verdi. Zarrab şunu söylüyor, diyor ki: “Buradan kurtulmak için her türlü yalanı söyleyebilirim.” Bununla ilgili avukatlar verdiler. Dolayısıyla, Zarrab’ın her söylediğine lütfen muteber bir iş adamıymış gibi itibar etmeyin, birinci cümle o.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Niye madalya verdiniz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Şimdi, dün avukatlar Zarrab’ın bu sözünü dilekçeyle mahkemeye verdikten sonra, yine Amerikan mahkemesi cezaevinde olan bu kayıtları kaldırdı, kayıtları sildi; basından takip ettiğim kadarıyla söylüyorum. Dolayısıyla da yeni bir konuşmasından bir açık bulup da tekrar yine onu da…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Niye madalya verdiniz Sayın Bakanım?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Zarrab şu anda Amerika tarafından, bakın, AK PARTİ aleyhine değil, siyasetçilerimiz aleyhine değil, Türkiye aleyhine kullanılıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım, niye madalya verdiniz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, burada parti ayrımı gözetmeksizin bir millî duruş gerekli, bunu çok net olarak söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakanım, buna niye madalya verdiniz, niye?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus, Sayın Hürriyet’in dediği, işte “Rehberlikle ilgili yönetmeliği çıkardık.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakanım, bak, madalyayı görüyor musun? Sizin Bakanınız vermiş, bunu benim babam mı verdi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Siz de söylediniz, dava açıldı. Bu davada ne karar verilirse -doğru veya yanlış, iyi veya kötü, maddelerin yürütülmesinin durdurulması veya belli maddelerinin iptal edilmesi konusunda- çıkacak her şeye uyacağımızı taahhüt ediyorum. Bu yönetmelik içime sindi mi? Altına imzayı atan benim, Başbakanlığa gönderen benim, dolayısıyla içime sinmese göndermezdim yani.

Bir başka şey “Üniversite öğretim üyelerinin görevine son verildi ve bunlarla ilgili belge yok, hukuk yok, dolayısıyla da sadece bir bildiriden dolayı…” Biz de onun için diyoruz ki: Olağanüstü hâl döneminde yapılan işlemlere karşı itiraz mekanizmalarını hayata geçirdik.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hangi mekanizma var Sayın Bakanım?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Var, var.

Bak, ben bir hukukçu olarak… İnan, bunu hiç siyasi olarak veya laf olsun diye söylemiyorum. Çok avukatlık da yaptım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Nereye başvurabilirler?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Herkes, belli… Niye? Öyle söylemeyin.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hukuk, hak gecikir ama mutlaka yerini bulur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O doğru.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hak gecikir ama mutlaka yerini bulur. Dolayısıyla da bakın, Komisyon var…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Geç gelen adalet de adalet değildir.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) –Ya bakın, daha biraz önce -yine basından takip ediyorum- Sayın Selahattin Demirtaş, HDP’nin Genel Başkanı, bir davadan beraat etti, değil mi? Yani, yine basından takip ediyorum, siz davasını… Pekâlâ gördüğünüz gibi, içeride olan bir kimsenin beraat ettiği davalar da oluyor. Herhâlde ikinci bir davasında daha mı beraat oldu? 2 tane gibi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – 70 tane.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla da yani benim genel ilkem şudur…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bu, hukukunuzun çalıştığını mı gösteriyor?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …yani, adalet gecikir ama mutlaka yerine gelir, sadece biraz sabretmek lazım.

PERVİN BULDAN (İstanbul) – Çok sıradan bir davaydı o, çok sıradan bir davaydı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir de Sayın Gökdağ’ın, işte “Suriyelilere 30 milyar dolar harcandığı söyleniyor, bunun nereye harcandığı bize hiç ifade edilmedi.” Bizim AFAD’dan sorumlu olan Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın herhâlde bugün bir basın toplantısı oldu. Dolayısıyla, bu basın toplantısında her birinin nereye harcandığına ilişkin detaylı bilgiler sunuldu. Bunun saklısı gizlisi yok. Pekâlâ, uluslararası kriterlere göre de siz buraya konteyner kenti mi tahsis etmişsiniz, eğer konteyner kenti bir başka yere kiraya verebilir miydiniz, verebilirdiniz. Siz buraya sağlık görevlisi mi görevlendirdiniz, siz buraya eğitim görevlisi mi görevlendiriyorsunuz, bunların her birisinin… Yani hesaplama olunca böyle de var. Dolayısıyla da Türkiye’yle, gerçekten kendi evi yanarken, kendi ülkesi yanarken bir başka ülkeyi emin bularak oraya geçen insanlara kapısını açmasından dolayı gurur duyulması lazım. Eğer bundan dolayı “Bu milletin hakkını, hukukunu, vergisini bunlara harcadınız.” diye eğer bir şey konuşursanız inanın ki bu, doğru olmaz.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakanım, nereye harcadınız?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bak, bu, doğru olmaz. Biz önce insanız. Bakın, kimlikleri bir köşeye bırakın; Suriyeli, Türkiyeli, İranlı, Kafkaslı, Balkanlı, bırakın. Buraya bir insan gelmiş, bu insanın sağlık hizmeti olacak mı? Olacak. Bu insanın eğitim hizmeti olacak mı? Olacak. Bu insanın insanca ne hizmeti varsa biz onu getirmek…

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakanım, ben bunu sormuyorum ki.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - İşte, bütün bu yaptıklarımızı da…

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakanım, izin verir misiniz? “Niye harcadınız?” diye sormuyoruz, “Nereye harcadınız?” 30 milyar dolar, 120 katrilyon…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – E, tamam. Hepsi belli. Bak, Recep Akdağ Bey’e de tek tek söylüyorum; bu 30 milyar doların sağlığa ne kadarı gitti, eğitime ne kadarı gitti, yerleşim bölgesine… Bak, konteyner kentler yapıyoruz, çadır kentler yapıyoruz, işte, bunlara okul malzemelerini veriyoruz, bunlara ilave Türkçe öğretecek öğretmenleri tutuyoruz. Dolayısıyla, tek tek kalem olarak çıkarır, onları da sizlere… Ben Recep Bey’in basın toplantısında açıkladığını düşünüyorum ama yazılı olarak da size mutlaka bunu iletmesini isteyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Özkoç’a…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım… Sayın Başkan…

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakanım, benim bölgemde, Türkiye’de en fazla Suriyelinin yaşadığı yer Gaziantep.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 500 bin mi, 500 bin mi?

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) - Gaziantep’te bu 120 katrilyon harcandığı iddia edilen Suriyelilerin ne hâlde olduğunu gidip birlikte görelim, hepsi perişan.

BAŞKAN – Sayın Gökdağ, Sayın Özkoç sisteme girmiş.

Sayın Özkoç, buyurun…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Avrupa’ya bakın, bin kişiyi dahi paylaşamazlarken, ne yapacaklarını bilemezken Türkiye 3 milyon sığınan insana kendi imkânları içerisinde en iyi hizmeti veriyor ki bakın, en son UNESCO’nun toplantısına katıldım. UNESCO Başkanıyla da görüşmede bütün UNESCO…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, Sayın Özkoç’a söz verdim, konuşsun bir, gerekirse…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Son cümle…

UNESCO üyeleri içerisinde bu sığınan insanlara karşı devlet olarak da insani sorumluluklarını hakkıyla yerine getiren tek ülke varsa Türkiye’dir, bunu dünya kabul ediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, bizim ona itirazımız yok.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yolsuzluk olmasın.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Para nerede, para? 30 milyar nerede?

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Ben başka bir şey soruyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bundan dolayı da bakın, Avrupa’da UNESCO’ya 3 tane üye seçilmesi gerekiyordu. Bunlardan bir tanesine Portekiz seçildi, bir diğerine Finlandiya seçildi ama Almanya da bizim gibi adaydı, Almanya seçilemedi, Türkiye seçildi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç, buyurun…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla uluslararası toplum karşısında da Türkiye’nin yapmış olduğu çalışmaların bir karşılığı olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Özkoç, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Bakanın lafını kesmek istemedim.

Sayın Bakanım, gerçekten hayretle izliyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanını, PKK’lı bir numaralı mahkûm olan Şemdin Sakık’ın gizli tanıklığıyla altı yıl hücrede tuttunuz. O gün atadığınız general ve subaylar darbe kalkışması yaptılar, 250 şehit verdik. Bunun müsebbibi Hükûmetiniz. Siz burada, Genel Kurulda o kadar rahat bunu, “Adalet geç de olsa yerini bulur.” sözünü söylüyorsunuz ya, ben de sizi hayretler içerisinde izliyorum. Bırakın altı yılı, eğer bir gün dahi o lağım çukurlarının olduğu hücreye bir militanın gizli tanıklığıyla atılsaydınız gerçekten bu tebessümünüz hâlâ yüzünüzde olur muydu, çok merak ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O zaman 17-25 Aralığı niye savunuyorsun? Aynı savcılar, aynı hâkimler…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Bakanım, siz Fetullah terör örgütüyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, lütfen tamamlayın.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamamlayacağım.

Siz Fetullah terör örgütüyle kol kola girip resimler verirken, Bank Asya’nın açılışını yaparken, Fetullah terör örgütünün okullarına yardımcı olurken, kaynak aktarırken burada bulanan muhalefetin tamamı “Bu yaptığınız doğru değildir. Siz bir terör örgütüne yardımcı yataklık ediyorsunuz.” diyorlardı, bunların tümüne siz “vatan haini” diyordunuz. Şimdi, gerçekten, hiç yüzünüzde bir kızarma olmadan…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ayıp edersin, ayıp edersin!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özkoç, cümlelerimize dikkat edelim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Rica ediyorum.

…Fetullah Gülen örgütünün yan yana mücadelesini veren Hükûmetin bir parçası olarak bunu “Yahu adalet yerine gelir ama geç gelir.” diyerek binlerce akademisyeni, binlerce öğretmeni, binlerce türbanlıyı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - …binlerce masumu cezaevlerinde süründürürken bu rahatlığı nasıl buluyorsunuz, çok merak ediyorum.

Size son sözüm: Adalet geç tecelli eder ama bir gün adalet sizin için tecelli ettiğinde bu millet bir oh çekecek Sayın Bakanım. Ben sizin yüzünüzü o zaman görmek istiyorum.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Geciken adalet, adalet değildir.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama toplu bir cevap verseniz iyi olur Sayın Bakanım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok, soru-cevap bitmiş.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım, sizi dinliyoruz.

28.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, şunu söylüyorum: Bakın, biz “FET֒ye ilişkin hâkimleri tasfiye edelim.” dediğimizde bir yasa çıkardık, daha Resmî Gazete’de yayımlanmadan Anayasa Mahkemesine hemen gidip başvuranın kim olduğunu bu aziz millet biliyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Anayasa’ya aykırı iş yapıyorsunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir darbe yapılmış, darbe yapıldıktan sonra bu terör örgütü başı “Böyle sendika kuracaksınız, böyle banka kuracaksınız, böyle bankayı destekleyeceksiniz, böyle sendikaya üye olacaksınız.” dediğinde; devlet, bir terör saldırısı karşısında ilk refleks olarak “Bunun söylemiş olduğu sendika üyelerinin devletle ilişiğini keselim, bankaya onu desteklemek için para yatıranların pekâlâ devletle ilişiğini keselim.” dediğinde, onlara sahip çıkıyor gibi gözüküp de ve onların terörist olduğunu âdeta dünya bildikten sonra onları kimin savunduğunu da bilen o. Yani biraz insaf! Yaptığınıza bakın da ondan sonra… Millet biliyor, hiç şüphe etmeyin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ben de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.24

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

506 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1945) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 506) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, 457 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

2.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:457)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, 385 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

3.- Geçici İthalat Sözleşmesinde Yapılan Değişikliklere İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/712) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 385)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Aralık 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.29



(x) 506 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.