TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           27’nci Birleşim

                                                                                 22 Kasım 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- YOKLAMALAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin İzmit ilçesinde faaliyet gösteren POSCO Assan Fabrikasının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Kayseri’ye ve Türkiye’de sadece Kayseri’de yetişen gilaburu bitkisine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, İzmit’in Cedit Mahallesi’nde kentsel dönüşüm sorununa ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, tüm milletvekillerini hayvan hakları konusunda duyarlı ve sağduyulu bir iş birliğine çağırdığına ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi’nin, doların tarihî yükselişine ve sorumluluğun siyasi iktidarda olduğuna ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, iktidarın Suriyelilere yaptığı harcamalarla ilgili bilgi vermesi gerektiğine ve Şile ilçesinde 13 köyün baraj kapsamından çıkarılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, Çocuk Hakları Haftası’na ve Gündem Çocuk Derneğinin kapatılmasına ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, dolar kurunun 4 TL’ye dayanmasına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin, “Bosna kasabı” olarak bilinen Ratko Mladiç’in soykırımdan suçlu bulunmasına ve Boşnaklarla ilgili ifadeleri nedeniyle Rasim Ozan Kütahyalı’yı şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümüne ve 23 Kasım 1970’te şehit edilen Ertuğrul Dursun Önkuzu’yu rahmetle andığına ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Mersin Akkuyu Nükleer Santral ÇED Raporu’nun iptaliyle ilgili duruşmaya ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nükleer santralle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Suriyelilere yapılan harcamalarla ilgili açıklama yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’de enerji hizmetlerinin özelleştirilmesine ve elektrik kesintileri nedeniyle yaşanan mağduriyetlere çözüm bulunmasını istediğine ilişkin açıklaması

12.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana Hafif Raylı Sistem Projesi’ne ilişkin açıklaması

13.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Suriyelilere yapılan harcamalarla ilgili açıklama yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Erzurum’un tarihî sanat merkezinin İbrahim Erkal Sanat ve Kültür Merkezi olarak restore edilip hizmete açılmasına, Beşiktaş Futbol Takımını tebrik ettiğine ve 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne ilişkin açıklaması

15.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhuriyet gazetesi İnternet Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’e bir “tweet” nedeniyle hapis cezası verilmesine ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın, “Bosna kasabı” olarak bilinen Ratko Mladiç hakkında soykırım yaptığı kararı verilmesine ve Beşiktaş Futbol Takımını Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısından dolayı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

17.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, Sevim Dağdelen’in Alman Parlamentosunda YPG sembolü açmasını ve terör örgütleri üzerinden kirli planlar uygulamayı sürdüren emperyalist ülkeleri kınadığına ilişkin açıklaması

18.- Tekirdağ Milletvekili Ayşe Doğan’ın, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne ilişkin açıklaması

19.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, çocukların geleceğimiz olduğuna ilişkin açıklaması

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkan Beşiktaş Futbol Takımını kutladığına, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne, gazilerin sorunlarına, GATA Rehabilitasyon Merkezinin yönetiminin askerler tarafından yürütülmesinin ve OHAL Komisyonuna işlerlik kazandırılmasının çok önemli olduğuna ilişkin açıklaması

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Midilli Adası sahilinde 3 çocuğun cesedinin bulunmasına, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanının bir HDP milletvekilinin komisyon çalışmasından çıkarıldığına dair yazısıyla ilgili Meclis Başkanlık Divanını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

22.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Rasim Ozan Kütahyalı olayının takipçisi olduklarına ve Çerkez Ethem konusuna tüm boyutlarıyla açıklık getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, “Bosna kasabı” olarak bilinen Ratko Mladiç hakkında soykırım yaptığı kararı verilmesine, Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkan Beşiktaş Futbol Takımını kutladığına, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne ve Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümüne ilişkin açıklaması

24.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Şampiyonlar Ligi’ndeki başarışı nedeniyle Beşiktaş Futbol Takımını tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Malatya Cemal Gürsel Mahallesi’ndeki 13 evin kapısının kırmızı boyayla işaretlenmesi nedeniyle İçişleri Bakanlığı ve güvenlik güçlerinden gerekli önlemleri almasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Cizre’de Ruken Cansırı adındaki bir çocuğa zırhlı araç çarpmasına ilişkin açıklaması

27.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Malatya’da yaşanan provokasyonu kınadığına ve ayrılıkta azap, birlikte rahmet olduğuna ilişkin açıklaması

28.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Malatya’da Alevi yurttaşların evlerini işaretleme olayını nefretle kınadığına ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Mardin Milletvekili Ali Atalan’ın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 108’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 109’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, yapıcı muhalefet anlayışı içinde Anayasa’ya aykırı önerge verilmemesi konusunda uyarıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

33.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 119’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 119’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 119’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 123’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 123’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Mersin’e hizmet noktasında Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekillerinin büyük hizmetleri ve gayretleri olduğuna ilişkin açıklaması

40.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 124’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, hayvan haklarıyla ilgili yasa tasarısını Meclise getirmek için tüm gruplarla birlikte çalışma yapılabileceğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Beşiktaş Futbol Takımını tebrik ettiğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Malatya’da yaşanan bazı evlerin kapılarının işaretlenmesi olayıyla ilgili İçişleri Bakanlığının verdiği bilgiye ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Malatya’da bazı evlerin kapılarının işaretlenmesi olayıyla ilgili olarak Malatya Valiliği ve İl Emniyet Müdürlüğünün çalışmalarının devam ettiğine dair beyanlarına ilişkin konuşması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Cizre’de Çevik Kuvvete ait URAL zırhlı aracının çarptığı Ruken Cansırı isimli 5 yaşındaki kız çocuğuna geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 117’nci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin önergesinin oylama sonucunun sehven “Kabul edilmiştir.” şeklinde açıklandığına ilişkin konuşması

7.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Türk sporunda artan şike, doping ve şiddetten arınmış bir yapı için bu tür programların engellenmesi adına, öncelikle RTÜK başta olmak üzere yetkili kurum ve kurullarca gerekli önlemlerin tespit edilmesi amacıyla 22/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Anayasa’yı ve insan haklarını korumakla görevli en üst yargı mercisinin, içtihat teşkil eden önceki kararlarını tanımamış olması, yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığını görmezden gelmesiyle birlikte yerel mahkemelerde devam eden yargı süreçlerini etkilemesi nedeniyle 22/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, yolsuzlukla etkin mücadele için gerekli yolların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 24/11/2017 Cuma günü toplanmamasına ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın HDP grup önerisi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklaması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve HDP Eş Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 116’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

11.- Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 124’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- SEÇİMLER

1.- Başkanlık Divanı Üyeliklerine Seçim

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir'in, sanal para birimi Bitcoin'in yasal statüsüne ve bu konudaki çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17304)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, 2002-2017 yılları arasında Manisa'daki kredi kartı kullanımı istatistiklerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17483)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, 2002-2017 yılları arasında Manisa'da bankalara kredi ve kredi kartı nedeniyle borçlanan vatandaşlara ve icra takibine uğrayanların sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17484)

4.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Manisa'da işsizlik sigortası kapsamında son beş yılda yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/17514)

5.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, 2017 yılı üniversite mezunu işsizlik oranı ile Kocaeli ilinde İŞKUR'a yapılan başvurulara ve üniversite mezunlarının başvurularına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/17516)

22 Kasım 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşimini açıyorum.

İyi çalışmalar diliyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

 Kapanma Saati: 14.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekilleri lütfen Genel Kuruldan ayrılmasın.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Sayın Ahmet İyimaya? Burada.

Sayın Nureddin Nebati? Burada.

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Sayın Kadri Yıldırım? Burada.

Sayın Mahmut Toğrul? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kocaeli İzmit ilçesinde faaliyet gösteren POSCO Assan Fabrikasının sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’e aittir.

Buyurun Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin İzmit ilçesinde faaliyet gösteren POSCO Assan Fabrikasının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere 2011 yılında İzmit’in en değerli tarım arazileri üzerinde kurulan POSCO Assan Çelik Sanayisindeki işçi kıyımından bahsetmek istiyorum. Güney Koreli olan POSCO Fabrikası, Kocaeli’nin Alikahya beldesinde, yöre halkının tüm tepkilerine rağmen, tarım arazileri üzerine inşa edildi. POSCO’da DİSK’e bağlı BİRLEŞİK METAL-İŞ’le örgütlenen işçilerden 80’i geçtiğimiz günlerde işten atıldı.

Şimdi, çok değil, bir ay öncesine gidelim, ekim ayında İstanbul’da gerçekleştirilen ILO 10’uncu Avrupa Bölge Toplantısı’nda konuşan Başbakan Binali Yıldırım demişti ki: “İş güvencesini, örgütlenme hakkını önemsiyoruz. Sendikalaşmaktan ve örgütlenmekten korkmayın. Bunu başardığımızda her sorunun üstesinden geliriz.” İşçi kardeşlerimize hitaben söylemişti bunları. Bir ülke düşünün, Başbakanı, “Örgütlenin, sendikalaşmaktan korkmayın.” diyor, işçiler de gayet haklı olarak kendi haklarını aramak için sendikalaşmaya başlıyor ancak sendikalaşmanın henüz daha ilk ayağında işlerinden oluyorlar. Bu nasıl iş, gerçekten bunu anlamakta zorluk çekiyoruz değerli arkadaşlar.

POSCO Assanda, işçilerin, kuralsız ve güvencesiz çalışma koşullarıyla ilgili iddiaları şunlar: “08.00-16.00 vardiyasında işe geliyorsun, gece 24.00’te tekrar çağırıyorlar, dinlenme hakkın yok. ’Sabah sekiz akşam sekiz çalışılacak.’ denildiğinde itiraz etme şansın yok. ’APF’ denilen hatlar var, bu hatlarda çalışan işçiler yemekhaneye gönderilmiyor. Hatların başına tabildotlar geliyor ve hatlardan ayrılmadan bu tabildotlarda yemeklerimizi yiyoruz. Altmış yedi gün aralıksız, haftalık izin kullanmadan çalışan işçi arkadaşlarımız var. İşçilerin sağlıklarının bozulması yönetimin umurunda bile değil. Hastalanan işten çıkarılıyor ya da direkt mobbing uygulanıyor. Mobbing uygulanan işçiler bir odaya sokuluyor, yazı yazmaları isteniyor, hatta, bir işçi, mesai saatinde oturtulduğu odada 800 sayfa yazıyı elle yazması isteniyor ve buna zorlanıyor. Fabrikanın bahçesine tonla para harcanarak düzenleme yapılıyor ama gelin görün nedense işçilerin kullandığı tuvaletler temizlenmiyor.” Daha da kötüsü, bu işçi arkadaşlarımız İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin (II)’nci fıkrasından yani “25/II” dediğimiz maddeden işten atılıyorlar. Bundan dolayı işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyorlar ve bundan sonra evlerine ekmek götürmek için çabaladıklarında, iş bulmak istediklerinde ne yazık ki bu madde karşılarına çıkıyor değerli arkadaşlar.

Tabii, bunlar sadece işçilerin iddialarının bir kısmı, daha bir sürü şeyden bahsediyorlar. Geçtiğimiz hafta işçi arkadaşlarımızla konuşmak için buluştuk, yaşananları yer yer gözleri dolarak anlattılar. Hatta, bakın bir işçimiz -burada özellikle fotoğrafını da göstermek istiyorum sizlere- gözü yaşlı, ağlayarak durumunu anlattı. “Ben eve, işten çıkarıldığımı söyleyemedim. Sabah işe gidiyor gibi çıkıyorum, akşam sanki işten eve dönüyormuş gibi tekrar evime giriyorum. Ben bunu aileme, anneme anlatamıyorum.” dedi. Bu da ne yazık ki iktidarın kurduğu kölelik düzeninin işçilere gözyaşı olarak yansıması değerli arkadaşlar. Bu gözyaşlarından bu düzeni kuran iktidarınız sorumlu. İşçileri ağlata ağlata işlerinden atan POSCO, “Bu yolda birlikte yürüyeceği çalışma arkadaşları arıyor.” şeklinde gazetelere ilan vererek yeni işçiler aramaya başladı bile. Peki, bu cesareti nereden alıyorlar? Tabii ki AKP iktidarının emekçileri düşürdüğü vahşi düzenden alıyorlar. Biz CHP olarak, Kocaeli’nin vekili olarak her daim hukuksuzlukların karşısında olacağız, her zaman olduğu gibi, işçi kardeşlerimizin arkasında değil, omuz omuza, yanında yerimizi alacağız. Tam da bu noktada AKP’li Kocaeli vekillerine sesleniyorum: Kocaeli size 7 vekil verdi. Kocaeli size 13 belediye başkanı verdi. Ey 7 vekil, neredesiniz? Neden susuyorsunuz? Neden görmüyorsunuz? Neden sağır ve körsünüz bu emekçilere karşı? (CHP sıralarından alkışlar) 7 vekil verdi size. Ey Kocaeli vekilleri; Cemil Yaman, Sami Çakır, Radiye Sezer Katırcıoğlu, Mehmet Akif Yılmaz, İlyas Şeker, Fikri Işık, Zeki Aygün. Kocaeli’nin –iktidar- 7 vekili, bu işçileri ne zaman görmeyi düşünüyorsunuz? Sırça köşklerinizden inip ne zaman bu işçilerin yanına gidip de hâlini hatırını sormayı düşünüyorsunuz? Suriyelilerden daha mı kıymetsiz bu işçilerimiz, bu emekçilerimiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Devamla) – Bu emekçileri görmek zorundasınız, siz Kocaeli milletvekilisiniz, iktidarsınız ve bu işçilerin hakkını hukukunu gözetmek zorundasınız diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Gündem dışı ikinci söz…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

BAŞKAN – …Türkiye’de sadece Kayseri’de yetişen gilaburu bitkisi hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dedeoğlu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu, bir dakika…

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kocaeli milletvekillerimize yönelik olarak “Gözleriniz kör mü, görmüyor mu?” şeklinde sayın konuşmacı bir ifadede bulundu. Kocaeli seçmenleri kendilerine bakan gözleri, kimin gördüğünü, kimin kör olduğunu demokratik seçimler marifetiyle takdir ediyorlar. Bunun dışındaki her tür değerlendirme spekülasyondur; kayıtlar için konuştum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Kayseri’ye ve Türkiye’de sadece Kayseri’de yetişen gilaburu bitkisine ilişkin gündem dışı konuşması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Sizleri seçim bölgem olan Kayseri’yle ilgili bilgilendirmek istiyorum.

Birincisi: Gilaburu meyvemiz. Anadolu medeniyetinin en güzel miraslarından biri olan Kayseri'ye özgü gilaburu meyvemizdir. Yeşil bahçelerde yetişen, kırmızı, tane tane üzümü andıran, salkım şeklinde bir meyvedir. Selçuklulardan beri gelen “gül ebru” adı, zaman içerisinde “gilaburu” adını almıştır. Özellikle sulak arazilerde yetişen gilaburu, mart ve nisan aylarında çiçek açmaya başlar, eylül ve ekim aylarında meyvelerini verir. Son zamanlarda yapılan bilimsel araştırmalara göre, böbreklerin çalışmasını artırır, böbrek taşlarını düşürür, idrar söktürür, kabızlığı önler, prostata karşı çok faydalıdır, bağışıklık sistemini güçlendirir, yaşlanmanın etkilerini geciktirir, sakinleştirici etkisiyle uykusuzluğu giderir, kolesterolün düşürülmesinde etkili olur, kanser tümörlerinin azalmasında etkilidir, çeşitli kadın hastalıklarında ve bebek düşüklerinin önlenmesinde etkilidir, yüksek tansiyon, sara nöbetleri ve astım hastalıklarının tedavisinde etkilidir, safra kesesi ve karaciğer hastalıklarına karşı iyi gelmektedir, kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde etkilidir, C vitamini ve antioksidan deposudur.

Gilaburu hem doğal sıkma suyu hem de sallama çay olarak içilmektedir. Doğal kullanıldığında birçok hastalığa iyi geldiği klinik testler ve araştırmalarla ispatlanan gilaburu çayını dünyaya tanıtmak istiyoruz. Gilaburunun sıkılarak yüzde 100 doğal şekliyle piyasaya tanıtım amaçlı arzı Bünyan Belediyemizce sağlanmıştır. Kısa zaman içerisinde, Bünyan Belediyemizce imalatının tamamladığı gilaburu çayı tüm dünyaya ve vatandaşlarımızın beğenisine sunulmuştur. Bünyan Belediye Başkanımız Sayın Şinasi Gülcüoğlu'na çalışmalarından dolayı huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Gilaburu suyu, Orta Anadolu'da yıllardır geleneksel bir içecek olarak tüketilir. Sulama sistemi, arazi ve işçilik dâhil, dekarı ortalama olarak 2.500 TL'ye mal edilebilir. 1 dekar alana ortalama 50 adet ağaç dikilebilir. Dört yılın sonunda 1 ağaçtan 20-30 kilogram arasında meyve elde edilebilir. Dolayısıyla 50 adet ağaçtan 1.000 ila 1.500 kilogram meyve elde edilebilir. Kilogram fiyatı bahçede 3 TL, piyasada 19 TL’dir. Gilaburu meyvesi üretecek yatırımcılara, yeterli büyüklükteki arazilerde bahçe kurmasını tavsiye ediyoruz. Özel bir kültür uygulaması, bakım ve ilaçlama ihtiyacı olmadığından, işçilik giderleri yük getirmeyeceği gibi kısa sürede de verim alınabilir. Böylelikle üretim konusunda yeni ve ekonomik getirisi yüksek bitkilerle kârlı üretimler sağlanmış olacak ve Türk tarımına da katkıda bulunmuş olacaktır.

İkinci olarak da kabak çekirdeği konusunda bilgi vermek istiyorum:

Değerli vekillerim, kabak çekirdeği üretiminde birinci bölge olan Kayseri'nin Tomarza ve Develi ilçelerinin yıllık üretimi 10 bin tondur. Bu rakam, Türkiye üretiminin yaklaşık yüzde 40’ına tekabül etmektedir.

Üretimin büyük çoğunluğu susuz tarım olup en lezzetli kabak çekirdeği ilçelerimizde yetişmektedir. Kabak çekirdeğinin faydaları bilimsel olarak incelenmiş “cebimizdeki doktor” olarak tanımlanmıştır.

Faydaları: Magnezyum, çinko, B2 vitami, omega 3 ve omega 6 açısından zengin bir besin kaynağıdır. Beyin fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olur, yaşlanmayı geciktirir. Göğüs, mide, akciğer, prostat ve kolon kanseri gibi kanser türlerine karşı da koruma sağlar. Karaciğer ve göz sağlığını güçlendirir. Günde bir bardak çiğ kabak çekirdeği kalp sağlığını korur, aynı zamanda kalp krizini engeller, bağışıklık sistemini güçlendirir. Kabak çekirdeği, prostat hastalıklarına karşı çok etkili olan çinkoyu bol miktarda içermektedir. Düzenli olarak tüketen erkekler, prostata karşı önceden önlemini almış olur. Avrupa’da yaşayan erkeklerde yapılan prostat testlerinde en düşük oranın Türklerde olduğu görülmüştür. Bu olumlu sonucun sebebi, kabak çekirdeği tüketimine bağlanmıştır. Yapılan deneyler sonucunda kabak çekirdeğinin insülin direncini dengelediği, diyabet hastalığının tedavisinde yardımcı olduğu anlaşılmıştır. Akşamları yatmadan önce tüketilen bir miktar kabak çekirdeği vücudun yorgun ve stresli olduğu zamanlarda hormonları düzenler ve rahat bir uykuya dalmanızı sağlar.

Bu duygularla, hepinizi saygı, sevgi, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in doğumunun 100’üncü yılı münasebetiyle söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Alparslan Türkeş, Sultan Alparslan’ın vefatından sekiz yüz kırk beş yıl sonra, onun hayata gözlerini yumduğu gün, 25 Kasımda dünyaya geldi. Başbuğ Türkeş doğumuyla, âdeta Sultan Alparslan’dan hem adını hem ülküsünü devralmıştır. Çocukluk yılları -kendi ifadesiyle- Balkan Savaşı, Birinci Cihan Savaşı, Türk millî Kurtuluş Savaşı ve bu savaşların acı, tatlı hikâyeleriyle geçen Alparslan Türkeş’i hayata hazırlayan ilk gençlik yılları milletçe yaşadığımız çok önemli olayların etkisi altında geçmiş, ülkemizin her alanda kalkınması, yine kudret sahibi olması için düşünmeye başlamıştır. Bu erken başlayan gönül ve beyin mesaisi ileriki zamanlarda yazıya ve aksiyona geçirilmiş, Dokuz Işık doktriniyle somutlaşmış, milletimizle paylaşılan bir düşünce sistemi ve kalkınma modeli hâline gelmiştir. Alparslan Türkeş, yüreğindeki millet ve vatan aşkıyla harp okuluna girdi. Ağustos 1938’de teğmenliğini Atatürk tasdik etti. Böylelikle Atatürk’ün imzasıyla asil Türk ordusunun şerefli bir subayı olmuştur.

Başbuğ Türkeş, 27 yaşında, dişiyle tırnağıyla mücadele ettiği ülkü yolunda tabutluklarda işkenceye uğradı, tırnakları çekildi; 12 Eylül zindanlarında susturulmak istendi. Ancak ne onu susturabildiler ne de kutlu davasını yok edebildiler. 12 Eylül 1980 darbesine kadar Milliyetçi Hareket Partisinin 13 il başkanı, 44 ilçe başkanı, çoğu ailesiyle birlikte, katledildi, binlerce ülkücü şehit edildi. Ancak bunca saldırıya ve zulme rağmen ülkü çınarı büyüdükçe büyüdü.

Başbuğ Türkeş şöyle der: “Ülküsüz insan dümensiz, pusulasız bir gemi gibidir.” Alparslan Türkeş, ülkü sahibi bir fikir ve hareket adamıdır; cesaretin, ferasetin, feragatin, dirayetin, Türklük gurur ve şuurunun, İslam ahlak ve faziletinin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Genç yaşta gönlüne düşen sevdayı bir fikir hareketine dönüştürmüş, zamanın ve mekânın kervanına katmıştır. Milliyetçilik fikriyatını siyasetinin merkezine oturtmuş, siyasi bir program hâline getirmiştir. Bu siyasetin merkezinde millet ve demokrasi vardır. Millet ve milliyetçilik çok partili demokrasiyi esas alan, kapsayıcı, toplayıcı, hiçbir farklılığı ayrıcalığa gerekçe saymayı reddeden bütünleştirici bir anlayıştır. Bütün özellikleriyle, topyekûn varlığıyla ayrılık kabul etmeyen Türk milleti anlayışı ve siyasetidir bu. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi milleti bir bütün olarak referans aldığı için ırkçılığa, demokrasiyi referans aldığı için de her türlü totaliterliğe ve faşizme karşıdır. Başbuğ Türkeş yalnız Türkiye için değil, bütün Türk dünyası için de bir liderdir. O, Türk siyasetinin ve devlet hayatının mümtaz şahsiyeti olarak Türk milletinin devletiyle, vatanıyla onurlu bir şekilde kıyamete kadar yaşamasını ülkü edinmiştir. İleri görüşlü, isabetli tespitleri, vatan, millet sevdalısı bir devlet adamı vasfıyla milyonlarca gencin yetişmesine vesile olmuş, bize Türk milliyetçiliği, ülkücülük ve Milliyetçi Hareket Partisi gibi büyük bir miras bırakmıştır. Milyonlarca seveni “Başbuğ Türkeş” nidalarıyla yüreklerinde Yesevi sevgisi, gönüllerinde Yunus sevgisi, bakışlarında Fatih bakışı ve duruşlarında Atatürk duruşuyla kutlu yolu takip ediyor. Emaneti devralan ülkücü kadrolar, bayrağı daha ileriye taşımak için mücadele etmektedir. Mekânı nur olsun, “şahidimdir” dediği şehitler yoldaşı olsun.

Sözlerime son verirken Başbuğ Türkeş’in şu çağrısını büyük bir onurla tekrarlıyorum: “Davran ey Türk oğlu, davran! Elde kalan son vatan parçasıdır… Bir Bozkurt gibi davran! Gayrete gel, çalışmaya koyul.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - “Eski günler yeniden doğsun, zafer ve şan bayrakları ufuklara doğru yeniden açılsın. Her şeyin üstünde büyük Türkiye, bizim bahtiyar Türkiye'miz yükselsin.” (MHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Bu vesileyle biz de Sayın Alparslan Türkeş’e tekrar Allah’tan rahmet diliyoruz, mekânı cennet olsun.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakikalık söz vereceğim.

Bugün talep fazla olduğu için ve ricalar da fazla olduğu için 20 kişiye söz vermeyi kararlaştırdık.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Hürriyet, Sayın Engin, Sayın Hakverdi, Sayın Tanal, Sayın Yarayıcı yerine Sayın Sarıhan, Sayın Topal yerine Sayın Özdiş, Sayın Benli yerine Sayın Bürge, Sayın Şimşek, Sayın Çamak, Sayın Yedekci, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Tümer, Sayın Köksal, Sayın Ilıcalı, Sayın Adıgüzel, Sayın Sancaklı, Sayın Karayel, Sayın Doğan ve Sayın Kılıç.

Buyurun Sayın Hürriyet.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, İzmit’in Cedit Mahallesi’nde kentsel dönüşüm sorununa ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugünlerde İzmit’in Cedit Mahallesi’nde “kentsel dönüşüm” sesleri yükselmeye başladı. Burada yıllardan beri oturan vatandaşlarımız kendilerine bilgi verilmeden yapılan bu kentsel dönüşümden oldukça rahatsız durumdalar.

Kentsel dönüşümün vatandaşın cebine el atarak, üç kuruşuna göz dikerek rantsal dönüşüme çevrilmek istenmesine karşıyız. Vatandaştan habersiz mahallelerde fotoğraflar çekiliyor, evlerine tek tek kimlik çıkartılıyor ama insanlara bu kimlikler konusunda tek bir bilgi dahi verilmiyor.

Vatandaşlarımızın cebine, hakkına, hukukuna uzanmak isteyen ellerin takipçisiyiz. Ranta karşı mücadelede halkımızın yanında mücadele edeceğiz. Cedit Mahallesi sakinleri asla yalnız değildir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, tüm milletvekillerini hayvan hakları konusunda duyarlı ve sağduyulu bir iş birliğine çağırdığına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aynı dünyayı paylaştığımız dostlarımız hayvanlara yönelik kötü muamele ve hak ihlalleri ne yazık ki artarak devam ediyor. Aylar önce de bu konuda Mecliste konuşmuştum ve “Hayvan dostlarımızın yaşam koşullarını iyileştirecek yasal düzenlemeler için bir an evvel tüm partiler birlikte çalışmalıyız.” demiştim. Hayvan hakları ihlallerinin bir daha yaşanmaması için Meclis Başkanlığına kapsamlı bir araştırma önergesi de sunmuştum ama ne yazık ki Hükûmetten bu konuda beklediğimiz desteği göremiyoruz. Oysa kamuoyu vicdanı hayvan hakları konusunda çok rahatsız. En son, geçen hafta www.change.org’ta başlatılan bir kampanyada bir haftada 230 bini aşkın imza toplandı. Meclis yüz binlerce vatandaşımızın bu talebini görmezden gelemez, gelmemeli. Tüm milletvekillerini hayvan hakları konusunda duyarlı ve sağduyulu bir iş birliğine tekrar çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, hayvan haklarıyla ilgili yasa tasarısını Meclise getirmek için tüm gruplarla birlikte çalışma yapılabileceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bu konuda ben de bir bilgi vermek isterim Sayın Genel Kurula.

Geçen dönem benim de katkı sunduğum bir yasa tasarısı Komisyondan geçmişti ancak yasama yılı bittiği için o kadük oldu. Komisyondan geçen ve kadük kalan o yasa tasarısını ben inceliyorum. Grup başkan vekillerinizle görüşürüm; eğer uygun görürlerse 1’er arkadaşla, 2’şer arkadaşla birlikte o tasarıyı inceleriz. Uygun gelirse -tabii ki herkes kendi grubuyla, ilgili grup başkan vekiliyle görüşerek- en kısa zamanda bu yasa tasarısını Meclise getiririz diye düşünüyorum bir hayvansever olarak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, özür diliyorum.

Şimdi, bu konuyla ilgili, o tasarının daha iyileştirilmesi, daha geliştirilmesiyle ilgili yeni tekliflerimizi verdik. Eğer…

BAŞKAN – Sayın Tanal, biraz önce dedim ki: Beraber bir çalışma yaparız; her gruptan belirli sayıda, 1 veya 2 arkadaş olur. Var olan teklifleri de inceleriz; hepimizi tatmin edici, daha doğrusu hayvanları en yüksek düzeyde korumaya yönelik bir teklif hâline getiririz bunu. Ben bunun takipçisi olacağım, söz veriyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Hakverdi…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi’nin, doların tarihî yükselişine ve sorumluluğun siyasi iktidarda olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2013 yılında 1,88 seviyesinde olan dolar Gezi direnişi zamanında 4 kuruş artarak 1,92 seviyesine çıkmıştı. Dönemin Başbakanı başta olmak üzere AKP sözcüleri ve yandaş medya bu 4 kuruşluk artışı Gezi direnişine, oradan da faiz lobisine bağlamıştı. Bugün ise dolar tarihî bir rekor kırarak 3,98 seviyesine yükseldi. Yaşanan her krizde kendisi dışında sorumlular arayan AKP ülkeyi kendi yönetmiyormuş gibi davranmaktadır. Sorumluluk siyasi iktidarındır. Vatandaşın yastığının altında olmayan altın ve dolara göz dikip, paraları istifleyip Malta’ya götürenler bu ülkenin dostu, yöneticisi ve daha önemlisi vatansever olamazlar.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, iktidarın Suriyelilere yaptığı harcamalarla ilgili bilgi vermesi gerektiğine ve Şile ilçesinde 13 köyün baraj kapsamından çıkarılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, siyasi iktidar Suriyelilere harcadığını iddia ettiği 30 milyar doları nereye, ne zaman harcamıştır? Bunun belge ve bilgilerini bir parlamenter olarak istiyoruz, eğer bunu bize vermiyorlarsa kamuoyuyla paylaşmalarını talep ediyoruz.

Şile ilçemizin 1960 yılından beri baraj kapsamına alınan 13 tane köyü bugüne kadar -İSKİ şerhi var- tapusunu satamıyor, herhangi bir yapı yapamıyor. 13 köyümüz baraj kapsamında kaldığı için mağdur ve bu baraj nedeniyle bir kamu yararı da yoktur. Baraj kapsamında kalan 13 köyümüzün baraj kapsamından çıkarılmasını talep ediyorum.

Selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Sarıhan…

5.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, Çocuk Hakları Haftası’na ve Gündem Çocuk Derneğinin kapatılmasına ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Bu hafta biliyorsunuz Çocuk Hakları Haftası. Biraz önce Gündem Çocuk Derneğinden arkadaşlarımız Türkiye Büyük Millet Meclisindeydiler. “365 günde 365 çocuk ihlali”ni belgeleyen raporlarını biraz önce bizim aracılığımızla basına sundular. Bunun son derece olumsuz bir durum olduğuna işaret etmek istiyorum çünkü Gündem Çocuk kapatılmış bir dernek, tam bir yıl önce bugün kapatılmıştı. Gündem Çocuk, hem Millî Eğitim Bakanlığıyla hem de sivil toplumun diğer kesimleriyle hep bir arada çocuk hakları için, çocukların üstün yararı için çalışmalar yürütmüş olan bir derneğimiz. Onun kapalı olması ve kendisinin değil bizim tarafımızdan raporunun yayınlanıyor olmasının üzüntücü verici bir durum, aynı zamanda utanç verici bir durum olduğuna işaret etmek isterim. Bunun tek nedeni OHAL koşullarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Sayın Özdiş…

6.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, dolar kurunun 4 TL’ye dayanmasına ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sorum Sayın Başbakana: 2010 yılında TBMM’ye sunulan Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda belirlenen hedeflere göre, 2018 yılında dolar kurunun 1,97 olması öngörülüyordu. Ancak bugün dolar kuru 4 TL’ye dayandı. Dış politikadaki basiretsiz ve umursamaz tavırlarınız, Rıza Sarraf gibi bir insanı ülkenin ağababası yapmanız, devletin bakanlarını önüne yatırmanız, konuyu millî mesele hâline getirmez, AKP’nin meselesi hâline getirir. Halk Rıza Sarraf’ın ABD’deki akıbetiyle değil cebine giren maaşla ve alışveriş yaparken aldığı ürünün fiyatıyla ilgileniyor. Türkiye Cumhuriyeti sadece siz, bakanlarınız ve Rıza Sarraf’tan ibaret değil. Lütfen kafanızı kumdan çıkarın Sayın Başbakan.

Ayrıca, Suriyelilere 30 milyar dolar harcadığınızı söylüyorsunuz. Lütfen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bürge…

7.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin, “Bosna kasabı” olarak bilinen Ratko Mladiç’in soykırımdan suçlu bulunmasına ve Boşnaklarla ilgili ifadeleri nedeniyle Rasim Ozan Kütahyalı’yı şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Başkanım, “Bosna kasabı” diye bilinen katil kere katil Ratko Mladiç, insanlığa karşı suçtan, soykırımdan uluslararası mahkeme tarafından suçlu bulunmuş ve müebbet cezaya çarptırılmıştır. Bosnalı kardeşlerimiz için güzel bir haber. Bu vesileyle bütün Bosnalı şehitlerimize rahmet diliyorum.

Ayrıca Boşnak kardeşlerimizi derinden üzen, uzun dilini, nefret dilini kullanarak yaralayan Rasim Ozan Kütahyalı’yı şiddetle kınıyorum. Bu konuda İstanbul Bosna Sancak Kültür ve Yardımlaşma Derneği başta olmak üzere bütün sivil kuruluşlara, duyarlı olan milletvekili arkadaşlarıma ve Hidayet Türkoğlu kardeşime özellikle teşekkürü bir borç biliyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

8.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümüne ve 23 Kasım 1970’te şehit edilen Ertuğrul Dursun Önkuzu’yu rahmetle andığına ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün Türk dünyasının bilge lideri Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümü. Türk dünyasına önderlik eden, Türk milletine kılavuzluk eden Başbuğ Alparslan Türkeş’in ölüm yıl dönümünü kutluyorum ve rahmet diliyorum.

Ayrıca, bugün, yine, 23 Kasım 1970’te Ankara Teknik Öğretmen Okulunda üç gün işkence edildikten sonra, ciğerlerine pompayla gaz basıldıktan sonra şehit edilip üçüncü kattan aşağıya atılan Ertuğrul Dursun Önkuzu’yu rahmet ve minnetle anıyorum.

“Önkuzu hey!... Önkuzu!...

Önde gider Önkuzu...

Anası 'Dursun' demiş...

Durmaz... gider Önkuzu.” diyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çamak.

9.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Mersin Akkuyu Nükleer Santral ÇED Raporu’nun iptaliyle ilgili duruşmaya ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nükleer santralle ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Danıştayda Mersin Akkuyu Nükleer Santral ÇED Raporu’nun iptaliyle ilgili duruşmayı izledik. ÇED raporunun sonuç bölümünde eksiklikleri olmasının vurgulanmasına rağmen “yapılabilir” yönünde görüş belirtilmiştir. Bütün dünyada olan nükleerle ilgili kazalar ve zararları duruşmada bilirkişiler tarafından heyete sunuldu. Ancak bu duruşmadan bir gün evvel yani dün Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İsteseniz de istemeseniz de nükleer santral yapılacak.” demesi oldukça anlamlıdır. Bu durumun mahkeme heyetine talimat olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin takdirini kamuoyuna bırakıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN– Ben de teşekkür ederim Sayın Çamak.

Sayın Yedekci…

10.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Suriyelilere yapılan harcamalarla ilgili açıklama yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Siyasi iktidar Suriyelilere 30 milyar dolar para yardımı yapıldığını söylemiştir ama bu 30 milyar dolar yardımın nereye, ne şekilde yapıldığı konusunda herhangi bir açıklama yapmamıştır. Bu konuda herhangi bir belgeye de ulaşamadık. Ne Meclise ne kamuoyuna bu konuda bir açıklama yapılmadı. Örneğin ben İstanbul Milletvekili olarak İstanbul’da kaç Suriyeli yaşıyor ve bu Suriyelilere bu paralar kaç para olarak aktarılmıştır ve hangisine ne kadar aktarılmıştır… Bu konularda bir bilgi sahibi değiliz. Bugün 30 milyar dolar yaklaşık olarak 120 katrilyon liradır. 120 katrilyon lira bugünkü ekonomimizde çok büyük bir paradır. Esnaf siftahsız dükkânını kapatırken, işçi evine ekmek parası götüremezken, öğrenciler yürüyerek okullarına giderken, yol paraları yokken bu paraların Suriyelilere gönderildiği, verildiği söyleniyor ama kimlere verildiği konusunda bizim endişelerimiz var. Acaba yandaşlara mı verildi, yakınlara mı verildi, akrabalara mı verildi diye endişelerimiz var.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

11.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Mersin’de enerji hizmetlerinin özelleştirilmesine ve elektrik kesintileri nedeniyle yaşanan mağduriyetlere çözüm bulunmasını istediğine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Mersin’de enerji hizmetleri 2013 yılında özelleşti ancak hizmet kalitesi bir türlü artmadı. Elektrik kesintilerinin azalacağını beklerken artarak devam eden elektrik kesintileri halkımızı, esnafımızı, sanayicimizi, çiftçimizi artık canından bezdirdi. Halkımız faturasını ödüyor, her geçen gün artan vergilerini de ödüyor ama elektriği kullanamıyor, kesintilerle aniden düşüp artan voltaj nedeniyle elektrikli cihazlar bozuluyor, kullanılamaz hâle geliyor; bir de bu zararın bedelini ödüyor. Elektrik şirketi yetkilileri maalesef yaşanan tüm bu kesintilere ve mağduriyete duyarsız kalıyor. Elektrik dağıtım şirketi elektrikten para kazanırken Mersin’de neden bu kadar elektrik kesiliyor? Mersin halkının bu mağduriyetine bir an önce çözüm bulunmasını istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Tümer...

12.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana Hafif Raylı Sistem Projesi’ne ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, yapımına 1996 yılında başlanan ve 2010 yılı Mayıs ayında resmî açılışı gerçekleştirilen 535 milyon dolar maliyetli Adana Hafif Raylı Sistem Projesi sağlıklı çalışmamaktadır. Belediye çalışanları aylardan bu yana maaş alamazken Adana Büyükşehir Belediyesi gelirlerinin yüzde 40’ı raylı sistem borcuna kesilmektedir. Ayrıca, 2010 yılında hizmete açılan taşıma sisteminin yedi yıldan bu yana kesin kabulünün yapılmaması ayrı bir sorundur. Bu hâliyle metronun çalışması büyük bir risk taşımaktadır. Hükûmet, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar düzeyinde verilen sözü acilen yerine getirmeli, raylı sistemi acilen bakanlığa devretmelidir. Zira sistemin baştan aşağıya yenilenmesine, hastaneye, postaneye, stada, üniversiteye uğramayan raylı sistemin ikinci etap çalışmalarına bir an önce başlanılmalıdır. Türkiye’nin birçok yerinde tramvay hatları proje ve yapım çalışmalarını Bakanlar Kurulu kararıyla Ulaştırma Bakanlığının üstlendiği bilinmektedir. Adanalıların da raylı sistem...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tümer.

Sayın Köksal...

13.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Suriyelilere yapılan harcamalarla ilgili açıklama yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – İşsizliğin tavan yaptığı, doların yükselişte rekor kırdığı, yatırımların yürümediği, çiftçinin, esnafın kan ağladığı, şirketlerin ardı ardına iflas bayrağı çektiği, emeklilikte yaşa takılanın, 4/C’linin, taşeron işçinin, okulları kapatılan askerî öğrencilerin, şehit yakınlarının ve gazilerin haklı taleplerine iktidar tarafından kayıtsız kalındığı ülkemde, AKP Genel Başkanı Suriyeliler için 30 milyar dolar harcandığını söyledi. Biz de buradan soruyoruz: Bu 30 milyar dolar nerede, ne zaman, hangi illerdeki Suriyeliler için harcanmıştır? Bu konuda net bir açıklama bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

14.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Erzurum’un tarihî sanat merkezinin İbrahim Erkal Sanat ve Kültür Merkezi olarak restore edilip hizmete açılmasına, Beşiktaş Futbol Takımını tebrik ettiğine ve 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Mayıs ayında beyin kanaması sonucu hayatını kaybeden ünlü sanatçı, hemşehrimiz, dostumuz, güzel insan İbrahim Erkal’ın acısını hâlâ yaşıyoruz.

Dün Erzurum Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı çok önemli bir vefa örneği verdi, teşekkür ediyoruz. Erzurum’un tarihî sanat merkezini İbrahim Erkal Sanat ve Kültür Merkezi olarak restore edip hizmete açtı. Bunun için Türkiye’nin değişik yerlerinden dernekler, vakıflar, sanatçılar oradaydı. Bu işi gerçekleştiren, emeği geçen, oraya katılan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Ayrıca, Beşiktaş Kulübü’nü tebrik ediyorum, dün çok önemli bir başarıya imza attı. Emeği geçen sporculara, antrenörlere, herkese teşekkürler.

Son olarak da bir diş hekimi eşi olarak, diş hekimlerinin gününü kutluyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Adıgüzel…

Sayın Adıgüzel’in yerine Sayın Tüm…

15.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhuriyet gazetesi İnternet Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’e bir “tweet” nedeniyle hapis cezası verilmesine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet gazetesi İnternet Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’e sosyal medya sitesinde elli iki saniye boyunca kalan bir “tweet” nedeniyle terör örgütü propagandası yapmak suçundan üç yıl bir ay hapis cezası verilmiştir.

Hükûmete soruyorum: Oğuz Güven’e verilen hapis cezası gazetecileri düşman görme zihniyetinizin bir sonucu mudur? Twitter’da elli iki saniye kalmış bir “tweet”e üç yıl hapis cezası verilen dünyada başka bir ülke var mıdır? Ekranda elli iki saniye kalan bir “tweet”e FETÖ propagandası gerekçesiyle üç yıl ceza veriliyorsa, 2002’den 2014’e kadar yılarca FETÖ övgüleri yapanlara kaç yıl ceza verilmelidir?

Her darbe döneminde hedef olan Cumhuriyet’in 20 Temmuz sonrasında yargılanması da bir tesadüf müdür? Tutuklu gazeteci sayısında Avrupa birincisi olan ülkemizin, uluslararası kamuoyunda itibarı nasıl düzeltilecektir?

BAŞKAN – Sayın Sancaklı…

16.- Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın, “Bosna kasabı” olarak bilinen Ratko Mladiç hakkında soykırım yaptığı kararı verilmesine ve Beşiktaş Futbol Takımını Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısından dolayı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Bosna kasabı” olarak anılan Bosnalı Sırpların Komutanı Ratko Mladiç hakkında nihai karar bugün açıklandı. Mladiç’in soykırım yaptığına karar verildi. Yakalandığı 2011 senesinden beri eski Yugoslavya’da işlenen suçlar için kurulan, Birleşmiş Milletlere bağlı eski Yugoslavya için kurulan uluslararası ceza mahkemesi tarafından tutuklu olarak yargılanan 75 yaşındaki eski general ömür boyu hapse mahkûm olmuştur. Geç de olsa adalet yerini bulmuştur. Bu kararla Bosna’da soykırım yapıldığı resmen kabul edilmiştir. Evet, o zamanlarda yaşananları geri getiremeyiz ancak bu alınan yerinde kararla dünyada bulunan tüm Bosnalı, Türk ve Müslüman dünyasının bir nebze de olsa yüreğine su serpilmiştir.

Öte yandan, dün akşam oynanan maçta Beşiktaş’ımız Şampiyonlar Ligi’nde Porto’yla berabere kalarak bir üst tura çıkmıştır, bundan sonra da ilk 16’ya kalmıştır ve devam edecektir. Tebrik ediyor, başarılar diliyorum. Çok sevinmeye ihtiyacımız olan bu dönemde inşallah Beşiktaş’ımız Şampiyonlar Ligi’ni alır ve Türkiye'ye gelir. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Karayel…

17.- Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel’in, Sevim Dağdelen’in Alman Parlamentosunda YPG sembolü açmasını ve terör örgütleri üzerinden kirli planlar uygulamayı sürdüren emperyalist ülkeleri kınadığına ilişkin açıklaması

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yurt dışında görev yapan Alman askerlerinin görev sürelerinin uzatılması hakkında Alman Parlamentosunda yapılan oturumda sol partili Sevim Dağdelen’in YPG sembolünü açmasını kınıyorum. Alman iç istihbarat servisinin terör örgütü PKK’nın ülkede 14 bin yandaşının bulunduğunu bildirmesi ve bu terör örgütünün uyuşturucu, insan ticareti ve haraç toplama gibi suçlarının tespit edilmesine rağmen Almanya’da yasak örgüt olan PKK’nın Suriye ve Irak’taki uzantısı terör örgütü YPG’nin bir kâğıt üzerindeki sembolünün çıkarılıp Alman Hükûmetini, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın muhafızlığını yapmakla suçlamasını, terör örgütünün uluslararası uzantılarının Türkiye'ye karşı skandal saldırılarının devamı olarak nitelendiriyorum. FETÖ, PKK, PYD, YPG ve diğer terör örgütlerinin, müttefiklik anlayışına uygun şekilde, Almanya başta olmak üzere bütün ülkelerden temizlenmesi gerekmektedir. Orta Doğu’da böl-parçala-yönet stratejisini uygulayan, özellikle terör örgütlerine silah desteği veren, terör örgütleri üzerinden kirli planlar uygulamayı sürdüren emperyalist ülkeleri kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karayel.

Sayın Doğan…

18.- Tekirdağ Milletvekili Ayşe Doğan’ın, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne ilişkin açıklaması

AYŞE DOĞAN (Tekirdağ) – Teşekkürler Sayın Başkan.

22 Kasım Diş Hekimleri Günü nedeniyle söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, vatandaşlarımızın ağız ve diş sağlığının korunmasında her türlü ağız bakımını ve tedavilerini özverili çalışmalarıyla sağlayan diş hekimlerinin ve personellerinin 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’nü en içten dileklerimle kutlarım. Günümüzde, vatandaşlarımızın her türlü ağız ve diş sağlığı tedavileri, koruyucu hekimlik, sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığımıza bağlı resmî kurumlarımızda verilebilmektedir. Yüce Mecliste bulunan diş hekimleri olarak gerek meslektaşlarımızın gerekse şu anda diş hekimliği fakültesinde okuyan öğrencilerimizin daha iyi şartlarda hizmet alabilmeleri ve hizmet verebilmeleri için Sağlık Komisyonu Başkanımız ve Bakanımız önderliğinde çalışmalarımız devam etmektedir.

Sağlık ağızda başlar ve sağlık ağızda biter temennisiyle, sağlıkla ve sağlıklı konuşmalar dileğiyle yüce Meclisi selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kılıç.

19.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, çocukların geleceğimiz olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İnsanların meyvesi, çocuklarıdır. Onlara güzel isimler vermeli ve onları helal lokmayla besleyip büyütmeliyiz çünkü çocuklarımız geleceğimizdir. Sağlıklı, eğitimli ve donanımlı olarak yetiştirmeli ve böylece geleceğimizi güvence altına almalıyız. Bir Çin atasözünde “Bir yılı düşünen, pirinç eksin; on yılı düşünen, ağaç diksin; bir asrı düşünen, çocuklarına yatırım yapıp insan yetiştirsin.” denmiştir. Hazreti Ali Efendimiz de “Çocuklarınızı bugün için değil, gelecek için yetiştiriniz çünkü onlar gelecek için yaratılmışlardır.” buyurur.

Kim demiş çocuklar küçük bir şeydir? Bir çocuk belki en büyük bir şeydir. Onlara bugünün küçükleri oldukları için sevgi göstermeli, yarının büyükleri olacakları için de saygı duymalıyız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, söz talebinde bulunan sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurun.

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkan Beşiktaş Futbol Takımını kutladığına, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne, gazilerin sorunlarına, GATA Rehabilitasyon Merkezinin yönetiminin askerler tarafından yürütülmesinin ve OHAL Komisyonuna işlerlik kazandırılmasının çok önemli olduğuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Öncelikle, dün akşam Şampiyonlar Ligi’nde bir üst tura atlayan Beşiktaş futbol takımımızı gönülden kutluyorum.

22 Kasım, Dünya Diş Hekimliği Günü. Bilindiği üzere, ağız ve diş sağlığı vücudun sağlığını doğrudan etkilemektedir. Maalesef, baktığımızda, aslında diş sağlığı konusundaki göstergeler son derece kötüdür. Türkiye'de 65 yaş üzerinde dişsizlik oranı yüzde 67. Yılda kişi başına 1’in altında diş fırçası tüketimi düşüyor. 2 evden 1’inde hiç diş fırçası yok ve her 3 kişiden 1’i günde 1 kez dahi dişini fırçalamıyor. Dolayısıyla bu konuda bir bilinçlendirme faaliyetinin yapılması gerekir. Hükûmetin üzerine düşen birtakım vazifeler var.

Gazilerimiz var, doğu, güneydoğu gazilerimiz var 1984 yılından itibaren özellikle, Kıbrıs gazilerimiz var, Kore gazilerimiz var, en son 15 Temmuz gazilerimiz var. Gazilerimizin tabii ciddi sorunları var, onların her birine değinecek değilim ancak ben bugün bir konuyu özellikle gündeme getirmek istiyorum: 1984 yılında gazi olan bir askerimiz, bir erimiz bugün 50 yaşının üzerinde. Genç yaştayken bazı konular tolere edilebiliyor, bunların ciddi bir kısmında ciddi engellilik var yani ve çok büyük ameliyatlardan geçiyor. Mesela ben 52 defa ameliyat olan bir gazi tanıyorum. Bunların sayısı da çok fazla, az değil en azından. İlaç kullanımları var, ilaç kullanımının vücut üzerinde yarattığı ciddi bir tahribat var yani genç yaşta bazı şeyler tolere edilebiliyor ama ileriki yaşlarda bunlarla ilgili ciddi sıkıntılar oluşacak veya bugün onların bakımına yardım eden çocukları var ama çocukları evlenecek -evli olanlar için söylüyorum- hiç evlenemeyen gazilerimiz var, bakacak kimsesi kalmayanlarımız var, eşleri yaşlanacak… Psikolojik sıkıntıları var, bu psikolojik sıkıntıların getirdiği bir kısım bunalımlar var, bunlar yaş ilerledikçe artıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Gazilerimizle sürekli görüşerek onların o ruh hâllerini anlayabiliyoruz. Dolayısıyla, burada bunları niye söylüyorum, bunları özellikle şunun için ifade etmek istiyorum: Mesela protez. Protez kullanımı da belli bir yaştan sonra mümkün değil, dolayısıyla, bu gazilerimize belli merkezlerde bakımını sağlayacak son derece özel bakımevleri yapılması gerekiyor. Bununla ilgili olarak bu geçmiş yıllarda çok fazla belki gündemimizde değildi ancak bundan sonra yaşlanmayla birlikte bu konunun mutlaka ve mutlaka çok fazla üzerine düşmemiz gerekiyor. Hemen bu vesileyle yeri gelmişken, biliyorsunuz, Bilkent’te GATA Rehabilitasyon Merkezi var, bu 15 Temmuz faciasından sonra oranın yönetimindeki yapılan değişikliklerle oranın yönetiminde ciddi bir kötüleşme var, bir iki başlılık var; bir tarafta Sağlık Bakanlığı var, bir tarafta askerler var. Buranın, bu bakımevinin, orada çünkü hep gazilerimizin olduğu bir yer ve burada da yönetimin askerler tarafından yapılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

Sayın Başkan, bir diğer önemli husus...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Çok kısa bir…

BAŞKAN – Son bir dakika ek süre vereyim size Sayın Usta, tamamlayın yine.

ERHAN USTA (Samsun) – Hepimizin bildiği üzere 22 Mayısta OHAL Komisyonu göreve başladı. Şimdi, tabii, toplumda OHAL Komisyonundan çok ciddi bir beklenti var. Ben kendilerini ziyaret de ettim, yerinde inceleme yaptık. OHAL Komisyonu Başkanı Selahaddin Bey de şimdi Adalet Müsteşarı oldu, oraya yeni bir atama da yapılmadı. Bu atamanın bir defa ivedilikle yapılması lazım. OHAL Komisyonundan toplumun beklentisi çok yüksek. Bu beklentinin boşa çıkartılmaması gerekiyor. Şimdi kurumlar kendi yapabileceği işleri dahi OHAL Komisyonuna havale ediyorlar. Mesela mahkeme kararları var, mahkeme kararları çerçevesinde kurumun diyelim ki ihraç etmişse iade yapması lazım. Bunlar da OHAL Komisyonuna gitsin diye kurumlar biraz işin kolaycılığına kaçıyor. OHAL Komisyonunun bu kadar işi çok kısa sürede halletme imkânı yok. Dolayısıyla toplumun beklentisi çerçevesinde, mağduriyet oluşmasın, suçlu olan cezalandırılsın ancak mağdurların bir an evvel mağduriyetinin giderilmesi konusunda OHAL Komisyonuna işlerlik kazandırılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu atamanın da ivedilikle yapılması lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yıldırım, buyurun.

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Midilli Adası sahilinde 3 çocuğun cesedinin bulunmasına, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanının bir HDP milletvekilinin komisyon çalışmasından çıkarıldığına dair yazısıyla ilgili Meclis Başkanlık Divanını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gün önce Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü. Fakat hepimizin utanmasını gerektiren görüntüler ve haberler bir iki gündür medyaya düşmüş durumda. Midilli Adası’nda 3 çocuğun cesedinin bulunmasıyla bir aile faciasını öğrenmiş olduk.

Sayın Başkan, bu aile faciasını irdelediğimizde bu kişilerin FETÖ soruşturması nedeniyle ihraç edilen bir aile ve Yunanistan’a kaçmaya çalışıyor. Kimler bunlar? Fizik öğretmeni Hüseyin Maden, sınıf öğretmeni eşi ve 3 çocuğu. Bunlar ihraç edilmişler. Artık bu ülkede kendileri ve çocukları için bir gelecek olmadığı inancıyla, kim bilir hangi hayaller, umutlarla Ege Denizi’ni geçerek Avrupa’ya gitmek isteyen bir aile dramı. Bu olayın hesabını vermesi gerekenler çok net ortadadır. Hiçbir soruşturma olmadan, hiçbir mahkeme kararı olmadan herhangi bir hassasiyet gözetmeksizin insanları ihraç eden Hükûmet ve Hükûmete eklenerek cezaları basan yargı bu olayın birinci dereceden sorumlusudur. Unutulmamalıdır ki sözüm ona alçak bir darbeyle mücadele ederken suçları belli olmayan insanları bu yola sürükleyenler, inanın, zemzem suyuyla yıkansalar, bu mazlumların elleri iki cihanda yakalarında olacak ve bu hesaptan kurtulamayacaklar. Düşünün, anne, baba ve 3 çocuk. Çocuklar yalnız ailelerinin değil, değerli milletvekili arkadaşlarım, devletlerin ve tüm toplumların sorumluluğundadır. Çocukların sıfatları, kariyerleri, ideolojileri, para hırsları yoktur. Baskıdan ve çocukların geleceklerinden dolayı “umuda yolculuk” mantığıyla çıkılan yollarda ölen çocuklar, herkesin ama herkesin utancıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Dün Aylan bebek üzerinden siyaset yapanlar acaba hiç mi utanmıyorlar? Bizler bu ülkeyi nasıl yaşanmaz hâle getirdik? Ve bu baskıcı zihniyetin peşini bırakmayacağımızı, hesabını sormaktan geri durmayacağımızı belirtmek isterim.

Ölenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Bu acı, bu Parlamentonun üstüne bir kara leke olarak düşmüştür.

Sayın Başkan, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Anayasa ve İç Tüzük’ü çiğneyerek bir vekilimize, yasal yetkilerini de aşarak, bir yazı yazmış ve bir komisyon çalışmasından çıkarıldığını ifade etmiştir.

Bu, Anayasa’yı, İç Tüzük’ü çiğnemek ve hadsizliktir. Bu, Anayasa’yı, İç Tüzük’ü neden çiğnemek anlamına geliyor? Çünkü yasama organının oluşumu, komisyonların teşekkülü ve dağılımı gücünü Anayasa’dan ve yetkisini İç Tüzük’ten almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın siz de. Son bir dakika…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Başkanlık Divanı olarak bu konuda, yapılmış bu Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırı işlem için takipçi ve girişimci olmanızı bekliyoruz Sayın Başkan.

Bakın, hiç kimse yaşam tarzlarından ve davranışlarından ötürü Anayasa çiğnenerek bir muameleye maruz kalamaz. Biz komisyonlardaki sayılarımızı ve yetkilerimizi halktan aldık, Anayasa’dan aldık, İç Tüzük’ten aldık.

İnsan Hakları Komisyonu Başkanı eğer bu hadsizliğini düzeltmezse, kendisine zaten zerrece saygımız kalmamıştır, kendisine kötü yöneleceğimizi ve Anayasa ve yasalara, İç Tüzük’e aykırı bu tutumunun hep karşısında olacağımızı ifade etmek istiyor, Meclis Başkanlık Divanını bu konuda göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Araştıracağım Sayın Yıldırım.

Sayın Özkoç, buyurun.

22.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Rasim Ozan Kütahyalı olayının takipçisi olduklarına ve Çerkez Ethem konusuna tüm boyutlarıyla açıklık getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Rasim Ozan Kütahyalı’nın iki üç gündür Türkiye’yi meşgul eden davasının takipçisi olduğumuzu bir kere daha ifade ediyorum. Arkadaşlarımız şu anda basın toplantısı yapıyorlar.

Sayın Başkan, sizin de hassas olduğunuz ve bunun üzerinde duracağınızı düşündüğüm bir konuyu gündeme taşımak istiyorum. Çerkez Ethem kendi hatıratında ihanet edip etmediğine veya suçlu olup olmadığına ilişkin şu ifadeleri kullanmıştır: “Suçlular affedilmeyi kabul eder. Ben suçlu değilim. Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim.” demiştir. “Akıbetim günün birinde, o ilk günlerin tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele alsınlar. Belki çok hatalarım oldu fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler.” Kurtuluş Savaşı’nda mücadele vermiş bu vatanın evladı için vasiyet yerine getirilmelidir. Çerkez Ethem hain midir, değil midir tüm boyutlarıyla araştırılmalı, gerçek, resmî olarak ortaya konmalıdır. Dizilerde, tartışma programlarında ehil olanların, olmayanların dilinde bu konu konuşulmaktadır. Bilinmelidir ki Çerkez Ethem’e yönelik yapılan her karalama Çerkez halklarını rencide etmektedir. Konuya tüm boyutlarıyla açıklık getirilmeli, bir insanın, bir ailenin ve bir halkın üstündeki yük kaldırılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim Sayın Özkoç.

Sayın Bostancı, buyurun.

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, “Bosna kasabı” olarak bilinen Ratko Mladiç hakkında soykırım yaptığı kararı verilmesine, Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkan Beşiktaş Futbol Takımını kutladığına, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü’ne ve Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

1995 yılının Temmuz ayında eski Yugoslavya’nın Srebrenitsa şehrinde Ratko Mladiç önderliğinde, “Bosna kasabı” olarak adlandırılan ve savaş suçlusu olan bu kişinin önderliğinde, 8.372 Bosnalı bu insanlara karşı bir katliam gerçekleştirilmişti. En küçüğünün yaşı 13’tü. Her yaştan Bosnalı Müslüman vardı bu 8.372 kişinin arasında. Uzun yıllar kaçtı, 2011 yılında yakalandı. Hollanda Lahey’de savaş suçları için kurulan mahkemede yargılandı ve müebbet hapis cezasına mahkûm oldu. Bu, elbette orada yaşanan acıları ortadan kaldırmıyor ama küresel ölçekte insani ve vicdani bir damarın varlığına işaret etmesi bakımından da önem taşıyor. Bugün, yine küresel ölçekte çeşitli emperyal hayaletlerin, kışkırtmaların, savaş suçlularının ortalıkta dolaştığı bir zamanda Lahey’deki bu yargılamaya ve bu tür etnik soykırım yapan, savaş suçları işleyenlere ilişkin verilen cezaya dikkat çekmek ayrıca bir önem taşıyor.

Sayın Başkanım, Beşiktaş Futbol Takımı dün akşam berabere kaldı Porto’yla ama puanları itibarıyla bir üst tura çıktı. Buna milletçe sevindik. Beşiktaş Spor Kulübü’ne başarılar diliyoruz. İnşallah Avrupa Şampiyonu olur.

Yine, Dünya Diş Hekimleri Günü. Bütün diş hekimlerimizin bu gününü kutluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bostancı lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Ağız ve diş sağlığına ilişkin çok çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bunun ne kadar önemli olduğu, özellikle modern hayatın içerisinde, son yüzyıl içerisinde daha da öne çıktı ve iktidarımız da çok çeşitli biçimlerde bu konuda kampanyalar düzenliyor. Bu Diş Hekimleri Günü münasebetiyle bu konunun öneminin altını bir kez daha çizmek isterim.

Öte yandan, yakın tarihimizin önemli siyasi damarlarından ve toplam tarihimiz içerisinde geleceğimiz açısından hayati bir rol üstlenmiş olan milliyetçiliğin siyasi ve entelektüel öncülerinden rahmetli Alparslan Türkeş’in 100’üncü doğum yıl dönümü, 1917 yılında doğmuştu. Ortak tarihimizin bu önemli kişisi, aktörü ve siyasi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son bir dakika vereyim size de ek süre olarak Sayın Bostancı.

Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu önemli siyasi hareketi bakımından Sayın Alparslan Türkeş’in taşıdığı rolü ve anlamı biliyoruz. Bunun için illa o çizgide, milliyetçi bir anlayışla davranmak gerekmiyor. Ortak kaderimiz çok çeşitli yaklaşımlardan teşekkül ediyor ama bu ülkede insanların birbirlerini tanıyıp bilirken bu ortak kader ve gelecek istikametinde bir tasavvura sahip olmaları da geçmişe ve geleceğe yönelik farklı fikirlere saygıyla yaklaşmaları bakımından da önem taşıyor diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir cümle için yerimden söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım, bir dakika.

24.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Şampiyonlar Ligi’ndeki başarışı nedeniyle Beşiktaş Futbol Takımını tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Özür dilerim, zaman sıkışıklığından ifade edemedim. UEFA Şampiyonlar Ligi G Grubu’nda sezon başından beri çok üstün bir başarı gösteren güzide kulüplerimizden Beşiktaş son maça kalmadan grubundan çıkmayı garantilemiş ve Avrupa’nın büyük son 16 takımından biri olmuştur. Bundan sonraki maçlarında ve performanslarında da başarılar diliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Beşiktaş Futbol Takımını tebrik ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Dün tebrik etmiştik Beşiktaş’ı ve Beşiktaşlıları, bugün tebrikimizi tekrar edelim, kutlayalım, başarılar dileyelim.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi bulunmaktadır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, Türk sporunda artan şike, doping ve şiddetten arınmış bir yapı için bu tür programların engellenmesi adına, öncelikle RTÜK başta olmak üzere yetkili kurum ve kurullarca gerekli önlemlerin tespit edilmesi amacıyla 22/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/11/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/11/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                     Erhan Usta

                                                                                                                                        Samsun

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Kasım 2017 tarih, 2492 sayı ile TBMM Başkanlığına MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın “Türk sporunda artan şike, doping ve şiddetten arınmış bir yapı için bu tür programların engellenmesi adına öncelikle RTÜK başta olmak üzere yetkili kurum ve kurullarca gerekli önlemlerin tespit edilmesi amacıyla” verdiği Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 22/11/2017 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önerge üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, dün gece bülteninde kulak misafiri olduğum bir bilgiyi paylaşmakta yarar var diye düşünüyorum konuyla dolaylı bir bağlantısı olduğu için. Dün 21 Kasım Dünya Televizyon İzleme Günü’ymüş ve yapılan araştırmalara göre de kişi başına düşen izleme oranı üç yüz dakikanın üzerine çıkarak birinci olarak Türkiye televizyon izlemede kategoriye girmiş. Buradaki yorumu siz yüce Meclisin üyelerine ve Türk kamuoyuna bırakıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, son yıllarda yaşanan ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlardan kaynaklanan toplumsal travmalar gittikçe artmakta ve buna bağlı olarak bunalımlar, cinayetler ve aile trajedileri yaşanmaktadır. Yaşanan bütün bu sorunlar ve sıkıntılara çözüm üretmede, demokrasilerin üç erkine ilave bir güç olarak eklemlenen medyaya da çok büyük bir görev ve sorumluluk düşmektedir. Birçok yükümlülüklerinin yanı sıra, aynı zamanda toplumsal ve kültürel değerlerin korunmasını hedefleyen ülkelerde medyadan beklenen, toplumda yapıcı ve eğitici yaklaşımları destekleyici katkılarda bulunmaktır. Ülkemizde ise son zamanlarda özellikle bazı televizyon programları böyle bir yüksek misyondan uzak bir yayın mantığıyla hareket etmekte ve bunun sonucunda da kısa vadede, yukarıda kısaca değindiğimiz sorunların, cinnetlerin, cinayetlerin, bunalımların ve trajedilerin artmasına neden olmaktadır; uzun vadede ise toplumsal ve kültürel yozlaşmayı tetiklemektedir.

Sayın milletvekilleri, bu yozlaştırıcı ve sorunları tetikleyici yayınlar zinciri öncelikle evlilik ya da çöpçatan programlarıyla başladı, eğlence ve yarışma programlarıyla devam etti ve maalesef bugün, son günlerde ise spor programlarıyla daha farklı bir alana geçti. Aslında geçen yasama yılında Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda hassasiyetimizi mütemadiyen ifade edip gerekli önlemlerin alınması konusunda araştırma önergesi ve kanun tekliflerinde bulunmamıza rağmen ve tüm grupların da mutabık olmalarına karşın program saatlerinin değiştirilmesi dışında ciddi ve köklü bir önlem alındığına tanıklık edemedik maalesef.

Şimdi ise geçtiğimiz günlerde bir spor programında sarf edilen, ahlaka, vicdana ve insani değerlere aykırı sözlerle durumun vahameti daha da artmıştır. Bu da daha büyük olayların ön habercisi olarak algılanmalı ve dün karı koca, çocuk cinayetlerinin artmasını tetikleyen programlarda olduğu gibi, Allah korusun, sporun da o, sağlığı ve başarıyı önceleyen ana düsturuna aykırı birtakım gelişmelere yani şiddete önayak olacağı izlenimlerini yaratmaktadır. Bu nedenle, başarı veya günü kurtarma adına her şeyi mübah sayarak zeki, çevik ve ahlaklı sporcu yetiştirme temel hedef ve ilkelerinden uzak hâle gelen Türk sporunda artan şike, doping ve şiddetten arınmış bir yapı adına, bu tür programların engellenmesi adına öncelikle RTÜK başta olmak üzere yetkili kurum ve kuruluşları önlemler alınması konusunda göreve davet ediyoruz. Aksi takdirde, Allah korusun, bakın, işte, izlenme oranımızı konuşmamın başında ifade ettim, büyük bir risk taşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bir medeniyet, teknolojik üründür televizyon. Bir medeniyet bir teknolojik ürününü kaybederek hiçbir şeyini kaybetmez ama kültürlerin bir araya gelip medeniyeti oluşturduğu bir sosyolojik tahlilde bir milletin ayakta kalabilmesi için en önemli güç kaynağı kültürüdür. Yapılan bu programlar eğer kültürünü erozyona uğratırsa o millet artık yok hükmündedir. Dolayısıyla, artık biz ensest ilişkilerle dolu programlardan, sürekli, mahalle kültüründen uzak saraydaki evlilikleri, sınıfsal, yüksek birliktelikleri özendiren programlardan ve çocuk, anne, baba…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, peki, bir dakika ek süre vereyim Sayın Aydın.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Özellikle, cinnetlerin artarak anne, baba, çocuk cinayetlerinin arttığı bir süreçten geçiyoruz. Bunlarda maalesef bu programların mutlaka olumsuz bir katkısı vardır. Bugün de korkarız ki zaten sporun olmazsa olmaz önlem alınması gereken bir tehdidi olan şiddet ve bu tür programlar ve bu programlarda kullanılan o şiddet dili yakın zamanda büyük travmalara, büyük toplumsal bunalımlara neden olacaktır.

Dolayısıyla, yolun başındayız. Geçen sene RTÜK’le ilgili bu karar alındı, bu Meclisten güzel bir karar çıkmıştı ama maalesef arkasında durulmadı, sadece programların saatleri değiştirilmek yoluyla sadece dostlar alışverişte görsün mantığı hâkim kılındı. Artık bu Meclisten, gelecekle ilgili daha güçlü, daha sağlıklı, daha zeki kuşakların yetişmesine katkıda bulunacak spor programlarının yapılmasına önayak olacak önlemlerin alınmasını yüce heyetinizden rica ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın İmam Taşçıer konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Taşçıer.

HDP GRUBU ADINA İMAM TAŞÇIER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sporun temel amacının, sağlıklı bir toplum yetiştirebilmek, farklı kültürleri birbiriyle yakınlaştırmak, militarizmden, cinsiyetçilikten, milliyetçilikten ve benzeri tekçi, ırkçı, faşist düşüncelerden arındırılarak sahalarda barış ve diyaloğu geliştirmek olduğu kadar, TV ve benzeri yazılı, görsel basında da bunu işlemek olması gerekirdi. Ama maalesef, Türkiye’de spora gereken önem verilmemiş, iktidar odaklı nedenlerden dolayı toplum kutuplaştırılmış, politik şiddet tribünlere ve sahalara bir şekliyle sirayet etmiştir. Bugüne kadar Amedspor’a yapılanlar bunun en basit örneğidir.

Amedspor, bilindiği gibi, geçen yıl kendi grubunda 2’nci olmuş, kıl payı Birinci Lig’e gelmeyi kaçırmış olmasına rağmen, sıradan bir takım olmamakla beraber batıda çıktığı her maçta şiddete maruz kalmış ve bu yılın tüm deplasman maçlarında ise bir şekliyle seyirci yasağı getirilmiş. Seyirci yasağını getirenler ise illerin valileri, valiler tarafından bu seyirci yasakları getirilmiş. Gerekçe, toplumsal bir şeye neden olabilir diye. Nedir bu toplumsal başkaldırıya neden olan? Ankara’ya geliyor, Ankara’da maç yaptığında büyük bir saldırıya maruz kalıyor. Geçen sene bunun örneği burada yaşandı. Kendi 300-400 seyircisini koruyamayan bir idare, bir yönetim var mıdır acaba? Yine aynı şekilde, geçen yıl “Çocuklar ölmesin, maça gelsinler” pankartı açıldığı için Amedspor’a bir sürü cezalar verilmiş, şu anda 32 yöneticisi yargılanmaktadır. Nedeni nedir? Dün de defalarca izah ettik; Uğur Kaymaz, 13 yaşında çocuk öldürüldü, hâlen çocukların öldürülmeleri devam ediyor. Bu çocukların maça gelmesi kadar doğal bir şey var mıdır? Onların hayatının en güzel yıllarında spor yaparak, maça gelerek buna devam etmelerinden başka türlü ne hakları olabilir ki bu pankart öyle olduğu için yasaklanıyor ve şu anda 32 Diyarbakırspor yöneticisi yargılanıyor. Zaten Kürtlerin temsilcileri, siyasi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşçıer.

İMAM TAŞÇIER (Devamla) – Peki. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Onursal Adıgüzel konuşacak.

Buyurun Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Ben de Beşiktaş’ın başarısını öncelikle kutluyorum fakat AKP iktidarıyla sporda artan şiddete de dikkat çekmek istiyorum. AKP iktidarıyla birlikte ne yazık ki Türkiye’de sadece sporda değil, hayatın her alanında şiddet artmıştır; sosyal ve ekonomik sorunlar hayatın her alanında kendini göstermiştir. Cinsiyetçi, ayrıştırıcı, ötekileştirici anlayış da ne yazık ki toplumun birçok noktasında karşılık bulmuştur ve yasama-yürütme-yargıdan sonra dördüncü önemli güç olan medya bu konuda çok önemli bir görev almaktadır. Yapıcı ve eğitici programlar yerine televizyon programlarındaki yozlaşma hepimizi üzmektedir ve bu da Adalet ve Kalkınma Partisinin ülkemize acı bir hediyesidir. Gün geçmiyor ki spor programları adı altında dokunulmazlık zırhına büründürülmüş kanallarda çocuklarımızı, gençlerimizi zehirleyen ırkçı, ayrıştırıcı ve cinsiyetçi söylem içerikli programlar yerini bulmasın. En son yaşadığımız ve şahit olduğumuz, toplumun bütün kesimlerini derinden yaralayan Rasim Ozan Kütahyalı olayına gelmek istiyorum. Buradan söylemeye dilim varmıyor. Sadece bu Meclis çatısı altında bu söylemleri bir kez daha nefretle kınıyorum ve bir daha televizyon kanallarında böyle ayrıştırıcı, insanları ötekileştiren söylemlerin yer almaması gerektiğini düşünüyorum. Bizler siyasi parti gözetmeksizin bir arada, yüksek sesle bu ayrıştırıcı söylemlere karşı durmazsak ne yazık ki bu ülkedeki çocuk istismarının da, bu ülkede kadına olan şiddetin de önüne geçemeyiz.

Değerli milletvekilleri, Rasim Ozan Kütahyalı AKP iktidarının şiddeti, ırkçılığı artırıp toplumu nasıl ayrıştırdığının çok güzel bir örneğidir. Biz bu arkadaşı yeni tanımıyoruz. Biz Rasim Ozan Kütahyalı’yı Boşnak kökenli vatandaşlarımızı yaralayan sözlerinden tanımıyoruz. Esasında, biz kendisini “FETÖ savcılarının heykelleri dikilmeli.” dediği günlerden de biliyoruz. Tamamen FET֒nün tezgâhı olan Balyoz ve Ergenekon davalarını canhıraş savunduğu günlerden biliyoruz. Biz yeni tanımadık ama iktidar yeni tanıyor sanırım, bugün kınıyor çünkü.

Tekrar, acı bir gelişmedir biliyorum ama AKP iktidarı Türkiye’de bir çok ayrışıma, birçok yozlaşmaya sebep olmuştur ve bunun etkisi de çocuklarımıza medya kanalıyla direkt ulaşmaktadır.

Biz MHP’nin bu önergesini destekliyoruz ve RTÜK kanalıyla ve yetkili kurullarla tedbir alınması gerektiğini söylüyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıgüzel.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Oktay Çanak konuşacak.

Buyurun Sayın Çanak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de MHP grup önerisi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, iki günden beri bir televizyon programı üzerinde gerçekten çok ciddi bir eleştiri var. Tabii bu eleştirilerin hepsi de haklı, bunu da kabul etmek lazım ama bunu AK PARTİ’ye tahmil etmek, ona isnat etmek de gerçekten şiddeti eleştirenler açısından da çok doğru bir kabul değil.

Şimdi, kitle iletişim araçlarının oluşturduğu kamuoylarından biri de hiç şüphesiz spor kamuoyudur. Spor ve siyaset insanların ilgisini çeken, onların takip ettiği bir vizyondur, bir görüntüdür. Tabii bunun televizyonda, sosyal medyada konuşulması ve konuşulurken de dikkat edilmesi gerçekten toplumsal refleks açısından da çok önemlidir.

Şimdi, 2005 yılında Mecliste yine benzer konuşmalarla bir araştırma komisyonu kurulmuş ve yapılan bu komisyon çalışmaları sonrasında da birtakım önlemlerin alınması gündeme gelmiş ve bu rapor hâline getirilmiş. Bu raporun içerisinde, Türkiye’de futbolda şiddet olaylarıyla ilgili polislerin tutmuş oldukları tutanaklarda medyanın yüzde 34,9 etkisinin olduğu ifade edilmiş.

Yine, sporda şike, şiddet, haksız rekabet, teşvik primi iddiaları ve diğer konularla ilgili yapılan araştırmalarda “zafer kazanmak” “savaşmak” “parçalamak” “ölümüne oynamak” ibarelerinin medyada çok sık dile getirildiği tespit edilmiş. Peki, bunun üzerine AK PARTİ ne yapmış? Bakın, 5149 sayılı sporda şiddetin önlenmesine ilişkin bir yasa çıkarmış. Sonrasında, yine eksiklikleri görmek suretiyle de 6222 sayılı yeni bir yasayı daha gündeme taşımış. Bu yasayla birlikte, biliyorsunuz, valilerin başkanlığında bir il spor güvenlik kurulu oluşturuluyor ve onlar her müsabaka öncesinde sporda nasıl önlem alınabilir, bunları konuşuyorlar ve bunları tartışıyorlar.

Bakın, dünyanın her yerinde spor etkinlikleri yapılmaktadır ve bu etkinlikler yapılırken de bazı olumsuzluklar, şiddet görüntüleri ortaya çıkmaktadır. Bu, sadece Türkiye'nin sorunu değildir ama çok şükür, başta RTÜK olmak üzere, bununla alakalı çalışmalar yapılmış, konferanslar düzenlenmiş ve bahsi geçen o televizyon programına RTÜK tarafından tam 21 kez para cezası verilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Demek uslanmıyor. Caydırıcı değil.

OKTAY ÇANAK (Devamla)- İnşallah, bundan sonra da bu cezalar hangi kişi, kurum tarafından yapılırsa da verilmeye devam edilecektir.

Ben, bu çalışmayı gösteren bütün RTÜK çalışanlarına ve kanunun çıkmasına vesile olan milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çanak.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu ayıp da bu partiye yeter.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.43

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık var, oylamayı elektronik cihazla yapalım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.07

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Anayasa’yı ve insan haklarını korumakla görevli en üst yargı mercisinin, içtihat teşkil eden önceki kararlarını tanımamış olması, yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığını görmezden gelmesiyle birlikte yerel mahkemelerde devam eden yargı süreçlerini etkilemesi nedeniyle 22/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/11/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/11/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Ahmet Yıldırım

                                                                                                                                           Muş

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Kasım 2017 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından Anayasa’yı ve insan haklarını korumakla görevli en üst yargı mercisinin içtihat teşkil eden önceki kararlarını tanımamış olması, yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığını görmezden gelmesiyle birlikte yerel mahkemelerde devam eden yargı süreçlerini etkilemesi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 5964 sıra numaralı Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 22/11/2017 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Konuşmacılara geçmeden önce, Sayın Yedekci, bir söz talebiniz var, nedir?

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Malatya Cemal Gürsel Mahallesi’ndeki 13 evin kapısının kırmızı boyayla işaretlenmesi nedeniyle İçişleri Bakanlığı ve güvenlik güçlerinden gerekli önlemleri almasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Basında yer alan haberlere göre, Malatya’da Cemal Gürsel Mahallesi’ndeki 13 evin kapısı kırmızı boyayla işaretlenmiştir. Özellikle Alevi vatandaşlarımızın yaşadığı bu bölgede bu işaretleme hepimizin aklına kötü hatıraları getirmiştir. Alevilere inançları ve yaşam felsefeleri nedeniyle cephe alan bir anlayış tarafından bu işaretlemelerin yapılmış olması endişesini vatandaşlar orada yaşamaktadır. İçişleri Bakanlığından ve güvenlik güçlerinden gerekli önlemleri almasını rica ediyoruz. Aleviler bu ülkenin asli unsurudur. Güvenlikle ve huzurla yaşamaları onların en doğal haklarıdır.

BAŞKAN – Elbette ki Aleviler bu ülkenin asli unsurudur ama böyle bir şey varsa tehlikeli bir durumdur bu. Siz Valilikle veya İçişleri Bakanlığının yetkilileriyle görüştünüz mü konuyu?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Evet, il başkanlığımız görüştü.

BAŞKAN – Peki, ben de takip edeceğim, daha sonraki aşamalarda bu konuda bilgi vereceğim.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Çok huzursuz şu anda aileler.

BAŞKAN – Peki.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Anayasa’yı ve insan haklarını korumakla görevli en üst yargı mercisinin, içtihat teşkil eden önceki kararlarını tanımamış olması, yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığını görmezden gelmesiyle birlikte yerel mahkemelerde devam eden yargı süreçlerini etkilemesi nedeniyle 22/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini görüşeceğiz.

Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar konuşacak.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi geçen hafta bir karar verdi. Bizim tutuklu milletvekillerinin bireysel başvuru dosyalarından Gülser Yıldırım’la ilgili bu karar. Açık söyleyeyim, sadece hayal kırıklığı yaratmadı bu karar. Bu kararı nitelemek, tanımlamak gerekirse, gerçekten bir skandal. Birçok açıdan skandal niteliğinde bir karardır bu. Bir defa, Anayasa Mahkemesi ilk derece mahkemesi gibi değerlendirmeler yapıyor, hüküm veriyor; hem başvurucu Gülser Yıldırım’la ilgili hüküm niteliği taşıyacak ifadelere yer veriyor bu kararda hem de partimizi yargılıyor. Oysa Anayasa Mahkemesinin yapması gereken şey, bireysel başvurunun konusuyla sınırlı bir karar vermektir. Bu kararı da, zaten kendi içtihatlarına da referans aldığı bazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına da uymuyor. O açıdan da gerçekten son derece vahim bir durumla karşı karşıyayız.

Bakın, şöyle başlayalım: Gülser Yıldırım’la ilgili dosyayı neden ilk inceleme dosyası olarak belirledi Anayasa Mahkemesi, bu belli değil. Çünkü Anayasa Mahkemesine daha önce bizim milletvekillerinin yaptığı tutuklulukla ilgili bireysel başvurular var. 10 tane bireysel başvuru içinde Gülser Yıldırım’ın başvurusu 9’uncu sırada. İlk başvuru ile yani Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın başvurusu ile Gülser Yıldırım’ın başvurusu arasında 14.981 başvuru var. İlk önce Demirtaş’ın dosyasını incelemiyor, diğer 8 milletvekilimizin dosyasını incelemiyor, Gülser Yıldırım’ın dosyasını çekiyor, onunla ilgili karar veriyor. Anayasa Mahkemesine sormak istiyoruz buradan ve aynı şekilde kamuoyuna da soruyoruz: Mahkemenin öncelikle ilgili bir kriteri var mıdır? Hangi dosyaları, hangi kriterlere göre sıraya koyuyor? Eğer bu kriter yoksa, peki o zaman aldığı bu karar, Gülser Yıldırım’ın dosyasını öne çekme kararı hangi mantığa dayanıyor? Anayasa Mahkemesi, açıkça burada bir de AİHM’e Hükûmetin cevap vermesi gereken süre dolmadan bir hafta önce bu dosyayı gündemine alıyor ve karara bağlıyor. Burada da AİHM’e bir mesaj yollama gibi derdi var mı?

Anayasa Mahkemesi, maalesef, kendi içtihatlarını da çarpıtarak kararına koymuş. Kararında referans verdiği Balbay ve Haberal kararlarının da gereğini yerine getirmediği gibi, onları farklı yorumlayarak, çarpıtarak gerekçesine almıştır. Anayasa Mahkemesi adına gerçekten son derece utanç verici bir durumdur. Sadece o değil, AİHM kararlarına da atıf yapıyor Anayasa Mahkemesi ama yaptığı atıflar da yine çarpıtıcı niteliktedir. Asıl bizim başvurularımızı olumlu sonuçlandırmasına referans olabilecek kararları göz ardı ediyor, yok sayıyor.

Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla, demokrasiye, demokrasi tarihine kara leke olarak geçecek bir tutum sergilemiştir. Bunun nereden kaynaklandığını mutlaka yüce Meclisin de araştırması gerekiyor. Bu ilk değil, Anayasa Mahkemesi, OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle ilgili iptal başvurusunu da aynı şekilde, daha önce verdiği içtihatlara aykırı olarak reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, demokrasiyi ve özgürlükleri ortadan kaldıran işlemlere ve tasarruflara onay vermekle kalmıyor, bunları kutsuyor. Bir tür militan devletçi anlayış uyguluyor ki şu an o sıralarda oturan, Anayasa Mahkemesi hâkimi olan ve bu kararda imzası bulunan Başkan ve bazı üyeler, bunu yıllarca yazılarında eleştirdiler. Soruyoruz Anayasa Mahkemesine: Korkuyor musunuz? Korkuyorsanız, biz bu korkunun sebeplerini araştıralım, ortaya çıkaralım. Eğer değilse neden böyle davrandınız?

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sancar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak konuşacaklar.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; HDP Grubunun grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi ve sizleri bu vesileyle saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu mahiyette esasen, şimdiye kadar da pek çok defa grup önerileri verildi ve özellikle aynı grup tarafından benzer iddialarla da bu grup önerilerinin kabul edilmesi istendi. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak da şimdiye kadar, bu mahiyetteki tüm grup önerileri üzerinde aynı istikrarla, bu grup önerilerinin amacına uygun olmadığını ve bundan dolayı da kabul etmeyeceğimiz yönündeki duruşumuzu, tutumumuzu istikrarlı bir şekilde sürdürdük. Şimdi de gene son söyleyeceğimizi peşinen ifade edelim. Söz konusu grup önerisi yargının siyasallaşmasının ve bunların sonuçlarının araştırılmasından ziyade, ülkemizde yaşanan bir sürecin sonunda bu amaçların dışında bir politikanın geliştirilebilmesi, tartışılabilmesi ve konuşulması amacına yönelik olduğundan, biz bu grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı peşinen ifade edelim.

Saygıdeğer milletvekilleri -daha önce de ifade ettik- evet, ülkemizde yargının siyasallaşması amacına yönelik olarak gerçekten vahim bir süreç işlemiştir ve bu süreçte yargıya güvenin yüzde 11’lere kadar düştüğü gibi bir gerçekle, bir hakikatle de karşı karşıya kaldık. Özellikle 12 Eylül 2010 referandum sürecinde, Milliyetçi Hareket Partisinin ve liderimizin haklı karşı duruşuna rağmen, ne yazık ki bu ülkede bir Anayasa değişikliği gerçekleştirildi ve o Anayasa değişikliğine istinaden yargının, siyasallaşmanın da ötesinde, âdeta bir devletin ele geçirilmesi operasyonunun bir parçası hâline getirilmesi gibi bir süreci yaşadık ve bu sürecin sonunda o yargının siyasallaşması ve devletin ele geçirilmesi sürecinin nihayetinde 15 Temmuz gibi bir hakikatle karşılaştık. Öyle ki 15 Temmuzda, yargının sistemi olan Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) kapsamında sıkıyönetim mahkemelerinin dahi tanımlandığını gördük. Biz bu süreçte, Yargıda Birlik Platformu yaklaşımına uygun olarak devlet aklının devrede bulunduğu ve her türlü siyasi görüşten yargıç tarafından bunun vahametlerini göz önünde bulundurmak suretiyle çok haklı, çok yerinde, çok isabetli bir tutumla bunun toparlanabilmesi, güçlendirilebilmesi adına isabetli bir yaklaşımın ortaya konulduğunu da gördük. Ama geldiğimiz noktada, dokunulmazlıkların kaldırılması ekseninden başlayarak bugüne geldiğimiz çerçevede, bir sürecin sonunda bu yargılama faaliyetleri gerçekleştirilmekte. Anayasa’mızın 11’inci maddesi açık, Anayasa hükümleri herkesi bağlar; Anayasa’mızın 138’inci maddesi de açık, yargı kararlarına da herkes uymakla yükümlüdür.

Sayın Başkanım, toparlayacağım, bir dakika daha izin verirseniz.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre vereyim size.

Buyurun.

MEHMET PARSAK (Devamla) – Anayasa’mızın 11’inci maddesi ve 138’inci maddesini birlikte değerlendirdiğimizde, ülkemizde yaşanan bir Anayasa değişikliğiyle de birlikte, söz konusu, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından sonra Anayasa’mızın o zikrettiğim hükümleriyle birlikte hukuk kurallarının onlar da dâhil olmak üzere herkese uygulanması kaçınılmaz bir hakikattir. Burada da söz konusu olan budur. Ondan dolayı biz her zamanki yaklaşımımızı yeniden ifade ediyoruz.

Burada, bilakis yargıyı etkileyebilecek mahiyette bu tarz grup önerileriyle konuyu daha da zorlu, daha da sıkıntılı durumlara getirmektense yargıyı rahat bırakıp bir an önce hukuk devletine uygun, Anayasa’ya uygun kararlar vermesini temin etmek ve bu yönde mücadele etmek gerekmektedir.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak HDP’nin işbu grup önerisi hakkında ret oyu kullanacağımızı bir kere daha ifade ediyor, saygıdeğer Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkanım, hatip bizim verdiğimiz önergelerin mahkemeleri etkilemeye yönelik olduğunu ve buna yönelik verdiğimiz grup önerilerinin suistimal edildiğini ima eder bir konuşma yapmıştır, sataşmadan söz istiyoruz.

BAŞKAN – Siz grup adına mı söz istiyorsunuz sataşmadan dolayı?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Evet.

BAŞKAN – Vekâletiniz var, grup başkan vekili tarafından size verilen vekâletname var herhâlde.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var, evet.

BAŞKAN – Peki.

Kim konuşacak?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Mithat Bey.

BAŞKAN – Sayın Sancar, buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın HDP grup önerisi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Daha önce verdiğimiz önergelerin amacı da bu önergenin amacı da yargıyı etkilemek değil. Bakın, yargının tarafsızlığını sağlamanın bir yolu bağımsız kılmaktır yargıyı fakat tarafsızlığı sağlamanın en etkin yolu kamusal denetimdir. Kamusal denetim yargıyı etkilemek olarak anlaşılamaz. Uluslararası literatüre de iyi işleyen hukuk sistemlerine de bakarsanız, parlamento dâhil olmak üzere kamusal denetim ağları kurulur. Biz apaçık çelişkileri ortaya koymaya çalışıyoruz beş dakika içinde, bu beş dakikanın yetmediği ortada.

Anayasa Mahkemesi ilk derece mahkemesi gibi hareket etmiştir, bizim partimiz hakkında neredeyse hüküm veren bir karar almıştır, önceden mahkûm eden bir tavır bu son kararına yansımıştır. Bütün bunların arkasında ne olduğunu elbette tartışmak gerekiyor. Bunların tartışılmasını istemek, bunların araştırılmasını talep etmek yargıyı etkilemeye değil, tarafsızlığını sağlamaya yönelik bir yöntemdir. Keşke burada daha uzun zaman olsa da yargının kamusal denetiminin tarafsızlık açısından nasıl önemli olduğunu uzun uzun anlatabilseydik. Bu konularda -yine, izninizle- çok çalışmalar da yaptık, çeşitli ülkelerin sistemlerini de inceledik ve orada yine, “Kamusal denetim hayati önemdedir.” sonucuna rahatça varıyoruz.

Biz Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarla hukuku değil, siyasi iktidarı kolladığını söylüyoruz. Bu da anayasa yargısının varlığına ve Türkiye’de hukuk devletinin temellerine ağır bir tahribat yaşatır diyoruz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Anayasa’yı ve insan haklarını korumakla görevli en üst yargı mercisinin, içtihat teşkil eden önceki kararlarını tanımamış olması, yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığını görmezden gelmesiyle birlikte yerel mahkemelerde devam eden yargı süreçlerini etkilemesi nedeniyle 22/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Emre konuşacak.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, yasama dokunulmazlığı meselesi ülkemizde çok fazla tartışılan ana konulardan biri hâline geldi. Özellikle, son yıllarda sürekli milletvekillerinin tutuklanması ve 24’üncü Dönemden başlayarak görev yapmalarının da bir şekilde engellenmiş olmasıyla bu konu Türkiye'nin gündemine oturdu.

Değerli arkadaşlar, yasama dokunulmazlığının yani milletvekilinin her şart altında, ne olursa olsun, gelip seçildiği Parlamentoda görevini yapabilmesinin asıl amacı yani bu hakkın ortaya çıkış nedeni ve korunmasının temel amacı şu: Millî iradenin önüne hiç kimsenin geçememesi ve egemenliğin kayıtsız, şartsız Meclislerde yansımasıdır. Bakın, tüm dünyada parlamentolar kurulduktan sonra yasama dokunulmazlığı milletvekillerine tanınmış bir haktır ama esasında bu, milletvekili lehine tanınmış bir imtiyaz olmaktan öte, milletin hakkının korunmasına yönelik bir düzenlemedir. Zaman içerisinde bağımsız yargı bütün ülkelerde yavaş yavaş oluşmaya başladıktan sonra da dokunulmazlıklar sınırlandırılmıştır çünkü esas itibarla, dokunulmazlık, muhalefet milletvekili için bir korumadır yani iktidardan korunması amaçlanmıştır, mantığı budur bunun.

Değerli arkadaşlar, tüm dünyada, incelediğimizde, 200’e yakın ülke varsa, devlet varsa “Tutuklu milletvekili var mı?” dediğimizde, biz bu konuda tekiz. Şu anda, güncel, dünya parlamentolarında bir milletvekilinin tutuklanması diye bir şey söz konusu olmamış. Burada iki şeyi sorgulamamız lazım: Sürekli suç işleyen milletvekilleri bizde mi var yoksa bizim sistemimizde mi bir problem var?

Değerli arkadaşlar, bir milletvekili yargılanabilir, hüküm alabilir, şayet milletvekilliği düştüyse yani hüküm burada okunup da milletvekilliği düştüyse ondan sonraki iş başka bir iştir ama milletvekili sıfatı varken gelip de burada görevini yapmasının hiçbir şart altında engellenememesi lazım, bu evrensel bir haktır. Bakın, geçmiş tarihte de dünyada sadece iki örnek bulabildim; biri Hollanda’da, biri Japonya’da milletvekilinin tutuklanması. Orada da her ikisinde de “Biz, yargının işine karışamayız ancak millî irade, egemenlik burada kayıtsız şartsız olmalıdır, yarışan haklardır bunlar…” En yakın cezaevine nakledilip yine parlamentoya gelmeleri sağlanmıştır veyahut da parlamento açık olduğu dönemlerde serbest bırakılıp kapalı olduğu dönemlerde cezaevine alınmışlardır. Bu hakkın bu kadar kutsal ve değerli olduğunun altını çizmek açısından bunları anlatıyorum. Şimdi, bizde değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEL EMRE (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha rica etsem.

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre vereyim size.

Buyurun.

ZEYNEL EMRE (Devamla) – Mesela, bizde Anayasa Mahkemesinin daha önce tutuklu milletvekilleriyle ilgili vermiş olduğu karar var. Şimdi, kanunlar, yasalar, yönetmelikler vesaireler değiştiği zaman yüksek mahkeme olarak Anayasa Mahkemesi de farklı kararlar verebilir ancak somut olayla ilgili yani “Bir milletvekili tutukluyken bu görevini yapamaması bir hak ihlali oluşturur.” kararını vermişken bu kararından, bu içtihadından dönmesi, Anayasa Mahkemesinde korku ikliminin hâkim olmasının ve kendini baskı altında hissettiğinin en büyük kanıtıdır.

Değerli arkadaşlar, şu anda bizim milletvekilimiz Enis Berberoğlu da tutuklu. Ve Enis Berberoğlu’nun tutuklandığı olayda da âdeta mahkemeler yakan top misali kendi önüne gelen dosyayı bir yukarı atıyorlar, bir aşağı atıyorlar; aman benim başım belaya girmesin diye. Mutlak bir hukuksuzluk altında tutukluluk hâli devam ediyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Parlamento olarak biz, bu Parlamentonun hukukunu koruyamazsak vatandaşın hukukunu, hakkını hiç koruyamayız. Bir an önce Parlamento bu işe el atmalıdır. Dolayısıyla biz bu konuda araştırma önergesi verilmesinin doğru olduğunu düşünüyoruz, katılıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emre.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Sayın Mehmet Altay konuşacak.

Buyurun Sayın Altay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ALTAY (Uşak) – Değerli Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; HDP grup önerisi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle sizleri ve Sayın Başkanı saygıyla selamlıyorum.

Ben de biraz önceki konuşmacının sözü üzerinden devam etmek istiyorum.

Anayasa’mızın 83’üncü maddesi açıkken yasama sorumsuzluğu sınırsız mıdır, önce buna bir karar vermek zorundayız. Bugün özellikle örneklerinin tekrarlandığı ülkede yaşanan tutuklamalar, Türkiye’nin yaşadığı bu travmalar, yaşadığımız, özellikle Kobani olayları sonrasında meydana gelen ve vatandaşlarımızın ölümüne sebep olan, 50 cana sebep olan olayların fitilini ateşleme şeklindeki eylemsel tutum ve örgütlerin bilfiil birlikte hareket ettiği şeklindeki algı oluşturma üzerine yapılmış çalışmalar acaba bu noktada yasama dokunulmazlığı sınırları içerisinde kalmalı mıdır, kalmamalı mıdır, bunun kararını vermek zorundayız.

Burada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin daha önceki vermiş olduğu kararlarda da aslında yasama dokunulmazlığının sınırsız olmadığı ifade edilmiş, daha önce Sakık kararında olduğu gibi. Burada bizim değerlendirmemiz gereken ve bu noktada, özellikle her kesimin Anayasa’ya uygunluk konusunda üzerine düşen sorumluluğu milletvekili olarak bizlerin öncelikle yapması gerekir. Bizler, milletin hukukunu savunurken aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve bizlerin de hukukunu savunarak bu mücadeleyi ortaya koyabiliriz diye düşünüyorum.

Burada daha önceki, Milliyetçi Hareket Partili konuşmacının ifade ettiği gibi, hepimizin hukuka uygun davranması gerektiği bir durumda Anayasa’nın 138’inci maddesi açıktır. Burada hiçbir şekilde yargıyı etkileyecek şekilde soru, önerge verilemeyeceği ifade edilmiştir, 2’nci maddesinde. Hâl böyleyken Anayasa Mahkemesinin bu kararlarına karşı özellikle araştırma önergesinin verilmiş olmasını bizatihi yargılamanın etkilenmesi süreci içerisinde olacağını değerlendiriyoruz ve bu nedenle bu önergeye karşı olduğumuzu ifade ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, AKP grubu adına konuşan hatip, MYK kararlarıyla Kobani olaylarını ateşlediğimiz imasında bulunmuş ve bunun neticesinde bizim, dokunulmazlıklarımızın kaldırılmasını hak ettiğimiz gibi bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – İki dakika…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Mithat Bey konuşacaklar.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sancar.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Değerli milletvekilleri, burada iki şeyi bir kez daha vurgulamak gerekiyor galiba. “Yargı kararları üzerine Meclis araştırma yapamaz.” demek -sizi tenzih ederek söyleyeceğim- hukuki cehalettir. Yargıyı etkilemenin nasıl olabileceğine ilişkin ayrıntılı bir literatür vardır Türkçede de yabancı dillerde de. Muktedirlerin, elinde güç bulunduranların müdahaleleri yargıyı etkilemektir ama yargının işleyişi ile yargının verdiği bir kararla ilgili Meclis araştırması istemek Meclisin en doğal hakkıdır, 138’inci maddeyle uzaktan yakından bir alakası yoktur; öncelikle bunu belirtelim. Yargıya müdahalenin nasıl olabileceğini görmek için Cumhurbaşkanının, Başbakanın, bakanların açıklamalarına bakmak lazım.

Başkalarını çok kolay itham ediyorsunuz ama size yönelik ithamlara gelince derhâl, kumpastan söz ediyorsunuz. Bakın, ABD’de görülmekte olan bir davayla ilgili günlerdir her düzeyde “kumpas”, işte “oyun” “siyasi komplo” deniliyor. Biz de diyoruz ki arkadaşlar, bir yandan size yönelik ithamlar ortaya çıktığında bu kadar feveran ediyorsunuz ama aynı şekilde, yargı kararı yokken başkalarını yargılamayı kendinize hak görüyorsunuz, mahkûm etmeyi hak görüyorsunuz. Anayasa Mahkemesi de aynı yanlışı yaptı ve bu, Anayasa Mahkemesinin ayrıca tarihi açısından da önemlidir.

Bakın, bizimle ilgili bu karar AKP kapatma davasındaki o skandal gerekçeden farklı değildir. Bu anlayış niye devam ediyor? Biz bunu soruyoruz.

Sayın Başkan, madem herkes bir dakika istedi, bana da bir dakika…

BAŞKAN – Ama sataşmadan dolayı olan süreleri uzatamıyorum, kusura bakmayın.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – İyi, tamamlayalım, bitecek zaten.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Sancar...

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Sataşma da yapmayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen Sayın Sancar…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bir dakika Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Sancar, sataşmadan dolayı iki dakika söz veriyoruz, hep de uygulamamız böyle. Lütfen, ben de hassasiyet göstermenizi rica ediyorum.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – O zaman şöyle söyleyeyim: Demokratlık hassasiyetinin geçmiş dönemde sergilendiği ölçütlere uygun bir tutum bekliyoruz Anayasa Mahkemesinden, Başkanından, üyelerinden ve AKP’li milletvekillerinden, AKP Grubundan.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Anayasa’yı ve insan haklarını korumakla görevli en üst yargı mercisinin, içtihat teşkil eden önceki kararlarını tanımamış olması, yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığını görmezden gelmesiyle birlikte yerel mahkemelerde devam eden yargı süreçlerini etkilemesi nedeniyle 22/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Şimdi onu okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, yolsuzlukla etkin mücadele için gerekli yolların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/11/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/11/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan -yolsuzlukla etkin mücadele için gerekli yolların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla- (10/86) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 22/11/2017 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi olarak Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen konuşacak.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; doğrusu, kamu bürokrasisinde son günlerde en önemli tartışma konularından bir tanesi Türkiye’nin içerisine sürüklenmiş olduğu yolsuzluk gündemi. Yolsuzlukların ne boyutta olduğu, nasıl olduğu, nasıl uygulandığı konusunda şahsi yorumlarımı katmak istemiyorum çünkü bu Parlamentonun bu yolsuzlukların üzerine gitmesi yönünde bir irade göstereceğine hâlâ inancım var ve bu umudu taşıyorum. Onun için de mümkün olduğu kadar Sayıştay raporundan, tartışmalardan uzak, net ve somut bilgileri size aktarmak istiyorum.

Mesela Sayıştay raporunda özellikle Fak-Fuk-Fon’un kömür dağıtımına ilişkin şöyle bir bilgi notu var, diyor ki: “1.030 tane ara煔 Ama maalesef, bu 1.030 aracın plakaları da sahte, bu araçların kendileri de sahte. Bu araçlarla vatandaşlara sözde kömür dağıtımı yapılmış. Çok enteresan, bu araçların bir kısmı otomobil, bir kısmı da motosiklet. Motosikletle kömür dağıtımı yapılmış. Ama asıl enteresan olan bir başkası var ki bir kamyon, Çorum Dodurga’dan çıkıyor, bir gün içerisinde tam 2.700 kilometre, üzerindeki 20 ton kömürle yol yapıyor. Bu, sizin vicdanınızı en az benim vicdanım kadar da sızlatıyordur. Bu Sayıştay raporlarını görmezden geldiğiniz sürece, emin olun, bu ülkede siyaset de bu çürümüşlükten nasibini alacak ve bunun bedelini siyaset de ağır bir şekilde ödeyecektir.

Fak-Fun-Fon’dan “Fakir fukaranın evine kömür gönderiyorum.” gerekçesiyle propaganda yapıyorsunuz. Siyaset yapma biçiminiz içerisinde, oy alma biçiminiz içerisinde fakir fukaraya bu şekilde ulaşılan bir yöntem belirliyorsunuz. Peki, saygıdeğer milletvekilleri, fakir fukaraya gönderdiğiniz kömürü 100 liraya mal edip, devletin hazinesinden 420 lira para alıp bunu da yandaşlara aktarmayı hangi vicdanla izah edeceksiniz?

Size bir başka örnek daha –isterseniz- aktarmak istiyorum. Bakın, 2,2 milyon ton dağıtılan kömürün toplamı, kömürün toplam maliyeti yaklaşık 1 milyar dolar civarında ve bu kömüre ilişkin hazineden alınan bu paraların kimin cebine aktarıldığı ve aradaki rantın ne miktarda olduğunu hesaplarsanız devasa bir rakam çıkıyor. Bunları Sayıştay raporlarında görmezden geleceğiz ve bu görmezden gelme sonsuza kadar devam edecek mi sanıyorsunuz? O hâlde, bu yüce Parlamento niçin fakir fukaranın hakkının bu kadar alenen, arsız ve hayasızca çalınmasına kayıtsız kalıyor?

Gelin, bu yolsuzlukları araştırmakla ilgili bir komisyon kuralım. Madem bu yolsuzlukların üzerine gitme yönünde bir irade oluşacak, er ya da geç bu mutlaka olacak; o zaman gelin, bu Parlamento bu yolsuzlukların üzerine gitsin, yapışalım bunların yakalarına. Niçin tüyü bitmemiş yetimin hakkını alenen gasbetmelerine sessiz kalıyoruz, kayıtsız kalıyoruz? Ya da gelin, bu yolsuzluklarla ilgili, Adalet Bakanlığı bir ihtisas mahkemesi oluştursun, biz destek verelim, Parlamento destek versin. Bu ihtisas mahkemesi, bu yolsuzluğu yapmaya kalkanlara, cüret edenlere uzman bir mahkeme olarak hadlerini bildirsin.

Bakın, size birçok örnek daha anlatabilirim. Tavşanlı Tunçbilek’ten bir tane örnek vereyim size: 2013 yılı, bir firma o bölgedeki kömür havzasının ihalesine giriyor, 116 milyon ton kömür ihalesine giriyor. “Ben burada büyük bir enerji santrali kuracağım, 300 megavatlık bir enerji santrali kuracağım.” diyor, ihaleye giriyor ve alıyor, 2013 yılından bugüne kadar bir tek çivi çakmıyor. Kurum ne redevans alacaklarını takibe koyuyor ne de bu firmayla ilgili bir tek işlem yapıyor. Hepimiz seyrediyoruz; 1 milyar dolar, tam 1 milyar dolar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynı firmayla ilgili bir tane değil, bir başka yer daha var.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Diğerleri de var ama asıl…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynı firmayla ilgili.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Aynı firma… Sorduk, dedik ki bu kurumun redevans alacakları takibe konu edilmiş mi? Bu firmadan 80 küsur milyon lira redevans alacağının tahsili yönünde bir işlem yapılmış mı? Yok.

Soruları çoğaltmamız mümkün ama bu yalnızca orada değil, hangi kuruma el atarsanız atın büyük bir yozlaşma, büyük bir yolsuzluk, büyük bir soygun düzenini görmemek mümkün değil. Sayıştay raporlarını okuduğunuz zaman, zaten insan artık tiksiniyor. Buna yüce Parlamentonun daha fazla sessiz kalmasını, kayıtsız kalmasını anlamakta güçlük çekiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacak.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Şimdi, Uluslararası Şeffaflık Örgütü diye bir uluslararası kuruluş var. Bu, yolsuzlukla ilgili bir algı endeksi yapıyor. Geriye doğru, benim elimdeki bilgilere göre, bu 1995’e kadar gidiyor, belki daha da gerisi olabilir yani epeydir yapılan bir çalışma esas itibarıyla. Tabii, bu, nihayetinde algıyı ölçen bir şey yani burada durumumuz iyileştiği zaman “ülkemizde yolsuzluk azaldı”, durumumuz kötüleştiği zaman “mutlak olarak yolsuzluk arttı.” demek çok mümkün olmayabilir. Bu, nihayetinde, bu işle ilgili olarak anket yapılan kamuoyundaki algıyı ölçüyor fakat algı -işe iktisadi açıdan biraz bakacak olursak- bazen o kadar önemli oluyor ki yolsuzluk olmuş olsun, olmamış olsun, bir ülkede yolsuzluğun arttığına ilişkin algı kamuoyunda yaygınsa tabii, onun sizin ekonominize maliyetleri oluyor, onun faiz üzerindeki etkisi oluyor, işte kurunuz üzerinde etkisi oluyor gibi.

Şimdi, buradaki endekste Türkiye'nin durumuna baktığımızda, özellikle son üç yılda, daha doğrusu bu Hükûmet döneminde şöyle: 2004’e kadar bir kötüleşme trendi var, 2004’ten sonra algı endeksinde Türkiye'nin yeri bir miktar iyileşiyor, 2008’de durağanlaşıyor, 2008-2010 arasında durağan gidiyor, 2010 sonrasında ciddi bir çöküntü başlıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizin Hükûmetinizi yargılıyorlardı o dönemde, koalisyonu yargılıyorlardı o dönemde, onun için…

ERHAN USTA (Devamla) – Arkadaşlar, son üç yılda, 22 basamak birden Türkiye’nin Yolsuzluk Endeksi’ndeki sıralaması kötüleşmiş. Bu, öyle sıradan bir şey değil. Yani buradan “İlla şu oluyor, bu oluyor.” demek istemiyorum. Bu bir endeks ve uluslararası bir endeks, buna yatırımcılar bakıyor. Üç yılda 22 basamak bir ülkenin durumunun kötüleşmesi bir felakete doğru gidiş demektir. Buna kayıtsız kalmak mümkün değil. Buradaki detaylara, teknik detaylara şimdi vaktimiz olmadığı için girmeyeceğim, oralara da baktığımızda aslında, sorular falan da son derece güzel. Yani o yüzden bunun üzerine düşmek lazım. Tabii, bu nedensiz de değil, onu söyleyeyim.

Şimdi, nedir yolsuzluğun önündeki en büyük engel? Bakın, 3 milyon kamu yöneticimiz var. Varsayalım ki devleti yöneten üst düzey siyasetçilerimizin hepsi tertemiz insanlar ama 3 milyon insanla çalışıyorsunuz. Bunların her bir durumda veya milyarlarca dolar... Yaklaşık 1 trilyon TL’lik kamu kaynağı harcanıyor. Her aşamada insanlar yolsuzluk yapabilir. Bunun çözümü nedir? Denetim sistemini etkinleştirmektir.

Sayıştayla ilgili bir kanun çıkarıldı çok gecikmiş olmakla birlikte, 5018 kapsamında daha erken çıkması lazımdı. Kanun çıktı, ondan sonra 3 defa Sayıştay tırpanlandı. Şu anda Sayıştay diye bir denetim yok. İç denetim -yarın grup önerisini getireceğiz- sistemi kurulmaya çalışıldı, on yıl kurul üyeliğini yaptım, uğraştık, ettik, önüne dünya kadar engel çıktı, iç denetim çalışmıyor. Müfettişlerin motivasyonu bozuldu. Böyle bir sistemde, denetimin olmadığı bir yerde yolsuzluğun artmış olması veya algının artmış olması yanlış değil.

Yolsuzluğa yol açan en önemli nedenlerden bir tanesi de ranttır, imar rantıdır. İmar rantıyla ilgili rant vergisi konulsun diye defalarca konuşuldu burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Çok affedersiniz Sayın Başkan.

Şimdi vakit olmadığı için onun detayına giremeyeceğiz. Ancak burası çözülmediği sürece, rant vergisi çözülmediği sürece bu yolsuzluğun önünü almak mümkün olmayacaktır.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Usta, teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacak.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yolsuzluğun araştırılmasıyla ilgili önerge aslında çok önemli ve gerçekten, Meclis olarak bu konuyu daha ciddi, geniş ve derin bir şekilde araştırma ihtiyacı var çünkü kamuoyundaki algı, aynı zamanda, Türkiye Yolsuzluk Algı Endeksi’nde de çok çarpıcı bir şekilde yerini buluyor. 2013 yılından sonra bir gerileme başlamış ve rakamlara baktığımızda, 2016 yılı endeks sonuçlarına göre, Türkiye 41 puan alarak 176 ülke arasında 75’inci sırada yer almış Yolsuzluk Algı Endeksi’nde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 2013’ten sonra değil mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Birisi konuşunca cevap verme ihtiyacı duyuyorum, böyle bir alışkanlığım var.

Bu, tablonun ne kadar vahim olduğunu aslında ortaya koyuyor. Fakat durum bu iken yolsuzluğun genellikle üst düzeyde yapıldığını da kamuoyu çok yakından biliyor. Vatandaşın yolsuzluk yapma olanakları yok -tırnak içinde, olanakları yok- küçük hırsızlıklara büyük büyük cezalar verilirken milyarlarca lira ya da çok daha büyük rakamlarla yapılan yolsuzluklar, usulsüzlükler aklanıyor; bu da, tabii ki ciddi bir ayrımcılık ve eşitsizlik, kamuoyunun aslında dikkatinden kaçmıyor.

Değerli milletvekilleri, şu anda kayyumların yaptıkları yolsuzluklar çok ciddi bir şekilde Diyarbakır’da, Mardin’de, Urfa’da, Siirt’te, birçok ilde tartışılıyor ama bu gündeme getirildiğinde hemen önergeler reddediliyor, soruşturma yapılmıyor. Bu konuda Şeffaflık Derneği var. Yönetim Kurulu Başkanı Oya Özarslan’ın bir sözü çok dikkat çekiciydi, kesinlikle katılıyoruz. Diyor ki: “Yolsuzluk -panzehri- güçlü kurumlarla, kuvvetler ayrılığıyla, denge ve fren mekanizmalarına sahip bir hukuk devleti ilkesiyle ancak çözülebilir, bu şeffaflık sağlanabilir.” Bizde böyle mi? Hayır? Melih Gökçek istifa ettirildi, Kadir Topbaş istifa ettirildi, diğer belediye başkanları istifa ettirildi, yolsuzluk yapmadıklarını hiç kimse söyleyemez; bizzat Hükûmet yetkilileri zamanında “Parsel parsel sattınız.” dediler. Ee, vatandaşın ne günahı var? Bir baklava çaldı diye çocuk ceza alıyor ama parsel parsel satanlara hiçbir şey yokmuş gibi “Hadi git, evinde otur.” deniyor. İşte burada, halk, yurttaş bunların hepsini görüyor; burada, yolsuzluklar büyüdükçe cezasızlığın daha da büyüdüğünü çok net bir şekilde fark ediyor. Halk diliyle, gücü yoksula yetiyor, gücü vatandaşa yetiyor devletin ama üst düzey yolsuzluklarda kesinlikle bunlar dikkate alınmıyor.

Şimdi, İsveç Maliye Bakanı -çok dikkatimi çekmişti- Mona Sahlin, devlet kasasından çikolata almak için 60 lira kullandığı ortaya çıkınca istifa etmişti. Peki, bizde ne oluyor, yani şu anda yapılan tartışmalar? İşte yeni bir yönetmelik çıktı, Halkbankın tabelasının neredeyse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Bir dakika daha, peki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Zarrab dosyasıyla beraber Halkbanka yöntem geliştirilecek ve yönetmelik geliyor. Şimdi, bunların hepsini kamuoyundan gizlemenin bir yolu yoktur. Yolsuzluk varsa ve bu saklanıyorsa, bu er ya da geç ortaya çıkacaktır. Hukuk devleti olma dışında, denge denetim dışında, bunların araştırılması dışında, Meclisin yolsuzluklar konusunda güçlü bir irade ortaya koyması ve yargının adil bir yargılamayla ceza vermesi dışında bir çıkış da yoktur çünkü o yolsuzlukla gasbedilen paralar bu halkın cebinden çıkıyor, vergilerinden çıkıyor. “Reza Zarrab 8,5 milyar dolarlık bir rüşvet dağıttı.” iddiası var. Bu rüşveti kime verdi, bunun ortaya çıkması gerekiyor. İşte, bütün bunlar yolsuzluğun en üstten araştırılması gerektiğini bize söylüyor. Bu nedenle önergeyi destekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Abdurrahman Öz konuşacak.

Buyurun Sayın Öz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin grup önerisinin gerekçesinde belirtildiği üzere, ülkemiz, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ni, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi’ni ve OECD Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetlerin Önlenmesi Sözleşmesi’ni imzalamış ve onaylamıştır. Ayrıca, 1 Ocak 2004 tarihinden beri Avrupa Konseyinin söz konusu sözleşmelerinin takip mekanizması olan GRECO’nun da üyesidir.

Yolsuzlukla mücadele kapsamında iç mevzuat olarak 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hâlen yürürlüktedir.

Saydamlığı engelleyen ve yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılması suretiyle daha adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesi amacıyla Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi, Bakanlar Kurulunca 1 Şubat 2010 tarihinde kabul edilmiştir.

5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 9’uncu maddesiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na “Tüzel kişilerin sorumluluğu” başlıklı 43/A maddesi eklenmişti. Bu düzenlemeyle mevzuatımız Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’ndeki tüzel kişilerin cezai sorumluluğuna ilişkin standartlara uygun hâle getirilmiştir.

Yine, 2 Temmuz 2012 tarihinde Meclisimizce kabul edilip 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’la rüşvetle ilgili düzenlemeler GRECO standartlarına çıkartılmış ve yolsuzlukla yapılan mücadelede Hükûmetimizin duruşu bu düzenlemeyle de ortaya konulmuştur.

Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşımız Sayıştay raporlarından bahsederek bir kısım iddialarda bulunmuştur. Sayıştay, biliyorsunuz yüksek yargı organıdır ve Sayıştay denetçileri kurumları inceledikten sonra denetçi raporlarına istinaden Sayıştaydaki ilgili dairelerde yargılama yapılmaktadır. Bu yargılamanın sonucunda verilen kararlar mahkeme kararı olarak infaz edilmektedir ve gereği de yapılmaktadır. Bu çerçevede, Sayıştay raporuna rağmen veya Sayıştayın ilgili dairesinin kararına rağmen yapılmış veya eksik bırakılmış herhangi bir husus söz konusu değildir.

Yolsuzluğa karşı olma ve yolsuzlukla mücadele insani, ahlaki, dinî ve hukuki bir görevdir. Yolsuzlukla mücadele, siyaset yapan, ülkeyi yöneten bizler için de aynı zamanda milletimize karşı sorumluluğumuzdur.

Başkanım, otuz saniye…

BAŞKAN – Peki, buyurun.

ABDURRAHMAN ÖZ (Devamla) – Belediyeler başta olmak üzere tüm kamu görevlileri yönünden yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi gerektiğine inanıyor ve bu mücadeleyi de sonuna kadar destekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDURRAHMAN ÖZ (Devamla) – Grup önerisinde genel ve soyut ifadelere yer verilmiş olması, AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılmış mücadelenin ve mevzuat değişikliklerinin göz ardı edilmiş olması sebebiyle grup önerisi aleyhinde olduğumuzu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VIII.- SEÇİMLER

1.- Başkanlık Divanı Üyeliklerine Seçim

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi 26 Dönem ikinci devre Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı üyelikleri için seçim yapacağız.

Başkanlık Divanı üyeliklerine siyasi parti gruplarınca bildirilen adayları gösteren listeyi okutup oylarınıza sunacağım.

Şimdi listeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 İkinci Devre Başkanlık Divanı Üyelikleri

Aday Listesi

Başkan Vekillikleri

 

Adı-Soyadı

Seçim Çevresi

Siyasi Parti Grubu

 

Ahmet Aydın

Adıyaman

AK PARTİ

 

Yaşar Tüzün

Bilecik

CHP

 

Ayşe Nur Bahçekapılı

İstanbul

AK PARTİ

 

Pervin Buldan

İstanbul

HDP

 

 

Kâtip Üyelikler

 

 

Adı-Soyadı

Seçim Çevresi

Siyasi Parti Grubu

 

Sema Kırcı

Balıkesir

AK PARTİ

 

Fehmi Küpçü

Bolu

AK PARTİ

 

Bayram Özçelik

Burdur

AK PARTİ

 

Nurhayat Altaca Kayışoğlu

Bursa

CHP

 

Bülent Öz

Çanakkale

CHP

 

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

Hatay

MHP

 

Vecdi Gündoğdu

Kırklareli

CHP

 

İshak Gazel

Kütahya

AK PARTİ

 

Mustafa Açıkgöz

Nevşehir

AK PARTİ

 

Mücahit Durmuşoğlu

Osmaniye

AK PARTİ

 

Barış Karadeniz

Sinop

CHP

 

 

İdare Amirlikleri

Adı-Soyadı

 

Seçim Çevresi

Siyasi Parti Grubu

İbrahim Özdiş

 

Adana

CHP

Ahmet Gündoğdu

 

Ankara

AK PARTİ

Erkan Haberal

 

Ankara

MHP

Sırrı Süreyya Önder

 

Ankara

HDP

Salim Uslu

 

Çorum

AK PARTİ

Orhan Karasayar

 

Hatay

AK PARTİ

Ceyda Bölünmez Çankırı

 

Mardin

AK PARTİ

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Başkanlık Divanı üyeliklerine seçilen sayın milletvekillerinin görev süresi 25 Kasım 2017 tarihi itibarıyla başlayacaktır.

Seçilen milletvekillerini kutluyor, başarılar diliyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerindeki 101’inci madde üzerinde önerge işlemlerinde kalınmıştı. Şimdi 101’inci maddenin önerge işlemlerine başlayacağız.

101’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 101’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                 Mehmet Ali Aslan                                        Feleknas Uca                                        Behçet Yıldırım

                                         Batman                                                   Diyarbakır                                                 Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen sevgili halkım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Emekçiyi, köylüyü, dar gelirliyi ezmeye yönelik, holdingleri ve sermayedarları koruyan, kollayan 125 maddelik bu yasa tasarısında Adıyaman’ı yakından ilgilendiren, Adıyaman’ı derinden yaralayan tütün konusunda halkımın sesi soluğu olmaya çalışıyorum. Onun için, Adıyaman yöresinde çok kullanılan Kürtçe bir atasözü, bir deyimle sözlerime başlamak istiyorum. “…”(x) Yani yas yerinde herkes kendi ölüsüne ağlarmış. Benim için de yas, bu torbada tütüne gelen yasaktır; benim için yas, tütünün önüne çekilen settir; benim için yas, Adıyaman'ın can damarı olan tütünün bitirilmesidir. (HDP sıralarından alkışlar)

Öncelikle halkın haklı talepleri için yaptığı eylem ve etkinlikleri sindirmeye yönelik tavır gösteren, “AKP zarar görmesin, AKP'li vekiller yıpranmasın.” düşüncesinde olan, AKP'nin menfaatlerini Adıyaman'ın menfaatleri önünde tutan kişi ve kesimler –ki, onlar kendilerini biliyor-gözünüz aydın; Adıyaman tütünü bitti, Adıyaman tütünü öldü. “Yok, tütün yasaklanmıyor, önü açılıyor.” diyenlerin kim olduğunu halkımız da çok iyi biliyor, tarih de biliyor; bunları yazacaktır ve bunları yargılayacaktır.

“Kooperatifler aracılığıyla tütünün önünü açıyoruz.” yalanını uydurdunuz, bu yalana kendiniz inandınız, çevreyi inandırdınız, şimdi de gariban halkımızı inandırmaya çalışıyorsunuz. Daha önce de söyledim, şimdi de tekrarlıyorum: İktidarın bir hastalığı var. Hastalığın adı "mitomani” yani söylediği yalana inanma hastalığı.

Bakın, şimdi, Rıza Sarraf davası görülecek Amerika’da. Yaptığı usulsüzlükler, rüşvetlere bile kılıf uydurmaya çalışan bir iktidar ve çamur medyası var. Şimdiden "Rıza Sarraf’ı yargılayan hâkim ve savcılar FET֑cü.” ya da “Kumpas.” deyip bu yalana sarılıyorsunuz, buna inanmaya çalışıyorsunuz. Ama orası Türkiye değil, yargıyı etkileyebileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Gizli pazarlıklar için Amerika'ya gidip gelmeleriniz de fayda etmez.

Şimdi, tütün için çok yalan söylediniz. Halkı dinlemediniz. Yandaş STK’larınızla, size yakın kesimlerle konuşarak, allem edip kallem edip tütünün önüne set çektiniz. Eğer halkı dinleseydiniz üreticinin de, küçük esnafın da, tüketicinin de kabul edeceği, size sunduğu 11 maddelik, tütünle ilgili çözüm önerilerimizi önemserdiniz. Bunu ben değil, bunu halkımız istiyor ama bunların hepsini es geçtiniz.

Şimdi, tütün için öyle bir proje, öyle bir üretim alanı düşünün ki köyden kente göçü engellesin, sosyal dokuyu korusun, ciddi bir istihdam alanı yaratsın, üretici emeğinin karşılığını aldığı için kazansın, esnaf ticaretini yaptığı için kazansın ve tüketici ucuza mal ettiği için tasarruf etsin; ayrıca, cezayla, yasaklarla önlemeye çalıştığınız yurt dışından getirilen sigara kaçakçılığını önlesin. İşte, sarmalık kıyılmış tütün üretimi ve ticaretinin fiilî olarak hâlihazırdaki durumu bu. Peki, böyle hem üreten açısından hem tüketen açısından kazandıran bir projeye, üreticisinden tüketicisine kadar, küçük esnafı da kapsayacak şekilde bir yasallık kazandırmayı niye düşünmezsiniz?

Biraz önce belirttiğim bu durumdan üretici, sarmalık kıyılmış tütün satan küçük esnaf ve bunu tüketen vatandaş memnun. Peki, kim rahatsız? 1) Yabancı sigara fabrikaları. 2) Sigara kaçakçıları. 3) Vergi alamadığı için Hükûmet rahatsız.

“Sigara kaçakçıları kazansın.” diyecek kimse yok zaten. Geriye kalıyor yabancı sigara firmalarının kayıpları ve vergi kaybı. Çok millî olduğunuzu iddia ediyorsunuz, yabancı sigara fabrikalarını da düşünecek hâliniz yok. Peki, vergi kaybını nasıl önleyebiliriz? “Vergi kaybım var.” diye yerel üretimi bitirerek bunu temin etmeye çalışmak zaten akıl kârı değil. Ha, illa vergi alınacaksa buna da kimsenin itirazı yok. Ancak millî ve yerli olmanın gereği olarak…

Tütün üretiminden tüketimine kadar oluşan bu fiilî durumu yasak hâle getiriyorsunuz. Az vergiyle kendi üreticinizi ve kendi insanınızı destekleyerek yasal güvence vereceksiniz, çözüm burada. Yoksa yasaklayarak, vergi oranları belirsiz kooperatif seçenekleriyle insanları açlığa mahkûm ederek bir çözüm yaratamazsınız. Bu problemin çözümü küçük çiftçiye, üreticiye, esnafa yasak getirmek değil; mevcut üretim ve pazarını yasal hâle getirmektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 101’inci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                      Mehmet Bekaroğlu                                     Lale Karabıyık

                                          Ankara                                                     İstanbul                                                      Bursa

                                 Bihlun Tamaylıgil                                  Zülfikar İnönü Tümer                                        Musa Çam

                                         İstanbul                                                      Adana                                                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Zülfikar İnönü Tümer konuşacak.

Buyurun Sayın Tümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cuma günü tüm yurtta Öğretmenler Günü kutlanacak. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün geleceğimizi emanet ettiği öğretmenlerimizin gününü şimdiden kutlar, özlük haklarının iyileştirilmesini diler, atama bekleyen yüz binlerce öğretmen adayı ve sağlık emekçisi için verilen sözlerin yerine getirilmesini, atandığı hâlde güvenlik soruşturması nedeniyle bekletilenlerin bir an önce göreve başlatılmasını ümit ederim.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarının 101’inci maddesinde yapılmak istenen değişiklikle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun adına söz almış bulunuyorum. Elektronik haberleşmeyle ilgili düzenleme yapılan maddelerde devasa kâr ve gelirlere sahip üç büyük şirketin lehine bir düzenleme yapılarak vergi affı getirilmektedir. Tek kalemde bu şirketlerin borçlarının silinmesi, yalnızca sermaye sahiplerini koruyacak ve işin bütün vebalini vatandaşa yükleyecek bir düzenlemedir çünkü özel iletişim vergisinin yüzde 7,5’e sabitlenmesi, internet kullanımı vergisinin yüzde 50 artışı anlamına gelmektedir. Bu durum vergi adaleti açısından yine dar gelirli-zengin ayrımı yapılmadığını göstermektedir. Vatandaşın cebine, emekçinin gelirine göz koyan bir düzenleme söz konusudur.

Vergi adaleti sağlamayan bu sistem sürekli yozlaştırılmaktadır. Vergi adaletinden bahis, toplumsal barışın sağlanmasıdır ancak bunun yerine hep sermaye kesimleri korunmakta ve yaşam alanlarının her tarafına bu yozlaşma yayılmaktadır. Devletin asli geliri vergilerdir ve sağlıklı, adil bir vergi sistemi toplumsal barış ve adaletli bir yaşam için elbette ki en temel dinamiktir. Vergi sisteminin adaletli olmasının birinci koşulu ödeme gücü ilkesidir. Arzumuz, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alarak toplumsal ihtiyaçların karşılanması, bu sayede kamusal hizmet aracılığıyla toplumsal eşitsizliğin giderilmesi, toplumun geleceğinin güvenli bir şekilde biçimlendirilmesi ve sağlıklı bir büyümedir.

Değerli milletvekilleri, Anadolu’nun en ücra yerlerinde yaşayan özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın devlete bağlılıklarına paralel olarak vergi borçlarını eksiksiz ve zamanında ödeme gayretinde olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu torba yasa, büyük şirketlere ve sermaye gruplarına kolaylıklar sağlayadursun, Türkiye'nin birçok bölgesinde hâlâ cep telefonu görüşmesi yapamayan yerler olduğunu belirtmekte fayda görüyorum. Örneğin, 2,5 milyon nüfuslu Adana merkezinde, bazı mahallelerin yanı sıra Aladağ, Ceyhan, Çukurova, Feke, İmamoğlu, Karaisalı, Karataş, Kozan, Pozantı, Saimbeyli, Sarıçam, Seyhan, Tufanbeyli, Yumurtalık, Yüreğir ilçe merkezlerinin bazı bölümlerinde, özellikle uzak ilçelerin birçok mahallesi ile dağ köylerinde cep telefonlarının aksesuar olarak kullanıldığını vurgulamak istiyorum. Mesela, Aladağ’daki yurt yangınında hayatını kaybeden minik kız çocuklarımızın ailelerinin yaşamaya çalıştığı Köprücük, Kışlak ve Karahan köylerinde taşıma hayvan sırtlarında yapılırken, yol başta olmak üzere su ve elektrik büyük sorun olarak karşımızda dururken, telefon kullanmak da imkânsızdır.

Gerçekten, bu ülkenin tamamını kapsayan adaletli bir vergi sistemi getirilmek isteniyorsa öncelikle yoksul ve dar gelirli vatandaşlarımızın eşit hizmet almasının da önü açılmak zorundadır. Türkiye'nin birçok yerinde oldukça zor coğrafyalarda yaşamlarını idame ettirmeye çalışan insanlarımız bu Meclisin hak-hukuk-adalet üçgeninde çalışmalar yapmasını, kendilerine doğrudan sirayet edecek iyileştirmeleri ve hizmetleri beklemektedir. Zira bizim gerçekliğimiz köylülerimizdir, çiftçimizdir, gariban vatandaşlarımızdır. Bu insanlarımızı görmezden geldiğimiz sürece vicdanlı, merhametli, hakkaniyetli bir düzen sağlamamıza imkân yoktur.

Değerli milletvekilleri, torba yasanın bütününün değerlendirmesinden çıkan sonuç, Türkiye'nin makroekonomik çevresinin tamamen çökertilmesidir. Ayrıca, bu torba yasa tasarısında açık sınıfsal tercih de yapılmaktadır. Bu tasarıyla maliye politikasının tüm araçları üst gelir sınıfına dar ve orta gelirli sınıflarından transfer yapılması yönünde kullanılmaktadır. Üretenden geliri kadar vergi alan hakkaniyetli bir ekonomik düzene hasret kalan ülkemiz bu değişiklikler nedeniyle eşitsizliklerle karşı karşıya kalmaktadır. Üzülerek belirtiyorum ki, bir kez daha, günü kurtaran, orta vadede ekonomiyi daha fazla daraltacak adımlar atılmaktadır. Eşitlikçi, hakkaniyetli ve bilim temelli bir ekonomik düzenlemeden her geçen gün daha da uzaklaşılmaktadır. Zira vergi düzenlemelerinde dar gelirli toplum kesimi dikkate alınmadan yapılmış torba yasa hem doğrudan hem dolaylı olarak tüm vergi yükünü dar ve orta gelirli sınıfların üzerine yıkan bir düzenleme içermektedir.

Çağdaş, aydın, bilimi esas alan, dar gelirli vatandaşları hizmetin odağına oturtan bir anlayışın hâkim olması dileğimle hepinize saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tümer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 101’inci maddesinde yer alan “iki yıl içerisinde” ibaresinin “on yıl içerisinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mehmet Parsak                                           Baki Şimşek                  Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                   Afyonkarahisar                                                Mersin                                                       Hatay

                                 Fahrettin Oğuz Tor                                         Arzu Erdem

                                   Kahramanmaraş                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak konuşacak.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; torba yasa tasarısının 101’inci maddesine dair Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önergeye dair söz almış buluyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gene bir torba yasayı görüşüyoruz ve bu torba yasalara dair Milliyetçi Hareket Partisi olarak şu ana kadar defalarca haklı olarak ifade ettiğimiz isabetli eleştirilerimizi bu aşamada tekrar edecek değilim ama en azından bu torbadaki eksikliklere dair bazı hususlara temas etmek isterim önergemizin içeriğine geçmeden önce.

Gene bir torba yasayı görüşüyoruz ama burada ciddi içerik eksiklikleri söz konusu. Personel taleplerinden tutun, toplumumuzun çeşitli kesimlerine yönelik çok ciddi çözüm bekleyen sorunlara ve taleplere yönelik hemen hemen kayda değer hiçbir hususun bu torba yasada olduğunu söyleyemiyoruz ne yazık ki.

Personel taleplerinden başlayalım: İşte, taşeron işçilerimiz kadro bekliyor uzun yıllardır ve son dönemlerde, özellikle son haftalarda sürekli olarak bu da gündemde ama hâlâ ortaya çıkmış olan bir tasarı, bir teklif söz konusu değil. Merakla takip ediyoruz ve bu noktadaki haklı taleplerin yerine getirilmesini Milliyetçi Hareket Partisi olarak istiyoruz.

Aynı şekilde 4/C’liler uzun yıllardır sorunlarının çözülmesini beklemekte, bunlarda da ne yazık ki herhangi bir aşama kaydedilmiş değil.

Atanamayan öğretmenler, biraz önce zikredildi, 24 Kasım yaklaşmakta, onlara bu yönde bir müjde vermemiz, onların sorunlarını bu yönüyle çözmemiz gerekiyor, ne yazık ki torba yasanın içerisinde bu da yok.

Sadece personel talepleri mi? Evet, tabii ki de değil. Personel taleplerinin dışında da çiftçilerimizin, esnaflarımızın, emeklilerimizin, her toplum kesimimizin haklı, isabetli, yerinde ve önemli sorunları var çözüm bekleyen, onlara dair de ne yazık ki bu torba yasanın içerisinde herhangi bir şey yok ve ben Milliyetçi Hareket Partisinin bir milletvekili olarak bütün bu sorunların aynı torbada çözülebilmesinin mümkün olmadığını da biliyorum ama en azından bizzat kanun teklifimde bulunan iki hususu da burada vurgulamadan geçemeyeceğim değerli milletvekilleri.

Gerçekten, bunların en başında atanamayan sağlıkçılara kadro verilmesi yönünde bir kanun teklifim var. Ben bu kanun teklifini verdiğimde, değerli milletvekilleri, atanamayan 350 bin sağlıkçımız vardı, bugün bu sayı 450 bine ulaştı. Atanamayan sağlıkçılar geçtiğimiz hafta eylem yapıp çığlıklarını, seslerini duyurmaya çalıştılar ama katedilmiş bir mesafe yok. Az sayıda atanabilme imkânına kavuşmuş olanlar da ne yazık ki şu anda atanmaya hak kazandıkları hâlde aylardır atamayı bekliyorlar, onların dahi sorunları çözülebilmiş değil ne yazık ki.

Gene, içinden geldiğim mesleğimizin, avukatlığın, yargının bir alanı olarak mübaşirlerimizin sorunlarının çözülmesine yönelik olarak bir kanun teklifimiz var. Yani yargının 4’üncü ayağı olarak kabul edilen mübaşirlerin, özellikle de son dönemde çok ağır şartlar içinde çalışmalarına rağmen genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmesi yönünde haklı talepleri vardı, bunu yasa teklifi olarak getirdik. 5 bin civarında mübaşirimiz var. Maliyeye, bütçeye bunun çok ağır yükleri, vesaireleri de söz konusu değil ama bu teklifimiz de henüz kabul edilmedi, kabul edilmediği gibi işbu torba da dâhil şimdiye kadar gelen hiçbir torba yasa tasarısının içinde bunu da göremedik. Toplumumuzun bu ve bunun gibi pek çok haklı, yerinde, isabetli, çözülmesini beklediği meseleler var. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunların, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Gelelim önergemize: Önergemizde, işbu torba yasanın 101’inci maddesi çerçevesinde, işletmecinin tüketiciden haksız olarak tahsil ettiği bedellere ilişkin bir düzenleme söz konusu. Burada gayet isabetli bir şekilde, şayet işletmeci tüketiciden haksız bir ödeme aldıysa bunun geri ödenmesi yönünde bir düzenleme var ve bunun için de iki yıllık bir süre öngörülmüş. Yani bir haksız ödeme söz konusu tüketicinin yaptığı ama bu haksız ödeme tespit edildiğinde tüketici, tüketici hukukuyla paralel olarak –öyle düşünülmüş çünkü anlaşıldığı kadarıyla- iki yıl içerisinde bunu talep ederse kendisine iade edilsin, eğer iki yıl içinde talep etmezse ilgili bakanlığa aktarılsın. Burada tüketicinin hakkını korumak adına daha dar ve daha sınırlı süreyi değil de Türk Borçlar Kanunu’muzdaki on yıllık süreyi esas alalım. Tüketici iki yılda değil, bu yönde bir haksız ödemeyi geri almak gibi bir hakka sahipse on yıl içerisinde iade isteyebilsin, bu mümkün olmazsa on yıldan sonra ilgili bakanlığa gelsin.

Önergemiz bundan ibarettir. Son derece haklı ve isabetli bir önergedir. Bu yönüyle, önergemizin kabulünü Genel Kuruldan talep ediyor, sizleri bir kere daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.29

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde, Hükûmet yerinde.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Malatya’da yaşanan bazı evlerin kapılarının işaretlenmesi olayıyla ilgili İçişleri Bakanlığının verdiği bilgiye ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz önce Sayın Gülay Yedekci’nin gündeme getirdiği konuyla ilgili İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’yla görüştüm. Bana aktardıklarını sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu işaretlenme olayı sabaha karşı saat 02.00-03.00 civarında olmuş ancak bu bilinmeden, bu sabah Malatya Valisi, bütün Alevi dernekleri ve Alevi dedeleriyle birlikte bir kahvaltıda berabermiş. Kimsenin haberi yokmuş, bu toplantıdan, bu kahvaltıdan sonra bu durum öğrenilmiş. Hem Cumhuriyet Halk Partisinin İl Başkanına Sayın Veli Ağbaba telefon etmiş, ilgilenmiş hem de Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanı bu konunun üzerinde. İçişleri Bakanımız bu konunun bir provokasyon olduğunu ve bütün Emniyet güçleriyle bu konunun araştırıldığını bana iletti, ben de sizinle paylaşmak istedim bu konuyu. Şu anda Emniyetimizin bütün güçleri bu konuyu, kimin provokasyon yarattığını veya ne amaç içinde olduğunu araştırmakla meşgul.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, onu görüşeceğiz.

Bildiğiniz gibi, görüşülmekte olan tasarı ve teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklifle çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı, aksi hâlde önergenin işleme alınamayacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Şimdi okutacağım önerge bu hükümle örtüşmeyecek şekilde tasarının konusunu oluşturmayan başka bir kanunda değişiklik içermekle birlikte, söz konusu önergenin işleme alınması hususunda gruplar arasında uzlaşı bulunması ve milletvekillerince bir itirazın bulunmamasını dikkate alarak -emsal teşkil etmemek kaydıyla- önergeyi işleme alıyorum.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na 101’inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                             Engin Altay                                               Erhan Usta

                                         Kayseri                                                     İstanbul                                                     Samsun

                                   Ahmet Yıldırım                                           Mehmet Muş                                         Hurşit Yıldırım

                                            Muş                                                       İstanbul                                                     İstanbul

                              Mehmet Doğan Kubat                                      Bülent Turan

                                         İstanbul                                                   Çanakkale

“MADDE 102 – 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanununun geçici 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “31/12/2017” ibaresi “31/12/2020” olarak değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanı, Komisyonunuz önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunluğuyla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Önergeyi oylarınıza sunacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Böylece tasarıya 102’nci madde olarak yeni bir madde ihdas edilmiştir.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için mevcut sıra sayısı metni üzerinden görüşmelere devam edeceğiz, kanunun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

102’nci maddede ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 102’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                     Feleknas Uca                                        Mehmet Ali Aslan                                        Lezgin Botan

                                       Diyarbakır                                                   Batman                                                        Van

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                   Mehmet Parsak                                            Arzu Erdem                                              Baki Şimşek

                                   Afyonkarahisar                                               İstanbul                                                      Mersin

                                 Fahrettin Oğuz Tor                           Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                   Kahramanmaraş                                                Hatay

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan konuşacak.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce Anayasa Mahkemesinin partimizi hedef alan kararı siyasi bir karardır, hiçbir hukuki değeri yoktur ve halkımızın vicdanında yok hükmünde sayıyoruz.

Ben de grubum adına 102’nci madde üzerinde söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AKP Hükûmeti bu maddeyle -yaptığı bütün değişikliklerde- Bakanlar Kurulunu çok geniş yetkilerle donatmaktadır. Böylece, ihtisaslaşmanın birikimini hiçe sayarak yönetmeliklerin Bakanlar Kuruluna devredilmesini doğru bulmuyoruz. Dolayısıyla, maddenin tasarı metninden çıkarılması lazım.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı esasında ekonomik krizin yükünü vatandaşın sırtına bindiren bir tasarıdır. Çünkü, AKP Hükûmeti içte ve dışta sürdürdüğü savaş politikalarıyla neden olduğu ekonomik krizi vergi artışlarıyla halkın cebine dadanarak aşmayı planlamaktadır. Dolayısıyla, bu tasarı “halkın cebindekini al, zenginin cebine koy” tasarısıdır. Bu nedenle, dolar her gün yeni rekora imza atarken savaş politikalarını gözden geçirmeyen AKP, halkın elindeki parayı çıkarmasını bir çözüm olarak görüyor. Borçlanmaya çözüm olarak vergi artışlarına başvuruyor. Hazine garantisiyle yapılan köprülerle şirketlerin zararlarını yine halkı cebinden ödemeye çalışıyor. Oysaki işsizlik rakamlarına ve enflasyon artışına bakıldığında halkın yoksulluğu kolayca görülebilir. Burada, halkı yoksullaştıran bu politik anlayış bana ünlü İngiliz halk hikâyesi kahramanı Robin Hood’u hatırlatmakta, sadece bir farkla, Robin Hood mazlumun yanında, zalime karşı mücadele eder ve mazlumun tarafını tutar, zenginden alır, fakire verir ancak AKP bunun tam tersini yapmaktadır. AKP ağır vergilerle mazlumun sırtına yeni yükler yüklemekte ve bu ağır vergilerle savaşın yükünü halkın… Yoksulların cebindeki parayı alıp zenginin cebine koymaktadır. Ancak, Anadolu’nun da bir Robin Hood’u var, o da Köroğlu’dur fakat Bolu Beyi’nin torunları bunu nereden bilsin.

Değerli milletvekilleri, halkın iradesinin tecelli ettiği bu çatı altında önergelerimizle ve konuşmalarımızla yanlışları eleştiriyor, önerilerde bulunuyoruz ama AKP kapıldığı güç zehirlenmesi ve neredeyse dağlarla boy ölçüşen kibriyle kulaklarını tıkamış durumda. Dolayısıyla, muhalefet partileri tarafından verilen Meclis araştırması ve soru önergelerinin reddedilmesi de başka bir türlü konuşturmama çabasıdır. Özellikle, 26’ncı Dönemde HDP’nin önergeleri eften püften gerekçelerle reddedilmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde, Şapatan’da onlarca insan ağır işkencelerden geçirildi ve bunların fotoğrafları basında da yer aldı. Bunun üzerine ben de 8 Ağustosta bir soru önergesi verdim ve bu soru önergemiz yine tarafımıza iade edildi. Önerge, istenilen değişiklik yapılmasına rağmen Sayın İsmail Kahraman tarafından tarafımıza tekrar iade edildi. Şimdi onu sormak istiyorum: Sayın İsmail Kahraman, istediğiniz değişiklikleri yapmamıza rağmen önergeleri niçin tarafımıza tekrar iade ediyorsunuz? Orada yapılan işkenceyi örtbas etmeye mi çalışıyorsunuz? İç Tüzük maddelerine dayanarak demokratik siyaseti susturmaya mı çalışıyorsunuz? Bu yasakçı zihniyeti İç Tüzük’e dayanarak kurumsallaştırmaktan bir an önce vazgeçin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aynı şekilde, işleme alınıp üzerinden bir yılı aşkın süre geçen, Çerkezlerin yaşadıkları sorunlarla ilgili verdiğimiz araştırma önergemiz de reddedildi. Burada, sadece, geçen bir “asimilasyon” kelimesi söz konusuydu. Biz de burada Sayın İsmail Kahraman’a tekrar sorduk, burada tekrar soruyorum. Sayın Başkan, eğer yasaklı kelimeler varsa bu Mecliste bunların gruplarla paylaşılması lazım dedik ancak tarafımıza “Hayır, yasaklı kelimeler yok.” denildi. Ama varmış ki yeniden, tekrar önerge tarafımıza iade edildi.

Burada bugüne kadar 19.529 yazılı soru önergesi verildi, bunların 1.546’sı iade edildi, 846 önergeyle HDP 1’inci sırada. Yine, 2.241 Meclis araştırması önergesinin 149’u iade edilirken 137 araştırma önergesinin iadesiyle yine HDP 1’inci sırada. Yani bu yöntemle HDP’yi konuşturmamaya çalışıyorsunuz, demokratik siyaseti susturmaya çalışıyorsunuz ama eş genel başkanımız, rehin olan eş genel başkanımızın dediği gibi “Ne yaparsanız yapın mutlaka ama mutlaka kazanacağız.” Bu da böyle bilinsin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Aynı mahiyetteki önergenin diğer konuşmacısı İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem olacak.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısının 102’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Öğretmenler Günü yaklaşmakta ve yine öğretmenlerimizin sorunlarıyla ilgili kürsüye çıkmış bulunmaktayım.

Çocuklarımız ve geleceğimizi çağımız gereklerine ve ihtiyaçlarına göre cevap verebilen, millî ve manevi değerlerine sahip, bunları özümsemiş, kültürümüzü kavramış insanlar olarak yetiştiren kişiler öğretmenlerimizdir. Eğitim sistemimizin temel taşı olan öğretmenlerimizin kıymeti hepimizin gözünde, hepimizin yüreğinde elbette ki çok büyüktür ancak eksikler de var, bu eksikleri görmemiz gerekmektedir. Sadece 24 Kasımda değil yani böyle önemli günlerde değil her gün öğretmenlerimizle ilgili yapılması gerekenler üzerinde fikir üretmemiz ve çözüm bulmamız gerekmektedir. Öğretmenlerimizin sorunlarına yani dolaylı olarak eğitim sistemine köklü çözüm getirmemiz gerekmektedir ve kalıcı çözümler üretmemiz gerekmektedir. Milletimizin, milletvekillerinden yani kendi temsilcilerinden asillerin bekledikleri, bilhassa çocuklarını emanet ettikleri öğretmenlerle ilgili gereğinin yapılmasıdır.

“Ülkemizde öğretmen ihtiyacı büyük.” Bu açıklama Hükûmet yetkilileri tarafından yapılmıştır, sayı olarak da 100 bin öğretmen açığından bahsedilmiştir ancak alınacak olan kadroyla ilgili -bu da çelişkili bir ifadedir- 20 bin öğretmen alınacağı noktasında bir açıklama yapılmıştır. Peki, öğretmen mezunumuz, öğretmen sayımız her geçen gün artarken, 100 bin öğretmene ihtiyacımız varken neden 20 bin öğretmen alınacağı konusunda soru işaretlerinin giderilmesi aciliyetle şart. Tüm öğretmen adaylarımızın merak ettiği husus budur ve Öğretmenler Günü için bir beklentiler var: “100 bin değil, 60 bin de değil, 50 bin de değil, 40 bin öğretmen alımı yapılsın, bizler de manevi olarak önemsendiğimizi hissedelim.” derler. Bunu, ben, burada huzurlarınızda sunmuş olayım.

Öğretmen adaylarımızın bu talebini yerine getirmek çok da zor değil ama yerine getirirken neye dikkat etmemiz gerektiğinin de tekrar altını çizmemiz gerekiyor. Mülakatla alınıyor öğretmenler. Mülakatta özellikle birçok şaibe meydana geldiği için, insanların zihinlerinde soru işaretleri oluştuğu için bilhassa mülakatın mümkün ise kaldırılması, değil ise Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz, kamera sisteminin kullanılmasına yönelik kanun teklifimizin de mutlaka gündeme taşınması şarttır. KPSS şartı zaten var öğretmen alımında ve güvenlik soruşturması yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, ücretli öğretmenlerle ilgili, bilhassa içinde bulunduğumuz zorlu süreci de göz önünde bulunduracak olursak, güvenlik soruşturması yapılmamaktadır. Bu güvenlik soruşturmasının yapılması çok elzem bir ihtiyaçtır. Bu anlamda da diğer öğretmenlerimiz bu tespitleriyle bize gelmiştir, sizlere iletmiş olalım. Özellikle iktidar partisinin dikkatine sunuyorum, ücretli öğretmenlerle ilgili güvenlik soruşturmasının yapılmaması bilhassa bu hassas süreçte büyük sıkıntılara yol açabilmektedir, güvenlik zafiyetine yol açabilmektedir.

Öğretmen adaylarımız arasında bilhassa yine atamaları bekleyen öğretmenlerimizle ilgili… Özellikle kutsal mesleğin mensuplarının biriken sorunları çözülmediği sürece onların mutsuz olduğunu da hepimizin görmesi gerekiyor. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de dediği gibi “Huzursuz öğretmen, eğitimsiz öğrenci ve gerileyen ülke demektir.” Gelin Öğretmenler Günü’nde öğretmen adaylarına müjdeli haberler verelim. Atama bekleyen öğretmenlerimizin sorunlarını bu Öğretmenler Günü’nde çözüme kavuşturalım.

Sözleşmeli öğretmenlerin eş tayini müjdesinin mutlaka verilmesi gerekmektedir. Ücretli öğretmenlerin güvenlik soruşturmasının yapılması gerekmektedir. Mülakatın kalkması gerekmektedir.

Ayrıca, geçen hafta dile getirdiğim, Türkiye Futbol Federasyonunun Üçüncü Lig kız futbol takımıyla ilgili ödeneklerin kesilmesi konusu vardı. Bu konuyu Sayın Spor Bakanına arz ettiğimizde konuya çözüm üreteceğini söyledi ancak bunlarla ilgili takvim meydana gelmiş olmasına rağmen bu konuyla ilgili çözüm üretilememiştir. Spora çok önem veriyoruz, sporun önemli olduğunu söylüyoruz; gençlerimizin gelişiminde çok büyük bir yer teşkil ettiğini söylerken bu konuda kız çocuklarımızın önünü kesiyoruz.

Millî sporcularımızla ilgili millî burslara ilişkin de düzenlemeler getirilmiştir. Burada da mevcut burslar bu evlatlarımızla ilgili düşürülmüştür. Özellikle spora önem veriyorsak, eğitime önem veriyorsak bu gibi hataları yapmamamız gerekmektedir ve aciliyetle bu hatalardan dönülmesi gerekmektedir.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 102’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                      Bülent Kuşoğlu                                   Bihlun Tamaylıgil

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                     İstanbul

                                    Lale Karabıyık                                          Gülay Yedekci                                             Musa Çam

                                           Bursa                                                      İstanbul                                                       İzmir

Madde 102- 13/10/2010 tarihli ve 6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "devlet desteklerinin bildirimi ve denetlenmesine ilişkin yönetmelikler ise Kurul tarafından 31/12/2014 tarihine kadar yürürlüğe konulur. Bu tarihi birer yıllık sürelerle iki defa ertelemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir” ifadesi "devlet desteklerinin bildirimi ve denetlenmesine ilişkin yönetmelikler ise Bakanlar Kurulunca alınacak karar üzerine yürürlüğe konulur” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Yedekci konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yedekci.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi içtenlikle selamlıyorum.

Ortada bir çuval yasa var, artık torbaya sığmıyor yasalarınız, çuval çuval getiriyorsunuz ancak milletimizin derdine, kanayan yaralarına bir küçücük merhem bile olacak herhangi bir ilaç yok bu yasaların içerisinde. Sadece imar var, beton var, dolar var, ithal et var, ithal saman var. Memleketimizin, halkımızın meselelerine ne zaman yüzünüzü döneceksiniz?

Biz “Ülkemizde gençlerimiz nasıl iyi eğitim alacak?” diye düşünüyoruz. PISA sonuçlarında okuduğunu anlayamayan bir yüzde 50’lik kesimle karşı karşıya kalmayalım istiyoruz. Benim ülkemde TÜBİTAK “Papaz eriği nasıl imam eriğine çevrilir?” diye ödül vermesin, sıvıların içerisindeki su miktarını ölçenlere ödül versin istiyoruz. TÜBİTAK bilimle, fenle, teknolojiyle ilgilensin istiyoruz.

Dünyanın akademik yayınlarla üniversiteleri nitelendirdiği günümüzde benim ülkemin üniversiteleri maalesef ilk 100’e giremiyor. Çok başarılı üniversitelerimize de siz topla, tüfekle, TOMA’yla, kepçeyle, dozerle giriyorsunuz. Orta Doğu Teknik Üniversitesine bu şekilde girmeye çalışmanız acaba sizin kafanızda bir soru işareti oluşturuyor mu? Yapılması gereken, bu ülkeye yeni pencereler açmak, yeni vizyonlar oluşturmaktır. Bizim gençlerimiz Amerika’daki gençlerden daha az akıllı değil, bizim bilim insanlarımız Japonya’daki bilim insanlarından daha az yetenekli değil. Biz neler yapabileceği unutturulmaya çalışılan bir memleketin evlatlarıyız, biz yedi düvele diz çöktüren bir milletin torunlarıyız.

Ülkemizde siyasi erkin yapması gereken asıl şey, ülkenin gerçek sorunlarını bulup bu sorunlara çözüm üretmeye gayret etmektir. Derdiniz, üç yandaşın, beş müteahhidin, üç kendi akrabanızın rantsal ekonomik sorunlarını çözmek olmamalıdır, bunlar için Meclise çuval çuval yasa getirmek olmamalıdır. Asıl dert, Sayın Başkan, bu ülkedeki işsizin, bu ülkedeki emekçinin, bu ülkedeki yetimin, öksüzün, emeklinin, köylünün, çiftçinin sorunları için çözüm üretmeye gayret etmek olmalıdır. Asıl mesele, bu ülkeyi gönülden sevmektir. Sevdanız betonaysa, sevdanız dolaraysa elbette bu işleri yapamazsınız ama eğer memleket sevdalısıysanız bu sorunları çözmek için kollarınızı sıvarsınız ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için uğraşırsınız.

Bugün Türkiye’de tartışılan konulara bakar mısınız. Son on yılda çocuklara uygulanan cinsel istismar vakaları yüzde 700 arttı. Son on yılda 482.908 kız çocuğumuz evlendirildi. Çocuk işçi sayımız 2 milyona yaklaştı. Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı. 2016 yılında 56 çocuğumuz iş cinayetine kurban gitti. 2017 yılının ilk on ayında 338 kadın öldürüldü, 246 kadın cinsel şiddete maruz kaldı, 2.800 çocuk hapis ve cezaevi şartlarından şikâyet eden, 111 çocuk işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını söylüyor. Ekmeğin içerisinden fare çıkıyor, çocuk fareyi yakalayıp cezaevi müdürüne götürüyor ve cezaevi müdürü diyor ki: “O ekmeği biz de yiyoruz.” Bu ülkenin evladı değil midir hapishanede yatanlar? Cezaevlerinden yükselen çığlıklara niye ses vermiyorsunuz? Neyle uğraşıyorsunuz siz: Efendim, nikâhı imam mı kıysın, müftü mü kıysın? Resmî nikâh kıyan memurlara kıtlık mı, kıran mı girdi? Sıra mı var, evlenmek istiyor vatandaş da sırada kalıyor, evlenemiyor mu? Derdiniz nedir sizin?

Gözünüze boş görünen her yeri imara açıyorsunuz. Ülkemizin çiftçisi zor durumda, yurttaşlarımız zor durumda. Siz helal olmayan et ithal ediyorsunuz, yurttaşımıza da sırtınızı dönüyorsunuz. Niçin Türkiye’nin gündemini böyle şeylerle meşgul ediyorsunuz? Ekonomimizin içerisinde bulunduğu bataklığı örtmek için mi gündemi böyle saçma konularla meşgul ediyorsunuz?

Halkımızın yaşam mücadelesine gözünüzü kapatmayın, halkımızın ekmek kavgasına gözünüzü kapatmayın. Zam üzerine zam yaparken vergilere, emekçinin, emeklinin maaşlarına göz ucuyla da olsa lütfen bir bakın. Ama unutmayın, bir başka Türkiye, bir başka hükûmet anlayışı mümkündür, halkın iktidarı da çok yakındadır.

Hepinizi içtenlikle, sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Sayın Başkanım, Beşiktaş’la ilgili bir şey söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Beşiktaş’la ilgili.

Peki, buyurun.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Ülkemizin nadide takımlarından bir tanesi Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi grubundan lider olarak çıkan ilk Türk takımı. Bu gururu bize yaşattığı için büyük onur duyuyoruz.

Beşiktaş’ın ağaca, çevreye duyarlı taraftarı Çarşı’yı da buradan yürekten tekrar selamlıyorum.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Biraz önce açıkladığım üzere, tasarının konusunu oluşturmayan başka bir kanunda değişiklik öngördüğü anlaşılan bu önergenin işleme alınması hususunda gruplar arasında uzlaşı bulunması ve milletvekillerince de bir itirazın bulunmamasını dikkate alarak emsal teşkil etmemek kaydıyla işleme alıyorum.

Önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde gibi bir görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na 102’nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                             Engin Altay                                         Ahmet Yıldırım

                                         Kayseri                                                     İstanbul                                                        Muş

                                       Erhan Usta                                       Mehmet Doğan Kubat                                     Mehmet Muş

                                         Samsun                                                     İstanbul                                                     İstanbul

                                     Bülent Turan                                                                                                           Mahmut Tanal

                                       Çanakkale                                                                                                                    İstanbul

“MADDE 103 – 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.”

"GEÇİCİ MADDE 6- (l) Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 6292 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle bulundukları yerleşim yerlerinden kaldırılan, yerleri istimlak edilen ve kendilerine yeni yerleşim yeri gösterilmeyen İstanbul ili, Şile ilçesi, Esenceli ve Darlık Mahallesi halkının iskanlarının temini için 6292 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hükümler uygulanır. Kamulaştırma bedeli ödenenler de ödenen bedeli iade etmeleri halinde aynı haktan faydalanırlar.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanı, Komisyonunuz salt çoğunlukla katılıyor mu önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Sanıyorum gruplar adına konuşmacılar var.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İzzet Ulvi Yönter’e yerinden söz vereceğim iki dakika.

Sayın Ahmet Yıldırım, Sayın Mahmut Tanal ve Sayın Hurşit Yıldırım konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yönter.

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz günlerde Şile’nin Darlık köyüne Sayın Genel Başkan Yardımcımız İstanbul Milletvekili Profesör Edip Semih Yalçın’la birlikte gitmiştik. Darlık köyünde Darlık Muhtarımızla, Darlık köylülerimizle ve Esenceli köylülerimizle bir araya gelmiştik. Onların yıllardan beri yaşamış olduğu mağduriyeti bizzat kendilerinden dinlemiş ve konuyu da burada muhataplarımızla, parti gruplarımızla paylaşmıştık. Şile’nin muhtarları, Şile Belediye Başkanı, Şile’deki vatandaşlarımız Darlık köyündeki iskân probleminin çözülmesini çok uzun bir süreden beri istiyor. Bu nedenle, 6292 sayılı Kanun’a yapılan geçici madde ilavesinin çok yerinde olduğuna inanıyoruz. Bu itibarla Darlık köylülerimize, Esenceli köylülerimize hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Baraj yapımından dolayı fedakârlık göstermelerinin de takdire şayan bir husus olduğunu ifade ediyoruz. Yalnız sadece son cümlede “Kamulaştırma bedeli ödenenler de ödenen bedeli iade etmeleri halinde aynı haktan istifade ederler.” hususunda daha toleranslı, daha anlayışlı davranılmasını ümit ediyoruz çünkü köylülerimiz diyor ki: “Biz istenen bedeli ödeyemeyebiliriz.”

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum, Şile’ye hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yönter.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Yıldırım konuşacak.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özellikle Şile köylüleri, kırsal nüfusumuz için, köylüler için lehte olan bu düzenlemeye grup olarak destek verdiğimizi tekrar ifade etmek isterim. Çünkü günümüzün en büyük problemlerinden, gerek dünyada ama Türkiye'de çok daha hızlı bir biçimde seyreden en önemli problemlerinden biri, kırsal nüfusun giderek hızlı bir azalmayla, kentsel nüfusun ise obez şehirler doğurur bir biçimde çok fazla nüfuslanması neticesinde, birçok açıdan üzerinde yaşadığımız coğrafyanın doğal dengesinin bozulmasını beraberinde getirmesidir. Şöyle ki sadece kentsel problemler ortaya çıkmamakta, bir bütün olarak toprağın, suyun, atmosferin yani ekolojik dengenin ciddi zararlar gördüğü bir sürece doğru hızla evrilmekteyiz.

Siyasi iktidar döneminde de son on beş yılda kırdan kente doğru çok ciddi bir nüfus hareketi gelişmiştir. Sadece Şile köylüleri için değil, bir bütün olarak kırsalda yaşamı, doğal yaşamı, tarımsal ve hayvancılık üretimlerini destekleyen, teşvik eden yeni tedbirlerin geliştirilmesini temenni ederek teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bu kanunun yapılmasında, teklifinde emeği geçen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Akif Hamzaçebi’yi burada, huzurunuzda kutluyorum. Akif Hamzaçebi, Şile’nin bu köylerinde 2/B yasasıyla, orman alanında kalan vatandaşlarımızın sorunlarıyla birebir ilgilenen bir arkadaşımız. Bu konuyla ilgili, bu Ömerli Barajı yapıldığı zaman, bundan tam otuz yıl öncesi, Esenceli köyü mevcut olan bugünkü yerine taşınmıştı ve yolu yapılmış durumda, evleri yapılmış durumda, elektrikleri yapılmış durumda ve bugüne kadar bunların tapusu verilmemişti. Aynı zamanda Darlık köyünde ise bundan tam yirmi yıl önce olmuştu; yine yolları var, elektrik var, suyu var ancak tapusu yok. Bu kanunun bu şekilde gelmesi sevindirici ancak son cümle gerçekten mağdur edecek bir durum. Köyde oturan vatandaşlarımızın rayiç bedelle bunu, kamulaştırma bedeli iadesi mümkün değil çünkü güçleri, ekonomik durumları buna yetmemektedir. Bu anlamda eğer çok düşük yani cüzi bir bedel takdir edilebilirse burada, iki köyde oturan vatandaşlarımız mağdur olmamış olacak.

Aynı şekilde yine Şile’de Osmangazi Barajı var, onun çevresinde bulunan aşağı yukarı 3-4 tane muhtarlık var, 13 tane de köy var. Onların da bu mağduriyetleri devam ediyor. Oradaki, Osmangazi Barajı’ndaki, o havzada kalan alanın da daha daraltılmasını, en az zararla oradaki vatandaşlarımızın da bu mağduriyetinin giderilmesini biz talep ediyoruz çünkü Osmangazi Barajı’nın o havzasının bulunduğu alanda kamu yararı yoktur, oraya verilen ÇED raporu hukuka aykırıdır. O bölgede bulunan köylerimizin de bu mağduriyeti hâlen devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gökmaslı köyü, Göksu köyü, Soğullu köyü, camiler... Bu köylerde mağduriyetin bir an önce giderilmesini talep ediyorum. Şile halkına hayırlı olsun.

Teşekkür ederim, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına da İstanbul Milletvekili Sayın Hurşit Yıldırım konuşacaklar.

HURŞİT YILDIRIM (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; İstanbul Şile’mizin tarihî bu iki köyü, yıllardır bulundukları alanlardan, yapılan barajlar sebebiyle kırk yıl önce taşınmak zorunda kalmışlardır. Kendilerine tahsis edilen köye yakın yerlerdeki alanlar fiilen orman olmasa da hukuken orman olarak gözüktüğünden bireysel tapulama şimdiye kadar gerçekleşememiştir. Ayrıca, kendilerine tahsis edilen alanlar önceki yerleşim yeriyle kıyaslandığında yetersiz kalmaktadır. Köy halkının tapulu arazilerinin koruma havzalarında kalmasından dolayı, kendilerinin köy sınırları içerisinde, havza koruma kuşağına uzak, meşcere içinde yer alan, bozuk meşcere alanlarının iskânları gerekmektedir. Bu yasayla mazlum Ahıska Türklerinin ve vatandaşlarımızın da yaşadığı dört yüz, beş yüz yıllık köylerimizi kendi yerlerinde, kendilerinin istediği şartlarda ihdas ve iskân etmiş olacağız. Kırk yıllık bir sorunu, çözülemeyen bir sorunu, meseleyi hep beraber çözmüş olacağız. Bu kanunla 6292 sayılı Yasa’nın 4’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasında belirtilen sebeplerle yerleşim yerlerinden kaldırılan ve kendilerine yeni yerleşim yeri gösterilmeyen Esenceli ve Darlık Mahallesi halkımızın iskânlarını da sağlamış olacağız.

Düzenlemenin, Darlık ve Esenceli vatandaşlarımıza, Şile’mize hayırlı olmasını diliyor, destekleri için tüm milletvekillerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayırlı olsun Şile’ye Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akif Hamzaçebi, size de bir…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Pardon, bu yeni madde ihdası değil mi efendim?

BAŞKAN – Yeni madde ihdası.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şahsım adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır, kürsüden istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Beş dakika konuşma hakkını mı kullanmak istiyorsunuz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tabii ki evet.

BAŞKAN – Peki, İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi şahsı adına konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki yıllık bir aradan sonra huzurunuzda bu kürsüden şahsım adına konuşuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok olumlu bir önerge burada işleme girmiş durumda. Hazırlayan arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.

Sayın Mahmut Tanal’a ayrıca teşekkür ediyorum. Bu konuyla ilgili olarak daha önce benim yapmış olduğum katkıyı kendisi burada dile getirdi. Ben de bu konuda birkaç kelime etmek isterim.

Şile’nin Esenceli ve Darlık köyleri, Tanal’ın ifade ettiği gibi, Osmangazi Barajı’nın yapılması nedeniyle mağdur duruma düşecek olan diğer bazı köylerin -şimdi hepsi mahalle oldu ya- bu mahallelerin sorunlarını çözmek amacıyla Şile’den bir heyet çok önce Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, muhtelif siyasi partilerle görüştüler, ben de kendileriyle o zaman görüştüm. O zaman daha referandum yapılmamıştı. Sayın Devlet Su İşleri Genel Müdürünü aradım, kendisine gittim, konuyu görüştük. Köylülerin çok makul bir önerisi vardı: “Bu baraj yerine paket baraj yapalım. Birkaç tane paket barajla İstanbul’un içme suyu ihtiyacına Şile’nin akarsularının, derelerinin yapacağı katkı sağlanmış olur. Biz de yerimizden olmayız.” Bana son derece makul bir öneri olarak geldi. Elbette, teknik bir konu olduğu için, Sayın DSİ Genel Müdürüyle bu konuyu görüşme ihtiyacı duydum. Sayın Genel Müdüre muhtarlarımızla beraber gittik, görüştük; kendisi konuyu inceleyeceğini söyledi, o konuda yapılmış olan projeden bahsetti. Hani, “Bu aşamadan sonra bu projeden geri dönülebilir mi?” şeklinde bir tereddüdü tam ifade etmedi ama böyle anladım ben. Sonuçta, buna karar verecek olan elbette ki sayın bakanlardır, Hükûmettir. Benim görüşüm şudur: Proje yapılmış olabilir. Eğer önerilen çözüm makul bir çözüm ise, paket barajla bu yapılması planlanan barajın toplayacağı su toplanıyor ise bence o proje bırakılır, yeniden başka bir proje yapılır. Çünkü, bütün yasaların, bütün uygulamaların, bütün projelerin amacı halkın mutluluğudur. Şilelilerin, Esenceli ve Darlık köylülerinin mutluluğunu böyle sağlayacaksak bunu yapmak lazım. Evet, şimdi o yapılmadı, başka bir şey yapılıyor yani o barajdan vazgeçilmiyor, onun yerine, bu iki köy halkını, Esenceli ve Darlık köylerinin halkını bir başka yere taşıyoruz. Benim önerim, tercihim: O köy halkının paket baraj uygulamasına geçilmek suretiyle yerinde bırakılmasıdır. Eğer bu paket barajın yapılmasında teknik bir zorluk var ise bunu Hükûmetin açıklaması gerekir. Evet, bu konu Sayın Maliye Bakanının konusu değil, biliyorum ama Orman ve Su İşleri Bakanı Genel Kurula bilgi vermeli “Paket baraj şu nedenle yapılamıyor, şu nedenle doğru değil.” diye. Eğer teknik bir zorunluluk var ise bu uygulamaya gidelim, bu köy halkını taşıyalım öbür tarafa ama esas olan, köylülerin tercihi taşınmak değil, olduğu yerde kalmaktır ki zamanında da bu iki köy halkı yine bir başka yerdeki baraj uygulaması nedeniyle buraya nakledilmişti, hâlâ onların tapu ve mülkiyet sorunları çözülmemiştir. Bu çerçevede bu önergeyi olumlu buluyorum. Öbürü teknik olarak imkânsız ise bunu yapalım, köylüler mağdur olmasın ama teknik olarak mümkün ise bunu yapmayalım, diğerini yapalım. Ben, Sayın Orman ve Su İşleri Bakanının bu konuda Genel Kurulu bilgilendirmesini talep ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Şimdi önergeyi oylarınız sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Şile halkına hayırlı olsun diyorum.

Sayın milletvekilleri, böylece tasarıya 104’üncü madde olarak yeni bir madde ihdas edilmiştir. Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için mevcut sıra sayısı metni üzerinden görüşmelere devam edeceğiz. Kanunun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

103’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 103’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                     Feleknas Uca                                        Mehmet Ali Aslan

                                       Diyarbakır                                                   Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bu torba tasarıyla ilgili aslında söylenecek çok şey söylendi. Bu ranta rant katan ama yoksulu daha yoksullaştıran torba tasarının aslında çekilmesi gerektiğini defaatle belittik ama ben burada daha çok Anayasa Mahkemesinin verdiği karar üzerinde durmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin tutuklu HDP Milletvekilimiz Gülser Yıldırım’ın başvurusunu reddetmesi, sarayın tahakkümü altında AYM’nin bu ülkede var olduğunun bir göstergesi olmuştur. Anayasa Mahkemesi demokratik siyaseti koruması gerekirken o, tek adam yönetimini tercih etmiştir. Artık, Türkiye'de kuvvetler ayrılığı değil, tek kuvvet var: Saray ve saraya bağlı komisyonlar. AYM, sarayın hukuk komisyonuna dönüşmüştür. Demokrasinin garantörü olan Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla bizatihi kendisini hiçe saymıştır. Bu, yargının bağımsız olmadığının açık bir kanıtıdır. Anayasa Mahkemesi bir üst mahkeme gibi değil, âdeta yerel bir mahkeme gibi karar almıştır. Anayasa Mahkemesi ve yürüttüğü hukuksal çerçeve, 6,5 milyon insanın iradesine karşı başlatılan saldırının bir aracına dönüşmüştür. Anayasa Mahkemesi bu kararla uluslararası hukuku ve Anayasa’nın kendisini yok saymıştır. Anayasa Mahkemesi yasanın kendisinin dışına çıkıp fiilî bir durum yaratıyor. Anayasa, Anayasa Mahkemesinin bizatihi kendisi tarafından çiğnenmiştir. Anayasa Mahkemesi Başkanı Anayasa’yı ihlal etmiştir. Gerekçeli kararda 6-8 Ekim olaylarına ilişkin görüş bile belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi açıkça yerel mahkemelere aleyhimize karar vermesi yönünde direktif vermiştir. 6-8 Ekimle ilgili daha ortada yerel mahkeme kararı yokken Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararına girmesi yerel mahkemelere bir talimat olmuştur.

Anayasa Mahkemesi olumlu karar vermiş olsaydı ne olacaktı? Tabii ki milletvekillerimiz tahliye edilmiş olacaktı. Yine, Sevgili Eş Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş tahliye olacaktı. Onu cezaevinin önünde 100 binlerce insan karşılayacaktı. İşte tam da bundan korktular. Korkmakta da haklılar çünkü Demirtaş önümüzdeki dönemde cezaevinden çıkacak ve onu milyonlar karşılayacaktır. Asıl bu durumdan korktunuz. Korktuğunuz için de böyle bir karar verdiğinizi biz biliyoruz. Anayasa Mahkemesi, görevi olan Anayasa’ya aykırılığa dair ciddi bir değerlendirme dahi yapmamıştır. Anayasa Mahkemesi, konjonktürel bir karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin adı artık OHAL mahkemesidir. OHAL rejimine uygun kararlar art arda bundan sonra gelecektir. Türkiye'de hiçbir yargı kurumunun bundan sonra olumlu bir karar vermesi beklenemez. Ama ne olursa olsun bu halkın meşru ve haklı bir mücadelesi var.

Kuvvetler ayrılığı demokrasinin güvencesidir. Bu ilke, her kuvvetin bağımsız olmasına ve birbirinden emir almamasına dayanır. Anayasa Mahkemesinin başvurumuz hakkında verdiği karar ve kullandığı gerekçeler de göstermiştir ki kuvvetler ayrılığı artık ülkemizde bulunmamaktadır. Tek kuvvet ve ona bağlı komisyonlar vardır artık; saray ve kendisine bağlı komisyonlar. Anayasa Mahkemesi verdiği kararla milyonlarca vatandaşımızın iradesine karşı başlatılan saldırıya ortak olmuştur. Anayasa’nın kendisi, bizzat onu korumakla yükümlü Anayasa Mahkemesi tarafından yok sayılmıştır. Sarayın karşısında eğildikleri gün yitirdikleri itibarını onarmak için bir fırsat doğmuştu, maalesef ona da cesaret edemediler. O baş, eğik kaldı. Üyelerinin tek bir emirle tutuklanabildiği bir üst mahkemeden bağımsız karar vermesinin beklenmesinin kendisi zaten boş bir umuttu. Anayasa Mahkemesinin kararı, belli ki saray tarafından kaleme alınmış, partili Cumhurbaşkanının açıklamalarından kopyalanıp karara yapıştırılmış, açıkça yerel mahkemelere halkın seçtiği temsilcilerimize ceza verilmesi talimatı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi artık sarayın bir hukuk komisyonu olmuştur. Koruma altına aldığı, Anayasa ve özgürlükler değil, bizzat OHAL rejiminin kendisidir. Verdiği kararlarla bu rejimin devamını sağlamaktadır ama ne olursa olsun özgürlükler ve taleplerimiz, hukuka aykırı mahkeme kararlarıyla yok edilemeyecek kadar haklı ve meşrudur. Biz haklılığımızı saraya bağlı komisyon kararlarından değil, bizleri seçen milyonların iradesinden alıyoruz.

Genel Kurulu bu vesileyle saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Malatya’da bazı evlerin kapılarının işaretlenmesi olayıyla ilgili olarak Malatya Valiliği ve İl Emniyet Müdürlüğünün çalışmalarının devam ettiğine dair beyanlarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Malatya’da olan istenmeyen olaylarla ilgili olarak hem Malatya Valiliğinin hem de Malatya İl Emniyet Müdürlüğünün bir basın açıklaması geldi. Biraz önceki konuşmamda da söylediğim gibi, hem Malatya Valiliği olarak hem de İl Emniyet Müdürlüğü olarak olayın faillerinin en kısa zamanda yakalanması ve adalet önüne çıkarılması yönünde hızlı bir biçimde çalışmaların devam ettiğine dair bir beyan var. Bunu da sizlerle paylaşmak istedim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 103’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                       Bihlun Tamaylıgil                                      Lale Karabıyık

                                          Ankara                                                     İstanbul                                                      Bursa

                                       Musa Çam                                          Mehmet Bekaroğlu                                      Dursun Çiçek

                                           İzmir                                                       İstanbul                                                     İstanbul

MADDE 103- 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı iş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 30 uncu maddesinde bulunan birinci fıkranın (ğ) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"ğ) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile müştereken, büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve etkilerinin azaltılması için alınacak tedbirler, büyük endüstriyel kaza oluşabilecek işyerlerinin belirlenmesi ve sınıflandırılması, yeni kurulacak veya halen faaliyette bulunan işyerleri için büyük kaza önleme politika belgesi veya güvenlik raporunun hazırlanması, incelenmesi, güvenlik raporu olmaması durumunda işin durdurulması veya işin devamına izin verilmesi ve büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve etkilerinin azaltılmasına ilişkin diğer hususlar.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Dursun Çiçek konuşacak.

Buyurun Sayın Çiçek. (CHP sıralarından alkışlar)

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Tabii, torba yasanın esas maksadı, bütçe gelirlerini artırmak ve giderler için ilave kaynak sağlamak. Tabii, bunun, gelirleri artırmanın tersine bir de tasarruf yönü var. Tasarruf yönünün söylemlerde özellikle Hükûmet tarafından sık sık gündeme getirilmesine rağmen uygulamalarda pek dikkate alınmadığını vurgulamak istiyorum.

Bu vesileyle söz almışken ertesi gün, biliyorsunuz, Öğretmenler Günü. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve çağdaş uygarlık yolunda eğitim emekçisi öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz. Önümüzdeki haftadan itibaren görüşeceğimiz 2018 bütçesi dâhil, öğretmenlerin özlük haklarına yönelik iyileştirmelerle ilgili her türlü öneriyi açıkça destekleyeceğimizi bu özel günde öğretmenlerimize ifade etmek istiyorum.

Tasarruf açısından ilave önerilerimiz var. Millî Savunma Bakanlığı çalışmaları yukarıda devam ediyor, Plan Bütçede. Şimdi, Türkiye’de bir askerlik sistemi var. 5 çeşit askerlik sistemi var. Bunu tek tip askerlik sistemine, uzman askerlik sistemine çevirmemiz hâlinde ne bedelli askerlik diye bir gündemimiz olacak ne de Silahlı Kuvvetlerin uzman askerlik ihtiyacının karşılanamaması diye bir sorun olacak. Buradan sağlanacak kaynakla, tasarrufla, Millî Savunma projelerinin gerçekleştirilmesi ve bu hizmeti isteyerek, severek yapan Mehmetçiklerin harçlıklarının asgari ücret seviyesine çıkarılması mümkün olacaktır. Bu konuyu, Millî Savunma Bakanına önerdik. Tabii, iktidar partisi grubuna da bu konuya öncelik vermesini ve bütçeye tasarruf olarak girecek bu kaynağın uygulamaya geçmesi için yasal düzenleme yapılması konusunda çalışma yapmasını öneriyoruz.

Diğer konu: Askerî öğrenciler var, Mehmetçikler var; bir kısmı tutuklu, bir kısmı ihraç edilmiş durumda. Bunlar, devletten, millî savunma bütçesinden büyük ölçüde kaynak harcanarak eğitilmiş, göreve hazır ama haklarında hiçbir soruşturma yapılmadan, FET֒cü damgasıyla, görev dışında, mağdur durumda. Şayet bunlar soruşturulursa, yetiştirdiğimiz, eğitimleri için kaynak harcadığımız bu gençleri devlete, Silahlı Kuvvetlere kazandırırsak eğitim süreçleri dâhil göreve hazır bu uzmanlarla yine tasarruf sağlayacağız. Bu da bu torba yasanın dışında, bütçeye bir ilave katkı imkânı sağlayacaktır.

Diğer bir konu, tabii, sosyal devletin esas maksadı, zenginden alıp fakire vermektir ama son dönemlerde biliyoruz, görüyoruz genelde fakirden alıyoruz, asgari ücretliden alıyoruz zenginlere veriyoruz. Bu da siyasi iktidarın sanırım bir tercihi. Sanırım bu tercih konusunda milletimiz ilk seçimlerde bir irade ortaya koyacak, zenginden alıp fakire veren siyasi partileri iktidara getirecektir.

Son olarak bir konuya değinmek istiyorum, o da şu: Şehit ve gazilerimiz var. Bunlar, parça parça yasalarla, ihtiyaca göre Meclisten çıkan yasalarla birtakım haklar kazanmışlar. Bunların eşitlik ilkesinde, adalet ilkesinde birleştirilmesi ve bir temel yasa olarak Meclisten çıkarılması, bu kesimde yaşanan ayrıştırmaları, huzursuzlukları ortadan kaldıracak ve şehit ve gazilerimiz, onların yakınları toplum nazarında ve devlet nazarında hak ettikleri saygıyı ve sevgiyi görecekler, özlük haklarına kavuşacaklardır.

Son olarak da, yine katkı anlamında, Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde birinci olan Beşiktaş, buradan gelen kaynaklarla, özellikle döviz olarak söylüyorum, Türkiye bütçesine katkı sağlayacaktır. Bu noktada da diğer spor kulüplerimizin desteklenmesi… Bir Beşiktaş sakini olarak da Beşiktaşlıları ve Beşiktaş takımını kutluyorum, yüce Meclisi sevgiyle saygıyla kucaklıyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çiçek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 103’üncü maddesinde geçen “veya işin devamına izin verilmesi” ifadesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                                   Mustafa Kalaycı                                     Emin Haluk Ayhan                               İsmail Faruk Aksu

                                          Konya                                                      Denizli                                                     İstanbul

                                   Muharrem Varlı                                      Fahrettin Oğuz Tor                                      Erkan Haberal

                                          Adana                                               Kahramanmaraş                                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor konuşacak.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Tasarı’nın 103’üncü maddesi üzerinde MHP adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımıza selam ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz tasarı, mahiyeti itibarıyla üç temel hususa dayanmaktadır. Birincisi, borçlanma. Hazinenin borçlanma limitleri, ilk defa, 2009 yılından bugüne 37 milyar lira artırılmaktadır. İkincisi, üç iletişim şirketinden alacağımızdan vazgeçilmektedir. Üçüncüsü de, vergileri artırıyoruz. Neleri artıyoruz? Motorlu taşıtlar vergisini artırıyoruz, kurumlar vergisini, gayrimenkul sermaye iradı vergisini artırıyoruz. Diğer yandan da, Maliye Bakanlığına bağlı Kefalet Sandığının paralarını -bir kısmını veya tamamını, bilemiyorum- Türk Patent ve Marka Kurumunun bir miktar parasını maliye bütçesine aktarıyoruz.

Bunları niçin yapıyoruz? Mali disiplin bozulmuş maalesef, yeni yıl bütçesine bir buçuk ay kala çare arıyor Hükûmet. Sorumlusu kim? Herhâlde vatandaş değil; sorumlusu, en tabii, Hükûmet. Bozmadığı mali disiplinin ceremesi ödetilecek vatandaşa. Dolar 4 TL’ye dayandı, avro 4,6 seviyesine yükseldi, iki yıllık gösterge kâğıdında faiz ilk defa yüzde 14 seviyesine yükseldi. Faiz, kur, enflasyon, işsizlik oranları rekor kırıyor. Bunlar gidişatın iyi olmadığının göstergeleridir. Gerçek budur.

Hâl böyle olduğu hâlde “İşsizlikte geriye doğru gidiş başlamıştır. Ekonomide sıkıntılı bir süreç yoktur.” diyemeyiz, denmemesi lazım. Bunları söyleyebilmemiz için vergilere bakmak lazım. Vergiler düşüyor mu? Hane halkı, firma, ülkenin toplam borcu, iç borçlanma tahvil faizleri, faiz, kur, enflasyon, işsizlik oranları azalıyor mu? Azalmıyor maalesef, keşke azalsa. Gerçekleri görmek zorundayız. Problemleri yanlış edersek çözümünde de başarılı olamayız, olan herkese olur.

Değerli milletvekilleri, gelirleri artırmak çok önemlidir. Ancak bundan çok daha önemli olan şey tasarruftur; israfı, kaçakları önlemektir, lüks giderleri azaltmaktır. Bakınız, Sayıştayın 2016 yılı Raporu’na göre, “temsil ve tanıtım giderleri” altında yapılan harcama 500 milyon lirayı aşmıştır. Bunca kronik problem varken biz har vurup harman savuramayız, savurmamalıyız.

Burada, çok önemli olduğuna inandığım, ülke geleceğini ipotek altına alan bir yap-işlet-devret örneğinden çok kısa olarak bahsedeceğim. Örneğimiz, Kütahya Zafer Bölgesel Havaalanı’dır. Proje maliyeti 50 milyon avrodur. 24/11/2012 tarihiyle işletmeye açılan havaalanı otuz bir yıl, üç ay, yirmi yedi gün firma tarafından işletilecektir. Firmaya avro üzerinden iç hatlarda yılda 500 bin, dış hatlarda 350 bin yolcu garanti edilmiştir; her bir yurt içi yolcu için iç hatlarda 2 avro, dış hat yolcusu için 10 avrodur. İlk on yılda garanti edilen yolcu sayısı yüzde 5 artırılarak ödeme yapılacaktır. Açıldığı günden yani 2012’nin sonundan 2015 sonuna kadar, üç yıl içinde toplam 15,2 milyon avro ödeme yapılmıştır. 2013 yılında gerçekleşen yolcu sayısı, 2014 ve 2015 yıllarında azalmıştır. Havayoluyla taşımacılık, trend olarak yükselişte olmakla beraber, Ankara-İzmir yüksek hızlı treninin devreye girmesiyle gerçekleşecek yolcu sayısı daha da azalacaktır. Garanti edilen yolcu sayısına göre gerçekleşme, iç hatlarda yüzde 5, dış hatlarda yüzde 3 gibi düşük seviyede kalmıştır. Başka bir ifadeyle, idare iç hatlarda yüzde 95, dış hatlarda ise yüzde 97 yanılmıştır.

Değerli milletvekilleri, mevcut verilere göre, her yıl garanti edilen yolcu sayısı yüzde 5 artacağı için 2015’e kadar ödediğimiz 15,2 milyon avro bedel 2016 yılında 5,5 milyon avroyu geçecektir. 2017’de bu rakam 6 milyon avroya yaklaşacaktır. Topladığımızda, en geç 2021 sonunda proje maliyeti amorti edilecektir. Geriye kalan yirmi iki-yirmi üç yıl daha avro olarak ödeme yapılacaktır. Her yıl 9-10 milyon avro ödendiği zaman toplam ödeme veya firmanın toplam kârı 200-220 milyonu geçecektir. Bunun adı, yanlış hesap yapanlar yüzünden dar gelirlilerden topladığımız vergilerin zenginlere aktarılmasıdır. Yanlış yapanın yanına kâr kaldığı müddetçe bu ülke iflah olmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – Diğer yap-işlet-devret projeleri de böyle ise vay hâlimize diyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Aydın sisteme girmiş ama…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Ben bölümde konuşmak için girmiştim, şimdi değil.

BAŞKAN – Efendim?

ERKAN AYDIN (Bursa) – Beşinci bölüme girerkendi.

BAŞKAN – Burada soru-cevap için mi girdiniz?

ERKAN AYDIN (Bursa) – Evet.

BAŞKAN – Tamam, peki.

104’üncü maddede üç adet önerge vardır, önergelerin ikisi aynı mahiyettedir. Aynı mahiyetteki önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 104’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                     Feleknas Uca                                        Mehmet Ali Aslan                                     Müslüm Doğan

                                       Diyarbakır                                                   Batman                                                       İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                      Bülent Kuşoğlu                                   Bihlun Tamaylıgil

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                     İstanbul

                                    Lale Karabıyık                                         Utku Çakırözer                                             Musa Çam

                                           Bursa                                                      Eskişehir                                                      İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerde ilk olarak İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacak.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; cümlenizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi Malatya ili Cemal Gürsel Mahallesi’nde oturan Alevi inancından olan yurttaşlarımızın evleri işaretlenmiştir. Alçakça ve korkakça hazırlanan ve bir süreci başlatmak üzere yapılan bu provokasyonu şiddetle kınıyorum. Bu provokatörlere şunu hatırlatmak isterim: Ülkemizde Alevi-Sünni çatışmasının önünde en büyük engel Alevilerdir. Onların inancı, öğretisi ve bilinci sizin bu karanlık sürecinize izin vermeyecektir.

Değerli milletvekilleri, 502 sıra sayılı Yasa Tasarısı görüşülürken ülkemizin en önemli sorunu olan, emekçileri çok yakından ilgilendiren taşeron sistemine değinmek istiyorum. Bildiğiniz üzere, taşeron çalışma düzeni, çalışma hayatının yıllardır kanayan bir yarası olarak önümüzde durmaktadır. Taşeron çalışma sistemi veya düzeni, özellikle kamuda tam bir çözümsüzlüğe dönüşmüş durumdadır. Bugünkü durumuyla aslında taşeron çalışma düzeni kamuya büyük bir yük şeklindedir, yüktür hatta, aslında işçiye de emekçiye de yapılan bir haksızlıktır. Bu sistem, emeğin üzerinde aracı asalak sistemi kuran ve kurumsallaştıran bir sürecin adıdır. Bu asalak sistemin ne devlete ne işçiye ne de topluma faydası vardır.

Sayısı 750 bini aşan ama kesin sayısı bir türlü açıklanamayan kamu taşeron işçileri kamuda hizmet üretmektedirler. Konu incelendiğinde görüyoruz ki kamu hizmeti sürecinin çalışanları anlamında beşte 1’i taşeron emekçilerinden oluşmaktadır. Kamu hizmeti ürettikleri hâlde işçiler neden taşeron şirketler tarafından istihdam edilmektedir? Söz konusu istihdam şirketleri, kamu hizmeti üretim sürecinin hiçbir noktasında yer almayan bu şirketler, aracılık yani simsarlık üzerinden, emeğin üzerinden gelir elde etmektedirler. Bu gerçeklik ortadayken bu aracı sistemin ortaklıkta bulunması kabul edilemeyecek bir gerçekliktir, derhâl bu sisteme son verilmelidir sayın milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, bu sistemi birlikte sorgulamamız lazım. Kamu neden bu şirketlere para ödemektedir? Devlet, aracıya para mı öder? Neden emeğin gerçek değerini emekçiye, işçiye ödemeyelim? Aracıya ödenen miktarın işçiye ödenmesi, bugünkü ağır ekonomik koşullarda işçilerin nefes almasını, hayatını kolaylaştırmasını sağlamaz mı? Bakın arkadaşlar, bu şirketlerin çoğu işçilerin üretim alanlarında bile faaliyetlerini sürdürmüyorlar. Taşeron işçiler, kadrolu işçilerin yararlandığı hakların hiçbirisinden yararlanamıyor maalesef. Bu işçilerimiz ayrımcılıkla da karşı karşıya kalmaktadırlar. Sendikalaşma hakkından, toplu sözleşme hakkından, grev hakkından fiilen yararlanamamaktadırlar. Taşeron sistemi, günümüzün çağdaş dünyasının kabul edemeyeceği bir tür kölelik düzeni anlamına da gelmektedir. Acil olarak kamunun bu sistemden kurtulması gerekmektedir.

Taşeron işçileri, üretim sürecinde işin en ağırını yapmakta, ücretinse en azını almaktadır. Aynı iş yerindeki diğer çalışanlarla eşit işi yapmalarına rağmen eşit ücreti alamamakta ve ayrımcılığa uğramaktadırlar. Aracı sistem, kamudan aldığı işçi ücretlerini işçilere de zamanında ödememektedir. Taşeron işçilik sistemi, iş cinayetlerini de artırmaktadır sayın milletvekilleri. Kâr hırsı, işçilerin hayatının önüne geçmekte ve işçilerin en temel hakkı olan yaşam hakkı göz ardı edilmektedir. İş cinayetlerinin önemli bir kısmı…

Taşeron işçiler, kadrolu işçilerin yararlandığı sosyal haklardan yeterince yararlanamamaktadır. Kadrolu çalışanlara verilen yakıt, ulaşım, aile ve çocuk, yemek gibi sosyal hakların tamamı taşeron işçilere verilmemektedir. Bu durum da toplumsal ve sosyal ilişkilere olumsuz yansımaktadır.

Kamuda çalışan taşeron işçiler yıllardır kadro vaadiyle umutlandırılmakta, ancak ciddi adımlar henüz atılmamıştır. Kamuda istihdamı sürekli kılmayan hiçbir formül taşeron işçisinin sorununu çözemez. Kamu hizmeti, üretim ve çalışma süreçlerinde sürekli bir hizmettir; çalışanlar da elbette sürekli çalışmak zorundadır. Kamu hizmetinin sürekli olduğu göz önüne alınarak kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan geçici işçiler de hak kaybına uğramaksızın, çalıştıkları iş yerlerinde kadroya alınmalıdır. Devlet, emek üzerinden ucuz iş gücü ve güvencesiz çalışma rejimini sürdüren değil, bunu önleyen konumda olmalıdır. Kamu hizmeti, piyasa işleyişine terk edilemez. Kâr hırsı, kamu hizmetinin önünde engel olmamalıdır.

Sonuç olarak değerli milletvekilleri, taşeron işçilerinin kadrolu çalışması bir haktır. Kadro, hukuken kazanılmış haklarıyla birlikte değerlendirilmeli, kadroya geçişte tüm kazanılmış haklar korunmalıdır. Kamuda çalışan taşeron işçileri ayrımsız, şartsız derhâl kadroya geçirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Taşeron işçisine verilecek kadro emekçilerin doğal hakkıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin konuşmacısı, Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer olacak.

Buyurunuz Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonlarından izlemekte olan değerli yurttaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, az önce bir trafik kazası geçiren Mahmudiye Belediye Başkanımız İshak Gündoğan’a ve şoförü Mehmet Evlice’ye buradan hepimiz adına geçmiş olsun diyorum.

Ben de Malatya’daki Alevi yurttaşlarımızı hedef alan bu çirkin provokasyonu şiddetle hepimiz adına kınıyorum.

Değerli arkadaşlarım, iki haftadır görüşmekte olduğumuz bu torba yasa neden geldi? Çünkü kaynak ihtiyacı ortaya çıktı. Peki, neden ortaya çıktı? Demokrasinin yok edildiği bir referandum için kamu kaynakları partizanca, sınırsızca harcandığı için ortaya çıktı. Tüm itirazlarımıza rağmen, kamu-özel iş birliği adı altında hepimiz müthiş bir borç yükü altına sokulduğumuz için ortaya çıktı. İşte bu yüzden bugün bu kadar acil ve bu kadar derin bir kaynak arayışıyla karşı karşıyayız. Bu torba, sarayın ve Hükûmetin hesapsız, kitapsız harcamalarının, iktidarın zengin ettiği bir avuç rantçı sermayeyi kayıran politikaların bir sonucu olarak karşımızdadır.

Peki, bu torbada ne var? Bu torbada çok açık bir tercih var arkadaşlar. Bu torba zenginden alıp fakire vermek için değil, fakirden alıp zengine vermek için önümüzde. Bu torba yasada vatandaşa sadece vergi yükü, sadece zam yükü var. 20 milyon vatandaşın arabasına, motosikletine enflasyonun 2, hatta 3 katına, yüzde 35’lere varan vergi artışı var. Bu torbada Türkiye’nin en fazla kazanan şirketleri olan yabancı ortaklı TELEKOM şirketlerinin milyarlarca liralık alacağına getirilen af var, bir kalemde eski parayla 5-6 katrilyon lira alacak bir anda silinmekte. Peki, bu ülkede cep telefonu faturasını ödeyemeyen öğrencinin, emeklinin, esnafın borcu siliniyor mu arkadaşlar? Milyonlarca kredi kartı mağdurunun, çiftçinin borçları siliniyor mu? Hayır. Peki, Telekom şirketlerinin milyarlık borçları silinirken ne yapılıyor? 50 milyon yurttaşımızın kullandığı, artık vazgeçilmezimiz hâline gelen internetin vergisine yüzde 50 zam geliyor arkadaşlar.

Bu torbada yıllardır pastadan en büyük payı alan inşaat sektörüne rant vergisi yok. Bu torbada kayıt dışını önleyecek madde de yok. Peki, ne var? Vergisini düzenli ödeyen, namuslu, dürüst iş insanlarına yüzde 10 daha fazla kurumlar vergisi var. Bu torbada başka ne var? 80 milyon yurttaşımızın sırtına, hatta yeni doğacak, yeni kuşaklarımızın sırtına yeni borç yükü var. 53 milyar liralık rekor bütçe açığımız yetmezmiş gibi, hesapsız, kitapsız ve Anayasa’ya aykırı bir biçimde 37 milyar lira daha borç yükü var bu pakette. Bu torba, hepimizin millî zenginliği olan kıyıların, kamu taşınmazlarının, lojmanların satışını içermekte arkadaşlar.

Peki, bu torbada neler yok değerli arkadaşlarım? Yüz binlerce taşeron işçisine kadro yok. Gelin, asgari ücretlinin sırtındaki vergi yükünü tamamen kaldıralım diyoruz; yok. Asgari ücreti açlık sınırı üstüne çıkaralım, 2 bin lira yapalım diyoruz; çıt yok.

Yakında Asgari Ücret Komisyonu toplanacak. Göreceğiz bakalım, Telekom şirketlerinin borçlarına, yol, havaalanı ve gökdelen müteahhitlerinin alacaklarına cömert davranan, tek kalemde borçlarını silen bu Hükûmeti göreceğiz. Bakalım asgari ücretle geçinen milyonlarca emekçimize nasıl davranacaklar.

Bu torbada beş ay yirmi dokuz gün çalıştırdığınız geçici işçilerimize kalan altı ay için güvenli iş imkânı yok. Bu torbada 6 milyon işsizimize istihdam kapısı yok. Bu paket, vergi adaletine, sosyal devlet ve eşitlik ilkelerine aykırı bir çuvaldır. Emekçiyi, emekliyi, dar gelirliyi, çiftçiyi hiçe sayan bir koca çuval.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye bu kadar adaletsiz, bu kadar hukuktan uzak, bu kadar pervasızca yönetilmeyi asla ve asla hak etmemektedir. Ekonomimizin düze çıkması için her şeyden önce bu ülkeye demokrasi, bu ülkeye hukuk güvenliği, bu ülkeye bağımsız yargı gerekmektedir.

Gelin, bir torba yasa da demokrasimiz için çıkaralım. 15 Temmuz darbecileriyle hesaplaşacağız diye getirilen ancak ülkede muhalif herkesi hapse atan bu OHAL rejimi artık bitmeli. Düşündüğü, konuştuğu, yazdığı ve eleştirdiği için cezaevine tıkılan onlarca gazeteci, milletvekili özgür kalmalı. Mahkemelerin suçsuzluğunu ispat eden kararlarına rağmen hâlâ zorla içeride tutulan Enis Berberoğlu serbest kalmalı. Aynı Büyükada soruşturmasında olduğu gibi ayağı yere basmayan suçlamalarla hapse atılan sivil toplumcu Osman Kavala serbest kalmalı. Bu ülkede Kızılay’ın ortasında İnsan Hakları Heykeli polis kordonuna alınmamalı. İşinden, aşından edilen gencecik öğretmenlerimiz hakkını aramak için açlık grevinde bedenlerini ortaya koymak zorunda bırakılmamalı. Demokrasi ve hukuk güvencesi altında daha çok çalışmalı, daha çok üretmeli; zenginliğimizi de keyfîlikten uzak, partizanca değil, bilim temelli ekonomi politikalarıyla ulusça, hakça paylaşmalıyız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 104’üncü maddesiyle 6331 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici madde 10’da geçen “hazırlanması yükümlülüğü” ibaresinin “hazırlanması sorumluluğu” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mehmet Parsak                                           Baki Şimşek                                    Fahrettin Oğuz Tor

                                   Afyonkarahisar                                                Mersin                                            Kahramanmaraş

                                      Arzu Erdem                                                                                   Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                         İstanbul                                                                                                                                                                       Hatay

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bir şey mi söyleyecektiniz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Çok kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Cizre’de Ruken Cansırı adındaki bir çocuğa zırhlı araç çarpmasına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün öğleden sonra saatlerinde Cizre’de oyun oynayan bir çocuğa yine zırhlı araç çarpmış ve Ruken Cansırı adındaki çocuk yoğun bakıma alınmış. Şimdi, buna ne kadar “tesadüf” denir, buna ne kadar “münferit” denir, artık kabul etmek mümkün değil. Son bir yılda aynı bölgede zırhlı araçların çarpması sonucu 9’u çocuk 30 insan yaşamını yitirmişse artık bu, sistematik ele alınması gereken bir sosyal yara ve politik bir konudur. Buradan hareketle, daha bundan birkaç ay önce gece yarısı evin içine giren panzer, uykusunda 2 çocuğu öldürdüğünde, o zaman çok tutarsızca, panzeri kullanan kişinin sarhoş olduğu söylendi. Şimdi, bu kadar taksirli ölümler neticesinde gece yarısı panzeri bir evin içine sokup 2 kişinin ölümüne sebep olunan bir olayda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) - …tutuklu bile yoksa bunun artık münferit, sıradan bir kaza olmadığı çok açık ortadadır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Biraz önce okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacaklar.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 104’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Tabii, öbür gün Öğretmenler Günü, sözlerime başlamadan önce 1994 yılında Tunceli Mazgirt Darıkent köyünde 4 öğretmen arkadaşıyla birlikte okulun lojmanında şehit edilen hemşehrim Buminhan Temizkan’ı rahmetle anıyorum. Bütün şehit öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Tabii, evvelki gün Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutladık. Maalesef yine Mersin’de bir okulun bahçesinde öğrenciler arasında çıkan bir kavgada 11’inci sınıf öğrencimiz bıçaklanarak öldürüldü, 2 öğrencimiz de ağır yaralandı. Sayın Bakanım -Millî Eğitim Bakanıyla, Bakanlar Kurulunda- gerçekten okullarda kesici, delici alet kullanan öğrenciler, bir okulda bıçakla bir öğrenciyi öldürebiliyor, Bakanlığın, Emniyetin bununla ilgili gerekli tedbirleri almasını, bu tip üzücü olayların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum.

Tabii, biraz önce Şile’yle ilgili ek bir teklif vererek Şile’deki köylülerin mağduriyetini ortadan kaldırdık. Bunda emeği geçen başta İstanbul Milletvekillerimiz İzzet Ulvi Yönter ve Semih Yalçın olmak üzere bütün siyasi partilere, destek verenlere teşekkür ediyorum. Tabii, bu problem sadece Şile’de yok, Türkiye’nin 81 ilinde benzer sorunlarla karşı karşıyayız. Tabii, olay Şile olunca, İstanbul olunca gündem teşkil etmesi daha kolay oluyor. Mersin’de Torosların eteğinde Yörük köylerimiz var. 442 sayılı Köy Kanunu’na göre köy yerleşim alanları yapılmış, içlerinde dedelerinden kalma evleri olan köylülerimiz var ama maalesef yıllardır tapularını alamıyorlar. Erdemli Sarıkaya köyü var, Tarsus Alibeyli köyü var, Taşobası köyü var, Aydıncık’ın köyleri var, Silifke’nin Burunucu köyü var.

Sayın Bakanım, bu konuları geçtiğimiz yılki bütçe görüşmeleri sırasında da bu kürsüden sizlere aktarmıştık, bu köylülerin tapu sorunlarının çözülmesiyle ilgili sizden yardım istemiştik ama maalesef geçen bir yıl içerisinde bu konuda henüz bir mesafe katedemedik. Bununla ilgili de, nasıl İstanbul Şile’yi çözmüşsek Mersin’i de… Türkiye’nin 81 ilinde hazine arazileri üzerinde yıllar önce bina yapmış veya işgaliyesi bulunan insanların problemlerini, hep birlikte -sadece Şile’ye özgü, bir ilçeye özgü bir kanun çıkarmayalım- Türkiye’nin her yerindeki problemlerin tamamını çözelim.

Tabii, taşeron yasasını biz konuşmaktan, siz dinlemekten artık usandınız. Bunun farkındayız. Biz de bu konunun artık Türkiye gündeminden düşmesini istiyoruz ama şimdi düşünün, belediyelerde binlerce taşeron çalışıyor. Bu taşeronlar, bir şirket adı altında bir firma ihale alıyor, bu firmada çalışıyorlar. En son, yine seçim bölgemde yapılmış olan bir ihalede firmaların vermiş oldukları fiyat teklifleri virgülden sonraki rakamlara kadar birbirine yakın. Bütün firmalar asgari ücret artı KDV üzerinden teklif veriyorlar. Firmaların bütün derdi -zaten asgari ücreti işçiye ödeyecekler, belediyede çalışana ödeyecekler- katma değer vergisinden ne kadarını kendi cebimize aktarabiliriz? Firmaların bütün hesabı bu. Gelin, bu yükü devletin sırtından kaldıralım. Bu taşeron işçilerin tamamını kadroya alalım ve bu sorunu kökünden çözelim.

100 bine yakın öğretmen açığı var. Yarından sonra Öğretmenler Günü. Bakanlar Kurulu yarın öğretmenlerimize bir müjde versin. Bu 100 bin öğretmenimizin tamamını atayalım. Bunlara da şunu söyleyelim: “Devletimizin bugünkü durumu size 2,5-3 milyar, 4 milyar maaş vermeye yetmiyor.” Bu çocukların birçoğu, özellikle kadın öğretmenlerimizin birçoğu gerçekten bunalıma girmişler, evlerine kapanmış durumdalar. “Gelin, size bir yıl, iki yıl, devletin ekonomik verileri biraz düzelinceye kadar asgari ücret vereceğiz, sizleri asgari ücretle çalıştıracağız ama atamanızı yapacağız, devlette görev yapacaksınız.” diyelim. Öğretmenler Günü’nde bu müjdeyi bütün öğretmenlere verelim. Maliye Bakanı olarak bunu gündeme almanızı ve Bakanlar Kurulunda diğer bakanlarla bunu paylaşmanızı, Sayın Cumhurbaşkanına ve Başbakana bu konuyu iletmenizi bekliyoruz.

Öğrenci kredileri ve öğrenci burslarıyla ilgili birçok şikâyet almaktayız. 2016 yılında 377 bin öğrenci burs alıyordu, 1 milyon 277 bin öğrenci de kredi alıyordu. 3 öğrencisini üniversitede okutan bir veli beni arıyor, “Ben köyde yaşıyorum. Tarım BAĞ-KUR’um var. 3 çocuk okutuyorum, devletten burs alamıyorum.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) – Allah aşkına, 3 çocuk okutan ve köyde yaşayan bir insan devletten burs alamıyorsa burs alan bu 377 bin öğrencinin aileleri ne iş yapıyorlar, bunu merak ediyorum.

Bu kriterlerin de tekrar gözden geçirilmesini temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şimşek, teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, dördüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi beşinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Beşinci bölüm, geçici madde 1 ve geçici madde 2 dâhil 105 ile 125’inci maddeleri kapsamaktadır.

Beşinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tamaylıgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, tabii, 130 maddelik bir torba yasa ama görüştüğümüz saat de çok geç bir saat değil ve içerisinde onlarca farklı kanunun düzenlemeleri var ve gördüğümüz Meclis katılımlı çalışma tempomuz, gerçekten bizlerden beklenen ve bizim de ortaya koymamız gereken performansı maalesef yansıtmıyor.

Çok önemli kanuni düzenlemeler yapıyoruz, bu bölümde de aynı şekilde. Biraz önce Sayın Başkan dile getirdi, 105-125 arası, 2 geçici madde ama bu 105-125 arasındaki 20 madde 9 ayrı kanun; 2 geçici madde, bir de yürürlük.

Şimdi arkadaşlar, temel kanun olarak görüştüğümüz bu tasarıda, baktığınızda, temel kanunların bizim İç Tüzük’ümüzde belirlenmiş 91’inci maddeye göre olmazsa olmazı var yani maddeler arasında uyum, maddeler arasında tutarlılık ve bu tutarlılığın bir zorunluluk olarak, amir hüküm olarak konulduğu bir İç Tüzük’ümüz var ama biz İç Tüzük’ü bile dikkate almadan -biraz önce dediğim gibi- pek çok kanunu bir araya getirip, bir yerde de yıl sonları böyle –bunu Komisyonda da söylemiştim, akvaryumlarda güzel göstermek için çöpçü balıkları akvaryumun içini temizler- öyle bir kanun, torba yasa yapıyoruz ki kalmış, birikmiş, gecikmiş ne varsa -veya anında, hemen yapılacak bir düzenleme veya çok sıkışmış- hemen getirip bu torbaların içine atıyoruz. Böyle güven ve böyle istikrar, yasamada güven... Yasamaya baktığımız zaman, bir vizyoner bakış açısıyla yasama mantığını gerçekleştiremediğimiz zaman, maalesef, mevzuatta da karmaşa, uygulamada da karmaşayla karşı karşıya kalırız.

Şimdi, içeriğine baktığımızda, Sermaye Piyasası Kanunu, yeni bir yatırım ortamının yaratılması, bir finans kaynağının yaratılması, tüketici hakları, internet üzerinden ticaret, pek çok başlık içeriğinde bir bölüm konuşacağız. Ama “güven” demiştim, bugün Türkiye İstatistik Kurumu ve Merkez Bankasının beraberce yayınladığı bir istatistikten size bahsetmek isterim, daha doğrusu Tüketici Güven Endeksi. Tüketici Güven Endeksi’nde bu sene geldiğimiz nokta maalesef hızlı bir düşüş ve bugün en düşük, bu yılın şubat ayındaki 65,7 puanın altına inen bir noktada. Yani, Tüketici Güven Endeksi düşüyor da bu düşüşü hazırlayan diğer alt faktörler ne diye baktığınızda, hanenin maddi durum beklentisi azalmış. Yani, hane halkı artık “Benim gelirim artacak.” diye bir beklenti içinde değil. Nasıl olsun? Getirdik torbayı, içinde motorlu taşıtlar var, içerisinde kurumlar var. Vergiyle bir kaynak yaratacak düzenlemeler içerisinde olduk. Bir taraftan kur artar, zorunlu masraflarını karşılayamama sıkıntısı ve hane halkı artık “Benim maddi durumum iyileşecek.” beklentisini kaybetmiş durumda.

Peki, işsiz sayısı için beklenti ne? Artık iş bulmaktan ve işle ilgili bir gelecek oluşturmaktan o kadar vazgeçmiş ki insanlar “Ne olursa olsun.” gibi bir cevap veriyor.

Diğer taraftan, bakıyoruz tasarruf etme ihtimalinde ne var diye. Nerede tasarruf edecek, cep delik cepken delik. Zaten tasarrufu ortaya koyacak bir eğilim yok. Ama, bizde, malum, bir gecede bir millî gelir hesaplamasıyla ortaya çıkan tasarruf hesaplamasında, orta vadeli planlarımıza bile koyduğumuz tasarruf oranlarımızı bir anda artırabiliyoruz. Ama, gerçek şu: Bu ülkede vatandaş şu anda güven olarak geriye giden bir ruh hâlinde ve tepkide ve önümüzdeki bir yıl için bunu görüyor.

Şimdi, ben bu güveni konuşurken bir de tabii, bunun içerisinde önemli bir madde var Tüketici Kanunu’yla ilgili. Tüketici Kanunu’na aykırı olarak hareket edenlere karşı bir cezai sistem var. Biz bu sistemi bir uzlaşma noktasına getiren düzenlemeyi ortaya koyduk ve cezaları en fazla yarı yarıya -ki bu daha fazlaydı da Komisyonda bir düzelmeye uğradı- düşüren bir uzlaşı noktasına çekildi. Ancak, burada çok önemli bir başlık var. Bu tür uzlaşıya konu olan eylemlerle ilgili, tekrarını ortaya koyana bu içerikte hakların verilmemesi gerekiyor, bu düzenlemede onun olması gerekiyor. Bir de tabii, oluşacak uzlaşma komisyonlarında ilgili bakanlığın muhakkak ve muhakkak tüketicinin sesini ortaya koyacak sivil toplum kuruluşlarının yer alması imkânını sağlaması gerekiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, son dönemde kur sürekli hareket ediyor. Merkez Bankası birtakım önlemler alıyor ve Türkiye’de kırılganlık, bir enflasyon gerçeği varken olay sadece faize bağlanıyor. Neden ve sonucu iyi görmek lazım, uygulanan mali politikaları iyi değerlendirmek lazım, enflasyonun talep kaynaklı olanını, bir de maliyet kaynaklı olanını iyi görmek lazım, Türkiye’nin şu andaki o kırılgan rakamlarını iyi değerlendirmek lazım.

Bakın, yeni açıklandı; dünyadaki servet, Türkiye’deki servet. Dünyada görülen şu ki parası olanın üstüne para eklenmiş ve oransız eklenmiş, bizde de servet geriye gitmiş, kişi başına servet geriye gitmiş ama dünya genelinde 65’inci sırada olan ülkemizin dolar milyarderleri dünyanın ilk 10’unda; yani böyle bir çarpıklık, böyle bir kırılganlık var. Bu çarpıklığı ve kırılganlığı görürken aman ki aman… Şimdi Sermaye Piyasası Kurulunun bağlı kanununun bazı maddelerini görüşeceğiz. O maddelerde de paylaşacağız ama ben size Sermaye Piyasası Kurulunun Aralık 2016’daki bir raporunu sunmak istiyorum: “Vergi Cennetleri Tarih mi Oluyor?” Bunu Sermaye Piyasası Kurulu hazırlamış: Vergi cenneti nedir?

Tabii, vergi cenneti Panama belgeleri çıktı, şimdi Paradise çıktı; candaş, yandaş ve kandaşlarla bütünleşti. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi karşımızda bir tablo var. Ben sadece, vergi cenneti nedir, bir ülkeye zararı nedir diye -zamanım aslında çok kısa ama- buna direkt Sermaye Piyasası Kurulumuzun tanımıyla bakmanızı isterim. Vergi cennetine niye gidiyor? Yani servetler bu kadar dengesiz, kişilerde dağılıyor ama niye gidiyorlar? Vergi avantajı var. Vergi avantajının getirdiği o cazibeyle gidenler ne yapıyor biliyor musunuz? Bizim gibi borcu olan ülkelere oradaki avantajlı değerlendirdikleri paralarını borç olarak getirip veriyorlar; şimdi artık borç da değil, sıcak para olarak. Türkiye 2012’den beri en yüksek sıcak parayı bu sene aldı; yüksek faiz de var ya, hani “Dengelerimiz kırılgan.” diyoruz ya.

Bu arada -Sayın Maliye Bakanımız zaten bize bilgisini verir- biz 2016’da Antalya’da G20 Zirvesi’ni topladık. Orada ortaya konulan bir karar var, nihai metin var; o nihai metinde de deniyor ki: Bir yeni Matrah Aşındırma ve Kâr Aktarma Eylem Planı -ki daha önce de vardı- için kesin karar ortaya çıkıyor ve arkasından da, dünyadaki vergi cenneti olan ülkeler de dâhil olmak üzere Otomatik Bilgi Değişim Sistemi işlemeye başlıyor.

Şimdi, 100’e yakın ülkeden yarısı bunu uygulamaya başladı. 2017’den… Ki 2017’nin bütün bilgilerini 2018’de Türkiye de vermeyi taahhüt etti, değil mi Sayın Bakanım? 2018’den itibaren Otomatik Bilgi Değişim Sistemi dâhilinde, OECD içerisinde alınan ve vergi mükelleflerinin kazanç ve finansal bilgilerinin gelir sağlanan kaynak ülkeden ikamet edilen ülkeye düzenli ve sistematik şekilde hem verilişi olacak hem alınışı olacak. Ve artık bu ülkede -en önemli vergi etiği, vergi ahlakı, vatandaşlık görevi olan- kazanıp bu ülkeye vergisini vereceğiz. Yani benim gelir vergisiyle en yüksek ödemeyi yapan ücretli vatandaşım cehennem azabı çekerken birileri vergi cennetinde cennetlik olmayacak arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamaylıgil.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacak.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu beşinci bölümle ilgili olarak bizim bu bölümde yer alan hemen hemen bütün maddelerin çekilmesi, tasarıdan çıkartılması önerimiz var çünkü bunlar ya öngördükleri işi yapmak için elverişsiz ya da aslında, esasen yoksul kesimlere yük yükleyen maddeler. Dolayısıyla bu bölüme ilişkin olarak bütünüyle olumsuz, eleştirel bir tutumumuz var fakat bu, yasanın tümü, torba yasa çıkarma eğilimi karşısındaki tutumumuzu da bütünleyen, onunla iç içe olan bir itiraz.

Biz bu torba yasayı aslında devletin mali krizinin derinleşmekte olduğunun habercisi olarak görüyoruz. Bunu kaç zamandır tartışıyoruz ve olgular da bunu destekliyor. Özellikle 2013’ten bu yana sermayeye ve sermaye kesimine verilmekte olan mali ve sair desteklerin toplumun gözünde meşrulaştırılması için, halkın biatini sağlamak için, sofuluk için ayrılmış olan harcamalarda, militarizmin güçlendirilmesi için yapılan askerî harcamalarda ve iç güvenlik harcamalarında bugüne kadar görülmemiş ölçüde bir artışla karşı karşıyayız. Seçmen desteğini kaybetmemek için küçük, büyük sermaye gruplarından alınan vergilerde indirime gitmek, vergi tahsilatlarının savsaklanması da, bunların hepsi bir arada kamu borçlanma gereğinin artmasına yol açtı. Son bir yıl içinde bütçe açığı millî gelir içindeki payı bakımından 2 katına çıktı, kamu borçlanma limiti aşıldı. Kanunda öngörülen yüzde 10’a kadar, iki kez 5 ve 5, bu limitin aşılması da yeterli olmadı, Hükûmet bu yasayla 37 milyar liralık bir limit artışı yoluna girdi. Bu durum ülke tarihinde sık görülmeyen durumlardan biridir. Bu krizin doğrudan doğruya sorumlusu aslında Hükûmetin kendi öz politik yönelimidir çünkü birincisi, savaş konsepti, Hükûmetin mali yönden sürekli olarak şişen, büyüyen harcamalarla yüz yüze gelmesine yol açtı. 2013 barış konseptinin terk edilmesi sonucunda başlayan çöktürme planı, dışarıda da Suriye ve Irak’ta uluslararası denkleme girme çabaları devletin askerî harcamalarını görülmedik ölçüde artırdı. Yaklaşık üç yıldır, daima, her gün süregiden askerî harcamalar söz konusudur. Cemaatle yaşanan kriz, bu “FETÖ askerî darbesi” denilen kriz sonrasında olağanüstü hâl ilanıyla birlikte ortaya çıkan durum, bu, tabii, Türkiye'de otoriterleşmenin kapısını açtı ve OHAL’le birlikte ekonomideki göstergeler de kötüleşmeye başladı. Çünkü esasen uluslararası sermaye süreçlerinde olağanüstü hâlin varlığı, Türkiye'de, sermayenin, uluslararası sermayenin yerli ortaklarıyla sözleşmeleri yenilememesi ve askıya alması sonucunu yarattı, iş yerleri kapanmaya başladı, özellikle de KDV tahsilatı hızla düştü.

Ve nihayet otoriterleşme; Hükûmet toplumsal muhalefeti, bütün bu gerilemeler dolayısıyla ortaya çıkacak olan itirazları kontrol altına almak için de fiilen Anayasa’yı ve yasaları askıya aldı. Tabii, bunu bir darbe girişimiyle gerekçelendirmeye, meşrulaştırmaya çalıştı ama hepiniz çok iyi hatırlıyorsunuz, ayılana gazoz bayılana limon usulü, grevlerden boşanmalara kadar her şeyin çaresi olarak olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı tarafından gittiği her toplantıda o toplantının konusunun devası olarak anlatıldı. Bunun sonucu, tabii, mali disiplinden kopuş anlamına gelir. Hükûmetin de aslında bu yasayla yapmaya çalıştığı şey, bulduğu her yerden gelir temin etmek; doğal gaz, petrol, elektrik, ulaştırma zamlarına ilave olarak yeni kamu gelirleri yaratılmaya çalışılıyor. Bu torba yasada yapılan düzenleme de bununla ilgilidir. Yani Maliye kazı yolmakla görevlidir biliyorsunuz fakat kazda tüy kalmayınca kolunu kanadını kopartmaya da sıra geldi.

Şimdi, TELEKOM işletmecilerine getirilen brüt satış gelirlerinden hazine payları, şans oyunlarından alınan payın yüzde 10’dan yüzde 20’ye çıkartılması, Varlık Fonu’na hazineden kaynak aktarılması, hazine borçlanma limitinin 37 milyar liraya çıkartılması, bütün bunların hepsi sonuçta bütçe açığının neredeyse 2 katına yakın bir borçlanmaya gidilmesine yol açtı.

Özelleştirme gelirlerinin artırılması için yeni özelleştirme kapıları açıldı. Fakat bütün bunlar yapılırken, halkın kemerleri sıkılırken sermayeye de kaynak aktarımı yolu açıldı.

Gelir vergisi dilimi, vergi oranı 27’den 30’a çıkartılırken en üst gelir diliminin yüzde 35 olan vergi oranı sabit tutuldu. Üst gelirliler muafiyet ve istisnalardan yararlandırıldılar. Kira gelirleri vergi matrahından indirilen yüzde 25’lik kısım, yasayla yüzde 15’e düşürüldü. Net kira gelirleri azalan ev sahipleri bu kira farkını kiracıya yansıtma yolunu seçtiler. Netice olarak özel tüketim vergilerinde de oranın yüzde 25’e çıkartılması, içimlik sigara üreten üreticilere makaronda -tıpkı sigara gibi- ÖTV’ye yüzde 62 vergi ödemesi dayatması, bunların hepsi kazın kolunun bacağının kopartılması ama devletin gelirlerine de böylelikle zoraki katkıda bulunma çabasıyla ilgilidir.

Şimdi, öte yandan, bunun gerekçesi olarak, savaş harcamaları ve savaş hazırlıkları için yapılan harcamaların başlıca neden olduğu hem Maliye Bakanımız hem de Devlet Bakanı tarafından açıklandı, izah edildi. Esasında böyle bir askerî harcamanın gerekliliği doğa tarafından ya da toplum tarafından değil, devletin yanlış, hatalı, isabetsiz iç ve dış siyaseti tarafından dayatılmıştır. Bu kadar çok askerî harcamanın bir yıl içerisinde devreye sokulacak olması, aslında toplumdan destek bulmayan, uluslararası alanda da sonuç yaratmayan iç ve dış politika girişimlerinin yaratmış bulunduğu, doğurmuş bulunduğu uluslararası ve iç ihtilaflar karşısında Hükûmetin artan bir güvenlik paranoyasına, bir güvenlik kuşkusuna kapılmış olmasıyla ilgilidir.

Öte yandan, ittifaksızlığa doğru sürüklenmenin sonucu olarak müttefik bulabilme çabası içerisinde geleneksel müttefiklerin ötesinde yeni alanlara açılma ve onlarla ballı anlaşmalar yoluyla ittifak kapısı açma çabaları, Rusya’dan aslında herhangi bir askerî gereksinimle ilişkilendirilmeyen yüklü askerî siparişlerin de kapısını açmıştır. Netice olarak, bu bütçe planlamasının gerisinde, bu torba yasa teklifinin gerisinde, Hükûmetin iç ve dış politikasının başarısızlığı, bunun yol açtığı gerilimler ve bütün bunların elde olan kaynakları aşması dolayısıyla yeni vergi salma ihtiyacıyla ilgili olduğu apaçıktır. O nedenle, bizim diyeceğimiz şey, yasanın bu bölümüne de, beşinci bölümüne de itiraz ediyoruz. Halkın barış, güvenlik, özgürlük ve refah arayışıyla hiçbir ilgisi olmayan, tam tersine, halkı yolunacak kazın da ötesinde bir tür köleliğe tabi tutacak olan bu rejime topluca karşı çıkmamızı tavsiye ediyoruz.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu konuşacaklar.

Şahsı adına da Sayın Aksu’nun konuşması olduğundan iki konuşmayı birleştiriyoruz.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın beşinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Tasarının genel gerekçesinde, küresel gelişmeler karşısında ülkemiz ile diğer ülkeler arasındaki ekonomik, sosyal ve teknolojik alanlarda önemli etkileşimlerin meydana gelmekte olduğundan bahisle, mevzuatımızda çeşitli konularda düzenleme ihtiyacı doğduğu belirtilmektedir.

Tasarıyla, vergiye gönüllü uyumu artırıcı, vergi uygulamalarını kolaylaştırıcı, tahsilatta etkinliği esas alan düzenlemelerin yanı sıra, kayıt dışılıkla mücadelede verimliliğin artırılması, bazı sektörlerin kamusal yükümlülüklerine yönelik yaşanan sorunların çözülmesi ve süresi biten kimi geçici düzenlemelerin sürelerinin uzatılması öngörülmektedir.

Ayrıca, kanun tasarısında, elektronik haberleşme sektöründen alınan vergi ve diğer mali yükümlülüklerin hesaplanması, tahsili ve takibiyle ilgili yaşanan sorunların giderilmesi; on yılını doldurmuş bulunan kamu konutları ile belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde yer alan hazineye ait tarım arazilerinin kiracısı, kullanıcısı ya da paydaşları olan vatandaşlarımıza satılması; sanayi sitelerinin dönüşümlerinin hızlandırılması için arazi temininin kolaylaştırılmasına yönelik hükümler yer almaktadır.

Oldukça kapsamlı bir kanun tasarısı olmakla birlikte, torbada, geniş toplum kesimlerinin umutla beklediği birçok düzenleme ise maalesef yer almamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine ne zaman bir torba yasa tasarısı gelse, taşeron işçiden sözleşmeliye, öğretmenden yardımcı hizmetliye, asgari ücretliden çiftçiye, esnafa, sanayiciden iş adamlarına, genç işsizlere, nafaka ödeyenlerden denetimli serbestlik bekleyenlere, erken yaşta evlenenlere, vergi ve cezalara ilişkin af isteyenlere kadar birçok kişi ve kurum beklenti içerisine girmektedir. Doğrusu haksız da değiller. Zira, artık tüm düzenlemeler torbalara sıkıştırıldığından doğal olarak her kesim kendisiyle ilgili düzenlemenin torbada yer almasına ilişkin mücadele vermektedir. Bu durum Meclis ihtisas komisyonlarını işlevsiz kıldığı gibi, çıkan kanunların yeterli teknik destekten uzak ve eksik bir şekilde olmasına da yol açmaktadır.

Esasen yapılan birçok düzenlemeyle “teşvik” “destek” ve benzeri adlarla toplum kesimlerine kaynak aktarılsa da bu torba mantığı ve münferit düzenlemeler nedeniyle, yapılan desteklerden beklenen verim elde edilememektedir. Sorunlara günü kurtarma anlayışıyla bakılmakta, bütüncül, kapsamlı ve kalıcı çözümler üretilememektedir.

Bugün genel olarak bakıldığında Türkiye'nin üç sebeple birçok alanda yenilenme ihtiyacı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, bölgesel ve küresel ölçekteki gelişmelere uyum sağlanması zarureti; ikincisi, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerine bağlı olarak ekonomik, sosyal, idari ve hukuki alandaki iyileştirme çalışmaları ile Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine uyum; üçüncüsü de özellikle 15 Temmuz süreciyle birlikte karşılaşılan ihanetin artıklarının temizlenmesinden ve etkin bir terörle mücadele yürütülmesinden kaynaklı düzenleme ihtiyacıdır. Bu kapsamda, başta FETÖ ve PKK olmak üzere, terörle mücadelenin devamı, üreten ve istihdam yaratan bir ekonominin tesisi, herkesin güvendiği bir yargı sistemiyle vatandaşın devletin müşfik elini hissedeceği hadim devlet anlayışının oluşturulması, Türkiye'yi dünyada güç ve söz sahibi yapacak millî devlet anlayışının güçlendirilmesi, toplumsal kalkınma, birlik ve beraberliğe katkı sağlayacak uzlaşmacı bir siyasetin tesisi gerekmektedir. Bu ve benzeri hususlardaki yenileşme ve iyileşme ise öncelikle sağlıklı ve isabetli hedeflerin tespiti, ihtiyaç duyulan mevzuatın düzenlenmesi, idari ve beşerî kapasitenin artırılması, fizikî ve teknolojik donanımın tesis edilmesiyle mümkün ve anlamlı hâle gelebilecektir. Milyonları ilgilendiren düzenlemelerin yapılmasında esas olan hız değil, kalite olması gerekmektedir, aksi takdirde ileride başka sorunlar çıkması kaçınılmaz olacaktır. Şüphesiz ki torba kanun uygulaması bu anlayışa hizmet etmeyen, desteklemeyen bir yöntemdir. Unutulmamalı ki hangi boyutta torba olursa olsun, daima eksik kalan bir şeyler olacaktır. Kaldı ki her şeyi bir arada yapma anlayışı kanun yapma tekniğine uygun olmadığı gibi yasamada kalite beklentisini de boşa çıkarmaktadır. Nitekim, görüştüğümüz tasarıda da ekonomik ve sosyal yapının temelini oluşturan esnaf ve sanatkâr kesiminin faaliyetlerine dinamizm kazandıracak, çiftçinin alın terini değerlendirecek, atanamayan öğretmene ve taşerona kadro temin edecek bir hüküm de yoktur.

Değerli milletvekilleri, ilk maddeden itibaren, tasarıyla ilgili değerlendirmelerimizde toplumsal yarar, milletimizin refahına katkı, kamu malının korunması, adalet, hakkaniyet ve terörle mücadelede zafiyetin oluşmaması gibi temel önceliklerimiz doğrultusunda hareket ettik, etmeye de devam edeceğiz. Doğru olan işleri desteklerken doğru olmadığını ya da eksik olduğunu düşündüğümüz düzenlemeleri de eleştirmekteyiz. Mesela, motorlu taşıtlar vergisi ve kurumlar vergisinde artışa gidilirken bir yandan da belirli firmaların borçlarının silinmesi anlamına gelebilecek bir düzenleme yapmanın tasarının gerekçesi ve ruhuna aykırılık teşkil ettiği gibi, sosyal adalet ve vergi adaleti bakımından da sorunlu olduğunu değerlendirdik. Yine, şehit yakınlarını dışarıda bırakan bir kadro düzenlemesinin şehitlerimizin emanetlerine sahip çıkmak adına doğru olmadığını ifade ettik. Elektronik haberleşme sektöründen alınan vergi ve diğer mali yükümlülüklerin düzenlenmesinde operatörler ödüllendirilirken aynı zamanda, mükellefiyetlerini yerine getirenlerin cezalandırılmış olacağına dikkat çektik. Tasarıdaki hükümlerin çalışanlarımızın mali ve sosyal haklarının iyileştirilmesi, çalışma hayatındaki haksızlıkların giderilmesi, gençlerimize geniş iş imkânlarının sunulması, meraların korunması, iş kazalarının azaltılması, kamu mallarının satışında haksızlık yapılmaması, şehit yakınlarının mağdur edilmemesi yönüyle yeniden tanzimini önerdik ancak bu anlamdaki girişimlerimiz, verdiğimiz önergeler maalesef kabul görmedi.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz beşinci bölümde, tüzel kişiliği kaldırılan köylerden alınması gereken vergi ve harçlara ilişkin muafiyet ve istisnaların süresinin uzatılması, kitle fonlamasına yönelik hükümlerin getirilmesi, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda değişiklikler yapılması, elektronik ticaretin düzenlenmesiyle ilgili hükümler yer almaktadır.

Bilindiği gibi büyükşehir belediyelerine ilişkin kanunda “köy” ve “kent” kavramı birbirine karıştığı için kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımız bir anda yüksek yükümlülüklerle karşı karşıya kalmış ve mağdur edilmişlerdi. Esas olan, söz konusu kanunun toptan elden geçirilmesi zarureti ise de istisna ve muafiyetlerin süresinin uzatılması da olumludur.

Tasarının 119 ve 122’nci maddeleri arasındaki hükümlerle Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda düzenleme yapılmaktadır. Bu maddelerle, veri sorumluları siciline kayıt için ücret alınması ve bunun kurumun gelirleri arasına eklenmesi, ayrıca kurumda hâkim ve savcıların geçici görevle çalıştırılabilmesi imkânı getirilmektedir.

Bu düzenlemelerle, kurumda bir altyapı ve sicil sisteminin oluşturulmaya çalışıldığı ve veri işlemeyi disiplin altına almanın hedeflendiği belirtilmektedir. Kişisel verilerin korunması temel insan haklarından biridir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, bilgiye erişimin kolaylaşması ve bilhassa internet ve telefon gibi teknolojilerin günlük hayatımızda artan rolleriyle birlikte kişisel verilerin korunmasında ulusal ve uluslararası birtakım standartların belirlenmesinin zorunlu hâle geldiği açıktır. Ancak bu düzenlemenin, özellikle ilgili yasanın görüşüldüğü esas komisyon olan Adalet Komisyonunda görüşülmesi gerekirdi. Zira konuya ilişkin müktesebata sahip olan komisyon, Adalet Komisyonudur.

Tasarının 107 ve 111’inci maddeleri arasında yer alan hükümlerde ise kitle fonlamasıyla ilgili düzenlemeler yapılmaktadır. Temeli internet ortamında oluşturulan kitle fonlama platformunda, proje anlatılarak yatırımcı çekmeye yarayan sistem kapsamında 2015 yılında dünya genelinde 5 milyar dolarlık işlem hacmine ulaşıldığı ifade edilmektedir. Projesi olan ancak kaynağı bulunmayan girişimcilere finansman sağlanması amacıyla kitle fonlaması uygulaması hayata geçirilmektedir. Kitle fonlamasının kolaylıkla yapılabilmesi ve hızla gelişmesi için bu platformlar aracılığıyla para toplayanlar, halka açık ortaklık ve ihraççı tanımı dışında bırakılmaktadır. Bununla birlikte, sisteme gerekli güvenin sağlanabilmesi ve olası istismarlara meydan verilmemesi açısından temel ilke ve esaslara yer verilmesi ve başta denetim olmak üzere önemli konuların kanunda daha ayrıntılı yer alması gerekirdi.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla idarenin ve ekonominin bazı ihtiyaçlarını giderecek düzenlemeler yapılmakta ise de hem usul yönünden hem de yukarıda açıklanan ve Komisyon görüşmelerinde de vurgulanan içeriğe ilişkin bazı hususlar bakımından tasarı, eksik ve yanlışlıklar taşımaktadır. Tasarıda vergiye ilişkin düzenlemeler yer almasına rağmen, bu düzenlemeler vergide adalet getirmemekte ve vergi tabanını genişletmemektedir. Sanayiye ilişkin düzenlemeler, teşvik sistemini iyileştiren, yatırımcının kalıcılığına hizmet eden bir anlayışta bulunmamaktadır. Alacakların yeniden yapılandırılması suretiyle bazı mükellefler ödüllendirilirken mükellefiyetlerini yerine getirenleri ödüllendirecek bir yaklaşım öngörülmemektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde de ifade ettiğimiz gibi Türkiye’nin, sürdürülebilir ve yüksek büyüme kapasitesini ortaya çıkartacak, yatırım, istihdam ve ihracatı artıracak, gelir dağılımını düzeltecek yeni bir modele; üretimin, rekabetin, ihracatın önünü açan, üreten bir ekonomi modeline ihtiyacı vardır. Yapılan düzenlemelerin temelde, bütçe açığının kapatılması, hazine yükümlülüklerinin karşılanabileceği bir yapının bugünden oluşturulması, bu şekilde maruz kalınabilecek jeopolitik ve siyasi risklerin, konjonktürel gelişmelerin ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik olduğu bütçe sunuşları sırasında ilgili bakanlar tarafından da ifade edilmiştir. Kuşkusuz bu amacı önemli buluyoruz ancak bunu gerçekleştirmek için, vatandaşlarımızın külfetini artıran son dakika düzenlemeler yerine, vatandaşımızı mağdur etmeyecek ve ilave yük getirmeyecek şekilde kalıcı tedbirlerin alınması suretiyle düzenleme yapılması şüphesiz ki daha öngörülebilir ve güvenilir bir ekonomi tablosu ortaya koyacak, sosyal adalete de uygun olacaktır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde 24 Kasımda kutlayacağımız Öğretmenler Günü münasebetiyle kısaca öğretmenlerimizin sorunlarına değinmek istiyorum. Öncelikle tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü şimdiden kutluyorum. Yine bir Öğretmenler Günü’nde bir yanda 50-60 kişilik sınıflar, bir yanda atanmayı bekleyen binlerce öğretmen tablosu maalesef, son yılların değişmeyen görüntüsüdür. Gelecek nesillerin en iyi şekilde yetiştirilmesi ve gittikçe artan uluslararası rekabette Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu kaliteli insan gücünün temininde öğretmenlerimize, öğretmenlerimizin haklarının korunması için de Maliye ve Millî Eğitim Bakanlığına büyük bir sorumluluk düştüğü tartışmasızdır. Ülkemizin nitelikli öğretmenlere sahip olmasının çocuklarımızın aldığı eğitim ve öğretim kalitesinin artırılması açısından büyük önem arz ettiği de bir gerçektir. Eğitim sistemindeki sorunların çok boyutlu olduğu ve bu sorunların tekrar nüksetmesine izin vermeyecek şekilde çözümü ve ihyası için birçok düzenlemenin hayata geçirilmesi gerektiği de malumdur. Bundan ötürü, öğretmenlerimizin yararlandığı bazı haklarda iyileştirmeye gidilmesi, ayrıca kadrolu öğretmen sayısını artırmak suretiyle işsiz öğretmenlerden bazılarına mesleklerini yapma fırsatı sunulmasının yanı sıra öğretmen açığının da kısmen kapatılması gerekmektedir. Bu doğrultuda, öğretmenlerimizin ek göstergelerinin artırılması, tazminatlarının yükseltilmesi, iki yılda bir derece yükselmesi yapabilmesi ve atanamayan öğretmenler için 50 bin kadro ihdasını öngören kanun teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduk. Böylece daha önce de gündeme getirdiğimiz öğretmenlerimizin mali ve sosyal haklarının iyileştirilmesine ilişkin hususların güncellenerek tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşınmasını istedik.

Bu vesileyle Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve şehit öğretmenlerimizi rahmetle anıyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak öğretmenlerimizin hak ve hukukunun korunması için bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da gayret göstereceğimizi belirtmek istiyorum.

Bu düşüncelerle tasarının hayırlı olmasını diliyorum. Genel Kurulun siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Sayın Kılıç, sisteme girmişsiniz, bir açıklama mı yapmak istiyorsunuz?

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Malatya’da yaşanan provokasyonu kınadığına ve ayrılıkta azap, birlikte rahmet olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Malatya’da yaşanan provokasyonu kınıyorum.

Ülkesinden ayrılıp başka bir ülkeye sığınmak zorunda kalan bir Suriyeli şunları anlatıyordu: “Biz Suriye’de ön yargılı yaşıyorduk. Birbirimize ayrım yapmaya başladık ve ayrımcılık artınca Alevi’si iktidar, Sünni’si çoğunluk, Hristiyan’ı zengin olduğu için kimseyi beğenmiyordu. Arap’ı, Türkmen’i, Kürt’ü, başka başka, kimse kimseyi beğenmiyordu. Herkes, herkesten uzaklaşıyordu. Arada fitneciler de vardı. Sonra olanlar oldu. Şimdi durum değişti. Hepimiz gurbet ellerde birleştik. Artık, kimse kimseyle tartışmıyor. Birleşmeyi öğrendik ama bir kere kaçan fırsat bir daha gelmez.”

Bizler de olanlardan ders çıkarmalıyız. Ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Aynı konuda ben de…

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Şahsı adına son olarak Giresun Milletvekili Sayın Cemal Öztürk konuşacak.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın beşinci bölümü üzerinde söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlarım.

105’inci ve 125’inci maddeler arasında 20 maddeden ve 2 ek maddeden oluşan beşinci bölümde çok sayıda düzenleme vardır. 105’inci maddeyle tüzel kişiliği kaldırılan köylerden alınması gereken vergi ve harçlara ilişkin muafiyet ve istisnaların uygulama süresi 31/12/2020 tarihine uzatılmaktadır. Ayrıca, tüzel kişiliği kaldırılan köylerde içme ve kullanma suları için alınacak ücretin en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçmeyecek şekilde belirlenmesine dair uygulama beş yıldan altı yıla çıkarılmaktadır.

106’ncı maddeyle, bankaların alacaklarıyla ilgili olarak ayırdıkları özel karşılıkların vergi matrahında gider olarak kabul edilmesi uygulamasının finans sektöründe faaliyette bulunan finansal kiralama ve finansman şirketlerini de kapsaması sağlanmaktadır.

107’nci, 108’inci, 109’uncu, 110’uncu ve 111’inci maddeler kitle fonlaması finans türüne ilişkin yeni düzenlemeler getirmektedir.

112’nci maddeyle, genel aydınlatma hizmetleri kapsamında yanmayan veya yerinde olmayan armatür ve direkler için elektrik dağıtım şirketlerine eksiklerinin giderilmesine yönelik ek süre verilmesi, süresi içinde onarılmayan her bir direk veya armatür için 500 Türk lirası idari para cezası verilmesi öngörülmektedir.

113’üncü maddeyle, genel aydınlatma giderinin karşılanmasına ilişkin sürenin Bakanlar Kurulu tarafından iki yıldan beş yıla uzatılması amaçlanıyor.

114’üncü maddeyle, TCDD’nin yatırımlarının finansmanı, işletme bütçesinde yer alan finansman açıkları ve TCDD Taşımacılık AŞ’ye yapılan sermaye transferi nedeniyle doğan açıklarının sermayesine mahsuben 2020 yılı sonuna kadar Hazine Müsteşarlığı tarafından karşılanmasına devam ediliyor.

116’ncı maddeyle, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a uzlaşma müessesesinin dâhil edilmesi ve kurulacak uzlaşma komisyonlarının çalışma usul ve esaslarının belirlenmesine yönelik düzenleme yapılmakta. Bu kapsamda, Reklam Kurulu tarafından verilen idari para cezaları hariç olmak üzere, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından verilen idari para cezaları ile valilikler tarafından verilen idari para cezalarına karşı uzlaşma yolu açılmaktadır.

117’nci maddeyle, elektronik ticaretin gelişiminin izlenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla kamu ile özel sektör gerçek ve tüzel kişilerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığına gerekli bilgileri vermesine ve ticari elektronik ileti onaylarının alınmasına veya reddedilmesine imkân veren bir sistem kurulması amaçlanmaktadır.

118’inci madde, elektronik ticaretin gelişiminin izlenmesi ve değerlendirilmesi kapsamında gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine Gümrük ve Ticaret Bakanlığına gerekli bildirimlerde bulunmamaları durumunda 5 bin Türk lirasından 20 bin Türk lirasına kadar para cezası verilmesi öngörmektedir.

119, 120, 121 ve 122’nci maddelerle Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yeni düzenlemelere gidilmektedir.

123’üncü maddeyle, belediyeler ve bağlı kuruluşları ile yüzde 50’sinden fazlası belediyelere ait şirketler ve il özel idarelerinin TEDAŞ’a olan borçlarının yapılandırılması amaçlanmaktadır.

Geçici 1’inci maddeyle, yargı harcından muaf tutulan kamu idareleri aleyhine hükmedilmiş yargı harçlarının tahsil edilmemesi, tahsil edilmiş olanlar içinse başkaca bir işlem yapılmaması sağlanıyor.

Geçici 2’nci maddeyle, Maliye Bakanlığına bağlı Kefalet Sandığında 2017 sonu itibarıyla gerçekleşmesi öngörülen nakit fazlasının genel bütçeye gelir kaydedilmesi amaçlanıyor. Yine, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bulunan özel hesap uygulaması sonlandırılıyor ve özel hesaptaki tutarın genel bütçeye kaydedilmesi sağlanıyor.

Kanunun ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemi yapacağız ama soru için sisteme giren sayın milletvekilleri var, söz almak isteyenler var yerlerinden bir dakika; onlar biraz karıştı.

Sayın Yıldırım, siz söz almak için sisteme girdiniz.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Evet. Daha sonra da sorum var.

BAŞKAN – Hem oraya hem buraya…

Peki, bir dakika…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Malatya’da Alevi yurttaşların evlerini işaretleme olayını nefretle kınadığına ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Bugün basına da düşen, Malatya’da Alevi inancına mensup Alevi yurttaşlarımızın evlerinin işaretlendiğini öğrenmiş bulunuyorum. Bu olayı şiddetle ve nefretle kınıyorum, asla kabullenilecek bir durum değildir. Tüm inançlara eşit yaklaşan bir partinin ve Malatya’nın fahri milletvekili olmam dolayısıyla o işaretleri kendi alnıma çizilmiş olarak algılıyorum. İktidarın da bu konuda bir soruşturma yapmasını talep ediyorum. Geçen yıl da benzer olaylar Adıyaman’da meydana geldi, yeterince üstüne gidilmedi. Eğer o zaman bir araştırma yapılsaydı, failler bulunsaydı bu tür olaylar yaşanmazdı diye düşünüyorum.

Soruma gelince…

BAŞKAN – O sorunuz sonra.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Peki.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu konuda İçişleri Bakanımızın açıklamasını ilettim; yakından takip ediliyor, soruşturuluyor. İnşallah, yarın faillerinin bulunduğu şeklindeki bir haberi de alırız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemini yapacağız ama öncesinde otuz dakika ara veriyorum birleşime.

Kapanma Saati: 19.48

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde, Hükûmet yerinde.

Şimdi soru-cevap işlemini yapacağız.

Süremiz on beş dakika. Bu sürenin yedi buçuk dakikasında sayın milletvekilleri sorularını soracaklar, diğer kalan yedi buçuk dakikada da Sayın Bakan bu sorulara cevap verecekler.

Sayın Özdemir, buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanı Sayın Yılmaz 2018 yılı içinde sadece 20 bin öğretmen ataması yapılacağını, bu sayının da öğretmen açığını kapatmayacağını ve ayrıca Maliye Bakanlığınızın ve Hükûmetin takdirinin ancak bu kadar olduğunu dile getirdi. Bu durumdan hareketle, atanamayan öğretmen sorununun çözümü ve branş öğretmensiz ders geçmemesi için 2018 yılında en az 40 bin öğretmen ataması olacak mıdır?

Bu vesileyle de zor ekonomik koşullarda yaşam mücadelesi veren, mesleklerini yapmaya çalışan öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü de huzurlarınızda kutluyorum ve ataması yapılmayan öğretmenlerimize de bir müjde vermenizi bekliyoruz doğal olarak.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Sayın Bakan, Bursa’da devam eden, üstelik vadedilen süreleri çoktan geçmiş yatırımlar söz konusu. Sizler iktidara geldiğinizde proje çöplüğünden söz ediyordunuz ama bugün gelinen noktada da proje çöplükleriyle karşı karşıyayız. Bursa’da 2016 yılında biteceği Başbakan Binali Yıldırım tarafından taahhüt edilen Bursa-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesi’nde 450 milyon liranın çöpe gittiğini -şimdi Antalya Valisi olan- o dönemin Bursa Valisi bizzat açıklamıştı. Projeyle ilgili hâlâ kamuoyunu tatmin eden net bir açıklama söz konusu değil.

Türkiye’nin en fazla katma değer üreten şehirleri arasında önde gelen şehirlerden olan Bursa’ya 2018 bütçesinden nasıl bir pay ayırmayı düşünüyorsunuz? Yüksek hızlı tren, İzmir-Bursa-İstanbul Otoban Projesi, şehir hastanesi gibi yatırımlar önümüzdeki yıl bütçe içerisinde nasıl bir konumdalar?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Birleşmiş Milletler dâhil olmak üzere birçok yerde Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan diyor ki: “Biz bu Suriyelilere 30 milyar dolar harcadık.” Bu 30 milyar doların harcandığı yerler neresi, bunları bize belgeler hâlinde tek tek bir gösterir misiniz veya kamuoyuyla paylaşır mısınız? Bu 30 milyar doların harcandığı yerleri belgeleriyle biz de görmek istiyoruz.

Soru iki: Biraz önce sizinle konuştuğumuzda dedik ki: “Efendim, Türkiye’de millî gelir olarak kişi başına 11 bin dolar düşüyor.” Yani 11 bin dolar TL bazında bugün 44 bin TL para yapar. Vatandaş asgari ücretle, 1.400 liraya, hadi diyelim 1.500 lira yaptınız, 1.500 lira olsa yıllık 18 bin lira yapar, 18 bin lirayla bir adam, eğer hakikaten bir insan –cinsiyet kavramını kullanmayalım- çalışıyorsa 44 bin lira...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın...

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın France 24 kanalına yaptığı açıklamada “Biz dışarıdan aldığımız enerjiye bağımlıyız. İran’a yaptırımlar esnasında da bu ticareti yapmak zorundaydık. Bunu başka yollarla denemek zorunda olduğumuzu da söyledik. Bankalarımız, Ekonomi Bakanımız işin içine girdi.” dedi. Âdeta itiraf niteliğinde olan bu durumla ilgili ne düşünüyorsunuz, kamuoyuna bir açıklama yapar mısınız?

BAŞKAN – Sayın Çamak...

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 15 Şubat 2017 tarihinde şu soruyu sormuştum: “Sayın Bakan, Şanlıurfa Siverek’e bağlı Güvercin köyünde içme suyu sorunu yaşanmaktadır. Vatandaşlarımız seslerini duyuramadıkları için bizlere ulaştılar.” Oturduğunuz koltukta oturan Sayın Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci aynen şu cevabı vermişti: “Sayın Çamak’ın söylemiş olduğu, Urfa’nın Güvercin köyü... Evet, 21’inci yüzyılın artık birinci çeyreğine doğru hızla yaklaştığımız bu dönemde vatandaşımızın, Türkiye’nin neresinde olursa olsun, en uzak yaylasında dahi olsa devletin tüm hizmetlerinden -yol, su, elektrik- tabii, ruhsatlı olmak kaydıyla yani hukuki olmak kaydıyla yararlanmak hakkıdır. Devletin ve yerel yönetimlerin de bu imkânı sağlamak görevidir. Onun için ben bunu da takip edeceğim. Eski bir Belediye Başkanı olarak...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arslan, buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakan, ülkemizin ekonomik göstergeleri iyi gitmiyor, kurlar hızla yükseliyor, paramız büyük değer kaybediyor, sizler ise Türkiye’de her şeyin iyi gittiğini, ekonominin uçtuğunu söylüyorsunuz, piyasanın sıkıntılarını görmezden geliyorsunuz. Ülkemizin darlığı içinde Suriyeliler için 30 milyar dolar harcadığınızı söylüyorsunuz. Bu harcamaların nereye ve ne şekilde yapıldığını açıklamıyorsunuz. Sayın Genel Başkanım bunu sorduğu hâlde yine cevap vermediniz. Ben tekrar soruyorum: Bu parayı nerelere harcadınız, kimlere verdiniz açıklar mısınız?

Yarın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’dür, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün başöğretmenliğinin kabul tarihidir. Bu vesileyle Ata’mızı sevgiyle saygıyla anıyor, tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü candan kutluyor, atanamayan öğretmenlerimiz için Maliye Bakanımızdan kadro verilmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorularımı ben Sağlık Bakanımıza iletilmek üzere sorayım. Van’ın 24 bin nüfuslu ilçesi Saray’da devlet hastanesi bulunmamaktadır. Aile sağlık merkezi ise yurttaşların ihtiyaçlarına cevap vermemektedir. Yurttaşların yoğun talebine rağmen neden Saray’da bir devlet hastanesi yok? Saray’da hastane ne zaman yapılacaktır, bu konuda bir çalışma var mı?

İkincisi: Yine, 30 bin nüfusu olan Gürpınar’da da devlet hastanesi bulunmuyor. Gürpınar Belediyesi bizim belediyemiz, HDP belediyesi. Muharrem Taş Sağlık Merkezi kayyum tarafından kapatıldı. Bu konuda da Gürpınar’ın devlet hastanesi ihtiyacının acilen karşılanması gerekiyor.

Yine, 2008 yılında Erciş’te yapımına başlanan devlet hastanesinin aslında 2011 yılında bitirilmesi lazımdı, deprem dolayısıyla süre biraz uzadı; en son Recep Akdağ Bakanlığı döneminde söz vermişti “Bir ay içinde bitireceğiz.” diye fakat hâlen bu hastane bitirilmedi ve yurttaşlarımızın çok ciddi bir sıkıntısı söz konusu.

Diğeri Bahçesaray’la ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köksal… Yok.

Sayın Aydın… Yok.

Sayın Yiğitalp…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Bakan, Diyarbakır Sur ilçesinde bulunan, yaklaşık otuz bir yıldır kullanılmadığı için yıkılmaya yüz tutan, altı yüz elli bir yıllık Ermeni Surp Giragos Kilisesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Surp Giragos Ermeni Kilisesi Vakfı ortaklığıyla 2011 yılında 5 milyon lira harcanarak yeniden ibadete açılmıştı. Ermeni Surp Giragos Kilisesi’nin bulunduğu bölgede sokağa çıkma yasağı hâlâ devam ederken, Kilise Vakıf Başkanı bile kiliseye izin almadan giremezken hırsızlar nasıl girip kilise içindeki su tulumbası ve elektrik panosu dâhil birçok malzemeyi çalmıştır? Kilise neden korunamamıştır? Çok büyük hasar gören kilisenin onarımı neden henüz başlatılmamıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun lütfen.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Özdemir’in sormuş olduğu sorular münasebetiyle ben de bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum. Sağlık, huzur içerisinde, evlatlarımızı yetiştirmelerini temenni ediyorum.

Öğretmen alımları konusunda Millî Eğitim Bakanlığımızla gerekli çalışmaları yaptık. Aslında 2018 yılı bütçesinde kamuya alınacak toplam personel bakımından ve bu alınacak personelin kurumlar itibarıyla dağılımı konusunda da bütün bakanlıklarımızdan gelen talepleri birlikte değerlendirdik. Takdir edersiniz ki, gerek eğitim hizmetleri sınıfında gerek sağlık hizmetleri sınıfında gerek teknik hizmetler sınıfında ve genel idare hizmetleri sınıfında kamu kurumlarımızın artan ihtiyaçlarına paralel olarak bir personel talepleri var. Diğer taraftan, bütçemizin imkânlarını da dikkate almak durumundayız. Personel harcamaları, yıllar itibarıyla bakıldığında bütçenin içerisinde artan bir oranda yer kaplıyor. Şunu da ifade etmek lazım: AK PARTİ hükûmetleri döneminde son on beş yılda Millî Eğitim Bakanlığının istihdam ettiği öğretmen sayısı yaklaşık 550 bin ilave olarak geldi. Rakamları yanlış da söylemek istemem ama 500 bin civarındayken öğretmen sayısı, şimdi yaklaşık olarak 500 binin üzerinde de öğretmen bu dönemde kamuya alındı. 40 bin öğretmen aldığımız yıllar da oldu. Hatırlıyorum, 2010-2011 yıllarında ve bazı yıllarda bunu da yaptık. Millî Eğitim Bakanlığımızla yaptığımız çalışmalarda öğretmen sayısındaki bu artışa bakıldığında aslında norm açığının yıllar itibarıyla önemli ölçüde azaldığını da görüyoruz. Burada belki de önemli konulardan bir tanesi mevcut öğretmenlerimizin iller ve ilçeler itibarıyla dağılımının rasyonelleştirilmesi konusu; bunun da kolay bir konu olmadığını biliyorum. Bu açıdan, Millî Eğitim Bakanımızın yapmış olduğu açıklamada ifade etmiş olduğu 20 bin öğretmen alımı konusunda iki bakanlık olarak bir taraftan bütçe imkânlarını dikkate alırken diğer taraftan da özellikle Millî Eğitim Bakanlığımızın ihtiyaçları doğrultusunda bu sene içerisinde alabileceğimiz öğretmen sayısı olarak değerlendirdik. Bu konuda 2018 yılı bütçe kanunu yasalaştıktan sonra da gerekli resmî yazışmalar da yapılacak ve bu karşılanacak. İnşallah, ümit ediyorum ki önümüzdeki yıllarda da bütün gayretimizle bu norm açığını kapatacağız. Şunu da ifade etmek lazım: Aslında yıllar itibarıyla öğretmen açığında hızlı bir azalma var ama ilave olarak kalan kısımla ilgili de çalışmalar yapacağız. Tekrar, ben, bütün öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Sayın Kayışoğlu Bursa’daki yatırımlarla ilgili birtakım hususları gündeme getirdi, herhâlde Bursa’da şu anda kendince önemli gördüğü konular ama müsaade ederseniz, şu anda elimde bilgi yok... Ama bir konuda farklı düşünüyorum yani burada Hükûmet olarak 2002 yılında göreve geldiğimizde kamu yatırım programında yer alan ve yıllardır bitirilmeyen, yıllardır başlanılmayan, başlanılıp da mesafe kaydedilmeyen birçok projeyi 2002 yılında göreve geldikten sonra hızlı bir şekilde çalışıp projelerden doğru ve verimli olmayanlar çıkarıldı, yeni projeler girdi ve 2002 yılında kamu yatırım projelerinin ortalama bitirme süresi sekiz yıldı, şimdi biz bunu dört yıla kadar indirdik ve bu dönemde de eğitimde, sağlıkta, altyapıda, ulaştırmada birçok alanda da önemli yatırımlar yaptık ama Bursa’yla ilgili konularda ilgili bakanlarımızla da konuşurum.

Merkezî yönetim bütçesinde biz ödenekleri kurumlara veriyoruz, illere bütçe ödeneği dağıtma şeklinde bir bütçe tekniği yaklaşımı yok. O açıdan bu konuda net bir rakam veremeyeceğim.

Sayın Tanal’ın Suriyeli kardeşlerimize Hükûmetimiz tarafından, devletimiz tarafından burada bulundukları süre zarfında bugüne kadar yapılan yardımlarla ilgili olarak sordukları soruyla ilgili şunu söylemek gerekiyor: Burada merkezî yönetim bütçesinden bu kardeşlerimizin gerek sağlık harcamaları için gerek eğitim harcamaları için gerekse barınma harcamaları ve diğer sosyal yardım harcamaları için gerek AFAD gerekse diğer bakanlıklarımızdan bütçeden kaynak ayırıyoruz ve bunları harcıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığımız da harcama yapıyor. Ama bizim bütçemizin içinde özel olarak Suriyeli vatandaşlara dönük bir özel tertip olmadığı için o bulunulan illerde veya bu kardeşlerimizin yaşadığı illerde sağlanan bütün hizmetlerden ilave olarak bu talep geldiği için ayrıca harcamalar yapılıyor. Sağlık harcamaları da aynı şekilde yapılıyor. Onun gibi bugün birçok bakanlığımız gerek Millî Eğitim gerek Sağlık Bakanlığı gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gerek TOKİ gerek yine bu kardeşlerimize doğrudan veya dolaylı hizmet veren birçok bakanlığımız bu anlamda harcamalar yapıyor. İlaveten merkezî yönetim bütçesi dışında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarımız var. Bu kamu kurum ve kuruluşlarımız da kendi bütçelerinden bu Suriyeli kardeşlerimize dönük olarak harcamalar yapıyor. Yine mahallî idareler, belediyeler, il özel idareleri yine harcamalar yapıyor. Dolayısıyla bütün bu harcamalarla birlikte -bunlar nakdî harcamalar- ayrıca yine bu Suriyeli kardeşlerimizin hizmetlerinin görülebilmesi için ilave personel tahsisatı yapılıyor. Ülkelerin yapmış oldukları yardım harcamalarının maliyetlemesinin nasıl olacağına ilişkin, bu mali hesaplarının nasıl belirleneceğine ilişkin uluslararası metotlar var, yöntemler var, kurallar var. Her ülke sosyal yardım anlamında göçmenlere veya mültecilere dönük yapılan harcamalar konusunda yaptıkları harcamaları uluslararası anlamda belirlenmiş olan bu ölçütlere, bu metotlara bağlı olarak yapıyor. Onun için Türkiye olarak, bugün yapmış olduğumuz harcamaları, bütçeden çok önemli harcamalar yapıyoruz ama onun dışında bir de uluslararası ölçüm ve metotlara uygun olarak tahsis ettiğimiz kaynaklardan dolayı da yaptığımız harcamalar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, tamamlayabilir misiniz lütfen.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kalem kalem bir açıklama yapın Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – O açıdan, değerli arkadaşlar, yani burada Hükûmetimizin, ilgili bakanlarımızın, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın zaman zaman yapmış olduğu açıklamalarda ifade ettiği rakamlar, büyüklükler bütün bu uluslararası metotlara ve ölçütlere göre yapılmış harcamalardır.

Dolayısıyla burada rakamı bir tarafa bırakın, yani bizim konuşmamız gereken, bütün dünyanın konuşması gereken rakamlardan daha başka bir şey. Türkiye olarak, devlet olarak, millet olarak, ülke olarak dünyaya bir ders verdik, insanlık dersi verdik. Herkes sınırlarını kapatırken, Avrupa’da, Avrupa topraklarında Suriyeli kardeşlerimiz horlanırken, dışlanırken biz ilk andan itibaren bu kardeşlerimize kapımızı açtık, evlerimizi açtık, bütün imkânlarımızı sunduk ve dünya tarihine emsal oluşturacak bir örnek uygulama yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Hepimizin millet olarak iftihar edeceği, tarihe çok örnek ve istisnai bir uygulama olarak geçecek bir hadisede sanki rakamlar üzerinden bir evham üretmeye çalışıyoruz; bu beni üzer.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, kalem kalem açıklayın rakamları.

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş, lütfen…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yapmamız gereken şey, burada daha ne yapabiliriz, onu konuşmamız lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Konuşalım da nereye harcanmış bu paralar Sayın Bakan? Kalem kalem açıklamaktan neden imtina ediyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, beşinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Niye imtina edeyim?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Niye imtina ediyorsunuz? İmtina ediyorsunuz ama.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Neye benziyor o biliyor musunuz? Biraz önce söylediğiniz rakamlara benziyor.

BAŞKAN - Şimdi, beşinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Hayır, nereye harcandı bu paralar?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - İçi boş konuları getiriyorsunuz. Getirdiniz mi o parselleri? Nerede o parseller? Nerede?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sayın milletvekilleri lütfen… Sayın Bakan…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Nerede o parseller?

BAŞKAN – İşlem yapıyorum, lütfen…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Şimdi söyleyeyim hemen.

BAŞKAN - Hayır, söz vermeyeceğim, hayır.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Hemen söyleyeyim, tek tek söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş, biraz saygı rica ediyorum. Ben işleme başladım, lütfen…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – O zaman söz hakkı verin.

BAŞKAN - O zaman gidin yanına konuşun Sayın Bakanla. İşlem yapıyorum burada. Lütfen…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bakan laf atıyor bana!

BAŞKAN – Siz attınız önce.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok canım, niye laf atayım size! İşim gücüm yok da laf mı atacağım size!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - 105’inci maddede üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 105’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                     Feleknas Uca                                        Mehmet Ali Aslan                               Meral Danış Beştaş

                                       Diyarbakır                                                   Batman                                                      Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacak.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

105’inci madde üzerine söz aldım ama teknik bir düzenleme olduğu için zaten görüşlerimizi paylaşmıştık. Ben bugün size Anayasa Mahkemesi kararını kısaca bir özetlemek istiyorum.

16 Kasımda Anayasa Mahkemesi tutuklu milletvekilleriyle ilgili başvuru sonucunu açıkladı ama nasıl? Şöyle: Demirtaş dosyası üzerinden aylardır Anayasa Mahkemesi yazışma yapıyordu. Adalet Bakanlığından görüş istedi; Adalet Bakanlığı Demirtaş dosyası için cevap verdi. Gülser Yıldırım başvurusu üç ay sonra yapılan bir başvuru ve Yıldırım dosyasında Adalet Bakanlığından cevap gelmedi. Yıldırım’ın avukatları, Adalet Bakanlığının cevabı gelmediği için, tabii ki bir savunma, bir karşı cevap veremedi. Nasıl olduysa tam bir yıl sonra, daha doğrusu üç yüz altmış dört gün sonra -çünkü 17 Kasımda başvuru yapmıştık- 16 Kasımda Anayasa Mahkemesi bir karar açıkladı. Karar diyemiyorum, bir hukukçu olarak karar diyemem, tam anlamıyla bir siyasi manifesto, bir siyasi metin; kararın 36 paragrafı Hükûmetin, Erdoğan’ın, AK PARTİ’li milletvekillerinin, bakanların açıklamalarından oluşuyor. O kadar gayriciddi bir karar ki Murat Karayılan’ın “tweet”i bile Anayasa Mahkemesi kararına girmiş. Şöyle bir araştırma yapma gereği duymamış bile: “Bu ‘tweet’ doğru mu, ‘fake’ hesap mı? Gerçekten böyle bir ‘tweet’ atıldı mı, atılmadı mı?” Yerel mahkemede bu “tweet”in sahte bir hesaptan atıldığı belliyken Anayasa Mahkemesi kararıyla bu “tweet” dosyaya dercedilmiş.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi, normalde kanunun doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemez. Anayasa Mahkemesi başvurucuların bir hakkının ihlal edilip edilmediğine karar verir; yerel mahkemeler ise “Kanun doğru uygulandı mı, deliller doğru takdir edildi mi, gerçekten bu ceza haklı mı, ceza verelim mi vermeyelim mi?” diye karar verir; Yargıtay ve Danıştay ise bu kararın denetimini yapar “Doğru mu karar vermiş, değil mi.” Ama Anayasa Mahkemesi esasa giremez, mahkeme yerine geçerek “Bu suç vardır, bu suç oluşmuştur, bu suç oluşmamıştır.” diyemez. Hukuk fakültesi 1’inci sınıfında olan biri bile bunu bilir, hukuktan anlamaya gerek yok.

Fakat Anayasa Mahkemesi garip bir şekilde uzun uzun örgüt tarihlerini, FET֒yü, DHKP-C’yi, PKK’yi, KCK’yi, herkesi kararında yazmış ve yerel mahkemelere şunu demiş: “Aman ha, vekil dosyalarını da kaçırmayın, ceza verin. Bu bir siyasi tutumdur, ülke meselesidir, vatan meselesidir.” Şimdi, kim bize “Anayasa Mahkemesi tarafsızdır.” diyebilir? İktidar partisi aleyhine orada kapatma davası açılınca feveran edenler, bas bas bağıranlar, bugün “New York mahkemesi bağımsız ve tarafsız değildir.” diyenler Anayasa Mahkemesi kararı karşısında dut yemiş bülbül gibiler. Nedir amaç? Demirtaş özgürlüğüne kavuşmasın, diğer tutuklu milletvekilleri dışarı çıkmasın. Ortada Anayasa Mahkemesinin kararını değiştirmesi için hukuki hiçbir gerekçe sıralama gereği bile duyulmamıştır. Âdeta siyasi bir metin. İkiye ayırıyorum kararı, lütfen siz de okuyun. Bir bölümü tümüyle siyasi olayları almış, 36 paragraf; diğer bölümü de geri kalan bölümü de Adalet Bakanlığının dosyaya, Demirtaş dosyasına sunduğu savunmadan ibaret.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi bir ülkede en üst anayasa yargısı yapan mahkemedir. Anayasa Mahkemesi, hukuk devleti olmanın, demokrasiyle yönetilmenin garantörüdür, yürütmeyi sınırlar; yürütmenin Anayasa dışında bir kanun çıkarmasını, bir tasarrufta bulunmasını engelleyen bir denetim organıdır ama Anayasa Mahkemesi bu kararıyla iktidarın sözünden çıkamayacağını, o başın hep eğik olarak kalacağını ilan etmiştir. Biz o başın kalkmasını istiyoruz; çünkü bu, Türkiye’nin geleceğiyle ilgilidir, çünkü bu, Türkiye’nin özgürlük mü güvenlik mi, barış mı savaş mı, demokrasi mi totaliter bir rejim mi tercihinden kaynaklandığını söylüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Uzatmıyorsunuz değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bir dakika vereyim size ek süre.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ve son olarak şunu da söylemek istiyorum: Biz, yargının görev sınırlarını gayet iyi biliyoruz. Anayasa Mahkemesi, Demirtaş dosyasından yazışma yapıp Gülser Yıldırım dosyasından karar verirken bile kendi özgür iradesiyle karar vermemiştir, bir siyasi metin çıkarmıştır ortaya ve bu siyasi metin de HDP’ye yönelik saldırıların bir parçası hâline gelmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu düzeltmelidir, düzeltecektir de, inanıyoruz buna ama “Türkiye'de artık yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı var.” diyenler, “Amerika’da rehin.” diyenler buradaki binlerce rehini görmüyorlar. Kendi cezaevinde on binlerce rehin olan bir ülkenin Hükûmeti başka bir ülkede “Rehin var.” derse insanlar dönüp bize bakar, “Sen kendi rehinlerin hakkında önce bir cevap ver.” der. Bu kararın gerçekten tanınacak hiçbir yönü yoktur diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş ben de.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve

Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 105'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Bihlun Tamaylıgil                                       Bülent Kuşoğlu                                       Lale Karabıyık

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                       Bursa

                                 Mehmet Bekaroğlu                                        Erkan Aydın                                               Musa Çam

                                         İstanbul                                                      Bursa                                                         İzmir

MADDE 105- 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin onbeşinci fıkrasında bulunan; "31/12/2017” ifadesi "31/12/2020" şeklinde, "beş yıl” ifadeleri "altı yıl” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Aydın, yetiştirdik sizi yayına.

Buyurun.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum. Yayının kesilmesine zaten sekiz dakika var, biz tamamlayalım ondan sonrası Allah kerim diyelim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Torba yasanın 105’inci maddesi üzerine verilen önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu önerge neyi içeriyor? Özellikle teknik bir konu ama bizim Bursa’da da çok büyük sıkıntı yaşadığımız, köylerde yaşayan vatandaşlarımıza vergi gelmesi, su parası ödemesi, meralarının ellerinden gitmesiyle ilgili 31/12/2017’de başlayacak olan sürenin muhalefet partilerinin verdiği önergeyle –bakın, bunun altını çiziyorum- Plan ve Bütçe Komisyonumuzdaki milletvekillerinin verdiği önergeyle 31/12/2020’ye kadar uzatılmasını öngörüyor. Yani ne zamana kadar? 2019’daki seçimi atlatalım, hayırlısıyla burayı geçelim, ondan sonra da köylünün sırtına parayı, vergiyi, su parasını yükleyelim diye yapılmış bir önerge.

Şimdi, duruma bakalım. 6360 sayılı Yasa’yla 17 büyükşehirde, 27 ilçede yapılan bu düzenlemeyle bizim Bursa Karacabey’de sadece bir köyde bin dönüme yakın araziye gitti büyükşehir el koydu; atalarından, dedelerinden, babalarından kalan araziyi de internetten yandaşa bildiğiniz peşkeş çekiyor, satıyorlar. Biraz önce gene Karacabey’den bir vatandaşımız aradı, Danişment köyünde 813 dönüm, bu köylünün malı, köylünün kendi emekleriyle ayırdığı mera imara açılıyor ve buradan da gene büyük bir rant hesabı yapılıyor. 442 sayılı Köy Kanunu hakkındaki bu düzenlemeyle de vatandaş kendi imkânlarıyla dağdan getirdiği suyu hiçbir şekilde devletin katkısı olmamasına rağmen gidecek, 31/12/2020 tarihinden itibaren Bursa’da BUSKİ’ye, diğer illerde de diğer suyla ilgili kurumlara paraları çatır çatır ödeyecek. Bununla kalsa iyi. Gene ziyaretlerimizde Keles’in Kozağacı bölgesine -daha önce de defalarca gittiğim, benim seçim bölgem, kendi memleketim- gittim, muhtarı sordum “Muhtar yok." dediler. “Hayırdır, nerede muhtar?” dedim. “Muhtar içeride." dediler. “Hayırdır -dağın başında- muhtar içeride ne yapıyor?” “Babadan, dededen kalma evine birazcık tadilat yaptı, ev yıkılmak üzereydi, köyden birisi de şikâyet etmiş." dediler. Bu çıkardığınız kanun tasarısı yüzünden altı ay içeride yatmak zorunda kalmış. Bakın, bunları hiç düşünmüyorsunuz. Dağ köylüsü, orman köylüsü de -bu yasayla birlikte sit alanı ilan edildiği için- yıkılmak üzere olan evine bir çivi dahi çakamıyor. Bursa’nın merkezinde, Çekirge’deki vatandaş emlak vergisiyle, ruhsatla, bunlarla ilgili nasıl işlem yapacaksa aynısını da dağın başındaki köylüden istiyorsunuz. Ve adamcağız gidiyor, kuzu kuzu altı ay hapiste yatıyor. Bunların vebalini ödeyeceksiniz. Oradaki köylü zaten geçim sıkıntısı yaşıyor, zaten ektiği ürün, sebze, meyve para etmiyor, bir de üzerine bunları ekliyorsunuz. Şimdi de 2019’daki seçimi düşünerek -bir üç yıllık- “Seçimi atlatalım, ondan sonra ölen ölsün.” diye bir tasarı yapıyorsunuz, etmeyin diyoruz.

Aslında yapılması gereken, Tarım Bakanlığıyla, Orman ve Su İşleri Bakanlığıyla, İçişleri Bakanlığıyla bunun ayrı bir kanun olarak ele alınıp Büyükşehir Yasası ve bu kanundan dolayı mağduriyetlerin tamamen önlenmesi. Gelin, hep birlikte bir önerge verelim, 4 parti olarak o yaşanan mağduriyetlerin de ortadan kaldırılması için birlikte çözüm üretelim. Yoksa boşalan hazinenin yerine para koymak için getirdiğiniz bu 130 maddelik torbadaki ağır vergi yükleriyle -Maliye Bakanı buradaydı ama- milletin sırtına yüklediğiniz ekstradan bu bedellerle bu vatandaş daha fazla yaşayamaz, 2018’in sonunu göremez ama burada gene tekrar söylüyorum: Bu yasadan dolayı en ezilen, en mağdur durumdaki kesim olan, köylerde yaşayan -şimdi “mahalle” diyorsunuz, bildiğiniz beş yüz yıllık köyleri mahalle yaptınız bir gecede- vatandaşların vebali, hakkı sizi 2019’da götürür. Bir oy için yaptığınız her türlü etkinlikler boşa gider ve bu boşa gitmenin hesabında da 2019’da da hayal kırıklığına uğrarsınız. Seçim bölgem Bursa’da bu konuyla ilgili özellikle ova köylerinde de o kadar fazla… Adam kendi imkânlarıyla otobüs almış, köye gidip getiriyor, mal getiriyor, otobüse el koydunuz, minibüse el koydunuz, büyükşehirden de haraç mezat fiyatlarla gidiliyor, yandaşa peşkeş çekiliyor. Bu uygulamalardan vazgeçin diyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 105’inci maddesinde geçen “beş yıl” ibarelerinin “altı yıl” şeklinde, “31/12/2017” ibaresinin “2020 yılı sonuna kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mustafa Kalaycı                                         Erkan Haberal                                  Fahrettin Oğuz Tor

                                          Konya                                                      Ankara                                            Kahramanmaraş

                                       Zihni Açba                                      Ahmet Selim Yurdakul                              Mehmet Erdoğan

                                         Sakarya                                                     Antalya                                                      Muğla

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan konuşacak.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 105’inci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

105’inci maddede getirilen düzenlemelere baktığınızda, 6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’yla özellikle köyden mahalleye dönüştürülen alanlardaki -31/12/2017 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olan- vatandaşın sırtındaki bazı vergi ve harçların yürürlük süresi üç yıllığına yani 31/12/2020 tarihine kadar ertelenmektedir.

Yine, ayrıca, kanun, bu söz konusu köylerde şu anda ucuz olarak verilmekte olan su indirimini de bir yıl süreyle, beş yıldan altı yıla uzatmaktadır. Buna basitçe baktığımızda, bu düzenlemeye, bu bir seçim düzenlemesidir yani 2019 seçimine kadar vatandaşı bu vergilerden, bu yeni su fiyatlarından biraz uzaklaştırarak 2019 seçimlerinde köydeki vatandaşlarımızın gözünü boyama operasyonudur. 6360 bugün Türkiye'nin her yerinde kanayan bir yaradır. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz kanun teklifi Meclis raflarında sırasını beklemektedir. Böyle pansuman tedbirlerle, 6360 içerisinde yapılacak düzenlemeyle, torba kanun içeresinde bir maddeyle bu mesele geçiştirilemez. 6360’ın, On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un masaya yeniden yatırılması ve bu dönem uygulamada karşılaşılan sorunların tamamını ortadan kaldıracak şekilde yeniden ele alınması lazımdır. Bu manada, öncelikle, köylerdeki kültürümüzü yok eden, köylüyü birçok külfetin altında inim inim inleten ve sahipsiz bırakan ve bu köy tüzel kişiliğini kaldıran hükümlerin ortadan kaldırılması ve öncelikle, köylerin tüzel kişiliğinin muhakkak geri verilmesi, köyün bir sahibinin olması lazım.

Bakın, köy tüzel kişilikleri kaldırıldı, şimdi, şu anda köy orta malları Yağma Hasan’ın böreği gibi belediyeler tarafından satılıp savrulmuştur. Yıllardır köylünün gözü gibi baktığı harman yeri, mera, yaylak, kışlak gibi birçok arazi artık bugün başkalarının eline geçmiştir. Yarın, Özelleştirme İdaresi tarafından, bizim Ortaca ilçemizin Ekşiliyurt köyünde belediyeden kaçırılmak istenen 180 dönümlük arazinin satışı yapılacaktır. Hani, muhalefet belediyeler olunca bir de onlardan kaçırmak için başka hüllelerle o mallar başka yerlere gitmektedir.

Gene, bakınız, seçim bölgem Muğla’da, Dalyan, Göcek, Turgutreis, Güllük, Ören, Akyaka gibi bütün dünya tarafından bilinen çok önemli turizm merkezlerini, o beldeleri bugün bir zabıta memuru temsil etmektedir. Dün, bu beldelerinin her birinin seçilmiş belediye başkanları vardı, bu beldelerin her birinin ayrı bir kimliği, özelliği vardı; bugün bu beldeler sahipsiz, terk edilmiş yerleşim yerlerine dönmüştür. Bunların bir an önce düzeltilmesi lazım.

Yine, 6360 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, bugün ilçe belediyelerini iflasın eşiğine getirmiştir, ilçe belediyeleri maaşlarını ödeyemez hâle gelmiştir. İlçe belediyelerinin çoğu maaşları ödemek için yer satmakta, yurt satmakta, hizmetlerini, personelini daraltmakta. Artık, ilçe belediyeleri öyle bir duruma gelmiştir ki sanki büyükşehrin çöp toplama şubesi. Buna da bir “Dur.” denmesi lazım, ilçe belediyelerinin de sesinin duyulması lazım.

Büyükşehir Belediyesi Kanunu, başta su olmak üzere, birçok kamu hizmetini pahalandırmıştır. Bugün 30 büyükşehrin tamamında su fiyatları, büyükşehir olmayan diğer illere göre kat kat yukarıdadır. Bunların hepsinin tekrar masaya yatırılması ve Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, birtakım ötelemelerle, birtakım kandırmacalarla, birtakım seçime dönük düzenlemelerle torba kanunlar içerisinde bu meseleyi çözmek mümkün değildir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Cizre’de Çevik Kuvvete ait URAL zırhlı aracının çarptığı Ruken Cansırı isimli 5 yaşındaki kız çocuğuna geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, biraz önceki konuşmanızda Cizre’de Ruken Cansırı adlı kız çocuğumuzun bir trafik kazasına uğradığını söylemiştiniz. Onu araştırdım, sordurdum. Evet, bugün Cizre Çevik Kuvvete ait URAL zırhlı araca Terminal Caddesi ile Baniçift Sokak kesişmesinde bulunan köprü civarında ara sokaktan koşarak çıkan Ruken Cansırı isimli 5 yaşındaki kız çocuğu yandan çarpmış, yaralamalı bir trafik kazası meydana gelmiş. Kız çocuğumuz Cizre Devlet Hastanesinde müşahede altına alınmış.

Bana gelen cevap böyle, sizlerle paylaşmak istedim. Kızımıza, çocuğumuza geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz. Bir an evvel ailesine ve arkadaşlarına kavuşmasını diliyoruz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, “Çocuk araca çarptı." dediniz, tam tersinin olması gerekiyor sanırım.

BAŞKAN – Bana gelen açıklamayı söyledim. Bu konuyu tartışmak doğru bir şey değil burada.

MURAT EMİR (Ankara) – Araçta hasar var mıymış Sayın Başkan (!)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – 106’ncı maddede üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 106’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                     Feleknas Uca                                        Mehmet Ali Aslan                                        Lezgin Botan

                                       Diyarbakır                                                   Batman                                                        Van

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan konuşacak.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aslında az önce ifade edilen trafik kazası olayı; zırhlı araçların şehir merkezinde hız limitini aşarak kontrolsüz bir şekilde onlarca ölümle sonuçlanan bu vakalarda ciddi bir siyasi sorumsuzluğun olduğunu ifade etmek istiyorum ve özellikle valilerin, kaymakamların ve yetkililerin ciddi bir şekilde uyarılması gerektiğini burada ifade etmek istiyorum. Çünkü bunlar artık istisnai olaylar veya sıradan trafik kazaları olmaktan çıktı. Buna özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum ve kızımıza şimdiden geçmiş olsun diliyorum.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu ve üç yüz seksen iki gündür rehin alınan eş genel başkanımızı ve milletvekili arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Meclise sunulan torba yasayla ekonominin en ağır vergi artışlarının yine halkın sırtına yıkılacağını şimdiden öngörüyoruz. Özellikle ücretli emekçileri ağır vergi yükü altında ezmesiyle; bütçe kaynaklarını savunma sanayisi başta olmak üzere yerli ve yabancı sermayeye transfer etmeyi kolaylaştırmasıyla, yeni özelleştirmeleri gündeme getirmesiyle ve her açıdan bakıldığında 2018 yılı, daha zor zamanların kapıda olduğu sinyalini şimdiden vermektedir.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti on beş yıllık iktidarı boyunca başarısız bir şekilde süregelen ekonomi politikalarının çöktüğünü halktan gizlerken, aynı zamanda, halkın sırtına yükleme hazırlığı içerisinde olduğu bu torba yasa, açıkça durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın milletvekilleri…

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Hükûmet, patronların elde ettiği kazanç ve kârlarıyla doğru orantılı vergi artışları yapmak yerine her fırsatta onlara yüksek miktarda vergi indirimi uyguluyor ya da “vergi uzlaşması” adı altında birikmiş vergi borçlarının tamamına yakınını her kalemde siliyor.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, yakın zamanda, 2011 yılında Van’da 2 tane deprem oldu ve Van esnafı ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı ve bu kriz hâlen derinleşerek devam ediyor. O dönemin Hükûmeti, Van esnafına büyük sözler vermişti; yazılan çekler, yazılan senetler ertelenecekti veya yok hükmünde sayılacaktı. Ancak Van halkına verilen bir söz daha vardı, vergi terkini konusunda o dönem olayın sıcağı sıcağına birtakım sözler verilmişti ve Van esnafının toplam borcu o zaman 600 küsur milyar lira ediyordu ve defalarca bunu gündeme getirmemize rağmen vergi terkinine yaklaşılmadı, hatta disiplin affına dahi çok mesafeli davranıldı. Ancak bir holdingin, Cengiz Holdingin -neredeyse bütün Van’ı, 1 milyon 200 bin kişilik bir kenti ve esnafı rahatlatacak bir vergi terkini yerine- bir kişinin 470 milyar borcunu silmeyi tercih etti Hükûmet. Dolayısıyla Hükûmet, sürekli, emekçilerden, ezilenlerden, çalışanlardan yana değil, daha çok patronlara ve kendi rant çevrelerine yönelik politikalar izlemektedir. Bu torba yasalarda da gördüğümüz olay budur. Bu torba yasalarda da Hükûmet yine elini yoksulun cebine sokuyor; elini yine emekçinin, işçinin cebine sokuyor. Yine gözünü asgari ücretlinin cebine dikmiş ve oradaki insanlarımıza vergi borcunu, içeride ve dışarıda derinleştirdiği, dayattığı savaş politikasının bütün yükünü bu yoksul kesimlerin sırtına yüklemekte; bu torba yasayla da bunu yapmaya çalışmaktadır.

Aslında, evet, bütün arkadaşlar da açıkladılar, 24 Kasım yaklaşıyor. 24 Kasımda, şu an binlerce üniversite mezunu değişik iş kollarında atanmayı bekliyor ve özellikle öğretmenlerimiz. Ama maalesef kanun hükmünde kararnameler ile olağanüstü hâl politikasıyla özellikle muhalif olan sendika KESK’e bağlı şubeler, KESK’e bağlı iş kolları bu KHK’lerin en büyük hedefi hâline geldiler ve yüzlerce öğretmen haksız bir şekilde, sadece MİT raporlarına, istihbarat raporuna dayalı olduğu iddia edilen, ne olduğu belli olmayan ve yargı yolunun kapalı olduğu bir şekilde… Âdeta devlet kendi yurttaşına, kendi memuruna kumpas kuruyor, şantaj yapıyor. Bu, bir tür şantajdır arkadaşlar. Gizli tanıkmış, yok işte MİT raporuymuş ve MİT raporunun ne olduğu kişi tarafına da verilmiyor ve ayın 24’ünde de biz bu şartlar altında Öğretmenler Günü’nü kutlamış olacağız. Bunu hangi yüzle kutlayacağız? Ben buradan bu Meclise soruyorum: 100 bin, 200 bin öğretmen açığı varken ve öğretmenler şu an âdeta Demokles’in kılıcı gibi KHK’lerin sultası altında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) - …ne yapacaklarını bilmezken burada biz 24 Kasımı karşılayacağız. Bu vesileyle 24 Kasımı buradan kutlarken öğretmenlerimiz üzerindeki o KHK zulmünü kaldırın, yargı yolunu açın ve öğretmenler kendi hakkını, hukukunu arayabilsin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 106’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Bihlun Tamaylıgil                                       Bülent Kuşoğlu                                 Mehmet Bekaroğlu

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                     İstanbul

                                    Lale Karabıyık                                             Musa Çam                                              Haydar Akar

                                           Bursa                                                         İzmir                                                       Kocaeli

MADDE 106 – 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanununun 16 ncı maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

“(2) Finansal kiralama ve finansman şirketleri tarafından bu madde uyarınca ayrılan özel karşılıkların tamamı, ayrıldıkları yılda kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilir.”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar konuşacak.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bir vergi kanunu görüşüyoruz aslında. Torba kanunun içerisinde, daha çok vatandaşı ilgilendiren, vatandaşın daha çok sıkıntı çekmesine neden olacak vergi maddelerinin çok olduğu torba kanunu görüşüyoruz. Araçları konuştuk, akaryakıtı konuştuk daha önceki maddelerde, biraz da gelir vergisini konuşalım. Gelir vergisi, bildiğiniz gibi birçok kurumdan, şahıslardan alınan bir vergi türü. Ancak, ben burada taşerondan, işçiden, memurdan ve kısacası emeğiyle çalışan bordro mahkûmlarının gelir vergisinden bahsetmek istiyorum. Türkiye'de toplanan her 100 liranın 22 lirası gelir vergisi yani yüzde 22’si gelir vergisi olarak bütçeye, hazineye gidiyor. Bu yüzde 22’nin de yüzde 68’i, işte, biraz evvel saydığım taşerondan, işçiden, memurdan ve bu meslek gruplarından yani bordro mahkûmu dediğimiz meslek gruplarından toplanıyor.

Şimdi, elimde iki tane bordro var. Bir tanesi asgari ücretli bir vatandaşın ocak ayındaki bordrosu, bir de ekim ayındaki bordrosu. Bir de, standartların üzerinde maaş alan -genelde “beyaz yakalı” diye tabir ettiğimiz ama bu bordro bir işçiye ait bordro- 4-5 bin lira civarında ücret alan bir vatandaşın bordrosu. O da ocak ayı ve ekim ayı bordroları. Bakın, yüzde 14’le başlıyorsunuz, SGK primi dediğimiz sosyal güvenlik primiyle başlıyorsunuz, sonra yüzde 1 işsizlik primini koyuyorsunuz. Yüzde 1 işsizlik primini koyduktan sonra, daha sonra da gelir vergisini düşüyorsunuz. Gelir vergisini neye göre düşüyorsunuz? Önce yüzde 15 alıyorsunuz, belli bir matrahı var, daha sonra yüzde 20, 27 ve 35 olarak bu devam ediyor. En üst seviyesi 35 ve bugünkü fiyatla kümülatif, brüt 70 bin TL’yi geçtiği zaman yüzde 35’in üzerinde bir rakamla karşılaşıyor.

Şimdi, yılbaşında 1.404 lira alan bir asgari ücretli, ekim ayında 1.328 lira alıyor. Bakın, yılbaşında -biraz evvel bu maddelerin içerisinde bunun da iyileştirilmesi var, asgari ücretliler için ama, diğerleri için bir şey yok- 398 dolar olan bir asgari ücretlinin ücreti 336 dolara düşüyor. Hadi 1.400 liraya tamamladığımızda bunu, bugünkü gelinen rakam 355 dolar. Birinci rakamdaki kaybımız 62 dolar, ikinci rakamdaki kayıp -yani 1.400 liraya eşitlerseniz- 43 dolar oluyor. Peki, enflasyon ne oluyor? Enflasyon da 9’larda, 10’larda. Yani bir taraftan alım gücünü enflasyon nedeniyle yitiren bir işçi kardeşim, aynı zamanda maaşını da yavaş yavaş kaybetmeye başlıyor.

Ocak ayında asgari ücretli 10,7 gram altın alırken ekim ayında 8,6’ya düşüyor, 2 tane gram altını kaybediyor. Yine, 268 litre benzin alabilirken bugün geldiği noktada 250 litre benzin alıyor. 2002’den önce, 2001’i, 2003’ü, 2005’i karşılaştırmıyorum, yılbaşından bu yana geldiğimiz noktayı karşılaştırıyorum.

Bakınız, yine 4 bin lira seviyesinde ücret alan bir işçi, gecesini gündüzüne katmış, mesaisini yapmış, her şeyini yapmış 9.483 TL brüte çıkmış, bunun yılbaşındaki ödediği yasal kesinti 2.331 TL’yken ekimde ödediği yasal kesinti 3.233 lira.

Şimdi, bu vatandaşların enflasyon artarken, fiyatlar artarken maaşlarının düşmesi, garip bir sistem bu sistem. Bu sistemi biz düzeltmeyeceğiz, bu sistemi siz düzelteceksiniz. Maliye Bakanına söylediğinizde ne diyor? “Bu sistem bizden önce vardı.” diyor. Ya, siz, halkın refah seviyesini artırmak için gelmediniz mi? Sistem yanlışsa düzeltecek olan sizsiniz.

Yine, hiç kimseye çaktırmadan yaptığınız bir Şark kurnazlığınız var, gelir vergisi matrahlarını belirlerken yaptığınız bir kurnazlık var. Nedir? Çok basit bir şey söylemek istiyorum burada. Bakın, 2015’ten 2016’ya geçerken 2016’da gelir vergisi matrahlarını belirlerken birinci dilim için sadece yüzde 5 artış öngördünüz yani 13 bin TL’ye kadar olan kısım için yüzde 5 artış öngördünüz, ikinci dilim için yüzde 3,4 öngördünüz, dördüncü dilim için yüzde 4,4 gördünüz. Peki, o yılbaşındaki enflasyon neydi? Yüzde 9,58. Öyle Şark kurnazısınız ki bindirdiniz vergiyi, sadece matrah içerisinde bırakarak değil, ayrıca bu matrahları daraltarak, mesafelerin aralarını daraltarak ikinci bir vergiyi de… Böylece beyaz yakalıları, mavi yakalıları, çalışanları, bordroluları ne yapıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sayın Başkan, devam edebilir miyim?

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum size.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sağ olun.

Tekrar vergilendiriyorsunuz.

Bakın, yine, sadece enflasyon seviyesinde artırılmış olsa bugün birinci dilimin 14.360 lira olması gerekiyor. Baktığınız zaman, sizde birinci dilim 12.600 lira. İkinci dilimin 34.708 lira olması gerekiyor, dilim 30 bin lira. Yani bu aradaki farkı da ayrıca yüksek katsayılarla vergilendiriyorsunuz diyorum. Böylece vatandaşın cebine elinizi daldırmışsınız. Maliye Bakanımız burada olsaydı söyleyecektim; bir gölge adam gibi, sabah yataktan kalkıp ışığı yaktığı andan yatana kadar vatandaşı dolaylı vergisiyle, dolaysız vergisiyle, çalıştığı kurumdaki vergisiyle izliyor, yalnız bırakmıyor; eli vatandaşın cebinde, başka bir şey düşünmüyor diyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 106’ncı maddesinde yer alan “Finansal kiralama ve finansman şirketleri” ibaresinin “Finansal kiralama, finansman ve faktoring şirketleri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Erhan Usta                                          İsmail Faruk Aksu                                        Kamil Aydın

                                         Samsun                                                     İstanbul                                                    Erzurum

                                    Mehmet Günal                                            Baki Şimşek

                                         Antalya                                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacak.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 106’ncı maddesinde verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şimdi, bu, 106’ncı maddede, esasında, önemli bir düzenleme yapılıyor. Yapılan düzenleme nedir? Bizim vergi sistemimizde bankalara bir imkân tanınıyor. Nedir? Özel karşılıkları gider yazma imkânı tanınıyor. Burada banka dışı finans kuruluşlarına da bu imkânı tanımaya yönelik bir düzenleme.

Aralık 2012’de bu Meclis bir kanun kabul ediyor. Kabul edilen kanun Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu diye 6361 sayılı Kanun. Bu kanunda, az önce ifade ettiğim gibi, 3 tane şirket türü, 3 tane bankacılık dışı finansman kuruluşu tanımlanıyor. Şimdi, az önce, 106’da bankacılığa verilen bir imtiyazın diğerlerine de verilmesi yönünde bir düzenleme yapılıyor ve “Bu olumlu.” demiştim. Fakat burada bir şey yapılıyor -ki o çok olumsuz- 3 tane bankacılık dışı finans kuruluşundan faktoring şirketleri bir kenara bırakılıyor; bu, diğer 2’sine veriliyor, faktoring şirketlerine verilmiyor.

Şimdi, bizim devletimizin ve hükûmetlerin bütün dokümanlarında; kalkınma planlarında, seçim beyannamelerinde, hükûmet programlarında şöyle hükümler vardır: “Finansal sistemi derinleştireceğiz. Finansal sistemi çeşitlendireceğiz. Finansal sistemde rekabeti engelleyen şeyleri ve rekabet eşitsizliklerini gidereceğiz.” şeklinde temel amaçlar vardır. Şimdi, burada buna bu anlamda baktığımızda, yapılan düzenleme ne kadar doğrudur diye baktığımızda, bu faktoring şirketleri dışarıda tutularak aslında bu temel amaçla çelişen bir düzenleme yapılmaya çalışılıyor.

Şimdi, tabii, diğer bir amaç da KOBİ’lerin ucuz ve kolay krediye erişiminin sağlanması, bu da bütün dokümanlarda yazar. Şimdi, faktoring şirketleri niye ayrılıyor? Faktoring şirketleriyle ilgili şöyle bir imaj var: İşte “Bunlar tefecilerdir.” şeklinde bir düşünce var. Fakat bu 6361 sayılı Kanun’la aslında burada bir düzenleme yapılmış, yani daha önce 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde yapılan ikrazatçılığa son veren bir düzenleme yapılmış. Meclis burada bir kanun çıkartıyor fakat bugün yapılan düzenlemeyle bir unsur dışarıda tutuluyor.

Şimdi, faktoring firmaları, bu 6361 sayılı Kanun çerçevesinde esasında yeniden kurulması şeklinde, yeni izin alması şeklinde, BDDK’nin otoritesi altına alınıyor yani yeniden kuruluyor bu şirketler ve kurulum esnasında da 90 firma 60’a indiriliyor. Yani ahlaki açıdan, sermaye artışı açısından, kurucuların gözden geçirilmesi açısından konuya bakılıyor. Şimdi, dolayısıyla, BDDK tarafından bir denetim başlıyor bunlarda. Bu çerçevede mesela ne yapılıyor bu faktoring şirketleriyle? İşte, çek kırma kaldırılıyor, “Faturası olmayan hiçbir alacak finansmana konu edilemez.” hükmü vardır, bu çerçevede hareket ediliyor. Yani bu çerçevede aslında Finansal Kurumlar Birliği bünyesinde kurulan… Fatura kayıt merkezi kuruluyor ve geçmişte tamamen faturasız yapılan, çek kırma, hatır çeki, hatır senedi çerçevesinde yapılan ve kayıt dışı yapılan işlemlerin tamamı burada kayıt altına alınıyor. Rakam vermek gerekirse Finansal Kurumlar Birliğinin fatura kayıt merkezi verilerine göre -ki buradaki veriler Gelir İdaresi Başkanlığının verileriyle de uyumludur, entegredir, birlikte çalışır- 130 milyar TL alacak temliki yoluyla finansman sağlanmış; bunun 6 milyar TL’si 18 banka tarafından verilmiş, çok düşük, 124 milyar TL’si 60 adet faktoring şirketi tarafından verilmiş. Bu 60 faktoring şirketinde yapılan işlemlerin yüzde 63’ü de banka iştiraki olan şirketler.

Şimdi, ne kadar burada KOBİ’ye finansman sağlamış? 139 bin KOBİ buradan kredi kullanıyor, alacağı var, alacağını temlik göstererek buradan kredi kullanıyor. 5,6 milyon adet fatura kesiliyor, bakın, hepsi fatura karşılığında ve kayıtlı. Yani kayıtlılık artarken sistemde bir anda şimdi burada bu imtiyazı bu şirketlere vermemek işi tabii başka bir noktaya götürecek dolayısıyla ekonominin kılcal damarlarına kadar giren bu kuruluşları örselememek gerekiyor.

Yine, son bir yıldaki verilere göre –bunun çok önemli bir istatistik olduğunu düşünüyorum- alacak temliki yoluyla yapılan finansmanın yüzde 53’ü açık hesap şeklinde yapılıyor yani geçmişte bu şirketler çeki götürüyordu, üzerine bir de ipotek teminat veriyordu, onun karşılığında çekini kırdırırken şimdi çek bile olmadan alacak temliki geçiyor, yüzde 53’ü açık hesap şeklinde. Dolayısıyla, KOBİ’lerin ciddi bir şekilde finansmana erişimini sağlayan bu şirketler burada örselenmiş olacak. Ha burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Bir dakika daha…

BAŞKAN – Bir dakika daha vereyim size, tamamlayın lütfen Sayın Erhan Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Şimdi, burada tabii şundan kaygılanılabilir: “Efendim, faizler yüksek olur.” Sistem şuna müsait yani Bankacılık Kanunu çerçevesinde buraya faiz limiti konulabilir. Nasıl kredi kartlarında faiz limiti konuluyorsa bir faiz limiti koyarsınız, bunların aşırı faiz almasının önüne geçebiliriz. Ancak, sisteme entegre olmuş, KOBİ’leri finanse eden bir finansman türüne burada negatif yönde bir ayrıcalık yapmanın ben çok ciddi sakıncaları olacağını düşünüyorum.

Üstelik bir de şöyle bir tuhaflık daha var: Yani bu alacak temliki yoluyla bu düzenlemede karşılıkların vergiden düşürülmesini bankalara veriyorsunuz, faktoring şirketlerine vermiyorsunuz. Faktoring şirketleri bu alacakları alamayıp bunu varlık yönetim şirketine devrederse varlık yönetim şirketine de veriliyor bu imtiyaz. Burada sadece bir tanesini… Biraz siyasi olarak konuya, topa girmemek için zannediyorum, burada bu şirketler dışarıda tutuluyor. Bunun ben ekonominin geleceği açısından çok olumlu olacağını düşünmüyorum. Bunun bir daha gözden geçirilmesi ve bu anlamda bizim önergemize destek verilmesini Genel Kuruldan talep ediyoruz, arz ediyoruz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 107’nci maddede üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 107’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                 Mehmet Ali Aslan                                                                                                         Feleknas Uca

                                         Batman                                                                                                                    Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

107, 108, 109, 110, 111’inci maddelerle 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda değişikliğe gidilmiştir. Yapılan değişikliğin sermaye piyasasında köklü bir yenilik getirmesi dolayısıyla konunun muhataplarının görüş sunabildiği, kamuoyunun tartışma olanağı bulabildiği bir çerçevede temel kanun olarak getirilmesi, komisyonda üzerinde detaylı bir çalışma yapılması gerekliliği ve bu düzenlemelerle getirilen kitle fonlama platformlarının, YİMPAŞ ve KOMBASSAN gibi mevcut kötü örnekler düşünüldüğünde denetimsiz ve büyük sorunlara gebe olacağı kanaatiyle maddelerin tasarıdan çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 107'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                       Bihlun Tamaylıgil                                      Lale Karabıyık

                                          Ankara                                                     İstanbul                                                      Bursa

                                 Mehmet Bekaroğlu                                          Musa Çam

                                         İstanbul                                                       İzmir

MADDE 107- 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (h) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent ilave edilmiştir.

"e) Halka açık ortaklık: Kitle fonlaması platformları aracılığıyla para toplayanlar hariç olmak üzere, payları halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıkları,”

"h) İhraççı: Kitle fonlaması platformları aracılığıyla para toplayanlar hariç olmak üzere, sermaye piyasası araçlarını ihraç eden, ihraç etmek üzere Kurula başvuruda bulunan veya sermaye piyasası araçları halka arz edilen tüzel kişileri ve bu Kanuna tabi yatırım fonlarını,”

"z) Kitle fonlaması: Bir projenin veya girişim şirketinin ihtiyaç duyduğu fonu sağlamak amacıyla Kurul tarafından belirlenen esaslar dahilinde bu Kanunun yatırımcı tazminine ilişkin hükümlerine tabi olmaksızın kitle fonlama platformları aracılığıyla halktan para toplanmasını,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil konuşacak.

Buyurun Sayın Tamaylıgil. (CHP sıralarından alkışlar)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yeni bir yatırım finansman kaynağı ve onun oluşturulması, oluşturulması aşamasında da çerçevenin, çok geniş bir çerçevenin çizildiği yasal düzenleme peş peşe birkaç maddeyle de devam edecek.

Şimdi “Kitle fonlaması nedir?” diye baktığınızda, özellikle 2008’de dünyada karşılaşılan krizden sonra kaynak arayışları ve özellikle küçük sermayeyi bir araya getirerek yeni girişimlere ve yatırımlara ön alıcı bir ortamın sağlanması için kurgulanmış bir yatırım ortamı. Bu konuda da kitle finansmanı açısından, kitle fonlaması açısından kullanılan zemin internet. Yani ağırlıklı olarak, internet ortamında bir araya gelen küçük yatırımcıların kimi zaman bağış, kimi zaman ortaklıkla ortaya koydukları birleşen kaynağın kullanılması.

Şimdi, buraya kadar o kadar güzel ki. Ben de okuduğumda, kitle fonlamasıyla ilgili uluslararası yayınlardan takip ettiğimde çok ideal, idealistlerin bir arada olacağı bir model olarak karşımıza çıkıyor. Sonra geliyorum, düşünüyorum, burası Türkiye. Türkiye’de bu ideal kitle fonlaması modelini biz nasıl oturturuz, küçük yatırımcı zarar görmeyecek noktada bir kanuni düzenlemeyi nasıl yaparız ki geçmişte yaşananlar yaşanmasın?

Ben size bir hatırlatayım: Sene 2003, bir anda, Konya’da bir holding -adı holding, kendi tabela- binlerce kişiyi mağdur ederek mahkeme süreci başladı. Sonra peş peşe saadet zincirleri kopmaya ve o kopuşlardan sonra Türkiye’nin ilk motosikletini, ilk arabasını, adına da imzalar koyarak “Üreteceğiz.” diye çıkan kişilerle karşılaştık, hatta birisi milletvekili oldu ve sonrasında yurt dışına gittik. Bakın, ben, aşağı yukarı iki yıl gitmediğim… Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa, pek çok yere gittim. Gerçekte ne oldu diye baktığımda -halkla konuştum çünkü- insanların orada, özellikle yurt dışında millî ve manevi duyguları kullanılarak birileri gitmiş, işte yine “Yatırım yapacağız, fabrikalar kuracağız; çok güzel gelirler elde edeceğiz.” diyerek insanların bu yöndeki iyi niyetini kullanarak büyük mağduriyetlere yol açılmıştı. Daha sonra, 2005 yılında burada, Meclisimizde bir araştırma komisyonu kuruldu ve netice ortaya çıktı; giden milyarlarca mark -o zaman mark vardı- ve mağdur olan binlerce insan.

O zaman bir de saadet zincirleri kurulmuştu yine böyle internet üzerinden. Hatırlayın, saadet zincirinin içerisinde büyük kârlar deniyordu. O yetmedi, yine geçmişin o imzayı atanı bu sefer oteller kurmaya başladı. Yine o zaman ilgili Bakanlık ve idareye “Bakın, burada bir yanlışlık var. Kendi adıyla reklam yapıp ablası ve eniştesinin şirketine para topluyor. Sonu batak gelir.” dedik, yine kimse inanmadı ve sonrasında binlerce mağdur, yine hukuk kapısı.

Sonra, baktığınız zaman, karşımıza yine farklı farklı uygulamalarla gelen bir FOREX uygulaması; kaldıraçlı işlem. Nedir? 10 liranız var, 100 liralık iş yapıyorsunuz, yüzde 10 -aldığınız neyse- değer kaybetsin, sıfırsınız. Türkiye’de binlerce küçük yatırımcı yok oldu.

Şimdi, bakın yeni bir uygulama; küçük yatırımcı. Burada birinci risk, dolandırıcılık. İkinci risk, patent hakkı ve fikrî mülkiyet hakları. Üçüncüsü de burada toplanan para, başarıya ulaşmadığı zaman küçük yatırımcının nasıl korunacağı. O yüzden, geçmişten iyi dersler almak şart.

Yine söyleyeceğim bir şey Türkiye’deki kırılganlıkla ilgili. Sayın Bakan, bakın, Türkiye’de bugün resmî olarak farklı kur rakamları kullanılıyor. Birincisi, 683 sayılı Kararname’nin 6’ncı maddesine göre bir karar alındı ve kamunun alacakları… Buna Özelleştirme İdaresi, diğer kamu kurumları da dâhil olmak üzere bir kur verildi; 3 lira 553 kuruş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Bir dakika verirseniz hemen tamamlarım.

BAŞKAN – Tabii ki.

Buyurun, bir dakika ek süre.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Kamu alacakları bu kur üzerinden tahsil ediliyor. Geçen de Merkez Bankası tekrar reeskont kredilerine bir kur tayin etti, “3,70 dolar; 4,30 euro.” dedi, bugünkü kur ortada. Artı, yetmedi, şimdi, Meksika ve Brezilya’nın bir zamanlar uyguladığı, vadeli, TL kontrollü döviz işlemine girdik, orada da yeni bir kur. Türkiye sabit kur sistemine mi geçti?

Bu arada oluşan, bakın, aralık ayında sadece ve sadece özelleştirme taksit ödemelerinden ne kadar bir rakam geliyor, sizler onu kamuoyuyla paylaşırsınız ama sadece şunu söyleyeyim: Enerji özelleştirmelerinin büyük bir taksit miktarı aralıkta ödenecek, rakam 3.553 ama ne hikmetse buna taksiti 3.553’ten alıyoruz ama vatandaş, kur arttı, petrol fiyatı arttı, tıkır tıkır otomatik fiyatlandırmayla cebinden parasını ödüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - Ona kim ne zaman kur garantisi verecek, vatandaş adına merak ediyorum diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamaylıgil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 107’nci maddesinin (h) bendinde geçen “hariç olmak üzere” ibaresinin “hariç olmak kaydıyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mehmet Parsak                                            Arzu Erdem                                              Baki Şimşek

                                   Afyonkarahisar                                               İstanbul                                                      Mersin

                                 Fahrettin Oğuz Tor                                                                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                   Kahramanmaraş                                                                                                                                                                Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacak.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 107’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Küçük miktarlarda da olsa birçok kişiden toplanan kaynakların, yöntemi ne olursa olsun projeye aktarılıp aktarılmayacağı veya öncesinden vadedilen projelerin süresinde yapılıp yapılmayacağı belirsizdir. Onun için, geçmişteki saadet zincirlerine benzer küçük yatırımcılardan toplanan paraların kaynaklarının yerinde kullanılıp kullanılmayacağının bir garantisi yoktur. Şu anda Emlak Konut-TOKİ iş birliğiyle yapılan projeler bile süresinde bitirilememektedir. Sorduğumuz zaman müteahhit firmaya “Efendim, OHAL var, darbe oldu. Bunun için bu projeyi bir yıl erteledik, bir buçuk yıl erteledik.” Vatandaşa verilen sözleri devlet, Emlak Konut-TOKİ yapı ortaklıklarında bile yerine getirememektedir.

Tabii, Türkiye’de bir yasayı çıkartırken boşluk bırakmamak gerekiyor. Şu anda insanlarımızın en çok mağdur olduğu, telefon dolandırıcılığı, internetten, hesaplarından para çekilmesi veya insanların şantajla kandırılarak ellerinden mallarının alınması gibi toplumda birçok olayla karşı karşıya kalıyoruz. Geçtiğimiz hafta benim yakın bir arkadaşımın hesabından bir saat içerisinde 24 defa para çekiliyor ve banka bir devlet bankası, Ziraat Bankası. 500’er TL para çekiliyor, paranın dolandırıcılar tarafından çekildiği belli. Bankalardan vatandaş üç kuruş para kullanmaya kalktığı zaman, kredi kullanacağı zaman ya ipotek isteniyor ya kefil isteniyor ya teminat isteniyor ya da yirmi otuz sayfa evrak imzalattırılıyor. Vatandaş bankaya karşı her türlü sorumluluğun altına giriyor ama bankanın vatandaşlara karşı bir sorumluluğu yok. Üçkâğıtçı hesaba giriyor, şifresini kırıyor, hesabından para çekiyor, banka diyor ki: “Efendim, gidin dava açın. Gidin bankayı mahkemeye verin, hırsızı yakalatın.” Şimdi, çıkardığımız yasalarda boşluk bırakmamamız gerekiyor. Aksi takdirde, bu dolandırıcılar her zaman bir boşluk bulup geçmişte yaşanan saadet zincirleri gibi, titan zincirleri gibi insanlarımızı dolandırmaya devam edecektir. Her gün bu mağduriyetlerle ilgili birçok şikâyet almaktayız. Türkiye’nin her yerinden, profesör olmuş, doktor olmuş, belli bir düzeyde eğitim almış insanlar bile internet aracılığıyla dolandırılabilmektedir. Onun için bununla ilgili daha köklü yasalar çıkarmamız lazım ve tedbir almak gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, ben Maliye Bakanımız burada olsaydı özellikle onun dinlemesini istiyordum ama tabii, Meclis ilk başta adaletin dağıtılacağı yer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan insanlara ilk başta Meclis adil davranacak. 550 milletvekilinin danışmanı var, hepimizin danışmanları var. Bu danışmanların, milletvekilinin süresi bittikten sonra hiçbir sosyal hakkı yok. Milletvekilinin süresiyle beraber danışmanların da görev süresi sona eriyor. Şimdi, işçiye tazminat verelim diyoruz, doğru; çalışana sosyal hak verelim, doğru; izin hakkı verelim, doğru. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilliği gibi önemli bir görev yapan insanların danışmanlığını yapan insanların hiçbir sosyal hakkı olmaz mı? Görev süreleri bittiği zaman bu insanlara “Güle güle.” mi diyeceğiz hep? Mecliste çalışan, hemen burada bize hizmet eden çaycılardan 4/C’li var, taşeron var, devlet memuru var; 2.000 lira maaş alan var, 3.000-3.500 lira maaş alan var, 4.000-4.500 lira maaş alan var. Bunların hepsinin yaptıkları iş aynı, hepsi çay servisi yapıyorlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerine hizmet ediyorlar ama bunlar arasında bile bir adalet yok maalesef. Onun için, çıkardığımız yasaları daha iyi gözden geçirmemiz ve vatandaşlarımıza karşı adil davranmamız gerekiyor.

Sayın Başkan, tabii, benim -sözlerimin son kısmında- seçim bölgem olan Mersin’de -Maliye Bakanımızın aslında buna cevap vermesi gerekiyor ama- 2007 seçimlerinde Kazanlı’nın turizm bölgesi ilan edileceği söylendi, orası turizm bölgesi ilan edildi ve 8 tane firmaya buradan yer tahsisi yapıldı. Yalnız 2007 yılından 2017 yılına kadar Kazanlı turizm bölgesinin altyapısı yapılamadı. 2017 yılının sonlarına geliyoruz, Kazanlı turizm bölgesinin asfaltı bitirilebildi, yeni yol yapıldı, yalnız bu defa yatırım yapacak firmaların 8’i birden yatırımdan vazgeçti, “Şu anda biz buraya otel yapmayacağız, yatırım yapmayacağız; Türkiye krizde. Turizm yatırımı yapmaktan vazgeçtik.” diyorlar. Acaba Bakanlığınızın veya Hükûmetinizin Kazanlı turizm bölgesiyle ilgili yeni bir projesi var mı? İnsanlar bekliyorlar. Kürşad Tüzmen geldi buraya, söz verdi; Zafer Çağlayan geldi, söz verdi; Dengir Fırat geldi buraya, söz verdi; Sayın Lütfi Elvan geldi, millete söz verdi: “Burada beş yıldızlı oteller yapacağız, on bine yakın insan çalışacak.” dediler. Ben, Hükûmetin Kazanlı turizm bölgesiyle ilgili -çünkü buranın tahsisi Maliyeye aittir, Maliye buradaki firmalara buranın tahsisini yapmıştır- şu anda ne yapmayı düşündüğünü Mersinli hemşehrilerime anlatmasını istiyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

108’inci maddede üç adet önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir. İlk okutacağım önergeler aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 108’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                 Mehmet Ali Aslan                                        Feleknas Uca                                               Ali Atalan

                                         Batman                                                   Diyarbakır                                                   Mardin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                   Mehmet Parsak                                           Baki Şimşek                                              Arzu Erdem

                                   Afyonkarahisar                                                Mersin                                                     İstanbul

                                 Fahrettin Oğuz Tor                           Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                          Deniz Depboylu

                                   Kahramanmaraş                                                Hatay                                                        Aydın

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Mardin Milletvekili Sayın Ali Atalan konuşacaklar. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Atalan.

ALİ ATALAN (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, müsaadenizle, bugün, temsilcisi olduğum Ezidilere ilişkin konuşmak istiyorum.

Şengal ve Afrin’den başlayayım. Öncelikle ve ilkesel olarak sormak lazım: Ne zamandan beri diğer ülkelerin iç işlerine karışmak Türkiye’nin dış politikası hâline gelmiştir? Son Millî Güvenlik Kurulu kararlarında Şengal ve Afrin’e yönelik olası bir müdahaleden söz ediliyor. Belki çoğunuz bilmiyor olabilirsiniz, Afrin’de de onlarca Ezidi köyü vardır ve son dönemde birçok Ezidi köyü top ve havan atışlarına maruz kalmıştır.

Hükûmete buradan seslenmek istiyorum: Orada sivillere karşı herhangi bir yönelimden hem siyasi hem hukuki açıdan siz sorumlu olacaksınız. Öte yandan, burada belirtmeme gerek yoktur, Şengal Ezidilerin bilinen ana yurdudur. IŞİD de dâhil bin yıllardır hiçbir güç Ezidileri Şengal’den çıkaramamış ve onları Şengal’den vazgeçirememiştir. Siz sürekli mazlumların yanında olduğunuzu iddia ediyorsunuz sayın AKP’li vekiller. Mademki Şengal’de kalan Ezidilerin mazlum olduğunu hepimiz kabul ediyoruz, öyleyse mevcut sınırlar içinde bu halkın kendi kaderini serbestçe tayin etme hakkına saygı duyulmalıdır. Bu halk, kendi özgünlüğünü koruyacak, özgürlüğünü elde edecek ve özerkliğini sağlayacaktır. Bize düşen görev ise buna destek olmaktır.

Biraz da on yıllarca yurt dışında yaşamak zorunda bırakılmış Ezidilerin kendi köylerine dönüş çabalarının nasıl sabote edildiğini anlatmak isterim. Aslında bu konuya ilişkin araştırma önergesi vermiştim. Maalesef, önergede bulunan “asimilasyon” kelimesinden dolayı önergem geri çevrildi. Ezidilerden bahsederken zaten ilk akla gelecek kelimeler baskıdır, zulümdür, asimilasyondur. Dolayısıyla, hem ayrımcı hem de inkârcı olan bu tutumu anlamakta güçlük çekiyoruz.

Yeniden altını çizmek gerekir ki Ezidilerin tek talebi, bu konuda gereken yasal güvencelerin sağlanması, eşit yurttaşlık temelinde hak ve özgürlüklerin tesis edilmesidir. Ancak, onların geri dönüşü için uygun olanakların ve zeminin hazırlanması bir yana, kendi olanaklarıyla dönmeye çalışan insanların önü kesiliyor, tehdit ve şantajlarla karşılaşıyorlar.

Esas olarak bu tür sorunları ihtiva eden birçok köy, yerleşim yeri olmasına rağmen sembolik de olsa üç köyün ismini burada zikretmek isterim. Viranşehir’in İşhan yani Altınbaşak, Beşiri’nin Kelhoke yani Kuşçukuru, Nusaybin’in Efşe yani Kaleli köyleri.

Konunun çok güncel olması ve zamanımın da darlığı dolayısıyla size yalnızca bir köyü yani Efşe (Kaleli) köyünü anlatacağım. Bu köyün yüz yıllardan beri Ezidilere ait olduğunu bütün Süryani ve Müslüman civar köylerdeki insanlar bilir, kime sorarsanız bunun böyle olduğunu tereddütsüz söyler. Avrupa’dan gelip bu köyü yeniden inşa etmek isteyen, başta burada bulunan muhtar olmak üzere köylüler, oradan yani o köyden en az 6-7 kilometre uzakta bulunan bazı kesimler tarafından tehdit ve şantajla karşılaşıyorlar. Ayrıca açık ve aleni bir şekilde “IŞİD Şengal’de sizin başınıza ne getirdiyse burada da aynısını yaşayacaksınız.” tehdidi savrulmuş ve söylenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ATALAN (Devamla) – Bir dakika daha rica ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre vereyim, bitirin lütfen.

ALİ ATALAN (Devamla) – Bunun münferit bir vaka olmadığını, arkasında organize bir ekip ve gücün olduğunu ne yazık ki söylemem gerekiyor. Bunlardan birisi -dikkatiniz çekmek isterim, siz dinlerseniz sayın AKP’li vekiller ve özellikle Hükûmet yetkilileri de burada- AKP Nusaybin eski ilçe başkanı, diğeri ise oğlunun desteğini açık ve seçik aldığı belli olan Mardin Vali Yardımcısının babasıdır. Bu bağlamda, Genel Kuruldan bir inceleme heyetinin oluşturulmasını, ayrıca yetkili mercilerden adli ve idari soruşturmanın açılmasını talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergelerin diğer konuşmacısı...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, peki, yerinizden bir dakika söz veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Mardin Milletvekili Ali Atalan’ın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 108’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin hiçbir ülkenin ne içişlerine karışmak gibi bir niyeti vardır ne de başka bir devletin toprağında gözü vardır. Türkiye için önem arz eden konu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının can ve mal güvenliğidir. Sınır ötesinde yürütülen operasyonlar terör örgütü ve örgütlerine karşı yapılan operasyonlardır. Buradaki operasyonların maksadı -az önce de söyledim- ülkemizin ve milletimizin bekası ve güvenliği içindir.

Bir diğeri, bazı iddialar ortaya atıldı. Bizim eski bir ilçe başkanımızın bazı yerlerde yaşayan, bazı köylerde yaşayan vatandaşlarımızla alakalı Suriye’dekiyle bir benzetme yapmak suretiyle “Burada da bu tip faaliyetleri bu isimler yapıyor.” gibi bir şey söyledi. Buradan şunu özellikle rica ediyorum: Bunlarla alakalı derhâl, bakın, derhâl savcılığa hemen bir suç duyurusunda bulunsun. Bu isimlerin ne yaptığını, iddia ettikleri neyse iddialarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sabah ilk işi konuşmacının bu olsun.

Bakın, Suriye’de halkları yerinden edenler DEAŞ terör örgütü ile PYD terör örgütüdür. Bunlar beraber senkronize şekilde çalışırlar. Yani, insanların yıllardır, yüz yıllardır yaşadığı yere önce DEAŞ saldırır, arkasından PYD terör örgütü gelir; insanlar oradan çıktıktan sonra DEAŞ onlarla mücadele etmeden orayı terk eder, PYD’ye bırakır ve şu an Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin güneyinde oluşan bölgenin tamamı bu şekilde boşaltılmıştır ve milyonlarca insan bu şekilde buraları terk etmek zorunda kalmıştır. Bunun son örneğini Rakka’da gördük. Rakka’da DEAŞ terör unsurları, terör mensupları, PYD’nin açtığı koridordan onlarca kamyon, otobüs silahlarla beraber oradan onlara bir çıkış koridoru sağlanmış ve oradan tahliye edilmişlerdir. Bu örnek bile aslında PYD ve DEAŞ’ın ortak şekilde Suriye’yi nasıl istikrarsızlaştırdığının açık bir göstergesidir. Bizim mücadelemiz bu her iki terör örgütüyle sonuna kadar olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, biz de yerimizden bir dakika…

BAŞKAN – Buyurun, size de yerinizden bir dakika vereyim.

30.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak lazım.

Suç duyurusu yapmayı şüphesiz biliyoruz, savcıların yolunu da biliyoruz ama suç duyurusunu kime yapacağız? Savcıların bu konudaki uygulamalarını biliyoruz. Demin kürsüden en üst düzeydeki mahkemenin kararını açıkladık. Bugün tümüyle siyasallaşan bir yargı söz konusu maalesef. Bunu yapacağız, yapıyoruz da. Ama şu güne kadar bu suç duyurularından tek bir netice alabilmiş değiliz, tümüyle iktidardan yana bir tutum var.

Diğeri de “Suriye’de içişlerine karışmıyoruz.” dedikleri meselede yani Türkiye'nin oradaki yaşayanlara, halklara karşı “Terör örgütüdür.” adı altında Kürtleri hedeflediğini sağır sultan bile duydu.

BAŞKAN – Yapmayın Allah’ınızı severseniz.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Ne alakası var? Böyle bir şey yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yani orada Suriye’de Fırat’ın…

BAŞKAN – Yapmayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, siz niye yanıt veriyorsunuz, onu anlayamadım doğrusu. Yani, IŞİD…

BAŞKAN – Ama yani böyle bir yanlışa ben de buradan müdahale etmek zorunda kalıyorum. Lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama tamam da yani biz bir gerçeği ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, dinliyorum Sayın Danış Beştaş, tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Emevi Camisi’nde namaz kılacağız.” diyen biz değildik yani.

Burada bizim için önemli olan Suriye’de yaşayan herkesin demokratik ve özgür bir ortamda yaşamasıdır ve Suriye’ye müdahaleye Türkiye'nin de hakkı yoktur. Buradaki tutum, Kürtlere karşıtlıktır. Nerede olursa olsun Kürt karşıtı bir politika dış politikaya damgasını vurmaktadır ve IŞİD terör örgütünün de bu konuda yaptıkları hepimizin hafızasında canlıdır. Suruç sınırında IŞİD’çilerin nasıl kameralar tarafından görüntülendiğini de hatırlatmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakınız, ben açık bir şey ortaya koydum fakat yine…

BAŞKAN – Mikrofondan söyleyin lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kürsüden söz talep ediyorum. Bu bize bir sataşmadır Sayın Başkan. Bu anlamda uygun görürseniz…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Niye size sataştı, hangi cümleyle sataştı?

BAŞKAN – Gerekçelerinizi söyler misiniz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şunu söylüyor: Suriye’de Türkiye Cumhuriyeti’nin ve iktidarda olan AK PARTİ olarak… Tartışma buradan çıktı, oradaki operasyonların teröre karşı olduğunu söyledim ama hayır…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, Hükûmet cevap versin, niye…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hükûmet cevap versin Sayın Başkan.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklaması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, açık bir şekilde görüşlerimizi ifade ettim. Terör örgütlerine karşı yapılan her operasyonda, her müdahalede maalesef sayın milletvekili tarafından Kürtlere yapılıyormuş gibi bir yaygara kopartılıyor. Bakın “Bizim hedefimiz terör örgütleridir.” diyoruz, Sayın Beştaş “Hayır, bu Kürtlere karşı yapılmıştır.” diyor. Bir kere, Kürtler bizim Türkiye Cumhuriyeti devletimizde yaşayan milletimizin bir parçası, bizim vatandaşımız ama terör örgütleri değil. Siz, terör örgütlerine yapılan her hamleyi vatandaşlarımıza karşı yapılıyor gibi bir algı oluşturmaktan lütfen vazgeçin. Bu ayrımı ortaya koymamız lazım: Birileri bizim vatandaşımız, öbür tarafta ayrılıkçı bir terör örgütü var ve onunla Türkiye Cumhuriyeti devleti mücadele etmektedir. Bu ikisini bir kere ayırt etmek lazım. Kaldı ki bakın, Suriye’de yapılan çok açık bir şeydir, DEAŞ terör örgütü temizlenmeye çalışılmaktadır. DEAŞ terör örgütüne en büyük darbeyi Türkiye Cumhuriyeti devleti vurmuştur.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim Sayın Beştaş, eski Genel Başkanınız diyor ki: “Biz sırtımızı PYD’ye dayadık.” Peki, bu sırtınızı dayadığınız PYD ne yaptı Rakka’da, ne yaptı? Sıkışmış olan DEAŞ’a tahliye koridoru açtı, tahliye koridoru açtı, onlarca silah, onlarca kamyonla beraber oradan çıktılar. (HDP sıralarından gürültüler) Nereye gidecekler biliyor musunuz? Olay şu: Başka bir bölgeye gidecekler, insanlar oradan gidecek, PYD gidecek, DEAŞ oradan yine çıkacak, onlar oraya yerleşecekler. Suriye’yi istikrarsızlaştırmak için yapılan bir operasyondur bu, uluslararası bir operasyondur bu ve burada PKK’nın kankası, kuzeni PYD bu işin elebaşıdır. Onlarca Arap bizim sınırımızda yaşıyordu, hepsi yerlerinden edildi, bakın, hepsi yerlerinden edildi ve oraya terör örgütü unsurları şu an hâkim vaziyetteler. Ama şunu unutmayın: Su akar, yatağını bulur.

Bu arada, sadece bu terör örgütü değil Sayın Beştaş, DHKP-C’ye olan teşekkürünüzü de unutmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Nedir talebiniz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sataşma var açıkça Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir müsaade edin, usulü uygulayayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tamam, söyleyeceğim.

BAŞKAN - Sizi dinliyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Zaten bana direkt söyledi de eş genel başkanımıza sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve HDP Eş Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Muş, ben birilerine teşekkür edersem bunu gelir buradan da söylerim, rahat olun. Her gün bunu sakız gibi çiğnemeye devam edin. Teşekkür ettiklerimi söylerim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ettiniz, inkâr etmeyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – İkincisi: Bu klişe laflara artık yanıt vermekten rahatsızız ama mecburuz çünkü halkın bu konuda bilgilenmeye ihtiyacı var.

Afrin, Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından bombalanmıyor mu Sayın Muş? Süleyman Şah Türbesi’ni Türkiye Cumhuriyeti kolluk gücü askerleri ve YPG, YPJ güçleri yerinden taşıyıp getirmedi mi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Ne alakası var ya! Türk Silahlı Kuvvetleri girdi oraya, dünyadan haberiniz yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Çözüm süreci devam ederken YPG ve PYD’yle iş birliği yapan Türkiye, çözüm sürecini bitirdikten ve savaş başlatıldıktan sonra bir anda terör örgütü oldu. Bugüne kadar PYD’nin Türkiye’ye karşı tek bir müdahalesi, ateş açması söz konusu olmamıştır. Türkiye niye PYD’ye düşmanlık yapıyor? Şu anda da Rusya’yla, Amerika’yla, uluslararası güçlerle Cenevre’de ve diğer Astana görüşmelerinde ve son yapılacak görüşmede PYD olmasın diye en üst düzeyde diplomasi faaliyetleri yürütülüyor.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, PYD bir terör örgütüdür. Lütfen, bu kürsüde onun savunmasını yapmayın, buna izin veremeyeceğim. Lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, sizin böyle bir yetkiniz yok. Lütfen…

BAŞKAN – Benim böyle bir yetkim var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ben şu anda Suriye’nin dış diplomasisinde nelerin konuşulduğunu anlatıyorum. Şu anda Rusya’yla bu pazarlık yapılıyor mu yapılmıyor mu? Bu yapılıyor değil mi?

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) - PYD terör örgütü mü değil mi? Terör örgütü.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu yapılıyor sayın milletvekilleri. Şu anda sizin her söylediğinize “evet” demek zorunda değiliz. Biz hayata sizin gözünüzle bakmak zorunda değiliz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) - Böyle bir şey söylemiyoruz ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Biz Suriye’de, Rojava’da oradaki halkların özgür bir yaşam tesis ettiklerini ve bundan, kendi Kürtlerine vatandaş dedikleri hâlde hiçbir hakkı vermeyen Türkiye’nin rahatsız olduğunu söylüyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) IŞİD’le iş birliğinizi bütün dünya biliyor, IŞİD terör örgütünü nasıl desteklediğinizi biz de biliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – IŞİD de terör örgütüdür, PYD de terör örgütüdür. Lütfen, bunları hep birlikte aynı dille ifade etmemiz gerekiyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bakın Sayın Başkan, siz tartışmalara… Başkan olarak tarafsızlığınızı korumak zorundasınız.

BAŞKAN – Ben tartışmalara katılırım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hayır.

BAŞKAN - Çünkü açıp bakın, Anayasa’nın 94’üncü maddesi, İç Tüzük’ün 64’üncü maddesi görevimin gerekli kıldığı durumlarda benim müdahale etme durumumu, hakkımı bana tanıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bu kürsüde eğer bir terörist örgütün, terör örgütünün savunmasını yaparlarsa, ben bunu benim için görevimin kıldığı yetki ve durumlar olarak değerlendiririm. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, subjektif şeylerle değerlendirme yapmayın.

BAŞKAN – Lütfen…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz de taraf olmayın lütfen.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.01

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

108’inci madde üzerinde aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Depboylu.

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde görüştüğümüz torba kanun tasarısının 108’inci maddesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk milletine mensubiyetin gurur ve şuuruna sahip, manevi ve kültürel değerlerimizi özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, yeni gelişmelere açık, sorumluluk duygusu ve toplumsal duyarlılığı yüksek, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, girişimci, demokrat, kültürlü, erdemli ve inançlı nesillerin yetiştirilmesi eğitim politikamızın temel amacıdır. Bu tanım içinde saydığım pek çok hedef aynı zamanda rehberlik ve psikolojik danışmanlık tanımı ve görevleri içerisindedir.

Geçtiğimiz günlerde Millî Eğitim Bakanlığı bu hizmetleri sunan okul rehberlik servisleri için bir yönetmelik çıkardı, 10 Kasım 2017’de. Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’nde, bu servislerde görev alacak meslek mensuplarıyla ilgili tanımlamalar var ki burada psikolog, psikometrist, fizyoterapist, ergoterapist, çocuk gelişimcisi ve eğitimcisi, eğitim programcısı, sosyal çalışmacı meslek tanımları var; psikolojik danışman yok. Oysa bu servislerde en çok görev alanlar onlar. “Rehberlik öğretmeni” tanımı var.

Peki, nasıl o tanım? Şöyle: “Eğitim kurumlarındaki rehberlik servisleri ile rehberlik ve araştırma merkezlerinde rehberlik hizmetlerini yürüten personeli…” Ne personeli, hangi lisans mezunu? Belli değil. Peki, “rehberlik öğretmenliği” diye bir meslek var mı? Yok. Böyle bir diploma var mı? Yok. “Rehberlik öğretmeni” diye tanımlanan grupta şu anda kimler çalışıyor? Psikoloji mezunları ile psikolojik danışmanlar. “Rehberlik öğretmenleri” diye kastedilen kişiler rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunlarıysa, eğer bu şekilde yapıldıysa biz bu ayıbı binlerce mezun vermiş alanın eğitimcilerine ve bu alanın meslek mensuplarına yönelik kasıtlı yapılmış bir saygısızlık ve hakaret olarak kabul ediyoruz. Mesleki Yeterlilik Kurumunun kabul ettiği Ulusal Meslek Standartlarına göre psikolojik danışmanlık ve rehberlik mezunu olmuş kişilere, bu meslek mensuplarına “psikolojik danışman” denmektedir.

Peki, yönetmelikte rehberlik öğretmeninin görevleri arasında neler var? Her türlü rehberlik hizmetleri tanımlanmış, psikolojik danışman yok, kaldırılmış. Yerine ne konmuş? Sınavlarda görev alabilir, belleticilik ve nöbet görevi yapar. Okul psikolojik danışmanları nöbet görevi alamaz, derse giremez, idari sorumluluk alamaz. Peki, neden? Çünkü çocuklarla disiplin ilişkisi içerisine giremez. Zira onlar kendilerinden destek alan öğrencileri kınayamaz, yargılayamaz, azarlayamaz, eleştiremez. Öğrenci ve psikolojik danışmanlar arasında bu şekilde bir ilişki ya da iletişim gerçekleşirse çocuklar hiç kimseye anlatamadıkları, utandıkları, korktukları yaşantılarını, sıkıntılarını “rehberlik öğretmeni” diye adlandırdıkları okul psikolojik danışmanlarına da anlatamazlar.

Unutulmamalıdır ki bugüne kadar başta cinsel istismarlar olmak üzere çocuklara yönelik yapılmış her türlü istismarların ortaya çıkarılması daha çok okul psikolojik danışmanlarının yaptığı hizmetler sayesinde gerçekleşmiştir. Yine bunun temel nedeni nedir? Psikolojik danışmanların öğrencilerle kurdukları iletişim becerileri, karşılıklı anlayış, koşulsuz kabul, empati, güven ve saygı çevresindeki ilişkileri kurabilmeleridir. Disiplin ilişkisi ise bu süreci tamamen bozar.

Peki, yönetmelik niye değişti? Millî Eğitim Bakanı Müsteşarı diyor ki: “Gezdiğimizde okullarda bazı öğretmenler rehber öğretmenlerin çalışma koşullarıyla ilgili şikâyetlerde bulundu. Bu sebeple biz yeni bir yönetmelik hazırladık.” Bu açıklamayı dikkate alırsak, yönetmelikle getirilen yeni düzenlemelerde öğrencinin iyiliği, çalışmaların verimliliği mi yoksa rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin anlamı ve amaçlarını henüz kavrayamamış olan kişilerin şikâyeti sebebiyle psikolojik danışmanların çalışma koşullarının ortadan kaldırılması mı hedeflenmiştir? Aynı zamanda bir meslek ve bir mesleğin mensupları yok sayılmıştır.

Bu yönetmelik, belirli bir meslek grubunu hedef alan, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın iyiliği ve yüksek yararı dikkate alınmadan hazırlanmış, hatalarla dolu bir yönetmeliktir. Bu hataların sebebini, umarım, bizim kadar Millî Eğitim Bakanımız da merak edecek, sorgulayacak ve nihayetinde öğrenecektir. Bu yönetmelik, acilen yürürlükten kaldırılmalı, hataları telafi edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Tekrar etmek istiyorum: “Rehberlik öğretmeni” diye bir meslek yoktur, bu, gayriciddi bir yaklaşımdır, Millî Eğitim Bakanlığına yakışmamaktadır. Doğrusu, bu mesleğin adı psikolojik danışmandır.

Ben 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle -yarından sonra bu günü kutlayacağız- tüm öğretmen arkadaşlarımın Öğretmenler Günü’nü kutluyor ve başta Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ebediyete intikal eden başta şehit öğretmenlerimiz olmak üzere tüm şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

Teşekkür ederim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve

Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 108'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Bihlun Tamaylıgil                                       Bülent Kuşoğlu                                       Lale Karabıyık

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                       Bursa

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Selin Sayek Böke                                           Musa Çam

                                         İstanbul                                                       İzmir                                                         İzmir

MADDE 108- 6362 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

"Diğer kanunların yardım ve bağış toplanmasına ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla kitle fonlaması suretiyle halktan para toplanması, Kurulca faaliyet izni verilen kitle fonlama platformları aracılığıyla gerçekleştirilir ve bu Kanunun izahname ya da ihraç belgesi hazırlama yükümlüğüne ilişkin hükümlerine tabi değildir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Selin Sayek Böke konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Sayek Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba kanunun 108’inci maddesine ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, kitle fonlamasına dair bir düzenleme yapıyor. Kitle fonlamasını bir tarif etmek gerekiyor. Kitle fonlaması, kalabalıkların bireysel olarak katkı yapıp bir kitle oluşturup kitlenin ortak bir karar vermesiyle hangi projeleri fonlayacağına dair ileriye dönük adımlar attığı bir platformdur. Yani proje finansmanı yapar. Bireysel katkıda bulunursunuz ama kitle olarak karar verirsiniz ve bu ortak karar sonucunda bir projenin kaynağa erişip erişmeyeceği belirlenir.

Şimdi, bu platformlar normalde internete dayanırlar. Yani internet üzerinden işlerler. Şimdi, zaten daha başından maddenin çelişkisi ortaya çıkıyor. Öyle bir iktidar ki internete özgürlüğü kısıtlıyor, ondan sonra dönüyor internet üzerinden bir fonlama mekanizması öneriyor. Daha geçtiğimiz haftaydı “Freedom House” Özgürlükler Evi’nin yayınladığı uluslararası kıyaslamalarda Türkiye'de internet özgürlüğü olmadığı yeniden dünyaya duyurulmuş oldu. Şimdi, bu, ne yaman çelişki. Özgür olmayan bir zeminde projelere kaynak aktarılacağı iddia ediliyor.

Dolayısıyla, akla şu soru geliyor: Esasında bu kitle fonlaması ne? Bu kitle fonlaması, bir hayal satmanın ötesine geçmeyecek ve gerçekten amacına ulaşmayacak bir fonlama mekanizması. Yani özünde hayal ticaretinin ötesine geçmiyor. Şimdi, aradan bankaları çıkardığınız zaman sahtekârlık, yanlış projelere kaynak aktarılması, hile ve dolayısıyla mağduriyet ortaya çıkması ihtimali özellikle de küçük yatırımcılar için çok artmış oluyor. Üstelik de bu ülke hayal ticaretinden, emeklilerin paralarını kaybettiği, nice insanın gelecek hayalinin ve umutlarının yok olduğu deneyimleri çok iyi biliyor. İyi düzenlenmediği, iyi denetlenmediği takdirde para aklamaya kadar gidebilecek bir araç olduğunu da uluslararası çalışmalar çok açık ortaya koyuyor.

Şimdi, bir mucize yaratması beklenen kitle fonlamasının mucize yaratıp yaratmayacağına dair dünyada birçok çalışma yapılmış. Soru şu, uluslararası çalışmalarda: Bu fonlarda kitle bir araya geldiğinde gerçekten doğru projeyi buluyor mu? Hakikaten ürün inovasyonunu destekliyor mu?

Bakın, Amerika’da çok yaygın olarak 2009’dan beri kullanılan “Kickstarter” var. Daha geçtiğimiz hafta “Kickstarter”ın 50 bin projesi üzerinden bir üniversitenin yaptığı araştırmanın sonuçları yayınlandı, okumamışsınızdır, ben sizinle paylaşayım, sonuç şunu gösteriyor: 50 bin proje içerisinde kitlenin fonlamayı seçtiği projeler, kitleye faydalı gelmiş olan ama esasında özgün olmayan projeler. Kendisine faydalı gözüken ama esasında çok da yenilikçi olmayan yani inovasyonu olmayan projeleri seçmişler. Daha da ötesinde insana özgün gelmiş ama hiçbir faydası yok, “Ya, ne değişik fikirmiş, verelim parayı.” demişler, o paradan bir fayda çıkmamış. Tam tersine, hem faydalı hem yenilikçi olan projelere finansmanın azaldığı, bu projelerde yapılmış olan çalışmada ortaya çıkmış.

Şimdi, iddia ediyorsunuz ki kitle fonlamasını getireceksiniz ve Türkiye bir anda inovasyon yapmaya başlayacak. Böyle olmadığını çok gelişmiş bir finansal piyasadan örnek dahi gösterirken Türkiye’de mucize beklemek hiç gerçekçi değil. Oysa neye ihtiyacı var Türkiye’nin? İyi bir ekosisteme ihtiyacı var. “Startup” girişimciler için en iyi 20 şehre bakıyorsunuz dünyada, İstanbul yok, İzmir yok, Ankara yok, Trabzon yok, Hatay yok, Bursa yok, Türkiye’den hiçbir şehir yok çünkü Türkiye’de sayenizde iyi bir ekosistemi bırakın, bir yaşam alanı dahi kalmamış durumda.

İyi bir girişimcilik ekosistemi için bilgi gerekiyor, eğitim gerekiyor. Çocuklar “Acaba sınav nasıl olacak?” endişesinden bilgi öğrenmeyi bırakmışlar. Bilimden korktuğunuz için bütün üniversitelerin içini boşaltmışsınız. İyi bir ekosistem için dijital altyapı gerekiyor. Oysa biz hâlâ kara yolları ve köprüler yapmakla övünen bir iktidarla karşı karşıyayız. Oysaki rekabet içinde bulunduğumuz ülkeler fiber optik ağla örüyorlar kendi ülkelerini. Girişimcilik ekosistemi hukuk gerektiriyor. Türkiye’ye bakın, sizin iktidarınızda 2007’den bugüne mülkiyet haklarının korunması sıralamasında 126 ülke içinde 38’incilikten 78’inciliğe gerilemiş Türkiye. Nasıl girişim yapsın? Mülkiyetinin hakkının savunulmayacağını düşünen insanlar var bu ülkede.

Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke arasında 99’uncu sıradayız. Ekosistemin kurulabilmesi için bir kültürel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Sayek Böke.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – …yapı ve sosyal algı gerekiyor, bunda da risk iştahı gerekiyor. Herkesi korkuttuğunuz, baskı yarattığınız ortamda risk iştahı da girişimcilik de olmaz.

Güçlü bir ekosistem için sağlıklı işleyen bir piyasa, sağlıklı işleyen bir finansal sektör gerekiyor. Sağlıklı işleyen bir finansal sektör için de istikrar ve öngörülebilirlik gerekiyor, bunun için de karşılıklı güven gerekiyor. Ama, öngörülebilirlik için “Kurumlar vergisini azaltacağız.” deyip iki ay sonra artıran bir iktidar değil, Merkez Bankasına sürekli siyasi gölge yapan bir iktidar değil, mali disiplini çöpe atan bir iktidar değil, güven yaratacak bir iktidar gerekiyor.

Saray rejiminin tercihi ortada. Eğitimi bir ideolojik alan olarak gören, bilimden korkan, hukuku OHAL’le yok eden bir yaklaşım, korkarım ki Türkiye’de girişimciliği öldüren yaklaşımın ta kendisi olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sayek Böke.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Önergemizin oylanmasından önce karar yeter sayısı talep etmekteyiz efendim.

BAŞKAN – Peki, efendim, yerine getireyim.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 22.29

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 108’inci maddesi üzerinde İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 109’uncu maddede dört adet önerge vardır. İlk okutacağım üç önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 109’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                     Feleknas Uca                                        Mehmet Ali Aslan                                     Müslüm Doğan

                                       Diyarbakır                                                   Batman                                                       İzmir

Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahipleri:

                                      Baki Şimşek                                            Mehmet Günal                           Ahmet Selim Yurdakul

                                          Mersin                                                      Antalya                                                     Antalya

                        Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                            Mehmet Erdoğan                                    Muharrem Varlı

                                           Hatay                                                        Muğla                                                       Adana

Aynı mahiyetteki üçüncü önergenin imza sahipleri:

                                 Bihlun Tamaylıgil                                    Mehmet Bekaroğlu                                     Lale Karabıyık

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                      Bursa

                                       Musa Çam                                             Bülent Kuşoğlu                                    Niyazi Nefi Kara

                                           İzmir                                                       Ankara                                                     Antalya

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerin ilk konuşmacısı İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan olacak.

Buyurun Sayın Müslüm Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; biraz önceki tartışmalarda görülüyor ki arkadaşlar, birbirimizi anlamaya çalışmıyoruz. Bu Meclisin ne iş yaptığını hemen hemen hepimiz biliyoruz. Birbirimizi anlayıp birbirimizi dinlemezsek bu zor şartlardan geçemeyeceğimizin bilincinde olmamız gerekiyor. Bu ülkenin insanlarıyız biz, elbette ki farklılıklarımız olacak, elbette ki Hükûmetin de yanlışları vardır, yanlışları burada ifşa edilecektir. Her yanlışın ifşa edilmesinde türkü söyler gibi bazı tekrarlar olursa burada yasama faaliyetlerini yerine getiremeyiz. Aslında, tüm bu sorunların nedeni de, ülkemizin içerisinde bulunduğu ve bu ülkenin buraya kadar gelmesinin temel nedeni, bu ülkedeki gerçeklikleri yeterince ortaya koyamamamızdan kaynaklı bir husustur ve bunu da bir anayasal düzleme getiremedik değerli milletvekilleri. Bakın, bugün eğer ülke tekçi bir anlayıştan kurtulsaydı, bu tekçi anlayışın ifadeleri burada kullanılmasaydı, bu tekçi ifadeyi demokratik bir zemine çekme mücadelemiz olmasaydı burada zaten tartışmalar olmazdı. Demek ki bir mesele var, bu meseleyi çözelim.

Ben size kısaca, bu kısa zaman aralığında, bu işi nasıl çözebiliriz diye, nasıl bir anayasal sistem kurarız, nasıl bir Anayasa değişikliği… Biliyorsunuz, işte referandum sonucunda Anayasa değişikliğiyle gelinen bir sistem değişikliği var, ancak hâlâ bu Parlamentonun yapabileceği işler var, müsaadenizle buna kısaca bir değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte emperyalistlerce parçalanması Anadolu halklarının ortak tarihinde en önemli gelişmelerden bir tanesidir. Yeni kurulacak sistemin iktidarını halklarla paylaşması konusundaki ortak proje, temsil konusunda ortak karar alınmışken, 1919-1924 yılları arasındaki bu süreçte çok değerli olan bu ortak irade, ortak vatan ve farklı ulusların Türkiye ulusu olarak tanımlanması, demokratik ulus olarak tanımlanması, maalesef, tekçi bir ideolojiye teslim olarak sonuçlanmış durumdaydı. Cumhuriyet fikriyatı önceleri, dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin Türkiye'de yaşayan tüm insanların bir arada eşit şekilde yaşayabileceği bir düzen tasarlamıştı. Aynı fikriyat, siyasal yaşam ve devlet işlerinin tümüyle ya da bir bölümüyle dine ve din kurallarına dayandırılamayacağı, dinin, inancın bireysel bir tercih olduğu hususları da her defasında, özellikle cumhuriyeti bilmeyen vatandaşlara anlatılmıştı.

Yine, farklı ulus ve halkların özgürce bir arada yaşadığı cumhuriyetin de bütün yurttaşlarının etnik ya da ulusal kökenlerine bakılmaksızın eşit haklardan yararlanacağı… Anadolu’da yapılan kongrelerde alınan tüm kararlarda da bu söz konusudur. Ancak İttihatçı anlayışın bir ideoloji olarak devlet yapılanmasına yansıması sonucu tekçi bir anlayış 1924 Anayasası’nın tasarlanması sürecine girerek ülkemizin bugünkü sorunlarının temel kaynağı hâline dönüşmüştür. Ülkemizin içerisinde bulunduğu bu atmosferden ülkeyi kurtarmamız lazımdır. Bu olumsuz atmosferin nedenleri hepimizin malumları, biraz önceki tartıştığımız konularda olduğu gibi.

Tekçilik olarak ifadesini bulan bu sürecin en önemli ihtiyacı yeni bir toplum sözleşmesidir değerli milletvekilleri. Nasıl bir anayasa, nasıl bir toplum sözleşmesi dediğimizde, kısaca onu da size arz edeyim. Cumhuriyetin tüm yurttaşları, etnik veya toplumsal köken, ırk veya dil, cinsiyet, cinsel tercih, eğitim, dinsel inanç, meslek veya görev ayrımı gözetilmeksizin yasalar önünde eşit olarak ifadesini bulmalıdır. Yani eşit yurttaşlık olarak ifade edebileceğimiz kapsayıcı bir kimlik gerekmektedir çünkü mevcut Anayasa ve yasalara yansıyan tek kültürcü ve otoriter milliyetçi yaklaşımına karşılık yeni bir vatandaşlık anlayışının ve toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaç duyduğu koşulların gerçekleşmesi zorunlu bir görev olarak Parlamentonun önündedir.

Değerli milletvekilleri, ana dilde yaşama hakkı, kişinin içine doğduğu ortamdaki dili öğrenmesi, söz konusu dilin kullanıldığı çevreyle ve kültürle bu dil üzerinden ilişki kurması doğal hakkı iken bu kültür içinde büyümesi ve gelişmesi ve bu dili sosyal ve mesleki yaşamında kullanabilmesi, kısaca maddi ve manevi varlığını geliştirirken bu dile ve bu dil esaslı kültüre dayanarak yaşaması, halkların toplamına ana dilde yaşama hakkının kesinlikle sağlanması gerekmektedir. Ana dilde yaşama hakkı kişinin doğumuyla birlikte elde ettiği ve sınırlanamayacak bir haktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Bu hakkın içinde eğitimden savunmaya ve kamu hizmetine erişime kadar birçok alt başlık yer alabilir ancak bu hakkın bir bütün olarak Anayasa’da yer alması gerekmektedir.

Sayın Başkan, bir dakika daha verir misiniz.

BAŞKAN – Sayın Doğan, lütfen, bir dakika da size vereyim.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Özellikle toplumsal çeşitliliğin ve küresel hareketliliğin arttığı günümüz dünyasında ana dilde yaşama hakkı tartışılmaz bir hak olarak karşımızda durmaktadır. Yaşadığımız dünyada toplumların etnik çeşitliliğine ve bireylerin kendi dilleriyle yaşama hakkına sınırlamalar getirmek artık mümkün değildir. Bu şekilde ele alındığında ana dilde yaşama hakkının gelecekte duyulacak ihtiyaç ve talepleri de karşılayacak bir düzenleme olarak Anayasa’da temel bir ilke olarak yer alması gerekmektedir.

Yine, Diyanet İşleri Başkanlığının yapılacak anayasada mevcut kurumsal yapısıyla yer almaması ya da çoğulcu bir anlayışla yapılandırılarak tüm inanç sistemlerine hizmet verecek bir tür koordinatörlüğe dönüştürülmesi farklı inançların da aslında talebi durumundadır. Diyanet İşleri kurumu, devletin tüm inançlar karşısında eşit mesafede, tarafsız durmasını sağlayan idari bir kuruluş olmalıdır. Devletin inanç sistemleri karşısında nasıl konumlanacağının esaslarını belirleyecek olan yeni bir laiklik tanımı da kurumun nasıl düzenleneceğinin de esasını belirleyecektir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum tekrardan. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Sayın milletvekilleri, lütfen, konuşmalarınızı süresi içinde bitirmenizi rica ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de Antalya Milletvekili Sayın Niyazi Nefi Kara konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kara. (CHP sıralarından alkışlar)

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 109’uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu torba yasa, adı üstünde, torbayı doldurmak üzere hazırlanmış bir kanunlar zinciridir. Biliyoruz ki bu torbanın dibi delik, dolmuyor çünkü o deliğin altında bekleyen uluslararası tekeller ve onların yerli iş birlikçileri ve yandaş sermayeler var. Bunların çoğunluğu da ülkenin her tarafına sadece beton döküyorlar. Nereye giderseniz karşınıza bu çıkar.

Manavgat’ın sahilinden geçen yolun ortasından dev beton zincirleri geçiyor. Antalya’ya girerken, o tertemiz gördüğünüz havada, Döşemealtı’ndan neredeyse Antalya’nın sahiline kadar dev betonlar oluşuyor, şehirleri bölüyor. Oysaki bu betonlar petrol ürünüdür, hani dolara benzer. Şu sizin çok sevdiğiniz, saymakla bir türlü baş edemediğiniz dolarlar. Petrol yeşili, dolar yeşili… Sürekli artan borç ve şimdi fırlayan dolar. Biliyoruz ki çıkarttığınız bütün yasalarda çevreyi, doğayı, ormanın yeşilini, yaylaların yeşilini, zeytinin yeşilini hep yok ettiniz. Bir de buğdayın yeşilini yok ettiniz. İçinde yürürken boyumuza kadar uzanan buğdaylarımızın, arpalarımızın, yulaflarımızın yeşilini yok ettiniz. Bir yıl önce tonu 910’a satılan buğdayı bir yıl sonra 940’a satıyor çiftçimiz. Aradaki fark yüzde 3 kârdır yani kazancıdır. Oysa, aynı bir yılda mazota, ilaca, gübreye zam yapılarak, yüzde 40 zam yapılarak çiftçinin cebine el attınız ve bu çiftçilerin çocuklarının hâlini düşünebiliyor musunuz? Bu iktidara ne dersiniz ki? “Önce buğdayı bile dışarıdan alırdık, şimdi ipekliyi bile memlekette yapıyoruz.” denilen 1940 Türkiyesinden buğday, saman ithal ettiğimiz 2017 yılına bakın.

Üretim yerine tüketimi körüklediniz, üretmek ve hakça bölüşmek yerine birilerini zengin ettiniz. Asgari ücretle geçimini sağlamaya çalışan milyonlarca işçimizin, BAĞ-KUR’unu ödeyemeyen çiftçimizin, esnafımızın ekim ayı açlık sınırı 1.544 lira; asgari ücreti ve emeklinin maaşını siz düşünün. Her gün, işsizlik yüzünden intihar eden, “Amca bana bir iş buluver.” diyen, hâlâ anasından babasından harçlık alan, avuç açan ve sürekli kıvranan gençlerimizden bahsetmeye gerek var mı? Gençlerde işsizlik oranı yüzde 44. Hatırlar mısınız, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara karşı kurulduğunu söylediğiniz AK PARTİ’nin ilk dönemlerini? Bir yandan AB için her şeyi yapmaya hazır, bir yandan dünyayı dolaşan iktidar, bütün yasakları kaldırmak için çabalayan bir iktidar, toplumun her kesimiyle barışmaya çalışan, işçinin, çiftçinin, ötekileştirilenlerin yanında umut olmaya çalışan bir iktidar; gelinen noktadan memnun musunuz? Şimdi yolsuzlukla, yoksullukla, işsizlikle, yasaklarla özdeşleşmiş ama neredeyse toplumun yarısı ötekileştirilmiş, alabildiğince ayrışmış, Avrupa’yla küsmüş, Amerika, Rusya’yla bir dargın bir barışık, komşu ülkelerle bir dargın bir barışık, ne yapacağı belli olmayan, bir rest bir mest olan iktidar konumundasınız. Tabii ki bu durumunuzdan bir muhalefet milletvekili olarak memnun olmamızı bekleyebilirsiniz ama öyle değil, üzgünüm; halkımız, emekçilerimiz, ötekileştirdikleriniz, ülkemiz ve çocuklarımızın geleceği adına kaygılıyız.

Görüştüğümüz 109’uncu maddede kitle fonlamasıyla ilgili düzenleme de yatırımcılardan toplanan paraların halka arzını önleyen bir düzenleme. Ekonomiye güvenin olduğu bir ortamda girişimler de daha güvenli bir şekilde yapılabilir. Bunun için, bilim ve teknolojinin takip edildiği, özgürce fikirlerin geliştirilebildiği bir ortama ihtiyaç var. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Bilimin ve teknolojinin olduğu bütün ülkelerle iletişimimizi koparmışsınız. Toplanılacak bu fonların nasıl kullanılacağı, nasıl denetleneceği, istenilen talebe ulaşılamadığı takdirde iadelerinin yapılıp yapılmayacağı gibi bütün konular muallakta.

Bu kanunun torba yasada değil de bir kod kanun olarak tüm detaylarıyla güvenli bir yatırım ortamı sunacak ve denetleme koşullarını açıkça belirtecek bir şekilde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kara.

Aynı mahiyetteki önergenin son konuşmacısı Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı olacak.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha önce de konuşmalarımızda bahsettiğimiz gibi, bu torba yasayla yeni vergi yükleri getirilirken bir taraftan da GSM firmalarının borçları siliniyor. Burada her zaman çiftçi haklarından söz ettik, çiftçinin haklarının verilmesinden söz ettik ama kulak arkası yapıldı, hiç dinlenmedi.

Şimdi, bu yasada çiftçinin lehine bir tek düzenleme var, bir madde; o da büyükşehir sınırları içerisinde kalan hazine arazilerinin satışıyla alakalı. Onu da burada, kürsüde söyleye söyleye yıllarca, artık demek ki yer etti, onunla ilgili bir düzenleme yapılıyor. Ama çiftçinin sadece bu değil ki sıkıntıları.

Yani ecrimisil fiyatları çok yüksek. Gidiyor adam, kahveye oturuyor, orada ziraat odası, ilçe tarım müdürlüğü ve sivil toplum kuruluşlarından, çiftçilerden kimse yokken kahvede herhangi birine “Ya, buradaki tarla fiyatları ne kadar, tarla kirası?” “500 bin lira.” “Yaz, 500 bin lira.” Yani, bu anlayışla çiftçinin hakkını korumak, çiftçinin hakkını teslim etmek mümkün değil arkadaşlar. Yani orada ziraat odası var, ilçe tarım müdürlüğü var, çiftçiler var, sayılı çiftçiler var. Yani bunlarla istişare edilerek bu fiyat belirlenmiş olsa makul bir rakam ortaya çıkacak ama şu anda ecrimisil fiyatları çok yüksek. Bu fiyatlar çiftçinin kaldırabileceği fiyatlar değil.

Bakın, her defasında söyledik, dedik ki: “Hasat dönemi başladığında şu ithalatı kesin.” Ya, sanki biz bunu söylememişiz de tam tersini söylemişiz gibi, buğday hasadında buğday ithalatı, mısır hasadında mısır ithalatı, pamuk hasadı başladı, pamuk ithalatı. Yani ne yapmaya çalışıyoruz, ben bunu anlamakta zorlanıyorum. Siz anlayabiliyorsanız eğer bana anlatın lütfen arkadaşlar. Yani, mısır bir önceki yılın altındaki fiyattan satıldı, buğday bir önceki yılın altındaki fiyattan satıldı, pamuk yine öylesine, bir önceki yıl fiyatının altında satılıyor bu yıl. Şimdi, çiftçi çalışıyor, çabalıyor, üretiyor. Ürettiğinden para kazanmaya çalışıyor ama ne yazık ki bunların hiçbirisini gerçekleştiremiyor.

Mazot fiyatları, bakıyorsunuz, şu anda 5 liranın üzerinde. Dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor Türk çiftçisi. Gübre, yine öylesine.

Ya, şimdi, böyle bir yükün altında ezilmiş çiftçi, borçlarını ödeyemez duruma geldi. Yani diyorum ki buradan -geçen defa da söyledim- toplamda Türkiye genelinde Ziraat Bankasına çiftçilerin borcu 50 milyar TL yeni rakamla, eski rakamla 50 katrilyon. Yani bunun faizi de 3 milyar, 4 milyar lira falan yapıyor. Gelin, bu faizini silelim, çiftçilerin borçlarını taksitlendirelim, erteleyelim on yıl, on yıla bölelim. “E, ek yük getirir.” GSM firmaları ek yük getirmiyor mu arkadaşlar?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Vekilim, düzenlenecek, düzenlenecek, merak etmeyin.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Sayın Ilıcalı, düzenlenmesi yetmiyor.

Bakın, buradan Tarım Komisyonundaki değerli iktidar milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Lütfen, bu konuda katkı verin. Yarın hep birlikte bir önerge verelim burada “çiftçi borçlarının faizlerinin silinmesi ve çiftçi borçlarının taksitlendirilerek bölünmesi” diye, gelin bunu çözelim. Eğer bu konuda samimiysek bunu halledelim arkadaşlar yani bunu halletmemiz lazım. Bu insanlar bizim insanlarımız yani bunlar ne Arap şeyhi ne soyadı Hariri ne de soyadı bilmem ne; Arap ülkesinin insanı değil bunlar, Türk çiftçisi, Türk insanı bunlar, bizim sofralarımıza yiyecek getiriyorlar bunlar.

Dünyaya yaptığımız ihracatı en fazla temin eden ve bugüne kadar cari açık vermemiş tek kurum çiftçi. Yani onun için eğer burada samimiysek, iktidar milletvekilleri ve Değerli Tarım Komisyonu Başkanıyla da -buradaysa, bilmiyorum- hep birlikte bu işe bir çözüm bulalım, yarın burada, birlikte güzel bir önerge hazırlayıp verelim, bu işi çözelim arkadaşlar. Yani bu işi çözmek bizim boynumuzun borcu.

Tabii, ben isterdim ki Sayın Maliye Bakanı keşke burada olsaydı -yani bu torba yasanın sahibi odur- onunla bu konuyu paylaşabilseydik. Ama bunu çözmemiz lazım. Eğer bunu çözemezsek çiftçi -gün geçtikçe batağın içerisine giriyor- ne tarım krediye olan borcunu ödeyebilecek ne Ziraat Bankasına olan borcunu ödeyebilecek, gidip ya tefeciye düşecek, faizciye düşecek ya da bir başka bankadan alıp oradaki borcunu kapatmaya çalışacak ki bu da çok yüksek bir faizle çiftçinin sırtına binecek başka bir maliyet olacak.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – İnşallah çözülecek.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Arkadaşlar, çiftçinin şu anda oturduğu evi, traktörü, her şeyi bankalara ipotekli durumda. Yani bunu eğer incelemek isteyen arkadaşlarımız varsa bir komisyon kuralım. Gelin, gidelim Adana’ya, Karataş’a, Ceyhan’a, Yüreğir Ovası’na; oturalım kahvelerde, soralım. Eğer yanlışım, yalanım varsa da bana istediğinizi söyleyebilirsiniz bu konuda. Ama ben çiftçiyim kardeşim ya, benim yüreğim yanıyor, ben bu insanlarla iç içe yaşıyorum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Türkiye’nin her yerinde çiftçi kan ağlıyor.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Onun için bu meseleyi çözelim. Hariri’ye değil, Türk çiftçisine fayda sağlayalım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Karar yeter sayısı isteyeceğiz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.02

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 109’uncu maddesi üzerinde aynı mahiyetteki önergelerin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 33 kişi eksik var Başkanım, biz saydık.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz saydık.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Evet, tek tek saydık.

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir. (CHP, HDP ve MHP sıralarından gürültüler)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Yok Sayın Başkan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yok, yok!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Elektronik yapın. Öyle şey mi olur ya?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Kâtip üyelere sordunuz mu?

BAŞKAN - 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutacağım ancak okutmadan önce Sayın Altay’a söz veriyorum.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisi yöneten Başkan Vekili olarak Parlamentonun çalışmasını isteme arzunuzu saygıyla ve anlayışla karşılıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Lakin kâtip üyelere bile sorma gereği duymadan, keyfî olarak karar yeter sayısının olduğunu müşahede etmiş olmanız çok açıkça –üzülerek söylüyorum- oturduğunuz makama verilen yetkileri kötüye kullanmaktır. Burada 3 siyasi parti de ayrı ayrı Genel Kurulu saydı, siz girmeden 33 eksik vardı.

SALİH CORA (Trabzon) – Hayır, sonradan girenler vardı, Başkanın kararı doğru.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bunun tutanaklara geçmesini istiyorum. Görevinizi bu şekilde kullanmanızı yadırgadığımı üzülerek belirtmek istiyorum ama madem tutumunuz budur, biz de İç Tüzük’ün bize verdiği bütün obstrüksiyonları kullanırız ama bu doğru bir hâl değildir. Lütfen…

Hep söylüyorum: Kanunların, Anayasa’nın, İç Tüzük’ün çiğneneceği en son yer burasıdır ve en son merci orasıdır.

Arz ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sizi de dinleyeyim Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, oylamada hiçbir şekilde karar yeter sayısı yoktu, bu çok açık bir şekilde ortada. Aslında, aynı durum dün akşam da cereyan etti. Yine biz karar yeter sayısı istemiştik, olmadığı hâlde “Var.” dediniz. Ama eğer bir endişe varsa burada, bunu elektronik oylamayla yapıp çok rahat bulabiliriz. Burada karar yeter sayısını bilip bilmemek çok büyük bir şey gerektirmiyor; şurada saydığınız zaman kaç kişi olduğunu herkes görebiliyor. Dolayısıyla tutumunuzun -lütfen- bu anlamda gözden geçirilmesi lazım. Tarafsızlığınızı lütfen koruyun, lütfen.

BAŞKAN – Teşekkür ederim sayın grup başkan vekilleri.

Ben böyle müşahede ettim, eğer emin olmadıysanız benim bu müşahedemden, diğer önergelerde aynı, karar yeter sayısını istersiniz, elektronik oylama yaparız, gerçekle karşılaşırız. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

ERHAN USTA (Samsun) – Kâtip üyelere bir sorun.

BAŞKAN - Ayrıca, sayın grup başkan vekilleri, hepimiz bir gerçeği biliyoruz: Bazı konuşmalarımız, vardığımız bazı mutabakatlar var; ben onları yerine getiriyorum. Sizi de aynı anlayışla davranmaya davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Hiçbir mutabakat yok! Hiçbir mutabakat yok!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 139 kişi nerede var burada?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Nasıl mutabakat var? Hangi konuda mutabakatınız var, kiminle var?

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı, buyurun, nedir talebiniz?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Başkanım, ben biraz önceki MHP’li milletvekilinin çiftçi borçlarıyla ilgili konuşmasına bir açıklık getirmek istiyorum. Konuyla yakından ilgilendiğim için Hükûmetin bu konudaki düşüncesini izah etmek istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika size süre veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 109’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Az önce konuşan MHP’li Değerli Milletvekili Muharrem Karslı Bey çiftçi borçlarının ertelenmesiyle ilgili konuştu. (MHP sıralarından “Varlı” sesleri)

BAŞKAN – Muharrem Varlı.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Muharrem Varlı… Özür dilerim.

Bu vesileyle bilgilendirmek için, konuyu Sayın Başbakanımıza, ilgili bakanlarımıza, Maliye Bakanımıza, Tarım Bakanına arz ettik. İki formül var ortada, bunlardan bir tanesinin yarın gerçekleşeceğini, on binlerce çiftçimize bir müjde olabileceğini biliyorum, düşünüyorum, inanıyorum.

Bunu paylaşmak istedim, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim

Diğer önergeyi okutuyorum…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Peki çiftçinin hak ettiği desteklemeleri ne zaman vereceksiniz?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 106 kişi var salonda, şimdi saydım 106 kişi var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Evet, o konuyu geçtik, ben gerekli açıklamayı yaptım.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Niye geçiyoruz?

BAŞKAN – Ben böyle müşahede ettim, kararımı verdim, çalışmalarımıza devam ediyoruz. Belli bir mutabakatımız var, ona uyuyorum. Lütfen... (MHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, yok mutabakat!

ERHAN USTA (Samsun) – Mutabakatınızın ne olduğunu söyler misiniz? Mutabakatımız yok.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Kiminle var?

BAŞKAN – Lütfen... Lütfen...

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Mutabakatı bilelim, biz de bilelim.

BAŞKAN – Grup başkan vekilinize sorun.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Hayır...

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Soruyoruz işte, burada grup başkan vekili…

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum...

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, bir grup başkan vekiline...

BAŞKAN – Hayır, söz vermeyeceğim.

Diğer önergeyi okutuyorum...

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Ben sonra size söz vereceğim, şimdi işlem yapıyorum Sayın Usta. Lütfen...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Grup başkan vekiline nasıl söz verilmez ya? Ne ayıp şey ya!

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Usta, aynı oturumda istediğim zaman size söz verme hürriyetine sahibim.

ERHAN USTA (Samsun) – Elbette sahipsiniz ancak...

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Grup başkan vekiline söz vereceksin Başkan.

BAŞKAN – Şimdi ben işlem yapacağım, işlemi bitirdikten sonra gerekirse söz vereceğim. Lütfen...

ERHAN USTA (Samsun) – İşiniz başlamadan önce ben söz istedim.

BAŞKAN – Ben takdir edeceğim size ne zaman söz verileceğini, zamanını, öyle bir yetkim var. Lütfen...

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 109’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                    Mehmet Naci Bostancı                       Mehmet Doğan Kubat

                                         Kayseri                                                     Amasya                                                    İstanbul

                                      Hilmi Bilgin                                            Hurşit Yıldırım                                      Tülay Kaynarca

                                           Sivas                                                       İstanbul                                                     İstanbul

                                                                                                      Bülent Turan

                                                                                                        Çanakkale

“MADDE 109- 30/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki (3) numaralı fıkra eklenmiştir.

“Payları borsada işlem gören ortaklıklar ile kitle fonlaması suretiyle halktan para toplayan ortaklıklar hariç olmak üzere pay sahibi sayısı beş yüzü aşan anonim ortaklıkların payları halka arz olunmuş sayılır.”

"(3) Pay sahibi sayısı en az beş yüz olan kooperatif veya kooperatif birliklerinin payların çoğunluğuna sahip olduğu anonim ortaklıkların payları halka arz olunmuş sayılır. Bu ortaklıklar halka açık ortaklık hükümlerine de tabi olurlar. Bu fıkra kapsamına giren anonim ortaklıklarla ilgili olarak; pay sahibi kooperatif veya kooperatif birliği aynı olmak koşuluyla, her bir ortaklık için ayrı ayrı veya ortaklıkların tamamı bakımından yıllık en az elli milyon Türk Lirası satış hasılatı yapmış olma şartı aranır. Bu fıkra kapsamına giren ortaklıklara ikinci fıkra hükümleri uygulanmaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Son dönemlerde çok ortaklı kooperatiflerin pay sahibi olduğu anonim ortaklıklarda yönetim ve denetim yetkilerinin kötüye kullanıldığı, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun bu kötüye kullanımlar karşısında yetersiz kaldığı görülmüştür. Bu bağlamda, kooperatif veya kooperatif birliğinin pay sahibi olduğu anonim ortaklıklardan kooperatif veya kooperatif birliğinin ortaklarıyla birlikte toplam pay sahibi sayısı 500’ü aşan ve kooperatif veya kooperatif birliğinin payların çoğunluğuna sahip olduğu anonim ortaklıkların paylarının da halka arz edilmiş sayılmasına yönelik düzenleme yapılarak bu ortaklıkların faaliyetlerine Sermaye Piyasası Kurulunun denetim ve gözetimi altında devam etmesi amaçlanmıştır. Yapılan düzenlemede, söz konusu anonim ortaklıkların yıllık en az 50 milyon TL satış hasılatı yapmış olması şartı da aranacaktır. Söz konusu satış hasılatına bakılırken bir kooperatif veya kooperatif birliğinin paylarının çoğunluğuna sahip olduğu ortaklıkların ayrı ayrı veya ortaklıkların tamamı bakımından durumuna bakılacaktır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçesi okunan önergenin oylamasından önce de karar yeter sayısı talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Peki efendim, yerine getireceğiz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Elektronik oylama istiyoruz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – 106 kişi var.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Elektronik oylama istiyoruz.

BAŞKAN – Elektronik oylamayla yapalım, kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık var.

Pusula veren sayın milletvekilleri ayrılmasınlar Genel Kuruldan lütfen.

Üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.24

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 109’uncu maddesi üzerinde Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve üç dakika süre veriyorum.

Buyurun, süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.43

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 109’uncu maddesi üzerinde Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve arkadaşlarının önergesinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı elektronik cihazla yapacağız…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerek yok Başkanım, çok açık seçik var.

BAŞKAN – Beş dakika süre veriyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, çok açık şekilde karar yeter sayısının var olduğu görülüyor.

BAŞKAN – Ama siz de ikna olun da problem olmasın diye.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, çok açık var yani göz var izan var.

BAŞKAN – Olsun, olsun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne gerek var ya? Allah Allah!

BAŞKAN – Problem olmasın.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Önerge kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde, Hükûmet yerinde.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

110’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, aykırı önergeden itibaren okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 110’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                 Mehmet Ali Aslan                                        Feleknas Uca                         Mahmut Celadet Gaydalı

                                         Batman                                                   Diyarbakır                                                     Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı konuşacak.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 110’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de AKP iktidarları döneminde çıkarılan her yasa, her çalışma ve her söylem sermayenin çıkarlarını korumuştur. Meralar, tarım alanları, yaylalar sermayeye peşkeş çekilmiştir. İşçinin, emekçinin hakkını savunmak yerine en temel haklarını ellerinden alarak grevi bile demokratik bir direniş olarak, hak olarak değil, sermaye sahibine saldırı olarak gördünüz. Sermayeyi bu kadar zengin etmeye çalışırken oluşan her ekonomik kaybın faturasını fakirin, fukaranın omuzlarına yüklediniz. Sizlerin yaptığı her mega proje halka yüklenen bir mega vergi hâline dönüştü. Holdinglerin, şirketlerin vergisini sıfırlayan Hükûmet, oluşan vergi açığını halktan dolaylı vergilerle kapatmaya çalışıyor. Halk artık geçinemeyecek duruma geldi.

Bakın, TÜİK verilerine göre, sabit gelirlilerin yılbaşına göre dokuz ayda alım gücü yüzde 10 düştü. Emekçilerin satın alma gücü enflasyon nedeniyle hızla eriyor. Ekonomik sorunun temel nedeni devletin obez yapısıdır. Bir yandan, “İtibarda tasarruf olmaz.” diyerek devletin bütün kademelerindeki harcamaları meşrulaştırıp diğer yandan, toplumun ekmeğindeki gramajı israf olarak değerlendiriyorsanız burada ciddi anlamda problemler var demektir.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede ekonominin yanında demokrasi alanında da bir garabet yaşanmaktadır. AKP iktidarı aynı ülkede doğu ve batı demokrasisi diye iki farklı yaklaşım sergilemiştir. İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde belediye meclisi kendi başkanını seçerken kayyum illerinde bunu bir hak olarak görmemektedir. Birçok il kayyuma teslim edilmiş, toplum kayyum insafına terk edilmiştir. Batı demokrasisinde yasalar esas alınırken doğu demokrasisinde saray esas alınmıştır. Belediye binalarının önü küçük karakollara çevrilmiş, halka hizmetle yükümlü alanlar âdeta askerî bir sığınak olmuştur. Kayyumların meşruluğunu korumak adına masum birçok belediye başkanını cezaevlerine attınız. Hepsinin dosyası fotokopiyle çoğaltılmış gibi "gizli tanık” ibareleriyle dolu. Ekonomik hiçbir usulsüzlük bulamadığınız, haklarında hiçbir suç üretemediğiniz başkanlarımız OHAL gücüyle tasfiye edildi. Yetmedi, ailesinde memur varsa KHK'lerle ihraç edildi. Cezaevine gönderilen belediye başkaları F tipi hücrelerde tutuldu. Yine, OHAL yetkisiyle anne, baba, eş, çocuk ve kardeş dışında aileden kimseyle görüşmesine izin verilmedi. Hatta, ailelerinden uzak illere gönderilerek aileleriyle bile görüşmeleri engellendi.

Sizlerin atadığı kayyumların ilk hedefi, bugün hâlâ meşruluğu tartışmalı olan referanduma yönelik devlet gücünü kullanarak “hayır” diyenleri tehdit etmek oldu. Adilcevaz Belediyesi AKP'nin olduğu için kayyum atanmadı ama kaymakamı bir kayyum gibi hizmet verdi. Köy muhtarlarını çağıran kaymakam “hayır” çıkarsa ellerinden mühürlerini alacağını söylemişti. Ben bunu sekiz ay önce İçişleri Bakanına sordum. Ben bu önergeyi verdiğimde muhtarlar hâlâ görevdeydi. Muhtarlar bugün kaymakam tarafından görevden alındı, İçişleri Bakanı lütfedip bir cevap dahi vermedi. Toplum iradesinin sizlere ne ifade ettiği de bu uygulamalarınızla açık bir şekilde görülmektedir.

Hani sizin daha önce bir çağrınız vardı ya "Çok hevesliysen çıkar cübbeni, siyasete soyun.” diyordunuz. Bu kayyum belediye başkanlarına da çağrım, kendinize çok güveniyor ve kendinizi çok başarılı buluyorsanız ilk seçimde aday olun, yapılacak adil bir seçimle halk sizi sıfırlamasını bilir.

Değerli milletvekilleri, Mısır'da Sanae Al-Beltage adında bir kadının kocası rejim güçleri tarafından El-Akrab hapishanesine atılmış, 17 yaşındaki kızları keskin nişancılar tarafından öldürücü bir darbe almış, 4 oğlu da hapse atılmış, doktor olan kocasının hastane ve mal varlığına el konulmuş. Adalet arıyor ve bizlerin adalet için sesimizi yükseltmemizi bekliyor. Zannedersem bu yazı hepinize gelmiştir, kısaca değineceğim: “Merhamet masum bir duygudur, sadece temiz kalplere misafir olur.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 110’uncu maddesinde geçen “eklenmiştir” ifadesinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Bihlun Tamaylıgil                                       Bülent Kuşoğlu                                       Lale Karabıyık

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                       Bursa

                                 Mehmet Bekaroğlu                                       Burcu Köksal                                              Musa Çam

                                         İstanbul                                               Afyonkarahisar                                                 İzmir

BAŞKAN –Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal konuşacak.

Buyurun Sayın Köksal. (HDP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine akçeli işler söz konusu olunca hazırlanan torba yasayla karşı karşıyayız ama bu torba yasalar vatandaşın mağduriyeti, vatandaşın haklı talepleri söz konusu olunca nedense işlemiyor. Örneğin ilkokul, ortaokul veya ilköğretim mezunu şehit yakınları son derece haklı olan bir taleplerini dile getirmişlerdi. Bunlar hizmetli olmak yerine memur olarak atanmak istiyorlardı ama ne yazık ki torba yasada yerlerini bulamadılar.

Özelleştirme mağduru 4/C’lilere defalarca kadro sözü verildiği hâlde torbada onlara da yer verilmedi. 2015 toplu sözleşmesinde 4/C’lilere kadro çalışması kararı alındı. Süresi 31/12/2017 tarihinde biteceği hâlde hâlâ daha bunlara ilişkin hiçbir adım atılmadı, umurunuzda da değil gözüküyor.

Seçim meydanlarında “Kadro vereceğiz.” dediğiniz taşeron işçilere de torba yasada yer verilmedi. Kamuda çalışan tüm taşeron işçilere kadro sözü verdiğiniz hâlde ne yazık ki torba yasada yer vermediniz.

Emeklilikte yaşa takılanlar, bunlar da yok torba yasada. Hâlbuki o kadar haklı ve yerinde talepleri var ki birçoğu mağdur olmuş, geçim sıkıntısı çekiyor. Devlet genç olduğu için emekli etmiyor, öte yandan özel sektör “Siz yaşlısınız.” diye iş vermiyor ama siz de bunların seslerine kulaklarınızı tıkamış durumdasınız. Yaklaşık bir yıl önce onlarla ilgili bir yasa teklifi verdim. Buradan sesleniyorum: Gelin, hep birlikte Genel Kurulda bu yasa teklifini kabul edelim ve onların mağduriyetlerini bitirelim.

Türkiye’de son beş yılda yaklaşık 5 bin Suriyeli şirket kurulmuş. Kayıt dışı faaliyet gösteren 10 binden fazla Suriyeli şirket var. Bunlar vergi vermiyorlar. Ama iş bizim yurttaşlarımıza gelince torba yasada onlara ekstra vergiler yüklemeyi biliyorsunuz. Ama kayıt dışı şirketlerle ilgili hiçbir şey yapmıyorsunuz.

Bakın, 24 Kasım -yani yarın çünkü bugün itibarıyla saat on ikiyi geçtiği için 23 Kasımdayız- Öğretmenler Günü. Ama torba yasada maalesef öğretmenlerin sıkıntılarını çözecek hiçbir hüküm yok; bilakis bugüne kadar yaptığınız düzenlemelerle öğretmenleri kadrolu, ücretli, sözleşmeli gibi kategorilere ayırdınız. Arkadaşlar, öğretmen öğretmendir. Öğretmeni ücretliydi, sözleşmeliydi, kadroluydu, şuydu buydu diye ayırmaktan vazgeçin.

Bir de tabii atanamayan öğretmenler var. Yıllarca eğitim görüp üniversitelerde dirsek çürütüp çok istediği, sevdiği mesleğini yapamayan öğretmenler. Onların sıkıntılarını bu Mecliste defalarca dile getirdiğimiz hâlde “Atamalarını yapın, onları öğretmenlik hayaline kavuşturun.” dediğimiz hâlde onlarla ilgili de hiçbir adım atmıyorsunuz ve birçok atama bekleyen öğretmen adayı maalesef bu ülkede canına kıyıyor arkadaşlar.

Rehber öğretmenler, bunlar gerçekten son derece önemli eğitim isteminde. Neden? Çünkü çocuklara psikolojik danışmanlık yapıyorlar. Özellikle, istismar gibi çocuğa karşı işlenen suçların tespitinde, çocukların okul başarılarında, psikolojik durumlarının değerlendirilmelerinde son derece etkin bir role sahipler. Fakat yeni bir yönetmelik getirdiniz, bu yönetmelikle rehber öğretmenlerin rehber öğretmenlik dışında… Yani hatta öğretmenlik mezunu olması şartını bile kaldırıyorsunuz, herhangi bir lisans mezunu rehber öğretmen olarak atanabilecek. Düşünebiliyor musunuz, çocukların psikolojisiyle ilgilenen bir alanda herhangi bir lisans mezunu görev yapabilecek ve yine getirdiğiniz bu yönetmeliğe göre rehber öğretmenler kendi uzmanlık alanları dışında örneğin, sınav gibi ya da nöbet gibi, büro işleri gibi kendi alanlarıyla ilgili olmayan konularda çalıştırılabilecek.

Allah aşkına, siz ne yapıyorsunuz ya? Eğitim sistemiyle o kadar çok oynuyorsunuz, ülkenin temeline dinamit koyuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Lütfen Sayın Başkan, sözlerimi bitireceğim, sadece bir dakika ek süre istiyorum.

BAŞKAN – Bakın, size bir dakika ek süre veriyorum ama bundan sonraki konuşmacılar lütfen süresi içinde konuşmalarını bitirsinler; ek süre verme taraftarı değilim.

Buyurun.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öğretmenler çok önemli, gerçekten. Mustafa Kemal Atatürk, büyük önderimiz “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.” diyor ama siz bundan bile ders çıkarmamışsınız çünkü öğretmenler şu anda bu ülkede hak ettikleri gibi yaşayamıyorlar. Bir kere, size yandaş olan bir sendikaya, belli bir sendikaya üye olmayan öğretmenler maalesef arkadaşlar, istedikleri gibi istedikleri göreve getirilmiyorlar.

“Millî” her yerde olduğu gibi millî eğitimde de maalesef liyakati kaldırdınız. Ben buradan şunu söylüyorum, hani “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenler” ya, 2019 seçimlerinde de öğretmenler sayesinde bu ülkede sizin iktidarınızdan kurtulacağız.

Herkese saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok kısa bir izahatta bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın milletvekilimizin konuşmasıyla ilintisiz olarak, gün içinde veya daha önce de grubumuza mensup milletvekilleri kürsüden “Siz kırdınız döktünüz, incittiniz, mahvettiniz, hayal kırıklığı yarattınız.” vesaire ithamlarda bulunuyorlar. Kürsü, tabii, AK PARTİ Grubuna dönük olduğu için, buradaki “siz”den anlaşılması gereken AK PARTİ’nin sayın milletvekilleri değildir -öyle anlarlarsa diye söylüyorum- buradaki “siz”den kasıt Hükûmettir.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 110’uncu maddesinde geçen “kurulabilmesi” ibaresinin “kurulması” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mustafa Kalaycı                                         Erkan Haberal                                  Fahrettin Oğuz Tor

                                          Konya                                                      Ankara                                           Kahramanmaraş

                                       Zihni Açba                                      Ahmet Selim Yurdakul                                  Mehmet Günal

                                         Sakarya                                                     Antalya                                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal konuşacak.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu saatte konuşulanlar böyle suya yazılır gibi geliyor ama yine… (AK PARTİ sıralarından “Tutanaklara geçiyor.” sesi)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – O zaman konuşmayın.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tutanaklara geçiyor tabii, doğru söylüyorsunuz, bravo, okuyan olursa tutanaklara geçiyor. Okuyan arkadaşlarımız var gerçi; Sayın Aşkın Bak burada, o yine “torba kanun” deyince “Okudum ben Hocam.” diye geldi az önce.

Yine bir torba kanun yapıyoruz. Kalınlığını da şöyle, tekrar, okuyan arkadaşlara göstereyim. Maalesef bu kötü alışkanlıklar devam ediyor ama Sayın Başkana da buradan sitemlerimizi iletiyoruz az önceki uygulamadan dolayı. Ben, açıkçası, bir süredir yoğunluk nedeniyle… Bazı şeylerde geliyorum ama, bütçeye de geldim. Yine kötü alışkanlıklar sanki zuhur etmeye başlıyor gibi geldi. Yani, saydığımız zaman olmadığını gördük. Bunların olmamasını temenni ediyoruz. Burada sataşma için söylemiyorum ama on yıldır hep beraber olduğumuz arkadaşların tutumlarını biliyoruz. Burada gereksiz tartışma yaratmak ve usule ilişkin şeylerle vakit geçirmek doğru değil. O nezaheti bozmadan devam etmemizde fayda var diyorum.

Bu maddede, değerli arkadaşlar, kitle fonlama platformları kuruluyor ve bununla ilgili de elektronik ortamda kurulan bu fonlar diğer bazı düzenlemelere tabi değil. Tabii, bu söylediğim şey “Borsalar, piyasa işleticileri ve teşkilatlanmış diğer pazar yerleriyle ilgili hükümlere tabi değildir.” diyor. Arkadaşlarımızın geniş bir şekilde Komisyon sonrası muhalefet şerhinde de belirttikleri gibi bu gibi düzenlemelerin esaslarının kanunla belirtilmesi gerekir. “Niye?” diye sorarsanız…

Arkadaşlar herhâlde yoklama derdine düştüler gibi, okuyanlar var ama dinleyenler yok herhâlde.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Dinliyoruz, dinliyoruz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yok, Ramazan biraz karıştırdı. Yoklama için sorun yok, daha vakit var.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede Kombassan, Yimpaş olaylarını yaşadık. Para toplayanların nelere yol açtığını biliyoruz. Dolayısıyla burada elektronik ortamda da olsa sadece kuruldan izin almanın dışında bir şey yok. “Efendim, düzenleyecek.” Bunların kanunla düzenlenmesi lazım. Arkadan gelen maddede sadece “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna iletilsin, web sitesi kapatılsın.” diyor. Peki, bunun başka cezası ne olacak? “Genel hükümlere tabi.” Şimdi, genel hükümler ayrı bir şey. Burada insanlara güven esasına dayalı olarak belli bir yatırım projesini de ortaya koysak para toplama söz konusu. Ee, ne yapacağız? O suistimali önlemek için bu düzenlemelerin burada yer alması gerekiyor, nasıl ki diğer şirketlerle ilgili, diğer finansal kuruluşlarla ilgili yapıyoruz. Bir taraftan bir düzenleme yapıyoruz, faktöring şirketlerini -az önce Sayın Usta konuştu burada, arkadaşlar önerge verdiler- dışarıda bırakıyoruz, öbür taraftan başka bir kurum kuruyoruz, onların düzenlemelerini de “Biz sonra SPK’da yapacağız.” diyoruz. Yani suistimalleri önlemek için bunun esaslarının, usullerinin, temel şartlarının kanunda belirlenmesi gerekiyor. Dolayısıyla mali piyasalarda istikrarın sağlanması, güvenin sağlanması, yatırımcı güveninin sağlanması ancak doğru düzenlemelerle olur. Tabii birçok kurum, birçok kurul bunlarla ilgili düzenleme yapıyor. İşte SPK ayrı, BDDK ayrı, diğer şeyler… Şimdi Finansal Kuruluşlar Birliği kurduk -demin dediğim gibi- leasing, forfaiting, faktöring kurduk ama farklı yere gidiyor. Dolayısıyla bir yeknesaklık sağlanması lazım. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu piyasalardaki düzenlemelerin bir elden yürütülmesi için -seçim beyannamelerimizde de vardır- bir mali piyasalar üst kurulu, bir tane kurul olsun, bunun içerisinde düzenleme daireleri olsun dedik. Birçok da koordinasyon kurulu var ve bunların da tek bir mali piyasalar yüksek kurulu olarak düzenlenmesi ve bu piyasalarda da kontrolün sağlanması gerekir. Niye dedik? Güven esasına dayalı. En küçük bir şey olduğu zaman o piyasalardan fon çekilmesi oluyor. Türkiye gibi de açığı olan, pozisyon açığı olan, dış açığı olan bir ülkede de bunların çekilmesi için bu piyasalarda güvenin tesis edilmesi gerekiyor. Bu kapsamda, bu çalışmaların gözden geçirilmesi ve bu verilen önergelerle aslında aceleye getirilmeden düzenlemenin içine esasların, usullerin konulması gerekiyordu, maalesef, şimdi yine geniş bir şekilde tebliğlerle, yönetmeliklerle düzenlenecek. Sonra ne oluyor? Onun bir tanesini Danıştay iptal ediyor, yönetmeliği, geliyoruz yeniden kanunla düzeltmeye kalkıyoruz. Onlarca defa bunu gördük. Onun için bu düzeltmelerin yapılması gerekir diyorum.

Tekrar hepinize hayırlı geceler diliyorum. Başkanı da yormadan, dakika uzatımı istemeden de bitirmiş oluyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 111’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 111'inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                 Mehmet Ali Aslan                                        Feleknas Uca                                        Behçet Yıldırım

                                         Batman                                                   Diyarbakır                                                 Adıyaman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Erhan Usta                                               Baki Şimşek                                         Mehmet Parsak

                                         Samsun                                                      Mersin                                             Afyonkarahisar

                        Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                              Mehmet Günal                                    Mehmet Erdoğan

                                           Hatay                                                      Antalya                                                      Muğla

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, bu 120 maddelik torba yasanın en önemlisi yine Adıyaman, Adıyaman’ın da tütünü. Yine tütün, tütün, tütün diyerek sözlerime başlayacağım.

Tütün yasaklamaları tarım politikasından bağımsız değerlendirilemez. Üretmeyen tüketen ülkeyi dışarıya bir pazar hâline getiriyoruz. Nasıl et ithalatı varsa, saman ithal eden bir ülkeye dönüştüysek, aynı şekilde tütün ithal eden bir ülke olacağız. Ancak kendi tütünümüzün doğallığında oluşmuş marka değeri ve pazarını bitirmeye çalışıyoruz. Sarmalık kıyılmış tütüne yasal güvence getirilmeden atılacak her adım, her an tütün üretimini bitirme noktasına getirebilir. Yasal güvence de düşük vergi ve teşvik politikalarıyla olur. Yoksa “Alın kooperatif kurun, tütününüzü buradan satın, ben sizden yüzde 83 vergi alırım.” derseniz, makarona da çok fahiş vergiler getirirseniz, bunun adı yasal güvence değil, yasal engelleme olur.

Pratikte olanı ben buradan tekrar izah edeyim size. Sarmalık kıyılmış tütünün şu anda oluşmuş bir piyasası var. Yasal bir durum, yasal bir güvence yaratamazsak, sadece geleceği belirsiz kooperatif seçenekleriyle değerlendirirsek tütün üretimi zamanla yok olacaktır. Adıyaman daha da yoksullaşacak, daha da ırgatlaşacaktır. Bu duruma halk, haklı olarak tepki gösterdi. Tasarının ilk hâline çok tepki oldu. Adıyaman’da yürüyüşler oldu. Her kesimden, her görüşten insanlar beraber hareket etti. Tasarı, ilk hâli biraz makyajlanarak tekrar Meclis gündemine geldi. Şimdi, bu, yarın öbür gün Mecliste oylanıp yürürlüğe girecek. İktidar yine buna bir kılıf uyduracak. Yok kooperatifle, yok “Kayıt altına alacağız.” yok “Yeni teknolojiyle biz tütünün önünü açıyoruz.” diyecekler, bunlar külliyen yalan. Artık halk da buna inanmıyor. Yarın öbür gün bu cezaları biraz erteleyebilirler. İşte, olası bir erken seçim veya yerel seçimden dolayı bu cezaları biraz erteleyebilirler ama bu seçimler gündemde olmasa tamamen yasaklanacak.

Uluslararası güçler, tütün baronları iktidara baskı yaparak istediklerini yaptırıyorlar. Adıyaman tütün yasaklarıyla mağdur olacak. Bu durumu kavrayan halkımız 24 Kasım 2017 tarihinde -yani yarın diyelim artık, 23’ündeyiz- demokratik tepkilerini dile getirmek için bir araya gelip basın açıklaması yapmayı planlarken Adıyaman Valiliği hemen “Otuz gün süreyle tüm toplantı, gösteri, yürüyüş ve basın açıklaması yapılmasına izin verilmeyecektir." şeklinde bir yazılı açıklama yapmıştır.

Halkımızın ekmeğini elinden alın, malına göz koyun, sonra da “Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerini korumak amacıyla...” deyip halkın demokratik tepkilerini ortaya koymalarını engellemeye yönelik bir yasak getirin. Adıyaman Valiliğinin yaptığı da tam budur.

Az önce bir haber aldım, Adıyaman basınına düşmüştü; sosyal medyada bu yürüyüşe davet yapan 2 kişi gözaltına alınmış. İşte demokrasi anlayışınız bu. Adıyaman’ın can damarını yasaklıyor... Halk demokratik tepkisini dile getirecek, onu da şimdiden yasaklıyorsunuz. Bu durumu ben buradan kınıyorum. Bırakın halk demokratik tepkisini barışçıl bir şekilde haykırsın. Niye korkuyorsunuz? Kimden korkuyorsunuz? Adıyaman halkıyla birlikte tüm kesimler, valilik dâhil resmî kurumlar, tüm siyasi partiler birlikte hareket ederse kime ne zararı olur? Kazanan Adıyaman olur. Valiliğin bu tutumundan dolayı ben de yarın Adıyaman’a gidiyorum, bu basın açıklamasına gideceğim, coplanma pahasına, gazlanma pahasına bu yürüyüşü destekleyeceğim, bu olaya sahip çıkacağım.

Bir de aynı şekilde tarımla ilgili... Adıyaman, biliyorsunuz, tarım kenti ama yanı başımızdaki devasa baraj gölünden yararlanamıyoruz. Bu gölü besleyen, baraj gölüne 2-3 kilometre uzaklıktaki bir yere, Adıyaman'ın Kâhta Çayı üzerine kurulması planlanan bir HES var. BU HES’e civar köylerin hepsi karşı çıktı, olay mahkemeye intikal etti, “Bilirkişi gelecek." dendi. Daha bilirkişi raporu tamamlanmadan oradaki firma, iktidara güvenen firma gitmiş, orada yine çalışmalar yapmış. Halk buna tepki gösterince olaylar olmuş. İki üç kişi gözaltına alınmış, bunlardan biri de muhtar. Yöre halkı bu barajın yapılmasına karşı çıkıyor; dava yoluyla, basın açıklamasıyla iradesini ortaya koyuyor. Bu nedenle, Kâhta Çayı üzerinde yapılması düşünülen bu HES’ten yöre halkının hassasiyeti gözetilerek, vazgeçilmeli diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacak.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 111’inci maddesi üzerine verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şimdi, bugün -aslında dün- gündüz vakitlerinde yolsuzlukla ilgili grup önerisi üzerinde konuşurken şunu ifade etmiştik: Malum, Türkiye’nin son üç yılda bu Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yaptığı Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 22 basamak kötüleştiğini söylemiştik. Ülkede yolsuzluğa neden olan hususlardan bir tanesinin rant olduğunu söyledik ama nedenlerini bir miktar belki açıklamak gerekecektir veya nasıl geliştiğini.

Şimdi, kabaca, bir ekonomide rant -bunun bir sürü çeşitleri var belki ama- burada konuştuğumuz rant iki şekilde oluşuyor; bunlardan bir tanesi, imar düzenlemeleri yoluyla. Yani, işte, bir arsayı, araziyi alıyorsunuz, oranın imarıyla ilgili, emsaliyle ilgili birtakım değişiklikler yapılıyor ve orada ciddi bir rant oluşuyor, birincisi bu.

İkincisi de bir yere -bu, eski bir yerleşim merkezi olabilir veya yeni bir yerleşim yeri yerleşime açılıyor- oraya ciddi bir kamu hizmeti götürülüyor. Ne yapıyorsunuz? Diyelim ki üçüncü havalimanını yapacaksınız. Orada bir kısım insanlar arsaları, arazileri topluyor. Orada arsa fiyatları astronomik bir şekilde artıyor, burada böyle bir rant oluşuyor. “Rant oluşsun, fena mı?” denilebilir. Fakat, tabii, bu rant oluşumunun ekonomide, sosyal hayatta birtakım etkileri oluşuyor. Şimdi, bizim sistemimizde, burada oluşan rantın vergilendirilmesine yönelik bir şey var mı? Yok. Şöyle bir örnek verelim: Yani, sizin kapınızın önüne belediye bir kaldırım yapsa, oraya bir asfalt dökse, bir şey yapsa “harcamalara katılma payı” adı altında -ki bununla da karşılaştık, kameralara da yansımış bir kısım olaylar oldu, bir kısım “harcamalara katılma payı” adı altında çok yüksek miktarlar talep edildi- sizden para talep edebiliyor. Ancak, 100 dönüm araziniz var, orada ciddi bir kamu yatırımı yapılıyor, orada oluşan şerefiyeden veya oluşan değerden devlet hiçbir şey alamıyor, hukuken bunu alma imkânı yok. Veya, az önceki imar rantı şeklindeki bir durumda yani emsali 1’den 5’e çıkarıyorsunuz, diyelim ki 100 daire yerine 500 daireye çıkıyor, ancak hukuki olarak oradan devletin bir şey alma imkânı yok; ne belediye alabiliyor ne de merkezî yönetim alabiliyor. Dünyada nasıl? Dünyanın birçok ülkesinde burada oluşan rantlar vergilendiriliyor. Şimdi, bu vergilendirilmediği zaman ekonomide ciddi sorunlara yol açıyor. Yani, şunu da söyleyeyim: Aslında bu aksaklığı Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti gördü ve Onuncu Kalkınma Planının -Arkadaşlar Onuncu Kalkınma Planını açın, okuyun- birçok bileşeninde, hem öncelikli dönüşüm programında hem de politikalarında ekonomide bu şekilde oluşan rantın vergilendirilmesine yönelik tedbirler vardır. Dönemin Sayın Başbakanı 2 defa bu konuyla ilgili basın toplantısı yapmıştır “Bu vergilendirmeyi getireceğiz.” şeklinde fakat bu bir türlü yapılamıyor.

Şimdi, bir iktisatçı olarak… Yani, kentleşme açısından ciddi sorunlara yol açıyor. Ne oluyor? Altyapı yok. Yani, şu Çukurambar’ı bir düşünelim, yeni bir yerleşim yeri. Oradaki emsallerin yüksekliği… Şu anda trafik tıkalı zaten Çukurambar’da, daha yeni yerleşim yerlerinden. Yani, dünyada şehirler böyle yapılmıyor. İşte, İstanbul’a bakın, silueti bozuyorsunuz, şehirler betonlaşıyor çünkü bunun önünü almak mümkün değil. Yani, 1 emsali 5 emsale çıkardığınız zaman orada ona ilişkin bir altyapı olmadığı hâlde bir sürü işlem yapılıyor.

Şimdi, iktisadi açıdan neye yol açıyor? Bir defa, kaynakların etkin olmayan dağılımına yol açıyor. Bakın, Türkiye'nin en büyük elektronikçisi, AR-GE yapması gereken, yüksek teknoloji üretmesi gereken firmaları gidiyor konut inşa ediyor, AVM inşa ediyor. Böyle olursa kim yapacak AR-GE’yi, kim elektronikte üretim yapacak? 500 sanayi firmamızın, 500 büyük sanayi firmasının sadece 12 tanesi yüksek teknolojili ürün üretiyor arkadaşlar; Türkiye'nin en büyük 500’ünde sadece 12 firma yüksek teknolojili ürün üretiyor. Dolayısıyla “Ya, varsın olsun, ne olacak? İşte, inşaatlarımız var, binalarımız var.” diyemeyiz. Bu rantın vergilendirilmesi lazım. Bu rantı vergilendirmediğimiz sürece kaynak tahsisindeki bu çarpıklığa dur deme imkânımız yok. Cari açık da bundan oluşuyor, ekonomideki ısınmanın, makroekonomik dengelerdeki bozulmanın temelinde de bu var. Buradaki detayları, yolsuzluğa yol açma kısmını da ayrıca ifade edeceğim, onları da ilerleyen maddelerde izah etmeye çalışacağım.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var, var Sayın Başkanım. Elektronik yapın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Yok, yok.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olmaz böyle şey ya! Böyle bir şey olamaz ya! Nerede var ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Geliyor, görmüyor musun?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen görmüyor musun? Geleni bırak.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sakin olun lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen dışarıdan gelip karar yeter sayısı istiyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Buradan istedim ben.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Yok Başkanım, yok.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Karar yeter sayısı var.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Allah aşkına, şuna bak, 65 kişi var!

BAŞKAN – Sakin olun lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Böyle bir yetki kullanamazsınız Sayın Başkan, orayı keyfî yönetemezsiniz.

BAŞKAN – Ben burayı keyfî yönetmiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de keyfî, geleyim, burada konuşayım.

BAŞKAN – E, gelin yanıma, buradan bakın bakalım, var mı karar yeter sayısı, yok mu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen İç Tüzük’ü işgal edersen, ben de gelir burada konuşurum. Olmaz ya!

ŞAHİN TİN (Denizli) – Niye provoke ediyorsun sen?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, siz devam edin.

BAŞKAN – Sayın Altay, gelin buraya, gelin, beraber bakalım, var mı karar yeter sayısı, yok mu. Haydi, gelin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – E, şimdi zaten önemli olan. Dışarıdan geliyorsun, karar yeter sayısı arıyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hakikaten ayıp ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, sayın milletvekilleri, ben diyorum ki -siz de şahitsiniz- burada karar yeter sayısı yok.

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen yerinize oturur musunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen Genel Kurulun vaktini boşa harcamasına müsaade etmeyin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Neye göre beni yerime çağırıyorsunuz? İç Tüzük’e göre.

BAŞKAN – Çünkü sizi buraya davet etmedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İç Tüzük’e göre ben şimdi bir yanlış yapıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

Siz de İç Tüzük’e göre bir yanlış yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Yanlış yapmıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var mı, yok mu karar yeter sayısı?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yarısı yok.

BAŞKAN – Buyurun, geçin yerinize.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Geçmiyorum.

BAŞKAN - Yerinize geçin lütfen Sayın Altay, ne yapıyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Siz keyfî iş yaparsanız ben de yaparım.

BAŞKAN – E, geçmiyorsanız ben de beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.54

ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

111’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 111'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Bihlun Tamaylıgil                                    Mehmet Bekaroğlu                                    Bülent Kuşoğlu

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                     Ankara

                                     Erkan Aydın                                               Musa Çam                                           Lale Karabıyık

                                           Bursa                                                         İzmir                                                        Bursa

MADDE 111- 6362 sayılı Kanunun 99 uncu maddesinde yer alan dördüncü fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(4) Kuruldan izin alınmaksızın kitle fonlama platformları aracılığıyla halktan para toplandığına veya Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik olarak internet aracılığıyla yurtdışında kaldıraçlı işlem ve kaldıraçlı işlemlerle aynı hükümlere tabi olduğu belirlenen türev araç işlemleri yaptırıldığına ilişkin bilgi edinilmesi halinde, Kurulun başvurusu üzerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ilgili internet sitesine erişimi engeller. "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gecenin bu saatinde 502 sıra sayılı Tasarı’nın 111’inci maddesi üzerine verdiğimiz önerge için söz almış bulunmaktayım.

Tabii, bu saatte, sağ olsun, grup başkan vekilimiz biraz hareketlendirdi, hem de iktidar partisi de buraya gelmiş. (AK PARTİ sıralarından “Görevi. Görevini yapıyor.” sesi) Görevini çok iyi yapıyor. 200 kişi yok bakıyorum burada. Sağ olsun, biz de onlarla birlikte mücadeleye devam ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sizde kaç kişi var?

ERKAN AYDIN (Devamla) – Şimdi, ben size söyleyeyim…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın milletvekilleri…

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bakın, ne güzel, herkesin biraz daha maddeye ilgisini çekmek için bu işte güzel bir yöntem oldu.

Bu 111’inci madde ne diyor? Kitle fonlaması… Nedir bu efendim? Muhtemelen okumadınız, ben size okuyayım, hem bilginiz olsun, madem bu saatte buradasınız. Diyor ki: “Girişimcilerin bir fikri hayata geçirmesi ya da bağış alması için internet üzerinden çok sayıda kişiden fon çağrısı yapması kitle fonlaması olarak niteleniyor.” Nereden çıkmış bu? 2008 krizinde Amerika’da, işte Avrupa’da bakmışlar para toplayamıyorlar, böyle bir yöntem icat etmişler; 2015 yılında da 5 milyar dolar gibi bir para bu yöntemle toplanmış. Yani bildiğiniz bağış toplamanın başka bir modelini elin oğlu icat etmiş, kullanmış, sağ olun sizler de herhâlde “Bizde de bu işler olur.” demişsiniz, kopyala-yapıştır bir kanun tasarısı olarak torbaya atmışsınız. Ama bu işler öyle oluyor mu, bir bakalım.

Şimdi, bunları yapabilmek için öncelikle bunların bir riskine bakmak lazım. Bizim memlekette hepimizin bildiği saadet zincirleri, Jet Fadıllar, yurt dışında kurulan, dini sömürerek saadet zincirleriyle toplanan paralarla holdingler oluşturulduğu ve bu şekilde nerelere gittiği belli olmayan bir sürü yapı olmuş. Eğer burada gerekli önlemler alınmazsa buradan internet üzerinden toplanan paralarla yeni Jet Fadıllar, Banker Kastelliler ortaya çıkabilir. O yüzden de bunların hukuki olarak açıklarının iyi kapatılması gerekiyor. Kapatılmazsa gene bir sürü mağdurlar, gene bir torbaya yasa, hadi bakalım bu mağdurları -işte İhlas mağdurları gibi- nasıl engelleyebiliriz… Bu, işin yasal boyutu.

Şimdi, SPK da diyor ki: “İzinsiz internet sitesi yaparsa buna el koyarız. BTK de bunları kapatır.” Bunlar güzel.

Peki, fiiliyatta ya da gerçek hayatta nasıl oluyor? Yapılan bir değerlendirmede, insan kaynaklarında Türkiye, 47 ülke arasında sondan 5’inci. Yani bunları yapacak kaynağınız yok. Eğitim ortada. Siz “İnternetten bir şey icat edelim.” diyorsunuz ama bunu yapacak genç yetiştiremiyorsunuz. Arada çıkan az uz beyinler de beyin göçü olarak Amerika’ya, Avrupa’ya gidiyor. Bu sistemle, eğitimin olmadığı bir modelle, OHAL’in hüküm sürdüğü, hukukun olmadığı, demokrasinin olmadığı bir ortamda istediğiniz kadar torbaya yasa atın, istediğiniz kadar madde koyun, sonuç nafile olacaktır. Bunları gördük, bu filmleri.

O yüzden bu yasaları yaparken gelin öncelikle, o ülkemizdeki bu inovasyon yapabilecek, düşünebilecek, üretebilecek, sorgulayabilecek çocuklar, gençler yetiştirelim. O gençler, eminim ben, bundan çok daha iyisini yapabilecek kapasiteye sahip. Türk milleti zekidir, çalışkandır ama bu eğitim sistemiyle o zeki çocuklar, o çalışkan beyinler, maalesef, sizlerin sayesinde, her gelen Millî Eğitim Bakanının, bir önceki bakanı kötülemesi sayesinde yapboz tahtasına dönen TEOG’larla, SBS’lerle, SMS’lerle, ismini karıştırdığım sistemlerle gidip şu fonlama, kitle fonlaması, internet üzerinden para toplama gibi modellerle para toplayabileceğinizi umuyorsanız, şimdiden söyleyeyim, koca bir hayal kırıklığı olacaktır. O yüzden, öncelikle OHAL’in kaldırılması, eğitim sisteminin gerçekten araştırıcı, sorgulayıcı, düşündürücü bir sisteme dönmesi, hukukun tekrar egemen olması ve tam demokrasiye geçerek bunları yapmasak da bunlardan çok daha iyisini bizim gençlerimiz, bizim ülkemiz yaratabilir ve içine düşülen bu darboğazdan… Biliyoruz hazine tamtakır kuru bakır, para yok. O yüzden, türlü…

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Önerge neydi, önerge?

ERKAN AYDIN (Devamla) – İşte, önerge bu. Hazineye para toplama önergesi. O yüzden diyorum ki: Bunlarla uğraşmayın, gelin asıl sorunlarla uğraşın ki bu sorunlar da, bu tali sorunlar çözülsün diyorum.

Gecenin bu saatinde hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

112’nci maddede üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 112’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                 Mehmet Ali Aslan                                                                                                         Feleknas Uca

                                         Batman                                                                                                                    Diyarbakır

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan düzenleme ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Tasarının komisyona sevk edilen ilk hâlinde, elektrik piyasası ile çok sayıda değişiklik öngörülmekteydi. Yapılan tartışmalar sonrası bu maddelerin bir kısmı çıkarıldı, ancak 112 ve 113’üncü maddeler ile bu kanuna dair yeni maddeler ihdas edildi. Buradaki temel sorun, bu maddelere konu olan düzenlemelerin Plan ve Bütçe Komisyonu ihtisas alanına girmediği hâlde, apar topar o komisyondan geçirilmesi durumudur. Torba tasarıların en temelde yarattığı sorun, ilgili ihtisas komisyonlarında görüşülmeyen düzenlemelerin, çoğunluk tahakkümü nedeniyle geçirilmesi ancak uygulamada bu düzenlemelerin çok sayıda problem yarattığı gerçeğidir. Dolayısıyla, bu düzenlemenin ilgili ihtisas komisyonunda görüşülmek üzere tasarıdan çıkarılmasını öngörmekteyiz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 112’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                      Bülent Kuşoğlu                                   Bihlun Tamaylıgil

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                     İstanbul

                                    Lale Karabıyık                                             Musa Çam                                              Haydar Akar

                                           Bursa                                                         İzmir                                                       Kocaeli

MADDE 112- 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 16’ncı maddesinin yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıda yer alan fıkra ilave edilmiş ve sonraki fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.

"(8) Elektrik dağıtım şirketlerinin denetimleri haricinde de genel aydınlatma kapsamında tespit edilen yanmayan, yerinde olmayan armatür ve/veya direklere ilişkin eksiklerin giderilmesine ilişkin süre verilir. Belirlenen sürelerde eksikliklerin giderilmemesi durumunun tespiti ile belirlenen her bir direk veya armatür için Bakanlığın Kurula bildirmesine müteakip Kurul tarafından beş yüz Türk Lirası idari para cezası verilir. Tespit edilen eksikliklerin giderilmesine ilişkin verilecek süreler ve eksikliklerin tespit esasları yönetmelikle belirlenir. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar konuşacak.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, dağıtım şirketlerinin genel aydınlatma üzerindeki eksikliklerinin giderilmesi, giderilmezse cezai bir durumla karşılaşmasıyla ilgili bir kanun teklifi bu. Tabii, kanun teklifi bu olunca elektrikten biraz bahsetmek gerekiyor.

Geçenlerde Maliye Bakanı buradayken kendisine sordum, bu kadar vergi topluyorsunuz, ne yapıyorsunuz bu vergileri dedim. Cari açık artmış, bütçe açığı dayanılmaz boyutlara gelmiş, dolar her gün artıyor. Bana “Yatırım yapıyoruz, sosyal yardımlar yapıyoruz. Halkın refahını artırmak için kullanıyoruz.” diye bir ifade kullandı. Şimdi, bir başka şey daha söyledi, “Bu vergilerin tümü 2002’den önce vardı. Biz yeni vergi getirmedik.” dedi. Ben hemen burada söyleyeyim yeni vergiyi: İletişim vergisi diye bir vergi vardı, geçici vergi. Deprem nedeniyle konulmuştu ve bu verginin süresi zannediyorsam bir üç yıl, depremdeki yaraları gidermek için konulmuştu. Sonra sizin Hükûmetinizde bu kalıcı hâle getirildi ve bugüne kadar iletişim vergisinden 54 milyar lira para topladınız, 54 milyar lira para topladınız. Bu da sizin ilave etmiş olduğunuz vergi. Yeni vergiler koymaya gerek yok, zaten her getirdiğiniz kanunda vergilere ilave yükler getiriyorsunuz vatandaşlara. Bu mevcut vergileri artırarak yaşamınızı sürdürüyorsunuz.

Hepimizin bildiği bir şey vardı yetiştirilirken gençlik çağımızda, vergi veren insanlara veya vergiyi teşvik etmek için “Bu vergiler yol, su, elektrik olarak size geri dönecek.” denirdi. Ben geçen günkü konuşmamda yolları, tünelleri konuştum. Kimler tarafından yapıldığını, nasıl yapıldığını, nasıl ödendiğini, hangi kredilerin alındığını söyledim. Şimdi biraz da elektriğe bakalım isterseniz.

Elektriğe baktığımızda, bakın, elektrik, üretim tesislerinde ortalama 7 kuruşa mal oluyor, 7 kuruşa, 2 cent veya 8 kuruş diyebiliriz, dolara 4 lira dersek 8 kuruşa diyebiliriz. 8 kuruşa mal olan elektriği dağıtım şirketlerine TEDAŞ 16 kuruşa veriyor arkadaşlar. Bunu verme gerekçesi, işte sizin yine yap-işlet-devret projeleriniz devreye giriyor. Doğal gazla garanti alım, elektrik alımı verilen bu garanti projeler nedeniyle 16 kuruşa çıkıyor elektrik otomatikman 7 kuruştan. 16 kuruşa dağıtım şirketine verilen elektrik, vatandaşın faturasına 21 kuruş olarak yansıyor. Sadece sade bedel, net bedeli 21 kuruş olarak yansıyor.

Şimdi, ben size bu 21 kuruş yansıyan elektriğin ilave bedellerle kaç lira olduğunu anlatmak istiyorum. 200 kilovat standart… Bunlar normal bir aile, ayda 200 kilovat elektrik yakıyor. Normal aile standardı bu. Elektrik ücreti 43 lira 23 kuruş tutuyor, 43 TL tutuyor. Hemen peşinden dağıtım bedeli geliyor: 23,72 lira. Neredeyse yarısı kadar dağıtım bedeli geliyor. Dağıtım bedelinin içinde ne var arkadaşlar? O elektrik dağıtım şirketlerinin yatırım yapıyoruz diye 1 metre kablo çektiği zaman, 1 direk diktiği zaman aldığı para. Bakın, bizim verdiğimiz vergilerle yatırım yapmıyorsunuz. Eğer vatandaşa elektrik gidecekse, vatandaşa kablo lazımsa, vatandaşa direk lazımsa ne yapıyor? Parasını vatandaş ödüyor bunun, bu yatırımın parasını vatandaş ödüyor.

Dağıtım bedelinin içerisinde kayıp kaçak bedeli de var arkadaşlar. Tabii, bu, Yargıtaydan bozulduğu için, “Alamazsınız.” dediği için burada bir kanunla, yine alavereyle bunu dağıtım bedelinin içerisine tek bir madde olarak koydunuz. Burası, topladığınız zaman, 200 kilovatı 66,95 TL yapıyor.

Bir de Enerji Fonu var arkadaşlar. Enerji Fonu, aslında dağıtım şirketlerinden alınması gereken bir para, dağıtım şirketlerinden. Niye, biliyor musunuz? Yasa 1984’te çıkmış, o zaman dağıtım şirketleri yok, özelleşmemiş; oradan AR-GE ve yatırımlar için yüzde 1’lik bir para alınıyor. Şimdi okuyorum size: “Enerji Fonu nihai tüketiciye elektrik enerjisi satışı yapan lisans sahibi tüzel kişilerin sektörün altyapı giderlerine…” Nokta, nokta, devam ediyor. Peki, bu parayı dağıtım şirketleri vermesi gerekirken parayı kimden alıyoruz? Vatandaştan alıyoruz, vatandaştan alıyoruz yüzde 1’i; aslında bunu dağıtım şirketleri vermek zorunda. Burada da dağıtım şirketlerini koruyorsunuz. Zaten kasalarındaki paraları, okunmayan sayaçları özelleştirmede koruduğunuz gibi korumaya devam ediyorsunuz. Bunların vermesi gereken parayı yine vatandaşın faturasına yüklüyorsunuz. 0,43’lük bir bedel geliyor.

Hemen peşinden TRT payı yüzde 2 diyor.

Enerji tüketim vergisi koymuş yüzde 5 de. Bu da hani direk dikildiği zaman, kablo çekildiği zaman eğer kaldırıma zarar verirseniz belediyelere gidiyor otomatikman. Oldu mu size 70,41.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – KDV’yi koyuyorsunuz yüzde 18; 12 lira 67 kuruş da bu yapıyor. 43 liralık fatura…

BAŞKAN – Bana mı söylüyorsunuz? Talep ediyorsanız vereyim. 43 liralık faturayı ben ödemiyorum.

HAYDAR AKAR (Devamla) – 43 liralık fatura 83 liraya vatandaşa mal oluyor arkadaşlar, 83 lira. İşte, bunları çözmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Peki, bir dakika daha süre verelim Sayın Akar’a.

HAYDAR AKAR (Devamla) – İşte, Bakana soruyorum, diyorum ki: Ne yaptınız? Diyor ki: “Yatırım yaptık.” Elektrik faturasını ödeyen vatandaş kendi yatırımını yapıyor, tünelden geçen vatandaş kendi parasını ödüyor, köprüden geçen vatandaş kendi parasını ödüyor. 21 tane dağıtım şirketini 12,9 milyar dolara özelleştirdiniz. Soruyorum şimdi: 1 tane hidroelektrik santral mi yaptınız? Şimdi soruyorum: 1 tane termik santral mi yaptınız? 1 tane dere üzerine 1,5 megavatlık enerji üreten 1 tane santral mi yaptınız? Ne yaptınız? Her şeyi vatandaşa yaptırıyorsunuz, bütün parayı vatandaştan alıyorsunuz, benzine zam gelince “Otomatik, bilgisayar yapıyor.” diyorsunuz. Ama bunların tümünü sizin yaptığınızı iddia ediyorsunuz, değil mi? Yazık bu vatandaşa.

Arkadaşlar, oturalım bunları konuşalım, vatandaşın üzerindeki yükü nasıl rahatlatacağız diye konuşalım. Yapmayın bunları, vatandaşa bu kadar yüklenmeyin, gerçekten vatandaşın durumu perişan diyor, hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 112’nci maddesinde geçen "beş yüz Türk Lirası” ibaresinin "bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mustafa Kalaycı                                         Erkan Haberal                                  Fahrettin Oğuz Tor

                                          Konya                                                      Ankara                                            Kahramanmaraş

                                       Zihni Açba                                      Ahmet Selim Yurdakul                                      Mustafa Mit

                                         Sakarya                                                     Antalya                                                     Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit konuşacaklar.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MİT (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 112’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini anlatmak için söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz çeşitli ağır sorunlarla karşı karşıyadır. Vatandaşın gündemi işsizlik, enflasyon ve geçim sıkıntısıdır. Vatandaşımızın geçim sıkıntısının yanında, diğer iç ve dış sorunlarla mücadele etmek ve çare bulmak zorundayız. Ülke olarak karşı karşıya kaldığımız sorunlar, günlük siyasi çıkar çatışmalarının çok ötesinde, devletin ve milletin bekasını tehdit edecek boyuttadır. İstiklal Harbi’ni yürüten bu Gazi Meclis, bugün karşı karşıya kaldığımız sorunların üstesinden gelebilecektir. Çünkü bu Meclis, milletin Meclisidir ve gücünü milletten almaktadır.

Değerli milletvekilleri, işsizlik artık millî güvenlik meselesi hâline gelmiştir. Çift haneli rakamlarda sürekli olan işsizlik, aynı zamanda ekonominin bir ayağı olan iş gücünün atıl kalması demektir. İşsizlik, geleceğimizi tehdit etmektedir. Enflasyon, iki haneli rakamlarda seyretmektedir. Zaten geçim sıkıntısı olan sabit ve dar gelirli kesim daha da fakirleşirken bu gidişat artık milleti tehdit etmekte, bütün değer yargılarını da bozmaktadır. Ekonomi, kendi dengeleri içerisinde yön arayışına devam etmektedir. Fonlama maliyetinin oranının yüzde 12 civarında, gösterge faizinin yüzde 14 ve on yıl vadeli hazine tahvil faizinin yüzde 13’ü aştığı bir ekonomik tabloda enflasyon yüksek olacaktır ve bu durum karşısında mutlaka acil ve radikal tedbirlerin alınması gerekecektir.

Net 400 milyar dolar dış borcu olan Türk lirasının iki günlük kur artışından dolayı kaybı 40 milyar civarındadır. Merkez Bankası, yeni bir uygulama olarak uzlaşmalı vadeli dolar satışında bir aylıkta ortalama 3,94; üç aylıkta 4,02; altı aylıkta ortalama 4,13 lira olarak teklif almıştır. Merkez Bankası bugün itibarıyla bankaların borç alabilme limitlerini gecelik vadede yapılan işlemler için sıfıra düşürmüştür. Gündüz işlemlerde ise 2 katına çıkarmıştır. Merkez Bankasının bu iki ayrı enstrümanla müdahale etmesine rağmen doların kuru 3,97 civarındadır.

Değerli milletvekilleri, dövizdeki artış iğneden ipliğe bütün hayatı etkileyecektir. Gıda arzında ciddi sorun yaşayan ülkemizdeki üretici enflasyonu, faiz ve kur baskısı karşısında daha da savunmasız kalmıştır.

2004 yılında tarıma verilen destek 3 milyar lira iken kullanılan nakdî kredi miktarı 5,5 milyar liradır. 2016 yılı verilerine göre, tarıma verilen destek 11 milyar lira olup kullanılan kredi 72 milyar lirayı bulmuştur yani on iki yılda tarım destekleri 4 kat artarken nakdî kredi miktarı 13 kat artmıştır. Bu tablo karşısında söylenecek söz kalmamıştır. Acilen buna çare bulmamız gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda makine ve teçhizat yatırımları neredeyse sıfıra inmiştir; bu durum, faiz ve kurda meydana gelen istikrarsızlık sebebiyledir. Ekonominin öncelikli amacı üretim, sermayesi ise güvendir. Güvenin olmadığı bir ortamda ekonominin düzgün seyretmesini beklemek hayaldir. Finans sektörünün neredeyse bütün katma değeri kâr hanesine yazdığı bir modelde Dördüncü Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Kalkınma planı ve eylül ayında ortaya konulan orta vadeli plandaki öngörülerin neredeyse tamamı bugünden çökmüştür. Planların hazırlanmasında kullanılan parametreler ve metotların realiteden uzak olduğu açıktır.

Ciddi tedbirleri şimdiden düşünmemiz gerektiğini söylüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 113’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 113’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                 Mehmet Ali Aslan                                        Feleknas Uca

                                         Batman                                                   Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 113’üncü maddesi üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yapılan düzenlemeyle 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülmektedir. Takip edebildiğimiz kadarıyla, tasarının Komisyona sevk edilen ilk hâlinde elektrik piyasasıyla ilgili çok sayıda değişiklik öngörülmekteydi. Yapılan tartışmalar sonrası bu maddelerin bir kısmı tasarıdan çıkarıldı ancak daha sonra 112 ve 113’üncü maddelerle bu kanuna dair yeni maddeler ihdas edildi. Buradaki temel sorun, bu maddelere konu olan düzenlemelerin Plan ve Bütçe Komisyonunun ihtisas alanına girmediği hâlde apar topar o Komisyondan geçirilmesi durumudur.

Değerli milletvekilleri, torba tasarıların en temelde yarattığı sorun, ilgili ihtisas komisyonlarında görüşülmeyen düzenlemelerin çoğunluk tahakkümü nedeniyle geçirilmesi ve uygulamada bu düzenlemelerin çok sayıda problem yarattığı gerçekliğidir. Dolayısıyla bu düzenlemenin ilgili ihtisas komisyonunda görüşülmek üzere tasarıdan çıkarılmasını önermekteyiz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, konu enerji piyasası kanunu olunca halkın en temel gider kalemlerinden birisi olan elektrik faturaları meselesine özellikle değinmek istiyorum. Bakınız, dikkatinizi bir konu üzerine çekmek isterim. Bir elektrik faturasının yüzde 51’i yani yaklaşık yarısı tüketilen enerji bedeliyken kalan yarısı ise devletin çeşitli adlar altında halktan tahsil ettiği vergi kalemlerinden oluşmaktadır. Bu vergi kalemleri ise bir elektrik faturasında şu adlar altında tahsil edilmektedir: Kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış bedeli, iletim bedeli, sayaç okuma bedeli, Enerji Fonu, TRT payı, tüketim vergisi, KDV.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu vergi kalemlerinden de açıkça gördüğümüz gibi, halkın en temel tüketim ihtiyaçlarından birisi olan elektrikte bile vergi üstüne vergi bindirilmekte, halk ağır vergileri âdeta zorla ödemeye mecbur bırakılmaktadır.

Elektrikte dağıtım şirketlerinin kayrıldığı, faturanın ise doğrudan ve dolaylı yöntemlerle yurttaşlara yüklendiği çeşitli manipülatif yöntemlerle kurgulanan sistem, yurttaşlara ne yazık ki katmerli yük olarak geri dönmektedir. Kayıp ve kaçak enerji bedelleri faturalarda âdeta gizlenip üzerleri örtülünce, yurttaşların hukuki yollara başvurma ve dava açma hakları da ellerinden alınmaktadır.

Diğer taraftan, dağıtım şirketlerini sürekli yükseltilen hedefleri doğrultusunda tahsilatına devam ettikleri kayıp ve kaçak enerji üzerinden fonladıkları yetmezmiş gibi, “genel aydınlatma bedeli” adı altında da kamu üzerinden dağıtım şirketlerine kaynak aktarımı yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen Üretim Reform Paketi’yle elektrik faturalarından kesilen TRT payı sanayici patronlar için kaldırılırken, yoksul yurttaşlar TRT payı ödemeye devam edeceklerdir.

17 Haziran 2016’da yürürlüğe giren yeni yasayla elektrikte kayıp kaçak bedeli dâhil birçok vergi gizlenirken, faturalara “dağıtım” adı altında büyük yük bindirilmiştir. Faturalara yansıtılan “dağıtım” adı altındaki bedel, elektrik abonesinin tükettiği enerji bedelinin yarısını aşmaktadır. Örneğin, gelen bir faturada 72 liralık enerji bedeline 36 lira gibi yüksek bir dağıtım bedeli yansıtılmasının gerekçesi mutlaka yurttaşa, kamuoyuna açıklanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, elektrik enerjisi arzının kamusal bir hizmet olduğu dikkate alınarak günübirlik siyasal çıkarlardan ve siyasetçi-yandaş ilişkisinden uzak bir anlayışla ve tamamen kamu yararı gözetilerek yönetilmesi gerekmektedir. Sanayicilere olduğu kadar, ağır vergi yükleri altında her geçen gün daha da yoksullaştırılan, giderek geleceğe ilişkin umutları azalan ve sesini duyurmak için herhangi bir örgütlü yapıya sahip olmayan geniş halk kesimlerini de koruyacak bir politika geliştirilmeli, elektrik enerjisi hizmetini alanlara yapılan mağduriyetlere son verilmelidir diyor, bu duygularla tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 113’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                       Bihlun Tamaylıgil                               Mehmet Bekaroğlu

                                          Ankara                                                     İstanbul                                                     İstanbul

                                    Lale Karabıyık                                             Musa Çam                                            Mahmut Tanal

                                           Bursa                                                         İzmir                                                       İstanbul

MADDE 113- 6446 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “iki yıla kadar” ibaresi “dört yıla kadar” ibaresi şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacaklar.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşacağım konu, değerli arkadaşlar, bu tasarıyla getirilen tütüncülükle ilgili, tütünle ilgili. Burada bu maddede ne var mesela? Maddeyi aynen okuyorum ben size: “Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlar ile ticari amaçla; makaron veya yaprak sigara kâğıdını, içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün ya da tütün harici herhangi bir madde doldurulmuş olarak satanlara, satışa arz edenlere, bulunduran ve nakledenlere üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.”

Şimdi, içimizde hukukçu arkadaşlarımız var, suçta ve cezada orantılılık ilkesi deriz. Mesela, uyuşturucu madde kullanmak veya bulundurma suçunun cezası da Sayın Başkan, üç yıl ile yedi buçuk yıl arası, burada da yine taban ceza üç yılla başlıyor. Yani siz sarmalık bir sigarayı bulundurursanız verilecek ceza üç yıldır ve bunun karşılığında siz uyuşturucu madde kullanmazsanız, bulundurursanız Sayın Bakanım -tabii, Spor Bakanının aynı zamanda Anayasa’nın 58’inci maddesi uyarınca gençliği uyuşturucudan koruması gerekiyor- burada uyuşturucunun cezası üç yıl. Bir sigaralık tütün buldu üstünde yani tütün sigarası, üç yıl değerli hocam, üç yıl, sarmalık. Bunun neresinde vicdan, neresinde adalet, neresinde hukuk var arkadaşlar? Bir tütün sigarası ya.

Ben size diğer suçlarla karşılaştırayım. Göçmen kaçakçılığında, insan kaçıracaksınız, cezası bir sigaralıktan daha düşük. İki: İntihara yönlendireceksiniz, cezası daha düşük. Eziyet edeceksiniz, cezası daha düşük. Tehdit ve şantajı kullanacaksınız, daha düşük. Siyasi hakları kullanmaktan mahrum edeceksiniz, cezası daha düşük.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ama kaçakçılık, nihayetinde kaçakçılık…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Arkadaşlar, siz bu tütüne, bu bir sarmalık tütüne bu cezayı niçin getiriyorsunuz?

ERKAN AYDIN (Bursa) – Kimin için?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Kimin için? Şirketler için. 2010 yılında bu tütünün ve bu sigaraların, yabancı sigaraların vergisini yüzde 80’e çıkardılar, vatandaş buna yönlendi. Yurt dışındaki bu yabancı sigaraların vergisi yüzde 35, yüzde 40 Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yani, siz madem bununla mücadele etmek istiyorsunuz… Vallahi arkadaşlar, Allah sizin çocuklarınızın başına getirmesin. Eğer bu sigara, bir tane sigara bir çocuğunuzun üzerinde yakalanırsa alacağınız ceza bu ve bu cezada, aynı zamanda seçenekli yaptırımlar arasında hükmün açıklanması dahi uygulanamıyor. Mesela, eğer uyuşturucu madde bulundurulursa cumhuriyet savcısı davanın açılmasını beş yıl erteleyebiliyor ama bir sigara üzerinde bulunursa cumhuriyet savcısının kamu davasını erteleme yetkisi yok arkadaşlar. Yani, bunu ben Mahmut Tanal, Cumhuriyet Halk Partisi, muhalefet partisi söylediğimiz için karşı çıkmayın. Elinizi vicdanınıza koyun, daha treni kaçırmış değiliz. Gayet rahat, bu madde tekrar tekririmüzakereyle gözden geçirilebilir ve bu anlamda sizin vicdanlarınıza sesleniyorum: İçimizdeki hukukçu arkadaşlarımızın isyan etmesi lazım, isyan!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hukukçu mantığıyla bakın.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İsyan etmesi lazım. Bunun siyaseti yok. Göçmen kaçakçısı insan kaçıracak, verilecek olan ceza bir sigarayla aynı ya.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Philip Morris’e mi kıyak?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Kıyak Amerika’ya.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Onun için, benim sizden istirhamım, ne olur treni kaçırmamışken bu maddeyi tekrar gözden geçilerek cezayı orantılı, ölçülü, Ceza Kanunu’ndaki diğer yaptırımlarla bağlantıyı, uyumu sağlayarak yapmamız lazım. Aksi takdirde bu yasa yine, tekrar önümüze gelecek yani kanun koyucunun, daha doğrusu parlamenterlerin, bizim “Ya, bir daha gelsin.” deme gibi bir lüksümüz yok, insanları mağdur etmeye hakkımız yok, yargıyı meşgul etmeye hakkımız yok, adliyeyi meşgul etmeye hakkımız yok. Bu anlamda yol da yakınken bu yoldan dönmenizi istirham ediyorum.

Hepinize selam ve saygılarımı iletiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 113’üncü maddesinde geçen “beş yıla kadar” ibaresinin “2020 yılı sonuna kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mustafa Kalaycı                                         Erkan Haberal                                  Fahrettin Oğuz Tor

                                          Konya                                                      Ankara                                            Kahramanmaraş

                                       Zihni Açba                                      Ahmet Selim Yurdakul                                     Baki Şimşek

                                         Sakarya                                                     Antalya                                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacaklar.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 113’üncü maddesinde verdiğimiz önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, genel aydınlatma giderleri, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen geçici madde kapsamında 31/12/2017 tarihine kadar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten ve ilgili belediyeler ile il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri payından karşılanmaktadır. 6446 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek maddeyle söz konusu uygulamanın devamı sağlanmaktadır. Maddeyle, halkın ücretsiz kullanımına açık ve kamuya ait park, bahçe, tarihî ve ören yerleri ile trafik lambaları genel aydınlatma tanımından çıkarılmakta ve buraların aydınlatma giderlerinin artık genel bütçeden değil, belediyeler ile ilgili kuruluşlar tarafından ödenmesi, sınır aydınlatmalarının İçişleri Bakanlığı tarafından ödenmesi ve ibadethanelerin genel aydınlatmasının da Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılanması düzenlenmiştir. TEDAŞ genel aydınlatma kapsamında elektrik enerjisini TETAŞ’tan tedarik ederek ilgili abonelere fatura edecek ve söz konusu bedellerin bir kısmı Bakanlık bütçesine konulacak ödenekten ve maddede belirtilen oranlarla ilgili belediye ve il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri payından karşılanacaktır.

Burada belki büyükşehir belediyeleri bu ücretleri ödeyebilecektir. Yalnız, ilçe belediyelerinin sokak aydınlatma paralarını ödeyebilmesi çok mümkün görülmemektedir. Şu anda genel bütçeden bu sokak aydınlatma giderlerinin ödendiği bilinmektedir.

Ben buradan soruyorum yetkililere, Hükûmete soruyorum: Acaba bu sokak aydınlatmalarında kullanılan elektriği nasıl tespit ediyorsunuz? Direklerde ya da sokak başlarında konulan saatler mi var? Yoksa kaçak elektriğin bir kısmı da buralara yüklenerek genel bütçeden mi ödenmektedir? Bu mutlaka tekrar gözden geçirilmeli ya da ilçe belediyelerine güneş enerjisi santralleri kurulmasıyla ilgili prosedür farklı bir şekilde değerlendirilerek ilçe belediyelerinin sokak aydınlatmalarını kendi imkânlarıyla yapabilmesi sağlanmalıdır.

Yoksa -geçtiğimiz yıl birçok kez dile getirdiğimiz konu- güneş enerjisi santralleri kuruldu, lisanssız olarak 1 megavatlık santrallere izin verildi ve Türkiye bir enerji çöplüğüne dönüştü. Birer megavatlık santraller birkaç kilometre aralıklarla kuruldu ve çok sayıda yüksek gerilim hatları, bağlantı hatları ve çevre kirliliği birçok bölgede; Türkiye’nin her yerinde, yol boyu gittiğimiz zaman şu anda güneş enerjisi santralleri görmekteyiz. Bu yanlıştan dönüldü şu anda, toplu olarak güneş enerjisi santrallerine izin veriliyor ama geçmişte yapılan hatanın maalesef tedavisi mümkün değil.

Elektrikle ilgili vatandaşlarımızın en büyük sorunu elektrik kesintileri. Bugün Türkiye’nin her yerinde, 81 ilin tamamında sık sık elektrik kesintileri yaşanmaktadır. Özelleştirme yapılmış, firmalar gerekli yatırımı yapmamış. Vatandaşın elektriğini, suyunu karşılamak devletin görevidir. Müteahhit bina yapıyor, elektrik abonesi olacak, Enerjisa diyor ki: “Trafonu koyarsan abone olabilirsin.” Müteahhit trafo koyacak, trafo koyacak bir yer yok. İmar planında bitişikte bir yeşil alan ya da trafo alanı konulmamışsa müteahhit trafoyu koyacak yer bulamıyor. Devletin görevi, vatandaşın elektriğini vatandaşın ayağına götürmektir. Maalesef sistem düzgün işlemiyor ve vatandaş sürekli mağdur oluyor. Onun için, daha köklü bir planlama yapmamız lazım.

Yani ben seçim bölgem olan Mersin’de kafamı kaldırdığım zaman, etrafıma bir baktığım zaman 10 tane yüksek gerilim hattı geçiyor. Bazen öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki aynı arazinin içerisinden 2 tane enerji hattı geçiyor. Hem vatandaşın arazisini kat irtifakıyla, irtifak hakkıyla ya da kamulaştırmayla kullanılamaz hâle getiriyorsunuz hem de çevre kirliliği ve görüntü kirliliğine sebebiyet veriyorsunuz. Bunlarla ilgili daha doğru düzgün planlamaların yapılması lazım, Türkiye’nin doğru düzgün bir enerji politikasının olması lazım.

Eğer 2017 yılında biz vatandaşın evindeki lambayı yakamıyorsak, hafta sonları, her hafta sekiz on saat -pazar günleri, cumartesi günleri- elektrik kesintisi yapıyorsak bizim enerji politikamızın doğru olduğunu söylememiz mümkün değil. Bu kadar baraj yaptık, bu kadar termik santral yaptık, bu kadar doğal gazdan dönüşüm yaptık diyoruz, Güney Afrika’dan kömür getirip termik santralde elektrik enerjisi üretiyoruz ama maalesef hâlâ Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılayamıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 114’üncü maddede üç adet önerge vardır, önergelerden ikisi aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 114’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Erol Dora                                               Dilek Öcalan                                        Mahmut Toğrul

                                          Mardin                                                    Şanlıurfa                                                  Gaziantep

                                     Feleknas Uca                                        Mehmet Ali Aslan

                                       Diyarbakır                                                   Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                      Baki Şimşek                                            Mehmet Günal                                         Erkan Haberal

                                          Mersin                                                      Antalya                                                     Ankara

                                   Mehmet Parsak                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                               Kamil Aydın

                                   Afyonkarahisar                                                Hatay                                                      Erzurum

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerden bir tanesinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan düzenlemeyle Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmıştır. Bu düzenleme de -5, 40, 41’inci maddeler gibi- Plan ve Bütçe Komisyonunun ihtisas alanına girmediği gibi Komisyonda düzenlemeye ilişkin tatmin edici bilgiler verilmemiştir. Bu düzenlemenin detaylı incelenmesi, düzenlemeden etkilenecek kişilerin Komisyona davet edilerek teknik bir çalışma yapılması için, maddenin Ulaştırma Komisyonuna sevk edilmesi için tasarı metninden çıkarılmasını öngörmekteyiz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacaklar.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi adına ilgili önerge hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Gecenin bu saatinde yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Komisyon çalışmalarımız da bir taraftan –Bütçe Komisyonu çalışmalarımız- devam etti. En önemli başlıklarımızdan Savunma Bakanlığı bütçesi çalışmaları vardı ama orada, özellikle 15 Temmuz sonrası kurumsal bir hedef hâline gelen Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde olduğu birtakım sorunları detaylı bir şekilde konuşma fırsatı çok fazla bulamadık. Onun için ben bunu bir fırsat bilerek gündüz ifade etmeye fırsat bulamadığım bir iki şeyden bahsetmek istiyorum.

Malumunuz, 15 Temmuz adi bir kumpas ve saldırıydı ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde mikro bir grup tarafından -bugün Bakan Bey’in açıkladığı rakamlar ışığında- 8.500 civarında bir personel tarafından planlanıp eyleme dönüştürülen bir darbe girişiminden geçtik. Allah’a şükür, çok sağ bir şekilde ülkemizi ve göz bebeğimiz, iki bin iki yüz yılın üzerinde geçmişi olan kurumumuzu da bu pisliğe bulaştırmadan bugünlere geldik. Fakat, tabii, bunun tortuları, bunun kurum içerisinde yarattığı travmalar hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

Bu anlamda, özellikle hem kurum içerisinde oluşan bu sosyal ve mesleki travmanın üstesinden gelme adına hem de gerçekten bugüne kadar birikmiş sorunların çözümü adına bir iki şeyi gündeme almakta yarar var. Ben, öncelikle, bir kesimini bu kısa sürede ifade etmek isteyeceğim. Ülkemizin bulunduğu bu kritik dönemde, özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerindeki astsubaylar, emeklileri ve aileleri huzursuzdur. Seçimler öncesi Sayın Başbakanın “Astsubayların intibakları yapılıp tazminatları verilecek, sorunları çözülecek.” sözüne rağmen intibakları dışında, verilen sözlerin pek de tutulmadığı şeklinde bize bilgiler ulaşmaktadır.

Şimdi, gerçekten Türk Silahlı Kuvvetlerinin asıl yükünü taşıyan bu kardeşlerimizin sıkıntıları çok da öyle hani ağır şeyler değil, zor şeyler değil; çok rahat bir şekilde, eğer bir çözücü, bir yardım edici irade konulursa halledilecek meselelerden oluşmaktadır. Bunların başında, özellikle 6 farklı kalem adı altında diğer ordu mensuplarına ödenen tazminatların bunlara da ödenmesi ve bunların da emekliliklerine yansıması konusunda bir talepleri var. Nedir bunlar? İşte, emekli olmaya pek cesaret edemiyorlar çünkü emekli olduklarında… Aslında, bu bütün kolluk kuvvetlerinin genel bir sıkıntısı; bir polis kardeşi olarak bunu ben biliyorum, bire bir yaşadım ağabeyimde. Gerçekten, çalışırken aldıkları maaşın neredeyse yarı yarıya düştüğünü görüyoruz emekli olduklarında; bunun için, nasıl emekli olacaklarının düşüncesi içerisindeler.

Bir diğer şey, meslek yüksekokul mezunu bir astsubay, ataması yapılırken, 657’ye tabi diğer memurlarda 9’a 2 başlangıç noktası tespit edilirken bunlarda niyeyse 9’a 1’den başlatılıyor. Bu da onların çok önemli bir talebi. Yani, neden? Hadi, pozitif ayrımcılık yapmıyoruz, bari, hiç değilse haklarının gasbına ortak olmayalım.

Diğer önemli bir şey, yine baktığımız zaman, efendim, astsubayların bazıları gerçekten çok sofistike meslekleri icra ediyorlar aynı zamanda, Hava Kuvvetlerinde olsun, Kara Kuvvetlerinde olsun. Emekli olduktan sonra ikinci bir iş yapma ihtiyacı duyduklarında askerdeki o yeterli oldukları uzmanlık alanlarıyla ilgili herhangi bir sertifika, herhangi bir referans mektubu dahi verilmiyor. Yani, iyi bir uçak teknisyeni, iyi bir tank teknisyeni ama bunu icra etmek için emeklilik sonrası bir özel sektöre başvurduğunda bu konuda kurumsal bir sahiplenme, onun uzmanlığını tescil edecek bir referans maalesef yok.

Şimdi, burada gerçekten eğri oturup doğru konuşalım. Halisdemir ismini hepimiz biliyoruz değil mi? 15 Temmuzun simge ismi, Allah gani gani rahmet eylesin; şahsına, bütün şehitlerimize rahmet diliyoruz, Allah mekânlarını cennet eylesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika daha süre veriyorum Sayın Aydın.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Ömer Halisdemir’in hemen hemen her ilde anıtları, heykelleri yapıldı, anısına birtakım şeyler yapıldı ama ne olur unutmayalım, onun manevi hatırasına saygı babından, o bir astsubaydı, onun şahsında -gerçekten çok Ömer Halisdemirler var, çok Ömer Halisdemir olmaya namzet bu teşkilat içerisinde kardeşlerimiz var- bunların ne olur bu isteklerine kulak kabartalım ve sorunlarını çözelim diyorum.

Gecenin bu saatinde yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Biraz geç kaldınız, bir sonrakinde…

Kabul etmeyenler…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – “Kabul edenler” demediniz ki Sayın Başkan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Daha oylamaya sunmadınız ki Başkan.

BAŞKAN – Kabul edilmemiştir.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Daha oylamayı başlatmadınız.

BAŞKAN – Ama “Kabul edenler” dedikten sonra ayağa kalktınız Sayın Şimşek.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ondan önce kalktı, bekledi, siz bakmadınız.

BAŞKAN – Lütfen…

Bakın, Engin Altay önceden tedbir alıyor, güzel bir örnek veriyor karar yeter sayısı isterken.

ERHAN USTA (Samsun) – Yapmayın böyle!

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Bunları yazıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir dakika önce kalktı, bekledi, siz bakmayınca tekrar kalktı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Söyleyebilir, ben duyarım o zaman.

Bir dahaki sefere istersiniz.

Diğer önergeyi okutuyorum…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu önergenin sonunda istiyoruz, şimdiden söyleyeyim de.

BAŞKAN – Yine erken oldu, biraz sonra... Ben soracağım size.

ERHAN USTA (Samsun) – Keyfinize göre yürütüyorsunuz, helal olsun!

BAŞKAN – Sizinle polemiğe girmeyeceğim Sayın Usta, hiç zorlamayın.

Diğer önergeyi okutuyorum: