TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

23’üncü Birleşim

15 Kasım 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, İŞKUR vasıtasıyla çalıştırılan imamların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak gerçekleştirdikleri Filistin ziyaretine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, savunma hakkına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’de nükleer santral tehlikesine dikkat çekmek için etkinlik düzenlemek isteyenlere Valiliğin izin vermemesine ilişkin açıklaması

2.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, atanmalarının üzerinden dört ay geçmesine rağmen güvenlik soruşturması tamamlanmadığı için göreve başlatılmayan öğretmen sayısını öğrenmek istediğine ve daha fazla öğretmen ataması yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

 

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Avrupa’daki en kirli 10 şehrin 8’inin Türkiye’de olduğuna ve bunda doğa ile ormanlık alanların rant ve çıkar uğruna talan edilmesinin önemli bir rolü olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizli’nin Serinhisar ilçesindeki çiftçilerin durumuna ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı isminin “Türkiye Cumhuriyeti Maliye akanlığı” olarak yazılı olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, konulara ideolojik değil bilgiyle yaklaşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, liselere yerleştirme sistemine ve yıl sonunda tek bir sınav yapılmasının öğrenciler için sınav stresini artırma riski yarattığına ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesinde 38 öğretmenin haksız yere ve hiçbir gerekçe gösterilmeden görevlerinden alınmasına ilişkin açıklaması

9.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, Burdur Tabiat Turizmi Master Planı kapsamında tabiat ve yayla turizminin canlandırılmasına ve Burdur Gölü’nün kurtarılmasına dair verilen sözlerin yerine getirilmediğine ilişkin açıklaması

10.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’üncü yıldönümüne ilişkin açıklaması

11.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, yerli otomobil üretimi için kurulacak fabrika için en uygun yerin Ege Bölgesi olduğuna ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak Filistin’e yaptıkları ziyarete ilişkin açıklaması

13.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin Çiftlik ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

14.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 15 Kasım Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 80’inci yıl dönümüne ve 15 Kasım Hapisteki Yazarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

15.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’de nöroloji uzmanı doktor eksikliğine ilişkin açıklaması

16.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’üncü yıl dönümüne ve kapatılan askerî okul öğrencilerinin durumuna ilişkin açıklaması

 

 

 

 

 

 

 

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 15 Kasım Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 80’inci yıl dönümüne, 3 Kasımda Libya’da kaçırılan 3 işçinin akıbetiyle ilgili Hükûmetten bir açıklama beklediğine, İklim Değişikliği Performans Endeksi’nde Türkiye’nin 56 ülke içinde 47’nci sırada yer aldığına ve Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre en kirli havaya sahip 10 şehrin 8’inin Türkiye’de olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Kıbrıs’ta kazanımların tekrar geri alınması, adalarla ilgili hakların ve hukukun tanınması, dünyaya karşı Türkiye’nin istikrarlı ve güçlü bir devlet olduğunun göstergesi için ihtiyaç olan dik duruşun sağlanması konusunda iktidarı göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Eleşkirt kırsalında teröristlerle çıkan çatışmada yaralanan ve daha sonra şehit düşen uzman çavuşa Allah’tan rahmet dilediğine, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’üncü yıl dönümüne ve adada yürütülen müzakerelerde kaybedilmiş bir şey veya verilmiş bir taviz olmadığına, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Tokat’ta bir imam-hatip okuluna hain Mustafa Sabri’nin adının verilmesi yanlışından dönülerek Jandarma Astsubay Üstçavuş Yakup Akdağ’ın adının verilmesi kararı alınmasına ilişkin açıklaması

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinin bazı köylerinde yapılan toplulaştırma nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, cezaevlerindeki işkence ve kötü muamele uygulamalarına Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, ülkede kamplaşmayı değil hoşgörüyü, kardeşliği, birliği artırabilecek bir dili başta bu ülkeyi yönetenlerin hâkim kılması gerektiğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

 

 

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 71’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önerge yazısı (4/118)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve arkadaşları tarafından mera alanlarının giderek yok olmasının önüne geçilmesi için yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/548) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Seyit Rıza, Saidi Nursi (Kürdi) ve Şeyh Sait ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve ailelerine iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Türkiye’de Suriyeli mültecilere yönelik yürütülen çalışmalar ve yapılan harcamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in CHP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- SEÇİMLER

A) Komisyonda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

 

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502)

2.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 457)

15 Kasım 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İŞKUR vasıtasıyla çalıştırılan imamların sorunları hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, İŞKUR vasıtasıyla çalıştırılan imamların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçici cami görevlisi diye alınan imamların sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda uğultu var, lütfen kendi aramızda konuşmayalım.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığının 12 Mayıs 2017 tarihli duyurusunda, il müftülükleri bünyesinde münhal bulunan imam-hatip kadrolarına tahsis edilen kontenjan adedince istihdam edilmek üzere görevlendirilecek geçici cami görevlileriyle ilgili başvuru, sınav ve yerleştirmeye dair genel bilgilere yer verilerek il müftülüklerince ilana çıkılacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede, il müftülüklerince 15-17 Mayıs 2017 tarihlerinde duyuru yapılmış, müracaatlar alınmış, mülakatlar 23 Mayıs 2017 tarihinden itibaren yapılmış, kazananlar ilan edilip camilere yerleştirilmiştir. Ancak, geçici cami görevlileri, göreve başladıktan kısa bir süre sonra İŞKUR tarafından yürütülen Toplum Yararına Program kapsamında temizlik işçisi statüsünde çalıştırıldıklarını ve aralık ayında görevlerinin sona ereceğini öğrenince neye uğradıklarına şaşırmışlar, şoka girmişlerdir. 4.995 geçici cami görevlisi şimdi ne yapacağını kara kara düşünmektedir. Birçoğu mevcut işini bırakarak, tazminatını yakarak geçici cami görevlisi sınavına girmişler ve kazanmışlardır.

Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ, önceki hafta bütçe görüşmelerinde sorumuza cevaben “Onlara sizi imam yapacağız, kadrolu imam yapacağız, vekil imam veya ücretli imam, sözleşmeli imam yapacağız, denmiyor. İmamlık, nitelikli bir görev olduğu için bunlardan kim ehil kim ehil değildir, bunu tespit etmek için bir sınav yapıyorlar.” demiştir. Sayın Bozdağ’a maalesef yanlış ve eksik bilgi veriliyor. Geçici cami görevlisi diye alınan bu arkadaşlar zaten imamlık sınavını kazanmışlar. Sayın Bozdağ’ın ifadesiyle imamlık için ehil oldukları kabul edilmiş, yerleştirmeler yapılmış ve imamlık yapmaya başlamışlar. Sorun, bu arkadaşlara imamlık görevine başladıktan sonra altı aylığına ve temizlik işçisi statüsünde çalıştırıldıklarının ifade edilmesidir. Halbuki yapılan duyuruda, İŞKUR TYP kapsamında temizlik işçisi statüsünde ve altı aylığına işe alındıklarına dair hiçbir bilgi yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığının duyurusu, Konya İl Müftülüğünün duyurusu ile mülakat sonucu ve yerleştirmeye dair duyurular burada. Bakınız, sınav duyurusunda, başvuru için 2016 KPSS DHBT’den 50 ve üzeri puan alan imam-hatip lisesi veya ilahiyat lisans mezunu olma şartı var. Mülakattan 70 ve üzeri puan alanlar arasından kazananlar belirleniyor ve camilere yerleştirmeleri yapılıyor. Sınav alanları Kur’an-ı Kerim, dinî bilgiler ve hitabet olarak belirlenmiştir. Soruyorum: Temizlik görevlisi için böyle bir sınav olur mu, böyle şartlar aranır mı? İmamlık peygamber makamıdır. Bu görev için gerekli hassasiyet gösterilmemesi, böylesi usulsüz işlere tevessül edilmesi ve 4.995 kişinin mağdur edilecek olması asla kabul edilemez. Yapılan yanlıştan derhâl dönülmeli, imamlık için gerekli sınavları vermiş ve hâlen imamlık yapan 4.995 arkadaşımızın imam statüsüyle görevlerini devam ettirmeleri mutlaka sağlanmalıdır.

Şu uygulamalara bakar mısınız: Diyanet teşkilatında çeşit çeşit statüler var; kadrolu imam, sözleşmeli imam, vekil imam, geçici imam, hepsi camilerimizde görev yapıyor, vazifeleri aynı ama statüleri farklı, aldıkları maaş farklı, hakları farklı, imkânları farklı. Aynı durum Kur’an kursu öğreticileri için de söz konusudur. Bakınız, fahri öğreticiler aylık 600-700 liraya çalıştırılıyor. Tüm bu uygulamalar adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı ve hakkaniyetle bağdaşmamakta olup başka kurumlarda olsa da bu tablo Diyanet teşkilatına yakışmamaktadır. Unutulmasın ki, El Hak esmayıhüsnadan biridir ve Cenab-ı Hak adaleti emrediyor. Hem verilen dinî hizmet açısından hem de bu hizmeti verenlerin emekleri dikkate alınarak vekil, geçici ve fahri çalışanların kadrolara alınmaları sağlanmalıdır. Bugün, imamı olmayan birçok camimiz var, camilerimiz imamsız bırakılmamalıdır.

Son olarak bir konudan bahsedeceğim: Camilerimizin ısıtmayla ilgili giderlerinin karşılanmasında din görevlilerimiz sıkıntı yaşamaktadır. Aydınlatma giderlerinde olduğu gibi ısıtma giderleri de bütçeden karşılanmalıdır. Kış mevsimi içinde bulunduğumuz bugünlerde konuya ivedi olarak çözüm getirilmelidir. Yapılacak düzenlemeye Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vermeye hazırız.

Saygılar. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kalaycı.

Gündem dışı ikinci söz, Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak gerçekleştirdikleri Filistin ziyaretleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Turan’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Süreniz beş dakika.

2.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak gerçekleştirdikleri Filistin ziyaretine ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Filistin ziyaretimizle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu öncülüğünde 22 milletvekilimizle birlikte, Kudüs başta olmak üzere, Filistin topraklarımıza 9-12 Kasım tarihleri arasında bir ziyaret gerçekleştirdik. Öncelikle, bu ziyarete katılan Kudüs sevdalısı milletvekillerimizi şükranla selamlıyorum; Meclisimizi ve milletimizi de selamlıyorum.

Malum, 14 Temmuzda İsrail’in, bizim ilk kıblemiz, Peygamberimiz’in miraca yükseldiği, Yüce Rabb’imizin Kur’an-ı Kerim’de “etrafını mübarek kıldığımız” diye tarif ettiği Mescid-i Aksa’ya yönelik haksız, kabul edilemez bir saldırısı ve cuma namazlarına yasak koyması söz konusu olmuştu. Bunun üzerine, başta Filistin halkı olmak üzere, İslam dünyası ayağa kalkmıştı. Filistinli kardeşlerimizin izzetli ve onurlu bir duruşu neticesinde, özellikle Türkiye başta olmak üzere, İslam dünyasının ve dünyanın her bir yerinden gelen tepkiler neticesinde İsrail rejimi geri adım atmak zorunda kalmıştı. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün dünyaya, İslam dünyasına çağrılar yapması, İslam İşbirliği Teşkilatı İcra Komitesini göreve davet edip toplantıya davet etmesi ve İstanbul’da alınan kararlar da İsrail’in bu geri adım atmasında etkili olmuştu.

Ülkemizin içerisinde ise Türkiye Büyük Millet Meclisinde birçok milletvekilimiz, siyasi partilerimizin genel başkanları, sivil toplum örgütlerimiz, âdeta milletimiz ayağa kalkmıştı. Biz de Filistin ve Türkiye Dostluk Grubu olarak o günlerde tepkimizi en yüksek dille ifade etmiştik ve Mescid-i Aksa’ya gidip bir cuma namazı kılmak, milletimizin duruşunu orada göstermek, Filistin halkının yanındaki dayanışma duygularımızı ifade etmek istiyoruz demiştik.

Sahanın normalleşmesi biraz beklenerek 22 milletvekilimizle birlikte bu ziyareti gerçekleştirdik. Çoğunluğu AK PARTİ’den olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partimizden ve Milliyetçi Hareket Partimizden de temsilcilerimiz vardı. Bu anlamda, hem bizim Hükûmet olarak Filistin davasına gösterdiğimiz duyarlılık hem de muhalefetin bu anlamdaki duyarlılığıyla birlikte, bunun Hükûmetimizin de üzerinde bir devlet politikası ve bir bakışı olmasını göstermesi açısından da önem arz ediyordu.

Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da namazımızı kıldıktan sonra Filistin topraklarında Batı Şeria’da, Ramallah’ta, Beytüllahim’de, El Halil’de ve Cenin’de incelemelerde bulunduk. Türkiye’nin Filistin halkına yapmış olduğu yardımları, altyapı ve üstyapı yatırımlarını ve birçok faaliyeti yerinde inceledik. Özellikle Cenin’de 1 milyon metrekare üzerinde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin öncülüğünde, Cumhurbaşkanımızın teşvikiyle oluşturulmaya çalışılan Cenin Sanayi Bölgesi’ni yerinde inceledik. Filistinli yetkililerden bilgiler aldık. Filistin Yasama Meclisinde, yasama organı Başkanı ve milletvekili kardeşlerimizle görüştük. Özellikle bizim istirhamımız üzerine hem El Fetih’ten hem de Hamas’tan milletvekili kardeşlerimiz o gün bizi Yasama Meclisinde birlikte karşıladılar. Biz son zamanlarda devam eden Filistin’deki uzlaşma sürecine Türkiye olarak vermiş olduğumuz desteği de bu münasebetle yerinde gözlemlemiş olduk.

Tabii, Kudüs bizim için çok önemli, inancımızın kıblesi. Bu açıdan, Kudüs ve Filistin topraklarına yapılan saldırıları kabullenemeyiz ancak İsrail’in her geçen gün Filistinli Müslümanlara, Filistin halkına şeytani bir plan uygularcasına zulmettiğini maalesef yerinde gördük ve müşahede ettik. Yer yer öfkelendik, duygulandık ve ibretler aldık. Ancak şunu da gördük ki Filistin’de gördüğümüz manzara, bir devlet tabiiyeti altında, bir vatan üzerinde ve özgürce bir milletin ferdi olmanın maliyetinin, hatta kıymetinin ne olduğunu da hepimize göstermiş oldu. Filistin’e bütün kardeşlerimizin gruplar hâlinde gitmesini, milletimizin duruşunu orada göstermesini ve bu ibretlik manzaraları da çözüm odaklı olarak izlemesini tavsiye ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN TURAN (Devamla) – Bu münasebetle yüce Meclisimizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

Gündem dışı üçüncü söz, savunma hakkıyla ilgili söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Şenal Sarıhan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Sarıhan (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, savunma hakkına ilişkin gündem dışı konuşması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, salonda bulunan değerli arkadaşlarımız, bütün emekçi arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Buradan bir dörtlüğü anımsatarak sözlerime başlamak isterim. Yunus Emre şöyle söylüyor:

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,

Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.”

Yunus’un dizeleri bunlar. Söz bazen çok yineleniyor. Çok yinelendiği zaman bu başarılarından hiçbirine de ne yazık ki ulaşamıyor belki ama yine de derdi olan derdini söylemeye devam ediyor.

Dün Meral Beştaş arkadaşım, şu anda konuştuğum konuda söyleyeceğim sözleri aslında sizinle paylaştı ama bir kez daha kamuoyuna da sizlere de o sözlerle ilgili sıkıntılarımızı ifade etmek istiyorum.

Ben sekiz yıl süreyle Çağdaş Hukukçular Derneğinde Genel Başkanlık yaptım. Bunu daha önce de burada ifade ettim, bunu onurla yaptım. Halit Çelenk gibi, bütün dünyanın tanıdığı çok değerli bir avukatın ve avukatlar topluluğunun kurduğu bir hak arama örgütüydü Çağdaş Hukukçular, hukukun demokratikleşmesi örgütüydü. O örgütü onlar kurdular, ben de onların sürdürücülerinden biri oldum. Şimdi benimle bu görevi yapmakta olan arkadaşım Selçuk Kozağaçlı tutuklandı.

Selçuk Kozağaçlı sadece Türkiye’nin tanıdığı bir isim değil, bu dernekte görev yapmış olan bütün arkadaşlarım gibi insan hakları alanındaki savunuculukları, demokrat tavırları, devrimci tavırları, ilerici tavırlarıyla pek çok Avrupa ülkesinin ve dünyanın tanıdığı avukat arkadaşlarımızdan birisi. Dün ya da birkaç gün önce onu tutukladık. Onunla birlikte sayıları 50’yi aşmış olan ve önemli bir bölümü bu derneğin üyesi olan arkadaşlarımız da tutuklandılar.

Sevgili arkadaşlar, bütün kamuoyunu ilgilendirilen bir kural vardır “adil yargılanma hakkı” diye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvence altına almış olduğu kural. Bu kuralın en önemli maddelerinden birisi savunma hakkıdır yani avukatın yaptığı görevdir. Birey çoğu zaman hukuk bilgilerindeki eksiklik ya da başka bir olanaksızlık sebebiyle avukattan yardım ister. Özellikle de tutuklu insanlar mutlaka avukatın yardımına muhtaçtırlar. Avukatlarla ilgili, avukatların rolüne dair prensipler, Birleşmiş Milletler prensipleri, aynı zamanda Avukatlık Yasamız, aynı zamanda Anayasa’mız bu hakkın kişi hak ve özgürleri yönünden ne kadar önemli olduğunun altını çizerek avukatları özel olarak korur. Şimdi bu prensiplerden sadece 3 maddeyi sizinle paylaşmak istiyorum, diyor ki: “Hükûmetler, avukatların hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki etkinliğini yerine getirmelerini görev bilir.” Bu, hükûmetlere verilmiş olan bir görevdir. Öbür maddeyi okuyorum: “Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilemez.”

Şimdi, değerli milletvekili arkadaşlarım, siyasi dava avukatlığı gerçekten insan hakları savunuculuğu gibi zor bir iştir ve devlet ile devletin suçlu gördüğü insanlar arasında hukuken herhangi bir hak kaybı olmaması amacıyla görevi üstlenirler ve bir sırat köprüsü üzerinden yürürler ama onlar hiçbir zaman kendi müvekkilleriyle özdeş değildirler, bu koruma görevi hükûmetindir. Bugün ne yazık ki OHAL’in yarattığı psikolojik ortamdan, OHAL’in yarattığı fiziksel ortamdan yararlanılarak sayıları 580’e varmış olan avukat şu anda tutuklu bulunmaktadır. Avukatlar susarsa, değerli arkadaşlar, hak susar, hakkın sustuğu yerde de gerçeği bulamazsınız, iyiliği bulamazsınız, kötülük ve karanlık hâkim olur. Bunun bir kez daha altını çizerek yapılan bu işin ne kadar hatalı olduğunu sizlerle paylaşmak ve yargı makamlarını adil yargılanma hakkını korumaya davet etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıhan.

Sayın milletvekilleri, şimdi, gündeme geçmeden önce, sisteme giren ilk on beş milletvekiline yerlerinden birer dakikalık söz vereceğim.

Sayın Atıcı, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’de nükleer santral tehlikesine dikkat çekmek için etkinlik düzenlemek isteyenlere Valiliğin izin vermemesine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mersin’de geçen hafta sonu çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve Mersin’e sahip çıkan vatandaşlar nükleer santral tehlikesine bir kez daha dikkat çekmek ve Hükûmeti uyarmak üzere insan zinciri oluşturarak bedenleriyle “Nükleere hayır!” yazmak istemiştir. Çevreciler on iki gün önceden valiliğe yazılı başvuru yaparak izin istemesine rağmen valilik cuma günü son ana kadar bekleyip izin vermemiştir, gerekçesinde de güvenliği sağlayamayacağını belirtmiş ve OHAL’i bahane göstermiştir. Oysa aynı valilik 10 Kasımda benzer bir etkinlik için bir araya gelen 7.700 kişinin güvenliğini sağlamıştır. “Nükleere hayır!” diyen vatandaşların güvenliğini sağlayamayacağını söyleyerek devleti aciz içindeymiş gibi göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Mersinliler Atatürk’ün vasiyetine uyup Mersin’e sahip çıkmaya devam edeceklerdir.

BAŞKAN – Sayın Topal…

2.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, atanmalarının üzerinden dört ay geçmesine rağmen güvenlik soruşturması tamamlanmadığı için göreve başlatılmayan öğretmen sayısını öğrenmek istediğine ve daha fazla öğretmen ataması yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Millî Eğitim Bakanına soruyorum: Geçtiğimiz temmuz ayında atama bekleyen 450 bin öğretmenimizden 20 bini sözleşmeli öğretmen olarak atanmış ve sözleşmeli de olsa evlerine ekmek götürebilme umuduyla sevinmişti. Atanmalarının üzerinden dört ay geçmesine rağmen birçok öğretmenin güvenlik soruşturması tamamlanmadığı için göreve başlatılmadığı ifade ediliyor. Bu gençlerimiz güvenlik soruşturmasının uzamasından ve bu belirsizlikten ötürü zor durumdalar. Güvenlik soruşturması, atananlar göreve başladıktan sonra devam ettirilemez mi? İlk ataması temmuz ayında yapılan öğretmenlerden kaçı güvenlik soruşturması bitirilmediği için göreve başlatılmamıştır? 2017 KPSS’yle yapılan 20 bin öğretmen atamasını yeterli buluyor musunuz?

Daha fazla öğretmen ataması yapılmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin…

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Avrupa’daki en kirli 10 şehrin 8’inin Türkiye’de olduğuna ve bunda doğa ile ormanlık alanların rant ve çıkar uğruna talan edilmesinin önemli bir rolü olduğuna ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Avrupa’daki en kirli 10 şehrin 8’i Türkiye’de. Bu, çok ürkütücü bir oran. İstanbul ise Avrupa’daki en kirli metropol. Bu kirliliğin arkasında AKP döneminde doğanın ve ormanlık alanların rant ve çıkar uğruna talan edilmesinin önemli bir rolü olduğu da aşikârdır. AKP hükûmetleri sadece İstanbul’u rant uğruna taşlaştırmadılar, ülkemizin tüm kıyı bölgelerinde halkımızın denize girebileceği ve nefes alabileceği yer neredeyse kalmadı. İşte, kaçak yapılaşmayla yeşilin en güzel tonundan betonun grisine boğulan Uzungöl ve imara açılamasının ardından AKP’nin üzerinde tek bir yeşil alan, ot bırakmamaya yemin etmişçesine betonlaştırdığı Yassıada.

Kendi ülkesinde ağaçları yok eden ama Amerika’ya gittiği zaman parkları, bahçeleri dolaşan Başbakanımıza sesleniyorum: Hiç mi vicdanınız sızlamıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

4.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizli’nin Serinhisar ilçesindeki çiftçilerin durumuna ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, ülkemizde çiftçilik o kadar zor durumda ki. Denizli Serinhisar ilçemizde Ayaz, Yatağan, Yüreğil, Kocapınar Mahallelerinde tarlalarını ekip biçenlerden koruma bedelleri icra kararıyla alınmaya başladı, üstelik traktörleri icralık hâle geldiği için nasıl ekip dikecekleri de tartışma konusu. Çiftçinin parası olsa zaten birliklere paralarını öderdi. Denizli’de Bakan Yardımcısı ile Denizli milletvekilinin Serinhisar ilçesinden olduğunu düşünürsek acilen bir çözüm talep ediyoruz.

Emin olun, çiftçiye eziyeti bırakmazsak bu ülkede nefes alamayacağız. Helal üretim yapan çiftçiyi korumak lazım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

5.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı isminin “Türkiye Cumhuriyeti Maliye akanlığı” olarak yazılı olduğuna ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Meclisin hemen karşısındaki Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığının isminin “Türkiye Cumhuriyeti Maliye akanlığı” olarak değiştirildiğini gördüm. Şaşırdım mı; hayır. Bu isim değişikliğiyle isabetli bir karar almışsınız, sizleri tebrik ediyorum. Ortada bir Hükûmetin olmadığını, bir bakanlığın olmadığını gayet iyi biliyoruz. Ortada bir akanlık var, onu da iyi biliyoruz. Çiftçinin, memurun, işçinin, esnafın, emeklinin, yetimin, fukaranın hakkının örtülü ödeneklerle aktarıldığını bu kadar açık yüreklilikle hem de bakanlığın ismini değiştirerek itiraf ettiğiniz için sizleri kutluyorum. Gayrimeşru Hükûmetin “maliye akanlığı” Türkiye Cumhuriyeti devletine hayırlı olsun.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

6.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, konulara ideolojik değil bilgiyle yaklaşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçeği bilgiyle aramalıyız. Hintliler karanlık bir ahırda daha önce fil hakkında bilgisi olmayanları topladılar. Onlar da meraklarını gidermek için her biri elleriyle filin neye benzediğini anlamaya çalıştılar. Filin kulağına, ayağına, hortumuna, sırtına dokunan her bir kişi filin neresine dokundu ve nasıl anlamak istediyse fili ona göre anlatmaya çalıştı. Birinin dediği diğerini tutmadı ve aralarında anlaşmazlık çıktı. Çünkü ellerinde hakikati görmeye yarayacak ışıkları yoktu. Mevlâna’nın deyimiyle “Duyu gözü ele, avuca benzer, avuç bütün fili tutamaz ki.” Herkes kendi penceresinden yaklaştı ve ona göre yorum yapıp anlaşmazlığa düştü. Hâlbuki hakikat tüm parçaların bütünüydü. Ellerinde bir ışık, bir bilgi olsaydı ihtilafa düşmeden gerçeği bilebilirlerdi.

Konulara ideolojik değil, bilgiyle yaklaşmalıyız.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, liselere yerleştirme sistemine ve yıl sonunda tek bir sınav yapılmasının öğrenciler için sınav stresini artırma riski yarattığına ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Liselere yerleştirme sisteminde sınavla girilecek 600 nitelikli okul belirlenmiş. Yüzde 10’luk dilimde yer alan en başarılı 120 bin öğrenci bu okullara yerleştirilecek. 600 nitelikli okul arasında 193 proje okulu var. Bunların da 170 tanesi imam-hatip, 23 tanesi de İstanbul Erkek ve Kabataş liseleri gibi köklü okullar. Ayrıca nitelikli okullardan olan fen ve sosyal bilimler liselerine giriş için kontenjan koydular, en büyük sorun bu. Fen ve sosyal bilimler liselerinde 5 sınıf sınırlaması var, imam-hatiplerde bu yok. Bu durumda yüzde 10’luk dilimde 120 bin öğrenci var, bunların 55 bini fen, sosyal ve hazırlık sınıfı olan Anadolu liselerine yerleşecek, 65 bin öğrenci imam-hatibe gidecek. Özellikle küçük yerleşim birimlerinde imam-hatip dışında seçenek bırakılmıyor.

Diğer bir sorun da, yıl sonunda tek bir sınav yapılmasının seçici okullara girmek isteyen öğrenciler için sınav stresini artırma riski var. Çözüm, nitelikli eğitim veren ortaöğretim kurumlarının sayısını artırmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

8.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesinde 38 öğretmenin haksız yere ve hiçbir gerekçe gösterilmeden görevlerinden alınmasına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Proje okul kapsamında bulunan Bursa Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesinde 38 öğretmen haksız yere, hiçbir gerekçe gösterilmeden görevlerinden alındı. Öğretmenlerine sahip çıkmak isteyen öğrenciler Bursa Millî Eğitim Müdürlüğüne dilekçe vermek istedilerse de dilekçeleri her ne hikmetse alınmadı; öğrenciler de yanlarında getirdikleri enstrümanlarla müdürlük önünde “Öğretmenlerimizi bizden alırsanız bu enstrümanları çalamayız.” diyerek protesto düzenlemek istedi ancak buna da izin verilmedi. Bunun üzerine EĞİTİM-İŞ Bursa İl Başkanı Özkan Rona öğrencileri sendika binasına davet etti, öğrenciler burada müzikli eylemlerini gerçekleştirdi. Şimdi öğreniyoruz ki EĞİTİM-İŞ İl Başkanı Sayın Rona hakkında da kınama cezası verilmiş. Haksız atamaların bir an önce durdurulmasını talep ediyor ve Rona hakkında verilen kınama cezasını da ben buradan kınıyorum diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Göker…

9.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, Burdur Tabiat Turizmi Master Planı kapsamında tabiat ve yayla turizminin canlandırılmasına ve Burdur Gölü’nün kurtarılmasına dair verilen sözlerin yerine getirilmediğine ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, 13 Kasım 2015 tarihinde Burdur Gölü Eylem Planı’nda görev alan kurum temsilcileri ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda Sayın Bakan Eroğlu Burdur Tabiat Turizmi Master Planı kapsamında tabiat ve yayla turizminin canlandırılarak Antalya’ya gelen 10 milyon turistin en azından 2 milyonunu Burdur’a yönlendirmeyi vadetmişti. Ayrıca, Burdur Gölü’nün kurtarılması için öncelikle arıtma tesisleriyle suyun kalitesinin yükseltilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Üzerinden tam iki yıl geçti, bugün bakıyoruz, bırakın Burdur Gölü’nü kurtarmayı, Salda Gölü’nü bile elimizden almaya kalkıyorlar. Son olarak Bakana sorum şudur: Söz verdiğiniz 2 milyon turist nerede Sayın Bakan?

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

10.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’üncü yıldönümüne ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’ücü yıl dönümü olan bu anlamlı günde söz almaktan büyük mutluluk ve onur duyuyorum. Sizleri en samimi duygularla selamlayarak saygılarımı sunuyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesinin en anlamlı eseridir. Kendi geleceğini belirleme hakkından hiçbir şekilde ödün vermeyeceğini, zorlu ama onurlu mücadelesini sürdürmeye kararlı olduğunu bundan tam otuz dört yıl önce tüm dünyaya kanıtlamış ve büyük bir kıvançla 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan ederek tarihî mücadelesini taçlandırmıştır. Birlik ve beraberlik içinde değerlerimize sahip Kıbrıs Türkünün varlığı uğruna şehit olan Mehmetçik ve mücahitleri rahmetle, gazilerimizi şükranla anıyorum. 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

11.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, yerli otomobil üretimi için kurulacak fabrika için en uygun yerin Ege Bölgesi olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı ve de Sayın Başbakana özellikle ricamdır. Cumhurbaşkanı tarafından yerli otomobil yapılması amacıyla 5 firma görevlendirilmiştir. 5 firmanın talip olduğu otomobil fabrikasını kurmak için birçok ilimiz de isteklidir ancak konum ve de liman itibarıyla Ege Bölgesi’nin bu fabrikanın yapılmasında en uygun bölge olduğunu düşünüyorum. Başta İzmir, Manisa, Aydın, Uşak, bu illeri de kapsayan Ege Bölgesi’nde yeni otomobil fabrikasının kurulmasını özellikle Sayın Bakandan rica ediyorum, bölgenin istihdam desteğine ihtiyacı olduğunun da altını çiziyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

12.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak Filistin’e yaptıkları ziyarete ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Sayın Başkan, hafta sonu Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyesi 22 milletvekili arkadaşımızla birlikte Filistin Meclisini, üç büyük dince kutsal sayılan kadim şehir Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı ziyaret ettik. Beytüllahim ve Cenin şehrine gittik, El Halil kentinde kırk yıllık Filistin mülteci kampındaki dramı gördük. Tüm Filistin’in İsrail kuşatması ve zulmü altında olduğuna şahitlik ettik. Yarım asrı aşan bir süredir işgal altında olan Filistin, tüm Müslümanlar için kanayan ortak bir yara. Filistin halkı kendi topraklarında tutsak durumunda. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, Filistin’e sahip çıkmak sadece Filistinli çocukların görevi değil, tüm Müslümanların müşterek vazifesidir. Başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin bir an evvel kurulması gerektiğine her zaman desteklerimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

13.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin Çiftlik ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ili Çiftlik ilçesinin 30 bin nüfusu bulunmaktadır. Buradaki devlet hastanesinin başhekimi yoktur, kadın doğum uzmanı yoktur ve genel cerrah bulunmamaktadır.

Ayrıca, diyaliz ünitesi için bir yıl önce açılacağı söylenmiştir, hastalar umutla bunu beklemesine rağmen bugüne kadar diyaliz merkezi de açılmamıştır. İlçenin merkezinde, köylerinde ve kasabalarındaki vatandaşlarımız, 70 kilometre ilerideki Niğde merkeze gitmek zorunda kalmaktadırlar. Bu anlamda ciddi bir mağduriyet vardır. Bir an önce diyaliz merkezinin açılması, doktor açığının giderilmesi istenmektedir. Çiftlik ilçemiz genelde tarımla geçim sağlayan, yaygın olarak da geniş bir alana dağılmış ilçedir. Bu ilçe insanlarının sağlığının düşünülerek doktor açığının giderilmesi konusunda Hükûmeti ve yetkilileri göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

14.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 15 Kasım Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 80’inci yıl dönümüne ve 15 Kasım Hapisteki Yazarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Bugün Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 80’inci yıl dönümü. “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüze diz çökmedim, bu da size dert olsun.” diyen Seyit Rıza ve arkadaşları şahsında Dersim katliamında yaşamını yitirenlerin anıları önünde saygıyla eğildiğimi belirtmek istiyorum.

Yine bugün, Hapisteki Yazarlar Günü. Maalesef ülkemizde baskı altına alınmayan, yolu hapishaneden geçmeyen aydın yok gibi. Mevcut iktidar da bu geleneği son sürat devam ettirmekte; kendisine muhalif, kendisi gibi düşünmeyen, daha doğrusu biat etmeyen kesimler üzerindeki baskıları devam ettirmektedir. Bugün ülkemizde 150 gazeteci, yazar tutuklu bulunmakta. Bu tablo demokratik ülkelerde kabul edilecek bir durum değildir. Ama şunu unutmasınlar ki bu zulmünüz sürdükçe yaptıklarınızı yüzünüze vuracak siyasetçileri, kalemine yansıtacak yazarları susturamazsınız. Ancak bedenlerini hapsedebilirsiniz, düşüncelerini asla.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Kayan...

15.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’de nöroloji uzmanı doktor eksikliğine ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sağlık Bakanına: Kırklareli Devlet Hastanesinde nöroloji uzmanı doktor yok. Şişli Etfal Hastanesinden geçici olarak 3 uzman doktor geliyor. Bu hafta sonu tekrar Şişli Etfal Hastanesine dönecekler. Aynı şekilde Babaeski Devlet Hastanesinde de nöroloji uzmanı yok. Lüleburgaz Devlet Hastanesinde 2 nöroloji uzmanı doktor var. Bunların 1 tanesi altı ay önce doğum yaptı ve doğum izinlisiydi, şu anda da raporlu. Geriye sadece 1 nöroloji uzmanı doktor kalıyor. 1 nöroloji uzmanı Lüleburgaz’a mı baksın, Babaeski’ye mi, yoksa Kırklareli Devlet Hastanesine mi? On sekiz aydır durum bu vaziyette. 1 doktor on sekiz aydır sürekli icapçı. Buna kimler dayanabilir? Doktorlarımız intihar edince mi çare arayacağız, yoksa hastalarımız ölünce mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Şimdi, sırasıyla sayın grup başkan vekillerine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Şimşek, siz mi konuşacaksınız?

Buyurun.

16.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’üncü yıl dönümüne ve kapatılan askerî okul öğrencilerinin durumuna ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

15 Kasım 1983 tarihi, Kıbrıs Türk halkının siyasi yaşamının önemli bir dönüm noktası ve devlet kurarak mücadelelerini dünyaya ilan ettiği bir gün olmuştur. Kıbrıs Türk Federe Meclisi 15 Kasım 1983 tarihinde gerçekleştirdiği olağanüstü oturumda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve bağımsızlık bildirisini onaylamıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’üncü yıl dönümünü kutluyor, tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Başta kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere Kıbrıs şehidimiz Pilot Cengiz Topel ve bütün şehitlerimize rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, bir diğer önemli konu da kapatılan askerî okul öğrencilerinin aileleri salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek bütün siyasi partilerin gruplarını ziyaret etmişlerdir. Bu öğrencilerin birçoğunun anne babası devlet memurudur, hâlen de görevdedir. Bazıları polis çocukları, bazıları uzman çavuş, astsubay, içlerinde albay çocuğu olanlar da vardır. Bunların anne babaları görevde olmasına rağmen okul kapatıldığı için bu çocukların geleceği belirsizdir. Bu aileler, çocuklarının güvenlik soruşturmasının yapılmasını, eğer suçları varsa buna göre bir muameleyle karşı karşıya kalmalarını, aksi takdirde ise ya okullarına geri döndürülmelerini ya da… Başka bir işe girecek olsalar şu anda başka bir işe de giremiyorlar, bunları hiç kimse işe de almıyor. Bununla ilgili, İçişleri Bakanlığı, kapatılan askerî okul öğrencilerinin tamamının güvenlik soruşturmalarını yapıp eğer suçları varsa bunları tutuklasın; suçsuzlarsa, okula da dönemiyorlarsa bunların en azından piyasada çalışabilmelerinin, SGK girişlerinin yapılabilmesinin önü açılmalıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Sayın Yıldırım, buyurun.

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 15 Kasım Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 80’inci yıl dönümüne, 3 Kasımda Libya’da kaçırılan 3 işçinin akıbetiyle ilgili Hükûmetten bir açıklama beklediğine, İklim Değişikliği Performans Endeksi’nde Türkiye’nin 56 ülke içinde 47’nci sırada yer aldığına ve Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre en kirli havaya sahip 10 şehrin 8’inin Türkiye’de olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, tarihe “Dersim tertelesi” olarak geçmiş olan bir kıyamda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 80’inci yıl dönümü. O dönem Seyit Rıza’yı idam etmek isteyenler ve idam edenler ibretlik bir karara imza attılar. Seyit Rıza bugün tarih önünde halklarının vicdanında aklanmıştır. Ancak, Seyit Rıza’yı idam etmek için yaşını küçültenler, onunla birlikte oğlunu idam etmek için yaşını büyüten zihniyet ise halklarımızın vicdanında mahkûm edilmiştir. Bizler, zalimin karşısında diz çökmemeyi tarihsel bir miras olarak Seyit Rızalardan öğrendik. Bu anlamda, Seyit Rıza ve arkadaşlarıyla birlikte “Dersim tertelesi”nde katledilenleri bir kez daha rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, 3 Kasım günü Libya’da bir elektrik santrali inşasında çalışan 3 Türkiyeli işçinin silahlı kişilerce kaçırıldığını öğrendik. 4 Kasım günü, bir gün sonra, Başbakan, Libya Başkanlık Konseyi Başkanını telefonla aradığını ve bu konuda yardım aldığını, söz aldığını söyledi. Fakat o günden bugüne on günden fazla bir süre geçmesine rağmen, kaçırılan bu işçilerin akıbetiyle ilgili Hükûmetten veya Başbakandan herhangi bir açıklama gelmemiştir. Bu konudaki girişimlerin ne aşamada olduğu hususunda özellikle Hükûmetten bir açıklama beklediğimizi belirtmek isteriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İklim Değişikliği Performans Endeksi 2018 açıklandı ve Türkiye, 56 ülke arasında karnesi çok kötü ülkeler arasına girerek İklim Değişikliği Performans Endeksi’nde 56 ülke içinde 47’nci sırada yer aldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İklim Değişikliği Performans Endeksi’nde çok kötü ülkeler arasında yer alan Türkiye'nin, bir taraftan beton ve asfaltla iklim felaketlerini hızlandırdığını izliyorken diğer taraftan ise pahalı ve iklimi olumsuz yönde değiştiren fosil yakıtları ithal etmeyi sürdürdüğünü görüyoruz.

Aynı zamanda, Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre en kirli havaya sahip 10 şehrin 8’i Türkiye’de. Fakat kömür santrallerine Türkiye gibi alım garantisi vermeyenler, asfalt ve beton yatırımları üstüne politikalar yerine yenilenebilir enerji yatırımlarına öncelik verenler sıralamada en üst sıralarda yer aldılar. Burada önemli olan, bir sıralama yarışı değildir; önemli olan, ülkemizle birlikte tüm dünyaya karşı ekolojik duyarlılığımızı ve sorumluluğumuzu yerine getirmektir diyorum.

Bütün Genel Kurulu selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Sayın Özkoç…

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Kıbrıs’ta kazanımların tekrar geri alınması, adalarla ilgili hakların ve hukukun tanınması, dünyaya karşı Türkiye’nin istikrarlı ve güçlü bir devlet olduğunun göstergesi için ihtiyaç olan dik duruşun sağlanması konusunda iktidarı göreve çağırdığına ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 20 Temmuz 1974… Türk Silahlı Kuvvetleri 14 Ağustosta Lefkoşa’ya girdiler. Başbakan Bülent Ecevit’in “Biz Amerikan emperyalizmine karşı bir tek şey söylüyoruz: Gölge etmesinler, başka ihsan istemeyiz.” sözü burada gerçekleşti ve Türkiye Cumhuriyeti kardeşlerini, soydaşlarını oradaki her türlü barbarlığa karşı korudu, orada bağımsız bir ülkenin temellerini atmaya çalıştı. Aradan geçen yıllar Kıbrıs’taki kazanımların tek tek elden gittiği, müzakere süreçlerinde çaresizliklerin yaşandığı, adalara el konulduğu ama Türkiye'nin sessiz kaldığı bir dönem olmuştur. O günkü zaferimiz, savaşla, şehitlerimizin kanlarıyla kazanılan zaferimiz gün geçtikçe hem emperyalizmin oyunları hem bizim Hükûmetimizin acizliği neticesinde elimizden kayıp gitmektedir. Bugün, Kıbrıs’la ilgili haklarımızı artık söylemekten dahi kaçınılır noktaya gelinmiştir. Müzakere masasında bir anlaşma değil, bir sonuç çıkmasıyla ilgili artık umutlar yitirilmeye başlanmıştır. O yüzden, kazanımlarımızın tekrar geri alınması, adalarla ilgili haklarımızın ve hukukumuzun tanınması, dünyaya karşı Türkiye'nin istikrarlı ve güçlü bir devlet olduğunun göstergesinin sağlanması için dik bir duruşa ihtiyaç vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, ek sürenizi veriyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Her yerde dik durduğumuz söylenirken Kıbrıs’la eğdiğimiz başımızı tekrar yukarı kaldırmanın zamanıdır. Oradaki soydaşlarımızın da buna katkı sağlaması gerekir. Türkiye'nin çıkarları ile Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarları birdir ve bu süreç hem onlar için hem bizim için bir itibardır, bağımsızlıktır ve onların geleceğiyle ilgili, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığıyla ilgilidir. Onun için bu duruşun sağlanmasında iktidarı göreve çağırıyor, aradan geçen bunca zamandan sonra Bülent Ecevit’e, onunla birlikte bu kararı alan devlet adamlarımıza ve şehit düşen tüm insanlarımıza minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkoç.

Sayın Muş, buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Eleşkirt kırsalında teröristlerle çıkan çatışmada yaralanan ve daha sonra şehit düşen uzman çavuşa Allah’tan rahmet dilediğine, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 34’üncü yıl dönümüne ve adada yürütülen müzakerelerde kaybedilmiş bir şey veya verilmiş bir taviz olmadığına, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Eleşkirt kırsalında teröristlerle çıkan çatışmada yaralanan ve daha sonra şehit düşen bir uzman çavuşumuz vardır, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

15 Kasım 1983 yılında kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 34’üncü kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükûmetini ve tüm Kıbrıs Türklerini kutluyorum. Bu vesileyle Kıbrıs Türkünün özgürlüğü, bağımsızlığı ve huzuru için yıllarca mücadele veren Doktor Fazıl Küçük’e, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda şehit düşen tüm vatan evlatlarına Allah’tan rahmet diliyorum. Yine, Kıbrıs Türküne bağımsızlık ve hürriyet yolunu açan, Kıbrıs Barış Harekâtı kararını veren merhum Başbakanlarımız Bülent Ecevit ve Profesör Doktor Necmettin Erbakan’a ve bu harekâtın hukuki dayanağını sağlayan Londra ve Zürih Anlaşmalarını imzalayan rahmetli Başbakanımız Adnan Menderes ve merhum Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu’ya minnetlerimizi sunuyoruz. Kıbrıs Türklerinin ana vatanı olan Türkiye'nin, her zaman her koşulda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olduğunu ve Kıbrıs Türkünün barış, huzur ve güven içerisinde yaşaması için yardımlarını sürdüreceğini belirterek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümünü tekrar tebrik ediyorum. Adada yürütülen müzakerelerde -Türkiye Cumhuriyeti’nin garantör devlet olarak- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kaybedilmiş, vermiş olduğu bir taviz ya da boynunu bükmüş bir durum söz konusu değildir, ortada yürütülen müzakereler vardır. Türkiye garantör ülke olarak… İfade etmek gerekirse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mevcut haklarından şimdiye kadar herhangi bir taviz vermemiştir, vermeyecektir de, bunun altını özellikle çizmekte fayda var. Kimseye karşı da boynumuzu büktüğümüz yoktur.

Bir diğeri, burada, maalesef, konuşmacıların biri talihsiz bir ifade kullanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - AK PARTİ Hükûmetinin politikalarını eleştirebilirsiniz ama bu Hükûmet gayrimeşru bir hükûmet değildir. Milletin oylarıyla seçilmiştir, iktidardadır. Her sandık başında herkes politikalarını belirler, millet bir değerlendirme yapar. Onun için, yüzde 49,5 oyla iktidara gelmiş AK PARTİ Hükûmeti, meşru bir hükûmettir, milletin oylarıyla iktidara gelmiştir. “Gayrimeşru” demek suretiyle Hükûmet gayrimeşru olmaz. İktidara gelmek istiyorsanız daha çok çalışıp sandıkta politikalarınızı anlatırsınız, millet takdir ederse iktidara gelirsiniz. “Ben kazanamadım, tu kaka.” demek suretiyle, “Çamur at, izi kalsın." demek suretiyle bir hükûmetin meşruluğundan hiçbir şey kaybolmaz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Durmaz, daha sonra size söz vereceğim.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Ama ben, takdir buyurursanız, Plan ve Bütçe Komisyonundayım, orada İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülüyor.

BAŞKAN – Peki, tekrar girin sisteme.

Buyurun.

20.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Tokat’ta bir imam-hatip okuluna hain Mustafa Sabri’nin adının verilmesi yanlışından dönülerek Jandarma Astsubay Üstçavuş Yakup Akdağ’ın adının verilmesi kararı alınmasına ilişkin açıklaması

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat’ta çıraklık eğitim okulu iken imam-hatip okuluna dönüştürülen bu okula Kurtuluş Savaşı’mızın kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarına “Kuvayımilliyenin katli vaciptir.” diye fetva veren hain Mustafa Sabri’nin adının verilmesi, ülkemizin kurucusuna, cumhuriyet ve kurucu değerlerine yapılmış bir ihanettir. Sayın Millî Eğitim Bakanıyla ısrarlı görüşmemiz sonucu bu yanlıştan dün itibarıyla dönülmüş. O hainin ismi kaldırılacak ve yerine Tokat’ın kahraman bir evladı, Siirt ili Baykan ilçesinde karakol komutanıyken sivil bir araçla seyir hâlindeyken hain bir saldırıda şehit olan Jandarma Astsubay Üstçavuş Yakup Akdağ’ın adı verilmek üzere karar alınmıştır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Durmaz.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önerge yazısı (4/118)

BAŞKAN - Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen’in İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 15/11/2017 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır. Bilgilerinize sunulur.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve arkadaşları tarafından mera alanlarının giderek yok olmasının önüne geçilmesi için yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/548) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/11/2017 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                       Erkan Akçay

                                                                                           Manisa

                                                                        MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve arkadaşlarının, mera alanlarının giderek yok olmasının önüne geçilmesi için yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/548) esas numaralı Meclis araştırması açılmasına dair önergesinin görüşmelerinin 15/11/2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, öneri sahibi Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz mera alanlarının giderek yok olmasının önüne geçilebilmesiyle alakalı Meclis araştırması açılmasıyla ilgili önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Dönemi’nde en fazla arazi kayıpları ne yazık ki meralarda olmuştur. Meralarımız taşıyabilecekleri kapasitenin çok üstünde yük almışlardır, çok üzerinde yüklendik. Bugün yaşadığımız, önleyemediğimiz birçok doğal olayın ve afetin altında yatan ana sebep de meralarımıza bu kadar yüklenmemiz. Erozyon, heyelan, taşkınlar, su taşkını, hortum gibi doğal felaketlerin altında yatan en önemli sebep, meralarımıza yaptığımız bu yüklenmeler ya da yapmadığımız ıslahlar.

“Cumhuriyet Dönemi’nde en fazla kayıp meralarda oldu.” dedik. Sadece elimizdeki verilere göre birkaç rakam vermek gerekirse, 1940 yılında 44 milyon 200 bin hektar olan mera alanının yirmi yıl sonra, 1960’ta 28 milyon 700 bin hektara, bugün de 14 milyon 600 bin hektara düştüğünü görüyoruz. Yıllardır denetimsiz, aşırı, bilinçsiz şekilde yapılan otlatmalar sonucu meralarımız bozulmaya ve kendini yenilememeye başlamıştır. Son kırk beş yılda mera alanlarında en büyük kaybın yaşandığı bölge de Doğu Anadolu Bölgesi.

Arkadaşlar, tabii, mera alanlarının ıslahı yapılmamışken, kendisini yenilemeye imkân, ortam oluşturamamışken maalesef, biz, bir taraftan da mevcut meraların bu vasıflarının değiştirilmesine ilişkin her türlü eylemi yapıyoruz. Daha dün gece 502 sıra sayılı Tasarı’nın 54’üncü maddesiyle 4312 sayılı Mera Kanunu’nun 14’üncü maddesinde bir değişiklik yaptık. Bu değişikliğe göre, organize sanayi bölgesi, endüstri bölgesi, teknoloji geliştirme bölgesi ve serbest bölgelerin mera alanlarında kurulmasına, kurulu olanların daha da genişletilmesine imkân verecek bir tasarıyı, tasarı maddesini buradan oylarımızla geçirdik. Hem kamu kurumları, yerel yönetimler hem de özel sektör eğer bir yeni yatırım yapmak istiyorsa ilk yaptığı şey, gözünü mera alanlarına dikiyor ve buralarda bu yatırımları yapmak istiyor.

Mera alanlarının yetersizliğinden dolayı hazır yeme ihtiyaç duyulmakta. Değerli arkadaşlar, bugün 13 milyon civarında olan büyükbaş popülasyonunun yem ihtiyacının yüzde 30’u -hatta Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde bu oran, yüzde 70’lere kadar çıkıyor- meralardan elde ediliyor. Meralar aynı zamanda sadece yem alanı değil, su ve rüzgâr erozyonunu önleyerek toprak varlığımızı koruyan, toprak verimliliğimizi artıran, çeşitli av ve yaban hayvanlarına yaşam alanı oluşturan, su toplama havzası olarak taban suyu ve akarsularımızı zenginleştiren, temiz hava kaynağı olan alanlardır.

Değerli milletvekilleri, bugün birçok alanda olduğu gibi tarımsal ürünlerin fiyat regülasyonunda herhangi bir sonuç alamamamızın en önemli nedenlerinden birinin de biliyorsunuz, tarıma yapılan destekler ve özellikle de hayvancılıkla ilgili yapılan ihmaller olduğunu görüyoruz. Eğer biz gerçekten Avrupa’daki gibi, diğer gelişmiş ülkelerdeki gibi uygun fiyatlardan vatandaşımıza et yedirmek istiyorsak bunu ithal odaklı, piyasa odaklı önlemlerle değil, inadına üretim diyecek yaklaşımlarla ancak yapabiliriz. Mera alanlarıyla ilgili konuyu sadece o bölgede bir yatırım yapılacak, katma değer sağlanacak diye değil, bu meraların yok olması durumunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) - …bizim uğradığımız toplumsal zararları düşünerek bunun önemini anlayabiliriz diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karakaya.

Önerge üzerinde gruplar adına ikinci konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun, süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri ve Genel Kurulun sevgili emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, meralarımız özellikle biraz önce verilen rakamlardan da çok net görülüyor ki bugün 14,5 milyon hektara kadar düşmüş durumdadır. Mera alanlarının bozulması ve yok olması bir taraftan hayvancılığımızı öldürürken diğer taraftan da aslında birçok bitkinin, canlının, hayvanın yaşam alanını da ortadan kaldırıyor. Geçmişte, mera alanlarına yönelik, bir iş adamının dönemin Tarım Bakanıyla yaptığı görüşmede -“Nasıl olur da mera alanları halkın ortak alanı olabilir?”- buraların sanayiye açılması durumunda Türkiye’nin nasıl uçurulacağını ifade ederek mera alanlarına AKP Hükûmetinin yaklaşımını göstermiştir. AKP Hükûmeti, gerek sanayi reformu paketiyle gerek dün torba yasada geçen maddeyle mera alanlarını sanayileşmenin, rantın bir alanı olarak görmüştür. Bir taraftan mera alanlarımıza, kıyı alanlarımıza, zeytinliklerimize göz diken AKP bir taraftan da maalesef bu ülkenin emekçisine, işçisine, çiftçisine verdiği zararın boyutunu en üst noktaya taşımıştır.

Bugün, mera alanlarının daralması ve buna bağlı olarak yine tarımın da daralması özellikle hayvancılığın da ölümüne giden yolu açmıştır. Hayvancılıkta yeterli miktarda otun olmaması, samanın üretilmemesi Türkiye’de hazır yem kullanımına yol açmıştır ve hazır yem kullanımı da aslında çiftçiye, üreticiye maliyetinin iki üç katına çıkmasına da neden oluyor.

Değerli arkadaşlar, mera alanlarımız kamunun ortak malıdır. Mera alanları, sadece hayvancılık için değil, aynı zamanda biraz önce söylediğim gibi, birçok bitkinin flora, fauna alanını oluşturuyor ve biz insanlar için de bir temiz hava kaynağı, bir temiz su kaynağı durumundadır. O açıdan, meralarımızı ıslah etmek, geliştirmek zorundayız.

Bir taraftan meralarımız daraltılırken bir taraftan da bölgede özellikle yayla yasaklarıyla hayvancılık öldürülmüş durumda ve bugün Sırbistan’dan et alır duruma gelmiş durumdayız.

Bir taraftan bunları yaparken bir taraftan da sanayi alanı olarak bu meralarımıza göz dikilmesi bu ülkenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - …çiftçisini, bu ülkenin hayvancılığını öldürecektir diyorum ve bu konuda yapılacak bir çalışmaya bizler de destek vereceğimizi belirtiyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toğrul.

Sayın Köksal, sizin bir söz talebiniz var, sisteme giremiyorsunuz sanırım.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinin bazı köylerinde yapılan toplulaştırma nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sandıklı ilçesi Yumruca, Sorkun, Saltık, Hırka, Emirhisar ve Kızılca köylerinde yapılan toplulaştırmalardan dolayı vatandaşlar mağdur olmuş durumda. Vatandaşlar toplulaştırmaya karşı olmadıklarını belirtiyorlar ancak usulüne uygun bir şekilde yapılmayan toplulaştırma yüzünden bugün birçok tarla kullanılamaz hâle gelmiştir. Vatandaşın tarlası değil traktörle, kepçeyle bile girilemez hâldedir. Orada yaşayan çiftçiler bu tarlalarda ekim yapamamaktadır. Bu konuda vatandaş ne yazık ki mağduriyetini dile getirecek bir muhatap da bulamamıştır. Bu yüzden, vatandaşın mağduriyetinin giderilerek toplulaştırma sonrası bu tarım arazilerinin büyük iş makineleriyle düzeltilmesini ve bu seneki zararlarının karşılanmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köksal.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve arkadaşları tarafından mera alanlarının giderek yok olmasının önüne geçilmesi için yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/548) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, gruplar adına diğer konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; herhâlde, mera konusunda burada bulunan milletvekillerinin farklı düşünmesi mümkün değil çünkü yaşam alanlarımız ve geleceğin varlığı meralara bağlı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizin yüzde 56’sını oluşturan mera ve çayır alanları ne yazık ki yüzde 19’a gerilemiştir. Ortak düşüncemiz mera alanlarını korumakken ne var ki yanlış kentleşme, sanayileşmeyle mera alanlarını yok ediyoruz. Mera alanlarını yok etmek bir yerde insanın kendi ayağına sıkması gibi bir şey çünkü mera alanı yok olunca hayvancılık geriliyor, hayvancılık gerilediği zaman yurt dışından ithal et almak zorunda kalıyorsunuz; samanı gidip Bulgaristan’dan almak durumunda kalıyorsunuz. Böylece, ülkenin kendi gerçeğinden uzaklaşıyor, kendi kendine yeten ülkeyi, meralarının yokluğuyla dışa muhtaç hâle getiriyorsunuz. Bu anlayışla meralar ve diğer çiftçilik, tarım gibi uygulamalardaki yanlışlarımızı bir an önce değiştirmemiz, dönüştürmemiz gerekiyor. Özellikle hiçbir noktada planlı bir bakışımız olmadığı için de ülkenin mağduriyetleri artıyor.

Bakınız, mera alanlarıyla ilgili olumsuzlukları yaratan kanunlar o kadar kolay geçiyor ki, sonra da “Mera alanlarını koruyalım.” diyoruz; hem yok ediyoruz hem koruyalım diyoruz. Islah etmeye çalışıyoruz, ıslah etmeye çalıştığımız yerlerde sonuç alacağımız yerde değişikliklerle, Islah ettiğimiz yerleri ortadan kaldırıyoruz.

Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda tarım ve hayvancılık ciddi anlamda sorunlar yaşıyor. Bugün ortalama yılda 15 milyon ton kaba yem alır duruma gelmemizin başlıca nedeni meralarımıza gerekli önemi verip sahip çıkmamamız. Mera dediğiniz alan -arkadaşlarımızın biraz evvel belirttiği gibi- bir yaşam alanı aynı zamanda, oradaki canlıları da onunla beraber yok ediyorsun. Oradaki otu, bitkiyi, canlıyı yok ettiğimiz gibi, insanlarımızın oradan sağladığı faydayı da dar alanda, birkaç sermayedarın eline bırakarak ülkenin varlıklarını ve değerlerini göz göre göre peşkeş çekiyorsunuz. Bu anlayıştan uzaklaşmanın yolu, meraları sahiplenmek, korumak ve bununla ilgili yapılacak çalışmalara da destek vermektir. Bu anlamda, getirilen öneriyi destekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinden de çok sayıda milletvekili arkadaşımızın Meclis araştırmasıyla meraların durumlarının ele alınması talepleri var.

Görünen o ki ülkemiz, meralarını yok ederek, çayır alanlarını yok ederek, hayvancılığı ve çiftçiliği sahipsiz bırakarak geleceğini daha da karartmaktadır. Çocuklarımızın geleceğini ellerinden almayalım. Bu konuda en azından meraların durumunu Meclis olarak araştırarak bir kez daha Hükûmeti, yetkilileri uyaralım diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürer.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına son konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın İbrahim Aydın.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Antalya’mızın batı ilçelerinde, Kaş, Demre, Kumluca’da iki gün önce olan büyük afetten dolayı oradaki çiftçilerimize ve halkımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Devletimiz yine büyüklüğünü gösterdi, Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve bakanlarımız bu konuyla özellikle ilgileniyorlar. İnşallah en yakın zamanda tüm yaralar sarılacaktır.

Ülkemizde toplam mera alanımız 14,6 milyon hektardır. 2002 yılından günümüze kadar meraların tespit ve tahdit çalışmaları ile ıslah ve amenajman projeleri için 543 milyon kaynak aktarılmıştır. Bu 14,6 milyon hektar mera alanının 10,9 milyon hektarının tespiti, 6,6 milyon hektarın tahdidi, 3,6 milyon hektar alanın tahsis çalışmaları tamamlanmıştır.

Ülkemizin büyük bir bölümünde hayvancılık mera alanlarına dayalı olarak yapılmaktadır. Hayvancılığımızda en önemli maliyeti de yem giderleri oluşturmaktadır. Kaliteli kaba yemin en kolay ve en ucuz karşılandığı yerler ise meralardır. Bakanlığımızca uygulanan mera ıslah ve amenajman projeleriyle meralarımızdaki ot verimini ve kalitesinin yükseltip ot atma kapasitelerini arttırarak meralarımızın ülkemiz hayvancılığına yeterli hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki en önemli konu mülkiyet konusu. Özellikle de 1937 yılında Orman Bakanlığı tarafından “Beş yılda kadastro çalışması bitecek.” denilmiş. Bu çalışmalar yapılmış fakat 2000’li yıllara kadar büyük bir uyumsuzluk var. Özellikle bu mera konusunda, geniş alanlarda yani ormanlık alanların, makilik ve bozuk ormanların bir kısmı orman arazisi olarak görünüyor. Bu sahalarda da son yıllarda yaptığımız çalışmayla otlatma planı yapılarak -özellikle yaşlı ormanların altında ve bozuk makilik alanlarda- hayvancılarımızın önü açılmıştır. Tabii ki bu çalışmalar çok faydalı çalışmalar, mera konusunu biz de çok önemsiyoruz. Önemli olan, arazi sınıflandırmasını iyi yapmak lazım, meralarımızı iyi korumamız lazım, ormanlarımızı iyi korumamız lazım, tarım topraklarımızı iyi korumamız lazım. En tepeden başlar; eğer meralarımızı iyi koruyamazsak ormanlarımıza yük biner, eğer ormanlarımızı koruyamazsak alttaki tarım topraklarını yok ederiz.

Bir de en önemli konu: Yaptığımız çalışmalarda -özellikle Orman Kanunu’nda yaptığımız çalışmalar- taşlık, kayalık, ot bitmeyen yerin bile adını “orman” koymuşuz ama öbür tarafta birinci sınıf tarım topraklarımız yok oluyor; bunun da önüne geçmemiz gerekiyor.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle tüm heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. İyi günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Sayın Beştaş, sisteme girmişsiniz ama buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, cezaevlerindeki işkence ve kötü muamele uygulamalarına Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğrusu her zaman ifade ettiğimiz ve bir türlü çözüme ulaşmayan bir meselede, cezaevlerindeki işkence uygulamalarına, kötü muamelelerin uygulamalarına dair söz aldım. Şu anda önümde; bugün sadece on ayrı mektup aldım, bir de elimdeki faks. Bu, Kayseri Cezaevinden geldi. Adana’dan Karaman’a, Karaman’dan Kayseri’ye sevk edilen Cengiz Aslan isimli bir muhtarımız oradaki uygulamaları anlatıyor, süre yetmiyor.

Yine, Tarsus Cezaevinden, Elâzığ Cezaevinden ve Kırıklar Cezaevinden gerçekten günaşırı çok ciddi başvurular geliyor. “Cezaevleri tam anlamıyla bir işkencehaneye dönüşmüş.” dedik geçen hafta ve bu gitgide tırmanan bir hâl alıyor. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu soruna çözüm bulmamız lazım çünkü hapishaneler devletin denetiminde, gözetiminde olan mekânlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Can güvenlikleri, kişisel sağlıkları da yetkililere bağlıdır, bunu buradan ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve arkadaşları tarafından mera alanlarının giderek yok olmasının önüne geçilmesi için yapılacak çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/548) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kabul edildi Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Edildi vallahi.

BAŞKAN – Yok, kabul edilmedi; biz sayıyoruz tek tek.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Seyit Rıza, Saidi Nursi (Kürdi) ve Şeyh Sait ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve ailelerine iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

15/11/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/11/2017 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                             Muş

                                                                               Grubu Başkan Vekili

Öneri:

15 Kasım 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından verilen (5895 sıra numaralı) Seyit Rıza, Saidi Nursi (Kürdi) ve Şeyh Sait ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve ailelerine iade edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 15/11/2017 Çarşamba günkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın Hişyar Özsoy.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Özsoy.

HDP GRUBU ADINA HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce de bu konu hakkında Seyit Rıza, Saidi Nursi veyahut da Saidi Kürdi, Şeyh Sait ve arkadaşlarının mezar yerlerinin tespit edilmesi için defalarca bu Meclis kürsüsünde konuşuldu. Bizim partinin konu hakkında verdiği değişik soru önergeleri, araştırma önergeleri oldu fakat öyle görünüyor ki konu hakkında çok bir ilerleme kaydedemedik.

Değerli arkadaşlar, seksen yıl önce Seyit Rıza ve arkadaşları -Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek, oğlunun yaşı büyütülerek- idam edildiler ve kimsenin bilmediği… Arkadaşlar, ölülerden bahsediyoruz, biraz beni dinleyebilseniz. Maşallah…

BAŞKAN – Siz devam edin Sayın Özsoy.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Seksen yıl önce Seyit Rıza... Bundan birkaç ay önce de biliyorsunuz Ankara’da, burada Hatun Tuğluk’un naaşını biz defnedememiştik, çok çirkin saldırılar olmuştu. Kendisi de Dersimli. “Dersim tertelesi”nden birkaç yıl sonra doğmuş, birçoğunuzun tanıdığı Aysel Tuğluk’un annesi. Şimdi, orada öldürüyorlar, Dersim’de, mezarı yok. Ankara’da 75-80 yaşında bir yaşlı teyze ölüyor, defnedemiyoruz, “Toprağı kirletiyor.” diye oradan çıkarmak zorunda kaldık. Yalan yok, iftira yok. İçişleri Bakanı doğru söylemiyor, ben kendim de oradaydım. Hayatta hiç duymadığımız çirkinlikte hakaretler duyduk orada, şoka girdik. Samimiyetle söylüyorum, konuşmuyorlardı, bağırmıyorlardı, samimiyetle söylüyorum, böğürüyorlardı ya! Küfür, hakaret, fiziki saldırılar… 30-40 milletvekili, Aysel Hanım cezaevinden çıkmış, oraya gelmiş, annesine yapılan hakareti görüyor. Neyse, çıkardık oradan, gönderdik Dersim’e; Ankara almıyorsa, bu toprak kabul etmiyorsa gönderdik Dersim toprağına. Yalnız oraya da gönderdik, orada da -işte dediğim gibi- Seyit Rıza’nın seksen yıldır kemiklerini arıyor torunları, hâlâ bulamıyorlar.

Değerli arkadaşlar, kavga olur, savaş olur, her şey olur da şu ölüye yapılan hakaretler, bu saygısızlıklar, bunlar çok eski değil; seksen, doksan yıllık bir tarihi var bunların.

Bakın, “Çağrı” filminin meşhur bir sahnesi var. Hani “Çağrı” filminde savaş oluyor ya… Bu, İslamiyet’in ilk dönemlerini anlatan “Çağrı” filminden, “The Message” filminden bahsediyorum. Orada savaş olur, birbirlerini öldürürler Müslümanlar ve onların karşısında olanlar, sonra savaşa ara verirler -görmüşsünüzdür o sahneleri- taraflar birbirlerinin ölülerini alsınlar diye zaman tanırlar, o ölülerini alırlar, götürür defnederler, sonra bir daha savaşa tutuşurlar. Savaş, tabii, olsun istemiyoruz ama kabilelerde bile baktığınız zaman -o “ilkel” deniliyor ya, “Biz kabile devleti değiliz, biz ilkel değiliz- ya, ölüye bir saygı vardır, suçu, günahı ne olursa olsun.

Defalarca konuştuk; bu mezarlar, özellikle bu 3 şahsiyetin mezar yerleri yani sadece aileleri için değil, Türkiye’de Kürtler, dindarlar, Aleviler için çok sembolik, çok kıymetli mezarlar bunlar, bunun bulunmasını istiyoruz. Şimdi niye Hatun Tuğluk’un meselesini anlattım size? Bakın, o tarihle, o kanlı tarihle hesaplaşmadığınız zaman, Seyit Rıza’nın mezarı nerede, cesedi, cenazesi nerede; bunun hesabını iyi yapıp, bunun araştırmasını yapıp bunu adil bir şekilde tesis etmediğiniz zaman, 80 yaşındaki Hatun Tuğluk da Ankara’da gömülmüyor, insanlar kendilerinde bu hakkı görüyorlar.

İçişleri Bakanına tam iki saat ulaşmaya çalıştık orada, 35-40 milletvekiliyiz; Ahmet Türk var, başka arkadaşlar var. Defnedeceğiz orada, İncek’te, vasiyeti bir de Hatun ananın, demiş ki: “Kızım cezaevinden çıkınca yakın olsun, gelsin, evimin karşısında beni ziyarete gelsin.” Bak, kendisi istememiş Dersim’e gitmeyi “Ankara’da beni defnedin.” demiş. Sonra İçişleri Bakanı çıktı, hepimizi yalanladı, dedi ki: “Kesinlikle küfür yok, hakaret yok, şu yok, bu yok…” Ve biz 40 vekiliz orada, bari bize bir parça saygısı olsun, desin ki… O kadar vekil arkadaş var ya, hepimiz bir ağızdan yalan söyleyecek değiliz. Sonra gitti, fotoğraflarını çekti, biliyorsunuz, meşhur o fotoğraf karesiyle filan. Bu İçişleri Bakanımız, ortada da işte, böyle hakaret gören cenazeler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Bu koşullarda bu talebimiz ne kadar karşılık bulur, bilmiyoruz ama ölülere olan bu hakareti bir sonlandırıp bu insanların, bu kıymetli insanların mezar yerlerini bulma meselesi de bugün olmasa da yarın, yarın olmasa da öbür gün bu Meclisin üzerine büyük bir sorumluluktur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özsoy.

Sayın Muş…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben bir noktaya açıklık getirmek istiyorum. Bir kere şu ifadeyi kabul etmiyorum: “Ölülere bu yapılanı bir sonlandırın.” Yani biz bu işi sanki teşvik ediyormuşuz gibi bir şeyin lanse edilmesini, bunun ima bile edilmesini kesinlikle kabul edemeyiz. Orada yapılanları, Aysel Tuğluk’un rahmetli annesinin cenazesinde yapılanları hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değil, bunu defaatle ifade ettik. Bu olaylar, bu bir provokasyon, bu provokasyon. Rahmetli olmuş bir insan Türkiye Cumhuriyeti topraklarının içerisinde nereyi istiyorsa defnedilebilir ama orada bir avuç provokatörün yaptığının bir ülkenin tamamına mal edilmesi doğru bir şey değil. Kaldı ki bu olaylar cereyan etmeye başladıktan hemen sonra bakın, İçişleri Bakanı, Sayın Cumhurbaşkanımız ne yapılması gerekiyorsa bütün talimatları verdi, ne gerekiyorsa, ailenin talebi neyse sonuna kadar takip edildi ve onların talepleri yerine getirildi. Bakın, şunu, öyle bir görüntüyü hiçbir vatan evladı istemez ancak orada bir provokatör. İnsanları galeyana getirmek isteyenlerin, insanlar arasındaki bu duygudaşlığı zedelemek isteyenlerin bir maksadı, maksatlı bir provokasyonudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lütfen açar mısınız.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Lütfen, bizler de olaylara yaklaşırken bunu genelleştirip buradan bizleri sorumlu tutacak ifadeleri kullanmayalım. Bunu kabul etmeyiz, bu doğru bir şey değil çünkü meseleye yaklaşımımız az önce ifade ettiğim şekildedir. Yapılanı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz, hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değildir. Hayatını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşıdır, bir vatandaşıdır, bizim vatandaşımızdır. Bu ülkenin istediği yerinde, istediği şekilde defnedilme hakkına sahiptir. Yapılanları reddediyoruz ve bu olayın bundan sonraki süreçte de takipçisi olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sisteme girmişsiniz, açabilirim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, onun için değil, kendim için söz istemiyorum.

Hatibimiz yaşanmış bir olay üzerinden, neredeyse hiç yorum katmadan bir konuşma yaptı. Buna rağmen, sayın hatip, arkadaşımızın konuşmasını provokasyon olarak nitelendirdi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onunkine “provokasyon” demedim ya.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu, İç Tüzük 69’a göre açıktan bir sataşmadır ve İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyoruz.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Özsoy konuşacak sadece.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, “provokasyon” diye bir ifade kullandım mı ben? Lütfen, bu kadar olmaz ya!

BAŞKAN – Yani “Yapılanlar provokasyondur.” dedi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Yıldırım, şimdi sizin yapmaya çalıştığınız provokasyon, tamam mı? Provokasyonu siz yapıyorsunuz, sizsiniz provokasyon yapan. Böyle bir şey olmaz ya!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz kullandınız “provokasyon” kavramını.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Provokatörler adına mı konuşuyorsunuz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Onlarla fotoğraf çektiren sizsiniz.

BAŞKAN – Sayın Özsoy, buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Şimdi, kıymetli arkadaşlar, bakın, çok samimi söylüyorum: O gün orada o gece insanlar ölebilirdi, oradaydık çünkü. Mezarlığın etrafı boş; o duvarların üzerinden, karanlıkta kim olduğunu bilmediğimiz bağırıp çağırıp küfür eden, içeri giren insanlar var.

Bakın, iki saat boyunca İçişleri Bakanı arandı, biz oradaydık; Osman Bey arıyordu, Sırrı Bey arıyordu. Vali aranıyor, valiye ulaşamıyoruz; emniyet müdürünü arıyoruz, ulaşamıyoruz. Topu topu 30-40 polis memuru orada, arttı -20, 30, 40, 300- sayı sürekli arttı. Yani orada çok sayıda insan yoktu, 100 kişi falan vardı, yarısı neredeyse milletvekili, bambaşka şeyler olabilirdi orada. Bunlar öyle basit şeyler değil yani işte, o zaman büyük provokasyonlar olur.

Şimdi, bizim, tabii, eleştirilerimiz olacak. Bakın, bize, onca insana ve o ölüye o kadar hakaret eden, küfür eden bir insan ile bir İçişleri Bakanının fotoğrafı bilmeden de çıkabilir yani Süleyman Bey bunu bilmeye de bilir ama çıktıktan sonra bu kadar çok kırılmış insan varsa “Niyetim olmadan böyle bir kırgınlığa sebebiyet vermişsem...” deyip bir özür dileme cesaretini, erdemini gösterebilir ya.

Ötesi, konuştuğumuz o değil, benim söylemeye çalıştığım şu: Uzun bir dönemdir, yüz yıldır, bu ölülere hakaret gibi bir mevzu var ortada. Biz, onunla hesaplaşamadığımız zaman bugün de olacak. Taybet İnan’ın cenazesini de yedi gün sokak ortasında beklettiler; bunu gömdürmüyorlar, yaşlı insanlardan bahsediyoruz. Ağzımızı açınca da “Teröre destek, teröre destek, ihanet.” Böyle bir şey değil, çığırından çıkmış, bu duruma dikkat çekmek istiyoruz, yoksa kimseye sataşma gibi bir derdimiz yok. Ama, Seyit Rıza, Şeyh Sait ve Bediüzzaman Saidi Kürdi’nin cenazeleri, mirasları orta yerde duruyor; en azından mezarlarının yerlerinin bulunup ailelerine iletilmesi lazım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özsoy.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, tekrar 60’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, ben, hatibin konuşmasını provokasyon olarak nitelendirmedim.

Bakın, bu siyaset dili, yanlış bir dil. Siyaset yapabiliriz ama insanları birbirinden ayrıştırmaya yönelik ifadeler doğru ifadeler değil. Ben dün de konuşmamda söyledim.

Ben Hişyar Bey’in konuşmasına provokasyon demedim. Orada yaşanan olayı kabul etmediğimizi, onun bir provokasyon olduğunu söyledim. İnsanların duygudaşlığına zarar vermeye çalışan bir provokasyon olarak bunu nitelendirdim. Ama, biz bunları toplumun tamamına genelleştiremeyiz. Genelleştirirsek eğer, o zaman işte, onları gerçekleştirenlerin ekmeğine yağ süreriz, söylemek istediğim bu. İnsanların tarihten gelen…

Bakın, Türkiye’de mezarlara bakın, insanlar yan yana yatmakta, insanlar aile kurumu kurmakta, insanlar komşuluk yapmakta, insanlar beraber yaşamakta. Ama, her gün belli bir gruba onu ayrıştırmak, o gruba ait insanları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lütfen efendim, mikrofonu açarsanız eğer sözümü bitireceğim.

BAŞKAN – Otomatik kesiliyor Sayın Muş, ben kesmiyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Biliyorum.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Belli bir gruba ait, belli bir etnisiteye ait insanları sürekli ayrıştırmaya çalışacak bir dili kullanmak… Bakın, bu ülkeye bunun faydası yok, bunu yapanlara da faydası yok bunun, bu siyaseti güdenlere de bunun bir faydası yok. Bizim buradan sürekli konuştuğumuz, söylediğimiz ifadeler, bu 80 milyonu daha fazla nasıl birleştirebiliriz; herhangi bir grubu ayrıştırarak yapamayız bunu. Yanlış, varsa, yanlışa “yanlış” demesini biliyoruz.

Fotoğraf… Sayın İçişleri Bakanı da söyledi: “Bilmiyordum o adamın olduğunu, daha sonra öğrendik.” dedi. Bu açıdan, lütfen, bizim söylediğimiz bazı şeyleri de… Biz bunu yürekten söylemiyor değiliz, sanki biz bunu “miş” gibi yapalım diye söylemiyoruz; inandığımız değerlerimiz için, siyasi partimizin ilkeleri doğrultusunda söylüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

Sayın Yıldırım, buyurun.

25.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, ülkede kamplaşmayı değil hoşgörüyü, kardeşliği, birliği artırabilecek bir dili başta bu ülkeyi yönetenlerin hâkim kılması gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, özellikle, devleti yönetenler ve sorumluluk mevkisinde olanlar, normal yaşam akışı içerisinde toplumu kamplaştıran ve bu kamplaşmaya bizzat bu ülkeyi yönetenlerin çanak tuttuğu bir dil üzerinden siyasi hat ülkeye hâkim olunca bundan vazife çıkaran çok kimse olur ve vazife çıkarıp kalkıp insanlık dışı uygulamalara imza atıldıktan ve hiç kimsenin savunamayacağı raddeye geldikten sonra kalkıp üzüntü ifade etmenin anlamı ve tesiri çok azalmış oluyor; yok demiyorum ama çok azalmış oluyor. Mesele o ki bu olaylar vuku bulmadan, hiçbirimizin savunamayacağı bu olaylar açığa çıkmadan önce bu ülkede kamplaşmayı değil, hoşgörüyü, kardeşliği, birliği artırabilecek bir dili başta bu ülkeyi yönetenlerin hâkim kılmasıdır diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Seyit Rıza, Saidi Nursi (Kürdi) ve Şeyh Sait ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve ailelerine iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisi, seksen yıl önce yaşanmış olayları tekrar siyasi boyutlarıyla tartışmak değil, sadece insani bir talep var; bu insanların mezarlıkları nerede, nerede gömüldüler ortaya çıksın, ailelerine iade edilsin diyorlar. Çok insani bir talep.

Değerli arkadaşlarım, geçmişte yaşanmış olayları elbette tarihçiler anlatıyor, bugünkü siyasete de etki ediyor. Bunları konuşuyoruz, tartışıyoruz ama onları her cephenin kendi bakış açısından yeniden üreterek yeni kavgaların malzemesi hâline getirmesi hiç kimsenin çıkarına, menfaatine değil; bu milletin de, bu ülkenin de menfaatine değil. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bundan uzak durulmasının doğru olduğunu düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, insanlar öldükten sonra artık bu dünyayla ilgili bir hesapları yok. Dolayısıyla kim olursa olsun, ölüye saygılı olmayı, onlara görevlerimizi yapmayı bütün dinler, kültürler emreder, ister ve yapar. Ölülerden intikam alınmaz, ölüler cezalandırılmaz, hele hele ölülerin yakınlarıyla ilgili bu işlemler hiç yapılmaz. Evrensel hukuk da Türkiye Cumhuriyeti’nde meri olan hukuk da dinimiz de geleneklerimiz de herhangi bir suçlunun günahından dolayı başkalarına günah yüklemenin, hesap sormanın doğru olmadığını ifade eder. Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde öyle demiş: “Hiçbir babanın suçunu oğluna, oğlunun suçunu babasına yükleyemezsiniz.” Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’de çok sayıda ayette “Hiçbir günahkâr, başkasının günahıyla suçlanamaz, başkasına yüklenemez.” diyor. Bu, insani bir taleptir değerli arkadaşlarım. Bunu karşılamakla, bununla ilgili bir komisyon kurmakla ya da komisyona gerek yoksa bunu araştıracak bir ekip kurup bunları ortaya çıkarmakla aynı zamanda hem insani bir işi yapmış olacağız hem de -biraz evvel tartıştığınız- Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu ile HDP Grubu arasındaki tartışmaların temelinde olan kutuplaşmaları da azaltmış olacağız. İyi gelecektir yani toplumsal barış, yumuşama açısından herkese de iyi gelecektir. Elbette farklı farklı siyasiler vardır, tarihsel olaylara da farklı farklı yaklaşabiliriz ama herkese iyi gelecek olaylara herkes sahip çıkarsa bu hepimiz için, toplumsal barışımız için iyi olur.

Bu önergeyi bence destekleyelim, desteklemeyeceksek iktidar partisi grubu açıklama yapsın “Biz bu cenazelerin mezarlarını ortaya çıkarıp ailelerine bildireceğiz.” desin ve bu tartışma bitsin, insani görevimizi de yapmış olalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bekaroğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Sait Yüce.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA SAİT YÜCE (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mezarlar ve mezarlıklar toplumsal hafızanın sembol mekânları arasında yer alır. Osmanlı toplumu ölüm hakikati ve ahiret inancıyla barışık bir toplum olduğu için mezarlıklar cami hazirelerinde ve insanların yaşadığı mekânlardadır. Maalesef, ölüm gerçeğini günlük hayatın dışına itmek isteyenler de hemen her yerde şehir mezarlıklarını yok etmişlerdir. Ölüm hakikatini, necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun, insanın dünyadaki asıl vazifesi nedir gibi sorularını böylece hayatın dışına atmaya çalışmışlardır.

HDP’nin önerisinde söz edilen isimlerin birleştiği ortak kimlik Kürtlük, bugün mezarlarının yerleri bilinmeyen bu insanlar elbette öyleler ama bu isimlerin Kürt milliyetçiliğinin sembol isimler olarak kurgulanmaları ve bunlar üzerinden milliyetçiliğin beslenmesini pozitif bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Öcalan’ın bu Saitlerle ilgili hem gerici, hem İngiliz ajanı, iş birlikçisi beyanları var, bunlar kayıtlarda var. Bu öneriyi veren arkadaşların Öcalan’la da herhâlde hesaplaşmaları gerekir diye düşünüyorum.

Evet, bu yüzden Kürtler, Saidi Nursi’den, Kürtlük üzerinden ırkçılık yapanların, Kürtleri alet eden, istismar edenlerin Saidi Nursi’den ellerini çekmeleri ve onu siyasi bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmeleri ahlaki bir sorumluluktur. Saidi Nursi sadece Kürtlerin değil, Türkiye'nin hatta Âlemiislam’ın birleştirici unsurları arasından birisidir ve öyle olmaya devam edecektir.

Kabirlerin kırılıp tahrip edildiği dönemler tek parti ve darbe dönemleridir. O zulüm ortamının yöneticileri insanlığa, İslamiyet’e, kardeşliğe yakışmayan vahim hatalara imza atmışlardır. Biz yakın tarihimizde bu kabul edilmez zulüm ve yanlışlıkları sonuna kadar reddediyoruz. Şeyh Sait 29 Haziran 1925’te idam edildi. Seyit Rıza 15 Kasım 1937’de isyan gerekçesiyle idam edildi, Bediüzzaman Saidi Nursi 23 Mart 1960 yılı ramazan ayının bir kadir gecesinde Urfa’da Hakk’ın rahmetine kavuştu ve hemen arkasından malumunuz 27 Mayıs ihtilali. 27 Mayıs darbesinin failleri onun mezarının da çok itibar göreceği endişesiyle defninden yüz on bir gün sonra 12 Temmuz 1960’ta bir gece yarısı Urfa’da sokağa çıkma yasağı ilan ederek ve Urfa’nın etrafını zırhlı birlikler ve tanklarla çevirerek, kabrinin mermerini kırarak askerî bir uçağa yükleyip bilinmeyen bir yere götürdüler. Çok şükür o günler geride kaldı.

Bediüzzaman Saidi Nursi kendisine yapılan zulümlere ve işkencelere, hapis ve sürgünlere karşı talebelerine hep şöyle seslenmişti: “Onlar yanlış yapıyorlar.” Yani kendisine zulüm, işkence yapanlara, sürgün eden zındıka komitelerine, tahrik edenlere “Onlara karşı intikam beslemeyin.” diyordu.

Burada tarihî bir olayı da hatırlatmak isterim. 1919’da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT YÜCE (Devamla) – Bir cümle Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

SAİT YÜCE (Devamla) – …Paris’te Şerif Paşa ile Ermeni Bogos Nubar Paşa ortak bir Kürt devleti kurma müzakereleri yaptıkları sırada, Bediüzzaman Saidi Nursi şiddetle bu girişimi reddetmiş ve İstanbul’da yayınlanan gazetelerde ve telgraflarıyla “Ancak buna devletialiyye karar verir.” demiş ve Kürtlerin böyle bir devlete ihtiyacı olmadığını açıkça söylemiş ve ifade etmiştir. Bugün, maalesef onun ismi kullanılarak alet edilmekte, istismar edilmekte. Bunu şiddetle reddediyoruz ve bu öneriyi de kabul etmediğimizi beyan ediyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yüce.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, hatip, Saidi Nursi’den elimizi çekmemiz, ne söylediğini bilmediğimiz -gerçekten- Sayın Öcalan’a cevap verip vermemekle ilgili bir testten geçmemiz gerektiği hususunda cümleler kullanarak grubumuza sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Herhâlde bir konuşmanın başıyla sonu ne kadar çelişkili olur diye sorulsa bu konuşma çok iyi bir örnektir. Kalkıp Şeyh Sait’te kal, Seyit Rıza Pir’i ve Saidi Nursi’yi önce Kürt milliyetçiliğinin sembolleri olarak suçlayıp mahkûm edecek, oradan çıkacak, akıllara zarar bir şekilde Saidi Nursi’yi sahiplenen ilk cümlesiyle çelişik bir konuşma kurgusu içerisine girecek. Sayın Öcalan, ne zaman bu şahsiyetlerle ilgili olumsuz cümleler etti, bilmiyoruz.

SAİT YÜCE (Isparta) – Kayıtlarda var.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Kaldı ki…

Siz iyi okumuşsunuz, anlaşılan, Sayın Öcalan’ın iyi bir okuyucususunuz ama kaldı ki bugün gündemimiz o değil.

Madem Said Nursi, Üstat Bediüzzaman sizin için bu kadar önemli, fazla değil, daha altmış yıl olmadı, gelin, mezar yerini bulalım ve sizin de bahsettiğinizin, tahmin ettiğinizin, tasavvur edeceğinizin çok ötesinde toplumsal karşılığı olan bir şahsiyettir, bir âlimdir, bir düşünce insanıdır. Gelin, bu sevenlerini onun mezarıyla buluşturun. Her açıdan kadirimutlak olduğunuzu söylüyorsunuz, muktedir olduğunuzu söylüyorsunuz, niye çelişiyorsunuz kendinizle, madem bu kadar değerli bir insan, bu kadar toplumsal karşılığı olan biri?

Bir diğer husus: Bakın, arkadaşınız, bir sünnet geleneğinden söz etti. Hazreti Peygamber, savaş esnasında bile -kaldı ki siz de bir din okulundan mezunsunuz, ilahiyat okumuşsunuz- savaştığı ve kendilerinin belki oklarıyla ölmüş kişilerin cenazelerinin alınması için ara verme hoşgörüsüne, engin tevazusuna sahipken siz kalkıp Kürtlük-Türklük, onun milliyetçiliğinin sembol ismi olması üzerinden belli şahsiyetlerin, toplumsal şahsiyetlerin mezarlarının bulunması ve sevenlerine yerlerinin gösterilmesinden imtina edecek kadar maalesef üzüntü verici bir konuşma içerisinde bulundunuz diyorum; bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kürsüde ne konuşacağımıza Sayın Yıldırım karar veremez. Sayın konuşmacımızın söyledikleri gayet açıktır, nettir, net ifadeler kullanmıştır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Gayet çelişkilidir. Baştan sona çelişiktir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ha, kalkıp fikirlerini ifade ederler ama “Efendim, konuşmanın başı şöyleydi, sonu şöyleydi…” Bunu değerlendirmek Sayın Yıldırım’a kalmaz, Genel Kurul bunun takdirini yapacaktır.

Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hem “Kürt milliyetçiliğinin sembol ismi” diyecek hem de ondan sonra kalkıp sahiplenecek, öyle mi?

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Seyit Rıza, Saidi Nursi (Kürdi) ve Şeyh Sait ile arkadaşlarının mezar yerlerinin tespiti ve ailelerine iade edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Karar yeter sayısı efendim.

BAŞKAN - …grup önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, yok.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.53

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Türkiye’de Suriyeli mültecilere yönelik yürütülen çalışmalar ve yapılan harcamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/11/2017 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                       Engin Özkoç

                                                                                          Sakarya

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından “Türkiye'de Suriyeli mültecilere yönelik yürütülen çalışmalar ve yapılan harcamaların araştırılması” amacıyla 15/11/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1478 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 15/11/2017 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi, insanlarımızın hakkını, hukukunu korumak için dün offshore hesaplarıyla ilgili, vergi kaçırmaktan dolayı halkımızın uğradığı zararı Meclisin gündemine getirmişti. Cumhuriyet Halk Partisi, halkın hakkını ve hukukunu korumaya devam ederek bugün Suriyeli mültecilerin hakkının ve eğitiminin uğruna harcanan 30 milyar dolarlık paranın nereye gittiğini, nereye harcandığını da öğrenmek için bugün yine Meclisin karşısında.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’deki Suriyelilere sağlanan statü geçici korunmadır, mülteci değiller. Neden? İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Cenevre’de yapılan bir anlaşmaya göre o gün içinde bulunduğu coğrafi durumun koşulları nedeniyle “coğrafi sınırlama” adı altında Türkiye imza atmıştır. O yüzden Türkiye’de şu anda yaşayan Suriyeliler sığınmacı olarak burada bulunuyorlar. Geçici korunma altındakiler sınırsız kalış, zorla geri gönderilmeme, acil ihtiyaçlarının karşılanması haklarına sahipler. Kaç kişi var Türkiye’de? 3,5 milyon kişi yani Türkiye nüfusunun yüzde 5’ini Suriyeliler oluşturuyor.

AK PARTİ’nin Genel Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan 11 Şubat 2016’da Genç İş Adamları Derneğinde yaptığı bir konuşmada “Suriyelilere bugüne kadar 10 milyar dolar para harcadık.” diyor yani eski parayla 40 katrilyon. 23 Haziran 2017’de Şanlıurfa’da, Türkiye’nin 30 milyar dolar para harcadığını söylüyor Sayın Tayyip Erdoğan yani 120 katrilyon. Benim fındık işçilerim, üreticilerim, taşeronlar, emeğinin karşılığını alamayan işçilerim, esnaf, emekliler, Türkiye’nin alın teriyle vergisini ödeyerek yaşayan insanlarım, siz hiç “katrilyon” diye bir şey duydunuz mu? Cebinize giren paranın ne olduğunu ve “harcandı” denen paranın ne olduğunu biliyor musunuz?

Dün, Hürriyet gazetesi açıklıyor, “2,9 milyar dolar, Suriyeli mültecilerle ilgili Avrupa Birliğinin ödemesi gereken para ödenmiştir.” diyor. 2 milyar 900 milyon euro nerede arkadaşlar, soruyorum size? Bizim insanlarımızın, aç yatan, evladını okutamadığı için intihar eden Türkiye’mizdeki insanların geleceğine yatırılmayan 120 katrilyon lira para eğer Suriyeli sığınmacılar için harcandıysa onlar Türkiye’de refah içerisinde; evlerinin, arabalarının, işlerinin, yatlarının, katlarının, her şeylerinin olması lazım ama Suriyeliler de Türkiye’de sefalet içindeler. Üç kuruşa, beş kuruşa çalışıyorlar. Türkiye’de çalışan, emeğiyle çalışan insanların emeğinin karşılığını onlar almıyorlar ama üç kuruşun, beş kuruşun… Kendi getirileri için, yaşamları için emeklerini harcamaya devam ediyorlar.

Şimdi, ben size soruyorum: Bu 120 katrilyon lira parayı nereye harcadınız? Milletin vergileriyle, alın teriyle topladığınız bu para nerededir? Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu araştırmayacak da neyi araştıracak? Türk milletinin alın terinin karşılığı olan 120 katrilyon liranın hesabını sormayacak, neyi soracak? Sizi vicdana ve adalete davet ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkoç.

Şimdi diğer siyasi parti gruplarına söz vereceğim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, ülkemizde bulunan mültecilerle ilgili olarak devletimiz tarafından veyahut da sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan hizmetlerle ilgili vermiş olduğu önerge üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Suriye’de 2011 yılında başlayan iç karışıklıkla, aralarında sivillerin bulunduğu yüz binlerce insan hayatını kaybetmiş, 23 milyon nüfuslu Suriye’de 6 milyondan fazla insan yerlerinden yurtlarından edilmiş, 5 milyona yakın Suriyeli de başka ülkelere göç etmek durumunda kalmıştır. Suriye’deki iç savaş sonucunda ülkemize de 4 milyona yakın Suriyeli mülteci sığınmış durumdadır, altı yıldır da ülkemizde bulunmaktalar. Türkiye dünyaya bir insanlık örneği vermiştir ve gelenlere -eğitim, sağlık gibi hizmetlerin yapıldığı, barınma gibi hizmetlerin verildiği- her türlü hizmet konusunda hem devletimiz hem de sivil toplum kuruluşları olarak gerekli yardımlar yapılmaktadır ancak bu durumun, nihayetiyle böyle sonuna kadar gitmesi de mümkün değildir. Bunlar, bir müddet sonra, Suriye’deki iç karışıklık önlendikten sonra ülkelerine de döneceklerdir.

Değerli milletvekilleri, burada aslolan, Suriyeli mültecilerle ilgili ve Suriye’deki, Orta Doğu’daki vekâlet savaşları sonucu Türkiye’nin kendi güvenliğidir. Türkiye, içerisinde bulunduğu durum gereği sınır güvenliğini sağlamak mecburiyetindedir. Fırat Kalkanı harekâtının başlamasıyla birlikte burada bir güvenlik bölgesi oluşturuldu ve daha sonraki Astana Süreci içerisinde Türkiye, Rusya ve İran’ın müştereken garantör olarak bulunduğu bir süreç başlatıldı. Bu süreçten sonra da İdlib bölgesi ve civarında güvenli bir bölge oluşturulmasına çalışıldı.

Burada 3,5 milyona yakın Türkmen yaşamaktadır ve Suriye’nin ikinci büyük nüfusuna sahipler. Suriye’deki yaşanan dramdan en çok etkilenen ve sahipsiz kalan Türkmenler olmuştur. Türkiye, Türkmenler konusunda gerekli hassasiyeti göstermeli, Astana Süreci ve diğer süreçlerde Suriye’de bulunan Türkmen Meclisinin -ki 3 tane siyasi parti- müştereken oluşturduğu Türkmen siyasi partisinin temsili konusunda gerekli girişimlerde bulunmalıdır.

Suriye’nin güvenliği, Halep’in, Kerkük’ün, Musul’un güvenliği Türkiye’nin güvenliğidir diyor ve bu süreçte oradaki doğal gazı, petrol yataklarını ellerine geçirmek isteyen Amerika ve İsrail’le birlikte bu süreci başlatanları Türkiye’nin iyice takip etmesi gerektiğini düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ahrazoğlu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyona yakın Suriyeli mülteci var. Aslında uzun süre Türkiye’deki mültecilerden ziyade Suriye’deki rejim, Esad gidecek mi gitmeyecek mi, orada rejim değişecek mi değişmeyecek mi, bu konularla ilgilenildi ve mültecilere, onların sorunlarına çok da fazla sıra gelmedi.

Şimdi, bu araştırma önergesi onlarla ilgili yapılan harcamalar ne kadardır, bunun tespit edilmesi. Evet, bu önemli gerçekten, bunun tespit edilmesi gerekiyor ama bunun yanı sıra tespit edilmesi gereken bir başka gerçeklik var; evet, yapılan harcamalar nereye gitti yani ne kadar harcama yapıldı ama bu harcamalar nereye gitti? Gerçekten mültecilere mi yapıldı bu harcamalar? Onların hangi sorunlarına çare bulundu, bunun tespit edilmesi gerekiyor.

Şimdi, örneğin, mültecilere eğitim faaliyeti alanında yoğunlaşan Hayat Boyu Öğrenme biriminde birtakım iddialar var. Mültecilere gönderilen iPad gibi elektronik cihazların, eğitim cihazlarının memurlar, müdürler tarafından kullanıldığı, onlara verilmediği, mültecilere sunulmadığı, ayrıca yine bu merkezlerde hakaret ve şiddet iddiaları da çok yoğun. Bu nedenle, Avrupa Birliği de -ki zaten oradan gelen fonlar da var- “Biz bu denetimi yapalım.” diyorlar yani “Sadece Türkiye’de denetim yapılmasın, biz bu denetimi yapalım.” diyorlar.

Şimdi, günde ortalama 125 Suriyeli bebeğin doğduğu bir Türkiye var şu anda. Yılda 45 bin ediyor bu sayı. 2026 yılında Türkiye’de 4 milyonun üzerinde Suriyeliden söz edileceği belirtiliyor ve Suriyeli çocuklar eğitimsiz kalırlarsa ileride doğal olarak işsiz kalacaklar. Bu çocuklar travmatik bölgelerden, savaştan kaçarak gelen çocuklar ve aynı zamanda Türkiye’de kısa bir süre içerisinde ötekileştirilen, ayrımcılığa uğrayan çocuklar ve bunlar başka saldırganlıklara, başka uyumsuzluklara neden olacak ve suç şebekelerinin içine düşmeleri olası olacak.

Şimdi, bu süreçte kimler var? AFAD var, Göç İdaresi var ama orada neredeyse 40 çocuğun cinsel tacize uğradığını, böyle iddiaların olduğunu, soruşturmaların olduğunu düşünürsek… Bir de üstelik Göç İdaresine baktığımızda İçişleri Bakanlığına bağlı ve daha çok güvenlik politikaları uygulayacak bir kuruluş. Aslında hakikaten bunun dışında politikalar, entegrasyon çalışmaları gerekiyor Suriyeliler için ama bunları uygulayabilecek kurumlar değiller ve müthiş bir emek sömürüsü var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz ben sorunları çok kısaca alt alta sıralamak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Mesela, bunların ilaç alımı, sosyal hizmetlere erişim, dil engeli, okullaşma oranı -örneğin 360 binden fazla çocuk okula kayıtlı değil- çocuk işçiler, taciz, tecavüz, şiddet, yerel halkla yaşanan bireysel anlaşmazlıklar, aslında bunun yanı sıra ırkçılık, uğradıkları saldırılar, bunlar söz konusu.

Değerli arkadaşlar, ben halkımıza da seslenmek istiyorum: Mültecilere iyi davranın çünkü sizin aşınızdan, ekmeğinizden çalanlar aslında onlar değiller. Onlara karşı ırkçı saldırılarda, hakaretlerde bulunmayın çünkü asıl olarak sizin işinizden, aşınızdan, ekmeğinizden çalanlar işte bugün kalkıp önümüze gelen torba yasalarda da ve getirilen vergi aflarıyla ya da bu ülkeden vergi kaçıran, gerçekten adil bir şekilde aslında vergilerini ödemeyen ve o zenginliği sadece kendileri için kullanan insanlar. Bunların sorumlusu mülteciler değiller, ben onlar için gereken şeylerin yapılmasını düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bunun için bu önergeyi desteklemekle beraber daha derin ve daha farklı araştırmalar da yapılması gerekir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, burada Suriyeli göçmenler konusu konuşuluyor, vatandaşlarımıza hitap ederek “Sizin aşınızdan, işinizden çalanlar bu torba kanunu getirenler, bu uygulamaları yapanlar.” diyor. Bu açık bir sataşmadır, bu açıdan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in CHP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünden beri benzer ifadeler burada kullanılmaktadır. Bir gazetede çıkan bir haber üzerine burada her zaman hukuktan dem vuranlar ahkâm kesiyorlar. Sayın Başbakanımız bununla alakalı zaten yasal süreci başlatmıştır, mahkemeye bu gazeteyle ilgili müracaatını yapmıştır. Hep beraber bekleyeceğiz, göreceğiz. Kaldı ki kendisi bu konuyla ilgili açıklama yapıyorken de ödemiş olduğu vergilerden dolayı, kendisi, konuya dâhil olan veya konunun içerisinde geçen firmalarla ilgili Gelir İdaresinin ödemiş olduğu vergilerle ilgili de ortaya koyduğu beyanatı da basın toplantısında göstermiştir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Muş, kime cevap veriyorsun?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunlar hiç yokmuş gibi, gazetede çıkan haberi kesin bir şekilde ele alıp buradan ahkâm kesmek, kusura bakmayın, doğru bir şey değil.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Dünya konuşuyor, dünya; Sayın Muş, dünya konuşuyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – İkincisi, bakın, şudur: Burada kanunlar milletin, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmıştır. Eğer elinizde iddialarınızı ispatlayacak bir delil yoksa, bu torbayla bu AK PARTİ grubu neyi çalmış, bunu ortaya koymak zorundasınız. Eğer bunları koyamazsanız Sayın Kerestecioğlu, siz bir müfterisiniz.

Aynı şekilde, az önce Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili de burada ahkâm kesiyor.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Ya, ahkâm kesmek ne demek ya?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, Sayın Grup Başkan Vekili, gazete haberlerinden, gazetelerden hareket edebilirsiniz ama önce bunu somut bir delile dayandırın. Şimdi, ben de çıkıp buradan Genel Başkanınızın kızının “Buzgate”deki dairesinden mi bahsedeyim, buradan mı hareket edeyim? Ya da özel kaleminin orada niye dairesi var, ondan mı bahsedeyim?

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Çok benziyor, birbirine çok benziyor!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu ortaya çıkınca bunlarla alakalı herhangi bir açıklama yapılmadı, bir sürü şaibe çıktı o zaman ortaya, pek çok tartışma ortaya çıktı. Bunlar üzerinden çıkıp ithamda mı bulunayım? Madem bu kadar siz milletin hakkını hukukunu koruyorsunuz, ya, Anayasa Mahkemesi hesaplarınızı denetledi; 3,3 milyon lira iade ettiniz. Almadığınız hizmet karşılığı 800 bin lira gibi bir rakamı Kanaltürk’e ödemişsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Anayasa Mahkemesi kararıyla bunu geri ödediniz. Bu 3,3 milyon milletin parası değil mi? Siz milletin parasını, hazinenin size verdiği, partiniz için kullanmanız gereken parayı, bütçeyi idare edemeyen bir partisiniz.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Araştıralım, bunu da araştıralım.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

Sayın Kerestecioğlu ve Sayın Özkoç, ikinizi de dinleyeceğim, ikinize de sataşmadan söz vereceğim.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

4.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şimdi, hani nezakete davet etmek isterim ama etsem ne olur, etmesem ne olur?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kendinizde olacak önce nezaket.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Aynı sözler tekrar edilir, tekrar burada gündeme getirilir. Bir de konu anlaşılmaz. Mesela, ben Malta’dan söz etmemiştim ama güzel, siz söz ettiniz, hatırıma getirdiniz. Ben torba yasada olanlardan söz ettim.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İtiraf etti, itiraf.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Onun dışında, içinde, şirketlere getirilen vergi aflarından bahsettim ve yoksullara hiçbir şekilde böyle bir af getirilmediğinden bahsettim aslında. O yüzden, yoksul vatandaşlarımız, siz asıl buraya bakın, kalkıp da mültecilere bakmayın çünkü eskiden beri, böyle, işçinin memura, memurun işçiye düşman edilmesi vardır. Mesela, işçi sendikalıdır diye memur işçiye düşman edilir, “Bakın, onlar o parayı alıyor, bunlar bu parayı alıyor.” denir ama asıl, kaynakta zaten herkesin vergisi kesilir ama zenginler için böyle bir şey yapılmaz. Ben bunlardan söz ettim ama şimdi Kraliçe Elizabeth’le ilgili de ahkâm kesmiyorum. Yani gerçekten uluslararası yayın kuruluşları oturmuşlar, araştırmışlar ve dünya konuşuyor bunu, dünya konuşuyor. Yani bizim kalkıp da bir gazeteden okuduğumuz bir şey değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Ne çalınmış torba kanunda onu söyleyin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Başbakan diyor ki: “Benim oğullarımın dokunulmazlığı yok, bununla ilgili araştırma yapın.” E, buraya araştırma önergesi getiriyoruz, “hayır” diyorsunuz, bunu kabul etmiyorsunuz. Sonra, kalkıp, hakikaten, “müfteri” gibi saygısızca laflar ediyorsunuz. Ben burada bu laflarla konuşan bir insan değilim. Hani sizi bu anlamda gerçekten açıkçası ciddiye almam yani bunu da üstüme alarak konuşmam ama halkımızı aydınlatmak için ben burada söz aldım, yoksa kendime sataşma yapılmış falan diye değil. Yoksulların hakkını bugüne kadar nasıl koruduysak bundan sonra da korumak için mücadele edeceğiz. E, sizler de vereceksiniz bunların hesabını, maalesef kaçış yok yani, Başbakan da, oğulları da, kimse de.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz yargıçsınız herhâlde. Siz mahkeme başkanısınız.

Sayın Başkan, torba kanunda ne çalıyoruz, ona cevap versin, çıksın söylesin.

Hadi söyleyin! Gık yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sizin istediğiniz şeye cevap vermeyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

5.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir iktidar partisinin milletvekilleri bir grup başkan vekilini seçip sizin muhatabınız yaptığı zaman onu muhatap almak zorunda kalıyorsunuz ama eğer bilgisi, birikimi, örfü, adeti bilmeyen birisi olursa da çaresiz kalıyorsunuz.

Bu ülkenin muhalefet partisinin Genel Başkanı demiştir ki: “Ben dâhil olmak üzere, çocuklarım dâhil olmak üzere ama sizin de damatlarınız dâhil olmak üzere, çocuklarınız dâhil olmak üzere, siz dâhil olmak üzere mal varlıklarımızı araştıralım, hepimiz hesabını verelim.” Defalarca buraya bununla ilgili önerge verdik, reddettiniz, tıpkı Başbakanınızın çocuklarının offshore hesaplarında vergi kaçırarak Türkiye’yi töhmet altında bıraktığı gibi, dün nasıl reddettiyseniz bugün de aynısını yapıyorsunuz.

Biz size gazetelerden söylemiyoruz, kanıtlamadığımız hiçbir şeyi söylemiyoruz. Tam da sizin Genel Başkanınızın ifadesiyle “Biz Suriyeli mültecilere şu kadar para harcadık.” diyor yani “120 katrilyon lira” diyor. Biz de bu fakirin, bu fukaranın, bu gurebanın hakkını, hukukunu savunuyoruz. Ya bunun hesabını verirsiniz ya da yüzünüzü kızartır, hem Hükûmetten hem de oturduğunuz koltuklardan çekilir, bu milletin yakasından kendinizi kurtarırsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 60’a göre yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Özkoç benim bilgi birikimimden, tecrübemden, geleneklerimden bahsediyor. Ben ortaya bazı fikirler koydum. Burada, şahıslarımızı, bireylerimizi, bilgi birikimimizi ortaya koymaya kalkarsak aklımın, bilgimin ve birikimimin zekatı Özkoç’a fazla gelir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Ne güzel konuştun be, bravo sana, aferin sana be! Üniversitede bunu mu öğrettiler, aferin sana be!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Cenneti dünyada mı yaşıyorsunuz, niye Cennet belgelerini…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, sisteme girin.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Bravo sana be! Ne güzel konuştun, bravo sana be!

TAMER DAĞLI (Adana) – Ne bağırıyorsunuz?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Niye bağırıyorsunuz?

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Bağırırım, ne var!

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Yakışıyor mu size, niye bağırıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Özkoç’un mikrofonunu açtım.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Nerede konuşacağız? Başbakan demedi mi offshore’la ilgili, Başbakan demedi mi? “Açıklayın.” dedi, “Ben araştırırım.” dedi; niye kaçıyorsunuz, niye kaçıyorsunuz?

TAMER DAĞLI (Adana) – Ne kaçması ya, ne bağırıyorsun!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Başbakanın kendisi dedi kardeşim. Allah Allah!

TAMER DAĞLI (Adana) – Bağırarak konuşma!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Size mi soracağız ne konuşacağımızı! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TAMER DAĞLI (Adana) – Konuşma!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Lan sensin, terbiyesizlik yapma; lan sensin, terbiyeli konuş!

(AK PARTİ ve CHP sıralarından bir grup milletvekinin birbirlerinin üzerine yürümesi)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.33

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın hatip açık bir şekilde sataşmada bulunmuştur efendim. Söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika size sataşmadan söz veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ahlaksızlık ahlakın var oluşunu gösterir. Güneşin buzu eritmesi gibi bilgimiz, tecrübemiz, ahlakımız ve duruşumuz bu arkadaşlara verebileceğimiz en büyük cevabımızdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bırakın provoke etmeyi, Başbakan, Genel Başkanınızın açıklamalarında bahsettiği Suriyeli çocuklara, kadınlara verdiğinizi iddia ettiğiniz 120 katrilyon lirayı nereye götürdünüz, hesabını verin. Başbakanınızın çocukları offshore hesaplarında vergi kaçırdı mı, kaçırmadı mı, bunun hesabını verin. Millet sizden hesap istiyor. Siz de millete bunun hesabını er ya da geç vereceksiniz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak apırsanız da, köpürseniz de, yerinizde zıplasanız da, yüzünüz kızarmasa da milletin bu hesabını sormaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Sayın Özkoç, bir şeyi hatırlatayım. Normalde size yerinizden aslında söz vermem gerekiyordu oturumu kapattığım için ama ben inisiyatif kullandım, size sataşmadan söz verdim. Bunu bilin istiyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok teşekkür ediyorum efendim. Saygılar sunuyorum, sağ olun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada kimseden ahlak dersi alacak değiliz. Biz politikalarımızı, bilgi birikimimizi, partimizin yaptıkları icraatları ifade ederiz. Tartışmanın grup başkan vekilinin şahsımla ilgili bilgi, birikim meselesine girmesinden, gelenek, örf ve adete girmesinden dolayı buna böyle bir cevap vermek durumunda kaldım.

Bakın, biz Cumhuriyet Halk Partisindeki grup başkan vekilleriyle burada çok hararetli tartışmalar yapıyoruz, yaptık da bundan önce, buradaki arkadaşlarla, devam eden, görevi bırakan arkadaşlarla. Ama hiçbir zaman birbirimizin şahsiyetiyle alakalı, şahsıyla alakalı kürsüye çıkıp da birbirimizi tahkir etmedik, böyle bir şeye kimse tevessül etmedi. Somut meseleler üzerinden herkes kendi parti politikasını ifade etti. Burada mesele eğer şahsileştirilirse, bize birileri ahlak vesaire falan dersi vermeye kalkarsa kendilerine bunların hepsini aynen iade ederiz. Kimseden -az önce söylediğim gibi- ahlak dersi alacak değiliz. Herkes politik fikrini söyleyebilir. Bizim yaptıklarımız ortada. Bunların hepsini millet sandık başına gittiği zaman zaten değerlendirip bir karar verecek.

Teşekkür ediyorum.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Araştırmayı millet mi yapacak ya, yapma ya!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sataşmada bulunmuştur, açık ve alenidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sataşma değil efendim yani. Ya Başkanım, fikrini ifade etti, sataşma değil.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ama ben sataşmadan söz istemeden, buradan şunu ifade etmek istiyorum…

BAŞKAN – Buyurun, kayıtlara geçsin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kayıtlara geçmesi için şunu söylemek istiyorum: “Adam” diyerek bize hitap eden kendisi, buraya çıkıp da “Yalanlarla, iftiralarla bize sataşıyorlar.” diyen kendisi, buradaki arkadaşları ve hatta yani kadın konuşmacı arkadaşlarımızı gerçekten zor duruma düşürecek şekilde hitapta bulunan kendisi ama kendisine hak ettiği şeyleri söylediğimiz zaman da rahatsız olan kendisi.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Özkoç.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Türkiye’de Suriyeli mültecilere yönelik yürütülen çalışmalar ve yapılan harcamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, grup önerisinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Leyla Şahin Usta…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi selamlıyorum.

Ülkemiz, dünyada örneği görülmemiş, bulunmayan bir ev sahipliği göstermektedir. Savaştan, ölümden, zulümden, işkenceden kaçan milyonlara kucak açmıştır. Hem de bunu ırk, dil, din, mezhep ayrımı yapmaksızın, insan olarak, insanlık namına ve dünyaya örnek olacak şekilde yapmaktadır ve yaptığımız her şeyden de gurur duymaktayız. Aslında söylenecek çok şey var bu konuda, söylenecek çok fazla doküman var elimizde ama bunları saymak için üç dakika yetmez. Burada eğer biz milletin, fakirin fukaranın hakkından bahsedeceksek de söyleyeceğimiz çok şey var.

Öncelikle şuna dikkat etmemiz gerekiyor: Popülist söylemlerle ve ırkçılıkla Suriyeliler ve bu ülkenin vatandaşları arasında bir kavga çıkarmaya çalışanlar var ise bunu yaptırtmayacağız, buna müsaade etmeyeceğiz. Bunun için, çıkıp bu kürsüleri bile kendi popülist söylemlerine, yalan yanlış bilgilerine alet edenlerle gurur duymadığımızı… Onları asıl bu konuda, bu milleti bölmek için olan çabalarında kendi kendilerini düzeltmeleri için, bu kürsüden doğruları konuşmaları için öncelikle ben de ahlaka ve edebe davet ediyorum.

Eğer fakir fukaranın hakkından konuşacaksak buyurun konuşalım. Bir CHP milletvekilinin 1,5 trilyon liralık bir telefon faturasını bu Meclise ödettiren kim, bunun hesabını verin önce. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Yapma bunu, o telefon faturası değil!

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Çıkın, fakir fukaraya deyin ki: “Biz bunu Meclise ödetmedik, biz bunu partimiz adına kendimiz ödedik.”

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – O telefon parası değil. İşte, yalan söylüyorsun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – AKP’lilerinkini de söyle!

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Baka baka yalan söylüyorsun.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Yalan söylemiyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Telefon faturası değil işte o.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Bunun hepsinin faturası var, bunun faturaları ortada. Çıkıp ödeseydiniz, bu fakirin fukaranın hakkını da yememiş olduğunuzu görürdük.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Onun fazlasını kendisi ödedi.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – “Oğlum sıfırla.” diyen kimdi?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – AKP’lilerinkini de açıkla, AKP’lilerinkini de açıkla.

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Maalesef yapılanlardan çok habersizsiniz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – “Oğlum sıfırla.” diyen kimdi, kim?

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Sadece örnek olması için şunu söyleyeceğim: Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Sosyal Uyum Yardım Programı çerçevesinde 2017 yılı Eylül ayında 120 milyon TL ödeme yapılmıştır. Bakın, Avrupa Birliğinden gelen her kuruşun hesabı, bütçesi ve projesi bellidir; proje kapsamında Suriyelilere harcanmaktadır. Bu milletin parasından çalınmamaktadır. Çalan varsa bunu iddia edenlerdir, kendisi çalıp çırptığı için herkesi de böyle zannedenlerdir aslında. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

O yüzden, yalan yanlış bilgilerle bu milletin kürsüsünden iftira atmalarından dolayı ben bir kere daha bu sözleri söyleyenleri büyük bir üzüntüyle ve esefle kınıyorum ve diyorum ki: Bu ülke için bir şey yapın, bu ülke için siz de gelin, birlik beraberliğimiz için bir şey yapın.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Vergi ödeyin o zaman!

LEYLA ŞAHİN USTA (Devamla) – Afrin’deki operasyona “işgal” diyen, daha fazla kitlesel göç olmasın diye bizim askerimizin oradaki mazlumların hakkını korumak için yapmış olduğu operasyona “işgal” diyen de bir CHP milletvekilidir, bunu da hatırlatırım.

Saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yalan yanlış bilgilerle konuştu.

BAŞKAN – Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri…

Arkadaşlar, neden bahsediyorsunuz? Bir kere o, telefon konuşması falan değil, o kadar telefon konuşmasını kimse yapamaz, doğru öğrenin de ona göre burada bir sataşmada bulunun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İkincisi: Sizin gerçekten bunları konuşmaya yüzünüz var mı? Ayakkabı kutularında milyon dolarları götüren sizler değil misiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Doğru konuş be! Kim götürdü?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sizin Genel Başkanınız, oğluyla yaptığı telefon görüşmesinde “Oğlum sıfırladın mı?” diye soran partinin mensupları sizler değil misiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Fotomontaj” sesi, gürültüler)

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – İftira!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sizlerin bakanınızın, Bülent Arınç’ın, ana kentin belediye başkanına “Terör örgütüne peşkeş çektiğin arazileri açıklarsam gidecek yerin yok.” diyen partinin mensupları sizler değil misiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sizin toplum içine çıkacak yüzünüz var mı da burada siz Cumhuriyet Halk Partisini ağzınıza alabiliyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sizin Halk Bankasında, para sayma makineleriyle yatak odalarında, bu milletin parasını pulunu çaldığınızı bilmeyen mi var?

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Terör örgütü ağzıyla konuşmayın, terör örgütü ağzıyla!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Siz 4 tane bakanınızı neden istifa ettirdiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Terör örgütü ağzıyla, FETÖ ağzıyla konuşmayın!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Milyon dolarlık saatini alıp da milletin vergilerinden parasını alıp da millete cevap veremeyen o bakanlarınız şimdi nerede? Sizin bu millete çıkıp da söyleyecek sözünüz mü var? Siz bence, bu yaptıklarınızın hesabını sadece burada değil ahirette nasıl vereceğinizi düşünün. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE KEŞİR (Düzce) – FET֒nün sahte delillerine kaldınız ya!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Buyurun Sayın Muş…

Sayın Muş, ne oldu?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ne söylememi istersiniz? Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan söz istiyorsunuz…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Buyurun.” deyince ben de…

BAŞKAN – Beyan edin en azından yani.

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu özellikle belirtmek isterim. FET֒nün 17-25 Aralıkta, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden önce birilerinin talimatıyla düğmeye bastığı ve hedefine ulaşamadığı mazide kalmış ama hâlâ küllerinden medet uman bir Cumhuriyet Halk Partisi var karşımızda.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yolsuzluk olunca mazi oluyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – FET֒nün kurmuş olduğu tezgâhın gerçekleşmediğine öyle hayıflanıyorlar ki, öyle hayıflanıyorlar ki…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Siyasi ayağı, siyasi ayağı!

MEHMET MUŞ (Devamla) – “AK PARTİ’yi biz mertçe, yiğitçe yenemiyoruz; böyle alengirli oyunlarla bir şekilde alaşağı olursa belki bize de şu iktidara gelmek nasip olur.”, bütün hesapları bu.

Bakın, grup toplantılarında ne kadar montaj, yalan, iftira, ses kaydı, kaset varsa –ki kasetle meşhur bir partidir, onu biliyorsunuz- bunları grup toplantılarında ekranlarına yansıttılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

30 Mart seçimlerinden önce, bakın, Genel Başkanları 20 Ekimde FET֒nün kanalına çıkıp diyor ki: “Bakın, seçimi göremeyecek, kaçacak bu ülkeden.”

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O kanalları siz kurdunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli dostlar, ne oldu?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – O açılış kurdelesini siz kestiniz o kanalların!

MEHMET MUŞ (Devamla) – 30 Mart seçimlerinde biz kazandık. Biz bir yere kaçmadık. Bizim kaçmamızı bekleyenler şimdi başka inlere girmiş, dünyanın her tarafından dolaşıp duruyorlar.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Acele etme, acele etme!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, aynı şekilde bu yapının kanallarına operasyon yapılıyorken a, bir bakıyoruz, yine, Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri ön saflarda “Bu kanalları kapatmayın.” Ya, siz hani FET֒ye karşıydınız? Siz hani FET֒ye karşı mücadele veren bir partiydiniz, ne oldu da FET֒nün kurmuş olduğu kumpasın kırıntılarıyla hâlâ kendinize siyasi hayat bulmaya çalışıyorsunuz?

Değerli dostlar, az önce bir şey söyledim, bu parti var ya, hazinenin yaptığı yardımı bile doğru dürüst kullanamayan, Anayasa Mahkemesinden 3,3 milyon ceza yemiş bir partidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yuh sana be! Yuh, Yuh! Memleketin başına FET֒yü siz bela ettiniz ya, FET֒yü siz bela ettiniz!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Son sözü veriyorum, devam ederse ara vereceğim.

Buyurun.

9.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Buradaki bütün milletvekillerinden özür diliyorum. Özür dilememin bir tek nedeni var. İşte, ahlaktan bahsettiğim şey de tam buydu. Şu anda ölümle mücadele eden birisi hakkında bu kürsüden ahlaksızca gönderme yapan birisini kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kiminle? Ne alakası var ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Onun bütün her şeyini reddediyorum. Bu kadar ahlak dışı bir şey olamaz, bu tam bir ahlaksızlıktır.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Onu siz harcadınız, kaseti siz çıkardınız, o kaseti siz çıkardınız. Genel Başkanınız geldi, yerine oturdu. Kınanacak biri varsa Kılıçdaroğlu’dur.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – İkincisi: Siz FETÖ ile Cumhuriyet Halk Partisini bir araya mı getirmeye çalışıyorsunuz?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Siyasi ayağısınız.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Kim geldi yerine?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Balyoz ile Ergenekon davalarında Tuncay Özkanları, Mehmet Haberalları, bu ülkenin Genelkurmay Başkanını PKK’lı bir militanın gizli tanıklığıyla alıp, hapsedip de getirdiğiniz generaller bu ülkede darbe yaptı mı, yapmadı mı? Bunun sorumlusu siz misiniz, siz değil misiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

Siz daha kendi genel başkanınızın yanına aldığınız yaveri dahi FET֒cülerin içerisinden seçen bir siyasi partisiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Bunun hesabını bize mi, millete mi vereceksiniz? Ama bir gün elbette vereceksiniz.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Ya, hâlâ FET֒nün ağzıyla konuşuyorsun kürsüde be!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Siz o generalleri o gün göreve getirdiğiniz için o generaller darbe yapmaya kalktılar ve bu ülke 250 şehit verdi.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Kim sorumlusu?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Sizin günahınız çok ama bu günahınızın bedelini er ya da geç ödeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Havaalanından kim kaçtı?

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.57

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 15/11/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Türkiye’de Suriyeli mültecilere yönelik yürütülen çalışmalar ve yapılan harcamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 15 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.

VIII.- SEÇİMLER

A) Komisyonda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda boşalan ve Halkların Demokratik Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerindeki konuşmaları tamamlanmıştı.

Şimdi, on beş dakika süre ile soru-cevap işlemini yapacağız. Dünkü birleşimde üçüncü bölüm için sisteme giren sayın milletvekillerine öncelik tanıyacağım. On beş dakikalık süreyi başlatıyorum. On beş dakikanın yarısı sayın milletvekiline, geri kalan diğer yarısı ise Sayın Bakana aittir.

Sayın Tümer, buradaysa hemen başlayalım.

Buyurun.

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, Adana bereket fışkıran topraklarının yanı sıra iki yüz yıllık köklü sanayi geçmişine sahip, doğal gaz ve petrol hatlarıyla, Orta Doğu’ya yakın konumuyla, kara yolu, demir yolu, hava yolu ve deniz yoluyla gerek konum gerekse lojistik açıdan yatırıma çok uygun, büyük avantajlara sahip bir ilimizdir. Ayrıca hâlihazırda otobüs, minibüs, kamyon, kamyonet üretimi yapılan bir bölge olması dolayısıyla kalifiye personel potansiyeli de yüksektir. Osmaniye’deki güçlü demir çelik sektörü de bu avantajı destekleyen diğer bir unsurdur. Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi bünyesindeki otomotiv bölümü de Adana’da kurulu olan ve 64 ülkeye otobüs ihracatı yapan TEMSA’nın yanı sıra MAN, Mercedes-Benz, Nurol Makina, SANKO gibi sektörün önemli firmalarıyla da iş birliği içinde otomotiv sektöründe önemli çalışmalara imza atmaktadır. Hem yanlış teşvik uygulamalarından doğan mağduriyetlerin giderilmesi hem de sahip olduğu potansiyel ve avantajlar doğrultusunda bölge ekonomisinin kalkınması anlamında yerli otomotiv fabrikasının Adana’da kurulmasının düşünülmesi çok isabetli bir karar olacaktır.

BAŞKAN - Sayın Akar… Yok.

Sayın Kayışoğlu… Yok.

Sayın Türkmen… Yok.

Sayın Arslan, buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum:

1) İktidarınızın yap-işlet-kâr et-devret modeliyle gerçekleştirdiği anlaşmalar ile Maliye hazinesinin yurt içi ve yurt dışı krediler için kefil olduğu finansman miktarı ne kadardır?

2) Bakanlığınızın Ankara merkezinde, tüm il ve ilçelerde kiralamış olduğu bina sayısı ne kadardır? Bunlarla ilgili ödenen kira bedeli nedir?

3) Bakanlığınız bünyesinde il ve ilçe teşkilatlarında kiralan araç sayısı ne kadardır? Bu kiralık araçlara ödediğiniz kira bedeli nedir?

4) Otoyol, köprü işlerinde kamunun yükümlülüğü bire 1,30; şehir hastanesi modelinin kamuya yükümlülüğü bire 3’tür. Hastanelerde özel sektöre yüzde 70’lik doluluk garantisi verilmektedir. 17 hastane için daha bugünden itibaren 27 milyar lira kâr garantisi sözü verilmiştir. Bunun sonucu nereye varacak belli değildir. Hâlâ bu modeli devam ettirmek istiyor musunuz?

Teşekkür ederim.

Sayın Yedekci burada mı? Yok.

Sayın Zeybek? Yok.

Sayın Yıldırım...

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Gerçi sorularım Sağlık Bakanınaydı ama dün de sordum, bugün yine tekrarlayacağım çünkü ısrarla, bu konuda sağlık çalışanlarından telefonlar, mesajlar alıyoruz.

Sağlık eğitimi veren kurumlar giderek artarken atama bekleyen sağlıkçıların sayısının katlanarak çoğaldığından haberdar mısınız?

450 bin sağlıkçı atama beklemekteyken sağlık alanında kaç kişi atamayı düşünüyorsunuz? Ek kontenjanınız ne kadar olacak?

Mademki sertifika programları yeterli görülüyor, neden meslek liselerinde, yüksekokullarda, üniversitelerde gençlerimiz sağlıkçı olmak üzere eğitim alıyor?

Bir diğer sorum: Mezun sağlıkçılar yerine vasıfsız, sertifikalı, sağlık bilimleriyle alakası olmayan insanlar, daha doğrusu taşeron işçileri çalışıyor. Hem “Sağlıkta ihtiyaç var.” diyoruz hem 450 bin kişi dışarıda. Sağlıkçıların yerine niye taşeron işçi çalıştırıyoruz?

Bir diğer sorum: Atamaları olduğu hâlde, göreve başlayamayan binlerce sağlıkçının güvenlik soruşturması neden sonuçlanmıyor? Bu soruları sorduğumuz zaman “Tamamlandı, tamamlandı.” deniyor ama sonuç alamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tarhan...

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 47 milyon euro hurda Saab marka aracın platformuna ödendi ve bu proje başarılı olamadı. Bugün Sanayi Bakanı açıklama yapmış, işte, “Bu platformu Ortak Girişim Grubuna devredeceğiz.” Ben, bu devir işleminin nasıl yapılacağını ve 47 milyon euro bu 5 girişimciden alınacak mı, alınmayacak mı bunu merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, aslında Sağlık Bakanlığının görevi çerçevesinde bir soru soracağım. Kocaeli’nin 2 milyona yakın nüfusuna sadece 148 röntgen teknisyeni hizmet veriyor. Sağlık kuralları bakımından günde azami yedi buçuk saat veya daha az çalışması gereken röntgen teknisyenleri istihdam sağlanmadığı için fazladan otuz ila altmış saat arası mesai yapmak zorunda kalıyor. Tabii, bu yoğun mesai nedeniyle de kanser hastalığıyla karşı karşıya kalıyorlar. İlimizde de teşhisi konmuş bu şekilde çok sayıda kanser hastası arkadaşımız var. İlimizin 151 röntgen teknisyenine daha ihtiyacı varken 2017 personel dağılım cetvelinde belirtilen sayıları tamamlayacak atama Kocaeli’ye yapılmamıştır. Usulsüz uygulamalarla kanunları yok sayarak teknisyenlerin mağdur olmasına sebep olanlar hakkında bir soruşturma başlatılacak mıdır? Kocaeli’nin ihtiyacı olan atama ne zaman yapılacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü olan 10 Kasım 2017 Cuma günü Türkiye genelinde camilerde, cuma hutbelerinde Atatürk’e hiç değinilmemiş, Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizin kurucusuna âdeta tavır alır gibi davranmıştır. Milyonlarca vatandaşımızın ülkemizin kurucusunun ölüm yıl dönümünde şükranlarını sunduğu 10 Kasım 2017 Cuma günü hazırlanan hutbe metninde Mustafa Kemal Atatürk’e neden değinilmemiştir?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Bakan, son yıllarda ülkemizin uluslararası ilişkilerinin iyi yürütülmediği, bu alanda gelgitler yaşandığı ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana, dış politikada hangi hükûmet gelirse gelsin ulusal çıkarlar esas alınmış, dış politika istikrarlı bir şekilde yürütülmüştür. Ülkemizi temsil eden liyakat sahibi elçilerin ve bürokratların bu noktada etkisi çok büyüktür. Rejim değişikliklerinde bile ülkeler asli kadrolarını korurken, “monşer eskileri” diyerek Dışişlerindeki deneyimli kadroların dışlanıp, liyakatsiz kişilerin büyükelçi olarak atandığı bir dönem yaşıyoruz. Dış siyasetteki istikrarsızlığın bir an önce düzeltilmesi için bu konuda acil olarak adım atılması düşünülemez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Gaziantep’te faaliyet yürüten Babacanlar Kargo şirketinde çalışan, TÜRK-İŞ’e bağlı Tüm Taşıma İşçileri Sendikasının (TÜMTİS) üyesi olan 9 kişinin, iş yeri sahibi tarafından sendika üyesi oldukları gerekçesiyle yetmiş gün önce darbedilerek işlerine son verilmiştir. Darp raporları Emniyette mevcuttur. Aynı zamanda söz konusu firmada kaçak Suriyeli çalıştırıldığına dair şikâyetler yapılmış ancak bu konuda herhangi bir gelişme sağlanmamıştır.

Sayın Bakanın bu konuda müdahale etmesi gerektiğini düşünüyorum. İşçilerin işlerine dönmesi konusunda bir çalışma yapıp yapmayacaklarını buradan sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Tümer “Acaba Türkiye'nin yerli otomobili Adana’da yapılabilir mi?” diye bir soru sordular. Adana’daki sanayinin bu anlamda son derece elverişli olduğunu, bu anlamda eğitim koşullarının da son derece gelişmiş olduğunu ifade ettiler. Ben de, Sayın Vekilimizin bu düşüncelerini ilgili Bakanımızla paylaşacağım.

Bir yarış var burada, görüyorum yani Türkiye'nin otomobiliyle ilgili, bunun yapılacağı yer konusunda farklı illerimizin bu yatırımın kendi illerinde yapılmasıyla ilgili talepleri var. Burada ortak girişim grubu kendi değerlendirmesini yapmak suretiyle sanıyorum böyle bir tercihi ortaya koyacak.

Sayın Arslan, gerek Bakanlığımızla ilgili gerek genel olarak birtakım meselelerle ilgili maliyetleri sordu veya oluşan harcamaları sordu. Ama şu anda elimde bu bilgiler yok; müsaade ederseniz, bununla ilgili, ilgili arkadaşlarımız gerekli hazırlıkları yapsınlar, size o bilgileri takdim edelim.

Diğer taraftan, gerek kamu-özel iş birliği projeleri gerekse onun bir alt unsuru olan yap-işlet-devret projelerinde bütün bu projeler hayata geçirilirken başta projeyi hazırlayan kuruluş olmak üzere Kalkınma Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Maliye Bakanlığı, ilgili proje hazırlayıcısı kuruluşla birlikte kamu-özel iş birliği kapsamında yapılacak işin hem sağlayacağı toplumsal faydaları hem ekonomik faydaları hem de yatırım ve işletme döneminde meydana getireceği katma değeri, bu anlamda hem doğrudan dışsallıklar hem de dolaylı dışsallıklar da dâhil olmak üzere, her bakımdan sosyal, ekonomik analizlerini, finansal analizlerini yapıyorlar.

Ayrıca, biliyorsunuz, aslında kamu-özel iş birliği projeleri bir yönüyle bir finansman modelidir. Burada yatırım riski, finansman riski ve işletme riskinin yatırımcı ile bu yatırımı gerçekleştiren kamu idaresi arasında paylaşımına dayalı olarak da farklı sözleşme modelleri vardır. Yine, burada ilgili uygulamacı kuruluşlarla birlikte Hazine Müsteşarlığı, Kalkınma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı, Yüksek Planlama Kurulu şemsiyesi altında bütün bu projelerin finansal olarak sürdürülebilirliğini, ekonomik olarak sürdürülebilirliğini, fırsat maliyetlerini teker teker hesaplamakta, bu maliyet ve fayda hesaplamalarını da bu konuyla ilgili bütün oluşturulan hazırlık evresinde dokümante etmektedir. O açıdan, Hükûmet olarak Türkiye’nin kalkınmasına önemli katkılar sağlayacak ve yapıldıkları alanlarda da aslında özel sektör yatırımlarını ve kamu hizmetlerini önemli ölçüde destekleyecek ve son derece olumlu, pozitif dışsallığa sahip bu yatırımların hayata geçmesi gerçekten Türkiye ekonomisi için son derece önemlidir. Özellikle ulaştırma sektörü ve sağlık sektöründe yapmış olduğumuz bu kamu-özel iş birliği projelerinin finansal sürdürülebilirliği de dâhil olmak üzere bütün bu çalışmalar yapılmıştır ve bugüne kadar oluşan, bu projeler kapsamında oluşan yükümlülüklerle ileriye dönük olarak oluşacak yükümlülüklerin ilgili yıl bütçe kanunlarında ödenek olarak konulması da dâhil olmak üzere her türlü çalışma açık, şeffaf bir şekilde yapılmaktadır. İnanıyorum ki bu kamu özel iş birliği projeleri birçok sektörde Türkiye’de önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin büyüme potansiyelini de yukarıya çekecek önemli yatırımlar olacaklardır, inşallah hep beraber bunları takip ediyoruz.

Kamu maliyesine, kamu maliyesi bakımından bu projeler kapsamında bir kısım doğrudan ödeme vardır, bir kısım da riskin gerçekleşmesine bağlı olarak bir yükümlülük ödemesi söz konusudur. Projenin bir, iki yılına bakarak bu proje döngüsünün tamamı için şimdiden bugünkü rakamlar üzerinden bir hesap yapmak da doğru bir yaklaşım değildir. Burada bütün bu yap-işlet projeleri yapılırken projelerin ilk yılları için varsayımlar vardır, o varsayımlar ileriki yıllarda ekonomik büyümenin hızlanmasıyla beraber çok farklı noktalarda aslında projeleri çok daha pozitif bir noktaya taşıyacaktır.

Sayın Yıldırım Sağlık Bakanlığıyla ilgili, kontenjan ve atamalarla ilgili konuları gündeme getirdi. Sağlık Bakanlığımızla Maliye Bakanlığı olarak birlikte bu konuları görüşüyoruz. Bir taraftan tabii ki sağlık sektöründe personel ihtiyacı konusunda Bakanlığımızın talebi vardır. Diğer taraftan da Maliye Bakanlığı olarak sadece Sağlık Bakanlığı değil tüm bakanlıkların personel taleplerini değerlendirerek bu ihtiyaçların karşılanması konusunda bir planlama yapacağız. Sayın Bakanımızla, ilgili arkadaşlarla görüşüyoruz. Tabii ki burada bütçe imkânlarını da dikkate alacağız. Bunların hem zamanlaması hem de kontenjanın adedi konusunda inşallah bir noktada bir çözüm üretildiği zaman da bunu zaten kamuoyuyla paylaşmış olacağız.

Sayın Tarhan, ortak girişimle ilgili, bunun devrinin nasıl olacağını sordu. Bu konuda doğrudan bir bilgim yok.

Sayın Hürriyet, Kocaeli’deki röntgen teknisyenleriyle ilgili ben notumu aldım. Aslında genel bir konu; sadece Kocaeli için değil, Sağlık Bakanlığımızın birçok branşta teknik personel talebi var. Bu anlamda, Bakanlığımızın bütün bu ihtiyaçları karşılamak noktasında çalışmaları titizlikle yaptığını biliyorum. O açıdan, Kocaeli de dâhil olmak üzere hangi hastanede, hangi branşta, ne kadar eksik varsa o konularla ilgili çalışmalarını tamamladılar. Şu anda, Maliye Bakanlığıyla birlikte bu çalışmaların üzerinden geçiyoruz. İnşallah en yakın zamanda bu çalışmalarla ilgili bir netice almayı da ümit ediyoruz.

Sürem bitti herhâlde, değil mi? Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Yirmi saniye var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Şöyle: Ben, tabii, sürem bitti diye düşünerek devam etmedim. Müsaade ederseniz şuradaki notlarıma bakayım.

Bu sendikalı üyeler konusunda, işten atılmalarla ilgili notumu aldım, bir sorayım. Bilmiyorum, yani bilgim…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yetmiş gündür Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani, o notu benimle paylaşırsanız ben de arkadaşlarla paylaşayım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Tamam.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tamam, teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

56’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesinde yer alan “Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Filiz Kerestecioğlu Demir                    Mithat Sancar                                 Ziya Pir

                İstanbul                                     Mardin                                  Diyarbakır

          Mehmet Ali Aslan                         Müslüm Doğan                      Ahmet Yıldırım

                 Batman                                       İzmir                                         Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; torba yasanın 56’ncı maddesi işsizlik sigortasıyla ilgili teknik bir düzenleme. Ancak, tutanaklardan baktım, Komisyonda özellikle bu 502 sıra sayılı torba yasa sunulurken Sayın Bakan “Önceki düzenlemede bir hata yapmışız, şimdi onu telafi ediyoruz.” diye konuşmasında bir cümle kullanıyor. Biz de söyleyelim: Uzun zamandan beri söylediğimiz husus, özellikle işsizlik sigortasıyla ilgili olarak baştan beri hatalar yapılıyor. Bugün o hataların devamı aynen olduğu gibi işler hâlde.

Değerli milletvekilleri, ülke olarak herkesi yakacak ama özellikle de yoksulları daha fazla yakacak bir sürece iktidarın marifetiyle girmiş bulunuyoruz. Yoksul halkı daha fazla yakacak bu süreç diyoruz çünkü zenginler zenginleşmeye devam ediyor. Daha önce mütemadiyen ifade ettim, tekrar söyleyelim: 2002’den 2015’e doğru gelirken on dört yıllık süre içerisinde bu ülkenin servetlerinin tamamının yüzde 39’una sahip olan en zengin yüzde 1’lik kesim bu iktidarın 14’üncü yılının sonunda yüzde 59’u aşan bir servete sahip olmuştur yani zengin zenginleşiyor. Zenginler ile yoksullar arasındaki makas alabildiğine açılıyor. Peki, neden işsizlik sigortasıyla ilgili yeni bir düzenleme ihtiyacı var ve yoksullar neden daha fazla yoksullaşıyor? Çünkü Hükûmet marifetiyle devletin hazinesinden özellikle şirketlere garantiler verilerek vergi vermeyen, yanlış yönetilen şirketler veya yanlış yönetiliyormuş gibi görünen şirketler özellikle finanse ediliyor. Bununla ilgili birçok örnek verebiliriz: Albayraklar, Kanal A ya da Cengiz Holdingin vergilerinin nasıl sıfırlandığını Maliye Bakanlığı merkezî tespit tutanaklarından olduğu gibi görebiliyoruz.

Bir de Başbakanın kendi ifadesi var, diyor ki: “Kredi Garanti Fonu sayesinde 30 bin şirket iflastan kurtulmuştur.” Bu kurtulan şirketler hangi şirketlerdir ve nasıl kurtuluyor; söyleyelim, Başbakanın ifadesiyle “Kredi Garanti Fonu’nun katkısıyla” iflastan kurtulan şirketler kimin parasıyla, elbette yoksul halkın vergileriyle kurtuluyor.

Devletin yine bir seçim atmosferine girildiği bir dönemde seçim atmosferi üzerinden, seçimler üzerinden ekonomik programlar yaptığını gösteren bir veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum değerli milletvekilleri. Bakın, Ekonomi Bakanlığının Sayıştay raporundan bir cümle size okuyayım. Sayıştay, Ekonomi Bakanlığı için söylüyor ki: “Bazı şirketlerin vergi ödememeyi kurumsal bir hâle getirdiği tespit edilmiştir.” Düşünsenize, bazı şirketlerin vergi ödememeyi kurumsal hâle getirdiğini bizzat Sayıştay raporunda görebiliyoruz. Niye ödesinler ki? Nasıl olsa belli periyotlarla önce aflar, sonra batan şirketlerin yoksul halkın vergileriyle kurtarımı Hükûmet marifetiyle pekâlâ sağlanıyor. Bir yandan, şirketler önce vergi vermeyecek, aflarla o yükümlülükten kurtulacak; sonra bilinçli bir şekilde kendini borçlandırarak o borçlar yoksul halkın vergileriyle kapatılacak. Peki, halk neye mahkûm oluyor? İşte, onu da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bir verisiyle ifade edeyim: Bu ülkede 10 milyon 610 bin kişi 2016 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından sosyal yardım almış.

Şimdi, hâl bu iken, bu ülkedeki her 8 kişiden 1 kişi -tırnak içinde, bütün halkımızın affına sığınarak söylüyorum- neredeyse sadaka kültürüyle dilenci hâline getirilmişken kalkıp burada büyük şirketlerin hazine yardımıyla kurtarılmasını marifet sayan bu anlayışı anlayabilmek veya kabul etmek mümkün değildir.

İşsizlik Fonu, 2017 sonunda 116 milyar liraya ulaşmış. Peki, bunun ne kadarı amacı için kullanılmış? Yani işsiz kaldığı için kendisinden, önceki yıllarda kesilmiş olan fondan istifade eden bütün işsizlerimizin istifade etme oranı 116 milyar içerisinde sadece 11 milyar. Yani İşsizlik Fonu’nun yüzde 10’unun altında bir rakam amacı için kullanılıyor, yüzde 90’ıysa işsiz için, emekçi için, yoksul için değil, büyük şirketleri kurtarmak için kullanılan ve bu ekonomik programla övünen bir iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesinde yer alan “Her ayın beşinde aylık olarak” ibaresinin “Her ayın birinde aylık olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Selim Yurdakul                    Kamil Aydın                           Erkan Akçay

       Antalya                                    Erzurum                                     Manisa

Muharrem Varlı                            Baki Şimşek

        Adana                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Ahmet Selim Yurdakul.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım.

Bu maddede yapılan değişikliği Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz.

Konuşmama başlamadan önce, üzücü bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum: Maalesef, pazartesi akşamı Antalya’mızın Kaş, Finike, Demre ve Kumluca bölgelerinde meydana gelen şiddetli yağış ve hortumdan etkilenen vatandaşlarımızın yaşadığı sorunları sizlerle paylaşmak ve bu afetin üstesinden hep birlikte gelebilmek için neler yapabiliriz, bu düşünceyle söz almış bulunuyorum.

Muhterem vatandaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle, bu afete maruz kalarak yaralanan hemşerilerimize acil şifalar diliyorum. Rabb’im maddi hasar ve kayba maruz kalan esnaf ve çiftçilerimizi böyle felaketlerin tekrarından korusun.

Doğal afetler, maalesef, ülkemizin bir gerçeği. Deprem kuşağında bulunan ülkemiz son yıllarda iklim değişikliği gibi nedenlerden ileri gelen afetlerle yüzleşmek zorunda kalıyor. Vatandaşlarımız metanetle felaketi kabullenirken, bizler bu salonda milletimizin temsilcileri olarak onların yaralarını nasıl sarabiliriz, onların hasar ve kayıplarını nasıl kurtarabiliriz diye düşünmek ve elle tutulur bir çözüm üretmek zorundayız. Milliyetçi Hareket Partisi Antalya teşkilatı şu an hortum ve şiddetli yağış nedeniyle zarar gören bu ilçelerimizde vatandaşlarımızın bu sorunlarını ortadan kaldırabilmek ve onların karşılaştığı bu zararları ortadan kaldırabilmek için şu an bu ilçelerimizde yer almaktadır ve bu vatandaşlarımızın sorunlarını ortadan kaldırabilmek ve isteklerini yerine getirebilmek için canla başla ellerinden geleni yapmaktadırlar. Buradan teşkilatımıza da teşekkür ederim.

38 kardeşimizin yaralandığı, 2 bin dönüm seranın zarar gördüğü bu afetten sonra vatandaşlarımızın yanında olamayacaksak ne zaman bu kardeşlerimizin yanında olacağız?

Sayın milletvekilleri, şu anda Antalya’mızın hastanelerinde 25 vatandaşımız tedavi görmektedir. Allah’tan, herhangi bir vatandaşımız hayatını kaybetmemiştir, tesellimiz budur. Hükûmetimizi ve yardım kuruluşlarımızı derhâl felaketin bölgedeki etkilerini azaltmak üzere göreve davet ediyorum. Bu insanlar gece gündüz tüm varlıklarıyla tarım yaparak millî ekonomiye katkı sağlıyor. İnanın, çoğunun binlerce lira borcu var. Bunca emek ve sıkıntıya rağmen zaten hak ettiklerini kazanamayan bu vatandaşlarımız vergi ödemekten, elektrik ve suya tonlarca para ödemekten hiçbir zaman kaçınmadılar; ellerinde avuçlarında yokken elektrik faturasını ödeyebilmek için kredi çeken Finikeli kardeşim var benim. İşte, bu kardeşim böyle günlerde Hükûmeti ve kamuoyunu yanında görmek istiyor. Devlet organizasyonu tüm kurumlarıyla derhâl bu insanların yardımına koşmalıdır. Yaşanan felaket nedeniyle bir an önce hasar tespit çalışmaları yapılarak vatandaşlarımızın ve üreticilerimizin zararları kısa sürede karşılanmalıdır. Bir yıl önce de Antalya’mızda, hemen hemen benzer ilçelerimizde hortum nedeniyle bu felaket meydana gelmiştir ve burada da hasar tespit çalışmaları yapılmıştır ancak meydana gelen zararlar kısa sürede ödenmediği için vatandaşımızın yani üreticilerimizin zararları ve borçları katlanarak üst üste gelmiş ve üreticilerimiz çok zor durumda kalmışlardır. Ben, o yüzden, buradan Hükûmetinize sesleniyorum: Bu hasar tespit çalışmalarının bir an önce yapılarak belli oranda bir maddi kaynağın bir an önce Antalya’mıza, valiliğimize gönderilmesi ve bu çiftçilerimizin, üreticilerimizin en azından şu anda karşılaştıkları maddi kaybın bir an önce ödenmesi ve böylelikle üreticilerimizin bir nefes alması sağlanmalıdır.

Genel Kurulu sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yurdakul.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.39

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 17.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesi üzerinde Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylaması sırasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.54

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesi üzerinde Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul ve arkadaşları tarafından verilen önergenin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

56’ncı madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

            Zekeriya Temizel             Bihlun Tamaylıgil                Bülent Kuşoğlu

                    İzmir                           İstanbul                                Ankara

                 Musa Çam                   Utku Çakırözer                  Lale Karabıyık

                    İzmir                          Eskişehir                                 Bursa

              Kadim Durmaz                 Haluk Pekşen

                    Tokat                           Trabzon

MADDE 56- 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 50 nci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

“İşsizlik ödeneği başvuruları izleyen ayın sonuna kadar sonuçlandırılır. İşsizlik ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak işsizin kendisine ödenir. Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün size üçüncü havalimanı yolsuzluğundan bahsetmeyeceğim ya da davet usulüyle ilgili yolsuzluk iddialarından da bahsetmeyeceğim ya da Hazine garantili işlerle ilgili yolsuzluklardan da bahsetmeyeceğim. Size Tunçbilek kömür havzasındaki o 1 milyar dolarlık yolsuzluktan da bahsetmeyeceğim. TRT’deki yolsuzluğu zaten konuşmama kararı aldım. Enerji dağıtım şirketleri üzerinden devam eden yolsuzluğu konuşmayacağım.

Bakın, size bir tane tablo göstereceğim. Bu tabloyu bütün Türkiye'nin dikkatle izlemesini istiyorum. Bu renkli boyanan kısımlar son altı ay içerisinde “Artık daha fazla dayanamıyorum, bu ülkeye yapılan bu ihanete daha fazla katlanamam.” deyip görevinden istifa edip ayrılan çalışanlar. Nerede bu? TUSAŞ Motorun TAI uçak fabrikasında, tam otuz üç yıldır Türkiye’nin gururu olan bir fabrikada. Başına getirilen Türk Hava Yollarında maruf ve meşhur, meziyetli bir genel müdürün ve savunma sanayisinin başına getirilen bir yönetim kurulunun baskıları ve o baskılara karşı daha fazla direnmeme kararı alıp çekip giden kamu çalışanları, TAI’nin son derece yetişkin uzmanları. Bakın nereden gitmişler: Şurası uydu. Uydu yapımında görevli olan TAI’nin yönetici kadrosunun neredeyse tamamı çekip gitmiş. Ne olmuş uydu işi? Daha fazla ileriye gitmiyorum, bir araştırın. Bırakmayacağız tabii…

Şurası yedek parça konusu… Çok fazla dokunulmamış oraya. Ama şurada uçak, şurada helikopter; bakarsanız, neredeyse tamamı istifa dilekçelerini vermişler, “Artık lanet olsun! Bu kadar baskıya, bu kadar haksızlığa ve bu ülkeye yapılan bu kadar ihanete alet olmak istemiyoruz.” diyerek çekip gitmişler. Detay bilgilerini isteyen varsa onları da burada veririm.

Peki, kim gelmiş yerine, ne olmuş, bunların yerine kimler gelmiş? İlaç mümessili gelmiş -çok önemlidir bu ilaç mümessili- açık öğretim mezunu gelmiş, Bakanın özel kalem müdürü gelmiş. TAI gibi Türkiye’nin savunmasında son derece önemli, hepimizin güvenliğinde bu kadar önemli bir kurumu, siyasetin kirli eli, bir yandaş arpalığına çevirmek üzere, müthiş bir baskı zinciri oluşturmuş.

Peki, TAI’nin tedarikçileri var mı? Var. Otuz üç yıldır TAI’ye tedarik yapan firmalar var mı? Var. Ama bu firmalarda da ne enteresandır ki yeni bir süreç başlamış, yeni bir tedarikçi zinciri arayışı başlamış. Nereden gelmiş o tedarikçi zincirine yeni başvuranlar bir araştırın sayın milletvekilleri, bunları bir araştırın. TAI olduğu için, savunma sanayisi olduğu için daha fazla ileriye gitmek istemiyorum ama TAI’deki yolsuzluk emarelerini, devrim otomobillerinin başına gelen her şeyin giderek TAI’deki bugün üretilmekte olan sistemin başına gelmekte olduğunu buradan haykırıyor, sizi uyarıyorum. TAI’den siyasetin elini çekin. TAI’nin bu Yönetim Kurulu Başkanının Türk Hava Yollarını nerelere sürüklediğini burada belgeleriyle, rakamlarıyla hepiniz biliyorsunuz ama TAI’yi aynı duruma sürüklemesine izin vermeyeceğiz.

Buradan Silahlı Kuvvetler mensuplarına sesleniyorum: Özellikle, Silahlı Kuvvetler vakıfları üzerinde -yandaşlara yönelik- yapılmış olan baskılara, operasyonlara lütfen dirensinler. Bu sessizliklerini anlıyorum, Türkiye’nin zarar görmemesi için kendilerini feda ediyorlar, istifa edip istifa dilekçelerini koyup gidiyorlar. Bazıları kendilerine yapılan haksızlıklardan dolayı mahkemeye gidiyorlar, yargı kararı alıyorlar, aldıkları yargı kararlarının uygulanmayacağına eminler ama niye gönderildiklerini en azından yargı ilamlarına bağlamak istiyorlar.

Saygıdeğer milletvekilleri, TAI’nin geçen yılki bütçesine bakın, geçen yılki cirosuna bakın, bu yılki cirosuna bakın, önümüzdeki dönemde elde edeceği ciroya bakın, iş yüküne bakın, önümüzdeki on yıllık planlamasına bakın. TAI olduğu için birçok şeyi sansürleyerek konuşuyorum ama emin olun TAI’de Türkiye tarihinin Dördüncü Sanayi Devrimi’nden daha büyük bir bedel ödenmek üzeredir, buna müdahale edin. Siyasetin kirli ellerini TAI’den çekmediğiniz zaman tarih önünde hesap vermek üzere herkes ama herkes istisnasız Yüce Divan önünde kuyruğa girecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Pekşen.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Oylayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir kurumda bazı uygulamalardan dolayı -iktidarda biz varız- “Siyaset kurumu kirli ellerini bu kurumdan çeksin.” demek suretiyle… Bu, partimize açık bir sataşmadır. İhanetten bahsediyor, buna cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Oylama yapılmadan önce de isteyebilirdiniz Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Oylamayı yapın…

BAŞKAN – Oylamayı yaptık, konuyu kapattık, maddeyi geçtik.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben oylamayı yaptıktan sonra söz isteyeceğimi belirttim size.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Hakaretin zamanı geçer mi Sayın Başkan?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben oylamadan sonra talep edeceğimi size belirttim, yerime oturdum.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Hakaret ediyor.

MEHMET MUŞ ( İstanbul) – Öncesinde söz talep ettim zaten.

BAŞKAN – Tamam da “Sataşmadan söz isteyeceğim.” demediniz bana, sadece…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ayağa kalktım, bazı iddialarını ortaya koydum.

BAŞKAN – Evet, anlıyorum, biliyorum Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sonra siz oylamaya geçiyordunuz, oylamadan…

BAŞKAN – Ben de maddeyi oyladım ve başka bir maddeye geçtik.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şöyle: Ben de “Oylamadan sonra söz talep edeceğim.” dedim.

BAŞKAN – Tamam, buyurun, ben sizinle polemiğe girmem.

Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 56’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kere, konuşmacı bir hukukçu, avukat, uzun yıllar avukatlık yapmış. Burada, bazı emarelerden bahsediyor.

Bakın, ne bulgu varsa elinizde, neler tespit etmişseniz sabahın ilk saatlerinde lütfen bunları ilk savcılığa götürün ve ihbar edin. Sizden rica ediyorum, lütfen götürün.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz de Melih Gökçek’le ilgili olanları götürün.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Lütfen götürün.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buluşalım yarın savcılığın önünde.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bir harita, şunlar görevden alınmış, bunların yerine bunlar getirilmiş, bunlar görevlerinden ayrılmışlar…

Değerli arkadaşlar, görevden ayrılanlar olur, göreve gelenler olur. Milletvekilleri, bugün buradayız, yarın olmayız, başka arkadaşlar gelir, hiçbirimiz geldiğimiz yerde ömür boyu kalacak değiliz. Geliriz, bir dönem hizmet ederiz, sonra başka yerlere gideriz, bu böyledir. Ben geldim, otuz sene burada kalacağım; böyle bir şey yok. Orada bir yönetim vardır, artısıyla, eksisiyle onun değerlendirilmesi zaten yapılacaktır ama “Niye bunlar gidiyor? Neden otuz yıllık tedarikçiler değiştiriliyor? Burada bir yolsuzluk emaresi var.” demek… Hemen götürün bunu mahkemeye verin.

Bakın, savunma sanayisinde iktidarımız döneminde önemli başarılar elde edilmiştir. Yerlilik, savunma sanayisinin, Silahlı Kuvvetlerin ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılama oranı yüzde 65’lerin üzerine çıkmıştır. Bu, Türkiye’de ilk defa gerçekleşen bir orandır. İnsansız hava araçları, MİLGEM gemileri, daha pek çok Silahlı Kuvvetlerin ihtiyaç duyduğu araç ve teçhizat millî imkânlarla bu dönemde üretilmektedir. Tekrar ediyorum, her ikisi de bizim güzide kurumlarımızdır, her ikisi de güzide kurumlarımızdır.

Bakın, ne var ne yok tüm elinizdeki belgelerle beraber hemen ilk savcılığa lütfen gidin, böyle bir durumu siz ihbar edin.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkanım, beni ve şahsımı doğrudan hedef alan bir sataşma olmuştur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şahsını hedef aldığı bir şey söylemedi, “Savcılığa gidin, ihbar edin.” dedi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Mahkemeye gidin.” dedim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sataşmadan söz istiyor.

Buyurun.

11.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; evet, çok haklısınız. Savcılıklara gerçekten bu yönde ihbar edildiği zaman kanun hükmünde kararname çıkarıp o suçluları aklamayacağınızı AK PARTİ Grubu olarak lütfen bana taahhüt eder misiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Varsayım üzerine konuşma.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Mesela bankacılık zimmeti suçunu işleyenlerle ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundum, savcı soruşturma açtı ama kanun hükmünde kararnameyle onları akladınız.

Peki, başka bir öneride bulunayım size: Gelin, yolsuzlukları araştıran bir komisyon kuralım, hadi, hodri meydan. Eğer varsa yüreğiniz, bu yolsuzlukların üzerine Meclis gidecekse bir komisyon kuralım, biz de destek verelim, yolsuzluk yapan her kimse onların üzerine gidelim. Ya da gelin, bir yolsuzlukla mücadele ihtisas mahkemesi kuralım. Yolsuzluk yapanları yargılayacak, bu konuda bir ihtisas, uzman mahkeme kuralım. Ya da bugün söyledikleriniz gibi, “Savcılıklara gidin.” dediğinizde… Savcılıkların önü yolsuzluk dosyası dolu. İsterseniz Tavşanlı’dan başlayalım, mesela Tunçbilek’ten başlayalım. Hadi, taahhüt edin de, oradaki yolsuzluk dosyasının üzerine gidecek bir tane savcı söyleyin bana.

Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Pekşen.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 57’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 57’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

            Bihlun Tamaylıgil              Bülent Kuşoğlu               Zekeriya Temizel

                  İstanbul                          Ankara                                  İzmir

             Utku Çakırözer                Kadim Durmaz                      Erkan Aydın

                 Eskişehir                          Tokat                                   Bursa

                 Musa Çam                   Lale Karabıyık

                    İzmir                             Bursa

MADDE 57- 4447 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2017” ifadesi “31/12/2019” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkrada yer alan “1/1/2018 tarihinden 31/12/2019 tarihine kadar ise belge masrafı ile sınav ücretinin yarısı” ifadesi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 502 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 57’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, aslında, 130 maddelik bu torba yasayla Hükûmetin geldiği son nokta, âdeta duvarda çatlaklar olmuş, bir tarafından su kaçırmaya başlayan, orayı sıvadığında başka bir yerden su akan, orayı sıvadığında başka bir yerden kaçıran, delik deşik olmuş, bir duvara benziyor. Nereyi kapatırsanız kapatın o duvar su alıyor ve sonu da belli; o duvar bir gün yıkılacak ve suyun altında, maalesef, halkımız, bu devlete vergi ödeyen tüyü bitmemiş yetim kalacak, üzülerek biz de bunları buradan uyarıyoruz.

Şimdi, baktığımızda, daha bugün Sayıştayın yeni yayınladığı bir raporu var. Sayın Maliye Bakanı buradaydı ama herhâlde değişmiş. Şimdi, ne diyor Sayıştay dış denetim raporunda? 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre, bazı bakanlıklarda, bu yönetmelik ve mevzuata, muhasebe kayıtlarına aykırı harcamalar yapıldığını tespit ediyor.

Şimdi, daha önceden alışıktık, Başbakanlıkta bir örtülü ödenek vardı, Cumhurbaşkanı saraya gitti, Cumhurbaşkanlığında bir örtülü ödenek oldu, şimdi de son, bugün gelen rapora göre artık bakanlıklarda da herhâlde örtülü ödenek geleneği başladı. Bakalım bunlar hangi bakanlıklarmış? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve AB Bakanlığı.

Şimdi, buralarda birtakım özel hesaplar açılmış. Bu hesaplardan normalde denetlenmesi gereken, muhasebe kayıtlarında olması gereken ve bütçeye girmesi gereken harcamalar yapılmıyor, bunun yerine… Örneğin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında işçi ücretlerinden kesilen cezaların yatırıldığı, tahsil edildiği özel bir hesap açılıyor.

Şimdi, neden böyle bir yola gidiliyor? Normal, hazine veznesinden geçmesi gereken paraların, kaynakların neden bir ayrı hesaba gittiğini Sayın Maliye Bakanı umarım gelir ve bize de bir açıklama yapar.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında, gene, ölçü ve ölçü aletleriyle ilgili yapılan tahsilatların ayrı bir hesapta, ayrı bir olur ile toplandığı bugün Sayıştayın raporunda yayınlandı.

Gene Millî Eğitim Bakanlığında il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri hesaplarında bütçe dışı özel hesaplar açılmış ve buralarda paralar, kaynaklar toplanmış.

AB Bakanlığı, burada ihtiyaçtan fazla gelen tutarlar gene ayrı bir hesapla… Peki ne yapılmış bu hesaplarda? Ona da bakıyorsunuz, AB Bakanlığı belgesel çektirmiş. Yani neredeyse, gene, işte, bir yandaşa, bir tanıdığa, eşe dosta peşkeş çekilmek için, özel yapılan bir kaynakla belgeseller çekiliyor. Yani ekonomi bu kadar sıkıntıda, gidiyorsunuz, “Vergi toplayacağız.” diye ek cezalar getiriyorsunuz, vergi oranlarını artırıyorsunuz, “kamu-özel ortaklığı” adı altında yapılan harcamaların bedelini 2018 bütçesine 6,2 milyar TL’lik bir para koyarak vatandaşa yüklüyorsunuz, hiç geçmediği köprünün, hiç gitmeyeceği hastanenin parasını ödetiyorsunuz ama diğer tarafta da har vurup harman savuran, paraların kaynağını -hesapsız kitapsız- kime gittiğini belli etmeyen ve Sayıştay raporlarında tespit edilmiş olmasına rağmen suspus olan, bu konularla ilgili hiçbir şey yapmayan bir Hükûmet.

Evet, tabii, günü gelecek bunların hepsinin hesabı sorulacak. Burada beş dakikayla, on dakikayla bunları anlatmak mümkün değil. Ama ben buradan diyorum ki: Bu yasa tasarısıyla yaptığınız ve yıkılacağı bugünden belli olan o duvarı ne yaparsanız yapın onaramayacağınızı… Bunun yerine köklü çözümler üretip hep birlikte -sadece gizli kapılar ardında ya da sarayda alınan birtakım kararlarla değil- gelin, Parlamentoda tam bir mutabakat içerisinde, dört partinin katılımıyla bu duvarın yıkılmasını önleyelim. Bu gemi su alıyor, geminin batmasını hep birlikte engelleyelim. Gemi battıktan sonra çok fazla yapacak bir şey kalmıyor diyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 57’nci maddesinde yer alan “fıkrasında yer alan,” ibaresinin “fıkrasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir          Mithat Sancar                            Ziya Pir

                  İstanbul                          Mardin                             Diyarbakır

            Mehmet Ali Aslan               Müslüm Doğan

                  Batman                           İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar konuşacak.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; torba yasa tasarısının 57’nci maddesi olumlu bir düzenleme içeriyor, İşsizlik Sigortası Kanunu’nun ek 3’üncü maddesinde değişiklik öngörüyor. Değişikliğin ilgili olduğu konu da tehlikeli ve çok tehlikeli işlerden sayılan mesleklerin icrası için yeterlilik belgesi ve sınav gerekliliğiyle ilgili süreleri uzatması, ayrıca bu belgeye erişimin ve sınava girişin kolaylaştırılması ve masraflarının da İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamındaki fondan karşılanmasıdır.

Bunlar elbette olumlu ama konu bu tedbirlerle çözülebilecek bir mesele değil. İş güvenliği ve işçi sağlığı alanında yaşanan devasa sorunların bunlarla, bu tür düzenlemelerle çözülmesi de imkân dâhilinde görünmüyor. Elbette bu tür bir düzenleme yapılsın ama Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği tablosuna baktığımızda, yapılması gerekenlerin çok daha köklü, çok daha kapsamlı düzenlemeler ve tedbirler olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Sadece son bir yıldaki, daha doğrusu 2017 yılı içindeki iş cinayetlerine bakarsak 2017 yılının Ekim ayında 182 kişi -tespit edilebilen- ölmüş, ilk on ayda da 1.683 kişi. Bilerek “iş kazası” demiyorum, bunlar iş kazası değil. Kaza, önlenmesi için gerekli tedbirler alındığı hâlde önüne geçilemeyen olay demektir. “Cinayet” tabirinin çok daha uygun kaçtığı bir tabloyu ifade ediyor anlattığım tablo.

Bakın, son on beş yılda yani AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana tespit edilebilen iş cinayetinde ölüm sayısı tam 20 bin. Bu çok yüksek bir rakam değerli arkadaşlar. Bunlar tespit edilebilen rakamlar. Şu an, Türkiye iş cinayetleri konusunda Avrupa 1’incisi. Peki, nereden kaynaklanıyor bütün bu iş cinayetleri? Bunlar kader değil, bunlar kaza değil, gerekli tedbirler alınmadığı için yaşanan acı ölümlerdir.

Evet, bunların önlenmemesinin sebepleri göz önüne alındığında ilk dikkat çeken şey, iş güvenliği ve işçi sağlığı için harcanması gereken paraların denetlenmesindeki zayıflık ve eksikliktir. Yani işverenlerin iş güvenliğini ve işçi sağlığını sağlamak zorunda oldukları konularda yeterince denetim olmamasından kaynaklanan büyük kazalar ve cinayetler burada bu tabloyu iyice karartıyor.

Bunun dışında, tabii, 4857 sayılı İş Kanunu, hemen iktidara gelir gelmez AKP tarafından çıkarılmıştı. Burada, taşeron çalıştırma başta olmak üzere, esnek ve güvencesiz çalıştırma yasal hâle getirilmişti ve kiralık işçi uygulaması da yakın zamanda kabul edildi. Bütün bunlar iş sağlığı ve işçi güvenliğiyle ilgili tedbirlerin alınmasını iyice zorlaştırıyor.

Olağanüstü hâl başlı başına işçi sağlığını ve iş güvenliğini tehdit eden bir faktör hâline gelmiştir. Evet, olağanüstü hâlin uygulandığı şu bir buçuk yıla yakın zaman içinde iş cinayetlerinde ölüm oranı yüzde 10 artmıştır. Neden? Çünkü bu cinayetlerin sebeplerini dile getirmek isteyen işçiler, işçi örgütleri çeşitli yasaklarla karşılaşıyorlar. Ayrıca, grevler de bu konuda önemli bir mücadele aracıdır; grevler yasaklanıyor, işçinin sesi ve mücadele silahları elinden alınıyor.

İş cinayetlerinin en yüksek olduğu sektörlerin başında inşaat sektörü geliyor. Bu da tesadüf değil. Bakın, inşaat sektörü, son on beş yılda yani AKP’nin iktidarı döneminde en fazla büyüyen sektördür. İnşaat sektörünün son on beş yılda hem ekonomi içerisindeki hem de istihdam kapsamındaki payı çok büyük bir artış göstermiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT SANCAR (Devamla) - Tamamlamama izin verir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Evet, ekonominin lokomotifi diye sunuluyor. Bu sektörde kentsel dönüşüm ve afet yasasıyla getirilen düzenlemelerin de çok önemli bir yeri olduğunu hatırlatalım. Eğer bir sektör bu kadar çok büyüyorsa ve bu sektörde aynı zamanda iş cinayetleri hızla sürekli katlanarak artıyorsa ortada çok büyük bir sorun vardır. Demek ki bu sektörde bu kârlar işçilerin sağlığı, güvenliği ve hayatı pahasına elde ediliyor. O nedenle, eğer gerçekten işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda ciddi bir adım atmak istiyorsanız emeğe saygı, doğaya saygı, sosyal adalet ilkelerini esas alan kapsamlı bir düzenleme paketine ihtiyacımız vardır.

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

58’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, ilk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 58’inci maddesinin tasarıdan çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Kalaycı               Saffet Sancaklı                     Baki Şimşek

                   Konya                           Kocaeli                                 Mersin

        Ahmet Kenan Tanrıkulu            Zühal Topcu Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                    İzmir                            Ankara                                  Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Filiz Kerestecioğlu Demir          Mithat Sancar                            Ziya Pir

                  İstanbul                          Mardin                             Diyarbakır

            Mehmet Ali Aslan               Müslüm Doğan                Saadet Becerekli

                  Batman                           İzmir                                  Batman

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanun tasarısının 58’inci maddesi üzerinde partimiz grubunun verdiği önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, daha önce hatırlanacağı gibi, “üretim reformu” diye kamuoyunda bilinen 7033 sayılı Kanun Tasarısı kanunlaşırken burada gene benzer hükümlerle ilgili olarak bazı eleştirilerde bulunmuştuk. Daha onun mürekkebi kurumadan 57’nci Hükûmet döneminde 2000 yılında çıkarılan Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda bazı değişiklikler karşımıza geliyor gene bu maddeyle.

Şimdi, buradan bir kez daha gene bu kürsüden sizlere ve kamuoyuna belirtmek istiyorum. Bir kere, biz, bu Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nu 57’nci Hükûmet döneminde çıkarırken temel bir amacımız vardı. O amacımız şuydu: Bu alanların bir bütün olarak kalmasını sağlamak için öncelikle bu kanunu hazırlamıştık ve bugüne kadar da bu düzenlemeler hep böyle geldi. Ancak şimdi önümüzdeki düzenleme, bu OSB parsellerinin bölünerek ranta açılmasına imkân verecek birtakım düzenlemeleri karşımıza getiriyor, sayın milletvekilleri.

Şimdi, tabii ki bu, OSB felsefesiyle örtüşmeyen, ona ters düşen bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Parsel, arazi düzenlemeleri ve bunun gibi yöntemler, aslında, baktığımız zaman, OSB’lerde üretim artışını, verimliliği veyahut ileri teknoloji kullanımını sağlamaya yönelik bir yaklaşım tarzı değil. Zaten çoğunluğun beklediği de bu tarz bir yaklaşım değil sayın milletvekilleri, onların daha farklı birtakım üretim tekniklerini artırmaya yönelik, bizlerden, Meclis Genel Kurulundan ve ihtisas komisyonlarından beklentileri var. Ancak bu beklentiler maalesef bu tarz yasa tasarılarıyla da karşılanmıyor.

Gelişmiş ülkelerde birtakım uygulamalar var. Bu uygulamalara baktığımız zaman bu OSB’lerin çoğu sanayi parklarına dönüştürülüyor ve orada farklı üretim teknikleri kullanılarak hem üretimin artmasına hem istihdamın geliştirilmesine yönelik birtakım uygulamalar yapılıyor ve buna yönelik hukuki düzenlemeler karşımıza çıkıyor.

Şimdi, baktığımız zaman değerli milletvekilleri, bu bölgelerde aynı zamanda bilimsel kuruluşlarla, örneğin üniversite ve akademik çevrelerle de iş birliğine gidilmesi gerekir diye düşünüyorum ve her zaman söylenilen, üniversite-sanayi iş birliği çerçevesi gerçekten uygulanırsa, gerçekten amacına uygun hareket edilirse o zaman üniversiteler ile OSB’ler arasında bir proje iş birliği ve bir sinerji de oluşabilecektir. Ancak şimdi baktığımız zaman teknoloji geliştirme bölgelerinde ki bu bölgeler de gene 57’nci Hükûmet döneminde çıkartılan bir yasayla bir hukuki çerçeveye kavuşturulmuştur değerli arkadaşlar. O bölgelerde uygulanan, öğretim elemanlarına sağlanan desteklerin de yine organize sanayi bölgelerine de verilmesi gerekir diye düşünüyorum. Eğer ille biz bu Organize Sanayi Bölgeleri Yasası’nda yani 4562 sayılı Yasa’da bir değişiklik yapacaksak o zaman bizim için ön planda tutulması gereken -biraz önce de söyledim, altını bir daha vurguluyorum- üretim artışına yönelik, verimliliğe yönelik, ileri teknoloji getirilmesine yönelik uygulamalar ve yeni politik enstrümanların getirilmesi olması gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, buradan yola çıkarsak bu yılın büyümesiyle ilgili olarak sürdürülebilir rakamların da çok ileride karşımıza çıkmayacağını öngörebiliriz. Çünkü verimlilikteki zayıf seyir maalesef büyüme rakamlarına da önümüzde yansıyacağa benziyor. Sürdürülebilir ve kaliteli bir büyüme olması için, ülkemizin orta gelir tuzağından da kurtulabilmesi için bizim yapmamız gereken daha çok teknoloji yoğun yatırımlara yönelmemiz ve verimlilik artışını da ona göre, özellikle emek verimliliğini artırmaya yönelik birtakım tedbirleri getirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bir kez daha söyleyeyim vakit OSB’lerde arazi ve parsel düzenlemelerini yapma vakti değil, tam tersine üretimi artırıcı, reformu getirici ve ileri teknoloji yatırımlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği yatırım vaktidir diyorum.

Bir kez daha Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Batman Milletvekili Sayın Saadet Becerekli.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Günlerdir tartıştığımız torba yasayla ilgili 58’inci maddede 4562 sayılı Kanun’da organize sanayi bölgeleriyle ilgili bir değişime gidildi. Daha önce yürürlüğe giren ve 2000 yılından bu yana 15 kez değiştirilen bu yasanın, demek ki sistematiğinde, dilinde bir problem var ki uygulamada sürekli sorun çıkıyor ve sürekli bir değişime gidiliyor. Eğer bu yasa Komisyonda tartışıldığı zaman önerilere, itirazlara dikkat edilseydi, kulak verilseydi belki önümüzdeki süreçte bu yasa çok daha sağlıklı olarak çıkmış olacaktı ama ne yazık ki tartışmalara hiçbir şekilde cevap olunmadı, itirazlara hiçbir şekilde cevap verilmedi. Dolayısıyla bu yasanın, 15 kez değişen bu yasanın önümüzdeki süreçte tekrar değişeceği artık çok açık bir şekilde görülüyor.

Bir değişikliğe gidiliyorsa öncelikle ilk amaç ihtiyaçlar doğrultusunda üretim yapacak kuruluşların daha sağlıklı bir ortamda çalışmasını sağlamak ve iş güvenliği önlemlerinin mutlaka alınması gerekliliğidir. Biliyorsunuz ki Türkiye’de ne yazık ki dünya ölçeğine baktığımızda ciddi anlamda iş cinayetleri meydana geliyor. Bu yasa yapılırken öncelikle buna mutlaka dikkat edilmeliydi.

Yine, günlerdir eleştirilen, söz konusu olan organize sanayi bölgeleriyle ilgili düzenlemelerin Komisyonda yapılan itirazlara -demin söyledim- yaşanan tartışmalara karşın apar topar, tıpkı diğer maddeler gibi önümüze getirilip bir şekilde geçirilmeye çalışılması da ayrıca eleştirilecek bir konudur.

Bakın, tartışmalarda, bu kanundan önce kurulan sanayi bölgelerinin arazilerinin alınma tarihinin çok daha eski tutma önerisi kabul edilmedi. Bunun yerine, çok yakın bir tarih olan 2017 Temmuz ayının esas alınması ister istemez akıllara sürekli sözü geçen ve sizin de itiraz ettiğiniz rantiyeciliği getiriyor tabii ki. Ayrıca, organize sanayi bölgelerindeki hazine arazilerinin çok düşük bedeller karşılığında, rant amacıyla alındığı, sonradan bunların kiraya verildiği çok sıkça görülen bir durumdur. Yine, aslında, şehir içinde kalan ve küçük esnafın ekmeğini yediği küçük sanayi sitelerinin boşaltılarak o alanın inşaat alanı olarak kullanılmasıyla, binaların dikilmesiyle birlikte zaten beton yığınına dönen şehirlerimiz daha da betonlaşacak, daha da çirkin bir görüntü alacak ve hem görüntü kirliliğine hem de hava kirliliğine ciddi anlamda bir zemin hazırlayacak.

Sonuç olarak, düşük bedellerle tahsis edilen devlet arazilerinin farklı amaçlarla kiralanarak rant ekonomisini oluşturan kaygıları gidermeden Genel Kurula getirilen bu yasanın aslında bir an önce bu torbadan çıkarılması, hatta, belki de bütün olarak torbanın, torba içerisindeki yasaların bir bütün olarak geri çekilmesi gerektiğini düşünüyorum.

İktidar, taleplere, itirazlara karşın âdeta sürekli bir gerilim yaratıyor, burada görüyoruz kaç gündür. Bu yasalara karşı yapılan itirazlara sürekli bir gerilim var, bir gerilim yaratılıyor ve bu gerilim diri tutulmaya çalışılıyor. Bununla birlikte, ırkçılık, savaş kışkırtıcılığı, mezhepçilik, kadına karşı düşmanlığa varan uygulamaların, yaklaşımların daha da ağırlaştığı bir siyasal iklimde âdeta yaşamaya mecbur bırakılıyoruz.

İç ve dış politikada yaşanan gelişmeler, çok geniş kitlelerin etkilendiği olağanüstü hâl uygulamalarının, ülkeyi ve ekonomiyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetme anlayışının sürmesi ülkeyi başta ekonomi olmak üzere toplumsal ve siyasal açıdan ciddi riskler ve tehditlerle karşı karşıya bırakıyor. Adaletsiz olan gelir dağılımı arasındaki uçurum AKP iktidarı süresince daha da büyüyerek çok ciddi anlamda toplumu sarsacak boyutlara varmıştır. Ki bu torba yasadan çıkacak olan yasaların da toplumun büyük bir bölümüne ekonomik ve sosyal açıdan çok büyük sıkıntılar yaşatacağı çok açık, şimdiden görülüyor ama nedense AKP iktidarı, Hükûmet bu konuda kulaklarını kapatmış, görmezlikten geliyor birçok şeyi. Açıktır, iktidar zaten sermaye kesimine kepçeyle dağıtırken işçiye, emekçiye komik zamları çok büyük bir müjde gibi sunuyor; çok kısa bir sonra da bu verdiği zamları ya otomatiğe bağlayarak ya da yine ek zamlarla, vergilerle geri alıyor. Tabii, burada, zaten geçinemeyen toplumun yarısından fazlası geçinebilmek için kredi kartlarına yükleniyor, kredi kartlarını ödeyemeyince ciddi anlamda bir bunalım ve toplumsal sorunlar ortaya çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAADET BECEREKLİ (Devamla) – Bitirebilir miyim Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

SAADET BECEREKLİ (Devamla) – Teşekkürler.

Sadece kredi kartlarıyla ilgili değil, bakın, toplumda ciddi anlamda bu rantiyecilik yayılmış ve tefecilik almış başını gidiyor. Bununla ilgili, Hükûmetin herhangi bir önlemi yok ve ciddi anlamda borç altına giren insanlar borcunu alamayan tefeciler tarafından ya vuruluyor, cinayetler işleniyor ya da bir şekilde kendisi artık ödeyemediği borç karşısında intihara yöneliyor.

Şimdi, demokratik bir hükûmetin –ki öyle bir iddianız var- milyonlarca vatandaşın istemlerini, taleplerini yerine getirme gibi bir sorumluluğu var ve bunu yerine getirmek zorundadır. Onun için, bugün yapılması gereken, sermaye sahiplerinin kamu kaynaklarıyla değil de aksine, bu kesimin geliri üzerinden daha sıkı vergi uygulayarak adil bir paylaşım ve işçilerin, emekçilerin refahını artırmaya yönelik harcaması, demokratik bir planlamayla üretken bir ekonomiyi kurması gerekiyor gerekiyor diye söylüyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Becerekli.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 58'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

           Mehmet Bekaroğlu      Nurhayat Altaca Kayışoğlu              Haydar Akar

                  İstanbul                           Bursa                                  Kocaeli

              Tahsin Tarhan                 Hilmi Yarayıcı

                  Kocaeli                           Hatay

MADDE 58 - 12/4/2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 18 inci maddesinin onuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"OSB'lerde sanayi tesislerindeki tesislerde bir katılımcı ya da katılımcının kiracısı üretim yapabilir. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda tanımlanan hakim ve bağlı şirketler, geçici madde 5 kapsamında kurulan OSB'ler bu fıkrada yer alan kiralamaya ilişkin kısıtlamalardan muaftır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 58'inci maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Üç ay önce Sanayi Komisyonuna gelen 58’inci madde, Komisyon üyelerinin tümünün oylarıyla geri çekildi. 58’inci madde OSB’de sanayi arsalarının yani fabrikalarının kiralanması...

Sevgili milletvekilleri, Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından birisi çarpık kentleşmeydi, aynı zamanda çarpık sanayileşmeydi. Çarpık sanayileşmenin önüne organize sanayileri geçti. Türkiye'de 304 tane organize sanayimiz var. Gurur duymamız gereken sanayi siteleri buralar. Eskiden mahalle aralarında bulunan atölyeler büyüyerek sanayiyi oluşturdu. Organize sanayiler bugün Türkiye’nin hatta Avrupa’nın gurur duyacağı alanlar. Organize Sanayi Kanunu, gerçekten, son dönemlerde muhalefet ve iktidar milletvekillerinin çalışmalarıyla hazırlandı. En son yaptığımız kanunla organize sanayilere damga vergileri, emlak vergileri gibi muafiyetler getirdik, sanayicileri destekledik.

Bu kanunda eğer biz kiralama yetkisi verirsek sevgili milletvekilleri, bu, 134 organize sanayiyi ilgilendiriyor. Bize gelen şikâyetler sadece 5 tane sanayi sitesinden. Bunlar geçici 5’inci maddeyle oluşmuş, bunu geçici 5’inci maddeyle çözebiliriz; İkitelli, Beylikdüzü, Dudullu, Maslak, Başkent OSB diye geçiyor, 5 tane sanayide sıkıntı var. Ama biz geçici 5’inci maddenin yanına 1’inci ve 2’nci maddeyi de ekliyoruz. Bununla birlikte, Türkiye’nin göz bebeği olan, düşünün, Gebze Organize Sanayi’de, İzmir Atatürk OSB’de, bütün fabrikaları kiraya verme yetkisi veriyoruz. Yani düşünün, bir fabrikayı bölüp 4 kişiye kiraya verebileceğiz ve bununla rantın önünü açmış olacağız. Zaten en büyük sıkıntımız çarpık kentleşme, çarpık sanayileşme. Şimdi, tekrar geriye dönüyoruz. Organize sanayileri bölüp kiraya veriyoruz ve bu kira gelirinden dolayı bütün bu fabrikalar üreticilerin elinden rantçıların eline geçecek, emlak piyasasının eline geçecek. Biz diyoruz ki: “Gelin, bu maddede geçici 1 ve 2’yi kaldırıp sadece 5’i çözelim. 5’le birlikte sadece sorunlu olan 5 tane organize sanayinin sorunlarını çözüp bu OSB’leri kiralama yetkisini vermeyelim.

Sevgili milletvekilleri, eğer biz Türkiye’de yerli otomobili yapacaksak, yerli uçak yapacaksak, teknoloji üreteceksek, teknolojiyi bilgiye dönüştüreceksek, kalkınmayı sağlayacaksak sanayiyle yapacağız. Sanayi ve organize sanayi bölgeleri bu kadar hayati önem taşıyorken kiralama yöntemiyle rant alanına dönmesine izin vermeyelim diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Söyledim, sonra söylediniz Sayın Özel. Daha sonraki maddede olabilir.

Kabul etmeyenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Maddenin oylamasında istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 18.54

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 58’inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Karar yeter sayısı vardır.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

59’uncu maddede ikisi aynı mahiyette olmak üzere dört önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 59’uncu maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Kalaycı             İsmail Faruk Aksu                    Baki Şimşek

                   Konya                          İstanbul                                 Mersin

               Zühal Topcu                 Saffet Sancaklı Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                   Ankara                          Kocaeli                                  Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Filiz Kerestecioğlu Demir          Mithat Sancar                   Müslüm Doğan

                  İstanbul                          Mardin                                  İzmir

           Meral Danış Beştaş                  Ziya Pir                   Mehmet Ali Aslan

                   Adana                         Diyarbakır                               Batman

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 59’uncu madde üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz maddenin ilk bölümünde, lojman ihtiyacının savunma, güvenlik, adalet ve istihbarat hizmeti yürüten personel tarafından kullanılanlar hariç, kamu konutlarından on yılını doldurmuş olanların ekonomiye kazandırılması amacıyla, içinde oturanlara öncelik verilmek suretiyle satışı öngörülmektedir. Bu konudaki usul ve esasları belirlemeye ve uygulamadan kaynaklı tereddütleri gidermeye ise mahallî idarelere ilişkin konutlar için ilgili idareler, diğerleri için Maliye Bakanlığı yetkili kılınmaktadır.

Bilindiği gibi, kamu konutlarının ve sosyal tesislerinin satışı Türkiye'nin her zaman gündeminde olan bir konu olmuştur. Genellikle ilave kaynak temini ve kamuda tasarruf kapsamında gündeme gelse de konunun popülist bir söylem olarak gündeme geldiği de olmaktadır. Bu tasarıda amaç “kamu konutlarının ekonomiye kazandırılması” olarak ifade edilmektedir. Ancak bu konuda kamuoyunda tereddüt oluşturabilecek birkaç hususa dikkat çekmek istiyorum.

Bunlardan birincisi, bazı yerlerde lojman ihtiyacının sadece güvenlik, adalet ve istihbarat personeli için değil, diğer kamu personeli için de gerekli olabileceğidir. Nitekim, öğretmenler, sağlıkçılar ve akademik personelle ilgili olarak bu konuda ciddi sıkıntılarla karşılaşılabilecektir. Unutulmamalı ki eleman temininde güçlük çekilen yerler için lojman önemli bir unsurdur.

İkincisi, içinde oturanların satış tarihinde lojmanda olmalarının kamu çalışanlarına nazaran bir avantaj sağlamasının, diğer kamu görevlilerinin benzeri beklentilerine ve taleplerine yol açabilecek olmasıdır.

Üçüncüsü de bu satışların kayırmacı bir anlayışla yapılması ihtimalinden kaynaklı endişelerdir. Nitekim geçmişte yapılan bazı özelleştirmeler ve satışlar bu endişenin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple söz konusu düzenlemenin ve devamındaki uygulamaların bu çerçevede değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, maddenin ikinci bölümü mülkiyeti hazineye ait tarım arazilerinin kiracılarına belli şartlarla satılmasına ilişkindir. 6292 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 12’nci maddesiyle hazineye ait tarım arazilerinin hak sahiplerine satılabilmesine imkân tanınmış olduğu hâlde, belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan yerlerde bulunan hazineye ait tarım arazileri bu madde kapsamında hak sahiplerine satılamamıştır. Bu hüküm nedeniyle belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan ve hazineye ait tarım arazilerini 31/12/2011 tarihi itibarıyla en az üç yıldan beri tarımsal amaçla kiralayanlar satın alabilmekte iken aynı şartları taşımalarına, hatta komşu olmalarına rağmen, kiraladıkları, kullandıkları ya da paydaşı oldukları hazineye ait tarım arazileri belediye ve mücavir alan sınırları içinde olanlar bu taşınmazları satın alamamışlardır. Bu nedenle mağduriyet yaşayan birçok vatandaşımızın bulunduğu da bilinmektedir.

Yapılan düzenlemeyle belediye ve mücavir alan sınırları içinde yer alan hazineye ait tarım arazilerinin de rayiç bedel üzerinden satılabilmesi imkân dâhiline girmektedir. Türkiye'nin birçok yerinde hazine arazilerini ecrimisil veya kira ödeyerek veya orman kadastrosu içinde kullanan vatandaşlarımızın uzun sürelere sâri sorunları bulunmaktadır. Bu arazileri genellikle dededen ve babadan itibaren çok uzun yıllardan beri kullandığı hâlde tapuları kendilerine ait değildir. Söz konusu arazilerin kullanıcılarına satılması zaman zaman gündeme gelen ve geçmişte bazı düzenlemelerin de yapıldığı bir konudur. Özellikle geçimini buralardan sağlayan dar gelirli çiftçi ve orman köylüsü vatandaşlarımızı mağdur eden bu gibi eksikliklerin giderilmesini ve çözüme kavuşturulmasını gerekli görüyoruz. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken husus, özellikle yüksek rantların paylaşımına ya da peşkeş çekilmesine sebep olabilecek girişimlerden ve düzenlemelerden kaçınılması zaruretidir. Burada amaç rant paylaşmak değil, tarımla geçinen vatandaşlarımızın hakkını hukukunu korumak olmalıdır. Bu yönüyle uygulamanın etkili bir denetime tabi tutulması da şarttır.

Bu düşüncelerle sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksu.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubum adına 59’uncu madde üzerinde söz almış durumdayım.

Anılan maddeyle Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a yapılan eklemeyle kamu konutlarının satışlarının önü açılıyor, çok özetle bunu söyleyebiliriz. Şimdi, bu düzenleme sonrasında neler olabilir, bu eğer yasalaşırsa? Şöyle özetlemek ve genel hatlarıyla çizmek mümkün: Bildiğimiz gibi, çoğu kamu konutu kent merkezlerinde ve hatta kent merkezlerinin de en nezih yerlerinde bulunmaktadır, genellikle değerli mekânlar olarak da bilinir. Karayollarının yeri, polis lojmanları, askerî lojmanlar gerçekten oldukça güzel alanlarda, nezih alanlarda bulunuyor. Kent büyümesiyle bunlar aslında bir yönüyle de daha çok değerleniyor. Şimdi, burada büyük şehirlere yeni sermaye akışlarının ortaya çıkması doğrudan gerçekleşecektir. Bununla birlikte, Mimarlar Odası Ankara Şubesi de tescilli kültür varlığı olan kamu konutlarının bu satış kapsamı içinde değerlendirilmesini doğru bulmadıklarını ve karşı olduklarını komisyon sürecinde beyan ettiler.

Şimdi, lojmanların büyük bir kısmı kentin kültürüyle kendi içinde o kent kimliğinin çok önemli bir parçası niteliğindedir aynı zamanda. Dolayısıyla bunların satışından murat edilenin rant olduğunu ve rantı da kendi çevresine, yandaşlarına aktarmak olduğunu söylemek çok da zor değil. Yani bundan önceki uygulamalar da bunu açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu düzenlemelerin gerekçesinde her ne kadar depreme dayanıksız olduğu belirtilmekteyse de bu da ayrıca başka bir vahamete işaret ediyor. Depreme dayanıklı olmayan binaların içinde demek ki şu ana kadar kamu çalışanlarının zaten yaşamaması gerekirdi, depreme dayanıklı hâle getirilmesi gerekirdi. Bu da sırf gerekçe oluşturmak için aslında yazılan bir gerekçe. Demek ki bu uygulama her hâliyle yine yoksula, emekçiye, maaşıyla çalışana yüklenen bir fatura olacak. Bu faturanın nedeninin bütçedeki açık olduğu, bu sebeple kamu mallarının elden çıkartılmaya çalışıldığı da çok açık bir şekilde ortadadır.

Önerimiz şudur bizim Halkların Demokratik Partisi olarak: Kamu lojmanlarının kamu yararı açısından kamunun elinde kalmasıdır ve depreme dayanıksız bu konutların kamu eliyle yeniden, yerinden dönüştürülmesi ve kamu personelinin bu alanlarda mülkiyetinin kamuda kalması suretiyle yaşamasının devamı niteliğindedir. Bu nedenle biz tasarı metninden çıkarılmasını önerdik. Tabii ki kamu lojmanları sadece belirli bir kesime değil; işçilere, farklı alandaki memurlara, sosyal devlet olmanın ilkesi gereğince de ayrıca tahsis edilmelidir, yapılmalıdır. Sosyal devlet, düşük ücretlerle, kiralarla aynı zamanda kendi çalışanlarına barınma olanağı sunmak zorunda olan devlettir. Anayasa’mızdaki sosyal devlet ilkesinin gereği de bu yönüyle yerine getirilmelidir.

Hatırlayacağınız üzere, TOKİ, 1984 yılında, ilk kurulma nedeni olarak şu şekilde kamuoyuna yansıdı: Devlet eliyle yoksul kesimlerin barınma ihtiyacı karşılanacaktı TOKİ’yle fakat bugün kentsel dönüşümle yüksek rantın olduğu kent mekânlarında yoksul kesimlerin tümüyle tasfiye edildiğini ve TOKİ’nin sermaye kesimlerine lüks konut üretme karakterine büründüğünü görüyoruz. Etrafımıza bakalım, TOKİ’lerde artık ciddi bir kimlik değişimi de var, yoksullar değil belirli bir gelir düzeyinin üstünde olan yurttaşlar ancak orada yaşayabiliyor. İşte bu, kamu yararına aykırıdır, sadece günü kurtarma amaçlıdır ve iktidar partisinin ekonomik sıkışmışlığını aşmak için bu kamu lojmanları aslında satışa sunulacaktır. Bu maddenin arka planındaki gerekçe bizce budur. Son olarak, Kızılay’daki Saraçoğlu Mahallesi’ni buna örnek olarak vermek isterim. Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına devredildi Saraçoğlu Mahallesi ve yakında hep birlikte izleyeceğiz, göreceğiz ki orada rant değeri çok yüksek olan ve kent kimliğinin bir parçası olan o alan başka kesimlerin eline geçecek, peşkeş çekilecektir diyorum.

Bu nedenle, bu maddenin tasarı metninden çıkarılmasını partimiz adına ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 59’uncu maddesi ile 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesine eklenen fıkralardan (1)’inci, (2)’nci, (3)’üncü, (4)’üncü, (5)’inci, (6)’ncı, (7)’nci fıkraların madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                 Musa Çam                   Bülent Kuşoğlu               Zekeriya Temizel

                    İzmir                            Ankara                                  İzmir

            Bihlun Tamaylıgil              Kadim Durmaz                  Utku Çakırözer

                  İstanbul                           Tokat                                Eskişehir

              Lale Karabıyık                   Murat Emir

                    Bursa                           Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

61 ayrı konuda bir yerlerden para bulmak ve delik deşik olmuş bütçeyi bir şekliyle denklemeye çalışmak için uydurulmuş, bulunmuş yöntemlerden birisi de lojman satışı. Ben de lojman satışıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum.

Şimdi, geçenlerde Sayın Başbakan “Artık kamuda lükse, saltanata son.” dedi. Bu aslında iyi de bir şeydi ama aynı zamanda bir tespitti. Demek ki on beş yıllık iktidarınız saltanat sürmüş ve lüks içerisinde Türkiye'yi yönetmiş. Bu tespiti yapan bir yıllık, iki yıllık hükûmetin başbakanı olsaydı belki anlayabilirdik. Ama on beş yıllık bir Hükûmetin son gelen Başbakanı böyle söyleyince bu tutarsızlığı da not etmeden geçemiyoruz değerli arkadaşlar.

Şimdi, burada lojmanlar satılıyor ancak burada bir incelik var, bir konuya dikkatinizi çekmek isterim: 2016 yılında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi bir karar aldı ve bu kararında Anıtkabir yerleşkesinin kenarında bulunan ama Anıtkabir sit alanı içerisinde saydığımız lojmanlara resmî statü kazandırdı. Ve biz bununla ilgili bilgi almak istediğimizde de dendi ki: “Buralar şu anda Savunma Bakanlığına ait arazi olarak, boş park alanı olarak görünüyor. Biz de gereğini yaptık Millî Savunma Bakanlığının isteği üzerine ve bunları lojman olarak tescilledik.” Bu yapılırken iki şey daha yapıldı. Çünkü biz o zaman demiştik ki: “Madem ‘lojman’ diyorsunuz bunlara, o hâlde bunların kamulaştırılmasının ve Anıtkabir yerleşkesinin bir parçası olarak tescillenmesinin de önünü açın.” Bu yapılmadı. Aynı zamanda Anıtkabir içerisinde 12 dönümlük yeni imar izni de verilerek aslında Anıtkabir’e önemli bir tehdit yaratılmış oldu.

Biz bunu gündeme getirdiğimizde dendi ki: “Merak etmeyin, Anıtkabir’e yan gözle bakan eller kırılır, kimse Anıtkabir’e yan bakamaz.” Oysa bakın, işte, bu torba yasayla yepyeni bir perde açılıyor. Yani önce park alanını resmîleştiriyorsunuz, resmen orayı lojman ilan ediyorsunuz, şimdi de bu torba yasayla lojmanların satışının önünü açıyorsunuz. “Canım, nereden çıkarıyorsunuz bunu, bizim Anıtkabir’le öyle bir sorunumuz yok.” diyebilirsiniz ama biz sizi tanıyoruz. Biz sizi geçmişinizden tanıyoruz ve Atatürk’le ve Anıtkabir’le olan meselelerinizden, sorunlarınızdan biliyoruz. Ve buradan uyarıyoruz: Anıtkabir’i ve onun etrafındaki alana dâhil olan yerlerdeki lojmanları sakın ha sakın satmaya kalkmayın, oradan bir rant elde etmeye kalkmayın ve Atatürk’ün manevi şahsiyetine dönük herhangi bir hamleyi aklınızdan dahi geçirmeyin.

Şimdi siz beni işgüzarlıkla suçlayabilirsiniz ama ben size biraz geçmişten bir alıntı yapacağım ve bir metin okuyacağım değerli arkadaşlar. Tarihi de söyleyeyim, ipucu olsun size: 10 Kasım 1996. Şahıs diyor ki: “İçim kan ağlayarak bugünkü törenlere katıldım. Müslümanlar içindeki hırsı, kini, nefreti eksik etmesin.” Kimdi bu şahıs anımsıyor musunuz? Bakın, Kayserililer bilir, Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yok öyle bir şey.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Sayın Vekilim, kaç sene önceki mevzuyu...

MURAT EMİR (Devamla) – Şükrü Karatepe bunu söylemiş olabilir ama şu anda nerede değerli arkadaşlar, ne iş yapar Şükrü Karatepe? Şu anda Cumhurbaşkanının Başdanışmanıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu önemlidir, “Yirmi sene önce söylemiş canım.” diyemezsiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Çarpıtmayın o sözleri. Mahkeme karar verdi.

MURAT EMİR (Devamla) – Bakın, bu akıl, Anıtkabir’e içi kan ağlayarak giden akıl ve “Müslümanlar kinini içinde tutsun.” diyen akıl ve Atatürk sevgisi bugün sahte olan akıl bugün saraydadır. Bu önemli bir sorundur, bunu sizin de ciddiyetle ele almanız gerekiyor değerli arkadaşlar.

Bakınız, biz Atatürk sevgisinden son derece memnunuz, Anıtkabir’e saygıdan son derece memnunuz. Hepinizin de Anıtkabir’e en az bizim kadar saygı, sevgi ve muhabbet beslediğinizden hiç şüphemiz yok.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Olmasın da zaten. Atatürk sadece size ait değil ki.

MURAT EMİR (Devamla) – Ama herkes, içinde aslında sahte Atatürk sevgisi olanları, sahte Atatürkçüleri de tespit edip teşhir etmek zorundadır. Ben bunu sizin dikkatinize sunuyorum, tartışın diye sunuyorum.

Ve bir şeyi de not etmek isterim değerli arkadaşlar: Atatürk sevgisi öylesine güzel bir şey ki sahtesi bile güzel.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Emir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 59’uncu maddesiyle 4706 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesine eklenmesi öngörülen beşinci fıkrada yer alan "kamu konutlarından on yılını doldurmuş bulunanlar” ibaresinin "kamu konutları” şeklinde, aynı maddeye eklenmesi öngörülen on ikinci fıkrada yer alan "31/12/2011” ibaresinin "30/3/2014” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mehmet Muş                   Ramazan Can                      Nazım Maviş

                  İstanbul                        Kırıkkale                                 Sinop

                Ayşe Doğan                  Hulusi Şentürk          Mehmet Doğan Kubat

                  Tekirdağ                         İstanbul                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, kamu konutlarının satışındaki on yıl sınırı kaldırılarak yeni konutların da satılmasına ve bu lojmanlarda oturanların da ihalede oluşacak bedelden öncelikle lojmanlarını almalarına imkân sağlanmakta, ayrıca, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan hazineye ait tarım arazilerinin paydaşı, kiracısı ve kullanıcısı olan vatandaşlarımızın bu madde kapsamında kullandıkları arazileri edinebilmeleri için gerekli olan kullanım süresi şartının 30/3/2014 tarihine çekilerek, bu vatandaşlarımızın kullandıkları arazileri edinebilmeleri ve bu konuda yaşanan ihtilafların giderilmesi amaçlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gerekçesini okuttuğunuz önerge oylanırken karar sayısı alalım da iktidar partisi bu işe ne kadar katılıyor bir görelim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı mı istiyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet.

BAŞKAN – Peki.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

60’ıncı madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere dört önerge vardır, okutacağım ilk iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 60’ıncı maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Kalaycı               Saffet Sancaklı                     Baki Şimşek

                   Konya                           Kocaeli                                 Mersin

               Zühal Topcu        Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                   Ankara                           Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Filiz Kerestecioğlu Demir        Ertuğrul Kürkcü                  Müslüm Doğan

                  İstanbul                           İzmir                                   İzmir

              Mithat Sancar                     Ziya Pir                   Mehmet Ali Aslan

                   Mardin                        Diyarbakır                               Batman

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 60’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce, bugün Ağrı Eleşkirt’te PKK’lı hainlerle girdiği silahlı çatışmada şehit olan hemşehrim Mersin Mezitli Doğlu köyünden Uzman Çavuş İsmail Doğan’a Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün Mersin’in ve Türkiye'nin başı sağ olsun.

Büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan hazineye ait yapılı taşınmazların satışı konusunda getirilen madde üzerinde konuşmak istiyorum. Tabii, maddeyle beraber yapılı taşınmazların ve hazineye ait yapısız taşınmazların satışına genel manada olumlu bakıyoruz. Yalnız, üzerinde özellikle kültür varlığı bulunan, tarihî eser niteliği bulunan taşınmazların belediyeye devrinin de, satışının da sakıncalı olduğunu, bunun mutlaka bir daha gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yoksa, özellikle belediye sınırı içerisinde kalıp daha önceden bu haktan faydalanamayan birçok insan mağdur durumdadır. Bunun önünün açılması olumludur.

Tabii, hazine arazileriyle ilgili problem çoktur, sadece satışla ilgili değil, kiralamayla ilgili, özel ağaçlandırmayla ilgili birçok sorun bulunmaktadır. 2/B alanlarında, yine belediye sınırları içerisinde, 2 tane komşu parsel düşünün, 2’sinin sahipleri farklı insanlar. İmar planıyla beraber bu bölge turizm alanı ilan ediliyor. 2/B olarak kullanan şahsın birisi hak sahibi oluyor, diğer vatandaşa devlet beş kuruş para ödemeden yerini gasbediyor, el koyuyor. Burada bir hak kaybı vardır. Özellikle 2/B satışlarında, turizm alanları içerisinde, imar planı içerisinde kalan bu tip yerlerdeki hak sahiplerinin hakkının korunması, devletin, nasıl diğer 2/B sahiplerine arsa veriyorsa, bu insanlara da bedelini ödemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Tabii, hazine arazileriyle ilgili yaşadığımız en büyük diğer sorun, özellikle şehir merkezlerindeki imara açılan bölgelerdeki hazine arazilerini Maliye Bakanlığı TOKİ’ye iki satır yazıyla hemen devrediyor. Bir ülkenin sadece konut yaparak, apartman yaparak büyümesi mümkün değil. Bugün, sadece Ankara İncek’te binlerce konut fazlası var, Eskişehir Yolu’nda binlerce konut fazlası var. TOKİ’nin görevi, müteahhitlerin yapamadığını yapmaktır, vatandaşın yapamadığını yapmaktır, kentsel dönüşüm yapmaktır ama bugün TOKİ, şehir içerisindeki rantı çok yüksek olan arsaları Maliyeden, Millî Emlakten devralarak buralara Emlak Konut ya da müteahhit iş birliğiyle milyon dolarlık konutlar yapmaktadır. Eskişehir Yolu’nda, İncek’te bu konutları hepinizin görmesi mümkündür. TOKİ’nin öncelikle kentsel dönüşüm yapması ve Maliyenin de TOKİ’ye bu tip yerleri devretmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ayrıca, bir diğer önemli konu: Yine TOKİ, şehir merkezlerindeki statların birçoğunu devraldı, başta benim seçim bölgem olan Mersin olmak üzere karşılığında şehir dışlarına, şehir merkezinin dışına yeni statlar yaptı Mersin’deki stat, hemen sahilde, şehrin en güzel yerinde ve insanların yürüme mesafesindeydi. Bu stadın yerini devraldı, şehrin dışına, insanların araçla ulaşamayacağı, otoparkı olmayan, yürüme mesafesinde gidemeyeceği bir stadyum yaptı ve bugün maça giden insan sayısı en az yarı yarıya azaldı. Şehir merkezindeki yere de “Alışveriş merkezi ve konut yapacağız.” diyorlar. Şehir merkezindeki yerin ya yeniden stadyum yapılması ya da buranın bir meydan, park olarak düzenlenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, kamu yatırımlarındaki hazine arazileriyle ilgili yaşadığımız bir diğer önemli sorun, yer seçimi konusunda kurumlarla olan uyuşmazlıktır. Yine seçim bölgem olan Mersin Tarsus’ta on yılı aşkındır bir hastane serüveni yaşanıyor. Hastane yapılabilecek iki tane alan belirleniyor. Alanın bir tanesi bataklık, alanın bir tanesi de dolgu alanı, otoyolun dolgularının atıldığı alan. Bakanlık bir karar veriyor, “Bataklığa yapalım.” Kamuoyunda tepki oluyor, değiştiriyor, gidiyor, “Dolgu alanına yapalım.” Ona da uzmanlar karar vermiyorlar. Her seçim billboard asılıyor: “Tarsus’a şehir hastanesi yapıyoruz.” “İhaleyi yaptık.” deniyor. İki yıl geçti 2015 seçimlerinden bu tarafa, ortada hastane de yok, ihale de yok, hâlâ hastanenin nereye yapılacağı da belli değil. Özellikle 100-110 milyon TL para harcanacak bir hastane için her iki yerin de biz uygun olmadığını düşünüyoruz ama devlet yatırım yaparken “Arazi bedava olsun.” diyor. Bedava uygun yer yoksa, 110 milyon liraya hastane yapılacaksa, bir 5-10 milyon liraya da koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti hastane yapacak bir yeri satın alıp doğru yere hastane yatırımını yapmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, çok teşekkürler.

Sevgili arkadaşlar, bu 60’ıncı madde öyle olsa ne olur, böyle olsa ne olur, o yüzden madde üzerinde fazla durmayacağım ama ben torba kanun üzerinde durmak istiyorum. Çünkü esasen torba kanunun kendisi, torba kanun çıkartmak Roma hukukunda bir suçtu. Bunun da çok anlaşılabilir bir nedeni olduğunu Roma hukukuna bakınca görüyoruz. Çünkü birbiriyle çelişen, birbirinden ayrı çıkarlara hitap eden konuları bir tek kanun içerisine sığdırmaya kalkıştığınız zaman, bunu kanunlaştıracak olan yurttaşlar kısa zamanda bunun içindeki unsurları ayrıştıramadıklarından, akılları tam olarak hiçbirisine basmadığından yanlış kararlar verebiliyorlardı ve daha sonra bu kanunların iptal olması icap ediyordu. O yüzden “tek kanun, tek konu” ilkesini Roma hukuku kendisine prensip belledi ve bu çok uzun yıllardan beri de, yüzyıllardan beri de esasen bütün modern hukuka da yol gösteren bir ilke oldu.

Şimdi, bunda anlaşılmayacak hiçbir şey yok ve bizim bütün tartışmamız da bu; aslında, Roma hukuku bunu bir rüşvet olarak gördüğü için de engelliyordu yani bir konuyu kanunlaştırmak için öteki konuları yem olarak kullanmak. Bizim torba kanunlarımız tam böyledir yani Roma hukukuna göre, aslında, son derece ağır bir suç işliyoruz çünkü torba kanun yapmak Roma’da yasaktı.

Fakat Türkiye’de artık serbest, bunun önü açıldı ama ilginç bir gelişmeyi de beraber yaşadık; torba kanunlar ilke olduğundan beri, 2009’dan bu yana hukuk fakültelerinde Roma hukuku çalışmak, Roma hukuku dersleri de zorunlu olmaktan çıktı. Yani Meclis tek kanun, tek konu ilkesinden ayrılırken hukuk fakülteleri de Roma hukukundan ayrılmayı uygun buldular. Fakat bu tıpkı fizik bölümlerinde Newton kanununun öğretilmesinden vazgeçmek gibidir. Newton kanununu öğretmezseniz eğer ne “görelilik”i ne diğerlerini öğretebilirsiniz ne de aslında, herhangi bir biçimde fizikle ilgili bir şey yapabilirsiniz; yaptığınız şey ancak hokkabazlık olabilir. Nasıl böyleyse, tek kanun, tek konu ilkesinden ayrılmak için Roma hukukundan vazgeçtiğiniz zaman da aslında, esasen hukuktan vazgeçersiniz. O nedenle, ben Türkiye'nin hem hukuk öğrenimi hem hukuk üretimi bakımından esasen yoldan çıkmış olduğunu bu manada söyleyebileceğimizi düşünüyorum ama buna ısrarla devam ediyoruz.

Eskiden Roma hukukunun manası, bir bakıma, bir düzen ve kural toplamının esasen Roma’nın kendi düzeninde ifade edildiğiyle ilgiliydi. O yüzden denildi ki: “Bütün yollar Roma’ya çıkar.” Fakat bir kere yoldan çıktığınızda ne hukuka ne Roma hukukuna ihtiyacınız kalır, o zaman, torba kanun sizin ilkeniz hâline gelir. Torba kanunla da aslında, bir konuyu yasalaştırmak için başka konuları rüşvet diye vermekten başka bir şey yapmamış olursunuz. Bunu kendisine yakıştıran bir Meclise, bunu kendisine yakıştıran bir yönetime ben ne desem boş. O yüzden, Allah ıslah etsin diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Tasarı’nın 60’ıncı maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Musa Çam                              Bülent Kuşoğlu          Mehmet Akif Hamzaçebi

        İzmir                                       Ankara                                     İstanbul

  Kadim Durmaz                         Bihlun Tamaylıgil                  Zekeriya Temizel

        Tokat                                      İstanbul                                       İzmir

  Utku Çakırözer                           Lale Karabıyık                        Kemal Zeybek

      Eskişehir                                     Bursa                                       Samsun

“4076 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, altıncı fıkrasında yer alan ‘19/7/2003’ ibaresi ‘29/3/2014’ şeklinde, son fıkrasında yer alan ‘Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten’ ibaresi ‘29/3/2014’ tarihinden olarak değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Sayın Kemal Zeybek konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Sıra sayısı 502 olan Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 60’ıncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 10 Kasım 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bu tasarının değiştirilmesi için bir yasa teklifi vermiştim. Bu yasa teklifinin bugün aynen iktidar partisi tarafından da kabul görmesi, aynı şekilde değiştirilmesi bizi memnun etmiştir ve bu konuda, daha önceki hazırlık çalışmalarında, Cumhuriyet Halk Partisinin yerel seçimlerde, 2014 yerel seçimleri esnasında, bütünşehir yasasındaki seçim değişikliğiyle seçimleri kendi tarafına, lehine değiştirmek için gündeme getiren siyasal parti… O günkü koşullarda, 2003 tarihine kadar olan kamunun tüm üzerindeki mal varlıklarını… Atasından, dedesinden kalmış veya tuğla üzerine tuğla koymuş, taş üzerine taş koymuş ve kendi üzerine yapılaşma yapmış, kapalı alan üzerinde mülk edinmiş vatandaşlarımızın bu yerlerinin kendileri tarafına bedelsiz veya cüzi bir fiyatla verilmesini talep ediyoruz. Tabii ki bunun verilmediğini, bu torba yasayla bunun engellendiğini, bunun, bu maddenin bir şekilde şu anda bütçeye katkı sağlanması gerektiği düşüncesiyle gündeme geldiğini görmekteyiz. 4706 sayılı Kanun’daki -daha önceki komisyonda da verilmiş olmak üzere- “31/12/2009” ibaresini iktidar partisinin bugünkü bir önergeyle “29/3/2014” olarak yani 2014 yerel seçimleri öncesindeki tüm yapıları aynı gündeme alması ve bu şekilde değişiklik yapması bizi memnun etmiştir.

Bu yasa tasarısıyla, kamu arsaları, arazileri üzerinde vatandaşlarımızın yapmış oldukları yapıların ve… Değişiklikle, çözüm üretilmesine, sorunun kökten çözülmesine -vatandaşlarımızın bu araziler üzerindeki yapılarının, kendi haklarının- Hükûmet tarafından, partimiz tarafından ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından merhem olunması bir talebimizdir.

Cumhuriyet hükûmetleri döneminde yapılmış olan bu yapıları sata sata iktidarın bitiremediği, hesapları tutmayınca bu tür yerleri, vatandaşın geçmişten gelen kazanımlarını yok eden, onların alın terinin varlığında kendilerinin edindikleri mülkiyetlerini yeniden satma taleplerini de doğru bulmuyoruz. Torba yasada, bu değişiklikte vatandaşların yararına olan hiçbir şey yoktur. Yani bu torba yasada köylüsünden işçisine, memuruna, emeklisine, esnafına, dar gelirlisine, sanayicisine hiçbir gelir kaydedici, bunların kendi eksenlerinde kendilerine dair menfaatlerine hiçbir madde bulunmamaktadır. İktidar sahiplerinin dar gelirli esnafı bir şekilde kazanandan yandaşa ve emekçiden sermayeye ve bu sermaye yapısıyla da esnafımızı çaresiz hâle getiren bir düşünce içerisinde, politika içerisinde olduğunu bilmekteyiz. Bu zamana kadar yapılanlar halktan yana olmayan, vatandaştan tarafa olmayan ve… Hükûmetin vurdumduymaz, umurunda olmayan bir şekilde –halkın menfaatlerine- halkın mülklerini yeniden satmasına karşı çıkıyoruz.

Bugün -önergemizin- kanun teklifimizdeki vermiş olduğumuz şekilde “29 Mart 2014” tarihli bu maddenin, bu yasanın değiştirilmesinin halkımız için, vatandaşlarımız için hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zeybek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 60’ıncı maddesiyle 4706 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin altıncı fıkrasında değiştirilmesi öngörülen “31/12/2009” ibaresinin “30/3/2014” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mehmet Muş                   Ramazan Can                      Nazım Maviş

                  İstanbul                        Kırıkkale                                 Sinop

                Ayşe Doğan                  Hulusi Şentürk          Mehmet Doğan Kubat

                  Tekirdağ                         İstanbul                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Başkanım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle 19/7/2003 ile 30/3/2014 tarihleri arasında vatandaşlarımız tarafından üzerinde ev, iş yeri gibi yapı yapılan hazineye ait taşınmazların bu yapıları yapanlara satılmaları amacıyla belediyelere devri sağlanarak bu taşınmazların mülkiyet sorunlarına çözüm getirilmesi, vatandaşlarımızla yaşanan ihtilafların giderilmesi, belediyeler aracılığıyla bu taşınmazların kentsel dönüşüme dâhil edilmesi ve böylece hazine taşınmazlarının daha etkin ve verimli kullanılmasının sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.43

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 20.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

61’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere toplam dört önerge vardır.

Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 61’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir         Mahmut Toğrul                        Erdal Ataş

                  İstanbul                        Gaziantep                              İstanbul

           Meral Danış Beştaş            Dirayet Taşdemir                   Feleknas Uca

                   Adana                             Ağrı                               Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Erdal Ataş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin en değerli alanlarını bir bir satacak, yasa dışı satışları da meşrulaştıracak bir maddeyi daha görüşmüş oluyoruz. Maalesef, ekolojiyle ilgili, gerek kamuoyunun gerek ekoloji örgütlerinin bütün itirazlarına rağmen, mevcut iktidar, sürekli olarak çevreyle ilgili maddeleri tekrar tekrar düzenleyerek gündemimize getirmektedir. Bugün de kıyı şeritleriyle ilgili ve kültürel varlıklarımızla ilgili yeni bir maddeyle kamunun yararına olan, halkın elinde olan alanlar talana açılmaktadır.

Anayasa’nın "Kıyılardan yararlanma” başlıklı 43’üncü maddesinde "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.” ibaresi vardır.

Bugüne kadar, bütün bu ibareye rağmen, mevcut iktidar, bütün bu kıyıları kırk dokuz yıllığına kiraya vermekte –bundan öncekiler de dâhil olmak üzere- ve kamunun oradan yararlanması engellenmekteydi. Şu an gelinen aşamada bu kamu varlıklarının tümünü elden çıkarabilecek yeni bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Anayasa'ya, kıyı ve orman kanunlarına aykırı olan bir madde torba yasaya gizlenerek şimdi geçirilmeye çalışılıyor. Torba yasa içerisindeki bu kötülük, gizlenmeye çalışılan bu kötülük, kıyı ve ormanlara yani kamunun hüküm ve tasarruf alanlarına yatırım yapan kişiler, kamuya çeşitli taahhütlerde bulunarak buraları bir şekilde kendi çıkarlarına göre kullanmaktaydı. Buralara yönelik yatırım yapacağını, kamu yararını gözeteceğini ifade eden, bu alanlara yönelik taahhütlerde bulunan insanların bu taahhütlerini yerine getirmemeleri hâlinde bunlara çeşitli cezalar ve yaptırımlar uygulanmaktaydı ama şimdi bütün bu cezalarla ilgili var olan davalara rağmen, maalesef, mevcut Hükûmet, şimdi, bırakalım tazminatı ya da kamu yararını, bu arazilere yönelik uygulanacak olan cezaları, şimdi bu arazilerin tümünü bu cezaları uygulaması gereken insanlara satışa sunmaktadır. Bu madde kanunlaşırsa Türkiye'nin her tarafında bulunan bütün o değerli varlıkların tümü satış alanına sunulduğu gibi, milletvekili olduğum İstanbul’da da Galata satılmış olacak, Kadıköy satılacak, Moda, Harem satılacak, tüm bu kamu varlıklarının satışının önü açılmış olacaktır. Galataport, Haliçport gibi projeler yap-işlet-devret ihaleleriyle kırk dokuz yıllığına kişilerin kârlarına açılmış oldu, şirketlere satıldı. Dünya mimarlık miraslarına mal olmuş mimarlık tarihi açısından çok değerli tarihsel hafızası bulunan bu bölgelerin özel şirketlere kırk dokuz yıllığına kiralanmasının tehlikelerini defalarca ifade etmiştik. Ama maalesef şimdi kent dokusunu bozan bu projelere karşı çıkma bir tarafa, bundan sonra bunların tümü de tamamen satışa sunularak ömür boyu kamudan alınmış olacaktır.

Bu kanun geçerse, Danıştay kamu yararına aykırı bularak iptal etse dahi bütün bu uygulanan politikalar satışa engel olamayacak. Mahkeme giderlerini ödeyen, bugüne kadar borçlu olan, kanun nezdinde suçlu olan insanlar Danıştaya takılmadan bu yerlerin tümünü satın almış olacak.

Çanakkale Karabiga'da termik santral için denizin doldurulması, Maltepe ve Yenikapı'daki tüm yasadışı doldurma işlemleri bu kanunla yasal hâle getirilmiş olacak. Bu yasa geçerse artık ekosistemi tamamen bozacak olan kıyılar ve diğerlerinin tümünü mahvedecek olan yeni projeler de Kanal İstanbul gibi, bunlar da dolgu alanlarına, deniz altına kanallar açılmasına karşı çıkma koşullarımızı ortadan kaldırmış olacak.

Kıyıları özel şahsa vermek kamu yararının ötesinde ülkemizdeki ekosisteme dönülmez zararlar verecektir, denizler de bitirilmiş olacaktır. Kıyı alanlarının satışı gerekçesiyle keyfine göre kıyıları isteyen marina yapacak, isteyen dolduracak, isteyen kapatıp otel yapacak; böylece milyonlarca deniz canlılarına ev sahipliği yapan -onların yaşadığı- alanlar tahrip edilmiş olacak. Bugün bir taraftan bütçe görüşmeleri yapıldığından, Orman ve Su İşleri Bakanlığının bütçesine bakıldığında, bu alanlardan elde edilecek satış ve kira gelirlerinin de içinde var olduğu bu alanlara yönelik talanın çoktan planlandığı görülmektedir. Bir an önce bu yasa geri çekilmelidir ve kamu yararına bu alanların kamu tarafından kullanılması sağlanmalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ataş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 61’inci maddesi metninden “Kesin tahsis yapılan veya irtifak hakkı tesis edilen taşınmazlar yatırımcı ve işletmecilerine satılmak suretiyle de değerlendirilebilir.” ifadesinin çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Kalaycı             Emin Haluk Ayhan           İsmail Faruk Aksu

                   Konya                           Denizli                                İstanbul

           Fahrettin Oğuz Tor        Mehmet Necmettin Ahrazoğlu     Saffet Sancaklı

             Kahramanmaraş                      Hatay                                  Kocaeli

             Mehmet Erdoğan

                   Muğla

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Musa Çam                   Bülent Kuşoğlu               Zekeriya Temizel

                    İzmir                            Ankara                                  İzmir

              Kadim Durmaz                Utku Çakırözer                  Lale Karabıyık

                    Tokat                          Eskişehir                                 Bursa

            Bihlun Tamaylıgil            Serdal Kuyucuoğlu

                  İstanbul                          Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 61’inci maddesi hakkında vermiş olduğumuz önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz eşsiz tarihî ve doğal güzelliklere sahiptir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ve dünyaca ünlü, marka turistik alanlara sahip ülkemizde maalesef sahil şeridinin, plajların ve buna benzer turistik alanların yatırımcılara tahsisiyle ilgili olarak birçok sorun vardır.

Örneğin, seçim bölgem Muğla 1.420 kilometre kıyı şeridiyle Türkiye’nin en uzun kıyı şeridine sahip olan ilidir. Takdir edersiniz ki Muğla ilimiz eşsiz güzellikleri içinde barındıran sayısız koya sahip, dünyaca ünlü plajları, kumsalları olan bir ilimizdir. Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turistin ağırlandığı ilimizde kıyı şeridindeki bu alanların yatırımcılara tahsisiyle ilgili bazı düzenlemeler yapma gerekliliği ortadadır. Sözleşmeye konu olan arazilerin üzerinde yapılacak olan yapı ve tesislerin projesi, mimarisi belirlenmeden bu alanlar ihale edilmektedir. Sonradan bu alanlara yandaş aldıysa farklı, yandaş almadıysa farklı muameleler yapılmaktadır. Hâlbuki buraların planları, programları bulundukları yerin estetiğine göre önceden uygun bir proje belirlenmeli ve ihalede rekabet ortamı oluşturulmalıdır. Aksi takdirde buralarda birçok işletmeci ihalelere girmemekte ve bu araziler rantiyecilerin eline ucuz bir şekilde geçmektedir. Bu sebeple hazine zarara uğramaktadır. Özellikle yatırımcılara belli bir ücret karşılığında tahsis edilmiş plaj ve koyların tamamının yatırımcılar tarafından ücretli bir şekilde kullanıma sunulması vatandaşlarımızı mağdur etmektedir. Yüksek giriş ücretleri, vadedilen mecbur yapı ve tesislerin yapılmaması başlıca sorunlardır. Bu alanların bir kişiye çok uzun sürelerle tahsis edilmesi beraberinde başka sıkıntıları da getirmektedir. Sürenin uzatılması ve kiraya veren kurumun kiracıyı veya kiracıları sözleşmeye uygun davranıp davranmadıkları konusunda sürekli denetlemesi önemli bir gerekliliktir.

Diğer yandan, ailesiyle birlikte denize girecek olan bir vatandaşımız doğup büyüdüğü yerlerde maalesef ücretsiz denize giremeyecek hâle gelmiştir. Bu yerler tahsis edilirken bu vatandaşlarımız da düşünülerek söz konusu arazinin tamamının tahsil edilmemesi, bir kısmının ücretsiz ve sosyal amaçlı düşük ücretli halk plajı olarak kullanımının sağlanması bir çözüm olacaktır çünkü Anayasa’mız kıyıların herkese ait olduğunu ifade etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu işleri yaparken bazı şeyleri unutmamamız gerekmektedir. Bu memleket bizlere atalarımızdan miras kalmadı. Bu memleket bizlere dağıyla, taşıyla, ovasıyla, deniziyle, kumsalıyla aziz ecdadımızdan gelecek nesillere aktarılmak üzere emanet kaldı. Bu emanete sahip çıkmak hepimizin görevidir. Aziz milletimizin bizden beklentisi budur. Dolayısıyla bu arazilerin birilerinin rant kapısı hâline gelmesine müsaade edilemez. Bir kişi veya zümre kâr edecek diye bütün vatandaşlarımızın da kullanım hakkı olan bu yerlerin doğallığını kaybetmesine göz göre göre seyirci kalamayız; bu meselelere eğilmenin zamanı gelmiş, geçmektedir.

Yine bütün koyların yapılaşmaya açılacak şekilde birilerine tahsis edilmesi, özellikle Ege Bölgesi’nde çok önemli bir turizm geliri oluşturan mavi yolculuk turlarını yapılamaz hâle getirecektir. Mavi yolculuk, bugün bölgemizde getirisi en yüksek turizm şeklidir. Bu bakımdan bu koyların hepsinin bir anda kiralanması, tahsis edilmesi, satışa çıkarılması uygulaması yanlıştır, kırk dokuz yıllık süre çoktur, bu sürelerin daha kısa olması gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Serdal Kuyucuoğlu... (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 61’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu düzenlemeyle, kirada olan taşınmazların satılarak gelir elde edilmesi planlanıyor. Lojmanlar da bu kapsama alınarak sosyal devlet olması gereken devlet, kamu çalışanına sağladığı bir kısım imkânlardan vazgeçmektedir. Lojmanların yenilenerek kamu yararına tekrar kullanılması gerekir. Devlet, yeterli ücret ödeyemediği personeline hiç olmazsa bu konudaki kolaylıklara devam etmelidir. Devletin boşalan kasası satılacak lojmanlardan gelecek paralara kaldıysa vay Türkiye'nin hâline!

Turizmimizin tekrar ayağa kaldırılması ve geliştirilmesi için kiraların uzatılması veya tahsislerin satılması yerine çok farklı tedbirlere ihtiyaç vardır. Turizmin canlanması için ilk şart demokrasi eksikliğinin giderilmesidir. Bunun için demokratik bir ülke olmanız gerekiyor, OHAL’in kalkması gerekir.

İkincisi barış, huzur ve güvenliktir.

Üçüncüsü, hukukun üstünlüğüdür.

Dördüncüsü ise komşu ve diğer ülkelerle sorunsuz olmaktır. Bu şartları şu anda yerine getirdiğimiz söylenemez. Bu koşullarda sektörün de büyümesi zor görülüyor.

Değerli milletvekilleri, turizm bacasız sanayi olarak adlandırdığımız bir sektördür. Türkiye, 1960’larda başlayan turizm hamlesiyle turizm yatırımlarına 100 milyar doların üzerinde yatırım yapmıştır. Turizm sektörü aynı zamanda bir hizmet sektörü olduğu için de yoğun bir istihdam yaratır. Türkiye'de de turizm sektöründen ekmeğini kazanan, geçimini sağlayan 1,5 milyonun üzerinde insan vardır.

Turizm, diğer ülke insanlarıyla ülkemiz insanlarının kaynaşmasına, insanımızın, kültürümüzün tanınmasına vesile olmaktadır, çevreye duyarlıdır, önemli bir döviz kaynağıdır, Türkiye gibi cari açığı yüksek ülkeler içinde cari açığın kapanmasında önemli rol oynar.

Değerli arkadaşlar, benim seçim bölgem Mersin de önemli bir turizm potansiyeli olan ve 100 binin üzerinde yazlık ve ikinci konut dediğimiz konutun yer aldığı, sahilleriyle ciddi bir iç turizm merkezidir. Mersin’in dış turizme açılması için önemli olan ve yıllardır gündemde olan 10 bin yatak kapasiteli Kazanlı-Tarsus turizm bölgesi ise yılan hikâyesine dönmüştür. AKP’li bakanlar bu hikâyeyi on yıldır her seçim döneminde satmakta ama bir türlü sonuca ulaşamadık. Tarsus-Kazanlı turizm bölgesinin yedi yıl önce arsa tahsisleri yapılmıştır. Mersin’de yapılan 2013 Akdeniz Oyunları’nda turizm bölgesinin bitirileceği ve sporcuların da bu tesislerde kalacağı o zamanki Bakan Zafer Çağlayan tarafından Tarsus Şelalesi’nde yapılan basın toplantısıyla -yanına yatırımcıları da alarak- ilan edilmiştir. Tahsis yapılan firmalara Antalya bölgesinden de yerler verilmiş ama Antalya bölgesindeki yerler verilirken Mersin’deki bölgeden de birer tane tahsis yapılmıştır ama Antalya bölgesindeki tesisleri yapan firmalar, Mersin’de çivi dahi çakmamışlardır. Siz tahsis sürelerini uzatacağınıza tahsis edilen inşaatların yapılmasını sağlayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Mersin’de yıllardır ilan edilen 7 adet turizm bölgesi vardır ancak hiçbiri de gerçekleşmemiştir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuyucuoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı "Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 61’inci maddesi ile 4706 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici 23’üncü maddenin birinci fıkrasına birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Mehmet Muş              Mehmet Doğan Kubat          Kerem Ali Sürekli

                  İstanbul                         İstanbul                                  İzmir

              Necip Kalkan                 Hulusi Şentürk                    Ramazan Can

                    İzmir                           İstanbul                              Kırıkkale

               Nazım Maviş

                    Sinop

“Ayrıca, Orman ve Su İşleri Bakanlığınca milli park ve tabiat parklarında konaklama amaçlı turizm yatırımı gerçekleştirilmek amacıyla yirmidokuz yıla kadar kiralama yapılan yatırımcı ve işletmecilerin kira sözleşmeleri, bu fıkrada belirtilen şartların sağlanması halinde yirmidokuz yıla veya irtifak hakkına dönüştürülmek suretiyle kırkdokuz yıla uzatılabilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önerge ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından millî park ve tabiat parklarında konaklama amaçlı turizm yatırımı gerçekleştirilmek amacıyla adına kiralama yapılan yatırımcı ve işletmecilerin kira sözleşmelerinin de varsa açılan davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi, ödenmesi gereken herhangi bir borcunun bulunmaması ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde başvurulması hâlinde yeniden sözleşme düzenlenmek suretiyle yirmi dokuz yıla veya irtifak hakkına dönüştürülerek kırk dokuz yıla uzatılabilmesi sağlanarak bu yatırımcı ve işletmecilerin de madde kapsamından yararlanmaları, ayrıca, kira sözleşmelerinin irtifak hakkına dönüştürülerek bu sözleşmelerin tapu kütüğüne kaydedilmesi suretiyle yıpranan tesislerin teminat gösterilmek suretiyle kredi temin edilerek yenilenmelerinin sağlanması, amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

62’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Milet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Filiz Kerestecioğlu             Mahmut Toğrul                    Feleknas Uca

                  İstanbul                        Gaziantep                           Diyarbakır

          Bedia Özgökçe Ertan           Dirayet Taşdemir           Meral Danış Beştaş

                     Van                              Ağrı                                   Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Sayın Bedia Özgökçe Ertan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün 15 Kasım. Bundan tam seksen yıl önce Seyit Rıza yaşı 75’ten 57’ye indirilerek idam edilmişti. İdamdan önce son isteği sorulmuştu, “Saatimi oğluma verin.” demişti. “Oğlunu da asacağız.” demeleri üzerine “O zaman beni ondan önce asın.” demişti fakat 17 yaşındaki oğlunun da yaşı 21’e çıkarılarak asılmıştı. İdam sehpasına giderken dahi cesaretinden tereddüt etmeyen Seyit Rıza, idamını izleyenlere “Evladı Kerbelâ’yız, bîhatayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.” demişti. 15 Kasım 1937’de katli vacip görülen o insanları saygı ve hürmetle anıyorum öncelikle.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce görüşülen kıyılara dair düzenleme hakikaten çok büyük bir kötülük, daha doğrusu kıyıların satışına imkân sunan düzenleme, diğer düzenlemelerle beraber tam bir felaket.

On beş yıldır, kamuya ait her ne varsa özelleştiren AKP Hükûmeti şimdi gözünü kıyılara dikmiş durumdadır. Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ve zaten Anayasa hükmüdür: Kıyılar kamunundur ve bu, 43’üncü maddesiyle Anayasa hukuku düzenlemesidir. “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.” der 43’üncü madde. “Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.” diyor. Açıkça Anayasa hükmünü de ihlal ederek getirdiğiniz düzenleme, yine ilgili geniş çevrelerden hiçbir görüş alınmadan ve bütün itirazlara rağmen geçmiştir. Eğer bir düzenleme getirilmek isteniyorsa koruma ilkelerinden vazgeçilmemeli, yerelleşme politikalarına uyumlu hareket edilmelidir. Bu ilkeyi yine göz ardı ettiniz.

Evet, vergide adaletten bahsediyoruz günlerdir. İçinde bulunduğumuz ortam itibarıyla da adaletin sağlanmadığı bu ortamda elbette, tabii ki vergi adaletinden söz etmemiz mümkün değil. Bu ülkenin yurttaşları olarak bizler yüzde 70’lere varan oranla dünyada en çok dolaylı vergi ödeyen yurttaşlarız. Vermesi gereken varlıklılardan alınamayan, daha doğrusu kaçırılan ve sonrasında affedilen vergiler arttıkça da halkın sırtına yeni vergiler yüklenmeye devam ediliyor. Bunu bu tasarıda da son birçok örnekleriyle görmekteyiz. Şirketlerin milyarları bulan vergi cezaları affedilirken halka MTV, ÖTV, Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na katkı diye çok sayıda vergi yükü bindirilmiştir. Bir yandan halk Hazine garantili projeler nedeniyle geçmediği köprülerin, yolların bedellerini öderken öte yandan devlet tahsil edemediği kaçırılan vergilerin peşine düşmüyor, yetmediği gibi bir de affediyor. Örnek vermek gerekirse Gelir İdaresi Başkanlığının geçtiğimiz ayki açıklamasına göre sadece akaryakıt firmalarının vergi kaçağı yaklaşık 4 milyar TL’yi bulmuştur. Enerji, Petrol, Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası Başkanına göre bu rakam akaryakıttaki vergi kaçağıyla ilgili buz dağının sadece görülen kısmını oluşturuyor ama biz ne yapıyoruz? Günümüzde çoğu hâllerde her aile için ihtiyaç olan araçların yakıt gereksinimi dolayısıyla herkesten eşit miktarda peşin olarak vergimizi alıyoruz, bu doğru değildir, halka bu kadar baskı yapmak yanlıştır. Bu basınç bir gün patlar sayın milletvekilleri. Elbette halkın buna bir cevabı olacaktır.

Evet, bu tasarıyla yine böyle olmaz dedik, devlet her sıkıştığında yoksul halk kesimlerinin üç kuruş parasına göz dikeceğine artık bir an önce serveti, rantı vergilendirmeli, orta sınıfın gelir vergisini artıracağına yüksek gelir grubunun vergi yükümlülüklerini artırmalıdır. Emin olun, bu tasarrufun sermaye sahiplerine gözle görülür bir etkisi bile olmayacaktır. Bunu nereden mi anlıyoruz? Gelir dağılımı eşitsizliğinde OECD ülkeleri arasında son sıra için Meksika’yla yarışırken, aslında, dolar milyarderleri sıralamasında da dünyada 12’nci sıradayız. Bu, anlaşılabilir bir şey değildir. “Ne yani, zenginimiz olmasın mı?” diyorsanız bu kadar yoksulluğun en alt sınırını gören bir ülkede bu zenginler gerekiyorsa olmasın, bunun adı servet düşmanlığı değildir, biz servetten adil bir vergi alınsın istiyoruz sayın milletvekilleri.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ertan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

            Zekeriya Temizel               Kadim Durmaz                   Gülay Yedekci

                    İzmir                             Tokat                                 İstanbul

             Utku Çakırözer              Bihlun Tamaylıgil                Lale Karabıyık

                 Eskişehir                        İstanbul                                 Bursa

                 Musa Çam                   Bülent Kuşoğlu

                    İzmir                            Ankara

MADDE 62- 4706 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 24- 4325 sayılı Kanunun mülga 8 inci maddesi ve 5084 sayılı Kanunun mülga 5 inci maddesine göre, gerçek veya tüzel kişilere bedelsiz olarak devredilen veya süresiz kullanma izni verilen taşınmazlar için verilen süre içerisinde taahhüt edilen yatırımı gerçekleştiremeyen yatırımcılar, 31/12/2017 tarihine kadar müracaat etmeleri ve müracaat tarihinden itibaren iki yıl içerisinde bu Kanunun geçici 14 üncü maddesinde belirtilen şartları yerine getirmeleri halinde anılan madde hükmünden yararlandırılırlar.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Yedekci konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekiliyim ama yirmi üç yıldır İstanbul’u, on beş yıldır Türkiye’yi ben yönetiyorum. Ne yapsam eleştiri, sürekli bir eleştiri hâlindesiniz, bir türlü size yaranamıyorum ama ne yapayım, tek başıma ancak bu kadarını yapabiliyorum. Alışveriş merkezleri yaptım, rezidanslar yaptım, kuleler diktim, sonra bir baktım ki her yer beton, beton, beton. Aydınlık da yok bu şehirlerde, huzur da kalmadı. İhanet mi ettim şimdi ben?

Yeşillik arıyorsanız salatada, yeşil alan arıyorsanız mezarlıklarda bulursunuz benim şehrimde. İstanbul’da selvi ancak Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunur. Kısa kısa binaları yıktım, uzun uzun binalar yaptım; bir teşekkür bile etmiyorsunuz. Şehir yıkılacak diye mi korkuyorsunuz? Yıkılsın, ben size yenisini yaparım hem de daha büyüğünü yaparım, daha büyüğünü yaparım; en yakın seçime de bitiririm, size söz. Mahkeme kararıyla yıkım kararı verilen gökdelenleri eğer yıkmazlarsa kendilerine biraz küserim. (CHP sıralarından alkışlar)

İstanbul’da hiç deprem önlemi almıyorum, zaten gerek de yok. 493 tane “deprem toplanma alanı” denilen yer vardı, deprem olursa benim halkım zaten kendini koruyacak yer bulur, oralara ihtiyaç var mı hiç? Hepsini imara açtım, 77 tanesi kaldı, onları da çok yakında imara açacağım, hiç endişeniz olmasın. Hem boş verin, depremde yıkılsın kentler, özellikle İstanbul, yıkılsın, geriye bir şey kalmasın; ben size yenisini yaparım.

Atatürk Kültür Merkezi bence ruhsuz, hiç sevmedim, zaten güzel bir yapı da değil, bence çirkin; yıkayım da yenisini yapayım, daha da büyüğünü yapayım. Bir tutturmuşlar, Atatürk Kültür Merkezi değermiş, kültürel değeri varmış, simge yapıymış, kent kimliğiymiş; şu mimarlar var ya hep muhalifler hep. Neymiş efendim? Taksim çağdaşlığın, modernliğin, uygarlığın merkeziymiş, İstanbul’un kalbiymiş; bir tanecik yeşil alanı varmış, ona da göz dikmişim. Londra’da halka açık yeşil alan yüzde 33’müş, İstanbul’da 2,2’ymiş; neyinize yetmiyor 2,2? Ne yapacaktınız da yapamadınız? Efendim, diyorlar ki: “İktidarınız ranta uzanan yapılar, talan edilen yeşil alanlar ve tarihî dokusu bozulan kentler olarak yansıyor.” Ben size sordum mu “İktidarımın yansıması ne?” diye?

Muhalefet yapılacaksa ey milletvekilleri, ben yaparım, hem de en iyisini yaparım. Trafik büyük sorunmuş, kentler açık otoparklara dönmüş; benzine biraz daha zam yapsam nasılsa çok vergi alıyoruz, biraz da halk adına söz verip köprüler, tüneller yapayım, nasıl olsa ödenir; benim yurttaşım cefakârdır.

Onca şatafata rağmen dünyadaki metropollerin insanı mutsuz eden bir hâli var. Amerika’nın Manhattan’ı var; tamam da Manhattan’ın nesi var, Bryant Park’ı mı var, Central Park’ı mı var, nesi var? Ne diyorlar efendim: Doğaya verdiğim zararın hesabını verecekmişim; İstanbul’un silüeti bozulmuşmuş, dolgu alanları yüzünden kıyı şeridi hasar görmüşmüş, Şemsi Paşa Külliyesi’ndeki çatlaklar da Haliç Metro Köprüsü de Süleymaniye Camisi’nin silüetinin bozulması da benim yüzümdenmiş, iktidarımın imzası olan projelerdenmiş.

Bu arada 805 bin toplu konut yaptık, hepsini de aynı yaptık, Van’dan aldık Muğla’ya kopyaladık, yapıştırdık. “Estetik”miş, “şehir dokusu”ymuş, “kent kimliği”ymiş, bakın, aslında bunlar çok da gerekli değil, mimarlar anlamaz, kent plancıları hiç bilmez.

Dolar kurundaki yükseliş engellenemez bir hâl aldı. Esnaf yavaş yavaş kepenkleri kapatıyormuş, kiralar ödenemiyormuş, yoksulluk sınırının yakından bile geçmiyormuş asgari ücret. Emekliler zam istiyormuş, ödeneklerimin üzerini de örttüğüm hâlde nereden çıkıyor bu istekler, bir türlü anlamıyorum. Ekonomimiz büyük bir istikrarla büyüyor, görmüyor musunuz? İktidarım yozlaşmanın ve çürümenin kronolojisiymiş. Gün geçtikçe uyguladığım politikaların yanlışlığı ve yandaşlığı yüzünden kötü günler geçiriyormuş ülkem. Çiçekler açıyor ülkemin dört bir yanında, barışa ve adalete hiç de acıkmadı benim halkım. Hiç görmüyor bu insanlar, özellikle “Ce-Ha-Pe” zihniyeti.

Ayrıca Sayın Başkan, bu beş dakika çok değil mi? Milletvekili dediğin nedir, gelir buraya, yoklamaya girer, otuz saniye, gider, ayrıca beş dakikaya ihtiyaç var mı? Yakında kuklalarını koyacağım, ellerini kaldırıp indirecekler. Otuz saniye neyinize yetmiyor?

Hepinizi içtenlikle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Hakikaten, Türkiye Büyük Millet Meclisinde miyim yoksa tiyatro salonunda mıyım, Zeyid Bey’in uyarısıyla Mecliste olduğumuzu yeni fark ettik. İyi bir oyun, kendisi yazmış, kendisi oynamış.

Dünden beri 493 tane yer ifade ediliyor, ben hâlâ o 493 tane yerin listesini istiyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hükûmet partisisiniz, size vermiyorlar mı evrakları?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hanımefendi’den rica ediyorum: Toplanma alanı olarak devletin ilan ettiği, daha sonra imara açılan şu 493 tane yeri bir getirin, bir görelim biz.

Teşekkür ediyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok özür dilerim, kayıtlara girsin diye söyleyeyim: Sayıştay raporuna bakarsa o ada, pafta ve parselleri görür.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesinde geçen “gerçek veya tüzel kişilere” ibaresinin “özel ve tüzel kişilere” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Kalaycı             Emin Haluk Ayhan           İsmail Faruk Aksu

                   Konya                           Denizli                                İstanbul

           Fahrettin Oğuz Tor         Mehmet Necmettin Ahrazoğlu   Saffet Sancaklı

             Kahramanmaraş                      Hatay                                  Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

63’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 63’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir         Mahmut Toğrul Meral Danış Beştaş                       

                  İstanbul                        Gaziantep                                Adana

               Feleknas Uca                Dirayet Taşdemir                Behçet Yıldırım

                Diyarbakır                          Ağrı                                Adıyaman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Mustafa Kalaycı                  Emin Haluk Ayhan      İsmail Faruk Aksu

                   Konya                                Denizli                           İstanbul

           Fahrettin Oğuz Tor         Mehmet Necmettin Ahrazoğlu   Saffet Sancaklı

             Kahramanmaraş                           Hatay                             Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) –Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 125-130 maddelik torba yasa tasarısının tütünle ilgili maddelerine nihayet gelmiş bulunmaktayız.

Maliye Bakanı, bu tasarının ilk hâline ciddi bir tepki olunca tütün üreticisi açısından bir sıkıntı kalmadığını, üreticinin önündeki engellerin kaldırıldığını belirtiyor, gerekçesinde de “Üreticiler isterse kooperatif kurabilir, bu kooperatifler aracılığıyla sarmalık kıyılmış tütün üretimi ve ticareti yapabilir.” diyor. Ancak sahada işler pek retoriğe uygun gitmiyor. Kooperatif geleneğinden yoksunuz, bir. Ayrıca “Kooperatifler eliyle bunu satabilirsiniz.” diyorsunuz ancak herhangi bir vergi oranı belirlemiyorsunuz, bu konuda kamuoyuna da bir taahhütte bulunmuyorsunuz. “Kooperatif kurun, ben sizi teşvik edeceğim, çok cüzi vergilerle sizi destekleyeceğim.” de diyemiyorsunuz. Siz kooperatif kurdunuz, üreticiden tütün aldınız ve bunu satacaksınız. Vergi oranı ne kadar? Muamma, cevap yok. Yüksek vergiler geldiği zaman bunun piyasada diğer sigara markalarıyla rekabet şansı var mı? Yok. Büyük sigara firmalarının tekel hâline geldiği bir piyasada çok düşük vergiler olmadan, destek ve teşvik olmadan kooperatifler eliyle bu işin götürülmesi çok ama çok zor.

Birincisi, vergi oranında bir belirsizlik var. İkincisi, bu sarmalık kıyılmış tütün üreticiye maliyet boyutuyla, sigara sarma kâğıdı ve makaronlarla da ilişkili. Hem vergi oranlarındaki belirsizlik hem de makaronlara getirilen yüksek vergi, ki bu makaronlara son bir haftada yüzde 700 zam geldi. Bunlar nedeniyle sarmalık kıyılmış tütünü ucuza bulma koşulları sıfırlanıyor. Özü, sarmalık kıyılmış tütünün daha ucuza tüketiciye ulaşması engellenmiş olacak. Bu şekilde tüketici bu sarmalık kıyılmış tütünden vazgeçirilecek ve pazarı bitirilmiş olacak. Dolaylı yollardan çok fahiş vergi oranlarıyla sarmalık kıyılmış tütün üreticisi tütün ekiminden vazgeçirtilecektir. Yani yerel üretici desteklenmiyor, önü kesiliyor. “Yok, bu iş öyle olmayacak, biz yerel üreticiyi destekleyeceğiz, vergi oranlarını çok cüzi seviyelerde tutacağız, kooperatiflere teşvik ve destek sözümüz var.” diyorsanız Hükûmet burada, çıksın, tütün üreticisine bu sözü versin. Bakan yapamıyorsa Adıyaman milletvekilleri burada, çıksın, halka buradan bu sözü versinler.

Destek olma anlamında bir niyetiniz olsa idi çok rahat bir madde ekleyip bunu yapabilirdiniz. Umarım yanılırım ama zamana yayarak oluşacak tepkiyi yumuşatma eğilimindesiniz. Adıyaman’da tütün esnafında gördüğünüz tütün satışı, esnaftan sarmalık kıyılmış tütün satışı mümkün olmayacak. Bu tasarının kanunlaşmasıyla beraber çok yoğun baskılarla, ceza tehdidiyle bu küçük esnaf iş yerlerini kapatmak zorunda kalacak. Bu ne demek? Sarmalık kıyılmış tütün pazarının son bulması demek. Kooperatifin tek başına bu ağı kurması pek mümkün görünmüyor. Yerli tütünün, sarmalık kıyılmış tütünün bir piyasası, bir tüketicisi oluşmuştur. Yapılan, bu pazarı sürece yayarak yok etmektir. Arz-talep dengesine göre bir çözüm üretmek değil, arzın önünü keserek talebi yabancı sigara markalarına yönlendirmeye çalışmak gibi bir durum var burada.

“Tasarıyla verilen cezalar kalkıyor.” denildi. Tütün ekimini yasaklamaya çalışmak zaten başlı başına bir garabetti. Bu bir lütuf değil. Halkta ciddi bir tepki olmayınca neredeyse tütün ekimini yasaklayacak ve ciddi cezalarla karşı karşıya bırakacaktınız. Sizin programınız, projeniz buydu. “Mevcut yasadaki cezaları kaldırdık.” diyorsunuz ama başka yerlere gizlemişsiniz bu cezaları, mesela 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na işlemişsiniz.

Tütün yasaklamaları tarım politikasından bağımsız değerlendirilemez. Üretmeyen tüketen, ülkeyi dışarıya açık bir pazar hâline getiriyorsunuz. Nasıl et ithal eden, saman ithal eden bir ülkeye dönüştüysek, aynı şekilde tütün ithal eden bir ülke olacağız. Yoksa, “Alın, kooperatif kurun, tütününüzü burada satın, ben sizden yüzde 85 vergi alırım.” derseniz, makarona da çok fahiş vergiler getirirseniz, bunun adı yasal güvence değil, yasal engelleme olur.

Pratikte olanı ben buradan izah edeyim size: Sarmalık kıyılmış tütüne bu oluşmuş topyekûn piyasa araçlarıyla beraber yasal bir durum, yasal bir güvence yaratamaz iseniz, sadece geleceği belirsiz kooperatif seçenekleriyle değerlendirirseniz, tütün üretimi zamanla yok olacak, Adıyaman daha da yoksullaşacak, daha da ırgatlaşacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle, ihracat amaçlı tütün ithalatına imkân sağlayan uygulamanın yerli üreticiler aleyhine olacağı değerlendirileceğinden, tütün ithalatını kolaylaştıran hükümlerin madde metninden çıkartılması, yurt içinde yerli tütün üretimi ve işlenmesini artıracak tedbirleri içerecek şekilde maddenin yeniden düzenlenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 63’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

              Kadim Durmaz                Utku Çakırözer                  Lale Karabıyık

                    Tokat                          Eskişehir                                 Bursa

            Zekeriya Temizel              Bülent Kuşoğlu                        Musa Çam

                    İzmir                            Ankara                                  İzmir

            Bihlun Tamaylıgil            Mehmet Bekaroğlu

                  İstanbul                         İstanbul

MADDE 63- 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6'ncı maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye dokuzuncu fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ilave edilmiştir.

"Tütün ithali, üretim ihtiyaçlarıyla sınırlı olarak; bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen tütün mamulleri üretenler veya Kurumdan izin almak ve sadece işlendikten sonra ihraç edilmek amacıyla tütün işleme tesisi bulunanlar tarafından yapılır. Kurum tütün işleme tesisi bulunanlara bu izni verirken söz konusu işletmelerin öncelikle Türkiye'de üretilen tütünü işlemelerini gözetmek, ihraç amacıyla yapılacak ithalatın amacı dışında kullanılmamasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, ithalat ve ihracata ilişkin uygulamayı denetlemekle sorumlu ve yetkilidir.”

"Ticari amaçla; makaron veya yaprak sigara kağıdı içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün, tütün harici herhangi bir madde doldurmak, bu şekilde üretilen ürünleri satışa arz etmek, satmak, bulundurmak veya nakletmek yasaktır.”

“Tek başına kıyılıp içilebilme vasfına sahip tütün çeşitlerinin üretildiği Kurumca belirlenen merkezlerdeki tütün üreticilerinin bir araya gelerek kurduğu kooperatiflere, müracaatları halinde Kurum tarafından tütün ticareti yetki belgesi ve sarmalık kıyılmış tütün işleme tesisi kurulması için yetki verilir. Bu kooperatifler ihtiyaç duydukları tütünü sözleşmeli olarak temin edebilecekleri gibi sözleşme dışı üretilmiş tütünleri de Kuruma bildirmek kaydı ile satın alabilirler. Kurumun izni ile tütün iç ve dış ticareti ve sarmalık kıyılmış tütün üretim ve ticaretini yapabilirler.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 502 sıra sayılı torba yasanın 63’üncü maddesini konuşuyoruz, tütünle ilgili.

Tütünle ilgili maddeler çok sıkıydı, neredeyse reji idaresi gelecekti Komisyona geldiğinde. Sonra, Komisyonda yapılan müzakerelerden sonra tütün üreticileri lehine bir miktar yumuşamalar oldu ama yine çok ciddi sorunlu.

Değerli arkadaşlarım, bu sorun aslında yeni başlamış bir sorun değil. Türkiye, tütün piyasası yasası çıkarana kadar yani 2001 krizi sonrasında şu meşhur IMF’nin gelmesi ve “On beş günde 15 yasa çıkarmazsanız kapıları açmam, kredi musluklarını açmam, batarsınız, memura maaş ödeyemezsiniz.” diye dayatmasından bu yana Türkiye’de tütüncülük maalesef bitme noktasına gelmiştir.

Bakın, tütün üretimi 2002’de 159.520 ton iken 2014’de 68 bin tona gerilemiştir. Şimdi de daha bir geri noktaya düşmüştür. Şu anda Türkiye, dünya piyasalarına tütün satan değil, tütün ithal eden bir ülke konumuna düşmüştür.

Şimdi, bu düzenlemeyle ondan sonra vatandaşlar Tütün Piyasası Kurulunun sürekli olarak çıkarmış olduğu bu yasaları, kuralları delerek, arkadan dolanarak… Biliyorsunuz, tütünle ilgili kendi kendine icat etmiş olduğu bir piyasa oluşmuştu ve bu piyasa neredeyse mevcut piyasanın yüzde 20’sini işgal ediyordu. Elbette dünya tütün tekelleri -bütün tekeller gibi- Türkiye gibi bol tüketicinin bulunduğu bir ülkede böyle bir payı hiçbir şekilde tütün ekicilerine, Adıyaman’daki tütün üreticilerine bırakacak değildi. Lobi oluşturdular, bu lobi Hükûmeti etkiledi ve Hükûmet bu yasayı çıkardı.

Demokrasiler iyidir, hoştur, güzeldir ama maalesef hiçbir şey de yazıldığı gibi değildir. Demokraside seçilenler, parlamentoya gelenler her zaman kendi seçmenlerinin, milletin tercihlerini, taleplerini böyle yasa, kural hâline getirmiyorlar. Birçok kere de bu gelişmiş demokrasilerde -Amerika’da özellikle böyle- güçlülerin, lobilerin isteklerini böyle kurallar hâline getiriyorlar.

Değerli arkadaşlarım, biraz sonra el kaldıracağınız bu maddede yapılan düzenlemeler Türkiye'nin tütün ekicilerinin, üreticilerinin, Adıyaman’da, Muş’ta, Samsun’da tütün üretimi yapan bizim köylülerimizin, çiftçilerimizin, üreticilerimizin lehine değil, onlarla ilgili değil. Kimlerin lehinedir bu? Bu, tütün tekellerinin lehine yapılan bir düzenlemedir.

Şaşılacak bir şey değil mi değerli arkadaşlarım, millî meclisler, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Parlamento, millî parlamentolar uluslararası tekellerin lehine, kendi halkının, milletin, kendi üreticisinin aleyhine böyle yasalar çıkarıyor, maalesef. Türkiye’de daha evvel, on beş günde 15 yasa içinde tütün piyasası yasası çıkarılarak zaten tütün üreticisinin beli kırılmıştı. Vermiş olduğum tütün üretimiyle ilgili rakamlar bunu çok açık, net bir şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sizin yaptığınız bu düzenlemeyle üretici bütünüyle burada mağdur ediliyor.

Bakın işte, makaron yani böyle bir ticaret oluşmuştu ve bu denetlenebilirdi, buraya küçük bir vergi de getirilebilirdi, her şey yapılabilirdi ama maalesef, bütünüyle yasaklanıyor. Onun yerine, Komisyondaki görüşmelerde, özellikle muhalefetin ısrarıyla kooperatiflere bu konuda bir izin veriliyor. Hiç olmazsa bununla eğer tütün üreticileri bir araya gelebilirler, kooperatifler oluşturabilirler ve bunlar tesis kurabilirlerse bir miktar yerli tütünden sigara yapıp satabilecekler.

Değerli arkadaşlarım, yanlış yolda gidiyoruz. Hep söylüyoruz, çok da kızıyorsunuz “millîlik, yerlilik” filan diyorsunuz ya sayın grup başkan vekilim, bunlar millîliğe, yerliliğe uyan şeyler değil. Millî ve yerli olanlar kendi üreticilerini, kendi esnafını, kendi çiftçisini korur. Bu yasayla Türkiye'nin Türk çiftçisini, köylüsünü, tütün ekicisini korumuyorsunuz, uluslararası tütün tekellerini koruyorsunuz. Dolayısıyla sizin yerli ve millî iddianızı tartışıyorum. Sizi millete şikâyet ediyorum değerli arkadaşlarım.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bekaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

64’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır.

Okutacağım ilk iki önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 64’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Necmettin Ahrazoğlu         Zihni Açba                         Arzu Erdem

                   Hatay                           Sakarya                                İstanbul

             Mehmet Erdoğan               Muharrem Varlı                Mustafa Kalaycı

                   Muğla                            Adana                                  Konya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Filiz Kerestecioğlu Demir         Mahmut Toğrul               Dirayet Taşdemir

                  İstanbul                        Gaziantep                                 Ağrı

               Feleknas Uca               Meral Danış Beştaş                 Sibel Yiğitalp

                Diyarbakır                         Adana                             Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 64’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarısının 64’üncü maddesinde 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8’inci maddesinde değişikliğe gidilmektedir. Yapılan değişiklikle yasa dışı tütün ve tütün mamullerini satanlara ve bulunduranlara adli ve idari cezaların verilmesine yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. 8’inci maddede yapılan düzenlemeyle ticari amaç olmaksızın kendi ürettiği ürünleri kullanarak 50 kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde edenlerin veya 350 litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenlerin hapis cezalarının kaldırılmasının ve “şahsi tüketimi için” ibaresi konularak ceza verilmemesinin yolu açılmaktadır.

Bir diğer düzenleme ise kurumdan gerekli izinleri alarak veya almadan tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç veya ithal eden, pazarlayan, alan veya satan gerçek ve tüzel kişilere uygulanacak idari cezaları kapsamaktadır.

Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ihracat amaçlı dahi olsa, tütün ithalatına imkân sağlayan hükümlerin yerli tütün üreticileri aleyhine sonuçlar doğurabileceği için, maddelerden tütün ithalatını kolaylaştıran hükümlerin çıkarılmasını, bunun yerine yurt içinde yerli tütün üretiminin ve yerli tütün işletmelerinin artırılmasını teşvik edecek tedbirlerin alınması gerektiği düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Hatay’ın da bazı ilçelerinde, Hassa, Yayladağı, Altınözü gibi ilçelerinde de tütün üretimiyle ilgili çiftçilik yapılmaktadır. Tütün üreticileri için kooperatifleşme teşvik edilerek ve devlet desteği yapılarak ailelerin geçimlerini sağlayacak kadar tütün ekiminin önü açılmalı ve kooperatifler aracılığıyla veya kooperatiflerin bilgisi dâhilinde ürettikleri ürünleri satmalarına müsaade edilmelidir. Sözleşmeli tütün ekimi yapan çiftçilerimiz tüccar elinden kurtarılarak onların geçimlerini sağlayacak tedbirler konmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tütün ve mamullerinin üretiminde yaşanan sorunlar kadar, sigara kaçakçılığı konusunda da Türkiye'nin önemli tedbirler alması gerekmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının raporlarında, ekonomiye büyük darbe vuran sigara kaçakçılığına dikkat çekilerek, terör örgütlerinin önemli kazançları arasında gösterilen sigara kaçakçılığında son yıllarda ciddi artışları olduğu belirtilmektedir. Kaçakçılık, ülkemizi ekonomik ve sosyal yönden olumsuz etkileyen, aynı zamanda terör ve suç örgütlerinin faaliyetlerini sürdürebilmek için finansal destek sağladığı çok boyutlu, çok aktörlü ve değişken bir süreçtir. Ülkemizde tütün mamulleri üzerindeki vergilerin yüksek oluşu, buna bağlı olarak fiyatların komşu ülkelere oranla yüksek olması kaçakçılığı teşvik etmektedir. Kaçak sigaradan hem Türk ekonomisi hem de devlete vergisini ödeyen esnaf zarar görmektedir.

Terör örgütlerinin, özellikle PKK bölücü terör örgütünün finansman kaynağının kurutulması ve terörle mücadelenin önemli bir parçası olan, üstelik kalitesiz üretim ve sağlıksız saklama koşulları nedeniyle insan sağlığını da tehdit ederek kanser ve diğer hastalıklara yol açan kaçak sigaranın emniyet ve gümrük tedbirleri ve caydırıcı ceza ve yaptırımlar etkisiyle engellenmesi ve kontrol altına alınması gerektiğini düşünüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ahrazoğlu.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 15 Kasım 2017 ve Seyit Rıza’nın katledilişinin 80’inci yıl dönümü, kendisini ve oğlunu rahmetle anıyorum ve -önünde diz çökmeyen, bu kadar zalimliğe diz çökmeyen- hâlen bu direnişi yürüten ve Dersim kültürünü yaşatan bütün Dersimlilere de saygılar sunuyorum.

Evet, burada tütüne dair bir çalışma yapılıyor, az önce onlarca madde geçti, kimi kıyı talanına ilişkindi, kimi ranta ilişkindi ve meraların tekrar sanayiye açılmasına ilişkindi. Bunlar bir araya getirildiğinde yine tek merkezden tek başına karar veren, yerelin hiçbir dengesini gözetmeyen, yerelde yaşayan insanların kararına saygı duymayan, tamamen tek merkezli karar veren ve bu kararını da onlara dayatan bir yerden şu anda bir siyaset izleniyor. Bakın, İstanbul’daki birtakım yerler yine özelleşecek, İstanbulluların bundan haberi var mı? Yok. İstanbulluların buna dair söyleyecek sözleri yok mu? Bence onlarca defa sözleri vardır. STK’ların var mı? Var. Odaların var mı? Var. Peki, bunların hiçbirisinin sözü burada geçiyor mu? Hiçbirisinin itirazı üzerine tartışma yürütülüyor mu? O da yok.

Bunun gibi, meralara gelince meralarda da aynı şey. Şu anda tütün üzerinden konuşuyoruz, “Tütün 50 kilogramdan fazla olunca kaçakçılığa girecek, olmayınca böyle olacak...” deniyor. Buna benzer, yerli üreticinin kendi kararını verdiği, hiçbir yerde, hiçbir şekilde merkezî anlamda sözü yok ve merkezî bir yapılanmanın yani bu ülkenin yönetiminin yapısal sorunlarını biz bugün bir kez daha görüyoruz. Bakın, torba kanunlar yapısal sorunların ürünleridir.

Biz yıllardır “Demokratik cumhuriyet olsun.” dediğimizde, “Yerinden yönetim olsun.” dediğimizde bu sorunların karşısında olduğumuz için söylemiştik. Ne demiştik? “Eğer bir yerde kıyı talanıyla, kıyıyla ilgili bir karar verecekseniz o kıyıya sahip olan, oradaki yurttaşlar karar versin, onların kararı üzerine bir tartışma açılsın.” dediğimizde bizi terörize etmiştiniz ve bu, aslında, demokratik cumhuriyetin, demokratik bir ülkenin olması gereken olmazsa olmaz koşuludur. Biz, buradan, o insanların nasıl yaşayacağına, kendi yaşam alanlarının nasıl bir şekilde sunulması gerektiğine karar veriyoruz yani daha doğrusu, AKP karar veriyor ve AKP’nin ittifakları karar veriyor; itirazların hiçbirinin karşılığı yok.

Şimdi sormak istiyorum: Tütün üreticilerinin sözlerini niye tartışmıyoruz? Burada, yerli üreticinin sözünü niye tartışmıyoruz? Yerli üreticinin ısrarı konusunda, nasıl yaşaması konusunda, nasıl bir üretime sahip olması konusunda niye onların sözlerini burada tartışmıyoruz? Niye illa sizin her dediğiniz şey doğru oluyor? Eğer öyle olmuş olsaydı, bugün, bu ekonomik kriz olmayacaktı. Eğer öyle olmuş olsaydı, bugün, bu ülkede bu kadar cinayet olmamış olacaktı. Eğer öyle olmuş olsaydı, bugün, bu talan, bu yıkım, bu yağmacılık olmayacaktı. Bakın, hiçbir tanesi yok, hiçbir tanesi yok.

Şimdi, meralar da özelleşecek, sanayiye açılacak. Peki, meralara, meraya sahip, o kentin dokusuna sahip olan halkın burada bir sözü var mı? O da yok.

Şunu ısrarla söylüyoruz: Biz “demokratik cumhuriyet, yerinden yönetim” dediğimizde bunlar için söyledik. Bakın, “Isparta’dakiler kendi kararlarını kendileri versin.” dedik, “Diyarbakır’dakiler, Amed’dekiler kendi kararlarını kendileri versin.” dedik. Bunlar en laik, en demokratik ülkelerde ve yerinden yönetim olan ülkelerde zaten uygulanan bir şey. Bu tekçi zihniyetler çok daha geride kalmış, maalesef ömrünü bitirmiş. Kendi ülkesi içinde barışı olmayan, hem kendi iç barışını kaybetmiş hem de dışarıda sürekli savaş hâlinde olan ülkelerin dışında kimse böyle bir yaşam biçimine, kimse böyle bir ideolojik biçime sahip değil.

Yine, bunun üzerinden şunu söylemekte fayda var: Bu 80 milyon dediğimiz ama aslında 6 milyonunu dışarıda tuttuğunuz, hatta, son dönemlerde belki 30 milyonunu da dışarıda tuttuğunuz halkın gerçekliğinden uzak, ihtiyaçlarına cevap vermeyen, üretimi esas almayan, tek başına bir zümreyi zengin eden, tek başına bir zümre üzerinden karar mekanizmasına sahip olan bir yapısal iktidarın, yapısal bir ideolojinin şu anda hepimiz neler yaptığını görüyoruz ve buradan tekrar ikaz ediyoruz: Önce, tarımdan geçimini sağlayanın, hayvancılık yapanın, tütün üreticilerinin -lütfen ve lütfen- kendi talepleri üzerinden burada siyaset yapın, onların talepleri üzerinden buradan bir yasa geçsin, onların talepleri üzerinden cevaplar buradan verilsin. Başka türlü, o insanları zorlayacak, daha çok yoksulluğa, yoksunluğa zorlayacak davranışlara gerek yok. O insanların da ihtiyaçlarına cevap vermek gibi bir sorumluluğa sahipsiniz çünkü iktidarsınız ve iktidar olmaktaki sorumluluğunuz da, zorunluluğunuz da bundan geçer diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yiğitalp.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 64’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımla.

     Musa Çam                              Bülent Kuşoğlu                       Kadim Durmaz

        İzmir                                       Ankara                                       Tokat

Bihlun Tamaylıgil                       Zekeriya Temizel                     Utku Çakırözer

      İstanbul                                      İzmir                                     Eskişehir

  Lale Karabıyık

        Bursa

MADDE 64- 4733 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin; birinci fıkrasının birinci cümlesine “ürünleri kullanarak” ifadesinden sonra gelmek üzere “şahsi tüketim için” ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrasına “içkiler piyasasında” ifadesinden sonra gelmek üzere “Kurumdan gerekli izinleri alarak veya almadan” ifadesi eklenmiş, aynı fıkranın (h) bendi yürürlükten kaldırılmış ve dokuzuncu fıkrasında yer alan “(f), (g), (h), (ı) ve (j) ile (o)” ibareleri “(f), (g), (ı), (j) ve (o) şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu madde metninin daha iyi anlaşılması için bu değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

65’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 65’inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir      Meral Danış Beştaş               Mahmut Toğrul

                  İstanbul                          Adana                              Gaziantep

               Feleknas Uca                Dirayet Taşdemir

                Diyarbakır                          Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulun değerli emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu torba yasada işçi ve emekçilere, tarım üreticilerine yönelik ağır hak kayıpları vardır. Tarım önemsenmiyor ve ülkenin sahip olduğu tarım potansiyelini iyi değerlendirmek bir yana, tütün üreticileri cezalandırılıyor. Bunun sebebi, AKP Hükûmetinin büyük işletmelere yönelik destek politikaları sübvansiyonlardaki büyük payın sürekli olarak büyük işletmeler arasında paylaşılıyor olmasıdır. Bu da çoğunlukla kırsal alanda yaşayan ve genelde küçük ölçekli işletmelere sahip olan çiftçilerin yeterince desteklenmemesine neden olmaktadır. Bunlar yetmezmiş gibi, HES’ler, barajlar, mayınlı araziler, yasaklanan yaylalar, yer altı ve yer üstü kaynakları hunharca sermayeye peşkeş çekilirken, meralar, ormanlar ve zeytinlik alanlar da yok edilmektedir.

Bu torba yasadaki söz konusu maddelere bakıldığında, hedefin doğrudan doğruya Adıyaman’daki sarmalık kıyılmış tütün olduğunu ve tamamen yasaklanmasının öngörüldüğünü görmekteyiz. Mevcut hâliyle bu yasanın geçmesi Adıyaman’da yüz yıllık bir geçmişi olan sarmalık kıyılmış tütünün tamamen yok olması demektir. Bu da tütün üreticileri ve ailelerini hesapladığımızda yaklaşık olarak 200 bin kişiyi olumsuz etkileyecektir. Tabii, buna aracılar, içiciler de eklendiği zaman bu oran daha da yüksek bir rakama tekabül etmektedir.

Değerli milletvekilleri, tütün üreticilerine, çiftçilere yönelik bu adaletsizlikler kabul edilemez. Hükûmet, torba yasayla bir paketi 30 ile 50 kuruşa satılan makarona bir anda tam 2 lira 20 kuruş vergi koyarak âdeta vergide sınır tanımayan bir acımasızlık göstermiştir. Türkiye’de makaronu kayıtlı olarak çalışan 8 fabrika üretiyor. Üretim, pazarlama ve satış maliyetleri eklendiğinde 30 kuruşluk makaron artık 3 liradan daha aşağıya satılamayacak. Kayıtsız tütün satışına da hapis ve para cezası geldiği için kimse 2 liraya açık tütün bulamayacak. Makaron üreten 8 fabrika aynı zamanda kayıtlı tütün de üretiyor. Kayıtlı tütün en düşük 4 lira, dolayısıyla kayıtlı tütün ve ÖTV’li makaronla bir paket sigara, en ucuz 8 liraya sarılabilecek. Bu torba yasayla yerel ve uluslararası büyük şirketlerin ve tekellerin önü iyice açılacak, küçük tütün üreticisi ve çiftçisi ezilecektir. Torba yasada yer alan düzenlemelerle tütün üreticisinin üretimi engellenecek, zaten kısıtlanmış olan hakları da ellerinden alınacaktır. Torba yasada hapis ve para cezalarıyla ürettiği ürünün ancak maliyetini karşılayabilen ve geçinemeyen tütün üreticileri bir kez daha cezalandırılacak, yüksek vergiler ve kısıtlamalarla açık tütün üretimi tamamen bitirilecektir.

Öte yandan kayısı üreticileri, son yıllarda pazarlamada yaşanan sıkıntılar ve kayısının ihraç edilemiyor olmasından kaynaklı büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Malatya’nın en büyük geçim kaynağı olan kayısıda bu yıl yüksek rekolteden kaynaklı olarak düşük fiyat ve kuruma nedeniyle kayısı üreticileri tarafından son üç ayda yaklaşık 2 milyon kayısı ağacı kesilmiştir. Malatya kayısı üreticisine gereken destek verilmezse bu kayısı kıyımı devam eder gibi görünmektedir. Adıyaman, Bitlis, Batman, Muş ve bunun gibi illerin geçim kaynağı tütündür. Son iki yıllık politikalar göz önüne alındığında bu torba yasa ile bölge insanın cezalandırılmasının ekonomik ayağı getirilmiş olmaktadır. Tütün dışında herhangi bir üretimi olmayan insanların elinden bu imkân da alındığı zaman halk iyice yalnızlaşacak ve fakirleşecektir. Gelin bu bölgeye, bu illere bu kötülüğü yapmayın diyorum.

Değerli arkadaşlar, bir bütün olarak tarım politikalarımızı tekrar gözden geçirmeye ihtiyaç vardır. Üreticiyi, çiftçiyi hesaba katan yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bunların üzerinde durulması gerekiyor.

Bu torba yasadaki söz konusu, küçük çiftçiyi, küçük üreticiyi cezalandıran maddelerden vazgeçilmelidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toğrul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 65’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Tanju Özcan                  Kadim Durmaz                  Utku Çakırözer

                    Bolu                             Tokat                                Eskişehir

              Lale Karabıyık               Zekeriya Temizel             Bihlun Tamaylıgil

                    Bursa                            İzmir                                 İstanbul

                 Musa Çam                   Bülent Kuşoğlu

                    İzmir                            Ankara

Madde 65- 4733 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinde yer alan “sigara fabrikalarının” ifadesi “tütün mamulleri, makaron ve yaprak sigara kağıdı üretim tesislerinin” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce bir son dakika haberi geçti, bilmiyorum takip edebildiniz mi?

SALİH CORA (Trabzon) – Hangi sitede?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Yok, bütün sitelerde geçti, ana haber bültenlerinin altyazılarında geçti.

İnanmazsınız belki ama Türkiye Amerika’ya nota vermiş. Vallahi duyunca ben çok heyecanlandım, Türkiye Amerika’ya nota vermiş. Notanın konusu ne diye bir baktık, nota ne için verilmiş biliyor musunuz? Bir vatandaşımızın can güvenliğinden endişe ediyormuşuz, beş gündür haber alamıyormuşuz. Kimmiş bu vatandaşımız Sayın Başbakan Yardımcısı? Rıza Zarraf. Yani, vakti zamanında askerlerimizin başına çuval geçirdi bu Amerika, nota veremediniz; “Verin.” dedik, “Müzik notası mı veriyoruz?” dediniz. Bu Amerika’nın kontrol ettiği Irak’ta ve Suriye’de askerlerimiz IŞİD ve PKK tarafından öldürüldü, yakıldı; Amerika’ya bir tek nota veremediniz. YPG’ye bu Amerika Birleşik Devletleri silah verirken meydanlarda konuştunuz sadece, bir nota bile veremediniz. Ama, bugün söz konusu Rıza Zarraf olunca, beş günde Rıza Zarraf’tan haber alınamıyor diye Amerika Birleşik Devletleri’ne nota veriyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, nota bir ülkenin millî çıkarları için verilir, şahsi çıkarlar için nota verilmez. Şimdi, siz beş gündür Rıza Zarraf’tan haber alınamamasında Türkiye’nin hangi millî çıkarının zedelendiğini düşünüyorsunuz? Siz, gerçekten Rıza Zarraf’ın hayatından mı endişe ediyorsunuz yoksa Rıza Zarraf’ın Amerikan yargı mercileri önünde sizin rahatsız olacağınız bazı ifadeler vermesinden mi çekiniyorsunuz; bunu açıkça ortaya koyalım.

SALİH CORA (Trabzon) – Belki işkence yapıyorlardır.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bunu açıkça ortaya koyalım. Çıkıp Amerika Birleşik Devletleri’ne diyebilecek misin, oradan laf atıyorsun “İşkence yapıyorsun benim vatandaşıma.” diye? Ya, bu ne kıymetli vatandaşmış, ne kıymetli vatandaşmış!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Askerini koruma, Rıza Zarraf’ı koru.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Sayın Bozdağ, bu Rıza Zarraf’ı bu kadar kıymetli kılan, 80 milyon vatandaştan daha kıymetli olan nedir Hükûmet açısından; çok merak ediyorum ben!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Onların da haberi yok, Hükûmetin haberi yok.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Yani, Amerika Birleşik Devletleri’ne sen tarihinde nota vermemişsin, ilk verdiğin nota Rıza Zarraf’la ilgili. Nedir, beklentiniz nedir Rıza Zarraf’tan? Yani, Amerika’ya bu konuda nota vererek hangi millî çıkarımızı koruyorsunuz?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Altın kaçakçılığı yapan bir adam.

MUSA ÇAM (İzmir) – Altın ihracatını koruyacak.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Altın ihracatımızı mı güvence altına almak istiyorsunuz, nedir konu? Vallahi, ben utanç duyuyorum Türkiye Cumhuriyeti milletvekili olarak. Siz Amerika Birleşik Devletleri’nde yetmiş yıl ceza istemiyle yargılanan ve yüz kızartıcı suç ithamlarıyla karşı karşıya olan, Türkiye’deki sabıkasını da bildiğimiz, Türkiye’deki “tape”lerini de bildiğimiz, Türkiye’de kimlere nasıl rüşvet dağıttığını bildiğimiz…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ortağı İran’da idama mahkûm olan…

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Doğru söylüyorsun. Ortağı İran’da idama mahkûm olan, -nerenin vatandaşı olduğu da belli değil, hâlâ İran’ın vatandaşı mı o da belli değil- bir vatandaşla ilgili Amerika Birleşik Devletleri’ne nota veriyorsunuz. Vallahi gülünür mü, ağlanır mı? Sayın Bakan, bu konuda sizden bir açıklama bekliyoruz, Hükûmet sözcüsü olarak bir açıklama bekliyoruz.

SALİH CORA (Trabzon) – Rahat ol, her şey güzel olacak. Rahat ol.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Yani, Rıza Zarraf’ın neyinden endişe ediyorsunuz?

SALİH CORA (Trabzon) – Sen de endişeli olma.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Canından mı endişe ediyorsunuz, malından mı endişe ediyorsunuz, söyleyeceklerinden mi endişe ediyorsunuz?

SALİH CORA (Trabzon) – Siz de endişe etmeyin, rahat olun.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bu adamın başına bir şey gelir diye mi endişe ediyorsunuz? Neden endişe ediyorsunuz sayın milletvekilleri?

Bakın, tuhaf gelişmeler oluyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Her şey güzel olacak, rahat ol.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Egemen Bağış, hani şu “Bakara makara” diye “tweet”ler atan vardı ya eski Bakan, aniden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı oluverdi. Neden diye bir sordunuz mu? Bu adam zaten Amerikan vatandaşı, Amerikan vatandaşı. Amerika’nın yeminli tercümanıydı milletvekili olmadan önce; bunu, hepiniz biliyorsunuz.

Peki, şimdi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sevdası nereden çıktı? Şöyle düşünsek acaba çok mu şüpheci dersiniz bize? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti INTERPOL’ün üyesi değil.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – INTERPOL ağında değil, doğru.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Evet, INTERPOL’den bir tutuklama kararı çıksa yarın bir gün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı bundan etkilenmeyecek. Böyle mi düşünelim, doğru mudur bu? Bu soruya da cevap istiyorum ben.

Egemen Bağış izin aldı mı bir başka ülke vatandaşlığına geçerken? Bu konuda sizin bilginiz var mıydı, bizim gibi basından mı okudunuz Sayın Bozdağ, basından okuduysanız benim düşündüklerimi düşündünüz mü? “Ne kurnaz arkadaşmış.” dediniz mi demediniz mi? Ben bu soruların cevabını bekliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Tanju Bey, çok kötü niyetlisiniz, çok art niyetli düşünüyorsunuz(!)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

66’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.           

      Filiz Kerestecioğlu Demir         Mahmut Toğrul               Dirayet Taşdemir

                  İstanbul                        Gaziantep                                 Ağrı

           Meral Danış Beştaş               Feleknas Uca

                   Adana                         Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Gerekçeyi okutalım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

66’ncı ve 67’nci maddeler ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na eklemeler yapılmış ve sigorta şirketlerinin kefalet sigortalarının da teminat mektubu gibi işlem görmesi amaçlanmıştır. Fakat sigorta şirketleri açısından yeni bir fonksiyon olması ve sermayelerinin son derece kısıtlı olması nedeniyle bu şirketlerin Türkiye'de kefalet vermeye başladıklarında bu kefaletlerin karşılığını nasıl oluşturacakları konusuna komisyon görüşmelerinde açıklık getirilememiştir. 2017 yılında Kredi Garanti Fonu'nun devreye sokulmasıyla birlikte bu düzenleme ele alındığında iktisadi açıdan genişlemeci politikaların orta vadede makroekonomik olumsuz sonuçlar doğuracağı bilinmektedir. Dolayısıyla örneğin Kanal İstanbul gibi büyük projelere teminat bulunamadığı gibi güncel konularla birlikte bu madde değerlendirildiğinde ekonomiye başta enflasyon olmak üzere pek çok olumsuz etkisinin olacağı düşünülmektedir. Bu kaygılar dile getirilmesine ve kurulan yeni sisteme dair detaylı bilgi talebine karşın Hükûmetten aydınlatıcı bir bilgi gelmemiştir. Böylesi büyük bir düzenlemeyle sigorta şirketlerine hem de üstelik kamu ihalelerinde bu yetkinin verilmesi ayrıca kendiliğinden potansiyel riskin kamu tarafından üstleniliyor olması kırılgan bir yapıya sahip Türkiye ekonomisi için risk taşıması bakımından maddenin tasarıdan çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 66’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Zekeriya Temizel             Bihlun Tamaylıgil                Lale Karabıyık

                    İzmir                           İstanbul                                 Bursa

             Utku Çakırözer                Kadim Durmaz                         Musa Çam

                 Eskişehir                          Tokat                                   İzmir

             Bülent Kuşoğlu

                   Ankara

MADDE 66 - 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 4 üncü maddesine "Çerçeve anlaşma” tanımından sonra gelmek üzere aşağıdaki "Teminat mektubu” tanımı ilave edilmiştir.

"Teminat mektubu: Bankalar tarafından verilen teminat mektupları ile Türkiye'de yerleşik sigorta şirketleri tarafından kefalet sigortası kapsamında düzenlenen kefalet senetlerini, "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kefalet sigortası ve kefalet sigortasının kullanım alanının genişletilmesini içeren bir hukuki düzenlemeyle karşı karşıyayız. Kefalet sigortası nedir? Yani bir düzenleme yapacağız, adında kefalet var da, bu kefaletle neyi sigortalayacağız, onu sorgulayacağımız bir madde.

Şimdi ihalelere giriliyor. İhalelere girerken de ihalelerin kimlerle, ihale yönteminin nasıl, kimlere, nasıl verildiğini hiç sorgulamayacağım, zaman az. Ama ihalelere girerken bir teminat mektubu talep edilir şirketlerden. Bu teminat mektupları gayri nakdî kredidir yani krediler nakdî ve gayri nakdi olur, teminat mektupları da gayri nakdi kredilerdir. Şimdi, Bankalar Birliğinin Başkanı dedi ki: “Artık bıçak kemiğe dayandı, boğazımıza kadar geldi kredi tahsis edemiyoruz.” Baktığınızda, mevduat kredi oranı olarak da yüzde 150 rakamına geldik yani 100 liralık mevduata 150 lira kredi veriyoruz, bu kredilerle de ortaya çıkan açığı bir yerde finanse etme zorunluluğu var. Şimdi “Gayri nakdî kredilere o yüzden bir nefes aldıralım, kefalet sigortasını getirelim.” Kefalet sigortası bu yani yeni bir ihalede yeni bir teminat verme arayışıyla çıktı. Peki, bu arayış sadece bu rahatlama nedendir, ne oluyor bu ülkede de bu tür arayışlar var? Son bir yıla bakın, son bir yıl içerisinde yeni cari açık rakamları ortaya çıktı, 30 küsur milyar dolar, onun yanında 211 milyar dolarlık bir net borç açığı var reel sektörün ve bunun yanında da 70 milyar dolara yakın Türkiye’nin bir yıllık ödemesi var, kısa vadeli ödemesi var.

Şimdi, son bir yıla bakıyoruz; son bir yıl içinde doğrudan sermaye yatırımı yüzde 18 küsur azaldı. Bunun içinde de, azalmada yüzde 40’lık bir gayrimenkul alım artışı olmasa… Zaten tasfiyelerle beraber yatırım amaçlı hiçbir doğrudan sermaye gelmiyor; Türkiye’ye gelen sermayenin yüzde 77’si de yüksek faizden faydalanıp bizim ödediğimiz, vatandaşımızın ödediği vergilerden kaynağı yaratılan faize talip olarak geliyor.

Türkiye’nin uzun vadeli borçlanma imkânı eksiye düştü; artık sadece ve sadece kısa vadeli borç veriliyor ve dediğim gibi, bonoya, tahvile, borsaya kısa dönemde para kazanma amacıyla gelen bir nakit var.

Türkiye’de şu anda, baktığımızda, risk faktörleri çok yüksek. 2013’te 5 kırılgan ülke vardı; 4’ü değişti, bir Türkiye kaldı. Yine Türkiye olarak, kırılgan ekonomi olarak dünya listelerindeyiz. Bütün bunları söylediğimizde… “Bir an önce tedbir alınması gerekir.” dedik ama ne yapıldı?

Şimdi, Merkez Bankası -geçenlerde de anlattım, ihracata karşı bir reeskont kredisi kullanılır- ihracatçının gelirine rağmen sabit kur uygulamasını getirdi. O yetmedi, şimdi vadeli -yani, o da bir sigorta sistemi getirdi- ihaleyle açarak sabit bir kur üzerinden yine bir kaynak yaratacak ama bu tür önlemler dönem dönem bu ülkede uygulandı. Bakın, size hatırlatayım: 1993 yılı biterken -1994’te seçimler vardı- yine Merkez Bankası “Bu tür önlemler alıyoruz.” diye önlemler aldı ve ondan sonra kur artışı… Yani, yapılması gereken yapısal önlemler ve kararlı adımlar yerine geçici tedbirler alındı ve arkasından büyük bir kriz. 2001 yılına geldiğimizde Merkez Bankası o ara kendisi için özel tertip -öyle bir zarar çıktı ki- tahvil talep etti Hazineden; 18 küsur milyarlık yine bizim, hepimizin yüklendiği zararlar oluştu. O yüzden, yine uyarmak bizim en önemli görevimiz çünkü Türkiye'ye dışarıdan gelen baskı, yurt dışında yaşanan rekabet ve büyük merkez bankalarının daralma tercihleri işimizi zorlaştırıyor, önümüzde kritik bir dönem var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - Böyle kısa vadeli, akut durumlarda ortaya çıkacak çözümler yerine Türkiye'nin geleceğini kurtaracak kararlı adımlar atmak gerekiyor. Yoksa tarih tekerrür eder, tekerrür eden tarih de acı faturalar ödetir. Bunu uyarmak bizim görevimizdir. Ben inşallah bunları dikkate alırsınız diye ümit ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tamaylıgil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

67’nci madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 67’nci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir      Meral Danış Beştaş               Mahmut Toğrul

                  İstanbul                          Adana                              Gaziantep

               Feleknas Uca                Dirayet Taşdemir                Ahmet Yıldırım

                Diyarbakır                          Ağrı                                     Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son bir yıldır ekonominin vermiş olduğu açıklar ve ekonomideki kötü gidişat üzerine ha bire torba yasalar ve ek bütçelerle durumu kurtarmaya çalışıyoruz. Şüphesiz, ekonomik sıkışmışlığı aşmak için özellikle yoksul halk kesimlerinin durumunu, bu yoksulluk halini, zorda olma hâlini gidermek için alınacak tedbirler önemlidir. Bunun için eğer siz varsıllar ile yoksullar arasında bir denge gözetmiyor, onlardan toplayacağınız vergiler arasında bir dengeyi önünüze koymuyor, çıkan faturada en az pay sahibi olan yoksulların üzerine daha fazla yeni vergi yükleri bindirerek aşmaya çalışıyorsanız böyle bir değişikliğin, böyle bir yasal düzenlemenin vicdani, ahlaki ve hakikat ölçüsü zayıftır. Elbette ki bu ülkede bu ekonomik gidişatı düzeltebilmek insanların satın alım gücünü ve bununla birlikte mutluluğunu ve huzurunu yükseltebilmek önemlidir. Ancak bu kadar etrafından dolanarak o kadar yoksul halkı mal kaybına, can kaybına uğratacak güvenlikçi politikalar üzerinden bunu sağlamaya çalışmanın faturası her açıdan bu ülkeye fazladır. Sağır sultan da iyi biliyor ki bu ekonomik gidişatın kötü olmasının yegâne sebebi vardır; o da son iki-iki buçuk yıldır ülkenin içerisine girmiş olduğu şiddet sarmalı ve bu şiddet sarmalına karşı geliştiren aşırı güvenlikçi politikalardır.

Bakın, değerli milletvekilleri, bugün Plan ve Bütçe Komisyonunda 2018 merkezî yönetim bütçesi üzerine İçişleri Bakanı kendi Bakanlığının bütçesini sundu ve sunuş konuşmasında tümüyle canlar üzerine, ölümler üzerine, ölüm skorları üzerine, tutuklamalar ve gözaltı sayıları üzerine bir bütçe sunuşu üzerinden başarı öyküsü çizmeye çalıştı. Her kim ki bir Hükûmetin başarısını ölümlerin, gözaltıların, işten atmaların, siyasi soykırım operasyonlarının üzerine kurmaya başlamışsa artık çıkışı olmayan bir tünelin içerisine girdiğini, eğer ona akıl telkin eden birileri yoksa ve geri dönüşünü sağlayamıyorsa o Hükûmetle birlikte ülkenin gidişatının çok kötü olacağı apaçık ortadadır.

Düşünün, bu ülkede en fazla yatırımın olduğu bakanlıklardan biri, Sayın Başbakan Yardımcımızın da uzun süre bakanlığını yaptığı Adalet Bakanlığı ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüdür. Bu ülkenin yeterince hapishanesi bulunmasına rağmen, hâlâ en fazla yatırım harcamalarının yeni cezaevlerine yapılıyor olması, bu ülkenin demokrasi karnesi açısından oldukça önemli bir problemdir. Bu ülkenin daha fazla cezaevine, bu ülkenin daha fazla suç üreten bir siyasi ve idari atmosfere değil, bu ülkenin daha fazla barışçıl politikalara ve o ülkeyi oluşturan insanların devletine, ülkesine aidiyet ve sahiplenme duygusunu artırdığı bir atmosfere ihtiyacı vardır. Bugün Hükûmetin önündeki en büyük problem bu ülkeyi oluşturan etnik, dinsel, inançsal, kültürel, mezhepsel farlılıklarıyla birlikte bu farklı kimliklerin birbirine duyduğu hoşgörüdür. Bu ülkede son iki-iki buçuk yılda kaybedilen budur. Bununla birlikte can kaybettik, bununla birlikte mal kaybettik, bununla birlikte ekonomiyi kaybettik, bununla birlikte yoksulluğu artırdık, bununla birlikte kardeşliği, hoşgörüyü, kadirşinaslığı kaybettik biz ve bütün bunların bileşkesi olarak daha fazla faturası yoksul halk kesimlerine kesilen sıkı ekonomi politikalarına evrildik.

Bu ülkede 2018 merkezî yönetim bütçesinin yüzde 80’ine yakını vergilerden gelmekte, vergiyi zenginler ödememekte, hatta zenginlerin var olan borçları silinmekte ama yoksula daha fazla yük bindirilen, işte, bu gibi düzenlemelerle işi toparlamaya çalışmaktayız ki bunlar nafile cabalardır. Bunun reçetesi çok kolaydır; hem canımızı hem kardeşliğimizi hem de birliğimizi güçlendirecek olan barışçıl politikaları öncelemektir. Bakın, biz -100 binin üzerinde kişiyi işinden ederek- bir örgütsel gerçekliği ifade etmeye çalışıyoruz, ki, kimse… Kalkıp 100 bin, 200 bin sayılarıyla suçlu üzerinden bir örgüt oluşturamazsınız. Bunun adı örgütsel ve siyasi bir suç gerçekliği değil, bunun bir sosyolojik arka planı vardır. Sosyolojik değerlendirmelerle bu sorunu daha rahat aşabileceğimizi düşünüyor, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 67’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Musa Çam                              Bülent Kuşoğlu                       Kadim Durmaz

        İzmir                                       Ankara                                       Tokat

Bihlun Tamaylıgil                       Zekeriya Temizel                     Utku Çakırözer

      İstanbul                                      İzmir                                     Eskişehir

  Lale Karabıyık

        Bursa

MADDE 67- 4734 sayılı Kanunun 34’üncü maddesinin birinci fıkrasında bulunan (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b) Teminat mektupları.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu madde metninin daha iyi anlaşılması için bu değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

68’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere, üç önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 68’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                     Emin Haluk Ayhan     İsmail Faruk Aksu

                  Konya                                   Denizli                         İstanbul

         Fahrettin Oğuz Tor               Saffet Sancaklı Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

            Kahramanmaraş                      Kocaeli                                Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Filiz Kerestecioğlu                 Demir Mahmut Toğrul    Dirayet Taşdemir

                İstanbul                                Gaziantep                             Ağrı

             Feleknas Uca                       Meral Danış Beştaş       Ertuğrul Kürkcü

               Diyarbakır                                 Adana                              İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Tasarı’nın 68’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Tasarının 68’inci maddesi, 4734 sayılı Kamu İhale Yasası’nın ek 8’inci maddesinin birinci fıkrasına bir cümle eklemektedir. Eklenen cümlenin ne anlama geldiğine değinmeden önce, ilgili olması bakımından Kamu İhale Yasası’nın 62’nci maddesinin açıklanmasında fayda vardır. Kamu İhale Yasası’nın 62’nci maddesi, kanun kapsamındaki idarelerce mal ve hizmet alımları ile yapım işleri için ihaleye çıkılmadan önce uyulması gereken kuralları düzenlemektedir. Konumuzla doğrudan ilgili olan maddenin (e) bendi ise idarenin Kamu İhale Kanunu’nda tanımlanan hizmetlerden personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında uyulması zorunlu kuralları tasarıyla cümle eklenen ek 8’inci madde uygun görüş alınması ve görevlilerin sorumluluklarını düzenlemektedir. Ek 8’inci madde hükmü, özet olarak, 62’nci maddenin (1)’inci fıkrası (e) bendi kapsamında, personel çalıştırılmasına dair ihaleye çıkılmadan önce, kamu kurumunun ilgisine göre, Maliye Bakanlığından, Hazine Müsteşarlığından, Özelleştirme İdaresi Başkanlığından uygun görüş alınmasını zorunlu kılmaktadır. İstisnalar hariç, bu mercilerden uygun görüş alınmadan ihaleye çıkılmamaktadır. Bu tasarıyla 1’inci fıkraya eklenen cümleyle uygun görüşün içeriği daha bir belirgin hâle getirilmekte, çalıştırılacak olan personelin sayısı, ücret ve diğer mali haklara ilişkin tavanların belirlenmesi, aynı nitelikteki hizmetlerde idareler arasındaki ücret farklılıklarının ortadan kaldırılması mümkün olacaktır. Kısaca, taşeron firmaların çalıştıracağı personel sayısı, ücret tavanları düzenlenmektedir diyebiliriz.

Günümüzde taşeronda çalışanlara kadro verilmesi çalışmalarının sonuna gelindiği, yılbaşına kadar tasarının Meclise sunulacağı açıklanmış ise de bu düzenlemenin 1/1/2018 tarihinde yürürlüğe gireceği dikkate alındığında, taşeronda çalışan kardeşlerimize 2018 yılında da kadro verilemeyeceği sonucuna götürmektedir bu düzenleme bizi, inşallah yanılırım diyorum.

Taşeronda çalışanlara 2018 yılına girmeden önce kadro verilemeyecekse veya önümüzdeki seçime kadar verilemeyecekse, 2018 yılında da oyalanacaksa, şunu söylemek istiyorum: Taşeronda çalışanlara 2018 yılında da kadro verilemeyecek ise tekrar, lütfen açıklayınız verilemeyeceğini; insanları güvendirmeyiniz, insanları oyalamayınız.

Değerli milletvekilleri, zaman içinde uygulamadan kaynaklanan problemler, gelişen teknolojiler zorunlu olarak yasalarda da değişikliklere sebep olmaktadır. Ancak, Kamu İhale Yasası gibi çok önemli bir yasada çok sayıda değişiklik yapılması, çok ciddi iddialara sebep olmuş, vatandaşın güvenini sarsmıştır. 2012’ye kadar yürürlükte olan 2886 sayılı Yasa’nın ciddi problemlere yol açtığı, yolsuzluklara sebep olduğu şeklindeki tartışmalar ve bu ve birçok sebeple kanayan bu yaraya parmak basılmış ve 2002 yılında şeffaflığı, katılımcılığı önde tutan, yolsuzluk yapılmasını önleyici, zorlaştırıcı birçok mekanizmayı içinde barındıran 4734 sayılı Yasa çıkarılmıştır.

Bugün gelinen noktada tekrar başa dönüldüğü, kamu ihale düzeninin laçkalaştırıldığı, keyfîleştirildiği, şeffaflığın bozulduğu, uluslararası standartlardan uzaklaştırıldığı şeklinde ciddi tartışmalar yapılmaktadır. Keyfîlik, rüşvet, yolsuzluk, eş dost ve akraba kayırmayı önlemek amacıyla kurulan barikatların çoğunun kaldırıldığı, haksız kazanç kapılarının yeniden açıldığı, kamu yararına olmayan birçok değişiklik yapıldığı şeklinde ciddi iddialar ülkemizin gündeminden düşmemektedir. Bu iddiaların hiçbiri gerçek olmasa dahi, hayati önemi haiz bu yasanın birçok defa değiştirilmesi yolsuzluk, adam kayırma, adrese teslim ihale iddialarını gündemden düşürmeyecektir.

Değerli milletvekilleri; personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında, çalışacak personelin tespitinde AKP’den referans temin etmeyenlerin işe alınmadığı şeklinde çok ciddi iddialar vardır, uygulama da bunu doğrular mahiyettedir. Bunlar doğru şeyler değildir. Bu uygulama istifade edenler bakımından bir memnuniyet yaratabilir ama toplumsal barışa hizmet etmez, etmemiştir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tor.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle taşeron işçilerin ücretlerine yönelik tavan fiyat belirleme yetkisi Maliye Bakanına verilmiştir. Taşeron işçilerin istihdamı yaygın ve genel bir kural hâline getirilmişken Hükûmet adına açıklama yapan yetkililerin her defasında taşeron işçi sorununu çözeceklerine dair açıklamaları artık seçim vaadi olmaktan öteye gidemiyorken bu düzenleme toplum açısından kangren olmuş taşeron işçilik sorununun çözümünü yeniden bir başka bahara bırakmaktadır. Sorundan bağımsız yalnızca bu madde üzerinden ele alındığında ise bu yetkinin bütçe açığının kapatılmaya çalışıldığı bir dönemde bakanın ücretleri görece daha iyi olan kimi taşeron işçilerin ücretlerini, bakanın ifadesiyle, asgari ücret seviyesine kadar düşürme riski barındırması nedeniyle maddenin tasarıdan çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 68’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

     Musa Çam                              Bülent Kuşoğlu                       Kadim Durmaz

        İzmir                                       Ankara                                       Tokat

Bihlun Tamaylıgil                       Zekeriya Temizel                     Utku Çakırözer

      İstanbul                                      İzmir                                     Eskişehir

  Lale Karabıyık                                    

        Bursa                                          

MADDE 68- 4734 sayılı Kanunun ek 8 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Uygun görüş, bu kapsamda çalıştırılacak personel sayısı ile idareler, hizmet türleri, işin yapıldığı yer gibi ücret düzeyini etkileyen unsurlardan biri, birkaçı veya tamamı dikkate alınarak ihale dokümanında belirlenecek ücret ve benzeri mali ödemelere ilişkin tavanların tespitini de kapsar. Ancak bu yetki ücretleri baskılama, kontrol altına alma ve dondurma aracı olarak kullanılamaz. Söz konusu yetki; işin içeriği, iş ortamı, çalışılan mahal, yöre vb. unsurlar da dikkate alınarak kullanılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyoruz.

Gerekçe:

1/1/2018 tarihinden sonra yürürlüğe girecek olan yukarıda belirtilen kanun maddesi düzenlemesinin yapılmasını öneren bir Hükûmetin, 1/1/2018 tarihine kadar taşeron işçilerle ilgili sorunları kalıcı bir şekilde çözecek kanun tasarısını TBMM'de yasalaştıracağı iddiasında bulunmasını hayretle karşılamaktayız.

Tasarının 68'nci maddesi, 4734 sayılı Kamu İhaleleri Kanunu kapsamında yapılan personel çalıştırılmasına yönelik hizmet alımları kapsamında çalıştırılacak olan personel sayısı ile ücret ve diğer mali haklara ilişkin tavanların belirlenmesiyle ilgili düzenlemeleri kapsamaktadır

4734 sayılı Kamu İhaleleri Kanunu kapsamında yapılan personel çalıştırılmasına yönelik hizmet alımları kapsamında çalıştırılacak olan personel sayısı ile ücret ve diğer mali haklara ilişkin tavanların belirlenmesine ilişkin olarak anılan Kanunun ek 8’inci maddesinde değişiklik yapan tasarının 68'inci maddesinin gerekçesinde "Madde ile, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun ek 8’inci maddesine göre uygun görüş vermenin amacına uygun olarak personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımları kapsamında gördürülen işlerin bütçe ödenekleri ile uyumlu bir şekilde yürütülebilmesini temin etmek üzere, çalıştırılacak olan personel sayısı ile ücret ve diğer mali haklara ilişkin tavanların belirlenmesi, ayrıca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında aynı nitelikteki hizmetlerde idareler arasındaki ücret farklılıklarının ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.” açıklaması yer almaktadır.

Mevcut 4734 sayılı Kanun'un ek 8'inci maddesinde 62'nci madde kapsamında hizmet alımı suretiyle personel çalıştırılmasında sayılar yönünden Maliye Bakanlığından uygun görüş alma uygulamasının yanı sıra, Maliye Bakanına bu kapsamda sayılara ilave olarak hizmet türleri, işin yapıldığı yer gibi ücret ve diğer mali ödemelerin tavanını da saptayıcı yönde yetki verilmektedir.

Söz konusu yetkinin; işin içeriği, iş ortamı, çalışılan mahal, yöre vb. unsurlar da dikkate alınarak ücretleri baskılama, kontrol altına alma ve dondurma aracı olarak kullanılmaması gerekir.

Bu nedenle söz konusu önerge verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

69’uncu madde üzerinde üç önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 69’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı                       Emin Haluk Ayhan               Fahrettin Oğuz Tor

        Konya                                      Denizli                           Kahramanmaraş

  Saffet Sancaklı                            Kamil Aydın     Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

       Kocaeli                                    Erzurum                                      Hatay

                                               İsmail Faruk Aksu

                                                      İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Filiz Kerestecioğlu Demir              Mahmut Toğrul                    Dirayet Taşdemir

      İstanbul                                   Gaziantep                                      Ağrı

Meral Danış Beştaş                          Erdal Ataş                            Feleknas Uca

        Adana                                     İstanbul                                 Diyarbakır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Musa Çam                                Ceyhun İrgil                        Utku Çakırözer

        İzmir                                        Bursa                                     Eskişehir

  Lale Karabıyık                           Kadim Durmaz                    Zekeriya Temizel

        Bursa                                        Tokat                                        İzmir

  Bülent Kuşoğlu                         Bihlun Tamaylıgil

       Ankara                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerde ilk konuşmacı Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 69’uncu maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge hakkında konuşmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi gecenin bu saatinde saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasa olarak en sistematik tanımına baktığımızda, en kapsayıcı tanımına baktığımızda “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” olarak tanımlıyoruz. Burada özellikle hukuk üzerine vurgu yaparak sözlerime başlamak istiyorum çünkü söz konusu meseleler biraz da hukuku ilgilendiren meseleler.

Efendim, bir ilave maddeyi görüşüyoruz. Bu, özellikle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ve özel okullarda öğrenim gören öğrencilere ücretsiz dağıtılan ders ve çalışma kitapları ile öğretmenlere ücretsiz dağıtılan kılavuz kitaplara ilişkin mal ve hizmet alımının gerçekleştirilmesiyle ilgili bir kanun maddesi. Önce ek madde olarak önerilmiş, daha sonra geçici maddeye dönüştürülmüş ve 2019 yılına kadar uzatılmış bir maddeyle ilgili konuşuyoruz.

Tabii, bu neyle ilgili? Bugüne kadar çok da kabul gören, toplumun bütün kesimleri tarafından desteklenen bir uygulamanın bugün sekteye uğratılmasıyla ilgili birazcık. 2004 yılından beri yani son on dört yıldır uygulanan bir uygulamayla Millî Eğitime bağlı okullarda gerek öğrencilerin ders kitabı noktasında -ta 12’nci sınıfa kadar- gerekse öğretmenlerin yardımcı kitapları noktasında bir kitap desteği sağlanıyordu. Bu nasıl bir süreçti? Tabii, bu sektör özellikle kitap basımıyla ilgilenen birtakım sektörel şahısları da kuruluşları da kurumları da ilgilendirmektedir yani kısacası, bu sektörden binlerce insan ekmek yemektedir.

Sistem nasıldı? Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının talimatıyla bir önceki eğitim öğretim yılı içerisinde yani ocak ayında sanıyorum ilana çıkılır, çağrı yapılır, örnek kitaplar hazırlanır, onlar nisan ayında dergide yayımlanır, bir şekilde görücüye çıkar misali bakılır; daha sonra beğenilirse yazın, eylül ayında da basılmak üzere çeşitli yayın evlerinden -örneklerden sonra- basım istenir ve öğrenciler poşetin içerisinde eğitim öğretim başladığında masasında görürdü. Şimdi, bunların ihalesiyle ilgili garip bir uygulamaya gidiliyor. Sanki, tabii, böyle bir, hani, şüphe esas kılınmış gibi, şu ana kadar kılı kırk yararak yapılmamış da şimdi birazcık düzenli yapılmaya çalışılıyor gibi bir çağrışım söz konusu.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, burada bir hakkaniyet ihlali söz konusu. Yani istediğine ver, teklif usulü ver. Bu, tekelleşmeyi sağladığı gibi, gerçekten, biraz önce Türkiye Cumhuriyeti devletini anayasal çerçeve içerisinde tanımladığımız ilkelere de aykırılık içermektedir. Biz hukuk devletiyiz. Gerçekten, burada, ekmeğiyle oynayacağımız bir sürü mağdur insan söz konusu. Bir de hâlihazırda bu insanlara Talim ve Terbiye Kurulu demiş ki: “Örnek kitaplarınızı basın, getirin, hazırlanın, biz bunu karma bir değerlendirmeye tabi tutup, bir şekilde, herkesi mağdur etmeden, bir alım söz konusu olacak.” 1 milyon TL civarında şu anda kayıp bir paradan bahsediyor konuyla ilgili kesimler ve inanın, kendi yani sektörden gelen şikâyetler konusunda ben bunu size arz etmeye çalışıyorum. Hani, art niyetli, ön yargılı bir açıklama olsa diyeceğim ki evet, siyasi bir polemiğe mevzu etmek için gönderilmiş bir mesaj ama aynen söylenen şu: “Yani şu ana kadar gayet iyi uygulanan bir sistemdi, ne oldu da… Özellikle sanki adrese teslim bir ihale zihinlerimizde varmış gibi, birilerini daha çok eşit yapmak, daha çok zenginleştirmek adına yapılan bir atılım mıdır?” diye bu soruları bize yöneltiyorlar. Bu bağlamda, zaten kendimiz de bir şerh düşerek buna itiraz ettiğimizi söyledik. Özellikle, bu gayrihukuki düzenlemenin, ekonomik dağılım noktasında da gerçekten eşitlik ilkesine aykırı bu düzenlemenin düzeltilmesi için gereğini arz ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hocam, çok naziksiniz, açıkça söyleyin işte, yandaş yayınevleri için yapıyorlar.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Arif olan anladı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – 160 milyon kitap basımını bir yere vermeye çalışıyorlar işte.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Erdal Ataş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yanlış yürütülen siyasetler ister istemez ekonomiye de yansıyor ve bugün de devamını sürdürmüş olduğumuz bu torba yasada her yönüyle vergiler, yeni ekonomik politikalar, alanların, meraların, köylerin satışı üzerinden bu krizin yükü yine halkın, kamunun kaynaklarından çıkarılmaya çalışılıyor. Engellilerden tutalım da tütüne, yeni borçlanmalardan tutalım da diğer bütün şeylere kadar onlarca değişik mesele var. Ama bunların hepsi, dediğim gibi, bu ülkede sürdürülen yanlış politikalar, çatışmalı kültürler, geçmişle hesaplaşmamadan kaynaklı ileri gelen sorunlardır.

Ben de bugün, işte, akşamın bu saatinde, doğup büyüdüğüm Dersim ilinin seksen yıldır kanayan bir yarasından bahsetmek istiyorum. Çünkü bu tür yaralar aslında bu ülkedeki bütün bu ekonomik istikrarsızlığın da temellerinden bir tanesi olmuş oluyor. Yani bugün, 15 Kasım 1937 de, seksen yıl önce Dersim ileri gelenlerinin idam edildiği, yüz binlerce insanın dilleri, inançları, talepleri gerekçe yapılarak hedef alındığı beş yıllık bir sürecin parçası olarak tarihe geçmiş oldu. Beş yıl boyunca büyük bir katliam, sürgün, yıkım süreci işletilerek önemli tahribatlar yaratıldı. 1934’te başlatılan Islahat Programı sonrasında Tunceli kanunu, işte, 4 Mayıstaki Bakanlar Kurulu kararı ve benzerleriyle birlikte başlayan askerî harekâtta, 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza -75 yaşında- oğlu -17 yaşında- ve 5 arkadaşıyla birlikte idam ediliyor. Bu operasyon 1939’lara kadar sürüyor. Resmî rakamlara göre, 15 bine yakın insan yaşamını yitiriyor. 100 binden fazla insan sürgün, yerlerinden, inanç yerlerinden, yaşadıkları ekonomik alanlardan, yurtlarından ediliyor. On binlerce kayıp. Yine, büyük bir ekonomik yıkım. Aynı şekilde, il, ilçe, köy ve insanların isimlerinin değiştirilmesi, inanç ve dillerine yönelik getirilen yasak ve asimilasyonla büyük bir tahribat, büyük bir yıkım gerçekleştirildi. Maalesef bu yasakçı fikriyat hâlâ devam ediyor, hâlâ bu coğrafyanın dilleri, inançları yasaklı, doğasına büyük bir saldırı… Muhalif kimliğiyle mücadele yürüten insanlara yönelik de büyük baskılar söz konusu. Doğaları yakılıyor, barajlar yapılıyor, büyük baskılar, tutuklamalar söz konusu, inançları ve dilleri de yasaklı durumda.

Yaralarının sarılması için yöre halkının talebi, elbette ki on yıllardır dile getiriliyor, Hükûmet yetkilileri ve bütün bu ülkeyi yönetenler de biliyor bunları ama maalesef bugüne kadar herhangi bir adım atılmış değil, sadece bazı sözlerin dile getirilmesi dışında, göstermelik özürler dışında herhangi bir şey çözüme ulaştırılmamış durumda.

Öncelikle yöre halkının talebi şudur: Bu politikaların yani dillerine, inançlarına yönelik yapılan bu ayrımcı, tekçi politikaların tümünün iptal edilmesini, doğasına yönelik yapılan baraj ve benzeri saldırıların da ortadan kaldırılmasını istiyor.

İkincisi, 1937-1938 katliamında Seyit Rıza ve 6 kişinin mezarları hâlâ ailelerine verilmiş değil, yargılanan 58 kişiden de 51’inin akıbeti belli değil yani bir an önce bu insanların mezarlarının, varsa kişisel eşyalarının ailelerine devredilmesi gerekiyor, verilmesi gerekiyor.

İl, ilçe, köy isimlerinin iade edilmesi gerekiyor. 51 kişi de dâhil olmak üzere sürgün edilen on binlerce insanın akıbetinin açıklanarak, bunların mağduriyetlerinin de giderilmesi gerekiyor.

Yine aynı şekilde, yasaklı olan, şu an hâlâ kapalı olan arşivlerin kamuoyuna açılması gerekiyor.

Kayıp çocuklara yönelik -o dönem katledilen ailelerin çocukları da şehirlere gönderilmişti- bunlara ilişkin de devletin bir açıklama yaparak bu ailelerden resmî olarak özür dilemesi ve bütün bu sorunların da çözümü üzerine çalışma yürütmesi gerekiyor. Eğer yaraları sarabilirsek, yani geçmişimizle yüzleşebilirsek, bu coğrafyada yaşanılan bütün o çatışmalı süreçleri sona erdirebilirsek hem toplumsal barışı sağlamış olacağız hem de ekonomik ve psikolojik yıkımların en azından bir bölümünü tamir etmiş olacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ataş.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki 69’uncu madde, torba yasaya Plan Bütçe Komisyonundaki son gün görüşmelerinde iktidar partisi tarafından verilen bir önergeyle eklendi. Bu maddeyle, Bakanlığa bağlı resmî ve özel okullarda öğrenim gören öğrencilere ücretsiz olarak dağıtılacak olan ders kitabı, öğrenci çalışma kitabı ve ilgili öğretmenlere ücretsiz dağıtılacak kılavuz kitaplarının temini için Kamu İhale Kanunu’nun 20’nci maddesinde bir düzenlemeye gidiliyor, öncelikle bunu bilmeniz gerekli. Komisyonda muhalefetin ısrarı ve itirazlarıyla geçici madde hâline getirilen düzenleme Meclisten geçerse 31 Aralık 2019’a kadar geçerli olacak.

Peki, ne getirilmek isteniyor bu maddeyle? Bu düzenlemeyle, Millî Eğitim Bakanlığı, kitaplarının ihalesi için başvuranları bir ön yeterlilik değerlendirmesinden geçirerek eleyecek, Bakanlığa davet ettikleri ihaleye girecekler. Normalde ihalenin iptalini gerektiren teklif verenlerin 3’ten az olması durumunda ise Bakanlıkça ön yeterliliği tespit edilmiş olanlar ihaleyle sonuçlandıracak. Mali disiplini bozan, Kamu İhale Kanunu’nda delik açacak bu değişikliği Maliye Bakanlığının onaylaması gerçekten anlaşılır gibi değil. Maliyenin bu soruyu yanıtlaması gerek. Çünkü bu, Maliyenin dışına çıkartılan bir madde.

Peki, bu düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu? Millî Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz Komisyondaki görüşmeler sırasında, gelecek yıl içerik nedeniyle değiştirilmesi gereken, kitapların ihalesini daha kısa sürede tamamlamak istediklerini, sorun ve hatadan kaynaklı kitapların da yeniden basılması gerektiğini belirtti. Hatta “Her gün yeni bir kitapta sorun çıkıyor, bu yüzden.” dedi. Anlaşılan o ki Bakanlık yeterince hazırlık yapmadığı bir müfredat değişikliğinin ve liyakatsiz insanların kararıyla basılan ve yanlışlıklarla dolu ders kitaplarının tekrar basımı ve dağıtımının sağlanması için çaba harcıyor. Anlaşılan o ki çeşidi ve sayısı hakkında farklı açıklamalar yaparak oluşan kamu zararını açıklamaktan kaçınan Millî Eğitim Bakanlığı, çöpe giden kitapların yeniden basımı için keyfî bir kanun çıkarmak istiyor. Bu konuda kamuoyuna açıklanması gereken ve yanıtlamanız gereken sorular var.

2017-2018 öğretim yılı için Millî Eğitim Bakanlığı tarafından basım izni çıkmış kaç çeşit kitap vardır? Basılan toplam kitap sayısı nedir? Şu ana kadar kaç kitapta sorun tespit edilmiştir? Kitapların yeniden basılmasını gerektiren sorun ve hatalar nelerdir? Yeniden basımı yapılacak kitap çeşidi ve sayısı nedir? Sorun ve hata barındırdığı için yeniden basılması gereken ve bu sebeple çöpe atılan kitap sayısı nedir? 2019’a kadar, 518 çeşit olmak üzere, 165 milyon adet kitap çöpe mi atılacaktır? Son iki yıldır Bakanlık hangi yayınevlerine kitap bastırmıştır, isimleri nelerdir? Çöpe atılan kitaplar nedeniyle ortaya çıkan kamu zararı ne kadardır? Millî Eğitim Bakanlığında ortaya çıkan bu kamu zararının sorumluları kimlerdir? Kamu zararına neden olan sorumlular hakkında bir işlem yapılacak mıdır? Sorun ve hatalar nedeniyle yeniden basılacak kitaplar için öngörülen maliyet nedir? Açık ihale usulü ve rekabet ortamının yitirilmesi anlamına gelen bu düzenlemeyle, önceden belirlenmiş, ayrıcalık tanınmış veya yandaş yayınevlerinin milyonlarca liralık ihaleleri almasına Bakanlığınız imkân vermiş olmayacak mıdır? Ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde, yayınevleriyle, kendisi veya akrabası, gizli veya açık ortaklığı olan mevki ve makam sahibi kişi ve kişiler var mıdır?

Önce siz bu sorulara yanıt verin, önce eğitimin itibarını yerle bir etmenizin hesabını verin, önce siz yarattığınız kamu zararını açıklayın, sonra milyonluk ihaleler için düzenleme isteyin.

Bu nedenle, biz, bu maddenin geçmesine kesinlikle karşıyız. Eğer vicdanı olan ve biraz da kamu mali disiplinini savunan vekiller varsa bu maddeyi onaylamayacaklardır, Maliye Bakanlığının da kendi kontrolü ve disiplini dışına çıkan bu madde konusunda mutlaka itiraz edeceğini düşünüyorum. Bu madde Millî Eğitim Bakanlığının yolsuzluklar ve şaibeler için önünü açan bir maddedir, Millî Eğitim Bakanına bu konuda yetki vermektedir. O nedenle, gelin, bu milyonluk vurguna hep beraber “hayır” deyin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrgil.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

70’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 70’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir         Mahmut Toğrul               Dirayet Taşdemir

                  İstanbul                        Gaziantep                                 Ağrı

               Feleknas Uca               Meral Danış Beştaş

                Diyarbakır                         Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyoruz:

Gerekçe:

Yapılan düzenlemeyle 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’nda değişiklik yapılmaktadır. Tasarının 54’üncü maddesine paralel bir düzenleme olan bu madde, İkinci Yasama Yılının sonlarına doğru çıkarılan sanayi torba yasasında gündeme gelen bir hususu içermektedir. Bu düzenleme, torba yasa uygulamasının nasıl bir çorbaya döndüğünün açık delili niteliğindedir. Mera alanlarını sanayinin insafına terk eden düzenlemenin devamı niteliğinde olan bu düzenlemenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 70’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kadim Durmaz                Utku Çakırözer                  Lale Karabıyık

                    Tokat                          Eskişehir                                 Bursa

            Zekeriya Temizel              Bülent Kuşoğlu                        Musa Çam

                    İzmir                            Ankara                                  İzmir

            Bihlun Tamaylıgil                       

                  İstanbul                             

MADDE 70- 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununun 4/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 4/A- Endüstri bölgeleri sınırları içerisinde yapılacak ve hazırlama usul ve esasları Bakanlık tarafından belirlenecek 1/5000 ölçekli nazım imar plânı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar plânı ve parselasyon plânları ve değişiklikleri ile alt yapı ile ilgili etüt, harita, plân ve projeler Bakanlık tarafından onaylanır. Onaylı imar ve parselasyon plânları Bakanlık internet sitesinde 30 gün süre ile ilan edilir, itiraz olmaması halinde ilan süresinin sonunda yürürlüğe girer. İmar plânları hazırlanırken mülkiyet sınırları içinde Sağlık Bakanlığı ile Bakanlık arasında yapılacak protokol çerçevesinde belirlenen sağlık koruma bandı bırakılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninde yer alan onaylı imar ve parselasyon planlarının Bakanlık internet sitesindeki ilan süresi, şeffaflığı sağlamak ve ilgili taraflara gerekli inceleme ve itiraz hakkı verebilmek için yedi günden otuz güne çıkarılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

71’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 71’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Musa Çam                 Bihlun Tamaylıgil             Zekeriya Temizel

                    İzmir                           İstanbul                                  İzmir

             Utku Çakırözer                Kadim Durmaz               Selin Sayek Böke

                 Eskişehir                          Tokat                                   İzmir

              Lale Karabıyık                Bülent Kuşoğlu

                    Bursa                           Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Selin Sayek Böke konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan torba veya çorba yasanın 71’inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha bir yıl önceydi, yine bir torba kanunla burada “Varlık Fonu” denilen bir fon kuruldu. O zaman da itiraz etmiştik, bunun bir varlık fonu olamayacağını, ülkede adına “Varlık Fonu” deseniz de varlık olmadığı zaman bu fonun kendisinin bir varlık fonu gibi işleyemeyeceğini, dolayısıyla kurulmuş olanın bir ipotek fonu olacağını, o gün, ekonomiden anlayan, vicdanı olan, bu ülkeye dair sorumluluk hissedenlerimiz defalarca söyledik ve anlattık. Şunu söyledik: Bu kuruyor olduğunuz şey bir varlık fonu değil, paralel bir hazinedir ve paralelden ağzı yanmış bir ülke olarak gelin, kurduğunuz şeyin ne olduğunu siz de itiraf edin ve hatta kurmayın dedik.

Şimdi bu torba yasaya sıkıştırılmış olan bu maddeyle, Türkiye Cumhuriyeti hazinesinin bu kurmuş olduğunuz ipotek fonuna doğrudan kaynak aktarmasının önünü açıyorsunuz. Maddede ipotek fonunun adı geçmiyor “Varlık Fonu” denmiyor ama açıkça, hakikaten açıkça Varlık Fonu tarif ediliyor. Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un ek 1’inci maddesini değiştiriyorsunuz ve maddeye şu ibareyi ekliyorsunuz: “Sermaye şirketlerine ve/veya projelere finansman sağlayan fonlara hazineden doğrudan kaynak aktarılacaktır.” Dönün bakın Varlık Fonu’nun yasasına, 3’üncü maddenin (ç) fıkrasında tam da bunu söylüyorsunuz zaten. “Bu Varlık Fonu projeye finansman sağlamak için kurulmuştur.” diyorsunuz. Şimdi, açıkça tarif edilen Varlık Fonu’na hazineden doğrudan kaynak aktararak, paralel kurduğunuz hazineyi siz kendi ellerinizle dolduruyorsunuz. Bir yıl önce bu itirazları dile getirdiğimizde -söylemiştik- şu yanıtı vermiştiniz: “Ya merak etmeyin, bu projelere kendisi kaynak bulacaktır zaten. Varlık Fonu hazineye yük olmayacaktır.” Bu nasıl yük olmamak? Aynı yasanın içerisinde, hazine 37 milyar lira daha ek borç alacak, aldığı borcu dönecek Varlık Fonu’na verecek, Varlık Fonu da yandaş sermayenin yaptığı mega projelere finansman sağlayacak. Madem hazine borçlanacaktı ve hazine borçlanarak bunlar finanse edilecekti, neden projelerin yapımında doğrudan yatırımcı bakanlıklar bu imkânı kullanamıyorlar? Neden bakanlıklara da paralel birer bakanlık kurma ihtiyacı duyuyorsunuz? İster istemez aklımıza şu soru geliyor: Acaba denetimden mi kaçmak istiyorsunuz? Denetlenmesin diye arkadan mı dolanıyorsunuz? Bu torba yasaya baktığımızda hem vergilerden hem ek borçlanmadan hazinenin bir kaynak ihtiyacı olduğu aşikâr. Hem “Hazinenin kaynağa ihtiyacı var.” diyeceksiniz hem dönüp hazinenin o kaynağını, olmadığını söylediğiniz kaynağını Varlık Fonu’na aktarmak için yasa çıkaracaksınız. Yani milletten fedakârlık isteyeceksiniz, vergi yüklerini artıracaksınız, sonra milletten aldığınız parayı nereye harcandığı denetlenemeyen Varlık Fonu’na aktaracaksınız, sonra da çocuk kandırırcasına bakanlarınız çıkıp diyecekler ki: “Bu yaptığımız şey girişimcilik sermayesini geliştirecektir, yatırım fonlarına finansman sağlayacaktır, böylece girişimcilik ekosistemine kaldıraç sistemi uygulanmış olacaktır, hazineden doğrudan fon aktararak yabancı fonların Türkiye’ye uzun vadeli gelmesi sağlanacaktır.” Yani diyorsunuz ki: “Biz yabancıdan kısa vadeli borç alacağız, aldığımız bu kısa vadeli borcu bir fona koyacağız, yabancı da diyecek ki ‘A, harika, Türkiye’ye uzun vadeli yatırım yapalım.’” Türkiye’ye niye uzun vadeli yatırım gelmediğini size anımsatma ihtiyacı duyuyorum. Gelmiyor çünkü sizin kurduğunuz ekosistemde hukuk yok, OHAL var. Sizin kurduğunuz ekosistemde mülkiyet hakları korunmuyor, keyfiyet var, rakamlar söylüyor. 2007’de mülkiyet haklarının korunmasında 126 ülke arasında Türkiye 38’inci sıradayken şimdi 78’inci sırada OHAL ve keyfiyet yüzünden. Bu madde bu sorunu düzeltiyor mu? Hayır. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke arasında 99’uncu sıradayız. Bu madde OHAL’i kaldırıyor mu, Türkiye’ye hukuku getiriyor mu? Hayır. Kimseyi kandırmayın, açıkça milletin cebinden alıp rantçı sermayenin cebine para aktarıyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Böke.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

72’nci madde üzerinde iki önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 72’nci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

             Mustafa Kalaycı             Emin Haluk Ayhan           İsmail Faruk Aksu

                   Konya                           Denizli                                İstanbul

           Fahrettin Oğuz Tor         Mehmet Necmettin Ahrazoğlu   Saffet Sancaklı

             Kahramanmaraş                           Hatay                             Kocaeli

Ayın mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Musa Çam                 Bihlun Tamaylıgil                Utku Çakırözer

                    İzmir                           İstanbul                              Eskişehir

            Selin Sayek Böke               Lale Karabıyık                   Kadim Durmaz

                    İzmir                             Bursa                                   Tokat

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 72’nci maddesi üzerindeki Milliyetçi Hareket Partisi önergemiz için söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Sayın Bakanım üzüntülerimi bildireceğim. Bu bizim önergemize katılmanızı çok arzu ediyorduk çünkü bu kanun tasarısının mahiyeti itibarıyla 3 tane hususu var. Bu 3 husus olmamış olsa -dün söyledim zaten- bu kadar problemi ne yapacaksınız? Zaten birikmiş. Ne var? Bunun bir tanesi görüşmekte olduğumuz borçlanma limitiyle ilgili. Çok sağlam dediğimiz, 4749 dediğimiz kanunu deliyoruz bir geçici maddeyle, işte 30 milyar borçlanacağız. Yani bunun başka türlü gelmesi lazımdı, böyle...

Bir tane de 3 iletişim şirketine ne yapıyoruz? İyilik yapıyoruz, alacağımızdan vazgeçiyoruz, bir de orada öyle bir şey var.

Bir diğer şey de vergi getiriyoruz; hem kurumlar hem de gelir vergisini 2 puan artırıyoruz. Bu yukarıda görüşülürken, faizler üzerinden, bir başka bakanımız da ne dedi? “Vergileri kaldıralım.” dedi, Maliye Bakanı sıkıntıya girdi, dün konuştuk da. Bunu niçin söylüyorum? Hakikaten bütün Maliye bürokrasisini kilitlemiş durumdayız. Kamu maliyesi sıkıntılı bir alan içinde. Biz mali disiplini bozduk, mali disiplini toparlamak zordur. Hakikaten geçmişte de Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri bu sıkıntıları yaşadı, hükûmetlerle beraber bütün Türkiye yaşadı. Dolayısıyla sistemi bozmadan, eğer ek bütçe gerekiyorsa onunla buraya gelip bu meseleyi çözmemiz lazımdı.

Şimdi, 2017 yılı için net borçlanma limitini artırıyoruz bununla. 2002 yılında esasen mali disiplinin korunması için kabul edilen 4749 sayılı Kanun’daki hazinenin borçlanma limitleri 2009 yılından bu yana ilk kez 37 milyar TL artırılıyor. Esasen bu madde -biraz önce de söyledim- tasarının en sıkıntılı maddelerinden biri. Bu açıkça Hükûmetin hesaplarının şaştığını ve 2018 bütçe tahminlerinin de tutmayacağının bir ispatı. Mali disiplinde havlu atıldığını da gösteren bir emare bu aynı zamanda. Bu gelişme Türkiye ekonomisine olan güveni zedeleyebilecek bir nitelikte ve hâlihazırda kontrol etmekte zorlandığımız faiz ve kur artışlarını da tetikleyebilecek bir nitelikte.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin bozulan bütçe dengesinin karşısında getirilen tedbirler de maalesef eksik ve hatalı. Mali disiplinden ödün vermek kolay -hep söylüyoruz- geri dönüşü zor, bunu dikkate almak lazım. Ekonomimizde maalesef cari açık ve aynı zamanda bütçe açığını yaratmadan büyümenin sağlanamadığını görüyoruz.

Burada bugün ocak-ekim bütçe sonuçları açıklandı. Baktığımız zaman, bütçe açığı 12 milyar TL’den -ekim ayı, ocak itibarıyla- 35 milyar TL’ye yükseliyor. Diğer taraftan, faiz dışı denge de 32,4 milyardan nereye geliyor? 15,2 milyara. O da azalıyor, orada da sıkıntı var. Şimdi, Maliye otursa, bu işlerle burada uğraşacağına harcama ve vergi reformunu getirse, hep birlikte yapısal tedbirleri koysak, önümüze yönelik çok iyi bir bakış açısı getirsek bunlar güzel şeyler değil mi? Esasen, şimdi ne yapıyor, biliyor musunuz Sayın Bakan? Ortaya çıkan problemleri çözmeye çalışıyoruz. Bu problemler, eğer yapısal önlemleri almazsanız devamlı gelir, altından kalkamazsınız. Ha bire böyle torba; 100 madde, 120 madde, hatta 40 madde gelip de burada 240 maddeye çıkanlar oldu -aşağı yukarı rakamlar, bir aşağı, bir yukarı olur- şimdi burası da sıkıntılı.

Bakın, bugün ihalede oluşan faiz iki yıl vadeli 13,75; Merkez Bankası politika faizi yüzde 8’in 5,75 üzerinde gerçekleşti yani ondan 6 puan yüksekte. O zaman burada sıkıntılı bir durum var demek. Bunu böyle değerlendirmekte yarar var. Gelin, bunu hakikaten düzgün şekilde yapalım diyorum, ben önergemize destek bekliyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum, hayırlı akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Selin Sayek Böke.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba kanunun 72’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu torba yasanın kendisi, açıkçası ülkenin nasıl yönetildiğine dair endişelerimizi de çok açığa çıkaran bir torba yasa oldu. Bütün itirazlarımıza rağmen, zaten bu torba ve çuval kanun yapma biçimiyle iş yapmak, ülkeyi kuralsızlaştıran, disiplinsizleştiren ve hiçbir çıpa bırakmayan bir yere itti. Şimdi, bu maddeyle makroekonomik çerçevenin tutunduğu tek çıpa olan mali disiplini de kendi ellerinizle çöpe atıyorsunuz.

Uzun süredir şunu söylüyoruz: Türkiye’ye yazılmış olan, sizin tarafınızdan kurulmuş olan ekonomik model artık kalkınma sağlayamıyor, bu model sadece geçici büyümeler yaratıyor; ortaya çıkan bu büyüme kalıcı istihdam yaratamıyor, işsizlik sorununu çözmüyor, gençlere bir umut yaratmıyor. Yani ne yoksulluğu çözüyor ne umutsuzluğa çare oluyor ne istikrarsızlığı çözüyor, bilakis yoksulluğun, istikrarsızlığın, ülkeye dair güvenin ortadan kalkmasının kaynağı sizin ortaya koyduğunuz bu büyüme modeli ve onu destekleyen makroekonomik çerçeveden kaynaklanıyor. Yani ülkenin ekonomisini siz kendi ellerinizle çökertiyorsunuz. Biz bunu her söylediğimizde bize şunu söylediniz: “Aman canım, elimizde bir mali disiplin var.” Şimdi, işte, elinizde olduğunu iddia ettiğiniz mali disiplini de torba yasanın bu maddesiyle alıp yok ediyorsunuz, Türkiye ekonomisini tamamen çıpasız, başıboş bırakıyorsunuz.

Kamu maliyesindeki duruma dair tespitlerimizi salt bütçe açığı rakamları üzerinden yapamayacağımız işler yaptınız. Çok iyi biliyoruz ki, siz de biliyorsunuz ki bütçe dışı fonlarla ve bütçe dışı iş yapma biçimini yeniden bir Türkiye gerçeğine dönüştürerek zaten bütçe açığı üzerinden mali disiplin değerlendirmesi yapmayı siz imkânsız kıldınız. Şimdi, bu torba kanunla anlıyoruz ki zaten olmayan o mali disiplini de tamamen perçinleyen adımları atmakta kararlısınız. Mali disiplin şeffaflık gerektirir, disiplin kural gerektirir, kurala uymayı gerektirir ve en önemlisi, hukuka aykırı hareket etmemeyi gerektirir. Burada elimizde kalmış olan son çıpayı da -tekrar ediyorum- siz kendi elinizle çöpe atıyorsunuz. Ekonomimizin tutunabileceği hiçbir çıpa kalmadı, bu kanunu da çıkarırsak elimizde olan tek şey de yok edilmiş olacak.

Yani esasında, siz bu kanunu çıkararak 2018 bütçesini daha Genel Kurula gelmeden çöpe atmış oluyorsunuz. Kim bundan sonra ek borçlanmayla o bütçe kanununa konulan rakamdan daha çok borçlanmayacağınızı garanti edecek? Kim bizi 2018 Bütçe Kanunu’nda yazan bütçe açığı kadar borçlanacağınıza inandırabilecek? Siz bile inanmayacaksınız çünkü ek borçlanmayla hukuksuz bir biçimde iş yapmayı bu yasayla siz bu ülkenin gerçeğine çevirmiş olacaksınız.

Rakamlarla hatırlatalım: 2017 Bütçe Kanunu’nda aldığınız yetki 47,5 milyar liralık bir borçlanma yetkisiydi. Kanun diyor ki: “Bunu yüzde 10 aşabilirsiniz Bakan ve Bakanlar Kurulunun yetkisiyle.” Hadi yüzde 10 aştınız, 52 milyar liraya geldiniz, şimdi 52 milyar liralık yetki alanınızı aşıyorsunuz, 37 milyar lira daha borçlanıyorsunuz. O zaman Komisyonda da sorduk, önce Sayın Ağbal’a sorduk, sonra Sayın Şimşek’e “Ne için bu ek borçlanmayı yapıyorsunuz? Parayı nereye harcayacaksınız? Korktuğunuz, bizden sakladığınız ne var? Ne için para tutmaya çalışıyorsunuz?” ve gelen cevap şu oldu Sayın Şimşek’ten “Spekülasyonlara karşı bu parayı topluyoruz.” dedi. Düşünün, bir bakan, üstelik ekonomiden sorumlu bir bakan bu ülkede ekonomiye dair bir spekülasyon olabileceğini ve bu spekülasyona karşı para topladığını söylüyor. Bundan daha büyük bir ekonomik spekülasyonu ben düşünemiyorum. Bu spekülasyon ve bu ek borçlanma Türkiye’de faizleri artıran temel sebeptir. Türkiye’de faizler artıyor, faizleri siz artırıyorsunuz. Sizin bu uygulamalarınız Türkiye'yi çift haneli faizle, çift haneli enflasyonla, çift haneli işsizlikle yaşamaya mahkûm ediyor. Faizleri artıran sizsiniz.

Peki, bu paralar nereye harcanacak, inovasyona mı? Hayır. Vatandaşa mı? Hayır. Varsa yoksa rantçı sermaye, varsa yoksa saray rejimi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Böke.

Buyurun Sayın Muş.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin 502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 71’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, görüşmekte olduğumuz tasarıda 71’inci maddeyle alakalı birkaç konuyu teyit ettikten sonra Genel Kurula bir bilgi vermek istiyorum.

Burada, mevcut şu an bizim yasal mevzuatımızda fonların fonuna hazine kaynak aktarabiliyor. Bu 71’inci maddenin Parlamentodan geçmesiyle beraber hazine alt fonlara da doğrudan kaynak ayırabilecek. Burada kurulacak olan fonlar teknoloji geliştiren teknoloji şirketlerine kaynak ayırmak için yapılacak fonlar. Yurt içinde ya da yurt dışından gelen fonların yurt içinde kuracağı fonlarla ortaklık şeklinde olacaktır. Burada bizim koyacağımız kaynağın 2 katı gelen fon bir kaynak koyacaktır ve bununla teknoloji geliştirme adına çabalayan, çalışan şirketler fonlanacaktır. Varlık Fonu’nun fonlanması burada söz konusu değildir, zaten Varlık Fonu’nun kendi bünyesinde bulunan varlıkların ya da şirketlerin kârları mevcuttur. Onun aslında kaynağa ihtiyacı yok, şirketlerinden elde ettiği kârlarının bir kısmı zaten hazineye transfer edilmektedir. Bu bilgiyi Genel Kurulla paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Konunun aslıyla ilgili konuyu çarpıtarak anlatmıştır. Hatip yerinden bu konuya cevap vermek istiyor efendim.

BAŞKAN - 60’a göre söz talebi var.

Peki, buyurun Sayın Böke.

30.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Varlık Fonu’nun yasasına baktığınız zaman, biraz önce ben zaten o maddeyle fıkrayı söylemiştim. (3)’üncü fıkranın (ç) bendi diyor ki: “Varlık Fonu, her türlü proje geliştirme, projeye dayalı kaynak yaratma, dış proje kredisi sağlama ve diğer yöntemlerle kaynak temini işlemleri yapmak.” Sonra dönüyorsunuz, bu yasanın kendi ibaresine bakıyorsunuz, diyor ki: “Projelere kaynak sağlayacak fonlara bu para aktarılacaktır.” Rica ediyorum, Varlık Fonu’nun tarifinin kendisi bu zaten. Varlık Fonu, ipotek ettirmek üzere bu ülkenin PTT’sine, bu ülkenin Halkbankasına, bu ülkenin cumhuriyet değerlerine el koydu. Bunları ipotek gösterip borç alacak ve şimdi bana diyorsunuz ki: “Hayır, Hazineye kaynak aktaracak.” Açıkça, Varlık Fonu, varlıklar üzerine kurulmuş bir fon değil, bir borçlanma fonudur. Türkiye’nin bir petrol kaynağı yoktur, bir doğal varlığı yoktur, bu Varlık Fonu açıkça bir ipotek fonudur. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, tekrar 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Muş…

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Efendim, ben maddeyle alakalı bir şey anlatıyorum yani benim anlattıklarımın çarpıtma olarak ifade edilmesini kabul etmem. Konu şu: Ben kanunla neyin amaçlanmak istediğini söylüyorum. Şunu söylüyorum, Varlık Fonu’nun zaten kendi kaynağı var yani portföyünde bulunan şirketler kâr üreten şirketler. Dolayısıyla Varlık Fonu’nda zaten birikecek olan bir kaynak var. Kaynak biriken bir fona Hazine tekrar bir kaynak transferi yapmayacak. Burada amaçlanan maksat şu an mevcut bizim mevzuatımızda üst fonları finanse edebiliyoruz ama üst fonları finanse edip onların şirketlere ulaşmasını sağlayacak mekanizmada aksaklıklar var. Dolayısıyla Hazine doğrudan doğruya alt fonlar kurmak suretiyle, bu fonlara ayıracağı kaynak eğer 1 liraysa bunun iki katı kadar, gelecek olan, bu fonu kuracak olan kuruluşlar kaynak koyacaklar. Maksat budur, amaçlanan budur. Ha, farklı düşünen olabilir ama burada niyet edilen, murat edilen budur. O projeler de -az önce söylediğim- teknolojiyle alakalı şirketlerin finanse edilmesidir.

Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, 60’a göre tekrar söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun?

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Sayın Başkan...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – 60’a göre söz istiyoruz.

BAŞKAN – Bir dakika, söz talebiniz mi var, neyle ilgili?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Böke, böyle bir usul yok ama. Çok rica ediyorum, böyle bir usul yok Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Konuyla ilgili, 60’a göre hatibe cevap vermek istiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama böyle bir usul yok ki yani ya sataşmadan istersiniz, burada cevap verirsiniz ya yerinizden... Yani şimdi 60’a göre neye cevap verecek?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bilgi açıklayacak.

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Bir bilgi açıklama ihtiyacı duyuyorum.

BAŞKAN – Nasıl?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Açıklama yapacak bu konuyla ilgili.

BAŞKAN – Tamam, böyle söyleyin o zaman.

Buyurun, açıklama yapmak istiyorsunuz...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya Sayın Başkan, konuşuyor beş dakika, oradan bir açıklama yapıyor; böyle bir usul yok ama Mecliste, lütfen, rica ediyorum sizden.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Siz de aldınız 60’a göre.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Çok teşekkür ediyorum.

Birçok soru önergesi verdik Varlık Fonu’nun paralarının olup olmadığı ve nereye kullanıldığına dair, hiçbirine yanıt alamadık.

Şimdi, madem Varlık Fonu’nun kendi parası var, niçin Çin’den 5 milyar lira borç alma ihtiyacı duyuyor, bu soru çok açık bir soru olarak karşımıza çıkıyor.

Bir de Türkiye’de fonlara erişime dair sıkıntının fonlarda olmadığı, hukukun olmadığı yerde kimsenin zaten fona erişme derdinin olmadığının da altını bir kez daha çizme ihtiyacı duyuyorum.

Varlık Fonu’nun kendi varlığı olsaydı eğer Çin’den 5 milyar lira borçlanmak için yollara dökülmezdi.

Saygılar.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/884) ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 6306 Sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", 2981 Sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 4706 Sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/588) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 502) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.49

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

502 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

457 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

2.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 457)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunmayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 16 Kasım 2017 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.51



(x) 502 S. Sayılı Basmayazı 2/11/2017 tarihli 17’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.