TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

16’ncı Birleşim

1 Kasım 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, uzman çavuşların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, 30 Ekim Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması’nın 56’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, ORKÖY kredisini zamanında ödeyemeyenler hakkında yapılan icra takibine ilişkin açıklaması

4.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın Cumhuriyet Halk Partisi Sözcünü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Semih Özakça ile Nuriye Gülmen’in avukatlarının müvekkilleriyle görüştükleri için tutuklanmalarına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, özlük haklarından mahrum bırakılan 4/C’li personelin 4’üncü Dönem Toplu Sözleşme’de unutulmanın hayal kırıklığını yaşadıklarına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Kahire’de yapılan “Terörle Mücadelede Parlamenterlerin Rolü” konulu çalıştaya ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Gümüşhane ve Bayburt’ta doğal gaz tarifesine uygulanan indirimin neden sadece 2 ille sınırlı bırakıldığını ve kış şartlarının zor geçtiği illerden biri olan Erzurum’da neden bu indirimin uygulanmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Nursel Reyhanlıoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi Sözcünü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, 1 Kasım 2015 seçimlerinde kuyumcu terazisi hassasiyetinde göstermiş olduğu tercihinden dolayı millete şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

11.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, dünyanın dört bir yanında büyük bir özveriyle çalışan Türk Kızılayı gönüllülerine şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, çocuk hakları komisyonunun acilen kurulması ve cezaevlerinde anneleriyle tutulan çocuklar için insani bir çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 1 Kasım saltanatın kaldırılmasının 95’inci ve 1 Kasım Harf Devrimi’nin 89’uncu yıl dönümleri ile İzmir Alsancak Stadı projesinin durumuna ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Anamur’dan Kıbrıs’a su verilen barajın altında kalan köylerdeki vatandaşların sorunlarına ve Mersin genelindeki elektrik kesintilerine çözüm bulunmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 1 Kasım 2015 seçimlerinin 2’nci yıl dönümüne, ve Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

16.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcünü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, TRT’de görev yapan Binali Erdoğan’ın tutuklu yargılanarak mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, şehit ve gaziler arasında ayırım yapılmamasını ve tüm şehit ve gazilere eşit davranılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 1 Kasım Yahya Kemal Beyatlı’nın ölümünün 59’uncu yıl dönümüne, benzin ve motorin fiyatlarına yapılan zamlara ve 31 Ekim Dünya Tasarruf Günü’ne ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, güvenlik soruşturması nedeniyle göreve başlayamayan sağlık personeline tüm partilerden destek beklediklerine, 1 Kasım saltanatın kaldırılmasının 95’inci ve 1 Kasım Harf Devrimi’nin 89’uncu yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 1 Kasım dünya Kobani gününe ve 1 Kasım 2016’da HDP’ye dönük siyasi darbenin siyaset tarihi için kara bir leke olduğuna ilişkin açıklaması

22.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 1 Kasım 2015 seçimlerinin Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası olduğuna, 1 Kasım Yahya Kemal Beyatlı’nın ölümünün 59’uncu yıl dönümüne, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın oğlunun şahsında tüm askerlere hayırlı tezkereler dilediğine ve güvenlik soruşturması tamamlanan 3 binden fazla sağlık personelinin işlemlerinin takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türk milleti olarak vatan sevgisi, bayrak sevgisi, adabımuaşeret gibi kavramlar üzerinde özellikle durduklarına ve müfredatta buna ilişkin olarak yapılabilecek çalışmaların tespit edilmesi amacıyla grup önerisini verdiklerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, kalıcı bir eğitim reformu yapılması ve eğitim müfredatı içerisinde yer alması gereken dersler konusunda bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

25.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Kepsut ilçesinde Cumhuriyet Halk Partisi ilçe binasında asılı bulunan Atatürk posterine yönelik saldırıyı şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Sivas Milletvekili Mehmet Habib Soluk’un CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in, 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, herkesi Atatürk Kültür Merkezi’nde başlayan Hatay Günlerine davet ettiğine ilişkin açıklaması

36.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Datça Kızlan Mahallesi Gereme mevkisinde başlayan orman yangının kontrol altına alınamadığına ilişkin açıklaması

37.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, ORKÖY kredilerinin geri ödenmesinde yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

38.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, “Tendürek yolu” diye tabir edilen yolun daha ne kadar kapalı kalacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

39.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan, Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan ve Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın askere giden oğluna hayırlı tezkereler dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Şampiyonlar Ligi grup maçında Monaco’yla karşılaşacak olan Beşiktaş’a başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

 

 

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 31/10/2017 tarih ve 2455 sayıyla İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşları tarafından, millî şuurun ve manevi değerlerin çocuklara ve gençlere kazandırılması için millî eğitim müfredatına eklenmesi gereken derslerin araştırılması ve kalıcı bir eğitim sistemine geçilmesi hususunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de biri israftan diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırma Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Cankurtaran Tüneli’nin inşaatında yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/454) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un CHP grup önerisi üzerinde HDP grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının (S. Sayısı: 325)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 479)

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 501) Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Ankara’nın Kalecik ilçesindeki KYK yurdunun kapasitesine ve erkek öğrencilere de hizmet vermesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14242)

2.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Botaş Spor Bayan Basketbol Kulübü’nün Adana’dan Ankara’ya taşınacağına dair iddialara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14394)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, il dışında görevlendirilen Bakanlık çalışanlarının ödeneklerini alamadıkları iddiasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakan Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15017)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yetenekli çocuk ve gençlerin tespit edilerek sporcu yetiştirilmesine yönelik projelere,

2016-2017 sezonunda müsabakalarda yer alan lisanslı yabancı uyruklu sporculara

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15712), (7/15713)

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, av malzemesi satış yerlerine ve son beş yılda satışı yapılan pompalı tüfek, avcılık amaçlı tüfek ve fişek sayılarına ilişkin, sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/17128)

1 Kasım 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

Pusula veren arkadaşlar lütfen salondan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Pusulaları okuyorum:

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Sayın Alican Önlü? Burada.

Sayın Nureddin Nebati? Burada.

Sayın Bennur Karaburun? Burada.

Sayın Ömer Çelik? Burada.

Sayın Kadri Yıldırım? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, uzman erbaşların sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’e aittir.

Buyurun Sayın Yönter. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, uzman çavuşların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

Tabii, keşke şu uğultu da biraz azalsa Değerli Başkanım çünkü konumuz önemli bir konu.

BAŞKAN – Sayın Yönter, müsaade edin.

Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sesiz olalım, konuşmacı kürsüde.

Buyurun Sayın Yönter.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Uzman çavuşlarımızın sorunları hakkında söz almış bulunuyorum.

Şimdi, uzman erbaşlarımızdan, uzman çavuşlarımızdan bahsetmeden evvel, merhum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Sahnenin Dışındakiler” isimli eserinin bir yerindeki bir ifadeyi sizlerle paylaşmak istiyorum, merhum Tanpınar diyor ki: “Orada bir mücadele var, orada bir muharebe var, orada mukadderatımız halledilecek. Asıl sahne orası, biz bu sahnenin dışındayız, sadece seyirciyiz.” Değerli arkadaşlarım, biz sahnenin dışında filan değiliz, sahnenin dışında da olmak istemiyoruz; asıl sahnede olan, Anadolu’da yani vatan topraklarında, mücavir topraklarda, Orta Doğu’da, El Bab’da, İdlib’de, Başika’da, Afganistan’a kadar, görev yapan uzman çavuşlarımızın sorunlarının çözülmesini istiyoruz.

Bir veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum: 20 Temmuz 2015’ten bu tarafa 1.346 şehidimizi vatan topraklarına emanet ettik, bunlardan 448’i de uzman çavuştu. Biz uzman çavuşlarımızın sorunlarını niçin çözmek için harekete geçmiyoruz değerli arkadaşlarım? Uzman çavuşlarımızın meselesi aslında çok ağır ama çözümü de bir o kadar kolay. Bu kardeşlerimiz 3269 sayılı Kanun’a tabi sözleşmeli personel. Ve kardeşlerimiz diyor ki: “Vatan savunmasının sözleşmesi olmaz.” Buyurunuz, hep birlikte 3269 sayılı Kanun’u tadil edelim ya da yeni baştan yazalım. Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli mensubu, kahraman uzman çavuşlarımızın statüsünü tekrar belirleyelim ve bunları kadroya alalım. Bu konuda bir engel var mı? Bu konuda…

Sayın Başkanım, lütfen, istirham ediyorum, bir kez daha uyarıda bulunabilir misiniz? Çünkü şu anda uzman çavuşlarımız bizi dinliyor.

BAŞKAN – Sevgili milletvekilleri, sayın milletvekilleri; lütfen, konuşmacıyı ve beni zor durumda bırakmayın. Lütfen, rica ediyorum.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – AK PARTİ sıralarına söyleyin efendim, bize söylemeyin.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Dinliyoruz, çok da takdir ederek dinliyoruz.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Allah razı olsun, sağ olun. Takdir ediyorsunuz, takdir ediyoruz, aynı şeyleri düşünüyoruz. O zaman lütfen gelin şu işi çözelim, şu meseleyi halledelim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Uzmanlarla görüştük, çalışıyorlar.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Grup Başkan Vekilimize, sağ olun ilginizden dolayı ama bu konu gün geçtikçe daha çok kanıyor, mağduriyetler daha çok artıyor. “E sözleşmeyi halledeceğiz.” Halletmeliyiz, kadroya almalıyız.

Diğer bir sorun, uzman çavuşlarımızın 3269 sayılı Yasa’nın 13’üncü maddesinden kaynaklanan bir mağduriyetleri var. Beylik tabancaları yok değerli arkadaşlarım. Beylik tabancaları yok bunların. 13’üncü madde, bedeli karşılığında uzman çavuşlarımıza zatî tabancılarının verileceğini ifade ediyor. Fakat uzman çavuşlarımız sözleşme imzaladıktan sonra zatî tabancalarını almak için belki bir yıl, belki iki yıl bekliyorlar. Bu esnada da maalesef çarşıda, pazarda şehit oluyorlar, teröristlerin hain kurşunlarına hedef oluyorlar. Siz bunu vicdanınıza sığdırabiliyor musunuz, kabullenebiliyor musunuz? Değerli Grup Başkan Vekilimiz, bu beylik tabanca nereye kadar bir kenarda bekleyecek? Uzman çavuşlarımız mirî tabanca değil, eski tabanca değil, çakaralmaz değil, analarının ak sütü gibi tertemiz, teknolojik gücü, atış gücü yüksek silah istiyorlar. Verelim bu arkadaşlarımıza, verelim bu kardeşlerimize.

Üçüncü olarak…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Verelim, verelim.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Teşekkür ederim. Bunu mutlaka sağlamalıyız değil mi Mehmet Bey?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tabancadan başka derdimiz kalmadı mı?

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Arkadaşlar, tabancadan başka derdimiz çok var. Bunlar kahraman uzman çavuş. Uzman çavuşların meselesinin çözülmesini istemiyor musunuz? Niye rahatsızsınız? Neden rahatsızsınız? Bu tabanca değil, bu vatan meselesi, istiklal meselesi, istikbal meselesi. Şu anda binlerce, on binlerce uzman çavuşumuz bizi izliyor. Niye rahatsız oluyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim rahatsız oluyor?

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Değerli milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Siz geç başladınız konuşmanıza.

Bir dakika daha ek süre veriyorum size.

Buyurun.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Üçüncü olarak uzman çavuşlarımız ordu evlerine alınmıyor. Uzman çavuşlarımızın dağda taşta girmediği yer yok. Şehadete giriyor, mücadelenin en derinine giriyor, fedakârlık yapıyor ama uzman çavuşlarımız orduevine giremiyor. Arkadaşlar, bu çelişkiyi çözmek zorundayız. Bunun için bir kanun düzenlenmesine gerek yok, idari bir tasarruf, bir talimatname yetecek. Bu niye çok görülür? Uzman çavuşlarımız, uzman jandarmalar niye orduevlerine giremiyor? Ne var orduevinde? Ordunun bir mensubu orduevine niye giremeyecek, ben bunu anlamıyorum. Sizin de, inanıyorum ki, anlamadığınızı düşünüyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir de tabii, bu uzman çavuşlarımızın emeklilikle ilgili sıkıntıları var. Bunlar prim gün sayısı dolduktan sonra uzman çavuşluktan sivil memurluğa geçiyor ve oradan emekli oluyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) - Sivil memurluktan emekli olduktan sonra uzman çavuşlukta kazandıkları hiçbir hakkı alamıyorlar. Bunun da düzenlenmesi ve düzeltilmesi lazım.

Sözlerime son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum, teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yönter.

Gündem dışı ikinci söz…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim…

Sayın hatibe teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Nedir, talebiniz nedir Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Talebim şu: Bu uzman çavuşlara kadro verilmesi ve beylik silahıyla ilgili kanun teklifini verdik, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekliyor. Siyasi iktidarın derhâl bunu gündeme getirmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti, teşekkür ederim.

Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ben de Meclise bilgi vermek için, zapta geçsin diye söylüyorum.

Sayın vekilimizin ifade ettiği konuyla ilgili, daha önce, hem gruplarla görüştük hem uzman çavuşlarımızın dernekleri, vakıfları var, onlarla görüştük, bu konuyla ilgili talepler ilgililere, Hükûmetin ilgilisine, Genelkurmay Başkanına iletildi. Bazı teknik engeller var, bunlar çalışılıyor. Ümit ediyorum kısa sürede çözülecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim açıklamanızdan dolayı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bir kararnameyle hallolur.

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Kocaeli’nin sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a aittir.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, her hafta Kocaeli’nin bir problemini dile getirmeye çalışıyorum çünkü beş dakikalık süre içerisinde Kocaeli’nin problemlerini dile getirmek mümkün olmuyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Akar, buradayım, ona göre konuş.

HAYDAR AKAR (Devamla) – İlyas Bey, müsaade edin, yeni başladık. Müsaade edin, daha sonra cevap verirsiniz. Gerekirse kürsüden cevap verirsiniz gerekirse daha sonra cevap verirsiniz.

Evet, bugün bahsetmek istediğim konu aslında sadece Kocaeli’yi ilgilendirmiyor, Sakarya ve İstanbul’u da ilgilendiren bir konudan bahsetmek istiyorum. Bölgesel trenlerimiz ve banliyö trenlerinden bahsetmek istiyorum. 2012 yılında günde 30 bin yolcu taşıyan Gebze-Haydarpaşa banliyö treni ve Sakarya-Adapazarı-Haydarpaşa bölgesel trenleri hızlı tren yapımı gerekçesiyle…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kaldırıldı.

HAYDAR AKAR (Devamla) - …durduruldu. “Kaldırıldı” demeyelim, durduruldu. Hızlı tren tamamlandı. Aslında hızlı olarak tamamlanmadı, bunun ayrıntılarına da gireriz, detayını da konuşuruz ama olsun, yapılmış bir yatırımdır ama İstanbul’dan Ankara’ya seyahat edecek insanların zamandan tasarrufunu, seyahat kalitesini artırırken 3 kent mağdur edildi. Bu bölgesel trenleri ve banliyö trenlerini kimler kullanıyordu? Hepimizin bildiği gibi, öğrenciler kullanıyordu, işçiler kullanıyordu, memurlar kullanıyordu, kentler arasında seyahat ve alışveriş yapmak isteyenler kullanıyordu. Bakın, günde 30 bin kişiden bahsediyorum. Bugün gelinen nokta itibarıyla ayda 19 bin kişiye düştü. 2012’de durduruldu, 2015 yılında hızlı trenle beraber devri alınacağı söylenen bölgesel trenler ve banliyö trenleri durduruldu. Gebze’den Haydarpaşa’ya asla tren yok. Ne bölgesel tren var ne hızlı tren var, hiçbir şey yok. Ne var? Hızlı tren de Pendik’e kadar gidiyor. Peki, Sakarya’yla, Adapazarı’yla Haydarpaşa var mı? Hayır, o da yok.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Banliyö hatları 2018’de başlıyor.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Önce Arifiye’ye yaptılar, sonra Mithatpaşa’ya yaptılar. Bakın, 24 ayrı tren seferi vardı, bugün gelinen noktada 8 tane tren seferi var. 22 tane durak vardı, Adapazarı’ndan kalkan tren Haydarpaşa’ya gidene kadar bölgedeki tüm beldelerde duruyordu ve bu beldelerdeki insanlarımız hem alışverişi hem iş ihtiyaçlarını çok rahatlıkla görebiliyordu. Şu anda 5 tane istasyona düşürüldü, 5 istasyona düşürüldü.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Devamla) - İnanın, gerçekten insanlar mağdur. İnsanlar özel sektöre mahkûm edildiler, insanların ulaşım, seyahat özgürlükleri ellerinden alındı. Büyük bir dert. Peki, bu kadar “Yatırım yapıyoruz.” diyorsunuz, bu kadar konuşuyorsunuz, “hızlı tren” diyorsunuz, bilmem ne diyorsunuz, bu kadar insan niye göz ardı ediliyor? Yani hızlı trenle günde 300-500 kişi taşıyorsunuz ama günde 30 bin kişiyi yok sayıyorsunuz. Bir an evvel…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Banliyö hatları devam ediyor.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hocam, bir sus Allah aşkına ya!

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Devam ediyor ama…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir sus Allah aşkına ya!

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Yanlış bilgi…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir dakika sus da ben rahat rahat konuşayım.

BAŞKAN – Sayın Akar, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ben de konuşmak istersem…

BAŞKAN - Sayın Akar… Sayın Akar, müdahaleyi ben yaparım, lütfen.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bakın, siz konuşurken ben bir şey diyor muyum size?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Banliyö hatları devam ediyor diyorum ya.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ya, ben de biliyorum devam ettiğini be kardeşim, ben de biliyorum devam ettiğini. İki dakika sus, şurada beş dakika anlatayım derdimi ya, derdimi anlatayım.

BAŞKAN – Sayın Akar, Genel Kurulu ben idare ediyorum, siz değil.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, bu trenlere acil ihtiyacımız var. Bunların bir an evvel yapılması gerekiyor. Niye yapılmadığını hepimiz biliyoruz. Yapılan hızlı trenlerin tümü dış borçla yapılmıştır, dış krediyle yapılmıştır. 2002 yılında, 2003 yılında Devlet Demiryollarını 2 milyar zararla aldınız, bugün Devlet Demiryollarının zararı 13,5 milyar lira. 2002’de, 2003’te Devlet Demiryollarının yolcu taşıma payı -deniz ve hava yollarına nazaran- yüzde 5,1’di, bugün gelinen noktada 4,3’e düştü. Dün şov yapıyordunuz Kars-Bakü-Tiflis hattı için, yük taşımacılığı için şov yapıyordunuz. Devlet Demiryollarının yük taşımacılığındaki payını biliyor musunuz, biliyor musunuz arkadaşlar? Sadece 4,3. Sizden önce 5,1’di 2003’te. Yani bu kadar borçlanan bir Devlet Demiryolları, bu kadar dış kredi ve herkesi borçlandıran bir Devlet Demiryolları ne yolcu taşımada ne de yük taşımada bir mesafe katedebilmiş. Bırakın, İstanbullu, Sakaryalı, Kocaelili, aynı Osman Gazi Köprüsü’nü seyreder gibi hızlı treni seyrediyor, trene binemiyor.

Sadece tren miydi? Hep söylüyorum, Kocaeli’nin acil metro ihtiyacı var. Bütün bunların hepsi bir trafik problemi olarak karşımıza çıkıyor, trafik yoğunluğu olarak karşımıza çıkıyor. 2018 bütçesinde mutlaka Kocaeli’ye yapılacak metro gündeme alınmalı, ödenek ayrılmalı, başlatılmalı diyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ayrıca Hocam, benimle tartışmak istiyorsanız, gelin kürsüye, tartışalım.

BAŞKAN – Sayın Akar… Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bana cevap verin. İstediğiniz platformda da tartışalım.

BAŞKAN – Dinlemiyor ki Sayın Akar beni.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ama buradan konuşurken ikide bir “Devam ediyor…” Ne devam ediyor Allah aşkına ya? Ne devam ediyor, ne biliyorsun?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sistem böyle. İstediğiniz yerde tartışabiliriz.

BAŞKAN – Sayın Akar, gidip Sayın Ilıcalı’yla birlikte istediğiniz yerde konuşabilirsiniz. Lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, kürsüde bir hatip var, kürsüdeki hatibe yerinden sataşmayı anlarız ama taciz noktasında, sürekli söz söyleyen de bir sayın milletvekili var. Sizin göreviniz, kürsüdeki hatibe on dört defa “Sayın Akar…” demek yerine, dört defa “Sayın Ilıcalı, lütfen…” demektir.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Arzınızı kabul ettim Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle ama.

BAŞKAN – Yalnız, haksızlık yapmayın lütfen. Burada, laf atma artık bir ritüeldir…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Laf atma ayrı, taciz ayrı.

BAŞKAN – Sizin grubunuz da bu ritüeli gayet güzel uygular, grubunuzdaki üyeler. Bu konuda kimsenin de eleştirmeye hakkı da yoktur.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Başkan iki şeyi ayıramıyorsunuz. AKP grup başkan vekili gibi oturuyorsunuz orada.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Müsaade edin…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Siz AKP grup başkan vekili değilsiniz, siz Meclis Başkan Vekilisiniz. Başkan, AKP grup başkan vekili değilsiniz, öyle davranış içerisindesiniz, lütfen dikkat edin davranışınıza.

BAŞKAN – Sayın Akar’ın süresi bitti, bittikten sonra kürsüden Sayın Ilıcalı’ya cevap vermeye başladığı zaman ben “Teşekkür ederim Sayın Akar.” dedikten sonra “Yerinize geçin.” dedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, süresinin bitiminden önce, tutanaklara bakın.

BAŞKAN – Lütfen… Ben ne yaptığımı biliyorum.

Çok teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Akar’ın süresi bitmeden, sekiz defa “Sayın Akar…” dediniz, tutanaklar orada.

BAŞKAN – Ben ne yaptığımı biliyorum.

Teşekkür ederim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması’nın yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Yeneroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Kendini grup başkan vekili zannediyor, alışamadı, Meclis Başkan Vekilliğine alışamadı. Ayşe Nur Hanım Meclis Başkan Vekilliğine bir türlü alışamadı, hâlâ grup başkan vekili gibi davranıyor orada. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, bravo.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Olur mu böyle şey ya! Olur mu böyle şey! Olmaz! Lütfen haddinizi bilin ya! Lütfen haddinizi bilin!

BAŞKAN – Pardon, buyurun Sayın Yeneroğlu.

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, 30 Ekim Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması’nın 56’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

30 Ekim Almanya’yla yaptığımız İşgücü Anlaşması’nın 56’ncı yıl dönümüydü. Sözlerime milyonlarca insanımızı doğrudan ilgilendiren bu anlaşmanın bir birey üzerindeki etkisine ilişkin bir anekdotla başlamak istiyorum.

“26 yaşımda geldim Almanya’ya. Biri 5, diğeri 2 yaşında olan 2 kız çocuğumu geride bıraktım. Kocam Rasim önceleri razı olmadı ama ‘Birkaç ay sonra sen de gelirsin.’ diye çaresiz ikna oldu. Augsburg’da bir tekstil fabrikasında işbaşı yaptım. Rasim’in gelmesi de çok uzun sürmedi. Sekiz ay sonra aynı fabrikada çalışmaya ve aralarında büyük demir kapılar bulunan karşılıklı yurtlarda yaşamaya başladık. Ona hazırladığım ilk kahvaltıyı o demir kapının önünde ikram edebildim. Çocuklarımızın hasretini bağrımıza basıp işe koyulduk. Ayrıca, durmaksızın çalışmaya başladık. Bir yılımız dolmamıştı ki çocuklar için izin çıkarabildik. Küçük bir ev bulup yerleştik. İçim içime sığmıyordu, çocuklarıma kavuşacağım o anı sabırsızlıkla bekliyordum. Bir hostes nezaretinde çocuklar İstanbul’dan yola çıktılar. 1969 yılının Mayıs ayının son günleriydi. Büyük kızım beni gördü, ta uzaktan tanıdı, koştu, kucaklaştık, ağlaştık ama küçük kızım beni tanımadı, kucağıma gelmedi, kendisine dokundurmadı, haftalarca babasının elinden yemek yedi, onun koynunda uyudu, bana hiç yanaşmadı. Onun annesi bir gün trene binip çok uzaklara gitmişti.”

Yıllar önce arkasında eşini ve küçük kızlarını bırakıp Almanya’ya giden İlmiye Öztürk Almanya’ya gidiş hikâyesini bu şekilde anlatıyor. 1961’de Almanya’ya başlayan yolculuk ve böylelikle orada oluşan yeni hayat, güzel anılar kadar meşakkatlerle de dolu olmuştur. Ahmetler, Mehmetler, Fatmalar, Zeynepler ana babasını, eşini, çocuğunu, işini ve akrabalarını bırakıp gurbet ellerde alın teri dökmeye gitmişlerdir ve onların büyük fedakârlıklarıyla bugünlere gelinmiştir Almanya’da. Camiler, kültür merkezleri, cemevleri, sosyal kurumlar ve işletmeler onların üstün gayretleriyle oluşmuştur. Bugün eğitimde, siyasette, ticarette, sosyal yaşamda ve sanatta daha çok varlık gösterebiliyorsa Almanya’daki Türk toplumu, bu onların günlerce yaptığı yolculukların, Almanya’da yaşadıkları zorlukların ve verdikleri uğraşların sonucunda olmuştur.

Bugün hepsini saygı ve muhabbetle anıyor, ahirete intikal edenlere Rabb’imden mağfiretler diliyorum.

Elli yılı aşkın bir süredir Berlin’de yaşayan Mehmet amcamızın oğulları, kızları ve torunları bugün artık gurbetçi değildir, hatta artık göçmen statüsünde bile değildir; Almanya’nın, Köln’ün, Berlin’in yerlisi olduğu kadar Türkiye'nin de asli unsurudur. Bu durum, iki ülke ilişkilerini de çok özel kılmaktadır.

Çok değerli milletvekilleri, ne yazık ki Almanya’da, son dönemde, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarını ve ikili ilişkilerimizi olumsuz yönde etkileyen gelişmeler söz konusudur. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha da artan ve Türkiye karşıtlığı üzerinden kimlik bulan bir söylem Almanya siyasetini ciddi manada etkilemektedir. 1990’lı yıllarda dazlakların saldırılarıyla gündeme gelen yabancı düşmanlığı, günümüzde siyasi kültürü zehirleyecek bir biçimde toplumsal merkeze yerleşmiş, aşırı sağ ve ırkçı söylemler başarıyla siyasi akımlara dönüşmüştür. Almanya’da var olan kurumsal ırkçılık bugün inkâr edilemez ama yine de üzerine gidilmeyen bir hakikattir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Almanya’ya göç eden vatandaşlarımız, sayısız başarı hikâyeleriyle ve güzel örnekleriyle birlikte, yaşama, kültürel hayata katkı da sunmaktadırlar. Almanya’da hayatını sürdüren insanlarımız tüm renkleriyle ülkemizin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye onların ortak sevdası, Türkçe onların değerleridir. Bunun için, Türkçeyi Almanya’da yaşatmak Türkiye sevdasını canlı tutmak demektir.

Yüce Meclisimizde de tüm siyasi partilerimizin bünyesinde de onların meselelerinin gündemin ön sıralarında yer alması büyük önem arz etmektedir. Yurt dışı vatandaşlar, diaspora, yurt dışı eğitim, kültür, medya ve din hizmetleri gibi konular…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA YENEROĞLU (Devamla) – …daha fazla önemsenmesi gereken konular olmalıdır.

Bu düşüncelerle, elli altı yıldır Almanya ile ülkemiz arasında…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeneroğlu.

MUSTAFA YENEROĞLU (Devamla) – …köprü kuran, zorlu göç tarihinde karşılaştıkları güçlüğe göğüs geren vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyor, onlara kucak açan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, iki dakika verebilir miyiz ek olarak?

BAŞKAN – Sayın Yeneroğlu, teşekkür ederim.

MUSTAFA YENEROĞLU (Devamla) – ...ırkçı akımlara karşı da sokağa çıkan Almanlara da teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, benden önceki konuşmacı iki dakika fazla konuştu. Onu da özellikle arz etmek isterim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, çok güzel bir noktaya temas etti.

BAŞKAN – Bugün arkadaşlarda tuhaf bir tepki var. Sizden önce konuşan Sayın Yönter, konuşmasına, sessizlik sağlamak anlamında 2 defa uyarı yaptıktan sonra başladı. Dolayısıyla bir dakikalık kaybı oldu Sayın Yeneroğlu, lütfen.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ama efendim, ona veriyorsunuz, o arkadaşımıza vermiyorsunuz, haksızlık oluyor.

BAŞKAN – O yüzden bir dakika ona verdim. Yani daha yeni başladık çalışmaya birbirimizi kırmayalım lütfen.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ilıcalı.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Soyadımı vererek Grup Başkan Vekili beni taciz etti, bu ağırıma gitti. Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden size bir açıklama için süre vereyim. Yeni bir tartışma olmasın.

Buyurun bir dakika yerinizden.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, bu da usule uygun değil, o arkadaşımız da mağdur oldu şimdi.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ederim.

Ya, çok üzüldüm burada Değerli Kocaeli Vekili konuşurken. Yıllarımı verdiğim bir konunun bir uzmanı, öğretim üyesi olarak bildiğim bilgiyi paylaşmak istedim. Siz tamamen, sanki hiç o hat olmayacakmış gibi konuştunuz. İşte “30 binden yolculuklar düştü. Hızlı tren de değil.” dediniz. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisindeyiz, canlı yayın yapıyor. Ben de bu banliyö hatlarının devam ettiğini, tamamlandığı zaman 30 bin değil, çok daha fazla yolcu taşıyacağını ifade etmeye çalıştım. Burada bir bilgi katkısında bulundum.

Hem de gel gör ki Cumhuriyet Halk Partisi değerli vekilleri bu konularda konuşurken destek verip alkış yaparken bugün bana böyle bir ağır ithamda bulunması grup başkan vekilinin… Üzüntümü belirtiyorum ve bu doğru bilgileri de her zaman, her yerde kamuoyuyla da mutlak surette de paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Vekil olarak, konunun uzmanı olarak görevim budur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Ilıcalı.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Müsaade ederseniz Mustafa Bey’in bu serzenişlerine, bu açıklamalarına ben de cevap vermek istiyorum çünkü bana doğal olarak, direkt sataşmasa bile bir sataşmadır bu. Bu konuyla…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Endirekt sataşma var, açıklama hakkı talep ediyor efendim.

BAŞKAN – Sataşma gerekçesi nedir Sayın Akar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Efendim, orada, profesör olduğunu, ulaştırma konusunda uzman olduğunu, benim kürsüde aslında yanlış ifade ettiğimi…

BAŞKAN – Şimdi, uzman olduğunu söyledi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani söylediklerinin yanlış olduğunu söylemiş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dinleyin, müsaade edin.

BAŞKAN – Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nasıl bana “Beni bir dinleyin, müsaade edin.” diyorsunuz, siz de bir dinleyin.

Bakın, eksik söylediğimi, o hattın benim anlattığım gibi olmadığını, yanlış söylediğimi ifade etti. Açıklama yapmak istiyorsa Mustafa Bey, söz alır grup başkan vekilinden, çıkar kürsüye, açıklama yapar ama beni itham edemez bu şekilde. Ben 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden versem bir dakika bir açıklama…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataşma efendim, bir kısa şey sunmayacağım, 60’a göre istemiyorum, 69’a göre istiyorum.

BAŞKAN - Şimdi, bakın, Sayın Ilıcalı sataşmadan söz istedi Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir bilgi vermeyeceğim, 69’a göre istiyorum.

BAŞKAN - Kendisine bir dakika yerinden söz verdim, açıklamasını yaptı, aynı ricayı size de bulunuyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben ona sataşmadım.

BAŞKAN - Aynı ricayı size de bulunuyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki.

BAŞKAN - Buyurun bir dakika.

Biraz sakin olalım arkadaşlar, önümüzde uzun çalışma saatleri var, biraz sükûnet, biraz sakin olalım lütfen.

Buyurun Sayın Akar.

Teşekkür ederim ayrıca.

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Mustafa Bey’in biz ulaştırma konusunda uzman olduğunu da biliyoruz. Mustafa Bey daha önce kürsüde konuşurken destek verdiğimiz konular da var, doğru şeyler söylediği zaman destek veriyoruz. Beni rahatsız eden, kürsüde, Mustafa Bey’in oradan sürekli beni düzeltiyormuş gibi bir hamleyle konuşma yapmasıydı. Mustafa Bey’le otururuz, konuşuruz; benim eksiklerim, yanlışlarım varsa bunu söyler. Hattın devam ettiğini ben biliyorum, bölgede yaşayan bir insan olarak Mustafa Bey’den çok iyi biliyorum. Bir örnek verdim: Günde 30 bin insan kullanıyordu, şu anda ayda 19 bin kişi kullanıyor ve beş yıl geçti. Bu insanları bu kadar mağdur etmeye kimsenin hakkı yok dedim. Bir an evvel bitirilmesi konusunda teşvik etmeye çalışıyorum, bir an evvel -işte, bütçe görüşmeleri yapılıyor- bütçeye burada pay ayrılsın, bu hatlar bitirilsin diye gayret etmeye çalışıyorum. Bu konuda desteklemesi gerekiyor hem Mustafa Bey’in hem de AKP bölge milletvekillerinin -İstanbul, Sakarya, Kocaeli’nin- desteklemesi gerekiyor ama oradan bana laf yetiştireceğine oradaki eksikleri söyleyip kürsüden tamamlanması konusunda bize yardımcı olursa daha memnun oluruz diye ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, ben de teşekkür ederim.

Şimdi, sisteme giren 15 sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim. Yalnız, Sayın Köksal parmak okutmasını yeniden yaptırmak zorunda olduğu için 16’ncı olarak da kendisine söz vereceğim.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Kayışoğlu yerine Sayın Kayan, Sayın Özkaya, Sayın Atıcı, Sayın Engin, Sayın Benli, Sayın Yedekci, Sayın Rehyanlıoğlu, Sayın Boyraz, Sayın Kılıç yerine Sayın Dedeoğlu, Sayın İlgezdi, Sayın Balbay, Sayın Çamak, Sayın Taşkın, Sayın Özkal, Sayın Akyıldız ve dediğim gibi Sayın Köksal.

Sayın Kayan, buyurun.

3.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, ORKÖY kredisini zamanında ödeyemeyenler hakkında yapılan icra takibine ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“ORKÖY kalkınma kredisi” adı altında köylümüze kredi verilmektedir. Kredinin tamamı hibe kapsamı dâhil 11.772 TL’dir, 2015’in 20 Mayısında. 2016 ödemesiz, 2017’nin 20 Mayısında ödemesi gereken para 2.194 lira. Bu parayı bu zamanda ödemediğinden dolayı icralık olmuştur. Parayı veren ORKÖY, Ziraat Bankası kanalıyla; fakat icraya veren Antalya’da bir ithalat ve ihracat yapan şirket. Bu şirket nasıl olur da bu parayı tahsile başvuruyor -devletin verdiği bir parayı- bunu merak ediyorum?

Bir diğeri de vatandaş bu parayı zamanında ödemedi diye tamamı isteniyor. Paranın üç yıllık taksitler hâlinde ödenmesi gereken kısmı 10.045 lira, vatandaş bugün parasını ödedi, bugün iki yıl daha sonraki borcunu dahi ödediği hâlde ödediği para 12.769 lira. Bu paranın belli bir kısmı da hibe kredisidir, bu ORKÖY kredisinin…

BAŞKAN – Sayın Özkaya…

4.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın Cumhuriyet Halk Partisi Sözcünü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Bir muhalefet partisinin temsilcisi, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı saygı sınırlarını aşan bir söz ve beyanda bulunmuştur. Geçmiş tarihinde uzun süre Millî Şef tarafından yönetilmiş, siyasi hayatında hiçbir serbest seçimi kazanıp tek başına iktidar olamamış partinin mensuplarının, on beş yılda on iki seçimi kazanmış bir siyasi lidere söz söyleme hakkı ve haddi yoktur. Sayın Cumhurbaşkanımız ayna gibidir, diktatörün temsilcileri bu aynaya baktıklarında ancak kendilerini görürler diyorum, herkese saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Semih Özakça ile Nuriye Gülmen’in avukatlarının müvekkilleriyle görüştükleri için tutuklanmalarına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in avukatları, müvekkilleriyle görüştükleri için tutuklandılar. Avukatlar müvekkilleriyle görüşüyor diye tutuklanır mı? Normalde hayır. Eğer tutuklanırsa bunun anlamı şudur: AKP yöneticileri kimi suçlarsa o kişilerin savunması dahi yapılamaz. Nerede kaldı masumiyet karinesi? Eğer bu nedenle avukatlar tutuklanıyorsa bu sistemin adı diktatörlüktür. Allah bilir siz tutukluları tedavi eden doktorları da tutuklarsınız. Şunu unutmayın ki yarın siz de avukat ve doktorlara muhtaç olacaksınız. Umarım aynı şeyler başınıza gelmez. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Engin...

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, özlük haklarından mahrum bırakılan 4/C’li personelin 4’üncü Dönem Toplu Sözleşme’de unutulmanın hayal kırıklığını yaşadıklarına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Özelleştirme mağduru 4/C’li personellerin, kazanılmış bütün özlük haklarından mahrum bırakıldığını Mecliste daha önce de hatırlatmıştım. Bu çalışanlarımızın unvanlarını kullanamadıklarını, imza yetkilerinin olmadığını, görevde yükselme, derece, kıdem gibi haklardan yoksun olarak çalışmak mecburiyetinde kaldıklarını dile getirmiştim. Ayrıca, 4/C’liler ve aileleri, aynı işi yapan kadrolu personelle aralarında bulunan maaş farklarının da yıllardır giderilmesini bekliyorlar.

3’üncü Dönem Toplu Sözleşmesi’nde kendilerine verilen sözler tutulmayan 4/C’liler, 4’üncü Dönem Toplu Sözleşmesi’nde de unutulmanın hayal kırıklığını yaşıyorlar. Şimdi, 4/C’li personel ve aileleri adına AKP Hükûmetine sormak istiyorum: Adında “adalet” geçen bir partinin mensupları olarak, yıllardır devam eden bu adaletsizlik hiç mi vicdanlarınızı sızlatmıyor?

BAŞKAN – Sayın Benli...

7.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Kahire’de yapılan “Terörle Mücadelede Parlamenterlerin Rolü” konulu çalıştaya ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Parlamenterlerle ilgili olduğu için geçen hafta Kahire’de katıldığım “Terörle Mücadelede Parlamenterlerin Rolü” konulu çalıştaydan bahsetmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Türkiye'nin de 2011-2016 yılları arasında eş başkanlığını yaptığı Terörizmle Mücadele Küresel Forumu, Avrupa Birliği, NATO PA, Türkiye ve İslam ülkelerinden oluşmakta. Biz de daha önce Malta’da, Brüksel’de, İstanbul’daki toplantılarda, Türkiye'nin terörle mücadele konusunda yaptığı çalışmalardan bahsetmiştik. Kahire’de de aynı şekilde, özellikle 3 terör örgütüne karşı mücadele ederken ve 4 milyon civarındaki yabancıya rağmen, Avrupa’daki yabancı düşmanlığının Türkiye'de bulunmadığını ifade ettim. Bunun yanı sıra, hem Somali’de hem de Arakan’daki mazlumların yanında olduğunu, zira Türkiye'nin terörle mücadele konusunda samimi olduğunu, bütün dünya ülkelerinden de hem aynı samimiyeti hem de Birleşmiş Milletlerin “Ya yargıla ya da iade et.” ilkesine uyulması gerektiğinden bahsettim.

Özellikle terörle mücadele konusunda etkin çalışma gösteren bütün parlamenterlere bu noktada teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yedekci...

8.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Gümüşhane ve Bayburt’ta doğal gaz tarifesine uygulanan indirimin neden sadece 2 ille sınırlı bırakıldığını ve kış şartlarının zor geçtiği illerden biri olan Erzurum’da neden bu indirimin uygulanmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Gümüşhane ve Bayburt’ta doğal gaz tarifesine uygulanan indirim neden sadece 2 ille sınırlı bırakılmıştır? Kış şartlarının en zor geçtiği illerden biri olan Erzurum’a neden bu indirim uygulanmamıştır? Çetin geçen kışlarda çocuklarımız sık sık hasta olmakta ve eğitimlerine ara vermek zorunda kalmaktadır. Başta çocuklar, yaşlılar ve engelliler olmak üzere, tüm ihtiyaç sahiplerinin yararlanacağı bir çözüm düşünüyor musunuz? Sosyal hukuk devleti, ihtiyacı olan vatandaşın ısınma sorununa çözüm bulmak zorunda değil midir? İktidarın görevi, halkın refahını sağlamaktır. Erzurumluların sesine kulak verin, Erzurum için çözüm üretin, sürdürülebilir enerji kaynaklarını kullanın. Kış şartları zor geçen illerde ihtiyaç sahiplerini tespit edin, onlar için çözüm üretin. Ayrımcılık politikalarına Anadolu’muzu alet etmekten vazgeçin. Erzurum’da bir kış geçirin sayın iktidar mensupları, köylerinde, kasabalarında ancak o zaman bu isyanı anlayabilirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Reyhanlıoğlu…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Nursel Reyhanlıoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi Sözcünü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

NURSEL REYHANLIOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, 1994 yılından beri girdiği seçimlerin tamamından zaferle çıkan, bu aziz milletin sadece oyunu değil, gönlünü ve dualarını kazanan dünya lideri Recep Tayyip Erdoğan’a, şimdi birileri çıkmış, “diktatör” deme hadsizliğini göstermiştir. Bu çirkin hakaret, Türkiye’nin önlenemez yükselişini durduramayan kirli odakların ve onların maşaları FETÖ, DEAŞ ve PKK gibi hain terör örgütlerinin çirkin sloganlarıdır. Sadece bu aziz milletin değil, Balkanlarda, Irak’ta, Suriye’de, Kudüs’te, Somali’de, Arakan’da, kısacası tüm dünyada mazlumların, mağdurların umudu Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ederek milletin gözüne girmeye çalışan ana muhalefet partisinin halkın karşısına koyacağı bir projesinin olmadığının ispatı olan bu durum, CHP’nin siyasette de iflasıdır.

BAŞKAN – Sayın Boyraz…

10.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, 1 Kasım 2015 seçimlerinde kuyumcu terazisi hassasiyetinde göstermiş olduğu tercihinden dolayı millete şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Seçmek için anlamak gerekir, anlamak için mukayese etmek, mukayese de irfana dayanır.” diyordu Cemil Meriç.

İrfanıyla nice medeniyetler kurmuş aziz milletimiz, bundan tam iki yıl önce, 1 Kasım 2015’te, alternatiflerine nispetle AK PARTİ’yi mukayese etmiş ve tercihini tartışmaya mahal bırakmayacak bir şekilde ortaya koymuştur. Bu tercih, irfan, izan, hikmet ve vicdanının tercihidir. Bu tercih, kayıtsız, şartsız olarak kendine ait olan egemenlik hakkını kayıt altına almaya çalışanlara ve her türlü vesayet odaklarına karşı milletin irade namusuna ve temsil iffetine sahip çıkma tercihiydi. Bu tercih, kendisi için yüreği yanan ile yanmayanı, kendi değerlerine bağlı olan ve olmayanı, laf üreten ile iş üretenleri ayırt etme tercihiydi. Bu tercih “Yeter, söz de karar da milletindir.” diyerek duruma el koyma tercihiydi.

Milletimize kuyumcu terazisi hassasiyetinde göstermiş olduğu bu tercihten dolayı bir kez daha şükranlarımı sunuyorum ve aziz milletimizin hâkimi değil, hadimi olmaktan da onur ve gurur duyuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Dedeoğlu…

11.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, dünyanın dört bir yanında büyük bir özveriyle çalışan Türk Kızılayı gönüllülerine şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkürler Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 1868 yılında yaralı ve hasta askerlere yardım amacıyla “Hilal-i Ahmer Cemiyeti” adı altında kurulan Türk Kızılayı, o tarihten bu yana gerek yurt içinde gerek yurt dışında milyonlarca ihtiyaç sahibine ulaşarak ülkemizin yüz kırk dokuz yıldır medarıiftiharı bir kuruluş hâline gelmiştir. Çanakkale’de şehit olan dedem Ahmet oğlu Mustafa da cephede yaralanıp Kadıköy Hilal-i Ahmer hastanesinde şehit olmuştur.

Tarihten bugüne sürdürülen dayanışma kültürünün ve vakıf geleneğinin en anlamlı tezahürlerinden biri olan Türk Kızılayı ırk, din, dil farkı gözetmeksizin dünyanın farklı coğrafyalarından afetzedelerin, muhtaçların, yoksulların yardımına koşan Türk milletinin vicdanı ve hoşgörüsü olmuştur.

Dünyanın dört bir yanında büyük bir özveriyle çalışan Türk Kızılayı gönüllülerine şükranlarımı sunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Sayın İlgezdi…

12.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, çocuk hakları komisyonunun acilen kurulması ve cezaevlerinde anneleriyle tutulan çocuklar için insani bir çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Adalet Bakanlığının açıkladığı veriler geçtiğimiz nisan-temmuz ayları arasında her gün 1 çocuğun annesiyle birlikte cezaevine girdiğini gösteriyor. Bugün demir parmaklıklar arkasında 149’u bir yaşında küçük bebekler olmak üzere, toplam 668 çocuk var.

Annesine verilen öğünle yeterince beslenemeyen, emekleyeceği alan olmadığı için yürümeyi öğrenemeyen, ses çıkarmaması için uyarıldığında konuşma güçlüğü çeken, arkadaş bulamayan, göğü daracık bir avludan izlemek zorunda kalan bu çocukların dramı yüreklerimizi sızlatıyor.

Buradan tüm siyasi partilere ve Hükûmete açık çağrıda bulunuyorum. Çocukların yaşam hakkı siyaset üstü bir konudur; sadece iktidarın sorunu da değil, Türkiye’nin ortak sorunudur. 26’ncı Dönem bir ilk olsun, gelin, önceliğimizi çocuklarımıza ayıralım; çocuk hakları komisyonunu acilen kuralım, çocuğun anayasasını hep birlikte yazalım, her nerede çocuk hakları ihlal ediliyorsa araştıralım, cezaevlerinde annesiyle tutulan çocuklar için insani bir çözüm bulalım. Unutmayalım ki geleceğimiz, bugün her türlü haklarımızı kısıtladığımız çocuklarımızın elinde.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın İlgezdi.

Sayın Balbay…

13.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 1 Kasım saltanatın kaldırılmasının 95’inci ve 1 Kasım Harf Devrimi’nin 89’uncu yıl dönümleri ile İzmir Alsancak Stadı projesinin durumuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Saltanatın kaldırılışının 95’inci yılı kutlu olsun. Tek adamlığı bir asır önce ortadan kaldıran halkımız bunun nüks etmesine izin vermeyecektir.

Harf Devrimi’nin 89’uncu yılı da ayrıca kutlu olsun. Harf Devrimi, Anadolu’nun, Türk insanının uygar dünyaya açılan büyük bir penceresi olmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir’de Alsancak Stadı tartışması uzun süredir devam etmektedir. Nihayet geçtiğimiz günlerde 12 bin kişilik bir stat projesi hazırlanmıştı, biz de çok sevindik ancak bir de baktık ki 12 bin kişilik stada 21 kişilik otopark projesi konulmuş. 21 kişi, sadece büyük bir devlet büyüğü gelse “Maçı tek başıma izleyeceğim.” dese yine sığmaz. Bu “İzmir’e stat yapmak istemiyorum.” demenin bir başka adıdır. İstanbul’a yapılan ihanetin İzmir’e taşınmasına izin vermeyeceğiz. İzmirli bu tür numaraları yutmaz. İzmir için projelerin gerçekten adam gibi ve uygarlığa, o şehre yakışır şekilde olmasını talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Sayın Çamak…

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Anamur’dan Kıbrıs’a su verilen barajın altında kalan köylerdeki vatandaşların sorunlarına ve Mersin genelindeki elektrik kesintilerine çözüm bulunmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, Anamur’dan Kıbrıs’a su verilen barajın altında kalan Akine, Sarıağaç, Ormancık köylerindeki vatandaşlar TOKİ konutlarına yerleştirildiler ancak altyapı ve kanalizasyon olmadığından buradaki lağım suları Dragon Çayı’na ve halkın kullandığı tarımsal sulamaya ve denize akıyor. Halkın sağlığını tehdit eden bu duruma bir çözüm getirilmesi için muhatap bulamamaktan yakınan vatandaşlar bu sorunun bir an önce çözülmesini bekliyor.

Ayrıca, başta Yenice ve Anamur olmak üzere Mersin genelindeki elektrik kesilmeleri devam ediyor. Daha önce de defalarca dile getirdiğimiz, bu çağda yaşanmaması gereken bu ayıbı ortadan kaldırmak için yetkilileri duyarlı olmaya çağırıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Taşkın…

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 1 Kasım 2015 seçimlerinin 2’nci yıl dönümüne, ve Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 1 Kasım, 2015 1 Kasımında yapılan genel seçimin 2’nci yıl dönümü. AK PARTİ, girdiği 5 genel, 3 yerel seçim, 3 referandum ve 1 Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı; Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde milletimize umut ışığı oldu. On beş yıllık iktidarı döneminde AK PARTİ eğitimden sağlığa, ulaştırmadan ekonomiye yaptığı yatırımlarla ülkemizi en az 3 kat büyüttü ve büyütmeye devam edecektir.

30 Ekim Pazartesi günü Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattı Bakü’de hizmete açıldı. Bu hat, üzerindeki ilk seferinde Kazakistan’dan aldığı tahıl yükünü Mersin Limanı’na taşımaktadır. Ülkemizin dünyaya açılan kapılarından biri olan Mersin Limanı’mızın ve Tarsus Yenice Lojistik Merkezi’mizin önemini daha da artıracak olan bu projenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özkal…

16.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcünü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokratik hukuk devleti olan ülkemizde milletin vekili olarak görevimizi icra ederken siyasi erdem ve etik kuralları dışında hareket etmemeye çalışıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ı siyasi erdem ve etik kuralları hiçe sayarak Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yapmış olduğu ağır itham ve hakaretlerinden dolayı kınıyorum. Unutulmamalıdır ki diktatörün olduğu bir ülkede bu tür söylemler ağıza bile alınamazken “şeddeli diktatör” diye koca bir meydanda bağırmak diktatör iddiasının tezatlığını gözler önüne sermektedir. Ayrıca, konuyla Sayın Cumhurbaşkanımız yine hukuk yoluna başvurmuş olup gereğini yargı erki ve aziz milletimize bırakmıştır. Buradan soruyorum: Siz hiç dava açan bir diktatör gördünüz mü, duydunuz mu?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akyıldız…

17.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, TRT’de görev yapan Binali Erdoğan’ın tutuklu yargılanarak mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Otuz yılı aşkın bir süredir TRT İzmir kurumunda kameraman olarak görev yapan Sayın Binali Erdoğan hakkında referandum sürecindeki sosyal medya üzerinden yapmış olduğu paylaşımlar nedeniyle dava açılmış ve karakola telefonla davet edilerek gitmiş. Kendi isteğiyle, sorumlu bir vatandaş olarak karakola giden ve ifadesini veren Sayın Binali Erdoğan kaçma gerekçesiyle tutuklanmıştır. Sorumlu bir vatandaş olarak kalkıp ifade vermeye giden, otuz yılı aşkın bir süredir TRT’de görev yapan ve aynı zamanda bakıma muhtaç, hasta bir annesi varken, bu insanın kaçma gibi bir gerekçesi mümkün değilken bu insanı hapishaneye atıp, tutuklu yargılayıp mağdur etmek, perişan etmek insanlığa sığacak bir tutum değildir. Bir an önce bu işin düzeltilmesini ve bu mağduriyetin giderilmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son olarak, Sayın Köksal.

Buyurun.

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, şehit ve gaziler arasında ayırım yapılmamasını ve tüm şehit ve gazilere eşit davranılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son zamanlarda şehit ve gazilerimiz arasında yapılan ayrımcılığı zaman zaman dile getiriyoruz. Ne yazık ki bunun son örneğini bugün öğrenmiş bulunmaktayım. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından “15 Temmuz Şahitlerinden 15 Temmuz Şehitlerine Vefa” adlı birinci sınıf kuşe kâğıda bir kitap bastırılmıştır. Bakana hatırlatma gereği hissediyoruz: Bu ülkedeki tek şehit ve gazi 15 Temmuz şehit ve gazileri değildir. İsterdik ki Bakanlık böyle bir ayrım yapmasaydı, isterdik ki Bakanlık bu ülkede terörle mücadelede canını ortaya koyan, cumhuriyetin devamı için canlarını feda eden tüm şehitlerimizi kapsayan bir kitap bastırmış olsaydı. Bundan sonra bu konuda ayrımcılık yapılmamasını, tüm şehit ve gazilerimize eşit davranılmasını, eşit muamelede bulunulmasını talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tüm şehitlerimiz eşittir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, gündeme geçmeden önce söz talebinde bulunan sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 1 Kasım Yahya Kemal Beyatlı’nın ölümünün 59’uncu yıl dönümüne, benzin ve motorin fiyatlarına yapılan zamlara ve 31 Ekim Dünya Tasarruf Günü’ne ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk şiirinin usta kalemi, büyük şair, diplomat ve siyasetçi Yahya Kemal Beyatlı’nın bugün ölüm yıl dönümüdür. Yahya Kemal Beyatlı evladıfatihan şehri Üsküp’te doğmuş ve Türk-İslam mührünü şiirlerinde ilmek ilmek işlemiştir: “Cihan vatandan ibarettir, itikadımca / Budur önümde benim çerçevem, muradımca / Vatan şehirleri karşımda, her saat, bir bir / Fetihler ufku Tekirdağ ve sevdiğim İzmir / Şerefli kubbeler iklimi, Marmara’yla Boğaz / Üzerlerinde bulutsuz ve bitmeyen bir yaz / Bütün eserlerimiz, halkımız ve askerimiz / Birer birer görünen anlı şanlı cedlerimiz / İçimde dalgalı Tekbir’i en güzel dinin / Zaman zaman da “Nevâ-Kâr”ı da doğsun, Itrî’nin / Ölüm yabancı bir alemde bir geceyse bile / Tahayyülümde vatan kalsın eski hâliyle.

Yahya Kemal Beyatlı’yı rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkan, benzin ve motorin fiyatlarına yapılan zamlar ülkemizin önemli gündem maddelerinden birisidir. Beş günde yapılan zam tutarı benzinde 21 kuruş, motorinde 31 kuruştur. Bu zamlardan en fazla etkilenen kesim esnaf ve çiftçilerimizdir. Esnaf ve çiftçilerimizin artan akaryakıt fiyatları karşısında korunması elzemdir. Özellikle, akaryakıttan alınan vergilerde bu iki kesime yönelik acil düzenlemeler yapılmalıdır. Deniz ve hava taşıtlarında vergisiz akaryakıt kullanılırken tarladaki traktörden, esnafın ürün servisi yaptığı kamyonetinden neden vergi alınıyor? Denizde gezen teknelerin Türkiye ekonomisine katkısı sabahtan akşama üretimde çalışan traktörden daha mı fazladır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu zamlar Türkiye ekonomisinin büyümesinin önünde engeldir. “Uluslararası ekonomi” denebilir, “benzinin varil fiyatındaki artış” denebilir, bunların hiçbirisi Hükûmetin esnafı ve çiftçiyi koruyup kollamasına engel olamaz ve olmamalıdır.

Dün aynı zamanda Dünya Tasarruf Günü’ydü. Tasarruf hem bir ülkenin hem de bireysel düzeyde insanların ulaştığı olgunluğun bir göstergesidir. Tasarruf aynı zamanda bir erdem alışkanlığıdır. Günümüzde tasarruf ekonomik bir terim olmanın ötesinde kültürel bir anlam da ifade etmektedir. Tasarruf sadece para biriktirmek değildir. Enerjide, her çeşit tüketimde, zamanda, harcamada, üretim sürecinde tasarruftan bahsedilir ki halkımız bunu yüzyıllardır iktisat kavramıyla ifade eder. Tasarruf aynı zamanda iktisat kavramıyla ifade edilmiştir. Ve tasarruf geleceğe ilişkindir, nasıl bir gelecek hedeflediğimizin hem bireysel hem toplumsal düzeyde yansıması bugünkü tasarruf bilinç seviyemizle ilgilidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın askere giden oğluna hayırlı tezkereler dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bugün, Sayın Akçay’ın oğlu askere gitti. Kendisine hayırlı tezkereler diliyoruz, çabuk bir şekilde kavuşmasını diliyoruz.

Sayın Altay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, güvenlik soruşturması nedeniyle göreve başlayamayan sağlık personeline tüm partilerden destek beklediklerine, 1 Kasım saltanatın kaldırılmasının 95’inci ve 1 Kasım Harf Devrimi’nin 89’uncu yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Kamu Personeli Seçme Sınavı 2017/5’le yerleşen, kazanan ancak güvenlik soruşturması nedeniyle göreve başlayamayan 3.233 sağlık personelimiz feryat ediyor. Beş aydır güvenlik soruşturmaları tamamlanmamış. “Bizimle birlikte bu sınavı kazanan 12 bin 500 kişiden 9.267’sinin soruşturması tamamlandıysa bize, 3.233 kişiye bu ıstırap, bu işkence niye çektiriliyor?” diye Meclisten ses istiyorlar. Meclisin bu konuda parti ayrımı yapmaksızın -iktidar partisinin yöneticilerine de sesleniyorum Mecliste Hükûmet olmadığı için- bu konuda Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı nezdinde çoğunluk partisinden ve diğer siyasi partilerden destek bekliyoruz.

Sayın Başkan, aç insan, işsiz insan sudan çıkmış balık gibidir. Bizim çok şükür, burada karnımız tok sırtımız pek. Sınavı kazanmışlar. 3.233 kişiden ve aileden bahsediyoruz. İktidar partisinin milletvekillerinin vicdanına sesleniyorum. Bu kanayan yarayı bir an önce dindirmemiz, bu sorunu gidermemiz lazım. Hükûmetten birileri belki televizyondan Meclisi izliyordur. Sayın Başbakana ve Hükûmete sesleniyorum: 3.233 sınav kazanan sağlık personelinin bu sorununun giderilmesi konusunda çağrıda bulunuyorum.

Öte yandan, Sayın Başkan, bugün 1 Kasım. 1 Kasım 1922 saltanatın kaldırılması, yine 1 Kasım 1928 Harf Devrimi’dir. Bunlar cumhuriyetimizin teşekkülünde önemli kilometre taşlarıdır, önemli devrimlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Cumhuriyet bizatihi bir büyük modernleşme projesidir. 1 Kasım 1928 Harf Devrimi yapıldığında o günkü Türkiye'nin sadece ve sadece yüzde 5’i okuryazar idi. Harf Devrimi’ne laf edenlerin, Harf Devrimi’yle bir gecede bir toplumun tarihinin silindiğini iddia edenlerin bu gerçeğe dikkatini çekiyorum. Bu devrimleri gerçekleştirenleri, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere rahmet, şükran, minnet ve saygıyla Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak anıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Yıldırım…

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 1 Kasım dünya Kobani gününe ve 1 Kasım 2016’da HDP’ye dönük siyasi darbenin siyaset tarihi için kara bir leke olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün 1 Kasım. 1 Kasım 2014’ten beri dünyanın birçok ülkesinde 1 Kasım günü dünya Kobani günü olarak kutlanmaktadır. Çünkü 2014 yılında IŞİD’in girdiği her kenti, her ilçeyi, her yerleşim birimini talan ederek ilerlediği, en son durduğu ve ilk kez yenilgiyi tattığı yer Kobani’idr. Öyle ki, IŞİD’in geldiği yerlerden devlet yapıları bile kaçıyorken orada, Kobani’de yaşayan insanların kendi öz savunması ve örgütlülüğüyle onların ilerleyişinin ve barbar, tecavüzcü bir ordunun durdurulduğu yerdir. Bu nedenle, ben özellikle karanlığa karşı aydınlık, yılgınlığa, çaresizliğe karşı umudun zaferi olan Kobani’deki o direnişte yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum.

Yine, Sayın Başkan, bugün 1 Kasım; geçen yıl, 2016 Kasımının başında partimize dönük bir siyasi darbe yapıldı. Çünkü 4 Kasım günü beş ayrı ilin başsavcılıklarının sahip olduğu dosyalara dönük bir operasyon başlatılarak 2’si eş genel başkanımız, 2’si grup başkan vekilimiz olmak üzere 10 ayrı arkadaşımız gözaltına alınarak tutuklandılar. O gün Türkiye siyaset tarihi için düşürülmüş bir kara lekedir ve göreceğiz, yıllar geçse de 2016 4 Kasım günü bu ülkenin ve bu Parlamentonun üstüne düşmüş olan bu utanç unutulmayacak ve hep kötü anılacaktır. O günden beri ülkedeki gerilim azalmamış, artmış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

…ülkede maalesef farklı etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel çoğulculuk arasındaki hoşgörü pekişmemiş, zayıflamıştır. Ülkede 6,5 milyon insanın oy verdiği bir partinin eş genel başkanları ve milletvekillerine dönük bu operasyon sonrası ona oy verenlerin bu ülkeye ait aidiyet ve sahiplenme duygusu artmamış, iktidar eliyle zayıflatılmıştır.

Bir kez daha şu Parlamento çatısı altında sivil ve demokratik siyasete dönük yapılan bu siyasi darbeyi şiddetle kınıyorum. Arkadaşlarımızın bütün söylem ve etkinliklerinin -ki çoğu siyasi etkinlik çerçevesinde yaptıkları konuşmalar ve etkinliklerdir- arkasında olduğumuzu, o eylem ve söylemin sahibi olduğumuzu ifade ediyor, bu darbenin müsebbiplerini tekrardan şiddetle kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

22.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 1 Kasım 2015 seçimlerinin Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası olduğuna, 1 Kasım Yahya Kemal Beyatlı’nın ölümünün 59’uncu yıl dönümüne, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın oğlunun şahsında tüm askerlere hayırlı tezkereler dilediğine ve güvenlik soruşturması tamamlanan 3 binden fazla sağlık personelinin işlemlerinin takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, yasama faaliyetlerini sürdürdüğümüz 26’ncı Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçilmesinin 1’inci yıldönümü olan 1 Kasım. 1 Kasım 2015 Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktasıdır. Milletimiz hükûmetlerin kurulamadığı kısa bir dönemden sonra, yine siyasete bir anlamda el koymuş, yine bir diğer ifadeyle sosyoloji siyasete galip gelmiştir.

AK PARTİ olarak, 10’uncu seçim zaferimizi kazanmanın mutluluğunu yaşadık bugün. Bu seçim başarısı, çalışan, ter döken, emek veren tüm teşkilatlarımızın. Ben tekrar kutlamak istiyorum, Allah bizleri mahcup etmesin diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, aynı zamanda büyük şair, yazar Yahya Kemal Beyatlı’nın ölüm yıl dönümü. Yahya Kemal, kendi döneminde yaşayan aydınların neredeyse tamamının radikal bir değişimi savunarak yapılan tüm uygulamaları desteklediği bir dönemde farklı bir tavır ortaya koymuş bir kişilik.

Yahya Kemal, “Kökü mazide olan atiyim.” diyerek medeniyet köklerimizi ve değerlerimizi öne çıkarmış, geleceği ancak bu şekilde kurabileceğimizi, kurtarabileceğimizi ortaya koymuştur. Yahya Kemal, gelenekten ilham almadan asla bir yeninin inşa edilemeyeceğini ifade etmiştir. Toplumsal değişim sürecinde bugün vardığımız yer itibarıyla, Yahya Kemal’in önemi, felsefesi, gelecek tasavvuru bir kez daha önem kazanıyor. Bu vesileyle Yahya Kemal’i bir kez daha rahmetle anıyorum, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, sizler de ifade ettiniz, Erkan Akçay Bey’in evladının askere gittiğini duyduk bugün itibarıyla. Ben, Erkan Bey’in evladının şahsında tüm askerlerimizin hayırlısıyla tezkere almalarını, gitmelerini, gelmelerini Allah’tan diliyorum.

Yine, aynı şekilde Engin Bey’in ifade ettiği, güvenlik soruşturmasını tamamlayan 3 binden fazla sağlık personelimizin işlemlerinin geciktiği iddiası geçen hafta burada dile getirilmişti. Buna ilişkin Bakanımız Meclisimizi bilgilendirmişti, konuya olan duyarlılığını ve bir an önce bu konunun hızlandırılarak tamamlanacağını ifade etmişlerdi, bizler de takipçisiyiz.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 31/10/2017 tarih ve 2455 sayıyla İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşları tarafından, millî şuurun ve manevi değerlerin çocuklara ve gençlere kazandırılması için millî eğitim müfredatına eklenmesi gereken derslerin araştırılması ve kalıcı bir eğitim sistemine geçilmesi hususunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

01/11/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 01/11/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                    Erkan Akçay

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

31 Ekim 2017 tarih, 2455 sayıyla, TBMM Başkanlığına İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşlarının, millî şuurun ve manevi değerlerin çocuklarımıza ve gençlerimize kazandırılması için millî eğitim müfredatına eklenmesi gereken derslerin araştırılması ve kalıcı bir eğitim sistemine geçilmesi hususunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 1/11/2017 Çarşamba günkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle bizleri ekran başında izleyen aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Konumuz çok önemli. Konumuz eğitim, konumuz çocuklarımız, her birimizin belki doğumu itibarıyla vatana millete hayırlı olmasını temenni ettiğimiz en önemli varlıklarımız. Milliyetçi Hareket Partimizin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Eğitim doğum itibarıyla başlar, ölüme kadar devam eder ama eğitimin en önemli ayağı aslında okullar ve öğretmenlerimiz. Buradan, konuşmama başlamadan önce, sözleşmeli öğretmenlerimizin feryatlarını kürsüden duyurmak istiyorum. Her birinin aklı çocuklarında, eşlerinde ve her biri aslında “Ertesi gün evime ekmek götürebilecek miyim, sözleşmem sona erecek mi?” kaygısıyla maalesef gününü geçirmekte ve büyük bir travma içerisinde. Bunlarla ilgili ayrım yapılmaksızın atamalarının yapılması şart. Bu konuyla ilgili özellikle olumlu bir refleksin gösterilmesi gerekmektedir.

“Eğitim” dediğimizde hepimizin beklediği, eğitimin kazanımları. Kazanımların başında millî şuur geliyor, manevi değerler geliyor. Uzun zamandan beri hepimiz aslında şunu belki bir düşünüyoruzdur: Çocuklarımızda ne eksik? Neyi alamıyoruz çocuklarımızdan veya neyi veremiyoruz? Anne baba olarak biz mi eksik yapıyoruz, eğitim sisteminde de mi eksiklikler var? Eğitim sistemine baktığımız zaman, kuşkusuz, on beş yıllık iktidarlık döneminde 7 bakan değişimi olmuş, 22 adet köklü değişiklik yapılmış, buna sınav sistemi de dâhil olmak üzere. Bu değişiklikleri yapalım ama deneme yanılma, eğitimde özellikle, çok büyük travmalara yol açıyor. Öncelikle çocuklarımızda, sonra ailelerde millî eğitim sistemine güvensizlik olarak karşılık buluyor ve devlete güvensizlik olarak sonuçlanıyor. Bizler “Eğitim sisteminde kalıcı bir reform yapalım.” dedik ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde de bunu kalıcı olarak yazdık ve yönlendirmeli eğitim modeliyle birlikte sınavsız eğitim sisteminin Türk toplumu için faydalı olacağını dile getirdik.

Bu konuyla ilgili biraz daha açacak olursak, eğitim sistemi kadar eğitim müfredatı içerisinde yer alması gereken derslerin önemini hepimiz biliyoruz. Millî şuuru nasıl vermeliyiz? Eğitim müfredatında yer alan dersler ve o derslerin içerisinde kullanılan eğitim materyallerine kadar özenle seçilmelidir. Bunu yapıyor muyuz? Ben yapmadığımıza inanıyorum ya da yeteri kadar yapılmadığına inanıyorum. Eğitim müfredatını belirlerken millî şuuru nasıl verelim, manevi değerleri nasıl aktaralım, evlatlarımızdan vatana, millete hayırlı çocuklar nasıl oluşturalım, sadece not başarısı yüksek çocuklar olmasın, millî şuurunu bilsin, manevi değerlerini bilsin, bunu çok iyi düşünmemiz gerekiyor.

Bununla ilgili bir araştırma komisyonu kurulmalı ve tüm partiler hep birlikte uyum içerisinde Türkiye genelinde araştırmalar yapmalıyız. Akademisyenlerle, öğretmenlerimizle, velilerle, öğrencilerle sıkıntılar masaya yatırılmalı ve bu dersler incelenmeli. Derslerin arasında, belki hepinizin dikkatini çekecek, kanun teklifi olarak da şu anda komisyonda bekleyen adabımuaşeretle ilgili kanun teklifimiz vardır Milliyetçi Hareket Partisi olarak. “Adabımuaşeret” dediğimiz vakit görgü kuralları geliyor aklımıza. Hepimiz özlemedik mi otobüse bir büyük bindiği zaman ayağa kalkan çocukları? Hepimiz özlemedik mi sokakta elinde yemek yemeyen insanları? Hepimiz özlemedik mi biz konuşurken susan insanları? Evet, hepimiz eminim ki görgü kurallarına uygun olarak hareket eden, davranış eğitimine önem veren insanlar olsun isteriz.

Hitabet dersleri olmalı eğitim müfredatında. “Hitabet dersleri” dediğimiz vakit de yine çocuklarımızın birbirleriyle iletişim kuramadığından, bizimle konuşmadığından, iletişime geçmediğinden de şikâyetçi değil miyiz? Eminim her birimiz şikâyetçiyiz. Peki, bu şikâyetimiz varken, bizler bunu ailede mümkün olduğu kadar vermeye çalışırken, 7 yaş itibarıyla çocuklarımızı kıymetli öğretmenlerimize de “Eti senin, kemiği benim.” ünlemiyle verirken beklediğimiz ne? Bizimle iletişime geçen, gününü bile anlatan çocuklar. Ama bunlar yapılıyor mu? Yapılmıyor. Demek ki eğitim müfredatında yer alması gereken derslerle ilgili, adabımuaşeret başta olmak üzere, hitabet dersleri, diksiyon dersleri…

Kelimeleri yutan çocuklarımız var. Neden acaba bunlar böyle oluyor? Küçücük bir telefonun içine dünyasını sığdırıp hiç konuşmadan kısaltma kelimelerle konuşuyor çocuklarımız. Gelin, hep birlikte… Burada iktidar partisinden ben rica ediyorum. Sayın Başkan Vekilimize de ben Danışma Kurulunda söyledim. Dedim ki gerçekten bir uzlaşma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM (Devamla) – Rica etsem biraz…

BAŞKAN – Peki, bir dakika daha ek süre vereyim size.

Buyurun.

ARZU ERDEM (Devamla) – Bu konuyla ilgili bir uzlaşma olmalı. Tüm partilerin en büyük hassasiyeti çocukları ve evlatlarımızla alakalı eğitim sisteminden hepimiz şikâyetçiyiz. Hepimiz bu şikâyetimizi dile getirirken neden kalıcı bir eğitim reformu yapma adına birbirimizin fikirlerini alıp vermek, Türkiye genelinde araştırmalar yapmak, eğitim müfredatından, eğitim sisteminden başlamak üzere eğitim müfredatına, eğitim müfredatı içerisinde yer alması gereken derslere, bu derslerin altında kullanılması gereken kaynak kitaplarına hep birlikte karar vermeyelim ve Türk toplumunu, Türk gençliğini, Türk evlatlarını bu anlamda rahatlatmayalım?

Hepinizden bu konuyla ilgili kalıcı bir eğitim reformu yapılmak üzere bir refleksin gelmesini, bilhassa iktidar partisinin buna yaklaşım göstermesini, kamuoyunun da bu konuda beklentisinin olduğunu tekrar dile getiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Bu söylediğiniz konuyu herhâlde grup başkan vekilleri daha sonra değerlendirirler.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir çocuğun doğuştan gelen temel ve evrensel hakları vardır. Evrensel hakların başında da kendi doğduğu annesinden öğrendiği dille, onun kültürüyle büyüme, yetişme, eğitim görme hakkı gelir. Bu sebeple, her ne kadar Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisi sadece Türk millî şuurunun çocuklarımıza öğretilmesini kapsasa da hiçbir milletin, hiçbir milliyetin, hiçbir kültürün dilinin çocukluk yaştan itibaren öğretilmesine karşı olmadığımızı ifade ediyoruz. Ancak her çocuğun, anasından doğduğu üzere ana diliyle konuşma, ana diliyle kültürünü yaşama ve eğitimini görme doğuştan gelen hakkıdır, bu, bütün uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmıştır.

Unutulmamalıdır ki dünyadaki hiçbir insan kendi etnik kimliğini, dilini, kültürünü ne bakkaldan satın alır ne de sınavla kazanır. Anadan doğduğu andan itibaren Allah’ın ona bahşetmiş olduğu bir haktır. Öyle ki Yüce Allah, Hucurât suresinin 13’üncü ayetinde, ayetikerimesinde, herkesi kavim kavim, dil dil, kültür kültür, millet millet yarattığını amir hüküm olarak koyar.

Şimdi, düşünün ki siyasi iktidar, son yıllarda, özellikle güvenlikçi politikalara geri döndüğü andan itibaren, Kürt meselesini sadece bir güvenlikçi politika meselesi olarak görmeye başladığı andan itibaren kendi iktidarlarından önce bile Kürtlerin elde etmiş olduğu hakları yasaklamaya ve kurumlarını kapatmaya başlamıştır. Düşünün, 1990’lı yılların şahin politikalarında bile, 1992’de İstanbul’da açılmış olan İstanbul Kürt Enstitüsünü ki Ape Musa’nın (Musa Anter’in), Abdurrahman Dürre’nin, Faki Hüseyin Sağnıç’ın, Süleyman İmamoğlu’nun ve birçok Kürt bilgenin, âlimin kurmuş olduğu Kürt Enstitüsünü kapattı. Siyasi iktidar Kürt’ün diline, kültürüne o kadar yasakçı yaklaşmaya başladı ki kendi döneminde açmış olduğu bazı enstitüleri ve Kürtlerin elde etmiş olduğu hakları yasaklamaya başladı.

Şimdi, buradan hareketle ne diyeceğiz? Yarın bir gün mahkemeyikübraya gittiğinizde “Ben, evet, sizin Kürtlere yarattığınız ve verdiğiniz dili ulus devlet uğruna yasakladım.” mı diye savunacaksınız kendinizi? Mahkemeyikübrada “Ben onlara eğitim hakkı vermedim çünkü ben tekçilik üzerinden dayatarak bütün ulusu ulus devlet çatısı altında tek görmeye başladım ve bunun politikasıyla hareket ettim.” diyerek acaba kendinizi savunacak mısınız diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Akçay, yerinizden bir dakika söz veriyorum size.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türk milleti olarak vatan sevgisi, bayrak sevgisi, adabımuaşeret gibi kavramlar üzerinde özellikle durduklarına ve müfredatta buna ilişkin olarak yapılabilecek çalışmaların tespit edilmesi amacıyla grup önerisini verdiklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisinin bugünkü grup önerisi, Türk milletini, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kapsayan ve toplumda yer alan etnisitelerden öte, bütün toplumu kavrayan bir amaçla verilmiştir, yoksa herkesin ana dili, kültürü elbette kutsaldır, saygıdeğerdir. Biz, onun dışında, Türk milleti olarak millî değerlerimiz, vatan sevgisi, bayrak sevgisi, adabımuaşeret gibi kavramlar üzerinde özellikle duruyoruz ve buna ilişkin olarak müfredatta yapılabilecek çalışmaların, sorunların ve çözümlerin tespit edilmesi amacıyla bu önergeyi vermiş bulunuyoruz. Tekrar hatırlatma gereği duydum.

Çok teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, 31/10/2017 tarih ve 2455 sayıyla İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşları tarafından, millî şuurun ve manevi değerlerin çocuklara ve gençlere kazandırılması için millî eğitim müfredatına eklenmesi gereken derslerin araştırılması ve kalıcı bir eğitim sistemine geçilmesi hususunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi konuşacaklar.

Buyurun Sayın Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergenin lehinde söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bugün, cumhuriyetimizin önemli devrimlerinden Türk Harf Devrimi’nin 89’uncu yıl dönümü. Bu vesileyle Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha şükranla anıyorum.

Değerli vekiller, bugün topraklarımız üzerinde farklı kimliklerin yan yana huzur içinde yaşamasının en önemli vesilesi ortaklaştırdığımız manevi değerlerimizdir. Bu ülkede huzur, kardeşlik, barış için bu ortak manevi değerlerin gelecek kuşaklara devredilmesi görevimizdir. Zira bu değerler ahlaki ve siyasi yozlaşmaya karşı kimliklerimizin teminatıdır da. Unutmayalım ki tarih sahnesi manevi değerlerine yabancılaşarak yok olan toplumların örnekleriyle doludur. Hâl böyleyken manevi değerler üzerinden toplumu ayrıştırmak bizleri felakete götürür. Bakın, bugün manevi değerlerimizi siyaset mühendisliğine alet ederek eğitim sistemini baştan aşağı değiştirmeye çalışıyorsunuz. Düşünmeyen, sorgulamayan, sadece itaat eden nesiller yaratmak istiyorsunuz. Bunu yaparken de çağdaş eğitimin bir parçası olan müfredatı gericileştiriyorsunuz. Oysa liyakat sahiplerinin yerine iktidara yakın olanların şekillendirdiği müfredatın nelere yol açtığını daha yakın zamanda gördük.

Değerli vekiller, bakın hatırlatmak isterim, bizler, eğitim devrimi sayesinde toplumun sadece yüzde 7’sinin okuma yazma bildiği imparatorluk sürecinden bugün okuma yazmayı yüzde 97’lere getirip modern bir cumhuriyete dönüştük, ilerledik. Özgün bir model olan köy enstitüleriyle Anadolu insanını Orta Çağ karanlığından kurtardık, geliştik. Köylümüz, eğitim reformları sayesinde milletin efendisi oldu, eşitlendik. Fakat sizin niyetiniz tüm bu kazanımları ortadan kaldırmak. Siyasi bir proje olarak gördüğünüz müfredatı sürekli değiştiriyorsunuz. On beş yılda 14 defa sistemi değiştirerek umutsuz ve yitik kuşaklar yarattınız. Ülkenin doğusundan batısına hemen her ailede okumak isteyen çocukların geleceğiyle oynadınız. LGS, OKS, SBS, TEOG derken yavrularımızın hayallerini çaldınız. Proje okullarıyla öğrencileri kuşattınız, eğitimi tek tipleştirdiniz. Geleceğinden endişe eden çocuklarımızı intihar eşiğine getirdiniz ve ne acıdır ki 4+4+4 sistemiyle bilimsel ve laik eğitimden vazgeçerek çocuklarımızı hurafelerin ve fetvaların insafına terk ettiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İnsaf, insaf!

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Unutmayalım ki doğru tektir yani bilim özgür bir ortamda gelişir, özgür bir ortamsa ancak çağdaş bir müfredatla sağlanabilir. Oysa sizin hayal ettiğiniz müfredat merakı, bilimi, öğrenmeyi yok ediyor. Bakın öğrenmeyi yok ederseniz sadece bilimi değil, özgürlüğü de yok edersiniz. Özgürlüğü yok ederseniz genç beyinleri yok edersiniz. Okulları otoritenin propaganda aracına çevirirseniz düşünceyi yok edersiniz. Düşünceyi yok ederseniz geleceği yok ederseniz.

Gelin, eğitimin siyasetüstü bir alan olduğunu kabul edin, girdiğiniz bu yanlış yoldan bir an önce geri dönün. Gelin, “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.” diyen Büyük Atatürk’ün yoluna geri dönün.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İlgezdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir konuşacak.

Buyurun Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Sayın Başkan, kıymetli Meclis; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitim-öğretim olunca, bu konular üzerinde uzun yıllar kafa yormuş ve eğitim kurumlarında çalışmış bir hoca olarak söyleyeceklerim çok fazla fakat üç dakikaya söyleyeceklerimi sığdırmak gibi bir mükellefiyet, sorumluluk içerisinde de hareket etme durumundayım.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Siz indirdiniz, lütfen, siz indirdiniz.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sen de anladın yani!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Öncelikle, böyle bir öneriyi veren Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu ve Arzu Erdem Hanımefendi’yi kutluyorum ama diğer parti grupları adına konuşanların konuşmalarına katılmadığımı da özellikle belirtmek istiyorum.

Fakat, zannediyorum, öneride gözden kaçırılmış şöyle bir şey var: Adabımuaşeret yani görgü kuralları dersi müstakil ders olarak isteniyor ama bu, değişik dersler içerisinde müfredatta ünite şeklinde var. Dolayısıyla zaten istenilen bu ders müstakil ders olarak değil ama üniteler içerisinde yer almakta. Hitabet dersi mesela, burada istenmiş; hitabet dersiyle alakalı olarak da özellikle üstüne basarak söylememiz gerekir ki imam-hatip liselerinde müfredatta hitabet dersi ayrıca yer almakta. Yine, burada, iletişim becerileri dersi önerilmiş; bu ders de var, sosyal bilimler liselerimizde ders olarak bu ders var.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hocam, Andımız’ı kaldırdınız!

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Vatandaşlık dersi ortaokullarda ders olarak var ve tarih dersinin içerisinde, edebiyat dersinin içerisinde bu anılan hususlarla alakalı başlıklar yer almakta ve müfredat içerisinde bulunmakta. Ayrıca, isteyen ve dileyen okullar için…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Müfredattan Mustafa Kemal Atatürk’ü kaldırmaya kalkıyorsunuz siz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini çıkardınız.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Lütfen, istirham ediyorum. Ben sataşmaya da gelirim ama sataşma istemiyorum. Üç dakikam var, müsaade edin de konuşayım ya, konuşturun beni, müsaade edin yani uğraştırmayın.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, siz lütfen Genel Kurula hitap edin.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Seçmeli derslerle alakalı olarak da şu uygulama: Millî Eğitim Bakanlığı müfredat programı içerisinde listelenmiş vaziyette seçmeli dersler listesi var, isimler var. Dileyen okul bu seçmeli derslerden istediği seçmeli dersi millî eğitim müdürlüğüne, ilçeye veya il millî eğitim müdürlüğüne bildirerek koyabilir, müfredat dâhilinde izleyebilir, takip edebilir.

Dolayısıyla, sizlerin katkılarıyla Meclisin onayından geçmiş olan iki tane seçmeli derse de -bütün okullarda var bu- dikkat çekmek istiyorum: Birisi, seçmeli Kur'an-ı Kerim dersi, bir diğeri de yine, bildiğiniz gibi, Hazreti Peygamber’in hayatıyla alakalı bir derstir ki zannediyorum, millî manevi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Başkanım, uzatmıyoruz, ben de uzatmayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özdemir.

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) – Millî, manevi derslerle alakalı söylenebilecek şeyler bundan ibarettir. Millî, manevi diyoruz; millî, manevi dediğimizde bizim milletimizin değerlerinden, bizim maneviyatımızın değerlerinden bahsediyoruz. Burada, parti ayrımı gözetmeksizin, bütün partilerin millî ve manevi değerlerimize en az benim kadar, en az bizim partimiz kadar sahip çıkmakta istekli olduklarını, bu hususta kararlı olduklarını elbette biliyorum. O bakımdan, burada aslında tartışma konusu olacak bir husus da görmüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Sayın Erdem, söz talebiniz var galiba.

Buyurun, yerinizden bir dakika…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, kalıcı bir eğitim reformu yapılması ve eğitim müfredatı içerisinde yer alması gereken dersler konusunda bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizim vermiş olduğumuz araştırma önergesinin içeriğine bakıldığı vakit, lisede verilecek olan derslerden bahsedilmiyor. Bir: Kalıcı bir eğitim reformu yapılmak üzere bir araştırma komisyonunun kurulması. İki: Eğitim müfredatı içerisinde yer alması gereken, başta adabımuaşeret dersleri olmak üzere, hitabet dersleri, diksiyon dersleri ve diğer derslerle ilgili bir araştırmanın yapılması, bununla birlikte millî şuurun ve manevi değerlerin kazandırılması var. Düşünün ki çocuk 1’inci sınıftan itibaren lise 1’e gidene kadar bu dersleri almıyor, lise müfredatında eğer adabımuaşeret derslerini alırsa amacına ulaşmamış olur. Ağaç yaşken eğilir. Bu konunun, araştırma komisyonunun kuruluş amacıyla ilgili ya da talebiyle ilgili doğru anlaşılmasını rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, 31/10/2017 tarih ve 2455 sayıyla İstanbul Milletvekili Arzu Erdem ve arkadaşları tarafından, millî şuurun ve manevi değerlerin çocuklara ve gençlere kazandırılması için millî eğitim müfredatına eklenmesi gereken derslerin araştırılması ve kalıcı bir eğitim sistemine geçilmesi hususunda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de biri israftan diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 1/11/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                         HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

1 Kasım 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından verilen 5800 sıra numaralı, tutuklu bulunan milletvekillerimizin maruz kaldıkları hukuksuzlukların ve cezaevlerinde tutulmaları nedeniyle yasama faaliyetlerine katılamamalarına dair mevcut durumun tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 1/11/2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar konuşacak.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yıl kadar önce 3 Kasımı 4 Kasıma bağlayan gece yarısı bir operasyon düzenlendi. 5 merkezde aynı anda, aynı noktadan düzenlendiği, organize edildiği anlaşılan bir operasyondu bu. Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dâhil milletvekillerimiz, 11 milletvekilimiz gözaltına alındı. Bu bir siyasi darbe operasyonuydu. Bu operasyonun benzerini daha önce de yaşamıştı bu Meclis, bu ülke. Sorunlara çözüm üretemeyen, ülkeyi yönetemeyen, yeni siyaset üretemeyenlerin dönüp geldiği yer yargı eliyle, polis eliyle baskıdır. Başka bir yöntem de bilemedikleri için, akıl edemedikleri için kendilerini bu şekilde kurtarabileceklerini sanırlar. 1994’te de aynısı yapıldı fakat bu operasyonların bu ülkeye ne huzur ne refah ne barış getirdiği de geçen süre içinde yeterince anlaşıldı.

Evet, bu operasyon bir korku operasyonuydu; bir fikirden, bir siyasi hareketten duyulan korku. Bu korku 7 Haziranda somutlaşmıştı. 7 Haziran bir kâbus gecesiydi iktidar için ve o korkuyla derhâl demokratik ortamı terk ettiler; bir güvenlikçi dil, baskıcı, tehditler içeren, şantajlar içeren bir politikayı devreye soktular. Tam 1 Kasım 2015’te yaşanan da bu korku, şantaj ve tehdit politikalarının yarattığı bir iktidar değişikliğiydi. İktidardan düşmüş olan AKP, o seçimlerde yeniden bu yöntemlerle çoğunluğu elde etti ama bir kere korku içine girmişti. 7 Haziranda devrilmenin mümkün olduğunu gördü ve bunun sonuçlarının ne olacağını da herhâlde çok iyi biliyordu. Çünkü geçmişte arkasında bıraktığı haksızlıklar, yolsuzluk iddiaları, baskılar ve daha nice adaletsizlikler vardı. Bunların hesabının sorulacağını anladıkları için iktidara sıkı sıkıya yapıştılar.

Bize yönelik, eş başkanlarımıza, milletvekillerimize yönelik bu operasyon bu korkunun bir ürünüydü. Neden korkuyorlar? Çünkü bu düşüncenin, bu fikrin, bu hareketin doğru olduğunu gördüler ve bu doğrunun kendilerine hesap sorulacak bir yolu da sonuna kadar gösterdiğini anladılar. Evet, doğruyu temsil edenlerle eğer siyaseten baş edemiyorsanız onlara karşı duyacağınız şey öfke hâline geliyor. Bu öfkeyi meydanlarda iktidarın bütün temsilcileri dile getirdiler, “bağımsız yargı” dediler. Bunun bir hikâye olduğunu, boş bir söz olduğunu en az bizim kadar onlar da biliyorlar, hatta bizden çok daha iyi biliyorlar. Nitekim dün burada açıkladığımız belge de Adalet Bakanlığının bizim vekillerle ilgili yürütülen yargılamalara nasıl müdahale ettiğini bir kez daha açıkça ortaya koydu. Fakat bütün bu baskılara, bütün bu zulme rağmen milletvekillerimiz de içeride ve dışarıda örgütlerimizle, halkımızla boyun eğmedi; kendi doğrusunu savunmaktan vazgeçmedi; sonuna kadar kendi doğrularını gururla, onurla savunmaya devam etti. İşte bu, korkuyu daha da büyütüyor; evet, değerli milletvekilleri, iktidar direnenler karşısında daha da fazla korkuya kapılıyor. Bu sefer, bu korku sadece muhaliflerine değil kendi içine de baskı ve zulüm operasyonlarının yapılmasının zeminini hazırlıyor. İktidar böyle davranınca kendi kendini tüketmeye, kendi kendini yok etmeye başlıyor.

Biz tekrar söylüyoruz: İçerideki vekillerimiz, başkanlarımız barış istiyordu, hakikat istiyordu, adalet istiyordu, özgürlük ve demokrasi istiyordu; bunları istemeye devam ediyorlar. Biz “savaş” değil “barış” diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, ek bir dakika daha süre veriyorum.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, biz “savaş” değil “barış” diyoruz, “yalan” değil “hakikat” diyoruz, “zulüm” değil “adalet” diyoruz. Bunları dediğimiz için arkadaşlarımız bu operasyona, zulme yalan eşliğinde maruz kaldılar; bunları savunmaya devam ettikleri için de iktidara korku salmaya devam ediyorlar.

Buradan, bütün içerideki milletvekili kardeşlerimize, Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a selamlarımızı, minnetimizi, şükranlarımızı iletiyoruz. Bu yolda beraberiz, hep birlikte barış için, adalet için, hakikat için yürümeye devam edeceğiz.

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sancar.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verirseniz zabıtlara geçsin diye hocamızın ifade ettiği…

BAŞKAN - Sayın Göker, lütfen, biraz bekleteceğim sizi.

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zamanınızı almamak için kürsüye çıkmayı talep etmeyeceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ancak hocamızın ifade ettiği “7 Hazirandan sonra bir korku imparatorluğu kuruldu, şantaj politikaları…” vesair, bunları kabul etmiyoruz. 7 Haziran ne kadar meşruysa 1 Kasım o kadar meşrudur. 7 Hazirandan sonra o zamanki Genel Başkanımız çok yoğun şekilde bütün partilerle beraber koalisyon kurmak için büyük mesai harcadı. Ancak bu konuda başarı sağlamayınca da Anayasa’nın gereği olarak seçime gittik ve halkımız kilidi çözdü tabiri caizse. O yüzden bir daha söylüyorum: 7 Haziran ne kadar meşruysa 1 Kasım o kadar meşrudur.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Mehmet Göker konuşacak.

Buyurun Sayın Göker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun tutuklu milletvekilleri üzerine vermiş olduğu soru önergesi üzerine CHP’nin görüş ve düşüncelerini aktarmak üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi tek tek saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bugün 1 Kasım; 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılışının üzerinden doksan beş yıl geçmiş. Saltanat rejiminde yetki ve irade tek kişidedir. Günümüzle bağdaşan tarafı nedir? Aynen, yetkinin ve sözün bir kişide olması. Sadece bununla mı kalıyor? Değil, bununla da kalmıyor günümüzle bağdaşan yönleri. Örneğin, şöyle: Biz sadrazamın azlini de gördük, yeniçeri isyanını yaşadık, şeyhülislam da istifa etti, mutasarrıf ve sancak beyinin azli de tamam, şükür olsun sarayımız da var. Şimdi, soru şu: Bu iş şehzade boğdurmaya kadar gelecek mi, gelmeyecek mi?

Tutuklu vekiller içerideyken yasama faaliyetine katılamıyorlar, önerge veremiyorlar. Onlar içerdeyken sizler dışarıda olarak, hepimiz görüyoruz, Meclis sandalyeleri bomboş. Yani bu işte bir çelişki var.

Gelelim “millî irade”ye çünkü üzerinde en çok durduğunuz söz, ifade “millî irade.” Hatırlayalım, “Millî iradeyi bir kişiye devretmeyin.” diye kampanya yürüttüğümüz zaman Sayın Gökçek arabanın üstünde fır fır fır dönüyordu. Şimdi ne oldu? Millî iradeyi gasbettiniz, adamcağız fışkiyeleriyle baş başa kaldı, buna yazık değil mi? (CHP sıralarından alkışlar) Sıra size gelmez sanmayın, oy toplayan başkanlar da böyle düşünüyordu. Bu ülkede tek bir kişinin yeri sağlamdır, o da sarayda oturmaktadır.

Gündemi teşkil eden faşizmin kelime anlamı, kendi fikrinden başkasına tahammülü olmayan; diktatör, bütün yetkileri kendi uhdesinde taşıyan kişi olarak, günümüzle bağdaşan bir cümle. Faşist diktatör de ortaya karışık gibi bir şey oluyor. Buradan da kim nasibini alırsa alıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizlere “milliyetçi” desek, değilsiniz; “Milliyetçiliği ayaklar altına aldık.” diyen sizlersiniz. “Demokrat” deseniz, seçimle gelen insanları görevden alan sizsiniz. “Hümanist” deseniz, KHK’yle işten atılan açlık grevindeki Nuriye ve Semih’e yargı yolunu kapattığınız gibi, vicdanlarınızı da kapattınız.

Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Göker.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Ben teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Turan...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu konuyu dün çok uzun tartıştık, tekrar girmek istemiyorum ancak Türkiye’de son on beş yılda 11 seçim yaparak göreve gelmiş Cumhurbaşkanımız vardır. İstedikleri kadar hakaret etsinler, itham etsinler; halkımız hangi yollarla Cumhurbaşkanımızın göreve geldiğini biliyor. Diktatör olsaydı dava açmazdı, gereğini yapardı.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Havutça, sisteme girmişsiniz, nedir talebiniz?

Bir dakikalık söz istemişsiniz.

Buyurun, bir dakika…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Kepsut ilçesinde Cumhuriyet Halk Partisi ilçe binasında asılı bulunan Atatürk posterine yönelik saldırıyı şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, bugün Balıkesir Kepsut ilçesinde Cumhuriyet Halk Partisi ilçe binamızda asılı bulunan Atatürk posterini yakma girişiminde bulunulmuş ve posterin büyük bölümü yanmıştır.

Ben buradan ülkemizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün posterine yönelik yapılan bu çirkin saldırıyı şiddetle, nefretle kınıyorum.

Kepsut Cumhuriyet Başsavcılığımızın, sokak kameralarını izleyerek bu hain saldırıyı gerçekleştiren… Ulusumuzun kurucusu, cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk’e karşı yapılan bu saldırıyı Türk milletinin hiçbir ferdinin kabul edemeyeceğini buradan ifade etmek istiyorum.

Son günlerde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, cumhuriyetimizin kurucularına yönelik, akademisyen sıfatlı bazı kişilerin de onlara saldırıda bulunduklarını buradan ibretle izliyoruz. Bunlara artık sessiz kalınmaması ve hak ettikleri cezayı almaları bu gibi fiillerin önüne geçecektir diyorum ve bir kez daha bu lanet saldırıyı kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de biri israftan diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin konuşacak.

Buyurun Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun tutuklu bulunan milletvekilleri hakkında vermiş oldukları öneri üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlarım.

Sözlerimin başında, on beş yıl önce 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimde bizlere, milletimize hizmet etme, büyük Türkiye hedefine ulaşmak için çalışma imkânı veren ve o günden bugüne kadar yapılan seçimlerde AK PARTİ siyaset anlayışını hâkim kılan milletimize şükranlarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz son dönemde birçok terör örgütüyle mücadele etmektedir. Özellikle 2015 Temmuz ayından bu yana, bilhassa terör örgütü PKK, ülkemizin çeşitli yerlerinde, başta yaşam hakkı olmak üzere, özgürlük, güvenlik hakkı, konut dokunulmazlığı gibi temel hakları hedef alan terör saldırılarını artırarak gerçekleştirmeye başlamıştır. Devletimiz ve Hükûmetimiz, demokratik toplumun düşmanı olan terörle her alanda etkin mücadele etmektedir. Terör örgütlerinin günümüzdeki karmaşık yapısı dikkate alındığında, terörle mücadele sadece Silahlı Kuvvetlerin yapacağı bir mücadele değildir. Terörle mücadelede toplumun her kesimi üzerine düşeni yapmalı, teröre karşı açıkça tavır almalıdır. Bu görev toplumun her kesiminin görevi olmakla birlikte en büyük görev siyasilere ve siyasi partilere düşmektedir.

Siyaset kurumu ve siyasilerin terörle mücadele etmesi gerekirken maalesef ülkemizde bir kısım siyasiler bunu yapmamış, hatta açıkça terörü ve teröristi övmek gafletine düşmüşlerdir. Bu konuda geçmişte basına yansıyan ve sizlerin de bildiği, özellikle HDP Hakkâri milletvekilinin “PKK’nın öyle bir gücü var ki sizi tükürüğüyle boğar.” şeklindeki kabul edilemez beyanı, yine dönemin HDP eş genel başkanının 18 veya 19 Temmuzda Suruç’ta yaptığı açıklamada “Partimiz için ‘Sırtını terör örgütüne dayayan HDP.’ diyorlar, biz sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye, PYD’ye yaslıyoruz. Bunu söylemek ve savunmakta hiçbir sıkıntı görmüyoruz. Sırtımızı kime yasladığımızı söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz.” şeklinde toplumda infial uyandıran beyanlar vardır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kim infial uyandırıyor? Onlar IŞİD’e karşı savaşmıyor mu?

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – 7 Haziran seçim sonuçlarının ortaya çıkarttığı tablo ile bir kısım HDP milletvekillerinin yukarıda zikrettiğim beyanları ve HDP’nin terör örgütüyle arasına mesafe koyamaması haklı olarak milletimizde infiale neden olmuştur ve milletimiz, bunun gereğini yaparak terörü destekleyenlerin hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini siyasetten talep etmişlerdir ve siyasi gündemini milletin belirlediği bir siyasi anlayışa sahip parti olarak da partimiz Anayasa değişiklik teklifini Meclisin gündemine getirmiştir.

Meclisimiz, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin haklarında dosya bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarını 8 Haziran 2010 tarihi itibarıyla kaldırmıştır. Bu kapsamda toplam 154 milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmış, bu işlem yapılırken parti ayrımı yapılmamıştır. Dosyası olan AK PARTİ, CHP, MHP ve HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalkmıştır.

HDP milletvekilleri terör suçları gerekçesiyle tutuklanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Peki, size de bir dakika verelim.

Lütfen, tamamlayınız Sayın Bilgin.

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – HDP milletvekilleri terör gerekçesiyle tutuklanmıştır. Tutuklama kararı, yargının, bağımsız mahkemelerin takdiridir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Belliydi, gönderdiğiniz yazıdan belliydi.

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Bu kişilerin bu kapsamdaki suçları birden fazla işlediğine dair soruşturmalar mevcuttur. Fakat ne ilginçtir ki kamuoyunda bu kişilerin, sırf HDP milletvekili diye, hatta daha da ileri giderek, Kürtlerin haklarını savunuyor diye tutuklandığına ilişkin bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Böyle bir şey söz konusu bile olamaz. O soruşturmada tutuklanmayan milletvekilleri de vardır. Yargı tarafsız ve bağımsız bir şekilde, hukuka uygun olarak karar veriyor. Herkesin hukuka saygı duyması gerekir. Yargı görevini yapmaktadır. Bir kimsenin milletvekili olması o kişiye suç işleme özgürlüğü vermez. Hele hele hiç kimse, her ne sıfatla olursa olsun teröre destek veremez. Terörden en muzdarip olan ülkelerden biri olarak terörle etkin mücadelemiz her alanda devam edecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın hatip tutuklu milletvekillerimizin birçoğunu anarak, özellikle kendi iddianamelerinde olmayan suçlamalarda bulunarak açıkça grubumuza dönük sataşmada bulundu. İç Tüzük…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, sayın konuşmacı, Sayın Bilgin milletvekillerinizin söyledikleri lafları burada tekrar etti.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, çok kısaca onları aldı, uzunca bir bölümde ise bunun üzerine değerlendirme yaptı, siyasi değerlendirmelerin çoğu da grubumuza dönük bir sataşmadır.

BAŞKAN – O zaman öyle bir gerekçe söyleyin, ona göre söz vereyim size.

Buyurun, iki dakika.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, hatip çıkmış diyor ki: “8 Haziran 2016 günü, parti ayrımı yapılmaksızın, fezlekesi bulunan bütün milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırıldı.” Sorarım: Çok şükür, bizim partimizde hırsızlık, iş takipçiliği, ihaleye fesat karıştırma, hatta taciz suçundan ötürü fezlekesi bulunan yok. Sizin partinizden fezlekesi bulunup dokunulmazlığı o fezlekelerle ilgili kaldırılan kaç kişi yargılandı şimdiye kadar? Neyin tarafsız, bağımsızlığı ya! Tarafsızlık, bağımsızlık dün ortaya çıktı işte, dün Adalet Bakanı talimatıyla eş genel başkanımızın bütün mahkemelere gönderilen yazısıyla ayyuka çıktı. Yalan bir yere kadar icra ediliyor. Kırk defa yalan atınca toplum bunu gerçek gibi görmüyor. Çok açık, ayan beyan bir şekilde yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı iktidar tarafından derdest edilmiştir, hem de yalanla, manipülasyonla, havuz medyasıyla yapılmıştır bu. Hangi tarafsız ve bağımsız yargıdan söz ediliyor? Bir defa, AKP tarafından siyasallaştırılmış, derdest edilmiş ve açık, utanmadan da “gizli” ibarelerle yazılar yazılarak gerçeğin toplumun gözünden kaçırılmasını, bizim de bu “gizli” ibareleri, belgeleri gördüğümüzde gerçeği dile getirmemizden rahatsız oluyorsunuz. Getirmeyeceğiz, öyle mi? Mızrak çuvala sığmıyor. Uluslararası toplum gülüyor size, siyasi iktidar “Tarafsız ve bağımsız yargıya sahibiz.” dediği zaman ciddiye bile alınmıyorsunuz. Allah aşkına, Türkiye aleyhine açılmış AİHM’deki dosyaların yüzde 80 oranında başvurucuların haklı görülerek sonuçlanması hiç mi size bir şey hatırlatmıyor? Bu sadece AKP’nin kendini kandırmak için uydurduğu bir yalandır, tarafsız ve bağımsız yargıya sahip olunduğu.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, ben de birkaç laf etmek istiyorum size.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Buyurun, tabii.

BAŞKAN – Doğrudur, bu kürsüden gerçekler ve doğrular açıklanmalıdır. Bir aksaklık, bir eksiklik varsa o da söylenmelidir ama kişinin bu kürsüden bunları söylerken önce kendisini de bir süzgeçten geçirmesi gerekiyor.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Grup başkan vekili misiniz, Başkan mısınız?

BAŞKAN – Niçin bunları söylüyorum? Dün burada bütün gün Adalet Bakanlığının Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünden konu olan yazıdan bahsettiniz, eleştirdiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Gizli” dediler.

BAŞKAN – Ben bunu takip ettim, oradaki ifadelerin doğru olmadığını size söyledim. Adalet Bakanıyla görüştüm. Adalet Bakanı bu olaydan, bundan haberi olmadığını ve inceleme başlatacağını söyledi ve bütün bunları da size telefonda söyledim, Sayın Meral Danış Beştaş’a da söyledim. Bütün bunları bilmenize rağmen kalkıp burada “Adalet Bakanının talimatıyla böyle müzekkereler hazırlanıyor.” demenizi size yakıştıramadım, kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Adalet Bakanı adına yazılmış yazı, Adalet Bakanı adına yazılmış.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

Doğruları söyleyeceğiz Sayın Yıldırım. Burada “Adalet Bakanının talimatıyla böyle yazılar yazılıyor.” deme hakkınız yok bu süreçten sonra. Lütfen…

Sayın Turan, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan, sizi dinliyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yine usul ekonomisi gereği kürsüye çıkmak talebinde değilim ancak az önce sayın grup başkan vekilinin ifade ettiği iki husus vardı, bir tanesine cevap verdiniz. O belgeyi bizler de inceledik, aynı cevabı vermek için söz istemiştim, siz vermiş oldunuz, teşekkür ediyorum.

Onun dışında, ısrarla sayın grup başkan vekili “AK PARTİ’lilerin ifadesi bile alınmadı, onlara yargılama açılmadı.” gibi ifadelerde bulundu. Şahsım başta olmak üzere dokunulmazlığı kalkan hangi AK PARTİ’li vekil varsa bununla ilgili yargı faaliyeti devam ediyor, o sonuçlanacak olan karara da saygı duyuyoruz. Ancak biz, devletin Türk milleti adına karar veren hâkimi bize “Gel, ifade ver.” deyince gitmeyi görev bildik. O yüzden bir daha ifade etmek istiyorum: “Dokunulmazlığı kaldıralım.” diyen partiler beraber geldiler. Dokunulmazlığı kaldırmayabilirdik; istendi, kaldırdık. Kaldırdığımız zaman…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sataşmadan söz alıp konuşsun.

BAŞKAN – Ben Sayın Turan’ı dinliyorum şimdi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Nezaketsizlik yapmak istemiyorum ama buyursun konuşsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sizi de dinliyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İki dakikadan fazla oldu konuşalı.

BAŞKAN - Müsaade edin, sizi de bu kadar süre dinlediğim anlar oldu, karışmayın yönetim şeklime lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamam, ben de buradan konuşacağım o zaman.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, dokunulmazlık kaldırıldığı zaman her partili vekile uygulanan hüküm neyse AK PARTİ’ye de uygulanmıştır. Biz kendi adımıza olan dosyamızı takip ediyoruz, ifadelerimizi veriyoruz, yargının da kararına saygı duyuyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hem Turan hem siz bana sataştınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben sataştıysam bunda yapacak hiçbir tasarrufum yok, gerekçesini söyleyin, bir şeyler düşünelim bakalım İç Tüzük doğrultusunda. Ben nerede sataştım, Sayın Turan nerede sataştı?

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, siz kalkıp benim değerlendirmemi bağlamından kopardınız, dün bana açmış olduğunuz bir telefon üzerinden değerlendirmede bulundunuz.

BAŞKAN – Niçin “Adalet Bakanının talimatıyla yazıldı bu yazı.” diyorsunuz o zaman?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet, daha ötesine geçiyorum, daha ötesine.

BAŞKAN – Ben sadece bu noktada size itiraz ediyorum Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu belgeyi basınla da paylaşacağım, bütün halkımızla da, sadece Genel Kurulla değil. Ya, daha hazin bir durumdan söz ediyorsunuz, diyorsunuz ki: “Bakan Bey’in haberi yok.” Bu çok daha facia bir şey.

BAŞKAN – Keşke bunları bana dün söyleseydiniz telefonda Sayın Yıldırım, teşekkür ettiniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, hayır, Sayın Başkan, ben yazıyı söylüyorum, sizin elinizde olan bir yazı.

BAŞKAN – Lütfen, teşekkür ettiniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır Sayın Başkan.

“Enis Yavuz Yıldırım, Bakan adına, Genel Müdür.” Bakan adına yazılan bir yazıda…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bunu sizinle konuştuk, Meral Danış Beştaş’la da konuştuk.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben yerimden İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Vereceğim size söz.

Siz bunun üzerine bana teşekkür ettiniz, Meral Danış Beştaş da teşekkür etti.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır Sayın Başkan, ben sadece çabanıza teşekkür ettim.

BAŞKAN – Ben size teşekkür ediyorum bu teşekkürünüzden dolayı ama bu şekilde bir yola soktuğumuz konuyu “Adalet Bakanının talimatıyla böyle bir şey yapılmış.” diyerek burada sunmanızı doğrusu yakışıklı bulmadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Her gün yapıyorlar, her zaman yapıyorlar.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sanki ilk kez oldu bu.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben dün sadece çabanız için teşekkür ettim. “Sorun ortadan kalktı.” mı dedim? “Sorun çözüldü.” mü dedim? Bakın, Sayın Bakan adına Genel Müdür Enis Yavuz Yıldırım bir yazı yazmış, 13 Ekimde yazmış. Elimizdeki gizli belge nerenin? Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı, Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın…

BAŞKAN – Evet, bunları konuştuk dün.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sözümü kesiyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …mahkemeye Kayseri’ye getirilmesi kararını vermişti. Bu yazıdan sonra bu kararını iptal etmiş. Bakan Bey bundan sonra inceleme başlatsa ne olur, başlatmasa ne olur? Bu bütün dava dosyalarına gitmiş, bütün mahkemelere gitmiş. Sizin dünkü çabanıza, sadece çabaya dönük bir teşekkürdü. Siz hiçbir şeyi çözmediniz, ortada çözülmüş bir şey yok, hukuki enkaz var. Sayın Bakan adına yazılmış, “Benim haberim yok.” diyor Sayın Bakan. Bundan daha facia bir şey olur mu? Kimse benim adıma, benden habersiz bir şey yazamaz; bu, bu kadar sarih bir şeydir.

Siz çok daha kötü bir şeyden söz ettiniz, bu yazının içeriğinden daha kötü bir şeyden söz ettiniz. Bakan adına, düşünün, Bakandan habersiz mahkemelere talimat veriliyor ve bu talimatın gereği yapılıyor. Eş genel başkanımız hakkında verilmiş bir karar bu yazıdan sonra geri alınıyor. Siz neyi çözdünüz, Bakan Bey neyi çözdü?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, ben bir şeyi çözdüğümü iddia etmiyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de çabanıza teşekkür etmiştim.

BAŞKAN – Çabama teşekkür etmenize de gerek yok. Çünkü, ben dâhil, oradaki bütün grup başkan vekilleri -Sayın Turan, Sayın Altay, hatta Sayın Akçay da- buradaki ibarelerin yanlış bir tanımlama olduğunu söyledik, içeride bunu konuştuk. Buradaki sorun, çabamdan dolayı teşekkür almak değil.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yazı amacına ulaştı, ulaştı. Yargı etkilendi, yargı kararı değişti.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, şimdi ben konuşayım.

Bundan teşekkür almak için çaba sarf etmiyorum. Yanlış gördüğüm için böyle bir şeyin içine girdim, bu bir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu çarpık yazı amacına ulaştı.

BAŞKAN – İkincisi, olabilir, hata herkeste olabilir, farkında olmamak herkesin tasarrufunda olabilir. Önemli olan, bunu düzeltmeye çaba göstermektir. Ben sizden bu çabaya hassasiyet göstermenizi beklerdim. Bütün konuşmalarım da bunun üzerineydi.

Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kaldı ki idari bir işlem, hatalı değil Sayın Başkan, yargı kararı değil.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Başkan, ben birbirimizi…

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de biri israftan diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Kabul edenler…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İşlemi başlattım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamam.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sadece kayıtlara geçmesi için söylüyorum. Hem “Teşekkür etmenize gerek yok.” diyorsunuz hem de değerli bir çabada bulunduğunuzdan söz ediyorsunuz.

BAŞKAN – Anlatamıyorum galiba derdimi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, bu yazı 40 mahkemeye ulaştı ve mahkeme vermiş olduğu kararı bu yazıdan sonra geri aldı diyorum size.

BAŞKAN – Tamam, peki.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Mahkeme siyasaldır, siyasi iktidar tarafından derdest edilmiştir, budur işte.

BAŞKAN – Tamam, siz haklısınız Sayın Yıldırım. Tamam, siz haklısınız, siz haklısınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ben de kayıtlara geçsin diye ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – İddia etmeye gerek yok, siz haklısınız, evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O belgeyle ilgili hassasiyetimizi dile getirdik, siz de ifade ettiniz ancak ısrarla “mahkemeye talimat, mahkemeye talimat” denmesi…

AHMET YILDIRIM (Muş) – İşte talimat.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …sanki yargı faaliyetine ilişkin bir işlem gibi algılanıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Evet, sonrasında işlem değişmiş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İşte kararını geri aldı diyorum size ya, kararını geri aldı mahkeme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, kamuoyu bilsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Tamam, biraz önce “Siz haklısınız.” dedim Sayın Yıldırım. Herhâlde bundan memnun oldunuz. Yalnız bir ironi yaptığımı da belirtmek isterim. Daha sonra tutanaklar yüzüme farklı şekilde getiriliyor. Altına da ironi yaptığımı not olarak düşeyim de yanlışlık olmasın.

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, kamuoyu bilsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Tamam, kapatmak istiyorum. Lütfen, tek cümle söyleyin siz de Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, Ahmet Bey’e özel söyleyeyim o zaman.

Mesele idari bir işlemdir, yargı faaliyeti değildir.

BAŞKAN – Peki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, kimseye söz vermiyorum bu konuda.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, 60’a göre…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin bir grup önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum. Ama benim adım geçti, açıklama yapmak istiyorum.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırma Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Cankurtaran Tüneli’nin inşaatında yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/454) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

1/11/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 1/11/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (Cankurtaran Tüneli’nin inşaatında yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla) (10/454) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 1/11/2017 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan konuşacak.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, cumhuriyetimizin 94’üncü kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz, başta aziz Atatürk ve bütün şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

Yine, geçen, hafta içerisinde Artvin önemli bir değerini kaybetti değerli milletvekili arkadaşlarım. Arhavi’nin yiğit belediye başkanı Musa Ulutaş’ı ani bir kalp krizi sonucu kaybettik. Arhavi’ye ve bütün Artvin’deki hemşehrilerime başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Değerli arkadaşlarım, “Cankurtaran Tüneli” diye Artvin’i Karadeniz’e bağlayan bir tünelimiz var, Hopa Dağı Tüneli, yılan hikâyesine döndü. Bunu daha önceden de buraya Meclis araştırması önergesi olarak getirdim ama ne yazık ki ilerlemiyor, bir problem var. Benden sonra konuşacak olan diğer siyasi parti gruplarının da sözleri bizler için, Artvinliler için çok önemli.

Bakın, 29 Ekim 2010 tarihinde Cankurtaran Tüneli’nin temeli atılıyor. Ben İl Başkanıyım. Dönemin Başbakanı -geçen gün de Sayın Başbakanla bu konuda bir görüşme yaptık- o dönemin Ulaştırma Bakanı müteahhidi çağırdı, ben de oradayım -ihale şartnamesinde otuz ayda bitecekti, dokuz yüz on günde- dedi ki: “Böyle olmaz, gel seninle bir koyun pazarlığı yapalım.” Ve dört ay aşağıya indirdiler, yirmi altı aya. Yani iki yıl iki ayda tünelin bitmesine ilişkin olarak bir anlaşma yaptılar ve müteahhit de dönemin Ulaştırma Bakanını yanılttı, aldattı demiyorum, yanılttı değerli arkadaşlarım “Yirmi altı ayda bu tünel bitecek.” diye. Aradan yedi yıl geçti değerli milletvekili arkadaşlarım, sekizinci yıla girdik dün ve ortada tünelin açıldığına ilişkin hiçbir emare yok, tünel açılmadı. O nedenle, ben bunu daha önce de Meclis araştırması önergesi olarak getirdim ve soruyorum “Bu tüneli ne zaman açacaksınız?” diye. Benden sonra -burada Bakanlar Kurulu sıralarında kimse yok- muhtemelen iktidar partisi sözcülerinden biri gelecek. Bütün Artvinlilerin bir talebi var, bu tüneli ne zaman açacaksınız, bunu istiyoruz değerli arkadaşlarım. Bakın, bu tünelin açılmasıyla alakalı problem, 12 kilometrelik bir yol kısalması var ama bunun dışında özellikle kış aylarında kara ilişkin ciddi bir problem yaşıyor Artvinli.

Bakın, bir şeyin hakkını verelim: Bakanlar, Sayın Başbakan Artvin’e geldiği zaman -geçende referandumda da geldi Sayın Başbakan- o tünelden geldi geçti, o tüneli kullandılar. 2014 yılında dönemin Bakanı Hayati Yazıcı geldi, o tüneli kullandı; İçişleri Bakanı o tünelden geçiyor. Yani şunu ifade etmeye çalışıyorum: O tünelden geçmek için kırmızı plakaya sahip olmak gerekiyor değerli arkadaşlarım. Trafiğe açık değil ama sizin bakanlarınız geliyor, geçiyorlar. Ben, Artvin’in milletvekili olarak o tüneli bir kere bile kullanmadım, bir kere bile geçmedim. Niye? Milletin kullanmadığı bir tüneli milletin vekili olarak ben de kullanmıyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Bu tüneli trafiğe açın.

Bakın, size milletle alakalı bir tablo anlatacağım; hani Sayın Başbakan, bakanlar Artvin’e geldiği zaman bu tüneli kullanıyorlar ya, hani o tünelden geçiyorlar ya kısa olsun diye, bakın, Artvinli neyle karşı karşıya kalıyor değerli arkadaşlarım: İki üç ay evvel 3 can verdik. Bakın, hemen altta bu trafik kazasıyla alakalı fotoğraflar var. Burada her fotoğrafı göstermiyorum. Burada can alıcı fotoğraflar var. Bakın, burada, Cankurtaran’da can veren insanlarımız var. Artvinli, bu tünelden geçemediği için, trafiğe açılmadığı için o tünelde can veriyor.

Bakın, Artvin’in hastalarının kaderidir, ya Erzurum’a götürüyoruz hastalarımızı ya Rize’ye götürüyoruz. Kış aylarında özellikle, bakın, yarın öbür gün, on beş gün sonra orada kar yağacak, o dağ bizim için yine aşılmaz hâle gelecek değerli arkadaşlarım.

Sizlere Artvin’in milletvekili olarak buradan bir kere daha istirham ediyorum. Hükûmetle, tünele ilişkin olarak Sayın Başbakanla bir görüşme yaptık geçen gün, Değerli grup başkan vekili de ifade etti, “Bu yılın sonuna kadar bu açılacak.” dedi. Bugün de bürokrasiyle buna ilişkin konuşmalar yaptım.

Geçen gün, Ulaştırma Bakanı için verilen gensoruda, Sayın Ulaştırma Bakanı her konuda hamasetle iktidarın icraatlarını anlattı ama ben oradan ısrarla “Cankurtaran ne oldu? Cankurtaran’ı ne yapacağız? Hopa-Artvin Tüneli’ni ne yapacağız.” diye bağırdım, kulakları sağır oldu değerli arkadaşlarım.

Bitmeyen, bir yılan hikâyesine dönen, Artvin için en önemli yatırım olan… Bakın, bunu da açık olarak ifade ediyorum, Hükûmete de teşekkür ediyorum buna başladıkları için -teşekkür etmek de bir erdemdir- ama niye geç kaldınız değerli arkadaşlarım? Niye o konulara girmiyorsunuz? Sekiz yıldır bu tüneli niye bitiremiyorsunuz? Kamulaştırmada problem varmış, diğer konularda problem varmış; bunlar Artvinliyi ilgilendirmiyor, zamanında yapacaktınız arkadaşlar. Ben kamulaştırmanın ne olduğunu iyi bilen bir avukatım, yıllarca kamulaştırmayla uğraştım. Eğer burada bir problem varsa Hükûmetten kaynaklanan bir problem vardır değerli arkadaşlarım.

O nedenle, hangi siyasi partiden olurlarsa olsunlar bütün Artvinliler adına sizlerden rica ediyoruz. O tünel Artvin için can damarıdır. Elli yıldır, Artvinliler o tünelin hayaliyle yaşıyorlar. Evet, başladınız, teşekkür ediyoruz ama neden bitirmiyorsunuz? Neden bitirmiyorsunuz değerli arkadaşlar, değerli Hükûmet?

O nedenle, benden sonra çıkan iktidar yetkilileri bu kürsüye çıksınlar, Artvinliye, Türkiye’ye desinler ki: Hopa Dağı Tüneli filan tarihte bitecektir. “Yıl sonunda bitecek.” gibi afaki sözler söylemesinler. Bugüne kadar bu sözleri söylediler, sözlerinin gereğini yapmadılar. Bunun gereğinin yapılmasına inancımla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Sayın Beştaş, sisteme girmişsiniz, nedir talebiniz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Bir açıklama yapacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, dünkü görüşmede, doğrudur, ben de vardım ve size teşekkür ettik, çünkü ilginiz önemliydi. Hatta bir talebimiz vardı, grup başkan vekilleri ve Meclis Başkan Vekili sıfatıyla bu belgenin yargıya müdahale olduğunun en azından zikredilmesi. Fakat sonradan Adalet Bakanının haberi olmadığı yönünde bir bilgi aldık. Ancak bizim istediğimiz işlem şudur: Bakan adına imzalanan bir belgeyle ilgili sadece “İzliyorum, inceleteceğim.” demek asla yeterli değildir. Bunun için kamuoyuna açık, bu konuda bir soruşturma başlatıldığını, kendisi adına imza atan hâkimin, Bakan adına imza atan hâkimin… Sonuçta, aynı zamanda, eğer doğruysa söylediği -biz doğru olduğunu kabul etmek istiyoruz ve ediyoruz- bu durumda Adalet Bakanının bizzat bu belgeye karşı açıklama yapması gerekiyor, talebimiz budur. Aksi hâlde sizin çabanızı asla hiçleştirmek, diğer grup başkan vekillerinin tutumunu da yargılamak açısından bunu söylemiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Çünkü yargıya müdahaleyi ortaya çıkaran bir belgedir. Bunu kamuoyuna açıklaması gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet Bakanlığı gerekeni yapacaktır diye düşünüyorum.

Teşekkürler.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırma Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Cankurtaran Tüneli’nin inşaatında yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/454) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı konuşacak.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. CHP grup önerisi üzerinde söz aldım, bu vesileyle düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

Öncelikle, Sayın Grup Başkan Vekilim, bu önergeye olumlu oy vereceğimizi belirtmek isterim, bu önergeye olumlu oy vereceğiz, çünkü tünellerin bir an önce trafiğe açılması çok önemli. Hem yük taşımacılığı açısından hem zaman açısından hem de yakıt tüketimini engellemek açısından tüneller bir an önce trafiğe açılır ve o istikametteki ulaşım sağlanırsa kara yolu taşımacılığına büyük katkılar sağlamış oluruz. Ki bitmiş bir tünel, Sayın Bayraktutan’ın ifadesinden onu anlıyoruz, önergeden de onu anlıyoruz. Yani bu tünel neden açılmaz, bunu yetkililerin açıklaması lazım. Hâlihazırda bitmiş bir tünelin trafiğe açılmamış olması tabii ki enteresan bir durum yani bunun mutlaka bize doyurucu bir şekilde izah edilmesi lazım.

Artı, Erzurum’dan yani Doğu Anadolu’dan gelecek bütün taşıtların oradan Karadeniz’e, Gürcistan’a ve Rusya’ya gideceği, taşımacılığın yapılabileceği bir tünel bu tünel. Aynı zamanda, bizim dünyada en fazla ihracat yaptığımız ülkelerden bir tanesi Rusya, ithalat yaptığımız ülkelerden bir tanesi de Rusya. Bu tünel hizmete açılırsa ve kara yolu ulaşımı sağlanırsa Doğu Anadolu’dan Rusya’ya gidecek ve Rusya’dan Doğu Anadolu’ya geçecek, Güneydoğu Anadolu’ya geçecek yatırımların ve taşıtların daha kolay gidip geleceğine inanıyoruz. Onun için, bu yolun bir an önce açılması ve ulaşıma kazandırılması lazım.

Türkiye'de, aslında, buna benzer birçok tünel daha yapılması lazım çünkü son dönemde kara yolu taşımacılığı çok fazlaca gelişti ülkemizde. Tünelleri ne kadar fazlalaştırırsak, viyadükleri ne kadar fazlalaştırırsak hem zamandan hem de yakıttan tasarruf edeceğimiz için önemli bir şey. Zaten mazot fiyatları belli. Kamyon taşıyıcılığı, tır taşıyıcılığı yapan şoför esnafımızın da en çok şikâyet ettiği şey akaryakıt konusu. Tüneller ulaşıma açılırsa, 10 litre yakacaksa 5 litreye düşecektir bu, hem rampadan kurtulmuş olacaktır hem de araçlar daha az efor sarf edeceği için daha az yakıt tüketecektir.

Bu vesileyle bu önergeye olumlu oy vereceğimizi belirtiyor, bu tünelin bir an önce açılıp Artvinli vatandaşlarımızın, hemşehrilerimizin hizmetine sunulmasını bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gün sonra tam bir yıl olacak, Türkiye siyasetine darbe operasyonunun üzerinden tam bir yıl geçmiş olacak.

Sayın Başkan, biraz önce biz “Talimatlı.” dediğimizde siz diyorsunuz ki “Bakanın haberi yoktu.” Ama Kayseri mahkemesi bunun üzerine işlem yapmış, verdiği kararı geri almış ve sayın eş genel başkanımızın SEGBİS yoluyla katılmasına karar vermiştir. Ve kaldı ki bu kâğıt, bu talimat sadece bir mahkemeye gitmemiştir, iddiamız odur ki bu tüm mahkemelere gitmiştir, ilgili tüm arkadaşlarımızın davalarına gitmiştir.

Değerli arkadaşlar, AKP son dönemde tabii ki siyasetin üzerinde bir savaş politikasını başlatırken aynı zamanda ülkeyi de bir savaşa sürüklüyor. Bakınız, bu ülkede önümüzdeki dönem bütçesinde savaş sanayisinin bütçesi yüzde 45 artırılırken -böyle devam ederse- zaten diğer hizmetlerin yerine gelmemesi daha da devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, Hopa deyince benim aklıma… Hopa İlçe Eş Başkanımız Cemil Aksu, bir yazar, 19 Ekimde gözaltına alındı, serbest bırakıldı, 24 Ekimde savcının itirazı üzerine tutuklandı. Yine, eşi Nurcan Vayiç Aksu gözaltına alındı, tutuklandı. 7 yaşlarında “Arev” isminde bir çocukları var. Değerli arkadaşlar, şu anda siyasete yönelik operasyonlarınız devam ediyor. Sadece söz konusu kişilerle ilgili değil, aynı zamanda onların çocuklarına, eşlerine, babalarına, annelerine de devam ediyor sizin zulmünüz, eziyetiniz.

Değerli arkadaşlar “Bu operasyonlar talimatla yapılıyor.” dediğimizde AKP çıkıyor, diyor ki: “Efendim, bu operasyonu biz tüm siyasi partilerin milletvekillerine yönelik başlattık, bu dokunulmazlıkları kaldırdık.” Bizim partimizin çalışanı 11 bin insan gözaltına alınmış, 11 bin insan değerli arkadaşlar. Bunu nasıl açıklayacaksınız? AKP’lilerin hangisinin bir gün mahkemeye gittiğini gördük? Hiçbiriniz bir gün mahkemeye gitmediniz ve…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmayın! Gittik, gittik.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – ...üstelik hepsi yüz kızartıcı suçlardı. Zimmete para geçirmek, ihaleye fesat karıştırmak, taciz, tecavüz, bunlar var sizin davalarınızda.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yuh ya! Ayıp ya!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Oysa biz sadece ve sadece “Bu ülkede barış olsun.” dediğimiz için arkadaşlarımız yargılanıyor. Talimatlı bir yargıya geçtik biz şimdi artık, bağımsız yargı yok.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç yakışmadı Mahmut Bey.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Size neyin yakıştığını biz biliyoruz.

BAŞKAN – Benim bu konuyla ilgili söylediklerim tutanaklarda yazılı olarak var, tekrar etmeye gerek görmüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, grubumuza dönerek AK PARTİ davalarının taciz, tecavüz olduğunu falan söyledi -utanıyorum bunları söylemeye- cevap vermek istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – İki dakika süre veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un CHP grup önerisi üzerinde HDP grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu kanunu suhuletle götürelim diye hep alttan alıyoruz, idare ediyoruz ama bu kadar saygıdan uzak bir dili -açıkça ifade edemiyorum- yakıştıramadım sizlere. Bütün dosyaların ne olduğu, bütün mahkemelerin ne olduğu belli, hepsinin notları burada var.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Açıklayın nedir, açıklayın!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dolayısıyla bu gruba dönüp de en ağır ithamlarla bunları söylemek… İspatlamayanın ne olduğunu daha önce söylemiştim. Bir iddiada bulunan kişinin iddiasını ispatlaması lazım. Hangi vekilin hangi dosyasının olduğu Meclis Başkanlığında var, Google’da var, her tarafta var. Benim var, benim; hakaret davam var, hakaret. Hiçbirimizin, dediğiniz gibi, o adi suçlarla ilgili bir problemi yok.

Bir daha söylüyorum: AK PARTİ’nin ve diğer partilerin dokunulmazlığını beraber kaldırdık. Şov yapıyordunuz 80 vekil, “Kaldırın.” diyordunuz; kaldırdık. Niye ağlıyorsunuz şimdi? Ağlamayacaksınız arkadaş, bu iş yargının işi. Biz ifadeye çağrılınca mahkemenin kararıdır dedik, saygı duyduk başta şahsım olmak üzere. Mahkemeye defaatle gittim, ifade verdim savcıda, mahkemede. Hani diyorsunuz ya “Hiçbiriniz gitmediniz.” diye, yalan atıyorsunuz. Bu yalancılık artık buraya geldi, yeter. Tabanınız inanmıyor, tabanınız yanınızdan gidiyor artık sizin.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kimin tabanının kaydığı belli oluyor, belli oluyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bir daha diyorum: Her AK PARTİ’li vekil dokunulmazlığı kaldırılınca mahkemeye gitti, ifadesini her sorumlu vatandaş gibi yerine getirdi. O mahkemeler Türk milleti adına karar verdiler ve devam ediyorlar. Ama siz “Mahkeme kim? Gitmem.” derseniz o mahkeme gelir ve sizi oraya götürür. Bir daha diyorum: Dokunulmazlık kaldırıldı, bundan sonrası da bizim işimiz değil, yargının işi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Toğrul, ben de bu Genel Kurulda…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp Sayın Başkan, çok ayıp ya! Terbiyesizce!

BAŞKAN – …bu dönemde milletvekillerimizin dosyaları arasında taciz ve tecavüzden dolayı bir dosya olduğunu…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok terbiyesizce Sayın Başkan, bunu konuşmak bile ayıp ya!

BAŞKAN – …duymadım, bilmiyorum, böyle bir şeye tanık da değiliz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İspatlamayanın ne olduğunu ben söylemiştim size Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bunu burada söylemenizi bir talihsizlik olarak addediyorum.

Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şov yapmakla ve yalan söylemekle grubumuzu itham etti.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Meral Danış Beştaş konuşacak.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, önce o sözü revize etsinler. Taciz davası kimin varsa bunu söyleyecekler. Söylemeyen şerefsizdir diyorum, bir daha söylüyorum. Öyle şey mi olur ya! Döndü buraya karşı, bunu söyledi.

LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Bize bakarak söyledi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, üslubuna dönük siz bir şey söyleyecek misiniz yoksa aynı şekilde biz mi şey yapalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, taciz özel bir iddiadır, kimse söylemesi lazım.

LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Niye bizim yüzümüze bakarak söyledi?

BAŞKAN – Bir dakika…

Bakın, ben size söz verdim mi? Verdim. Sakin olun.

Sayın Turan da tekrar diyor ki…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sakin olmayan beyefendinin kendisi.

BAŞKAN – …“Taciz veya tecavüz hakkında bir dosyası olduğunu iddia eden Sayın Toğrul’dur; bunu ispat etmezse şu şekilde…” diye bir sıfat takıyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kimin var, söylemesi lazım Sayın Başkan.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yani bunlar serbest öyle mi? Çok güzel! Tamam. Tamam Sayın Başkan.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Senin söylediğin serbest mi? Her türlü iftirayı at, ondan sonra otur yerine!

BAŞKAN – Ben size söz verdim zaten Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, tamam, tamam.

BAŞKAN – Ben size söz verdim Sayın Yıldırım!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bundan sonra biz de aynı şekilde… Sakın bize müdahale etmeyin o zaman. Göreceğiz.

BAŞKAN – Ben size söz verdim, açın tutanaklara bakın. Yalvaracak değilim size. İstiyorsanız gelin. Ben size söz verdim. Allah Allah!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O dosya kimin Sayın Başkan, söylemeleri lazım.

LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Sayın Başkan, yüzümüze bakarak konuştu.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Dün yalan… Yanındaki yalancıya söyle. Bak, dün yanındaki yalan söyledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O dosya kimin Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Yok böyle bir şey ya! Söz verdim diyorum, açıklama yapıyorum “İstemiyorum.” diyor. Siz bilirsiniz. Tehdit etmeyin beni yani!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne yalanı, gösterir misin bize? Yalanmış! Bak, dosyan burada, 16. Ağır Ceza onaylamış; terör propagandası.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yalan söyledin, yalan! Yalan söyledin sen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, terör suçu. Aynısı… Ne yalanı? Yalanı sen söylüyorsun. Sen yalancısın be!

BAŞKAN – Gerçekten tehdit etmeyin, korkmam çünkü.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kendinizi aklamaya çalışıyorsun. Terör propagandası, burada.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Mehmet Habip Soluk konuşacak…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, hatibimiz kürsüde.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, tacizci kim açıklamaları lazım. Şu gruba bakıp da “Tacizci var.” diyen alçaktır, şerefsizdir, söylüyorum bunu. Açıklasınlar o zaman.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, ben sizi çağırmadım!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Verdiniz ya grup adına…

BAŞKAN – Hayır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben size grubumuz adına…

BAŞKAN – Ha, tamam tamam. Hayır, sonra “Vazgeçtim.” dediniz de…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, ben öyle bir şey söylemedim.

BAŞKAN – Bir de “Hareketlerimize karışmayın.” diye böyle tehditvari bir yaklaşım oldu, korkmuyorum ben, korkmam yani.

Buyurun Sayın Beştaş.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, söz vermeden önce, hangi dosyanın muhatabı kim, bunu söylemesi lazım.

BAŞKAN – Herhâlde açıklayacaklar şimdi Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Göreceğiz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Açıklasın.

BAŞKAN – Buyurun, dinliyoruz.

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben o dosyayı açıklamak için değil, sizin söylemlerinize yanıt vermek için söz aldım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Allah Allah!

BAŞKAN – Bakacağız, dinleyeceğiz, bakalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Öncelikle siz bize dediniz ki deminki tartışma…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tacizci kim arkadaş, tacizci kim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bir dakika, sakin olun, sakin olun…

BAŞKAN – Sayın Turan, dinliyoruz, bakalım şimdi.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu arada on saniye gitti.

BAŞKAN – On saniye eklerim sürenize.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yargıya, bir kere… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim, cevap verilmesi gerekli olan bir şey varsa elinizi kaldırırsınız, söz veririz.

Yeniden başlatıyorum sürenizi.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, bizim temel söylemimiz şudur: Dokunulmazlıkları kaldıran biz değiliz. Dokunulmazlıkları 3 parti kaldırmıştır. Bir partinin bir bölümü oy vermiştir. Bunun önceden kampanyası yapılmıştır. Bunun liderliğini de kimin yaptığını hepimiz biliyoruz. Bu dokunulmazlıklar sadece HDP’li milletvekillerine yönelik kaldırılmıştır. Şu anda, CHP’den Enis Berberoğlu da tutuklanmıştır ve bu, sonra verilen bir karardır. Bunun ayrıntılarını her gün anlatıyoruz, tekrar etmemize gerek yok. “Yargıya müdahale etmiyoruz.” diyorsunuz, biz de diyoruz ki dokunulmazlıklarla birlikte yargıyı da yönlendiren, denetim altına alan, talimat veren bir yapı var. Bunun belgeleri mi? Bunun gibi size yüz tane belge getirebilirim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Getirin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bakanlığın belgeleri, bir tanesini okuyayım: “Bakanlık işidir, acele.” diye, Adalet Bakanlığı İdris Baluken’in dosyasını adım adım takip ettiğini… Ve diyor ki: “Kamu davasında tutanakların gönderilmesi, duruşma tarihinin bildirilmesi, karar verilmişse kararın bildirilmesi...” diye hepimizin dava dosyasına her ay bu belgeler giriyor ve mahkemeler büyük bir korkuyla, kaygıyla tutuksuz dosyaları üç gün sonraya, beş gün sonraya vererek mahkûmiyet kararı vermek zorunda hissediyorlar. Belge sadece o değildir. O belge, Selahattin Demirtaş’ın bütün dosyalarına gitmiştir. Bu nedenle dedim ki Adalet Bakanlığı açıklama yapsın, desin ki “Bu imza benim iradem dışında atılmıştır.”, yargı da rahatlasın o zaman. Şimdi, böyle bir tabloda “Yargıya müdahale yoktur.” demek, gerçekten abesle iştigal etmektir. Artık ağlamıyoruz. Biz ağlamayız. Biz yalan atmayız. Biz burada ne yaşanıyorsa aynısını söylüyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tacizci kim, tacizci?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Aynısını söylüyoruz. Ben bir sözümü söylediysem bunu her yerde tekrar ederim, grubumuzda da herkes tekrar eder.

Neden sizin milletvekillerinizden bir tutuklu yok? Buna cevabınız var mı?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Teröre bulaşmıyorlar da onun için.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terörle işimiz yok bizim, terörle işimiz yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Neden yok? Hiç suç işlenmedi mi? Hiç mi yok suç? Bunu soruyoruz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Silah taşımıyorlar. Teröristlere silah taşımıyorlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, “Neden AK PARTİ Grubunun hiçbir vekili tutuklanmadı?” diye bizi ilzam etti, söz almak istiyorum.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Terör sevici değiller de ondan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Turan’ı duymuyorum, lütfen…

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – AK PARTİ Grubunu kastederek “Neden hiç biriniz tutuklanmadınız?” diye soru sordu, cevap vermek istiyorum Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma değil ki ya! Ne güzel işte!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben sadece soru sordum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika, cevap vermek istiyorsanız.

Sağ olsun, bugün yardımcılarım çok fazla.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu sitemi bize yapmayın lütfen. Bu sitemi yapacağınız kişi belli.

BAŞKAN – Size yapmıyorum, Sayın Altay’a yaptım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben ne dedim ya?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu kürsü milletin kürsüsü, bu kürsüye çıkıp da en ağır iftiraları atacaksınız, onlar için söylüyorum...

BAŞKAN – Size yapmadım Sayın Turan, Sayın Altay’a espri yaptım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anladım.

Onları biz kürsüye davet ediyoruz, kimmiş o iddia ettikleri dava sahipleri, kimmiş o ağır ifadeler kullandıkları insanlar? AK PARTİ Grubundan o dediği suçlamaya maruz hiç kimsenin dosyası yok.

İkincisi, bakınız, “Dokunulmazlıklar kaldırılsın.” diye en çok bağıran HDP’lilerdi, 80 vekil olarak imza veren, şov yapan kendileriydi. Biz dokunulmazlığı HDP’ye kaldırmadık; CHP’si, AK PARTİ’si, MHP’si, kim varsa dosyada, dava konusu, bunların dokunulmazlığı kaldırıldı. Şahsımın da davası var, devam ediyor şu an.

Eğer “Neden AK PARTİ’den kimse tutuklanmadı?” diyorsanız bunu yargıya sormak lazım, bir. İki, bizim arkadaşlarımızın terörle ilişkisi yoksa biz ne yapalım demek lazım. Böyle bir şey olabilir mi! Bu konuda yargı kararına saygı duyacağız, dokunulmazlığa her parti imza verdi, bunun gereğini yargı yapacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Toğrul, siz biraz önceki beyanınızdan dolayı bilmiyorum bir açıklama yapma gereğini hisseder misiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Düzeltsin Sayın Başkan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, belki “taciz”, “tecavüz” kelimesi o heyecanla ama zimmete para geçirme... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, bakın, Sayın Toğrul...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüden söylesin Sayın Başkan.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - O kadar ağır ithamda bulunacaksın, ondan sonra “heyecanla” diyeceksin! Bu kadar olmaz böyle! Bu milletin kürsüsü burası, bu kadar olmaz böyle!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Dosyalarınızın ne olduğunu bakın, istiyorsanız tek tek okuyayım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, kürsüde heyecan olmaz.

BAŞKAN - Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.14

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Bir söz talebi var.

Sayın Toğrul, buyurun.

Süreniz bir dakika.

29.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biraz önce, aslında, siyasi olmayan adli suçları sayarken milletin hukuku taciz edilmiştir demek istemiştim. Genel Kurulda kimseyi kastetmedim. Yanlış anlaşılmışsa tüm Genel Kurula üzüntülerimi ve özürlerimi bildiriyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Toğrul.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırma Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Cankurtaran Tüneli’nin inşaatında yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/454) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Kasım 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisi üzerinde son olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Sayın Mehmet Habib Soluk’u davet ediyorum.

Sayın Soluk, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilmiş olan grup önerisi aleyhine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kara yolu sektöründe AK PARTİ Hükûmetimizin öncelikli hedefi, mevcut ağın trafik güvenliğini artıracak, taşıt işletme maliyetini düşürecek, ayrıca tüm ülkede erişim ve yerleşim yerlerine kesintisiz ulaşmak ve her mevsimde ulaşabilmek hedefimizdi. Fiziki iyileştirmelerin yapılması, bu hedefe ulaşabilmek için gerek sektörel düzenlemeler gerekse altyapı yatırımlarıyla büyük başarılar elde edildiği herkesçe malumdur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde bahsedilen Hopa-Borçka güzergâhı 36 kilometreden ibaret olup yeni yapılan projeyle 24 kilometreye inmiştir, 12 kilometrelik bir kısalma söz konusudur, ayrıca da kaybedildiğinde kazanılması mümkün olmayan otuz dakikalık bir zaman tasarrufu söz konusudur. 24 kilometrenin 14 kilometresi bölünmüş yol olarak açılmış ve trafiğe verilmiştir.

Sayın Başkan, bu proje iki kesimden oluşmaktadır. Birinci kesimde 900 metre çift tüp T1 tüneli, 75 metre üç açıklıklı Cicial Köprüsü, 360 metre çift tüp T2 tüneli, 120 metre Subaşı Dengeli Konsolu, 5.200x2 metre Cankurtaran Tüneli, Zalona 1, Zalona 2, Zalona 3 Köprülerinden ibarettir. Yaklaşık proje maliyeti 600 trilyondur, bunun 440 trilyonu veya 440 milyonu harcanmış durumdadır.

Sayın Başkan, başlamadan zaman bitti.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir ek süre daha verirler, muvafakat ederiz.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Keşke zaman olsa da söylenecek çok şeyler var…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Ne zaman bitecek?

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Burası 2018 yılının ilk yarısında bitirilecektir.

Sayın Vekilim, burada elli yılın rüyası olduğunu söylediniz, elli yıldır görülen rüyaya elli yıl tahammül edip de sekiz yılın hesabını sormanızı da ben aslında garipsedim. Gönlüm arzu ederdi ki zaman olsa da size dağların nasıl eğildiğini, viyadüklerin nasıl geçildiğini, köprülere kelepçelerin nasıl vurulduğunu… Sayın Vekilim, Artvin-Erzurum arasında da 59 tane tünelin 36 kilometre mesafeyle şu anda hizmet verdiğini, ayrıca 29, 36 tane tünelde de -Yusufeli dâhil- çalışmalara devam edildiğini burada ifade etseydiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – O coğrafya zor bir coğrafya, gökyüzüne yukarı mızrak gibi uzanan bir coğrafyada…

BAŞKAN – Sayın Soluk…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Orada o kadar tünel yok ya, öyle dediniz…

BAŞKAN – Sayın Soluk, teşekkür ederim.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – O zaman son cümlemi tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, bir dakika daha ek süre verelim size Sayın Soluk.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, beş dakika daha verin. Sayın Başkanım, bize tam bilgi versin bari.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2018 yılı bütçemizin şu anda görüşülmekte olduğunu, milletimize hayırlı uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Eklemiyorlar bütçede bu konuyu.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Gazi Meclisin çıkardığı bütçelerde emeği olan ve bütçelerde kim taş üstüne taş koymuşsa veya koymaya gayret etmişse her dönemi ayrı ayrı saygıyla, şükranla anıyor, verilen önergenin aleyhinde olduğumuzu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soluk.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunayım, sonra size söz vereyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, belki sonucu değiştirir.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Bayraktutan.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, sayın milletvekili benim sözlerimi garipsediğini söyledi, yanlış bilgi verdiğimi söyledi. Eğer izin verirseniz...

BAŞKAN – Yerinizden açıklamak için bir dakika süre vereyim, bir sataşma yok bunda.

Buyurun Sayın Bayraktutan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Sivas Milletvekili Mehmet Habib Soluk’un CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sayın milletvekili bu konuda eksik bilgi verdi. Beyanında, tünelin 2018 yılının ortalarında açılacağını söylüyor. Sayın milletvekili aslında Sayın Başbakanı tashih ediyor. Sayın Başbakan 2017 yılının sonuna kadar bu tünelin hizmete gireceğini ifade etti. Ulaştırma Bakanı benim verdiğim yazılı sorulara verdiği cevapta 2017’nin sonuna kadar bu tüneli açacağını söyledi ama şimdi AK PARTİ Grubu adına konuşma yapan sayın milletvekili 2018’e öteledi. Burada bir anlaşmazlık var. Bu anlaşmazlığın muhatabı ben değilim. Sayın Başbakan ve ilgili Bakanla gerekli görüşmeleri yaparak tashih ederse... Ben Artvinliler adına, hangi tarihte açılacağını talep ediyorum. Kimseyi incitmeden soruyorum Sayın Başkan bunu.

BAŞKAN – Anladım, evet.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Bu konuda sayın milletvekili bir çelişkiye düştü, Sayın Başbakanla görüşürse sanıyorum aydınlanır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) – Acaba “sayın milletvekili” diye bahsettiği benim müsteşarlığım dönemimde, AK PARTİ hükûmetleri adına o vadilerde, o dağlarda doyup yürümüş biri olarak, yapılan işlerden zerre kadar, benim bildiğimin yarısı kadar biliyorsa ben istifa edip gideceğim.

BAŞKAN – Peki, peki.

MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) – Dolayısıyla verdiğim bilgiler doğrudur, herhangi bir yanlış söz konusu değildir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O zaman Başbakan yanlış söyledi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başbakan yalan söylemiş.

MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) – Ve ben son derece de saygılı olmaya çalışıyorum ama Türkiye’de güller ve eller alkışlamasa da yapılanları gönüller alkışlamalı yani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülen 501 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümünde yer alan 1’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 2’nci maddeden devam edilecektir.

Sayın milletvekilleri, 2’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın 2'nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“a) Bakan: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanını

b) Bakanlık: Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını”

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                            Ahmet Selim Yurdakul                                      Ruhi Ersoy

                                           İzmir                                                       Antalya                                                   Osmaniye

                                       Zihni Açba                                               Arzu Erdem                  Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                         Sakarya                                                     İstanbul                                                      Hatay

                                                                                                    Muharrem Varlı

                                                                                                           Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı konuşacak.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa, helal akreditasyonla alakalı çıkarılan bir yasa. Tabii, helal denilince helal lokma yemeye çalışan, helal kazançla karnını doyurmaya, helal kazançla çocuklarını okutup yetiştirmeye çalışan insanların hakkını savunmak da bizim en doğal hakkımız. Burada, bir çiftçi olarak bu konuda çiftçilerin alın teriyle, alın terini toprağa dökerek para kazanmaya çalıştıklarını ancak bu noktada sürekli haksızlığa uğradıklarını da vurgulamak zorundayım.

Şimdi, Sayın Tarım Bakanı da burada, özellikle, son günlerde et fiyatlarıyla ilgili bir gündem var, Türkiye’nin en çok konuşulan gündemlerinden bir tanesi. Et fiyatları elbette ki ucuzlamalı, et fiyatları düşmeli, elbette ki halkımız ucuz et yemeli ancak bu ucuz eti yedirirken üreticiyi mahvedip, üreticiyi ortadan kaldırarak bunu yapmamalı; dışarıdan et ithal ederek buna çözüm bulunamaz. Dışarıdan et ithal etmek üreticinin köküne ayran suyu dökmek demektir. Üreticinin perişan olduğu yerde de hayvancılığın perişan olması söz konusu olacağından önümüzdeki yıllarda bu problem daha da büyüyerek devam edecektir. Ne yapmak lazım? Ben, yılardan beridir burada söylüyorum, çözüm nedir? Çözüm şudur: Bakın, yem fiyatlarını bir defa ucuzlatmak lazım. Eğer biz yem fiyatlarını ucuzlatamazsak, meraları hayvancılığa tahsis edemezsek bu fiyatlarla bu şekilde eti ucuz yedirmemiz mümkün değil çünkü yem fiyatları o kadar pahalı ki yani bir hayvanı alıp, besleyip kestirene kadar yedirmiş olduğunuz yem fiyatlarını üzerine koyduğunuzda o hayvanın fiyatı ve yem fiyatıyla birlikte bugün sizin söylediğiniz rakamlarla çiftçinin o şekilde et kestirerek para kazanması mümkün değil; bu birincisi. Bir, yemi ucuzlatacağız, meraları hayvancılığa tahsis edeceğiz.

İki, Et Balık Kurumunu piyasaya sokmamız lazım. Piyasayı regüle edebilecek tek kurum Et Balık Kurumudur yani aracıyı ortadan kaldırmamız lazım. Her defasında söylüyorum, üretici, büyükbaş hayvanı 20 ile 25 lira arasında kestiriyor, küçükbaş hayvanı 25 ile 30 lira arasında kestiriyor yani bu karkas et, derisi, ciğeri, sakatatı ve kellesi yok; bu, tamamen aracı kuruma kalıyor, aracı kurum kimse. Şimdi, Et Balık Kurumu bu kesimi yapmış olsa ve her vilayette değişik kesimlerde bu eti piyasaya sürmüş olsa hem üreticimiz kazanır hem tüketicimiz kazanır, devletimiz de zarar etmemiş olur. Yani 25 liraya kesmiş olduğu eti kasap ücretini üzerine koyarak, sakatat fiyatlarını, kelle ve deriyi düştükten sonra piyasaya sürmüş olsa bu 30 lira gibi, 35 lira gibi bir rakam yapar; bundan, hem üretici kazanır hem de tüketici kazanır. Ama siz, Sırbistan gibi ülkelerden, efendim, bizim adını dahi duymadığımız birçok ülkeden et ithal eder getirirseniz bu, hayvancılığı öldürür; hayvancılık yapan, üretmeye çalışan, ürettiğinden para kazanmaya çalışan insanlarımızın alın terine yazık etmiş olursunuz. Yani, onlar, gecesini gündüzüne katarak sürekli hayvancılığı çoğaltmak, hayvancılığı artırmak için gayret gösterirken, siz dışarıdan et getirir onların bu gayretine sekte vurursanız bu doğru bir şey olmaz. Yani, et fiyatlarının Türkiye’de pahalı olmasının sebebi üretici değildir, hayvancılık yapanlar değildir; paradan para kazananları bulun, arada 25 liraya aldığı eti 50 liraya satanları bulun, bu 25 lira kimin cebine gidiyor bunu bulun. Bunun çaresini bulursanız zaten et fiyatları ucuzlayacaktır, milletimiz ucuza et alacaktır, ucuza et yiyecektir. Dolayısıyla hem üretici hem tüketici bundan kazanacaktır. Yani Et ve Balık Kurumu üreticiden alacak, kesecek ve şehrin değişik yerlerinde satış reyonları kurarak et fiyatını regüle edecek. Bunun tek çaresi budur; hem üreticiyi korumuş oluruz hem de tüketiciyi korumuş oluruz.

Saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (e) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                  Mehmet Gökdağ                                         Mazlum Nurlu                                           Tanju Özcan

                                        Gaziantep                                                    Manisa                                                        Bolu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bolu Milletvekili Tanju Özcan konuşacak.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Benim bugün bir konuya aklım takıldı, bunu tekrar gündeme getirmek istiyorum. Bugün MHP Grubu bir araştırma önergesi verdi, gençlerimizde millî şuur noksanlığından bahsetti, bunu nasıl geliştirebiliriz, müfredata ne ekleyebiliriz, bunu anlatmaya çalıştı ancak sizlerin oylarıyla -bizim tahmin ettiğimiz gibi- gene reddedildi.

Şimdi, ben şu soruyu sorarak başlamak istiyorum: Millî şuuru olmayan, bundan nasiplenmemiş bir Hükûmetin on beş yıl boyunca bir ülkede hüküm sürdüğü bir dönemde millî şuuru yüksek olan bir gençlik nasıl yetişebilir? Ben bu sorunun cevabını arıyorum.

Öyle bir Cumhurbaşkanımız var ki sabah akşam millî şuurdan bahsediyor, gençlere öğütler veriyor ama uygulamada ne yapıyor? Sabah çıkıyor evden Alman menşeli Mercedes aracına biniyor. Öğlen ne yapıyor? Ondan iniyor, Amerikan yapımı Airbus uçağına binip yoluna devam ediyor. Akşam geliyor saraya, İtalyan mermerleriyle döşenmiş sarayın koridorlarında salına salına yürüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi arkadaşlar, terörle mücadele konusunda… Ya terörle mücadele konusunda Amerikan malı F16’lara güveniyoruz, Ruslardan aldığımız S400 füzeleriyle başkalarına racon kesiyoruz, millî şuurdan bahsediyoruz. Devamı; sizin statlardan Atatürk’ün ismini kaldırıp “Arena” ismini koyduğunuz bir ortamda, hatta şu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde, şu mikrofon sistemini bile ithal ettiğiniz ortamda, andımızı kaldırıp “Bayrak” şiirini bile müfredatta sansürlediğiniz bir ortamda, Türk milliyetçiliğini keza ayaklar altına aldığınız bir ortamda nasıl millî şuuru yüksek bir gençlik yetişebilir?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Zaten reddettiler önergeyi.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Hatta var ya Sayın Başkanım, bunlar yolsuzluğu bile millî parayla yapmıyorlar. Hani ayakkabı kutularını hatırlıyorsunuz değil mi? Ayakkabı kutusu İtalyan markası, içinde Türk lirası yok, dolar ve euro var. (CHP sıralarından alkışlar) Yani siz yolsuzluğu bile millî bir şuurla yapmıyorsunuz.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Siz de muhalefeti millî bir şuurla yapmıyorsunuz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Şimdi, sayın milletvekilleri, tabii siz böyle yapınca çocukların da kafası karışık oluyor. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımızın oğlu ok atıyor geçen, gördünüz mü? Ne diyor? “Ya Hak” diye ok atıyor. Attığını vuramıyor zaten. Aldığı sahte raporla askerlikten muaf oluyor. Ondan sonra ne oluyor? Gemicikleri var bir de. Millî şuurdan bahsediyoruz ya, o gemiciklere Türk Bayrağı bile çekemiyor, Malta Bayrağı’yla dolaştırıyor. Sayın Cumhurbaşkanı da yerliden bahsediyor, millîden bahsediyor. Hangi hakla bahsediyorsun? Neye göre bahsediyorsun bunu? Önce çuvaldızı kendinize batırın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İğneyi.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Çuvaldızı kendilerine batırsınlar, iğneyi biz kendimize batırırız.

Arkadaşlar, millî duygulardan yoksun olursanız millî duyguları olan çocuklar yetiştiremiyorsunuz. Maddi duygu sizde o kadar öne çıkmış ki, sadece maddi duygudan ibaret hâle gelmişsiniz. Tabii maddi duyguları bu kadar öne çıkartırsanız da maalesef millî bir nesil, millî şuuru yüksek bir nesil yetişmiyor.

Sayın milletvekilleri, biz bunu öteden beri söylüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının Türkçeye Arapça bazı kelimeler katarak millî şuuru yükseltme gibi bir yanılgı içerisinde olmasını biz kabullenemiyoruz. Sık sık kullandığı “Ey” kelimesi bile Arapçadan geliyor. Sürekli olarak müfredatla oynuyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Müfredatta Türk tarihinin, yakın Türk tarihinin önemli isimlerini, millî kahramanları Türk tarihinden çıkartmaya çalışıyorsunuz.

Şimdi, siz bunları yaptığınız sürece millî şuuru yüksek bir gençlik nasıl bekliyorsunuz?

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Millî şuurlu genç o meşhur 15 Temmuzda neye karşı çıktı?

TANJU ÖZCAN (Devamla) - “Millet” diyor Sayın Cumhurbaşkanı. Bu milletin bir adı yok mu? Bu milletin bir adı yok mu? Diyemiyor ki, şöyle ciğerlerini oksijenle doldurup “Türk milleti” bile diyemiyor. “Türk milleti” bile diyemiyor, bir “millet” diyor sadece. Hangi milletten bahsediyorsunuz?

Çocuklarımız tarihlerini öğrenemiyor artık, sayenizde. Öyle bir nesil yetişiyor ki artık, on yıl sonra Türkiye tarihini Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelişiyle başlatıp Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidardan düştüğü gün bu tarihi sonlandıracaklar; öyle bir hâle geldi.

Ben millî şuuru yüksek bazı sayın milletvekilleri olduğunu aranızda -az da olsa- biliyorum ve bu durumdan, bu durumlardan en az benim kadar rahatsız olduklarının da farkındayım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Siz oylayın Sayın Başkan…

BAŞKAN – Peki.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ama belki oylamayı etkileyecek bir şey söyleyecektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tanju Bey “Aranızda az da olsa millî şuura sahip milletin vekilleri var.” diyerek AK PARTİ’nin büyük bir çoğunluğunu millî şuurdan mahrum bir siyasi parti olarak tanımlamıştır. Söylediği diğer sözler de dikkate alındığında sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Mecliste” dedi efendim, “AK PARTİ” demedi ki.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Size de sataştı o zaman. Sayın Tanal, size de sataştı o zaman.

BAŞKAN – Yutkunuyor Sayın Tanal.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Tanju Bey her zaman böyle polemikçi bir üslupla, esasen mantıken takip etmekte benim güçlük çektiğim bir dille bize sataşmalarda bulunuyor.

“Millî şuur” diye başladı, binilen araba ve uçağa gitti. Zannediyorum, kendisi de millî şuur sahibi birisi olarak Türk Hava Yollarıyla seyahat ediyor, trenlere biniyor, bindiği bir otomobil var; partisinin, yine aynı şekilde, bindikleri uçaklar, yollar… Bu işler millî şuurla alakalı değil. Millî şuur; bir ülkeyi, bir milleti medeni uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma iddiası var ya, bunun için çaba gösterirsiniz, uğraşırsınız, bu doğrultuda emek ve alın teri koyarsınız.

Tanju Bey herhâlde tarihten haberdardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, cumhuriyet süreçleri içerisinde bütün o millî şuura sahip olan kadrolar, bu ülkede taş taş üstüne konulsun, kimseye muhtaç olmadan bu ülke hayatiyetini sürdürsün, kudretli bir ülke olsun diye çaba gösterirken elbette eksik olanları da, ülkede bulunmayanları da telafi etmek için dışarıdan ithal ettiler, getirdiler; Atatürk de böyle yaptı, İnönü de böyle yaptı, biz de böyle yapıyoruz. Ama millî şuur bu ülkeyi 3 kat geliştirmektir mesela, bu ülkede taş üzerine taş koymaktır, hizmet etmektir. Bizim eleştirdiğimiz milliyetçilik değildir -milliyetçiliğin çok geniş bir coğrafyası var- etnik kimlik esaslı siyasi yaklaşımlardır bizim itiraz ettiğimiz.

Yine, aynı şekilde, burada dil üzerinden bir demagoji yaptı Arapça kelimeler, vesaire diye. Dil yaşayan bir varlıktır. Eğer Tanju Bey’in kafasıyla bakarsanız ne Yakup Kadri’yi anlarsınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …ne orijinal yazısıyla Nutuk’u anlarsınız ne de geçmişte, Cumhuriyet Dönemi’nde yazılan eserleri anlarsınız. Biraz dilden haberdar olmak lazım diye düşünürüm.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Yaşayan varlıksa demek ki hepimiz yaşatıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, hatip defalarca ismimi zikrederek demagoji yapmakla, polemik üretmekle, tarihi…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Doğru, aynen yapıyor.

BAŞKAN – Hiç bu şekilde, böyle konuşmadı. “Demagoji” lafı söylemedi.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, söyledi.

BAŞKAN – “Herhâlde tarihten haberdardır.” dedi. Ben not tuttum.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, “demagoji” lafını en son söyledi zaten. “Polemik”le başladı, “demagoji”yle bitirdi.

BAŞKAN – “Herhâlde tarihten haberdardır.” dedi. Polemik yapmadı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Açık bir şekilde…

BAŞKAN – Hiçbir şekilde sataşmada bulunmadı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - …mantığımda takip etme güçlüğü olmakla suçladı, not aldım burada. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Hiç böyle bir şeye ben tanık olmadım.

Sayın Bostancı, böyle bir kastınız var mı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, ortaya koyduğu görüşlere eleştirel bir yaklaşımdır, ben ne hakaret ettim ne tahkir ettim.

BAŞKAN – Hiçbir hakaret yok Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, açık bir sataşma olmuştur, sıklıkla söyledim...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Uçağa binmiyor mu, trene binmiyor mu? Yani birilerine laf söylerken “Ben ne yapıyorum?” diye bakmıyor mu?

Engin Bey ayağa kalktı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi Sayın Altay söz isteyecek, Grup Başkan Vekili olduğu için ben ona söz vereceğim, Sayın Altay da Sayın Özcan’a sözü devredecek.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben arz edeyim. Yani milletvekilim de arz eder ama o atlamış olabilir.

BAŞKAN – Sayın Özcan, yerinize oturun, bir dakika size açıklama için süre vereyim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hayır efendim, ben…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bostancı, sayın milletvekilimizi dil kavramını bilmemekle, dilin sürekliliğini, konuşan dil noktasında bilgisizlikle itham etti. Bunu Genel Kurulun hepsi duydu.

BAŞKAN – Hayır, “Bilmiyor.” demedi Sayın Altay.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dedi, dedi efendim.

BAŞKAN – “Sadece diller yaşayan varlıklardır.” Bunu söyledi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hayır, hayır, “Bilmiyor.” dedi.

BAŞKAN – “Bilmiyor.” demedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, bakın, yani bu konunun da bir kuralı var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dil kavramını bilmediğini iddia etti, ifade etti, bütün Genel Kurul öyle algıladı.

BAŞKAN – “Bilmedi.” demedi, “Dil yaşayan organizmalardır veya olgulardır.” dedi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hayır, hayır, en son söyledi efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, tutanakları isteyin, varsa hakaret söz verin.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, net bir şekilde bunu herkes duydu.

BAŞKAN – Ben size yerinizden söz veriyorum, geçin, buyurun.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, kürsüden…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, hayır sataşma var efendim.

BAŞKAN – Ama burada bir sataşma yok arkadaşlar, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sataşma yok. Engin Bey, sataşma yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir milletvekiline “Dil kavramını bilmiyorsun.” demek sataşma değilse…

BAŞKAN – Ama demedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dedi efendim, dedi. “Demedim.” diyemez.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Dedi, bunu hepimiz duyduk.

BAŞKAN – Peki, buyurun iki dakika.

Hiç kimse bundan sonra konuşmada birbirinin adını, kelimesini ağzına almasın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, olumsuzlama yapmasın kimse.

BAŞKAN – Çünkü herkes “Ne kadar iyisin, ne kadar iyi görev yapıyorsun.” dese bile bunu sataşma olarak algılıyor.

Buyurun iki dakika.

5.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, öncelikle tutumunuzu çok doğru bulmadığımı ifade ederek başlamak istiyorum.

BAŞKAN – Sizin takdiriniz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Siz burada herkesin duyduğunu “Ben duymadım.” demekle zaten ciddi anlamda tarafsızlığınızı yitiriyorsunuz.

BAŞKAN – Çünkü kararı ben vereceğim Sayın Özcan, buyurun. Sizin kararınızla olmuyor o.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, benim öncelikle dil konusunda herhangi bir sıkıntım yok. Çok şükür Türk dilini en iyi kullanan –öyle bir iddiadayım- en çok kelime kullanan, mümkün olduğu kadar öz Türkçeyi kullanmaya çalışan bir milletvekiliyim. O anlamda millî şuuru pek çok AKP milletvekilinden çok daha yüksek olan bir milletvekiliyim, kendimi böyle tanıtabilirim.

Ben “millî şuur” deyince yetim hakkı yememeyi anlıyorum. Bakın, siz ne anladığınızı ifade ettiniz. Ben “millî şuur” deyince milliyetçiliği ayaklar altına almayı değil, tam tersine milliyetçiliği yüceltmeyi anlıyorum Sayın Bostancı. Dolayısıyla az önce verdiğim örnekleri de tam olarak anlayamamışsınız.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sadece millî değil, ahlaki bir şuurdur.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Millî şuurdan bahseden, “Millî milletvekili istiyorum.” diyen Sayın Cumhurbaşkanının, kullandığı aracından kullandığı uçağına kadar, koridorunda yürüdüğü sarayındaki mermerlerine kadar, tamamen yerlisi varken bunların yabancısını kullanmayı tercih eden; taktığı kravattan giydiği cekete kadar, ayakkabısına kadar yabancı ürünleri tercih eden bir Cumhurbaşkanının millî şuurdan bahsetmeye, gençlere böyle bir öğüt vermeye hakkı olmadığını söyledim. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” derler ya, Sayın Cumhurbaşkanının söylediklerine bakıyoruz, yaptıklarına bakıyoruz; öğütlediği yaşam tarzına bakıyoruz, kendi yaşadığı tarza bakıyoruz. Millî şuuru yüksek olan bir Cumhurbaşkanı, her şeyden önce milletin parasını israf etmez. İsraf haramdır sayın milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Cumhurbaşkanımızın siyaseten ne yaptığını, ortaya ne koyduğunu, bu memlekete nasıl hizmet ettiğini Tanju Bey bilmeyebilir ama milletimiz biliyor ve on beş yıldır bu yüzden onun arkasında. Tanju Bey’in yaptığı polemiktir. Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan "yetkisini” ibaresinin "yetkisine” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                      Meral Danış Beştaş                     Mehmet Emin Adıyaman

                                        Gaziantep                                                    Adana                                                        Iğdır

                                       Hüda Kaya                                              Aycan İrmez                                            Dilek Öcalan

                                         İstanbul                                                      Şırnak                                                     Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Sayın Dilek Öcalan konuşacak.

Buyurun Sayın Öcalan. (HDP sıralarından alkışlar)

DİLEK ÖCALAN (Şanlıurfa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 1 Kasım dünya Kobani günü. Bundan tam üç yıl önce, düştü düşüyor denen Kobani’deki direnişe destek vermek için Nobel Barış Ödülü sahibi, insan hakları savunucusu Adolfo Perez Esquivel ve Amerikalı Filozof ve Dilbilimci, Profesör Noam Chomsky’nin de aralarında olduğu dünya çapında tanınan çok sayıda kişinin çağrısıyla 1 Kasım dünya Kobani günü ilan edildi. Rojava halklarının başlattığı Kobani savunması tarihin en barbar saldırılarına karşı fedaice direnerek tüm ambargo ve kuşatmalarına rağmen bugün Rakka’nın özgürleştirilmesine kadar adım adım ilerleyen iradenin zaferi için bir başlangıçtır. Tüm uygarlıkların gelişimine ev sahipliği yapmış Orta Doğu’yu gerici zihniyetiyle işgal etmeye çalışan, Avrupa ve Amerika Kıtası’na varan, onlarca hain saldırıyı organize eden barbar IŞİD çetesiyle mücadele kararlılığı Kobani direnişi sayesinde mümkün kılınmıştır. İnsanlık tarihi bu görkemli direnişe destek vererek Kobani şahsında Rojava halklarının devrimine sahip çıkan tüm demokrasi güçlerini ve bu uğurda yaşamını feda eden binlerce kahramanı minnetle anıyor ve anacaktır.

Kobani zaferiyle birlikte Rojava’da başlayan toplumsal dönüşüm halkların özgür ve demokratik bir gelecek inşa etmeleri için de bir milattır. 1 Kasım tüm dünyada, Almanya’dan Fransa’ya; İtalya’dan İskandinav ülkelerine; İngiltere’den Yunanistan’a, İspanya’ya; Kanada’dan Avustralya’ya, Hindistan’a; Hindistan’dan Ekvador’a, Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar dünyanın her köşesinde “Kobani günü” adıyla demokrasi mücadelesinin zaferi olarak kutlanıyorsa şüphesiz bunun en temel yaratıcısı yine kadınlardır. Kadın devrimi olarak da bilenen Rojava devriminin açığa çıkmasında, gelişiminde ve sürdürülebilmesi kararlılığının her zerresinde kadının bilinci, emeği ve bedeli vardır. IŞİD karanlığının Orta Doğu’ya dayattığı tekçi, gerici, erkek egemen zihniyetine karşı Orta Doğu kadınının özgürlük arayışı galip gelmiştir. Kobani’de Kürt kadınının cesareti tüm dünyaya umut vermiştir.

Kobani dünya genelinde farklı uluslar ve inançlardan halkların yaratılmak istenen Orta Çağ zihniyetine karşı birlikte mücadelesinin de adıdır çünkü gelişen bu enternasyonal ruh bu karanlığın sadece Orta Doğu halklarının değil tüm dünya halklarının geleceğini boğmak istediğinin farkındalığıyla hareket etmiştir. Rojava’da din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı demokratik, ekolojik bir toplumsal sözleşme ekseninde eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için inşa edilen yerel örgütlenmelere dayalı özerk yönetim modeli bugün başta Orta Doğu olmak üzere, tüm dünyaya örnek teşkil etmektedir. Bu tarihî gün dolayısıyla belirtmek isteriz ki AKP Hükûmeti Suriye üzerindeki politikalarını yeniden gözden geçirmelidir. Tarihten dersler çıkarılarak savaş politikaları terk edilmeli, Rojava halklarının seçilmiş, meşru yönetimleriyle dostane ilişkiler geliştirilmelidir. Bugün ağır tecrit altında tutulan Sayın Öcalan’ın belirttiği üzere Kobani zaferi halklar arası birlikteliği mümkün kılmıştır. Yine, Sayın Öcalan’ın 2015 Diyarbakır “Nevroz”unda dile getirdiği “Hem bölgemiz için hem de uluslararası dünya için büyük anlamı olan Kobani direnişini ve zaferini, bu temelde gelişen Eşme ruhunu halklarımız arasında yeni tarihin sembolü olarak selamlıyorum.” mesajı hâlâ güncelliğini ve önemini korumaktadır. Süleyman Şah Türbesi’nin -Kobani’de birlikte hareket edilmesiyle- Eşme’ye taşındığı, IŞİD saldırılarından muhafaza edildiği unutulmamalıdır. İnanıyoruz ki tekrar Eşme ruhuyla hareket edilebilirse Türkiye’den başlayacak tüm Orta Doğu sahası için barış kapıları sonuna kadar da açılacaktır.

Ben tekrar 1 Kasım dünya Kobani gününü kutluyor, bu vesileyle bu direnişe öncülük eden, bu direnişte yer alan bütün herkesi buradan selamlıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, ayaktayım efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, ayaktayım ben.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ayağa kalkmanın bir anlamı kalmadı Sayın Başkan ama bu tutumunuzla ilgili...

BAŞKAN – Sayın Altay, işleme başlamıştım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır efendim, başınız yerdeyken “Önergeyi oylarınıza sunuyorum." diyorsunuz.

BAŞKAN – Bugün herkes gerçekten çok alıngan Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peki, devam ederiz efendim.

BAŞKAN – Tamam, sonra veririm size söz.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin 1’inci ve 2’nci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                Serdal Kuyucuoğlu                                     Mehmet Gökdağ                                       Mazlum Nurlu

                                          Mersin                                                    Gaziantep                                                    Manisa

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Serdal Kuyucuoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Kuyucuoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli vekil arkadaşlarım, kurumun kurulmasıyla İslami ürün ve hizmet pazarının lider ülkesi olma hayali, Sayın Davutoğlu’nun komşularımızla ve daha birçok ülkeyle olan ilişkilerimizin “sıfır sorundan sırf soruna” dönüşmesiyle bitmiştir. Barzani’nin referandumu sayesinde yakınlaştığınız İran ve Irak gibi komşularımızla da ilişkilerimiz umarız uzun vadeli ve sağlıklı devam eder.

Ekonomimizi geliştirmek için satacağımız ürünlerin helal olmasından daha çok diğer ülkelerle kurduğumuz ilişkiler, sağlıklı ve tutarlı bir dış politika; bölgeyi karıştırmak ya da başka ülkelerin iç işlerine karışmak yerine büyük Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” politikasını uygulamak daha kalıcı olacaktır.

Müslüman ülkelerin birçoğuyla problem yaşarken onlara helal ürün satmayı düşünmek çok da gerçekçi değildir. Bugün ülkemizde çiftçi perişan durumdadır. Sebze, meyve üreticilerimiz ürünlerine pazar bulamamakta ve bu nedenle üretmekten vazgeçmektedir. Vatandaşlarımız eti neredeyse gramla alır duruma gelmiştir. Çareyi ise kendi çiftçilerimize destek vermek, üretimi teşvik etmek yerine, Sırbistan’dan et ithal etmekte buluyoruz. Müslüman ülkelere helal gıda pazarını artırmayı tartışırken kendi vatandaşlarımıza Sırp eti yediriyoruz. Kurumun kuruluşuyla ilgili olarak ekonomik analiz yapılmadığı, fayda maliyetinin, etki değerlendirmesinin ve iç piyasaya yansımalarının ne olacağı hususlarında ciddi araştırmalar yapılmadığı da birçok arkadaşımız tarafından komisyonda dile getirilmiştir. Birçok yasa tasarısında olduğu gibi bu tasarı da aceleye getirilmiş, üzerinde tartışılmamış ve hiç kimsenin görüşüne başvurulmamıştır.

Değerli milletvekilleri, benim ilim Mersin önemli bir lojistik kenti, önemli bir iç turizm kenti ve önemli bir tarım kenti. Bugün gündem olan ve birkaç gündür tartışılan domates meselesi bizim bölgeyi yakından ilgilendiriyor. Türkiye'deki meyve üretiminin yüzde 10’undan fazlası Mersin’de üretiliyor; bir narenciye kenti ve özellikle de örtü altı üretimde Türkiye'de 2’nci, alan olarak da 1’inci. Uçak düşürme krizi öncesi Türkiye'nin bölgemizden Rusya’ya ihracatı 350 bin ton, uçak düşürme krizinden sonra ambargoyla beraber bu sıfırlandı ama bugün 50 bin tonluk bir ihracat müsaadesi aldık ve bunun için de davul zurna çalıyoruz ve çok seviniyoruz. Ama burada da bir tezatla karşı karşıyayız. Bakın, bu konuda üç firmaya yetki verilmiş, ihracat yetkisi. Hangi firmalar? Öğrendiğimize göre Özaltın, Agrobay ve SURAL firmaları; sadece bu firmalara ihracat yetkisi veriliyor. Peki, bizim üreticimiz nerede, benim Mersinli üreticim nerede? Sadece Mersin’de, bakın, Mersin’de domates üretimi ziraat odasından aldığımız bilgiye göre 941 bin ton. Ne kadarına ihracat için müsaade almışız? 50 bin ton, buna da davul zurna çalıyoruz. Yani, onun için, bu da bizim iyi tarım yapan, ÇKS’si olan çok sayıda firmamızı etkiliyor.

Sadece domateste değil, bakın; yine, biber, bal kabağı ve marulda da sadece 9 firmaya müsaade edilmiş. Yani burada baktığımızda, bu ambargonun kalkmadığını, hâlâ devam ettiğini, sadece küçük bir miktar müsaade edildiğini görüyoruz. Bu konuda bu dış ilişkilerdeki yanlışların bizi nereye götürdüğünü, bizim çiftçimizi ve özellikle tarım bölgelerindeki tarımla uğraşan insanları ne kadar etkilediğini yakından yaşıyoruz.

O nedenle, bu konuda Hükûmetin daha çok çalışması lazım, özellikle de yerli üreticiye sahip çıkması lazım. Sadece büyük firmalara bu yetkilerin verilmesinin de yanlış olduğunu düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylanmasında karar yeter sayısı aranmasını talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, sağ olun.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.19

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika, işlemimi bitireyim, size söz vereceğim.

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Buyurun Sayın Bostancı, sizi dinliyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, biraz önce Sayın Tanju Özcan kürsüden konuşurken tam olarak ne dediğini görmek maksadıyla tutanakları istemiştim. Şimdi tutanaklardan okuyacağım gibi, kabul edemeyeceğimiz, sadece parti olarak bizim değil, Meclisteki bütün siyasi partilerin ortak bir ilke olarak benimsediği bir husus açısından da kabul edilemeyecek olan bir temel kuralı, ayrıca başka kuralları da ihlal ettiğini görüyorum.

Şöyle diyor Sayın Tanju Özcan: “Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımızın oğlu –diyor, devam ediyor- aldığı sahte raporla askerlikten muaf oluyor.” böyle bir cümle kuruyor.

Şimdi, birinci temel kural, siyasilerin yakınlarına ilişkin, çocuklarına ilişkin bu tür -tabiri caizse- siyasette bel altı olarak kabul edilen tartışmaların yapılmaması, polemiklerin çevrilmemesi istikametinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) -…geçmişte de grup başkan vekilleri olarak tüm siyasi partilerden bu hususa ilişkin temel ilke üzerinde anlaşmıştık. Bir kere bu ilke ihlal ediliyor.

İkincisi: Sayın Tanju Özcan “Aldığı sahte rapor.” diyor. Kendisi doktor mu, muayene mi etti, bu karara nereden varıyor? Sonuçta, Cumhurbaşkanımızın oğlu olması, böyle bir rapor alındığında bunun afişe edilmesini mi gerektiriyor, tıbbi etik diye bir şey yok mu? Neresinden bakarsanız bakın aklen, mantıken, tıbbi etik bakımından kabul edilemez, uygun düşmez; ahlaken tartışmalı bir dilin kullanılmasını uygun bulmuyoruz.

Sayın Özcan’ın burada yapmış olduğu son derece ayıptır. Bu bakımdan, bu kabul edilemez hususu belirtmek için söz aldım. Bunu ifade ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, mikrofonu açarsanız ben bir düzeltme yapayım bununla ilgili.

BAŞKAN - Sayın Özcan, söz mü istiyorsunuz?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Tabii.

BAŞKAN - Buyurun.

32.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Ben konuşmamı dinlediğimde kendim, uyarı üzerine, gerçekten “Sayın Cumhurbaşkanımızın oğlunun askerlikten muaf olmasını sağlayan rapor” diyeceğime “sahte” ibaresini eklemişim konuşmanın heyecanıyla. Yani raporun sahte olup olmadığını elbette ki bilemem. Bir rapor varsa ortada aksi sabit oluncaya kadar da geçerli ve resmî kabul etmek gerekir. Ancak, konuşmanın heyecanıyla bir “sahte” kelimesini eklediğimi üzülerek ben de gördüm. Bunu düzeltiyorum ancak konuşmamın diğer kısımlarındaki sözlerin tamamının arkasındayım.

Sayın Cumhurbaşkanımızın oğluna bundan sonraki hayatında sağlık, sıhhat, Allah’tan bol ve helal kazanç diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de sayın grup başkan vekilleri ve Sayın Özcan.

Tutanağı birlikte değerlendirdik. Evet, burada, siyasi kişiliklerin, genel başkanlarımızın, Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın ve dediğim gibi genel başkanlarımızın, hepimizin ailesinin polemik konusu yapılmaması konusunda anlaşmaya varmıştık. Bu konuda bir hassasiyet gösterdiniz, tekrar teşekkür ediyorum size.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Siyaset yapan herkesin çocukları bizim çocuklarımızdır.

BAŞKAN – Elbette.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Onlara ihtimam göstermek hepimizin görevi. Biz siyaseten tartışabiliriz, konuşabiliriz, ağır eleştiriler de yapabiliriz ama çoluğu çocuğu buna karıştırmak doğru bir iş değildir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Elbette, herkes aynı düşüncede, biraz önceki konuşmalar da bunu doğruladı zaten.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN - 3’üncü madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın 3'üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Bu Kanun ile verilen görevleri yerine getirmek üzere Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ilgili, kısa adı HAK olan Helal Akreditasyon Kurumu kurulmuştur.”

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                                     Ruhi Ersoy                              Ahmet Selim Yurdakul

                                           İzmir                                                     Osmaniye                                                   Antalya

                                       Zihni Açba                                               Arzu Erdem

                                         Sakarya                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy konuşacak.

Buyurun Sayın Ersoy.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkanlık Divanı, değerli milletvekilleri; bugün bir akreditasyon üzerine toplandık. Ben biraz havayı da değiştirmek adına, Türk kültürü adına önemli bir akreditasyon haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Aslında, bu, yerelin ulusallaşması, ulusalın evrenselleşmesi adına da bir başarıdır. Türkiye UNESCO Millî Komisyon Başkanlığı Paris’te bugünlerde yoğun bir çalışma içerisinde. Komisyon Başkanı Profesör Öcal Oğuz’dan aldığımız güzel haber şudur: Dünya belleği kütüğüne Dîvânu Lugâti't-Türk ve Piri Reis haritası kaydedildi. UNESCO üzerinden, insanlık durdukça durması taahhüt edilen eserler listesine kabul edilerek dünya belleğine giren Dîvânu Lugâti't-Türk ve Piri Reis haritasının kaydedilmesi Türk kültürü açısından çok önemli bir gelişme. Öte yandan, Kutadgu Bilig ve Atabetü’l Hakayık gibi iki önemli Türk kültürü eseri de 2018 ve 2019 anma ve kutlama yıl dönümleri arasına alındı.

Değerli milletvekilleri, bizlere düşen sorumluluk, yerelin ulusallaşması, ulusalın evrenselleşmesi hususunda Türk kültürüne ait bu eserlerin yeniden güncellenmesi ve gençlerimize, geleceğimizi inşa edecek olan toplumumuzun her bir ferdine yeniden yeniden tanıtmak. Belki o tanıtım süreçlerinde eserler tıpkıbasımlarıyla çok anlam ifade etmeyebilir, aslında edebilir de, birebir Türkiceyi okuduğumuzda çok anlam ifade edebilir. Ama Kutadgu Bilig’den hareketle, Atabetü’l Hakayık’tan hareketle yeni eserler üretebilecek bir vizyonu ortaya koyabiliyor muyuz; bir tiyatro eserini, bir senaryoyu, beraberinde başka bir sanatsal aktivitenin köklerini buraya yerleştirerek evrensele buradan hitap edebiliyor muyuz?

Orada nelerden bahsediliyor diye şöyle birkaç tane hususta hatırlatma yapmak istiyorum: Atabetü’l Hakayık’ta diyor ki Edip Ahmet Yükneki: “Nice bilgili kadın, bilgi sayesinde erkekten üstün, nice bilgisiz erkek, kadından daha zayıf kaldı. Bilgili kişi, varlığını belli eder; bilgisiz, hayatta olsa bile yitik sayılır. Bilgi sahibi kendi ölse bile adı ölmez. Bilgisizin ise daha sağlığında adı unutulur.”

Bakın, Türk kültüründe 11’inci asırda, 12’nci asırda ortaya konulmuş bu eserler kadına, bilgiye nasıl değer veriyordu. Çıkış noktamıza baktığımızda, Matüridî aklının Maveraünnehir vadisinin yeşerttiği fikrin bize, Anadolu’ya ve insanlığa taşıdıkları nelerdi, bunları düşünmeye davet ediyoruz biz.

Genel anlamda şu soruyu da sormak istiyoruz: Kaşgarlı Mahmut, Balasagunlu Edip Ahmet diyoruz. Kaşgar neresi bugün, Balasagun neresi? İşte, bu, gönül coğrafyası dediğimiz Turan coğrafyası ve koskoca Türk kültürü, coğrafyanın tarihe sığmaması meselesiyle de eş değerdir. Bugün, Kaşgarlı Mahmut’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’ünü, Edip Ahmet Yükneki’nin Atabetü’l Hakayık’ını alıp da evrensel standartlarda Millî Komisyonumuz UNESCO’ya tescil ettiriyorsa demek ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk dünyasının ve Türk medeniyetinin aklı ve kalbi, vicdanı ve geleceği olarak Ankara merkezli bir siyaseti ve Türkistan merkezli bir medeniyeti, bahsetmiş olduğumuz Turan coğrafyasının her bir ikliminde yeşermiş olan toplulukları da bünyesine alarak insanlığın ufkunda yeni bir güneş gibi doğmaya muktedirdir. İşte, bu muktedirliğin ortaya çıkabilmesi adına, bu kültür kodlarımızın, kaynaklarımızın yeniden keşfi, geleneğin yeniden güncellenmesi ve farkındalığının ortaya çıkması bir zarurettir.

Sayın Genel Başkanımızın grup konuşmalarında veyahut da basın toplantılarında yer yer Kutadgu Bilig’den vermiş olduğu mesajlar, Dedem Korkut’tan verdiği mesajlar sadece siyasal retorikten ibaret değildir; bu eserlerin farkındalığını artırmak, mensubiyetimizi, bu konuda yapmamız gereken çalışmaları yeniden yetkililere ifade etmektir. O sebeple, bizler de Türkiye Büyük Millet Meclisinin birer ferdi, milletvekili olarak ve birer aile babası, annesi veyahut de ağabeyi, kardeşi, hepsinden önemlisi, bu aziz kültürün, bu medeniyetin mensupları ve bu ülkenin vatandaşları olarak bu konuda toplumsal farkındalıkları artırmamız gerekiyor.

Bu vesileyle, ben UNESCO Millî Komisyonunda gayretli çalışmalarından dolayı Millî Komisyon ekibini, başta Profesör Öcal Oğuz olmak üzere bu konuda mücadele verenleri tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan “yetkisini haiz tek Kurum” ibaresinin “yetkisine haiz tek kurum” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                      Meral Danış Beştaş                     Mehmet Emin Adıyaman

                                        Gaziantep                                                    Adana                                                        Iğdır

                                     Aycan İrmez                                              Hüda Kaya

                                          Şırnak                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman konuşacak.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 501 sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Yasa Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce, bugün 1 Kasım, önemli bir gün. Birincisi, dünya Kobani günü olması münasebetiyle, 1 Kasım itibarıyla Kobani’de IŞİD barbarlığına, IŞİD karanlığına karşı halkların umudu, kurtuluşu olarak, başta Rojava halkları ve tüm Suriye halklarının bu uğurda bedel ödeyen tüm kesimlerine selamlarımı gönderiyorum.

İkincisi: Bugün 1 Kasım. Evet, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, özellikle 20 Temmuz tarihinden itibaren ülkeyi bir savaş sürecine sokan ve 7 Haziranda ortaya çıkan halk iradesini yok sayıp 1 Kasım 2015 tarihinde yeni bir seçimle teşekkül eden bu Mecliste bütün baskılara, bütün zorluklara, bütün siyasi soykırım operasyonlarına rağmen, halkımızın iradesinin yine bir tecellisi olarak bu Mecliste yer almış, Parlamentonun 3’üncü büyük partisi olarak Meclise giren ancak bir yılı dolmak üzere olan -4 Kasım tarihi itibarıyla bir yılı dolacak olan- yine siyasi bir darbeyle siyasi rehine olarak cezaevlerinde tutulan eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimiz ile yine hukuksuzca, yine siyasi darbelerle cezaevine tıktırılan belediye eş başkanlarımızı ve parti yöneticilerimizi bir kez daha buradan selamlıyorum. Onların özgürlük, demokrasi, barış ve ortak yaşam uğruna hem içeride hem dışarıda vermiş oldukları mücadele bizim için onur kaynağıdır ve o mücadeleyi biz var oldukça sürdürmeye devam edeceğiz; onlarla gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz kanun tasarısı Helal Akreditasyon Kurumu, kısa ismiyle gerekçede HAK deniliyor. HAK, aslında tek başına sadece bir yeme içmeyi ifade etmiyor. Hak, adalet, teslim edilmeli; hak, hukuk, adalet birbirlerini tamamlayan kavramlar. Hak, hukuk, adalet ve helal kavramlarının karşıtı haramdır, zulümdür, hukuksuzluktur. Dolayısıyla, bu sadece bir gıda maddesini yemekten ibaret değil, doğuştan birtakım haklara sahip olanların haklarını teslim etmemek de haramdır; fakir fukaranın, gurebanın hakkını yemek de, teslim etmemek de haramdır; hukuka uymamak da haramdır. Dolayısıyla, sadece piyasa koşulları içerisinde daha çok kâr etmek saikiyle, özellikle İslam âlemine yönelik “hak” kavramı adı altında, akredite edilecek taraflar, şirketler üzerinden “hak” kavramını ifade edemeyiz. Dolayısıyla bugün partimize ve eş genel başkanlarımıza dayatılan hukuksuzluk da aslında “hak” kavramının dışında, diğer bir deyişle haramın kabulüdür.

Dolayısıyla, dünden beri tartıştığımız -özellikle ortaya çıkmış olan “gizli” ibareli- Adalet Bakanlığı vasıtasıyla mahkemelere gönderilen ve talimat niteliğindeki karar gizlilik ibaresi içeriyor ve açığa çıktığı için biliyoruz. Peki, açığa çıkmayan kaç tane buna benzer talimat vardır, gizlilik içeren? Ya da bu gizlilik içeren belge açığa çıkmamış olsaydı, Sayın Başkanın izah ettiği gibi bir soruşturma başlatılacak mıydı? Kaldı ki başlatılan soruşturma, gerçekten buradaki hukuksuzluğa, yargıya yapılan müdahaleye yönelik bir soruşturma mıdır? Mesela “Bakanın bilgisi dışında.” deniliyor. Bilgisi dışındaysa bu talimatı veren hâkim hemen görevden alınacak mıdır? Bence o değil. Evet, bir soruşturma var, bu soruşturma belgeyi sızdıranlar hakkında yürütülecek bir soruşturmadır, muhtemelen bunun faturası da adliyedeki gariban bir kâtibe çıkarılacaktır. Eğer yargının bağımsızlığı söz konusuysa o zaman bunun gereği yerine getirilmeli ve bunun gibi ne kadar talimat var, bunun açığa çıkarılması gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Adıyaman, ben Bakanın soruşturma başlattığını söylemedim, onu bir tashih edeyim de. “İncelettireceğim konuyu.” dedi, sadece bu.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Tamam.

BAŞKAN – Peki.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                  Mehmet Gökdağ                                         Mazlum Nurlu                                          Burcu Köksal

                                        Gaziantep                                                    Manisa                                             Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal konuşacak.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî egemenliğe geçişimizi sağlamak ve demokratik bir düzenin kurulabilmesine olanak tanımak için 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı. Saltanatın kaldırılmasının, egemenliğin millete verilmesinin yıl dönümünü ve ayrıca okuryazarlığın önündeki en büyük engeli ortadan kaldıran Harf Devrimi’nin 89’uncu yıl dönümünü kutluyorum.

Helal akreditasyon; “helal” i biliyoruz da “akreditasyon” nedir Allah aşkına? Fransızca kökenli bir kelime; belli kriterleri sağlarlık, denklik hakkında bilirkişi veya kurumlarca verilen bir belge. Helal Akreditasyon Kurumu da bu durumda, olsa olsa bir ürünün, hizmetin helal mi, haram mı olduğunu tespit edecek kurum.

Peki, bu kurum, o ürünün veya hizmetin helal mi, haram mı olduğunun tespitini nasıl yapacak, gerçekten merak ediyorum. Örneğin, elmanın, armudun, kirazın, patatesin helal mi, haram mı olduğuna nasıl karar verecek?

Şimdi, çiftçi “Ağacı besmeleyle dikip suladım.” dese, “Bu ürün helaldir.” dese buna helal sertifikası mı verilecek? Ya da örneğin, patates üreticisi “Ben patatesleri sökerken besmeleyle söktüm, helaldir.” deyince helal belgesi mi verecek? Yazı yazdığımız kalemin helal olup olmadığına nasıl karar verecek? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Ya, merak ediyorum, hakikaten, yirmi yıllık bir kiraz ağacının, on yıllık üzüm bağının vermiş olduğu meyveye, ürüne neye göre helal sertifikası verilecek? Ya da mesela balık için helal belgesi almak istiyorsunuz, ne diyecek balıkçılar? “Biz abdest alıp ağları besmeleyle attık, avladığımız, tuttuğumuz balık helaldir, helal sertifikası verin.” mi diyecek?

Helal Akreditasyon Kurumunun, bunun verdiği helal belgesine nasıl güveneceğiz? Öyle ya, bu kurumun üyelerini belirleyecek olan şu andaki Adalet ve Kalkınma Partisi; yolsuzluk algısında ülkemizi 176 ülke arasında 75’inci sıraya yükselten Adalet ve Kalkınma Partisi; 59,3 milyar dolarlık özelleştirme yapıp bu özelleştirme paralarını nereye harcadığının hesabını veremeyen Adalet ve Kalkınma Partisi; “FET֒yle mücadele ediyorum.” diye suçlu suçsuz binlerce insanı işinden, aşından, özgürlüğünden eden, kendi itirafıyla at izini it izine karıştırdığı bir süreci yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi.

2006 yılında, kendi iktidarı döneminde çıkardığı Tarım Kanunu’na göre “Çiftçiye verilecek destek, gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.” dediği hâlde buna bile riayet etmeyip çiftçiye eksik destekleme veren Adalet ve Kalkınma Partisi; bu kanun yürürlüğe girdiğinden bu yana çiftçiye 87,5 milyar liralık eksik destekleme veren, sadece 2017 yılında çiftçiye vermesi gereken 26 milyar liralık desteği vermeyip 12,8 milyarlık desteği vererek yani bir anlamda kul hakkı yiyerek çiftçiyi bankalara, sağa sola borçlandıran Adalet ve Kalkınma Partisi.

Kendi çocukları yatlarla, katlarla, gemiciklerle sefa sürerken 18 milyonluk 15-29 yaş arası gençlerimizin yüzde 27’sini işsizliğe mahkûm eden Adalet ve Kalkınma Partisi; seçim meydanlarında eveleyip geveleyip “Taşerona kadro vereceğim. Emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetini çözeceğim. Terörü bitireceğim.” deyip, vaatlerde bulunup kendi verdiği sözü tutmayan Adalet ve Kalkınma Partisi; askerî okulları kapatıp orada okuyan, FET֒yle alakası olmadığı hâlde FET֒cü damgası yediği için perişan olan çocukların vebalini taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi.

Lop etten buğdaya, samandan mercimeğe birçok ürünün ithalatına kapı açarak kendi çiftçisini bitirmeye çalışan Adalet ve Kalkınma Partisi Helal Akreditasyon Kurumunu belirleyecek, öyle mi? Helale karar verecek, öyle mi? Hadi oradan!

Herkese saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sataşma yok ya.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Gerçekleri söyledim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, daha biraz önce siyasilerin çocuklarına ilişkin konuşulmaması gerektiğini söyledik.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşmacı bunu ihlal etti.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Siyasilerin” demedim, “birilerinin” dedim.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İkincisi: Patatesti, elmaydı, üzümdü, balıktı; bunlara ilişkin helal-haram şeklinde bir ayrım olmadığını bilmesi gerekir. Böyle bir şey yok. “Bismillah”la elma ağacı dikmek gibi bir durum yok.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hizmet belgesi alacak, neye göre alacak?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sadece nohut için yokmuş.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Dersini çalışması lazım.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “şunlardır” ibaresinin “şu şekildedir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                      Meral Danış Beştaş                                         Hüda Kaya

                                        Gaziantep                                                    Adana                                                      İstanbul

                            Mehmet Emin Adıyaman                                   Aycan İrmez                                               Erol Dora

                                            Iğdır                                                        Şırnak                                                       Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Bir fark göremediğimizden katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, Türkiye’de bir yılı aşkın bir süredir uygulanan olağanüstü hâl rejimi, daha doğrusu olağanlaştırılmaya çalışılan hâl rejiminin yarattığı siyasi ve toplumsal altüst oluşlar, sanki bu ülkede olmuyormuş gibi, ülkenin temel meselelerinden birisi olan ve her geçen yıl oransal ve sayısal olarak artan işsizlik sorunu hiç yokmuş gibi, ülkede 16 milyondan fazla yurttaş açlık sınırının altında yaşamıyormuş gibi, Türkiye’de 48 milyondan fazla yurttaş yoksulluk sınırının altında yaşamıyormuş gibi, her yıl neredeyse 2 bin civarında işçi kardeşimiz iş cinayetlerine kurban gitmiyormuş gibi, ülkemizde adalet kavramının neredeyse hiç kalmadığı, seçilmiş siyasetçilerin siyasi faaliyetlerinden dolayı rahatlıkla hapse atılabildiği, hukuk dışı, siyasi etik dışı uygulamalar hiç yokmuş gibi, kısaca, ülkemizde sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi yanılgılı ve son derece sorunlu bir yasama faaliyeti sürecini ibretle izliyoruz maalesef.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde Meclis gündemine getirilen ve Türkiye’nin mevcut medeni hukukuna hiçbir katkı sağlamayan, katkı sağlamadığı gibi toplumsal zeminde önemli yarılmalara yol açan, müftülere nikâh kıyma yetkisi veren bir yasa tasarısını görüştük. Bu haftaysa, yine, ülkemizin hiçbir temel meselesine küçücük bir katkısı olmayacak bir Helal Akreditasyon Kurumu Tasarısı’nı görüşüyoruz. Şunun altını çizmek isterim: Ülkemizin onca önemli meselesi varken Meclis gündemini suni gündemlerle, son derece tali konularla ve hele hele hiçbir yaramıza derman olmayacak işleri görüşerek işgal etmek, halkın iradesine karşı yapılmış çok büyük bir haksızlıktır. Halk yoksullukla mücadele ederken, şu soğuk kış gününde evini nasıl ısıtacağının telaşına düşmüşken bizim burada zaman harcadığımız konular son derece trajiktir, hatta komiktir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, öncelikle, tasarının gerekçe kısmında belirtilen bir husus, oldukça kafa karıştırmaktadır. Gerekçede denilmektedir ki: “Kısa adı TÜRKAK olan Türk Akreditasyon Kurumu çeşitli gerekçelerle helal akreditasyon işlemlerini gerçekleştirememektedir.” Öncelikle bu husus açıklığa kavuşturulmalıdır. Söz konusu bu “çeşitli gerekçeler” nelerdir? Bunlar açıklanmalıdır.

Bir diğeri, bu mevcut kurum, işlevsiz bir kurum ise neden varlığı hâlen devam ettirilmektedir? Aynı ülkede iki farklı akreditasyon kurumuna neden ihtiyaç bulunmaktadır? Bunların makul hiçbir cevabı da mevcut değildir.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılında akreditasyon hizmeti vermeye başlamış olan TÜRKAK, 2008 yılı itibarıyla karşılıklı tanınma anlaşmalarına konu olan tüm akreditasyon alanlarında Avrupa Akreditasyon Birliğiyle karşılıklı tanınma anlaşması imzalamış bulunmaktadır. Yine bu kurum, hâlihazırda Avrupa Akreditasyon Birliğinin, Uluslararası Akreditasyon Forumunun ve Uluslararası Laboratuvar Akreditasyonu Birliğinin tam üyesi konumundadır. Yani uluslararası alanda kendi çalışmalarının gerektirdiği iş birliği ilişkilerini büyük oranda sağlamış bir kurum zaten var iken ve zaten çalışmalarını yürütüyor iken varsa bu kurumun eksikliklerini tamamlamak ve güçlendirmek yerine, neden paralel bir kuruma ihtiyaç hissedilmektedir? Bu, aklıselim bir yaklaşım değildir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bugün Türkiye, Avrupa’nın önemli düzeyde gıda ihracatı gerçekleştirdiği ülkelerden birisi konumundadır ancak Avrupa’nın, gıda ürünleri alırken uyguladığı çeşitli kriterler nedeniyle Türkiye, aynı zamanda gıda ürünleri en fazla iade edilen ülke konumundadır. Bu, öncelikle önemli bir ihracat kaybı yani ekonomik kayıptır. İkinci olarak ise, bu iade edilen ürünlerin iç piyasada satılmasına dair nitelikli bir denetim mekanizması bulunmadığından, aslında göz göre göre kendi yurttaşlarımız, kimyasal zehirler barındıran gıdalara maruz bırakılmaktadır.

Son olarak, Hükûmeti helal gıda hassasiyeti kadar zehirli gıda hassasiyetine, gıdaların sağlıklı olup olmadığına duyarlı olmaya ve bu konuda güçlü mekanizmalar oluşturmaya davet ediyor; bu vesileyle Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci maddede dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                  Mehmet Gökdağ                                         Mazlum Nurlu                                            Ali Akyıldız

                                        Gaziantep                                                    Manisa                                                       Sivas

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sivas Milletvekili Sayın Ali Akyıldız konuşacak.

Buyurun Sayın Akyıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; Meclisimizin ve basınımızın kıymetli emekçileri ve ekranları başında bizleri izleyen çok değerli yurttaşlarım, ben de hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Görüşülmekte olan Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarıda, 5 kişilik yönetim kurulunda yönetim kurulu üyelerinden 2’sinin kamudan gelecek olması, başkanın da atamayla geleceği düşünüldüğünde iktidarın istemediği hiçbir kararın hiçbir şekilde alınamayacağı ya da Danışma Kurulu görüşlerinin fiilen sonuç vermeyeceği görülmektedir burada.

Tasarının 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında, yönetim kurulu üyelerinin ara vermeksizin en fazla 2 kez atanabileceğini hükme bağlanırken üyelerin toplamda en fazla kaç defa görev alabileceğine dair bir sınır yoktur. Bu hâliyle 1 yönetim kurulu üyesinin üç yıllık birer dönem ara vermek koşuluyla sürekli görev almasının önüne bir engel konmamıştır. Yani bu hâliyle aynı yönetim kurulu üyelerinin yıllarca bu kurumda görev alabilmesinin önü açık tutulmuştur.

Yine, 5’inci maddenin (3)’üncü fıkrasında “Başkan ve üyelerden atanma şartlarının bulunmadığı veya sonradan kaybedildiği tespit edilenlerin üyelikleri kendiliğinden düşecek.” denilmektedir ama görevden almada, muğlak bir gerekçeyle hizmet gereği ve kamu yararı gözetilerek Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından görevden alınabileceği hükme bağlanmıştır. Danışma Kurulu üyelerinin görüş ve tavsiyelerine başvurulması öngörülmemiştir.

Yine, tasarının 5’inci maddesinin (4)’üncü fıkrasında kurumda önemli idari görev üstlenecek olan genel sekreter, maalesef, yönetim kurulu başkanı ve üyelerinde olduğu gibi, helal uygunluk değerlendirme kuruluşunda birinci derece kan ve kayın hısımlığı olan kişilerden olmaması şartına tabi tutulmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulda bugün konuştuğumuz bu helal noktasına bir de bir başka perspektiften bakalım. İktidarlarınız döneminde, cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir biçimde kul hakkı yendiğini ve harama el uzatıldığını söylemeden geçersem buradan, sizlere haksızlık etmiş olurum. (CHP sıralarından alkışlar) Yıllar önce gerek ülkemizde gerekse yurt dışında YİMPAŞ, Kombassan, JetPa, İhlas, İşlem Holding ve benzeri şirketler, çeşitli dinî vaatlerle ve yalanlarla vatandaşlarımızı kandırarak yılların birikimi paralarını ellerinden almışlar ve insanlarımızı âdeta perişan etmişlerdi. Bu şirketlerin bizzat hükûmetleriniz tarafından korunup kollanmakta olduğu gerçeğini düşündüğümüzde -sizlerin yediği kul hakkının hesabını nasıl olsa siz vereceksiniz, o bizi ilgilendirmiyor tabii ama- biz bu mağdur edilen vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesini istiyoruz ve bunların talebini buradan bir kez daha sizlere iletiyorum.

Sürem az kaldığı için biraz da yine Sivas’tan bahsetmek istiyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce birkaç kez gündeme taşıdığım ama maalesef bir gelişme göremediğim Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 90 milyon lirayı aşan borcu nedeniyle, hastaneye malzeme veren ilaç firmaları malzeme vermemekte ve hastalar mağdur duruma düşmektedir. Yine Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde görev yapan hocalar, almaları gereken primleri alamadıkları için ya daha yüksek ücretlerle özel sektöre ya da başka illere transfer olma peşindeler.

Sayıştay raporlarında çok ciddi yolsuzluklar yapıldığı belirlenen Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren Projesi daha önce üç kez ertelenmişti ve şimdi buradan soruyorum: Bu hattı ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz? Bir ikinci sorum da yine buna cevap alamadım: Yüksek hızlı tren hattı -Sivas Garı’nın- değişikliğinin sebebini soruyorum. Yine orada yandaşlara rant hesabınız mı var? Bunu da merak ediyorum.

Sivas’ın köy yolları sorununu defalarca burada gündeme taşıdım, dilimde tüy bitti. Hep yol yapmakla övünüyorsunuz ama galiba Sivas’ı bu ülkeden saymıyorsunuz ki Sivas’ın köy yollarını yapmak gibi bir derdiniz yok, bugüne kadar da yapmadınız. Ben bir milletvekiliyim, benim köyümün yolu yoktur değerli milletvekili arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Tekrar söylüyorum, ben bir milletvekiliyim, benim köyümün yolu yok.

Süre ne çabuk bitti.

BAŞKAN – Efendim?

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Süre çok çabuk bitti diyorum.

BAŞKAN – Peki, bir dakika daha ek süre verelim size.

Buyurun.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Evet, buradan Hükûmete tekrar sesleniyorum: Sivas’ı yıllardır mağdur ettiniz, mağdur etmeye devam ediyorsunuz.

Yine burada daha önce “Mecliste araştırma yapalım.” diye bir önerge vermiştik. Burada sadece AK PARTİ’li milletvekillerimizin oylarıyla bu da reddedildi. Sivas Demir Çelik sorunu, sadece Sivas’ın değil, ülkemizin de kanayan bir yarası olmaya devam ediyor. Çok kısa bir süre önce açıklanan ülkemizdeki “yüzsüzler” sıralamasında Sivas Demir Çeliğin devlete olan borcu 8’inci sırada; ülkemizde devlete borcu olanlar sıralamasında 8’inci sıraya yükselmiştir. Bu sorunu da çözmemekte ısrarla inat ediyorsunuz, ısrarla direniyorsunuz.

Evet, Değerli Başkan, çok teşekkür ediyorum ek süre için.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Konu çok, Sivas’ın derdi çok, sizin de Sivas gibi bir sorununuz maalesef yok diyorum.

Hepinizi tekrar sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın 5'inci maddesinin (1) fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(1) Yönetim Kurulu, Kurumun karar organıdır. Yönetim Kurulu, Başkan ve dört üye olmak üzere Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından atanan toplam beş üyeden oluşur. Yönetim Kurulu üyeleri, iki üye kamu kurum ve kuruluşlarından ve iki üye özel sektör temsilcilerinden olmak üzere Danışma Kurulu üyeleri arasından atanır. Yönetim Kurulu Başkanı Danışma Kurulu üyeleri arasından atanır. Uhdesinde kamu görevi bulunmayan Başkan tam zamanlı sözleşmeli olarak istihdam edilir. Kurumu Başkan temsil eder. Bakan tarafından Başkanın yokluğunda Kurumu temsil etmek üzere Yönetim Kurulu üyeleri arasından Başkanvekili atanır. Yönetim Kurulu üyelerinin görev süreleri üç yıldır ve görev süresi biten yönetim kurulu üyesi tekrar atanabilir. Ancak, yönetim kurulu üyeleri ara vermeksizin en fazla iki kez atanabilir.

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                            Ahmet Selim Yurdakul                                      Ruhi Ersoy

                                           İzmir                                                       Antalya                                                   Osmaniye

                                       Zihni Açba                                               Arzu Erdem

                                         Sakarya                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurum Yönetim Kurulu Başkanının Danışma Kurulundan atanması, kurumun işleyişi bakımından daha faydalı olacağı mütalaa edilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 5'inci maddesinin (1) fıkrasının 5’inci cümlesi ile 9’uncu fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                     Mehmet Doğan Kubat                                    Ramazan Can

                                         Kayseri                                                     İstanbul                                                    Kırıkkale

                                   Tülay Kaynarca                                   Canan Candemir Çelik                       Mihrimah Belma Satır

                                         İstanbul                                                   Gaziantep                                                   İstanbul

                                    Ertuğrul Soysal                                     Mücahit Durmuşoğlu

                                          Yozgat                                                    Osmaniye

“Başkan tam zamanlı sözleşmeli olarak istihdam edilir.”

“İlgili mevzuat uyarınca Devlet Personel Başkanına mali ve sosyal haklar kapsamında aylık olarak yapılan ödemeler, aynı usul ve esaslar çerçevesinde, Başkana sözleşme ücreti olarak ödenir. Başkan, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılır. Bunlara ayrıca sekizinci fıkra hükmüne göre ödeme yapılır. Başkanın kamu görevlisi olması durumunda, kurumuyla olan ilişkisi sözleşmenin yapılmasıyla son bulur. Bu şekilde istihdam edilen Başkan, Başkanlık görevinin bitiminde, öğrenim durumu, hizmet yılı ve unvanı dikkate alınarak önceki kurumunda kazanılmış hak aylık derecesine uygun ve eski statülerindeki boş bir kadro veya pozisyona en geç üç ay içinde atanır. Ancak, bu kişilerin atanmasında, önceki kurumlarındaki idarî unvanlar dikkate alınmaz. Bu fıkra uyarınca önceki kurumlarına atanan kişilerin Kurumda geçen hizmetleri kazanılmış hak aylık derece ve kademeleri ile emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatının hesabında değerlendirilir. Kamu görevlisi olmayanlardan Başkan olarak atananlara, görev sürelerinin bitiminde 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası uyarınca istihdam edilen sözleşmeli personele ilişkin mevzuat çerçevesinde iş sonu tazminatı ödenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılıyoruz Başkanım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu önergeyle, kurumu temsil eden Başkanın kanunla verilen görev ve yetkileri layıkıyla yerine getirebilmesini teminen, kamu görevlisi olan Başkanın, uhdesinde kamu görevi bulunmayan Başkan gibi, tam zamanlı istihdam edilmesi öngörülmektedir. Ayrıca, kamu görevlisi Başkanın mali ve özlük hakları gibi hususlar da bu önergeyle düzenlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin (6)’ncı fıkrasında yer alan “hâlinde” ibaresinin “durumunda” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                      Meral Danış Beştaş                                         Hüda Kaya

                                        Gaziantep                                                    Adana                                                      İstanbul

                            Mehmet Emin Adıyaman                                   Aycan İrmez

                                            Iğdır                                                        Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacak.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 4 Kasıma üç gün kaldı. Bu vesileyle, 4 Kasım darbesinin yıl dönümünde hâlâ eş genel başkanlarımızın ve milletvekillerimizin cezaevinde rehin tutulduğunu hatırlatarak hepsine saygı ve selamlarımı göndermek istiyorum.

İkinci olarak da 1 Kasım dünya Kobani günü. Arkadaşlarım da ifade etti, orada gerçekten özellikle kadınların etkin mücadelesiyle özgür, eşit bir yaşam oluştu. Ben onları da kutladığımı ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, helal akreditasyonla ilgili partimizin görüşlerini ifade ettik ve daha devam edeceğiz ama ben size Adana Kürkçüler Cezaevinde yaşandığı iddia edilen, intihar olduğu iddia edilen bir ölümden söz etmek istiyorum çünkü çok önemli bir şey. 29 Ekim 2017 tarihinde Kürkçüler Cezaevinde Mehmet Kil’in -25 yaşında- gece saatlerinde intihar ettiği iddia ediliyor. Ertesi gün, saat 13.00’te Batman’da oturan ablası aranarak kardeşinin cenazesini alması gerektiği söyleniyor, öldüğü söyleniyor. Ablası da “Ne oldu?” diye sorunca “İntihar etti.” şeklinde bir cevap veriyorlar. Daha aileye bilgi gitmeden intihar ettiği ya da öldüğüne ilişkin –neyse olay- hemen polis bütün sokakları tutuyor ve aileyi kuşatıyor Adana’da mahallede. Ben bizzat aileyle, avukatlarla, hepsiyle görüşerek, dosyaya bakarak bu bilgileri paylaşıyorum.

Peki, nasıl olmuş intihar? İntihara ilişkin veriler ne? Dosyada, baktığım kadarıyla, 2-3 kare fotoğraf var. İntihar etme sebebi olarak şu gösteriliyor: Duş fıskiyesine kemerle kendisini astığı iddia ediliyor. Bir kere her şeyden önce, duşun o borusunu hepimiz biliriz, o boru kaç kilo kaldırır, bunu sizlerin takdirine sunmak istiyorum. Bir kere maddi olarak imkânsız bir şeyden söz ediyoruz. İkincisi, kemer, gerçekten cezaevine alınıyor mu? Nasıl alınıyor? Bir kemer o fıskiyeye bağlanabilir mi? Tabii, bunların hepsini soruşturmada ileri sürüyoruz. Üçüncüsü, asılı vaziyetteki fotoğraflarda ayaklar yerde ve dizleri bükük vaziyette, ayaklar yerden kesilmemiş vaziyette.

Değerli milletvekilleri, bu değil tabii ki sadece. Avukat, giriyor, ölüm muayenesine ve otopsiye; avukata otopsi raporu bugüne kadar da verilmedi, bugün 1 Kasım, hâlâ otopsi raporu –hiçbir şekilde gizlenemeyeceği hâlde- avukata, soruşturmada aileyi temsil eden avukata verilmedi.

İçeride kendisiyle beraber 2 kişi daha kalıyor ve bunlar o gece on ikiye kadar oturduklarını, gayet iyi olduklarını, kitap okuduklarını, Mehmet’in aşağıda kaldığını ve sabah sayımında uyandıklarını söylüyorlar. Yani o intihar olayından hiçbir şekilde haberleri yokmuş.

Şöyle bir şey var: Taziye çadırı kurulmasına izin verilmiyor. Bunlar da yan veriler. Polisler müdahale ediyor taziye çadırına, “Siz taziye çadırı kuramazsınız; ha içerideki terörist, ha dışarıdaki terörist.” diye aileye ciddi hakaretler ve tazyikli suyla, TOMA’larla müdahale ediyorlar. Bu da yetmiyor; mezarlıkta halası silahla tehdit ediliyor ve -kendileri saydıklarını söylediler, onların söylemini söylüyorum- cenazeye gelenlerin kırk kamerayla mezarlıkta gözetlendiği ve hepsinin tespit edildiği söyleniyor. Bir gün önce ağabeyiyle görüşüyor, 23 Ekimde ve başgardiyanla önünde tartışıyorlar, başgardiyan ona diyor ki: “Senin ölün çıkacak buradan.” Şimdi, bunlar maddi ceza hukuku açısından veriler.

Değerli milletvekilleri, biz, kesin cinayettir demiyoruz. Soruşturma makamı devam ediyor, avukat arkadaşlar ilgileniyor, aile takip ediyor ama bu verilerle, bu işin intihar olmadığı konusu çok güçlü karine olarak ortada duruyor. Çünkü her şeyden önce, ası böyle yapılmaz ve gerçekten, Kürkçüler Cezaevinin baskılarla, işkencelerle -vekili olduğum ilin- bilindiğini de ben gayet yakından biliyorum, takip ediyorum.

Biz geçen konuşmamızda, cezaevleri, hapishaneler işkencehaneye dönüştü dedik, şimdi, ölüm merkezlerine dönüşme riski var. Orada can güvenliği var mıdır? Bizce yoktur. O cezaevinde yaşayanlar, bundan sonra kendilerini nasıl özgür hissedecekler? Biz Adalet Bakanlığının da bu konuda idari soruşturma açması gerektiğini önemle söylüyoruz. Soru önergelerimizi verdik, araştırma önergemizi de yarın veriyoruz, Meclisi de bilgilendirme ihtiyacı duyduk.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                  Mehmet Gökdağ                                         Mazlum Nurlu                                           Hayati Tekin

                                        Gaziantep                                                    Manisa                                                     Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Sayın Hayati Tekin konuşacak.

Buyurun Sayın Tekin. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 501 sıra sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Biliyoruz ki dünyada 36 adet akreditasyon kuruluşu var, yine biliyoruz ki yüzde 80’i Müslüman olmayan ülkelerin elinde. Müslüman ülkelerden Malezya başta olmak üzere ikinciliği Arabistan elinde tutuyor fakat gel gör ki onlar da yüksek teknolojiye dayalı laboratuvar hizmetlerini ve bilgili insan yani beyin hizmetlerini genellikle Müslüman olmayan ülkelerden alıyorlar çünkü yabancıların üniversiteleri ve yüksek teknolojiyle donatılmış laboratuvarları tüm dünyada kabul görmüş, saygınlık kazanmış; darısı Türkiye’dekilerin başına, bu zihniyetle zor olduğunu da biliyorum, dua da tutmayacak. Sen de laboratuvar kuracaksın en azından denetim maksatlı. Laboratuvarın bilgi ve teknolojisini ya Yahudi’den ya Hristiyan’dan ya Budist’ten alacaksın. Hadi aldın, başına koyacağın adama zihniyetin gereği “Hangi okulu, hangi dereceyle bitirdin? Kaç yabancı dilin var?” diye sormayacaksın, Arapçadan 80 almak yeterli olacak.

Devlet kurumlarında kadrolaşma şecerenize bakınca sorular belli oluyor. Buraya girecek olanlara sorulacak olan sorular belli. Soru 1: “‘Dünya beşten büyüktür?’ü kim dedi? Alkol içilmiş bardaktan su içer misin? Pisuvar caiz midir? Külliye nedir?” “Bu sonuca nereden varıyorsun?” derseniz, 50 kişilik atama var toplam kadroda. Tüm dünyaya güven vermesi gereken bir kurum kuruyoruz. Öncelikle, kurumun hizmet ve danışmanlık alanında Kamu İhale Kanunu’nun hükümlerine tabi olmaması -bunu hangi yüzle öneriyorsunuz o da çok ilginç- yani akla gelen şu: Dakika bir gol bir. Burada konuşulması gereken kaç kimyager, kaç biyolog, kaç ziraatçı, kaç fizikçi, kaç hekim veya başka mesleklerden, belli değil. Hele bir başlayalım, kervanı yolda düzeriz anlayışı var.

Aynı konuda başka bir anekdota bakalım. “Yardım, bağış ve sair gelirlerin kabul edilmesi.” Hele de “yardım” diyorsunuz, “bağış” diyorsunuz, yine de kendinizi alamıyorsunuz “sair” diyerek ya aklımıza bir şey gelirse ya düşünmediğimiz yağlı bir teklifle karşılaşırsak diye “sair”i ekliyorsunuz. Hayırsever iş adamı Zarrab enişteyi de Amerika’ya kaptırdınız, anlaşılan sırada başka Arap iş adamları var. Yerlerde sürünen dış itibarımızı bu kadar yanlışlarla başlayan Helal Akreditasyon Kurumu bu itibarı kaldırmaya yetmez dostlar ama iç piyasada oy toplamaya faydası olabilir. Vatandaşı “Helal mağazadan alanlar, haram mağazadan alanlar.” diye manipüle edip bölme işini görür. Yalnız, İsrail’den gelen genetiği değiştirilmiş tohumlar alkol buharıyla kurutuluyor, GDO’lu Amerikan hububatı tarım ürünlerimizdeki açığı ancak kapatıyor. Bunlara çaresizlikten tamam diyebilirsiniz fakat 2006’da çıkarttığınız yasayla domuz etinin raf malı sayılmasını nasıl izah edeceksiniz? Sayın Zeybekci’ye sordum, “Üzerinde açıkça ‘domuz etidir’ yazılmak kaydıyla satılacak.” dedi. Yani vitrinlerde şenlik var: Helal, haram, domuz eti yan yana; gel vatandaş gel. (CHP sıralarından alkışlar)

Gelirlerini -faiz mekruh, sigara haram- haram içki, haram şans oyunlarına bağlamış bir Hükûmetin nesi helal olabilir? Gıdayı anladık fakat tekstilde, lojistikte haram sertifikası nasıl oluyor? Partilere de helal-haram sertifikası verilse ne iyi olur. Bu manada helal akredite alamayacak tek parti AKP olur. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dolayısıyla AKP’nin ne ithalatı olur ne ihracatı, elde kalır, çürür, memleket de kurtulur.

Değerli dostlar, en büyük endişem şudur: HAK yani helal gıda akreditasyonu vurulan mallarda oluşacak olan hileler ve bozulmalar İslam’a mal olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Müslüman nesillerde inanç ve iman zayıflığına yol açarken diğer din mensuplarının karşısında alay konusu olacağız. Endişem budur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tekin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(3) Danışma Kurulu yılda en az bir kez toplanır. Ancak olağanüstü gelişmeler karşısında, Yönetim Kurulu kararıyla veya Danışma Kurulu üyelerinin üçte bir imzasıyla yıl içinde olağanüstü toplanıp bu olağanüstü durumlara yönelik tavsiye ve önerilerde bulunabilir.”

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                            Ahmet Selim Yurdakul                                      Ruhi Ersoy

                                           İzmir                                                       Antalya                                                   Osmaniye

                                       Zihni Açba                                               Arzu Erdem                  Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                         Sakarya                                                     İstanbul                                                      Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 501 sıra sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verilen önerge üzerinde söz almış bulunuyorum, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aziz Atatürk 1 Kasım 1936’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış konuşmasında “Bu sırada milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük bir mesele, hakiki sahibi öz Türk olan İskenderun, Antakya ve havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde ciddiyetle, katiyetle durmaya mecburuz.” demişti ve “Hatay benim şahsi meselemdir.” diyerek Hatay’a olan güvenini ifade etmiştir. Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Hatay Cumhurbaşkanı merhum Tayfur Sökmen’in, yine Hatay Meclis Başkanı Abdülgani Türkmen’in, Hatay Başbakanı Abdurrahman Melek’in ve Hatay’ın ana vatana katılmasında emeği geçen diğer tüm büyüklerimizin -rahmete erenleri rahmetle anıyor- ruhları şad, mekânları cennet olsun diyorum.

Ayrıca, bugün açılışını yaptığımız, beş gün sürecek olan, 6’ncısı düzenlenen Başkentte Hatay Günleri’ne tüm Meclisteki milletvekili arkadaşlarımızı aileleriyle birlikte davet ediyorum. Arzu eden milletvekillerimiz var ise, ki şeref verirler, yarın saat onda Kırıkhan’ın meşhur ciğerini ve Hatay’ımızın künefesini tatmaya davet ediyorum. Atatürk Kültür Merkezine hepinizi bekliyoruz, şeref verirsiniz. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, tasarının 6’ncı maddesiyle kurumun üç organından biri olan Danışma Kurulunun yapısı belirlenmiştir. Danışma Kurulunun özel sektör ile kamudan geniş bir temsille kurumun politikalarının belirlenmesine ve uygulanmasına da katkıda bulunması hedeflenmiştir. Dolayısıyla, Helal Akreditasyon Kurumunun görev ve faaliyet alanıyla ilgili olduğu düşünülen tüm taraflara Danışma Kurulunda yer verilmeye çalışılmıştır. Danışma Kuruluna geniş bir katılımının öngörülmesi halk politikalarının belirlenmesine katkı sağladığından danışma kurulu toplantılarına da yönetim kurulu başkanının da başkanlık etmesi öngörülmüştür. Kurumun tanıtımına, önceliklerine, sorunlarına ve çözüm önerilerine yönelik tavsiyelerde bulunmak gibi kurumun politika ve uygulamalarına yön verecek görev ve yetkiler Danışma Kuruluna verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla kurulması öngörülen kurumun Danışma Kurulu yapısının yeterli olup olmadığı Komisyonda yeterince tartışılmamıştır. Bunun yerine, 12 bakanlık 34 kurum ve kuruluşun yer alacağı yapının Komisyon görüşmelerinde iktidar milletvekillerinin önerileriyle sayısı artırılmış ve yılda bir kez toplanması öngörülmüştür. Böylelikle de çok da ihtiyaç duyulmadığı izlenimi yaratan bu yaklaşım kurumun vizyonunu şimdiden daraltmıştır. Oysa uluslararası alanda ön alma, pazar büyütme hedefi olan bu kurulun daha dinamik ve etkili bir çalışma takvimi öngörülmeliydi. Tasarının ilk hâlinde 44 üyeden oluşan kurula daha sonra MÜSİAD’ın ve TÜSİAD’ın temsilcilerinin eklenmesi kabul edilmiş ancak Ziraat Mühendisleri ile Gıda Mühendisleri Odası listeye maalesef alınmamıştır.

Ayrıca, kişisel kanaatim olarak, Türk Akreditasyon Kurumunun adının önüne Türk kimliğinin de eklenmesinin, kısa olarak logosunun “TÜRKHAK” olarak verilmesinin tanınırlığı açısından da önem arz edeceğini ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (4) fıkrasında yer alan "İhtiyaç görülmesi” ibaresinin "İhtiyaç duyulması” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                            Hüda Kaya                                    Meral Danış Beştaş

                                        Gaziantep                                                   İstanbul                                                      Adana

                            Mehmet Emin Adıyaman                                   Aycan İrmez

                                            Iğdır                                                        Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez konuşacak.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime ilk önce bütün dünya insanlarının desteklediği ve Orta Doğu halklarının devrimi 1 Kasım dünya Kobani gününü kutlayarak başlamak istiyorum. Ayrıca, Kobani direnişinin zaferinde rol alanları da buradan saygıyla selamlıyorum.

Hakikaten bu ülkede sanki her şey güllük gülistanlık ve tüm sorunlar çözüme kavuşmuş gibi, maalesef, bir iktidarla karşı karşıyayız. Ne yazık ki şunu bir kez daha anladık ki iktidar yolsuzluk oranlarının had safhada olduğu bir dönemde böylesi bir tasarıyı yani böylesi bir kurumu gündeme getirerek… Asıl burada amaçladıkları şey, kendi yapmış oldukları yolsuzlukların üstü kapatılmak istenmektedir.

Asıl olan, sorunları aslında burada dile getirmek gerekiyor ve o sorunlara çözüm bulmak gerekiyor. Bu sorunların başında, hepiniz biliyorsunuz ki 4 Kasıma üç gün kala… Yani partimiz üzerinden yürütülen demokratik siyaseti işlevsizleştirme sürecinin bir parçası olarak, 4 Kasım 2016 tarihinde, parti eş başkanlarımız, grup başkan vekilimiz ve milletvekillerimize yönelik beş ilde gece yarısı eş zamanlı olarak operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyon tek merkezden ve hukuksuzca yürütülen bir operasyondu. Öyle ki eş başkanlarımızın, milletvekillerimizin gidecekleri cezaevleri bile önceden ayarlanmış, süreç ne yazık ki önceden başlatılmıştı.

Türkiye siyasi tarihine damga vuran ve demokratik siyasete yönelik gerçekleştirilen bu müdahale, Türkiye siyaset tarihine “4 Kasım siyasi darbesi” olarak geçmiştir. Bu operasyonların dayanak noktasını oluşturan fezlekelerde, ne yazık ki, cuma namazına katılmanın örgüt propagandası olarak ifade edilmesinden Yüksekdağ’ın seçim broşüründeki fotoğrafının suç unsuru sayılmasına kadar, hukuk, ahlak ve hatta akıl dışı suçlamalar mevcuttur. Bu durum tutuklamaların siyasi karar doğrultusunda gerçekleştirildiğinin en önemli kanıtlarındandır aslında.

Eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimiz bir yıldır rehin alınmış durumdalar ve bulundukları cezaevlerinde ne yazık ki tecrit altındalar. Bu bir yıl içerisinde 5 arkadaşımızın vekilliği gayrihukuki bir şekilde düşürüldü ve bundan sonra da bu yönteme devam edecekleri görülüyor. 9 arkadaşımız hâlâ cezaevinde rehin tutulmakta ve savunma hakları da ne yazık ki engellenmekte. Anayasa Mahkemesinin vekillerin yasama faaliyetlerinin engellenemeyeceğine dair emsal kararları olmasına rağmen mahkeme heyetlerinin adil değil, tamamen siyasi davranmalarından ötürü arkadaşlarımız cezaevinde tutulmaya devam ediliyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin demokratikleşmesinde kilit noktada bulunan ve toplumsal barışın tesis edilmesinde demokratik siyaseti çözüm gücü hâline getirebilecek önemli bir aktör olan Sayın Abdullah Öcalan da İmralı sistemi içerisinde ağır ve mutlak tecrit koşullarında bulunmaktadır. Sayın Öcalan, on sekiz yıldır, hiçbir evrensel hukuk normunda karşılığı bulunmayan keyfî ve insanlık dışı uygulamalarla karşı karşıyadır, 5 Nisan 2015 tarihinden beri derinleştirilmiş tecrit koşullarındadır. En son on dört ay önce aile üyelerinden birisiyle görüşmesine izin verilen Sayın Öcalan’dan on dört aydır hiçbir şekilde haber alınamamaktadır. Sağlık ve güvenlik durumunun açıklığa kavuşturulması için ailesi ve avukatlarının yaptığı başvurular sonuçsuz kalmakta ve geçiştirilmektedir. Bu durum Türkiye toplumsal yaşamının ve barışının altını dinamitleme çabasından başka bir şey değildir.

Bu konuyla ilgili Barış Annelerimiz bir hafta önce İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu’ndan bir randevu talebinde bulunmuştu. Mustafa Yeneroğlu bir hafta öncesinde bu talebimize “Evet.” demesine rağmen ne yazık ki bugün annelerimizi yani Barış Annelerimizi kapısından geri çevirmiştir. Bu hak hiçbir şekilde sizin hakkınız değildir. Yani kalkıp Barış Annelerine bir hafta öncesinde randevu veriliyor, bugün annelerimiz gelip bu konuyu Türkiye'nin barışı için ve demokrasisi için ve Türkiye'nin bir daha kaos yaşamaması için bu konuyla ilgili kendileriyle görüşmek istiyor ama ne yazık ki bu talep daha önce kendisine iletilmiş olmasına rağmen kendisi bu talebi kabul etmiyor. Her şeyde talimatvari bir şekilde çalışıldığını burada da gördük bir kez daha maalesef.

Sayın Başkan, bir dakika daha alabilir miyiz?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika daha veriyorum.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Yani aslında Sayın Yeneroğlu’nun buradaki korkusu neyin nesidir? Hatta benimle bizzat telefonda görüştü. Kendisine bu hukuksuzluğu iletmemize rağmen ne yazık ki kendisini ilgilendirmediğini… Evet, sizi bizzat ilgilendiriyor çünkü eğer bugün bu Meclis çatısı altında İnsan Hakları Komisyonunun Başkanı iseniz bu hukuksuzluk bizzat sizi ilgilendiriyor ve üzerinize düşen görevi bir an evvel yerine getirmek zorundasınız.

Ayrıca, tarihsel…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Yeneroğlu kendisine dürüst davranmadığınızı söylüyor. Filiz Hanım’a sorun.

BAŞKAN – Sayın Yaşar, lütfen…

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Hayır, bizzat dilekçemiz…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Dürüst davranmadığınızı söylüyor.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Şu an telefonum yanımda değil.

BAŞKAN – Sayın Yaşar, müdahale etmeyin lütfen.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Bizzat dilekçemiz de mevcuttur.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Yeneroğlu aldatıldığını söylüyor.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Hangi konuyla ilgili olarak kendisiyle bizzat görüşeceğimize dair dilekçemiz şu an yanımızda. Telefon yanımda olmadığı için şu an size gösteremiyoruz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Dürüst davranmadığınızı söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Yaşar…

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Biz herkese karşı da gayet dürüst davranıyoruz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Yeneroğlu burada yok Sayın Başkanım.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Sizin gibi yalan söylemiyoruz hiç kimseye, bunu da buradan belirtmek istiyorum.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Çok net yalan söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın İrmez, siz de itham etmeyin lütfen kimseyi.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yalanı bir politika olarak devam ettiriyorsunuz. Çok ayıp.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bunun için mi geldiniz, oturdunuz oraya ya?

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Siz ona devam ediyorsunuz, sürdürmeye de devam ediyorsunuz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Filiz Hanım da biliyor, siz de biliyorsunuz. Çok ayıp.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamam, ben biliyorum, anlatacağım. Çok iyi biliyorum, evet, çok iyi biliyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Yeneroğlu hassas bir arkadaşımız Sayın Başkan, çok hassas bu konularda. Bir görüşelim kendisiyle.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 7’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                  Mehmet Gökdağ                                         Mazlum Nurlu                                              Çetin Arık

                                        Gaziantep                                                    Manisa                                                     Kayseri

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık konuşacak.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Marketlerimizi ayrıştırdınız, okullarımızı, bayramlarımızı ayrıştırdınız, gazi ve şehitlerimizi ayrıştırdınız, şimdi de tükettiğimiz gıdaları ayrıştırıyorsunuz. Ne yani, helal gıda sertifikası almayan ürünler şimdi haram mı sayılacak? Öncelikle, şunu da peşinen belirtmek isterim ki bizim helalle sıkıntımız yok, sıkıntımız haramla. Bir hükûmetin görevi vatandaşların sağlıklı gıdaya erişimini ve sağlıklı gıda tüketimini sağlamaktır, gıdalar üzerinden toplumu bölmek değil. Helal gıda helal parayla, alın teri, el emeğiyle kazanılan parayla alınırsa helaldir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığının 255 bin lira faiz geliri elde ettiği, Müslümanların Kurban Bayramı’nda ithal angus kestiği, Sırbistan’dan et ithal edildiği, Moldovya Cumhuriyeti’nden sıfır gümrük vergisiyle 500 ton domuz eti ithal edilen bir dönemde ihracat için Helal Akreditasyon Kurumu kuruluyor, kurumun adı da HAK. Kurumun adı HAK ama hak yeme mekanizmasını içinde barındırıyor, adı HAK ama âdeta haram yeme, yedirtme kurumu. Bir taraftan HAK diye bir kurum kuruyorsunuz, diğer taraftan, size karşı olan, muhalefet eden kim varsa haklıyorsunuz. HAK diye bir kurum oluşturuyorsunuz ama haksızlık yapmaktan da geriye durmuyorsunuz. Ağlayan belediye başkanlarınızı tehdit etmeyi, tehditle istifa ettirmeyi kendinize hak görüyorsunuz…

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Öyle bir şey yok, öyle bir şey yok.

ÇETİN ARIK (Devamla) – …tıpkı yandaşı kayırmayı, kamu imkânlarıyla yandaşı zengin etmeyi kendinize hak gördüğünüz gibi. Hak yemek yandaş için ise Kamu İhale Kanunu’na tabi tutmuyorsunuz.

Haksızlığı bir yönetim biçimi hâline getirdiniz. Çadır mahkemeleri kurup bu ülkenin hâkimlerini teröristlerin ayağına götürmeyi kendinize hak gördünüz, tıpkı sözde “çözüm süreci” adı altında İmralı’da Apo’yla pazarlık masası kurmayı kendinize hak gördüğünüz gibi. FET֒yle beraber farklı yollardan aynı menzile yürümeyi kendinize hak gördünüz, tıpkı devletin kozmik odasına teröristleri sokmayı hak gördüğünüz gibi. Barzani’nin Atatürk Havalimanı’na bayrak astırıp sözde bağımsızlık referandumu yapmasını kendinize hak gördünüz, tıpkı bu milletin seksen yıllık birikimini yok pahasına satmayı, yandaşa peşkeş çekmeyi kendinize hak gördüğünüz gibi. Har vurup harman savurmayı, israfı kendinize hak görüyorsunuz, tıpkı FET֒ye her istediğini vermeyi kendinize hak gördüğünüz gibi. Şimdi “HAK’ı kurduk, verdik helal gıda sertifikasını, ye.” diyorsunuz, tabii yerseniz.

Bakınız değerli milletvekilleri, Rusya, Almanya, Fransa, Ukrayna’dan buğday, İngiltere ve Hırvatistan’dan arpa, Gürcistan’dan saman, Türkmenistan ve Hindistan’dan pamuk, Arjantin ve Brezilya’dan mısır, Vietnam, Tayland’dan çelik ve pirinç, Mısır ve Çin’den kuru fasulye, Kanada’dan nohut ve yeşil mercimek, Ukrayna ve Kanada’dan bezelye, Bulgaristan’dan kurbanlık koyun, Şili, Uruguay ve Fransa’dan büyükbaş hayvan, Sırbistan’dan lop et ithal ediliyor. Peki, ihracat için HAK yeterli mi?

Bugün dost olduğumuz kaç ülkeyle yarın “Ey” diye başlayan bir cümlenin ardından düşman olmayacağız. Bölgemizde ve dünyada kavga etmediğimiz komşu kalmadı. Bu, ihracat rakamlarına da yansıdı. Rus uçağını düşürdünüz, “Uçağı düşürdük.” diye hava bastınız, turizmciler havasını aldı, turist gelmedi, domates gitmedi. İbadi’ye “Sen benim kalitemde, seviyemde değilsin.” dediniz, sonra milyarlık sarayınızda “Ben sana ‘Benim seviyemde değilsin.’ demedim, ‘Seni seviyem dedim.’” diye ağırladınız. Maceracı, ulusal çıkarlarımızı korumaktan uzak, kravatıyla bile kavga eden bu dış politika anlayışınızla HAK değil ne yaparsanız yapın ihracatı artıramazsınız sayın milletvekilleri. Bunun için, sözüne güvenilen, adaletine inanılan, verdiği sözü tutan, vatandaşlar arasında ayrım yapmayan, kul hakkı yemeyen, helal bir hükûmete ihtiyaç vardır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Yeneroğlu, sisteme girmişsiniz, talebiniz nedir?

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Efendim, HDP Grubundan Şırnak milletvekilimiz bugün bir görüşmeyle ilgili benim hakkında birkaç hususu ifade etmiş, onunla ilgili cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Açıklama mı yapmak istiyorsunuz?

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in, 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; Aycan İrmez Hanımefendi bugün İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda bir görüşmeyle ilgili, “Barış Anneleri” adı altında benden alınan randevuyla ilgili birkaç açıklama yapmış. Ben bu konuyla ilgili şunu ifade etmek istiyorum: Geçen hafta benden bu hususla ilgili randevu istendi fakat konu, sonuçta “Barış Anneleri” adı altında, kişilerin çocuklarıyla ilgili bir mesele olarak görüşüldü fakat bugün ben yurt dışından geldikten sonra öğrendim ki, mesele terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan’la ilgili bir mesele ve doğrudur, ben de bunu reddettim. Böyle bir görüşmede bu kişilerle kesinlikle muhatap olmayacağımı, özellikle “barış” adını kullanan kişilerin de böyle bir ortamda propagandaya kendilerini alet etmelerinin yakışıksız ve gayriahlaki olduğunu ifade ettim ve reddettim, doğrudur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeneroğlu.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasına aşağıdaki (d) bendinin eklenmesini arz ve tekli ederiz.

“d) Akreditasyon ve standardizasyon konularında bilimsel araştırma ve çalışmalarda bulunmuş olması,”

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                            Ahmet Selim Yurdakul                                      Ruhi Ersoy

                                           İzmir                                                       Antalya                                                   Osmaniye

                                       Zihni Açba                                               Arzu Erdem

                                         Sakarya                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Arzu Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, “helal” kelimesi Arapçadan gelmektedir ve “izin verilmiş” anlamını taşımaktadır. İslam dinine göre yasaklanmamış yani “kurallara uygun” anlamı taşıyan bu kelimenin kapsamı en başta yalnızca gıda ürünleriyle ilişkilendirilirken günümüzde gıdanın yanı sıra, tekstil, eczacılık ürünleri, kozmetik ve hizmetler gibi sektörel olarak çok geniş alana hitap etmektedir.

Helal belgesi, İslami kurallara uygun olarak hazırlanan ürünlere verilen sertifikadır. Dünyada yaklaşık 1,8 milyar Müslüman nüfusun helal ürün ve belgelendirilmesine ilişkin ilgi ve talebin giderek arttığı belirtilmektedir ancak ne yazık ki dünyadaki helal ürün ticaretinin büyük bir kısmı Müslüman olmayan ülkeler tarafından gerçekleştirilmektedir. Dünyada pek çok kuruluş helal sertifikası vermektedir ancak bunların arasında henüz bir uluslararası standart sağlanamamıştır. Helal ürün ticaretinin artması, farklı ve yeterli olmayan helal standartlarını da beraberinde getirmektedir.

Helal standartlarını oluşturan birtakım unsurlar söz konusudur. Bunların başında İslami şartlar, yasal şartlar, denetim gibi birtakım gereklilikler gelmektedir. Bu, çok önemli bir konudur. Türkiye gibi Müslüman ülkelerde tüketilen ürünlerin helal olup olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır ancak özellikle gayrimüslim ülkelerde Müslümanlar açısından bu büyük bir hassasiyet taşımaktadır.

Görüşmekte olduğumuz tasarıyla, ortak helal standartlarına dayanan bir helal belgelendirme sisteminin Müslüman ülkelerde tesisini sağlamak amaçlanmaktadır. Kurulması hedeflenen bu yeni yapının İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü standartları çerçevesinde bağımsız ve tarafsız olması bir gerekliliktir ancak Ekonomi Bakanlığı bünyesinde oluşturulması amaçlanan bu yapının bağımsız ve tarafsız olacağı konusunda soru işaretleri getirmektedir akla.

Bilindiği gibi, 57’nci Hükûmet döneminde, 1999 tarihinde kurulan Türk Akreditasyon Kurumu yani TÜRKAK bugüne kadar sayısız helal ürün çalışmalarına imza atmıştır. Türk Akreditasyon Kurumu kurulurken amaçları arasında bu tasarının gerekçeleri de yer almaktaydı. Neden bu kurumdan bağımsız bir oluşuma gidildi? TÜRKAK’ın bu konuda eksikleri nelerdir? Neden mevcut kurumun eksikleri tamamlanarak tek bir sistem üzerine çalışmak yerine, iki başlı yapılanmaya gidildi? Bunlar elbette ki merak uyandırmaktadır.

Zamanında söylenmiş olan “TÜRKAK sayesinde diğer ülkelerin önündeyiz. TÜRKAK, İslam İşbirliği Teşkilatıyla da birlikte çalışmaktadır. Özellikle helal ürün konusunda uzmanlaşmıştır.” gibi sözler, Helal Akreditasyon Kurumunun kurulmasıyla yok sayılmıştır. Bu yeni yapılanmayla TÜRKAK yetersiz bulunmuş, bugüne kadar yapmış olduğu çalışmalar da bir nevi göz ardı edilmiştir.

Kurum hazır sertifikalandırma yapacak ise bizim bunu gençlerimizin sorunlarına da bağlama imkânımız olacaktır. Evet, millî projelere geçilmesi ülkemiz açısından şart. Gıdada, tarımda, ziraatta elbette ki millî projeler şart ki ülkemiz güçlü bir ülke olsun, güçlü daha da güçlensin.

Bunun için özellikle gençlerimizin, işsizlerimizin ve birçok alanda bu konuda destek verecek olan, bu projelerde yer alacak olan gıda mühendisleri, veteriner hekimler, ziraat teknisyenleri, ziraat mühendisleri ve su ürünleri mühendisleri gençlerimizin taleplerini dile getireceğim.

Gıda denetimi konusunda dört yıl eğitim görerek bu konuda en yetkin kişiler hâline gelen gıda mühendisleri istihdam beklemektedir. Bunu mutlaka değerlendirmemiz gerekiyor.

Ziraat teknisyenleri yine aynı şekilde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının projelerinde yer almak istiyorlar. Veteriner hekimler için ülkemizde, gelişmiş ülkelerin tersine, özellikli uygulamalara gidilmesi şart ve bu anlamda millî projelerde veteriner hekim kardeşlerimizin istihdamı da şart.

Yine, ziraat mühendislerimiz Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yeni projelerinde yer almak istemektedirler. Su ürünleri mühendisi kardeşlerimize ise -üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmamız hasebiyle yerli ve millî projelere, su ürünleri projelerine gittiğimiz vakit- gerekli olan istihdamın verilmesi noktasında gerekli hassasiyetin gösterilmesini ben buradan dile getirmiş oluyorum.

Saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Milet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin (3)’üncü fıkrasında geçen “birinci dereceden” ibaresinin “birinci dereceden üçüncü dereceye kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                      Meral Danış Beştaş                                         Hüda Kaya

                                        Gaziantep                                                    Adana                                                      İstanbul

                            Mehmet Emin Adıyaman                                   Aycan İrmez                         Filiz Kerestecioğlu Demir

                                            Iğdır                                                        Şırnak                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer kulaklarımızı haksızlıklara tıkarsak, kapatırsak, eğer özgürlükleri yok edersek, onlara yol açmak için herhangi bir çaba göstermezsek ne yenilen et helal olur ne kullanılan yağ ne gıda malzemeleri ne de yaşam helal olur. Bugün gerçekten yaşam insanlara haram olmuş durumda. Türkiye’nin genel olarak durumu budur.

İki gün sonra 4 Kasım darbesinin yani cezaevinde olan milletvekillerimizin gözaltına alınmalarının yıl dönümü olacak. Bu, sizleri pek ilgilendirmiyor çünkü herhâlde, ancak kendiniz yargılandığınız ve kendiniz cezaevlerinde olduğunuz zaman, o zaman anlayacaksınız ki gerçekten bir milletvekili nasıl yargılanmalı, bir milletvekilinin dokunulmazlığı ne olmalı, nasıl olmalı ama bunun için, evet, gerçekten bununla kendinizin yüzleşmesi gerekiyor.

Bugün Anayasa Mahkemesi önünde tutuklu eş başkanlarımız, milletvekillerimiz için basın açıklaması yaptık ve aylardır bir karar vermeyen, aslında gerçekten yargı rolünü, denge, denetim rolünü yerine getirmeyen Anayasa Mahkemesine seslendik ve “Elinizde kendi içtihatlarınız olduğu hâlde siz bir karar vermemekle haksızlık ediyorsunuz, bunu yapma hakkına sahip değilsiniz.” dedik. O anda orada bulunan Emniyet görevlileri ne yapıyordu dersiniz? Sayın AK PARTİ milletvekilleri, gittiğiniz yerlerde Emniyet görevlileri etrafınızda pervane oluyorlar değil mi? Bizim ise karşımızda fotoğrafımızı çekiyorlar, karşımıza geçiyorlar ve fotoğraflarımızı çekiyorlar; bu, ibretlik bir şey. İşte, eğer siz bir Meclisin itibarını korumak istiyorsanız o Meclisin her üyesine aynı muamelenin yapılmasını sağlamakla yükümlüsünüz. Aksi takdirde, daha sonrasında kendiniz haksızlığa uğradığınızda gerçekten bunun için hak talep etmeniz sizler için zor olacaktır.

Şimdi, ben uzun yıllar insan hakları alanında çalıştım. 1990’lı yıllarda İnsan Hakları Derneğinde çalıştım ve gerçekten, insan haklarının çok geniş bir yelpazesi olduğunu biliyorum. Bugün Barış Anneleri buraya geldiler, değişik şehirlerden geldiler Barış Anneleri. Bir hafta önce randevu istemişler. Evet, istedikleri randevunun açıkça “Şunun için istedik, bunun için istedik.” diye yazılı kısmı danışmanınızla yapılan yazışmalarda mevcut. Kürt sorununun barışçıl çözümü, cezaevlerinde olan açlık grevleri… Aynen hepsini gösteririm size ama bu hiç önemli değil. Bir İnsan Hakları Komisyonu Başkanı… Eğer bir insan, Öcalan dokuz yüz kırk beş gündür tecrit altındaysa tecrit insanlık suçu mudur, işkence midir? Cezaevlerinde bu yüzden eğer açlık grevleri başlamışsa ve bu ülke eğer 1990’lı yıllara dönme tehlikesini taşıyorsa aynı şekilde, cezaevlerindeki açlık grevleri bunlara bağlıysa ve bu insanlar gelip bunları dile getirmek istedilerse, bu ülkede Cumartesi Anneleriyle orada oturuyorlarsa, aynı şekilde onlar da bulundukları yıllarda hâlâ çocuklarının mezarlarını, hâlâ çocuklarının kemiklerini bulamadıklarını ifade edeceklerse bir İnsan Hakları Komisyonu Başkanı “Bunu mu istiyorlar, şunu mu istiyorlar, bunu mu yazmışlar?” deme lüksüne sahip değildir. Karşısına alır, der ki: “Ben size katılmıyorum, ben sizinle aynı düşüncede değilim.” Ya da bunları demez, sadece sorunları dinler. Biz İnsan Hakları Derneğinde Aczmendilerle de görüştük, onlarca Aczmendi geldi o derneğe, travestilerle de görüştük, işini kaybeden albaylarla da görüştük; insan hakları bunu gerektirir. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olmak da böyle bir şeydir. Bu sıfatı siz ancak herkese eşit mesafede durarak, herkesin hakkını gözeterek ve onu dinleyerek ama onunla aynı görüşte olarak değil, onu dinleyerek, anlayarak, ihlalleri tespit ederek çözebilirsiniz, bu sıfatı da ancak böyle hak edersiniz. Kusura bakmayın, biz böyle gördük. Bizim literatürümüzde insan hakları böyle bir şey. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Yeneroğlu, sisteme girmişsiniz, söz talebiniz mi var?

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Evet Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yerinizden mi?

Sayın Yeneroğlu, talebinizi bir söyleyin bana, neden olduğunu, hangi gerekçeyle olduğunu, ona göre karar vereyim.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Sayın Kerestecioğlu’nun ifadeleriyle ilgili bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Şimdi, tabii, Sayın Kerestecioğlu bazı doğruların yanında birçok yanlış bilgi veriyor. Danışmanları, bir hafta üzerine, dün gece, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna hangi konuyla ilgili görüşmek istediklerini ifade ettiler, notlar da önümde. Tek mesele, terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan’la ilgili meseleyi dile getirmek istemişler. Ben de “barış” adını taşıyan annelerin bana göre bundan çok çok daha öncelikli, çok daha önemli işleri olduğunu düşünürdüm. Bunu görünce onlar adına da ciddi manada üzüldüm ve HDP’li milletvekillerinin de, bir terör örgütünün liderinin propagandasının bu şekilde araçsallaştırılması konusunda da kendilerinin bu kadar angaje olmasını da artık onların ve milletimizin takdirine bırakıyorum.

Şahsıma gelince, insan hakları konusunda ne kadar hassas olduğumu herkes bilir. Dolayısıyla, bizim meselemiz, kendi derdi, kendi meselesi olduğu zaman o anneleri de hiçbir zaman biz reddetmeyiz ama gelip burada, sonuç itibarıyla kendileriyle alakası olmadan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – …sadece birilerinin misyonunu ifa etme adına bizi araçsallaştırmaya çalışan insanları da muhatap kabul etmeyiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Terör örgütüne angaje olmak” herhâlde bir sataşmadır değil mi, kabul edersiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yerinden izah etsin Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yerinizden açıklama yapın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Niye yerimden açıklama yapayım?

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Niye üzerlerine alınıyorlar ki? Ben onlarla ilgili söylemedim ki.

Hayır, niye üzerinize alınıyorsunuz ki?

BAŞKAN - Sayın Yeneroğlu da bakın…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, sataşma mıdır, değil midir, siz buna karar verin öncelikle.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kerestecioğlu, bir dakika…

Bakın, Sayın Yeneroğlu’nun da aslında sataşmadan söz isteme durumu söz konusuydu…

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Efendim, şahsıyla ilgili demedim ki, niye üzerlerine alıyorlar?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben sataşmadım.

BAŞKAN - …ama yerinden söz verdik.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Neden, benim sözlerimde hangi sataşma vardı?

BAŞKAN – Bir müsaade eder misiniz, lafımı anlatayım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır ama taraflı konuşulduğu zaman…

BAŞKAN – Buyurun, gelin buraya o zaman.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yok, hayır, teşekkür ederim.

BAŞKAN – O zaman dinleyin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hiçbir hevesim yok, hiçbir hevesim yok.

BAŞKAN - O zaman dinleyin, dinlemesini öğrenin veya.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz de aynı şekilde dinlemeyi bilebilirsiniz. Ben herhangi bir sataşmada bulunmadım.

BAŞKAN – Ben gayet güzel dinliyorum ve sizinle de ağız dalaşına girmek istemiyorum bu konuda.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Girme, tamam Başkan, girme.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Girmeyin, girmeyin.

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum…

Nedir talebiniz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Hangi gerekçeyle?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne dedi Sayın Başkan?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Terör örgütüne angaje olmak…”

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yani buna da demiyorsanız ne diyeyim size.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

Ne güzel, ne güzel, terör örgütüne angaje olmamak.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şahsını kastetmemiş Sayın Başkan, belki reddedecektir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ha, “Olmadığınızı mı ifade edeceksiniz?” diyeceksiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Lütfen, gerisini de getirir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çünkü her zaman bunu yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Geliyor musunuz kürsüye, gelmiyor musunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Geleceğim tabii.

BAŞKAN – E, buyurun o zaman.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama ben de sözlerimin tutanağa geçmesini de istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, kürsüde söylersiniz.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Hadi “Terör örgütüne angaje değiliz.” de.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ha, bunu mu şimdi?

BAŞKAN – Herhâlde bunu söyleyeceksiniz sataşma olarak görüyorsanız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yeni Tahir Elçiler istiyorsunuz, değil mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu üslupla barış olmaz zaten Sayın Başkan, hâle bakar mısınız.

BAŞKAN – Kerestecioğlu, lütfen gerginleştirmeyin Genel Kurulu.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben gerginleştirmiyorum Sayın Başkan. Gerginleştirici bir üslup kullanmadım, insan haklarının ölçüsünü, ayarını burada anlatmaya gayret ettim.

Ve randevu… Ben aslında yazan şeyi de okuyabilirim. Yani size yazan çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini çatışmalı süreçte kaybeden anneler, mevcut sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesini savunmaktadır. Sayın Mustafa Yeneroğlu’yla görüşecek olan anneler İmralı Adası’nda uygulanmakta olan tecride yönelik bir görüşme gerçekleştirmek istemektedirler.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Tamam, ben de onu söylüyorum zaten.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Şimdi, kalkıp siz tecritle ilgili…

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Ben de onu söylüyorum size.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Cevabı aldık Sayın Başkan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hayır, ben zaten “Bununla ilgili görüşmeyecekler.” demedim. Ne yapmaya çalışıyorsunuz, gerçekten bunu anlamaya çalışıyorum.

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Ben de bununla ilgili sonucu söylüyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Size diyorum ki: Böyle bir lüksünüz yok. Siz kalkıp da dinlemelisiniz, konuşmalısınız. Bu ülkenin barışa ihtiyacı var, bu ülkenin başka bir şeye ihtiyacı yok. Savunma sanayisine harcanan paraları bütçede görüşüyorlar, başka yerlerde de görüşüyorlar. Burada kaç kere ifade edildi, bu ülkede şu anda sadece harcanan, katlanan bütçe savunma sanayisinedir. Bu da gerçekten silahlarla ilgilidir, savaşla ilgilidir. Bunu yapmayın. Bu ülkenin barışa ihtiyacı var ve bu kadınlar da gelip sizinle bununla ilgili görüşmek istiyorlar. Kiminle görüşeceklerdi İnsan Hakları Komisyonu Başkanıyla görüşmeyip? Sataşıyor muyum ben size? İfade ettiğim budur, bunun ötesinde bir şey değil. Her şeyi siz terörle adlandırarak bir şey elde edemezsiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Her şeyi değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Sürekli bana dersiniz ki: “Kınıyor musun, kınamıyor musun? Kınıyor musun, kınamıyor musun?” Bunu yaptınız yıllarca. 1990’larda da bunu yaptınız, insanların hayatını kaybetmesine neden olundu. Aynı şekilde, bugün de bunu yapıyorsunuz, insanlar hayatlarını kaybediyorlar. Bu ötekileştirmeyle, bu kutuplaştırmayla bir yere varamayız, söylediğimiz budur. Barış kurulacaksa o dille birlikte kurulabilir ancak, o insanlarla konuşarak kurulur, başka yolu yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sataşma gerekçeniz ile konuşmanızın özü birbirine uymadı ama bunu da tutanaklara geçirelim diyelim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sataşmadan söz almıştı ama dediğiniz gibi, bambaşka konular konuşuldu. Fakat bununla ilgili 1990’larda, 2000’lerde, bizim yıllarımızda ölümler olduğunu iddia ettiler, grubumuza sataşmış oldular. Cevap vermek istiyoruz izin verirseniz.

Grubumuz adına Mustafa Bey konuşacak.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – 1990’larla, 2000’lerle ilgili ben burayı mı itham ediyorum ya?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yeneroğlu.

İki dakika…

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA YENEROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; aslında Filiz Hanım “mail”i okumakla birlikte durumun ne olduğunu ifade ettiler.

Evet, bu ülkede bir sorun var. Bu ülkede bir terör sorunu var. Bu ülkede, gerçekten, terör örgütünden kaynaklanan, her gün insanların katledildiği, hatta Güneydoğu Anadolu’da son zamanlarda benim arkadaşlarımın da ailelerinin önünde infaz edildiği ve bu sebepten dolayı terör örgütünün bu katliamlarına “terör” denmeyip sadece acıdan bahsedildiği, teessürle ifade edildiği bir durum var.

Terör örgütünün elebaşının meselesini teröre angajman konusunda konuşmayacaksak… Ki, ben burada kimseyi kastetmeden birileri maalesef bunu üzerlerine aldılar, bunu da artık kendileri ve milletimiz takdir etsinler. Ama ben böyle bir ifade kullanmadan da sadece olayın aslını yani “Barış Anneleri” adı altında bizimle görüşmek isteyen insanların tek önceliklerinin terör örgütü elebaşının meselesi olduğunu dile getirdim ve bugün böyle bir mesele önüme de geldiği için böyle bir konuyla ilgili bu insanlarla görüşmemin milletimin adına yakışıksız olacağını ve bu sebepten dolayı da ahlaki olmadığını… Hatta ve hatta, bakın, çok açık bir biçimde söylüyorum: HDP'li milletvekillerinin, 3 kişi bu kadar angaje olup benden bu meseleyle ilgili randevu talep etmelerini bile yakışıksız buldum ve kendilerini aradım, aynen bunu da kendilerine söyledim.

Dolayısıyla bu ülkede, evet, konuşulması gereken çok şey var ama kesinlikle, bu konuşulması gereken meselelerin muhatabı terör örgütü ve terör örgütünün lideri olamaz. Hele hele insan haklarından bahsedecek olursanız da insan haklarının hareket noktası bana göre terör örgütüyle mücadeledir, terörle mücadeledir, bunun gereği de yerine getirilmektedir, bundan sonra da en güçlü bir biçimde yerine getirilecektir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeneroğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben sadece tutanaklara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – O anneler, dediğim gibi, yıllardır kaybettikleri çocuklarının cenazesine ulaşamamış insanlar olan kadınlardır ve bunu hâlâ aramaya devam etmektedirler. Bu ülkede yapılan görüşmeler, çözüm için yapılan görüşmeler Öcalan’la yapılmıştır ve bu iktidar tarafından gerçekleştirilmiştir o görüşmeler. Bunları da inkâr etmemek gerekir. Ben bunu olumsuz bir şey olarak söylemiyorum. İki buçuk yıl ne asker ölmüştür ne de o annelerin çocukları ölmüştür. Bu ülkede barışa ihtiyaç vardır, insan haklarını hazmetmeye ihtiyaç vardır.

Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kimin bozduğunu da herkes biliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN - 8’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                     Haydar Akar                                            Mazlum Nurlu                                     Mehmet Gökdağ

                                         Kocaeli                                                      Manisa                                                    Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar konuşacak.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, konuşulmaması gereken, meşgul olunmaması gereken bir Hükûmet tasarısıyla karşı karşıyayız. Çünkü Türkiye'nin problemleri o kadar büyük ki, 2003 yılındaki problemleri saydığınızda ve bugün 2017 yılındaki problemleri saydığınızda, problemlerin hiçbirinin çözülmediğini, artarak devam ettiğini hep birlikte yaşıyoruz. Böyle bir durumda “Helal mi, haram mı?” diye binlerce yılın öğretisini kalkıp bir akreditasyon kurumuna bağlamayı, oradaki kurumların vereceği kararlarla insanları yönlendirmeyi doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.

Bu tasarı görüşülürken AKP Grubu adına yirmi dakikalık konuşmayı yapan arkadaşım şöyle bir şey söyledi: “Ya, Suudi Arabistan 2,3 milyar dolarlık et ithalatı yapıyor Brezilya’dan.” Sormak istiyorum, Suudi Arabistan Müslüman bir ülke değil mi? Biz de öyleyiz. Niye bizden et ithal etmiyor Suudi Arabistan ya da Katar? Katar’da o ambargo uygulanana kadar raflarda Türk ürünü yoktu, niye bizden almıyorlar? Hiç merak ettiniz mi şimdiye kadar? Yarın da almayacaklar ama almaları için de bizim bu ürünleri üretmemiz gerekiyor. Peki, biz et üretebiliyor muyuz? Üretemiyoruz değil mi? En son, “Sırp kasabı” dediğimiz Sırbistan’dan et aldık. “Kasap” deyince aklınıza yanlış bir şey geldi herhâlde anladığım kadarıyla, gerçekten kasap olduğunu düşündünüz, et ithalatı yapan, et ticareti yapan kasap olduğunu düşündünüz ya da perakende satan kasap olduğunu düşündünüz ve 5 milyon tonluk et ithalatı yaptınız. Şimdi, bunu nasıl yapacağız, insanlarımıza bu eti nasıl yedireceğiz ya da bu eti alıp da bir başka ülkeye, Müslüman ülkeye nasıl pazarlayacağız? Bunu sormak lazım.

Suudi Arabistan’ı geçtim, Rusya’dan buğday alıyorsunuz değil mi? Buğdaydan ne üretiyoruz? Burada şiddetle savundunuz, biz “Rusya’dan buğday alıyorsunuz.” dediğimizde, “Alıyoruz efendim, un yapıyoruz bunu, bir kısmını ihraç ediyoruz…” Ee, bir kısmını da Türk halkına yediriyorsunuz. Peki, bu analarımız, bacılarımız köylerde ocaklarda, fırınlarda köy ekmeği yaparken “Bunlar helal ekmek, bunlar haram ekmek.” mi diyeceğiz, nasıl diyeceğiz biz bunu? Arkadaşlar, çok merak ediyorum ya, nasıl yapacağız biz bunu, gerçekten anlamış değilim.

Peki, kullandığımız her şey Avrupa malı değil mi? En çok ihracatı da Avrupa Birliği ülkelerine yapıyoruz, onları da “Hristiyan kulübü” diye zaman zaman nitelendiriyoruz ya, Hristiyan akreditasyon kurumu kurarlar ise, sizin ihraç ettiğiniz ürünleri almamak gibi bir çaba içerisine girerlerse ne yapacağız? En çok ihracat yaptığımız Avrupa Birliği ülkeleri, Suudi Arabistan’a ya da İslam ülkelerine bir ihracat falan yapmıyoruz ihracat rakamlarına baktığınızda. Bunu nasıl çözeceğiz? Çözemeyiz. Demek ki yanlış yoldasınız, Türkiye’de yine din bazlı istismar konusunu önümüze getirdiniz, “İşte bunlar helale karşı, harama karşı.”, yutturmaya çalışıyorsunuz millete. Artık milletin bu konularda yutacak tahammülü kalmadı arkadaşlar.

Gündüz konuşmamda Devlet Demiryollarına değindim, Devlet Demiryollarının özellikle bölgedeki problemlerine değindim. Şimdi, helal ile haramı karıştırmak istemiyorsanız Devlet Demiryollarında bir inceleme başlatalım arkadaşlar. Size bir tek örnek veriyorum, Bursa-Yenişehir hattını örnek veriyorum: 75 kilometre, 800 milyon liralık ihale bedeliyle ihaleye çıkıldı. 378 milyon liraya -artı, eksi oynayabilir rakamlar- ihale edildi. Aslında, baktığınız zaman, 378 milyon liraya düşmesi normaldi. Niye normaldi? Ankara-Eskişehir hattının maliyeti -kilometre maliyeti- 3,6 milyon lira. “Eskişehir-İstanbul” dediğimiz hattın maliyeti 6 milyon liraya kadar çıkıyor. 6 milyondan da baksanız; 3,6’dan da baksanız ihalenin doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Ama ihale için dokuz yüz gün süre verilmiş, dokuz yüz gün sonra 2013’te bitmesi gereken hattın sadece yüzde 10’u gerçekleşmiş; harcama oranı yüzde 98, yatırımı kullanma oranı, parayı harcama oranı yüzde 98, sadece yüzde 10’u gerçekleşmiş. 75 kilometrelik yolun eğer yüzde 10’u 378 milyona gerçekleşmişse kalan yüzde 90’ının kaça gerçekleşeceğini, kilometre maliyetinin nereye geldiğini yaptığımız örneklerden, şu anda çalıştırdığımız hızlı tren hatlarındaki örneklerden baktığınızda göreceksiniz.

Peki, bu ihale nasıl yapıldı? İhale, bakın, 75 kilometre ihale edildikten sonra değiştirilmiş. Ne değiştirilmiş? 50 kilometrelik güzergâh değiştirilmiş. Önce gölün, Gölbaşı’nın kuzeyinden geçiyormuş, güneyine almışlar; sonra demişler ki, DSİ demiş ki: “Buralar çok tarım alanları, meyve alanları, burayı değiştirelim.” İhaleyi almış, ihale bitmiş, her şey olmuş, ondan sonra da sadece para kazanabileceği kısımları yapmış ki bütün demir yolu ihalelerinde bunu görüyoruz; Sivas-Ankara demir yolunda da görüyoruz, Konya demir yolunda, yüksek hızlı tren demir yollarının yapımında da görüyoruz.

Arkadaşlar, helali, haramı tartışmak istiyorsanız bunlara bir bakın Allah aşkınıza. Önce bunlarla bir dertlenin, bu yetimin hakkının nasıl yandaşlara aktarıldığına bakın, bunu görürsünüz.

Bir de, bir başka boyutu da, yapılan tüm ihalelerde yüzde 85’e varan oranda dış kredi kullanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yani sadece yollarda, tünellerde insanları borçlandırmıyorsunuz, köprülerde insanları borçlandırmıyorsunuz, demir yollarında da insanları borçlandırıyorsunuz diyorum; sevgiler, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kabul edildi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz daha fazlayız Sayın Başkanım, kabul edenler daha fazla.

BAŞKAN – Karar yeter sayınız var mı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Fazlası da var, kabul de var.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın 8'inci maddesinin (1)’inci fıkrasına aşağıdaki (d) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“(d) Denetim Hizmetleri Daire Başkanlığı: Akredite edilmek üzere başvuran kuruluşların ilgili standartlara ve ölçütlere göre denetimini yapmak ve bu denetim sonucunda kuruluşun akredite edilip edilmemesine karar vermek, akredite edilen kuruluşları izlemek, akreditasyonun kapsamını değiştirmek, gerektiğinde akreditasyonu askıya almak veya iptal etmek ve akredite edilen kurum ve kuruluşlar arasında Kurumun görev alanına giren konularda iş birliğini sağlamak. Akreditasyon amacıyla başvuran kuruluşların müracaatı, değerlendirilmesi ve akredite edilmesi ile ilgili olarak elde edilmiş bilgilerin gizliliğini korumak. Faaliyet alanıyla ilgili diğer görevleri yerine getirmek.”

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                                     Ruhi Ersoy                              Ahmet Selim Yurdakul

                                           İzmir                                                     Osmaniye                                                   Antalya

                                       Zihni Açba                                               Arzu Erdem                                    Fahrettin Oğuz Tor

                                         Sakarya                                                     İstanbul                                           Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor konuşacak.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 501 sıra sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi hakkında verilen önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Helal Akreditasyon Kurumundan amaç, öncelikle dünyada yaşayan 2 milyar Müslüman nüfusun helal ürün talebini karşılamak ve bu konuda faaliyet gösteren uluslararası kurumlarda Türkiye’yi temsil etmektir. Her ne kadar “helal ürün” denilince akla gıda gelse de kapsamı gıdadan giyime, ihtiyaçtan turizme kadar içinde pek çok sektörü barındıran helal pazarın dünyadaki büyüklüğünün birkaç yıl içinde 1 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Küresel potansiyelinin çok daha büyük olduğu, 2 trilyon doların da üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. İşsizliğin, istihdamın, kayıt dışının, enflasyonun, kısaca ekonomik verilerin beklendiği şekilde gitmediği ülkemizde bu potansiyeli değerlendirmemiz gerektiği açıktır. Kaldı ki helal gıdaya olan ilgi sadece Müslüman topluluklar için geçerli değildir. Gerçek manada, helal gıdanın dünyada kabul görme oranının artması, diğer kişiler bakımından da tercih edilir hâle gelmesiyle önemi daha da artacaktır.

Değerli milletvekilleri, ürünlerin İslami usullere uygun olması Müslüman toplumlar için memnuniyetle karşılanacaktır. Ancak ülkemizde ürünlerin helal akreditasyonundan önce zihniyetlerin, iktidar makamında olanların işlemlerinin, davranışlarının helal akreditasyona uygun hâle getirilmesi lazımdır. Hiç şüphe yok ki siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmezleridir, hepsinin amacı iktidar olmaktır. Dört beş yılda bir yapılan mahallî seçimler ve milletvekili seçimleri, valisinin, kaymakamının, idare müdürlerinin, kamu bürokrasisinin, iktidardan nemalanan bazı medyanın müdahalesi olmadan, kamu kaynakları kullanılmadan, haksız rekabetten uzak, eşit şartlarda yapılmıyor ise… Bir tarafta iktidarın emrinde devletin valisi, kaymakamı, memuru, uçaklar, helikopterler, kırmızı plaka veya plakası kapatılmış resmî lüks taksiler, paraya boğulmuş, hiçbir etik değer taşımayan bazı medya kuruluşları, sınırsız belediye imkânları; diğer tarafta kıt imkânlarla kampanya yürütenler. Eşit şartlardan yoksun, haksız rekabet ortamında yapılan seçimler helal bir seçim olur mu? Gayet tabii, olmaz. O zaman, en başta yapılması gereken, helal akreditasyona siyasetin tabi tutulması gerekir diyorum.

Özelliği olan işlerde davet usulüyle ihale yapabilirsiniz ama ihaleye hep iktidara yakınlığıyla bilinen müteahhitleri davet ederseniz, ihale verirseniz, ihale müessesesinin helal akreditasyona tabi tutulması gerekir. Batık kredilerden bankacılık sektörünü kurtarmak istiyorsak öncelikle bankacılık sektörünü helal akreditasyona tabi tutmamız gerekir. Kısa sürede büyük servetler edinmiş bir kişi helal sertifikalı et yese, gidip helal otelde tatil yapsa ne yazar? Öğretmen alımında, idareci atamalarında torpili esas alan uygulamayı politikanın temeline koyarsanız, hak etmeyene makam, mevki verirseniz Helal Akreditasyon Kurumu kursanız ne yazar? Hiçbir belgeye, emareye dayanmadan günlerce hapis yatıyor ise, yatırılıyor ise hukuk kurumunun helal akreditasyona ihtiyacı vardır. Vergi borçları birtakım katakullilerle azaltılıyor ise öncelikle mali sistemin de helal akreditasyona tabi tutulması lazımdır.

Özet olarak, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde emrettiği üzere, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşitliğini sağlayalım diyorum. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanımayalım. Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmeyenleri kınayalım, cezalandıralım. Helal akreditasyonu tüm işlemlerimize uygulayalım, helal kazancı yüceltelim, haramdan hesap soralım. Ülkemizin kurtuluşu bundadır diyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağız.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.28

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

8’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendinde geçen “yapar.” ibaresinin “yapmakla sorumludur.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                      Meral Danış Beştaş                                         Hüda Kaya

                                        Gaziantep                                                    Adana                                                      İstanbul

                            Mehmet Emin Adıyaman                                   Aycan İrmez                                               Erol Dora

                                            Iğdır                                                        Şırnak                                                       Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8’inci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2016’nın 4 Kasımında, hepinizin bildiği gibi, milletvekillerimiz ve eş başkanlarımız tutuklandılar. Anayasa’mıza ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırıldı. Aslında kazanılmış olan haklara ve kanunların geriye yürümezliği ilkesine de aykırı davranılarak milletvekillerimiz tutuklanıp cezaevine konulmuşlardır. Şimdi, süreci değerlendirdiğimizde acaba bu politika ülkemize ne kazandırdı, bunu bir kere irdelememiz gerektiğine inanıyorum. Benim görüşüme göre bu, ülkemize ancak kaybettirdi, ülkemizin itibarı açısından, ülkemizin huzuru açısından, her açıdan bizlere kaybettirmiş olan bir süreçtir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, Türkiye, Avrupa Konseyinin kurucu üyesidir; aynı zamanda, Türkiye 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakerelerini devam ettiren bir ülkedir ve Türkiye, aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yetkisini kabul etmiş ve aynı zamanda, anayasayla ilgili danışma kurulu olan Venedik Komisyonunun da işlevlerini, çalışmalarını kabul etmiş ve bu komisyona da üye vermiş bulunmaktadır. Biliyorsunuz, Avrupa Birliğine tam üye olabilmek için Türkiye, aynı zamanda Kopenhag Kriterlerini kabul etmiştir. Yani nedir bu ilkeler? Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık hakları. Şimdi, bu evrensel ilkeler aslında ülkemiz açısından çok önemlidir. Şimdi, bu anlamda, bu konuyla ilgili çok önemli bir konuya değinmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, bakın, geçenlerde eski MİT Müsteşarı Sayın Sönmez Köksal şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur Hürriyet gazetesinde: “Türkiye, adına ‘Kürt’ denen sorunun halli yolunda geçtiğimiz dönemde cumhuriyet tarihinin en cesur, en önemli adımlarını atmıştır ve bu adımlar da bu iktidar zamanında atılmıştır.”

Gazeteci soruyor: “Çözüm sürecinden bahsediyorsunuz.”

“Evet, sınırlarımız dışındaki oluşumlar o ülkeleri ilgilendirir. Barışçı olmaları koşuluyla tarihsel beraberliğimiz de kutsaldır. Cumhuriyet Dönemi’nde de pasavan uygulaması vardı, Türkiye’de toprağı olan insanlar gündüz tarlasında çalışır, gece pasavanla sınırı geçerek evine giderdi. Güneyin petrolü ve Türkiye’nin iş dehasının birleşmesiyle sınır boyumuzda kurulacak cazibe merkezlerinin sınırın her iki yakasında yaşayanlara refah getireceği bir senaryoyu pekâlâ hayal etmek mümkündür.”

Gazeteci şu şekilde soruyor: “Çok tartışılacak bir şey söylüyorsunuz şu anda.”

Kendisi şu şekilde cevap veriyor: “Bu söylediklerim hayalci ve saf bulunabilir ancak Türkiye’nin ufkunun açılması, biriken enerjisinin olumlu bir mecraya sokulması hepimizin sorumluluğundadır. Sınırlarımızın hemen ötesiyle düşmanlaşıp yabancı güçlerin etkisine bırakmamak, gücümüzü boşuna harcatmamak en önemli hedefimiz olmalıdır.” diye bir değerlendirmede bulunmaktadır.

Şimdi bu bağlamda, ben burada Parlamentoya, bütün siyasi partilere seslenmek istiyorum: Sorunlarımızı asla şiddetle çözemeyiz. Bu ülke hepimizin ana vatanıdır. Türkiye’nin üniter yapısı içerisinde Türk, Kürt, Süryani, Ermeni, Boşnak, Çerkez, Arap, Ezidi, bu ülkede yaşayan bütün vatandaşlarımız başta olmak üzere, inançsal bağlamda da Müslümanlar, Hristiyanlar, Museviler, Ezidiler, Aleviler, hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız ve Anayasa’mız gereğince de hepimiz anayasal olarak eşit bir statüde bulunmaktayız. Bana göre bu coğrafya, bu güzel ülke hepimize yeter. Şiddetle, güvenlikçi politikalarla sorunlarımızı asla çözemeyiz. Bakın, bir eski MİT Müsteşarının yapmış olduğu bu değerlendirmeyi bütün parlamenterlerimizin dikkatli bir şekilde sorgulamasını ve değerlendirmesini bir kez daha yineliyorum. Ve tekrar bu ülkede barış sürecine ve müzakere sürecine dönmek için, başta iktidar olmak üzere de bu ülkeyi seven bütün parlamenterlerimize ve bütün partilere, bu ülkenin bir vatandaşı olarak sesleniyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın Topal, sisteme girmişsiniz.

Buyurun, bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, herkesi Atatürk Kültür Merkezi’nde başlayan Hatay Günlerine davet ettiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, bugün AKM’de, Atatürk Kültür Merkezi’nde “Hatay Günleri” başladı. Bütün milletvekili arkadaşlarımızı, bütün Ankara halkını, bütün Türkiye’yi, Hatay milletvekilleri olarak hepimiz oraya davet ediyoruz; Atatürk Kültür Merkezi, AKM.

Sizleri barışın, kardeşliğin, dostluğun, birlik ve beraberliğin şehri, kenti “Hatay Günleri”ne bekliyoruz. Hepinizi davet ediyoruz. Buradan bütün Türkiye’yi davet ediyoruz. Aslında Hatay’ı Hatay’da görmek gerekiyor. Bütün Türkiye’yi Hatay’a da davet ediyoruz bu arada.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Topal. Nazik davetiniz için de teşekkür ederiz.

Sayın Erdoğan, siz de sisteme girmişsiniz.

Buyurun, bir dakika.

36.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Datça Kızlan Mahallesi Gereme mevkisinde başlayan orman yangının kontrol altına alınamadığına ilişkin açıklaması

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Orman Bakanımız da buradayken Datça Kızlan Mahallesi Gereme mevkisinde bugün 17.00-18.00 civarında başlayan orman yangını, maalesef, kontrol altına alınamamış, rüzgârın da etkisiyle yayılmaya devam ediyor. Tabii, mevsim itibarıyla helikopter ve uçakların sözleşmelerinin bitmesi de maalesef, müdahaleyi herhâlde zorlaştıran bir durum. Ben bütün hemşehrilerimize ve orman camiasına geçmiş olsun diyorum. İnşallah, yangının en kısa zamanda kontrol altına alınarak güzel Datça’mızın güzelliklerinin kaybolmamasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 13’üncü maddenin (1)’inci, (2)’nci, (3)’üncü, (4)’üncü ve (5)’inci fıkraları ile geçici madde 1 dâhil, 9 ile 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Şampiyonlar Ligi grup maçında Monaco’yla karşılaşacak olan Beşiktaş’a başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu arada, bu akşam Şampiyonlar Ligi grup maçında Monaco’yla karşılaşacak olan Beşiktaş’a da Divan olarak başarılar diliyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, ikinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Orhan Sarıbal konuşacak.

Buyurun Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kanunu Tasarısı’nı konuşuyoruz. Elbette, bunun adını başından koymak gerekiyor; doğaya, kültüre, birikmiş belleğe, aslında uygun olmayan bir yapılanma. Öncelikle şunu anlamak gerekiyor: Türkiye, çok çeşitli inanç, çok çeşitli kültür, çok çeşitli birikim, çok çeşitli bölgelerden ve geleneksel yapılardan oluşmuş bir yapı. Dolayısıyla “helal”, “haram” kavramlarının olabildiğince göreceli, olabildiğince çeşitli olduğunu hepimiz biliyoruz. Bugün için, bu tasarı yurt dışına ihracat amaçlı çıkmış olsa bile, düşünüyor olsak bile, bunu çok iyi biliyoruz ki bir süre sonra tamamen iç pazarı, iç piyasayı, iç tüketimi ilgilendirecek bir konuya dönüşecektir. Nasıl mı? Mesela, örnek şu: Müftülerin nikâh kıymasıyla ilgili mesele geldiğinde aynen şu dendi: Bir kısmı belediyeyi, bir kısmı müftüleri seçebilir. Bugün de buna benzer bir şey yani bir kısmı “helal” yazan gıdalardan alsın, bir kısmı öbürlerinden alsın…

Değerli milletvekilleri, yüzde 99’unun Müslüman olduğunu iddia ettiğimiz bir toplumda yaşıyoruz. Bugüne kadar burada hiçbir sorun olmamışken bugün durup dururken bu ülkede haram ürün, haram turizm, haram teknoloji, haram başka bir şey ile helal arasındaki bu farkı ortaya koymanın bir anlamı net bir şekilde ortaya çıkmalı. Biliyoruz, bakın, dünyaya en çok “helal gıda” adı altında ürün satan ülkelerin hiçbiri Müslüman değil. Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Fransa, Kanada, bu ülkeler helal sertifikasıyla Müslüman toplumlara gıda satıyorlar. O zaman, şöyle bir paradigmayı doğru görmemiz lazım: Aslında, Türkiye’deki iç pazara gözünü dikmiş ve bugün tarımın bütününü ve Orta Doğu’daki gıdanın bütününü ve dünyadaki gıda hareketinin bütününü elinde tutan çok uluslu şirketlerin özel ve yeni bir çalışması olarak algılıyorum bunu. Ve bunda ne yazık ki siyasal iktidar, aynen tarımda olduğu gibi, burada da bizi çok uluslu şirketlerin gıda egemenliğine teslim etmek çabası içerisindedir. Yoksa bunun helalle, haramla ilgisinin olmadığını hepimiz bilmekteyiz.

Örnek: Dışarıdan hayvan getiriyoruz, bu hayvanları bu ülkede satıyoruz. Bugüne kadar hiç sordunuz mu ithal ettiğiniz hayvanların beslenme biçimini, hiç sordunuz mu kesim biçimini? Lop et geliyor mesela, kırmızı et. Bu kırmızı et gelirken… Biliyorsunuz, yabancı büyükbaş kesiminde ve küçükbaş kesiminde şoklamaya tabi tutulur yani elektrik verilir çünkü hayvan bayıltılıp kesildiğinde etin daha kaliteli olacağı konusunda bilimsel veriler vardır, çok nettir. Ama İslamiyet’e göre de aykırıdır. Oysa bütün Türkiye’de, Kurban Bayramı dâhil, şu anda bütün kesimler İslami esaslara göre, inancımıza göre yapılmaktadır. Bir sorun yok. O zaman birinci soru bu.

Şu anda hayvancılık bitti bitiyor. Son aldığınız gümrük kararlarıyla beraber ve özellikle Et ve Süt Kurumuna verilen yetkiler üzerinden bakıldığında, artık bu ülkede hayvancılığın yapılamayacağını, eğer böyle devam ederse siyasal iktidar, beş yıl sonra bu topraklarda artık büyükbaş, küçükbaş hayvancılığın olmayacağını çok iyi biliyoruz. Nereden? Bakan “29 liraya kıyma satacağız, 31 liraya kuşbaşı, 25 liraya da canlı hayvan kesimini yapacağız.” dedi. Soru şu: Şu anda 25-26 liraya kesilen canlı hayvanın kesim fireleri, kasap maliyeti, elektriği, suyu ve KDV’si eklendiğinde 34-35 liradan aşağı 1 kilogram eti sattığınızda, kıyma olarak sattığınızda kasabın bu işi yapma şansı yok. Bu şu demektir: Türkiye’de hiçbir kasabın bundan sonra iş yapma şansı yok ya da Türkiye’de artık küçükbaş, büyükbaş beslemenin bir anlamı da yok. E, peki, bu hayvanlar yok olacağına göre, üretim olmayacağına göre, bütün hayvansal gıdayı da ithal edeceğinize göre, bu işin neresinde haram neresinde helal, bunu anlamakta güçlük çekiyoruz.

Evet, dünyada, İsrail’de böyle bir şey var. İsrail, biliyorsunuz, böyle bir denetimi yapıyor dinî olarak. Eğer oraya doğru bir özenti varsa ve bilmediğimiz bir şey varsa, mesela domuz etiyle ilgili -kırmızı et sorununu çözemeyeceğiz- bir durum varsa, onu da yabancılar bize pazarlayacaksa aslında bunu da ortaya koymak lazım.

Değerli milletvekilleri, iki tane örnek… Uzun bir zamandır, aşağı yukarı on yıldır bu helal gıda meselesi konuşuluyor, tartışılıyor. Onunla ilgili gelen bir bilgi. Bilgi şu: Bir akreditasyon belgesi veren kurum bir arkadaşımıza bu belgeyi veriyor. Belgeyi alan arkadaş gerekli üretimi yapıyor ama kuruluş geliyor diyor ki: “Ben seni denetleyeceğim.” “Denetle.” diyor, “Ama bunun için bana belge lazım.” diyor, “Ya, benim ithal ettiğim ya da getirdiğim ürünlerin zaten belgesi var, bu belge var.” diyor, “Olmaz, sen belge alacaksın” diyor, “Ne yapmam lazım?” “1.500 lira para ödeyeceksin.” E, ödedik, sonra ne olacak? Sürekli denetim. Bir yıl boyunca bir kez denetim yok, bir kez, tek bir kez denetim yok. 2’nci yıl geliyor, bir 1.500 daha. Gelmediniz, uğramadınız, denetlemediniz, 1.500 lira para aldınız. Dilerim, bu süreç buraya doğru gitmez.

Bir model daha: Değerli milletvekilleri, ziraat mühendisleri, gıda mühendisleri, veterinerler, bunların yerini acaba yeni bir kadrolaşma yöntemiyle, denetleme modeliyle din adamlarına mı bırakacağız? Aslında bu özünde biraz da ideolojik bir karar, siyasi ve ideolojik bir karar. Yani binlerce ziraat mühendisi, veteriner, binlerce gıda mühendisi -bilirsiniz- görevlerinden alındı. Nereden alındı? Bunlar gıda üretim yerlerini denetliyorlardı. İstanbul Fırıncılar Odası “Arkadaş, bu mühendislere, bu gıdacılara, bu veterinerlere bizim ihtiyacımız yok; biz ustabaşlarıyla bu işi hallederiz.” dedi, siyasal iktidar “Olur o zaman.” dedi, bütün bu meslektaşlarımızın tümünün işlerine son verildi. Bunların yerine kim geldi? Şimdi, hatırlarsınız yine elbette, bir süre önce Türk Standardları Enstitüsü Kurumu Başkanı şunu demişti: “Artık denetlemeyi Diyanet İşlerinden gelen birileriyle yapacağız, onlar da olacak denetleme mekanizmasının içerisinde.” Yani bütünüyle bakıldığında adını çok net, çok açık bir şekilde koymamız lazım.

Bu, Türkiye'yi yeni yabancı şirketlerin pazarına açma modelidir. Eğer bu yapılacaksa sadece dışarıdan bu ülkeye helal gıda getirecek olan firmaların denetiminin yapılması lazım, o ürünlerin denetiminin yapılması lazım -çünkü yüzde 99’u Müslüman olan bir toplum- ya da eğer buradan dışarıya gidiyorsa ürünler –bunu zaten konuşmuştuk- dışarıdaki şirketlerin ya da dışarıdaki toplumların ihtiyaçlarına göre, helal kriterlerine göre siz onlardan sertifika almak zorundasınız. Sizin bu ülkede vereceğiniz sertifika onların ihtiyacını karşılayamayacak. O firmalar size belirli olarak gönderecekler kendi geleneksel ya da kültürel bütün özelliklerini, siz o özellikler üzerinden bir üretimi kendiniz için yapacaksınız ya da dışarıya göndereceksiniz.

Yine, öbür taraftan baktığımızda, bir devletin görevi halkını sağlıklı, dengeli, yeterli beslemektir. Yapıyor muyuz bunu? Paylaşalım, kişi başına ete bakalım; dünyada ortalama 80 kilodan başlıyor gelişmiş toplumlarda, 100 kiloya kadar gidiyor; Avrupa Birliği 80 kilo ve üzeri, Kanada 90 kilo, Amerika 100 kiloya kadar çıkıyor; bizde beyaz et de dâhil 36 kilo. Bunun yüzde 60’ı beyaz et, kırmızı et 14-15 kiloya denk geliyor kişi başına, 14-15 kilo. Yani bu şu demektir: Bizim insanımız beslenmiyor, kırmızı etten yeterli proteini almıyor. Bu ne demektir? Bu şu demektir: Eğer siz halkınızın zekâ ve bilim gelişimi üzerinden baktığınızda PISA testinden aldığı o sonuca katlanmak zorundasınız çünkü toplumunuzu aklı, kafası çalışır düzeyde elbette beslemiyorsunuz. Beslemediğiniz için karşınızda bu şekilde bir sorunu görmek zorundasınız, bunu anlamak ve paylaşmak zorundasınız.

Evet, zaman çok çabuk geçti, söyleyeceğim son söz şudur: Bu, Türkiye'yi yeni sömürü alanına açmaktır. Bu, doğayı tartışmaktır. Bu, geleneksel kültürü tartışmaktır. Bu, doğaya, bilime aykırı bir harekettir. Böyle bir davranışı, böyle bir kanunu, böyle bir tasarıyı uygun bulmuyoruz.

Söyleyeceğimiz son söz şudur: Bırakın bu helal, haramı, bir kenarda dursun. Kazancı helal olanın, alın teriyle kazananın lokması zaten helaldir; emek vermiştir, ter vermiştir, mücadele vermiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Asıl olan tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatmamak, haram kazanıp helal diye yutturmamaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbal.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlik kaynakları bakımından kendisine yetemeyecek olan tek kaynağı, fosil yakıtlar olarak adlandırdığımız, özellikle petrol, doğal gaz ve kısmen de kömür ihtiyacıdır. Onun dışında, tarımda, hayvancılıkta, sanayide, turizmde, ormancılıkta bir bütün olarak yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarında kendisine yetmeyi bir yana bırakın, bu kaynaklar, ülkenin 80 milyon insanını doyurmak bir yana, en az 120 milyon insanı bugünkü potansiyelle doyurabilme koşullarına sahiptir. Hâl böyleyken 80 milyon insanın neredeyse üçte 1’inin yoksulluk ve açlıkla cebelleştiği bir ülke gerçekliği, yüz yıllık cumhuriyetle övünen iktidar açısından oldukça problemlidir.

Burada, bu kadar ekonomik kaynaklara, yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarına sahip olan bir gerçeklikte, hâlâ bu oranlarda açlık, yoksulluk var ise ülkenin, ülkeyi idare eden iktidar açısından yönetim vizyonuyla alakalı bir problemi mutlaka vardır. Çünkü AKP’nin on beş yıllık iktidarı sonunda gelmiş olduğu nokta, bu ülkenin en temel sorunlarını demokratik yollardan, düşünce ve ifade özgürlüğüyle her şeyin açıkça tartışıldığı bir şekilde ve koşulda tartışmayı bir yana bırakarak neredeyse bu ülkenin ilk seksen yılında, cumhuriyetin ilk seksen yılında bütünüyle deneyip tükettiği, hatta birkaç kere denediği yöntemlerle bu ülkenin temel sorunlarını çözmeye çalışmak bu iktidarın en büyük açmazıdır.

Kürt meselesi üzerinden değerlendirecek olursak, cumhuriyetle yaşıt olan Kürt meselesinde güvenlikçi politikalar defalarca denenmiş ve bu ülkenin fazlaca canına, malına kastetmiş ve mal olmuş olmasına rağmen, bu ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını tüketmiş olmasına rağmen son iki buçuk yıldır yeniden bu güvenlikçi politikaları denemeye çalışmak ve devreye sokmak bu iktidarın ülkeyi daha iyi bir yere götürebilme kabiliyetini yitirdiğiyle alakalı bir durumdur.

Şimdi, bugün, bu Meclisin İnsan Hakları Komisyonu Başkanı burada belli polemikler üzerinden tartışmalar yürüttü. Biz, dünya görüşleri farklı olan ve farklı partilerde siyaset yapan kişiler olarak şüphesiz farklı düşünme alanlarımız olabileceği gibi, hiçbirimizin görmezden gelemeyeceği, inkâr edemeyeceği bazı gerçeklikleri asgari müştereklerde korumakla mükellef kişileriz.

Şimdi, şunu öncelikle ifade edeyim: Şu Parlamento 80 milyon insanın iradesini taşıyan bir parlamento ise bu Parlamentoda İnsan Hakları veya herhangi bir ihtisas komisyonuyla görüşme talebi kişilerin dünya tahayyülleri ve siyasi düşünceleri üzerinden değerlendirilip ele alınabilecek bir konu değildir. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, barış hamleleri üzerinden Sayın Öcalan üzerindeki tecrit konusuyla alakalı olarak görüşmek istemeye karşı, alabildiğine Sayın Öcalan’a karşı hakir bir dil kullanarak işin içinden ucuzundan kurtulmaya çalıştı.

Şimdi soruyorum: İki buçuk yıl boyunca defalarca şu kürsüden dile getirildiği üzere, çözüm sürecinde bu ülkenin gelecek vizyonunu artıran ve umutlarını büyüten bir rol oynadığı iktidar partisinin Hükûmeti tarafından, o Hükûmetin üyeleri tarafından sıklıkla dile getirilmiş olan Sayın Öcalan’ın gerçekliğini göz ardı etmenin bu ülkeye kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Sadece HDP ona lider dediği için bir kişi lider olmaz, bu Sayın Öcalan veya bir başkası için. Aynı şekilde, bu ülkeyi yönetenler ise konjonktürel olarak belli dönemlerde övdüğü zaman ama hesabına gelmediği, konjonktür değiştiği zaman da bu gerçeği reddettiği için, bir kişinin liderlik vasfı bakkaldan alınan bir şey olmadığı için bu sosyolojik gerçekliği ortadan kaldırmaz. Biz ona uygulanan tecridi dile getirdik diye Sayın Öcalan lider olmaz, aynı şekilde iktidar partisi bugünkü hakir dilini konjonktürel olarak kullandı diye onun bu sosyolojik gerçekliği ortadan kalkmaz. Bir kişinin toplumsal sahiplenilişi, sosyolojik gerçekliği o kişinin yaşam akışı içerisinde lider olup olmayacağına karar verebilir. Bir ülkedeki akan kan ve on yıllara sari toplumsal sorunların çözümü üzerindeki etki gücü bir kişinin toplumsal etki gücüdür.

Bakın, değerli arkadaşlar, çözüm süreci devam ederken şu Hükûmetin üyelerinden başbakan yardımcılığı yapmış olan, bakanlık yapmış olan bazı kişilerin Sayın Öcalan’la ilgili kullanmış olduğu cümleleri bir kelimesine dokunmaksızın sizlerle paylaşmak istiyorum. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan diyor ki: “Öcalan’ın olayları okuma kabiliyeti ve tecrübesi vardır. Sürecin geleceğini çok düşünen bir hassasiyet yansıtıyor. Ben Öcalan’ın süreci diğer siyasilerden daha doğru okuduğunu düşünüyorum. Öcalan kendisi için bir şey istemiyor. Suriye’de, vesaire birçok ülkede farklı aşamalardan geçti. Onlarca yıldır bu işlerin içinde olduğu için farklı bir bakış açısı vardır, olayları okuma kabiliyeti ve tecrübesi vardır ve dikkat ederseniz onun verdiği mesajlar diğerlerinin verdiği mesajlara göre sürecin geleceğini daha çok düşünen bir hassasiyet yansıtıyor.” Beşir Atalay ne demişti aynı dönemde: “Beğenin ya da beğenmeyin Öcalan bu süreçte önemli bir rol oynuyor ve onunla müzakere etmek gerekiyor. Bir mekanizma oturttuk, BDP’lilerin Kandil’le görüşmesi üzerinden süreç işliyor. Bu işin yasası da çıktı, çözüme mecburuz. Hayata, eve, siyasete dönüşler, bütün bunların hepsi değerlendiriliyor. Bu yönüyle de Öcalan’ın akan kanı durdurmaya dönük mesajları bizim de mesajlarımızdır.” Yiğit Bulut, bugün, işte, Cumhurbaşkanına Başdanışmanlık yapıyor: “Öcalan Orta Doğu’da Türkiye’nin önünü açıyor.” diyor. Yiğit Bulut söylüyor ben değil, bir kelimesine dokunmuyorum. Metiner söylüyor: “Öcalan’ın durduğu yer Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yer. İmralı’da çok anlamlı, çok değerli şeyler söyleniyor.” Yine, bakın, Etyen Mahçupyan, dönemin Başbakan Başdanışmanı, diyor ki: “İdeolojik olarak gerçekten bir rehber ve lider. Öcalan’a bir şey verilmesine gerek yok, o zaten alıyor. Kendisi, bu ülkenin önüne koymuş olduğu çözüm vizyonu ve akan kanı durdurma kabiliyetiyle bir karizma sahibidir.” Biz demiyoruz. Yine, Abdulkadir Selvi, iktidara yakın duran ve olacak birçok haberi ondan, önceden aldığımız kişi: “Öcalan bu süreçte sorumluluk bilinciyle hareket ediyor. İlerleyen aşamalarda Öcalan’ın konumunu mevcut hâliyle tutmamalı, Türkiye artık bunu tartışmalıdır.” diyor. Daha birçok yazar, iktidara yakın yazar, en son yine dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bakın diyor ki: “Sayın Öcalan demek, PKK’nın kendine ait bayrağını elinde taşımak, Öcalan’ın posterini taşımak değildir. Sadece örgütüyle eş değer tutulmamalıdır. Türkiye’nin sistemi böyle olmamalıdır. Eyaletleri, demokratik özerklikleri istemek, bunların hiçbiri suç değildir, geçmişte bu suçlamalarla cezaevinde yatanların hepsi çıktı, bundan sonra artık bunlara dava bile açılmıyor.” Oradan, şu Mecliste düşünce ve ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı bir sürece geldik.

Burada bütün bunları söylerken, İnsan Hakları Komisyonu Başkanının az önce etmiş olduğu lafları kullanırken, kendisi belki milletvekili değilken, komisyon başkanı değilken, bu ülkede Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle farklı etnik, dinsel, mezhepsel, inançsal, kültürel çoğulculuğuyla birlikte insanların yarına huzurla baktığı dönem çözüm süreciydi. O günden bugüne eğer bu ülke daha güvenli bir ülke hâline geldiyse mevcut konjonktürü savunalım, güvenlikçi politikaları savunalım. O günden bugüne eğer bu ülkenin imajı, itibarı yükseldiyse Öcalan’a uygulanan insanlık dışı bir uygulama olarak uluslararası sözleşmelerde kabul edilmiş olan işkenceyi hepimiz kabul edelim. Veya o günden bugüne bu ülkenin ekonomik, sosyal refah düzeyi mi arttı, dış politikada itibarı mı arttı? Bu ülkede insanlar yarına daha güvenle mi bakıyor? Bütün bunları söylememizin temel sebebi, bizim -belki de kendisinin hiç ihtiyaç duymadığı- bir kişiye ne övgü düzme ne onu meşrulaştırma çabamızdan ziyade, bu ülkedeki barışa yaklaşım, bu ülkedeki insanların mutluluğuna yaklaşım olarak algılanmalıdır. Burada, onun oynadığı rolün kişisel bir rol olmanın ötesine geçtiğini hepimiz yakın tarihte, yakın geçmişte tecrübe ettik. Bu ülkede, iki buçuk yıl önce, insanların yaşama azmi, sahip olduğu paraları harcama konformizmi bile değişti. Zenginlerin bile kendi mutluluğunu yitirdiği bir ülke gerçekliğine dönüşmüşken ben, insanlık suçuna tekabül eden tecrit kimin üzerine uygulanırsa uygulansın, kimin üzerinde geliştirilen bir sistem olursa olsun kabul etmeyeceğimizi, bunu en temel reddedilemez bir insan hakkı olarak gördüğümüzü söylüyor, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu konuşacak.

Sayın Tanrıkulu’nun şahsı adına da bir konuşması var. Dolayısıyla konuşma süreniz on beş dakika olacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının kapsamındaki kurum, daha doğrusu bu kurumun bakacağı helal pazar birçok sektörü içinde barındıran, finans ve hizmet sektörünü de içine katarsak yaklaşık 4 trilyon dolarlık bir hacme ulaşan bir yapıdan bahsediyoruz burada. Yine araştırmalara göre, dünyada helal ürünleri tüketen yaklaşık 2 milyar kadar da tüketici var. Böylece çok büyük bir hacme sahip ve ekonomik olarak aynı zamanda bütün ülkelerin gözünü diktiği ve bu pazardan da pay almak istediği bir yapıdan konuşacağız.

Sayın milletvekilleri, yarım asırdan bu tarafa helal belgelendirme çalışmaları da sürmüş ve günümüze kadar gelmiş. Buna rağmen bu çalışmalar henüz etkin ve yaygın bir güvence sağlayacak düzeye de gelememiştir. Bunun birçok sebebi vardır ama bunların başında fıkhi ihtilaflar, sertifika kurumları arasındaki birtakım farklılıklar, helal sertifika ve logo farklılıkları, ulusal ve uluslararası düzeydeki yasal boşluklar, ülkelerin kurumları arasındaki ticari rekabet uygulamayı da olumsuz yönde etkilemektedir. Kısaca, helal sertifikası konusunda çok karışık standartlar ve işlemler bulunmaktadır. Bir kuruluşun standardı diğer bir başka kuruluşla uyuşmamakta ve zaten hâlen bu konulardaki karışıklıklar da devam etmektedir.

Şimdi, tüm bu karmaşanın içinde, günümüzde dünyada helal standartları belirleyen veyahut da helal sertifika veren pek çok da kuruluş faaliyette bulunmaktadır. Helal sertifikası veren hemen her kuruluş kendi belirlediği standartları uygulamakta ve dolayısıyla bu standartların da bir harmonizasyonuna ihtiyaç bulunmaktadır. Zaten bu tasarının uygulamalarından bir tanesinin de bu olması gerekir diye düşünüyorum.

İslam İşbirliği Teşkilatı altında -ki bu ülkeler 57 ülkedir- Türkiye’nin öncülüğünde İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü -bunun kısa adı SMIIC, biraz sonra atıf yapacağım- İstanbul’da kurulmuştur ve bu kuruluşun 33 tane faal üyesi, 3 tane de gözlemci üyesi yani 36 tane ülkeden meydana gelmektedir SMIIC. Türk Standardları Enstitümüz -kısa adı TSE- bu SMIIC standartlarına göre Türkiye’de helal uygunluk belgelendirmesi yapmaktadır. Ayrıca bizim TÜBİTAK kuruluşumuz -ulusal kuruluşumuz- Ulusal Metroloji Enstitüsü de gene bu SMIIC’le üye olarak faaliyetlerde bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla pazarda söz sahibi olacağımız dile getirilmektedir ki ben de biraz önce konuşmama girerken bu pazarın büyüklüğünden bahsetmiştim. Helal ürün konusunda en güçlü iki pazar Orta Doğu ve Asya-Pasifik pazarıdır. Bizim biraz uzağımızda kalmaktadır coğrafi olarak ancak doğrudur, ortada çok büyük bir pazar vardır ama belirli bir standardizasyon olmadığı için birçok da sorun vardır.

Öte yandan, Müslümanların çoğunlukta olduğu bazı ülkeler, helal ürün pazarında yüksek satın alma gücünde olan ülkeler arasında da neredeyse yok denecek kadardır. Mesela hangi ülkelerdir bunlar? Pakistan gibi, Hindistan gibi veya Bangladeş gibi ülkelerde Müslüman nüfusu çoğunlukta olmasına rağmen, bunlar helal ürün pazarında satın alma gücü bakımından kayda değer bir yerde de değildirler. Demek ki sadece Müslüman nüfus olması da bu pazarın genişlemesine yetmiyor. Türkiye eğer sisteme bu manada bir liderlik yapacaksa, başatlık yapacaksa daha kapsamlı düzenlemelere ve çalışmalara da ihtiyaç bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu helal standartlar ve belgelendirme konusunda yaşanan karışıklık ve ortaya çıkan dağınıklık konusunda bu tasarıda da doğru bir değerlendirmede bulunulmuştur. Hükûmet bunu getirirken bu tasarının genel gerekçesinde bu tespitte bulunmuştur. Evet, bu doğrudur ancak burada sorun, belgelendirme kuruluşlarını akredite eden akreditasyon kuruluşlarında da yaşanmaktadır. Yani, mesele sadece burada değildir. Çözüm olarak da bu tasarı maalesef bu anlamda yetersiz kalmaktadır ki bizim muhalefet olarak üzerinde durup bazı önergelerle de düzeltilmesini istediğimiz, Komisyonda da katkı yapmaya gayret ettiğimiz kısmı bu kısmıdır.

Tasarının komisyona sunulurken bir kısmi düzenleyici etki raporu eki bulunmaktadır. Bakın, o ekte şöyle bir cümle de geçiyor: “Kurulması öngörülen yeni yapının bağımsızlığı ve tarafsızlığı SMIIC standartları çerçevesinde gerekliliktir.” Bu cümle aynen oradan. “Ekonomi Bakanlığı veya bir başka kamu kuruluşu bünyesinde kurulması bağımsızlığına ve tarafsızlığına da halel getirebilecektir.” deniyor.

Şimdi, etki raporunun bu tespitine göre -ben de bu tespite katılıyorum- tasarı daha başlangıçta helal işe halel bir durum getirmektedir, etki raporunun kendisine göre söylüyorum bu lafımı.

Akreditasyonda esas amaç nedir? Tek bir akreditasyon ve tek bir sertifikayla ürünlerinizin bütün dünyada yani global olarak ticaretini sağlayabilmektir; amacımız budur, akreditasyonun temel amacı budur. Zaten bunu tespit ettiği için Avrupa Birliği bir regülasyon çıkarmıştır, kendine bağlı birlik üyesi ülkelerde tek bir akreditasyon kuruluşuna gidilmesi noktasında gayret sarf etmiştir ve kural hâline de bunu getirmiştir, biz de bu kurala bugüne kadar uyuyorduk. Türk Akreditasyon Kurumu, kısa adı TÜRKAK böyle bir kurumdur değerli milletvekilleri. Ama bir kez daha belirtelim ki dünya standart ve akreditasyon konusunda tek bir kuruluşu yetkili kılmaya çalışırken biz şimdi bu prensipten bu tasarı çerçevesinde ayrılıyoruz, ayrı bir kurul oluşturmaya çalışıyoruz. Kurulması öngörülen kurum yine ürün belgelendirme kuruluşlarını akredite edecek, öbür yandan -yani biraz önce söyledim- TÜRKAK’ın yaptığı işi sınırları belirlenmiş başka bir alanda, başka bir kesimde yapmaya gayret edecek ve böylece birtakım karışıklıklar da ortaya çıkmış olacak. Ülkemizde birden fazla böyle bir teşkilatın kurulması sonuç itibarıyla birtakım şirket, vakıf, dernek ve benzeri yapıda başka başka akreditasyon kuruluşlarının da kurulması ya da hizmet vermesinin önünü açacak, iş içinden çıkılamaz hâle gelecek.

Değerli milletvekilleri, burada belki de en temel karşılaşılabilecek sorun, girişimcimiz bir taraftan AB ülkeleri için TÜRKAK’tan bir belge temin etmeye geçecek -bunun tabii ki bir maliyeti var, bir fiyatı var- öbür taraftan da diğer pazarlar için, örneğin İslam ülkelerindeki ürünlerini satabilmek, pazarlayabilmek için bu oluşturulması düşünülen kurumdan da belge almaya çalışacak. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir zamanlar Suriye ve İsrail’e ihracat yapmaya çalışan girişimcilerimize verilen çifte pasaport olayındaki gibi yani bir pasaportun arkasında “Aman İsrail damgası olmasın, Suriye’ye de gidecekler.” veya tersi Suriye’nin damgası varsa İsrail’e giremez. Böyle bir çözüm yolu bulunarak biz çifte pasaport çıkartarak bunu aşmaya bir zamanlar çalışmıştık.

Değerli milletvekilleri, TÜRKAK, bahsedilen kuruluş, bugün getirilmeye çalışılan kurumun personelinden yaklaşık iki katı mevcudu olmasına rağmen, iş yükü hem çok ağır hem de denetim havuzundaki yetersizlikler nedeniyle de bazı sıkıntılar yaşamaktadır. Burada da denetim havuzundan denetim yapılacağı söylenmektedir. Aslında, yasanın içerisinde denetimle ilgili doğru dürüst bir açıklama da yoktur. O bakımdan da bazı boşluklar vardır. Biz 5’inci maddede bir önerge geçirdik, başkanın kamu kuruluşundan olması veya olmaması durumundaki ücret meselesinde ki o da ciddi manada, yasal anlamda bir boşluktu. Hiç olmazsa o önergeyle kısmen o giderilmiş oldu. Bu sorunlar, bu tasarı yasalaştığı zaman –ilerleyen zamanı kastediyorum- tabii, ciddi birtakım başka sorunlarla da karşı karşıya kalınabilecek.

Şimdi, niye ben “Hazırlıksız ve bir bakıma alelacele bu getirildi.” diyorum? Komisyon görüşmeleri sırasında sayın iktidar milletvekilleri tarafından verilen çok sayıda önergeyle “Kervan yolda düzülür.” hesabı bazı kısımlar düzeltilerek, bazı kısımlar da ilaveler yapılarak Genel Kurula bu yasa tasarısı indirilmiş oldu değerli milletvekilleri. Mesela, bizim itiraz ettiğimiz noktalardan bir tanesi kurumun merkezi meselesiydi, hâlâ da kısmen açıkta kaldı bu. “Sayın Bakan tarafından belirlenir.” kısmı ortak bir önergeyle, iktidar milletvekilleriyle ortaklaşa, daha doğrusu beraberce verdiğimiz ayrı ayrı önergelerle bu maddeden çıkarıldı ama ortada bir boşluk kaldı yani kurumun merkezinin neresi olacağına yönelik belki de yeniden bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç olabilirdi. Aynı şekilde, danışma kurulunun yapısında da bazı yetersizlikler var. Bunu da Komisyonda açıkçası çok yeterli bir şekilde tartışma fırsatımız olmadı, Komisyonda verilen bir önergeyle danışma kurulunun üye sayısını da artırdık. “Biz, MÜSİAD’ı koyacağız.” dediler, yanına da ilaveten TÜSİAD’ı koydular. Zaten MÜSİAD, TÜSİAD çok da fark eden kuruluşlar değil, birbirleriyle ileriki dönemlerde kardeş de olacaklar diye düşünüyorum. Ama bu kurumun yeterince ihtiyaç izlenimi yaratmadığı zaten bu sayısından belli, toplanma yeterliliğinden belli. Yılda 1 defa toplanacağı söyleniyor, nasıl düzenleneceği çok açık değil, bazı yönetmeliklere bırakılmış durumda. Kurumun vizyonunun daraltılacağı da açıkçası bu danışma kurulunun etkin olmayışından ortaya çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, biraz önce de söyledim, “Avrupa Birliğinde dahi üye ülkeler tek bir kuruma doğru gidiyorlar, tekleştiriyorlar kurumlarını.” diye, biz karışık bir alana yeni bir kurum daha oluşturmaya gayret ediyoruz. Bu konuyla ilgili olarak Komisyonda şöyle de bir söz söylendi: “TÜRKAK’ın Avrupa Akreditasyon Birliğine -kısa adı EA bu kurumun- üye olması sebebiyle Müslüman olmayanları akredite edememesinin ayrımcılık olacağından bahisle yeni bir kuruma ihtiyaç olduğu, işte bu kurumun oluşturulması da sırf bu sebepten.” dendi değerli milletvekilleri. Açıkçası, bu görüşe çok da katılamıyoruz çünkü hâlen Uluslararası Helal Forumu’na İspanya’nın, İtalya’nın, İngiltere’nin akreditasyon kuruluşları üyedir, faal bir şekilde çalışmaktadırlar ve bu kuruluşların aynı zamanda, biliyorsunuz, Avrupa Akreditasyon Birliğine, o, EA dediğimiz kuruma da aynı şekilde karşı yükümlülükleri bizim TÜRKAK gibi benzerdir. Şimdi, bunların tabii ki Uluslararası Helal Forumu’na üye olmalarının esas sebebi de bu alanda helal akreditasyonunu verebilmektir. Demek ki böyle bir şey oluyor. Zaten TÜRKAK da bu akreditasyonu kendisi yapmayacaktır. SMIIC tarafından geliştirilen standartlara göre helal akreditasyonunu verecek bu kurum ve bir ayrımcılık söz konusu ise muhatabı TÜRKAK değil, SMIIC olacak. Zaten bir düzenleme yapacaksanız SMIIC’te yapmamız gerekir diye düşünüyorum. 57 tane İslam İşbirliği Teşkilatı ülkesinden de biz anca 33 asil, 3 de gözlemci, 36 ülkeyi çağırmışız. Bu konuda biraz daha gayret göstermemiz gerekir diye düşünüyorum, sayıyı artırmamız, katılımı artırmamız lazım.

Öbür yandan, acaba Bakanlığımız TÜRKAK’ı da yanına alarak Avrupa Birliğiyle veya EA’yla birlikte bu konuları istişare etmiş, birtakım düzenlemelerin yapılmasını, argümanlarını onlara aktarabilmiş midir veyahut bütün bu çalışmaları hem Meclisimizde bulunan siyasi partilerle, konuyla bu alanda tebarüz etmiş kişilerle oturmuş danışmış mıdır? Böyle bir şeyin de maalesef olduğunu görmüyoruz. Demek ki önemli bir alanda hizmet edilecek ama öbür yandan -gene bu tasarı içerisinde var sayın milletvekilleri- bu kurum yardım ve bağış da toplayacak yani bir başka çelişkiyi de içinde barındıran bir durumla da karşı karşıyayız. Bu da tabii çeşitli sıkıntılar getirebilecek yani “yaptığı işe halel getirmeyecek tarzda” deniyor ama burasının çok muğlak olduğu çok açık ortada.

Tasarıyla kurum personeline Harcırah Kanunu’na göre hak ettikleri gündelik tutarının bir buçuk katı kadar bir ücret ödeniyor. Bunun da diğer benzer alanlarda çalışanlar arasında da bir haksızlığa, bir adaletsizliğe yol açacağı çok açık. Bu olumsuzlukların hepsi bizim baştan beri verdiğimiz, bundan sonra da vermeyi düşündüğümüz birtakım önergelerle düzeltilme noktasına gidecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) – Toparlayacağım.

BAŞKAN - Toparlayın, bir dakika ek süre vereyim size.

Buyurun.

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) – Bu önergelerimiz bu olumsuzlukların bir kısmını gidermeye yönelik olacak değerli arkadaşlar.

Kurumun kurulması yönünde irade gösterenlerin hiç olmazsa yeni yapının daha güçlü, daha düzgün ve hakikaten uluslararası alanda da söz sahibi olacak bir teşkilat yapısını bu tasarı görüşmelerinde sağlayabilmeleri gerekirdi diye düşünüyorum.

Buradaki amacımızın -biraz önce de söyledim- SMIIC standartlarının geliştirilmesi olması gerekirdi. Ben, bu görüştüğümüz tasarının yasalaşması hâlinde, birkaç yıl sonra tekrar birtakım yetersizlikler ve eksikler nedeniyle Genel Kurulumuza gelebileceğini düşünüyorum. Onun için, şimdiden birtakım hatalarımızın, eksiklerimizin giderilmesini öneriyor, hepinize tekrar saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Şahsı adına, son olarak, İzmir Milletvekili Sayın Necip Kalkan konuşacak.

Buyurun Sayın Kalkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECİP KALKAN (İzmir) – Muhterem Başkanım, Saygıdeğer Divan, kıymetli milletvekilleri; efendim, 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili şahsım adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Efendim, iki gündür burada söz alan bütün arkadaşların yüzde 90’ını cankulağıyla dinledim, inanın dinledim yani. Fakat bu kanunda “helal” kelimesi olmasaydı acaba bu arkadaşlar bu cümleleri söylerler miydi, bir kere bunu bilelim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Söylerdik… Söylerdik…

NECİP KALKAN (Devamla) - Bakın, neler söylemişler: “Dindarlık” “kul hakkı” “insan hakları” “siyasi ideolojik kararlar” “yabancılara ikram etmeler” “cezaevleri” “vatandaşı haklama” “milletvekilliği dokunulmazlığı”, say Allah say… Aşk olsun, bu kanunda bunlar söylenir mi? En doğruyu, bana yakın en doğruyu Milliyetçi Hareket Partili arkadaşım söyledi, “Bu kanunun temelinde ekonomi var.” dedi. Hiç kimse bu kanunun altında bir şey aramasın, yani bu bardağı kaldırdık, altında bir şey yok, bu kanunun altında ekonomik tedbirler var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Din min yok yani, helal melal yok yani. Helal yok yani.

NECİP KALKAN (Devamla) - Niçin olduğunu anlatayım. Efendim, ben Enerji Komisyonundayım –arkadaşlar da yanımda- Enerji Komisyonunda bugüne kadar 9 tane kanun görüşmüşüz, 6 tanesi kanunlaşmış, 3 tanesinin 1 tanesi burada, Komisyonda bekliyor. Bu kanunlar şunlar: Araştırma, Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun, Elektrik Piyasası Kanunu, Taşınır Rehni Kanunu, Sınai Mülkiyet Kanunu, Serbest Bölgeler Kanunu, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Kanunu, bu kanunları getirmiş ve bu Meclis kabul etmiş.

Bugün ihracat rakamları açıklandı. İhracat rakamları tarihin en yüksek rakamı, 15 milyar dolar aylık rakam. Doğru mu efendim, Sayın Bakanım, yanlış yapmayalım.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Yüzde 15,6 artış var.

BAŞKAN – “Yüzde 15,6” diyor Sayın Bakan.

Buyurun Sayın Kalkan.

NECİP KALKAN (Devamla) – Şimdi, bu nasıl oldu? Daha önce 6 tane kanunun da faydalarıyla bu üretimi yapanlara, bu ihracatı yapanlara, bu insan çalıştıranlara kolaylık getirdik; bu kolaylığın üzerine ihracatımız artmaya başladı.

Şimdi, arkadaşları dinliyorum, dünyada 1,8 milyar Müslüman var. Sonra baktım…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İhracat arttı da ihracatçı para kazandı mı?

NECİP KALKAN (Devamla) – Kazandı tabii, kazanmasa nereden olacak yani?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sor bakalım ihracatçı para kazandı mı? Yerinde sayıyor adamlar.

BAŞKAN – Sayın Arslan, bir dinleyelim konuşmacıyı.

Buyurun Sayın Kalkan.

NECİP KALKAN (Devamla) – İyi ki Kazım Bey laf attı, Kazım Bey de bu kanunun sonunda, dünkü konuşmalarında böyle bir kurumun gereksiz olduğu ve bu kanunun geriye çekilmesi gerektiğini söylemiş. Kazım Bey, gece gündüz söylüyorsunuz; Türkiye’nin hedefleri var, Türkiye’nin hedeflerinde istihdam, üretim, ihracat… Biz yeni kanunlar getirmez isek bunları nasıl yapacağız? Nasıl yapacağız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İşte, onun üzerinde gelseydi de tartışsaydık.

NECİP KALKAN (Devamla) – İşte bu da yenilik, bu yeniliklere alışın.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – SMIIC’in görevi ne, SMIIC’in?

NECİP KALKAN (Devamla) – Arkadaşlarımın söylediklerinden not aldım; bakın, helal gıda. Helal gıda 1,2 trilyon dolarlık bir kapasite.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – SMIIC’in görevini söyle bir kere, o kriterleri söyle.

NECİP KALKAN (Devamla) – Allah aşkına… Hemen bitiriyorum.

Helal ürün ve hizmetler -bunun içinde tekstil, ecza, kozmetik var- 1,8 trilyon dolar, helal ekonomisi 3,9 trilyon dolar. Pekâlâ, dünyada bu dağıtılmış ve bunların da yüzde 88’i Müslüman olmayan ülkelerin elinde. Türkiye’nin elinde ne var bu konuda? Hava var. İşte, Türkiye bu pazardan pay alsın diye yenilikçi bir kanun olarak bu kanunu getirdik. Yani bu kanunda yok siyasi karar, yok insan hakları, bunları filan hiç düşünmeyelim. Biz Komisyonda “Bu, helal; bu, haram.” diye hiç öyle bir şey konuştuk mu? Bir kuralı konuştuk. Kuralda ne dedi Sayın Bakan? Kuralı koyan altını alır, altını alan kuralı koyar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hayır, kuralı kim koyuyor? SMIIC koyuyor.

NECİP KALKAN (Devamla) – Gece gündüz biz hep başkasını dinledik, bir de dünya ülkeleri bizi dinlesin.

Bu nedenle ben bu kanuna… Kayıtlara geçsin diye bunu okuyarak söylüyorum: Netice olarak ülkemizde helal akreditasyon konusunda faaliyette bulunmak, gerek SMIIC gerekse diğer uluslararası platformda helal akreditasyon konusunda ülkemizi temsil etmek ve yürütülen çalışmaların öncülüğünü üstlenmek üzere, ülkemizde müstakil bir helal akreditasyon kurumunun kurulmasına ihtiyaç vardır.

Ben de bunu böyle görüyorum, şahsım adına bu kanuna “Evet.” diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalkan.

Sayın milletvekilleri, şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini yapacağız.

Bu sürenin yedi buçuk dakikası sisteme giren sayın milletvekillerine aittir sorularını sorması için, diğer geri kalan yedi buçuk dakika da Sayın Bakana aittir cevaplarını verebilmesi için.

Sayın Hürriyet, sizden başlıyoruz, buyurun.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kocaeli Gebze ilçesinde Hürriyet ve Yavuz Selim Mahallelerinde yaşayan vatandaşlarımız, yıllardır oturdukları evlerde -tapu tahsis veya farklı şekillerde- hak sahibi oldukları hâlde tapularını alamıyorlar Sayın Bakan. Gebze Belediye Başkanı, her seçim öncesi “Tapularınız çekmecede.” diyerek söz veriyor ama bu sözünü tutmuyor ve şimdi vatandaşa işgalci ve müşteri muamelesi yapılıyor.

Bu iki mahalle, 6306 sayılı Yasa’yla proje alanı ve riskli alan ilan edilmiş, hâlbuki depremde tek bir yer bile hasar görmemiş buralarda. Şu bir gerçek ki buralarda rant kokuları geliyor burnumuza. Yavuz Selim ve Hürriyet Mahalleleri, 6306 sayılı Kanun’a göre afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine uygun mudur? Belediyelerin proje yetkisini aldıkları araziler hangi kıstaslara göre bu kanun kapsamına girmektedir? Bu mahallelerde halka tapuları verilecek midir? Aynı mahallelerin tapularının mahalle sakinlerine verilmesinin sakıncası nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, Eximbank ve ihracat kredilerinde teminat mektubu firmaları büyük bir sıkıntıya sokmaktadır. İş dünyası, teminat mektubunun kaldırılmasını ya da asgari ihracatın belli bir yüzdesi oranında çekilmesini beklemektedir.

Öte yandan, Amerika’nın İran’a uyguladığı ambargo nedeniyle, Türk bankaları, İran ihracatında yerli firmalarımıza aracılık hizmeti sunmamaktadır. Halkbank dışında herhangi bir banka oralı dahi olmamaktadır, Halkbank’ın da çok arzulu ve istekli davranmadığı kaydedilmektedir. İhracat euro cinsinden gerçekleştiği için, firmalarımız aracı banka bulamamaktadır. İran ile Türkiye arasında karşılıklı iki ülke parasının kullanılacağı yönünde bir anlaşma olduğu belirtilse de iş dünyası uygulamaya geçmediğini ifade etmektedir. Bu konuda gerekli girişimlerde bulunmanızı rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakana soruyorum.

Bir: Ülkemize büyük oranda domuz eti ithalatının yapıldığı, bu ithalatın giderek arttığı ve önemli tonajlara ulaştığı söylenmektedir. Ortaya koyduğumuz bu bilgiler çerçevesinde, yıllara göre, 2010 ile 2017 yılları arasında ithal edilen domuz eti miktarı ne kadardır?

İki: Bakanlığınızca bazı bölgelerdeki illerimizde hayvancılık yapanlara ve yapacaklara hibe destekleri yapılmaktadır. Aynı hibe desteklerinin ülkemizdeki diğer illere yapılmasını düşünüyor musunuz?

Üç: Türkiye olarak üretimin azlığı nedeniyle sürekli et ithalatı yapıyoruz. 2010 ile 2017 yılları arasında, yıllara göre, ithal edilen et miktarı ve ödenen döviz miktarı ne kadardır? İthal için ödenen dövizleri, üretimi artırmak için çiftçimize ve besicilik yapan üreticilerimize vermeyi düşünüyor musunuz? Tekstil şirketlerinin Maliyeden alacakları vardır, KDV alacakları vardır. Bunların ödenmesini ne zaman düşünüyorsunuz? Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Bakana: Erkeklerde askerlik borçlanması vardır, başımızın tacı annelerin önemli bir bölümü çocuklarını belli bir yaşa getirene kadar çalışmamaktadırlar. Anayasa’nın eşitlik ilkesine uygun olarak sigorta girişinden önce doğum yapmış olan annelerimize doğum borçlanması imkânı sağlanacak mıdır? Bakanlığınız bilhassa kadın haklarının korunmasının bir göstergesi olacak olan bu düzenlemeye ilişkin bir adım atacak mıdır?

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Orman ve Su İşleri Bakanımıza. Seçim bölgem olan Mersin’de Pamukluk Barajı inşaatı yerinde saymaktadır. Aksıfat Barajı yerinde saymaktadır. Bölgede temeli atılan 100’e yakın gölet projesi vardır, bunların çoğunluğu yerinde saymaktadır. Bölgede yeni temel atma törenleri yerine mevcut olan baraj ve gölet inşaatlarının bir an önce tamamlanmasını bekliyor Mersinliler. Pamukluk Barajı’yla ilgili “13 Ekim 2013’te saat 13.13’te açılış yapacağız.” dediniz ama 2017 yılı bitiyor, geçtiğimiz yıl Plan Bütçe görüşmeleri sırasında size buradan sorduğumda “Önümüzdeki yıla bitireceğiz.” dediniz ama maalesef yine yerinde sayıyor. Önümüzdeki yıl ben buradan yine soracağım size, yine bitirilmediğini göreceksiniz çünkü işler takip edilmiyor, baraj yerinde sayıyor, müteahhit iflas etmiş, kaçmış, işler yürümüyor. Gereğini Sayın Bakandan bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, geride bıraktığımız günlerde yaptığınız açıklamada “Ekonomi uçuyor.” dediniz. Nasıl uçtuğunu benzine ve mazota sürekli gelen zamlardan görüyoruz. Acaba, sizin deyiminizle, ekonomi ne zamana kadar böyle uçacak, benzine, mazota daha ne kadar zam yapacaksınız?

İki: İstanbul-Maltepe-Kartal sınırındaki ormanlık alanda 2 adet kır kahvesi, 2 adet kır lokantası, 5 adet büfe ve 2 adet yöresel satış ürünleri mağazası kuruyorsunuz. Orman katliamını ne zamana kadar sürdüreceksiniz? Bu katliamı durdurmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Sarıhan…

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Bakan, dünya üzerinde 1,8 milyar Müslüman olduğu iddia ediliyor. Bilindiği gibi, Müslümanlar hem siyasal hem de sosyolojik olarak derin bir bölünme de yaşıyorlar, çok çeşitli sorunlarla karşı karşıyalar. İnanç farklılıkları da var aralarında, çeşitli tarikatlar ve cemaatler var. Şimdi, bu “helal” ve “haram” kavramı belirlenirken acaba neye göre hareket edilecek, hangi İslam anlayışı egemen kılınacak? Ayrıca bu konuda nasıl bir sınır düşünüyorsunuz, nasıl bir sınır olacak?

Yine, helal olduğu iddia edilen malların incelenmesi için bir laboratuvar kurulacak mı? Teknik bir altyapının çok önemli olduğunu biliyoruz. Sadece et üzerinden değil, kozmetik ürünler ya da benzeri başka maddeler yönünden de “helal” ya da “haram” kavramları gündemde olduğuna göre bu değişiklikler nasıl yapılacak?

BAŞKAN – Sayın Doğan...

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Bakan, bilebileceğiniz gibi, son bir yıl içinde 500’ün üzerinde avukat tutuklandı. Aynı süre içinde gözaltına alınan avukat sayısı ise çok daha yüksek. Tüm dosyalarda soruşturma dosyalarının içeriğini görme ve örnek alma konusunda kısıtlama kararı verildiğinden hiçbir dosyanın içeriği görülemiyor ve soruşturma aşamasında yapılması gereken itiraz ve başvurular gerçekleştirilemiyor. Türkiye’de çok ciddi bir adil yargılanma sorunu olduğu ortada. Avukatlar tutuklanarak savunma etkisiz hâle getiriliyor, savunmaya gözdağı veriliyor. Muhalif kimliklerinden dolayı cezaevlerinde tutulan kişiler savunmasız bırakılıyor. Savunma olmadan adalet olmaz, adalet olmadan toplumsal barış olmaz.

Tutuklu avukatlarla ilgili işlemlerin adil bir şekilde bir an önce sonuçlandırılmasını talep ediyorum ve onlarla dayanışma içinde olduğumu bildiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Derme çatma, eski binalarda eğitim vermeye çalışan köy okullarımız kışın gelmesiyle daha zor günler yaşıyor. Çatısı akan, düzgün ısınamayan okullarda öğrenciler üşürken bir yandan da Ensar Vakfına her türlü teşviki, desteği veriyorsunuz. Basından öğrendiğimiz haberlere göre vakıf, Niğde’deki tüm imam-hatip liselerinde değerler eğitimi verecekmiş. Masraflarını da Millî Eğitim Bakanlığı ödeyecekmiş. Ensar Vakfı yeni Türkiye'nin Millî Eğitim Bakanlığı mı oldu?

Sayın Bakan, önce devlet okullarının durumunu iyileştirin.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdiş.

Sayın Bakan, süreniz yedi buçuk dakika.

Buyurun lütfen.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Hürriyet’in Kocaeli Gebze’deki Yavuz Selim ve Hürriyet Mahallelerindeki tapuyla ilgili sorularını ilgili bakanlığımıza ileteceğim.

Sayın Tümer’e Eximbank’la ilgili sormuş olduğu sorudan dolayı teşekkür ediyorum. Bu da bizim hakikaten teminatla ilgili… Eximbank’ın sadece bankalardan teminat getirenlere yani yüzde 100 güvenli olanlara kredi vermesi bankacılık veyahut da kredilendirme anlamındaki ilkelere de aykırıydı. Dolayısıyla Merkez Bankası Kanunu’nda da bu konuyla ilgili değişiklik yaptık. Böyle bir uygulamayı da başlattık şu anda. Eximbank da bir banka gibi derecelendirmesini, değerlendirmesini yaparak, risk alarak veya ipotek alarak, gerekli teminatları alarak kredi veriyor.

İran ihracatında Halkbanktan başka… Evet, şu anda Halkbankın üzerinde yoğun bir trafik var İran’a yapılan ihracatların ödemelerinin yapılmasıyla ilgili. O da şöyle: İran’dan ithal etmiş olduğumuz enerji yani ham madde, doğal gaz ve petrol bedellerinin Halkbanka yatırılması, Halkbanktaki bu bedellerin de İran’a ihracat yapan Türk firmalarına veyahut da başka firmalara İran’ın talimatıyla ödemesinin yapılması. Şimdi, en son ziyaretimiz sırasında, Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında İran’da yapılan bir anlaşma var, merkez bankaları arasındaki “swap” anlaşması imzalandı. İki ülkenin paraları yani Türk lirası ve Tümen üzerinden de ticaretin yapılmasının önündeki engel kalktı, şu anda bankalar bunu yapabilir hâle geldi. Uygulama başladı mı? Evet, cüzi de olsa bu uygulama başladı. Teşvik edeceğiz, onu da destekleyeceğiz.

Sayın Aslan’ın sormuş olduğu domuz eti ithalatıyla ilgili; Türkiye'nin domuz eti ithalatıyla ilgili pek bir performansı yok. Çok cüzi miktarda, 2012 yılında 201 dolarlık -kayıtlara giren rakamları söylüyorum- 2016 yılında da 1.093 dolarlık bir domuz eti ithalatı olmuş, aradaki yıllarda bir domuz eti ithalatı yok.

Et ithalatı yıllara göre de… Kendisine bu konuda ulaştıracağım ama diğer taraftan, ihracatçıların -özellikle tekstil ve konfeksiyoncu olduğu için, kendisi tekstilden geldiği için- tekstilcilerin Maliyeden KDV alacaklarıyla ilgili hassasiyetleri var tabii, o ve diğer ihracatçıların KDV alacağıyla ilgili. Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ekonomi Bakanlığı olarak Maliye Bakanlığıyla birlikte bir çalışma yapıyoruz ve bunun kısaltılması, en kısa sürede ödenmesiyle ilgili biz de takip ediyoruz.

Sayın Erdem haklı bir talep dile getirdi. Yani erkekler sigortaya kaydolmadan önce askerlik borçlanması yapabiliyorlar, annelerimiz, kadınlarımız da sigorta girişinden önce doğum yaptıklarında bunun da borçlanma sayılmasıyla ilgili bir talebi, bir önerisi oldu. Bence son derece doğrudur. Onu da ilgili bakanlarımıza, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlarımıza ulaştıracağım.

Sayın Yarkadaş’ın da “Ekonomi uçuyor.”la ilgili bir sözü oldu. “Benzine ve mazota ne kadar zam?” Şimdi, benzin ve mazotla ilgili otomatik olarak kurulmuş olan bir sistem var; buna ne bakanlıklar karar veriyor ne Hükûmet karar veriyor ne de Enerji Bakanlığı karar veriyor. Gerek kur gerekse dünyadaki enerji fiyatlarıyla ilgili artış ne ise o doğrudan oraya yansıtılıyor. Otomatik olarak çalışan bir mekanizma var. Ekonomilerin de böyle olması lazım, fiyat belirleme mekanizmalarının da böyle olması lazım. Yani efendim zam yapalım mı, yapmayalım mı, siyasi anlamda bu bizim işimize gelir mi, gelmez mi gibi konulardan ari olması lazım. Bu çalışma son derece sağlıklıdır.

Diğer taraftan “Ekonomi uçuyor mu?” derken şimdi, bugün, ekim ayı itibarıyla tarihimizin en yüksek ihracat artışını gerçekleştirdik. Yüzde 15,6’lık bir ihracat gerçekleştirdik. Artı, değerli arkadaşlar, büyümeyle ilgili, geçen seneki bu ülkedeki işgal girişimine ve ihanet girişimine rağmen, bu ülkeyle ilgili her türlü antipropagandaya rağmen, ülkeye giren doğrudan yabancı sermaye girişi bellidir, ihracatımızın performansı bellidir.

Artı, üretim ve kapasite kullanım oranlarıyla ilgili de hakikaten inanılmaz rakamlar ortaya çıkıyor ki ilk yarıda yüzde 5,1’lik bir büyüme geldi. Yüzde 5,1’lik büyümenin de -bakın burası çok önemli, yani ekonomiyle ilgilenen arkadaşlarımız bunu son derece net görürler, tam istediğiniz gibi- kombinasyonu, yüzde 2,2’si ihracattan, yüzde 1,7’si de yatırımlardan geliyor, yani üretimden geliyor. Yüzde 3,9’u tam istediğimiz noktadan geliyor.

Artı, burada sizlerin huzurunda kayıtlara geçsin diye tekraren söylüyorum. Ekim ayında da Türkiye, OECD ve G20 içinde bir numara olacak büyümede. Altını çizerek söylüyorum ve burada tahminî olarak bir rakam söylüyorum. Aşağısı olur, yukarısı olur ama büyük bir ihtimalle çift haneli gelmesi -gönlümüz de bunu istiyor- 9,6 diye Ekonomi Bakanlığı olarak bir tahminde bulunuyorum, üçüncü çeyrekte.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Büyümeye ilişkin?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Evet, büyüme.

Ve bunun da çok büyük bir kısmı üretimden, yatırımdan ve ihracattan gelecek. Yani Türkiye ihracatla coşuyor şu anda. Artı dördüncü çeyrekle beraber Türkiye yıl sonu itibarıyla da yüzde 6,5’lar civarında toplamda bir büyümeyle kapatacak. Bu, dünyanın hakikaten hayretle takip ettiği bir büyümedir, takdirle takip ettiği bir büyümedir. Dünyadaki tüm kuruluşlar, yani Standard and Poor’s, IMF, OECD, Dünya Bankası gibi kuruluşlar Türkiye’yle ilgili büyüme rakamlarını 3 defa revize ettiler. Yetmedi, gene yetişemeyecekler Türkiye’nin büyümesine, yıl sonuna doğru, kasım sonu, aralık başı gibi tekrar bazıları revize edeceklerdir.

Şimdi, Sayın Sarıhan’ın bir sorusu vardı bu bilgiyle ilgili, helalle ilgili. “Müslümanlarda derin bir bölünme var. Bu “helal” ve “haram” kavramını belirleme neye göre olacak?” Biz belirlemeyeceğiz. Helal Akreditasyon Kurumu “Helal şudur, haram şudur.” demeyecek. Zaten SMIIC bünyesinde oluşturulan bir kurulla yani İslam İşbirliği Teşkilatının kuruluşu İslam Ülkeleri Standardizasyon ve Metoroloji Enstitüsü, 36 ülkenin üye olduğu -biraz önce Sayın Tanrıkulu’nun da söylediği gibi- ve burada dört yıl boyunca yapılmış olan bir çalışma var, helal ve haramla ilgili konulmuş olan kurallar ve standartlar var. O konulmuş olan kural ve standartlara göre helal belgesi verecek olan kuruluşları akredite edecek olan bir kurul kuruyoruz, Helal Akreditasyon Kurumu. Onun için, burada biz böyle bir polemiğe girmiyoruz. 36 ülkenin koymuş olduğu kurallar var.

Şimdi, burada bir iki düzeltme daha yapmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, tamamlayın lütfen. Size ek süre veriyorum.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bu kurulun bağımsız olması konusunda da sayın konuşmacının dile getirdiği bir şey vardı, “Ekonomi Bakanlığı bünyesinde kurulan…” Hayır, Ekonomi Bakanlığı bünyesinde kurulmuyor. Ekonomi Bakanlığıyla ilgili, ilişkili bir kurum olarak kuruluyor. Bağımsız bir kurum olarak kuruluyor.

Sayın Başkan, cevaplayamadığım diğer konuları da yazılı olarak cevaplayacağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Biz şu ana kadar Mersin’de 6 tane dev baraj inşa ettik, şu anda 13 tane baraj inşa hâlinde. Bunlardan Pamukluk Barajı’nın maalesef müteahhidi iflas ettiği için yeniden ihale ediyoruz. Hatta Pamukluk Barajı’ndan Mersin’e içme suyu da götüreceğiz, onun da temelini atacağız. Hatta ben cuma günü hem tesisleri yerinde görmek hem de Erçel yani Değirmençay Barajı’nın temelini atmak ve bunun yanında 20 tesisin, barajla beraber toplam 21 tesisin temelini atmak üzere Mersin’de olacağım. Sizi davet ediyoruz. Yani bunu da kısa zamanda bitireceğiz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Geçen yıl da aynısını söylemiştiniz. Pamukluk’la ilgili geçen yıl da aynısını söylemiştiniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Pamukluk’la… Efendim, özetle şunu belirteyim: Müteahhit iflas etti. Yani yeniden şey yapıyoruz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Bir yıldır niye bekledik Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Elimizde olmayan bir sebep dolayısıyla ama diğer barajları… Bakın, Alaköprü Barajı’nı tam tarihinde, saatinde bitirdik, Anamur Ovası’nı suluyoruz. Mersin’de, Tarsus’ta su yoktu, suyu biz getirdik, hatta yeni ilave tesisler yapıyoruz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Tarsus’a nereden su getirdiniz Sayın Bakanım?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Derelerin büyük kısmını ıslah ettik, onu özellikle belirtmek istiyorum.

Yani mesela cuma günü temelini atacağımız tesislerin toplam miktarı da 608 milyon lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz de tamamlayın. Bir dakika ek süre vereyim size de.

 ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben size kitapçığı da gönderiyorum. Buyurun, davet ediyoruz.

İstanbul’la alakalı da efendim, orada hiçbir ağaç kesilmiyor. Bakın, İstanbul’a biz çok önem veriyoruz. Eskiden İstanbul’da ağaç yoktu. Özellikle, ben İSKİ Genel Müdürüyken bütün havzaları ağaçlandırdık. Hatta biz Türkiye’de, o zamanki Orman Genel Müdürlüğünden ağaç, fidan dahi temin edemedik, kendimiz “Ağaç ve Peyzaj Anonim Şirketi” diye belediyenin iştiraki bir şirket kurup milyonlarca fidan ürettik. Şu anda 18 milyon fidanı sadece biz Orman ve Su İşleri Bakanlığı olarak ağaçlandırdık. Bütün yol kenarları, okul bahçeleri, hastane yolları, her tarafı ağaçlandırıyoruz. Sizin dediğiniz yerde de, gidin bakın, bir tek ağaç kesilmiyor. Vatandaşların sosyal ihtiyaçları var. Cumartesi, pazar rastgele orman içinde piknik yapmasınlar diye kontrollü bir şekilde yapılmasına müsaade ediyoruz. Ağaç kesilmiyor. Biz zaten buna da Twitter’da cevap verdik yani. Bunu lütfen…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, ormanın içine kasaba kuruyorsunuz, yapmayın lütfen. 2 kır kahvesi…

BAŞKAN – Sayın Bakan cevap veriyor Sayın Yarkadaş, müsaade edin. Sorunuzu sordunuz, dinliyoruz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – En çok ağaçlandırma yapılan yer de İstanbul’dur.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Burada, işte fotoğraflar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -Bakın, biz orada erguvan seferberliği yaptık, arkasından onunla ilgili Twitter’da da cevap verdik.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şimşek.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, herhâlde Sayın Bakana yanlış bilgi verdiler. “Mersin’e ve Tarsus’a suyu biz getirdik.” diyor, getirdikleri su nerede? Mersin milletvekilleri burada, Mersin’e ve Tarsus’a yeni bir su gelmemiştir. Mersin’in ve Tarsus’un suyu yıllardır Berdan Çayı’ndan sağlanmaktadır. Hâlâ aynı kaynaktan sağlanmaktadır. Bunlar da yıllar önce yapılmıştır.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – İsale hattını biz yaptık.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Bakanın Tarsus’a ve Mersin’e getirdiği su nerededir, bunu bir açıklasın.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Peki, açıklayayım.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Berdan Barajı’ndan isale hattını biz yaptık. Onunla ilgili kitapçığı göndereyim size.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Kitapçık değil, açıklama yapın. Nerede bu su?

BAŞKAN – Sayın Bakan, sistem açıldı, buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Şimdi, efendim, isale hattını tamam, biz yaptık. Hatta şu anda nüfus çok arttığı için mevcut su da yetmiyor. Pamukluk Barajı bittiği zaman oradan da su verelim diye yeni isale hattının temelini biz atıyoruz. Ben size bununla ilgili…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Daha önce yapmış olduğunuz bir şey var mı Sayın Bakan Mersin ve Tarsus’un içme suyuyla ilgili?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Evet, isale hatlarını biz yaptık. Ben size bilgilerini göndereyim.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Yanlış biliyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Siz yanlış biliyorsunuz. Ben yaptığımı bilmez miyim?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Yalnız birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.56

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, maddeleri ayrı ayrı görüşmeye başladık.

9’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                    Mahmut Tanal                                          Mazlum Nurlu                                     Mehmet Gökdağ

                                         İstanbul                                                     Manisa                                                    Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Bu yasaya niçin ihtiyaç vardı, niçin yapılıyor, hangi ihtiyaçtan kaynaklandı? Biz acaba bir ülkeye mi özeniyoruz, bir özenti sonucu mu yapıyoruz? Baktığımız zaman, bu yasanın ilk kaynağı neresi? İlk kaynağı İsrail. Sayın Bakan, herhâlde -İsrail’de böyle bir yasa vardı, İsrail’deki belgenin adı Kosher belgesiydi- yani biz İsraillilere özendik -Allah’a kurban olalım- Allah’ın adını koydunuz, “HAK belgesi” koydunuz.

Ya, değerli arkadaşlarım, ben Sayın Erdal Kalkan’a, AK PARTİ İzmir Milletvekiline teşekkür ediyorum, çok dürüst, düzgün bir şey söyledi…

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Necip Kalkan, Necip Kalkan…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Necip Kalkan Bey’e, özür dilerim.

Şimdi, Sayın Necip Kalkan Bey dedi ki: “Ya, arkadaşlar, bunun amacı ekonomidir, üretimi artırmaktır.” Çok doğru söylüyor. Madem ekonomi, üretimi artırmaksa Allah’ın adını, helali, haramı bu işe niye karıştırıyorsunuz? Helal sertifika belgesinin ekonomiyle ne alakası var? Yani helalin adını bu işe karıştırmak resmen haram işlemektir değerli arkadaşlar. Bakın, şimdi, bu helal sertifika belgesini hangi mezhebe göre çıkarıyoruz Sayın Bakanım? Yani Şafii mi, Hanefi mi, Maliki mi, hangi mezhebe göre olacak bu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ticari anlayışa göre, uluslararası standartlara göre Sayın Tanal.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Efendim, fark etmez, İslam’a göre, İslam.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Evet, İslam’da mezhepler var, hangi mezhebe göre olacak?

Şimdi, bakın, ben size bir örnek vereceğim, içimizde doktor arkadaşlarımız var, tıptan çok güzel bir örnek vereceğim. İnsanın DNA’sına ne benziyor? Kalp kapakçıklarını değiştiren arkadaşlarımız var mı içinizde? Eşiniz dostunuz, akrabalarınız vardır. Kimin kalp kapakçıkları bize takılıyor? Domuzun. Peki Sayın Bakan, ne yapacaksınız bu işte siz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anlayamadık Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yani burada, domuzların kalp kapakçıklarını getirdiğiniz zaman siz kalkıp ona ne belgesini alacaksınız?

Daha ötesini söyleyeceğim. Kozmetik ürünlerde kullanılan domuz yağı var, bunu katıyorsunuz. Peki, bunu vatandaş aldı, kattı; kendisi dua etse, besmelesini okusa, bu helal olmuyor da siz tüccara para kazandırmak için belgeyi bastıracaksınız “Al parayı, ver belgeyi.” diyeceksinizde helal hâle mi gelecek?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç okumamışsınız, hiç.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ne diyoruz biz? Allah şah damarı kadar bize yakındır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Daha yakın.

MAHMUT TANAL (Devamla) – “Allah ile kul arasına kimse giremez.” diyor.

Ne yapıyoruz? Efendim, tüccar para kazansın diye Allah ile vatandaşın arasına bir tüccarı, bir sertifika belgesini koyuyorsunuz, Allah’a kurban olayım, Allah’ın adını da kullanıyorsunuz. Bunun hiçbir yerinde helal olmaz arkadaşlar.

SAİT YÜCE (Isparta) – Mahmut Bey, İslami konuları bilmeden fikir yürütme.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Burada siz bununla âdeta yeni bir ruhban sınıfı yaratıyorsunuz. Yani Kur’an-ı Kerim’in neresinde helal sertifika belgesi yazıyor? Bana bunu gösterir misiniz? Tüccara para vermezsem…

SAİT YÜCE (Isparta) – Zarurette haram helal olur yani.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ne diyorsunuz Hocam?

SAİT YÜCE (Isparta) – Zarurette haram helal olabilir.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Zarurette haram… Yani domuz kapakçıklarını kullanacağız, bu zaruret. Buna belge verecek misiniz? Gelin, onu burada verin.

SAİT YÜCE (Isparta) – Zaruret, insan hayatı söz konusuysa…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, değerli arkadaşlar, ortopedik hastalıklara gelelim. Oradaki o diz kapakları, vesairesinde kullanılan kemikler, kıkırdaklar hangi hayvanın? Ona da gelin, bir cevap verin.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Hepsine cevaz var.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, değerli arkadaşlar, siz burada, iş paraya geldi mi Allah ile vatandaşın arasına tüccarı, parayı, belgeyi koyuyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayıp ya, yapma böyle şeyler.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Arkadaşlar, bu, dinimize yapacağınız en büyük kötülüktür. Siz burada Müslümanları mı koruyorsunuz, yoksa Müslümanlara zarar mı veriyorsunuz? Aslında, bu parayla Müslümanlara yapacağınız en büyük sıkıntıyı yaratıyorsunuz, en büyük kötülüğü yapıyorsunuz siz. Siz bununla Müslümanları kandıramazsınız. Burada, parayla, belgeyle Müslümanları kandırıyorsunuz.

Din eksenli yasalar çıkararak… İleride iç politikaya malzeme için 3 tane yasa çıkardınız. Bir, müftüye nikâh yetkisi verdiniz. İki, bu yasa. Üç, organize sanayi bölgelerine pazar günü çalışma olayını getirdiniz, tatili kapattınız. Onun için, burada, din eksenli yasalarla halkı Allah’la kandırıyorsunuz, aldatıyorsunuz.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim Sayın Turan?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın konuşmacıyı biz de sizin gibi tebessümle izledik, kanunu hiç okumadığını gördük.

Bu, baştan aşağı ticari dünya örnekleriyle beraber hazırlanmış kanundur. Anlattığı gibi değildir. Çok fazla cevap verdiğimizden dolayı tekrar cevap vermeyeceğiz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasında geçen “ilişkin” ibaresinin “dair” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                       Ziya Pir                                                  Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                  İstanbul

                                       Ali Atalan                                      Mehmet Emin Adıyaman

                                          Mardin                                                        Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya konuşacak.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Başkan, söz istemiştim ama görmediniz herhâlde.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul; saygıyla selamlıyorum.

Dünkü konuşmamda, arkadaşlar, Helal Akreditasyon Kurumunun kurulması ve oluşturulması, görevi noktasındaki bu kanun tasarısını getiren arkadaşlarımızın, iktidarın yaşamı nasıl harama dönüştürdüklerini, nasıl helallerin artık aykırı bir ahlak kaidesi gibi genel bir toplumsal algıya dönüştüğünü, gayrimeşru olan her şeyin, ahlaki, inançsal, sosyal, ekonomik, siyasal her şeyin nasıl bir çürümeye tabi olduğunu ve haramların artık helal gibi anlaşıldığı, helallerin de haram olarak anlaşıldığı, haramların meşrulaştığı, helallerin gayrimeşrulaştırıldığı -ki bunun dün kısmen bir, açıklamasını yapmıştım- böyle bir dönemde tezatlıkları ortaya koymaya çalıştım. Bugün biraz daha açıldı durum.

Dün konuşmamda, yetiştiremediğimden dolayı bazı notlarımı ifade edememiştim değerli arkadaşlar. Komisyondaki Sayın Bakanın konuşmalarından bazı notlar almıştım, dünkü konuşmamda onları konuşamadım. Tam da bugün bunlar çok açık ve net bir şekilde ortaya çıktı.

Sevgili arkadaşlar, hazine borç batağına batmış, saraya örtülü ödenekler yetiştirilemiyor. Neredeyse maaş verilemeyecek noktaya gelmiş bir Türkiye gerçekliği içerisinde seyyar satıcısından, pazarcısından esnafına varıncaya kadar, işçisine, emekçisine varıncaya kadar insanlar 300’den fazla vergiyle haraca kesilmiş gibi, hortum gibi, bir halktan… Boğazındaki ekmeğe el koyacak kadar bir hortumlama var ve açık var. Bu açık nasıl kapatılmalı? Yeni haraç alanları oluşturulmalıydı ve bu muhafazakâr, bu iktidar döneminde de en rantı yüksek haraç alanları kutsallar oluşturmak, sahte kutsallarla, yapay gündemlerle rant sağlamak arkadaşlar. Bu şeye girmeyeceğim, Sayın Bakanın Komisyondaki konuşmalarına girmeyeceğim. Yine pek çok notumu geçeceğim fakat -hemen, vaktim bitmeden- bu tartışmalar, sizin konuşmalarınız, karşılıklı muameleler, üslup ve politik pratik, sosyal pratik, ahlaki pratik, içinde bulunduğumuz toplumsal gerçeklik bana sevgili Hazreti İsa’nın bir sözünü hatırlattı sevgili arkadaşlar. İsa ne diyor, biliyor musunuz? “Ağızdan giren değil, çıkan insanı kirletir. Ağıza giren mideye, oradan da helaya gider, ne var ki ağızdan çıkan yürekten kaynaklanır. İşte, insanı kirleten de budur çünkü kötü düşünceler, insanı katletme, hırsızlık, yalan, yalan yere şahitlik hep yürekten kaynaklanır ve insanı asıl kirleten de budur.” diyor sevgili arkadaşlar. Biraz önce Mahmut Tanal arkadaşımız Yahudi âlimlerin, bugünkü siyonizmin veya İsrail yönetiminin oluşturduğu ilk helal sertifikası vermesi noktasına değindi. İşte, İsa tam da bu sahte kutsalcı, dincilerle, bu dinci sınıflarıyla mücadele ediyordu, onların bu kutsalı istismar politikalarına, pratiklerine karşı aynen bu sözü söylemişti arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir de “Siz töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz.” diyor İsa. Değerli arkadaşlar, biz bu sahte gündemlerimizden çıkalım, yapay kutsallar üretmeyelim, yeni haraç alanları oluşturmayalım. Yeni adını koyamadığımız kutsalları ranta boğup yeni gelir getirecek, hazineyi borçtan kurtaracak nasıl alanlar oluşturulur? Derdimizin, niyetimizin bu olduğunu Sayın Bakan da sayın parti sözcülerinden bazı arkadaşlar da gayet ifade ettiler ama adını haram ve helal gibi kutsallardan, inançlardan alan kelimeleri kullanmayalım değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) – Şunu da hemen ifade etmek istiyorum kayıtlara girsin diye:

SAİT YÜCE (Isparta) – Neden rahatsız oluyorsun?

HÜDA KAYA (Devamla) – Bu helal sertifikasında sahtekârlıktan rahatsız oluyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, süresi bitti.

BAŞKAN – Belirttim Sayın Turan.

HÜDA KAYA (Devamla) – Müsaadenizle, hemen kayda girsin.

Helal sertifikası Türkiye’de zaten fiilî olarak zaten son yıllarda yapılıyordu. Ne dinî hassasiyeti var ne haram helalle ilişkisi olmayan nice firmalar basıyor parayı, alıyor sertifikayı.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Her konuşmacıya birer dakika verdiniz.

BAŞKAN – Talep etmedi.

HÜDA KAYA (Devamla) - Şimdi bunu biraz daha küresel çapta yapacaksınız, yeni haraçlar kazanacaksınız. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yazıklar olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede üç adet önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                                                                      İzmir

                                  Mehmet Gökdağ                                         Mazlum Nurlu                                        Akın Üstündağ

                                        Gaziantep                                                    Manisa                                                       Muğla

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muğla Milletvekili Sayın Akın Üstündağ konuşacak.

Buyurun Sayın Üstündağ. (CHP sıralarından alkışlar)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz yasa Helal Akreditasyon Kurumuyla ilgili bir yasa. Kurumun adının Arapça ve Fransızca kelimelerden oluşmasının garabeti bir yana, içeriği ve amacındaki muallaklık da ilk başta dikkati çekiyor. Niçin böyle bir yasanın çıkmasına ihtiyaç duyuldu? Gerçi gerekçeden de maalesef bu belli değil. İslam ülkeleriyle ticarette bu konuda bir engel mi var, bu da tam olarak ortaya konulmamış. Helal gibi dinî bir kavram ticarete konu ediliyor, bunun sakıncaları nasıl giderilecek? Stabil bir helal kavramı olmaması ve helal kavramının ülkeler arasındaki farklılıkları nasıl gidereceği belli değil.

Değerli arkadaşlarım, helal Arapça bir kelime ve dinsel yönden yasaklanmamış olan, dinin kurallarına aykırı olmayan, dince izin verilen demek. Helal gıdayı anlarım, eczacılık ürünlerini de anlarım ama değerli arkadaşlarım, kusura bakmayın, helal hizmeti ben anlayamadım. Bir hizmetin helal olup olmadığı hangi bilimsel kritere göre belirlenecek? Mesela, hizmet yoluyla personel alımında helal kavramına, ihaleyi alan firmanın yandaş firma olmadığı, ihaleyi yapanlarla veya siyasetçilerle bir akrabalık bağı olmadığı, ihale nedeniyle herhangi bir maddi menfaatin temin edilip edilmediği, ihaleyle ilgili bir rüşvet verilmediği hususları, bunlar dâhil olacak mı? Çalmak, rüşvet almak, yolsuzluk yapmak, adam kayırmak, kandırmak dinen yasak olduğuna göre bu konularda da bir kontrol olacak mı?

AKP iktidarları döneminde maalesef helal ve haram kavramları birbirine karışmıştır. Üye sayısı 36 olan İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsünün helal ürün standartlarının belirlenmesine ve sağlıklı bir belgelendirme sistemine yönelik çalışmalarının geldiği aşama nedir? Bu uluslararası kurumu işlevselleştirmek varken niçin ayrı bir kurum kurulma ihtiyacı ortaya çıkmıştır? Kurumun merkezi neden bakana bırakılıyor? Biraz önce Sayın Bakan bağımsızlıktan, kurumun bağımsızlığından bahsetti ama kurumun merkezine dahi bakan karar veriyor, merkezi neden Ankara'da bulunmuyor? İktidarın bu Ankara takıntısı gördüğümüz kadarıyla devam ediyor.

Danışma Kurulu hantal bir yapıda, birçok katılımcının olması bazı dezavantajları ve riskleri ortaya çıkarabilir. Bağış ve yardımların kurumun bağımsızlığını etkileyeceği açıktır, suistimale tamamen açık bir durumda kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, helal ve haram kavramlarının ticarete konu edilmesi toplumsal kesimler arasındaki ayrımı ve farklı hayat tarzları arasındaki uçurumu daha da netleştirecek ve toplumsal farklılıklar ortaya çıkacaktır. Mesela, bir markete gidildiğinde helal rafından değil de diğer raftan ürün almış olan bir vatandaş haram mı yemiş olacak, günah mı işlemiş olacak? Bu nasıl bir hezeyandır, anlamış değilim.

Değerli arkadaşlar, ürün ve hizmet kalitesi yerine dinî algı üzerinden piyasayı şekillendirme söz konusu olabilecektir. Bu da piyasa ekonomisinin güvenirliğini yitirmesine ve haksız rekabete yol açabilir. Özellikle bakan ve Başbakanın siyasi değerlendirme ve tercihleri bu kurum üzerinde… Özellikle Başkan ve Yönetim Kurulunu kendisinin belirlemesi, hatta Yönetim Kurulu üyelerinden birinin görevine son verebilmesine dahi karar veren bir mekanizmada kesinlikle bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, şu anda Datça’da Kızlan Mahallesi’nde iki ayrı noktada çıkan bir orman yangını var. Şu anda da kuvvetli rüzgârdan dolayı yayılıyor ve iki ayrı noktada farklı zamanlarda çıkmasından da bunun bir kundaklama olma ihtimalinin yüksek olduğu görülüyor. Doğal sit alanlarının kaldırılmasıyla bağlantısının olabileceği şimdiden görülüyor.

Değerli arkadaşlarım, burada Orman Bakanı da hazır varken… Değerli Bakan, Otluk Koyu’nda şu anda bir orman katliamı söz konusu. Orada, Cumhurbaşkanlığı için yapılan yazlık sarayda 4 metre yüksekliğinde devasa duvarlar için binlerce ağaç katlediliyor. Bu konuda herhangi bir yaptırımınız olacak mı, yoksa bu yapının Cumhurbaşkanlığına ait olması sizi engellemekte midir diye soruyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üstündağ.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sisteme giren 3 arkadaş var; Sayın Kayan, Sayın Adıyaman ve Sayın Erdoğan. Sırasıyla söz vereceğim birer dakikalık ve uzatmayacağım.

Sayın Kayan…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, ORKÖY kredilerinin geri ödenmesinde yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Orman Bakanınadır.

BAŞKAN – Soru-cevap bölümünü geçtik yalnız Sayın Kayan.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Bakan, ORKÖY kırsal kalkınma projesi hakkında az önce soru sormuştum size. 2015’te verilen kredinin 2017, 2018 ve 2019’da 3 taksit hâlinde ödenmesi isteniyor. Bunların toplamı 10.045 lira fakat bu para ödenmedi bu sene diye 10.045 lira yerine tamamı, 3 taksit beklenilmeden, faizi düşülmeden, aksine 13 bin lira olarak geriye alınıyor. Bugün de çiftçimiz bu parayı ödemiştir hayvanını satarak. Biz ne yapmak istiyoruz; köylüyü kalkındırmak mı, batırmak mı Sayın Bakanım?

BAŞKAN – Sayın Adıyaman, soru-cevap bölümünü geçmiştik ama sizin sorunuz… Açıklama mı yapacaksınız?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Efendim, soru soracaktım ama…

BAŞKAN – Ama soru-cevap bölümünü geçtik.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Yani, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Peki, hadi bir dakika.

Buyurun.

38.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, “Tendürek yolu” diye tabir edilen yolun daha ne kadar kapalı kalacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Ardahan-Kars-Iğdır-Van kara yolu -aynı zamanda uluslararası da bir yol; Gürbulak İran Sınır Kapısı’na giden bir yol- yaklaşık altı aydan beridir ulaşıma kapalı güvenlik gerekçesiyle. Şimdi, böyle olunca da bu saydığım illerden Van, Bitlis, Diyarbakır ve Antep’e ulaşmak ancak Ağrı üzerinden sağlanıyor. Bu da yaklaşık mesafe olarak 1,5 katı artıyor yani 200 kilometrelik bir mesafe 500 kilometreye... Bu, doğal olarak hem maliyet hem zaman kaybı açısından büyük mağduriyetlere neden olmaktadır. Bu “Tendürek yolu” diye tabir edilen yol daha ne kadar kapalı kalacaktır? Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdoğan…

39.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Değerli Başkanım, az önce Mahmut Tanal Vekil bu kalp kapakçığıyla ilgili bir söz sarf etmişti, onu düzeltmek istiyorum.

Ben hekimim. “Acaba bir yanlışım var mı?” diye kalp cerrahlarını aradım. Onlar da sadece domuzdan değil, sığırdan da elde edildiğini söylediler, sığırdan da yapılan kalp kapakçıkları olduğunu söylediler.

Yani, biz burada konuşurken… Sayın Tanal hukukçu, lütfen hekimlik alanına girmesin veya işte, helalle ilgili konuşan arkadaşlar, müftü veya bu konuda fetva veren arkadaşların yerine kendilerini koymasınlar. Ha, görüşlerini serdedebilirler ama yani biz uzmanların alanına lütfen girmeyelim.

Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (3)’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(3) Genel Sekreter Bakanın teklifi üzerine Başbakan onayıyla, hizmet birimlerinin başkanları ve diğer Kurum personeli ise Yönetim Kurulu tarafından atanır.”

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                            Ahmet Selim Yurdakul                                      Arzu Erdem

                                           İzmir                                                       Antalya                                                     İstanbul

                                       Ruhi Ersoy                                                Zihni Açba

                                        Osmaniye                                                   Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Ahmet Selim Yurdakul konuşacak.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum.

Muhterem vatandaşlar, madde genel hatlarıyla kurumun ihtiyaç duyacağı uzman kadroların oluşturulması ve diğer kurumlardan geçici görevliler hakkında düzenlemeler getiriyor. Bu aşamada akla liyakat esasıyla ilgili sorular geliyor. Biliyorsunuz, ofislerimize her gün kamu personeli olmak isteyen ancak malum nedenlerle hak kaybına uğrayanların sitemleri geliyor. Genel Başkanımız ve liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin tüm uyarılarına rağmen, ipleri kimlerin elinde olduğu bilinmeyen terör örgütleri yıllarca Türk gençlerini adaletsiz sınavlarla, haksız kayırmalarla umutsuzluğa sevk etmiştir. Vatandaşlarımızı devlete küstürme noktasına getirmek bizim devlet geleneklerimizde olmayan ve bundan sonra da olmaması gereken bir davranıştır. Türk milletinin Hükûmetten adalet ve liyakat beklediğini tekrar hatırlatmak isterim.

Bu tasarıya ilişkin komisyon görüşmeleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuzun çekinceleri ifade edilmiştir. Doğrusu, uluslararası arenada tanınan Türk Akreditasyon Kurumu yani TÜRKAK gibi kıymetli bir kuruluşumuz varken yeni bir kuruluş oluşturmaya çalışmanızın nedenini anlayamıyorum. Özellikle, hâlihazırda TÜRKAK kuruluşumuzun mesele hakkında deneyimli ve bilinirliği yüksek bir kuruluş olduğunu, yeni bir kuruluşla, zaten kıt olan millî imkânlarımızın israf noktasında boşa gitmesi ihtimalini tekrar dile getirmek isterim.

Benzer uygulamaları Sağlık Bakanlığında da gördük. Yeni kurumlar oluşturdunuz, yeni kadrolar, müdürlükler, uzmanlıklar getirdiniz, sonra da bir baktık eskiye dönüldü, şaşaalı açılışlar yapılan kurumları bir gecede kapattınız. Yalnız o arada, geçen sürede verilen maaşları, kiralanan plaza benzeri binaları soran vatandaşlara neler anlattığınızı merak ediyorum. Keşke acele etmeden etraflıca hem kanunun uzmanları hem de milletin temsilcileri olan milletvekilleriyle istişare edebilseniz. Böyle bir yaklaşımla daima kazanan Türk milleti olur.

Bu yüce Meclisin çatısı altında Türk milletinin huzuru ve refahı için çalışıyoruz. Kaynak israfının önüne geçmek ilk amaçlarımızdan biri olmalıdır. Örneğin, kamuda esas işi yapmasına rağmen hâlen taşeron şirketler üzerinden çalıştırılan yüz binlerce vatandaşımız var. Bu kardeşlerimiz zaten kamuda çalışıyor. Doğrudan bu kardeşlerimize kendi alın terlerinin karşılığını vermek daha makul olmaz mı? Neden araya şirketleri sokuyorsunuz? Bana verimlilikten bahsedecek ve kamuda taşeronluğu savunacak ilk vekile iki kelimeyle cevap vereceğim: Kamu vicdanı.

Kamu vicdanı, devlet geleneği olan kadim milletlerin en ayırt edici özelliğidir. Yeni dünya devletlerinin aksine kamu vicdanını bünyesinde barındıran kadim milletler, bu bilince samimi duyguları sayesinde ulaşmışlardır. O nedenle, bir elin verdiğini öbür elin görmemesini öğütleyen kültürümüzü siyasi hesaplarla yıpratmak, kadim Türk milletinin köklerine asit dökmek anlamına gelir. Bu ağacı kurutmayalım. Bu ağacı iyilikle, güzellikle besleyerek büyütelim. Büyütelim ki çorak vahalarla dolu dünyada gölgesine sığınabileceğimiz bir memleketimiz olsun.

Genel Kurulu vicdanlarıyla muhasebe etmeye davet ederek, sevgi ve saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdakul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (2)’inci fıkrasında yer alan “Helal Akreditasyon Uzmanlığına” ibaresinin “Helal Akreditasyon Uzmanlığı’na” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                       Ziya Pir                                                  Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                  İstanbul

                                       Ali Atalan                                      Mehmet Emin Adıyaman

                                          Mardin                                                        Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Ziya Pir konuşacak.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

ZİYA PİR (Diyarbakır) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri ve çok değerli, kıymetli, pahalı ve boş kızıl koltuklar; sizleri de saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, şimdi, aranızdan birileri çıkıp “Bu, soytarılığa doğru giden bir giriş.” demesin sakın ha. Ben, daha önce böyle bir şey söylediğim için, hatta “soytarı adayı” dediğim için dün on bir ay yirmi gün hapis cezası aldım.

Şimdi, haram-helalle ilgili de burada konuşuyoruz. Bir şeyin helal olması için adalet de olması lazım arkasında, bazen adil olmak lazım ki yaptığınız işler de helal olsun yani bu, ne kadar adildir, ona da bir bakalım. CHP grup başkan vekilimiz biraz önce buradaydı, kendisi hâkimlere bağırarak “soytarı” dedi, ona dava açılmıyor ama bize ceza veriliyor. Aynı zamanda, bir ağır ceza mahkemesinin başkanı, ben değil ama bazı milletvekillerimizin yargılandığı mahkemenin başkanı, avukatla bürosunda görüşürken çok rahat bir şekilde şunu söyleyebiliyor: “Benim vermiş olduğum kararların Anayasa Mahkemesinden ya da en geç AİHM’den döneceğini ben de biliyorum ama benim görevim, vermiş olduğum kararı istinaf mahkemesinden geçirmek. Şimdi, böyle bir hâkimle karşı karşıyayız. Burada adalet beklemek, yani, helallik beklemek bizim hakkımızdır, var mı burada böyle bir şey? Yok.

Bugün AK PARTİ grup başkan vekili öğle vakti bir konuşmasında, yerinden bir konuşmasında dedi ki: “Biz, bizi çağıran savcılara, hâkimlere gidiyoruz, gitmeyenleri aldılar.” Yani bu, hukuken öyledir, zorla getirme vardır. Ama burada konuşan arkadaşınız, gece saat 1’i çeyrek geçe evinden alındı, gözaltına alındı. İki gün sonra bir sene olacak. Ama ben o zaman Bekir Bozdağ’a uluslararası bir platformda söyledim, yüzüne haykırdım “Yalan konuşuyorsun, yalancısın.” diye. Çünkü bana ne evime ne makamıma ne avukatıma gelen herhangi bir çağrı kâğıdı yoktu. İşte, buradan konuşurken grup başkan vekili bunları dikkate alsın ve konuşmasında yalana… Ve adaletin dışına çıkmasın, bu da haramdır.

Şimdi, gelelim bu konuya, burada kurulacak olan kuruma. Siz diyorsunuz ki: “İşte, ticaretle alakalı.” Tamam, ona hiç şeyimiz yok, karşı koymayız hiç ona. Elbette biz de Türkiye'nin ve insanlarımızın para kazanmasını isteriz, elbette ihracat yapalım, buraya döviz girsin, bununla ilgili hiç sıkıntı yok ama burada bir vebal üstleniyoruz hep birlikte. Diyoruz ki… Biz öyle bir kurum kuruyoruz ki devlet olarak, bu kurum diğer kuruluşlara, helal uygunluk değerlendirme kuruluşlarına garantör oluyor, diyor ki: “Devlet olarak onun vermiş olduğu belgeye ben garanti veriyorum, helaldir. Eğer o, helal diyorsa helaldir.”

Şimdi, 9’uncu maddede yurt dışında da hizmetlerde bulunmak istediğinizi söylüyorsunuz, ben Almanya’dan size bir örnek vereyim: Türkiyeli kuruluşların, bir sürü cemaat var orada, işte Millî Görüşünden tutun Süleymancısına kadar, sadece Türkiye'den giden belki böyle 10 tane kuruluş vardır. Diğer İslam ülkelerinden de gelenler var, onlar birbirine güvenmiyor. Orada birinin helal kabul ettiğine öbürü “haram” diyor. Onun “helal” dediğine öbürü -iftira atıyor belki de- diyor ki: “Doğru değildir, onun kestiği tavuk haramdır, üzerinde ne kadar ‘helal’ ibaresi olsa da haramdır.”

Şimdi, biz, sizin vermiş olduğunuz… Yani bu akredite ettiğiniz kuruluşların hangisine, nasıl inanalım?

Bir elma suyunun üzerinde… Berrak bir elma suyu içerken üzerinde “Helal” yazıyorsa, herhangi bir kuruluştan, tamam, bu, benim vicdanımı rahatlatabilir, rahatlıkla gidip onu içebilirim, vicdanım rahat, ama gerçekten helal olup olmadığını, o elma suyu konsantresinin üretiminde jelatin kullanılıp kullanılmadığını ben nereden bileceğim? Bunlar karışıyor. Sadece Türkiye'de üretiliyorsa gidip fabrikayı denetleyebilirsiniz ama İtalya’dan da alıyorsanız ve İtalya’daki o fabrikada domuz jelatini kullanıldıysa, buradaki sizin akredite ettiğiniz kuruluşlar bunu nereden bilecek? Bunun gibi böyle bir sürü şey var, sayabilirim daha ama şu kanunu yaparken, lütfen vebal üstlenmeyelim. Ben bir Müslüman olarak rahat değilim. Ben gerçekten rahat değilim. Bunu tekrar bir düşünün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA PİR (Devamla) – Yani oradaki kriterler nedir, bunları tekrar bir gözden geçirin, ondan sonra bunu hep birlikte kanunlaştıralım. Eğer ticaretse biz de para kazanmak isteriz ama helal sertifikası vermek için o vebalin altına da ben imza atmam.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 11’inci maddede üç adet önerge vardır, üç önerge de aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 11’inci maddesinin (ç) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                            Ahmet Kenan Tanrıkulu                            Ahmet Selim Yurdakul                                      Arzu Erdem

                                           İzmir                                                       Antalya                                                     İstanbul

                                   Deniz Depboylu                                           Zihni Açba                                                Ruhi Ersoy

                                           Aydın                                                      Sakarya                                                   Osmaniye

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                       Ziya Pir                                                   Ali Atalan

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                   Mardin

                            Mehmet Emin Adıyaman                                     Hüda Kaya

                                            Iğdır                                                       İstanbul

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                    Mazlum Nurlu                                         Mehmet Gökdağ

                                          Manisa                                                    Gaziantep

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

501 sayılı, Helal Akreditasyon Kurumunun kuruluşuyla ilgili Yasa Tasarısı’nın 11’inci maddesinde Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önerge üzerine söz aldım.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu 11’inci maddeyle “mali hükümler” başlığı altında bir düzenleme getirilmiştir. Bu düzenlemeye göre “Kurumun gelirleri şunlardır.” diye izah ediliyor. Gerçekten sıralanmış.

“a) Genel bütçeden yapılacak yardımlar.

b) Akredite kuruluşlardan alınacak yıllık akreditasyon kullanım ücreti.

c) Yapılan hizmetler karşılığı alınacak ücretler.

ç) Kurumun tarafsızlığını ve bağımsızlığını etkilemeyecek her türlü yardım, bağış ve sair gelirler.” deniliyor ve devam ediyor:

“d) Diğer gelirler.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, gerçekten bir bağışın yapılması karşılıksız düşünülebilir mi? Bir bağış yapıldığı zaman yanlış bir işlemin yapılamayacağının garantisi ve suistimalin yapılmayacağı garantisi nasıl verilebilir? Bunu verebilecek bir kurumu ben kesinlikle düşünemiyorum. Bu da yetmiyor, “diğer gelirler” diye ilave ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten bağımsız bir kuruluş burada görev yapacaksa, tarafsız yapacaksa, helal-haramı ayırt edecek bir kuruluş olarak görevine devam edecekse kesinlikle bu maddenin, bu iki (ç) ile (d) bendinin buradan çıkarılması gerekmektedir. Tabii, biz bunu isterken maddenin tamamının çıkarılması yönünde de önerge verdik çünkü bu kurumun, daha önce de söylediğim gibi, açılmasına, oluşturulmasına gerek olmadığını düşünüyorum çünkü 36 tane İslam ülkesi bir araya gelmiş, bu birlik içinde “SMIIC” diye bir kurum oluşturulmuş ise bu açacağınız kurumun kriterlerini, kurallarını SMIIC size veriyorsa peki SMIIC niye kendi bünyesinde bunu yapmıyor da biz bu görevi üstleniyoruz; bunu anlamakta zorlanıyorum. Çünkü değerli arkadaşlarım, sadece belge vermekle “İhracatı artıracağız.” demek, bana göre hayalcilik olur. Çünkü birçok Müslüman ülkesiyle ilişkilerimiz bozulmuş, birçoklarıyla anlaşmazlığa girmişiz. Şu Orta Doğu’ya baktığımız zaman, Katar’dan başka dost olan, birbirimizle çok iyi bir şekilde siyasi ve ticari ilişki yapabileceğimiz hemen hemen ülke kalmamış. Diğer ülkelerin de zaten çok fazla ekonomik güçleri yok. Biz akreditasyon kurumundan vereceğimiz belgelerle ihracatımızı artıracağımızı hayal ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, siz hiç şöyle düşündünüz mü: Müslüman ülkeleri arasında gerçekten bir fikir birliğinin, bir inanç birliğinin, ibadet birliğinin, yaşam birliğinin olduğunu görüyor musunuz? Her bir Müslüman ülkesi kendisine göre kurallar koyuyor, kendisine göre giyimi kuşamı var, kendisine göre alışkanlıkları var, kendisine göre çalışmaları var. Şimdi, bu kadar geniş bir camianın içinde ortak bir belgeyi, herkesin kabul edebileceği bir belgeyi ortaya çıkarmak ve bunun itibarını da sağlamak kesinlikle mümkün olmayacaktır.

Onun için, değerli arkadaşlarım, birçok alanda, örneğin tekstilde nasıl bir uygulamayla helal akreditasyon belgesi vereceksiniz, bunu nasıl akredite edeceksiniz? Lojistiği nasıl yapacaksınız? İlaçta nasıl yapacaksınız? Ayrıca, finansta belki düşünülebilir, gıdada düşünülebilir ama değerli arkadaşlarım, birçok konu var, hizmet alanları var, bu alanlarda nasıl akredite yapıp da bu çalışmaları sürdürmeyi düşünüyorsunuz? Burada bir açıklık yok, birçok soru işareti var.

Bu nedenle, değerli arkadaşlarım, ihracatımızı artırmak istiyorsak kesinlikle yatırımlarımızı artırmak, üretimimizi artırmak, daha kaliteli, daha ucuz ürünler üretmek, katma değerli ürünler üretmek suretiyle ihracatımızı artırabiliriz diye belirtmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Aynı mahiyetteki önergelerin diğer konuşmacısı Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu olacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde görüştüğümüz Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde sunduğumuz önergemiz üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce, yüce Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Günümüzde, dünya üzerinde bulunan tüm Müslümanların, tükettikleri farklı nitelikteki ürünlerin helal olması noktasındaki hassasiyetleri ve beklentileri sonucunda oluşan piyasanın büyüdüğü bir gerçektir. Bu sebeple, satışa sunulan ürünlerin denetlenmesi tabii ki uygundur ancak siz yeni bir kurum oluşturma durumundasınız, hedefiniz bu yönde ve kurulacak bu kurum için oluşturulacak bütçe hakkında da bizim kafamızda bazı sorular oluşmakta.

Kurumun gelirleri arasında sayılan her tür bağış, yardım ve sair gelirler kurumun tarafsızlığını ve bağımsızlığını nasıl etkileyecektir? Bunun ciddi bir düzenlemesi yoktur. Nereden bakılırsa bakılsın, suistimale açık bir durum söz konusudur.

İktidar ve ekonomi yönetimi tarafından bir yandan 2018 yılı için kamuda kemer sıkma politikalarının artacağı dile getirilirken bu tasarıyla kurulması hedeflenen kuruma “yardım” adı altında bütçeden her yıl 3 milyon Türk lirası para aktarmayı planlamaktasınız. Kemer sıkma politikalarınız sebebiyle açılmayan kadrolar için kaç gencimizin umutla beklediğini de buradan size hatırlatmak istiyorum.

Burada sayabileceğimiz birçok sayıda meslek var, farklı meslek gruplarına mensup kadro bekleyen çocuklarımız var ama madem helal gıdayla ilgili konuşuyoruz, ben gıdayla ilgili meslekten bahsedeyim. Bunlardan birincisi gıda mühendisliği. Gıda denetimi konusunda dört yıl eğitim görerek bu konuda en yetişkin kişiler gıda mühendisleridir. Bu doğrultuda, bakanlıkta gıda denetmenlerinin çoğunluğunu neden gıda mühendisleri oluşturmuyor, neden gıda mühendisleri gıda denetiminden sorumlu üçüncü meslek grubu durumundadır; bunu anlamakta zorluk çekiyoruz.

Yine, gıda mühendisliği dört yıl eğitim gerektiren bir akademik alandır ama kırk gün süreyle kurs vererek, başka alanlardan çıkmış kişileri gıda kontrolörü yapmak ne kadar adildir? Bu, hak yemek değil midir?

Gıda işletmelerinde bilinçsiz üretici tarafından yönetilen üretimlerde gözlenen israflar ve verimlilik konusunda şüphe bulunmaktadır. Bu konuda, devlet eliyle, gıda işletmelerinin atık yan ürünlerini azaltmak, israfı önlemek, verimliliği artırmak, modern üretim tekniklerinin kullanımını sağlamak ve üreticiyi bilinçlendirmek için projeler geliştirilemez mi? Tarım ve hayvancılıkla ilgili birçok proje hayata geçirildi, peki, gıdayla ilgili bir proje yürütülmekte midir, bunu da merak ediyoruz.

İstihdam bekleyen diğer bir meslek grubuysa -gıda mühendislerinden ayrı- diyetisyenlerdir. Gıda mühendislerimiz aslında 2018 Ocak ayında 3.500 atama beklentisi içinde. Tabii ki bu beklentilerine nasıl cevap verilecek biz de merak ediyoruz. Ancak, diyetisyenlerin de beklentisi mevcut. Bu diyetisyenler istihdam noktasında oldukça sıkıntı çeken bir meslek grubu. Binlerce hastanın polikliniklere akın ettiği ve yüzlerce hastanın hastanelerde yattığı ülkemizde çoğu hastanede bir diyetisyen çalışıyor ve bu bir diyetisyen, hem poliklinik hizmeti veriyor hem yatan hastalara hizmet veriyor hem de hastanelerin mutfağından sorumlu oluyorlar. Ayrıca, bundan başka, daha bir tane bile diyetisyeni olmayan hastaneler de mevcut.

Kadro bekleyen diyetisyenler, hastanelerin durumu böyleyken ve yıllardır sözü verilen sağlıklı yaşam merkezlerine yapılacak atamalar da göz önünde bulundurulduğunda, yapılacak olan ilk atamada en az bin diyetisyen istihdamı yapılması ve sonraki atamalarda da ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak mesleklerindeki açığın kapatılmasını umut ediyorlar.

Zira bu projelerin duyurulmasıyla beraber sadece diyetisyenler değil, psikologlar, fizyoterapistler de sevindi, umutlandı, KPSS’ye girdiler, planlar yaptılar ama maalesef alım olmadığı için şimdi de 2017’de “2016’daki KPSS puanlarımız yanar mı acaba?” diye büyük bir endişeyle beklemektedirler. Tabii ki burada sayabileceğimiz kadro bekleyen bu kadar çok genç kardeşimizin meslek alanları varken şu anda değinebildiğimiz 2 tane. Ama madem gıdayla ilgili konuşuyoruz, bu kardeşlerimizin de beklediği kadroları ve yeşeren umutlarını yitirmemeleri için yardımcı olmamız gerekiyor.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Aynı mahiyetteki önergelerin son konuşmacısı, Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman olacak.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa tasarısı üzerinde çokça tartışıldı, özellikle “helal” ve “haram” kavramları üzerinden oldukça tartışıldı. Tabii, öncelikle şunu ifade etmekte fayda var: Kanun tasarısının genel gerekçesinde İslam âlemine yönelik bir akreditasyon kurumu oluşturuluyor, helal ürün üretimine yönelik ama belki şu göz ardı ediliyor: Ülke içinde özellikle yabancı sermayeye dayalı tüm sektörlerde bir ötekileştirilme yaratılacak. Yani bir taraftan İslam ülkelerinden kaynak, gelir elde etmeye çalışırken yabancı birçok sermaye de yurt dışına kaçmış olacaktır çünkü haksız rekabet ortamı doğacak ve pazar daralacak.

Ama daha vahimi şu: Bu yasa tasarısıyla aslında yüzyıllardır, Emevilerden bugüne Kur'an dini olan İslam’ın, iktidarların dini hâline dönüşmesinin tam da pratik bir uygulamasını görmüş oluyoruz. Emevilerde, Abbasilerde, Safevilerde, Memlûklerde ve hatta Osmanlı’da Kur'an dini olan İslam her zaman çıkar, rant ve iktidarın birer aracı hâline getirilmiştir. On beş yıllık AKP iktidarı da tam da bunu uyguluyor. Ne zaman ki Kur'an dini, Asrısaadet dini olan İslam, iktidarın bir aracı hâline, ekonomik çıkarların bir aracı hâline getirilirse en büyük zararı en başta din görmektedir. Ama öte taraftan, toplumu parçalamaya, karşıt gruplar hâline getirmeye... İslam’ın Sünni mezhebi içerisinde bile, örneğin Şafii inancıyla, Hanefi inancının detaylarında bile birçok ayrıntı vardır, “helal-haram” kavramı ayrışmaktadır.

Bakın, İslam’ı öyle bir hâle getirdiniz ki ben bizatihi bir anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum. Kur'an dinine inanan bir Müslüman yurttaş ve imanından da şüphe etmediğim biri, bir sohbetimizde aynen şunu anlattı, dedi ki: “Ben, son yıllarda uygulanan İslami anlayış, özellikle cuma günleri okunan hutbeler neticesinde bir süre camide namaz kılmamaya, ezan okunduğu zaman namazı evimde kılmaya başladım. Bir ay kadar bir süre böyle devam ettim ama bir gün gerçekten rahatsız oldum, acaba doğru mu yapıyorum? Ezan okunduğu hâlde camiye gitmiyorum, evde namaz kılıyorum, bu doğru bir şey midir?”

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Doğrudur.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – “Bu tutumumu netleştirmek için cami imamına gittim ve bu durumu onunla paylaştım. Hocam, bir türlü camiye gelmek içime sinmiyor, mevcut camideki İslami anlayış uygulamaları, hutbeler ve verilen vaazlar, beni bir şekilde huzursuz ediyor. Bu nedenle camiye gelmiyorum, doğru mu yapıyorum, dedim. Hoca bir sağına baktı, sonra bir soluna baktı, döndü bana dedi ki: ‘Biliyor musunuz, benim de içime sinmiyor.’ Döndüm, Hocam sizin içinize niye sinmiyor dedim. Dedi ki: ‘Cuma günleri belli bir kesim geliyor camiye, öncelikle sorarlar bana: ‘Vali Bey cuma namazını nerede kılacak?’ Eğer bizim camide kılıyor dersem bekliyor o cemaat ama örneğin, merkez camisinde veya falanca mahalledeki camide cuma namazını kılacak dersem, o cemaat komple o camiye gidiyor.’” Şimdi, bu örnek…

HACI ÖZKAN (Mersin) – O, namaz kılmaya gitmiyor, vali camide olduğu için gidiyor.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Evet, biz tam da onu söylüyoruz. Evet, ne zaman ki Kur'an dini olan İslam, çıkarın, iktidarın, erkin bir sömürü aracı, bir istismar aracı hâline gelirse işte o Müslümanın ifade ettiği türden cemaatler oluşur, sahte Müslümanlar oluşur; rant, çıkar için İslam’ı bizden, sizlerden daha çok savunan, şeklen savunan sahtekârlar çıkar ve İslam dini işte tam da böyle dejenere olur.

Bu nedenle, öncelikle İslam dininin rant, çıkar -ki gerekçede de ifade edildiği gibi- daha çok para kazanmanın bir aracı hâline getirilmesi dine yapılan en büyük haksızlıktır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (3)’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(3) Bu kanun kapsamında inceleme ve denetim göreviyle görevlendirilen Kurum personeline 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre hak ettikleri gündelik tutarlar ödenir.”

                                 Fahrettin Oğuz Tor                                Ahmet Selim Yurdakul                                      Arzu Erdem

                                   Kahramanmaraş                                              Antalya                                                     İstanbul

                                       Ruhi Ersoy                                                Zihni Açba                            Ahmet Kenan Tanrıkulu

                                        Osmaniye                                                   Sakarya                                                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor konuşacak.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12’nci maddeyle ilgili verilen önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, helal gıda pazarı ticaretinin Türkiye’de ortalama 15 milyar dolara yaklaştığı, pazarın her yıl yüzde 100 büyüdüğü belirtilmektedir. Gerçek helal ürünlerin sertifikalı olarak üretilir hâle gelmesiyle Türkiye, küresel helal pazarının çok önemli ve aranan bir aktörü olabilecektir.

Her ne kadar “helal ürün” denince akla sadece gıda gelse de helal ürünün kapsamı çok daha geniştir, turizm de bunun bir alt kümesidir. Tatil ve seyahat sektöründe helal turizme ilgi giderek artmaktadır, bu yönde ayrı bir sektör oluşmuştur. Dünyada helal tatil hizmeti veren tesis sayısı 350 civarındayken bunun 160 kadarı Türkiye’dedir. Söz konusu turizmin yıllık parasal büyüklüğünün beş yıl içinde 200 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye dışında helal tatilde özellikle Abu Dabi, Endonezya ve Malezya’da bazı girişimciler “helal şehir oteller” kategorisinde ciddi yatırımlar yapmışlardır, yapmaya da devam etmektedirler. Otel sayısı bu sektörde gün geçtikçe artmaktadır.

Özellikle, 2016 yılında başta Almanya olmak üzere Avusturya, İsveç, Norveç, Finlandiya, Belçika ve Hollanda’dan gelen turist sayısındaki azalmalar, ülkemizde, sektörde kapasite kullanımını ciddi şekilde düşürmüştür. 2017 yılında bu ülkelerden gelen turist sayısında, 2016 yılını telafi edici gelişmeler yaşanmamıştır. Her yıl artan yatak arzına paralel talep artışı gerçekleşmediği takdirde, 2018’de de beklenen talep -geceleme sayısı- artmaz ise sektörün açmaza girmesinin kaçınılmaz hâle gelmemesi için önemli bir pazar olan helal turizm zaman içinde telafi edici bir açılım olarak görülebilir.

Değerli milletvekilleri, dün Kahramanmaraş’ımızın işgalci emperyalistlerden kurtuluşunda önemli dönemeçlerden biri olan Sütçü İmam’ın emperyalistlere ilk kurşunu attığı günün yıl dönümüydü. Fırsat bulamadığım için bu güzide yıl dönümünü kutlayamadım. Bu ülke 1048 yılında Pasinler Ovası’nda Hasankale’de yapılan savaşla bin yıldan beri büyük Türk milletinin helali olmuştur. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması’yla Anadolu’nun birçok yeri gibi Maraş da önce İngilizler, sonra da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Yıllardır sevgi, saygı ve komşuluk hukuku içinde birlikte yaşayan Ermeni cemaati, bu işgalle komşuluk ve kardeşlik hukukunu çiğnemiş ve düşmanca tavırlar sergilemeye başlamıştır. İşgalci kuvvetlerle beraber, şehirde asayişin, huzur ve güvenin bozulmasına sebep olmuşlardır. 31 Ekim 1919 tarihinde yani bundan doksan sekiz yıl önce bir grup Fransız ve Ermeni askeri devriye gezerken Uzunoluk Mahallesi’nde, tarihî Uzunoluk Hamamı çıkışında iki Müslüman Türk kadınına sarkıntılık yapmışlardır. Çakmakçı Sait isimli genç, işgalci gruba müdahale etmesinin ardından gözü dönmüş Fransız askerleri tarafından ağır şekilde yaralanmıştır. Olay yerinde bulunan Sütçü İmam “Bugün namus günüdür.” diyerek ilk kurşunu ateşlemiştir. Milletin namus ve şerefine uzanan menfur el kırılmıştır. Bu kurşun, istiklal mücadelesinin de ilk kıvılcımı olmuştur. Bu kurşun, Maraş’ın bize mezar olmadan düşmana gülzâr olmayacağının, Müslüman mahallesinde salyangoz satılmayacağının ispatının ilk müjdecisi de olmuştur. “Maraşlım, bir hamaset destanı nakşedildi bağrına/ Yurdumun aslanları öldü iman uğruna/ Ruhlarda bayraklaşan Allah için savaştır/ Bu şehitler diyarı, işte bu yer Maraş’tır.” Büyük şair, cennetmekân Arif Nihat Asya’nın söylemesiyle “Maraş Türkiye'nin kalem kaşıdır/ Maraş Türkiye'nin köşe taşıdır/ Maraş tarihleri inşa ettiren/ Koca Sinanların ustabaşıdır.”

Kurtuluş Savaşı’na da örnek olan bu olay vesilesiyle, başta Sütçü İmam ve ebediyete intikal etmiş diğer halk kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “elde edilmiş” ibaresinin “mevcut” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                       Ziya Pir                                                   Ali Atalan

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                   Mardin

                                       Hüda Kaya                                           Saadet Becerekli

                                         İstanbul                                                     Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum Sayın Yıldırım?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metnine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddenin (1)’inci fıkrasında bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “yazılmak üzere” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                       Ziya Pir                                                  Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                  İstanbul

                                       Ali Atalan                                            Saadet Becerekli                                          Aycan İrmez

                                          Mardin                                                     Batman                                                      Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez konuşacak.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına 13’üncü madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Gerçekten bu tasarıya baktığımızda bir kez daha bize gösteriliyor ki bu Hükûmet dini her şeye alet etmiş, başını almış gidiyor. Ne yazık ki öyle bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu Hükûmet, toplumu din üzerinden ayrıştırmaya çalışıyor ve ötekileştirmeye çalışıyor, bu da bunun bir göstergesidir.

Şunu özellikle belirtmek istiyorum: Her şeyiyle, yolsuzluğuyla harama batmış bir Hükûmetin kalkıp helal kelimesini -İslam dininde bu kadar önemli bir kelimeyi- kurum ve kuruluşlara atfederek böylesi bir isimle bir kurumun oluşturulması… Hakikaten, iktidar neyin helalinden bahsediyor, bunu anlamış değiliz.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz ki 1 Eylül 2016 tarihinde Belediye Kanunu’nda bazı değişiklikler yapıldı ve bu değişikliklerle birlikte bazı suçlamalar nedeniyle hakkında soruşturma açılan ve görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin yerine on beş gün içerisinde görevlendirilme yapılması hükmü getirildi. Yani bir yıldan uzun süredir, içeriğine OHAL’de ve KHK’yle ne yazık ki bazı değişiklikler getirildi. Bilindiği üzere Hükûmetin ağustos ayında kanun olarak TBMM’den AKP’nin de onayıyla çıkarmasının ardından yürürlüğe giren bir olağanüstü hâl, durum yasası söz konusudur. Bu değişiklik bu yanıyla sadece seçmen iradesine değil, aynı zamanda içinde bulunduğumuz Meclisin iradesine karşı da yapılan bir saldırı niteliği taşımaktadır. Bu hüküm getirildikten kısa bir süre sonra Demokratik Bölgeler Partisinden halk tarafından irade olarak seçilen 71 belediye eş başkanı tutuklandı ve DBP’li 94 belediyeye de kayyum atandı. Ayrıca 8 belediyenin de yetkileri ne yazık ki mülki amirliklere devredildi, bu sürece yüzlerce meclis üyesinin gözaltına alınıp tutuklanması da eşlik etti. Kürt halkı tarafından kendi iradelerine karşı bir saldırı olarak yorumlanan bu uygulamaların ayrışma ve çatışma zeminini güçlendireceği defalarca dile getirilmesine karşın ne yazık ki bu uygulamalara devam edilmiştir. Bunların yanında DBP’li belediyelerin dışında birkaç belediyeye de kayyum atandı fakat buralara atanan kayyumlar meclis üyeleri arasından seçildi. Ne yazık ki DBP’li belediyelere atanan kayyumlar ise kaymakam ve vali yardımcıları gibi kamu görevlileri arasından seçildi. Tabii, DBP’li belediye eş başkanları görevden alınırken herhangi bir yargı kararının beklenmesi bir tarafa, gayrihukuki bir şekilde ne yazık ki tutuklandılar. Son zamanlarda neyle suçlandıklarını bilmediğimiz, kamuoyunun da bilmediği AKP’li belediye başkanları görevden el çektirilmeye başlandı. Bu durumda, Türkiye’nin 79 milyonluk nüfusu hesaplandığında neredeyse ülke nüfusunun yüzde 40’a yakını kendi seçtiği belediye başkanı tarafından yönetilmemektedir. Böylece devletin temel meşruluk kaynaklarından ve Anayasa’nın temel ilkelerinden biri olan insanların seçme ve seçilme özgürlüğü yine ve yeniden gasbedilmiştir yani halkın iradesi hiçe sayılmıştır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarının yerel yönetimler üzerinde baskı ve hegemonyası ülkenin içinden geçtiği iktidarsızlık sürecini daha da genişletmek çabasından başka bir şey değildir. Özellikle 7 Haziran sonrası demokratik siyasal alana yapılan müdahalelere paralel olarak yürütülen yerel yönetimlerin tasfiyesi sürecinde rafa kaldırılan hukuk, Türkiye’nin, Türkiye tarihinin en büyük skandallarına dönüşmüş durumdadır. Siyasallaşan yargı Kürt illerindeki belediyelere karşı toptan bir tasfiye aracı hâline getirilirken Hükûmet kendi belediye başkanlarını aileleriyle tehdit ederek görevden el çektiriyor.

Türkiye, hukuk ve demokrasi ülkesi değil; tutuklamayla, gaspla, tehdit ve şantajla görevden alınmaların gerçekleştirildiği bir mafya ülkesi hâline ne yazık ki dönüşmüştür.

Değerli milletvekilleri, kayyum atanan DBP’li belediyelerin halka hizmet sunduğu bütün kurumları neredeyse devre dışı bırakılmış ve halk ile belediye arasındaki bağ da tamamıyla kesilmiş bir durumdadır. Nihayetinde merkezî iktidarın, muhalefet partilerine mensup yerel idarecileri ve istenmeyen belediye başkanları olarak ilan ettiği kişileri baskılama ve yetkilerini daraltma eylemi bugün yine OHAL kanunuyla belediye yetkilerine tamamen neşter vurulup…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrmez.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddenin (2)’nci fıkrasında bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                    Mazlum Nurlu                                         Mehmet Gökdağ                                        Türabi Kayan

                                          Manisa                                                    Gaziantep                                                  Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kırklareli Milletvekili Sayın Türabi Kayan konuşacak.

Buyurun Sayın Kayan. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Helal gıda akreditasyonu üzerine, din istismarı üzerine söz almış bulunuyorum partim adına.

Değerli arkadaşlar, bu bana neyi hatırlattı? 1951 yılında traktör almıştı babam ve bu traktörler işlemeye başladığı zaman o zamanki softaların hepsinin ağzında aynı söz vardı, “Bu, gâvur icadıdır, bunun çıkardığı ekmek yenmez.” diye. Traktörün çıkardığı ekmek yenmez, otobüsün yaptığı iş yenmez, kamyonun getirdiği, götürdüğü gıda, su, yenmez, içilmez; minibüsün, efendime söyleyeyim, otomobilin hakeza aynı şekilde; bu yarın buraya gidecektir. Değerli arkadaşlar, bu din istismarıyla Türkiye’yi batıracaksınız, bunu bilesiniz.

Şimdi, gıda üretiyoruz. Arkadaşlar, aynı zamanda çiftçilik yapıyorum ben. Gübreyle besliyoruz bu gıdaları, gübre neden oluşuyor? İlaç atıyoruz bunlara; bu ilaç neden oluşuyor, terkibinde neler vardır biliyor musunuz? Hiç bilmiyorsunuz. O yüzden, helali, haramı bunun içine karıştırırsanız yarın öbür gün herkes kendine göre bir helal, haram çıkaracaktır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O yüzden kurum kuruyoruz ki herkes yapmasın kendine göre diye.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Cevabı sonra verirsin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ederiz.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sağlık alanından, ilaçlardan arkadaşlarımız bahsettiler.

Şimdi, ayçiçeği yetiştiriyoruz, hibrit tohum, tohumu dışarıdan geliyor. Buğday yetiştiriyoruz, tohumu dışarıdan geliyor. Nasıl oluşuyor tohum, bilen yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede yetiştiriyoruz, yarısını Rusya’dan alıyoruz ya.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Domuzdan yapılıyor, domuz kemiklerinden.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Aynı şekilde, şimdi, domates çekirdeği, biber çekirdeği, patlıcan çekirdeği yine aynı şekilde.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yurt dışından nişasta bazlı şeker getiriyorsunuz. Bütün dünyada, özellikle Fransa’da nişasta bazlı şeker yüzde 0 iken bizdeki oranı yüzde 15. Yüzde 25’lere, yüzde 50’lere çıkarmaya çalışıyorsunuz; bunu size soruyorum: Helal midir, haram mıdır?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kurum karar verecek.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Ayrıca, ünlü bir bakanımız vardı, mısır getiriyordu yurt dışından, “Çocuklarımın tavuklarına getirdim, ne var bunda?” diyordu. Helal mısırdı herhâlde arkadaşlar!

Değerli arkadaşlar, şimdi, siz illa helal bir şey çıkarmak istiyor musunuz? Size şunu öneriyorum ben: İnsanlarımızın helal kazançları, haram kazançları üzerine, gelin, buradan helal bir kanun çıkaralım. Gelin, çıkaralım; helali kim kazanıyor, haramı kim kazanıyor, bunun cezasını da verelim, bunun ödülünü de verelim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok sıkıntı yaşarsınız, İstanbul’daki rezidanslar sıkıntı olur.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Helal kazananlara ödülünü verelim, haram kazananlara cezasını verelim, bakalım kaç kişi kalacak aramızda.

Şimdi, değerli arkadaşlar…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kim helal yiyor, kim haram yiyor araştıralım.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Araştıralım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama kurum kurulmadı daha, kurum kurulsun ki araştırsın.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Kurumu kurmak için yasa önerisi getirilir…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Getirdik ya.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – O şekilde biz bunu onaylayacağız burada, helali, haramı.

Size bir şey daha söylüyorum: “Oğlum, sıfırla.” dedikleri zaman bu para helal para mıydı, haram para mıydı?

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Bırak ya, oraya girme. Ayıp ya!

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, girelim, lütfen girelim. Bu dolarları evlerin içine kadar getiren…

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Gıybet de haramdır, biliyorsun değil mi?

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – …bunları saymak için makine alanlara helal miydi, haram mıydı? Bunları da gündeme getirelim, getirelim.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – İftira da haram, biliyorsun değil mi? İftira atmak da haram.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Hatta size bir şey daha söyleyeceğim değerli arkadaşlar, gelin, seçimlerde helali, haramı getirelim buraya. Helal seçim nasıl olur, haram seçim nasıl olur burada konuşalım onu, var mısınız? (CHP sıralarından alkışlar) Bunları belirlemek için de bağımsız bir organ tespit edelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama helal olsun o organ da.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Bu bağımsız organa, sizlere değil, sizlerin atadıklarınıza değil, bağımsız organlara bunları yaptıralım.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Ama “helal organ” diyor; helal, helal organ.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Bakalım ne yapacaksınız, yüzde kaç oy alacaksınız bu Türkiye'de görürsünüz.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, sayın hatip…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmasının yasayla hiç alakası yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - …daha önce defaatle söylediğimiz, kanunla alakası olmayan konuları bir daha gündeme getirdi. Kanunu hiç okumadığını görmüş olduk. Ayrıca grubumuzda her vekilimiz her sene mal beyanı verir; kiminki helal, kiminki haramla ilgili iddiasında kendisi sınıfta kalır diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Anayasa Mahkemesindeki tespitleri gündeme getiririm.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Madde 13’teki (3), (4) ve (5)’inci fıkrayı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’de bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                          Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                       İzmir

                                  Mehmet Gökdağ                                         Mazlum Nurlu                                              Bülent Öz

                                        Gaziantep                                                    Manisa                                                   Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Öz konuşacak.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de size helal olsun diye konuşmama başlamak istiyorum.

“Bu kanun tasarısının amacı ekonomi.” diyorsunuz ama yine toplumu inanç üzerinden şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Bugün çıkarmak istediğiniz kanun tasarısıyla başka bir içtihadı devletleştirme niyetinizle karşı karşıyayız. Bir ürünün ve hizmetin güvenilirliğini belirleyen Türk Akreditasyon Kurumu hâlihazırda görevi -zaten Helal Akreditasyon Kurumunun yapacağı görevi- üstleniyorken siz bir masrafı daha hak görüp israfa yöneliyorsunuz ve yeni bir kurum açıyorsunuz; ekonomik kazanca değil, kayba neden oluyorsunuz.

Helal Akreditasyon Kurumunun kısaltılmışı “HAK”tır. Soruyorum: Bu kurum millete hak mıdır? “Bu, milletimize müstahak.” mı diyorsunuz? Gıdanın helal olması kazancın helal olmasıyla ilintilidir. Soruyoruz: Yandaşlarınıza haksızca imkân sağladığınız kazançlar helal midir? On beş yılda 42 kez İhale Kanunu’nu değiştirdiniz, yetmedi, ihaleleri pazarlık usulüne çevirdiniz. Tüm ihaleleri haksızca yandaşlarınıza verdiniz, belki farkında değilsiniz ama kul hakkı yenmesine müsaade ettiniz. Size geçtiğimiz hafta buradan isimlerini de vererek bazı kişilerden bahsetmiştim; vergileri sıfırlattığınız, kamu hakkını gasbettiğiniz kişiler. Milletimiz helali, haramı iyi bilir; siz de bilseydiniz para kasaları ve ayakkabı kutularını aklamaz, vergileri sıfırlatmaz, binlerce dolarlık saatin haram olduğunu bilerek hesap sorardınız. Yoksa, siz onlara da helal damgasını mı vurmayı düşünüyorsunuz?

Şimdi, “helal” ve “haram” diyorsunuz, bunun adı “demagoji”dir. Helal damgası alan firmanın ürünü helal de almayan firmanın ürünü haram mı olacak? Siyasi anlamda kutuplaştırdığınız milletimizi yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz ürünlerde de mi kutuplaştıracaksınız?

On beş yıldır dinî eksenle yaptığınız her hareket felaketle sonuçlandı. On beş yılda, sözde dinî bütünlüğünüz ve cemaatseverliğiniz 15 Temmuzu yaşattı ama yine de ders almıyorsunuz. Kursağına kadar harama gömülmüş nefisler, yolsuzluğa batmış eller ve kul hakkıyla kirlenmiş gönüllerin her lokması haramdır. “Kul hakkı, yetim hakkı yemeyin, yedirmeyin.” Dinimiz bunu emreder. Tüm bunlar bitti, bu işlere girdiniz. Yaptığınız iş israftır, israf da haramdır.

Helal ve haram gerçeğinde Yüce Allah emrediyor “Kul hakkıyla bana gelmeyin.” diye. Peki, yolsuzlukla mücadele var mı? Yok. Rüşvetle mücadele var mı? Yok. İş ete buda gelince alimallah allame kesilirsiniz. Biz asırlardır haramı ve helali bildik, dedelerimiz, atalarımız da bildi. Haram olan yetim hakkına el sürenler gibi, bu israf kurumlarına dökmeyin garibanın hakkını.

Bir ürüne helal damgası vurmakla ihracat artmaz. Hatalı dış politikalarınız bir kurum kurarak aşılamaz. Siz helal damgayla hayal ihracat peşindesiniz. Siz “Tüketiciyi koruyacağım, ihracatı artıracağım.” adı altında üreticiyi bir kez daha döven olacaksınız. Üstelik bu kanun tasarısı geri çekilmezse işin sonunda zaten ilişkilerimizin sorunlu olduğu İslam ülkeleriyle bir başka soruna daha neden olacaksınız. Ekonomi diyorsunuz, ekonomiyi canlandırmanın ve ihracatı artırmanın yolu mevcut olan kurumlara israfa yönelik bir kurum daha eklemek olamaz. Yeni kurumlara yeni bütçeler harcayarak dünya ülkeleriyle ekonomik rekabet edilemez. Politikanız, mevcut kurumların çalışma modellerinin iyileştirilmesi olmalıdır. Politikanız, ülkelere “ey” diye başlayıp tehditler savurmak değil, ikili ilişkilerimizin güçlendirilmesi olmalıdır.

Sayın milletvekilleri, bu yasa tasarısı ekonomik kazanç değil kayıp getirecektir ülkemize. İslam ülkeleriyle ihracat değil, politik savaş olacaktır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylamadan önce iki sayın milletvekiline lehte ve aleyhte olmak üzere söz vereceğim oyunun rengini belli etmek üzere.

İlk önce lehte Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün konuşacak.

Buyurun Sayın Aygün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nda oyumun rengini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu konuşmayı hazırlarken güzel bir hazırlık yapmıştık ama arkadaşlarım bu konuyla ilgili güzel sözler söylediler; benim söyleyeceğim tekrar olacak ama ben burada bu saatte bu konuşmayı yapmayacağım.

Helalinden bir yasa çıkarttığımızı belirtmek istiyorum. Ülkemize, milletimize ve İslam âlemine hayırlı olsun diyorum. Oyumun rengi “Evet.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zeki Aygün, Kocaeli Milletvekilisin, Kocaeli metrosu ne oldu, onu konuşsaydın.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Ya, biz konuşmuyoruz, icraat yapıyoruz Haydar.

BAŞKAN – Aleyhte Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tarhan.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Kocaeli Milletvekilimiz çıktı, beş dakika zamanı vardı, sadece kırk beş saniyesini konuştu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İş yapıyoruz, iş.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Gerçekten, bu kürsüde beş dakika konuşmak için saatlerce, günlerce bekliyoruz. Aslında burada Kocaeli’nin sorunlarını anlatabilirdiniz. Bir örnek vereyim size; Büyükşehir Belediye Başkanımız ısrarla bize şunu söylüyor Kocaeli’de: “Ya, biz kamu yatırımlarından yeterince pay alamıyoruz. İşte, İstanbul’daki metro, havaalanına yönlendiriliyor. Kocaeli’ye kamu yatırımı yapılmıyor, Büyükşehirin bütçesi de yetmiyor.”

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Konuya gelelim konuya; Kocaeli yok, yasada yok, yasada yok Kocaeli.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – En azından burada -Sayın Bakan da burada- şunu isteyebilirdin, diyebilirdin ki: Bugün Kocaeli Büyükşehirin bütçesi yetmiyor, kamu yatırımlarından biz daha fazla pay almalıyız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yasama faaliyeti ile Hükûmet işlerini karıştırmayalım.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – İşte, Kocaeli’nin en büyük sorunu ulaşım. Buraya metro yatırımlarıyla ilgili destek isteyebilirdiniz.

Çok değerli milletvekilleri, bugün biz burada helal-haramı tartışıyoruz. Aslında Türkiye’nin en büyük sorunu, bugün ülkedeki en büyük sorun dış politika. Dış politikada yapılan yanlışlar Türkiye’yi ekonomik anlamda bugünlere getirdi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Konuya gel, konuya.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Bugün biz, tekeden nasıl süt çıkarırız, bunu tartışıyoruz. Bırakın onu, siz öncelikli olarak Müslüman ülkelerle dış politikada, ekonomik anlamda, diyalog anlamında gelişimi sağlayın.

Hangi ülkeyle aramız iyi ki? Gittik, mücadele verdik Libya’da, yeri geldiğinde uçağa dolarları yükleyip gönderdik, savaştık. Ne oldu? Müteahhitlerimiz arkasına bakmadan, bütün alacaklarını bırakıp çekti geldiler. İşte, Suriye’de her gün fırıldak gibi dönüyoruz.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Konuya lütfen ya, ne alakası var?

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Belli bir dış politikamız yok. Biz bugün burada diyoruz ki: Helal Akreditasyonu kurarsak gerçekten ekonomiyi artırırız, ekonomi gelişir. Burada 600 milyar dolarlık bir bütçe var, bunu nasıl sağlarız?

Ya, bırakın, bırakın. İhracatta 5 ülke içerisinde, düşünün, ilk 5’te olan ülkelerle bugün aramız bozuk, dış politikada kapılar kapanmış. Almanya’yla tartışıyoruz, Almanya ekonomik anlamda bizim dış ihracatta ilk 3’te. Amerika’yla vize sorunu yaşıyoruz. Düşünün, Irak’la problem yaşıyoruz. Düşünün, daha önce Irak Hükûmetini dikkate almayıp Kuzey Irak Hükûmetiyle anlaşma yapan bugünkü iktidar şimdi ne hâlde? Tekrar “Irak devleti ile biz iş birliği yaptık.” diyoruz. Onun için, öncelikli olarak Türkiye, demokratikleşmenin adımlarını atıp, dış politikada on yıllık, yirmi yıllık politikalar uygulayıp Türkiye’yi bölgede söz sahibi yapacak. Öncelikli olarak, bugün Türkiye’nin en büyük sorunu olan tek adam rejiminden Türkiye’yi kurtarması gerekiyor.

Güneydoğuda belediye başkanları görevden alınıyor, kayyum atanıyor; kendi belediye başkanlarınız zorla istifa ediyorlar; güneydoğuda, doğuda atadıkları kayyumlar yolsuzluk yapıyor, onları da görevden alıyorlar. Onun için, biz öncelikli olarak Türkiye’de demokratik adımları atıp iyi bir dış politikayı uygulayarak ekonomiyi ayağa kaldıracaksak böyle kaldıracağız.

Gecenin bu saatinde, ne olursa olsun, ben bu yasa tasarısına emek veren bütün milletvekillerini tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.

Oyumun rengini de “hayır” olarak açıklıyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını ve oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını yine oylama için verilen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Pusula verenlerin salonda bulunup bulunmadığını talep edeceğiz.

BAŞKAN – Oy pusulası veren sayın vekiller, lütfen… Pusula veren arkadaşlar lütfen salonu terk etmesin.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu okuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                  :           214

Kabul                                         :           199

Ret                                             :             11

Çekimser                                    :               4   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

             Emre Köprülü                             Mustafa Açıkgöz

                 Tekirdağ                                       Nevşehir”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakanımızın sanıyorum Sayın Kayan’a ait bir soruya cevap verme talebi var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan, Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan ve Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın milletvekilleri, esasen Marmaris’te bir yangından bahsedilmişti. O kontrol altına alındı. Bir şahıs, sarhoş bir kişi ormanı iki yerden yakmaya teşebbüs etmiş, onu da jandarma ve ormancılar yakaladı; bir.

Bir de Tendürek’le ilgili, arkadaşlar çıktı…. Yol düzenlemesi yapılıyor, bir ay içinde açılacak o Tendürek yolu.

Bir de ORKÖY’le ilgili değerli vekilimizin söylediği husus var. Onu şu anda inceliyoruz; acaba onu iyileştirmek mümkün mü, ona da bakacağım ama siz bize bu konuda bilgi gönderirseniz memnun olurum.

Herkese teşekkür ediyorum, helal olsun sizlere. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 2’nci sırada bulunan 325 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının (S. Sayısı: 325)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada bulunan 479 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 479)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 2 Kasım 2017 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 22.37



(x) 501 S. Sayılı Basmayazı 31/10/2017 tarihli 15’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.