TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 15’inci Birleşim

                                                                                              31 Ekim 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in, Amedspor seyircilerine deplasman yasağı getirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerel basının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, helal ve sağlıklı gıdaya ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Pamukkale Üniversitesi öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Trabzon’un Maçka ilçesinden gelen vatandaşlara “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

B) Önergeler

1.- Başkanlıkça, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün Çevre Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önerge (4/110) yazısı

 

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/610) esas numaralı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/111)

 

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Birleşmiş Milletler Örgütü himayesinde 4 Aralık 2017 tarihinde Rusya’nın başkenti Moskova’da düzenlenecek olan “Parlamenterler Uyuşturucuya Karşıdır” başlıklı konferansa Rusya Federasyonu Federal Meclisi Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin’in vaki davetine icabetle Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bir heyetin katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1204)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir ile Şırnak Milletvekili Leyla Birlik’in 17 Temmuz 2017 tarihinden itibaren on birer gün izinli sayılmalarına ilişkin tezkeresi (3/1205)

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Erdal İnönü’yü sevgi ve saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bursa Milletvekili Bennur Karaburun ile Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun yaptıkları açıklamaları sırasında Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP Grup Başkanına sataşmaları nedeniyle konuşması

4.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Aydın Milletvekili Abdurrahman Öz’ün HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun yaptığı açıklaması sırasında HDP Eş Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Bennur Karaburun’un, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, doğum borçlanması hakkının sigortalarının başladığı tarihe bakılmaksızın tüm annelere tanınması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’nın Karataş ilçesine bağlı Kesik köyünde 28 Ekim Cumartesi günü meydana gelen hortumdan mağdur olan köylülerin zararlarının karşılanması için acilen girişimde bulunmasını dilediğine ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 18 ada ve 1 kayalığın Yunanistan tarafından işgaliyle ilgili sorusuna Millî Savunma Bakanının verdiği cevaba ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının acilen düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, son dönemlerde avukatların âdeta müvekkilleriyle özdeşleştirildiklerine ve Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın avukatlarının gözaltına alınmalarına ilişkin açıklaması

11.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Türkiye Taş Kömürü Kurumunun özelleştirilmesine yoğun bir tepki olduğuna ilişkin açıklaması

12.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizlililerin Pamukkale Üniversitesi yemek ihalesiyle ilgili bilgi beklediğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, mesleğini icra ettiği için gazetecileri tutuklamanın bir demokrasi katliamı olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 94’üncü yılını kutladığına ve Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un istifasına ilişkin açıklaması

19.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un istifasına ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, temizlik işçisi olarak işe başlatılan 4.995 imamın mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine, Belçika’da Genk şehrine bağlı Waterschei ilçesinde Belçika Türk Federasyonuna bağlı bir derneğe yapılan saldırıya ve Erdal İnönü’nün vefatının 10’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

24.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Erdal İnönü’nün vefatının 10’uncu yıl dönümüne, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadeleri nedeniyle Genel Kurulda yaşanan tartışmalara ve 13 Ekim 2017 günü HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın fezlekesinin ve dosyasının olduğu bütün mahkemelere gönderilen bir yazıya ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, CHP Grubu olarak, vefatının 10’uncu yıl dönümünde Erdal İnönü’yü ve 31 Ekim 1919’da Kahramanmaraş’ta Fransız işgalcilerine ilk kurşunu atan Sütçü İmamı saygıyla andıklarına ilişkin açıklaması

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, başarılı ve hayırlı bir hafta geçmesini ümit ettiğine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 94’üncü yılını kutladığına ve Erdal İnönü’nün vefatının 10’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığı konusunda bir araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili mutabakat sağlanmasından çok memnun olduklarına ve grup önerisini geri çektiklerine ilişkin açıklaması

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 4 partinin mutabakatıyla uyuşturucu madde kullanımı konusunda bir komisyon kurulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, uyuşturucu madde kullanımıyla ilgili bir araştırma komisyonu kurulması konusunda mutabakat sağlanmış olmasından dolayı bütün parti gruplarına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, uyuşturucu kullanımıyla ilgili bir komisyonun kurulacak olmasının olumlu bir adım olduğuna ve Mecliste çocuk hakları daimî komisyonunun bir an önce kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

31.- Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Ankara Milletvekili Mustafa Mit ve arkadaşları tarafından, tarım ülkesi olan Türkiye ve Ankara’da yaşanan kuraklık neticesinde çiftçilerin uğramış oldukları zararlar ile çiftçilerin durumlarının iyileştirilmesi için yapılması gerekenlerin tespiti amacıyla 24/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Haziran 2015 tarihinden bu yana gözaltına alınıp tutuklanan muhaliflerin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 31/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/365) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 479)

 

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Edirne Milletvekili Erdin Bircan’ın, bir televizyon programında Atatürk’e hakaret eden kişilerin Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda katıldıkları etkinliklere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/13927)

2.- Edirne Milletvekili Erdin Bircan’ın, Edirne’de düzenlenen Atatürk’ü Anma ve Barış Koşusu ile ilgili törenin usulüne uygun olarak yapılmadığı iddiasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/13928)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Adıyaman’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Adana’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Ankara’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Amasya’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Aksaray’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Ağrı’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Afyonkarahisar’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14013), (7/14014), (7/14015), (7/14016), (7/14017), (7/14018), (7/14019)

4.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, 2010 yılı itibari ile yükseköğrenim kredisini ödeyemediği için ihbarname gönderilen veya icra takibi başlatılan kişilere ve toplam borçlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14020)

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, il müdürlüklerinde çalışan sözleşmeli personele ve 2016-2017 yıllarında yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14021)

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, çeşitli şehirlerde arena adı verilen statlara eski adlarının verilmesine yönelik bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14022)

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, futbol menajerlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14023)

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, son üç sezonda futbolcuların biyolojik yaşının tespiti için yapılan başvurulara ve müsabakalar tamamlanmadan ligden çekilen takımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14024)

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, amatör takımlarda oynayan lisanslı futbolculara ve 18-25 yaş arası futbolcuların transferinde kulüplerce yapılan katkı payı ödemelerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14025)

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, son üç yılda amatör takımlarda oynayan yabancı futbolculara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14026)

11.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, son üç yılda doping nedeniyle ceza alan sporculara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14027)

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Bakanlık teşkilatında görevli ilçe müdürlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14028)

13.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, statlara girmesi yasaklanan ve ceza alan kişiler ile son beş yılda uygulanan seyircisiz maç cezalarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14029)

14.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14030)

15.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, spor kulüplerine sponsor olarak destek sağlayan kamu ve özel sektör kuruluşlarına ve toplam destek miktarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14031)

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında yurt dışı görevine giden Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14032)

17.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ihraç edilen Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14243)

18.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, spor tesisi bulunan ve bulunmayan okullara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14244)

19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Ardahan’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Batman’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Diyarbakır’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Bayburt’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Çankırı’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Bingöl’deki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14245), (7/14246), (7/14247), (7/14248), (7/14249), (7/14250)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2015-2017 döneminde Kredi ve Yurtlar Kurumuna başvuran öğrenci sayısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14366)

21.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Denizli’deki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Balıkesir’deki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Bartın’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Bilecik’deki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Artvin’deki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Aydın’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Bolu’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Burdur’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Bursa’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

Çorum’daki lisanslı sporcu, spor kulübü ve spor tesisi sayılarına ve son on yılda spor tesisleri için yapılan harcamalara,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14384), (7/14385), (7/14386), (7/14387), (7/14388), (7/14389), (7/14390), (7/14391), (7/14392), (7/14393)

22.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, KYK yurtlarında yapıldığı ve öğrencilerin katılımının zorunlu tutulduğu iddia edilen toplantılara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14502)

23.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Giresun Çotanak Arena ve 1000 kişilik Olimpik Yüzme Havuzu projesinde gelinen son duruma ve mevcut olimpik yüzme havuzunun bakıma alınmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14503)

24.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, Ankara’ya yapılacak olan stadyum konusundaki çalışmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14660)

25.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Hakkâri ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Gaziantep ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Eskişehir ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Elâzığ ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Erzincan ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Hatay ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Iğdır ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Düzce ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Edirne ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Gümüşhane ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Giresun ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

Erzurum ilinde bulunan spor tesislerine, düzenlenen spor organizasyonlarına, faaliyet gösteren lisanslı sporculara ve spor kulüplerine,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14661), (7/14662), (7/14663), (7/14664), (7/14665), (7/14666), (7/14667), (7/14668), (7/14669), (7/14670), (7/14671), (7/14672)

26.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, KYK yurtlarında verilen manevi rehberlik hizmetiyle ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14766)

27.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kamu yurtlarına ve barınma sorunu yaşayan öğrencilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14803)

28.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın afet yönetim planına ve İstanbul’da bağlı kurum ve kuruluşlara ait binalarda depreme karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14845)

29.- Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in, Türkiye Futbol Federasyonunun bütçesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14846)

30.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, Türk Millî Futbol Takımı futbolcularına ve teknik heyetine ödenen prim ve ücretlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/14907)

31.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, KYK’dan burs ve öğrenim kredisi alan öğrencilere ve öğrenim süresi biten öğrencilerin kredi ödemelerinin Haziran ayında kesilecek olmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15016)

32.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, deprem performans kriterlerini sağlamayan KYK yurt binalarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15018)

33.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2017 yılından itibaren yapılan ihalelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15019)

34.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2017 yılları arasında Bilgi Edinme Kanunu kapsamında yapılan müracaatlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15020)

35.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, SGK’nın mühendis, mimar ve şehir planlamacılar için asgari ücretin TMMOB tarafından belirlenmesini düzenleyen protokolü iptal etmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15320)

36.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, SGK’nın mühendis, mimar ve şehir planlamacılar için asgari ücretin TMMOB tarafından belirlenmesini düzenleyen protokolü iptal etmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15356)

37.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Suriyeli mültecilerin çalışma mevzuatı karşısındaki durumuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15362)

38.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın, gıda fiyatlarındaki artışa ve emekli maaşlarına yapılan zamma ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15363)

39.- Van Milletvekili Adem Geveri’nin, kamu kuruluşlarında ihtiyaç duyulan kadro sayısına, personel alım takvimine ve mülakat uygulamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15366)

40.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, FET֒ye ait dershanelere ve buralarda bazı sınav sorularının dağıtılması vakalarının soruşturulmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15387)

41.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, işsizlik maaşının kademeli olarak düşürülmesine ve istihdamı artırmaya yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15399)

42.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, İstanbul’da bir fabrikada kadın işçilerin maruz kaldığı iddia olunan cinsel taciz ve fiziksel şiddet olaylarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15400)

43.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, 2016-2017 döneminde KYK tarafından verilen kredi ve burslara ve bu yıl ödemelerin erken kesilmesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15409)

44.- Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı’nın, tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki mahkeme sürecine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/15442)

45.- Batman Milletvekili Saadet Becerekli’nin, tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki mahkeme sürecine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/15443)

46.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki mahkeme sürecine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/15444)

47.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki mahkeme sürecine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/15445)

48.- Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı’nın, OHAL’de grev hakkının kullanımını ilgilendiren bir açıklamaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15458)

49.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, çırak ve stajyer öğrencilerin sigortalılık sorununa ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15694)

50.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, mevsimlik tarım işçilerine, yoğun olarak çalıştıkları yerlerde yapılan geçici yerleşim alanlarına ve çocuk işçiliğiyle mücadeleye ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15695)

51.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Büyükanne Projesi kapsamında destek sağlanan ailelere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15698)

52.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Bakanlığın ve bağlı kurum ve kuruluşların İzmir’e yönelik devam eden ve yapılacak olan yatırımlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15700)

53.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 17 Aralık 2016 tarihinde yapılan YDUS sınavıyla ilgili bazı sorulara açılan iptal davalarının seyrine ve sınav sonuçlarının açıklanmaması nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15757)

54.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, son beş yılda mevsimlik tarım işçisi olarak başka şehirlere giden kişilere ve mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15795)

55.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, 2002 yılından itibaren Adana’da yaşanan iş kazalarına, gerçekleşen ölüm ve yaralanmalara ve iş kazalarının nedenine ve önlenmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15796)

56.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarca 2002-2017 yılları arasında Kocaeli iline yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15797)

57.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 2016 ve 2017 yıllarında işyeri açmak ve çalıştırmak için başvuran yabancı uyruklu kişilere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15798)

58.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana’da bir fabrikada üç işçinin hayatını kaybettiği kazaya, fabrikanın denetimine, olayın soruşturulmasına ve son on beş yılda meydana gelen ölümlü ve yaralanmalı iş kazalarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15799)

59.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2017 mali yılı içerisinde Adıyaman iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Ağrı iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Aksaray iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Bayburt iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Bingöl iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Bitlis iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Çankırı iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Diyarbakır iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Düzce iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Elâzığ iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Erzincan iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Erzurum iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Gümüşhane iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Hakkâri iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Iğdır iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Kahramanmaraş iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Karabük iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Karaman iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Kars iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Kastamonu iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Kilis iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Kırşehir iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Kırıkkale iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Kütahya iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Mardin iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Muş iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Nevşehir iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Osmaniye iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Rize iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Siirt iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Şanlıurfa iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Şırnak iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Yozgat iline ayrılan ödenek miktarına,

2017 mali yılı içerisinde Van iline ayrılan ödenek miktarına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15810), (7/15811), (7/15812), (7/15813), (7/15814), (7/15815), (7/15816), (7/15817), (7/15818), (7/15819), (7/15820), (7/15821), (7/15822), (7/15823), (7/15824), (7/15825), (7/15826), (7/15827), (7/15828), (7/15829), (7/15830), (7/15831), (7/15832), (7/15833), (7/15834), (7/15835), (7/15836), (7/15837), (7/15838), (7/15839), (7/15840), (7/15841), (7/15842), (7/15843)

60.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yükseköğrenim öğrenci yurtlarına, kapasitelerine ve 2015-2016 eğitim-öğretim yılında yurtlara başvuran ve yerleştirilen öğrenci sayılarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15845)

61.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, amatör spor kulüplerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15846)

62.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, tekstil işçilerine asgari geçim indiriminin ödenmediği yönündeki iddialara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/15930)

63.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, İzmir Atatürk Stadı’nın depreme karşı güçlendirilmesine ve kapatılacağı yönündeki iddialara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/15936)

64.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, OHAL süresince izin verilmeyen grevlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/16092)

65.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Adana’da üç işçinin hayatını kaybettiği iş kazasına, inşaat sektöründe meydana gelen ölümlü iş kazalarına, iş kazalarının önlenmesine ve OHAL’in uzatılma gerekçesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/16093)

66.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, SGK’nın 20 yıllık gelir ve gider durumuna ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/16095)

67.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, son 20 yılda çalışma izni verilen yabancılara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/16099)

68.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın, engelli çalıştırma yükümlülüğünün uygulanmasına ve kamudaki engelli kadrolarına yapılacak atamalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/16101)

69.- Şanlıurfa Milletvekili Dilek Öcalan’ın, Adana’da beş işçinin yaşamını yitirdiği iş kazasının soruşturulmasına ve hedef sıfır kaza kampanya sürecine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/16102)

70.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İŞ-KUR’a müracaatta bulunan ve iş bekleyen kişi sayısına, iş bekleyen engellilere ve 2016 ve 2017 yıllarında iş sağlananlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevabı (7/16607)

71.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında devlet ve özel şirketlerce yapılan et ithalatına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/16673)

72.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında ithal edilen gübre miktarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/16675)

73.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, THY yayını olan Skylife dergisinde Atatürk ile ilgili haber, makale ve benzeri yazılara yer verilmediği iddiasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın cevabı (7/16930)

74.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, cezaevleri ile ilgili soru ve Meclis araştırması önergeleri ile dilekçelere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/17288)

75.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, Diyarbakır’ın Sur ilçesiyle ilgili soru ve Meclis araştırması önergelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/17290)

31 Ekim 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

Pusula gönderenler lütfen Genel Kuruldan ayrılmasınlar, isimlerini okuyacağım.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Sayın Bennur Karaburun? Burada.

Sayın Nureddin Nebati? Burada.

Sayın Kadri Yıldırım? Burada.

Sayın Emine Yavuz Gözgeç? Burada.

Sayın Saadet Becerekli? Burada.

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Sayın Aycan İrmez? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Amedspor seyircilerine deplasman yasağı hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’e aittir.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in, Amedspor seyircilerine deplasman yasağı getirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum.

Buyurun Sayın Pir.

ZİYA PİR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, ben bu duruma alışığım çünkü maçlarda da bu resmi hep görüyoruz, bu sesleri duyuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye liglerinde yani Süper Lig, Birinci, İkinci ve Üçüncü Lig’de toplam 108 takım futbol oynuyor. 108 takımın 107’si aynı şartlarda futbol oynarken 1 tanesine ayrımcılık hukuku uygulanıyor. Kimdir o 1 tanesi? Diyarbakırlı kulüpler arasında en yüksekte oynayan Amedspor’dur. Amedspor’un taraftar grubunun, direniş grubunun bir üyesi olarak da ben burada konuşuyorum.

28 Ocak 2016’da yani bundan yaklaşık iki yıl önce Amedspor Başakşehir’le deplasmanda bir maç yapmıştı. Bu, Türkiye kupa maçıydı. O maçtan sonra Amedspor’un ligde ve kupa maçlarında oynamış olduğu 39 maç var deplasmanda. Bunların 31’ine taraftar yasağı getirilmiştir. Bu hafta sonu Sancaktepe maçı olacak Amedspor’un, oraya da taraftar yasağı geldi. Yani, 40’ıncı deplasman maçında 32’nci yasakla karşı karşıya Amedspor. Bu, sadece Türkiye'de değil, dünyada bir rekordur, ayıplanacak bir rekordur.

Sayın Başkan, deplasman yasaklarına şöyle bir gerekçe uyduruluyor, deniyor ki: “Biz, sizin can güvenliğinizi sağlayamayız ve şiddeti önleyemeyiz.” Eğer emniyet güçleri, o ilin, ilçenin il emniyet müdürleri, ilçe emniyet müdürleri, valileri, İçişleri Bakanı ve hatta Başbakan şiddeti önlemek isterse, eğer istiyorsa gerçekten o zaman Amedsporlu yöneticilerin ve futbolcuların maruz kalmış olduğu şiddeti önleyebilirdi bugüne kadar, bunları bile önlemiyor. Bu da Hükûmetin bir ayıbı olarak burada dursun; şimdi orada dursun diyoruz ama bunun ne olduğuna da bakmak lazım. Niye böyle kararlar veriliyor? Çünkü Amedspor -ben de o takımın bir taraftarıyım- şöyle sloganlarla maça çıkıyor, diyor ki: “Çocuklar ölmesin, maça gelsin.” Nesi var bunun? “Çocuklar ölmesin, maça gelsin.” Sadece, bu sloganla maçlara çıktığı için bu yasaklar geliyor. Şiddeti önlemekse… Eğer şiddet önlenemiyorsa -ki önlenemiyor, bizim yöneticilerimiz ve futbolcularımız sürekli deplasman maçlarında şiddete maruz kalıyor- o zaman o ilin valisi de emniyet güçleri de beceriksizdir. Bunları görevden almanız gerekiyor. “Yok, onlar becerikli.” diyorsanız, burada başka bir şey var. Nedir o? Biraz irdelemek lazım yani niye?

Şimdi, bizim yasaklı deplasman maçlarında ne oluyor, kısaca anlatayım sizlere: İstanbul’da diyelim ki Sancaktepe maçı var. Bu maça giden kim olursa olsun, ister Sancaktepe taraftarı ister Amedspor taraftarı olsun, kimliklere bakılıyor ve kimlikte eğer Sivas’tan öte bir ilin ismi geçiyorsa bu seyirciler statlara alınmıyor.

Bundan üç hafta önce şöyle bir ayıbı da yaşadık: Bir futbolcunun yaşlı ana babası küçük bir çocukla, sonradan, kimliğinde İstanbul’un dışında bir il yazdığı için darp edilerek stattan atıldı. Bu mu sizin adaletiniz, bu mu şiddeti önlemek? Hani sizin Başbakanınız birkaç hafta önce “Biz yolları böldük ama vatanı bölmedik.” diyordu. Tam da onu yapıyorsunuz, bu yapmış olduğunuz bölücülüktür.

Bu tavrınız sadece Amedspor taraftarlarına karşı değil, aynı zamanda bütün Kürtlere karşıdır çünkü “Kürt illeri” demeyi yasaklıyorsunuz, evet, ama o bölgeden gelen kim varsa onları stat dışında tutuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA PİR (Devamla) – Bunun adı bölücülüktür. Bu bölücülüğü sonlandırmanın…

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre veriyorum size Sayın Pir, geç başladınız konuşmanıza.

ZİYA PİR (Devamla) – Saygı da sunmuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ama bitirdiniz.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – “Sizin Başbakanınız” deyip siz yapıyorsunuz bölücülüğü. Öyle olur mu ya, hepimizin Başbakanı.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Konuşma.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ne diyorsun?

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapılan her türlü yanlış işte, uygulamada veya benzeri konularda -hep yaşadık- sürekli “Kürtlere yapılan baskı, Kürtlere yapılan haksızlık” ifadeleri kullanılıyor. Sayın konuşmacı da aynı şeyi söyledi.

Mesele, takımdaki sıkıntılarla ilgilidir, bunun böyle “Kürtlere yapılan baskı” diye ifade edilmesi doğru değildir, zabıtlara geçmesi için söylüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Şanlıurfa’ya da aynı şeyi yaptılar, Şanlıurfa’ya da yaptılar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Takımda ne sıkıntı var, anlamadım. Amedspor’da ne sıkıntı var, anlamadım.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Açıklasın. Öyle şey olur mu ya?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Kürtlere baskı var.” mı diyorsun Sayın Altay?

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Silahla mı çıkıyorlar?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şanlıurfaspor’a yaptığınız şeyi söyleyin ya, şikeyi söyleyin ya. Yazık Şanlıurfa’ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade ederseniz Sayın Yıldırım’ı bir dinleyeyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bak, önceki dönem Spor Bakanımız da burada. Şanlıurfaspor mağdur.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ezberden, afaki, alabildiğine soyut konuşmalarla bu ülkede var olan, artık toplumsal soruna tekabül eden meselelerin üstü örtülemez.

Buyurun, Sayın Turan’la bu işi test edelim. Bu hafta birlikte Sancaktepe maçına gidelim ve yanımıza o bir Çanakkaleli alsın, ben Mardin, Batman, Diyarbakır, Malatya, Urfa, Hakkâri, Şırnak, Bitlis, Muş, Van’dan birini alayım; orası doğumlu ve o nüfusa kayıtlı.

BAŞKAN – Tamam, peki, bizce bir mahzuru yok.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Onun birlikte getirdiğini alacaklar, benim birlikte getirdiğimi almayacaklar; ayrımcılık budur. Yoksa, takımla ilgili ne gibi teknik veya sportif mesele varsa ezberden konuşmayacak, çıkıp somut olarak bunu ifade edecek.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Tamam.

Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürtlere baskı yapılmıyor Sayın Başkan, konu budur.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Pamukkale Üniversitesi öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Pamukkale Üniversitesi öğrencileri aramızda.

Sevgili gençler, hoş geldiniz. (Alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerel basının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, yerel basının sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e aittir.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde ulusal basın gibi yerel basın da önemli sorunlar yaşamaktadır. İllerin sorunlarını gündeme getiren, devlet ve vatandaş arasında bir bağ olan yerelin sesi, gözü kulağı yerel basına her türlü destek verilmesi şarttır ve ihtiyaçtır. Bir kentin varlığını geleceğe taşıyan en önemli yayın organları aynı zamanda yereldeki basın organlarıdır. Ekonomik kriz yerel basını etkilediği gibi mesleki sorunlar da giderek derinleşmektedir.

Ülkemizde toplam 6.265 gazete ve dergi yayınlanmaktadır. Bu yayınlananlardan Basın İlan Kurumunun görev alanında 616 ve valiliklerin görev alanında 540 olmak üzere resmî ilan alan gazete sayısı ülke genelinde 1.156’dır, resmî ilan ve reklam yayınlamaksızın yayın yapan gazete ve dergi sayısı ise 4.358’dir. Gazete ve dergi sayısı 2016 yılında 2015 yılına göre yüzde 8 azalmış bulunmaktadır, gazete ve dergilerin tirajı da 2016 yılında 2015 yılına göre yüzde 20 azalmıştır. Ülkemizde yayınlanan dergi ve gazetelerin toplam tirajı 1 milyar 705 milyon 225’tir, bunun yüzde 94’ü gazetelerden oluşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, basının çok yönlü sorunları vardır, yerel basının da sorunları giderek katlanmaktadır. Hükûmetten çözüm bulamayan yerel basının temsilcisi gazete, dernek ve konfederasyonlar -Türkiye genelinde 96 meslek kuruluşu olarak- geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanına bir mektup yazmak durumunda kalmışlardır çünkü görünen o ki Hükûmetten umutlarını yitirmiş bulunmaktadırlar.

Her yıl ocak ayında yayınlanan resmî ilan fiyat tarifesi bu yıl yayınlanmamıştır. Basın İlan Kurumu Genel Kurulunda kabul edilen, Bakanlar Kurulu onayına sunulması gereken yeni resmî ilan tarifesi bugüne kadar yayınlanmadığı için yerel basında resmî ilan alan gazeteler daha mağdur duruma gelmişlerdir. Resmî ilan alan gazetelerin bir yıl öncesine göre artan maliyetleri ne yazık ki yükselmiş, bunun yanında, resmî ilanla ilgili şubat ayında açıklanması gereken karar ekim ayı sonu geldiği hâlde açıklanmamıştır. Görünen o ki bundan sonra yayınlansa da bu kez 2018 rakamları şubatta açıklanmak durumunda olacaktır, oysa 2017 rakamları açıklanmalı ve şubat ayından geçerli olmak üzere de yerel basının resmî ilanlarından alamadıkları hakları kendilerine verilmelidir. Süreklilik arz edip resmî ilandan yararlanmayan yerel medyanın da durumu bu cümleden ele alınmalı ve sürekli olarak çıkan resmî ilan alma şartlarını haiz olmayan gazetelere de Hükûmet destek sağlamalıdır. Özel ilan gelirlerinde önemli ölçüde düşüşler meydana geldiği için, resmî ilan alan gazetelerin ayakta kalabilmeleri buradan kendilerine sağlanacak desteğe bağlıdır.

İnternet haber siteleriyle ilgili bir yasanın oluşmaması da bu anlamda önemli bir boşluk yaratmaktadır. Belirsiz yapı bir an önce ortadan kaldırılmalı, internet haber siteleriyle ilgili de düzenleme sağlanmalıdır. Hazine, KOSGEB, İŞKUR, kalkınma ajanslarıyla Anadolu’nun gazete, radyo ve televizyonlarının internet sitelerine destek paketi sağlamasına yönelik Hükûmet çalışma yapmalı, bu sorunu da çözüme erdirmelidir. İnternet haber siteleri düzenlenmeli, desteklenmeli ve mutlak surette bu konuda Hükûmetin yapacakları olmalıdır. Mesleki yapılanmanın yasayla düzenlenmesi, şantajcı haberciliğin önlenmesi, çalışma koşullarının iyileşmesi sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tek gelir kaynağı resmî ilan olan yerel gazeteler, son yıllarda özelleştirmeyle oluşan ilan kayıpları nedeniyle yaşadığı sorunların yanında, her yıl artan girdi fiyatlarıyla da ciddi anlamda mağdur durumdadır. Aylık ortalama 10 bin ile 15 bin lira arasında resmî ilandan pay alan yerel gazetelerde asgari 5 kişi çalışma zorunluluğu bulunmaktadır. Asgari kadrodaki tüm çalışanlar asgari ücret alsa bile, resmî ilan payları çalışanların maaş ve sigortasını karşılamakta zorlanmaktadır. Ayrıca, çalışanların da bu nedenle almaları gereken hak edişlerini alamadıkları da bir gerçektir diyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Gündem dışı üçüncü söz, helal ve sağlıklı gıda hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tezcan.

3.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, helal ve sağlıklı gıdaya ilişkin gündem dışı konuşması

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; helal ve sağlıklı gıda hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Rabb’imiz, Kur’an-ı Kerim’de Nahl suresinde, özellikle helal ve temiz gıdayla ilgili, rızıkla ilgili şöyle diyor: “Artık Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız ona ibadet ediyorsanız Allah’ın nimetine şükredin.”

Sağlıklı kalmanın en temel ögelerinden birisi kuşkusuz sağlıklı beslenmedir. Sağlıklı beslenme ise tarladan sofraya bütün zincirin sağlıklı ve doğru kurgulanmasına bağlıdır. Sağlıklı ve helal ürün seçimi konusu, zincirin tüm halkaları göz önüne alınarak helal ve sağlıklı bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Böylelikle hem üreticilerin hem de tüketicilerin helal ve sağlıklı gıda duyarlılığı artmaktadır. Helal gıda, tarladan sofraya tümüyle İslami kurallara uygun olarak hazırlanan gıdayı ifade eder. Daha geniş bir açıklamayla helal gıda, bitkisel, hayvansal, kimyasal ve mikrobiyal kaynaklı olsun, gıda ürünlerinin ham madde, işlem yardımcısı maddeleri, bileşenleri, katkı maddeleri, işleme metotları, işletme koşulları ve ambalajlarının İslami kurallara uygunluğunun bir ifadesidir. Maalesef, ülkemizde “helal gıda” denildiğinde ilk akla gelen et ürünleri oluyor. Oysaki gıdalarda kullanılan gıda katkı maddeleri nedeniyle tükettiğimiz bütün ürünlerin helal ve sağlıklı olup olmadığını araştırmalıyız.

Bugün Helal Akreditasyon Kurumu yani HAK’la ilgili olarak bir tasarı görüşeceğiz. Dünyada yaşayan yaklaşık 1,8 milyar Müslüman nüfusun, helal ürün ve belgelendirmesine ilişkin ilgi ve talebi giderek artmaktadır. Tüm dünyada gıda, giyim, ilaç, kozmetik gibi ürünler ile turizm ve seyahat gibi hizmet sektörleri eklenince helal pazar potansiyelinin büyüklüğü 3,9 trilyonu aşmaktadır. Yüzde 99’u Müslüman olan ülkemizde toplam gıda ihracatının yüzde 30’unu helal sertifikalı ürünler oluşturmaktadır ki bu oran da oldukça düşüktür.

Ülkemizde ve dünyada helal ve sağlıklı gıda konularında çalışmalar yapan çeşitli kurum ve kuruluşlar vardır. Bunlardan bir tanesi de benim üyesi olduğum Helal ve Sağlıklı Gıda Platformu’dur. Helal ve sağlıklı gıda konusunda farkındalığın artması için Helal ve Sağlıklı Gıda Platformu önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu manada, çevreyi ve insanı merkeze alarak helal ve sağlıklı gıda konusunda yaratılış gayesine uygun fayda üretmek, muhtemel zararları tespit ederek tedbirler önermek, alternatif, yenilikçi düşünerek ulusal ve küresel boyutta süreçler geliştirmemiz gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, helal ve sağlıklı beslenmenin önemini kavramış, doğal ve sağlıklı beslenmenin temel ilkelerini öğrenmiş, gıdaların içindeki katkı maddelerini ve etkilerini araştırma becerisi kazanmış bireylerin yetişmesi için çalışmalar yaparak doğal çevrenin ve doğal kaynakların tüm insanlığın ortak malı olduğu inancı içerisinde korunması, güzelleştirilmesi ve geliştirilmesi, helal ve sağlıklı beslenmenin anlaşılması, yaygınlaştırılması ve sistematiğinin oluşumuna katkıda bulunacak çalışmaların yapılması, sosyal farkındalık gelişimine katkı sağlayacak tüm faaliyetlerin geliştirilmesi amacıyla özellikle ticari kaygı gütmeyen bu tür organizasyonlara destek olmamız gerekmektedir.

Platform tarafından bu hafta sonu yani 3-5 Kasım tarihleri arasında Ankara’da Uluslararası Helal ve Sağlıklı Gıda Kongresi’nin 4’üncüsü “Helal Yaşam” ana temasıyla düzenlenecektir. Sizleri de bu anlamlı kongreye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bizler de helal ve sağlıklı gıda için doğal beslenme uzmanları olmalıyız, yiyecek ve içeceklerimizin içindeki katkı maddelerini çok iyi araştırmalıyız. Tüm hazır besinlerin özellikle ambalajlarının içeriklerini en ayrıntılı şekilde okuma alışkanlığı kazanarak bilinçli tüketici olmalıyız.

Kıymetli milletvekilleri, sözlerimin sonunda, dün CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sarf ettiği seviyesiz, sorumsuz, nezaket kurallarından uzak, hamaset ve nefret diliyle yaptığı konuşmayı kınıyor ve lanetliyorum.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan dışındaki tüm saygıdeğer milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, iki gün önce cumhuriyetimizin 94’üncü yıl dönümünü kutladık. 29 Ekim 1923, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşunun ve kuruluşunun ilanıdır. Bu nedenle de büyük bir imparatorluktan cumhuriyete doğru giden yolu çok iyi bilmek, anlamak, kavramak ve zihinlerimizde her daim canlı tutmak zorundayız. Mustafa Kemal Atatürk’ün rehberliğinde ve önderliğinde milletimizin kanı, canı ve büyük emekleriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm varlık ve değerleriyle sonsuza dek yaşatılması çocuktan kadına, yaşlıdan gence herkesin vazgeçilmez ortak sorumluluğu olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, laik ve demokratik anlayıştan taviz vermeden Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolunda hızla ilerlemektedir. Buna hiçbir güç engel olamayacak ve Türkiye Cumhuriyeti devleti sonsuza kadar yaşayacaktır, yeter ki bizler Atatürk’ün mirası olan bilimsel ve akılcı yoldan ayrılmayalım.

Ülkemizin gurur günü olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nızı bir kez daha tebrik ediyor, milletimize sağlık, huzur ve esenlik diliyorum. Cumhuriyetimizin 94’üncü kuruluş yıl dönümü kutlu olsun. Bu düşüncelerle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, nice isimsiz kahramanları saygı ve sevgiyle anıyorum, şehitlerimizin ruhları şad olsun. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim sayın milletvekilleri.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Alkışladık efendim biz de sizi.

BAŞKAN – Gördüm, teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biraz önce gündem dışı konuşan AK PARTİ Milletvekili Sayın Yılmaz Tezcan’ın, Parti Sözcümüz Bülent Tezcan’ın yaptığı bir konuşmaya yönelik sözlerini dinledik. Sayın Bülent Tezcan’ın Tekirdağ’da yaptığı konuşmanın benzerini defaatle ben ve milletvekillerimiz burada da yaptık. Bu tartışmayı AK PARTİ yapmak isterse bundan keyif alırız lakin tutanaklar da burada, “diktatör” ithamının bir siyasi eleştiri olduğunu AK PARTİ Grubu kabul ve teyit etmiştir defaatle. Bu bakımdan, yeniden bu tartışma açılmak isteniyorsa açarız ama siyasetçilerin siyasetçilere hakaret içermemek kaydıyla siyasi terminolojilerde var olan sıfatları yakıştırmaları bir ritüeldir. Konunun bu şekilde değerlendirilmesini, aksi takdirde bu tartışmaların bizim için hiçbir mahzurunun olmayacağını Genel Kurula beyan ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, cumhuriyetimizin kurulduğu günden bugüne kadar –eksik, fazla- demokratik rejim içerisinde yaşıyoruz. Her türlü siyasi eleştirinin başımızın üzerinde yeri var ancak bir genel başkana, daha da ötesinde bir Cumhurbaşkanına o ithamları bir eleştiri olarak ifade etmek başka ithamlara kapı açmak demektir, CHP’nin
Genel Başkanının grubunun başına gelirkenki atmosferden başlayarak birçok konuda bize itham hakkı verir. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Biz Bülent Tezcan’ın yaptığı yanlışın CHP Grubu tarafından değerlendirilerek yanlış yaptığı kanaatine varılacağını düşünüyoruz, ümit ediyoruz. CHP’nin kurumsal duruşu, siyasi ahlakı, tarihsel duruşu bu tarz hakaretlere açık kapı bırakmaz diye ümit ediyoruz. Sayın Başkanı ben bir daha düşünmeye, siyasi etiğe, siyasi ahlaka davet ediyorum. Bir kişinin yaptığı yanlışı tabii ki bir kurum sahiplenirse o kurumun da yanlışı olur. Ümit ediyorum toplanacaklardır, sözcünün o hakaretinin yanlış olduğunu, haddini aştığını kendileri de ifade edeceklerdir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bizi kurum olarak…

BAŞKAN – Bir dakika, mikrofonunuzu açayım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, bu bir sataşmadır. Grubumuzu, partimizi, siyasi etik ve ahlak dışı davranmakla itham etmek suretiyle….

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şahıs.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …açık bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Altay, grubunuzu kastetmedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Grubu kastetti.

BAŞKAN – Hayır, hayır, “Başkanınızı” dedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Partinin sözcüsü…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, açıklayayım izin verin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Partinin sözcüsünün söylediği her şey partiyi bağlar.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz. Sayın Altay, bir dakika. Dinleyelim, bakalım, Sayın Turan ne kastetmiş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan, partinin sözcüsü kurumsal kimliktir.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir vekilin yapmış olduğu siyasi edepsizlik, siyasi ahlaksızlık, siyasi nezaketsizlik bir kurumu bağlamaz.

BAŞKAN – Evet, söylediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ancak o kurum o şahsa sahip çıkarsa kurumu da bağlar. Diyorum ki: O şahsın yaptığı edep dışı ithamı, siyasi ahlak dışı söylemi eğer CHP kurumsal olarak kabulleniyorsa diyecek lafım yok zaten ama şunu diyebilir: Vekiller hata yapabilir, sözcü de olsa hata yapabilir. Bunu diyorsa biz sadece şahsı eleştireceğiz ama kurum diyorsa ki: O yapılanın arkasındayız. O zaman, bizim ifade edilen şahsa da gruba da çok daha öte ifade kullanma hakkımız doğacaktır diyorum. Mesele, şahsın yaptığı hatanın CHP tarafından da kınanmasıdır. CHP’ye yakışan, Mustafa Kemal’in partisine yakışan tavır, duruş siyasi edeptir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu daha büyük bir sataşma Sayın Başkan.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Söylemedik laf bırakmadı.

BAŞKAN – Burada grubunuza bir sataşma yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nasıl yok Sayın Başkan?

BAŞKAN – Evet, yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Parti sözcüsünün söylediklerini kabul etmeleri, ona yönelttiği edepsizlik ithamını bütün CHP’ye…

BAŞKAN – Eğer kabul ederse ama.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, kabul ediyoruz.

BAŞKAN – O zaman, buyurun, iki dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bülent Tezcan’ın söylediğini kabul ediyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O zaman aynen söylüyoruz. Aynen söylüyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – O zaman, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, üç dakika veremez misiniz, konu geniş.

BAŞKAN – Veremem.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Tarihinize bakın.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın vekilim, şu an yaşadığımız duruma bakalım.

BAŞKAN – İki dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Belli ki Balıkesir Belediye Başkanının istifasından sonra AK PARTİ’ye yeni bir gündem lazım oldu. Zira, Balıkesir Belediye Başkanı istifa ederken aile fertleri dâhil mafyavari yöntemlerle tehdit edildiğini adam ağlaya ağlaya anlattı. Tam bu arada, iki yıldır hiç gocunmadığınız, alınmadığınız bir diktatör eleştirisine birden alınasınız tuttu.

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Niye? Her zaman alınıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya, siz iki yıldır kör, dilsiz, sağır mıydınız kardeşim? Ben bu kürsüde en az yüz defa, milletvekillerimiz defaatle, Genel Başkanımız defaatle AK PARTİ Genel Başkanı Erdoğan için “diktatör” demedik mi? Neredeydiniz siz? Neredeydiniz siz? (CHP sıralarından alkışlar)

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Her söylediğinizde karşı çıktık.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Biz de hep karşı çıktık. Size karşı hep karşı çıkmadık mı?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Balıkesir Belediye Başkanının demokrasinin, etik siyasetin ne hâle geldiğini Türkiye kamuoyuna dün yaptığı açıklamayla ortaya sermesi, belli ki sizin persenginizi bozmuş. Bu işlerden “Vay bize ‘şöyle’ dediler, ortalığı, medyayı bununla meşgul edelim.” diyerek size bir kâr çıkmaz.

Bak, tutanak Sayın Başkan, tarih 28 Şubat 2016, burada konuşmuşum, “diktatör” demişim, itirazlar olmuş.

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Her söylediğinde karşı çıktık.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Başkan da “Evet, Sayın Altay’ın yaptığı, siyasi eleştiridir.” demiş, Sayın Naci Bostancı teyit etmiş, bu iş bitmiş.

Arkadaşlar, her diktatörün faşizan eğilimleri olur. (CHP sıralarından alkışlar)

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Bak, hakaret etmeye devam ediyorsunuz. Hakaret etmeye devam ediyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Geçmişte Ecevit’e “komünist” deseydi Bülent Tezcan hakaret saymayacak mıydınız?

Faşizm, komünizm, bunlar birbirinin tersi ideolojilerdir. Ne olduğunu söyleyeyim mi? Türk Dil Kurumundan söyleyeyim mi?

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Kendiniz inanmıyorsunuz bu söylediğinize.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – …ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğretiye ‘faşizm’ denir.”

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) - “Faşizm yanlısı olan kimseye de ‘faşist’ denir.”

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri –Sayın Turan, size söz vereceğim ama- biraz önce Türkiye Cumhuriyeti’nin 94’üncü kuruluş yıl dönümünü yaşadığımıza ilişkin bir açıklama yaptım ve pazar gününden bu yana, yani 29 Ekim 2017’den bu yana iki gün geçti. İlk çalışma günümüz ve ilk çalışma günümüzdeki durumun takdirini sizlere bırakıyorum.

Siyasi tartışmalar elbette ki yapılabilinir. Hepimiz hukukçuyuz, hukukçu olan arkadaşlarımız var içimizde. Özellikle, tanınmış kişilerin veya siyasilerin eleştiriye maruz kalma hakkı geniştir. Ama ne olursa olsun hiç kimsenin hakarete yönelik, hakaret içerikli ve hakaret kastıyla bir kimse hakkında siyasi olsun veya olmasın bir cümle veya bir laf söylemesi kabul edilemez bir şeydir.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Ya, hep “terörist” diyor bize. Erdoğan hep “terörist” diyor bizim için.

BAŞKAN - Böylelikle, hepimizin bildiği bir şeyi siyasi polemiklere lütfen malzeme yapmayalım, konuşurken birbirimizi eleştirelim ama hakaret etmeyelim, lütfen.

Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, grubumuza Sayın Grup Başkan Vekili hakaret etti.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne diye ettim?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Defaatle şimdiye kadar ‘diktatör’ diyoruz, yine de söylüyoruz…”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, dedik; gıkınız çıkmadı, yüz kere söyledik.

BAŞKAN – Sayın Altay…

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Nasıl çıkmadı ya? Her söylediğinizde karşı çıktık.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Diktatör tavırlarından dolayı kendisini usule davete ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Altay, şimdi ısrar ediyorsunuz, evet, bir kişiye “diktatör” demek hakarettir. Bu, siyasi eleştiri içinde de kalmaz; lütfen… Yani karışmayayım diyorum ama bir noktada da bunu söylemek zorunda bırakılıyorum.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Nasıl olur diktatör, nasıl olur?

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum.

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu yüzden söz istiyorum Sayın Başkan, sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Başbakan istifa etti, belediye başkanları istifa etti, “Ülkeyi ben tek yönetirim.” diyen insan, diktatördür işte.

BAŞKAN – Sayın Ekici, lütfen…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Başbakanı istifa ettiren, belediye başkanlarını istifa ettiren, diktatördür. Başka nasıl olur diktatör? Size göre nasıl olur diktatör?

BAŞKAN - Her partinin kendine göre bir iç düzeni, iç dengesi vardır.

Lütfen…

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu diktatöryal tavırlara engel olur musunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bir dakika müsaade edin, sessizlik olsun, cevap verme hakkınızı kullanın.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bir daha başlatırsanız…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün bir üzüntümü ifade edeyim: Biz “Bir vekil hata yaptı, partinizin kurucu Genel Başkanına, Cumhurbaşkanına hakaret etti; biz haddini aştığı için onu uyaracağız, disipline vereceğiz.” demesini beklerdik. (CHP sıralarından gürültüler) Ancak şundan çok keyifliyim, bu tavır, sittinsene sizi iktidar yapmayan, halkın oyunu aldırmayan, ancak darbeden sonra, kavgadan sonra, savaştan sonra iktidara yol açan tavrın ta kendisi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bu ülkeyi biz kurduk, biz kurtaracağız; merak etme.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Diktatörse bu tavır, yanlışsa bu tavır. İnsaf, insaf; bir ülkede diktatör olacak, o meydanda o konuşmayı yapacak; bırakın bunları!

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Konuşma da mı yapmayalım yani. Konuşmaları da mı yaptırmayacaksınız?

BÜLENT TURAN (Devamla) – On beş yıldan beri 11 seçim yaptık, her seçim halka gittik; yereli, geneli, Cumhurbaşkanlığı, hepsini kazandık. Halkımızın takdiriyle buradayız.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Bu sefer olmayacak, öyle yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Halkımız “git” der, gideriz ama oyununuz bozuldu, parametreler değişti, siz hakaret ettikçe on beş yıldan beri 25’i 26 yapamadınız; bakın, 25 puan 26 olmadı. İddia ediyorum, ağzınızı açmasanız, hiç konuşmasanız, meydanlarda hakaret etmeseniz daha çok oy alacaksınız.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Ya, sen kimsin ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bu partinin Mustafa Kemal hatırası var, İnönü hatırası var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET AKIN (Balıkesir) – Ne biçim konuşuyor! Ne biçim adam ya!

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – CHP’nin ne yapacağını size mi soracağız?

BÜLENT TURAN (Devamla) – O yüzden diyorum ki siz konuşmasanız daha çok oy alacaksınız ama şikâyetimiz yok.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Siz önce ülkeyi yönetin doğru düzgün, ülkenin hâline bakın! Ne durumda bu ülke!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Şu diktatöryal tavırdan dolayı, bu hakaretlerden dolayı göreceksiniz bu millet hâlâ Tayyip Erdoğan’a destek olacak.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Biz muhalefetiz! Bize bu görevi verdi bugün halk!

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sizin sevmediğiniz, Tayyip Erdoğan değil…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bize bu görevi layık gördü! Sizin ne haddinize partimize laf söylemek?

BÜLENT TURAN (Devamla) – …sizin sevmediğiniz, on beş yıldan beri yenemediğiniz, bu milletle beraber yol yürüyen o adam.

O yüzden bir daha söylüyorum, değerli arkadaşlar, bir konu gözden kaçmasın; her uluslararası girişimin olduğu yerde benzer ithamlar olmuş, “Diktatör” demişler, uluslararası güçlere “Kulaklarınızı açın.” demişler. Biz bu oyunun niçin olduğunu biliyoruz. Bundan iki, üç ay önce “Sakin olun, AKP demeyin, AK PARTİ deyin.” diyordunuz. Ne oldu şimdi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – AK PARTİ diyoruz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Düne kadar “AKP demeyin AK PARTİ deyin.” diyen insanlar tekrar aynı tavra başladılar. Bu tavrı halkımız görecek, bu tavrı değerlendirecektir Sayın Başkan.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

Yerinizden söz mü istiyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, yani duyulmuyor, arkadan arkadaşlar konuşmalarımı anlamıyor…

BAŞKAN – Mikrofonu açıyorum, bir dakika söz vereceğim size.

Buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mustafa Kemal hepimizin, sadece bizim partimizin diye iddia ediyorsan o yanlış, onu düzelt, AK PARTİ’lilerin de Mustafa Kemal’i.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu ülkenin kurucusu, başımızın tacı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – AK PARTİ’lilerin de Mustafa Kemal’i…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tabii ki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …80 milyonun Mustafa Kemal’i, onu söylememiz lazım, bir. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tekrar ediyorum Sayın Başkan, tekrar ediyorum: Sanıyorum Sayın Bülent Bey bir de şöyle bir şey söyledi, “Dış odaklara mesaj” gibi bir şey söyledi…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kesinlikle.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu ülkenin Cumhurbaşkanını ne dış odaklara ne de darbecilere yedirmeyiz, onu sandıkta biz yiyeceğiz. Onu sandıkta biz yiyeceğiz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Kimi, kim nerede yiyecek, ona halk karar verir, bunu da belirtelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika Sayın Başkanım…

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Siz grup başkan vekili misiniz, Meclis Başkan Vekili misiniz?

BAŞKAN – Lütfen, kimseye söz vermeyeceğim, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, çok kısa bir şey söyleyeceğim efendim, ben grup başkan vekiliyim.

BAŞKAN – Hayır, buyurun, yerinizden, lütfen, bir dakika…

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Bu nedir böyle ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, Sayın Başkan, bir şey demiyorum ama sizin de tartışmalara katılma konusunda biraz daha…

BAŞKAN – Ben bu tartışmalara katılırım…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 64 var efendim.

BAŞKAN – …ben bu ülkenin vatandaşıyım, şu andaki gündemi, Genel Kurulu yöneten bir Başkan Vekiliyim ve ülkenin Cumhurbaşkanı söz konusu.

Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – AK PARTİ Genel Başkanını savunuyorsunuz, oradan AK PARTİ Genel Başkanını savunamazsınız. Savunamazsınız!

AHMET AKIN (Balıkesir) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, cumhuriyetimizin 94’üncü yıl dönümü nedeniyle yerlerinden 20 milletvekiline söz vereceğim.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Böyle bir şey olur mu Başkan ya?

BAŞKAN – Sayın Karaburun, Sayın Kılıç yerine Sayın Gözgeç, Sayın Engin, Sayın Gündoğdu, Sayın Tümer, Sayın Balbay, Sayın Dalkılıç, Sayın Atıcı, Sayın Tanal yerine Sayın Yalçınkaya, Sayın Zeybek, Sayın Dedeoğlu, Sayın Basmacı, Sayın Yedekci, Sayın Gazel, Sayın Durmuşoğlu, Sayın Deligöz, Sayın Akın, Sayın Keşir, Sayın Boynukara, Sayın Kayışoğlu’nun yerine Sayın Tüm; 20 kişi.

Sayın Tanal konuşacak mı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tabii.

BAŞKAN – Sayın Tanal’ın söz hakkı var. Sayın Zeybek yerine Sayın Yalçınkaya söz istemişler.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Engin Bey’in yerine de ben söz isteyebilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Karaburun…

2.- Bursa Milletvekili Bennur Karaburun’un, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Teşekkür ederim Başkanım.

CHP Parti Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanımız hakkında söylediği sözleri kabul etmek mümkün değil. Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi temsil ediyor. Erdoğan’ın şahsında tüm aziz milletimizi hedef alan bu art niyetli ve çirkin sözler bizleri derinden yaralamıştır. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ortaya çıkan 15 Temmuz kaçış videoları üzerine yapılan bu hakaret, gündem değiştirme çabasıdır. Bir tarafta milletiyle birlikte ölüme yürüyen Cumhurbaşkanımız, diğer tarafta FET֒cü darbecilerle anlaşıp havaalanından kaçan Kılıçdaroğlu. Milletimiz, 15 Temmuzda Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla tankların altına bedenini koydu. Recep Tayyip Erdoğan, milletimizin göz bebeğidir.

BAŞKAN – Sayın Gözgeç…

3.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Sayın Başkan, vesayet odaklarının gölgesinde iktidar arayanların vesayet odakları ortadan kalkınca düştükleri boşluğu anlıyorum. Yediden yetmişe halkımızın gönlünde taht kuran Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sevgisini kıskançlıkla içlerine sindirememelerini de anlıyorum ancak durup kendilerine bakmak, “Biz nerede yanlış yapıyoruz? Artık millet iradesini içimize sindirmemiz gerekiyor. Millete nasıl ulaşabiliriz?” diye düşünmeleri gerekirken millet iradesini yok saymayı tercih etmelerini hiç anlamıyorum. Çaresizlik içinde hakaret etmeyi bırakıp kendilerini bu şeddeli çaresizlikten kurtaracak bir yol bulmalarını tavsiye ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin…

4.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, doğum borçlanması hakkının sigortalarının başladığı tarihe bakılmaksızın tüm annelere tanınması gerektiğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizde kadınlarımızın istihdam oranı yalnızca yüzde 29 yani her 10 kadından sadece 3’ü çalışabiliyor. İş bulup çalışabilen kadınlarımızın da önemli bir bölümü, ne yazık ki sigortaları çok geç başladığı için emekli olamıyorlar çünkü doğum borçlanması hakkı, sadece sigortalılık sonrası doğum yapan anneleri kapsıyor. Hâlbuki doğum borçlanması hakkı, annelerin doğum yapmadan önce mi, sonra mı sigortalarının başladığına bakılmaksızın tüm annelere tanınmalı ve annelerimiz arasındaki bu ayrımcılığa son verilmeli. Bu eşitsizliğin giderilmesi gerektiğini pek çok kez Mecliste dile getirdim, soru önergesi verdim.

Hükûmete ve tüm partilere buradan tekrar çağrı yapıyorum. Annelerimiz, Meclisten müjdeli bir haber bekliyor. Gelin, 2018 bütçesinde annelerimize emeklerinin karşılığını verelim ve geleceklerini güvence altına almalarına destek olalım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Gündoğdu…

5.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

CHP, özellikle son zamanlardaki söylemleriyle küresel çetelerin algı operasyonuna hizmet ettiğini bir kez daha gösterdi. Sayın Cumhurbaşkanımızı hedefe koyanların asıl amacı, Türkiye’ye diz çöktürmektir. Bağımsız dış politika takip edince, millî ve yerli projeler yürütünce, Batı’nın sömürgeciliğine karşı çıkınca hemen bir kulp takıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin ana muhalefet partisinin küresel projelere hizmet eder hâle getirilmiş olması üzüntü vericidir, demokrasimiz açısından talihsizliktir. Milletin gönlünde yer etmiş Adnan Menderes’i asan zihniyet, bugün de milletin adamı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef almaktadır. Sömürgecilerin taşeronları şunu iyi bilsinler ki bu millet, Başkomutanını kimseye yem etmez.

CHP Parti Sözcüsünü kınıyor, bu dış destekli söylemi, milletimizin vicdanına havale ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tümer…

6.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’nın Karataş ilçesine bağlı Kesik köyünde 28 Ekim Cumartesi günü meydana gelen hortumdan mağdur olan köylülerin zararlarının karşılanması için acilen girişimde bulunmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, Adana’nın Karataş ilçesine bağlı Kesik köyünde 28 Ekim Cumartesi günü meydana gelen ve 80 saniye süren hortum, köy halkını büyük zarara uğratmıştır. Ziyaret ettiğimiz birçok evin duvarı ve çatısı yıkılmış, tarım makineleri zarar görmüş, ağaçlar devrilmiş, hayvanlar telef olmuştur.

Bölgede büyük paniğe yol açan hortum nedeniyle vatandaşlarımıza buradan bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Hükûmetin mağdur köylülerin zararlarının karşılanması için acilen girişimde bulunmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Balbay…

7.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 18 ada ve 1 kayalığın Yunanistan tarafından işgaliyle ilgili sorusuna Millî Savunma Bakanının verdiği cevaba ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6 Haziran 2017 tarihinde Millî Savunma Bakanına Ege’deki İzmir, Aydın ve Muğla karasuları içinde kalan, vilayetleri içinde kalan 18 ada ve 1 kayalığın Yunanistan tarafından niçin işgal edildiğini sormuştum. Sayın Millî Savunma Bakanı hafta başında bana şu yanıtı gönderdi: “İzmir Milletvekili Sayın Balbay tarafından TBMM Başkanlığına verilen, Millî Savunma Bakanı tarafından cevaplanması istenilen önergenin Dışişleri Bakanlığının faaliyet alanı olduğundan iadesine…”

Buradan soruyorum: Acaba Türkiye'nin sınırları, Ege adalarının sorumluluğu Millî Savunma Bakanının sorumluluğunda değilse kimin sorumluluğundadır? Geçen yıl 31 Temmuz 2016’da 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları Millî Savunma Bakanına bağlanmıştı. Millî Savunma Bakanı neden sorumludur?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dalkılıç…

8.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir tarafta “Dünya, beşten büyüktür.” çıkışını onların sahasında, onların yüzüne karşı haykıran cesur bir devlet adamı, tüm emperyalist güçlere karşı göğsünü, bedenini ve varlığını siper eden yiğit bir dava adamı, dini, dili, ırkı ne olursa olsun bütün mazlumlara, mağdurlara, mahzunlara kucak açan vicdanlı bir siyaset adamı; bir tarafta CHP’nin içerisinde bir lider, otorite ve disiplin boşluğunun tezahürü olarak CHP’de öne çıkmak isteyen her ismin, fırsat buldukça millete, milletin seçtiği Cumhurbaşkanımıza FETÖ ağzıyla hakaret etme yolunu seçen Cumhuriyet Halk Partisinin içerisinde parti sözcülüğünü “parti sövücülüğü”ne döndürmüş Bülent Tezcan.

Bülent Tezcan’ın dün Tekirdağ’da yapmış olduğu çirkin ve ahlaksız cümleleri kendisine iade ediyorum ve milletin oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızdan ve milletimizden özür dilemeye davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Atıcı…

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının acilen düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, hekimler, birer birer değil, üçer üçer intihar etmeye başladı, haberiniz var mı? Bu çığlığı ne zaman duyacaksınız? Birisi Batman’da görevli, kalp damar cerrahisi uzmanı; diğeri Adana’da çocuk sağlığı ve hastalıkları asistanı; bir diğeri de İstanbul’da olmak üzere 3 meslektaşımız aynı gün intihar ettiler.

Yaşama güvenle bakması beklenen, insanlara umut olmayı seçmiş bir hekim kendi yaşamına son veriyorsa, bu toplumda hastalık bütün vücudu sarmış demektir.

Uzun süren çalışma saatleri, yorucu çalışma koşulları, mesleğini yaparken yaşadığı şiddet, değersizleştirilen mesleki kimliği ve güvencesizlikle yaratılan gelecek kaygısı gencecik hekimleri hayatını sonlandırmaya götüren sebeplerdir. Sağlık sistemindeki çarpıklık ve izlenen yanlış politikalar, sağlık çalışanlarının sırtına yüklenen iş gücüyle telafi edilemez. Hekimlerin ve sağlık emekçilerinin çalışma koşulları acilen düzeltilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, son dönemlerde avukatların âdeta müvekkilleriyle özdeşleştirildiklerine ve Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın avukatlarının gözaltına alınmalarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, siz yıllarca İstanbul Barosunda görev yaptınız, Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcılığını yaptınız. Son dönemlerde avukatlar, müvekkilleriyle âdeta özdeşleştirilmekte. Avukatlığını yaptığı kişilerle… Şu deniliyor: Avukatlığını yaptığı, vekâletini aldığı kişinin eğer terör örgütüyle bir irtibatı, iltisakı varsa avukatlar da aynı muameleye tabi kılınmakta.

Nuriye ile Semih’in avukatları, terör örgütü nedeniyle gözaltına alınmış durumda. Takdir edersiniz, Avukatlık Kanunu hükümlerine göre, avukatın görevinin ifası için müvekkillerini cezaevlerinde ziyaret etmesi gerekiyor, savunmalarını yapmak için dosyalarını incelemesi gerekiyor. Bu, âdeta, bunların sorgusunda suç hâline getirilmiş durumda. Ne zamandan beri avukatlık görevini yapmak terör örgütüyle ilişkilendirmek oldu? Bu, sadece Nuriye ve Semih’in avukatları için değil diğer avukat arkadaşlarımız için de aynı. Yani hiçbir meslek grubu rahmetli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Yalçınkaya…

11.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Türkiye Taş Kömürü Kurumunun özelleştirilmesine yoğun bir tepki olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ülkemizde taş kömürü deyince ilk akla gelen kurum Türkiye Taş Kömürü Kurumudur. TTK, ülkemizdeki taş kömürü üretiminin en köklü kurumu, madencilik sektörünün en önemli değeridir. Torba kanunda yer alan bir düzenlemeyle, TTK’nin özelleştirilmesinin yolu açılarak, maden sahaları bölünerek parsel parsel satılmak istenmektedir. Cumhuriyetimizin ilanından bugüne kadar ülkemizin sanayisi ve ekonomisine önemli katkı sağlayan, bölgemizin iş, aş ve ekmek kapısı olan TTK’nin özelleştirilmesine karşı bölgemizde yoğun bir tepki oluşmuştur. Halkın bu haklı tepkisine karşı iktidarın vurdumduymaz, aldırış etmeyen tavrını ve TTK’nin özelleştirilmesini asla kabul etmeyeceğimizi belirterek bu düzenlemenin tasarıdan çıkarılmasının maden emekçisine ve bölge insanına olan bir sorumluluk ve vefa borcu olduğunu hatırlatmak isterim.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

12.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Genel Başkan Yardımcısının yapmış olduğu talihsiz ve taraflı açıklamayı esefle kınıyoruz. Kendisini milletine adayan Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımızla ilgili akla ve mantığa sığmayan, toplumumuzu ayrıştırarak kin ve nefrete sürükleme gayreti içerisine girmiş olmasını bir akıl tutulması olarak görüyorum. Yargımız zaten gerekli süreci başlatmıştır. Biz, tüm partilere ve düşüncelere her zaman saygılı ve eşit mesafede olduk, her daim bir ve beraber olmanın, kardeşçe hep birlikte yaşamanın gayreti içerisinde olduk. Şunu herkes iyi bilmelidir ki: Anadolu’nun mayasında birlik ve kardeşlik ruhu yatar. Bu ruhun karşısında hiçbir güç duramaz. Milletimizin ve Anadolu’nun yiğit evladı Cumhurbaşkanımıza karşı yapılan her türlü haksız saldırı ve sataşma, karşısında bu asil Türk milletini bulacaktır. Bize muhalefet yapacaksanız, karşımıza daha ciddi proje ve tekliflerle gelin diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

13.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizlililerin Pamukkale Üniversitesi yemek ihalesiyle ilgili bilgi beklediğine ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, geçen hafta bana bilgi olarak gelen Pamukkale Üniversitesi yemek ihalesiyle ilgili bir durumu Genel Kurulda Sayın Bakan Demircan’a bildirmiştim. Sayın Bakan da “İhbar olarak alıyorum, takip edeceğiz.” diyerek cevap verdi. Hatırlatmak için söz aldım. Denizlili hemşehrilerimiz ihaleyle ilgili bilgi bekliyor. Gerçekten bir usulsüzlük var mı, yok mu, Sayın Bakana hatırlatma olsun.

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

14.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, mesleğini icra ettiği için gazetecileri tutuklamanın bir demokrasi katliamı olduğuna ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Havaalanlarına, devlet kurumlarına yandaş gazetelerin dışında gazete sokmuyorsunuz, yandaş olmayan bütün gazetecileri de içeriye tıkıyorsunuz. Gazetecilerimiz hâlâ tutuklu. Belediye başkanları konuşamıyor. Gazeteciler konuşamıyor. Üniversiteler susturulmuş. OHAL bitmek bilmez bir süreç hâline gelmiş. Türkiye’yi açık bir cezaevi hâline getirdiniz. İnsanlarımızı mutsuz, umutsuz ve endişeli bir yaşama mahkûm ettiniz. Durun artık, yeter! Demokrasiyi katletmekten vazgeçin. İnsanlarımızı üzmekten vazgeçin. Yurttaşlarımızın sesine kulak verin. Hakkın, adaletin sesine kulak verin. Tutuklu gazetecileri derhâl özgür bırakın. Gazetecileri tutuklamak halkın haber alma hürriyetini gasbetmektir. Gazetecilik suç değildir. Mesleğini icra ettiği için gazetecileri tutuklamak bir demokrasi katliamıdır. Ayrıca, itiraflar ve istifalar kimseye yargı yolunu kapatmıyor, bunu biliniz. Biliniz ki gün gelir, hesap döner.

BAŞKAN – Sayın Gazel…

15.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 94’üncü yılını kutladığına ve Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, insanlığın son kalesi Türkiye Cumhuriyeti’mizin kuruluşunun 94’üncü yılını kutluyorum. 2014 yılında yapılan seçimlerle, malumunuz olduğu üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa bir Cumhurbaşkanı, milletin bizzat katıldığı bir seçimle işbaşına geldi. Şimdi, CHP Genel Başkan Yardımcısı da milletin tercihine karşı, “faşist diktatör” diye seviyesiz bir üslupla saldırmaktadır, hakaret etmiştir. Bu bir siyasi eleştiri değildir kesinlikle, bu bir seviyesizliktir. Dolayısıyla ben, CHP Genel Başkan Yardımcısını kınıyorum. Bir an önce, Sayın Cumhurbaşkanımızdan, milletin iradesini temsil eden Sayın Cumhurbaşkanımızdan özür dilemesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

16.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ana muhalefet partisi, her zaman olduğu gibi, yine memleketimiz ve vatandaşlarımız için yaptığı güzel bir icraatla değil, siyasi geleneklerimize yakışmayan bir dille gündeme gelmiştir. AK PARTİ ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a muhalefet uğruna üslup ve yöntem açısından seviyesini her seferinde biraz daha aşağı çekmeyi marifet sayan ana muhalefet, isminde geçen “cumhuriyet”e ve “halk”a da açıkça hakaret etmektedir.

İki gün önce 94’üncü yaşına giren cumhuriyetimize de, cumhuriyetimizin yılmaz savunucusu olan aziz milletimize de, millî iradenin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da hiç kimsenin hakaret etme hakkı yoktur, olamaz. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan Bey’in sözleri, milletin iradesine sadece saygısızlık değil, âdeta düşmanlıktır ve bu konuda tabii ki yasal yollara başvurulacaktır. Ancak şunu özellikle vurgulamak isterim ki asıl cevabı, her zaman olduğu gibi milletimiz verecektir. Ana muhalefet, kendi gündemiyle uğraşadursun, biz Türkiye kervanını geleceğe doğru yürütmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Deligöz…

17.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız, milletin adamı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında haddini aşan sözleriyle nefret söylemini dışa vuran, milletin iradesine düşmanlık besleyen Bülent Tezcan’ı kınıyorum.

Tek parti döneminde diktatörlüğü resmî olarak uygulayan, Millî Şef döneminde camileri ahırlara ve depolara çeviren, Kur'an-ı Kerim’i yasaklayan, Âşık Veysel’i kılık kıyafeti köylü diye Ankara’ya sokmayan, “Kan dökmeden Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini gerçekleştiremezsiniz.” diyen, milletin iradesini hiçe sayan, bağımsız yargıyı tehdit eden CHP’yi ve Parti Sözcüsü, Üç Kemaller Parkı’nın şeddeli hokkabazı Bülent Tezcan’ı şiddetle kınıyor ve özür dilemeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

18.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un istifasına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Allah Aşkına, “Millî irade, millî irade” deyip, bahsedip duruyorsunuz; “Ülkemizi kabile devletine çevirdiniz.” dedik, kızdınız. “Burası hukuk devleti.” dediniz ama güzel ülkemizi raconla yönetilen bir mafya devleti hâline getirdiniz. Racon keserek, tehdit ederek, şantaj yaparak, Balıkesirli hemşehrilerimizin oy verdiği seçilmiş bir belediye başkanının, hukuka ve adalete aykırı bir şekilde istifaya zorlanması millî iradeye ve Balıkesir’e büyük saygısızlıktır.

Ayrıca, dün Edip Uğur çok ilginç cümleler kullandı, “Aileme tehdit geldi ve istifa etmeye mecbur kaldım.” dedi. Bu, bir ihbardır ve suç duyurusudur. Cumhuriyet savcılarına sesleniyoruz, lütfen bu ihbarı derhâl değerlendirin ve soruşturmayı yapın.

Hukuk ve millî irade yerine alternatif bir tek adam iradesi ortaya koyarak ülkemizi ve tüm demokratik kazanımlarımızı hedef alan bu uygulamalardan derhâl vazgeçin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Keşir…

19.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ihtilafın ve muhalefetin de bir ahlakı vardır. Anadolu’da “Kavgada bile söylenmez.” sözü, bir erdemi ifade eder.

Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsünün kullandığı ifade, sadece siyasi nezaketsizlikle de açıklanamaz. Unutmayalım ki 1960’ta Rahmetli Menderes, 1980 sonrası Rahmetli Özal için de Türkiye düşmanları ve içerideki iş birlikçileri aynı iftirayı atmışlardı. “Diktatör” söylemi, Türkiye düşmanlarının ve FET֒nün söylemidir, aynı zamanda bir nefret suçudur. Türkiye’de diktatör yoktur ama Türkiye düşmanları ve FET֒yle iş tutanlar vardır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, aziz milletimizin gönlünde taht kurmuş bir dünya lideridir.

Tezcan, Cumhurbaşkanımıza gönül ve destek veren Türk milletinden de derhâl özür dilemelidir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Boynukara.

20.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

İsmini anmaya değmeyecek birisi, çirkin bir dil kullanarak bu ülkenin Cumhurbaşkanına hakaret etmiştir. Milletin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımıza yönelik sözler aynı zamanda, nefret söylemidir. Kendince “Onların anlayacağı dilden, şeddeli…” şeklinde yaptığı sözde espriyle, mukaddesata ve İslami değerlere dil uzatarak ayrımcılık suçu işlemiştir. Hakaret, ayrımcılık, nefret ve sorumsuzca ötekileştirme, dünyanın her yerinde suçtur. 2014 yılında Cumhurbaşkanımıza oy veren 21 milyonu aşkın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşı işlenmiş bir suçtur. Siyaset üretemeyen ve söyleyecek sözü olamayanların başvurduğu üslup neden hiç değişmez ki? Bu çirkin dil, siyasi tükenmişliğin ilanıdır. Bu dil, bir utanç belgesidir, âcizliktir, siyasetsizliktir. Faşizm ve diktatörlüğün adresini arıyorsa kendi yol güzergâhına baksın.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

21.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un istifasına ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Edip Uğur, “Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, tehdide varan müdahaleler var. Bu, katlanılacak bir durum olmanın ötesini de geçmiştir.” diyerek istifa etmiştir. Bu çerçeveden hareketle, seçilmiş bir kişinin tehdit ve şantajla istifaya zorlanması mafyatik bir yönetim şekli midir? Belediye başkanının, tehdit edildiğini söylemesi üzerine Hükûmet olarak savcılığa suç duyurusunda bulunacak mısınız? Erdoğan’ın, “İstifası istenen başkanlar istifa etmezlerse gereğini yaparız, bunu da herkes görür.” sözlerinin Edip Uğur’a yönelik olduğu doğru mudur? Daha önce istifa eden belediye başkanları da aileleri üzerinden tehdit edilmiş midir? Bir kişiyi, ailesi üzerinden tehdit ve şantajla istifa ettirmek FET֒den kalma bir gelenek midir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – …şimdi, grup başkan vekillerine söz vereceğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O ayrı.

BAŞKAN – Siz sataşmadan mı söz isteyecektiniz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – On-on iki AK PARTİ mensubu sayın milletvekili, partimize ve Genel Başkanımıza…

BAŞKAN – Kim dediniz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bennur Hanım, Sayın Gündoğdu -sataşma şeylerini de söyleyebilirim- Sayın Boynukara…

BAŞKAN – Hepsini toptan olarak mı söylüyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sadece Sayın Boynukara’nın “Faşist arıyorlarsa kendilerine baksın.”ı ben sataşma almam çünkü faşist…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – “Kendisine baksın.” dedim Başkan.

BAŞKAN – Sayın Boynukara, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siyasette, siyasi terminoloji kullanılır, romantik terminoloji kullanılmaz. Siyasetçi siyasetçiye “faşist” de der, “komünist” de der. Ecevit komünist midir? Rahmetli Başbuğ Türkeş faşist midir?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Estağfurullah.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – E, değildir ya da bu iddia…

BAŞKAN – Söylendiği zaman hakaret oluyor ama işte Sayın Altay.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz bunu söylemeyin bari Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama asıl, Sayın Genel Başkanımızın 15 Temmuz gecesi kaçtığıyla ilgili bir itham var, bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Ayrıca, Sayın Gündoğdu’nun küresel projelere hizmet ettiğimizle ilgili iddiası var, bunu da kabul etmemiz mümkün değil.

Bunlar sataşmadır. İki tane ayrı iki dakika talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – İki tane ayrı…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Birinde uzlaşacağız, belli yani.

BAŞKAN – Peki, bir sataşmadan dolayı iki dakika söz veriyorum size.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aslında, ayrı ayrı yani.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Kaçtı” siyasi bir eleştiridir ama Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yalnız, bir dakika…

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Çeşitli İşler (Devam)

2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Trabzon’un Maçka ilçesinden gelen vatandaşlara “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN - Uzun zamandan beri bizi izliyorlar, Trabzon ilinin Maçka ilçesinden sevgili hemşehrilerimiz de burada. Kendilerine de hoş geldiniz diyelim. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bursa Milletvekili Bennur Karaburun ile Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun yaptıkları açıklamaları sırasında Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP Grup Başkanına sataşmaları nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz de sevgili Maçkalılara Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hoş geldiniz diyoruz; sevgilerimizi, saygılarımızı iletiyoruz. Hoş geldiniz Maçkalılar.

Değerli milletvekilleri, tartışmadan kaçmayız, hiç sorun yok. Saygıdeğer Bennur Hanım tekrar bu tartışma vesilesiyle 15 Temmuz gecesine döndü. Ben bu kürsüde dedim ki: Sayın Kılıçdaroğlu havaalanından herkesin göreceği şekilde, bileceği şekilde çıktı, belediye başkanının evine gitti. Adam bunu saklamadı. Şimdi, buradan –Bennur Hanım burada yok- soruyorum: 15 Temmuz gecesi Başbakan Sayın Binali Yıldırım neredeydi? İki: 15 Temmuz gecesi, o zaman AK PARTİ Genel Başkanı olmayan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan neredeydi? Neredeydi?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Herkes biliyor, yoldaydı, Ankara’ya geliyordu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunların cevabını verecek yürekli bir AK PARTİ’li bekliyorum bu kürsüye.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az sonra görürsün Sayın Başkan.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Kargalar bile güler buna! Herkes meydandaydı meydanda, Cumhurbaşkanımız da Başbakanımız da meydandaydı.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tartışmaya açarsanız… Bunların cevabını verecek, doğru dürüst verecek, yürekli bir AK PARTİ’li bekliyorum buraya. Binali Bey neredeydi, Erdoğan neredeydi?

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Binali Bey saat on birde ekranlardaydı.

ÇETİN ARIK (Kayseri) - Binali tünelde saklanıyordu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gelelim, tekrar “Küresel projelere hizmet” meselesi, böyle bir eleştiri var. Küresel projelere hizmet eden biri aranıyorsa o, AK PARTİ’nin Genel Başkanıdır. “Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanıyım.” diyerek Suriye’yi, Irak’ı kan gölüne çeviren oysa, eş başkansa, sorumlu ve dahli vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, “faşist” deme meselesini yarın unutacaksınız, tekrar diyeceğiz, bu tepkiyi vermeyeceksiniz. Derdinizi biliyoruz. Derdiniz, Balıkesir Belediye Başkanının AK PARTİ’nin gerçek yüzünü, millî iradeye saygısızlığını 80 milyona kanıtlamasının verdiği rahatsızlıkla hopluyorsunuz çünkü iki senedir hiç hoplamadınız. (CHP sıralarından alkışlar) Oturumu yöneten Meclis Başkanı bile ben Erdoğan’a “diktatör” dediğim zaman,
“Bu bir siyasi eleştiridir.” dediğim zaman…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşma var Sayın Başkanım size de.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …Sayın Bahçekapılı, tutanaklara bakın, “Evet, bir siyasi eleştiridir.” dedi. Şimdi, ne oluyor, ne oluyor?

BAŞKAN – “Diktatör” kelimesine mi?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, dediniz; açın bakın tutanaklara.

MURAT EMİR (Ankara) – Mahkeme kararları var, mahkeme.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Halk nasıl anlıyor, ona bak, halk nasıl anlıyor bunu? Diktatör olmayan bir insana nasıl diktatör dersiniz! Suçtur, suç.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Öyle değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hodri meydan, ben bir şey söylüyorum. Soruyorum: Bülent Turan, Ecevit komünist mi?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Şu tutanağı da bana bir lütfen getirir misiniz, elinizde var herhâlde.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben getirmem, sen bul Sayın Başkan.

Ecevit komünist mi?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Kendisine sor, ne bilelim biz!

BAŞKAN – Lütfen, söylüyorsunuz, iddianızı tescil edin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben göndereceğim sana.

BAŞKAN – Getirin lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Göndereceğim.

BAŞKAN – Süreniz de bitti bu arada…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ecevit komünist mi kardeş?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ya, ne bilelim, kendisine sor, rahmetli oldu gitti. Hayatta olsaydı kendisine sorardık.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Başkanım, sataşma var, sataşma.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tümünde, diktatörlerin tümünde faşizan eğilimler vardır arkadaşlar.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Başkanım, söylemediğiniz cümleyle sataştı size.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Yürekli bir AK PARTİ’li vekil istiyorum.” dedi, tüm vekillerimizi çıkartırım kürsüye. Ancak, söz alıp cevap vermek istiyorum Sayın Başkanım izin verirseniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, versin.

Cevabı buradan verin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, siz çok deneyimli...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oradan cevap veremez.

BAŞKAN – Müsaade edin, hiç duymadım Sayın Turan’ın söylediklerini.

Buyurun, yeniden tekrar edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Sayın Altay dedi ki: “AK PARTİ’nin o zamanki Genel Başkanı Sayın Başbakan neredeydi o akşam?” Buna cevap vermek zorundayım.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Tüneldeydi, tünelde.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Saat on birde televizyonlardaydı, ekranlardaydı.

BAŞKAN – Evet, buyurun, iki dakika…

MURAT EMİR (Ankara) – Yerinizden cevap vereceksiniz Sayın Turan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Aynı yerde mi saklandınız?

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Beraber miydiniz yoksa?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunu bir sataşma olarak mı aldınız? “Başbakan neredeydi?”yi sataşma olarak mı aldınız?

BAŞKAN – “Açıklayın.” dediniz, açıklıyor işte.

MURAT EMİR (Ankara) – Açıklama için niye oradan söz verdiniz?

4.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yerinden yapacak.

BAŞKAN – Müsaade edin, ona da ben karar vereyim Sayın Altay.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Taraflı bir yönetim yapıyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Çok gerginsiniz bu hafta grup olarak, lütfen…

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bu diktatöryal baskılardan vazgeçin bence, konuşayım iki dakika, izin verin. Sayın Başkan, konuşabileyim ben de.

Değerli arkadaşlar, aslında burada söylenen, defaatle cevap verilen konuların bir daha bir daha konuşulması bu Mecliste bir zaman kaybı. Siz bilmiyor olabilirsiniz, bütün dünya 15 Temmuzun akşamında Cumhurbaşkanımızın nerede olduğunu, Başbakanımızın nerede olduğunu gururla, onurla -şehidiyle gazisiyle- biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Tünelde, tünelde.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ama bir şeyi daha biliyoruz. “O akşam -ifadenizle söylüyorum- güvenli bir yer, bir belediye başkanının evi arandı.” diyorsunuz, eyvallah. Bundan utanmıyorsanız yine lafımız yok, sizin takdiriniz. Ancak biz şunu da biliyoruz: İçeriye girdiği zamanki kravatıyla... Tıraş olmuş, başka kravatla çıktığı da bir gerçek. Ben de şunu soruyorum...

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Neye hazırlık yapıyordu?

BÜLENT TURAN (Devamla) – ... o zaman, bir siyasi eleştiri olarak: O akşam darbe olacaktı, siz yeni kravatla görev mi alacaktınız Sayın Başkan?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yazıklar olsun!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Böyle bir şey olur mu, böyle şey olur mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MURAT EMİR (Ankara) – Bu ne ya, bu ne ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) – “Diktatör” diyene her türlü eleştiriyi yapma hakkımız var. Siz 28 Şubatta “Ankara’da mahkemeler var, hâkimler var.” dediniz, siz 27 Mayısta “Yanlış yaptı siyasetçiler, asker astı, iyi yaptı.” dediniz. Darbenin kim karşısında, kim yanında, bütün dünya biliyor.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Biz her türlü darbenin karşısındayız.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Biz o 15 Temmuz akşamındaki tavırlarla, Başbakanımızın erken saatlerde televizyona çıkmasıyla, Cumhurbaşkanımızın meydana çıkmasıyla gurur duyuyoruz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – FET֒yü kim besledi, insanlar onu çok iyi biliyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Türkiye’nin siyasi tarihinde, demokrasi tarihinde altın harflerle yazılacaklar var, şüpheyle yazılacak olanlar var. O akşam bedel ödemek için canıyla çıkanlar var, kravatla televizyon izleyenler var. Herkes bunu biliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini toplantıya çağırıyorum.

Sayın Altay, tutanağı da lütfen getirmenizi rica ediyorum.

Kapanma Saati: 16.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Engin Altay’a önce teşekkür ederim toplantıya katıldığı için, bir; tutanakları getirdiği için, iki. Kendisiyle arkada konuştuk, bu tutanakların hiçbir yerinde benim Sayın Cumhurbaşkanına “diktatör” cümlesini kabul etmeme dair bir belirti yok, aksine, Sayın Engin Altay Sayın Cumhurbaşkanına “diktatör” lafının bir siyasi eleştiri olduğunu iddia ediyor. Bundan, Mehmet Naci Bostancı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili bu söz üzerine sataşmadan dolayı söz istiyor. Ben de bunu sataşma olarak, hakaret olarak kabul edip Sayın Naci Bostancı’ya söz veriyorum. Tutanağın devamında Sayın Engin Altay bana, düşüncemi açıkladım diye, sataşmadan dolayı söz verdim diye sözümü geri almamı söylüyor. Ben de kendisine “Bana dayatmada bulunmayın.” diyorum, “Sataşma değil, siyasi eleştiride bulundum.” diyor, ben de “Bana dayatmada bulunmayın, burada herkes düşüncesini belli kurallar çerçevesinde açıklayabilir.” diyorum. Sayın Başkan bana “Sözünüzü geri alacaksınız.” diye dayatmada bulunuyor, ben de sözümü geri almıyorum.

Durum bundan ibarettir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok kısa bir ek.

BAŞKAN - Bir de Sayın Altay’ı dinleyelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, açarsanız… Genel Kurul da duysun.

BAŞKAN – Tabii ki.

Buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, ben size “Tayyip Erdoğan’a diktatör dediniz.” demedim bir kere.

BAŞKAN – Siz dediniz ki “Burada, mikrofonda Sayın Tayyip Erdoğan’a, Cumhurbaşkanına diktatör denildi, siz de bunu bir siyasi eleştiri olarak kabul ettiniz.” diye defalarca söylediniz bunu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tabii, tabii.

BAŞKAN – Böyle bir şey yok, tutanakta yok. Lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, siz diyorsunuz ki: “Siz de sataşmada bulundunuz, hakarette değil.” Tamam.

BAŞKAN – Sataşmada bulundunuz. Neden…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani siz bunu bir sataşma olarak görüyorsunuz, hakaret görmüyorsunuz; bunu söylüyorum.

BAŞKAN – Hayır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burada böyle yazıyor.

BAŞKAN – Hayır, öyle değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burada böyle yazıyor, gelin bakın.

BAŞKAN – Siz “diktatör” olarak nitelendiriyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır…

BAŞKAN - Naci Bostancı sataşmadan dolayı söz istiyor, ben de ona söz verince siz bana karşı “Usulünüzü değiştirin, çalışma şeklinizi.” diye dayatmada bulunuyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, hayır, o onunla ilgili değil.

BAŞKAN – Evet, böyle.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, tutanak açık, isteyen arkadaşlar bakabilir.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

İsteyen milletvekili arkadaşlarımız tutanağa bakabilir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Siz “Sataşmada bulundunuz, hakarette değil.” diyorsunuz; bunun altını çizelim. Tamam.

BAŞKAN - Şimdi sayın grup başkan vekillerine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, temizlik işçisi olarak işe başlatılan 4.995 imamın mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine, Belçika’da Genk şehrine bağlı Waterschei ilçesinde Belçika Türk Federasyonuna bağlı bir derneğe yapılan saldırıya ve Erdal İnönü’nün vefatının 10’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Diyanet İşleri Başkanlığınca sözleşmeli imam istihdamı için 12 Mayısta ilana çıkıldı, 23 Mayısta mülakatlar yapıldı, 25 Mayısta sonuçlar açıklandı ve 26 Mayısta sözleşmeler imzalandı. Geçici cami görevlisi olarak vazifelerine başlayan 4.995 imam göreve başladıklarının 10’uncu gününde cep telefonlarına gelen mesajla İŞKUR’a bağlı olarak Toplum Yararına Hizmet Programı’na kaydırıldıklarını ve burada da temizlik işçisi olarak istihdam edildiklerini öğrendiler. Bu imamlarımız KPSS ve din hizmetleri alan bilgisi puanıyla ve mülakatı kazanarak istihdam edildiler. Bir aydır hak arayışındalar. Diyanet İşleri Başkanlığının ilan ettiği sınav ve iş şartlarına aykırı olan bu uygulamayla, geçici cami görevlisi olarak görevlendirilen ancak temizlik işçisi olarak işe başlatılan bu 4.995 imam mağdur edilmiştir. Bir hata olduğu açıktır. İmamlar ilan şartlarına aykırı olarak istihdam edilmişlerdir. Üstelik bu gelişmeler bir ay içinde yaşanıyor. Bir ay içinde istihdam şeklini değiştirecek kadar plansız, programsız bir istihdam olmaması gerekir. Bu nedenle Hükûmete çağrıda bulunuyoruz: Bu mağduriyetleri gidermek mecburiyetindesiniz. 4.995 imamın bir an önce ilan şartlarına göre istihdam edilmeleri gerekmektedir. Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçe görüşmeleri devam ederken soruna mutlaka bir çözüm getirilmelidir.

Belçika’da Genk şehrine bağlı Waterschei ilçesinde Belçika Türk Federasyonuna bağlı bir derneğe dün sabah saatlerinde silahlı saldırı düzenlenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Saldırıda bir yaralımızın olmaması sevindiricidir. Bu saldırıyı şiddetle kınıyor, Belçika’da yaşayan tüm Türk vatandaşlarına ve Belçika Türk Federasyonuna geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Saldırıyı münferit bir vaka olarak göremeyiz. Avrupa ülkeleri, Türkiye ve Türk milletine karşı terör eylemleri düzenleyen PKK, FETÖ, DHKP-C gibi terör örgütlerini himaye etmektedirler. Avrupa’da yuvalanan terör örgütleri buralardaki Türk vatandaşlarına ve sivil toplum kuruluşlarına saldırılar düzenlemektedir. Terör örgütlerinin saldırı yapacaklarını açık bir şekilde açıklamalarına rağmen hiçbir güvenlik önleminin alınmadığı da görülmektedir.

Avrupalı yetkililer terör örgütlerini himaye etmekten bir an önce vazgeçmeli, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği için gereken önlemleri bir an önce almalıdır.

Ayrıca, Belçika’daki saldırının failleri bir an önce yakalanarak adalete teslim edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN - Buyurun, bir dakika daha ek süre vereyim size Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün eski Başbakan Yardımcısı, devlet ve bilim adamı Profesör Erdal İnönü’nün vefatının 10’uncu yıl dönümüdür.

Erdal İnönü, ülkemizin kurtuluşu ve kuruluşunda önemli hizmetler vermiş bir babanın evladı ve bir siyaset adamı olmanın yanı sıra 2004 yılında fizik alanında Nobel’den sonraki en önemli ödül olan Wigner Madalyası’nı alarak bilim dünyasında Türkiye’nin adını dünyaya duyurmuş saygın bir bilim adamıdır.

Uluslararası bilim dünyasındaki yerinin yanında mütevazı ve örnek şahsiyetiyle milletimizin takdirini kazanmış Erdal İnönü’yü rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Erdal İnönü’yü sevgi ve saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Sayın Erdal İnönü’yü Divan olarak sevgi ve saygıyla anıyoruz, ruhu şad olsun kendisinin de.

Sayın Yıldırım, buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Erdal İnönü’nün vefatının 10’uncu yıl dönümüne, Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı hakkındaki bazı ifadeleri nedeniyle Genel Kurulda yaşanan tartışmalara ve 13 Ekim 2017 günü HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın fezlekesinin ve dosyasının olduğu bütün mahkemelere gönderilen bir yazıya ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Siyasette hoşgörü, eleştiriye karşı tevazunun bir simgesi hâline gelmiş Erdal İnönü’nün ölümünün 10’uncu yıl dönümü. Kendisi partiler arası diyaloğu herhâlde bu ülkede en iyi başarabilmiş siyasetçilerden biriydi. Onun o mizacına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu ifade edebiliriz. Biz de kendisini rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkan, bir diğer husus, bugün Meclis Genel Kurulunda da tartışmanın ana gündemi, CHP Parti Sözcüsünün dün ifade etmiş olduğu bir sözcüğe karşı iktidar partisi milletvekillerinin reaksiyonu.

Bir defa şunu ifade edelim: Şüphesiz siyasette eleştiri sınırları içerisinde kalmak önemlidir ancak şu ülkede siyaset hayatını en fazla üslupla zorlayan kişi bugün tartışma konusudur. Cumhurbaşkanı diye, AKP Genel Başkanı diye, halk tarafından seçildi diye herkese hakaret etme hakkını içte ve dışta kendinde gören AKP Genel Başkanı bu üslubun bu ülkedeki öncüsü olmuştur. Yargı kararı olmaksızın insanları açıkça suçlu ilan eden bizatihi kendisidir. Eş genel başkanımız daha mahkeme karşısına çıkmadan, asla kabul etmeyeceğimiz ithamlarda bulunan ve suçlu ilan eden kendisidir. Siyasette bu üslubun hâkim olmasına sebep olan kendisidir. Eğer bunlara karşı, bu eleştirilere karşı bir tahammülsüzlüğü varsa üslup konusunda ilk başta onun özen ve hassasiyet sahibi olması gerekir. Bu bir defa bütün iktidar partisi milletvekilleri ve mensupları tarafından görülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – 9 Temmuz günü Hamburg’da bir G20 zirvesinde yapmış olduğu konuşmanın iler tutar tarafı yoktur. Kantarın topuzu oraya düştükten sonra herkes birbirine karşı bu dili pekâlâ kullanma hakkını kendinde görebilir.

Bir diğer husus: Sayın Başkan, hukukçusunuz. Bugün hukukçuluğunuzun değerine önemli atıflarda bulunuldu. Biz yıllardır bu Parlamentoda, yargının iktidar tarafından siyasallaştırıldığını ve derdest edildiğini söyledik. Buyurun, 13 Ekim 2017 günü Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın fezlekesinin ve dosyasının olduğu, bütün mahkemelere gönderilmiş ibret bir yazıyla karşı karşıyayız. Bütün mahkemelere… Neymiş? “Örgüte üye olma suçundan militan konumunda olan ve kamuoyu tarafından yakından bilinen ve takip edilen adı geçen Selahattin Demirtaş’ın, bulunduğu il dışında yapılacak duruşmalara getirilmesinin firar, olası saldırı ve adliye önünde gösteri, eylem yapılmasına neden olabileceği, bu sebeple getirilmemesi…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, size de son olarak bir dakika ek süre vereyim.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkürler.

Nerede bağımsız yargı? O mahkeme başkanının ve üyelerinin özgür karar verebilme ihtimali kaldı mı? İşte budur yargının siyasallaşması ve iktidar tarafından derdest edilmesi. Buradan siyasi iktidara sesleniyorum: Demirden korkuyorsanız trene binmeyeceksiniz. Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğundan bu kadar korkuyorsanız rehin almayacaksınız. Bakın, Selahattin Demirtaş’ın Mecliste, alanda, sokakta siyaset yapma hâli sizin korkunuzdu, zindanda rehin olma hâli kâbusunuz olmuş. Bu ne korku? Niye mahkemeye çıkarmıyorsunuz? Eğer dağ yeni bir fare doğurmazsa dört yüz gün sonra, 7 Aralıkta mahkemeye çıkacak. İşte, yargının pürmelali budur, siyasi iktidar kendine yakışanı yapıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Altay, buyurun.

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, CHP Grubu olarak, vefatının 10’uncu yıl dönümünde Erdal İnönü’yü ve 31 Ekim 1919’da Kahramanmaraş’ta Fransız işgalcilerine ilk kurşunu atan Sütçü İmamı saygıyla andıklarına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Olağanüstü hâl, olağanüstü hukuksuzlukların kanun hükmüne bağlanmasıdır diyen, “Demokrasi su ise testisi laikliktir; testi kırıldı mı bu toplumu kimse bir arada tutamaz.” diyen, SODEP Kurucu Genel Başkanı, Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak bu ülkeye, bu millete çok kıymetli hizmetlerde bulunmuş büyük bilim adamı, eşsiz devlet adamı, büyük siyaset adamı Profesör Doktor Erdal İnönü’yü vefatının 10’uncu yılında Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Öte yandan, daha iki gün önce Cumhuriyet Bayramı’mızı milletçe ve çok büyük bir coşkuyla idrak ettik, bugün 31 Ekim. 31 Ekim 1919, Sütçü İmam’ın Kahramanmaraş’ta Fransız işgalcilerine ilk kurşunu attığı gündür. Allah’ım bütün Kurtuluş Savaşı şehitlerine, Birinci Dünya Savaşı şehitlerine, diğer Kore, Kıbrıs şehitlerine, güneydoğu şehitlerine rahmet eylesin. Bu vesileyle Kurtuluş Savaşı’mızın efsane halk önderlerinden Sütçü İmamı da Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz, mekânı cennet olsun inşallah.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Turan buyurun.

26.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, başarılı ve hayırlı bir hafta geçmesini ümit ettiğine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 94’üncü yılını kutladığına ve Erdal İnönü’nün vefatının 10’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, bu hafta önemli kanun görüşmelerine başlayacağız. Ben öncelikle bu haftanın başarılı, hayırlı geçmesini ümit ediyorum.

İki gün önce cumhuriyetimizin 94’üncü kuruluş yıl dönümünü kutladık hep beraber. Bir asır önce milletimiz işgale karşı yekvücut hâliyle devasa bir destan, bir mücadele yazdı, bir özel örnek gösterdi tüm dünyaya. Savaş ortamında bile Meclisi açık tutarak tüm dünyaya millî iradenin ne demek olduğunu göstermiş oldu. Şehit düştüler, gazi oldular ama vatanın mukaddesatına el sürdürmediler. Az önce Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi, Sütçü İmam’ın bugün aynı zamanda ölüm yıl dönümü, şehadet yıl dönümü, kendisini ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Bu kutlu mücadele 29 Ekim 1923’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde taçlandırılarak cumhuriyetle sonuçlandırıldı. Bir asır önce savaştan çıkmış, yokluk içerisinde hayat savaşı veren bir devlet vardı, bugün ise dünyanın 13’üncü büyük ekonomisi olan büyük bir Türkiye Cumhuriyeti var. Cumhuriyetin 100’üncü yılına doğru ilerlerken her açıdan Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere işaret etmiş oldukları muasır medeniyetler seviyesine ulaşma mücadelemiz tüm gücümüzle devam ediyor, sürüyor. Bu cumhuriyeti biz kurduk, bu cumhuriyeti biz yücelttik, bu cumhuriyeti hep beraber biz kollayacağız, koruyacağız. 15 Temmuz akşamı bütün milletin sokağa çıkarak lideriyle partileriyle hep beraber meydanlara çıkarak yan bakanlara, yanlış yapanlara izin vermemesi bu cumhuriyetin geldiği yer açısından gurur verici bir tablodur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün aynı zamanda eski Başbakanlarımızdan Sayın Erdal İnönü’nün ölüm yıl dönümü. Sayın İnönü bulunduğu görevlerde ilkeli ve dürüst bir siyaset sergiledi. Esprili, mütevazı kişiliğiyle siyasete ayrı bir renk kattı. Onun üslubundan alınacak çok dersler vardır diye düşünüyorum. Erdal Bey siyasette olduğu kadar bilim dünyasında da büyük katkılar sağlayan bir insandı. Ölümünün 10’uncu yıl dönümünde kendisini rahmetle, minnetle anıyorum.

Sayın Başkan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bitti.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Turan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İktidar bu kadar konuşur mu ya? İktidar iş yapar ya.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Engin Bey “Bitti.” dedi. Engin Bey’e olan sevgimizden, saygımızdan siyaseten tartışılmış konunun bundan sonra hukuk dünyasında tartışılacağını ve bizim de takipçisi olacağımızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Başkanlıkça, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün Çevre Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önerge (4/110) yazısı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü’nün Çevre Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 30/10/2017 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Birleşmiş Milletler Örgütü himayesinde 4 Aralık 2017 tarihinde Rusya’nın başkenti Moskova’da düzenlenecek olan “Parlamenterler Uyuşturucuya Karşıdır” başlıklı konferansa Rusya Federasyonu Federal Meclisi Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin’in vaki davetine icabetle Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bir heyetin katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1204)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Birleşmiş Milletler Örgütü himayesinde 4 Aralık 2017 tarihinde Rusya’nın başkenti Moskova’da “Parlamenterler Uyuşturucuya Karşıdır” başlıklı bir konferans düzenlenecektir.

Anılan konferansa, Rusya Federasyonu Federal Meclisi Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin’in vaki davetine icabetle Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bir heyetin katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                      Ayşe Nur Bahçekapılı

                                                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                           Başkanı Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının milletvekillerinin izin taleplerine ilişkin bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir ile Şırnak Milletvekili Leyla Birlik’in 17 Temmuz 2017 tarihinden itibaren on birer gün izinli sayılmalarına ilişkin tezkeresi (3/1205)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 12 Eylül 2017 tarihli toplantısında milletvekili izin taleplerine ilişkin olarak ekli husus kararlaştırılmıştır.

Genel Kurulun onayına ayrı ayrı sunulur.

Saygılarımla.

                                                                                                                                          İsmail Kahraman

                                                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                                 Başkanı

Mazeret nedeniyle;

a) Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in 17 Temmuz 2017 tarihinden itibaren 11 gün izinli sayılmasını,

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

b) Şırnak Milletvekili Leyla Birlik’in 17 Temmuz 2017 tarihinden itibaren 11 gün izinli sayılmasını

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Ankara Milletvekili Mustafa Mit ve arkadaşları tarafından, tarım ülkesi olan Türkiye ve Ankara’da yaşanan kuraklık neticesinde çiftçilerin uğramış oldukları zararlar ile çiftçilerin durumlarının iyileştirilmesi için yapılması gerekenlerin tespiti amacıyla 24/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 31/10/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                             Erkan Akçay

                                                                                                                                                 Manisa

                                                                                                                                  MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

24 Ekim 2017 tarih, 2433 sayısıyla, TBMM Başkanlığına, Ankara Milletvekili Mustafa Mit ve arkadaşlarının, tarım ülkesi olan Türkiye ve Ankara’da yaşanan kuraklık neticesinde çiftçilerimizin uğramış oldukları zararlar ile çiftçilerimizin durumlarının iyileştirilmesi için yapılması gerekenlerin tespiti amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 31/10/2017 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit konuşacaklardır.

Buyurunuz Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçilerimizin sorunlarını ve bu sorunların ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbirlerin tespiti maksadıyla vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 100 milyonluk nüfusu besleyecek durumdaki tarımsal üretim miktarı, 80 milyonluk Türkiye’yi besleyemez hâldedir. Bütün partiler çeşitli vesilelerle tarımın içinde bulunduğu durumdan şikâyet etmektedirler, bize de çare bulmak düşer.

70’li yıllarda bizden mercimek tohumu alıp götüren Kanada’dan mercimek, Yunanistan’dan pamuk, Rusya’dan buğday, en acısı da saman ithal etmekteyiz. Canlı hayvan ve kırmızı et ithal etmemize rağmen yine de fiyatları düşüremiyoruz. Üretici ithalat ile yüksek yem fiyatlarından, tüketici ise yüksek et fiyatlarından şikâyetçidir.

Önümüzdeki yüz yılın tartışmasız en önemli sorunu, gıda güvenliğidir. Bütün dünyada olduğu gibi tarımı desteklemek zorundayız. Tarımda 2000 yılında başlayan doğrudan gelir desteği, en ciddi sistematik destek programıdır. 2006 yılında Tarım Kanunu çıkarılarak yapılacak yardımlar kanuni esasa bağlanmıştır. Tarım Kanunu’nda “Tarıma bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olmaz.” denmektedir. Ancak şimdiye kadar bu miktarda destek çiftçiye yapılmamıştır. 2006 yılından bugüne kadar çiftçilerimize aktarılamayan bütçe değerlerinin toplam tutarı 87,5 milyardır. 2002’de çiftçilerin kullandığı nakit kredi miktarı 1 milyar lirayken 2017 Eylül itibarıyla çiftçilerin bankalar ve tarım kredi borçları 88 milyara ulaşmıştır. Yasal hakkı verilmeyen çiftçi krediye, faize mahkûm edilmektedir. Çiftçi hayatını banka kredileriyle devam ettirmeye çalışmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde 2014 yılında çıkan tarım kanunuyla gelecek on yıl için 596 milyar dolar, Avrupa Birliğinde ise 2014-2020 arasında 480,3 milyar avro tarımsal destek programları açıklanmıştır.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında DAP gübrenin çuvalı 13 lirayken 2017 yılında 83 liraya yükselmiştir. Azot gübre 9,45 lirayken 2017’de 68 lira olmuştur. Nitrat gübre 7,55 lirayken 2017’de 53 lira olmuştur. Geçen sene gübrede ve yemde KDV’nin sıfırlanmasına rağmen, satış fiyatında bir değişiklik olmamıştır. Tarımsal kesime destek olarak açıklanan uygulama çiftçiye değil başka kesimlere çiftçi üzerinden kaynak aktarılmasına yaramıştır.

2002 yılında mazotun litre fiyatı 1,30 lirayken 2017’de ortalama 4,5 lira olmuştur. Milyonluk yatların kullandığı mazot, KDV ve ÖTV’den istisna edilmişken tamamen üretim ve istihdam sağlayan tarım kesiminden KDV ve ÖTV’nin alınması büyük haksızlıktır. Çiftçinin kullandığı mazottan KDV ve ÖTV’nin alınmasından vazgeçilerek çiftçilerimize ucuz mazot temin edilmelidir.

Ziraat odalarının 2017 yılı buğday maliyet tablosuna göre ortalama 1 kilo buğdayın maliyeti 1,065 lira olup satış fiyatı ise 0,94 liradır. Bütün tarım ürünlerinde tohum fiyatları enflasyonun üzerinde artış göstermektedir. Çiftçimiz yabancı tohum üreticisi firmaların insafına terk edilmiştir. Tarladan yok pahasına alınan ürün tüketiciye neredeyse on katı fiyatına satılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, çiftçimiz yaptığı masrafı karşılamak bir yana yeni ekim yapacak, kredi taksitlerini ödeyecek güçten yoksun kalmıştır. Çiftçimizin Ziraat Bankasına ve tarım krediye olan anapara borçlarının ödenebilir uzun bir takvime bağlanacak şekilde ertelenmesi ve tahakkuk etmiş faizlerin de silinmesi gerekmektedir çünkü ötelenen borçlar yıllar itibarıyla birikmiş olup eklenen faizlerle birlikte artık ödenemez hâle gelmiştir. Ziraat Bankası lehine verilen ipotek miktarları karşı karşıya kaldığımız tehlikenin boyutunu göstermektedir.

Çiftçimizin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mit.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmakta olduğumuz, görüşmekte olduğumuz önerge çiftçilerin sorunlarıyla ilgili. Bizi de bugün özellikle Kayseri’den çiftçiler aradılar ve kendi sorunlarını dile getirmemizi rica ettiler.

Öncelikle, gerçekten mazot fiyatları en yüksek olan ülke aslında Türkiye ve onların sıkıntıları da en fazla bununla ilgili. Başta mazot fiyatları olmak üzere çiftçilere özel olarak indirimli üretim girdilerinin sağlanması gerektiğini… Çiftçilere tarım kredileri verilmekte ve Ziraat Bankasına borçlarının faizi ertelenmekte ancak bu desteklerin çoğu gecikmeli olarak çiftçiye ödenmekte, devlet bunu da faizle çiftçiden almakta. Çiftçiler ürün üretmekten, bunu elde etmekten ziyade aslında “Borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz?” diye kara kara düşünür bir hâlde. Bu nedenle, gerçekten, aslında sözde bir tarım ülkesi olan ama artık böyle bir özelliği kalmamış olan ülkemizde çiftçilerin sorunlarına gözümüzü açmamız gerekiyor. Özellikle de akaryakıttan yüzde 60’ın üzerinde vergi alınırken ve eylül ayında 5,27’ye ulaşan benzinin fiyatı ekim ayında da 5,38’i bulmuşken.

Ben çiftçilerden özür diliyorum çünkü gerçekten üç dakikayı onlarla konuşmak isterdim ama şu elimdeki belge Anayasa’nın 138’inci maddesine aykırı ve korkunç bir belge. Yani bununla ilgili suç duyurusunda bulunacağız ama bununla ilgili, Sayın Meclis Başkan Vekilimiz, sizin de bir şey yapmanız gerekiyor ve buradaki milletvekillerinin de buna kulağını açması gerekiyor.

Bir parti başkanıyla ilgili nasıl siz talimat verirsiniz? Gerçekten, “Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan militan konumunda olan…” Bu nasıl bir ifadedir. Ve Kayseri mahkemesi Selahattin Demirtaş’ın duruşmaya getirilmesini karara bağladığı hâlde Adalet Bakanlığı nasıl talimat verebilir ve SEGBİS’le bağlanabilir, bununla ilgili yazıları bütün mahkemelere gönderir? Gerçekten, bu, Anayasa 138’e aykırıdır çünkü hiçbir merci, kişi hâkimlere, mahkemelere kendi yetki alanları içerisinde talimat veremez, onları yönlendiremez. Buna aykırıdır bu tutum. Bunu reddediyoruz. Sizin de aslında, hakikaten ara vererek Adalet Bakanlığına bunu sormanız gerekiyor bir hukukçu olarak da.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakanlık değil, genel müdürlük.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben son olarak şunu söylemek istiyorum: Ancak tüm vekillerimiz 4 Kasım darbesinde, bu hafta serbest kalırlar, düşünceleri nedeniyle yatan herkes serbest kalır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – …işte o zaman demokratik bir cumhuriyeti kutlayabiliriz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ali Haydar Hakverdi konuşacak.

Buyurun Sayın Hakverdi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, şu hususta bir söz söylemek istiyorum: AKP Genel Başkanının, kendisine yöneltilen “faşist” ve “diktatör” tabirinden rahatsızlık duymasını ben memnuniyetle karşıladım. Umarım bu rahatsızlığı yönünde ülkeyi yönetir, umarım OHAL’e son verir, umarım tutuklu milletvekillerinin tutukluluğuna son verir, umarım gazeteciler ve aydınlar hapisten bir an önce çıkartılır. Aksi hâlde, bu tanımlamadan kurtulabilmesinin mümkün olmadığını düşünürüm.

Şimdi, bugün çiftçinin sorunlarının araştırılması yönünde muhalefet önergesini konuşuyoruz ve biz de grup olarak bunu destekliyoruz. Çiftçinin sorunlarını konuşuyoruz ancak Niğde merkeze bağlı Konaklı beldesinde bir çiftçimiz, Ünal Balta... Ünal Balta’nın cesedi şu an adli tıpta inceleme bekliyor. Ünal Balta, 4 çocuk babası bir çiftçi ve borçları sebebiyle dün intihar etti. Ülkemizde Ünal Balta, çiftçilerin durumuna bir örnektir ve maalesef ülkemizde çiftçilerin durumu da hiç iç açıcı değil. Ziraat Bankasına ve tarım kredilere çiftçilerimizin borcu had safhada. Geldiğimiz noktada, tohum, gübre ve mazot fiyatları tavan seviyede. Üretim durdu ve maalesef -hani klişe olacak ama- saman ithal eder duruma geldi ülkemiz. Tam da bu noktada, Konya kadar olan Hollanda, ihracatta bizim 14 katımız olmuş ve dünyanın en güzel topraklarına sahip ülkemiz maalesef hak ettiği değeri görmüyor.

Ülkemizde çiftçinin hâli ortadayken Tarım Bakanı ne yapıyor mesela? Tarım Bakanı, 16 bin liraya uçak kiralıyor 6 saatliğine ve gezilerde bulunuyor. Geçen dönem, borcu sebebiyle yandaş zengininizin, ülkesinin annesine küfreden yandaş zengininizin borçlarını sildiniz. Gelin bu dönem de yoksul çiftçimizin borçlarını silelim.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hakverdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tamer Dağlı konuşacak.

Buyurun Sayın Dağlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Adana Karataş ilçemizde geçen hafta meydana gelen doğal afet hortum nedeniyle zarar gören çiftçilerimizin ve kendisi de yaralanan bir ablamızın bu süreçte -geçmiş olsun dileklerimle- bir an önce yaralarının sarılması dileğiyle konuşmama başlamak istiyorum.

Adana Karataş’ta meydana gelen bu doğal afet sonucu hem TARSİM hem Tarım İl Müdürlüğü hem Kaymakamlık hem de Valilik direkt konuya el atmış ve hasar tespiti yapılmış, AFAD üzerinden de gerekli destekler sağlanarak bütün çiftçilerimize yol haritası bildirilmiş; inşallah, en kısa zamanda yaralarını sarıp tazminatlarını ödeyeceğiz diyorum. Tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2017 yılında kuraklık ve benzeri doğal afetler nedeniyle ülkemizde 69 ilimizde, 464 ilçemizde ve 9.062 köy ve mahallemizde 329 bin üreticimize ait toplam -6 bin dekarı kapalı olmak üzere- 12 milyon 800 bin dekar alanda sıkıntı yaşanmış, etkilenme olmuştur. Çiftçilerimizin doğal afet nedeniyle uğramış oldukları zararların tazmini için de 2005 yılında Tarım Sigortaları Kanunu uygulanmaya başlamıştı. Bu vesileyle de TARSİM kurulmuş ve TARSİM, özellikle, zarar gören çiftçilerimizin zararlarının yüzde 50’sinin devlet desteğiyle karşılanmasını esas almıştı. Bu vesileyle hiçbir ayrım gözetmeksizin, bütün bölgelerimizdeki TARSİM risk sınırı içerisine giren ürünlerin yüzde 50’sinin tazmini devlet tarafından prim olarak ödenmekte, ayrıca bazı ürünlerde de tazminat hakkı olmaktadır çiftçilerimizin, özellikle dondan zarar gören meyvelerde TARSİM ayrıca hasar tazminatı da ödemektedir. Özellikle kuraklık nedeniyle buğday üreticisinin yüzde 60 hasarını TARSİM karşılamaktadır. 2017 yılı içerisinde 25 ilçede TARSİM tarafından kuraklık nedeniyle ödenen tazminat tutarı 10,7 milyon TL olarak gerçekleşmiştir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Haziran 2015 tarihinden bu yana gözaltına alınıp tutuklanan muhaliflerin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 31/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

30.10.2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 31.10.2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

31 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından verilen 5778 sıra numaralı 7 Haziran 2015 tarihinden bu yana gözaltına alınıp tutuklanan muhaliflerin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 31.10.2017 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Ayhan konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ayhan.

HDP GRUBU ADINA İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün vermiş olduğumuz önergenin bir gerekçesi olarak tam üç yüz altmış iki gündür Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dâhil olmak üzere 9 milletvekili arkadaşımız zindanda, cezaevinde rehin olarak tutulmaktadır.

Şu anda vermiş olduğumuz önerge de 7 Haziran 2015 tarihinden bugüne kadar demokratik siyaseti tasfiye etmeye, demokratik siyaseti ortadan kaldırmaya yönelik, tüm muhaliflere yönelik yapılan hukuk dışı, keyfî gözaltı, tutuklamaların araştırılmasına dairdir.

AKP iktidarı özellikle iki yılı aşkındır 15 Temmuz darbe girişimini de gerekçe göstererek, OHAL’i de arkasına alarak, toplumu âdeta bir cendereye sokarak Türkiye’yi hapishaneler ülkesine dönüştürmüş durumdadır. Toplum disipline edilmek, toplum AKP’nin siyasal çıkarları çerçevesinde zapturapt altına alınmak istenmektedir.

Özellikle AKP iktidarı ve onun temsil ettiği zihniyet yargıyı da araçsallaştırarak kendi siyasal çıkarlarına aykırı bulduğu bütün muhalifleri ya cezaevlerine atmakta ya gözaltılarla ya baskılarla tehdit etmektedir. Gün geçmiyor ki insanlar şoklama yöntemiyle toplu gözaltılara, toplu tutuklamalara maruz kalmasın. Tüm muhalifler, özellikle siyasetçiler, gazeteciler, hukukçular, sendikacılar, bir bütün olarak hakkını arayan herkes bu siyasal iktidarın, bu siyasal anlayışın terbiye etme ve kendine tabi kılma operasyonlarına hedef olmaktadır. Özellikle bu mevcut politika toplumu bütünen bir korku ikliminin içerisine koyarak âdeta toplumda bir korku psikolojisini hâkim kılmaya çalışmaktadır. Türkiye açık bir hapishaneye dönüştürülmüş durumdadır.

Değerli arkadaşlar, Fransız düşünür Foucault hapishane tarihini yazarken der ki: “Siyasal iktidarlar tahakküme dönüştüğü zaman, toplumu disipline etmek için hapishaneleri inşa ettiler.” Toplum disipline edilmek ve siyasal iktidarların çıkarları doğrultusunda egemenlik altına alınmak için hapishaneler bir model olarak topluma dayatıldı ve modern toplumu da aslında açık hapishaneler toplumu olarak da ifade etmektedir. Dolayısıyla AKP iktidarı da buradan hareketle Türkiye’yi açık hapishane yöntemiyle yönetmenin çabası içerisindedir. Gün geçmiyor ki bu disiplin yöntemiyle toplum kontrol altına alınmaya, toplum korkutulmaya çalışılmasın. Dolayısıyla yapılmak istenen, gerçekleştirilmek istenen şey, kendi siyasal düşüncelerine, kendi zihniyetlerine aykırı olan tüm kesimleri korkutmak ve tüm kesimlerden intikam alırcasına onları cezaevleriyle tehdit etmek, baskı altına almak veya devre dışı bırakmaktır. Bundan hızını alamadığı için de kendi belediye başkanlarını da siyasal iktidar, AKP iktidarı korkutarak, âdeta ağlatarak hukuk dışı bir muameleye tabi tutmaktadır. Ve bu hukuksuzluk, bu kendine görelik, bu kendi antidemokratik yaşam tarzını ve anlayışını topluma dayatmak kendisi de başta olmak üzere Türkiye’ye ve Türkiye’nin geleceğine büyük zarar vermektedir. Dolayısıyla tüm bunların araştırılması gerektiğini söylüyoruz.

Ve buna bağlı olarak, özellikle 4 Nisan 2015 tarihinden itibaren Türkiye’de demokrasinin ve barışın tesis edilmesi için büyük bir çaba gösteren Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik de çok ağır bir tecrit uygulanmaktadır. Dünyada eşi benzeri görülmemiş mutlak bir tecrit Sayın Öcalan üzerinde gerçekleştirilmektedir ve bu tecrit Türkiye’de yaratılmaya çalışılan korku ikliminin, korku atmosferinin bir parçası olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla biz demokrasinin gelişmesi, Kürt sorunu başta olmak üzere tüm toplumsal sorunlarımızın barış içerisinde, özgürlükler temelinde çözülmesi gerektiğini savunurken başta tecrit olmak üzere bütün antidemokratik uygulamaların ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyoruz ve bu vermiş olduğumuz önergeyle de toplumsal muhalefeti ortadan kaldırmaya çalışan hukuk dışı bütün yöntemlerin bütün boyutlarıyla araştırılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Tekrardan sizleri saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Şenal Sarıhan konuşacak.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, salonda bulunan değerli tüm arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

HDP’nin araştırma önergesine katıldığımızı ifade ederek bu konudaki katılma gerekçelerimizi sunmaya çalışacağım.

Genç olanlar belki zor anımsarlar ama ben gençlik yıllarımdan Çetin Altan’ın “Büyük Gözaltı” adlı kitabını anımsıyorum. O kitabı okuduğum zaman “Büyük bir gözaltı nasıl olabilir?” diye düşünmüştüm ve Çetin Altan’ın her an gözaltına alınma kuşkusuyla sürdürdüğü yaşamın ne denli zor olduğunu hayal etmeye çalışmıştım. Zaman zaman bu hayallerim daha somuta döndü ama bugün galiba bu “Büyük Gözaltı”nın tam zamanı. Gerçekten, Türkiye büyük bir gözaltıyla karşı karşıya ve büyük bir tutukeviyle de karşı karşıya.

Şimdi size rakamlardan söz edeceğim. 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren gözaltına alınmış olan kişi sayısı 71.274. Bunlardan 44 bini kamu çalışanı, 2.431’i yargıç ve savcı ve HDP’nin kendi önergesinde yer aldığına göre de HDP üyesi olan yani siyasi parti üyesi olan 11 bin kişi var, bunlardan 4.500’ü tutuklu. Aynı zamanda, 8.087 kişi hakkında da yakalama müzekkereleri var ve 146 gazeteci de şu anda gözaltında.

Sevgili arkadaşlar, bugün Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyonun yıl dönümü. Şu anda da İstanbul’da, Silivri’de Cumhuriyet gazetesi yazarlarından hâlâ tutuklu olanlar yargılanıyorlar, bir yılı aşkın bir süredir yargılanıyorlar. Başka insanlar da var. Örneğin, Diken’den Tunca Öğreten var, BirGün’den Mahir Kanaat var, Meral Geylani var Roboski’den adını bildiğimiz. Emine Cansever var, Gezi’nin sapanlı teyzesi, benim yaşlarımda bir kadın. Suruç avukatları var; Sezin Uçar, Özlem Gümüştaş ve İzmir’den, isimlerini bilmediğim ama mutlaka tanıdığım, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 6 savunman arkadaşımız var ve 20 savunman arkadaşımız, avukat arkadaşımız da şu anda tutuklu.

Gözaltına alınanlara, biliyorsunuz, gözaltından sonra tutuklama gerçekleşince “tutuklu” denir. Tutuklular ve avukatları müvekkilleriyle birlikte şu anda cezaevindeler. Peki, tutuklama nedir? Tutuklamanın hukuktaki karşılığı önlemdir. Bu önlemin de ne zaman alınacağına ilişkin Ceza Yargılama Usul Yasamızda, CMK’da açık hükümler bulunmaktadır. Makul bir kuşku varsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Bitti mi sürem?

BAŞKAN – Sayın Sarıhan, lütfen…

Peki, bir dakika ek süre vereyim, yalnız, toparlayın lütfen.

Buyurun.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Şayet makul bir şüphe varsa tutuklama yapılabilir. Makul şüphe nedir? Delilleri karartma kuşkusudur ama esas olarak o olayın faili olduğuna dair güçlü kanıtların olmasıdır.

Değerli arkadaşlar, bugün, hiçbir güçlü kanıt olmaksızın -yine Cumhuriyete atıfla anımsayalım- pideci ve perdecinin telefon kayıtlarından, herhangi bir gazetecinin telefon kayıtlarından yola çıkılarak tutuklamalar yapılmaktadır.

Bir rakamı söyleyeyim size: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin on beş yıl süreyle yani AKP’nin yönetimde olduğu süreyle haksız tutuklama nedeniyle bize yüklediği tazminat miktarı 270 milyon 816 bin liradır. Biz bu tazminatların üzerinde durmayabiliriz ama insanların yaşamlarının, insanların özgürlük haklarının üzerinde durmalıyız. Şimdi sizi bir saat gözaltına alsalar bunun ne anlama geldiğini anlayabilirsiniz ama umarım ki buna ihtiyaç olmaz, ülkemiz yeniden özgürlükleri yaşayabileceğimiz bir ülke olur.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Sarıhan, teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Abdurrahman Öz konuşacak.

Buyurun Sayın Öz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubu tarafından verilmiş olan grup önerisi aleyhine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

HDP grup önerisini incelediğimde, 7 Haziran 2017 tarihi esas alınarak yargısal faaliyetlere ilişkin Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasının talep edildiği görülmektedir. Anayasa’mızın 2’nci maddesinde cumhuriyetin nitelikleri sayılmıştır. Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bildiğiniz üzere, hukuk devleti olmanın gereği kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Bu çerçevede, yasama, yürütme ve yargı organları egemenlik yetkisini kullanan bağımsız organlardır. Yine, Anayasa’nın 10’uncu maddesine göre, herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Meclis araştırması açılması istenen konu öncelikle yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin olup bu sebeple yasama ve yasamanın denetim yetkisi alanına girmemektedir. Anayasa’nın 138’inci maddesi gereğince, hâkimler görevlerinde bağımsızdır. Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yukarıda izah ettiğim gerekçeler ve Anayasa’nın 138’inci maddesinin açık düzenlemesi karşısında HDP’nin grup önerisi açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Grup önerisinin konusu olan gözaltına alma ve tutuklama işlemleri yargısal birer faaliyet olup ceza mevzuatımızda tedbir olarak düzenlenmiştir. Yine, gözaltı ve tutuklama sebepleri kanunlarımızda açıkça düzenlenmiş olup bu durum ceza hukukunun kanunilik ilkesine de uygundur. Gözaltı veya tutuklamaya ilişkin kanunlarda sayılan sebeplerin gerçekleştiğinin tespiti hâlinde, bu tedbirlerin yetkili ve görevli mahkemelerce şüpheli veya sanık hakkında uygulanması hukukun gereğidir. Şüpheli veya sanıklara mahkemelerin tutuklama veya gözaltı kararlarına karşı itiraz hakları da düzenlenmiştir ve şüpheli ve tutuklular kendileri hakkında yapılan işlemi hukuka aykırı bulurlarsa bu karara itiraz etme hakları bulunmaktadır.

Grup önerisinde yargı yetkisine giren bir konunun araştırılması istendiğinden Meclis araştırması açılmasına karşı olduğumu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öz, teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın hatip neye göre, hangi İç Tüzük maddesine göre söylüyor bilmiyorum ama “HDP’nin grup önerisi Anayasa’ya aykırıdır.” diyerek bize açıktan sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Evet, öyle bir iddiada bulundu.

AHMET YILDIRIM (Muş) - İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Size söz vereceğim ama “Anayasa’ya aykırıdır.” iddiasında bulunmak da bir sataşma anlamında alınmamalıdır Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yani vermeyelim mi Sayın Başkan?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Diktatör” deyince eleştiri diyorsunuz Sayın Yıldırım.

BAŞKAN – Bakın, “Vereceğim.” dedim ama bu konuda da biraz daha hassas davranmanızı rica ediyorum arkadaşlarım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Aynı şekilde hatibe de…

BAŞKAN – Yani bir kişinin “Anayasa’ya aykırıdır.” deme özgürlüğüne de sahip olması gerekiyor. Lütfen…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Meral Danış Beştaş konuşacak Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zabıtlara geçti Sayın Başkan. Hangi gerekçeyle verdiniz? “Anayasa’ya aykırı.” dediğinden dolayı mı? “Anayasa’ya aykırıdır.” dedikleri için mi söz verdiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, teşekkür ediyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bir partinin Anayasa’ya aykırı bir önerge vermesi, bu kadar şuursuz olması mı…

BAŞKAN – Düşünce özgürlüğünden bahsediyorsunuz ya bu da onun gibi bir şey. O da “Anayasa’ya aykırıdır.” dedi, o anlamda söylüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Diktatör” deyince “eleştiri” diyorlar Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

Yeniden başlatıyorum sürenizi.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Aydın Milletvekili Abdurrahman Öz’ün HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir kere, her şeyden önce “Anayasa’ya aykırı.” demek büyük bir sataşmadır çünkü biz önergemizi niye verdiğimizi gayet iyi biliyoruz. Asıl Anayasa’ya aykırı belge buradadır. Biraz önce Grup Başkan Vekilimiz bu belgeyi açıkladı. Bu, Adalet Bakanının yargıya talimatıdır. Bu, Adalet Bakanının yargıya karar verme yönündeki emridir. Biz bu önergeyi niye verdiğimizi gayet iyi biliyoruz, bize hikâye anlatmayın.

Sayın hatip burada Anayasa 2’den başlayarak 10’a kadar bir sürü madde saydı, bize Anayasa okudu. Bu Anayasa yok, şu anda bu Anayasa yürürlükte değil, sadece kanun hükmünde kararnamelerle OHAL’e sırtını yaslayan ve her türlü hukuksuzluğu yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. Biz size yargıya talimatın, yargıyı yönetmenin belgesini sunuyoruz, siz bize gelip hikâye anlatıyorsunuz, “Anayasa 2…” “Anayasa 10…” Emin olun, Anayasa’yı sizden daha iyi biliyoruz. Anayasa'yı her an, her saniye çiğnediğinizin gayet iyi farkındayız. Bu tutuklamaların, bu kararların sahibi yargı değildir, AKP’dir, AKP Hükûmetidir, AKP Genel Başkanıdır, Merkez Yürütme Kurulu üyeleridir. Siz bize burada gelip -halka yönelik olarak- “Efendim, yargı bağımsızdır, biz yargıya talimat veremeyiz, siz de yargının araştırılmasını istemeyin.” demeyiniz. Biz burada araştırılmasını istiyoruz, siz gizli belgelerle yargıya talimat gönderiyorsunuz.

İnsan biraz rahatsız olur, insan biraz mahcup olur, gizli yaptığınız belgeleri dosyadan biz zor zahmet çıkarırken burada bir öz eleştiri vermek yerine… Bunun doğru olmadığını söylemenizi beklemiyoruz, o kadar yüce bir tutum beklemiyoruz ama en azından bize Anayasa'nın böyle sanki şey okuyormuşsunuz gibi, uygulanıyormuş gibi bunları da anlatmayın. Şu anda cezaevinde bulanan bütün siyasetçilerin kararını siz verdiniz, bunu da gelin, açık yüreklilikle savunun. (HDP sıralarından alkışlar)

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Haziran 2015 tarihinden bu yana gözaltına alınıp tutuklanan muhaliflerin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 31/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutacağım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir okutalım, sonra size söz vereceğim.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/365) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

31/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 31/10/2017 Salı günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                              Engin Altay

                                                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırma Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/365) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 31/10/2017 Salı günkü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığı konusunda bir araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili mutabakat sağlanmasından çok memnun olduklarına ve grup önerisini geri çektiklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığı başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin artık en önemli beş sorunundan biri hâline geldi. İstanbul Milletvekilimiz Oğuz Kaan Salıcı, Bursa Milletvekilimiz Ceyhun İrgil ve 27 arkadaşı tarafından verilen bu araştırma önergesinin bugün görüşülmesini talep etmiş idik ancak gerek AK PARTİ gerek Milliyetçi Hareket Partisi gerekse Halkların Demokratik Partisinin, bu konuya Meclisin el atması, bu konuda bir araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili mutabakatından çok memnun olduğumuzu belirtiyor, üç siyasi partiye ayrı ayrı teşekkür ediyor, haftaya bu komisyonun kurulması arzu ve temennisiyle grup önerimizi geri çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, uyuşturucu kullanımı ve madde bağımlılığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/365) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi geri çekilmiştir.

Sayın Turan…

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 4 partinin mutabakatıyla uyuşturucu madde kullanımı konusunda bir komisyon kurulmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Kıymetli Grup Başkan Vekilinin de ifade ettiği gibi, uyuşturucu madde kullanımı halk sağlığı yanında huzurumuzu, güvenliğimizi tehdit eden ciddi bir problem olarak zaman zaman gündemimize geliyor. 24’üncü Dönemde malumunuz, tüm vekillerimizin, tüm gruplarımızın katkısıyla çok önemli bir rapor hazırlanmıştı. Bu rapora istinaden Başbakanlık genelgesi başta olmak üzere birçok çalışma yapıldı. Yine Meclisimizde, uyuşturucu satanlarla ilgili büyük oranda cezaların artırıldığı değişiklikler yapıldı, TCK bu konuda revize edildi ancak geldiğimiz yerde tekrar bir çalışma yapmak tüm partilerin ortak kanaati, bizler de bu kanaati paylaşıyoruz. Önümüzdeki hafta bu konuya ilişkin 4 partinin mutabakatı doğrultusunda evlatlarımızın -varsa yapacağımız katkımız- sıkıntı görmemesi için tekrar bir komisyon kurulmasını talep ediyoruz. Uyuşturucuyla mücadele hepimizin meselesi; güvenlik boyutu var, sosyolojik boyutları var, diğer meseleleri var; herkesin bu konuda rahatsız olduğunu ifade etmek istiyorum. Haftaya bu konuya hep beraber yer vereceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay, buyurun lütfen.

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, uyuşturucu madde kullanımıyla ilgili bir araştırma komisyonu kurulması konusunda mutabakat sağlanmış olmasından dolayı bütün parti gruplarına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, bugün uyuşturucuyla mücadele konusunda bir konsensüsün sağlanarak bir komisyonun kurulmasının uygun olacağına ilişkin mutabakat Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizleri de sevindirmiştir. Bildiğiniz üzere, geçen hafta Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu uyuşturucuyla mücadele konusunda bir grup önerimiz vardı ve o grup önerisi her ne kadar kabul edilmemiş olsa da önümüzdeki günlerde bunun yeniden ele alınarak bütün gruplar tarafından ortak bir mutabakatla bu komisyonun kurulacağı ümidimizi taşıdığımızı da ifade etmiş idim ve bu kısa süre içerisinde, bugün bu mutabakatın sağlanmış olmasından dolayı bütün parti gruplarına da teşekkür ve tebriklerimi iletiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

30.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, uyuşturucu kullanımıyla ilgili bir komisyonun kurulacak olmasının olumlu bir adım olduğuna ve Mecliste çocuk hakları daimî komisyonunun bir an önce kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, uyuşturucuyla ilgili, uyuşturucu kullanımının artışıyla ilgili, bizim de bu konunun araştırılması için defalarca verdiğimiz araştırma önergeleri var ancak genelde önergeler Meclis çoğunluğuyla reddediliyor, bu anlamda olumlu bir adım bununla ilgili bir komisyonun kurulacak olması.

Gerçekten gençlere sunulan şey ancak nefret ve kutuplaşma. Onların ne doğru dürüst eğitim olanakları ne spor olanakları ne de başka aktiviteler için imkânları var. Türkiye'de asıl yapılması gereken bu. Cezaların artırımı hiçbir suçu önlemek için aslında yeterli bir şey değil, önleme politikası değil cezaların artırılması. Bunu olumlu bulduğumuzu ifade etmek isteriz ancak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …5 bin kere söylüyor da olsam yine söylemeye devam edeceğim; bu Mecliste, özellikle bu konuda, gençlerin, 18 yaş altı çocuklara yönelik de olduğu için gençlerin, çocukların sorunlarıyla ilgili Mecliste yapılmış olan mutabakata uyulmalı ve çocuk hakları daimî komisyonunun bir an önce kurulması gerekmektedir, asıl hayata geçmesi gereken de budur, bunu da tekrar ifade etmek isteriz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın grup başkan vekillerine ve gruplara da ayrıca bir teşekkürüm olması gerekiyor benim de çünkü bugün Danışma Kuruluna ben katıldım. Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin uyuşturucuyla mücadele konusunda olduğunu gördükten sonra, bunu ortak bir öneri hâline dönüştürmeyi, Danışma Kuruluna katılan arkadaşlarımıza ilettim. Daha sonra her birimiz kendi grubumuzla veya da diğer grup başkan vekilleriyle de görüştük. Kısa zamanda böyle ortak bir iradenin çıkmasına doğrusu ben de çok memnun oldum. Sayın Şimşek de oradaydı. Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/610) esas numaralı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/111)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/610) esas numaralı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’min Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve talep ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                            Mahmut Tanal

                                                                                                                                                 İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Gerek dünyada gerek Türkiye’de her yıl çok sayıda insan organ yetmezliği nedeniyle vefat etmekte. Mecliste, gerçekten de, meslek anlamında baktığımız zaman, doktorların da yoğun olduğu bir dönemdeki Meclisi yaşamaktayız. Bu organ bağışı konusunda dünyada kadavradan alınan oran yüzde 75, yüzde 80 iken, bizde tam tersi yüzde 25, yüzde 20 civarlarında. Bu neden kaynaklanmakta? Bu, bizim mevzuatımızdan kaynaklanmakta.

Avrupa’daki mevzuatlara baktığınız zaman kişi reşitse, temyiz kudretine sahipse, organının alınması yasaklanmamışsa -ihtiyaridir, isteğe bağlıdır- bağışlanmış farz edilir. Bu nedenden dolayı şu anda Sağlık Bakanlığının verilerine göre 25 binin üzerindeki insanımız organ beklemekte. En azından burada bu organ bekleyen vatandaşlarımızın sağlığına kavuşması için, biraz önce nasıl uyuşturucuyla mücadele hususunda 4 siyasi parti birlikte hareket ettiyse ben diğer sayın siyasi partilerden de bu konuyla ilgili aynı hassasiyeti talep ediyorum. Bunun siyaseti yok değerli arkadaşlar. Bu açıdan gerçekten kanayan bir yara. Eğer siyasi iktidar bu anlamda bu kanun teklifinden çekiniyorsa ben geri çekeyim, buyurun, siz teklif edin, bunu kanunlaştıralım. Şu anda bu organ bağışı nedeniyle diğer ülkelerin böyle büyük bir sıkıntısı yok ama ülkemizde gerçekten böyle büyük bir sıkıntı var.

Kısacası, organ nakli hayattır. Gelin, organ bağışlayalım, bir hayat biterken bir hayatı başlatalım. Yaşama şansımız olmasa bile yaşatma şansımızın olduğunu unutmayalım. Organlar toprak olmasın, bir bedende can bulsun.

Ben de bir vatandaş olarak tüm organlarını bağışlamış olan bir kardeşinizim. Organ bağışlama kartım işte burada ve öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan tüm milletvekili arkadaşlarımızın organ bağışına katılmasını talep ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Burada, öncelikle milletvekili arkadaşlarımızın 80 milyona örnek olması açısından organ bağışı kampanyasına katılmasını istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlar, vatandaşımızın kafasında şöyle bir soru olabilir: “Ya arkadaş, organ bağışı dinen mahzurludur. Dinen bunun mahzuru olabilir.” Tüm semavi dinlerde organ bağışının mahzurunun olmadığı söylenmekte. Bununla ilgili, dinimizde Maide suresinin 32’nci ayetinde “Kim, bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” der. Aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığı Din Şûrası’nın bu konuyla ilgili kararı var, organ bağışının dinen bir mahzurunun olmadığını söylemekte.

Değerli arkadaşlar, son günlerde Türkiye’de hekimlerin çok intihar ettiğini görüyoruz. Hekimlerin tıp fakültesi eğitimleri hem zor ve hem de bir o kadar uzun. Doktorların çalışma hayatı çok zor ve bundan daha ötesi, aynı zamanda hem riskli hem de vicdani boyutu açısından çalışma süreleri maalesef çok uzun. Aynı zamanda “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adı altında sürdürülen çalışma koşulları da bir o kadar ağır. Doktorlar hastalarla sürekli karşı karşıya bırakılmakta, hatta ve hatta sistemden kaynaklanan tüm hataların hepsi doktorlara mal edilmekte ve doktorlara, sağlık çalışanlarına Sağlık Bakanı, Sağlık Bakanlığı sahip çıkmamakta. Bu sebepten dolayı daha dün Batman Bölge Devlet Hastanesinde yaklaşık bir buçuk yıldır kalp damar cerrahı olarak görev yapan 39 yaşındaki uzman doktor Ergin Karakuş evinde intihar etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre vereyim size Sayın Tanal, toparlayın lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Henüz dün gerçekleşen bir olaydan bahsediyorum. İntihar etmeden önce “Bıktım baş ağrılarından.” notunu bırakmış, telefonu da kırık hâlde bulunmuş. Geçirdiği sinir harbini tahmin edebiliyor musunuz?

İkinci olay, yine bir sağlık çalışanı cinneti Adana’da gerçekleşti. Adana Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde görevli 26 yaşındaki asistan doktor Ece Ceyda Güdemek evinin balkonundan, 6’ncı kattan atlıyor ve yaşamına son veriyor. İntihar etmeden önce not bırakıyor, mesleğinin çalışma koşullarıyla ilgili şikâyet ediyor, dert yanıyor. Yakınları genç doktorun otuz altı saat nöbet tuttuğunu, ağır koşullarda çalıştığını söylüyor.

Canımızı emanet ettiğimiz sağlık görevlilerimizin canını hiçe sayamayız. Sağlık çalışanlarının çalışma saatleri, çalışma süreleri düzenlenmeli, özel hastaneler de dâhil, zorunlu vardiya sistemine geçilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Hiçbir sağlık çalışanı sekiz saatten fazla çalıştırılmamalı.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bitiyor, özür dilerim.

Böylece istihdam alanı açılacak, psikolojisi rahat olan sağlık çalışanı vatandaşımıza hizmet etmiş olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sağlık çalışanlarımızın, genç doktorlarımızın intiharına dur diyelim.

Hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Halkların Demokratik Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.26

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (X)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 501 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı, İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yönter. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümü üzerine partimizin görüşlerini açıklamak maksadıyla söz almış bulunmaktayım. Muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Helal, İslam fıkhına göre yasaklanmamış, izin verilen ve kurallara uygun olan anlamı taşımaktadır. Helal kapsamı sadece gıda ürünleriyle sınırlı olmayıp kozmetik, tekstil, turizm, lojistik, finans gibi sektörleri de kapsamaktadır.

Helal belgelendirmesi ilk olarak 1970’li yıllarda Malezya’da ortaya çıkmıştır. Bugün ise dünyada farklı standartlara göre faaliyet gösteren 400’den fazla belgelendirme yani helal belgelendirme kuruluşu vardır. Dünyada yaklaşık 1,8 milyar Müslüman nüfusun helal ürün ve belgelendirmesine ilişkin ilgi ve talebi de giderek artmaktadır.

Dünyadaki helal ürün ticaretinin yüzde 80’i Müslüman olmayan ülkeler tarafından gerçekleştirilmektedir. Batıda en büyük helal ürün tedarikçileri arasında Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Brezilya, Yeni Zelanda ve Avusturalya; doğuda ise Tayland, Malezya, Endonezya ve Hindistan yer almaktadır. Helal standartları ve belgelendirmesi alanında Müslüman ülkeler arasında ortak bir dil bugüne kadar ne yazık ki oluşturulmuş değildir. Dolayısıyla küresel düzeyde helal ürün ticaretinin artması, farklı helal standartlarının ve belgelendirme sistemlerinin uluslararası ticaret üzerinde yarattığı engellerin belirginleşmesine neden olmuştur.

İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İş Birliği Daimî Komitesi çalışmaları kapsamında 40’tan fazla İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi devletin temsilcilerinin katılımıyla helal gıda, belgelendirme ve akreditasyon konularında 3 temel standart kabul edilmiştir. Ülkemizin bir projesi olan İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsünün Tüzüğü, 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti döneminde 4-7 Kasım 1999 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen 15’inci İSEDAK toplantısında ilk defa üye ülkelerin imzasına açılmıştır. Tüzüğü ilk imzalayan ülke ise Türkiye olmuştur. Bu çalışmalar, sonrasında İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü çatısı altında devam ettirilmiştir. 2010 yılında 13 ülkeyle yoluna başlayan Enstitü, bugün 36 üye ülkeyle faaliyetlerini sürdürmektedir. Türkiye'nin Dönem Başkanlığını yürüttüğü Enstitü, hâlihazırda ortak bir helal belgelendirme sistemine esas teşkil edecek standartları oluşturmuştur ancak bu süreçte Enstitünün akreditasyon sistemi işlevsel hâle maalesef getirilememiştir. Bu noktada, Ekonomi Bakanlığı tarafından hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda görüşülmüştür. Tasarının öngördüğü Helal Akreditasyon Kurumu neyin helal, neyin haram olduğu konusunda karar vermeyecektir. Zira, milletimiz neyin helal, neyin haram olduğunu engin vicdanında, tarihsel derinliğinde bilmektedir.

Kurum, ülkemizde ve yurt dışında yerleşik helal uygunluk değerlendirme kuruluşlarına helal akreditasyon hizmeti verecek, bu kuruluşların hizmet alanı için idari kuralları belirleyecek, bu kurallara uyulması için çalışacaktır. Hâlbuki, bu akreditasyon işlemi için 36 üyeli Enstitü içinde değerlendirme yapılıp ortak bir karar ortaya koyulabilir ve daha geniş anlamda uygulama alanı bulmasına imkân sağlanabilirdi.

Görüşmekte olduğumuz tasarıyla kurulması öngörülen yeni yapının bağımsızlığı ve tarafsızlığı Enstitü standartları çerçevesinde de bir gereklilik, bir zorunluluktur. Bu yapının Ekonomi Bakanlığı veya bir başka kurum bünyesinde kurulması bağımsızlığına ve tarafsızlığına peşinen halel getirebilecektir. Ancak Enstitü standartlarına aykırı olarak tasarıyla kurulması öngörülen Helal Akreditasyon Kurumu, Ekonomi Bakanlığı bünyesinde ihdas edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi helal akreditasyona tabii ki karşı değildir. Arzumuz, Türkiye’nin helal akreditasyonda dünya pazarında daha fazla payı almasıdır.

Biliyorsunuz, 1999’da 57’nci Hükûmet döneminde başlatılan çalışmalar sonucunda bu zamana kadar bu alanda gerekli altyapı, birikim ve tecrübeye sahip TÜRKAK diye bir kurumumuz mevcuttur. 57’nci Hükûmet döneminde 27 Ekim 1999 tarihinde kurulan Türk Akreditasyon Kurumu sistem, ürün, hizmet, laboratuvar ve personel alanlarında akreditasyon hizmeti vermektedir. Diyoruz ki gelin, TÜRKAK’ı, helal akreditasyon konusundaki eksikliklerini tamamlayalım, daha aktif hâle getirelim. Bu alanda bir kurum varken yeni bir kurumun ihdas edilmesinin ne tip sorunlara neden olacağını da zaman elbette gösterecektir. Bugüne kadar helal ürün alanında sayısız çalışmalara imza atan TÜRKAK varken, bu kurumdan bağımsız bir yapı oluşturulması öncelikle girişimcimizi yoracak, meşgul edecektir. Bununla beraber, akreditasyon konusunda iki başlı bir yapının ortaya çıkma ihtimali de ziyadesiyle mevcuttur. Girişimcimiz bir taraftan Avrupa Birliği ülkeleri için TÜRKAK’tan akreditasyon belgesi almaya, diğer taraftan ise Helal Akreditasyon Kurumundan İslam ülkeleri için belge temin etmeye çalışacak yani belge, ücret ve zaman israfı ortaya çıkacaktır.

2014’te dönemin Avrupa Birliği Bakanı Sayın Çavuşoğlu “TÜRKAK sayesinde diğer ülkelerin önündeyiz. TÜRKAK, İslam İşbirliği Teşkilatıyla da birlikte çalışmaktadır, özellikle helal ürün konusunda TÜRKAK uzmanlaşmıştır.” diyerek bu kurumun hakkını teslim etmiştir. Tasarıyla TÜRKAK, âdeta bu alanda yetersiz bulunup Avrupa Birliği standartları gerekçesiyle bugüne kadar yaptığı hizmetler hemen hemen yok görülmektedir. TÜRKAK idari ve mali özerkliği 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu nedeniyle sorunlar yaşamaktadır. TÜRKAK ağır iş yükü ve denetim havuzundaki yetersizlik nedeniyle sıkıntılara maruz kalmıştır. Bu sorunlar mezkûr tasarı yasalaştığında da görüyoruz ki devam edebilecektir. Burada sorulması gereken soru: TÜRKAK, helal ürün akreditasyon işlemlerini neden gerçekleştirememektedir? Bunun önünde bir engel yok ise bu kuruma neden gerek görülmektedir?

Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’ndan ziyade bu alanda yaşanmakta olan mevcut sorunları çözme amaçlı bir düzenlemenin getirilmesi daha rasyonel olacaktı. Ancak Hükûmet, tasarıyla yeni bir kurum ihdas etmeyi tercih etmiştir. Tasarının 3’üncü maddesinde Hükûmetin teklif ettiği metinde yer alan, kurumun merkezinin bakan tarafından belirlenmesi hususu tasarı metninden çıkarılmıştır. Bağımsız olması gereken bir yapının bu kararı kendisinin vermesi gerekecektir ve bu son derece doğaldır. Tasarının Komisyona sunulduğu ilk hâlinde, 12 bakanlık ve 34 kurum ve kuruluşun yer alacağı kurumun danışma kurulu yapısı yapılan ilavelerle değiştirilmiştir. Danışma kurulu tasarısıyla yılda en az bir kez toplanması öngörülmüştür. Oysa uluslararası alanda ön alma, pazar büyütme hedefleniyorsa bu kurula daha dinamik ve etkili bir çalışma takvimi öngörülebilirdi.

Diğer yandan, tasarının 5’inci maddesinin (10)’uncu fıkrasında yönetim kurulunun yetkileri arasında (l) bendinde yer alan yardım, bağış ve sair gelirlerin kabul edilmesine karar vermek ve 11’inci maddenin (1)’inci fıkrasının (ç) bendinde mali hükümler arasında yer alan kurumun tarafsızlığını ve bağımsızlığını etkilemeyecek her türlü yardım, bağış ve sair gelirler kurumun tarafsızlığını ve bağımsızlığını etkilemeyecek midir? Bu konuda tasarıda ciddi bir düzenleme yoktur. Nereden bakılırsa bakılsın, suistimale açık bir durum söz konusudur.

Helal Akreditasyon Kurumu hakkında Hükûmetin bir ısrarı mevcut. “İdari ve mali özerkliği olan bir kurum ihdas ediliyor.” deniliyor ancak bu kurum Ekonomi Bakanlığının ilgili kuruluşu, yönetim kurulu bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından atanıyor. Biz diyoruz ki: Böyle idari ve mali özerklik elbette sorunludur. “Böyle bir yapı illa ki olmalı.” deniliyorsa Bakanlık bünyesinde bir genel müdürlük veya daire başkanlığı şeklinde de teşekkül ettirilebilirdi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomi yönetimi tarafından 2018 yılı içinde kamuda kemer sıkma politikalarının daha da artacağı dile getirilmektedir. Genel Kurula gelmek üzere olan torba yasadaki düzenlemelerle vatandaşımızdan ilave vergilerle daha fazla fedakârlık yapması beklenmektedir ancak bu tasarıyla kurulması öngörülen Helal Akreditasyon Kurumunun 2018 yılı gideri 3,8 milyon Türk lirası, 2019 yılı gideri 5,5 milyon Türk lirası, 2020 yılı giderinin ise 7,2 milyon Türk lirası olması öngörülmekte, ayrıca kuruma bütçeden 3 milyon lira “yardım” adı altında para aktarılması planlanmaktadır. Bu durum bize “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.” dedirtmektedir. Kuruma 3 milyon lira para aktarılacak olması tasarının hiçbir ön çalışma yapılmadan hazırlandığına işaret etmektedir. Tasarı, helal akreditasyonu alanında ülkemizin merkez konumunun güçlendirilmesine adanmış olmasına rağmen, helal ürün ve hizmet ihracatının uzun ve kısa vadede bu kurum vasıtasıyla hangi boyutlara ulaşabileceği de ortaya konulmuş değildir. Helal ürün pazarının büyüklüğü, belli iken Türkiye, Helal Akreditasyon Kurumunu ihdas ederek bu pazar büyüklüğünün ne kadarına taliptir? Varsa talip olunan bir pazar büyüklüğü, bu hangi araçlarla başarılacaktır? Bu önemli konuda vizyonumuz nedir? Bu bize göre belli değildir. Tasarıda talip olunan pazar büyüklüğü, bunun hangi araçlarla sağlanacağına dair bir vizyon, bir hedef ortaya konulmamış, yine tasarının fayda/maliyet, ekonomik analiz ve iç piyasalara yansımasına dair bir değerlendirme de yapılmamıştır. Cenab-ı Allah, Furkan suresi 67’nci ayette “Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler ne kısarlar, ikisi arasında orta bir yoldur.” buyurmaktadır. Tasarıyla yeni bir kurum ihdas etmek aslında bir yönüyle de israfa neden olacaktır. Müslüman ülkelerin yoğunlukta olduğu Orta Doğu’da diplomatik krizler devam ederken, bu krizler çözülmeden Helal Akreditasyon Kurumunun başarılı olması zor görünmektedir ama dileğimiz başarılı olmasıdır elbette. Helal Akreditasyon Kurumunun başarılı olması sağlam, sağlıklı, sorunlarını aşmış bir dış politikayla da güçlendirilecek, temellenecek ve desteklenecektir.

Bir başka sorun, helal akreditasyon işlemlerini gerçekleştirerek iç pazara mal veya hizmet satan sanayici, üretici ve esnafımız ile helal sertifika almadan, aslında içeriği helal olan mal veya hizmeti iç pazara satan sanayici, üretici ve esnafımız arasında bir haksız rekabet yaşanmayacak mıdır? İç pazara mal veya hizmet satan sanayici, üretici ve esnafımız haksız rekabetle karşılaşmamak için helal sertifika almak zorunda kalacak mıdır?

Tasarı bu haliyle uluslararası helal akreditasyonda, yaklaşık 4 trilyon dolarlık dünya pazarında ve 6 milyar dolarlık helal belgelendirme pazarında iddialı ve söz sahibi olmamızı ne yazık ki sağlayamayacaktır.

Tasarıyla Helal Akreditasyon Kurumuna 50 kişilik kadro ihdas edilmektedir. “Vatan savunmasının sözleşmesi olmaz.” diyen kahraman uzman erbaşlarımızın da yıllardır kadro bekledikleri bilinen bir gerçektir değerli milletvekilleri. Uzman erbaşlarımızın haklı talepleri uzun süredir seslendirilmekte ve dillendirilmektedir. Biz helali haramı çok iyi biliyoruz. Vatan savunması, vatan mücadelesi helaldir ve bu helal mücadelenin içerisinde, şu anda yurdumuzun dört bir yanında kahraman uzman erbaşlarımız, uzman çavuşlarımız vardır. Hem yurt içinde hem yurt dışında, mücavir alanlarımızda, yakın coğrafyalarımızda kahraman uzman çavuşlarımızın korkusuzca, kahramanca mücadeleleri hakikaten dillere destandır. Geçtiğimiz hafta yapmış olduğum bir konuşma esnasında uzman çavuşlarımızın sorunlarını buradan dile getirmiş, bazı beklenti, talep ve mağduriyetlerini sizlerle paylaşmıştım. Önemle ve özellikle altını çiziyorum ve tekrar vurguluyorum: Helal Akreditasyon Kurumunu madem ihdas edeceğiz, bu kuruma madem 50 kişilik bir kadro oluşturacağız, buyurun gelin, uzman çavuşlarımıza kadro verelim. Uzman çavuşlarımızın sözleşmeli personel statüsünden çıkarılması için, istirham ederim, gereğini yapalım çünkü bu kardeşlerimiz vatan için, bayrak için, millet için can veriyorlar, her türlü mücadeleyi gözünü kırpmadan yapıyorlar ama gelin görün ki uzman çavuşlarımız sözleşmeli, iş güvenceleri yok, en az iki yıl, en çok beş yıl sözleşmeyle vatana ve millete hizmet etmeye çalışıyorlar fakat her birisinde bir sıkıntımız var.

Değerli arkadaşlarım, şu anda İzmir’de görev yapan bir uzman çavuş kardeşimiz var. Bu uzman çavuş kardeşimiz, babası karaciğer hastası olduğundan dolayı, geçtiğimiz nisan ayında karaciğerini babasına verdi ve babasının hayatını kurtardı. Maalesef, bu uzman çavuşumuzun -kendisi Urfalıdır, babasının ameliyatı Malatya’da yapılmıştır- bu kardeşimizin bu ameliyattan sonra sözleşmesinin feshedilmesi gündemde. Yani, babasına ciğerini veren, babasının hayatına destek olan hayırlı evlat işinden olacak.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayın Hükûmet; istirham ederim bu konuya dikkat ediniz, bu mağduriyeti gideriniz, bu sorunun üstesinden geliniz, hep birlikte gelelim.

Değerli arkadaşlarım, daha önemlisi, uzman çavuşlarımıza şu anda silah vermiyoruz, beylik tabancaları yok ve kendilerini müdafaa edemiyorlar; herhangi bir şekilde, çarşıya indiklerinde, sokağa çıktıklarında, biraz evvel dağda, ovada, herhangi bir yerde karşılaşmış oldukları teröristlerin açmış oldukları taciz ve ihanet ateşine cevap veremiyorlar. Peki, biz uzman çavuşlarımıza beylik tabancayı niye vermiyoruz? Kendilerini korumasına neden imkân sağlamıyoruz?

Değerli arkadaşlarım, nelere kaynak ayırmıyoruz, nelere para bulmuyoruz, nelere para harcamıyoruz; uzman çavuşlarımıza beylik tabancalarını çok mu görüyoruz? Şu anda burada bulunan, beni dinleyen ya da dinlemeyen bütün milletvekili arkadaşlarım, beylik tabancası konusunda uzman çavuşlarımızın sesini duymayacağız mı?

Şimdi, daha önemlisi, bu kahraman evlatlarımız, kardeşlerimiz Türk ordusunun şerefli mensupları; sözleşmeli ama şerefli mensupları. Değerli arkadaşlarım, bu arkadaşlarımız, bu kardeşlerimiz orduevine giremiyorlar. Evet, astsubayın evladı giriyor, subayın evladı giriyor, uzman çavuşun çocuğu, uzman jandarmanın çocuğu orduevine giremiyor. 2009 yılında Tekirdağ’da bu konuda çok hazin bir olay yaşanmıştı.

Değerli arkadaşlarım, bu orduevi meselesinin, sözleşme meselesinin, kadroya alınmaları uzman çavuşlarımızın, beylik tabanca ihtiyaçlarının elbirliğiyle, omuz omuza, bir araya gelerek çözülmesi temel arzumuzdur. Gelin, helal mücadele verenlere anasının ak sütü gibi helal olan haklarını verelim; bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi yapsın. Uzman çavuşlarımıza çalışmaz mirî tabancaları vererek de günü kurtardığımızı veya kurtarabileceğimizi zannetmeyelim. Onlar varsa biz güvendeyiz, onlar varsa biz güvencedeyiz, onlar varsa al bayrağımız Allah’ın izniyle sonsuza kadar dalgalanacak.

Bu duygularla aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum ve hepinize teşekkür ediyorum. Uzman çavuşlarımızın, vatan mücadelesi veren kahramanların taleplerini, seslerini duymanızı özellikle istirham ediyorum.

Sağ olun, var olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yönter.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hüda Kaya konuşacak.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, gündeme girmeden önce, önümüzdeki günlerde, bu hafta, 4 Kasımda, Türkiye tarihinin, siyaset tarihinin en kirli, en utanç verici bir yıl dönümüne tekrar şahitlik yapacağız. 4 Kasım 2016, Türkiye siyasetine “bir yüz karası gece” olarak kayda geçmiştir arkadaşlar. “Türkiye bir daha asla darbeler ülkesi olmayacak.” derken bu iktidarla darbelerin formu, versiyonu değişti; dışarıdan değil içeriden darbeler gerçekleştirilmeye başlandı.

28 Şubatlara “postmodern darbe” diyorduk, “örtülü darbeler” diyorduk. On beş yıllık bu iktidar sürecinde, maalesef, artık 12 Eylüller, 28 Şubatlar, 12 Martlar gibi dışarıdan gelen bir müdahale değil içeriden siyasete yapılan müdahalelerle siyaset tarihimiz en karanlık günlerini yaşamaya hâlâ devam ediyor.

4 Kasım, Türkiye siyasi tarihinde, örtülü bir darbe bile diyemeyeceğimiz kadar açık ve net siyasi bir darbedir. Meşru, seçilmişlerin olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre faaliyetini sürdüren, siyaset yapan bir siyasi partinin eş genel başkanlarına, milletvekillerine, yöneticilerine, belediye başkanlarına ve oy verenler de dâhil olmak üzere binlerce insana bu ülkede bedel ödettirilmeye bu iktidar tarafından hâlâ devam ediliyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, sizlere birkaç rakam vereceğim: Sadece OHAL ilanı olduktan sonraki süreçte siyasi mücadele eden… Hani “Burası demokratik hukuk devletidir. Bu ülkede Anayasa vardır.” diye zaman zaman grup sözcülerinizin, vekillerinizin dile getirdiği, kullandığı pek çok ifade var ya işte bu ülkede demokratik hukuk süreci nasıl lince tabi tutuldu, nasıl bir darbe gerçekleştirildi ve hâlâ bu linç seçilenlere karşı -milyonlarca insanın iradesi- bir siyasi partiye karşı nasıl sürdürülüyor acımasızca ve diktatöryal yöntemlerle -rahatsız olmayın bu kelimelerden- ve bunun bedelini siz, kendinizin taraf olmadığı, sizi eleştiren, size muhalefet eden milyonlarca insanın iradesine reva görmeye hâlâ devam ediyorsunuz.

OHAL’den sonraki sürece bakalım. Yargı mensuplarının da, içinde, dâhil olduğu 44 bin kamu çalışanı tutuklu. Bizim vekillerimiz, grup başkan vekillerimiz sık sık bunu ifade ediyorlar. Eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz dâhil olmak üzere, onlara, pek çoğuna, hepimize açılan davaların çoğunu açan, soruşturma açan yargı mensupları, şu anda bu 44 bin kamu çalışının içinde bulunuyor, şu anda hapislerde bulunuyor ve onların açtıkları davalar üzerinden bu iktidar hâlâ siyasi rant devşirmeye, prim kazanmaya devam ediyor. Gözaltı ve tutuklama uygulaması partimiz yöneticilerine ve üyelerine karşı tasfiye niteliğine dönüşmüş. 2015’in yedinci ayının 24’ünden bu yana partimize, parti yöneticilerimize, tabanımıza ve bileşenlerimize yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda 11 bin kişi gözaltına alınmış. Aralarında eş genel başkanlarımızın, milletvekillerimizin, il, ilçe eş başkanlarımızın, yöneticilerimizin, parti üyelerimizin bulunduğu 4.500 kişi tutuklanmış. Son bir yıl içerisindeyse parti mensuplarımızdan 6.700 kişi gözaltına alındı, 1.842 kişiyse tutuklandı. Yine Temmuz 2015’ten bu yana 38 HDP il eş başkanı, 97 HDP ilçe eş başkanı tutuklandı. Şu anda yönetimde olan 28 il eş başkanı, 86 ilçe eş başkanı, 1 belde eş başkanımız hâlen tutuklu. Temmuz 2015’ten bu yana, eş genel başkanlarımızla beraber, 15 vekilimiz tutuklanmış durumda; 2 MYK, 11 parti meclisi üyemiz, 750’yi aşkın il ve ilçe yöneticilerimiz tutuklandı ve şu anda milyonların iradesi olan, seçilmiş 9 milletvekilimiz hâlen cezaevinde. Ama kınamaya gelince, başta Sayın Cumhurbaşkanı da olmak üzere, sık sık İsrail zindanlarında yatan, seçilmiş, halkın iradesi olan Filistinli milletvekillerine buradan destanlar düzebiliyoruz. Sınırların ötesinde, siyonizmin zindanlarında olan, seçilmiş, halkın iradesi olan Filistin vekillerine gösterdiğimiz vicdanı, gösterdiğimiz ahlakı, erdemliliği ülkemizde de katılmasak da, eleştirsek de, muhalefet etsek de milyonların iradesi olan HDP milletvekillerine karşı da gösterebilme erdemliliğini keşke gösterseydiniz, keşke böyle bir vicdani duruşu gösterebilseydiniz. Daha bir yıl olmuş, mahkemeye bile çıkartılmayan eş genel başkanlarımıza, milletvekillerimize buradan terörist yaftası, mahkûmiyetini ifade edercesine tabirler kullanılmaya, pervasızca itham edilmeye devam edildiğini görüyoruz. Şuna da şahit olduk: İnsan hakları aktivistlerinin adalarda gözaltına alınıp tutuklanmasından sonra en üst mercilerden “Onlar ajandır.” ifadelerini sık sık duyduk. Onları “ajan” diye tutuklattıranların da mekanizması güya hukuktu, yargıydı. “Yargıdan niye kaçıyorsunuz?” diyordunuz, onları tahliye eden de yine aynı hukuk. Hangi hesapla içeri alınıyor insanlar, hangi hesapla dışarı bırakılıyor insanlar? Bu, hukuk mekanizmasının iflas ettiğini gösterir değerli arkadaşlar.

Demokrasilerin vazgeçilmezi olan basın-yayın organlarının muhalif olanlarından 177 medyaya el konuldu, 146 gazeteci tutuklandı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – FETÖ dâhil mi, FETÖ?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Size sormak lazım onu.

HÜDA KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, içinizde, uydurulan dine değil de indirilen dine inandığını düşündüğüm, öyle böyle tanıdığım insanlar var. Sizlere Şûra suresinin 41 ve 42’nci ayetlerini okuyacağım arkadaşlar: “Kim bir zulme, haksızlığa uğradıktan sonra hakkını savunursa, hakkı için mücadele ederse bir suçlama, bir sorumluluk yoktur ancak halka zulmedenlere, yeryüzünde insanlara saldıranlara karşı durulmalıdır, sorumluluk onlaradır, onlara acı bir azap vardır.” Yani ezilenler haklarını hangi yol ve yöntemle arama mücadelesine girerlerse girsinler sorumluluk, yükümlülük ezilenlere değildir; onlara saldıran, haklarını gasbeden ve barışa yanaşmayanlarındır arkadaşlar. Olaylara ve problemlere hamasi ve yapay, kutsal söylemlerle yaklaşmadan, vicdanımızla, inancımızla, birazcık erdemlilikle yaklaşırsak… Bu ayetler bizlere gereken yolu ve nasıl bir duruşa sahip olmamız gerektiğini göstermiyor mu? Bir kez daha bunu vicdanlarınıza sunuyorum arkadaşlar.

Sevgili arkadaşlar, muhakkak sizlere de gelmiştir, son günlerde onlarca mesaj geldi bana. Bu arada, konuşmam arasında, Sağlık Bakanına bunu da sormak istiyorum ve bunun cevabını kamuoyuna açıklamasını istiyorum: 2017/5 sözleşmeli sağlık personelinden, 12.500 kişiden 9.267’sinin güvenlik soruşturması 3 Ekimde sonuçlanıyor. Fakat, Sağlık Bakanı 2.589 kişinin soruşturmasının ekim ayında, ekimin sonunda biteceğini söylemiş olmasına rağmen, 2 bine yakın kişinin akıbetinin hâlâ meçhul olmasından dolayı gelen onlarca mesajda insanlar artık intiharın eşiğine geldiklerini ifade ediyor arkadaşlar. Borçlanmada dibi bulmuşlar, kiralarını ödeyemiyorlar, çocuklarına, eve ekmek getiremiyorlar. “Bu güvenlik soruşturması ne menem bir şeydir ki aylardır bizi süründürüyorlar, artık sonuçlansın ve hak ettiğimiz mesleğimizi, işimizi yapalım, helalinden kazancımızı alalım.” diyorlar.

Bakın, burada helal akreditasyonla ilgili bir kanun tasarısını, bir kurumsal yapılanmayı önümüze getiriyorsunuz. Sevgili arkadaşlar, helal, sadece yediğimiz değildir; helal, sadece giydiğimiz değildir. İnsanların emeğini çalmak en büyük haramdır. İnsanları özgürlüğünden alıkoymak en büyük haramdır. İnsanların özgürce nefes almasını yasaklamak en büyük haramdır. Hükûmetin, yönetimin her kademesinde yolsuzluğun, haksızlığın alıp başını gittiğini sizler, içeriden, çok çok iyi biliyorsunuz. Yetimin hakkı gasbediliyor, sokaktaki kâğıt toplayıcısının ekmeğine bile el uzatılmış, sokaktaki pazarcının ekmeğine bile el uzatılmış, haram yönetimin, haram işleyişin, haram politikanın, haram kazancın “dindar ve demokratik” ya da “muhafazakâr” diye kendini tanımlayan böyle bir iktidar döneminde zirve yaptığı bu süreçte, haramın meşrulaştığı böyle bir yönetimde bizim önümüze Helal Akreditasyon Kurumuyla ilgili bir kanun getiriyorsunuz. Allah aşkına, bu kurum sizlerin elinde nasıl bir işleyişe sahip olacak? Ben ürküyorum. Bir şeye, bir kazanca, bir gıdaya, bir giysiye, bir tekstile, ne bileyim, aklınıza ne gelirse, bu alanları kapsayacak olan bu kurumun alanı içine giren her ne olursa olsun “helal” ya da “haram” demeye size ehliyeti kim veriyor ve siz bunu hangi referanstan alıyorsunuz? Haramın meşrulaştığı, dindarlık yükseldi diye övünülen bir toplumda, ahlaksızlığın tavan yaptığı bir yönetimde “helal” demek, helal kurumlaşmak gibi, sizin mühür basacağınız, bir onay vereceğiniz ehliyeti ben düşünemiyorum bile. “Dindar ve muhafazakâr partiyiz, iktidarız.” diyorsunuz. Sevgili arkadaşlar -sizler de bu toplumun içinde yaşıyorsunuz, hepimiz halkımızla, bu toplumun içinde, mahallelerde yaşıyoruz- on beş yıllık bu muhafazakâr ve dindar yönetime umut bağlayan aileler, dindar, muhafazakâr aileler bile şu anda, sizin bu iktidarınız döneminde, bırakın kız çocuklarını yurtlara, kurslara yatılı gönderebilmeyi, erkek çocuklarını bile gönderemiyorlar, erkek çocuklarını sokağı bile indiremeyecek hâle geldiler ve bu, muhafazakâr bir iktidar döneminde geldiğimiz noktadır arkadaşlar.

Yine, başka bir şey -o kadar çok şey var ki- helal ve haramı belirleyecek olan hangi mekanizmadır? Bir şeye, yetimin hakkına el uzatan, insanların en kutsal helali olan yaşam hakkını gasbeden, insanların en önemli helali olan düşünce hakkını gasbeden, emek hakkını, ekmeğini gasbeden bir mekanizmaya, bir yönetime hangi sebeple nasıl helal akreditasyon vereceğine ben ve milyonlarca insan nasıl güvenebileceğiz? Hangi hakla, hangi referansla siz böyle bir onayı, böyle bir ehliyeti kendinizde görebildiniz arkadaşlar?

Bakın, geçtiğimiz günlerde bir firmanın uçağında bir aile Kürtçe konuşuyor diye uçakta görev yapanlar bu Kürtçe konuşan ailenin talebini yerine getirmediler, uçağı havaalanında bir buçuk saat beklettiler ve bu aileyi gözaltına aldılar arkadaşlar.

Rum suresi 22’nci ayette -hepinizin çok iyi bildiği gibi- “Renkler ve diller Allah’ın ayetidir.” diyor, bunu çok iyi biliyorsunuz. Allah’ın insanlara verdiği en doğal helalidir, hakkıdır; diller, renkler, yaşama, nefes alma, düşünme, konuşma, düşüncesini ifade etme, muhalefet etme, eleştirme hakkı insan olanların en doğal helalidir, hakkıdır. Siz bunları gasbederken Türkiye tarihinde görülmeyen en büyük insani gasbı yaşatan yönetim önümüze bir helal akreditasyon meselesi getiriyor. Helale saygı göstermek için şu anda binlerce insanın cezaevinde bulunmaması gerekiyor. Helale saygı gösterebilmek için, nasıl ki biz Türkçe konuşuyoruz ve konuştuğumuz dil bizim için bir değerse, bir kutsalsa -aynen bu Rum suresinin 22’nci ayetinde olduğu gibi, diğer dillerin de Allah’ın ayeti olduğuna iman etmiş olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor arkadaşlar- Türkçenin dışında konuşulan dillere de Türkçe için, kendimiz için, ana dilimiz için reva gördüğümüz, hak gördüğümüz bütün hakları ve helali diğer dillere de görmemiz ve tanımamız gerekiyor arkadaşlar. Helali tanımak önce insanı insan kabul etmekten geçiyor. Helale saygı göstermek önce insanın yaradılıştan gelen, seçimi olmadan Yaradan’ın kendisine bahşettiği tüm özellikleri, hakkını teslim etmekten geçiyor değerli arkadaşlar.

Ve bir de şunu da sormak istiyorum: Bu Helal Akreditasyon Kurumu, helali verecek olan 50 kişilik kadro inançlar temelinden mi referanslar alarak oluşturulacak, yoksa bir teknik kadro mu olacak? Bu teknik kadro mu “helal” diye onay verecek? Ya da hangi inancın referanslarıyla oluşturulan kadrolar hangi inanca göre “helal” diyecek. Türkiye'de farklı inançlardan halklar yaşıyor. Her bir inancın ve mezhebin kendine göre ayrı ayrı değer ve helal algısı vardır, değeri vardır, karşılığı vardır ve sizler bu insanların da ihtiyacını gözetecek nasıl bir mekanizma düşündünüz acaba? Bunu da sizlere sunuyorum. Bütün Genel Kurulu, arkadaşları saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan “4 Kasım darbesi gösterdi ki faşist bir yönetim var.” tarzı çok ağır ithamlarda bulundu sayın konuşmacı. İzin verirseniz grup adına söz almak istiyorum, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Darbe değil mi bu?

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli bir kanunu görüşüyoruz. İsteriz ki bu kanun üzerinde değerlendirmelerimizi alalım, hatamız varsa revize edelim, iyi tarafı varsa öne çıkaralım. Ancak ne hikmetse HDP’li arkadaşlar çıktığı zaman en ağır ifadeleri, en ağır ithamları, hayal bile kuramayacağımız terimleri burada kullanıyorlar. Dedi ki sayın konuşmacı: “24 Kasım darbesi gösterdi ki faşist, diktatör bir yönetim var.”

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – 4 Kasım.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Önce bir vicdan demek istiyorum, insaf demek istiyorum. Bağımsızlığın kaldırılmasıyla ilgili talebi ilk gündeme getiren, “80 tane vekille dilekçe verdik biz.” diyen sizsiniz. Bağımsızlığı…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Dokunulmazlığı.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dokunulmazlığı kaldırmasaydık bugün “Neden kaldırmıyorsunuz?” diyecektiniz, bunun polemiği olacaktı. Dokunulmazlığı kaldırdık, mahkemeler bununla ilgili -doğru-yanlış, geçiyorum- adımlar attılar, bu sefer “Neden böyle oldu?” diye kızıyorsunuz.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ne demek doğru-yanlış?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hep yanlış.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bir daha söylüyorum: Her kararı savunmak zorunda değilim, benim de katılmadığım kararlar var. Bu yanlış bir şey değil.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Vesayetiniz altındaki yargı, direkt kumanda ettiğiniz yargı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sürem yok diye geçeceğim. Örneğin sayın konuşmacı dedi ki: “İsrail zindanlarında Filistinli vekiller var, onlara üzülüyorsunuz, söylüyorsunuz ama Türkiye’de HDP’nin vekilleri içeride, onlarla ilgili bir şey yapmıyorsunuz.” Bir daha diyorum: Dokunulmazlığın kaldırılmasını isteyen, ilk adımı atan sizlerdiniz. Bu birincisi.

İkincisi; İsrail zindanlarındaki Filistinli vekiller Filistin bağımsız olsun diye, bölünmesin diye, bayrağına, tarihine halel gelmesin diye zindanlarda. Ancak iddia konusu HDP’nin vekillerinin iddianamelerine bakıyoruz, tam aksine, ülke bölünsün diye, kaos çıksın diye, Yasin Börüler ölsün diye buralarda.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yuh sana, yuh!

BÜLENT TURAN (Devamla) – O yüzden diyorum ki insaf edin, vicdan sahibi olun. Bu ülkenin birliğine, beraberliğine beraber katkı sağlayalım diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – En büyük bölücü sizsiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın hatip, açıkça grubumuza ve hatibimize yönelik sataşmada bulundu. Özellikle son cümleleri söylemek yeterli.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne dedim Sayın Başkan?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – HDP’li vekillerin ülke bölünsün, işte, kaos olsun şeklinde iddiaları olduğunu söyledi, Hüda Hanım cevap verecek.

BAŞKAN – “Böyle bir iddiamız yok.” diye, yok olduğunu söylüyorsunuz, buyurun iki dakika…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bizim programımız ortada, ne demek Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tamam iki dakika, buyurun, bir şey demiyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama böyle bir şeyi söyleme ve değerlendirme hakkınız yok Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Bunu söyleyip söz vermesem itirazda haklısınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, yani sanki HDP ülke bölünsün programına sahip de siz bunun aksini bizden duymak istiyorsunuz.

BAŞKAN – Hiç öyle bir niyetim yok, niyet okuması yapmayalım.

Buyurun, iki dakika Sayın Kaya.

7.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

HDP vekilleri çıkınca en ağır ithamı yapıyormuş. Allah’tan korkun. En ağır bedelleri biz ödüyoruz, yaşadıklarımızı anlatmayalım mı size? Sayıları söylemeyelim mi? “Düşünceye saygılı olun.” demeyelim mi, “İnanca saygılı olun.” demeyelim mi, “İnsanlığa, ahlaka saygılı olun.” demeyelim mi? Politika, yasal, legal… “Anayasa’ya göre kurulmuş bir partinin çalışmasını yapanlara saygılı olun, bu bir siyasi mücadeledir.” demeyelim mi? Siz en büyük iftirayı yapıyorsunuz. Gerçek, AKP politikası, iktidarın politikası… Dilleri ötekileştirerek, muhalefeti ötekileştirerek, insanları ötekileştirerek en büyük bölücülüğü sizler yaptınız bu ülkeye. Tarih bunu unutmayacak. Biz seçim meydanlarında bile “ortak vatan” diye konuşmalarımızı yapıyoruz, bu insanlar biz bölünmeyelim diye cezaevinde yatıyor. Siz en büyük iftiracısınız. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE KEŞİR (Düzce) – İnanıyor musunuz bu söylediğinize?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Aynen inanıyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz yaptığınıza inanıyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu üsluba cevap vermeyeceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Tacettin Bayır konuşacak.

Buyurun Sayın Bayır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) – Yüce Meclis, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, “Gözümüz aydın ülkedeki sorunların çok büyük bölümü bitti.” diyeceğim güleceksiniz tabii. Terör bitti, eğitim sorunu halloldu! Sağlıkta hiç sorunumuz kalmadı neredeyse, hastaneler şakır şakır çalışıyor! Hatta, cezaevleri boşaltıldı, hatta artık özgürlükler ülkesi olduk! Her şeyi bitirdik, şimdi sıra geldi neyin helal neyin haram olduğunu tespit etmeye!

İnanır mısınız, şu anda bizi televizyon başında seyredenler “Ya, Allah aşkına, Türkiye Büyük Millet Meclisi, saygıdeğer parlamenterler; Türkiye’deki bütün sorunları hallettiniz de sıra buna mı geldi?” diye bizimle dalga geçiyorlar. Ben bugün çok sayıda telefon aldım. Gerçekten neyin helal neyin haram olduğunun tartışması noktasına gelmişsek demek ki Türkiye’deki sorunların tamamını bitirmişiz demektir. Helal et, haram et; helal oto, haram oto; helal ev, haram ev; helal parfüm, haram parfüm; helal içecek, haram içecek… Arkadaşlar, gerçekten ülkede bu kadar sorun varken bunu bir sorun diye getirmek ve bunu getirip burada bu Meclisin değerli zamanını kullanmak bence ciddi bir hata. Benim bildiğim bir tek şey var: Neyin helal neyin haram olduğu noktası sizin aldığınız ürüne alın teri ve emeğinizle kazandığınız para helal paraysa aldığınız şey helaldir ama ayakkabı kutularındaki dolarlarla alıyorsan o haramdır, benim anlayışım budur. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ben Türkiye'nin gerçek sorunlarıyla ilgili bir şeylerin altını çizmek istiyorum: Bugün Türkiye gerek coğrafi gerekse iklim şartları yönünden çok çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirilmesine uygun ülkelerden biridir. Bugün topraklarımız iyi kullanıldığı takdirde 200 milyon nüfusu besleyebilecek potansiyele sahibiz. Ancak şu anda birçok tarım ürününü ne yazık ki ithal ediyoruz. Bugün Türkiye’yi ithalata mahkûm eden tek neden plansız üretimdir. Tarım, Türkiye için olmazsa olmaz bir sektördür. Ancak son on beş yıl ve ötesini kapsayan tarımsal istatistiklere göre durumumuz hiç de iç açıcı değil. Bizim kuşağımız, bizler, ilkokulda Türkiye'nin tarımda kendi kendine yetebilen bir ülke olduğunu dinleyerek büyüdük. Gerçekten de öyleydi. Milyonlarca hektar tarım arazilerini ülkeye yetecek ölçekte tarımsal üretim yapıyorduk ve fazlasını ihraç ediyorduk. 1980 senesinde Türkiye'nin nüfusu henüz 45 milyon iken hayvansal varlığı 80 milyonun üzerindeydi. Bir diğer ifadeyle, nüfusumuzun 2 katına yakın hayvan varlığımız söz konusuydu.

Türkiye'nin hayvancılıkta ve tarımda kendi kendine yetebilen bir ülke olması durumu 2000’li yılların başına dek devam etti. Devam eden süreç, Türkiye'nin yaşadığı sosyoekonomik ve sosyokültürel değişimlerle ve uygulanan yanlış politikalarla birlikte tarım sektöründe de büyük sıkıntılar yaşanmasına sebep oldu. Türkiye artık 1980’lerde ve 1990’larda ilkokul kitaplarında anlatıldığı gibi tarımda kendi kendine yetebilen, üretimin artanını ise ihraç eden bir ülke değil ne yazık ki, bu gerçekle yüzleşmemizin zamanı geldi de geçiyor bence. Türkiye artık sığır, koyun, keçi, buğday, mercimek, kuru fasulye gibi kalemlerde ithalat yapan bir ülke. Samanı bile ithal hâle getirdik. İthalatla günü kurtarıp tüketiciyi koruyacağız derken -kaldı ki bunu da başaramadık- et fiyatlarındaki örnekte olduğu gibi üreticimiz de üretemez hâle geldi, geleceğimiz yok olmaya başladı. Bu sebeptendir ki ithalattan kurtulmak zorundayız.

Bugün, ülkemizi ithalata yönlendiren etkenlerin başında plansız üretim gelmektedir. Çiftçimize hiçbir destek sağlanmadan bilinçsizce üretim yapılıyor. Ürün ihtiyacından çok fazla üretilip tüketilemiyor, ihraç da edilemiyorsa bu sefer ürün para etmiyor. Çiftçimizi de bu şekilde mağdur ediyoruz. Kıt kanaat geçinen çiftçimiz bir de ürününü üretebilmek için banka kredisi aldıysa borcunu ödeyemediği gibi, elindeki mevcut öz varlığını, traktörünü kaybediyor, banka faizleriyle boğuşuyor. Bu durumun tam tersi olduğunda da ürün az üretilirse o zaman da fiyatlar yükseliyor, bu sefer de tüketici mağdur oluyor. Eğer ürün yetersiz üretilirse o zaman da piyasada fiyatlar yükseliyor, bu kez tüketici mağdur oluyor. Tüketiciyi korumak için ithalat yapılıyor, millî ekonomimiz zarar görüyor. Sonunda da kendi çiftçimizi fakirleştirerek üretimden uzaklaşıyoruz. Bu işten kârlı çıkan yabancı çiftçiler ve ithalat şirketleri oluyor.

Dışarıdan sürekli ithalat yaparak gıda fiyatlarını düşüremezsiniz. Bunu en net biçimde ette gördük, ette. Dışarıdan 18 liraya aldığımız karkas eti bugün kasapta 50 liraya kıyma olarak, 45 liraya et olarak görüyoruz. Hatta bir de şu var…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Helal mi?

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Helal mi, tabii, onu da söyleyeceğim.

5 bin ton et, karkas et kararı aldı iktidar. Nereden getiriyor, biliyor musunuz arkadaşlar? Sırbistan’dan, 250 bin Müslüman’ı diri diri doğrayan, Müslüman’ları yok eden bir ülkeden getiriyor. Bu nasıl Müslümanlık! Şimdi bu et helal mi, haram mı? Böyle şey olur mu! (CHP sıralarından alkışlar) Boşnakları doğradılar diri diri orada, Müslümanları diri diri doğradılar; siz gidip o ülke ekonomisine katkı koymak için 5 bin ton et getiriyorsunuz. Bunun neresi helal?

NECİP KALKAN (İzmir) – Ya, biz ticaretten bahsediyoruz arkadaşlar.

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Hükûmet enflasyonun sorumlusu olarak gördüğü gıda fiyatlarını düşürmek için çok tehlikeli uygulamalar peşinde. Biz uyarı görevimizi yapacağız. Adına “dış tedbir” denilse de yapılmak istenen tam olarak desteksiz, korumasız bırakılarak tarımın yok edilmesidir.

Türkiye’nin tarımda şu anda bulunduğundan çok daha iyi bir noktaya gelebilmesi için çok aşamalı bir planla hareket edilmesi gerekmektedir. Bunlardan birisi zorunlu kalemler dışında ithalatı durdurmak olmalıdır. Üreticiye destek olmadan, onu korumadan tüketiciye destek olamazsınız.

Şimdi, şunu söyleyebilirsiniz doğal olarak: “Ya, bu muhalefet de, kardeşim, hep eleştiriyor, hep eleştiriyor, ne yapacağımızı söylemiyor.” Söyleyeceğim, zamanım uzun, bu sefer söylemek istiyorum. Ama onu söylemeden önce gelin, arkadaşlar, sizi çok kısa bir süreliğine bir zaman tüneline götüreyim. Yani fazla değil, on beş yıl geriye. Bir kilo et fiyatı: Yıl 2002, etin kilosu 8 lira; yıl 2017, etin fiyatı 40 lira; artış oranı yüzde 500. Çeviriyorum, bir kilo süt fiyatı: Yıl 2002, litre fiyatı 18 kuruş; yıl 2017 litre fiyatı 1 lira 15 kuruş. Kaldı ki üreticide 85 kuruş Tire’de bu, artış oranı yüzde 600. 1 litre benzin fiyatı: 2002, 1,66 lira; 2017, 5 lira 41 kuruş. Affedersiniz, bunu ben evvelki gün hazırladım, bugün buna bir yüzde 3 daha eklemeniz gerekiyor. Artık bunları hazırlarken bile fiyatlar o kadar hızlı artıyor ki yetiştiremiyoruz, düzeltemiyoruz. Bugün yine zamlandı, artış oranı yüzde 326. 1 kilo ekmek fiyatı: 2002, kilosu 1 lira ekmeğin; yıl 2017, ekmeğin kilosu 4 lira arkadaşlar, artış oranı yüzde 400, garibanın yiyebildiği tek şey. Toplam dış borç: Yıl 2002, 149 milyar dolar; yıl 2017, toplam dış borcumuz 411,5 milyar dolar, artış miktarı yüzde 277. Vatandaşların bankalara olan borcu: Yıl 2002, 6,5 milyar lira; yıl 2017, 428 milyar. Vatandaş artık bankaya borçlanarak geçimini temin eder hâle gelmiş, artış oranı yüzde 650. Amerikan doları: Bunu da yetiştiremedim arkadaşlar, durmadan değişiyor, 2002’de Amerikan doları 1 lira 60 kuruş; yıl 2017, 3 lira 73 kuruş, artış oranı yüzde 230. Çeyrek altın: Yıl 2002, çeyrek altın 28 lira; yıl 2017, şu anda çeyrek altın 248 lira, artış oranı yüzde 850. Tüm bu harcamalarda, fiyat yüksekliklerinde, Türkiye’de, tabii, keş parayla değil de artık çalışıp alın teriyle, emeğiyle, kredi kartıyla alabildikleri için, çalışıp ödeyecekleri varsayımıyla kredi kartı borçlu sayısı: Yıl 2002, borçlu sayısı 277.133 kişi; yıl 2017, 2,7 milyon kişi, artış oranı yüzde 975 ve sonuç olarak, perişan olan Türk halkının icralardaki dosya sayısı: Yıl 2002, 10 milyon adet dosya varmış 2002’de; bugün itibarıyla, 2017 itibarıyla, 24 milyon adet icralarda dosya sayısı. Sevgili arkadaşlar, bu rakamlara baktığınızda bu ülkede ekonominin düzeldiğini iddia etmeniz mümkün mü? Bence mümkün değil, ekonominin çöktüğünün göstergesidir.

Şimdi, size, “Hep eleştiriyor bu muhalefet, önermiyor, soruna çözüm önermiyor.” diyenlere iki lafım var, buyurun size kurtuluş reçetesi: Öncelikli olarak ilk aşamada, sulama, iklim, ürün ve hayvan haritası yapılmalıdır derhâl. İkinci aşamada, hangi bölgede il, ilçe, köy, hangi ürünler kaliteli ve verimli olarak yetiştirilebiliyorsa sadece o bölgelere destek verilmelidir. İsteyen istediği yerde istediği ürünü ekebilir ama diyorsak ki: “Türkiye’de en iyi pamuk Ege’de, Çukurova’da, Antalya’da yetiştirilir.” O zaman sadece o bölgelerde pamuk desteklenmelidir. Başka bölgede ekmek isteyen yine eksin, itirazımız yok ama o bölgede destek olunmaması daha doğrudur.

Diğer aşamada, çiftçi, köylü, toprak sahibi tespit edilmeli, verilecek olan destek gerçek çiftçilere doğru bölgelerde verilmelidir. Kayıt dışılığı ortadan kaldırarak neyi ne kadar ürettiğimizi bilmeliyiz. Sonra, ülkemizin hangi ürüne ne kadar ihtiyacı var, hangi ürünlere dış pazarda talep olduğunu bilmeliyiz. Türkiye’nin hangi ürünleri iç talep için, hangi ürünleri dış talep için üreteceğini netleştirecek ve bölge, çiftçi, ürün desteği bütünleşmesini sağlamalıyız. Çiftçimizin bilinçli üretim yapabilmesi için her ilde eğitimler verilmeli. Ziraat fakültelerinde, bölgede hangi ürünün verimli olduğu tespiti yapılarak buna uygun tohum ve gübre çeşitleri üretilmesi konusunda çalışılmalıdır.

Özellikle gençlerimizi tarıma yönlendirmek, özendirmek için çalışma yapmalıyız. Bu anlamda, tarımın güvenceli bir meslek hâline getirilmesi gerekiyor. Şu anda tarım sektöründe, çiftçinin bir güvencesi olmadığı için gençler ne yazık ki tarımı terk ediyorlar. Fiyat istikrarının sağlanması gerekiyor ki bu da ancak ve ancak üretim planlamasıyla mümkün olabilir. Türkiye’de maliyetlerin düşürülmesi, kayıt dışılığın önlenmesi, gıda güvenliğinin sağlanması, tüketici ve üreticinin korunması gibi tüm yapısal sorunların çözümü için kooperatifleşmek gerekiyor arkadaşlar, kooperatifleşmek. Dünyaya baktığınızda, kooperatifçilik bir ülkede ne kadar gelişmişse tarımı da o kadar gelişmiştir. Bu durum kooperatifleşmenin ne kadar doğru, somut bir adım olduğunun göstergesidir.

Ülkemizin şirket tarımcılığı zihniyetinden tamamen vazgeçmesi gerekmektedir. Bu, Türkiye’nin temellerine dinamit koymak demektir. Bugün Türkiye’de herkes yanlış tarım politikalarından şikâyet ediyor, neler yapılmalıyı bir türlü ortaya koyup tartışıp hayata geçiremiyoruz. Oysa biz biliyoruz ki Türkiye’nin zaten bir tarım politikası yok, her gelen tarım bakanı da kendi bilgisiyle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bir taraftan “Kırsalı destekleyeceğim.” diyorlar, bir yandan da dev şirketlere milyarlık destekler veriyorlar. Bu sistem içerisinde küçük aile şirketlerinin bu dev firmalar karşısında tutunma şansı ne yazık ki kalmıyor. Çözüm kendi tarım programlarımızı uygulamaktan geçiyor. Çiftçiye para veren değil, tekrar ediyorum, çiftçiye para veren değil, para kazandıran bir Tarım Bakanlığı istiyoruz, çiftçiye para kazandıran Tarım Bakanlığı istiyoruz.

Tarım ve hayvancılık bir bütündür. Bunu saman fiyatlarındaki artış ve saman ithalatından da anlamak mümkündür. Eğer bana sorarsanız, helal ile haram noktasında şunu söyleyebilirim: Bence, bizim için bugün tarımda ithalat haramdır, ihracat helaldir diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu yıl yine saman ithal ettik arkadaşlar. Nedeni ise kendi kaba yemini üretemeyen işletmelerin piyasadan bu ürünleri çekmesiyle dengelerin bozulmasıdır. Çiftçimiz kendi hayvanını besleyecek kadar samanını, otunu tarlasında yetiştirebilecekken yeterli desteği doğru zamanda alamadığı için samanı bile ithal ettik, bunu bile beceremedik laf aramızda. Tek çıkış noktası, bence, IMF ile Dünya Bankasının dayattığı programları Bakanlığın rafa kaldırmasıdır. Onlar önce kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Ülkenin doğal koşullarına, halkın gereksinim ve çıkarlarına uygun bir programı hayata hep birlikte geçirmek zorundayız.

Üretimi artırmadan, ithalatla, gümrük vergisini düşürerek enflasyon sorununa çözüm bulamazsınız. Kısa vadede fiyatları düşürebilirsiniz fakat kapıları açarak, ülkeyi ithalat cennetine dönüştürerek tarımı bitiriyorsunuz. Sadece tarımı değil, yerli üretimi ve üreticiyi, buna bağlı olarak yerli sanayiciyi de bitiriyorsunuz. İthalat yapmak bu kadar büyük zenginliklere sahip ülkemize yakışmıyor. Hedefimiz, ihracat yapan bir Türkiye olmalıdır. İthalat işsizliği körükler, ihracat ise işsize iş bulur, yerli malı piyasaya canlılık getirir.

Bakın, son günlerle ilgili bir şey paylaşmak istiyorum: İngiltere Merkez Bankası, on yıldır değişmeyen borç verme faiz oranını önümüzdeki dönemde yükseltebileceğini açıkladı. Hesapsızca ve fütursuzca ihale edilen Türkiye’deki mega projelerin yükleri şimdiden bütçemize sıkıntı yaratmaya başladı. Bir avuç müteahhide 2018 yılında 6,2 milyar lira garanti ödemesi yapılacak. Garantiler müstakil bir bakanlık bütçesi kadar bütçeden kaynak gerektiriyor. Bu nasıl bir hesaptır arkadaşlar?

Sıcak para çıkışı devam ediyor. Amerika’yla yaşanan vize krizi sonrasında bir haftada ülkemizden yurt dışına 600 milyon dolarlık sıcak para çıkışı yaşandı, bunları gözlemlemek ve takip etmek gerekiyor.

Dolar ve avro karşısında Türk lirası bir ayda 5 puan değer kaybetti, 5 puan, bir ayda; Türk lirası dolar ve avro karşısında bir ayda 5 puan değer kaybetti. Türk lirasının avro karşısındaki yıllık değer kaybı yüzde 30’ları buldu, dolarda yüzde 20’yi aşıyor. Varlıklarımız her geçen gün eriyor, bütçe açıkları hızla büyüyor, hazine aşırı borçlanmaya hız kesmeden devam ediyor, hazine nakit açığından çok daha fazla borçlanıyor.

Faiz ödemeleri ve sosyal güvenlik kurumunun zarar ve açıklarının da kapatılma çabası bütçe üzerinde ciddi bir basınç oluşturuyor. Özel iletişim vergisi dışında 2018’de vergi gelirleri reel olarak artıyor. Kriz ve istikrarsızlık, kamu kesiminin borçlanma gereğini hızla bozuyor. Halk, tüketici kredisi ve kredi kartı borcu altında ezilmeye ne yazık ki devam ediyor. 2010 yılında 20 milyar olan tüketici kredisi ve kredi kartı faiz ödemesi, 2016 yılı itibarıyla 48 milyar lirayı aşmış durumda.

Turizmde, odalarda doluluk artmasına rağmen gelirler artmıyor. TL bazında ortalama oda fiyatı ve oda başına ortalama gelir 2011 seviyelerine kadar gerilemiş durumda. Otelleri doldurmak için otel sahipleri fiyatlarını yedi yıl önceki fiyatlara geri çekmiş durumda.

Sonuç olarak on beş yıllık iktidarınızda ne yazık ki hâlinden memnun bir tek kesim kalmadı. Ne işçisi ne memuru ne çiftçisi ne öğrencisi ne köylüsü ne emeklisi, herkes mutsuz ve ne yazık ki herkes de AKP iktidarından artık umutsuz. “İstikrar” diyerek, “Terör var.” diyerek, mağduru oynayarak, “Kandırıldık.” diyerek ülke yönetilemez. Kabul edin, bu güzel ülkeyi yönetemiyorsunuz, yönetemiyorsunuz, yönetemiyorsunuz!

Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun konuşacak.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı vesilesiyle grubum adına söz almaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle, gerek genel olarak helal belgelendirmesi gerekse kısa adı “HAK” olan helal akreditasyon kurumuyla ilgili görüş ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Küresel ekonomide önemli değişiklikleri ve dönüşümleri yaşıyoruz. Böyle bir dönemde dış ticarette etkin ve girişken olmak artık bir tercih değil, bir ihtiyaçtır. Gittikçe büyümekte olan küresel helal pazarına da bu gözle bakıyoruz ve önemsiyoruz.

Bilindiği üzere tüketici tercihleri ticaretin gelişimini etkileyen en önemli dinamikler arasında yer almaktadır. Belirli ürün ve hizmetlere yönelik ortaya çıkan talep o alandaki ticaretin ve ekonomik gelişmenin de itici gücü olmaktadır. Bugün İslam dünyasında helal ürün ve hizmetlerle ilgili yaşanan olgu da budur. Dünyada 1,8 milyar Müslüman yaşıyor ve Müslüman nüfusun helal ürün ve hizmetlere ilişkin ilgi ve talebi de giderek artıyor. Türkiye gibi Müslüman ülkelerde tüketilen ürünlerin helal olup olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmuyor ancak özellikle gayrimüslim ülkelerde yaşayan Müslümanlar açısından bu daha da büyük bir hassasiyete yol açıyor. “Helal” deyince aklımıza sadece, yalnızca tükettiğimiz gıdalar gelmesin. Bugün “helal” kavramı kozmetikten eczacılık ürünlerine, tekstilden lojistiğe, turizme kadar pek çok ürün grubu ve hizmette talep edilen ve katma değer yaratan bir unsur olarak ön plana çıkıyor.

Müslümanların yalnızca gıda ürünlerine harcadığı meblağ 1,17 trilyon Amerikan doları. Diğer ürünler ile hizmet sektörünü de buna eklediğimizde dünya helal pazarı 3,9 trilyon Amerikan doları büyüklüğüne ulaşıyor. Bu veriler önümüzdeki elli yıl boyunca dünyada ticaretin ne yönde değişeceğini de açıkçası bize bir anlamda göstermiş oluyor. 3,9 trilyonun 2 trilyon doları finans sektörüne hitap ediyor; 1,9’u ise helal ürün ve hizmetlerin toplamına hitap ediyor. Bu helal gıdada 1,17 trilyon doların dünya çapında dağılımına şöyle baktığımızda bunun yüzde 50’sinin Asya, yüzde 22’sinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika, yüzde 8’inin Körfez Ülkeleri, yüzde 8’inin Avrupa, yüzde 11’inin Sahra Altı Afrika ve sadece yüzde 1’inin Amerika ve Avustralya’ya hitap ettiğini görüyoruz. Bu dağılımı neden ifade ettim? Çünkü Türkiye’nin bulunduğu konum, jeopolitik konumu, coğrafi konumu aslında pazarın neredeyse tamamına yönelik bir avantajı da bu manada ortaya koyuyor. Helal gıdanın büyüklüğü 1,17 trilyon ama dünya çapındaki toplam gıda sektörü 7 trilyon doların üzerinde. Yani, bu da aslında sadece Müslümanların değil, diğer ülkelerin de gerek hijyen gerek sağlık sebepleri vesaire konulardan helal gıdaya yönelik taleplerinin arttığını düşünürsek eğer önemli bir pazar büyüklüğünü ortaya koyuyor. Fakat, bu pazara hitap eden ülkeler dünya çapında baktığınız zaman, yüzde 80’i Müslüman olmayan ülkeler, üreticiler. Yani, bir örnek verirsek eğer mesela, Suudi Arabistan’ın et ve et ürünlerinin ithalatı 2,1 milyar dolar ve bunun yüzde 62,7’sini Brezilya’dan alıyor. Aynı şekilde, Endonezya et ve et ürünleri ihtiyacının yüzde 55’ini Avusturalya’dan alıyor. Yani, bu pazara hitap eden ülkelerin yüzde 80’i gayrimüslim ülkeler. Helal gıda, tekstil, eczacılık ürünleri, kozmetik, turizm, seyahat, İslami finans alt başlıklar.

Tabii, bu ürün ve hizmetlerin helal olması kadar bunların belgelendirilmesi de bu anlamda önem taşımakta. Yani, tüketiciler nezdinde bu ürün ve hizmetlerin gerçekten helal olduğuna yönelik güvenin sağlanması bu belgelendirmeler üzerinden söz konusu. Fakat, bu noktada da bir karmaşa söz konusu. Yani, şu anda belgelendirme anlamında biraz önce çeşitli konuşmacıların da ifade ettiği üzere, 400’ün üzerinde belgelendirme kuruluşu veya belge söz konusu. O zaman hangisi doğru? Yani, “A” ülkesinde farklı bir helal belgesi, “B” ülkesinde farklı bir helal belgesi veya “C” ülkesinde farklı bir helal belgesi söz konusu. Dolayısıyla, bizim Türkiye’deki üreticilerimizi düşünürsek eğer “A” ülkesine ihracat yapacağı zaman bir belgeyi, diğer ülkeye ihracat yapacağı zaman diğer belgeyi alması gerekiyor ve bu çerçevede de Müslüman dünyasında oldukça geride bir pozisyonumuz söz konusu yani bir birlik söz konusu değil.

Bu manada, Türkiye’nin önünü çektiği bir girişim İslam İşbirliği Teşkilatı kapsamında, biraz önce de ifade edildi kürsüde, bir önderlik yaparak oluşturulan bir kuruluş söz konusu. Tabii, bu kuruluşla birlikte aslında oluşturulan standartlara dayalı bir belge vermek söz konusu olacak yani burada, Helal Akreditasyon Kurumu, ürünün helal veya haram olduğunu belirlemeyecek, bu standartları İslam İşbirliği Teşkilatının altında oluşan kurumun oluşturduğu standartlara göre belirlemiş olacak. Dolayısıyla burada neyin helal veya neyin haram olduğunu belirleyecek bir kurumu veya kuruluşu konuşmuyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunu zaten Allah biliyor.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dünyada faaliyet gösteren yüzlerce helal belgelendirme kuruluşunun hangi standart ve kriterlere göre belgelendirme yaptığı konusunda ciddi manada tereddütler yaşanmakta. Ticari saiklerle hareket edip usulüne uygun belge vermeyen kuruluşlarca düzenlenen belgelerde de sıklıkla şahit oluyoruz ki dünyadaki helal belgelendirme uygulamalarının zarar görmesine bu ayrı görünüşler sebep oluyor. Tüketiciyi kandırmak pahasına da ticari kazanç elde etmek için gerçek olmayan “helal” ibaresini ürünlerinin ambalajlarına koyan işletmeler de durumu daha da kötüleştirmekte. Ayrıca helal belgelerine güven duyulmaması neticesinde veya ticari saiklerle Müslüman bir ülkenin düzenlediği helal belgesini diğer bir Müslüman ülkenin yeterli görmediği ve kabul etmediğine de bu anlamda şahit oluyoruz. Dolayısıyla ürünlerin helal olduğunu, ürün üzerindeki “helal” logo ve etiketlerinin güvenli olduğunu garanti edecek bir sistemin varlığı büyük bir önem taşımakta. Türkiye’nin 2010 yılında SMIIC’yi yani İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsünü kurarak –İstanbul’da bulunuyor biliyorsunuz bunun merkezi- küresel anlamda yeni bir girişimin öncüsü olması da aslında bu birliği oluşturmak için oldukça önemli.

En temel amacımız, ortak helal standartlarına dayanan bir helal belgelendirme sisteminin Müslüman ülkelerde tesisini sağlamak. İşte bu sistemin oluşumu için son tuğlayı da Helal Akreditasyon Kurumuyla koymayı hedefliyoruz.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tüm dünyada geçerli olacak ve helal belgelerinin karşılıklı tanınmasını sağlayacak bir sistemin oluşumu gelişmiş bir kalite altyapısı ile idari, teknik ve personel birikimi gerektirmekte. Ülkemiz işte bu özellikleriyle Müslüman ülkeler arasında ön plana çıkmakta. Yani Türkiye’nin sadece 80 milyon nüfustan ibaret olmadığını aslında şu yaşadığımız süreç ve ortam ortaya koyuyor. Türkiye’nin hitap ettiği pazarlar, bu pazarlara olan yakınlık da biraz önce de ifade ettiğim gibi aslında bize bu anlamda ciddi bir avantaj oluşturuyor. Ülkemizin ön alacağı bir sistem hem Müslümanların hassasiyetlerine saygı gösterilmesini temin edecek, helal ürün ve belgelendirme pazarını ticari saiklerle hareket eden kurum ve kuruluşlardan kurtaracak, ayrıca ülkemizin merkez rolünü daha da güçlendirecektir. İşte bu nedenle İslam dünyası söz konusu sistemin bir an evvel kurulabilmesi için ülkemizin öncülüğünü beklemektedir.

Bildiğiniz gibi aslında İslam dünyasında değişik ülkelerde bu manada çeşitli girişimler var ama Türkiye’nin etkisini ve etki alanını düşündüğümüz zaman attığımız bu adımın aslında sadece Türkiye için bir adım olmadığını, Müslüman dünyasına, dünya ticaretine yönelik bir adım olduğunu da ortaya koymak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, tabii söyleyebileceğimiz çok fazla söz var, aslında hazırlığım da var ama bildiğiniz gibi Komisyon çalışmaları aşamasında oldukça uyumlu bir çalışma ortaya koyduk; Sanayi Komisyonunun pek de yabancı olmadığı bir konu bu. Muhalefet partilerinin tekliflerinin kabul edildiği ve gerçekten uyumlu bir şekilde Genel Kurula indirdiğimiz bir çalışma söz konusu. Ben bu çalışmadan dolayı gerek MHP gerekse CHP’den katılan milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Vermiş oldukları desteklerden, olumlu eleştirilerden dolayı da tüm arkadaşlarımıza bu manada tekrar şahsım ve AK PARTİ Grubum adına teşekkür ediyorum. Bu konudaki çalışmalardan ve bu kanunun gelmesinden dolayı Ekonomi Bakanımıza ve tüm yetkililerine, tüm kurum, kuruluşlarına ayrıca teşekkür ediyorum.

Bu kurumun ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına yapılan konuşmalar sona erdi.

Şimdi, şahsı adına yapılan konuşmaları dinleyeceğiz.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 madde ve 1 geçici maddeden oluşan bu tasarı ekonomide, maliyede, dış politikada ve ihracatta, finans alanında son derece sorunlu olduğumuz bir dönemde, özellikle terörizmin her alanda kıskaca aldığı ülkemiz düzeninde önümüze geliyor.

Tabii, öncelikle bu sorunları çözmeden, gerçekten, genel anlamda SMIIC’in vermiş olduğu kriterler çerçevesinde bu kurumun oluşturulması ve bu maddelerin oluşturulması, belgenin oluşturulması yönünde yapılan bu çalışmaların bu kurum nezdinde yapılmasının aslında uygun olmayacağını düşünüyoruz. Çünkü ülkemizde Avrupa Birliği Bakanlığının bünyesinde Türk Akreditasyon Kurumu var, bu kurum nezdinde bu belgenin yıllardan beri verildiğini biliyoruz. Dolayısıyla, verilen bir belge varken yeni bir kurum oluşturarak yeniden farklı bir şekilde piyasaya veyahut da farklı ülkelere ihraç edilecek mallarla ilgili belgenin verilmesinin doğru olmadığını, bu kurumun aslında ekstra kurulan ve işlevini de yeterince yerine getiremeyecek bir kurum olacağını da belirtmek istiyorum.

Memlekette israftan kaçınma, tasarrufu artırma ve kurulan kurullarda ve kuruluşlarda, kamu kurumlarında israfın en aza düşürülmesi noktasında yapılan bir çalışmanın olması gerekirken yeni bir kurum oluşturularak SMIIC’in yapacağı görevi bu kurumun üzerine vererek bizim bunda öncü olacağımız şeklinde ifadelerin kullanılması kesinlikle yerinde değildir. Çünkü öncelikle bizim, modern dünyayla iç içe olmamızın, komşularımızla, Müslüman ülkelerle, İslam ülkeleriyle ilişkilerimizin çok iyi bir düzeye taşınmasının bize çok büyük fayda getireceğini ve bu belgeyle değil, ürettiğimiz ürünlerle, onlarla kuracağımız ilişkilerimizle bu ihracatımızı daha iyi boyutlara getirebileceğimizi özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, kurulan bu Akreditasyon Kurumunun kriterlerini SMIIC verecek. SMIIC verecekse SMIIC’in bünyesinde kurulacak bu kurumun daha etkin olabileceğini ve bütün Müslüman ülkelerde daha iyi bir şekilde itibar göreceğini ve değer bulabileceğini göz ardı etmeden böyle bir kurumun kurulmasına bizim öncülük etmemiz kesinlikle bize çok fazla fayda getirmeyecek, hatta yük getirecektir. Onun için bu tasarının aslında geri çekilmesini ve böyle bir kuruma da ihtiyaç olmadığını belirtmek istiyorum.

Şimdi, tasarının daha fazla ürün ve hizmeti ihracat yapmayı hedeflediği görülmekte ise de sadece vereceğiniz bir belgeyle bu ihracatın artacağını söylemek kesinlikle hayalcilik olur, inandırıcı olamaz. İhracatımızın en yoğun yaşandığı Batılı ülkelerle sorunlarımızı her gün büyütüyoruz, onlarla ilişkilerimizi bozuyoruz, komşularımızla ilişkilerimizi bozuyoruz, onlara ihracat yapacağımız birçok ihraç ürünümüzü gönderemiyoruz, çiftçimizin ürünü narenciyesinden tutun, meyvesinden sebzesine kadar, domatesine kadar -domatesi hatta Rusya’nın alması için yalvarıyoruz- bunlar bir kenarda duruyor, bu sorunları gerçekten halledememişiz ama bir belge çıkararak her şeyi halletmenin ve bunun üstesinden gelmenin yolunu arıyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, böyle bir yapıyla, böyle bir anlayışla, yaklaşımla, sürdürülen böyle yanlış bir dış politikayla İslami pazarda yerimizi almamız ve daha çok ihracat yapmamız kesinlikle mümkün değildir.

Helal Akreditasyon Kurumu kurulmasına dair tasarı, iktidarın İslam coğrafyasını göz önünde tutarken Batılı ülkelerle nasıl bu ilişkilerimizi sürdüreceğimiz yönünde birçok tereddütleri ortaya koymaktadır. Şimdi, modern dünyadan kendimizi bir kenara koyacağız, kenara iteceğiz “İslam ülkeleriyle daha fazla bu belgeyle irtibat kuracağız, ihracat yapacağız.” gibi bir hayalin peşinde kesinlikle koşmayalım diyorum. Çünkü ihracatı yapabilmek için öncelikle üretimi artırmak gerekiyor. Üretimi artırmak, rekabeti iyi bir noktaya taşıyabilmek ve rekabet odaklı bir çalışma yaparak bu ülkelere daha ucuza, daha kaliteli malları satabilmek için çalışma yapmamız gerekirken; özellikle sanayicimizin ve ihracatımızın maliyetlerini her gün artırarak gerçekten bu ihracatı artırmamız, daha iyi bir boyuta getirmemiz kesinlikle mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bölgesel itibarımızı ve ticari gücümüzü kuracağımız bu kurumla, vereceğimiz belgeyle sağlama imkânımız kesinlikle yoktur. Yalnızca Helal Akreditasyon Kurumunu kurarak bu kurumun nezdinde yürüteceğimiz politikalarla iyi sonuçlar almamız da mümkün değildir. Sadece dış pazara hükmedecek, ihracata hükmedecek şeklinde yürütülen bu çalışmanın gelecekte iç pazarımıza ve dolayısıyla kendi ülkemizde de kendi sınırlarımız içinde de helal-haram tartışmasını her gün gündeme getireceğini ve birçok ayrımcılığa da neden olacağını, bu yolun açılacağını da belirtmek istiyorum; bu çok tehlikeli bir durum. Zaten ülkemiz içinde yeteri kadar ayrımcılık yapılıyor; “inanan-inanmayan” deniliyor, “laik-antilaik” deniliyor. Bunun dışında birçok işte, helal gıda satan, normal gıda satan gibi marketler oluşturmak, kasaplar oluşturmak, turizm şirketleri oluşturmak, lojistik şirketler oluşturmak… Tekstilde nasıl bir yol yöntem izlenecek ki bu alanda Helal Akreditasyon Kurumu bir belge verecek?

Değerli arkadaşlarım, öyle enteresan konular önümüze geliyor ki. Bakın, lojistikte nasıl bir yol izleyeceğiz, bu belgeyi hangi kritere dayalı olarak vereceğiz, belli değil; turizmde hakeza öyle, tekstilde öyle, finansta öyle. Hadi gıdada anlarım ama bunun dışında yine kozmetikte, ilaçta ve birçok alanlarda, arkadaşlarım, bunların ayrımını nasıl yapacağız da, kriterlerini ortaya koyacağız da bu belgeyi vereceğiz? Üretimimizi, ihracatımızı bu alanda daha iyi bir noktaya taşıyamayacağız diye söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten ülkede çok önemli sorunlarımız var. Bu sorunlarımızı halletmeden, komşularımızla ilişkilerimizi iyileştirmeden, Müslüman ülkelerle diyaloglarımızı iyi bir noktaya taşımadan, Batılı dünya ülkeleriyle ve diğer dünya ülkeleriyle ilişkilerimizi iyi bir noktaya taşımadan sanayide, üretimde, ihracatta hangi belgeyi verirseniz verin kesinlikle hedeflediğimiz bir noktaya, sonuca varamayız. Dolayısıyla, bu belge bizi hedefe taşımaz arkadaşlarım. Onun için bizler öncelikle kendi ülkemizdeki birliği beraberliği, dayanışmayı, güveni ve dünya üzerindeki, Müslüman ülkeler üzerindeki itibarımızı iyi bir noktaya taşımak zorundayız. Eğer size itibar etmiyorlarsa, size güvenmiyorlarsa birçok ithal ürünü başka ülkelerden, Batılı ülkelerden alıyorlarsa, ihtiyaçlarını böyle karşılıyorlarsa bu gerçekler ortadayken siz sadece bir kurum kurarak, bir belge vererek bu işin sonucunu iyi bir noktaya taşıyamazsınız. Onun için değerli arkadaşlarım, çalışmalarımızı hem iç piyasada olgunlaştıracak, iyi olacak şekilde hem dışa iyi bir şekilde hitap edecek şekilde yapmamız ve sadece Müslüman ülkelere değil, aynı zamanda da dünya ülkelerine ihracat yapabilecek bir noktaya taşımamız gerekmektedir.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Sayın milletvekilleri, şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemini yapacağız. Bu sürenin on dakikası soru sormak için siz sayın milletvekillerine, diğer on dakikası bu soruları cevaplamak için Sayın Bakana aittir.

Sayın Gürer’den başlıyoruz.

Buyurun Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Niğde ili Bor ilçesi Kaynarca köyünde köy afet nedeniyle taşınmıştı. Şu anda taşındığı bölgede yerleşik olan köylülerin devlet destekli aldığı kredilerin de ödeme süresi geldi ancak buradaki köylüler çiftçilik yapıyor, çiftçiler de şu anda mağdur durumdalar, bir gelirleri de yok. Bu anlamda, afet evlerinde oturanlar kredilerinin geri dönüşümünü sağlayamıyorlar, Hükûmetin bu anlamda yardımcı olmasını istiyorlar. Kredilerinin ötelenmesi ya da affı konusunda bir çalışma yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tümer...

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, Adana, Osmaniye, Kahramanmaraş, Diyarbakır başta olmak üzere, Türkiye’deki iplik fabrikaları ithal iplik nedeniyle büyük sorunlar yaşamaktadır. Yerli fabrika sahipleri tüm zorluklara rağmen üretime ve istihdama katkı sunarken ucuz ve kalitesiz iplik ithalatının önüne geçilebilmesi amacıyla ilave gümrük vergisi getirilmesini talep etmektedirler. Bakanlığınızın bu konuda bir çalışması olacak mıdır?

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

29 Ekimde Ankara’da ve yurdumuzun çeşitli illerinde, temsil ettiğim Giresun’da da partimizin, belediyelerimizin kutlama etkinlikleri düzenlendi. Halkımız yoğun katılımlarıyla bayrak, vatan sevgisine, cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıktığını bir kez daha gösterdi, onlara teşekkür ediyorum. Ancak cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün Anıtkabir’inin de olduğu, cumhuriyetin ilan edildiği cumhuriyetin başkenti Ankara’da bu yıl cumhuriyete yakışan görkemli bir tören yapılmadı. Örneğin, her yıl 29 Ekim kutlamalarına ev sahipliği yapan AKM’deki geçit töreni bile iptal edildi. Bunu yadırgadığımı ifade ediyor ve nedenini öğrenmek istiyorum.

Ayrıca, her Cumhuriyet Bayramı’nda olduğu gibi, varlıklarını cumhuriyete borçlu olduğunu unutanlar yine sahnede yerlerini aldılar. Yurdun pek çok yerinde cumhuriyetin temel değerlerine, kazanımlarına, Atatürk’e dönük saldırı, eylem ve söylemlere tanık olduk.

Buna benzer bir örnek de Giresun’da yaşandı. Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından, törende gösterilen fon müziği olarak kullanılan İzmir Marşı’nın yasaklandığı iddiası var. Bu iddianın araştırılmasını, soruşturulmasını bekliyorum.

Bu vesileyle cumhuriyetimizi kuranları, yaşatanları, uğrunda can verenleri saygı ve rahmetle, minnetle bir kez daha anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakana soruyorum. Bir: Kamu kurum ve kuruluşlarında, hastanelerde çalışan doktorlarımız emekli olduklarında çok düşük maaş alıyorlar, bu da kamu hizmetini yapanlar arasında büyük eşitsizlik yaratıyor. Geçen sene Bakanlığınızın bütçe görüşmelerinde Komisyonda dile getirmeme rağmen, bugüne kadar bir düzeltme ve iyileştirme yapılmamıştır. Bu düzeltmeyi bu seneki bütçede yapmayı düşünüyor musunuz?

İki: Şehir hastaneleri ülkemizin gerçeklerine ve imkânlarına uygun değildir. 2018 bütçesinde 2,6 milyarlık kâr ve müşteri garanti fonu ayrılmıştır. Geleceğimizi ve bütçemizi ipotek altına alacak olan bu tür yatırımları hâlâ devam ettirmeyi düşünüyor musunuz?

Üç: Başta Denizli ve ilçelerimiz olmak üzere, birçok hastanemizde uzman doktor eksikliği vardır. Hastaların tedavileri gecikmekte ve aksamaktadır. Denizli’yi ve ilçelerimizdeki uzman doktor kadrolarını ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Sayın Tekin…

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Türkiye’de üretilen ve ihracat yapılan tüm gıda firmalarının helal gıda akreditesi olduğunu biliyoruz.

Haramın helali geçmiş olduğu Hükûmetinizde amaç, iç piyasada helal-haram çelişkisi yaratarak toplumun kafasını karıştırmaktır, bunu biliyoruz. Peki, her şeye rağmen domuz etini raf malı olmaktan çıkartacak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son dönemde, Rakka’nın düşmesinden sonra çeşitli basın yayın organlarında 900 IŞİD çetesinin üst düzey yöneticisinin Türkiye’ye giriş yaptığı ve buradan da kendi ülkelerine geçtiklerine dair iddialar var. Bu IŞİD çetesinin daha önce neler yapabileceğini hep beraber gördük; Suruç’ta, Antep’teki düğün patlamasında, Ankara Gar patlamasında gördük. Bu ortamda Hükûmet gerekli önlemleri almakta mıdır? Bu IŞİD çetesinin önümüzdeki dönemde özellikle… Eğer Türkiye'ye girmişlerse, kullandıkları topraklar sınır kenti olan, benim de vekili olduğum Gaziantep’tir. Gaziantep’te bugün insanlar bu yönlü ciddi endişeler taşıyorlar. Bu çeteler eğer buralara geliyorsa ciddi bir lojistiği olduğu bilgisi olmalıdır. Bu konuda bir bilginiz, bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye'de yoksulluk, işsizlik giderek artmaktadır. Buna bağlı olarak kimsesiz çocuklar sokakta barınmaktadır. Bununla ilgili Hükûmetinizin bir çalışması var mıdır? Sokakta yaşayan kaç tane çocuğumuz vardır? Sosyal devletin görevi bu çocukların barınma, eğitim ve sağlık sorunlarını çözmek değil midir?

BAŞKAN – Sayın Balbay…

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan -sizin de bildiğinizi tahmin ettiğim- Aydın-Nazilli arasındaki bu Aslanlı ile Beydağ arasında bir yol yapımı uzun süredir tartışılmakta. Küçükmenderes havzasını bir anlamda o yöre insanları “kuyu” diye değerlendirirler çünkü Tire, Bayındır’dan geldiğinizde, Ödemiş, oradan Beydağ; o dağı aşıp Aydın’a, ovaya geçmek çok çok zordur. O yüzden “kuyu” diye de değerlendirirler ama bu yol yapılsa hem ana yola ciddi bir alternatif çıkacak hem de yöre insanlarının dağın iki tarafıyla, İzmir’le ve Aydın’la teması hem ekonomik hem sosyal olarak çok güçlü bir konumda olacak. Bu yolun yapımını hızlandırmayı düşünüyor musunuz? Ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Bakana.

Tüm bakanlıkları ilgilendiren ve bilhassa gençlerimizin işe alımında korkulu rüyaları hâline gelmiş olan mülakatlar ve mülakatlarda adaletsizlik şaibelerine ilişkin grubumuzun “mülakatlarda kamera kayıtlarının alınması ve saklanması” yönünde kanun teklifi de bulunmaktadır. Vebali ağır olan mülakatla değerlendirme hususunda devlete güveni tekrar tesis edecek olan bir düzenleme beklenmekte midir? Bu hususta kalıcı bir çözüm noktasında Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sağlık Bakanlığında ataması yapılan ancak güvenlik soruşturması sonuçlandırılmayanların büyük bir beklentisi vardır. Aylar geçtiği hâlde bu konuda bir çalışma bugüne kadar gerçekleştirilmemiştir. Neden bu güvenlik soruşturmaları bu kadar uzun sürmektedir?

İkincisi: Ek atamayla ilgili şu anda Başbakan Yardımcısı olan eski Sağlık Bakanımızın sözü vardı. Ek atamalar ne zaman yapılacaktır? Yıl sonu geldi. Çünkü Sağlık Bakanlığında çalışmak isteyenlerin bu konuda bizlere de sıkça başvuruları var.

Sağlık Bakanlığına farklı branşlarda da başvurusu olup alınmayanlar var. Bunlarla ilgili çalışma yapılmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Demokrasilerde halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarının ya bir sonraki seçimle ya da meclislerinin aldığı kararlarla veya haklarında açılan idari, adli soruşturmaların selameti açısından Bakanlığın kullandığı tasarrufla açığa alınmalarıyla görevleri sona erer. Oysa bugün Türkiye'de hiçbir hukuki gerekçe olmadan, inandırıcı gerekçe açıklanmadan keyfiyetle belediye başkanlarının istifası istenmektedir. Bunun son örneği Balıkesir Belediye Başkanıdır. Başkan istifa etmesi için ailesinin dahi tehdit edildiğini ifade etmiş ve ağlayarak görevini bırakmıştır. Baskı, tehdit, şantaj, kişiyi hürriyetinden alıkoymak, kamu yöneticisinin görevini yapmasına engel olmak Ceza Yasası’na göre, seçme ve seçilme hakkının engellenmesi ise Anayasa'ya göre suçtur. Bu suç işlenmiştir. İktidar, ikrar ve ihtilaf vardır, bütün dünya da buna şahittir. Öyleyse buna seyirci mi kalacağız? Nerede bu ülkenin savcıları? Hadi savcılar susuyor, AKP'li arkadaşlar, siz bari susmayın çünkü sustukça sıra size de gelecek.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Çevre ve Şehircilik Bakanına soruyorum: Denizli Çivril ile Dinar arasındaki yol dar ve trafiğin yoğun olması nedeniyle her gün tehlike yaratmaktadır. Bu yolun tamamlanması ne zaman sağlanacaktır?

İki: Denizli Tavas-Kale yolunun yapımı yıllardan beri devam etmektedir. Turizm yolu olan ve sürekli tehlike yaratan bu yolu ne zaman bitireceksiniz?

Üç: Denizli-Aydın otobanının yapımına başlanacağı ve kısa sürede bitirileceği söylenmiştir. Bu otobanın bitirilmesi ne zaman gerçekleşecektir?

Dört: Denizli Büyükşehir Belediyesine bağlı DESKİ’nin Denizli’mizin birçok ilçesinde; Tavas, Sarayköy, Çivril, Acıpayam, Güney, Çal, Baklan, Çardak, Honaz, Çameli, Beyağaç, Serinhisar, Babadağ ilçelerinde ve ilçelere bağlı mahallelerde altyapı çalışmaları yaptıkları ve bazı ilçeleri iki yıla yakındır toz ve çamur içinde bıraktıklarını görmekteyiz. Denizlili hemşerilerimizi rahatsız eden bu durumu ne zaman düzelteceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tümer.

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, sosyal güvencesi olmayan ve ekonomik durumu yetersiz 65 yaş üstü vatandaşlara verilen yaşlılık aylığı günümüz şartlarında vatandaşların aylık ekmek ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır. “Yaşlı aylığı” olarak bilinen ödemeler üç aylık dilimler hâlinde toplamda 652 lira olarak ödenmektedir. Anadolu’da, Adana’da hiçbir geliri ve yakını olmayan bakıma muhtaç insanlarımıza reva görülen bu ücret vicdanları yaralamaktadır. Vatandaşlarımızın ödenen yardımların artırılmasına yönelik haklı isteği karşılık bulacak mıdır? Hükûmet aylıkların artırılmasına yönelik olumlu bir adım atmayı düşünmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Şimşek, size söz verelim.

Süremizi geçtik ama Sayın Bakana ekleriz.

Buyurun.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Türkiye'de 3,5 milyona yakın Suriyeli yaşamaktadır. Suriyelilerin büyük bir çoğunluğu Antep, Hatay, Urfa, Adana ve Mersin illerinde yaşamaktadır. Devletimiz bu illerin belediyelerine kişi başına ödenek göndermektedir. 400 bin Suriyelinin yaşadığı Mersin burada yaşayan Suriyeli vatandaşlara da hizmet etmektedir. 2018 yılı bütçesinden yaşayan Suriyeli sayısına göre o bölgedeki belediyelere ilave ödenek gönderilmesini ve burada yaşayan insanların hakkının bunlara aktarılmamasını talep ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Tabii, Helal Akreditasyon Kanunu Tasarısı görüşmelerinden şahit olduğumuz kadarıyla tam anlamıyla konunun anlaşılamadığını veyahut da farklı yönlere çekilmeye çalışıldığını da burada görüyoruz.

Helal Akreditasyon Kanunu Tasarısı bir yılın üzerinde yapılan bir çalışmayla bütün kurumların, kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınarak yapıldı. Şunu net olarak söyleyeyim: 36 ülkenin üye olduğu SMIIC (İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin Standardizasyon ve Metroloji Enstitüsü) tarafından dört yıl süren, helalle ilgili yapılmış olan bir çalışma var. Orada tüm kurallar konmuş, tüm standartlar oluşturulmuş. Bir konuşmacının tespitinde “Bu kurum helali, haramı nasıl belirleyecek?” diye… Helali, haramı belirlemeyecek. Helal, haram zaten 36 ülkenin oluşturmuş olduğu bir kurul tarafından belirlenmiş durumda. Diğer taraftan, “Bu kurum belge verecek…” Bu kurum belge vermeyecek, helal belgesi vermeyecek. Bu kurum, o kurallara göre helal belgesi verebilecek olan kuruluşları akredite edecek ve onları takip edecek, onların çalışmalarını disiplin edecek.

Dolayısıyla, başka bir kurum olabilir miydi? Bu da önemli sorulardan bir tanesi, daha doğrusu soru işaretlerinden bir tanesiydi. Başka kurum olamazdı. Biz, TÜRKAK (Türk Akreditasyon Kurumu) eliyle bunun yapılması için de baktık. Orada şöyle bir şey var: Yine 36 ülkenin koymuş olduğu kuralda helal akreditasyonu yapacak olan şirketin veyahut da kuruluşun Müslüman olması şartı var. Bu kuralı biz koymadık, 36 üye ülke koydu. Ve Müslüman olması şartını uyguladığı anda TÜRKAK, Avrupa Akreditasyon Birliği üyesi olması hasebiyle, dinî anlamda bir ayrım yapamayacağından dolayı böyle bir akreditasyonu yapamıyor, onun için bizim farklı bir kurum kurmamız gerekiyor.

Peki, bu kurum başka hangi amaçlara hizmet edecek? Bu kurum dünyada İslam ülkeleri içinde, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeler içinde helal akreditasyon yapmak amacıyla kurulmuş olan ilk kuruluş olacak ve biz bunda öncü olacağız. Altyapısı, standardizasyonu, teknik kadrosu, tecrübesi, laboratuvarları bizim kadar yeterli olmayan birçok ülkede de faaliyet gösterecek ve dolayısıyla, onun için bunların altını ben özellikle çizmek istedim.

Tabii, burada, yüce Meclisin sormuş olduğu soruları da vaktim yettiğince cevaplandırmaya çalışayım.

Niğde’nin Bor ilçesi Kaynarca köyüyle ilgili, bence, afetle ilgili süreç orada devam ediyorsa tekrar bununla ilgili başvurulması lazım.

Sayın Tümer’in ithal iplikle ilgili konusu: Bunlar, gerekli ilgili kuruluşlarla, sanayi odalarıyla, üreticilerle, ihracatçılarla değerlendirildi ve inşallah 1/1/2018’den itibaren uygulanmak üzere bir uygulama getirilecek yani koruma amaçlı bir tedbir getirilecek. Ama biraz önce yine bir konuşmacımız burada “Nerelerde pamuk ipliği yetişir, en güzeli nedir?” diye sordular. Evet, Ege’de, Çukurova’da, Antalya’da, Güneydoğu Anadolu’da hakikaten çok kaliteli pamuklarımız yetişiyor. Bu pamukları 8 numara, 10 numara, 12 numara, 16 numara, 20 numara, 24 numara gibi hakikaten çok kolay üretilebilen numaralarda kullanmak da pek millî menfaatimize uymuyor. Dolaysıyla, biz, kendi pamuğumuzun, kaliteli pamuğumuzun 30 numara ve üzerinde üretilmesiyle ilgili bir koruma çalışması yapacağız.

Bu arada, tabii ki 29 Ekimle ilgili Sayın Bektaşoğlu’nun söylediği… Cumhuriyet Bayramı’mızı tebrik ediyorum, cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm emeği geçenlerden Allah razı olsun diyorum. Onları minnetle, şükranla, rahmetle anıyorum.

Cumhuriyetimiz güvencededir. Cumhuriyet en son 15 Temmuz gecesi dünya demokrasi tarihine altın harflerle geçecek bir destanla “Türkiye sivil demokrasi devrimi” olarak yazılan bir zaferle kayda geçmiştir. Kimsenin bundan da şüphesi olmasın, kimse de bu ülkeyi, bu milleti ve cumhuriyeti bu milletten koruma ve kollama gibi bir amaç ve gaye içine gitmesin.

Doktorların emeklilikleriyle, diğer konularla ilgili soruları ilgili bakanlıklara mutlaka ve mutlaka ulaştıracağız.

Tüm gıda firmalarının helal sertifika… Türkiye'de üretilen hiçbir ürünün üzerinde helalle ilgili bir şüphe yoktur; geçmişte de yoktu, bugün de yoktur, gelecekte de yoktur. Yani, bu, Türkiye'de bir ihtiyaç olduğundan kaynaklanan bir sebeple de ortaya çıkmamıştır. Burada, önüne gelenin, hatta bir kaymakamın, bir müftünün veyahut da bir kurumun “helal” diyerek üzerine bir belge vermesi, yüzlerce, binlerce, ne bileyim, otoritenin veya kendinin yetkili olduğunu zannedenlerin belge vermesiyle ilgili de bir sınırlama, onlara bir yasak da getirilmeyecek. Ama böyle, 36 ülkenin kabul ettiği standartların uygulanması konusunda akreditasyon veren bir kuruluşun olduğu yerde bir disiplin kendiliğinden oluşacaktır. Hiç kimse bundan sonra artık öyle kendi kafasına göre bir şey…

Ama diğer taraftan bir milletvekilimizin sorduğu domuzla ilgili… Hiçbir şeyle ilgili, Türkiye’de helal, haramla ilgili bir kısıtlama, sınırlama, bir uygulama yoktur ancak sadece ve sadece Tarım Bakanlığının domuzla ilgili bir şartı vardır. İçerisinde domuz karışımı veya domuz eti olan tüm ürünler üzerine görülür… Ve ayrıca sergilenmek ve stoklanmak kaydıyla böyle bir uygulamaya tabi olmak zorundadır. Üzerine de yazılmak zorundadır. İçinde ne kadar domuz eti olduğu da açıklanmak zorundadır.

Sokak çocuklarıyla ilgili konuları da Aile Bakanlığımızla paylaşacağım.

Aydın-Nazilli yani Tire’den Aydın-Nazilli yoluna çıkan yolun yani şeyden gelen kuyu bölgesiyle ilgili… Bu bölgeler bizim de bölgemiz. Onu da inşallah, Sayın Balbay, ben de takip edeceğim. Hep beraber bakalım. Yapıldığı, daha doğrusu yapımıyla ilgili devam ettiğini biliyorum.

Mülakatlarla ilgili, tabii ki şu andaki uygulamayı tam olarak bilmiyorum, açıkça da onu söyleyeyim. Sayın Erdem’in sorusunu… Bunu da ilgili kuruluşlarla, kendi kuruluşumuzla da tekrar kontrol edeceğim. Kendilerine bilgi vereceğim.

Değerli arkadaşlar, tabii, biraz da Sayın Arslan’ın Denizli… İkimizin de Denizlili olması sebebiyle biraz Denizli şeyine dönüştü. Sadece birine cevap vereyim, diğerleri… Yani Denizli’de ilçelere yapılan, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi, ilçelere yapılan hastanelerin hangi standartlarda, hangi kalitede ve hangi güzellikte olduğunu kendisi de çok iyi biliyor. Kendisi de Tavaslıdır, sadece Tavas Hastanesine uğrasın, Çivril Hastanesine uğrasın, Çameli Hastanesine ve diğer hastanelere uğradığı zaman…

Şimdi, diyeceksin ki: “Doktor yok.”

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Şehir hastaneleri…

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Tavas Hastanesinde 22 tane doktor var.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Birçok hastanede doktor yok.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Tavas Hastanesinde 22 tane doktor var, git de bak.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Çameli’ye bak, Kale’ye bak Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Diğer soruna cevap vereyim: 2017 yılı sonundan önce Aydın-Nazilli otoyolunun ihalesi bitecek, Ulaştırma Bakanımızın bana söylediği. Ben de bu bilgiyi sizlerle paylaşıyorum.

Değerli arkadaşlar, tekrar konumuza dönmek istiyorum Sayın Başkanımın da anlayışıyla, hoşgörüsüyle.

Helal Akreditasyon Kurumu büyük bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı. Bakın, İngilizlerin bir sözü var, sözün bir bölümünü alayım: “Kuralı koyan altını alır.” diyor. Bugün dünyada ülkeler ikiye ayrılıyor: Bilgiyi üretenler, bilgiyi tüketenler; kuralı koyanlar, o kurala uyanlar. Türkiye olarak ilk defa İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin içinde 36 ülkenin katıldığı ve onların kabul ettiği standartlara göre bu coğrafyada yani İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerde ilk defa bir kurum kuruyoruz. Bu kurumun kurulması da bu yüce Meclis tarafından olacaktır, ülkemiz ve ihracatçımız açısından son derece faydalı olacaktır, ihracatımızı artıracaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, ek süre veriyoruz size bir dakika.

Buyurun.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Nasıl? Şu anda birçok ülke kendine göre standartlar koyuyor. Bu kurala göre artık tek standart olduğu için Helal Akreditasyon Kurumunun akredite ettiği bir kurum tarafından helal belgesi alan bir kuruluşun gönderdiği ürün bütün bu ülkeler tarafından kabul edilecek ve kabul edilmek zorunda olacak, onun için ben bunu son derece faydalı görüyorum. Bu tarihî adımda vermiş olduğunuz desteklerden dolayı Komisyonumuza da bütün milletvekillerimize ve emeği geçen bütün teknik kadrolara, artı, sivil toplum kuruluşlarımıza da teşekkür ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 8’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu konuşacak.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 501 sıra sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarısı, Ekonomi Bakanlığının ilgili kuruluşu olarak kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli Helal Akreditasyon Kurumunun kuruluş, teşkilat, görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Kuruluşun temel amacı, helal uygunluk değerlendirme kuruluşlarını akredite etmek, bu kuruluşların ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyette bulunmalarını ve bu çerçevede düzenledikleri belgelerin kabulünü temin etmektir. Ve tasarıya bakıldığında, öngörülen yapının esas itibarıyla ekonomik bir temele oturduğu anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, kamu yönetiminin teşkilatlanmasına ilişkin temel anlayış ve kurallara Anayasa’da yer verilmiştir. Anayasa’nın 113’üncü maddesinde, bakanlıkların kurulması ve kaldırılması ile görev ve yetkilerinin, 123’üncü maddesinde ise idarenin kuruluş ve görevlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Bakanlıkların kuruluşu ve görev esaslarını düzenleyen 3046 sayılı Kanun’da da bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların teşkilatlanmalarına ilişkin esas ve usullere ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. İlgili veya ilişkili kuruluş statüsünde bulunan kurumlar her ne kadar merkezî idareden ayrı bir konuma ve özelliğe sahip olsalar da Anayasa’nın 123’üncü ve 3046 sayılı Kanun’un 3’üncü maddelerine göre bu kuruluşlar da Anayasa’da bir bütün olduğu belirtilen idare kapsamında yer almaktadır. Bu yönüyle, ilgili ve ilişkili kuruluşların da idarenin teşkilatlanmasına ilişkin kurallara uygun yapılanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, gerekçede de vurgulandığı gibi, hâlen dünyadaki helal ürün ticaretinin yüzde 80’i Müslüman olmayan ülkeler tarafından gerçekleştirilmektedir. Öte yandan, gıda dışındaki birçok alanda da söz konusu olmasına rağmen helal standartları ve belgelendirilmesi alanında Müslüman ülkeler arasında bir ortaklık ve söylem birliği oluşturulamamıştır. Helal ticaret anlayışının küresel düzlemde kazandığı yaygınlık karşısında farklı standart ve belgelendirme sistemlerinin uluslararası ticaret üzerinde bazı engeller ortaya çıkartmakta olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) çalışmaları kapsamında, üye devlet temsilcilerinin katılımıyla helal ürün standartları ve belgelendirilmesine ilişkin olarak bazı çalışmalar yapılmıştır. Nitekim, 1999 yılında 57’nci Hükûmet döneminde İstanbul’da yapılan 15’inci İSEDAK toplantısında İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsü Tüzüğü imzaya açılmış ve tüzüğe ilk imzayı da Türkiye koymuştur. MHP olarak helal akreditasyon ihtiyacını önemsiyor, bu anlamdaki talebin giderilmesine dönük bir yapılanmayı da destekliyoruz. Bununla birlikte, özellikle yapılanmanın şekli konusunda daha verimli bir yolun izlenebileceğine işaret ediyoruz.

Bilindiği gibi 27 Ekim 1999 tarihli ve 4457 sayılı Kanun’la Türk Akreditasyon Kurumu kurulmuştur. On sekiz yıldır faaliyette olan TÜRKAK, sistem, ürün, hizmet, laboratuvar ve personel standardı ve belgelendirilmesi alanlarında verdiği hizmetlerle kuşkusuz önemli mesafeler katetmiştir. Bu çerçevede, kurum, helal ürünle ilgili olarak da çalışmalar yapmaktadır. Buna rağmen, aynı işlevi görecek bir başka kurum kurulması teşkilatlanma ilkeleriyle uyumlu olmadığı gibi, aynı alanda yaratacağı çift başlılık sonucu uygulamada sorunlar da ortaya çıkarabilecektir.

TÜRKAK’ın AB standartlarında hizmet verdiği, bu kurumun ise AB standartları dışında kalan uluslararası standartlara göre de hizmet verecek olması sebebiyle farklı bir yapılanmaya gidilmesi makul görülse de TÜRKAK Kanunu’nda kurumun, uygunluk değerlendirme kuruluşlarını akredite etmek ve bu kuruluşların ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyet yürütmelerini temin etmek görevi verildiğine göre, AB standartları dışında kalan uluslararası diğer standartlar çerçevesinde de faaliyet göstermesi mümkün görülmektedir. O sebeple, kamuda atıl kapasite yaratılmaması, yetki geçişine fırsat verilmemesi ve kaynak israfına yol açılmaması bakımından TÜRKAK içerisinde bu konuda birim oluşturulabilir ve bugüne kadar elde edilmiş kazanımların daha etkin bir şekilde kullanılma imkânı sağlanabilirdi.

Değerli milletvekilleri, kurulmak istenen yapıya bakıldığında, kurumun işleyişiyle ilgili bazı sıkıntılar görülmektedir. Danışma Kurulu, yapısı itibarıyla hantal, inisiyatif alamayan, sadece ana hizmet biriminin yönlendirmesiyle faaliyet yürütecek bir görünümdedir. Kurumun önemli bir denetim fonksiyonu olmasına rağmen denetim işleriyle ilgili bir tanımlama yapılmamış, denetim görevini kimin yürüteceği konusuna değinilmemiş ve bu konu tasarıda önceliklendirilmemiştir. Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 5’inci maddenin (10)’uncu fıkrasının (ç) bendinde, “ihtiyaç duyulması hâlinde belirlenecek bilirkişilerden hizmet satın alınmasına karar vermek” hükmü yer almaktadır. Ancak kurumun görev ve yetkilerine uygun olarak tahsis edilmiş bulunan kadroları eliyle ifa edilmesi gereken asli hizmetlerle ilgili konularda bu tür hizmet alımına imkân verilmesi, birçok alanda istismara yol açtığı gibi, bu alanda da bir danışmanlık sektörünün oluşmasına zemin hazırlayabilecek, kamu kaynaklarının gereksiz yere çarçur edilmesine yol açabilecektir. Kurum her ne kadar 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun özel bütçeli kurumların yer aldığı (II) sayılı cetveline eklenmiş ve bu çerçevede kamusal denetime tabi olmakla birlikte, kurumun denetimine ilişkin ayrı bir düzenlemeyle Ekonomi Bakanlığı ve Sayıştay tarafından denetlenmesi yönünde bir hüküm de yararlı olurdu. Kamu tüzel kişiliklerinin merkezinin neresi olacağı kuruluş kanunlarında belirtildiği hâlde kurumun merkezinin neresi olduğu tasarıda belli değildir. Yönetim Kurulu Başkanının kamu görevlisi değilse tam zamanlı sözleşmeli olarak çalışacağına işaret edilmiş, uhdesinde kamu görevi bulunan Başkanın nasıl çalışacağı ise belirtilmemiştir. Yine bunların maaşları farklı düzenlendiğinden üzerinde kamu görevi bulunan Yönetim Kurulu Başkanı ile üzerinde kamu görevi bulunmayan Yönetim Kurulu Başkanının farklı ücret alması söz konusu olacaktır. Oysa aylık ücret veya maaş, görev, yetki ve sorumluluklarla uyumlu, kadroya bağlı ve kişilere göre değişmeyen bir şekilde olmalıdır. Yine Yönetim Kurulu Başkanının başka iş ve hizmet yasağına ilişkin bir düzenleme de tasarıda yer almamıştır. Tüm bunlar bir ücret karmaşası yanında, farklı hukuki sorunlar da çıkarabilecek ve suistimal iddialarına zemin hazırlayacak nitelikte eksiklikler olarak değerlendirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla teşkilatlanma ve personele ilişkin yapılan münferit düzenlemeler Türk personel rejimini daha da karmaşık hâle getirmektedir. Kuşkusuz, teşkilatlanmada ihtiyaçlara uyum sağlayabilecek bir esneklik olmalıdır ancak muhtemel gelişme ve talepleri dikkate alan bir çerçeve düzenlemenin yapılması bu yöndeki olası ihtiyaçları karşılayabilecektir.

Bu doğrultuda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde vurguladığımız gibi, devletin yürüteceği hizmetlerle uyumlu teşkilat yapısının oluşturulması, kurumlar arasında görev ve yetki tedahülünün giderilerek hizmette birlik sağlanması, kamu istihdamının gözden geçirilerek unvan, statü ve kadro karmaşasının önlenmesi gerekmektedir. Bunun için ise öncelikle söz konusu sorunları bütüncül bir anlayışla ele alarak Türkiye’nin köklü devlet geleneğini çağdaş gelişmelerle buluşturan bir kamu yönetimi yapısının oluşturulacağı yönetim reformunun hayata geçirilmesi şarttır. Bu şekilde, bürokrasideki hantallığın hukuki ve mali statüye ilişkin karmaşanın önüne geçmesi mümkün olabilecektir.

Bu düşüncelerle kanun tasarısının milletimiz için hayırlı olmasını, ihracatımızın artmasına vesile olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacak.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce sataşma üzerine söz aldığımda da bir belge göstermiştim, yargıya talimatın, emrin belgesini. Bunu kesinlikle es geçemeyiz, es geçilemez bir belge. Üzerinde “gizli” ibaresi bulunan, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü başlıklı bir yazıyı Hâkim Enis Yavuz Yıldırım Bakan adına Eş Genel Başkanımız Demirtaş’ın bütün dava dosyalarına göndermiştir. Peki, bu yazı nedir? Bu yazının içeriğinde -iki sayfalık bir yazı, yazının teknik bölümlerini geçiyorum- aynen şöyle yazılıyor, bu SEGBİS sistemi ve duruşmalara çıkarılma talebiyle ilgili önceden önlem almak, aslında verilen talimatın gereği tartışılıyor olacak ki bunu sağlamlaştırmak için Bakanlık yeni bir müdahalede bulunuyor ve diyor ki, aynen cümle şu: “Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan militan konumunda olan ve kamuoyu tarafından yakından bilinen ve takip edilen adı geçen tutuklunun bulunduğu il dışında yapılacak duruşmalara getirilip götürülmesinin firar, olası saldırı ve adliye önünde gösteri, eylem yapılması gibi istenmeyen olayların yaşanmasına neden olabileceği değerlendirilmektedir.”

Değerli milletvekilleri, bir kere, Adalet Bakanlığının bir tutuklunun duruşmaya getirilip getirilmeme konusunda yargılamayı yapan mahkeme yerine karar vermesi mümkün değildir. Adalet Bakanı mahkeme heyeti yerine bu değerlendirmeyi yapamaz. Bu bir hükümdür, böyle bir hükmü Adalet Bakanlığı veremez. Tabii, niye veremez? Eğer hâlâ Anayasa yürürlükteyse, eğer hâlâ iç hukuk mevzuatı ve ulusal üstü sözleşmelere imzanın gereği yapılıyor iddiası devam ediyorsa… Yok, bu iddia ortadan kalkmışsa, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devleti değilse, kuvvetler ayrılığı yoksa, yargı denetimle, talimatla çalışıyorsa biz Hükûmete sesleniyoruz: Lütfen bunu açıklayın, Türkiye’de biz de artık yargı vardır yoktur tartışmasını bir kenara bırakalım. Bu, vahim nitelemesinin bile karşılamayacağı bir belgedir.

Şimdi, daha önce yaptığım konuşmada sayın grup başkan vekili dedi ki: “Bu ülkede siz de 80 milletvekiliyle dokunulmazlıkların kaldırılmasını istediniz.” Ya, gerçekten burada her gün, her an aklımızla alay ediliyor. Biz alay ettirmeyiz aklımızla. Alay edemezsiniz, sadece kendi kendinizi komik duruma düşürürsünüz. Nerede kuvvetler ayrılığı ya? 80 milletvekili dilekçe verdiğimiz için mi dokunulmazlık kalktı? Bizim verdiğimiz öneri ortadadır, kayıtlarda mevcuttur. Bunu halka yutturmak için bu algı yönetiminden vazgeçin artık. Bu dokunulmazlıkların kaldırılması süreci, Meclise gelmesi, soruşturmaların başlatılması, hangi davaların, hangi soruşturmaların davaya dönüşeceği, kimler hakkında tutuklama kararı verileceği, kimlerin milletvekilliğinin düşürüleceği, kimlerin ne kadar ceza alacağının kararı mahkemede değil, Külliye’de verildi, AKP Genel Merkezinde verildi. Bunu zaten gizlemiyorsunuz. Bence gizlememek en dürüst yaklaşımdır. Zaten AKP Genel Başkanı açıkça “Ben onu bunu dinlemem, bunlara yargı gereğini yapacak.” dedi. Bu konuda yüzlerce konuşma var. Şimdi gelmiş Mecliste bunun aksini iddia ediyorsunuz. Bu her şeyden önce dürüstçe bir yaklaşım değil. Yaptığınız işin arkasında durun. Bunu önemle hatırlatmak istiyorum.

Şimdi, diğer yandan, bu yazıda bir genelge geçiyor değerli milletvekilleri, bunu özellikle halk duysun, kamu duysun diye söylüyorum. Yazının ikinci bölümünde -AKP Grup Başkan Vekiline de verdim- “14/3/2012 tarihli -uzun bir rakam var- sayılı genelge doğrultusunda” diyor. O tarihte HSYK’de kim var biliyor musunuz? Bu yazının dayanağı, bu genelgeye atıfta bulunmuş, işte şu HSYK listesi. Kaç kişi dışarıda dersiniz? O HSYK kurulu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu cezaevinde ama onların genelgeleri Demirtaş’ın mahkûm ilan edilmesini, suçlu ilan edilmesini gerektiriyor. Ahmet Hamsici o zaman HSYK Başkan Vekili. Nerede biliyor musunuz? Tutuklanmış, etkin pişmanlıktan yararlandı ve tahliye oldu. İbrahim Okur, kendisi 1. Daire Başkanı, tutuklandı. Nesibe Özer tutuklandı. Bunu resmî belgeden söylüyorum. Birol Erdem, üye, tutuklandı, pişmanlıktan tahliye oldu. Profesör Doktor Bülent Çiçekli firari konumunda, Doktor Teoman Gökçe açığa alınmış -henüz onu tespit edemedik, tespit edersek sizlerle paylaşacağız- Ahmet Berberoğlu tutuklu, Hüseyin Serter tutuklu, Ömer Köroğlu tutuklu, Ahmet Kaya tutuklu. Kendileri tutuklu, yazdıkları genelgeyle HDP mahkûm ediliyor, HDP’nin adil yargılanma hakkı ihlal ediliyor. İşte buna çifte standart mı deriz, buna, Fetullahçılarla yapılan iş birliği temizlenemiyor mu deriz, geçmişe dönük aynaya bakma zorunluluğu hissetmiyorlar mı deriz, ne dersek diyelim, bunların ikisi de resmî belgedir değerli milletvekilleri. İşte Türkiye’de yargının artık olmadığının ilanıdır bu. Bu, açık bir tablodur.

Diğer yandan, eş genel başkanımıza, Erdoğan’ın açıkça bir hakareti, iftirası vardı. Türkiye yurttaşlarının, 80 milyonun ve dünyanın gözünün içine baka baka G20 zirvesinde “Demirtaş ne zaman çıkacak?” sorusuna -bu kelimeyi söylemekten de büyük bir rahatsızlık duyuyorum- “O bir teröristtir. Bizim teröristleri cezaevinden çıkarma yetkimiz yoktur.” demiştir. Sayın Ahmet Gündoğdu’nun “tweet”i bende kayıtlı. Telefonumu yanımda getirmedim. Aynı cümleleri -99 bin takipçisi var- kendisi de atmış, herhâlde inkâr etmez. Hiç kimse eş genel başkanımıza ya da bize “terörist” diyemez. Siz bir partinin genel başkanını, milletvekillerini “terörist” diye itham edemezsiniz. Burada oturan, sizin gibi halk oyuyla gelen, demokratik siyaset yapan milletvekillerini bu şekilde itham ederseniz yarın “terörist” suçlamasıyla sizler cezaevine girersiniz, bunu asla unutmayın.

Yapılan suç duyurusuna Ankara Başsavcı Vekili ne yanıt vermiş biliyor musunuz? Şikâyet edilen Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduğuna ilişkin belge, Cumhurbaşkanlığı internet adresinden temin edilerek dosyasına konulmuş, dosyada diyor ki: “Mevcut delil durumuna göre hiçbir belgeye gerek yok ve hiçbir şekilde, Anayasa 103’e göre Cumhurbaşkanı yargılanamaz, soruşturulamaz.” Ne güzel, çok güzel bir şey. İstediğin kişiye istediğin hakareti et, istediğin suçlamayı yap, istediğin suçu işle, ömür boyu dokunulmazlık zırhına sahip ol. Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı ceketiyle AKP Genel Başkanlığı yap, AKP Genel Başkanı olarak başka bir partinin genel başkanına iftirada bulun, suçlamada bulun, halkın gözünde kriminalize et, sana dokunulmasın ama o cezaevinde tutulsun. Böyle bir demokrasi olabilir mi, böyle bir hukuk devleti olabilir mi? Olamaz. Nerede rekabet, nasıl rekabet edilecek? HDP’nin Eş Genel Başkanı cezaevindeyken AKP’nin Genel Başkanı çıkıp kampanya yapacak ama buna “Siyasi partiler arasındaki rekabet serbesttir.” diyeceğiz öyle mi? Zaten Erdoğan’ın en büyük korkusu yargılanmak, bunu hepimiz biliyoruz. İktidarını kaybetmemek ve yargı karşısına çıkmamak için hem içeride hem dışarıda savaş ve çatışma bataklığına Türkiye’yi sürüklüyor, ülkeyi büyük bir kutuplaşmaya ve kamplaşmaya sevk ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu, demokratik meşruiyete sahip olmayan bir tutumdur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Son cümlem.

Bunu özellikle iktidar partisi milletvekillerinin objektif olarak, bir an için empati yaparak bu belgeleri ve bu suçlamaları değerlendirmelerini talep ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kırk altı saniyesi vardı Sayın Başkan, erken kesildi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüyorum; onu soruyorum, müsaade edin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama siz “Bitti.” dediniz, teşekkür ettiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, bir dakika verebiliriz, bir sıkıntı olmuş teknik olarak.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Nasıl olsa sataşma olacak, sonra alırım, üç dakika alırım.

BAŞKAN – Peki.

Evet, Sayın Muş...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada, yürüyen davalarla ilgili kararların AK PARTİ Genel Merkezinde verildiğini iddia ediyor sayın hatip.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben etmiyorum, bakan söylüyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu, partimize açık bir sataşmadır, bu noktada söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Burada hatip kararların partimizin genel merkezinde ya da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde verildiğini iddia ediyor…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ne büyük iftira, ne büyük iftira!

MEHMET MUŞ (Devamla) - …bunların hiçbir karşılığı bulunmamaktadır, hiçbir doğruluk payı bulunmamaktadır, bunun bir kere altını çizmek gerekir. Biz parti genel merkezimizde yürüyen davalarla alakalı kararlar vermiyoruz, Külliye’de de böyle bir karar verildiğini düşünmüyorum, böyle bir karar verilmiyor; kararı verecek olan mahkemelerdir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Belgesi var.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evde mi veriyorsunuz?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, şimdi burada hatip “Bizim aklımızla alay etmeyin. Bunlar, böyle şeyler olur mu, siz toplumu kandırmaya çalışıyorsunuz.” diyor. Bakın, asıl siz bizim aklımızla alay etmeyin, asıl siz toplumu kandırmaya çalışmayın. Burada, Türkiye olağanüstü bir mücadele verirken hendekçilerin sırtını sıvazlayanlar biz değildik kusura bakmayın. Orada canlı bomba olanlara veya orada, hendeklerde askere, polise, sivil halka kurşun sıkanların cenazesine katılmayanlara “Soruşturma açarım.” diyenler AK PARTİ de değildi, bunu unutmayın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Başka bir şey bilmiyor musun ya? Yine üç cümle, makarayı başa sardın.

MEHMET MUŞ (Devamla) - “PKK’yı terör örgütü olarak biz görmüyoruz.” diyen bizim genel başkanımız değildi ya da biz “PKK’yı eleştirme hakkına sahip değiliz.” diyen bizim grup başkan vekilimiz değildi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kim masaya oturdu onlarla ya.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yalan söylüyorsun.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Yol yapılıyor, “askerî amaçlı yol” diyor. Yolun askerî amaçlısı olur mu? Velev ki öyle bir şey var, siz neden bundan rahatsız olursunuz? Kendi ülkenizin askerinden, polisinden niye rahatsız oluyorsunuz; bunun bir kere aydınlatılması gerekiyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – O rahatsız olduklarımız darbe yapanlardı, darbe; sana darbe yaptılar, sen onu söyle.

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

MEHMET MUŞ (Devamla) - “En büyük korkusu yargılanmak.” diyor. Bir şey söyleyeyim mi size. Siz 7 Haziran seçimlerinden sonra da kendinizi hâkimlerin yerine koyup “yargılanacaksınız” diye ifadeler kullanıyordunuz ama bugün kimin yargılandığı bellidir.

Şunu da ifade edeyim: “Sürekli aynı şeyleri konuşuyor.” deniyor oradan, birisi laf atıyor. Helal gıda kurumuyla alakalı konuşuyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) - …konuşulanlar bunlar. Kusura bakmayın ama sizleri ancak bunlarla özetleyebiliyoruz, üç kelimenin haricinde bir tanımlamaya sahip değilsiniz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Biraz kitap oku, biraz kitap, grup başkan vekilisin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Grup başkan vekilinize söz vereceğim.

Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sataşmanın haddi hesabı yok, hangi birinden başlayalım; istiyorsanız söyleyelim.

BAŞKAN – Benim isteğime bağlı değil, İç Tüzük öyle yazıyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok, onlara hiç sormadan verebiliyorsunuz Sayın Başkan. Baştan sona grubumuza sataştı.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Sayın Danış Beştaş konuşacak herhâlde değil mi Sayın Yıldırım?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Üç dakika süre istiyorum, bir dakikam vardı.

BAŞKAN – Ben o süreyi size tanıdım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama bir dakikam vardı.

BAŞKAN – İki dakika, lütfen…

9.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Gerçekten, bunlara cevap vermekten büyük bir rahatsızlık duyuyorum, aynı cümlelere aynı cümlelerle cevap vermeyeceğim.

Bizim söylediğimiz her şey, belgeye, olguya dayalı, biz ezbere konuşmuyoruz. Biz size, Adalet Bakanı adına yazılan yazıyı gösteriyoruz, siz gelmişsiniz bize başka bir hikâye anlatıyorsunuz. Buna cevap istiyoruz, buna. Biz yargılanıyorsak, bu yargılamaya kim karar veriyor? Bir daha söylüyorum, eğer Külliye’de ya da AKP Genel Merkezinde alınmıyorsa evde toplantılarda alıyorsunuz ya da kulislerde alıyorsunuz. Burada yaptığımız konuşmalar, dava dosyalarında iddianameye dönüşüyor, aynı cümlelerle iddianameye dönüşüyor ve mahkemeler korkudan Meclisten tutanak istemiyor. Bunu size mahkeme numaralarını vererek söyleyebilirim. Benim yargılandığım dava Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesinde. Burada Mahmut Can Çakır’ı polisin öldürdüğünü defalarca söyledim. Burada Adana milletvekillerimiz de var. Olay yerine gittim, olguları tespit ettik, hâlâ failler yakalanmadı, ben “Polis, delilleri temizledi.” dediğim için 301’den yargılanıyorum ve mahkeme Meclis tutanağını bile istemiyor. Şu var, hukukçulara söylüyorum, lütfen, elinizi vicdanınıza koyun, bir yıllık avukat bilir, tutuksuz davalar çok uzun sürelerle ertelenir, tutuklular için çok kısa süre verilir. Bizde tam tersi, tutuksuz vekillerin davaları on beş gün süreyle, tutuklu arkadaşlarımızın davaları beş ay sonrasına atılıyor ve kararlar asla o salonlarda verilmiyor; biz bunun farkındayız ve sizler gerçekten, yargıdan ya elinizi çekin ya da bir daha “Kuvvetler ayrılığı vardır.” demeyin, bunu itiraf edin, bunu ilan edin çünkü siz rakip partinin üyelerini tutuklatarak hiç de mertçe olmayan, adil olmayan bir siyaseti arkadan dolanarak yaptığınızı sanıyorsunuz ama hesabını vereceksiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş… Sonra Sayın Gündoğdu’yu dinleyeceğim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burası mahkeme salonu değil. Mahkemelerle alakalı konular mahkeme salonlarında anlatılır. Burada yasama faaliyeti yapıyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz gizli yapıyorsunuz, gizli!

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Yasamayla alakalı herkes istediğini söyleyebilir. Kararları da veren…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Muş, gizli belgeyle yapıyorsunuz, gizli.

BAŞKAN - Sayın Danış Beştaş, konuştunuz, cevap veriyor. Lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, gizli belge var burada.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Kararları da veren bağımsız mahkemelerdir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben size gizli belge gösteriyorum.

BAŞKAN – Konuştunuz, cevap veriyor. Lütfen saygılı olalım düşüncelerimize. Lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kararları da veren bağımsız mahkemelerdir.

Bakın, ben bazı sorular yönelttim, hiç oralı olmuyorlar. Onlara bir cevap verin, bir gelin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – O soruları bir milyon kere sordunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir cevap verin oraya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz de bir milyon kere cevap verdik.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir cevap verin oraya.

BAŞKAN – Peki.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Hiç oraya gelmiyor, Adalet Bakanlığının yönetmeliğiyle alakalı bize…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yönetmelik değil, değil.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yönetmelik değil, değil...

BAŞKAN – Tamam.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Burada yasamayla alakalı çalışmalarda bunu ifade ediyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Gizli belge…

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Gidin Adalet Bakanlığına sorun onu, mahkemelerde ifade edin derdinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Cevap verin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Burası mahkeme değil, burası yasama faaliyeti.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Buna bir cevap verin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Mahkemeye gidin, orada cevap arayın.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Gündoğdu, nedir talebiniz?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – İsmimi zikrederek açıklamada bulunduğu için bir hususu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN- Bir açıklama istiyorsunuz.

Yerinizden bir dakika...

Buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; Adem Özköse isimli aktivistin “6-7 Ekim olaylarındaki etkisi nedeniyle Selahattin Demirtaş’a ‘katil’ dediğim için 2 ay 15 gün hapis cezası aldım. İşte mahkeme kararı.” diye bu kararı ve bu “twit”ini alıntılayarak ben de şu “twit”i attım: “Ben de Yasin Börü ve arkadaşlarını katleden hainleri azmettirdiği için Selahattin Demirtaş katildir diyorum.” diyerek “twit” attım.

Saygıyla duyurulur.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, eş genel başkanımıza alçakça iftirada bulunarak sataşmıştır. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, söz isterken bile -sataşmadan dolayı- hakaret ediyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet, sataşırım, alçakça bir sataşmadır bu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ne demek ya?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Neye göre katil? Katil kendisidir. Aynaya bakacak.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Adını başkasına söyleme, adın sende kalsın, adını başkasına söyleme!

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, ben size söz vereceğim eğer talebiniz yerindeyse. Sizden şunu rica ediyorum: Söz isterken bile başka birine sataşmada ve hakarette bulunuyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – O birileri de birine karşı bu cümleleri kullanıyor.

BAŞKAN – Ama ben size söz verecektim kürsüden.

Nedir şimdi talebiniz, söyleyin?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Eş genel başkanımıza sataşarak, açıktan grubumuzu da ilzam ederek sataşmada bulunmuştur. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun yaptığı açıklaması sırasında HDP Eş Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – On beş yıl boyunca teröristlerle kol kola, boyun boyuna, yatak yatağa bulunduğunuz için herkesi kendiniz gibi sanıyorsunuz. Bakın, biz, yargı kararı olmadığı için hiç kimseyi ilzam edecek, töhmet altında bırakacak bir kavramda bulunmuyoruz. Fetulahçılar terörist midir, değil midir? Buna ben veya bir başkası değil mahkemeler karar verir. Ama siz “terörist” diyorsunuz, mahkeme kararı olmaksızın “terörist” diyorsunuz. On beş yıl boyunca kol kolaydınız, on beş yıl boyunca o “terörist” dediğiniz kişilerle, “katil” dediğiniz kişilerle bu ülkeye kan kusturdunuz ve onların, insanların günahına, kanına giren bütün müsebbiplerinden sorumlusunuz. Katil arıyorsanız aynaya bakacaksınız, terörist arıyorsanız aynaya bakacaksınız.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) - Karşımızda görüyoruz.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Bunun ötesinde ya ölçülü konuşacaksınız -siyasette üslup arıyor, düzey arıyorsanız o üslubu, düzeyi iktidar olarak kendinizden başlatacaksınız- ya da muhalefetin bu yönlü bütün eleştirilerine açık tutacaksınız kendinizi.

Eş genel başkanımız… Bakın, çıkmış grup başkan vekili ne söylüyor? Hoş geldiniz. Üç, dört saattir Genel Kurulda olmadığınız için buranın atmosferini teneffüs etmemişsiniz. Diyor ki: “Onu Adalet Bakanına sorun.” Adalet Bakanı nereden geldi? Sizin partinizin içinden çıktı. Yargıya müdahalenin açık göstergesidir, mızrak çuvala sığmıyor. Yargıyı bu halka karşı kan kusturmak, bu halka kan kusturmak için sopa hâline getirdiniz. Adalet Bakanı bu talimatı veremez, Adalet Bakanı “Onu SEGBİS’te getir ya da direkt yargıla.” diyemez. Adalet Bakanı AKP’nin ruh hâlini yansıtıyor. Evet, açık söylüyoruz, yargı tarafsız ve bağımsız değildir, söylerseniz hem yurt içinde hem yurt dışında insanları kendinize güldürmekten başka bir şey yapamazsınız. Yargı dediğiniz geçmişte başka teröristlerdi, bugün ise başka militanlarca kol kola girmiş yürüyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, açık bir şekilde Grubumuza sataştı. Burada bizim teröristlerle kol kola olduğumuzu ifade ediyor, gülünç biraz.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Terörist değiller mi? On beş yıl kol kola değil miydiniz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gülünç biraz ama böyle bir ifade kullandı. Bunu da böyle bir partinin kullanması bizi gerçekten güldürüyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz “terörist” diyorsunuz.

BAŞKAN – Kim son verecek bu tartışmaya çok merak ediyorum.

Buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle bir partiden bu tip lafları duymak… Hakikaten oturduğum yerden gülerek dinledim. Gerçekten insan hayretle dinliyor ve kendini gülmekten alıkoyamıyor. Halkların Demokratik Partisinden böyle bir şeyler duyuyoruz, partimizi teröristlerle ilişkilendirmeye çalışıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – On beş yıldır Fetullah’la kucak kucağa değil miydin?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Kusura bakmayın, bugün sokağa çıktığınız zaman kimlerin teröristlerle birlikte olduğu ayan beyan ortadadır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ortada sizsiniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Burada sizin kaçacak hiç alanınız yoktur. Kaçacak hiç alanınız yoktur.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – “Allah bizi affetsin.” diyerek…

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın, eş genel başkanları terör örgütü üyeliğinden hüküm giymiştir, Yargıtay bunu onamıştır; doğru mu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yalan!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Doğru.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yalan!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Figen Yüksekdağ ceza almadı mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ne zaman?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yalan söylüyorsun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yalan söylüyorsun.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Yargıtay cezasını onamadı mı?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yalan söylüyorsun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Onamadı.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada Meclis kürsüsünden…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Öyle bir şey yok ya!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Meclis kürsüsünden, bakın Meclis kürsüsünden Grup Başkan Vekiliniz “PKK terör örgütünü eleştirme yetkimiz yok.” demedi mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok, demedi.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunları dedi, kayıtlara bakın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir öncekini önce ispatla!

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Sırtımızı PKK’ya dayıyoruz, YPG’ye dayıyoruz, diğer unsurlara dayıyoruz.” diyen Genel Başkanınız değil miydi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yalan söylüyorsun, yalan söylüyorsun.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değil miydi?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Yalan söylüyorsun. O konuşma yapıldığında ben oradaydım. Yalan söylüyorsun.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, bakın onlarca belediyeye kayyum atandı. Neden bunlara kayyum atandı değerli dostlar?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Niye istifa ettirdiniz?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Terör örgütüne destek verdikleri için bunlara kayyum atandı.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kadir Topbaş’ı, Melih Gökçek’i niye istifa ettirdiniz?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bunu saklamanın, bunu yok saymanın bir anlamı yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Onları da yok saymanın bir anlamı yok.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bunu yok saymanın bir anlamı yok; bunlar realiteler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz niye tehdit ettiniz? Balıkesir’e gel!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunları bir kere ortaya koymamız lazım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kimle tehdit ettiniz önce onu açıklayın.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, biz FETÖ terör örgütüyle kararlı bir şekilde mücadele eden bir partiyiz, aynı şekilde bir iktidara sahibiz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bu çorabı Türkiye’nin başına ören sizsiniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ama siz hiçbir zaman bu kürsüden PKK terör örgütüne tek kelime söyleyemediniz. O cesaretiniz yok; bunu söyleyemezsiniz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bizi cesaretle sınayacak sen misin?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Neden söyleyemezsiniz biliyor musunuz? Çünkü onlarla berabersiniz, aynı çuvalın içindesiniz. Onların sayesinde burada olduğunuzu çok iyi bildiğiniz için onlara karşı tek kelime ifade edemezsiniz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen hangi çuvaldasın? Sen hangi çuvalda olduğunu açıkla önce.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Buraya bu şekilde geldiniz, o çuvalın da dışına asla çıkamazsınız.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hangi çuvalda olduğunu açıkla önce.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Oraya sizi onlar koydu, hapsetti. İradeniz yok sizin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 66’ncı maddesi İç Tüzük’e uymayı, görüşülen konudan ayrılmamayı, İç Tüzük’ün 67’nci maddesi ise Genel Kurulda yapılan konuşmalarda temiz bir dil kullanılmasını, kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmemesini düzenlemektedir.

Yine, İç Tüzük’ün 65’inci maddesinde ise Genel Kurulda söz kesmek, şahsiyatla uğraşmak ve çalışma düzenini bozucu bir harekette bulunmak yasaklanmıştır.

Görüşmelere başladığımızdan itibaren gelinen nokta itibarıyla bu açıklamayı yapmak zorundayım. Lütfen, rica ediyorum, görüşmelerin sağlıklı ve verimli yürütülebilmesi, gerginliklere sebep olunmaması için tüm milletvekillerimizden konu dışına çıkılmamasını, temiz bir dil kullanılmasını, şahsiyatla uğraşılmamasını ve konuşmacının sözünün kesilmemesini şiddetle rica ediyorum ve birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.08

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi birinci bölüm üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı konuşacak.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, affedersiniz…

BAŞKAN - Sayın Aytuğ Atıcı, bir dakikanızı rica ediyorum.

Sayın Yıldırım, siz sisteme girmişsiniz ama şu anda soru soracak olan sayın milletvekillerinin listesinde bulunduğunuz için direkt Sayın Atıcı’yı çağırdım. Bekletmeyelim, Sayın Atıcı konuşsun, daha sonra size söz veririm. Tamam mı?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamam.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Helal Akreditasyon Kurumu Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Helalin sadece gıdayla ilgili olmadığını idrak eden ve kul hakkı yemeyen milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla diyorsunuz ki: “Biz helal gıda üreteceğiz, sertifikalandıracağız ve Müslüman ülkelere satacağız.” Şimdi, istediğiniz kadar helal gıda üretin, en güzel sertifikaları hazırlayın; bu ürünü satacak bir ülke bulamadıktan sonra hiçbir işe yaramaz. Ürettiğiniz helal gıdayı -tırnak içinde- kime satacaksınız, Suriye’ye mi satacaksınız? Suriye’ye satacaksınız. Peki, orada Müslüman kanı dökülürken, Suriye’de Müslüman kanı dökülürken, haramların en büyüğüne imza atarak oradaki Müslüman kanını durdurmak yerine taraf olmasaydınız da Suriyelilerle düşman olmasaydınız da bu malları satabilseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Siz gittiniz Suriye’nin yönetimiyle değil Suriye’nin halkıyla düşman oldunuz. Şimdi diyorsunuz ki: “Bizden helal gıda satın alın.” Kimseyi kandıramazsınız.

Bu helal gıdaları kime satacaksınız, Irak’a mı satacaksınız? Çok enteresan bir şey yaptınız, dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir şey yaptınız, Irak’ta ne kadar grup varsa kötü oldunuz. Önce kalktınız Bağdat Hükûmetine “İbadi benim kıratım bile değil. Sen kimsin?” dediniz, arkasından aynı masaya oturdunuz. Sonra Barzani’yle ilişkileriniz iyiydi, “Bir gece ansızın gelebilirim.” dediniz, bu sefer oradaki Kürtlerden de oldunuz, Araplardan da oldunuz; bunların hepsi Müslüman. Sizin üretip sertifikalandırdığınız helal gıdayı satamayacaksınız. Komik duruma düşüyorsunuz, ben buna üzülüyorum.

Libya’yı mı satmayı düşündünüz? Vallahi yani buna çocuklar bile güler. “NATO’nun orada ne işi var?” deyip önce bir celallendiniz, sizi alkışladı Libyalılar, ondan sonra “Tabii ki orada olacak.” deyip siz de gidip işin içinde yer aldınız, Libya halkını küstürdünüz. Şimdi “Ben oraya gıda satacağım.” diyorsunuz. Kimi kandırıyorsunuz ya? Vallahi yani ben merak ediyorum, bu söylediklerinize siz de inanıyor musunuz?

Acaba Mısır’a satabilir misiniz? Şöyle bir baktım, Mısır’a, belki oraya… Bakın, bir şey satarsanız bundan bütün Türkiye faydalanacak yani satabilirseniz ama bir şey yapıp gerekçesine “Ben yurt dışına mal satacağım, refahımı artıracağım.” diye girdiğinizde, buna da kimse inanmıyorsa, yahu ayıp oluyor, insanlara bizim başımızı öne eğdirmeyin. Mısır’a dediniz ki: “Efendim, Sisi darbe yaptı. Lanet olsun!” Tamam, kim darbe yapıyorsa lanet olsun! Gittiniz oradaki Rabia Meydanı’ndaki işareti ithal ettiniz, getirdiniz, kendi partinize mal ettiniz. Ondan sonra, şimdi, Sisi’yle görüşmenin yollarını arıyorsunuz, aynı fotoğraf karesine giriyor Sayın Cumhurbaşkanı Sisi’yle. Ya, kime satacaksınız siz bu malı, Mısır’a mı satacaksınız? Efendim, Suudi Arabistan’a satarmışız; işte, Katar’a satarmışız, başka yere satarmışız; güldürmeyin adamı ya, güldürmeyin! Ülkemizi güvenilmez bir duruma getirdiniz.

“Helal gıda üreteceğiz.” Yahu, bu helal gıdanın tanımını içinizde doğru düzgün yapan var mı? Her bir tarikat, her bir grup, her bir Müslüman ülke helal gıdanın tanımını ayrı yapıyor, farklı bir tanım yaratıyor ortaya. Peki, böyle bir durumda bizim kendi ülkemizde bulunan farklı inanç, farklı yorumlara sahip olan Müslümanlar acaba bundan zarar mı görür diye hiç düşünmediniz mi Allah aşkına? Bir helal gıda tartışması başlatıp bizim milletimizi de yaralamaya ne hakkınız var?

Bakın, size basit bir şey söyleyeyim, acaba böyle bir tartışmada ne diyeceksiniz. İslam inancına göre kanlı et haramdır değil mi, çiğ et haramdır yani açık net ifadelerle söylenmiştir, açık net, tartışması bile yoktur. Peki, helal gıda üretiyorsunuz, çiğ köfte haram mıdır, helal midir arkadaşlar? Çiğ köftenin içinde çiğ et var. Helal mıdır haram mıdır? Hadi buyurun bakalım. İçinizde çiğ köfte yemeyen var mı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sakallı olan sizsiniz, cevap verin buna.

HACI ÖZKAN (Mersin) – Çiğ köfteyi terbiye ettiğin zaman pişer.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İşte, buradan bir yorum geliyor. Hacı Bey diyor ki: “Çiğ köfteyi terbiye yaptığın zaman pişiyor.”

HACI ÖZKAN (Mersin) – Ben bunu ellerimle yoğurduğum için sen bilemezsin onu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben de diyorum ki: Kardeşim, et ateşte pişerse kanı gider, sen istediğin kadar yoğur gitmez. Bak, tartışmaya başladık, gördünüz mü? Bir çiğ köfte haram mıdır, helal mıdır? 80 milyon…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Etsiz var Hocam, etsiz çiğ köfte var.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, yaptığınız iş doğru bir iş değil. Bu sadece basit bir söylem. İçinizde inanın bu tartışmaya katılacak pek çok milletvekili vardır. E, milletimiz de katılacak. Şimdi, bir haram gıda, helal… Yahu, bırakın, benim babam bana neyin haram olduğunu öğretti kardeşim. Benim kitabımda neyin haram olduğu yazıyor. Bırakın herkes kendi inancına göre haramını helalini bilsin. Şimdi, siz getireceksiniz o Danışma Kuruluna, oradan Ahmet gel, buradan Ayşe gel, oradan Fatma gel, bu… İnan bana hepsi kavga edecek orada ya. Ya hepsini aynı mezhepten koyacaksınız ya da birbirini yiyecekler. O nedenle bu, sıkıntılı bir iştir.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Seni niye rahatsız ediyor?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Beni niye rahatsız ediyor biliyor musun? Nifak sokacaksın milletin içine, nifak. Senin nifak sokmana izin vermeyeceğim.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ben inancım gereği ona bakmak zorundayım.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sen, inancın gereği bir şeye “helal” diyorsun, öbürü inancı gereği ona “haram” diyor. Bak, bir çiğ köftede bile birbirimize düştük, gördünüz mü?.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kim düştü, nerede düştük?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben size ne olacağını söyledim.

Bak, kardeşim, hiç uzatmayın lafı, siz helal gıda melal gıda derken millet açlıktan kırılıyor. TÜRK-İŞ açıkladı, 4 kişilik ailenin açlık sınır 1.544 lira yani sizin Ekim 2017 tarihinde 1.404 lira belirlediğiniz asgari ücret alan bütün herkes aç, ne helal gıdasından bahsediyorsunuz ya, ayıp değil mi ya! Ya, millet sizin yüzünüzden domuz etine mecbur kalacak çünkü eğer ölmemek için yiyorsa mübahtır. Sizin yüzünüzden millet domuz eti yemeye mahkûm kalacak. Siz hâlâ bana diyorsunuz ki: “Efendim, helal gıda üzerine gidelim.” Kardeşim, TÜRK-İŞ diyor ki: “Yoksulluk sınırı 5.030 lira.” 5.030 liranın altında alan bütün aileler yoksul. Sen gelmişsin bana diyorsun ki: “Bu haramdır, bu helaldir.” Bırakın Allah aşkına bunları, başka şeylerle uğraşın. Bakın, TÜRK-İŞ size yakın. Göbeğinizden örnek vereyim, TÜİK rakamına göre, halkımızın yüzde 21,2’si yoksul. Siz kalkmışsınız bana “Bu gıda helal mı, haram mı?” tartışması... Ayıptır ya, ayıptır ya, böyle bir şey olmaz!

Burada sizin yaptığınız şey şudur: Din eksenli bir yönetim getirmeye çalışıyorsunuz, yaptığınız şey bu, din eksenli bir yönetimi inşa etmeye çalışıyorsunuz. Bir yandan helale harama sadece “Yemek yemek, lojistik, turizm” diyorsunuz; öbür taraftan, yetim hakkı yemeyi hiç de kötü görmüyorsunuz. Yemiyor musunuz yetimin hakkını? O kadar yapılan köprülere, yollara harcanan, şehir hastanelerine harcanan, yirmi beş sene bizi, yetimleri borçlandıran projelerde yetim hakkı yiyor musunuz, yemiyor musunuz? Bal gibi yiyorsunuz, işte haram buradadır.

AKP Genel Başkanı, şimdinin Cumhurbaşkanı, zamanında çıkıp “Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına adayım.” derken, yüzüğünü gösterip “Benim bütün servetim budur. Eğer bundan daha fazla beni zengin görürseniz bilin ki haram yemişim.” dedi. Açın videolarına bakın. Şimdi dünyanın en zengin liderleri arasında.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İspatlayın hocam, ispatlayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - O zamanki serveti 5.110 lira.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İspatlayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - O zamanki serveti…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İftira atmayın, iftira atmayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Hanımefendi, iftira değil.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İftira atıyorsunuz, ispatlayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bakın, Sayın Cumhurbaşkanının kendi mal beyanı. O zamanki serveti, mal varlığı 5.110 lira, şimdi 730 kat artmış. Yani, “O yüzüğünü gösteren Tayyip Erdoğan’ın servetiyle şimdinin Tayyip Erdoğan’ının serveti aynı.” diyorsanız, ben sizin aklınıza şaşarım, şaşarım kardeşim.

O nedenle, siz kendiniz haram yerken milleti helal cenderesine sokamazsınız. Siz hiç uzağa gitmeyin, Diyanet İşlerine bakın.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Helal Mercedes’e biniyor, helal Mercedes!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Diyanet İşlerine gelen gelirler arasında faiz var mı, yok mu? Diyanet İşleri Başkanlığının gelirleri arasına faiz koyuyorsunuz, sonra çıkıp burada haramdan, helalden... Ayıptır ya!

Ya, Diyanet İşleri Başkanlığından açıklama yapılıyor, diyor ki: “Haram parayla hacca gidersen olur.” Böyle bir şey var mı ya? Ya, siz nasıl bunlara izin verirsiniz? Nasıl böyle bir saçmalığa imza atarsınız? “Haram parayla ama sonra dönüşte onu fakirlere dağıtacağım.” Hadi oradan, hadi oradan!

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Ezanı yeniden yasaklayacak mısınız, yasaklamayacak mısınız?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Yüce dinimizi böyle fetbazların eline bırakırsanız, haramdan da helalden de bahsetmeye hiç hakkınız yok.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Ezanı yeniden yasaklayacak mısınız, yasaklamayacak mısınız?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Sizin amacınız dini istismar etmektir.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Ezanla bir sorununuz var mı, yok mu?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bu tasarıyı da masum hâlde, masumane duygularla getirmiyorsunuz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – On sekiz yıl ezanı yasakladınız, yeniden böyle bir niyetiniz var mı, yok mu?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bizim hayatımız boyunca dinimizle de ezanımızla da sorunumuz olmadı.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – On sekiz yıl niye yasakladınız?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Ama senin gibi dini kullananlarla sorunumuz var.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – On sekiz yıl ezanı niçin yasakladınız?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayın lütfen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Sorunumuz da olmaya devam edecek. (CHP sıralarından alkışlar)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Niçin yasakladınız on sekiz yıl ezanı? Sizin yine aynı niyeti taşıdığınızı bu halk da biliyor.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Ne ezanı yasaklaması ya, ezbere konuşuyor ya.

BAŞKAN – Evet, Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Yetim hakkı yiyorsunuz.” dedi, sataştı grubumuza.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Vallahi sataştım, haklısınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir daha söylüyorum: Özel, önemli, ticaretimizi artıracak bir kanundan bahsediyoruz. Bu kanunun ticaretimizden, ihracatımızdan bağımsız düşünülemeyeceğini defaatle söyledik ama ısrarla aynı polemiklere, dar kalıplara, deve kuşu misali kafasını yere sokmalara bağlı bir tablo yaşıyoruz. Bunlara gerek yok arkadaşlar; bu tavrın CHP’ye de faydası yok, bu ülkeye de faydası yok.

Yetim hakkı yiyen şerefsizdir, alçaktır, namussuzdur, o kadar net söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar [CHP sıralarından ‘Bravo’ sesleri, alkışlar!]) Şimdiye kadar Tayyip Erdoğan’ın ifade edilmeyen, izah edilmeyen bir mal varlığı yoktur ama Tayyip Erdoğan’a, Cumhurbaşkanımıza “Fi tarihinde yüzük gösteriyordu, o zamanlar böyleydi, şimdi mal varlığı çok, dünyanın en zengini.” demek de başka bir alçaklıktır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Alçak mı? Sana iade ediyorum o alçaklığı!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ben de diyorum ki: Bu iddiayı ispatlamayan nokta, nokta, noktadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sana o alçaklığı iade ediyorum!

BÜLENT TURAN (Devamla) - En kolay yol, çık burada kürsüye, yap hakareti in aşağıya. Olur mu öyle bir şey?

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Hakaret yok ya, gerçekleri söylüyor burada.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bu demokrasi değil, bu ahlakla ilgili bir problem. Ne kadar güzel! Ben de size “Hayır, senin mal varlığın Tayyip Erdoğan’dan daha fazla.” diyeyim o zaman. Var mı böyle şey? Ezbere konuşmalar. Biz Tayyip Erdoğan’ın ruhunu biliyoruz, bu millet o adamın yürüyüşünü biliyor. On beş sene önce nasıl bir kiralık evde yaşadığını, nasıl yıllarca aynı yerde yaşadığını biliyor. Bir mazlumun karşısında, bir yetimin karşısında nasıl yüreğinin titrediğini biliyor. Şu anki sizin ifade ettiğiniz saray meselesi bu devletin kurumu, o kuruma yarın sen gidersin o gelir, çok çalışırsın sen gelirsin ama bu kafayla, bu söylemle, bu iddiayla hiçbir yere gelme imkânınız yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gemicikler de mi devletin kurumu? O gemicikler kimin kurumu?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ama üzüldüğüm şey şu, her zaman söylüyorum: Bu parti Mustafa Kemal’in onurlu partisi olmaktan çıktı, bir Tekirdağ’da küfreden, bir burada küfreden bir küfürbaz hâline geldi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen Mustafa Kemal’in adını ağzına alma!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Atatürk’ün adı ağzınıza yakışmıyor! Atatürk’ü istismar etmeyin, bırakın.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bu yakışmıyor. Kendinize gelin, demokratik kültür içerisinde, siyasi ahlak içerisinde söyleminizi, iddianızı ortaya net koyun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bırakın, istismar alanlarınızı değiştirmeyin.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, alçaklıkla suçladı, herhâlde…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yalan atan, ispatlamayan alçaktır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynen…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır, öyle demedi, alçaklıkla itham etti.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha söylüyorum: İddiasını ispat etmeyen al-çak-tır. Böyle şey mi olur ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben de iddiamı ispat etmiştim. Alçaklıkla suçluyor. Böyle bir şey…

BAŞKAN – Siz iddianızı ispat etmediniz, sadece bir düşünce söylediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İspatlayacaksa baş tacı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır efendim, ben söyledim…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Dünyanın en zengini.” dedi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “Zenginleri arasında.” dedi.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, bu, sataşma değilse oturacağım, size hiçbir şey söylemeyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, bakın, siz dediniz ki Sayın Cumhurbaşkanı için “Dünyanın en zengin kişisi hâline geldi.”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır.

BAŞKAN – Evet.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Dünyanın en zenginleri arasında.” dedim.

BAŞKAN – Tamam, aynı şey, aynı kapıya çıkıyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır efendim, aynı şey değil.

BAŞKAN – Bunu dediniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Dünyanın en zengini.” demek başka şey, “En zenginleri arasında.” demek başka şey.

BAŞKAN – Bunu dediniz mi? Dediniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Evet, dedim.

BAŞKAN – Sayın Turan ne dedi? “Bu bir iddiadır, iddiayı ispatlayamayan…”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gitsin, mahkemede ispat etsin.

BAŞKAN – Biraz önce de söyledi, o kelimeyi kullandı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır efendim, öyle demedi.

Sayın Başkan, tarafsız olun.

BAŞKAN – Tamam, ben o zaman tutanakları getirteceğim ve ona göre karar vereceğim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır efendim. “Alçakça iddialar” dedi.

BAŞKAN – Hayır. Getirteceğim tutanakları, tartışmayalım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim, burada okuyacağım ve ona göre söz vereceğim.

Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, sizi tarafsızlığa davet ediyorum.

BAŞKAN – Bakın, ben başka bir şey söylüyorum, siz başka bir şey söylüyorsunuz…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır. Siz tarafsınız.

BAŞKAN - …Sayın Turan başka bir şey söylüyor. Lütfen…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, taraf oluyorsunuz.

BAŞKAN – Size söz vereceğim diyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O zaman şimdi istiyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara bakayım, size söz vereceğim, arada vermeyeceğim. Lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip partimizi ismen zikrederek “Mustafa Kemal’in partisi olmaktan çıktı.” demek suretiyle partimizin geçmişine…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğru söylüyor.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aytuğ Atıcı cevap verecek efendim.

13.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, ben söylediklerimin arkasındayım. Eğer Tayyip Erdoğan yüzüğünü gösterip “Bütün servetim bu.” demişse, eğer “Bundan daha zengin görürseniz haram yemişimdir.” demişse neyini tartışıyoruz? Dünyanın en zengin liderleri arasındadır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kim diyor bunu? Sen diyorsun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Kendi mal varlığıyla dünyanın en zengin liderleri arasına girmiştir. Bu aşamadan sonra, o yüzükten daha fazla serveti de olduğuna göre haram yiyip yemediğini Tayyip Erdoğan’a soracaksınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sen iddia et, ona soralım; var mı öyle bir dünya?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Eğer kendisi “Ben bundan daha fazla bir servete sahipsem bilin ki haram yemiştir Tayyip Erdoğan.” diyorsa siz ne konuşuyorsunuz ki, ben ne konuşuyorum ki? Ben mi bileceğim haram yediğini, siz mi bileceksiniz haram yediğini, kendisi mi bilecek haram yediğini?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bilmeden niye söylüyorsun? Niye iftira atıyorsun ya?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ancak kendisi ve Yüce Yaradan bilir.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkanım, hatibi temiz dile davet edin lütfen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ama ben Tayyip Erdoğan’ın sözlerini tekrar ettim ve bu sizi rahatsız etti çünkü rahatsız olacaksınız, çünkü kendi söylediği şey “Ben haram yedim." diyor adam.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – İnsan olan iftiradan ve yalandan rahatsız olur biraz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siz de adamı savunuyorsunuz. En çok haramı helali birbirine karıştıran sizsiniz. Siz küçücük çocuklara dinî öğreti yapacağım diye ilkokul 1’inci sınıf çocuklar annelerine “Anneciğim, işe gitme, işe gidenler kötü kadın oluyormuş.” dedirttiriyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sokak ağzıyla konuşuyorsun be. Yakışmıyor, sana yakışmıyor, sokak ağzıyla konuşuyorsun bu kürsüde.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siz çocuk elinde ekmekle tuvalete girdi diye vicdan azabı çekip psikolojik sorunlar yaşayıp psikoloğa gitmesine neden oluyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sizler ezanı yasakladınız. Ezanı yasaklarsınız yine, Allah fırsat vermesin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bazılarınız cihat ilan edip kendini darülharpte görürken yaptığı her türlü haramı, yediği her türlü haramı mübah görürken gariban insanlar ölüyor açlıktan. Bunları ben sizin yüzünüze söylemeyecek miyim? Tabii ki söyleyeceğim, söylemeye devam edeceğim, siz de rahatsız olmaya devam edeceksiniz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Bu milletin ezanını yasaklamak bayrağını indirmek gibidir. Siz bunu yaptınız on sekiz yıl.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, bir iddiada bulundunuz ve bu iddiayı açıklayamadınız, belgeleyemediniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunun yanında, burada oturan, kastettiğiniz kişileri haram ve helal konusunda itham ettiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ettim.

BAŞKAN – Bir kişinin haram mı, helal mi yediği veya yemediği veya inancıyla ilgili bir çift söz söylemek hiç kimseye ait değildir, olamaz. Hiç kimsenin böyle bir haddi yoktur, hiç kimsenin.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çok güzel, burada anlaştık.

BAŞKAN – Lütfen, vermiyorum artık size söz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, o zaman bu tasarıyı Bakan geri çeksin siz de…

BAŞKAN – Size söz vermiyorum artık, tamam.

Sayın Turan…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Müsaade edin. Hayır efendim bana sataştınız.

BAŞKAN – Hayır, size söz vermiyorum, size söz verdim.

Sayın Turan, buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz de bu tasarıyı geri çekin, böylece bir fetva kurumu oluşturmaktan geri durun.

BAŞKAN – Haram ve helal konusunda değerlendirme yapmak hiç kimsenin haddi değildir. Lütfen.

Buyurun Sayın Turan, sizi dinliyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz Başkansınız, bana laf yetiştirmeye çalışmayın. Siz orada ağır başlı olacaksınız. Bana laf yetiştirmeye çalışmayın. Tamam.

BAŞKAN – Sayın Turan, sizi dinliyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Haram, helal hakkında kurum oluşturuyorsunuz, var mı öyle bir şey.

BAŞKAN – Siz konuşuyorsunuz, siz.

Ben Sayın Turan’ı dinliyorum. Sizi dinlemiyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben oluşturulan kurulun yanlış olduğunu söylüyorum. Bu kanunu geri çekin ve bu kanundan da hepimizi kurtarın.

BAŞKAN – Sizi dinlemiyorum, ben Sayın Turan’ı dinliyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sizin dinlemeniz önemli değil, dinlemezseniz daha iyi. Ben beni dinleyenlere konuşuyorum.

BAŞKAN – Evet Sayın Turan, buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Neden? Ne dedi de sataştı?

BAŞKAN – Nedir gerekçeniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Israrla bu grubu göstererek yetim hakkı yediğini…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Demin cevap verdi.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’de en öne çıkma yarışı, en çok hesapsız konuşma, hakaret etme, tabiri caizse küfretme bir yarış hâline gelmiş. Bunun -bir daha diyorum- size faydası yok.

Az önce dedim ki: Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığından bugüne kanun gereği her sene mal beyanında bulunma zorunluluğu var. Artan mal belli, eksilen mal belli.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yüzükten fazla mı, eksik mi?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bir daha söylüyorum: On beş yıl başbakanlığı var, cumhurbaşkanlığı var, öncesinde kamu görevleri var yani belediye başkanlığı var. Nereden baksanız otuz kırk senesi her zaman mal beyanı açısından kayıt altında.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Serveti yüzükten az mı, çok mu?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Buna rağmen bu iftirayı atıp da ispatlamayan alçaktır, şerefsizdir diyorum. Sözümün arkasındayım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bir insanın namusuyla, malıyla, yetim hakkıyla bu kadar rahat oynamamanız lazım. İnsan bir düşünür, korkar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi devlet memuru biriktirmiş 700 bin lira para ya?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Aynı lafı ben size söyleyeyim o zaman. Doktorken nasıl bu kadar mal varlığın oldu desem bunun ahlaki tarafı kalır mı?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kalır. Ben ispatlarım. Ben mal varlığımı internette yayınlıyorum.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, mal beyanları her sene ortada. Olayın siyasi tarafını geçiyorum, Cumhurbaşkanımızın yetim hakkına nasıl baktığını, mal varlığını nasıl elde ettiğini falan geçiyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Mal varlığını yayınlasın Cumhurbaşkanı da.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ama altını bin defa çiziyorum: Aklımıza geleni hemen söylemek, iddiasız konuşmak bir siyasetçiye yakışmaz.

Bir daha diyorum: Tekirdağ’da bir CHP’li arkadaş demedik laf bırakmadı. Onu sollamak için bunları söylüyorsunuz. Yarın başkası çıkacak. Ama bu tavrın size faydası yok. On beş yıldan beri CHP 25’ti, 26 olmadı. Sussanız artacaksınız. Konuşmasanız artacaksınız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Size mi soracağız?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ama sizin yüzünüzü, sizin siyasi etiğinizi, ahlakınızı, anlayışınızı bu millet gördüğü için size bir gram oy vermiyor. Zaten kilidi kapatsanız 25 var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Söyleyecek başka lafın yok herhâlde.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Niye var? Doksan yıllık hatırası var, o var bu var. Ama buna rağmen oy artıramıyorsanız en büyük sebebi, sadece bu iftiralarınız, hakaretleriniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Cumhurbaşkanı mal varlığını yayınlasın.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Cumhurbaşkanımızın mal varlığı da yıllardan beri, otuz yıldan beri kayıtlardadır. İddiasını ispata davet ediyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yayınlasın. Cumhurbaşkanı mal varlığını yayınlasın. Ben de çıkar özür dilerim o zaman.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – En zengin olduğunu söyleyen sensin, ispat et.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben kaç kat artırdığını söyledim. Çıkarsın, o desin ki: “Benim mal varlığım budur.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme bağlılık ilkesi nedeniyle Sayın Yıldırım’a söz vermiştim, ona söz veriyorum. Bu konuyla ilgili başka hiç kimseye söz vermeyeceğimi de bilmenizi istiyorum.

Buyurun Sayın Yıldırım.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bekleyin biraz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yalancı müfteri.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Allah Allah… Sen de çok bağır, seni de bakan yaparlar yarın.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, müsaade eder misiniz, çalışmak istiyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bana niye söylüyorsunuz, bakın, beyefendi bana sataştı.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Meclisin insicamını bozan sensin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne kadar seviyesizsin be…

BAŞKAN – Çalışmak istiyoruz, bir müsaade edin.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bana niye söylüyorsun, oradan geliyor laf.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekili, lütfen…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Milletvekillerimiz özgürdür Sayın Başkan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Allah Allah, sen bu tarafa konuş önce. Ayıptır ya, bu kadar taraf olunmaz ki.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bu kadar da seviyesizlik olmaz ama.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yeniden başlatırsanız…

BAŞKAN - Yeniden başlayın, bir dakika.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Türk müziğini niye yasakladınız? Türk müziğini niye yasakladılar?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Kılıç…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Allah razı olsun ya, bizi güldürdün.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Şuna bir beş dakika söz verin de biraz daha gülelim ya.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Rezidans kraliçesi burada, iddialar burada. Böyle bir şey olabilir mi?

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Türk müziğini yasaklayan insanlarsınız sizler, ezanı yasaklayan insanlarsınız on sekiz yıl, 1932’den 1950’ye kadar.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Deminden beri orada konuşuyor, bir iki dakika söz verin, bir gülelim biraz ya.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hocam, iyi ki bu Meclistesin bizi güldürüyorsun, Allah razı olsun senden.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Millet size gülüyor. Sizi biliyor millet.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen bizi güldürüyorsun.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekillerini göreve davet edebilir miyim acaba, lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bu gibi hâllerde göreve davet edeceğiniz idare amirleridir, grup başkan vekilleri değil. Görevinizi hatırlatmak istemezdim, özür dilerim.

BAŞKAN – Ben sizden rica ettim, gereğini yaparsınız siz. Ben ne söylediğimi biliyorum.

Sayın Yıldırım, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, aramızda, Genel Kurulda bizden daha fazla din bilgisine sahip olan ve okumuş insanlar var. Hadiste de, ayette de insanlar ana rahmine düştüğü andan itibaren onur sahibidir. Son bir saatlik tartışmalar bu açıdan ibret vericidir. Bakın, burada iktidar partisinin, çoğunluk partisinin grup başkan vekili çıkıp birçok yalan üzerine haysiyet cellatlığı yaptı. Ben yanımdaki grup başkan vekilinin son sözüne katılarak söylüyorum: İddiasını ispat etmeyen… Ondan sonrasını söylemiyorum nedir diye. Ben de bütün Genel Kurulun huzurunda ve ekranları başında izleyen bütün halkımızın huzurunda söylüyorum: Sayın Turan’ın yanındaki kişi çıkıp şu iddiasını ispat etsin, ben söz veriyorum milletvekilliğinden istifa edeceğim. HDP’nin örgüt üyeliğinden ceza yemiş ve cezası Yargıtayda onaylanmış bir genel başkanı varsa söz veriyorum istifa edeceğim. Bakın, üç hâkimi FET֒den tutuklanmış, örgüt propagandasından on ay ceza almış bir eş genel başkanımız… Bakın…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika daha veriyorum ek süre.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İktidar partisi tarafından terör örgütü görülmüş bir örgütün mensuplarınca, hâkimleri ve savcıları tümü tutuklanmış, görevden alınmış kişilerce on ay sadece propaganda cezasına çarptırıldı.

Kendisini şuna davet ediyorum: Üç dakikalık söylem üstünlüğü sağlamak adına bu kadar yalanın arkasına sığınmaya gerek yok ve onun dışındaki yalanlarına da girmiyorum ve Allah beni, arkadaşlarımı üç dakikalık söylem üstünlüğü sağlamak için iftira atmaktan, yalan atmaktan men etsin diyorum.

Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, açarsanız mikrofonu…

BAŞKAN – Sayın Muş, size de yerinizden bir dakika söz veriyorum.

Bu konuyu da kapatacağım burada.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tamam.

BAŞKAN – Buyurun.

33.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kürsüde konuşuyorken “örgüt üyeliği” demişim; düzeltiyorum, terör örgütü propagandasından hüküm giymiş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teröristler tarafından ama.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, terör suçu…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamam, bak, yalan beş dakika sürdü. Yalan işte.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Değerli dostlar, “terör örgütü üyeliği” demişim; düzeltiyorum, terör örgütü propagandası yapmak suçundan 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013 yılında verdiği kararı Yargıtay 16. Ceza Dairesi 22/9/2016 tarihinde onamıştır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kaç hâkimi FET֒cü?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu karar burada okunmuştur. MLKP terör örgütü propagandası yapmaktan dolayı milletvekilliği düşmüştür.

Ben “üyelik” demişim, terör propagandasıymış. İkisi de terör suçu, bunun savunulacak bir tarafı yok, bunun savunulacak bir tarafı yok. Ben iddiamı ortaya koyuyorum, düzeltiyorum onu. Ama ikisi de terör suçudur. MLKP bir terör örgütüdür. Onun propagandasını yapmaktan, bir partinin genel başkanlığını yapan şahıs hüküm giymiş; Yargıtay onamış, burada okunmuş, milletvekilliği düşmüş. Kalkıp bu partinin grup başkan vekili AK PARTİ’yle terörü ilişkilendirmeye çalışıyor. Kusura bakmayın, mahkeme kararı burada.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi grup adına…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, kayıtlara girsin diye…

BAŞKAN – Bu konuda daha kimseye cevap vermeyeceğim dedim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, kayıtlara girsin diye söylüyorum: Keşke mahkeme kararının altındaki hâkimlerin adını, şimdi nerede olduklarını, hangi terörist suçlamayla görevden alındıklarını ve tutuklandıklarını da söylese.

BAŞKAN – Bu iddiada daha önce de bulunmuştunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İşte iftira on beş dakika sürdü, bu kadar, on beş dakika.

BAŞKAN – Peki.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, grup adına konuşmalar sona erdi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 2016 dokuzuncu ay; 2016 dokuzuncu ay, Yargıtay…

BAŞKAN – Şahsı adına ilk olarak Mersin Milletvekili Sayın Hacı Özkan’ı dinleyeceğiz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 2012 değil, 2016 dokuzuncu ay, Yargıtayın onadığı tarih.

BAŞKAN – Sayın Muş…

Sayın Özkan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HACI ÖZKAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı vesilesiyle şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Helal belgelendirmesi ve kısa adı “HAK” olan Helal Akreditasyon Kurumuyla ilgili görüş ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Küresel ekonomide önemli değişiklikleri ve dönüşümleri yaşıyoruz. Böyle bir dönemde dış ticarette etkin ve girişken olmak bir tercih değil, ihtiyaçtır. Gittikçe büyümekte olan küresel helal pazarına da bu gözle bakıyor ve önemsiyoruz. Helal deyince aklımıza yalnızca tükettiğimiz gıdalar gelmesin. Bugün kozmetikten eczacılık ürünlerine, tekstilden lojistiğe helal kavramı pek çok ürün grubunda ve hizmette talep edilen ve katma değer yaratan bir unsur olarak ön plana çıkıyor.

Dünya helal pazarı 3,9 trilyon dolar büyüklüğüne ulaşıyor. Önümüzdeki elli yılda dünya ticaretinin bu yönde geleceğini bize göstermektedir. Helal ürün ve hizmetlere yönelik ortak standartların geliştirilmesi, ortak bir dil oluşturulması ve bunun yetkili kuruluşlar tarafından belgelendirilmesi günümüzde artık bir gerekliliktir. Bunun sağlanamadığı durumlarda ise yalnızca tüketici güveni değil, helal ürün ve hizmet algısı da zarar görecektir. Bugün piyasada çok sayıda ve birbirinden farklı helal standardı, belgelendirme kuruluşu ve logo bulunmaktadır. Dolayısıyla ürünlerin helal olduğunu, ürün üzerindeki helal logonun ve etiketlerin de güvenilir olduğunu garanti edecek bir sistemin varlığı büyük önem taşıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünyada geçerli olacak ve helal belgelerinin karşılıklı tanınmasını sağlayacak bir sistemin oluşumu gelişmiş bir kalite altyapısı ile idari, teknik ve personel birikimini gerektirmektedir. Ülkemiz bu özelikleriyle Müslüman ülkeler arasında ön plana çıkmaktadır. İslam dünyası söz konusu sistemin bir an evvel kurulabilmesi için ülkemizin öncülüğünü beklemektedir. İşte, Helal Akreditasyon Kurumuyla bu küresel sistemin temel taşlarını ülkemizde atıyoruz. HAK ülkemizde ve yurt dışında faaliyet gösteren helal uygunluk değerlendirme kuruluşlarını akredite edecek, helal akreditasyon sisteminin oluşturulması çalışmalarının öncülüğünü üstlenecektir.

Değerli milletvekilleri, HAK’ın helal belgelendirme ve akreditasyon alanında ülkemizin merkez konumunu güçlendireceğine ve ülkemize uluslararası alanda söz sahibi olmasına katkı sağlayacağına inanıyor, bu kanun tasarısının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Şahsı adına ikinci olarak Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakika.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünün geneli hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, böyle bir kurumun işlevini gören mevcutta olan kuruma rağmen olmasının gerekçesini Sayın Bakan biraz evvel açıkladı, 36 İslam İşbirliği Teşkilatı üyesinin birlikte benzer bir oluşumda görev alması anlamında veya ürün dolaşımıyla ilgili bu konuyu dile getirdi. Tabii, insanın aklına şu geliyor: Peki, Helal Akreditasyon Kurumunun helal olarak değerlendirerek ticari anlamda dönüşümünü sağladığı ürünler hangi parayla yapılacak? Örneğin o doların helal olup olmadığının kararını kim veriyor? Üzerindeki işaretlere bakınca onu cebe nasıl koyuyor “Müslümanım.” diyen insanlar? Şimdi, o noktadan bakınca hiç kimsenin sesi çıkmıyor, ürünle ilgili konuşuyor. Peki, dinimize göre Nisa suresi 119 ve 120’nci ayetler ve Bakara suresi 205’inci ayet, genetiğiyle oynamaya, ürünün yani tohumun genetiğinin değiştirilmesine izin veriyor mu? Ama ülkemize genetiği değiştirilmiş ürünlerin girişi yasak olduğu hâlde genetiği değiştirilmiş yem girip hayvanlar o yemi yemiyor mu? O yemi yiyen hayvanları da biz tüketmiyor muyuz? Yani biz şimdi tohumu yurt dışından, İsrail’den, Hollanda’dan, İtalya’dan alıyoruz; mercimeği ithal ediyoruz, fasulyeyi ithal ediyoruz, domatesi ithal ediyoruz, ithal ettiğimiz ürünün tohumu yok. Genetiğiyle oynanmamış mı bu ürün? Gıda ürünlerinde şu anda dışa bağımlılığımızda neyin helalinin, neyin haramının peşindeyiz. Hadi İslam ülkelerine diyoruz ki: “Helal ürünle ilgili böyle bir oluşumu yaratalım.” E Somali’de, Sudan’da açlıktan kırılan insana ne gönderirsen yemiyorlar mı? Onun derdi ne? Yiyecek, aş. Bizim ülkemizin derdi ne? Aş, iş, çalışacak alan.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bir şey söyleyeyim: Adalet ve Kalkınma Partisi dinî değerleri siyasi anlamda kendi lehine kullanıyor ama on beş yıllık iktidarları döneminde fuhuş patlamış, uyuşturucu patlamış, kumar patlamış, kadın cinayeti patlamış, iş cinayetleri patlamış, bu konuda niye bir şey yapmıyor? (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlamda -on beş yıldır ülkeyi yöneten sizsiniz- ahlakta büyük çöküntü var, bununla ilgili de bir şey yapın. Ha, yurttaşlara “helal gıda” diyorsunuz; tekstilden, turizmden, gıdadan dem vurarak bununla ilgili “helal gıda” tanımını getiriyorsunuz. Peki, Türkiye’de tohum ithal, ithal tohumun yanında gübre ithal, onun gibi diğer, ilaç ithal, gübre ithal, tohum ithal, ekipman ithal, millî tarım…

Şimdi, bir de bakınız, Sırbistan’la ilgili daha geçen gün açtım okudum, Adalet ve Kalkınma Partisinin başındakilerin söylediği söz şu: “Müslümanların kasaplarıyla bizim hiçbir anlamda ticari ilişkimiz olmaz.” diyoruz, Sırbistan’dan da et getiriyoruz. Şimdi, bu eti kesen kişi besmeleyle mi kesti?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söyledin ya, Müslüman kasabı o.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Onun gibi Türkiye'ye giren gıda ürünlerinin çoğunun helal olduğu konusunda sizin inancınız var mı? Benim kendi değer yargılarıma göre yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bunlar yanlış anlamış Ömer. Müslüman kasabı onlar.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Örneğin glikozlu, fruktozlu ürünlerin Türkiye'ye girişine neden izin veriliyor?

Yine, bunun yanında, ülkemizde çiftçi gerçek anlamda mağdur, esnaf mağdur, öğrenci mağdur. Her geçen gün, mağdur olan kesimlerin sorunları katlayıp artıyor. İşsizin derdi var; çalışan, işinden mutlu değil çünkü hak ettiğini almıyor. Üretici ürettiği değere ürününü satamıyor. Ama biz nelerle uğraşıyoruz? Toplum dokusunda sempati yaratacak konulardan oy devşirmenin peşindeyiz. Ülke elden gidiyor arkadaşlar. Yapmayın, bu konuları bu şekilde değerlendirerek alacağınız 3 oyla yarın belki gene bir şey olabilirsiniz ama ülke elden gidiyor. Ahlak konusunda yapacağımız çok şey var; gelin, onlara yönelelim. Helalle, haramla herkes kendi vicdanında değerlendirme yapsın. Bugün, ne yediğimizi bilmiyoruz. Gıda ürünlerimizin çoğunun içeriği konusunda benim şüphelerim var. Bu anlamda yapılan çalışmalar yetersiz. Kurumlarımızın kadrosu dahi bu konuda yeterli değil. Bunlara bakalım. Yediğimizi, içtiğimizi bilmediğimiz bir yerde helalin, haramın peşine düşecek noktada bile değiliz. İnsan aç, işsiz. Bu sorunlarla ilgilenelim diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır, okutacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 501 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                               Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         Ruhi Ersoy                                          Ahmet Selim Yurdakul

                                              İzmir                                                         Osmaniye                                                       Antalya

                                          Zihni Açba                                                   Arzu Erdem                                    Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                            Sakarya                                                         İstanbul                                                          Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                        Kazım Arslan                                               Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır

                                             Denizli                                                          Kocaeli                                                           İzmir

                                     Mehmet Gökdağ                                            Mazlum Nurlu

                                           Gaziantep                                                        Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 501 sıra sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 1’inci maddesi helal uygunluk değerlendirme kuruluşlarının akreditasyonu suretiyle bu kuruluşların düzenledikleri belgelere güven temin edilmesi ve helal belgelerinin karşılıklı tanınmasının zemininin oluşturulması açısından helal akreditasyon sistemi önem arz etmektedir. Bu kapsamda maddeyle helal uygunluk değerlendirme kuruluşlarını akredite etmek, bu kuruluşların ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyetlerde bulunmalarını ve bu suretle düzenledikleri belgelerin ulusal ve uluslararası alanda kabulünü temin etmek amacıyla kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli Helal Akreditasyon Kurumunun kurulması öngörülmektedir.

Akreditasyon, yürütülen süreçlerin belirli kriterlere uygunluğunu üçüncü, tarafsız, bağımsız bir denetim mekanizmasıyla onay işlemidir. Bu onay işleminin uluslararası geçerliliği oldukça önemlidir. Akreditasyon kurumu bölgesel ve uluslararası anlamda akreditasyon kuruluşları ve birliklerine üyelik yaparak belgeleri bölgesel ve uluslararası geçerli olur, aksi hâlde sadece ulusal geçerliliği olan bir kurum olur. Bu durumda da herhangi bir ülkeyle yapılacak istisnai karşılaştırmalar yüzünden bu belgenin hiçbir anlamı olmaz.

Değerli milletvekilleri, bu konunun iyi anlaşılması açısından helal akreditasyona neden gerek duyulmuştur, o konuda biraz açıklama yapmak istiyorum.

İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi –kısa adı İSEDAK- 1981’de Suudi Arabistan’ın Taif şehrinde İslam Ülkeleri Zirvesi’nde kurulmuş, 1984 yılında Fas’ın başkenti Kazablanka’da 4’üncü İslam Zirvesi’nde Türkiye İSEDAK’ın başkanı seçilmiştir. 50’nci Hükûmet döneminde, 4-7 Ekim 1999 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen İSEDAK 15’inci toplantısında İslam Ülkeleri Standartları ve Metroloji Tüzüğü imzaya açılmış ve ilk imza da ülkemiz tarafından atılmıştır. 2-3 Ağustos 2010’da İslam Ülkeleri İş Birliği Teşkilatı o günkü Genel Sekreterinin de -bugün İstanbul Milletvekilimiz olan Ekmeleddin İhsanoğlu Bey’in- gayretiyle 57 İslam ülkesinin katılımıyla Ankara’da TSİ’nin ev sahipliğinde İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü kurulmuştur. Yönetim merkezi hâlen İstanbul’da bulunmaktadır. 3 Haziran 2014’te SMIIC yani İslam Ülkeleri Standardizasyon ve Metroloji Enstitüsü tarafından yapılan 6’ncı olağan kongrede helal konusunda uluslararası akreditasyon kuruluşunun değerlendirilmesini yapacak bir çatı teşkilatı oluşturulması benimsenmiş ancak bugüne kadar bu gerçekleştirilememiştir.

Tasarının genel gerekçesinde, TÜRKAK’ın çeşitli gerekçelerle ülkemizde helal akreditasyon işlemlerini gerçekleştirememiş olmasından bahsedilmektedir. Helal ürün ve hizmet akreditasyonu SMIIC 2 Madde 1 5.1.1’e göre helal belgelendirme yapan kuruluşlar için kılavuz olan bu standardın Müslüman bir tüzel kişilik olarak değerlendirilmesini istemektedir. Acaba TÜRKAK Avrupa Akreditasyon Birliğinden akredite diye yani Müslüman olmayan kuruluşları da akredite ediyor diye Avrupa Akreditasyon Birliği tarafından kınanır diye mi korkulmaktadır? Böyle bir durumda, TÜRKAK akreditasyon başvuru ve denetim işlerinde tanımlanmış kurallara uyduğunu gösterdiği sürece Avrupa Akreditasyon Kurumu tarafından herhangi bir problemle karşılaşmayacaktır. Bugün dünyada 1,8 milyar Müslüman yaşamakta, dünyadaki ürün ticaretinin yüzde 80’ini Müslüman olmayan ülkeler gerçekleştirmektedir. Batı’da Amerika, Kanada, Brezilya, Yeni Zelanda başta olmak üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) - …Doğu’da ise Tayland, Malezya başta olmaktadır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika mı istiyorsunuz?

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Bir dakika yeterli Başkanım.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) - Dünyada helal gıda belgesi veren 36 ülke bulunmakta, bunların içerisinde Müslüman olmayan Hırvatistan, Avusturya, Uganda gibi ülkeler de mevcuttur. O nedenle helal ürün ve hizmet konusunda belgelendirme önemli bir ekonomik yer tutmaktadır.

Değerli milletvekilleri, apar topar olarak getirilen bu kanun tasarısı için pazar analizi yapılmış mıdır? Yurt dışından gelecek akreditasyon talepleri belirlenmiş midir? Kısaca, fayda-maliyet analizi sonucunda bir yatırımın karşılığını kurum ne zaman karşılayacaktır, bunlar hesaplanmış mıdır?

Tasarının üzerinde çalışarak eksikliklerinin giderilmesi gerektiğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

Aynı mahiyetteki önergenin diğer konuşmacısı Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan olacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce de birçok konuya temas ettim, yine de bu bize ayrılan süre içinde bazı konuları da yine önünüze koymaya çalışacağım. 501 sıra sayılı Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak görüşlerimizi sizlere aktarmak istiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, değerli milletvekilleri, gerçekten bu kurumun gereksiz olduğunu, böyle bir kurumun cumhuriyetle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nde bir anlamının olmadığını, şeriatla yönetilen birçok ülkenin buna ihtiyaç duyabileceğini, Müslüman ülkelerin birliği olan, 36 ülkenin bir arada olduğu SMIIC’in böyle bir akreditasyon kurumunu ortaya çıkarabileceğini ve çalıştırabileceğini uygun buluyoruz ancak Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak hem Batı’ya ihracat yapan hem Müslüman ülkelerine ihracat yapan bir Türkiye’nin böyle bir kurumla zaman kaybetmesinin bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Bize bir faydası da olmayacak. Bu nedenle bu yasa tasarısının aslında geriye çekilmesini ve bu 1’inci maddenin de tasarıdan çıkarılmasını istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Helal Akreditasyon Kurumunun kurallarını SMIIC belirleyecek. Şimdi SMIIC belirliyorsa, SMIIC genel anlamda bütün Müslüman ülkelerinin her alandaki, her şekildeki uygulamalarını dikkate alarak 36 üyenin belirlemiş olduğu kuralları belirli kriterlere getirip bunu bir akredite etme noktasına taşıyorsa bırakalım bu işi SMIIC yapsın. Bizim bu işlerle falan uğraşmaya ne vaktimiz var ne zamanımız var ne de paramız var. Onun için biz daha çok yatırımla, üretimle, istihdamla, ihracatla uğraşalım ki ülkemizin kalkınmasına katkı yapalım, gelişmesini bu şekilde sağlayalım değerli arkadaşlarım.

Şimdi, biliyorsunuz, iktidara gelirken “Yolsuzluğu, yoksulluğu, yasakları ortadan kaldıracağız.” diye geldiniz ama iktidarınızın on beş yıllık döneminde maalesef yolsuzluk diz boyu. Her alanda, her şekilde yolsuzluğun yapıldığı, bunun üzerine hiçbir şekilde gidilmediği ve birçok kurumun ve siyasilerin de bu işin içinde olduğunu görüyoruz, duyuyoruz. Bunlarla ilgili hiçbir önlem yok, yoksullukla ilgili yok. Neden? İstihdamı artıran, işsizliği önleyen çalışmalar yok, yatırımlar yok, atılımlar yok. Yapılan inşaatlarla bu işin giderilmesi mümkün değil. Eğer biz istihdamı artıracak çalışmalar yapmaz isek, fabrikalarımızı çoğaltmaz isek, işletmelerimizi çoğaltmaz isek, esnafların, işletmelerin daha çok yer açması konusunda gayret sarf etmezsek istihdamı sağlayamayız, işsizliği önleyemeyiz, özellikle üniversiteyi bitirmiş olan gençlerimizin de iş bulmasına olanak sağlamayız; bunların üzerinde ısrarla durmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, yasaklara gelince gerçekten, “Yasakları kaldıracağız.” dediniz, her alanda yasak getirdiniz, öyle yasaklar var ki artık muhalefet olarak size karşı ne basının ne de siyasilerin konuşma imkânı kalmadı, birçok şeyle sınırlandırıyorsunuz. AKP’nin Genel Başkanı çıkıyor meydanlara, her şeyi konuşuyor, her şeyi söylüyor; genel başkanlara çatıyor, bizlere çatıyor, Cumhuriyet Halk Partisine çatıyor, MHP’ye çatıyor, HDP’ye çatıyor ama ona bir şey söylendiği zaman “Dur kardeşim, yasak.” deniliyor, hatta ihbarlar ediliyor, şikâyetler ediliyor, haklarında dava açılması sağlanmak isteniyor.

Değerli arkadaşlarım, bunların üzerinde duralım. Ülkenin daha fazla gerginlikle, bu tür gereksiz işlerle zaman kaybetmesine gerek yok. Bu nedenle, çalışmalarımızı üretim üzerine yoğunlaştırmak, üretim odaklı, rekabet odaklı çalışmalar yapmak zorundayız diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 510 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesine yer alan “kamu tüzel kişiliğini” ibaresinin “kamu tüzel kişiliğine” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Mahmut Toğrul                                         Meral Danış Beştaş                                             Hüda Kaya

                                           Gaziantep                                                        Adana                                                          İstanbul

                               Mehmet Emin Adıyaman                                                                                                             Aycan İrmez

                                               Iğdır                                                                                                                                  Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üç gün sonra, siyasi soykırım operasyonlarının başlamasının ve eş genel başkanlarımızın rehin alınmasının üzerinden tam bir yıl geçmiş olacak ama bu süre zarfında örneğin, Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş, hâlâ tutuklu olduğu davadan yargı önüne çıkmış değil. Bakın bugün gösterdik, yargı, Adalet Bakanlığından mahkemelere giden talimatla nasıl çalışacağı, nasıl karar vereceği konusunda uyarılıyor. Yargı talimatlı yargıya dönüşmüş, siyasetçiler rakiplerini bertaraf etmek adına onları rehin aldırıyor, rakip siyasi partinin 11 bin insanını gözaltına aldırıyor, 4 bini hâlâ içeride, “yargı bağımsızdır” diyebiliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu ülkenin ekonomisi çökmüş. Ekonomi şaha kalkmış diyorlar. Vallahi, son günlerde hepiniz görüyorsunuz, şaha kalkan kurlardır, şaha kalkan akaryakıt fiyatlarıdır. Bunlar şaha kalkmışken, nasıl oluyor ekonomi şaha kalkıyor anlamakta güçlük çekiyoruz.

Dış ilişkilerimiz kimseyle neredeyse… Hatırlayın bir zamanlar “sıfır sorun” diye başlamıştık komşularla, neredeyse komşumuz kalmamış. Helal ürün tartışıyoruz ama Müslüman ülke gördüğümüz komşularımızın iç işine karışmışız, siyasetine karışmışız, Emevi Camisi’nde namaz kılacağız diye bir gün kalkmışız, böyle bir iddiada bulunurken orada oluk oluk kan akmış, biz burada akreditasyonu çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, 1 Ekimde Meclis açıldığında bu yana, bu ülkenin bakın ekonomisi çökmüş, dış ilişkileri çökmüş, yargısı çökmüş, daha doğrusu yönetim sistemi çökmüş. Peki, biz neyi tartışıyoruz? Müftüler nikâh kıysın mı kıymasın mı? Bugün de işte “Helal sertifikası verelim mi vermeyelim mi?” tartışması yapıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu kadar sorunumuz varken Hükûmet şu anda maalesef Meclise angarya yaptırıyor, şu anda biz angarya çalıştırılıyoruz değerli arkadaşlar. Hükûmetin derdi, bu çöküntüden artık kaybettiğini çok net olarak görüyor, görüntüsel olarak halka “Ben dindar bir siyaset izliyorum, ben dindar bir yönetime yakınım.” gibi bir imaj yaratmak.

Değerli arkadaşlar, dindarlığın en başta şartı kul hakkı yememektir. OHAL ilan edildiğinden bu yana, sorgusuz sualsiz 140 bine yakın insanı kamudan aldınız, dışarıya bıraktınız. Sadece suçların şahsiliğine bile bakmadınız, çocuklarını, ailesini cezalandırmaya kalktınız. Şimdi, bir taraftan kul hakkını yemekte hiçbir beis görmüyorsunuz ama bir taraftan da Müslüman, dindar bir görüntüyü acaba verebilir miyiz, bu çökmüşlüğümüzü bunun üzerinden kurtarabilir miyiz, kotarabilir miyiz...

Değerli arkadaşlar, bu halkın çok net olarak ilk bakacağı, dindar, eğer gerçekten dindarsa kul hakkı yemez, insanların yaşamı için gerekli olan en asgari koşulları sağlar… Bugün asgari ücret maalesef birilerinin çay parasıdır, birilerinin yemek parasıdır ama bu ülkede yoksulluk almış başını gidiyor, bu ülkede gençlerimiz harap oluyor, uyuşturucu almış başını gidiyor, bu ülkede insanlar hiçbir şekilde geleceğe dair kendilerini güvencede görmüyorlar ama biz burada helal akreditasyon, işte, helal midir değil midir tartışması yapıyoruz, çiğ köfte tartışması yapıyoruz biraz önce.

Değerli arkadaşlar, bunların hepsi gerçekten bu Mecliste angaryadır. 1 Ekimden bu yana bu Meclis angarya çalıştırılıyor. Halkın sorunlarına, emekçinin sorunlarına, çiftçinin sorunlarına deva olabilecek, ilaç olacak tek bir yasa maddesi tartışmamışız burada. İki ayı aşkın süredir Meclis açık, tartıştığımız konular bu. Ben bunu halkın bilgisine sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.31

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada bulunan 325 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada bulunan 479 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 479)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyon bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 1 Kasım 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 21.34



(X) 501 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir