TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

14’üncü Birleşim

26 Ekim 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, belediye başkanlarının istifalarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca’nın, Ezidilerin maruz kaldığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, cana kıyma ve intihara ilişkin gündem dışı konuşması

III.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, tüm partilere emeklilerin bekledikleri intibak düzenlemesinin bir an evvel yapılması çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

2.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, Çorum’da yürütülen “Laçin’de Fırsat Var Projesi”ne ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Zeytinburnu Belediyesine bağlı Kente Uyum biriminde mültecilere yönelik entegrasyon çalışmalarına ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Uluslararası Şeffaflık Derneğinin 2016 Yolsuzluk Algı Endeksinde Türkiye’nin 75’inci sırada yer aldığını açıkladığına ilişkin açıklaması

5.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kitabı “Seher”in halktan büyük ilgi gördüğüne ve halkı 4 Kasım Cumartesi günü Beylikdüzü TÜYAP Kitap Fuarı’nda yapılacak imza gününe davet ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, dijital arşivciliğin öneminin arttığına ve Dünya Görsel İşitsel Miras Günü’nde etkinlik gösteren tüm kuruluşları saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, 26 Ekim Hasta Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, 8 Mart 2012’den bugüne terör saldırılarında kaybedilen asker ve polislerle ilgili sorusuna Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabına ilişkin açıklaması

9.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Sağlık Bakanlığına ek atama sözünün bir an evvel yerine getirilmesini beklediğine ilişkin açıklaması

10.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, esnafın kullanacağı işletme kredisi limitinin artırıldığına ve esnafın yükünü hafifletecek vergiler konusunda da çok ciddi iyileşmelerin gerçekleşeceğine ilişkin açıklaması

11.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Nevzat Kösoğlu’nun Erzurum’un sembol isimlerinden olduğuna ilişkin açıklaması

12.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Türkiye’de işsizlik oranının en yüksek olduğu kentler arasında olan Adana’nın bu sorununun giderilmesi anlamında bir proje olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

14.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, devlete ve millete zarar veren müşteri ve kâr garantili yap-işlet-devret projelerinden vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Tekirdağ’ın Saray ilçesinde sel sularına kapılarak şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, 25 Ekim Ziya Gökalp’in vefatının 93’üncü yıl dönümüne ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına ilişkin açıklaması

16.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Şırnak Milletvekili Ferhat Encu’ya tedavi için hastaneye götürülmesi sırasında kelepçe takılmak istenmesine ve Meclis Başkanlığının bu konuyla ilgili tutumuna ilişkin açıklaması

17.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, Türkiye’de “adalet” kavramının giderek yara aldığına ve tutuklamaların sanıklar için âdeta bir ceza aracına dönüştüğüne ilişkin açıklaması

 

 

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, Tekirdağ’da sele kapılarak şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, 25 Ekim Ziya Gökalp’in vefatının 93’üncü, 10 Ekim Nevzat Kösoğlu’nun vefatının 4’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

19.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, muhalefetin sözünün topluma ulaştırılmaması için yapılan süre kısıtlaması kuralının iktidarı da süre yetmeme gerçekliğiyle karşı karşıya bıraktığına ilişkin açıklaması

20.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP grup başkan vekilliği görevini Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’a devrettiğine ve herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

24.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, CHP grup başkan vekili seçilmesi nedeniyle teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

26.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

27.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın 367 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van’ın Özalp ilçesine bağlı merkez köylerden birinde askerî kolluk güçlerince bir eve yapılanlarla ilgili olarak Hükûmet yetkililerinin bir soruşturma açıp açmayacaklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, tutuklu milletvekillerinin tedaviye kelepçeli götürülmeleri meselesinin uzun zamandır sorun olduğuna ve bu konuda Meclis Başkanıyla bir görüşme yapacağına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak Cumhuriyet Halk Partisinin yapmış olduğu seçim neticesinde göreve yeni seçilenlere ve görevi bırakanlara başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlıkça, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın üyesi bulunduğu siyasi partiden istifasına ilişkin önerge yazısı (4/112)

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Pakistan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı, Ticaret ve Tekstil Bakanı Muhammad Pervaiz Malik ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu ve arkadaşları tarafından Hatay ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/235) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de biri israftan diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, Ankaralıların ortak mülki niteliği EGO hangarlarının ihalesini alan Pasifik-Çiftay Ortaklığının alanda yapacağını duyurduğu projenin incelenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 479)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/509) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 361)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/729) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 477)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Arasında Bilim ve Teknolojide İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/667) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:463)

8.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 457)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/631) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 368)

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/633) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 369)

14.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı Arasında Orman ve Ormancılık Araştırmaları Alanlarında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/635) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 370)

15.- Çiftçilik Amaçlarıyla Beslenen Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/647) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 371)

16.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/703) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 373)

17.- Havaaraçlarında İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesini Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/469) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 374)

18.- Yasa Dışı, Kayıt Dışı ve Düzenlenmemiş Balıkçılığı Önleme, Caydırma ve Ortadan Kaldırmaya Yönelik Liman Devleti Tedbirlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/471) ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 375)

19.- 2001, Gemilerdeki Zararlı Organik Tutunma Önleyici Sistemlerin Kontrolüne İlişkin Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/562) ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı 376)

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/685) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 379)

21.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Arasında Yolcu ve Eşyanın Karayoluyla Uluslararası Taşınmasına İlişkin Anlaşma ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/705) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 382)

 

VIII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 367) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 368) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 369) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- (S. Sayısı: 370) Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı Arasında Orman ve Ormancılık Araştırmaları Alanlarında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- (S. Sayısı: 371) Çiftçilik Amaçlarıyla Beslenen Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

6.- (S. Sayısı: 373) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7.- (S. Sayısı: 374) Havaaraçlarında İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesini Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

8.- (S. Sayısı: 375) Yasa Dışı, Kayıt Dışı ve Düzenlenmemiş Balıkçılığı Önleme, Caydırma ve Ortadan Kaldırmaya Yönelik Liman Devleti Tedbirlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

9.- (S. Sayısı: 376) Gemilerdeki Zararlı Organik Tutunma Önleyici Sistemlerin Kontrolüne İlişkin Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, eğitim kurumlarında kadın ve erkek mescidi bulunmasını öngören yönetmelik değişikliğine ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15423)

2.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Bingöl’de özel bir sürücü kursunun ruhsatının iptal edilerek kapatılmasına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15424)

3.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Çanakkale Bayramiç’te bir lisede görevli Kur’an dersi öğretmeninin öğrencilere şiddet uyguladığı iddiasına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15425)

4.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, TEOG sınavlarına ve fen ve anadolu liselerinin kontenjanlarının azaldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15426)

5.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, yurt dışında bulunan Bakanlığa bağlı okullara ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15427)

6.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara Haymana Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi binasının tadilatına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15428)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir anadolu imam hatip lisesi tarafından hazırlanan broşürdeki bazı ifadelere ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15429)

8.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, İzmir’in Buca ilçesinde bulunan bir ilkokulun kapatılmasına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15431)

9.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, Ordu ili ve ilçelerinde ilk ve ortaöğretim başarı oranına, sınıf öğretmeni kadrosu dışında yapılan görevlendirmelere ve eğitimde yaşanan sorunların incelenmesi ve çözümüne ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15432)

10.- Şırnak Milletvekili Leyla Birlik’in, Cizre’de Dicle Nehri kenarındaki bir parkta bulunan ağaçların kesilmesine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15434)

11.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın, Düden ve Kurşunlu şelalelerinin kuruduğuna dair tespitlere ve sebeplerinin araştırılmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15435)

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yurtlarda sağlık ve güvenlik tedbirlerinin artırılması amacıyla hazırlanan yönergenin 2019 yılına ertelenmesine ve mevzuata uymadığı tespit edilen yurtlarla ilgili işlemlere ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15756)

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yeni eğitim müfredatı ile yapılan değişikliklere ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15758)

14.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Bakanlığın ve bağlı kurum ve kuruluşların İzmir’e yönelik devam eden ve yapılacak olan yatırımlarına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15759)

15.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Bursa’nın Kestel ilçesinde bulunan Deliçay Deresi üzerinden aktarım hatları çekilerek OSB’ye su tahsisine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15761)

 

16.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Yeşilovacık Mahallesi’nde Orman ve Su İşleri Bakanlığına ait alanın özel bir şirkete kiralanmasına, yapılan inşaat çalışmalarına ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15779)

17.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, Ordu’da görevli bir ilçe milli eğitim müdürünün tasarrufları ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15867)

18.- Mersin Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar’ın, Mersin’in Silifke ilçesinde bir ilkokul müdürünün bir öğretmene tacizde bulunduğuna dair iddianın soruşturulmasına Kaymakamlığın izin vermemesine ve okullardaki taciz vakalarına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15868)

19.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Türkiye’de ambalajlı su sektöründeki büyümeye, firmaların denetimine ve vatandaşların sağlık koşullarına uygun suya erişiminin sağlanmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15869)

20.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Çanakçı Köyü’nün sulama göleti ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15870)

21.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, TRT’de ve bazı özel televizyon kanallarında Türk bayrağından elde edilen 15 Temmuz logosunun kullanılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15915)

22.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’da bazı Devlet okullarında ailelerden kayıt parası talep edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15954)

23.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, İstanbul’da bir ilkokulda kız çocuklarına gelinlik benzeri kıyafetler giydirilmesi olayının incelenmesine ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15955)

24.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, yeni müfredat değişikliğinin Atatürk ilke ve inkılapları ile laiklik ilkesi karşısındaki durumuna ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16232)

25.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, yeni ilköğretim ve lise müfredatı taslağını hazırlayan kurula ve görüş alınan kişi ve kuruluşlara ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16233)

26.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, yeni müfredatta Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin kapsamında yapılan değişikliklere ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16234)

27.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Polatlı Beştepe Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin taşınma gerekçesine ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16235)

28.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmesine yönelik bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16236)

29.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Ankara ilindeki Mehmet Akif Ersoy Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nin taşınmasının nedenine ve sahip olduğu değerli arazilerin akıbetine ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16237)

30.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 4+4 eğitim sistemiyle başka alanlara geçen ve 2014 yılından itibaren asıl branşına dönüş hakkı verilmeyen sınıf öğretmenleriyle ilgili bir düzenleme düşünülüp düşünülmediğine ilişkin sorusu ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/16238)

31.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir Odunpazarı Belediyesine tahsis edilen Kanlıpınar Göleti’nin DSİ’ye geçmesine ve piknik alanının ve çalışanların akıbetine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16242)

32.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, Muğla’nın Seydikemer ilçesindeki Boğalar Seki Barajı inşaatının durdurulmasına, yeni bir ihale yapılıp yapılmayacağına ve barajın faaliyete geçiş takvimine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16243)

33.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizli Tavas Devlet Hastanesi’nin ulaşım yolundaki bir kamulaştırma sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16244)

26 Ekim 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşimini açıyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz, belediye başkanlarının istifaları hakkında söz isteyen Ordu Milletvekili Sayın Seyit Torun’a aittir.

Sayın Torun, süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, belediye başkanlarının istifalarına ilişkin gündem dışı konuşması

SEYİT TORUN (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; belediye başkanlarının istifalarıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Öncelikle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye günlerdir bir hukuksuzluktan başka bir hukuksuzluğa savrulan bir süreç yaşıyor. Belediye başkanları zorla istifa ettiriliyor, etmeyen için İçişleri Bakanlığı göreve çağrılıyor, mahkeme, sanık sandalyesiyle tehdit ediliyor ve bunları kim yapıyor? Millet iradesinden bahseden ama aslında tek adamın iradesiyle yönetilen bir partinin genel başkanı. Her şeyde olduğu gibi bu da millete danışılmadan, hukuki çözüm aranmadan, tek kişinin iradesiyle yapılan hukuksuzluklardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Görüyoruz ki iktidar genel politikalardaki beceriksizliğini halk tarafından seçilen belediye başkanlarını değiştirerek örtmeye çalışıyor. Biz “adalet” derken aslında bunlar için de “adalet” diyorduk. Halkın iradesine saygı halkın seçtiği belediye başkanlarını istifaya zorlamakla olmaz.

Değerli arkadaşlar, günah keçisi ilan edilip zorla istifa ettirilen bu kişiler FET֒cü mü? Terör örgütleriyle bağlantısı mı var? Kayyum mekanizmanıza ne oldu? Yolsuzluk mu yaptılar? Yargı ne güne duruyor? İstanbul, Ankara talan edilirken, şehirler betonlaştırılırken tüm bunları kimin bilgisi dâhilinde yaptılar? Suçlu sadece bunlar mı? Referandum sonuçlarının sorumlusu mu bunlar? Halk, referandumda belediye başkanınıza mı “hayır” dedi.

Değerli milletvekilleri, on beş yılın sonunda genelde ve yerelde Türkiye'nin önünde ödenmesi gereken ağır ve kabarık bir fatura duruyor. Belli ki AKP Genel Başkanı fatura ödemek istemiyor, 2019 öncesi güya temiz bir sayfa açmak istiyor. Peki, ABD ilişkilerinden Orta Doğu politikasına, ekonomiden eğitime Türkiye’yi her alanda felakete sürükleyen AKP’nin Genel Başkanı değil midir? Onun her söylediğine biat eden, sadece onun doğrularını kabul edenler, devleti on beş yıldır yönetenler hesap vermeden temiz bir sayfa açılabilir mi?

“Millet iradesi” diyor ya, Türkiye’de şu anda yüzde 40’lık bir seçmenin oy verdiği belediye başkanı görevde değil, 101 belediye kayyumla yönetiliyor. Millete “Sen kimsin, senin iradeni ben tanımam.” diyor. Aslında hiçbir zaman millet iradesine saygı duyulmadı. Geçmişte kimleri tasfiye ettiğine bir bakın, zaman sizin için de çalışıyor.

Şimdi iktidar teftiş sopası gösteriyor. Sayın İçişleri Bakanı burada açıkladı, dedi ki: “İktidar-muhalefet ayrımı yapmadan belediyelerle ilgili özel teftiş başlattık.” Buyursun. Bizim hiçbir korkumuz yok, belediyelerimize güvenimiz tam. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler hiçbir zaman AKP’li belediyelerin battığı ve hesabını veremediği rant bataklığının bir parçası olmamıştır ve olmayacaktır. Belli ki birçok AKP’li belediyede görevden el çekmeyi gerektiren usulsüzlük, yolsuzluk ve FETÖ bağlantısı var. Niye istifa ettiriyorsunuz? CHP'li belediyeler için görevlendirdiğiniz müfettişleri o belediyelere de gönderin. Kapalı kapılar ardında pazarlıkla değil, hukukun kuralları içinde bunu yapsanıza.

AK PARTİ belediyeciliğinin ranta ve betona tapan şehircilik anlayışı iflas etmiştir. AKP belediyelerince yapılan uygulamaların kentlerimize büyük bir ihanet anlamına geldiğini zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da kabul etmek durumunda kalmıştır. Genel Başkanımız grup konuşmasında “İhanet hata değildir, yanlışlık da değildir.” demiştir. Bu ihanet hepimizin gözleri önünde yapıldı. Bizlerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının uyarılarına kulak asılmadı, göz göre göre kadim İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerimiz bir daha geri dönülemez biçimde tahrip edildi. Görünen o ki, yerelden başlayarak iktidara gelen AKP’nin sonunu da yerel hazırlamaktadır.

Genel Başkanımız grup konuşmasında bir çağrı yapmıştır. Çağrımızı Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bir kez daha yineliyoruz. Millî iradeye saygınız varsa, korkmuyorsanız, gelin, o iradeye saygı duyalım ve erken seçime gidelim, kentlerimizi yönetecek belediye başkanlarımızı tek bir kişi değil, halkımız belirlesin. Buradan erken yerel seçimle ilgili çağrımızı tekrar iletiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Torun.

Gündem dışı ikinci söz, Ezidilerin maruz kaldığı sorunlar hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sayın Feleknas Uca’ya aittir.

Süreniz beş dakika, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca’nın, Ezidilerin maruz kaldığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarih boyunca inançları nedeniyle göçe zorlanmış ve katledilmiş Ezidiler son olarak 3 Ağustos 2014 tarihinde ana yurtları olan Şengal’de barbar IŞİD çetelerinin saldırısına uğradı. Bu katliam dünyanın birçok ülkesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. IŞİD’in Şengal’e saldırısı sonrası Ezidilere yönelik katliam ve soykırım politikaları tüm dünyanın gündemine oturdu. Ezidilerin yaşadığı insanlık dışı uygulamalar pek çok kez raporlaştırıldı. Son olarak, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi katliamı soykırım olarak tanıdı ve IŞİD üyelerinin Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmasının önünü açacak bir karara imza attı. Ancak Ezidilere uygulanan son katliam Türkiye tarafından resmî olarak kabul edilmemiştir. Geçtiğimiz günlerde Hükûmetin sözcülüğünü yapan yandaş medya, Ezidi kadınların kafeslerde diri diri yakıldığı IŞİD’in elindeki Rakka kentinin özgürleştirilmesini absürt bir biçimde soykırım olarak niteledi. Ancak bütün dünyanın soykırım olarak kabul ettiği Ezidi kıyımı Türkiye’de hâlâ soykırım kategorisinde ele alınmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Ezidi güçleri YJŞ/YBŞ tarafından özgürleştirilen Şengal’in işgali bir kez daha gündeme gelmiştir. IŞİD’den sonra şimdi de Haşdi Şabi bölgeye yerleşmiş durumda ve Şengal bir kez daha soykırımla karşı karşıyadır. Fakat Şengal Ezidi’lerin ana yurdudur ve herkes buna saygı duymak zorundadır.

Ezidiler Türkiye’de hâlen mülteci veya misafir gibi herhangi bir statüye sahip değildir. Kaldıkları AFAD Midyat kampı ziyarete tamamen kapatıldığından yaşam koşullarından haberdar değiliz. Yaşam biçimi ve kültürü Ezidilik inancı üzerine kurulu olan bu özgün toplumun kampta dinî vecibelerini yerine getirip getirmediklerini dahi bilmiyoruz. Yaşam koşullarını yerinde incelemek için defalarca başvuruda bulunduğumuz hâlde AFAD Ezidilerin Midyat kampını ziyaret etmemize izin vermedi.

Ezidilerin sorunlarının tespit edilmesi, kimlik ve inançlarının korunması amacıyla 29 Temmuz 2016 tarihinde TBMM’nin ilk Ezidi milletvekilleri olarak Meclis araştırması açılması için önerge sunmuştuk. Söz konusu önerge Şengal Ezidi soykırımının 2’nci yıl dönümünde HDP grup önerisi olarak TBMM Genel Kurulunda tüm siyasi parti grupları tarafından tartışılmış ve önerge Genel Kurulun da oylamasına sunulmuştu ancak aynı önerge dört ay sonra, 17 Ekim 2017’de Meclis Başkanlığı tarafından “asimilasyon” ve “zulüm” ifadeleri gerekçe gösterilerek iade edilmiştir. Önerge üzerinde Genel Kurulda konuşulduktan sonra önergenin iade edilmesi, hem Meclis İçtüzüğü’ne hem de teamüllere aykırıdır. Tüm dünyanın Ezidilere uygulanan katliamı soykırım olarak kabul ettiği ve Şengal işgalinin bir kez daha gündemde olduğu bir süreçte, önergemizin on dört ay sonra iade edilmesi tesadüf değildi. Bu uygulama, AKP’nin Ezidilere yönelik sistematikleşmiş inkâr politikasının açık ifadesidir. Söz konusu politika, son AKPM kararında AKP üyesinin çekimser kalmasıyla da kendisini ifşa etmiştir. Bizler bu tutumu kabul etmiyoruz. Eski dinî inançların, kültürlerin mirasçısı Ezidilerin maruz kaldığı sorunların bir an önce çözüme kavuşması amacıyla, öncelikle Şengal Ezidi soykırımının resmî olarak kabul edilmesi için Meclisin derhâl harekete geçmesi gerekmektedir.

Son olarak, yaklaşık bir yıldır, başta eş genel başkanlarımız olmak üzere, milyonların iradesini temsil eden milletvekillerimiz hâlâ rehin tutulmaktadır. Bazı milletvekillerimize hukuksuzca cezalar verilerek vekillikleri düşürülmüştür. Böylece, halkın iradesini temsil eden milletvekillerimiz yasama faaliyetlerinden tamamen dışlanmıştır. Benzer şekilde, demokrasinin gereği olarak parlamenter sistem çatısı altında yürüttüğümüz çalışmalar sürekli engellenmektedir.

Hakkımda yurt dışına çıkış yasağına ilişkin mahkeme kararı olmadığı hâlde ve aynı zamanda Alman vatandaşı olmama rağmen, Almanya dâhil olmak üzere yurt dışına çıkışım fiilen engellenmektedir.

Sayın Başkan, bu Parlamentonun bir üyesi olarak, yasama çalışmalarının bir parçası olan yurt dışındaki faaliyetlerden men edilerek yurt dışına çıkışımın engellendiğinden haberdar mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

FELEKNAS UCA (Devamla) – Kaç milletvekilinin pasaportu iptal edilmiş ve yurt dışına çıkışı engellenmiştir. Yasama faaliyetlerine aktif olarak katılmamız amacıyla, bu hukuksuzluğun derhâl son bulması için Sayın Meclis Başkanının inisiyatif alması gerekmektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uca.

Gündem dışı üçüncü söz, cana kıyma ve intihar hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın İmran Kılıç’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun, süreniz beş dakika.

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, cana kıyma ve intihara ilişkin gündem dışı konuşması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan, Yaratıcı’nın şaheseri, başyapıtıdır; ruh, beden ve akıldan müteşekkildir. Bedenimiz en mükemmel organlarla örülmüş, aklımız ve ruhumuz ulvi yeteneklerle donatılmıştır. Vücut gemi, akıl kaptan, ruh dümendir hayat denizinde.

İnsan saygın bir varlık olup onlar arasında insan olma bakımından herhangi bir fark yoktur; eşit hak ve görevlere, kıymet ve değerlere sahiptirler. Allah insanlara kendi ruhundan üflemiş, onları meleklerden bile üstün, şerefli bir yere yüceltmiştir. İnsan büyük bir âlem, kainatın özü, özeti, göz bebeği ve baş tacıdır. İnsanların birçok dokunulmazlıkları yanında, hayat hakkı ve can güvenlikleri de dokunulmazdır ve korunmuştur. Hayatın korunması için gerek İslam gerekse de diğer bütün sistemler maddi ve manevi tedbirler almışlardır. “Kim bir insanın hayatına son verirse o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birisini hayatını kurtararak yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.” Maide suresi, 2’nci ayet.

Hiçbir kimseye hem başkalarının hayatına son verme hem de kişilere yaşama haklarını kendi elleriyle yok etme demek olan intihar hakkı verilmemiş, öldürme ve intihar büyük suç ve günah sayılmış, karşılığında dünya ve ahirette ağır cezalar öngörülmüştür. Cana kıyma ve intihar pek çok insanın nefret ettiği, kötü bir olay olarak gördüğü ancak yine dünya üzerinde saniyelerle ölçülecek zaman dilimi içerisinde birçok kişinin karşı karşıya kaldığı ve teşebbüs ettiği bir olgudur. Bu konu aynı zamanda psikolojik bir mesele olup bazen isteyerek bazen de hata ve kaza sonucu meydana gelebilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu olgu, toplumun manevi, sosyal, psikolojik ve ekonomik yapısının önemli göstergelerinden birisi olup çok değişkenli bir olaydır. Dünya ve ülke genelinde cana kıyan ve intihar edenlerin sayısı, nedeni ve şeklinin bilinmesinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Günümüzde insanlık genelinde cana kıyma ve intihar hadiseleri sosyal bir afet hâlini almıştır. Cana kıyma ve intihar olaylarının nedenleri arasında… Durkheim’e göre fert ile toplum arasındaki bağların gevşediği, kişide manevi ve ahlaki yapının sarsıntıya uğrayıp dirençsiz kaldığı ortamlarda bu eğilimler daha da artar.

Dünya ve ülkemiz genelinde bu konuyla ilgili olarak yapılan birçok araştırma ve istatistik sonuçlarına vakit yetersizliğinden dolayı değinemeyeceğim.

İslam dini, cana ve onun korunmasına çok büyük bir önem vermiş, hem başkalarının hem de kendimizin canına kıymayı kesinlikle yasaklamıştır. Canlar bize sahibi adına yüklenen en büyük emanettir. Hiç kimse bu emanet üzerinde dilediğini yapmaya yetkili de değildir. Gelmiş geçmiş bütün semavi dinlerin günümüze kadar ortak taşıdığı özelliklerinden birisi nefsi, canı korumaktır. Bu, insanlara yüklenen en önemli sorumluluktur. Gözyaşı ve kanın rengine bakılmaz. Terörün dini, milliyeti, ırkı olmaz. Canlara hürmet edip korumak imanın gereğidir, insanlığın icabıdır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

Sayın milletvekilleri, şimdi on beş sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Engin, sizinle başlayalım.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, tüm partilere emeklilerin bekledikleri intibak düzenlemesinin bir an evvel yapılması çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ömürlerini ülkemizin refahı ve kalkınması için çalışarak geçirmiş olan milyonlarca emeklimiz, çok zor ekonomik koşullarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Yapılan bir araştırmaya göre ülkemiz emeklilik gelirinin yeterliliği bakımından 49 ülke arasında 42’nci sırada yer alıyor. Hâl böyleyken emeklilerimiz emeklilik günlerinin tadını çıkarmak yerine geçim derdiyle iş aramakta, artan işsizlik ve ekonomik durgunlukta iş bulabilirlerse çalışmaktalar.

Emeklilerimizin çilesi bununla sınırlı değil, milyonlarca emeklimiz 2000 yılı öncesinde emekli olan vatandaşlarımıza yapılan intibak zammı düzenlemesinin 2000 ve sonrasında emekli olanlara da yapılmasını ve mevcut adaletsizliğin giderilmesini talep ediyorlar.

Buradan tüm partilere sesleniyorum: Gelin, emeklilerimize bekledikleri intibak düzenlemesi müjdesini bir an evvel verelim.

BAŞKAN – Sayın Ceritoğlu Kurt…

2.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, Çorum’da yürütülen “Laçin’de Fırsat Var Projesi”ne ilişkin açıklaması

LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben de ilim Çorum’daki Laçin’de Fırsat Var Projesi’ni anlatmak istiyorum. 3 bin nüfuslu Laçin ilçemizde kadınlarımız, Avrupa Birliği fonlarıyla aldıkları eğitim sonrasında gezen tavuk ve örtü altı seracılığıyla ilgili -önce eğitimlerini tamamladılar- neyi nasıl yapacaklarını öğrendiler, şimdi de bir araya gelen öğrenciler, teyzeler, anneler hepsi birlikte bir kooperatif kurdular ve kooperatifleriyle iç piyasaya, ilçelerine ve şehrin diğer kısımlarına, zincirlere gezen tavukları ve örtü altı seracılığıyla yetiştirdikleri sebzeleri satıyorlar. Biz aradığımızda, ihtiyacımız olan tavuğu, yumurtayı istediğimizde de “Kalmadı Sayın Vekilim.” diyorlar. Ben bu mutluluğu tüm ilçelerimizde yaşamak istiyorum, onların gözlerinin mutluluğunu ve öz güvenlerini de hissettirmek istiyorum. Sizinle paylaşmak istedim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Yaşar…

3.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Zeytinburnu Belediyesine bağlı Kente Uyum biriminde mültecilere yönelik entegrasyon çalışmalarına ilişkin açıklaması

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de bugün size Zeytinburnu Belediyesine bağlı Kente Uyum biriminde mültecilere yönelik entegrasyon çalışmalarından bahsetmek istiyorum. Burada mültecilere sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmetinin yanında, çocukların asimile olmadan entegre olmalarına yönelik uyum okullarına devamları sağlanmaktadır. Merkezde gerçekleştirilen spor ve sanat faaliyetleriyle Türk çocuklarla bir araya getirilerek beraber yaşama bilinci ve kaynaşmaları amaçlanmaktadır. Proje kapsamında kadınların hobi atölyesinde yaptığı çalışmalardan bir marka oluşturuldu. Markanın adı Kar Serçesi, bu marka bir kadın el emeğinin ürünüdür. Suriye’de yaşayan 20 milyon insandan bugün sadece 6 milyon insan topraklarını terk etmiştir, bunun 2,5 milyon kadarı da bizim ülkemizdedir. Bu kardeşlerimizin hikâyesi bulundukları toprakları zor terk eden kar serçelerinin hikâyesidir. Buradan kar serçelerine, göçmen kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Onlara ev sahipliği yapan Zeytinburnu Belediyemize de teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak...

4.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Uluslararası Şeffaflık Derneğinin 2016 Yolsuzluk Algı Endeksinde Türkiye’nin 75’inci sırada yer aldığını açıkladığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uluslararası Şeffaflık Derneği, yolsuzluk algı indeksinde Türkiye'nin geçtiğimiz yıl 9 sıra gerileyerek 176 ülke içinde 75’inci sırada yer aldığını açıkladı. Başbakanın 2018 yılı için şaşaa ve debdebenin bittiğini söylediği, Sayın Babacan’ın partinin adına “AK” deyip şeffaflık ve yolsuzluğa ilgisiz kalınamayacağını belirttiği, Sayın Arınç’ın taşıttan binaya israf olduğunu açıkladığı bir iklimde bu ifadeler ekonominin iyi yönetilemediğini gösteriyor. Kuvvetler ayrılığı, şeffaflık, bağımsız kamu denetimleri sadece birer araç değil, ağır bedellerle, acı tecrübelerle geliştirilmiş demokratik unsurlardır. Bunları tahrif etmek ya da denetimlerden kaçınmak ülkemize ve çocuklarımızın geleceğine en büyük ihanettir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

5.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kitabı “Seher”in halktan büyük ilgi gördüğüne ve halkı 4 Kasım Cumartesi günü Beylikdüzü TÜYAP Kitap Fuarı’nda yapılacak imza gününe davet ettiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Cezaevine konulan ama hapsedilemeyen Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın kitabı “Seher” halktan büyük ilgi gördü. Bunun bir sebebi kitabın çok güzel olmasıyken bir sebebi de Demirtaş’a olan özlemdir çünkü Seher, sadece yirmi günde tam 100 bin adet basıldı. Sayın Demirtaş’ın kitabı Seher, 4 Kasım Cumartesi günü yani tam da evinden alınıp hukuksuzca tutuklandığı günün yıl dönümü İstanbul Kitap Fuarı’nda olacak. İstanbul’da yaşayan halkımızı şimdiden 4 Kasım Cumartesi günü saat 15.00’te Beylikdüzü TÜYAP Kitap Fuarı’nda yapılacak imza gününe davet ediyorum. Burada aralarında milletvekilimiz Sayın Sırrı Süreyya Önder’in de olacağı, değerli yazar ve şairler Sayın Demirtaş’ın kitabı “Seher”i imzalayarak okurlarına takdim edeceklerdir.

Bir kez daha söylüyorum: Bu ülkede onurlu bir barış için en çok çabalayan siyasi lider Sayın Demirtaş tutuklanabilir ama hapsedilemez.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

6.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, dijital arşivciliğin öneminin arttığına ve Dünya Görsel İşitsel Miras Günü’nde etkinlik gösteren tüm kuruluşları saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde, daha çok bilgi, ses, fotoğraf ve görüntünün saklanabilmesi için dijitalleşmenin zorunlu hâle gelmesi dijital arşivciliğin önemini artırmıştır. Basın-yayın kuruluşlarının haber, fotoğraf ve görüntü arşivlerinin özellikle tarihimize büyük katkısı vardır. 6 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşundan iki hafta önce kurulmuş olan Anadolu Ajansı Türkiye'nin ilk millî kurumudur. Bugün anonim şirket hâline getirilerek yarı resmî bir hüviyete kavuşana kadar resmî bir ajans olarak faaliyet göstermektedir. Günümüzde, konu sorgulaması istenilen fotoğraf ve kayıtlara ulaşmak mümkün. Her geçen gün teknoloji gelişmekte, bu da kişilerin kendi arşivlerini oluşturmasına ve tarihe katkıda bulunmasına imkân vermektedir. Dünya Görsel İşitsel Miras Günü’nde etkinlik gösteren tüm kuruluşları saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sürekli…

7.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, 26 Ekim Hasta Hakları Günü’ne ilişkin açıklaması

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün 26 Ekim Hasta Hakları Günü. Ülkemizde sağlık alanında büyük reformlar yaptık. Bunun sonucunda da hasta memnuniyeti 2002 yılında yüzde 39 iken 2017’de bu oran yüzde 76’ya ulaşmıştır. Seçim bölgem olan İzmir ilimizde Hasta Hakları İl Koordinatörlüğüne bağlı toplam 326 birim bulunmaktadır. İzmir’de 2016 yılında hasta hakları birimine 5.732 başvuru yapılmış olup 5.350’si yerinde çözülmüştür. 2017 yılı Ocak ayından bugüne kadar ise toplamda 4.416 başvuru yapılmış olup bunlardan 4.071 başvuru yerinde çözümlenmiş, 150 başvuru ise Hasta Hakları Kurulu tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır. Vatandaşlarımızın sağlığı, huzuru ve mutluluğu için çalışmaya devam edeceğimizi belirtiyor, bu vesileyle tüm hastalarımıza da acil şifalar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın İlgezdi…

8.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, 8 Mart 2012’den bugüne terör saldırılarında kaybedilen asker ve polislerle ilgili sorusuna Millî Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabına ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Dört yıl önce dönemin Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 1 Ocak 2002-8 Mart 2012 tarihleri arasında gerçekleşen terör saldırılarında 914’ü güvenlik görevlisi, 449’u sivil, toplam 1.363 vatandaşımızın şehit olduğunu açıklamıştı. Öncelikle, aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

Ben de şimdiki Bakan Sayın Canikli’ye 8 Mart 2012’den bugüne terör saldırılarında kaybettiğimiz asker ve polislerimizi sordum ancak gelen cevap tam anlamıyla bir skandal. Bakanlığın verdiği cevapta “Şehit sayıları her gün basında çıkıyor, oradan öğrenebilirsiniz.” deniliyor. Bu ne ciddiyetsizlik? Bu cevap sadece millî iradeye değil, aynı zamanda vatan uğruna toprağa düşen tüm şehitlerimize de yapılan bir saygısızlıktır.

Sayın Bakanın şehitlerimize ilişkin bir açıklama yapmamasının sebebini öğrenmek istiyorum. Bir vahim tabloyu mu gizlemeye çalışıyorlar, bilmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın İrgil…

9.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Sağlık Bakanlığına ek atama sözünün bir an evvel yerine getirilmesini beklediğine ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Bildiğiniz gibi, daha önceki Sağlık Bakanımız ek atama sözü vermişti sağlıkta atanamayan sağlık personeli için. Geçtiğimiz haftalarda bu, Mecliste dile getirilmiş ve Bakan ekim ayı sonuna kadar bu sözün tutulacağını söylemişti. Yine, 2018 yılı bütçesi görüşülürken yapılacak olan sağlık atamalarıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu kadar sağlıkçıya ihtiyaç duyulan dönemde sağlık atamalarının bir an önce yapılmasını diliyoruz. Bu nedenle, sağlıkta atanamayan insanlar yani TÜRK SAĞLIK-SEN, Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği, Çevre Sağlığı Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Derneği, Türkiye Elektronörofizyoloji Platformu, Diplomalı Tıbbi Sekreterler Derneği, Fizik Tedavi Teknikerleri Derneği, Türkiye Diyetisyenler Derneği, Tıbbi Laboratuvar Platformu ve Ebeler Derneği 8 Kasım Çarşamba günü bu konuyu dile getirmek ve gündeme getirmek için buluşacaklar.

Ben Bakandan, bu 8 Kasımdan önce atama sözünün ve müjdesinin verilerek bunun bir protestoya değil, teşekkür toplantısına, mitingine dönüşmesini rica ediyorum. Sağlık çalışanlarına verilen sözlerin, ek atama sözünün ve 2018’deki yeni atamaların da bir an önce ifade edilmesini ve söylenmesini bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

10.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, esnafın kullanacağı işletme kredisi limitinin artırıldığına ve esnafın yükünü hafifletecek vergiler konusunda da çok ciddi iyileşmelerin gerçekleşeceğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Toplumumuzun taşıyıcı omurgası olan esnafımız, ekonomimizin temel taşı, güvenlik kapısı, birliğimizin sigortası, kardeşliğimizin teminatı olarak ülke ekonomimize güç katmaktadırlar. Büyüyen Türkiye'nin belkemiği olarak gördüğümüz esnaflar üretiyor, istihdam sağlıyor, ekonomiyi ayakta tutuyor, unutulan sanatları yaşatıyor.

Bugün 450 bin esnafımız ucuz kredi kullanma imkânına sahip. Kredi sınırı 2002’de 5 bin lira iken şimdi 150 bin lira kredi desteği veriliyor. Başbakanımızın esnafımıza verdiği müjdeyle esnafın kullanacağı işletme kredisi limiti 150 bin liradan 200 bin liraya çıkarılıyor. Esnafımız iş yerini satın almak isterse 500 bin TL krediyi on yıl vadeyle alabilecek. Esnafımızın yükünü hafifletecek vergiler konusunda da çok ciddi iyileşmeler gerçekleşecek. Bu gelişmelerin esnafımıza, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

11.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Nevzat Kösoğlu’nun Erzurum’un sembol isimlerinden olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, her şehrin sembol isimleri vardır. O adın karşılığı o şehirdir, şehrin değerleridir, dikkatleridir, şehrin kimliğidir. Asaleti olan kentleri onlar ifade eder. Onların ad ve eserleriyle tarifini bulur o beldeler, başka söze hacet kalmaz. Böyle bir ismi bugün dikkatlere sunmak istiyorum; Nevzat Kösoğlu, dadaş, eski Erzurum Milletvekili, mütefekkir, millî, yerli düşüncenin emsalsiz ismi. Her şehrin, yüreği yüksek değerler için atan, beyninde irtifasına erişilmesi zor endişelerin fırtına kopardığı arifleri vardır, Kösoğlu da Erzurum’un ariflerindendi, onu öyle tanıdık. Vakarı, gururu, edebi ve haysiyetiyle tam bir dadaş, tam bir Erzurumlu, tam bir Erzurum. O, dadaşça değerlerin oluşturduğu Erzurum efkârının baş barıydı. Erzurum’un zirvelerindendi, lekesiz ve temizdi. Fatihalar, Yasin-i şerifler aziz ruhuna olsun. Mekânı cennettir inşallah.

BAŞKAN – Sayın Türkmen…

12.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Türkiye’de işsizlik oranının en yüksek olduğu kentler arasında olan Adana’nın bu sorununun giderilmesi anlamında bir proje olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Türkiye’de işsizlik oranının en yüksek olduğu kentler arasında olan Adana’mız ne yazık ki batık alacaklarla ilgili gerek bireysel kredi gerek kredi kartları ve ihtiyaç kredileri ve diğer kredilerde de zirvede. Adana şu anda emeklilerin maaşlarıyla geçinen bir kent durumunda. On beş yıldan bu yana iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisine sormak istiyorum: Adana’nın bu işsizliğiyle ilgili verecekleri bir cevapları, Adana’nın işsizliğinin giderilmesi anlamında uygulamak istedikleri bir projeleri var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Üsküdar ilçemizde 16 tane mahalleyle ilgili toplam 300 bini etkileyen geri görünüm ve etkilenme bölgelerinde kalan bir planlama var ve kentsel dönüşüme yönelik. Bu kentsel dönüşüme yönelik geri görünüm bölgesinde kalan Kandilli, Kuleli, Küçüksu, Yavuztürk Mahallesi, Kirazlıtepe. Bunların tapu sorunları var, imar sorunları var ve buralarda okullar yetersiz, sokak lambaları yanmıyor. Burada eğer gerçekten planlamayla bir rant gelecekse burada oturan insanların bu ranttan yararlanması lazım, bu rantın üçüncü şahıslarla paylaşılmaması lazım. Bu açıdan, Üsküdar ilçemizin 16 mahallesi bu anlamda büyük bir mağduriyet yaşamakta. Üsküdar ilçemizin bu mağduriyetini ne zaman gidereceksiniz? Büyükşehir Belediyesi sizde, Bakanlık sizde, Üsküdar Belediyesi sizde, Allah’tan korkmuyor musunuz, daha ne istiyorsunuz? Bu milleti mağdur etmekten keyif mi alıyorsunuz, zevk mi alıyorsunuz? İstanbul’da size en fazla oyu veren de yine Üsküdar. Yani burada ben bunu anlayamıyorum. Türkiye Üsküdar’dan idare ediliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …Cumhurbaşkanı Üsküdar’da, bakanlar Üsküdar’da. Yani sizden rica ediyorum. Sizin çocuklarınızın da iş yeri Üsküdar’da.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

14.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, devlete ve millete zarar veren müşteri ve kâr garantili yap-işlet-devret projelerinden vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sağlık Bakanına soruyorum: Şehir hastanelerinin yapılma şeklinin uygun olmadığını, müşteri ve kâr garantili hizmetlerin, iş ve finans garantili bu yatırımların gelecekte yurttaşlarımıza ve devletimize büyük yükler getireceği gerçektir. Sağlıkta özelleştirmeler yapılabilir, özel şirketlere teşvikler verilebilir ancak hizmetler verilirken devletin imkânları ve kaynakları ipotek edilemez, çarçur edilemez. Devlet, yaptırdığı yap-işlet-devret projelerinin uygulanmasında birçok imkânı devlete yük getirerek veremez, müşteri ve kâr garantisi de verilemez. Çalışma süresi biraz daha uzun tutularak devlete zarar vermeden bu işler yapılmalıdır. Artık devletimize ve milletimize zarar veren bu tür müşteri ve kâr garantili yap-işlet-devret projelerinden vazgeçin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Şimdi sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurun.

15.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Tekirdağ’ın Saray ilçesinde sel sularına kapılarak şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, 25 Ekim Ziya Gökalp’in vefatının 93’üncü yıl dönümüne ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Tekirdağ’ın Saray ilçesinde aşırı yağmur nedeniyle mahsur kalanları kurtarmaya giden asker ve polisleri taşıyan askerî aracın Galata Köprüsü’nde sel sularına kapılmasıyla bir askerimiz kaybolmuştu, bugün onun şehit olduğu haberi geldi. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailesine ve milletimize de başsağlığı diliyorum.

Yazar, toplum bilimci, şair ve siyasetçi olan Ziya Gökalp’in vefatının 93’üncü yıl dönümünde büyük Türk milliyetçisi olan Ziya Gökalp’i rahmetle, minnetle anıyorum. Ziya Gökalp, 48 yıllık ömründe acıların içinde yoğrulmuş, çökmekte olan devleti kurtarmak için o dönemin diğer aydınları gibi çözümler üretmeye çalışmış bir fikir adamıdır. Birçok çağdaşı, Türk aydını gibi Ziya Gökalp’in düşünsel yapısı üzerinde de Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecine girdiği dönemde baş gösteren siyasal, askerî, dinsel ve ekonomik sorunların derin izlerini görmek mümkündür. Bu etkilerin de tesiriyle Ziya Gökalp’in düşünce yapısı içerisinde ulusçuluk anlayışı önemli bir yere sahip olmuştur. Ziya Gökalp düşüncesinde Türkçülük ayrı bir yere sahiptir. Ziya Gökalp’in çalışmaları hep Türk toplumunun geçmişi, günü ve geleceğiyle Türk dili ve Türk kültürü üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu duygu ve düşüncelerle o bilimsel ahlakı, kültürel ve felsefi bir Türkçülük anlayışı ortaya koymuştur. Turancılık fikrinin savunucusu olan Ziya Gökalp’in Turan şiirinin son kısmını da buradan sizlere okumak istiyorum. “Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan / Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.”

Sayın Başkan, 29 Ekim 2017 Pazar günü cumhuriyetimizin 94’üncü yıl dönümünü kutlayacağız. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak başlattığı kurtuluş mücadelesi 29 Ekim 1923 yılında ilan ettiği cumhuriyetle aslında sonuçlanmıştır. Cumhuriyet Türk milletine bırakılmış en büyük miras ve vazgeçilmez bir değerdir. İşte bu değer bizleri ulusal bir devletin onurlu ve özgürce düşünebilen, eşit haklara sahip birer ferdi, devletin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta, ek sürenizi veriyorum.

ERHAN USTA (Samsun) - …tek ve gerçek sahibi hâline getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti egemen devletlerin merhamet ve müsamahasıyla kurulmamıştır, bağımsızlığını bir lütuf sonucu da elde etmemiştir. Türk milleti, dönemin küresel güçlerinin kendisine biçtiği esaret rolünü tüm haşmetiyle reddetmiştir. Cumhuriyet, vatanın bağımsızlığı ve milletin hürriyeti uğruna ölümü göze almış kahramanların Türk milletini ayağa kaldırma stratejisinin onur tacıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti temelini, egemenlik hak ve sınırlarını yüzyılları aşan bir tarih birikimiyle kendi millî değerleri üzerine bina etmiştir. Cumhuriyet yalnızca bir yönetim değişimi değil, köklü bir sosyokültürel gelişimin ve milletleşme sürecinin de dönüm noktasıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Sayın Yıldırım, buyurun.

16.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Şırnak Milletvekili Ferhat Encu’ya tedavi için hastaneye götürülmesi sırasında kelepçe takılmak istenmesine ve Meclis Başkanlığının bu konuyla ilgili tutumuna ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, maalesef, siyasi bir darbeyle tutuklanan ve yaklaşık bir yıl önce tutuklu olduğu hâlden bugüne kadar Kandıra Cezaevi’nde kalan Şırnak Milletvekilimiz Ferhat Encu’nun ciddi hastalıkları mevcut. Bu hastalıkların tedavisiyle ilgili, hastaneye gidiş için başvuruyor ancak kelepçeli götürülmek gibi bir dayatmada bulunulunca bu dayatmayı reddederek tedaviden imtina ediyor. Bu sorunu, milletvekili açısından onur kırıcı olan bu dayatmayı bir dilekçeyle Meclis Başkanına bildiriyor. Meclis Başkanı ise hepimizin utanacağı, evlere şenlik bir cevap yazıyor. Neymiş: “Millî iradenin temsilcileri olan milletvekilleri tek bayrak, tek vatan, tek devlet, tek millet bilinciyle ülkemizi daha ileri noktalara ulaştırma gayreti içinde olmalı ve olmaya devam etmelidir.” Ne alaka? Biri hasta, bir onursuzluk dayatılıyor; Meclis Başkanı ise o onursuzluğun üzerine, açık söylüyorum, çok onursuz bir yazı yazıyor. Bu Parlamentonun bir üyesine kelepçe dayatılacak ve bunu bir dilekçeyle bu Parlamentonun üyesi Meclis Başkanına bildirecek... Kaldı ki arkadaşımız bir kaymakama sözüm ona hakaretten tutuklu. Ne tek vatanı, ne tek milleti, ne tek dili, ne tek ülkesi; ne alakası var bunlarla? Utanıyorum, bu yazıdan, bu cevaptan bu Parlamentonun üyesi olarak utanıyorum. Bu Parlamentonun üyesi olan bir milletvekillinin onurunu korumayan Meclis Başkanı makamı işgal ediyordur. Üyesini korumayan, üyesinin onurunu korumayan, ona dayatılan insanlık dışı uygulamaya göz yuman ve ona hukuki kılıf bulmaya çalışan Meclis Başkanı bu vasfını yitirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, devam edin.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bunca değerlendirmeden sonra, kendisi hâkimmiş gibi, başsavcıymış gibi hükmü giydirdikten sonra “Bu başvurunuzun muhatabı Adalet Bakanıdır.” diyor. Kime ne anlatıyorsunuz? Bu Parlamentonun hâlâ üyesi olan bir milletvekili haksızca tutuklu, siyasi bir komployla cezaevinde olacak, ona kelepçe dayatılacak, bunu Başkanına iletecek, Başkanı tek dil, tek millet, tek vatan teraneleriyle bu konuyu geçiştirmeye ve buna yasal kılıf bulmaya çalışacak; bunu şiddetle kınıyorum ve Meclis Başkanı kendi Parlamentosunun üyelerine sahip çıkmayan, ona dayatılan onursuzluğa kılıf bulmaya çalışan bir noktaya kendini itmiştir diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Sayın Gök, size söz vereceğim ama…

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, tutuklu milletvekillerinin tedaviye kelepçeli götürülmeleri meselesinin uzun zamandır sorun olduğuna ve bu konuda Meclis Başkanıyla bir görüşme yapacağına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bu kelepçeli tedavi meselesi uzun zamandır aslında sorun olan bir mesele. Daha önce Hakkâri Mliletvekili Sayın Abdullah Zeydan’ın, yine, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Gültan Kışanak’ın, Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Çağlar Demirel’in de rahatsızlandığı ancak kendilerine kelepçe dayatıldığı için tedavileri reddettiği yönünde bizlere de bilgi ulaşmıştı, şimdi aynı durumla sanırım Sayın Ferhat Encu karşı karşıya kalmış ve Sayın Meclis Başkanına bir yazı göndermiş. Sayın Ahmet Yıldırım’ın okuduğu cevabı açıkçası hani ben de çok doğru bulmadığımı ifade etmek isterim ve bu konuyla ilgili Sayın Meclis Başkanıyla bir görüşme yapacağım Sayın Yıldırım, hem kelepçesiz bir tedavi yönteminin hayata geçmesi konusunda hem de verilen cevaplarda daha dikkatli olunması gerektiğini görüşeceğimi belirtmek isterim.

Sayın Gök, buyurunuz.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, Türkiye’de “adalet” kavramının giderek yara aldığına ve tutuklamaların sanıklar için âdeta bir ceza aracına dönüştüğüne ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pazar günü cumhuriyetimizin 94’üncü kuruluş yıl dönümünü kutlayacağız. Cumhuriyetimiz kutlu olsun. Cumhuriyetimizi bize armağan eden Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm cumhuriyet kadrolarını saygıyla, minnetle andığımı ifade etmek istiyorum. Onların açtığı yoldan Türkiye, bugün uygar dünyayla bütünleşmenin ve beraber olmanın mücadelesini veriyor. Eğer cumhuriyet kurulmasa Mustafa Kemal Atatürk’ün laik Türkiye üzerine inşa ettiği Türkiye Cumhuriyeti bugünlere gelemezdi. Ne mutlu ki Mustafa Kemal Atatürk gibi bir liderimiz var ve tüm aksaklığına rağmen bir cumhuriyete sahibiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de adalet kavramı giderek yara alıyor. Tutuklama, tüm sanıklar için âdeta bir ceza aracına dönüştü. Tutuklama bir istisnai tedbirdir ama öyle bir Demokles’in kılıcı gibi sallandırılıyor ki mahkemelerce sanıklar üzerinde, tutuklanan kişinin hem çevresinde hem Türkiye’de hem de kendi kamuoyunda bir anda suçlu ilan edilmesine neden olacak uygulamalar yaşıyoruz. Bakın, geçtiğimiz günlerde tutuklanan Büyükada’da toplantı yapan kişiler tahliye oldu, bir kısım gazeteciler tahliye oldu ama havuz medyasının manşetlerinde, sürmanşetlerle ajan gibi, provokatör gibi suçlamalara muhatap oldular. Ne hazin bir tablo. Yani bu insanların itibarları yok mu, bu insanların çoluk çocuğu, sevenleri yok mu? Şimdi, bir tutuklamayı siz böyle ceza gibi infaz eder ve herkesi baştan, peşinen suçlu ilan ederseniz, bu kişiler tahliye olsalar bile hayatları boyunca bir travma mutlaka geçireceklerdir. Dolayısıyla tutukluluğun, bundan sonraki uygulamalarda cezai bir müeyyide değil, tam tersine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – …tutuksuz yargılamaların esas alınacağı bir adalet sistemini Türkiye hızla yaşamalıdır; yaşatmalıyız bunu. Yapılan pek çok yanlışın faturası ne olacaktır Sayın Başkan? Bu insanların hak mahrumiyetlerini, cezaevinde geçen sürelerini, o yaşadıkları olumsuzların hesabını kim ödeyecektir? Birileri yanlış yapıyor, mahkemeler yanlış yapıyor, talimatlar, kararlar alıyorlar, havuz medyasında sürmanşetleri çıkartılıyor; oluyor size insanlar suçlu ama daha ilk mahkemede çöken iddianameler. Türkiye bu hukuksuzluktan, adaletsizlikten bir an önce kurtulmalı ve tutuksuz yargılamanın esas alınacağı bir süreci adalet dünyamızda mutlaka yaşamalıyız Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Bostancı, buyurun.

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, Tekirdağ’da sele kapılarak şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, 25 Ekim Ziya Gökalp’in vefatının 93’üncü, 10 Ekim Nevzat Kösoğlu’nun vefatının 4’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Pazar günü cumhuriyetimizin kuruluşunun 94’üncü yıl dönümü. Cumhuriyeti kuran kadroları, başta Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını, fikir arkadaşlarını, beraber hareket ettiği entelektüel kadroları, aynı zamanda, bu doksan dört yıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ni yücelten, taş üzerine taş koyan herkesi, bütün siyasetleri, milletin iradesi için, milletin refahı için, milletin barış ve esenliği için çalışan bütün kesimleri burada saygıyla anıyorum. Cumhuriyeti hepimizin el birliğiyle yükselttiğimiz bir ülkü olduğunu unutmamak gerekiyor.

Tekirdağ’da sele kapılarak şehit olan askerimize Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Ekim ayı içerisinde, 25 Ekim 1924 tarihinde Ziya Gökalp vefat etmişti, 10 Ekim 2013 tarihinde Nevzat Kösoğlu vefat etmişti. Her ikisi de milliyetçi siyasi ve entelektüel hareketin insanlarıdır, öncüleridir. Yusuf Akçura 1904 yılında “Üç Tarz-ı Siyâset”te İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık diye Osmanlı’nın son döneminde ve buradan cumhuriyete intikal eden fikrî ve entelektüel mecraları işaret etmişti. Bunlar birbirinden kesin hatlarla ayrılmış olan hareketler değildir. İslamcılık, milliyetçilikten ve Batıcılıktan; Batıcılık, İslamcılık ve milliyetçilikten; hepsi birbirinden alışverişleri olan ve nihayetinde temelde bu ülke nasıl kurtulur, halkımız daha fazla refaha nasıl kavuşur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - …önce Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl ayakta tutarız, daha sonra ise kurulan cumhuriyeti yüceltmek için ne tür roller üstlenmek gerekir, hangi program ve hedefler istikametinde davranmak gerekir tarzındaki sorulara cevap mahiyetinde teşekkül etmiş olan entelektüel ve siyasi hareketlerdir. Milliyetçilik Hareketi, Türkiye’nin hem sosyolojisinde hem siyasetinde son derece önemli, baskın, bütün siyasetlerde aşağı yukarı karşılığı olan bir damarı oluşturur. Rahmetli Gökalp’in “Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak” kitabını, “Bir Kavmin Tetkikinde Takip Olunacak Usule Dair” makalesindeki sosyolojik dikkatlerini, iktisadi gelişme için modern iktisadi kurumlara ve zihnî yapıya yapmış olduğu atıfları dikkatle takip etmek gerekir. Rahmetli Nevzat Köseoğlu hem bir fikir adamı ve entelektüeldi hem de haysiyetli bir mücadele adamıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Ben de kendisini yakından tanıma fırsatını bulmuştum. Bunlar memleketimizin ortak değerleridir. Allah’tan rahmet dilerken geçmişte yapıp ettikleri ve ortaya koydukları eserleri sadece bir kesimin değil, Türkiye’nin geleceğini hesaba katan bütün kesimlerin dikkatle takip etmesinin faydalı olacağı kanaatimi de ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlıkça, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın üyesi bulunduğu siyasi partiden istifasına ilişkin önerge yazısı (4/112)

BAŞKAN – İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın üyesi bulunduğu siyasi partiden istifa ettiğine dair dilekçesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımıza gelmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu’nun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu ve arkadaşları tarafından Hatay ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/235) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

26/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 26/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                        Erhan Usta

                                                                                           Samsun

                                                                        MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri: 

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu ve arkadaşlarının (10/235) esas numaralı Hatay ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergesinin görüşmelerinin 26/10/2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu.

Süreniz beş dakika Sayın Ahrazoğlu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hatay ilinin sorunlarını araştırmak ve bu sorunlara çare bulmak adına vermiş olduğum Meclis araştırması önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizleri izleyen medeniyetler şehri Hataylı hemşehrilerimi ve aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Suriye'deki iç savaş ve meydana gelen göç, Suriye'ye sınırı olan bölge coğrafyasını etkilemiştir. Suriye’yle 277 km sınırı olan Hatay ilimiz Suriye’deki iç karışıklıklardan en çok etkilenen illerin başında gelmektedir.

Hatay ili 2016 yılı itibarıyla 1 milyon 555 bin 165 nüfusa sahip olup ülkemizin 13’üncü büyük şehridir.

Hatay ilinin toprakları itibarıyla yüzde 54,7'si tarım arazisidir. Yoğun tarımın yapıldığı Amik Ovası’nda yazın kuraklık, kışın ise sel baskınlarından dolayı çiftçiler verim alamamaktadır. Hatay, genellikle tüm çiftçilerin sulama için kullandıkları elektrik enerjisinden ve sulama ücretlerinden muzdariptir. Üretim girdisi olarak kullanılan akaryakıt ve diğer maliyetlerin yüksek olması büyük sıkıntılara yol açmaktadır. Ürün hasadı döneminde, özellikle pamuk, buğday, mısır gibi ürünlerin üretildiği dönemde yurt dışından yapılan ithalat ve bu ithalatlara konulmayan fonlar dolayısıyla çiftçiler mağdur edilmektedir, tefecinin eline düşürülmektedir. Ayrıca, on beş yıllık iktidarınız döneminde -Sayın Bakanımız da buradayken, Bakanımız gitmiş- Menzelet Barajı’nın hâlâ bitirilememiş olması, set yüksekliğinin tamamlanmaması, set yüksekliğine bağlı olarak kanalların yapılamaması, kapalı devre sulamaya alınmaması ve buna bağlı olarak Reyhanlı Barajı’nın desteklenmemesi Amik Ovası’nın tamamen sulanmasını engelleyecek. Bu yatırımların da bir an önce bitirilmesi gerekmektedir.

Hatay sahil yolu tamamlanamamıştır; Hatay’ın hem ticareti hem de turizmi açısından çok önemlidir.

Belen-Şekere’den başlayarak sonraki çevre yolu ile Arsuz ve Samandağ-Çevlik bağlantısının muhakkak yapılması ve bir an önce tamamlanması Hatay’ın turizmine ve ticaretine katkı sağlayacak ancak maalesef, bitirilememiştir, bitirilmesi de meçhul bir durumdadır.

Ayrıca, Payas’ta demir çelikle ilgili sektördeki işçilerin mağduriyetine devlet sahip çıkmalıdır.

Yerel yönetimler, Suriye’yle ilgili göçlerden dolayı yerel halka yardım yapma ve mevcut görevlerini yapma konusunda zorlanmaktadır. Bu göçlerden dolayı yerel yönetimlere de yardımların gönderilmesi elzemdir.

Ayrıca, Hatay’da “Medeniyetler Bahçesi” temasıyla düzenlenecek olan EXPO 2021 için Hatay’a gerekli katkıların muhakkak devlet tarafından yapılması Hataylılar tarafından beklenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Hatay ilinde en büyük sorun olarak görülen işsizlik problemi muhakkak çözülmeli. Ülkemizin her yerinde, özellikle de seçim bölgemiz olan Hatay’da Suriyeli işçilerin düşük ücretle çalıştırılması ve kayıt dışı olarak alınmasından dolayı orada yaşayan insanların işsizlik problemleri had safhayı bulmuştur.

İlimizde ihracata yönelik lojistik tamamen çökmüş durumdadır. Cilvegözü ve Yayladağı Sınır Kapılarının kapatılması ihracatla ilgili bütün beklentilerimizi nihayete erdirmiştir. Cilvegözü Sınır Kapısı’nın açılmasıyla bölge kısmen de olsa biraz rahatlayacaktır.

Ayrıca Samandağ, Yayladağı, Altınözü gibi ilçelerimizdeki tütün üreticisi çiftçilerimizin sorunları büyüktür. Tütünle ilgili muhakkak sıkıntılar giderilmeli ve tütünden elde ettikleri ürünü satma konusunda kendilerine gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Astana süreci kapsamında, ateşkesin tesisi ve insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ve yerlerinden edilen, evlerinden edilen insanların dönmesi için uygun şartları temin etmek maksadıyla İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi oluşturulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri Hatay sınırları içerisinden Cilvegözü Kapısı’ndan, Şeyh Berekat Tepesi ve Şeyh Akil Tepesi gibi yerlere konuşlandırılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilk etapta 8 gözetim noktası için çalışmaların sürdürüldüğü belirtilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Astana’da yapılan çalışmalar sonucunda, Türk Silahlı Kuvvetleri İdlib’de altı ay boyunca 14 ayrı noktada görev yapacaktır. İdlib bölgesinde yaklaşık 3 milyon insan yaşamaktadır. Bu nüfus içerisinde her milletten insan bulunmakla beraber Türkmenler de mevcuttur. Nitekim bölgede yerleşik olarak bulunan yani savaş öncesinde burada yaşayan Türkmenlerle birlikte Halep ve Humus bölgelerinden tahliye edilip göç ettirilen Suriye Türkmenleri İdlib bölgesi ve çevresinde yaşamaktadır.

Fırat Kalkanı harekâtı sonrasında bölgedeki çatışmasızlığın sürdürülmesi, insani yardımların sağlanması noktasında büyük önem taşıyan İdlib operasyonu, aynı zamanda Türkiye’nin sınır güvenliği ve olası bir terör koridorunun önlenmesi için de hayati önem arz etmektedir. Zira İdlib bölgesi Türkiye’nin sıfır noktasında bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Bir taraftan Bayırbucak, bir taraftan Afrin’e komşu bir bölge olması açısından son derece stratejik bir konumdadır. Olası terör koridorunun önlenmesi noktasında Afrin’deki PKK muhakkak yok edilmelidir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ahrazoğlu.

Şimdi, grup önerisi üzerinde diğer siyasi parti grupları konuşacak.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacaktır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP grup önerisi hakkında partim adına söz aldım. Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Hatay, evet, Türkiye’nin 15 büyük ilinden biri, bir kentin kendi geçimini idame ettirebilmesi ve kendine yetebilmesi için her şeye sahip bir kent. Şöyle ki tarım var, hayvancılık var, sanayi var, turizm var, ormancılık var, sınır ticareti var, gümrük gelirleri var, her şey var; dağ var, ova var, Amik Ovası var, Asi Nehri var; düşünün, bir ülkenin demir çelik üretiminin yüzde 40’ını karşılayan bir il. Buna rağmen, eğer o kentte yoksulluk var ise o kentte işsizlik var ise o zaman, o ülkede o kente dönük yaklaşım, idari sistem ve mantıkla ilgili bir sorun vardır. Hatay yerinden yönetilmediği sürece, bunca saydığım gelirlerine rağmen, gelirlerinin önemli bir bölümü o ile vergi olarak bırakılmadığı sürece, mevcut idari sistem içerisinde kendine yetebilmesi söz konusu olamaz. Çünkü bir il, kendini geçindirebilmek hatta artırabilmek için bütün yer altı, yer üstü zenginlik ve ekonomik kaynaklara sahip olduğu hâlde kendine yetemiyorsa sorun, idari sistemdir, yerinden yönetime ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesine şans tanınmamasıdır.

Partimiz, hem tüzüğünde hem programında hem de aktivitelerinde yerinden yönetimi öncelediği, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için çaba sarf ettiği için bugünkü siyasi iktidarın hışmına ve siyasi rövanşizmine uğramıştır. DBP’li belediyelere kayyum atamasının sebebi budur, yerinden yönetim talepleridir, kendi kent gelirlerinin önemli bir bölümünün o kente bırakılması isteğidir. Bunu yapmadığımız ve mevcut katı merkeziyetçi sistemle bu ülkeyi sürdürdüğümüz, işte, tek merkez yönetiminden tek parti yönetimine, tek parti yönetiminden tek kişi yönetimine doğru ülkeyi götürdüğümüz sürece yerel sorunların çözülebilmesi mümkün değildir.

Hatay da bunlardan biridir. Sadece Hatay mı? Bu ülkede birçok açıdan farklılıkları bünyesinde barındırmasına rağmen, kendine yetebilecek potansiyele sahip birçok ilimiz olmasına rağmen; açlığın, yoksulluğun, işsizliğin diz boyu olmasının temel sebebi de siyasi iktidarın ve idari sistemin getirmiş olduğu sorundur. Hatay, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ıyla, Hristiyan’ı, Müslüman’ıyla Nusayri’si, Sünni’siyle barış içinde yaşayan bir kent, emeğiyle kendini geçindirmeye çalışan bir kent ama mevcut idari sistemde iktidar yaklaşımlarından ötürü, kendini doyurabilmesi, bu sorunlarını aşabilmesi mümkün değildir diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Hilmi Yarayıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun, süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sevgi ve saygıyla Genel Kurulu selamlıyorum.

Son dönem uygulayageldiğiniz dış politikanın faturasını en ağır biçimde ödeyen Hatay’ın bir milletvekili olarak, Hatay’ın sorunlarını üç dakika içerisinde anlatmaya çalışacağım.

Sürekli zikzak yapan, dün söylediğinin ertesi gün tersini yapan dış politikalar neticesinde derinleşen Suriye krizi, yanı başınızda bir yangına, kanlı bir savaşa, iç savaşa dönüştü. Emperyalizmin körüklediği bu ateşe sizler de ne yazık ki gönüllü olarak körük oldunuz. Bunun bedeli, 416 bin sığınmacı ve başta Reyhanlı ve Cilvegözü patlamaları olmak üzere, ülkemizin dört bir yanında patlayan bombalarla yitirdiğimiz yüzlerce can oldu. Suriye’nin yangın yerine dönmesi yetmezmiş gibi, Yayladağı Sınır Kapısı’nın kapatılmasıyla yüzlerce lojistik firması kapısına kilit vurdu, yüzlercesi de bugün yarın iflasını açıklayacak kadar perişan bir hâlde. Yayladağı Sınır Kapısı’nı açın artık, ticaret yollarını açın ki insanlarımız evine ekmek götürsün. Yayladağı Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasıyla Hatay halkını cezalandırmaya son verin artık.

Değerli milletvekilleri, Hatay’da emeğiyle geçinen esnaf da sermayesini koyan sanayici de ihracatçı da lojistik ve turizm sektöründe çalışanlar da perişan hâldedir. Hatay demir çelik mamulleri, otomobil filtresi, tarım araç ve gereçleriyle, yaş sebze ve meyve üretim ve ihracatıyla ülkemizin ihracat üssüyken, bugün can çekişmektedir.

Değerli milletvekilleri, Hatay, 416 bin sığınmacının da tetiklediği çığ gibi büyüyen bir işsizlik sorunu yaşıyor. Yıllardır Suriye savaşının yükünü Hatay çekiyor. Bu yük, Hatay’ın tek başına çekeceği bir yük olmaktan çoktan çıkmıştır. Hatay’ın üretmeye, üretmek için de teşvike ihtiyacı var. Yüzde 42,8’le, en düşük iş gücüne katılma oranıyla Osmaniye ve Kahramanmaraş illeriyle aynı grupta yer almamıza rağmen, onlar 5’inci, biz 4’üncü teşvik bölgesindeyiz. Bu, Hatay’ın olması gerekenden çok daha az teşvik alması anlamına geliyor. Geçmek istediğimiz 5’inci teşvik bölgesiyle şehrimizin ekonomisi bir nebze olsun rahat nefes alacak; bu da her yıl 10 milyar dolar yatırım, yaklaşık 12 bin kişiye iş imkânı, işsizliğin yüzde 2 azalması demek. Hatay’ı teşvikte 5’inci bölge içerisine almazsanız Hatay artık nefes alamayacak bir hâle gelecek. Hatay’ı teşvikte 5’inci bölgeye alın ki gençlerimize yeni olanaklar açılsın. Hatay’ı 5’inci bölgeye almayarak Büyükşehir Belediye seçiminin intikamını almaya çalışıyorsanız şimdiden söyleyelim, başaramayacaksınız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yarayıcı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Hacı Bayram Türkoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi üzerine partimiz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Hatay deyince: Gerçekten, Hatay bir medeniyetler şehri, Hatay bir tarım kenti, Hatay bir sanayi kenti, Hatay bir turizm kenti, Hatay medeniyetlere beşiklik yapmış bir kentimiz. Biz Hatay’ımızın hak ettiği noktalara gelebilmesi için de sürekli bir çalışma içerisindeyiz, gayret içerisindeyiz.

Tabii, Hatay, şu andaki konumuyla Türkiye'deki en büyük 15 ilimizden biri; 1 milyon 550 bin esas nüfus ama 450 bin Suriye'den gelen vatandaşın Hatay’daki ikameti dikkate alındığında, şu anda 2 milyon gibi bir nüfusla karşı karşıya. Tabii, aşağı yukarı yüzde 20-25 oranındaki bu nüfus artışının ilimize verdiği sosyokültürel bir etkinlik var, farklılık var ama Hatay, şunu peşinen söyleyelim ki ciddi manada alkış tutturacak şekilde, bu gelen akraba topluluğuna karşı ensarlık görevini yapmıştır. Ben bütün hemşehrilerime bu manada teşekkür ediyorum.

Hatay’ımıza global bir bakış açısıyla baktığımız zaman, Türkiye'de ihracattan aldığı pay bakımından ve şu anda geldiği nokta itibarıyla Hatay, gerçekten, Türkiye'deki gelişmişlik endeksi ve seviyesine göre de ilk 10’lar içerisinde yer alan bir ilimiz.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – 19’uncu sırada.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – 8’inci sırada, iyi bak, 8’de.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Şu anda tarımda, destek konusunda, tarım ürünlerine destek veriliyor. Bölgemize narenciye üretimi bakımından baktığımızda, Türkiye'deki üretimin aşağı yukarı yüzde 30’u Hatay’da yani 1 milyon tonun üzerinde bir narenciye üretimi söz konusu. Bu sene narenciye fiyatlarımız oldukça iyi.

Tabii, Türkiye'de sorunlar yumağını ele aldığımız zaman, bir taraftan terör sorunu vardır Amanoslarda, amansız bir mücadele devam etmektedir. Yine, Suriye’yle olan komşuluk ilişkisi bakımından, şu anda Türk Silahlı Kuvvetlerinin İdlip’te Astana Anlaşması gereği orada bulunması, sınır kapılarımızdaki hareketlilik… Şu anda -bir hafta, on gün önce- Cilvegözü’nün açılmış olması yani şu anda sınır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – …ticaretinin devamı yönünde bir tedbir alınmış durumda. Diğer kapıyı da yakinen takip etmekteyiz. Tabii, Hatay her şeyin daha güzeline layıktır. Hatay’ın her konumda daha ileri seviyelere çıkabilmesi için yakından takip etmekteyiz.

Ben bu duygu, düşünceyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de biri israftan diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 26/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                             Muş

                                                                        HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

26 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından -5740 sıra numaralı- Türkiye'de biri israftan, diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 26/10/2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika, buyurun.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi, dışa bağımlı ekonomik sistemi nedeniyle küresel ve bölgesel gelişmelerden yüksek bir düzeyde etkileniyor. 2016 ve 2017 yıllarında bölgesel ve küresel belirsizlikler arttığı için, Hükûmet, bizatihi Başbakanın ifadeleriyle bu yılları “tasarruf yılı” olarak ilan etti. Binali Yıldırım “Son söyleyeceğim şey: Önce, milletten bir şey isterken kendimiz ne yapıyoruz ona bakmamız lazım.” dedi. “Devlet olarak 2017’de muazzam bir tasarruf yılı olacak, çok ciddi tasarruflar yapacağız.” diye devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Gelişen Sekiz Ülke toplantısında yaptığı konuşmada “Biz kendimiz rahat yaşayacağız diye insanların alın terini sömüremeyiz.” dedi.

Şimdi, bu sözler pek güzel ancak bu açıklamalara rağmen, 2017 yılının nisan ayında Türkiye, Cumhurbaşkanlığı sistemi referandumuna götürüldü. Bir tür seçim ekonomisi uygulandı, tasarruf yılı olmasına rağmen gidilen bu referandum ekonomiyi daha kırılgan hâle getirdi. Hükûmet tasarruf yılı söyleminin tam tersi uygulamaları hayata geçirdi, israf had safhaya ulaştı.

Şimdi bazı harcamalara bakalım. Ben çok net harcamaları size ifade etmek istiyorum. Cumhurbaşkanlığı sarayının garajındaki 268 aracın piyasa değeri, kasko bedelleri ve ihale dosyasındaki ek donanımları da eklendiğinde, yaklaşık 54 milyon liradır. 268 aracın değeri 54 milyon liradır. Yurttaşlarımız zamlı motorlu taşıtlar vergisini nasıl ödeyeceğini düşünürken Cumhurbaşkanlığının israf harcamaları kamuoyunda ciddi yankı uyandırmıştır. Açıktır ki biriken vergi yükü yurttaşları düşündürürken yine Cumhurbaşkanlığı ve 5 milyar lira vergi borcu silinen 3 şirketi ise hiç de düşündürmemekte, ilgilendirmemektedir.

Cumhurbaşkanlığına bağlı bin odalı sarayın yanı sıra, şimdi de Marmaris’te Okluk Koyu’nda Cumhurbaşkanına özel, 300 kişiyi ağırlayabilecek bir sarayın inşası gündemdedir.

Bunların yanı sıra, Sayıştay raporunda şu harcamalar açığa çıkmıştır: 2016 yılı için tüketime yönelik mal ve malzeme alımları kalemi 26 milyon 489 bin, temizlik giderleri 2 milyon 50 bin, gıda amaçlı ve mutfakta kullanılan tüketim malzemeleri ise bir yıl boyunca 1 milyon 216 bin 63 lira olmuştur. Bu duruma karşı, ülkemizde her 8 yurttaştan biri yani 10 milyon insan gıda, tüketim ve temizlik ihtiyacını tam olarak karşılayamamakta, sosyal yardımlara ihtiyaç duymaktadır. Açıktır ki itibar israfla değil, 2017 yılının ilk dokuz ayında yaşamını yitiren 1.410 emekçinin hayatını kurtarmak ve insanlara insani yaşam koşulları sağlamakla gerçekleşebilir.

Şimdi, yukarıda sayılan harcamalara karşın, Türkiye halkları büyük bir vergi yükünün altına sokulmakta, enflasyonla alım gücü düşmekte, işsizlikle yurttaşlar düzenli bir gelirden yoksun bırakılmaktadır. 2014’te yoksulluk oranı yüzde 15,1 iken 2015 yılında yüzde 15,8 olmuştur. Türkiye’de iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayamayanların oranı 35,8’dir. İki güne bir et, balık, tavuk yiyemiyor vatandaşlarımız.

Resmî açıklamalara göre işsizlik 10,5 ama yapılan araştırmalara göre 11,2. Ayrıca, 3 milyon 558 bin işsiz var ki bu rakamlara İŞKUR eliyle çalıştırılan stajyer, çırak kursiyeri -yani sahte istihdam dışında bu rakamlar- eklediğimizde 4 milyon 500 bin işsiz var bu ülkede. Genç işsiz oranı 19,8; genç kadın işsizlik oranı ise 27,5’a yükselmiş.

Şimdi, bu TÜFE verilerine göre, 2017 Ağustos ayında, en yüksek fiyat artışı 16,85’le yumurtada olmuş. Arkasından 12,84’le kayısı, 12,16’yla yeşilsoğan, 7,55’le limon, 6,6’yla tüp gaz, 5,87’yle süt, 3,87’yle beyaz peynir listede yer alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bunların hepsi yurttaşların gündelik zaruri ihtiyaçları ve bunları karşılayamıyor insanlarımız. Yani saray bütçesi ile pazar bütçesi arasında çok net rakamlarla ciddi bir açık bulunuyor. Eğer siz “tasarruf” diyorsanız, gerçekten tasarrufu önce sarayda yapmanız, buradaki harcamalara bakmanız gerekiyor. İktisatçı Mustafa Sönmez diyor ki: “Hem doların hem faizin yönü yukarı doğru ve zor bir kış olacak.”

Şimdi, arkadaşlar, bu zor kışların hep vatandaşlar için zor kışlar olmasını biz asla kabul etmiyoruz ve buna “hayır” diyoruz. O nedenle, bu kapsamda Türkiye’de biri israftan, diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması ve çözüm için yol haritası oluşturulması için verdiğimiz önergemizi de desteklemenizi bütün Genel Kuruldan rica ediyoruz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Önerge üzerinde gruplar adına ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tasarruf önemli bir konu. Hep iktisadi konuları tartışırken, konuşurken diyoruz ki: “Biz Türkiye ekonomisi olarak kaynak açığı veren, finansman açığı veren ve dış kaynağa bağımlı olan bir ekonomiyiz.” Dış kaynak bağımlılığının ölçütü nedir? Cari açık yani nihayetinde her yıl ekonominin dışarıdan kullandığı kaynak ne kadardır dediğimizde, net rakam olarak –brüt rakamları bunun çok yüksektir ama- dışarıdan kullandığımız kaynak cari açık miktarı kadardır. Bu yıl için cari açığın yaklaşık 40 milyar dolar civarında olması bekleniyor, geçmiş yıllarda bunun 70 milyar dolara kadar çıktığı dönemler oldu ama biraz büyümenin düşmesi, biraz petrol fiyatlarındaki düşüşle, bunların etkisiyle cari açık şu anda 40 milyar dolarlar civarında.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Dolar mı, lira mı?

ERHAN USTA (Devamla) – 40 milyar dolar.

On üç yılda, daha doğrusu on dört yılda Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda olduğu on dört yılda, 2003-2016 döneminde bizim yurt dışından bu şekilde kullandığımız net kaynak… Bakın, her yıl döndürmemiz gereken para değil, yoksa onun yıllık miktarı 200 milyar dolar civarında. Mesela bu yıl, önümüzdeki bir yıl içerisinde 205 milyar dolar finanse edeceğiz, yurt dışından 205 milyar dolar para bulacağız, borçlarımızı ödeyeceğiz; o ayrı bir şey ama net olarak kullandığımız kaynak yani cari açık toplamı tam 500 milyar dolar; 500,6 milyar dolar on dört yılda, bu yılı da sayarsak bu 540 milyar dolara çıkacak.

Şimdi, cari açığın tanımı ne? İktisat dersi vermiş gibi olmayalım ama tasarruf ile yatırım farkı. Yani tasarruflarımızdan… Tasarruf ne? Gelirimiz var, gelirimizin bir kısmını tüketiyoruz, transfer ediyoruz, harcıyoruz, ondan sonra kalanına tasarruf diyoruz. O tasarruflar karşılığında yatırım yapılıyor, bunun arasındaki fark da cari açık.

Şimdi, 500 milyar dolar cari açık verdiğimize göre bizim ya tasarruflarımız çok düşük ya da yatırımlarımız çok yüksek; ikisinden biri olması lazım matematiksel olarak, özdeşlik olarak. Yatırımlarımız yüksek mi diye bakıyoruz; sağ olsun TÜİK bu işleri düzeltti, hem yatırımı hem tasarrufu yıllardır uğraşıyorduk artıramadık, TÜİK bunları 10 puan civarında artırdı millî gelire oran olarak. Bunların tabii ki doğru rakam olduğunu varsayarak bunların üzerinden konuşuyoruz. Şimdi, yatırımlarımıza baktığımızda, yatırımlarımız bize benzer ülkelerin aslında -2016 yılı için söyleyelim- yaklaşık 3 puan altında. Yani tasarruf-yatırım açığı yatırımlarımız yüksek olduğu için değil, temelde ne için? Tasarruflarımız düşük olduğu için. Yine, 2016 yılı için bakıyorum, bize benzeyen ülkelerin yani gelişmekte olan ülkelerin ortalamasına baktığımızda tasarruflarımız onların 7,5 puan altında. Dolayısıyla problem, tasarrufların azlığı. Tasarrufları artırmak için de ya geliri artıracaksınız ya da tüketiminizi kısacaksınız.

Örneğin tüketim tarafına baktığımızda -burada tabii bunun temel sorumlusunun kamu olduğunu düşünüyorum ben de yine özel tarafı da var- tek bir rakam vereceğim: 2011 yılında kamu tüketiminin millî gelir içerisindeki payı yüzde 13,7 iken 2016 yılında bu 14,8’e çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – İlave bir dakika alabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Usta, tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bakın, “Tasarrufların artması lazım.” derken kamu, tüketimini artırıyor. Kaç puan? 1,1 puan üç yılda. 1,1 böyle küçük bir şeymiş gibi geliyor ama bunlar çok büyük rakamlar yani bunları 1 puan aşağı indirmek için yıllarca program uygulamanız gerekiyor. Rakam olarak da söyleyelim. Hani, Sayın Başbakan filan on yıllık nominal rakamları söylüyor ya, çok doğru bir şey değil ama onların izinden gidelim bir miktar. 2011 yılında kamu tüketimi 191 milyar TL iken 2016 yılında 387 milyar TL’ye çıkmış, kamu tüketimi 191’den 387’ye… Orta vadeli program rakamlarıdır, devletin rakamları.

Şimdi, dolayısıyla yapılması gereken şey, kamunun kendisine çekidüzen vermesidir. Bunun mutlaka yapılması lazım, dışa olan bağımlılığımızın azaltılması açısından veya yatırımlar için ayıracağımız kaynakları artırmak açısından kamu tüketiminin azaltılması lazım, bu yönde programlar uygulanması lazım. Orta vadeli programda bunu çok fazla göremedik maalesef ama önerilerimiz bu çerçevede olacaktır bizim de.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Faik Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ekonomiyi görüşmek amacıyla verilen önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ekonomik dengelerimiz altüst durumda. TÜİK’in rakamları ile vatandaşın hâlipürmelali her geçen gün biraz daha ayrışıyor. Daha dün gece benzine 9 kuruş zam geldi. Bu sabah vatandaşımız arabasının deposunu doldururken koyduğu benzinin 1 litresini yapılan bu zamma kaptırdı. İşsizlik, enflasyon çift haneli rakamları gördü. Artık hedef de veremez hâle geldiniz. Orta vadeli programda “2018’de 1 doların değeri 3 lira 73 kuruş olacak.” demişsiniz, oysa dün akşam dolar 3 lira 80 kuruşu gördü, bu sabah itibarıyla dolar 3 lira 75 kuruş. Mürekkebi kurumadan orta vadeli programın dolar cinsinden tüm hedefleri çöpe gitti.

Yıllardır Adalet ve Kalkınma Partisini uyardık, “El atına binen tez iner.” dedik; dinletemedik. Bugün ekonominin sıcak para bağımlılığı en büyük risklerden biri hâline geldi. Ağustos itibarıyla Türkiye'nin kısa vadeli dış borcu yani sıcak para stoku 112 milyar dolar, Merkez Bankasında ise kasada sadece 90 milyar dolar döviz rezervimiz var. On dört yıl aranın ardından ilk kez toplam dış borç ülke gelirinin yarısını aştı, bu yılın ikinci üç ayında yüzde 52’ye ulaştı.

İktidar partisinin Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı faizleri düşürmek için her gün sarayda toplantılar yapıyor, sağa sola emirler yağdırıyor ama faizler kendisini dinlemiyor, alıp başını gidiyor. Yılbaşında yüzde 8,3 olan Merkez Bankasının piyasaya para verirken uyguladığı faiz, şimdi yüzde 12’ye dayandı. Faizler 2009 krizinden bu yana en yüksek seviyelerini gördü. Faizlerin dibe vurduğu küresel koşullarda biz sıcak paraya tefeci faizi öder hâle geldik. Faizi düşürmek mi istiyorsunuz, reçete belli arkadaşlar: Her şeyden önce sırtınızı sıcak paraya yaslamaktan vazgeçeceksiniz. Victor Hugo’nun “Borç köle olmanın başlangıcıdır.” sözünü kulağımıza küpe yapacağız. Bütçemizi ve dış ödemeler dengemizi sağlam tutacağız, o zaman faiz düşer; emirle faizi düşürmeyi hiçbir ülke bugüne kadar başaramadı arkadaşlar. Bu kadar borcunuz varsa saydam olmak zorundasınız, millete ve adalete hesap vermekten kaçmamalısınız. İçeride vermekten kaçtığınız hesabı dışarıda vermek zorunda kalırsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Oy alacağım diye dış politikayı iç siyaset malzemesi yapmayın. Bağırmak çağırmak dışarıda marifet değil arkadaşlar, lafını dinletebilmek marifet; aksi takdirde ülke riskini artırıp faizi de kuru da azdırırsınız. Bunları yapamıyorsanız yabancı ülkelerin borç kamçısıyla bugünkü hâlde sizi eğip bükmesine fırsat verirsiniz, ülkenizi dış borca ezdirir, dış politikanızı başka ülkelere teslim etmek zorunda kalırsınız, bedelini de tüm milletimiz öder.

Sözlerimi tamamlarken Genel Kurulu ve bizleri izleyebilen vatandaşlarımızı bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztrak.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Sayın Mehmet Naci Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Cumhuriyet’in 94’üncü yılına giriyoruz pazar günü. 1923’ten 2017’ye bir hat çizin, Türkiye, kalkınma ve gelişme yolunda çok önemli mesafeler almıştır. Bunun, bu mesafenin fuleli adımlarla son dönemini de AK PARTİ iktidarı oluşturur. 2002’de AK PARTİ iktidara geldi, altı yıl sonra, 2008’de dünya küresel bir ekonomik krizle karşılaştı. Evet, bütün ülkeler birbirleriyle entegre, iktisadi, toplumsal ilişkileri var ve bir yerde kriz olduğunda, 1929 krizinden çok daha farklı bir şekilde, dalga dalga her yere yayılıyor. “Bu kriz bizi teğet geçecek.” diye ifade ettik; aynı şekilde, başka ülkelerle mukayese ederseniz Türkiye’nin krizden çok daha az etkilendiğini görürsünüz.

Türkiye’nin problemleri yok mu? Var. Popper’ın dediği gibi, hayat problem çözmektir. Hiç kimse problemlerin bittiği bir zaman dilimi düşünemez. Önemli olan, problem çözme iradeniz ve kapasiteniz var mı? Evet, Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarının problem çözme iradesi de vardır, kapasitesi de vardır. İster tasarruf oranları ister kalkınma ve gelişme, ithalat, ihracat, iktisadın hangi kalemine bakarsanız bakın iktidarın bu kararlı tavrını görürsünüz.

Bu konuları değerlendirirken Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile pazar yeri tezgâhı arasında bir kontrast oluşturup analitik muhakemeye yaslanmayan, daha çok siyasi propaganda dili üzerinden söylenen sözlerin, emin olun, halk nezdinde bir kıymeti olmaz. Cumhurbaşkanlığı orada, Beştepe’de Külliye; oraya giden yol belli, halkın iradesiyle seçilecek insanlar gidecekler ve orada Cumhurbaşkanı olacaklar.

MURAT EMİR (Ankara) – Seçimler mühürsüz, seçimler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Sayın Erdoğan da 2014’te aynı şekilde seçildi. Maalesef, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi aleyhine -tarihte birçok örnekleri vardır- kışkırtıcı bir propaganda dili dolaşıma sokuluyor. 1 liralık bardaklar 1 milyon lira, 3 bin liralık masalar 3 milyon lira şeklinde takdim edilerek buradan bir ajitasyon ve provokasyon çıkarılmak isteniyor. Buradaki sözler için söylemiyorum ama böyle bir dil var alanda, bunu yanlış buluyorum ve esasen cumhuriyete, demokrasiye ilişkin herhâlde üzerinde anlaşmamız gereken en temel unsurlardan biri müzakerelerin, bu tür tartışmaların rasyonel temelde yapılması meselesidir.

Türkiye’nin problemleri var, doğru ama Türkiye özellikle AK PARTİ döneminde çok önemli bir orta sınıflaşma yaşamıştır. Orta sınıfın kısa tanımı şudur: İnsanlar harcamalarını yaparlar, bunun üzerine tasarruf edebilirler. Türkiye’de çok güçlü bir orta sınıf vardır ve bunu sağlayan en önemli siyasi iradelerden biri AK PARTİ’dir, bunu unutmayalım. Dünyanın yaşadığı kriz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bir dakika…

BAŞKAN – Peki, buyurun, tamamlayın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Faizlerden bahsedildi burada. Faizlerin Türkiye’de en düşük olduğu zaman 2013’ün Mayıs ayıydı, yüzde 5’in altına inmişti. 2013’ten sonra neler olduğuna lütfen siz bakın, ben buradan söylemeyeyim; hangi toplumsal hareketlenmeler, hangi manipülasyonlar, hangi provokasyonlar sahnelendi ve Türkiye neler yaşadı ki bunların da maliyeti olarak faizler yükseldi? Eğer bunları doğru ve yerli yerinde değerlendirmez, siyasette kullanışlı araçlar olduğu düşüncesiyle farklı bir bağlama taşırsak emin olun, Türkiye’ye de bir faydamız olmaz.

Bu memleket hepimizin, problemleri değerlendirirken de ortak bir rasyo temelinde bakmanın doğru olacağını düşünüyorum. Çözmeye çalıştığımız problemlere ilişkin yine bu temelde söylenecek her söze açığız ama propaganda diline kapalıyız, onun alıcısının farklı olduğunu düşünüyoruz.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, muhalefetin sözünün topluma ulaştırılmaması için yapılan süre kısıtlaması kuralının iktidarı da süre yetmeme gerçekliğiyle karşı karşıya bıraktığına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, İç Tüzük değişiklikleri temmuz ayında yapılırken kürsü kullanımının sadece muhalefet açısından kısıtlanması, muhalefetin sözünün topluma ulaştırılmaması için özel çaba sarf eden iktidar aklı bugün, işte, kendisi de öneriler üzerine konuşurken söz yetiştirmeme gerçekliğiyle, süre yetmeme gerçekliğiyle karşı karşıya kaldı. Bu konuda bir kez daha bunu gözden geçirmelerini, ya değilse işte, sizin gibi, bütün gruplara eşit davranan ve sürelere mümkün olduğunca cevaz veren Meclis başkan vekillerine ihtiyaç duyacaklar diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, Türkiye’de biri israftan diğeri tasarruf ve yoksullaşmadan oluşan iki suretli ekonomik durumun araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.43

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, 26/10/2017 tarihinde Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, Ankaralıların ortak mülki niteliği EGO hangarlarının ihalesini alan Pasifik-Çiftay Ortaklığının alanda yapacağını duyurduğu projenin incelenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak ön görüşmelerinin 26 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

26/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 26/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                        Levent Gök

                                                                                           Ankara

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, Ankaralıların ortak mülki niteliğindeki EGO hangarlarının ihalesini alan Pasifik-Çiftay Ortaklığının alanda yapacağını duyurduğu projenin incelenmesi amacıyla 26/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1430 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 26/10/2017 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklama üzere, önerge sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika, buyurun.

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Oldukça tartışmalı, çekişmeli, şaibeli, antidemokratik, muhtemeldir ki kirli pazarlıklar üzerinden yapılan bir sonuçta Melih Gökçek’in cumartesi günü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığından ayrılacağını öğrenmiş bulunuyoruz. Biz elbette Melih Gökçek’in orada bir dakika bile oturmasına karşıyız ancak millî iradeye saygımız gereği de -ona yapılan da, başkasına yapılan da- antidemokratik her tür uygulamanın da karşısında olacağımızın bilinmesi lazım.

Sayın Gökçek’in cumartesi günü etkili, duygusal ve o yirmi üç yılın hesabını vermek için bir konuşma yapacağını öğrenmiş bulunuyoruz. Ben de buradan, naçizane, kendisine o konuşmasında bazı noktalara değinmesini tavsiye ediyorum. Mesela, hepimizin bildiği, Ankara’yı nasıl parsel parsel sattığını anlatabilir. Mesela, FETÖ'cü üniversitelere, örneğin Turgut Özal Üniversitesine, örneğin Koza İpek Üniversitesine Ankara’nın en değerli arazilerini nasıl peşkeş çektiğinden başlayabilir anlatmaya. Ankara’nın her köşesinde FETÖ'cü yapıya peşkeş çekilmiş arsalar, binalar olduğundan bahsedebilir. Bunlarla beraber, neredeyse bütün ihalelerin tamamını pazarlık usulüyle niye yaptığını anlatabilir. Yandaşları nasıl zengin ettiğini anlatabilir, anlatmalıdır. Kendisi belediye başkanı olduğu sırada, herhangi bir varlığı olmayan, sıradan, sizin, benim gibi insanların bugün nasıl holding sahibi olduğunu anlatabilir. Ankara’nın asfalt ve kaldırım ihalelerini niye aynı şirketin her defasında aldığından bahsetmesini öneriyoruz, istiyoruz ve bekliyoruz. Kendisinin Ankara’ya nasıl kastettiğini, hizmet etmek yerine nasıl ihanet ettiğini -yani Cumhurbaşkanının da itirafıyla- anlatmakla devam edebilir konuşmasına. Mesela, her defasında kendisini Türkiye'nin en iyi belediye başkanı seçen anket firmasına altı ayda bir, pazarlık usulüyle, harçlık dağıtır gibi usulsüz anket ihalesi verdiğini ve o anketi alan firmanın da üç gün sonra “20 bin kişiyle görüştüm, işte sonuçlar, Melih Gökçek en iyi başkan.” dediğini anlatmasını bekliyoruz. Bana göre en önemli anlatması gereken şeylerden birisi de, Gezi olayları sırasında Ethem Sarısülük’ün katledildiği yere “Ankara kahraman polisimizle gurur duyuyor.” pankartını niye astırdığını anlatmak zorundadır Ankaralılara.

Tabii, Ankara Ticaret Odasındaki operasyonları, oğlu Osman Gökçek’i zirveye taşıma gayretleri ve anlatamayacağımız daha bir sürü hukuksuz, haksız, antidemokratik, Ankaralıları hiçe sayan ve Ankaralıların kaynaklarını yandaşlara peşkeş çeken bir sürü şeyini anlatmaya tabii vakit yetmiyor.

Size çok kısa, ibretlik bir olayı anlatacağım, çok kısaca: Bakın, Ankara’da “EGO hangarları” dediğimiz, Ulus ile Kızılay arasında 126 dönümlük devasa ve çok değerli bir arazi var. Bu araziyi 2007’de kentsel dönüşüm alanı ilan ediyor, çok güzel, Danıştay iptal ediyor. E, bunun üzerine Danıştay hangi maddeden iptal etti? Belediyeler Kanunu 73’üncü madde. Hemen Belediyeler Kanunu’nun 73’üncü maddesini sizler değiştiriyorsunuz. Bir ay sonra orada tekrar imar çalışmaları başlıyor, tekrar durduruyor yürütmeyi idare mahkemesi, bu sefer o sıkıntıyı da “konut” kelimesini “rezidans” diye değiştirerek aşıyorlar; o da yetmiyor, emsali 4,5 yapıyorlar. Oradan baktığınız zaman, 126 dönüm üzerine, dinî alanları da emsal dışı saydıkları için, bakıyorsunuz ki 700-800 dönüm kapalı alan yapıyorlar. Arkadaşlar, bakın, rakama dikkat edin, Ankara’nın ortasına 700-800 dönüm genişliğinde kapalı alan yapılıyor; işte, bu da, tam da Cumhurbaşkanının dediği deyimle, şehre kastetmektir. İşte bunu da Melih Gökçek yapmıştır. Ama bu değerli arazi için yukarıdaki otorite, saraydaki AKP Genel Başkanı “Dur bir dakika, burası çok değerli, burayı sen yiyemezsin.” diyor. Ne olacak? “Burayı TOKİ’ye vereceksin.” Nasıl? “500 milyon liraya.” TOKİ ne yapıyor? Alıyor, kısa bir süre sonra Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına 600 milyon liraya veriyor. Şimdi, artık o arazi yandaşların eline geçmeye müsait. Onun için ne yapılıyor? Bir ihale yapılıyor, ihale gene pazarlık usulü ve ala ala ihaleyi kim alıyor dersiniz? Pasifik İnşaat alıyor ve onun ortağı alıyor. İşte, arkadaşlar, Pasifik İnşaatın da AKP MYK’sıyla olan yakın ilişkisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkan, birkaç dakikada toparlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın.

MURAT EMİR (Devamla) – Pasifik İnşaatın ve Çiftay İnşaatın AKP Genel Merkezindeki yakın ilişkisi hepimizin malumu. Dolayısıyla arkadaşlar, Ankara’nın ortasına kastediliyor. Bir arazi, yeşil alan olması gereken bir arazi, üzerine 700 bin metrekarelik alan yapılıyor ve bu alan da yandaşa çok küçük bedellerle veriliyor ve böylece de bu rant partiye bir şekliyle kazandırılmış oluyor. Bunu da dikkatinize sunuyorum.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Emir.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika, buyurun.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, medeniyet şehirdir. Şehirlerimiz bizim görünen medeniyet eserlerimizdir. Şehir, bütün unsurları, varlığıyla, yaşayan medeniyettir. Medeniyet iddiasını şehrin imarına yansıtma başarısı herhâlde medeniyet seviyemizi belirleyecektir. Bir taraftan muasır medeniyet seviyesine çıkma hedefinden bahsederken yaşayan bir varlık olan şehri estetikten yoksun, medeniyetimize özgü hiçbir özellik taşımayan beton yığınına çevirmek, bu medeniyete, bu şehre ihanettir. Rant çılgınlığıyla kamuya ait alanlara yapılan saldırı, ranttan başka hiçbir mukaddes tanımayan bir ihanettir.

Sayın Cumhurbaşkanı da daha geçen gün dünyanın incisi İstanbul’a ihanet edildiğini, ihanet edilmeye de devam edildiğini ifade etmişlerdir. Yaptıkları konuşmada medeniyet, şehir ve insan ilişkisini ecdadımızdan devraldığımız perspektif içerisinde dile getirmişlerdir.

Evet, biz bir medeniyetin mirasçılarıyız. Ankara’ya baktığınızda hangi medeniyetin temsilcisi olduğumuzu anlayamıyoruz. Herhâlde Ankara’nın hâli medeniyetsizliğimizi, utanç duyulacak hâlimizi en açık bir şekilde yüzümüze vurmaktadır. Sorumluların meseleleri ranta dayalı olarak savunmaları tarih açısından, medeniyet açısından, şehir açısından ve insan açısından hangi seviyede, hangi değerin savunucusu olduklarını ortaya koymaktadır. Yüzde 50 ve 55 oranında arsa payı olarak yapılan yapılaşmaların yanında yüzde 30 arsa payıyla sözleşme yapmak herhâlde bir başka ihanet olsa gerek.

Değerli milletvekilleri, bölgeye yapılan entegre projeyle bu alanda konutlar, iş yerleri, otel, okul ve çeşitli müştemilatlarıyla beraber günlük 50-60 bin kişinin yaşayacağı bir sirkülasyon meydana getirilmektedir. Zaten yoğun olan Konya Yolu ile Hipodrom Caddesi’ndeki trafik yoğunluğu bir bu kadar daha artacaktır. Hâlbuki Atatürk Orman Çiftliği, grup önerisinde bahsedilen alan, eski Hipodrom, Gençlik Parkı, Ankara Adliyesi sahası ve oradan Abdi İpekçi Parkı’na ulaşan geniş bir tema parkı ve yeşil alana Ankara’nın çok acil ihtiyacı vardır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Mit.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika, buyurun.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; tabii ki bu araştırma önergesini desteklemek gerekir. Çünkü sadece bu tekil olay bile çok büyük bir kamu kaynağının herhangi bir karşılık olmaksızın özel ellere devredildiğini ve buradan çok büyük çaplı, özel, hak edilmemiş çıkarlar, kârlar elde edildiğini gösteriyor. Bu araştırılmalıdır, bunun tartışılacak hiçbir tarafı yok fakat araştırabilir miyiz, şimdi Meclis çoğunluğu buna karar verecek. Fakat çok açık, burada bütün bu ilişki zincirini, başından sonuna kadar Adalet ve Kalkınma Partisinin kontrolündeki belediye, onunla iş yapan müteahhitler, onun Hükûmetinin kontrolündeki TOKİ ve bütün bunların oluşturduğu muazzam bir çıkar ortaklığı etrafında şekillenen, kamu kaynağının özel ellere ve özel çıkar gruplarına aktarılması meselesini Adalet ve Kalkınma Partisi araştırmayacaktır, şimdiye kadarki bütün araştırma önergelerinde olduğu gibi reddedecektir. Fakat burada konuşmanın en önemli değeri herhâlde şurada: Bunu toplumla paylaşmak. Eğer biz bunları toplumla paylaşmayacak olursak korkarım yakında hem bütün bunlar yapılacak hem de bütün bunların ihanet, felaket, rezalet olduğunu bizzat yapanlar bize anlatmaya başlayacaklar. Çevre ve Şehircilik Bakanımız dün bize anlatıyor, diyor ki: “Türkiye’de korkunç felaketler var.” Kentsel gelişme açısından bu felaketlerin, son yirmi yıldır peş peşe kendilerinin yerel yönetimlerde olduğu ve kendilerinin hükûmette olduğu bir dönemde gerçekleşmiş olduğu hakikatini de unutmamızı mı istiyor? Türkiye'nin yarısını yıkıp yeniden yapmamız lazım. İşin mantığı belli: Başka türlü ekonomi çevrilemediği için, başka türlü eş dost kapitalizmi çevrilemediği için, ihaleleri yandaşlara, paydaşlara dağıtmak, onlar vasıtasıyla bir inşaat çevrimi başlatmak ve bununla birlikte sermayeyi bir kere daha döndürmek. Ama bunun Türkiye’ye bir faydası var mı? Hayır, emin olun, o binalar da yapıldıktan bir süre sonra yeniden yıkılmak istenecektir çünkü burada önemli olan barınmak değil, bir barınma siyaseti değil, bir kâr siyasetidir. O yüzden bunu AKP çoğunluğu araştırmak ister mi? Sanıyorum, bunu sadece kâr elde etmek için araştırmak isteyecektir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kürkcü.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Salih Cora, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önerge aleyhine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, kentsel dönüşüm dünyada ve Avrupa’da en çok tercih edilen kentleşme modellerinden biridir. Bu manada, AK PARTİ iktidarı döneminde de kentsel dönüşümlerle alakalı ciddi bir başarı hikâyesi ortaya konulmuştur. Özellikle unutulmuş, adı sanı duyulmayan TOKİ marifetiyle birlikte tüm Türkiye’de büyük bir kentsel dönüşüm hamlesi gerçekleştirilmiş ve örnek şehirler, marka şehirler ortaya çıkarılmaya başlanmıştır. Bu manada, özellikle kentsel dönüşüm gerçekleştirilirken, atıl durumda olan arazilerin, metruk binaların, ekonomik ömrünü tamamlamış ve yaşlanmış binaların yerine, daha güvenilir binalar ortaya koymak; çevre bilincini, kent kültürünü ve afet olmadan önleyici tedbirleri ortaya koyacak yeni şehirler inşa etmek noktasında önemli mesafeler katettik. Bu manada, kentsel dönüşümlerin özellikle sosyal donatı alanları hesaplanarak, riskli alanlar belirlenerek, rezerv alanlar belirlenerek sağlıklı ve yaşanabilir kent modelleri ortaya çıkardık.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergede bahsedilen konuyla alakalı olarak özellikle şunu ifade etmek isterim ki: Bütün süreç Kamu İhale Kanunu’na uygun bir şekilde gerçekleşmiştir ve bu alanda ciddi manada bir şehirleşme söz konusuydu. Özellikle metro istasyonunun o alanda inşa edilmesiyle beraber Ankara Büyükşehir Belediyesinin TOKİ’ye satmış olduğu arazi TOKİ tarafından ilana çıkarıldığı hâlde birçok defa satılamadı. TOKİ’nin ilana çıkarmış olduğu bu arazi daha sonra yine TOKİ’nin de zarar etmeyeceği bir şekilde Emlak Konut tarafından alınmış ve Emlak Konut tarafından da yine kamu menfaati göz önünde bulundurulacak şekilde, kamunun hiçbir zararı olmayacak şekilde hukuki bir işlem gerçekleşmiştir. Burada yaşananların hepsi yasa ve mevzuat çerçevesinde şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmiş hukuki bir işlemdir, öküzün altında buzağı aramaya gerek yoktur. Biz böyle konularda hassas bir siyasi partiyiz; gerektiğinde öküzün altında buzağıyı arayacak konumda da yine AK PARTİ, kendi kendini denetleyebilme özelliğine sahip bir siyasi harekettir. Bu manada eğer “Hukuka aykırı bir durum oldu.” iddiası varsa mahkemeler açıktır, cumhuriyet savcılığı açıktır, gereken yapılabilir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Cora.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, 325 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, 479 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 479)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, 142 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/509) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, 361 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 361)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, 477 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/729) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 477)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

7’nci sırada yer alan, 463 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Arasında Bilim ve Teknolojide İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/667) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:463)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada yer alan, 457 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 457)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

9’uncu sırada yer alan, 461 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

10’uncu sırada yer alan, 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

11’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 367 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde ilk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası anlaşmalarla ilgili kanun tasarılarını görüşüyoruz. Tabii, uluslararası anlaşmalar denilince, son dönemde, emperyalist güçler ile Türkiye'nin yaşamış olduğu sıkıntıları da hatırlayıp bunlar üzerinde birkaç yorumu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Özellikle, Türkiye, terörle mücadele konusunda hem Avrupa Birliği hem de ABD tarafından sıkıştırılmaya ve kıskaç altında tutulmaya çalışılıyor. Terör örgütlerine müthiş bir zaafları var çünkü bu terör örgütleri onların kendi maşalığını ve Türkiye üzerindeki hedeflerini gerçekleştirmek adına mücadele verdikleri için bu mücadelede terör örgütlerini de bu emperyalist güçler destekleyip büyüterek Türkiye'nin daha büyük belalarla baş başa kalmasını, karşı karşıya kalmasını istiyorlar.

Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri, biliyorsunuz, coğrafi keşiflerden sonra, yeni yüzyılda kurulmuş bir ülke. Amerika Birleşik Devletleri nasıl oluştu? Amerika Kıtası keşfedildikten sonra oraya İspanyolların, Almanların, Fransızların ve Avrupa’nın bilumum ülkelerinden işe yaramaz birçok insanın gönderildiği ve yerleştirildiği bir milletler topluluğu hâlinde oluşturuldu Amerika Birleşik Devletleri. Orada kimler yaşıyordu? Orada Amerikan ırkı olmadığı için yerli ırk Kızılderililer yaşıyordu. Ne yazık ki şu anda Kızılderililerden esame dahi okunamaz, esamesi dahi yok, şu anda Kızılderili diye bir topluluğu Amerika’da görmek mümkün değil. Hem vahşi ve barbarca Kızılderilileri yok ettiler, ortadan kaldırdılar hem de şimdi dünyaya insaniyet, insanlık dersi vermeye çalışıyorlar, dünyanın jandarmalığını yapmaya çalışıyorlar, güzel sözlerle, “insan hakları, demokrasi” gibi sözlerle ne yazık ki dünyaya bir ders vermeye çalışıyorlar, Türkiye de bunlardan bir tanesi.

Biz terörle haklı mücadelemizi yapıyoruz. Askerimize, polisimize, öğretmenimize kurşun sıkan teröristle mücadele etmek Türkiye'nin en büyük hakkıdır. Bunun üzerinden siyaset yapmak, bununla ilgili Türkiye Cumhuriyeti devletini sıkıştırmak hiç kimsenin hakkı da değildir haddi de değildir. Bu noktada, sonuna kadar, Türkiye Cumhuriyeti devleti gücünü ve kararlılığını kullanacaktır, bundan herkes emin olsun.

Şimdi, 11 Eylül saldırılarını hatırlayalım. 11 Eylül saldırılarında… Şunu da söylemek istiyorum 11 Eylül saldırılarına girmişken: Terör nereden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın lanetliyoruz. Terörü desteklemek veya terörün arkasında durmak bizim işimiz değil. Terör nereden gelirse gelsin lanetliyoruz, 11 Eylül saldırılarını da lanetliyoruz ancak 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika, kendisine binlerce kilometre ötedeki El Kaide’yi ve Taliban’ı tehdit olarak görüp Afganistan’ı işgal etti, ondan sonra Irak’ı işgal etti, güya, demokrasi adına, bağımsızlık adına, özgürlük adına oraya bir dizayn vermeye çalıştı. Bugün hâlâ Afganistan’da Amerikan birlikleri konuşlanmış durumda, hâlâ Afganistan’da Amerika’nın işgali devam etmekte. Irak’la ilgili de El Kaide’yi bahane ederek, terörü bahane ederek işgal gerçekleştirdi. Yani sen 10 bin kilometre öteden Irak’ı ve Afganistan’ı, oradaki El Kaide’yi ve Taliban’ı kendine tehdit göreceksin ama biz burnumuzun dibinde yapılanmaya çalışan YPG’yi ve PYD’yi tehdit olarak görmeyeceğiz! Buna müsaade etmeyeceğiz; elbette ki onlar da bizim için tehlikedir, tehdittir. Biz de hem Afrin’de hem Suriye topraklarında hem Irak topraklarında bize, ülkemize tehdit oluşturan bütün unsurlara karşı Türk milletinin ve Türk devletinin gücünü en iyi şekilde göstermek mecburiyetindeyiz. Onun için, bugün Avrupa Birliğinin güçlü devletleri, Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’ye demokrasi dersi vermeye çalışıyorlar, Türkiye’yi terörle mücadeleden geriye itmeye çalışıyorlar. Bunu en son söylemesi gereken ülkeler bunlar bir defa. Tarihlerine baktığınız zaman Avrupa Birliği ülkelerinin… İspanya’ya bakınız, dünyanın her tarafında sömürgesi var. Almanya’ya bakınız, birçok ülkede sömürgesi var. Fransa’nın, Belçika’nın, hepsinin birçok ülkede, özellikle Afrika ülkelerinde sömürgeleri var. Buraların bütün zenginliklerini kendi ülkelerine aktarmışlar. Bugün Avrupa Birliği ülkeleri zenginse, ABD zenginlik içerisinde yaşıyorsa, oradaki insanlar müreffeh bir şekilde yaşıyorsa bunun tek sebebi başka ülkelerin, başka insanların hakkını sömürerek kendi ülkelerine taşımaktan başka bir şey değildir. Onun için, biz tarihimizin -Allah’a çok şükür- hiçbir döneminde sömürgeci bir ülke ve toplum olmadık. Afrika’ya gittik, hizmet götürdük; Orta Doğu’ya gittik, hizmet götürdük; Balkanlara gittik, hizmet götürdük. Hiç kimse “Osmanlı, Selçuklu ve ondan önceki Türk devletleri, Türk imparatorlukları bizi sömürdüler, bizim tabii kaynaklarımızı elimizden aldılar, kendi zenginliklerine kattılar.” diyemez. Ama bugün Amerika için, Avrupa Birliğinin güçlü devletleri için herkes bunu söyleyebilir çünkü gözle görülen bir gerçek var ortada. Ama şimdi kalkmışlar -Türkiye’yle ilgili- Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyorlar terör konusunda. Bir tarafta FETÖ terör örgütü, bir tarafta PKK terör örgütü, öbür tarafta Suriye’de YPG ve PYD, e Türkiye bunlarla mücadele etmeyecek! Elbette ki mücadele edecek. Sen 10 bin kilometreden gelip Afganistan’a müdahale etme hakkını, Irak’a müdahale etme hakkını kendinde görüyorsan ben de elbette ki burnumun dibindeki hem Suriye’ye hem Irak’a müdahale etme hakkını kendimde görürüm. (MHP sıralarından alkışlar) Onun için, bu konuda bizim hiç kimseye verecek ne hesabımız vardır ne de hiç kimsenin bizden hesap sormaya hakkı vardır.

Şimdi, biz kendi soydaşlarımızı korumak zorundayız. Elbette ki orada yaşayan Kürt kardeşlerimiz de, orada yaşayan Yezidiler de, orada yaşayan Keldaniler de, orada yaşayan Türkmenler de, hepsi bizim kardeşimiz, hepsinin birden hakkını korumak zorundayız ancak birinin birine üstünlüğünü de asla kabul edemeyiz. Bizim Kerkük’e bakışımız bu şekilde. Özellikle, Kerkük’ün hiçbir vilayete –Sayın Genel Başkanımız bunu grup konuşmasında da söyledi- bağlı olmadan ayrı bir özerk bölge olması gerektiğini belirttik ve bu noktada da Irak’ın toprak bütünlüğünü, Irak’ın devlet olarak tek, bütün devlet kalmasını da arzu ettiğimizi söylüyoruz ve bütün uğraşımız da bu noktadadır.

Yine, Suriye’yle ilgili de aynı şeyleri söylüyoruz. Suriye’nin parçalanması Türkiye’nin lehine değildir, milletimizin lehine değildir; Suriye’nin bir bütün kalması Türkiye’nin lehinedir. Onun için, orada Türk askerinin elbette ki İdlib’e operasyon yapması, hatta gerekirse -inşallah- Afrin’e operasyon yapması bizim milletimizin ve devletimizin lehine olacaktır. Biz kendi sınırlarımıza tehdit oluşturan her türlü güçle mücadele etmek zorundayız; Türk devletinin, Türk milletinin kararlılığını göstermek mecburiyetindeyiz.

Yine, burada bir şeyi daha belirtmek istiyorum. Bugün kendi ülkelerinde en büyük teröristleri besleyenlerin başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmeye hiçbir hakkı ve hukuku yoktur. Bugün Fetullah Gülen hangi ülkede yaşıyor? Amerika Birleşik Devletleri’nde. Kim koruyor? Amerika Birleşik Devletleri koruyor. Onun için, Amerika Birleşik Devletleri’nin kalkıp da efendim “Sen şunu yapıyorsun, sen bunu yapıyorsun.” demeye hiçbir hakkı yok, bize demokrasi dersi vermeye de hiçbir hakkı yok, bizim de onlara bu konuda hiçbir mecburiyetimiz yok Allah’ın izniyle. Biz büyük bir devletiz, büyük bir milletiz, büyük bir ülkeyiz; ülkemizin menfaati doğrultusunda, milletimizin menfaati doğrultusunda kendi politikalarımızı gerçekleştirip o doğrultuda ilerlemek ve onun sonucuna da uluşmak mecburiyetindeyiz. Eğer bunu yapamazsak, yarın İdlib’de söz sahibi olamazsak, İdlib’de sınırlarımızı tehdit eden güçlerle mücadele etmeyi başaramazsak sınırlarımızın içerisinde bunu başarmaya hiçbir zaman hakkımız olmayacaktır, belki gücümüz de yetmeyecektir. Onun için, Türkiye Cumhuriyeti devleti haklı ve doğru bir yoldadır. Bu manada, Hükûmetin almış olduğu ve Türk askerinin almış olduğu kararı ve onların oradaki operasyonunu sonuna kadar destekliyoruz, Allah onların yardımcısı olsun diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu uluslararası anlaşmaları görüşme vesileyle Hükûmetin son on beş senelik uluslararası yönelimiyle ilgili birkaç konuyu sizle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben de böyle bakıyorum, birçok araştırmacı da bu konuyla ilgili yazdı, sanıyorum okumuşsunuzdur. Adalet ve Kalkınma Partisi bu on beş yıllık iktidarı döneminde çok değişik uç noktalara savrulmuştur hem ideolojik yönelim olarak hem de uluslararası ilişkiler ve jeopolitik olarak bu savrulmaları yaşamıştır. Ama, kabaca bunları 3 grupta toplayabiliriz. Birinci dönem, bildiğiniz gibi, Adalet ve Kalkınma Partisinin tutunma dönemiydi, meşrulaşma dönemiydi. O dönem Adalet ve Kalkınma Partisini bir ılımlı İslam, İslam liberalizmi ideolojisiyle tanımlayabiliriz ve ona uygun jeopolitika da Batıcı bir jeopolitika, hatta ultra Batıcı bir jeopolitika. Batı dünyasıyla, demokrasiyle ve neoliberalizmle uyumlu politikalar izlediniz. Neoliberalizmin özellikle altını çiziyorum, hiçbir dönem bu neoliberal yönelişlerden vazgeçmediniz çünkü neoliberal yönelişler ile iktidara taşıdığınız toplum kesimlerinin doymaz iştahları bir şekilde örtüştü.

Değerli arkadaşlar, bu dönem Türkiye çok önemli değişiklikler yaşadı; dünya kadar açılım, demokratikleşmeyle ilgili yapılan çalışmalar, Avrupa Birliğine yönelim; hatırlarsınız, her dönem olduğu gibi bu dönem de başlangıçta müthiş aşırıklar yaptınız, gündüz vakti Ankara’da havai fişeklerin patladığını biliyoruz. Daha sonra işler değişti, dünyada farklı şeyler oldu -özet olarak geçiyorum- başka bir döneme evrildiniz. Özellikle 2007’de, daha sonra yaşamış olduğunuz yerleşik düzenle, sistemle, devlet iktidarıyla girmiş olduğunuz çatışmalar sonucu elde ettiğiniz başarılar bir öz güven kazandırdı ve ikinci döneme, liderlik ideolojisi diyebileceğimiz, Orta Doğu’ya, İslam dünyasına liderlik etme -çok zorlanarak söylersek buna- Panislamist popülizm diyebileceğimiz bir ideolojik yönelime girdiniz. Birtakım olaylar da bunlara sebep oldu; işte, 2009’da Davos’ta yaşanan olaylar, daha sonra 31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara, 2010 Aralık ayında özellikle Arap dünyasında yaşanan Arap Baharı diye literatüre geçen önemli altüst oluşlarla farklı bir ideolojik yönelime ve farklı bir jeopolitik pozisyona evrildiniz. Orta Doğu’da popülist çıkışlarla bir lider, hegemon olarak sivrilme, bunu ekonomiye ve jeopolitik kazanımlara tahvil etme diye tanımlayabiliriz bu dönemi. İçeride de müthiş popülist bir şekilde davrandınız. O ilk dönemdeki demokratik yönelişler, hak, özgürlükler, çoğulculuk gibi kavramlar yavaş yavaş geriye gitti; bunun yerine, daha tekçilik, çoğunlukçuluk; yine ilk dönemdeki itidal, ılımlılık filan yerine bu da gerilere gitti, aşırı duygusallık gibi motifler geldi ve sonunda otoriter, çoğunlukçu bir Adalet ve Kalkınma Partisi görüyoruz ikinci dönemde. “Medeniyet restorasyonu” dediğimiz işte medeniyet iddiaları, Osmanlıcılık gibi motifler de bu dönemde egemendi. Daha sonra işler Arap dünyasında da beklendiği gibi gitmedi. Türkiye’nin bu Panislamist yönelişi Batı’yla olan o sıkı ilişkilerini de rahatsız etti ve birtakım olaylar yaşandı. Bu olayları da iyi yönetememe… Mesela Gezi olayları, daha sonra yaşanan 17-25 Aralık; bunları da iyi yönetemediniz. Bu arada eş zamanlı sizlerin de Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin de hatalarıyla Arap Baharı’nın bir şekilde çökmesi, o Arapların adalet, özgürlük, demokrasi arayışlarının terörize edilmesi, Suriye’de yaşanan müthiş altüst oluş, çalkantılar, iç çatışma, bunun Türkiye’ye olan maliyetleri -özellikle Mısır’da yaşananlar müthiş bir hayal kırıklığı oluşturdu- ve bu olaylar silsilesi devam etti.

Bunlar olurken Adalet ve Kalkınma Partisi üçüncü ideolojik yönelişe doğru yavaş yavaş evrildi, hedefleri küçültmeye başladı; geri çekilme, Panislamist jeopolitikadan Avrasyacı jeopolitikaya yavaş yavaş kayma, yine Panislamist ideolojiden yavaş yavaş bir millîci, milliyetçi İslamcılık diye tarif edebileceğimiz –bunlar kesin tanımlar değil, yaklaşımlar- yöne doğru yavaş yavaş evrildiniz. Türk İslam sentezi filan, beka sorunu ve bir savunmacılık psikolojisine geldiniz, dayandınız. Bu, liderlik politikalarından zorunlu bir şekilde ölçek düşürme, ölçek küçültme anlamına geldi. O Neosmanlıcı ya da Osmanlıcı politikaları revize etmek durumunda kaldınız, o cihan imparatorluğu vizyonundan yavaş yavaş vazgeçtiniz ve daha da dar Misakımillî’ye dönme ihtiyacı... Bu döneme eşlik eden dünya kadar olay yaşandı. Özellikle bunlardan bir tanesi de 15 Temmuz askerî darbe girişimi ve arkasından yaşanan olağanüstü hâl, ondan ondan sonra da dünya kadar hukuksuzluklar.

Tabii, bu arada değişik eksenlerde de dolaştınız; bir taraftan İslam-Batı ekseninde yer bulmaya çalıştınız, bir ara Sünni-Şii ekseninde bir tarafa ağırlık koymaya çalıştınız, şimdi NATO-Rusya ekseninde oyunlar oynuyorsunuz. Her dönemde fırsatçısınız değerli arkadaşlarım. Yani her döneme, her koşula uygun şekilde jeopolitik fırsatlar ortaya çıkarıp buradan ekonomik kazanımlar elde etmeye çalışıyorsunuz.

Ama sonradan söyleyeceğimi hemen ifade edeyim: Sizin için bütün bu ideolojik yönelimler, bütün bu araçlar ve bütün bu jeopolitika, söylemler, duygusal yüklenmeler, bunların hepsi araçsal yani temel bir amaç yok; bütünüyle iktidarda kalma, iç politikayı öne çıkarma, iktidarı sürdürme, böyle bir pozisyon var. Bu arada, tabii iktidar on beş seneden beri devam ediyor ama Adalet ve Kalkınma Partisi tabanına, insan maliyetine, Türkiye’deki insan kaynaklarına ve ülkenin geneli olarak ekonomik, uluslararası ilişkilere maliyetiniz nedir, o da ayrıca bir tartışma konusu.

Bu, Türkiye’ye özgü dönemsel bir ideolojik yönelim olan merkez sağ aslında sizin temelinizi oluşturuyor. O merkez sağın üç tane ideolojik ayağı var; bunlar, pragmatik liberalizm, ılımlı bir muhafazakârlık ve seküler milliyetçilik. Siz bunları değiştirme iddiasıyla falan geldiniz ama hiçbir şekilde bunları değiştirmediniz, bir İslami tonla bunları yeniden kodlayarak, yeniden tanımladınız.

Sonuçta, aslında Adalet ve Kalkınma Partisinin bu on beş senelik dönemde bu kadar uçtan uca salınarak yaptığı, ürettiği hiçbir şey yok. Sizin için İslamileştirdiğiniz liberalizm, muhafazakârlık ve milliyetçilik gibi olaylar aslında kendi tarihlerinde, kendi dönemlerinde karşılıkları olan önemli kavramlar, ideolojik yönelimler. Siz bunları değiştirmediniz, değiştirme şansınız da yoktu. Kurumlar için de aynı şeyleri yaptınız, şikâyet ettiğiniz kurumlardan hiçbirini değiştirmediniz, içindeki insanları değiştirdiniz. Bu ideolojileri de, bu yaklaşımları da bir şekilde İslami tonla boyayarak yeniden ürettiniz ama bu ürettiğiniz şeyleri, herhangi bir amaç için falan deyip araçsallaştırdınız bunları. Yani AK PARTİ, iktidarda kalmak için her şeyi araçsallaştırabilen, bu postmodern, her şeye “olur” dediğimiz dönemin çok özel, kendine özel bir partisi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu çerçeveden, sadece ideolojik pozisyonlar değil, siz jeopolitikayı da dış politika yönelimlerini de araçsallaştırdınız değerli arkadaşlarımız. Siz hiçbir şeyi aslında kaldırmadınız yani birçokları eleştiriyor sizi işte “Onu kaldırdınız, bunu yerine koydunuz.” Bu, bir görüntü. Yani devrim falan da yapmadınız, öyle büyük değişiklikler falan da yok. Yaptığınız, ideolojiden dış politikaya, ekonomiden tarihe kadar neredeyse tüm alanları sembolik ve semantik olarak İslam’ın gölgesinde dönüştürme çabasına girdiniz.

Banka ve faiz duruyor, yani banka ve faiz konusuna fazla dokunmadınız; büyük iddialarınız vardı -bunu bir örnek olarak veriyorum- siz buna “kâr ortaklığı” “İslami banka” falan gibi isimler takarak yolunuza devam ettiniz. Niye bunu yaptınız? Banka ve faizi çok sevdiğiniz için değil, hayır, araçsal. Siz, pragmatist bir ekipsiniz. Araçsal, kullanılabilen araçlar olarak gördüğünüz için bunları kullanmaya devam ettiniz.

İdeolojiler konusunda da aynı şey var. Üç dönemizde de liberalizmi, popülizmi ve milliyetçiliği yani bu seküler ideolojileri bir şekilde İslamileştirdiniz, İslami tonlara… Yani sizin yaptığınız özgün olarak hiçbir şey yok değerli arkadaşlarım.

Alternatif bir medeniyet inşa etme iddiasıyla yola çıktınız ama alternatif, tuhaf bir modernlik okumasıyla melankolik, yer yer şizofrenik bir tarih bilinci ve ideolojik eklektizmi ürettiniz değerli arkadaşlarım.

On beş yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi İslami liberalimiz, Panislamist popülizm ve İslami milliyetçilik gibi ideolojik yönelimlere savruldu. Bu üç ideolojik pozisyona uygun olarak da -biraz evvel ifade ettim- üç tane ayrı jeopolitikaya savruldu; ultra Batıcılık, Panislamizm ve Avrasyacı jeopolitika. Bunların hepsi araçtı değerli arkadaşlarım. Şu anda Avrasyacı bir jeopolitikada duruyor gibi görünüyorsunuz ama yarın hangi rüzgârlar nasıl esecek, iktidarda kalmanıza ne yarayacak, bunun hesabını yaparak başka bir şeye evrileceksiniz; işte, sizin içeride ve dışarıdaki güven sorununuzun temelinde de bu var değerli arkadaşlarım. Hiç kuşku yok ki partinin ve kadroların siyasal kimliği ve söylem bütününde de bu evrilmelere, bu savrulmalara paralel olarak ciddi bir şekilde değişiklikler oldu, bükülmeler oldu, savrulmalar oldu. Her dönem, bu her üç ideolojik ve jeopolitik yönelim dönemi iktidara dünya kadar fırsat sunmuştur ama ülkeye maliyeti de her geçen gün büyümektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisi bu üç dönem boyunca sağ siyasetin tüm ideolojik ve tarihsel koordinatlarına uğradı, her yerde bir şeyler yaptı; ifade edilmemiş bir taahhüt yok, denenmemiş açılım, üretilmemiş bir bahane, hitap edilmemiş bir duygu seti kalmamıştır. Her şeyi ama her şeyi kullandınız, kullanmadığınız hiçbir şey yok. Sizin gibi bir ekip Türkiye’ye gelmediği gibi, dünyanın başka bir yerine geldiğini sanmıyorum. Buna karşın, her dönem duygusal aşırılıklar, düşünsel eğretilikler ve ilkesel tutarsızlıklarla malul kaldınız değerli arkadaşlarım.

Elbette ilginçtir, bütün bunlara rağmen üzerinde çalışmaya değer bir konudur: Adalet ve Kalkınma Partisi hâlâ iktidarda kalmaya devam ediyor. Ama ne pahasına iktidarda kalıyor? Bunun, Türkiye’nin insan kaynağı, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri, ekonomisi açısından maliyeti nedir? Kim, ne zaman bunun faturasını ödeyecek? Bu da ayrı bir tartışma konusu.

Şu anda, Adalet ve Kalkınma Partisi ikna eden, inandırıcı iddialarını kaybetmiş durumdadır; bunu sadece Türkiye’yle ilgili değil dünyayla ilgili söylüyorum, bölgeyle ilgili de söylüyorum değerli arkadaşlarım. Gerçekten korkunç bir tutarsızlık. Yani, bir tarafta “Benim kalibremde misin? Sen kimsin?” filan diye aşağılanan bir liderle, işte, bir sene sonra bir araya gelip -İbadi’den söz ediyorum- birlikte birtakım işler yapacakları söyleniyor. Bu inandırıcılık kaybı, tabii, içeride ve dışarıda giderek büyümektedir.

Neyle ayakta duruyorsunuz içeride ve dışarıda değerli arkadaşlarım? Çatışma, gerginlik, baskı siyasetiyle ayakta durmaya devam ediyorsunuz. Adalet ve Kalkınma Partisinin bir sarkaç gibi bir ideolojik aşırılıktan başka bir ideolojik aşırılığa, bir jeopolitik fırsatçılıktan bir başka jeopolitik fırsatçılığa doğru dönemsel olarak salınımları, gidip gelmeleri seçmen tabanı ve Adalet ve Kalkınma Partisinin entelijansiyasının makul ve tutarlı bir demokratik değişimi, geçimi sağlamasını, siyasal kişiliği geliştirmesini de engelledi. Belki de yüz yıllık bir insan birikimi, “iktidar, ne olursa olsun iktidar” “ille de iktidar” “asla iktidarı paylaşmama” uğruna bütün bunları da harcadınız, yok ettiniz değerli arkadaşlar. Farkında mısınız, bir açılımdan bir başka açılıma, bir söylemden bir başka söyleme, bir ahlaki pozisyondan bir başka ahlaki pozisyona savrulurken bir siyasal pazarlamacılık edasıyla her dönemde yeni konumu savunmaya çalışan kolektif, tuhaf bir zihin ortaya çıktı, şizofrenik bir şey ortaya çıktı arkadaşlar. Yani altı ay evvel, bir sene evvel bambaşka bir şeye bahaneler üreten siyasal kadrolar ve bunun arkasındaki entelijansiya bugün bambaşka gerekçeler üretmek durumunda kaldı. Buna “ambivalans” diyoruz psikiyatride değerli arkadaşlarım, ciddi bir sorundur. İşte, Adalet ve Kalkınma Partisinin ülkeye en büyük maliyeti budur arkadaşlar.

İfade ettim, bir daha altını çiziyorum: Yüz yıldan fazla zamandan beri yetişen, giderek değişen, dönüşen, demokratikleşen, olgunlaşan, eserler vermeye çalışan, bir döneme damgasını vuran bir yetişmiş insan gücünü heba ettiniz; hepsini köşe yazarı, tetikçi hâline getirdiniz. Bunların tabii uluslararası ilişkilere maliyeti, ekonomiye maliyeti, iç barışa maliyeti, Türkiye'nin birlikte bir bütün olmasına maliyeti ayrı bir şey.

Bu, son zamanlarda Irak’taki referandum dolayısıyla yapmış olduğunuz yanlış politika ve özellikle kullandığınız dil ve duygu seti değerli arkadaşlarım, kırk seneden beri devam eden PKK kalkışmasının yapamadığı şeyi maalesef yaptınız bu ülkeye, en büyük kötülük de budur, bizim Kürtlerimizi duygusal ve zihinsel olarak bütünüyle kopardınız; bunların büyük maliyeti olacak, hiç şeyi olmasın.

Değerli arkadaşlar, gerçekten müthişsiniz! Bu, ideolojik yönelim ve jeopolitik pozisyon açısından değil, başka alanlarda da her konuda hatalarınızla ortaya çıkan şeyin bir sorumlusunu da her sefer icat ettiniz. Yani işte “FETÖ yaptı, ABD yaptı, Barzani yaptı, İran yaptı, Rusya yaptı, biz hiçbir şey yapmadık.” İşte, angajman kuralları filan; ne olduysa, nasıl olduysa bir anda Rusya’nın uçağını düşürdünüz, ondan sonra dünya kadar şey söylediniz, “Ben emir verdim.” yarışına gidildi tepelerde; arkasından ise tuhaf tuhaf insanları Rusya’ya göndermeler, ilişkiler kurmalar filan…

Bu arada da çok müthiş bir şekilde siyasal ve entelektüel kadrolarınızı da harcıyorsunuz, bir dönemin faturasını birilerine yükleyip gönderiyorsunuz. Davutoğlu mesela bunlardan çok tipik bir örnektir ama en son yaşadığımız çok ilginç, hakikaten şizofrenik bir durumla karşı karşıyayız. Sayın Cumhurbaşkanı İstanbul’da çıktı -şehircilik filan konuşurken- dedi ki: “Biz bu şehre ihanet ettik, ihanet etmeye de devam ediyoruz. Benim de sorumluluğum var burada.” Ee, arkadaşlar, bugün mü fark ettiniz? Size on beş seneden beri ne çok söylendi bunlar. Ee, siz bugün fark ediyorsunuz. Peki, sorumlusu kim? Çevre ve Şehircilik Bakanı çıktı, dedi ki: “Bunun sorumlusu CHP.” Ya, müthişsiniz arkadaşlar! Yani gerçekten sizin gibi bir kadro gelmemiştir, müthiş bir şekilde gidiyorsunuz. Ama şunu ifade edeyim arkadaşlar: Bütün bu salınımlarınız, iktidarda kalmak için uğramış olduğunuz bütün bu duraklar, bütün bu çelişkiler, melankoliler, şizofrenik ambivalanslar filan; bunlar, evet, bir süre daha sizi iktidarda tutmayı başaracaktır ama bu ülkeye, gelecek kuşaklarımıza, bize müthiş bir maliyeti olacaktır ve bu maliyetin sorumlusu bu siyasal ekiptir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bekaroğlu.

Sayın Gök, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP grup başkan vekilliği görevini Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’a devrettiğine ve herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, onurla ve şerefle milletvekilliği görevini sürdürürken ayrıca partimizde de görev üstlenmenin mutluluğunu ve heyecanını yaşadığım bir süreci noktalıyorum. Yaklaşık üç yıldır sürdürmüş olduğum 24’üncü Dönemin son yılından başlayarak 25 ve 26’ncı Dönem olmak üzere üç yıllık grup başkan vekilliği görevimi bugün sona erdiriyorum.

19 Kasım 2015 tarihinde yapmış olduğumuz grup başkan vekilliği seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilliğine seçilerek bir görevi üstlendik. Görev süremiz 19 Kasımda bitmesine karşın biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugün kendi iç bünyemizde yapmış olduğumuz seçimlerle grup başkan vekillerimizi, Meclis başkan vekilimizi, idare amirimizi ve kâtip üyeleri belirledik. Elbette diğer arkadaşlarımız sırası geldiği zaman, Mecliste okunmak ve oylanmak suretiyle görevlerine başlayacaklar. Ancak grup başkan vekilliği kendi şahsımıza ait olan bir görev, yeni seçilen bir arkadaş olduktan sonra onu devretmek bizim siyasi nezaketimizin, kültürümüzün bir gereği. Bugün yapmış olduğumuz seçimlerde Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç, İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay ve Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel grubumuzdan yeterli teveccühü ve oyu alarak grup başkan vekili seçildiler. (Alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hayırlı olsun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz de az önce kendi kullanmış olduğumuz grup başkan vekilliği odamızda devir teslim törenini gerçekleştirdik ve ben görevimi büyük bir mutlulukla değerli kardeşim Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’a devrettim ve onu aldık hep beraber Meclise getirdik. Sayın Başkanlığınıza vermiş olduğumuz dilekçede de belirtilmiş olduğu üzere grup başkan vekilliğinden ayrılmış bulunuyorum. artık bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü grup başkan vekili olarak Sakarya Milletvekilimiz Sayın Engin Özkoç Cumhuriyet Halk Partisini temsil edecektir. Arkadaşıma bu görevinde başarılar dilerim ve ayrıca bugüne kadar beraber görev yapmaktan mutluluk duyduğum diğer arkadaşlarım Sayın Engin Altay ve Sayın Özgür Özel’e de huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bu görevi yaparken Meclis bünyesinde gerek Meclis Başkanına gerek Meclis başkan vekillerine ve diğer partilerimizin, AK PARTİ’nin grup başkan vekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin grup başkan vekilleri, Halkların Demokratik Partisinin grup başkan vekilleri olmak üzere tüm grup başkan vekillerine, kendi milletvekillerimize ve diğer partilerin bütün milletvekillerine, ayrıca Meclis çalışmalarında bizlere yardımcı olan tüm çalışma arkadaşlarımıza, kavaslarımıza ve diğer bütün personelimize, her birinize huzurunuzda ayrı ayrı teşekkürü bir borç biliyorum.

Görev sırasında elbette kimi zaman heyecanlandık, kimi zaman sesimizin tonu yükseldi. Bu anlayış içerisinde görev yaparken amacımız kimsenin kalbini kırmak değil, tam tersine üstlendiğimiz görevi büyük bir sorumluluk duygusu içerisinde yapmaktı ama buna karşın yine de kalbini kırdığım arkadaşlarım varsa herkesten özür dilerim.

Bu tablo içerisinde tekrar hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi sunarak yeni arkadaşımıza ve seçilen diğer grup başkan vekillerine başarılar dileyerek ve diğer bütün partilerdeki arkadaşlarımın her birine ayrı ayrı başarılar dileyerek görevimi sonlandırdığımı ve bu konuşma fırsatını verdiğiniz için de sizlere teşekkür ederek görevimden ayrıldığımı ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Ben de görüş belirteceğim ama önce sayın grup başkan vekillerine söz verelim.

Sayın Erhan Usta geldiği zaman kendisine söz vereceğiz.

Sayın Yıldırım, buyurun.

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisinde özellikle şimdiye kadar emek vermiş olan, Danışma Kurulu üyeleri olan grup başkan vekillerine ve Başkanlık Divanı üyesi olan idare amiri, kâtip üye ve Meclis başkan vekillerine emeklerinden ötürü teşekkür ediyoruz. Bunun yanı sıra, yeni seçilen arkadaşlara çalışmalarında başarılar diliyoruz. Umarız Meclisimize ve ülkemize hayırlı uğurlu olur, bu inançtayız.

Bu değişikliğin ülkede özgürlüğe, demokrasiye ve barışa hizmet edeceği inancıyla 3 grup başkan vekili arkadaşımı tekrardan tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Sayın Kerestecioğlu, siz de sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Levent Gök benim okul ve dönem arkadaşım ve uzun yıllardır siyasetin içerisinde. Bundan sonraki hayatında da yine hak ve hukuk için mücadeleye devam etmesini ve bu yönde çalışmalarını sürdürmesini dilerim. Kendisine daha huzurlu ve sakin bir hayat da dilerim aynı zamanda.

Yeni seçilen, tekrar seçilen grup başkan vekili arkadaşlara da başarılar diliyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Bostancı, buyurun.

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Grup başkan vekilliği ve Başkanlık Divanı üyesi olmak, siyasetin esasen çetrefilli yolunda incelikli bir iş yükü üstlenmek anlamına geliyor. Çünkü, özellikle grup başkan vekilleri için hem kendi partisinin hakkını ve hukukunu gözetmek hem de aynı zamanda Meclisin toplamda hakkını ve hukukunu gözeterek bu denklemi kurmak önemli bir iş. Bunu yaparken medeni olmak, nazik olmak, zarif olmak, yeri geldiğinde çalışmalara katkı sunmak çok önemli.

Sayın Levent Gök, üç yıldan bu yana bu görevi üstlendi ve doğrusu sadece grup başkan vekilleri bakımından değil, eminim, Mecliste bulunan arkadaşlar da Sayın Gök’ün bu medeni ve zarif tavrını çok iyi biliyorlar.

Kendisine çok teşekkür ediyoruz. Siyaset uzun bir koşu, Levent Bey de koşmaya devam edecektir muhakkak.

Cumhuriyet Halk Partisinin bugün yapmış olduğu seçimlerde yeni seçilen, Başkanlık Divanı adayı olarak da seçilen arkadaşlara başarılar diliyorum.

Grup başkan vekilliğine Sayın Engin Altay, Sayın Özgür Özel yeniden seçildiler, onlara başarılar diliyorum. Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç’a hoş geldiniz diyorum, grup başkan vekili olarak başarılı bir dönem diliyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ, CHP ve Komisyon sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Sayın Usta, buyurun.

24.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda yapılan bugünkü seçimler neticesinde yeni seçilen arkadaşlarımız var. Öncelikle ben Engin Özkoç Bey’e hayırlı uğurlu olsun diyorum, inşallah, çok başarılı bir şekilde bu vazifesini yapacaktır. Engin Altay Bey’i ve Özgür Özel Bey’i de yeniden seçilmeleri dolayısıyla tebrik ediyorum, kutluyorum, hayırlı olsun. Diğer, Başkanlık Divanındaki arkadaşlarımız için de hayırlı olsun diyorum.

Tabii, bu arada, Levent Bey -biz Parlamentoda yeniyiz- bizden daha önce bu göreve geldi, başladı. Kendisi çalışmaktan son derece memnuniyet duyduğumuz bir arkadaşımızdı; uzlaşıcı, hoşgörülü, sıcak bir arkadaşımızdı. Bugüne kadar yaptığı çalışmalardan dolayı biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adını kendisine teşekkür ediyoruz. Ben de bir mevkidaşı olarak kendisiyle çalışmaktan büyük bir onur duyduğumu ifade etmek isterim. Bundan sonraki siyasi hayatında da kendisine başarılar dileriz, sağ olsunlar. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Sayın Bakanın da söz talebi var ama… Sayın Bakan, Sayın Özkoç da istiyor, onu bir dinleyelim, ondan sonra.

Buyurunuz Sayın Özkoç.

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, CHP grup başkan vekili seçilmesi nedeniyle teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye Büyük Millet Meclisinde onurla devam ettiğim milletvekilliğim görevimin dışında grubumun bana tevcih ettiği yeni görevle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin diğer siyasi partilerinin değerli grup başkan vekilleriyle birlikte ülkeme hizmet etme fırsatını yakalamış bulunmaktayım. Umut ediyorum ki değerli arkadaşlarımla beraber hem Meclisimize hem de ülkemize gerçekten onların arzu ettiği şekilde bir hizmeti sunabilme fırsatını yakalarım. Arkadaşlarımın bana tevcih ettikleri değerli sözler için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Huzurunuzda bir kere daha bu Mecliste görev yapmanın onurunu yaşadığımı ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Sayın Bakan, buyurun.

26.- Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, CHP Grubunun seçilen Başkanlık Divanı adayları ile grup başkan vekillerini tebrik ettiklerine ve Ankara Milletvekili Levent Gök’e bundan sonraki siyasi hayatında başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; CHP grup başkan vekilleri seçimi yapılmış. Tabii, burada artık iki Engin var; Özgür Bey ve Engin Bey’in şimdi aralarına yeni bir Engin Bey geldi. Tebrik ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Tabii, Levent Gök Bey de kibarlığıyla, gerçekten, burada üç yıldan beri çok iyi tanıdığımız kardeşimiz. Ona da şimdiden sonraki siyaset hayatında başarılar temenni ediyorum; hayırlı olsun, uğurlu olsun inşallah. Biz de Hükûmet olarak her türlü desteği vereceğiz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak Cumhuriyet Halk Partisinin yapmış olduğu seçim neticesinde göreve yeni seçilenlere ve görevi bırakanlara başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Gök, ben de görüşlerimi belirteyim.

Biz de Başkanlık Divanı olarak bugün Cumhuriyet Halk Partisinin kendi içerisinde yapmış olduğu seçim neticesinde hem göreve yeni seçilen hem de görevini bırakan arkadaşlarımıza özellikle başarılar diliyoruz. Yeni seçilen Sayın Engin Özkoç’a bundan sonraki siyasi hayatında ve grup başkan vekilliğinde gerçekten başarılar dilediğimizi ve birlikte uyum içerisinde bir çalışma yürüteceğimizi de belirtmek isterim.

Engin Altay Bey, Özgür Özel Bey geçmişte de grup başkan vekillikleri yaptılar, bu görevlerini devam ettirecekler. Ben bir kez daha yeni görevlerinde başarılar diliyorum kendilerine.

Sayın Levent Gök, gerçekten birlikte uzun süre grup başkan vekilliği yaptık sizinle; çok yapıcı, anlayışlı, disiplinli bir görev insanısınız aslında. Dolayısıyla bundan önce vermiş olduğunuz emeklere, bizlere göstermiş olduğunuz sevgiye, saygıya teşekkür ediyoruz. Gerçekten iyi bir grup başkan vekilliği yapıyordunuz, umarım sizi aratmayacak arkadaşlarımız, bunu temenni etmek istiyorum. Bundan sonraki siyasi yaşamınızda üstün başarılar diliyorum. Umarım en güzel yerlere gelirsiniz Sayın Gök.

Ben, bir kez daha, Cumhuriyet Halk Partisinde yeni görev alan ve görevi devam eden tüm arkadaşlarıma başarılar diliyorum. (Alkışlar)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, tasarının tümü üzerinde üçüncü konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Celal Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA CELAL DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dramatik değil ama çok centilmence bir görev teslimi yapıldı. Ben de en azından güven tazeleyen 2 grup başkan vekili arkadaşımıza, Altay’a ve Özel’e, bir de yeni seçilen Özkoç’a başarı dileklerimi sunuyorum. Sayın Gök’e de bundan sonraki siyasi yaşamında en içten dileklerimle başarılar diliyorum.

Söz aldığımız konunun benim açımdan fazla söz söylenecek bir anlayış olmadığını, daha doğrusu bir konu olmadığını daha önceki bir toplantıda söylemiştim. Uluslararası sözleşmelerin Meclise getirilmesi konusunda Anayasa’nın 90’ıncı maddesinden kaynaklanan bir hükme istinaden yapılmış olması zarureti, biraz önce, dahası bundan bir önceki anayasa değişikliklerinde özellikle muhalefetin söz söyleme konusundaki zaman israfından kestiğiniz konularda kesilmesi gereken noktanın aslında bu olduğunu düşünüyorum. Diğer yerden aldığınız zamanı, daha fazla zamanı keşke buradan alabilseydiniz çünkü teknik bir meseleyi konuşuyoruz. Uluslararasındaki meseleler teknik konularda belli bir noktada karara bağlanmıştır, onay olarak buraya gelmektedir. Diğer sözleşmeler, genellikle zaten gizli anlaşmalar, devletler arasındaki ciddi başka anlaşmalar buraya gelmemektedir.

Buna örnek olarak vermek gerekirse 1950’lerden sonra Celal Bayar ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yapılan gizli anlaşmalar, bugünkü özellikle Türkiye’deki İncirlik Üssü’ne mütevakkıf olan anlaşmalar otuz yıl sonra ortaya çıkmıştır. Keza Abdullah Gül ile Powell arasında yapılan ikili anlaşmalar sekiz yıl sonra ancak basına sızdırılabilmiştir. Bu nedenle bu konuda söz alan arkadaşlarımızın çoğu, maalesef asıl meselenin özünden saparak, daha doğrusu, bir şeyi ifade etme işinden vazgeçerek günlük gündemin meselelerini nazara alarak konuşmaya başlamışlardır.

Bu nedenle mesele, sözleşmelerden açılmışken ben de hiç olmazsa bu konuda birkaç söz söylemek zarureti hissettim. Burada daha çok Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsünün antiemperyalist çağrıları ve son zamanlarda ülkemizde esen anti Amerikan, anti Avrupa laflarıyla ilgili birkaç söz söylemek zarureti hissettim.

Yanılmıyorsam 6 Şubat 1969’du, hatta 10 Şubat 1969’du. Amerikan 6. Filosu’nun İstanbul’a karaya çıkmak istediği dönemleri hatırlıyorum. O dönemde öğrenciydim. 6. Filo’nun Türkiye’ye çıkmaması konusunda yapılan antiemperyalist eylemlerden o zamanki sağ anlayışın, zihniyetin temsilcileri, tümümüzü “komünist militan” olarak itham etmeye devam ediyorlardı. Antiemperyalist olmak, bir siyasi çizgidir, bir günde gelen bir vahiy değildir, bir günde başınıza taş düşmüş gibi ayılacağınız bir konu hiç değildir. Görüyorum ki gençliklerinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını, bizim 69 ve 68 neslindeki çocukları, antiemperyalist kavgasını veren insanları itham edenler, bugün neredeyse o dönemde onların yerine kaim olacak antiemperyalist sloganlarla siyaseti yönlendirmeye çalışıyorlar.

Antiemperyalist olmak, doğru bir çizgidir, güzel bir çizgidir ama yükü taşıyabilecek noktada da siyaset inşa etmenize bağlıdır. Dün başka şekilde Amerika’yla, Rusya’yla başka iş birliğiniz varken, bugün menfaat çatışmasının olup olmadığı konusunda iç politikaya malzeme yapacak şekilde antiemperyalist çizgiye taşımak, bence ülke için faydalı bir konu değildir deyip bu noktayı kapatmak istiyorum.

Son zamanlarda, günlerde en çok konuşulan konulardan birisi de Sayın Cumhurbaşkanımızın, daha doğrusu AK PARTİ içindeki belediye başkanlarının görevden ayrılmalarını sağlayan tarz ve usulü hakkındaki konuşmalar ağırlık basıyor.

Belediye başkanlığı, benim açımdan çok kutsal bir görevdir ve dünyaya geldiğimde, daha doğrusu, aklım erdiğinde iki tane arzum olurdu: Mesleğimi avukat olarak yapmak isterdim, siyasette de belediye başkanı olarak görev yapmak isterdim. Çünkü belediye başkanlığı, gerçekten özgür bir beynin o şehri yönetme anlayışıdır ve nitekim bir ressam gibidir belediye başkanı, özgür bırakılmalıdır. Çok kocalı bir Hürmüz gibi olmamalıdır belediye başkanı. Yani başında Demokles’in kılıcı gibi sayısız vesayet makamları ve kişilerin olduğu bir anlayıştan azade olması gerekir. O nedenle de belediye başkanlarının geliş ve gidişleri belli esaslara, yasaya bağlanmışken, bugün karşılaştığımız manzarayı biraz daha irdelemek gerekir.

Avukat dedim, avukatlığı gerçekten isteyerek yaptım. On buçuk yıl avukatlık yaptım. Yine dünyaya gelsem avukat olurdum ama şu dönemdeki anlayışla artık avukatlığın “a”sını dahi yapmayı düşünmüyorum. Niye düşünmüyorum? Çünkü karşısında hak arayacağım savcı ve yargıçların, hukuk bilinci, bilgisi ve birikiminden maalesef mahrum noktaya geldiğini, aldıkları eğitimin yetersiz olduğunu gözlerimle müşahede ettim.

Şu calibidikkattir, şunu mutlaka dikkatle izlemenizi ve takip etmenizi istiyorum, özellikle iktidar milletvekili arkadaşlarımızdan: FETÖ anlayışından dolayı bu ülkede 12 bin-13 bin hâkim ve savcının olduğu kadrolardan 4.800’ü atıldı. Bu doğru. Yapılan işlemler, mutlaka hukuka uygun olan işlemlerdir, hiçbir itirazım yok ama yerine ikame ettiğiniz hâkim ve savcıların adalet dağıtmasını beklediğiniz için değil midir göndermeniz? Mutlaka, hak ve hukuk yerine gelsin diye gönderdiniz.

O kadar yetersizler ki, bırakın partizanlığını, talimatları falan bir tarafa koyuyorum… Mahkemelerin kararları gerekçelerle yazılır, gerekçeler de ceza davalarında şahitlerin ve olayların tahlili sonucunda bir noktaya vardırılır, eğer hukuk davasıysa eldeki yazılı belgelere dayandırılarak yapılır. Bakınız, size bir asliye ceza mahkemesinin kararını söylüyorum; bu, hüküm, diyor ki hâkim: “Size iki ile beş yıl arasında ceza verdim.” İmzalı, kesinleşmiş mahkeme kararından bahsediyorum. “İki ile beş yıl” nereden geliyor? Kanun hükmüdür. Kanun hükmünü, hâkime verilen takdir yetkisini hüküm hâline getirmiş. Yaşı 26, dört aylık kurstan geçmiş hâkimle adalet dağıtamazsınız, adaleti sağlayamazsınız.

Onun için calibidikkattir. Mutlaka bu konuda… Adaletimizin ön yargıdan azade, en azından bilgiyle teçhiz edilmiş hâkim ve savcılardan sağlanması konusunda çok ciddi bir eksikliğimiz söz konusu. Çok ciddi bir gayret gerekiyor. Hele bir de bu mahkemedeki hâkim ve savcılar siyasallaşmışlarsa… Çünkü bizim bu konuda geçmişimiz de pek parlak değil; istiklal mahkemelerinden tutunuz da devlet güvenlik mahkemelerine kadar, sıkıyönetim mahkemelerine kadar.

Deniz Gezmiş’i asan mahkemenin elindeki araçlar bir tane mavzer, bir tane Kırıkkale tabancaydı. Bunlar devletin müesses nizamını alıp aşağı edecek araçlara sahip bile değillerdi ama o arkadaşlarımız, 26 yaşında, Türkiye Cumhuriyeti’nin adliyesince Türk milleti adına idam edildiler. O nedenle, eğer eldeki yargı siyasallaşmışsa da hak aramak, hukuk aramak beyhudedir.

Maalesef şu noktaya geldiğinizi görüyorum: Açıkçası 2 Eş Genel Başkanımız, 9 milletvekilimiz şu kürsüdeki konuşmaların dışında sarf ettikleri tek cümle olmaksızın, on üç aydan beri, on beş aydan beri tutuklular, yargı önüne çıkaramadık. Bir de bunun içerisinde 3-4 milletvekilimiz, maalesef sayı saymayı bilmeyen, gerçekten “sekiz sene, dört sene, on sene” gibi laflar ağzından bir çırpıda çıkan hâkimlerin kararıyla mahkûmiyete düçar oldular. Bu nedenle, adaletten şikâyetçiyiz. Bu şikâyetimizin giderilmesinin yolu, eksiksiz bir hukuk devletinin inşasından geçer. Eksiksiz bir hukuk devleti derken de bunun başında Anayasa gelir. Anayasasız ve kanunsuz bir ülkenin olma şansı yok.

Şimdi, günlerdir ana muhalefet partisi, diğer partiler, televizyondaki programlar bangır bangır bağırıyorlar; efendim, belediye başkanlarının istifa ettirilmesi hukuka uygun değilmiş, kanuna aykırıymış gibi laflarla tartışıyorlar veyahut da hukukiliğini de tartışanlar var. Allah aşkına, bu ülkede başbakanın nasıl geldiği, nasıl gittiği Anayasa’da yazılı değil mi? Sayın Ahmet Davutoğlu, yüzde 49 oyla seçilmedi mi? Sayın Ahmet Davutoğlu’nun bu Mecliste muhatap olduğu bir gensoru gördünüz mü, bir güvensizlik oyu aldı mı? Hayır. Ne oldu? Şekle uydurulmuş olabilir, çağrılmış, istifası alınmış olabilir, çağrılmış, kendisi rızasıyla vermiş olabilir. Başka bir şekilde de yorumlayarak kulp takmak istemiyorum. Ne dendi? “Ahmet Bey siz şöyle buyurun, Binali Bey siz şöyle buyurun. Siz inin bu arabadan, siz binin Binali Bey.” dendi. Denmedi mi? Anayasa’nın bu şekilde yürürlükte olduğu bir ortamda başbakanların değişir olduğu bu anlayışla siz Türkiye’de 5 belediye başkanı, artı 1 belediye başkanını istifaya zorlamışsınız, bu kadar tartışılacak çok bir tarafı da yok. Niye? İrade böyle istemiştir.

Peki, irade böyle istedi diye bu arkadaşların hakkı hukuku yok mudur? Vardır ama bu, siyasetçinin kişiliğinden kaynaklanan da bir şeydir. Siyasetçi bu kişiler müstahak mı, değil mi? Müstahak değilse tepkisi ne olacaktır?

Size birkaç örnek vermek istiyorum müsaade ederseniz. Türkiye’de 1979 Ecevit Hükûmeti kuruluyor, kamuoyunda Turan Güneş dışişleri bakanı olarak lanse ediliyor. Ben de grup yönetim kurulu üyesiyim. Sayın Güneş’i Ecevit çağırdı, bir buçuk saat kaldı. Diğer bakanlar on dakikada, beş dakikada çıkıp gittiler, o, bir buçuk saat kaldı. “Ne oldu Hocam, sizinki niçin bu kadar uzun sürdü?” dedik, “Bana adalet bakanlığı teklif etti, hâlbuki kamuoyunda benim ismim, Turan Güneş, dışişleri bakanı olarak geçiyor.” dedi. Rahmetli Ecevit’e söylediği laf şu: “Kamuoyunun beni layık gördüğü dışişleri bakanlığına siz layık görmüyorsanız, sizin teklif ettiğiniz adalet bakanlığını kabul etmiyorum.” Cümle aynen böyledir ve adalet bakanlığını kabul etmemiştir.

Hasan Esat Işık, Millî Savunma Bakanı, bir törende Genelkurmay Başkanı 2 metre önünden yürüdü diye geldi -bu arkadaşların veda töreni gibi- bakanlıktan istifa etti. Yalvar yakar, bütün ısrarlara rağmen “Ben seçilmiş bir bakanım, atanmış memurun arkasında yürüyemem.” dedi.

Bunları şunun için söylüyorum: Çok genç yaşımda, 34 yaşımdaydım, bir sabahın sekiz buçuğunda Ecevit gibi dağa taşa efsane bir isim telefon etti, dedi ki: “Sayın Doğan, sizinle genel yönetimde çalışmak istiyorum.” “Ben grup yönetim kurulu üyesiyim efendim, zaten sizinle çalışıyorum.” dedim, “Sizinle çalışmak istiyorum.” dedi. Ben şimdi soruyorum: Türkiye’de, Özal’dan bu yana, bu dönem de dâhil, rızası alınan bir bakan var mı acaba? Arkadaşlarımız büyük ihtimalle televizyonlardan öğreniyorlar, radyo haberlerinden öğreniyor büyük bir kısmı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Nereden biliyorsunuz?

CELAL DOĞAN (Devamla) – Azillerden haberleri var mı? Yoktur…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben on yıldır bakanım ya, siz yanlış…

CELAL DOĞAN (Devamla) – Sizi tenzih ederek söylüyorum ama büyük ihtimalle öyle olmuştur çünkü geliş şekli şudur: Geliş şekli rızaya dayanmıyor. Şimdi, siz icazetli gelirseniz ipotekli yaşamak zorundasınız. Bunu şunun için söylüyorum: Belediye başkanları bu makama gelirken -Tayyip Bey’in dediği gibi, Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi- kim gösterdi bunları? O gösterdi. Peki, o gösterdi diye kendisinin hak ve hukukunun alaşağı edilmesine gerek var mı, daha doğrusu edilmesi mi gerekir? Hayır, o da yok. Peki, bu arkadaşlardan, kendisine 50 bin, 100 bin, 3 milyon, 5 milyon oy vermiş insanların hak ve hukuku konusunda tek kelime, “Arkadaş, ben beş yıl için geldim, varsa bir suçum ben yargılanmak istiyorum, bu görevde kalmak istiyorum.” diyecek bir tek kişi çıktı mı? Bu, zannetmeyin ki Tayyip Bey’e karşı bir kışkırtma; belediye başkanlarının başkaldırısını teşvik olarak asla aklınıza gelmesin. Niye biliyor musunuz? Bu hareketin adı “arınma” olabilir, bu hareketin adı “yenilenme” olabilir, bu hareketin adı 2019’daki başarı yolunda kendi açınızdan yeni taşlar döşeme olabilir. Her türlü gerekçe söylenebilir ama bu arkadaşların statüsü şimdi HDP belediye başkanlarından çok daha dun bir seviyede, daha aşağı bir seviyede.

Nedir o? Bugün HDP’nin belediye başkanlarının tamamı kayyumlarla görevden alınmış -cezaevinde olanlar var, dışarıda olanlar var- bunların hepsi en azından açığa alınmış belediye başkanlarıdır. Bu görevden istifa ettirilen veya eden arkadaşlarımızın statüsü nedir? Ve bir de açıklamaları var, enteresandır: “Partime bağlılıktan hiç kimse beni alıkoyamaz.” Amenna saddakna, kimse seni alıkoymasın. Topunla, tüfeğinle bunların yanındayken istemiyor seni, gittikten sonra ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın, ne anlamın var senin ya? Ne anlamın var? (HDP sıralarından alkışlar)

Bunu şunun için söylüyorum: Siyasette nefis var ya, insanın kendi benliği, kişiliği… Mutlaka partinin de kişiliği çok önemlidir, mutlaka haysiyet de önemlidir ama aile babasıyız, çoluğumuz var, çocuğumuz var, akrabalarımız var, selamullah eden insanlarımız var, bunların karşısında benim onurum ne olacak? Bu onur, hesap verme ağırlığındaki kefeden daha fazla çekmiyorsa böyle teslim olursun, bu bir.

İki: Şahsımla ilgili, grubunuza biraz şikâyetlerimi söylemek istiyorum. Bize milletvekili muamelesi yapmıyorsunuz, Hükûmetiniz yapmıyor, Hükûmetiniz bize milletvekili muamelesi yapmıyor. Anayasal haklarımızı kullanamıyoruz. Cezaevindeki bir arkadaşımı ziyarete gidemiyorum Adalet Bakanından izin almadan. Ya, bu, insanlık gereğidir, yarın yüz yüze bakacağız. “En zor günümde bana gelmedin.” diyen adamın yüzüne ben nasıl bakacağım yani? İzin almak durumundayız ve izin verilmiyor.

Dün Ahmet Yıldırım söyledi, CHP milletvekili arkadaşların bize getirmiş olduğu, ziyaret ettiği cezaevindeki mebus arkadaşlarımızın selamlarının altında eziliyoruz biz. CHP milletvekili, o istediği zaman gidiyor, MHP milletvekili isterse gidiyor, AK PARTİ milletvekili istediği cezaevi ziyaretini yapabiliyor ama HDP milletvekiliyseniz izne tabisiniz.

Daha başka, şahsımla ilgili bir şey söyleyeceğim, müsaade ederseniz, müsamahanıza sığınıyorum ama çok zaman da kalmadı. Türkiye'de çok kıymetli belediye başkanları vardır, Osman Kavuncu Kayseri Belediye Başkanıdır, Nalçacı Konya Belediye Başkanıdır. Yıllardır isimleri pırlanta olarak taşınır.

Kendimi övmek hoş değil ama ben marka bir şehir bıraktım. Benim servetim yok arkadaşlar, zengin olmuş Belediye Başkanı değilim. Bunun her kuruşunu, getirilmiş 32 müfettiş, belediye başkanlığını AK PARTİ kazandıktan sonra da Abdülkadir Aksu’nun da Bakan olduğu dönemde üç yıl boyunca 10 müfettişin didik didik yaptığı tahkikat sonucuyla söylüyorum. Beytülmala dokunmadım, o konuda müsterihim ve alnım açık. Ama mükemmel bir şehir bırakmaya çalıştım. Hatta, şu benim en büyük ödülüm oldu: Kayseri’ye gittiğimde, “Nerelisin?” “Antepliyim.” “Sizin Celal Doğan’ınız var.” dediler, Denizli’ye gittim, nereye gittiysem “Sizin Celal Doğan’ınız var.” diye vatandaşlar bana söylediler. Benim şehirle özdeşleşmiş sıfatım benim en büyük servetim oldu. Bu arada, Allah’a şükrederim ki bu sıfatı kazanabildim. Ama çok mükemmel de bir şehir bıraktım, meydanları olan bir şehir bıraktım. 100 bin kişinin olduğu meydan yapan bir belediye başkanınızı gösterin. Sadece şehir içinde sağlı ve sollu park olan, bir şehrin içerisindeki kanalizasyonun etrafında 11 kilometrelik bir park bıraktım. Yetmedi, 191 milyon metrelik bir hayvanat bahçesi bıraktım o şehirde. 4 organize sanayi, 1 tane ticaret sanayi merkezi bıraktım. Bıraktığımda Gaziantep’in fert başı, daha doğrusu ihracatı 7 milyar dolara çıkmıştı ve şehir 2040’a göre planlanmıştı. Ama Suriyeli kardeşlerimizin 450 bin, hatta gündelik 600 bin kişi gelmesi belki planları değiştirmiştir. Ama altyapısıyla üstyapısıyla, bugün uygulanmakta olan Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun her zerresinde, her kelimesinde emeğim var.

Sayın Cumhurbaşkanıyla yedi gün Patalya Otelde kaldım. Bu, mükemmel bir kanun ama belediye başkanları… Bu mükemmel yasanın eksikleri yok mu? Var. Mutlaka giderilmesi gerekir. Büyük ihtimalle bir değişiklik getireceğinizi düşünüyorum. O eksikleri giderdiğimiz zaman verdiğiniz yetki ve kaynaklarla belediye başkanları eğer çalışkansa bölgesinin başbakanıdır. Kentlerini yarıştırabilecek kadar yetkilerle mücehhezlerdir, bu yasanın kıymetini bilsinler.

Efendim, beldelerin bazılarında hizmetler aksayabilir. Niye? Belediye başkanı, şehrine âşık olmalıdır, onu çocuğu gibi görmelidir. Kent nasıl, daha doğrusu, çocuklarınız elinizde nasıl serpilirse kente âşık olan belediye başkanı şehrini öyle serpiltir ve büyütür.

Sayın Cumhurbaşkanımızın son açıklamasını, İstanbul’la ilgili, Ankara’yla ilgili, özellikle rant açısından veyahut da silüet açısından şikâyetlerini haklı buluyorum. Bari ondan ders almak isteyecek olan birtakım belediye başkanları varken, Sayın Özhaseki gibi bir belediye başkanı Bakanın sırf başka yere mesaj verme açısından o özeleştirinin önünü kesmeye hakkı asla ve kata yoktur.

O nedenle -belki uzattım ama- şöyle bitireyim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı).

CELAL DOĞAN (Devamla) – Belediye başkanı olmak güzel bir şeydir.

BAŞKAN – Sayın Doğan, buyurun, tamamlayın.

CELAL DOĞAN (Devamla) – Onuruyla ayrılmak çok daha güzeldir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğan.

Şimdi şahıslar adına Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy…

Süreniz on dakika.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın milletvekilleri, değerli hazırun; bugün biz grup olarak Türk milliyetçiliğinin fikir babası ve cumhuriyetin kurucusu Aziz Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “fikir babam” dediği Ziya Gökalp’ın vefat yıl dönümü münasebetiyle, dündü yıl dönümü, onun etkinlikleri kapsamında, vefatının 93’üncü yılı münasebetiyle Türkiye'nin değişik yerlerinde anma etkinlikleri -ya da hatırlatma etkinlikleri diyelim- düzenleniyor. Buna da biz camia olarak yeniden hatırlatmak adına onu anarak başlamak istiyoruz ve bu süreyi biz Ziya Gökalp’ı, cumhuriyeti anlamak ve anlamlandırmak adına değerlendirmek istiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 23 Mart 1876 Diyarbakır doğumlu. Tabii, bu, takvim değişimlerine göre baktığımızda, eski takvim-yeni takvim… Fakat vefatına baktığımızda da 1924 yılında yani 1876-1924, kırk sekiz yıllık kısa denilecek ömrüne çok önemli eserler bırakan, sadece eser bırakmayan, eserleriyle ve eylemleriyle etrafını etkileme kabiliyetinde olan bir mütefekkir. Özellikle Osmanlı’nın çözülme dönemi ve meşrutiyet süreci içerisindeki kaos ortamlarında imparatorluğu kurtarmanın yolları üzerine kafa yoran milliyetçi aydınlar -Üç Tarz-ı Siyâset’te Yusuf Akçura- bu manada hangi fikir bu kurtuluş noktasında olur; milliyetçilik, ümmetçilik, Osmanlıcılık gibi fikirlerin tartışıldığı bir ortamda kendisinin aynı şekilde Batı medeniyetini de tanıması ve Durkheim sosyolojisinden sosyoloji okuması, medeniyet tarihi üzerine kafa yorması ve sürekli okuyan bir insan olması ve sürgüne gönderildiğinde zindanlarda eşine yazdığı mektuplarda onun ne kadar çok eserle muhatap olduğu ve okuma alışkanlığına sahip bir mütefekkir olduğu kendisini gösteriyor. Ve eşine yazdığı o mektuplarla, zindanla o tefekkür dünyasını bütünleştiren Ziya Gökalp’ın cumhuriyetin kurucusu üzerindeki etkisini Mustafa Kemal bir konuşmasında “Benim soy babam, nesepteki babam Ali Rıza Efendi’dir ama fikir babam Ziya Gökalp’tır.” diyebilecek noktada da cumhuriyetin referans kaynağını oluşturuyor.

Şimdi, 29 Ekim 1923’te kurulan cumhuriyet henüz daha yaşını yeni tamamlamışken, 1 yaşındayken fikir babası olan Ziya Gökalp’ın vefat haberini derin bir üzüntüyle alan Mustafa Kemal’in o teessür hâlindeki telgrafıyla, cenazeye olan ilgisi, tarih kayıtlarında yerini buluyor. Tabii, bununla da sınırlı kalmıyor, ailesiyle ilgili tüm temel ihtiyaçları karşılayıp koruma altına aldırtıyor.

Pekâlâ, neden bu kadar çok önemlidir Ziya Gökalp? Ziya Gökalp yerli ve millî bir insandı. Yerliliği, millîliği evrenselle buluşturabilen bir insandı. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” eserini ortaya koydu ve Türkçülüğün Esasları’nda, özellikle estetik Türkçülük üzerine, bedii Türkçülük üzerine detaylarıyla beraber “millet” telakkisini ifade etti.

Ziya Gökalp neden önemlidir? Ziya Gökalp, aslında bizim bugünkü problemlerimizin de çözüm adresi olarak önemlidir. Ziya Gökalp, Diyarbakırlı bir Türk aydınıdır ve hiçbir zaman bu manada, Türk toplumunun hiçbir yerinde olmayan ve buna da bizim, parti olarak müsaade etmediğimiz etnik, ırkçı bir anlayışa sahip değildi. Ziya Gökalp, bedii Türkçülüğün alt başlıklarında millî terbiyeden bahseder ve millet telakkisini, “ortak kültür ikliminde, aynı terbiye içerisinde olgunlaşmış ortak dili kullanan bir topluluk” olarak tarif eder milleti ve millî terbiyeyi de geleneğe ve tarihe yaslar.

Vefatından sonra çalışmalarının bir kısmı ortaya çıkmış, özellikle “Türk Medeniyeti Tarihi” çalışmasında hangi aşamalardan geçtiğini, özellikle Türk din tarihinde yaklaşımları fevkalâde izah ettikten sonra, döneminin şartlarını düşündüğümüzde, Ziya Gökalp açısından, çok ileri düzeyde bir aydın, entelektüel olduğunu görüyoruz.

Ziya Gökalp’ın sistematik sosyolojisi, daha sonraki zaman dilimi içerisinde bizim de mensubu olduğumuz gelenekte, Mümtaz Turhan’ın sosyal değişmeleri Ziya Gökalp’ı referans alır, daha sonra Erol Güngör bu gelenek içerisinden gider. Ama modern dünyaya geldiğimizde “Neden biz bu manada Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan, Erol Güngör tarzı bir sosyolog ve sosyal psikolog çıkaramıyoruz?” sorusuna da cemiyet olarak aslında cevap aramak durumundayız. Sosyolojiyi, sistematik anlamda anketlere boğarsak ve sosyal psikoloji ve kültürel bağlamdan kopartırsak toplumu anlayamayız. Bugün yaşadığımız pek çok problemlerin de temelinde, maruz kaldığımız bu gecikmiş moderniteyle bu gecikmiş modernite ile erken gelen postmodern dalga arasına sıkışmış bir kültürel şizofrenik hâli anlamlandırabilme noktasında geri durarak resmimizi çekip “Doğru olan budur arkadaşlar.” diyebilecek çalışmalara yoğun bir şekilde ihtiyaç olduğunu yeniden yeniden -tekraren- hatırlatmakta fayda var.

Şimdi, Ziya Gökalp’ın ismi, “Türkçülüğün Esasları”yla anılan kitabın hiçbir yerinde ırktan bahsedilmediği gibi, bir çalışmasında ırkların hikâyesini anlatırken “Atların ırkı olur; atların dişine bakılır, yaşı, ırkı ve onun hikâyesini belirlemek için.” der veyahut da diğer anlamda “Tohumların ırkları olur; insanın kültürü olur, insanın ait olduğu bir medeniyet olur.” der. İşte, bu, Diyarbakırlı Ziya Gökalp’ın hikâyesidir ve Ziya Gökalp’ın bu anlayışı, Diyarbakır merkezli Türkiye ortak paydasının nasıl olabileceğinin de ifadesidir ama üzülerek ifade ediyoruz ki, acı olayların yaşandığı bölgede, Diyarbakır’daki Ziya Gökalp Evi, Müzesi yakılmak ve yok edilmek istendi.

Hatırlatmak isterim Cahit Sıtkı Tarancı’nın Diyarbakırlı olduğunu, sadece bu manada Ziya Gökalp’ın değil yani Diyarbakır’ın bir medeniyet şehri olduğuyla ilgili hikâyeye baktığımızda, arka planda gördüğümüz bir hakikat daha var: Millî Mücadele yıllarında Yunan ordusu denize döküldüğünde, Diyarbakır’da insanlar kendi evlerindeki çeyizlerini, genç kızlar, sandıklarındaki çeyizlerini pencerelerinden aşağıya sarkıtırlar ve onu teşhir ederek, evlerini caddeye açarak süs eşyalarını, kanaviçelerini gösterirler mutluluk ifadesi için. Oralarda dükkânları kapatır esnaflar, “Düşmanı denize döktük.” diye kutlamalar yaparlar. O dükkân kapatma hadisesi mutluluk için ve düşmanı denize dökmenin mutluluğuyla millî birlikteki kutlamalar için. Ve aynı memlekette, Kıbrıs çıkarması ve Barış Harekâtı’nda aynı hamleyle askerlik şubelerinin önü “Ben de gideceğim mücadeleye.” diye yazılanların hikâyesiydi.

“Ne oldu bize?” sorusu, aslında cevap olarak da Ziya Gökalp’ta aranması gereken ve oradan bu tarafa bugün itibarıyla takkenin düşüp kelin gözüktüğü veyahut da bir şekliyle emperyalizmin operasyonlarına nasıl maruz kaldığımızın ifadesi. Yani ASALA meselesiyle büyük Ermeni hayali kuranlar, Ağrı Dağı’nı “Ararat” yapmak isteyenler, Ermeni tezleri çöktükten sonra yerine ihanet odağı PKK terör örgütünü kaşıyarak çıkartanlar ve hiç farkına varmadan devletin içerisine “iyi niyetli ve samimi mütedeyyin” görüntülü FET֒yü yerleştirenler, yerlilik, millîlik adına üretim yapma kapasitesi olan veyahut da kendi menfaatlerine uymayan markalara Türkiye’de bir şekilde yatırım yapan patronları örgüt elemanlarına öldürtenler, bir bütün hâlinde nasıl bir küresel kuşatma üzerinde operasyonlara maruz kaldığımızın ifadesi.

Tabii, bizim burada hiç mi kabahatimiz yoktu, hiç mi eksiklerimiz yoktu? Elbette ki vardı. Biz, devlet-millet arasında devlet otoritesiyle, milletle olan münasebette statükonun anlayışıyla millete rağmen devletçilik yapmak değil, “milletin devleti” tezini ortaya koyuyorduk. Geçenlerde bir konuşmamda da ifade ettim -Türk milliyetçiliğinin fikir babalarından Dündar Taşer’in ifadesidir- milletin devleti olma sürecinde seçilmiş olanlar, seçilip geliyorlar, birileri onlara sizin şu kadarlık alanınız var, buradan sonra gelemezsiniz diyorlar veyahut da bir adım sonra oyun dışına atabiliyorlar.

Bu tür iç dinamiklerle ilgili problemlerimiz elbette vardı ama bu iç dinamikleri üretenler de, statükoya bırakanlar da, bunları küresel sistem üzerinden yönetenlerin de neler olduğu bugünlerde çok net ortaya çıktı sayın milletvekilleri. İşte bugün, devlet-millet bütünleşmesi üzerinden, Ziya Gökalpların, Mustafa Kemal Atatürklerin ortak paydasından yeniden bir araya gelerek düşünme zamanı.

Bir de bu “Birinci Meclis-İkinci Meclis” tartışmalarındaki adlandırmaları biz grup olarak benimsemiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi tektir, bir tanedir; onun birinci dönemi vardır, ikinci dönemi vardır. O sebeple ilk Meclis ruhu vurgusu, daha sonra Meclisi ayırt etme anlayışı… Biz bunlara karşıyız. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir bütün hâlinde, ilk kurulduğu günden bu tarafa dönemsel olarak vardır, biz de bugün itibarıyla 26’ncı Dönemi temsil etmekteyiz.

Bu vesileyle Ziya Gökalp’ı rahmetle anıyor, bizi dinlediğiniz için parti grubumuz adına teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ersoy.

Şahıslar adına ikinci konuşmacı Balıkesir Milletvekili Sayın Mehmet Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası sözleşmeler hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dış politika iç siyaset gibi değildir; aksine, tüm ulusun kaderini etkilemektedir. Dış siyasette o parti, bu parti ayrımı asla olamaz. Eğer dışarıda bir hata yapılırsa bu hatanın bedelini sadece siz değil 80 milyon öder. Eğer dış politikada istikrarlı bir siyasi duruş gösteremezseniz ülkenize yatırımcı gelmez, beklediğiniz ekonomik büyümeyi asla sağlayamazsınız ve turizminiz çöker. İşte bugün Türkiye’deki ekonomik krizin asıl nedeni sadece AKP’nin içeride ekonomiyi iyi yönetemiyor olması asla değildir, dış politikanın da çöküyor olmasından kaynaklanmaktadır. Son yıllarda AKP’nin dış politikada tek bir başarı örneğini göremezsiniz. “Dış politikada, içeride ve dışarıda dostluğu büyüteceğiz.” dediniz ama şu anda dost bir ülke bırakmadınız. Ülkemizi dünyada sürekli daha da yalnızlaştırdınız. Düşmanlık üreterek hiçbir ülke tarihte ayakta kalamamıştır. Dış politikanız hep önce kınama, sonra çark etmek üzerine kurulmuştur. “Filistin davası” dediniz, Mavi Marmara’da şehit olanların davasını İsrail’e 20 milyon dolara sattınız. “Kardeşim Esad” döneminden bahsetmeye gerek yok. Daha dün Suriye’de “Katil Esed” dediniz, bugün Esad’ın müttefikleri İran ve Rusya’yla birlikte olma derdindesiniz. Bugüne kadar olgular değil, gerçekleşmesi mümkün olmayan hayaller peşinde koştunuz. Bundan dört yıl önce tek başarınız olarak yurt dışındaki cemaat okullarını örnek gösteriyordunuz, bugün başarısız olmanın nedenini FET֒cülerin lobi faaliyetlerine bağlıyorsunuz. “Kandırıldık.” dediniz ama asıl size inanan milyonlarca insanı sizler kandırdınız.

Değerli milletvekilleri, iktidar mensuplarının kendi vicdanlarında cevap vermelerini istediğim bir soru var: On beş yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin bugüne kadar aldatılmadığı, kandırılmadığı tek bir politikası var mıdır? Bu soruya lütfen cevap veriniz. Size karşı çıkan insanların yanıldığı tek bir dış politika hamleniz var mıdır? Mesela, Suriye politikasının ülkeyi felakete götüreceğini söyleyen kişiler, “Esatçı, vatan hani” diyerek susturduğunuz o insanlar haksız mı çıktı? Elbette ki hayır. Suriye politikasının yanlış olduğunu siz de kabul ettiniz. O dönemin Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş Suriye politikasının başından beri yanlış olduğunu söyledi. Sizin de kabul ettiğiniz gibi yanlış politikanın acısını milyonlarca insan çekti, koskoca bir ülke harap oldu, yüz binlerce insan öldü ve milyonlarca insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Daha da kötüsü, katil sürüsü bir terör örgütünü ülkemizin kucağına bıraktınız.

Mesela “Rusya’ya karşı tutumunuzu değiştirin.” diyenler, Rus uçağı düşürüldüğünde eleştirenler bugün haksız mı çıktı? Önce “Moskova’yı fethedeceğiz.” Dediniz, “Yapmayın, Türkiye'nin Batı’yla zaten arası bozuk, bir de Rusya’yla ilişkisi bozulursa bu, ülkemiz için çok büyük bir sorun olur.” diyenleri vatan hainliğiyle, korkaklıkla itham ettiniz. Peki, sonra ne oldu? Uçak için “Biz değil FETÖ düşürmüş, Putin’den özür dileriz.” diye mektup yazarak çark ettiniz. Yanlış politikanın sonunda olan yine ülkemize oldu; itibarımız sıfıra indi, milyonlarca dolar kayıp yaşandı, elimizde Putin’in sözünden çıkamayan bir yönetim kaldı.

ABD’yle vize krizi yaşanıyor. Bugün, Avusturya’nın ardından Almanya’da vatandaşlarımız hava limanında köpeklere koklatılarak aşağılanıyor. Bu, sizin yüzünüzü gerçekten kızartmıyor mu? Bu durumdan gerçekten hiçbir rahatsızlık duymuyor musunuz? Sizin bu dış politikalarınız Türkiye'nin itibarını yerle bir etmiştir. Bugün, Irak’ın kuzeyinde yaşananlar, Suriye’de yaşananlar, İsrail politikası, ABD politikası, Almanya’yla yaşanan krizlerde hep itiraz edenlerin haksız, hain, düşman, kendinizi kahraman ilan ettiniz.

Irak yönetimine karşı tutumunuz nedeniyle, o bölgeyi İran ve Rusya’nın tekeline bıraktınız. Dış politikada yaptığınız hataların bedelini bu toplum fazlasıyla ödüyor, ödemeye devam ediyor. Şimdi de yine aynı şeyleri söylüyoruz; dış politikayı iç politikanın malzemesi hâline getirmeyin, kendi çıkarınızı değil, Türkiye'nin, bu ülkenin çıkarlarını düşünün. Ancak bunun yerine günübirlik politikalarla savrulup duruyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Genel Başkanınız Erdoğan ABD’ye gittiğinde, yandaş medyanızda ve sizlerde bayram havası vardı. “Amerika bizim stratejik ortağımız.” diyerek günlerce yandaş medyada manşet attınız. Şimdi vize kararıyla 80 milyon yurttaşımızı cezalandırıyorlar. Hani, Amerika’nın stratejik ortağıydınız? Aylarca sadece Reza Zarrab’ı korumak için adımlar attınız, şimdi niye 80 milyon için bu kadar çabalamıyorsunuz? İşinize gelince milliyetçiliği hiç kimseye bırakmıyorsunuz ama Amerika askerlerimizin başına çuval geçirdiğinde hiç sesinizi çıkarmadınız, çok fazla tepki gelince ve “Amerika’ya nota verin.” denilince, “Müzik notası mı veriyorsunuz?” diye alay ettiniz. Yunanistan adalarımızı işgal ettiğinde tek bir kelime bile söylemediniz. Tüm bu yaşananlar dış politikadaki yanlışlarınızın sonucu oldu.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, siyasi tarihinin hiçbir döneminde bu kadar kötü bir dış politikayla yönetilmedi. AKP’nin yanlış politikalarının halka maliyeti tam 30 milyar dolar oldu.

Bugün İdlib operasyonunu konuşuyoruz. İdlib’de tüm dünyanın terör örgütü olarak gördüğü El Nusra var. Erdoğan’ın her seferinde, “El Nusra’yı niye terör örgütü olarak görüyorsunuz?” diye sorduğunu hepimiz çok iyi hatırlıyoruz. Putin’in El Nusra için Erdoğan’dan ricada bulunduğunu unutmadık. Şimdi eli kanlı bir katil sürüsüne karşı güvenlik için askerlerimizi İdlib’e yolluyoruz. Türkiye, elbette kendi güvenliğini sağlamak zorundadır ancak bu eli kanlı örgütü bu noktaya kimler getirdi? Sizler getirdiniz. El Nusra’yı bu noktaya getiren kimse, orada askerler şehit olduğunda sorumlusu onlardır ve sizlersiniz.

Değerli milletvekilleri, bu gidişattan bir an önce vazgeçiniz. Sizin politik yanlışlarınız yüzünden bir yandan ekonomik krizle, bir yandan diplomatik krizle bu ülke boğuşuyor. Daha akılcı, barışçı ve mantıklı bir yol mümkün olmasına rağmen düşman kazanarak bir yere asla varılamaz.

Değerli milletvekilleri, Mustafa Kemal Atatürk ve Bülent Ecevit dış politikada diplomasiyle kazanmayı bizlere miras bırakmıştı. Sizler diplomasiyle sürekli kaybettiriyorsunuz. 80 milyona daha fazla bedel ödettirmeyiniz. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış.” sözlerini ilke edininiz. Mezhepçi, ırkçı politikaları terk edip akılcı ve uzun vadeli hamlelerle hareket ediniz. Orta Doğu’daki emperyalist politikalara alet olmayınız, ülkemizi de alet etmeyiniz. Kendinizle birlikte ülkemizi de ateş çemberinin içerisine terk etmeyiniz. Bu coğrafyanın içeride ve dışarıda daha çok barışa, daha çok demokrasiye, daha çok özgürlüğe, daha çok halkların kardeşliğine ihtiyacı var.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüm.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemini yapmayacağız ve tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, tasarının başlığı 1’inci maddeyle birlikte okunmakta ve işlem görmektedir. Bugünkü birleşimde tasarıların görüşmelerine başlanırken tarafımca tasarıların başlıklarının okunmasından sonra, parti gruplarında uzlaşı olması ve arada işlem bulunmaması nedeniyle, emsal teşkil etmemek üzere, 1’inci madde işlemleri sırasında ayrıca tasarının başlığı okunmayacaktır. Bununla birlikte, tutanakta 1’inci madde işlemleri sırasında tasarının başlığına yer verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE NİJER CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ORMANCILIK ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 8/1/2013 tarihinde Niamey’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Dilek Öcalan’a aittir, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA DİLEK ÖCALAN (Şanlıurfa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her hükûmetin sürdürülebilir bir dış politikası olmak durumundadır. Ancak uzun bir süredir, Türkiye’de, sağlıklı, politik öngörüyle oluşturulmuş, istikrarlı ve sürdürülebilir bir dış politikadan bahsedemiyoruz. Türkiye son yıllardaki dış politikasını, içte uyguladığı kutuplaştırmayı dışta da devam ettirmek üzerinden şekillendirmektedir. Bu da Suriye iç savaşının derinleşmesine, içeride de Kürt sorununun çözümsüzlüğüne ve çatışmaların daha da artmasına neden olmaktadır.

Yine son dönemde, Türkiye, ABD ve Avrupa Birliğiyle ilişkileri büyük oranda değişmiş, komşu ülkelerle olan ilişkileri bozulmuş, içeride ise otoriter ve antidemokratik uygulamalarla anılan bir ülke pozisyonuna gelmiş durumdadır. Dış politikada yaşanan bu sorunların gerek ekonomik gerekse de siyasal bedelini, her zaman olduğu gibi, Türkiye halkları en ağır şekilde ödemek zorunda bırakılmaktadır. Hükûmet eğer dış politikadaki bu içine girmiş olduğu sıkıntılı durumu aşmak, buna bağlı olarak ekonomiyi güçlendirmek istiyorsa işe içeriden başlamalıdır. İlk olarak da AKP saray iktidarı, demokratik siyaset üzerindeki antidemokratik uygulamalarına, yine halk iradesini gasbeden yaklaşımlarına son vermelidir.

Değerli milletvekilleri, son günlerde, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın isteğiyle, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanından başlayarak Ankara Büyükşehir, Balıkesir, Bursa, Niğde ve Düzce Belediye Başkanlarının istifa etmeleri meselesi gündemdedir. Hatta iktidar ve onun medyası tarafından belediye başkanlarının istifaya zorlanması doğal, olağan bir süreçmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Son seçmen iradesinin yok sayılmasının bu kadar kolay hâle getirilmesini kabul etmemiz, kanıksamamız mümkün değildir. Yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle istifaya zorlamak, “İstifa ederlerse mesele yok, etmezlerse sonuçları ağır olur.” yaklaşımı sergilemek bir demokrasi yöntemi olmadığı gibi etik de değildir. Belediye başkanları yolsuzluk yaptılarsa, ifade ettikleri gibi ellerinde dosyalar da varsa bunu araştıracak yetkili makamlar bellidir. Bu belgeler yargıya verilmelidir. Bu belgelerin istifa edilse de edilmese de âdeta şantaj aracı gibi kullanılması, yargıya verilmemesi başlı başına bir suçtur. Bizler ilkesel olarak halk iradesinin bu kadar kolay gasbedilmesine karşı duruşumuzu, demokrasilerin bir gereği olarak seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiği yönündeki tavrımızı dün olduğu gibi bugün de sürdürmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, belediye başkanlarının istifaları vesilesiyle belediyelerle ilgili yakın geçmişe ait hafızalarımızı biraz tazelemek isterim. Bundan bir yıl önce 674 no.lu Kanun Hükmünde Kararname’ye dayandırılarak 11 Eylül 2016 tarihi itibarıyla yüzde 65-95 arasındaki oy oranlarıyla seçilmiş 94 DBP’li belediyeye kayyum atanarak el konulmuştur. Belediye eş başkanları, havadan sudan gerekçelerle, hukuk hiçe sayılarak tutuklanmıştır. Havadan sudan gerekçe diyoruz çünkü iki yıl boyunca âdeta Bakanlık müfettişlerinin kamp kurduğu bu belediyelerde hiçbir şey bulunamamıştır. Ancak hatırlatmakta yarar var, bu belediyelere atanan kayyumlardan 9’u ise yolsuzluk gerekçesiyle kısa bir süre sonra görevden alınmıştır yani kayyuma kayyum atanmıştır.

Değerli milletvekilleri, halk iradesinin gasbedilerek kayyumların atandığı DBP’li belediyelerin demek ki AKP Genel Başkanını ve iktidarını yolsuzluktan, haksız kazançtan daha çok rahatsız eden politikaları ve çalışmaları olmuş. Ne mi bu çalışmalar? Bunlardan sadece kadınlara dair çalışmalara bile bakarsak, DBP belediyelerinde bir ilk olarak 106 belediyenin 96’sında siyasetin ve toplumsal yaşamın kadınsallaşmasını sağlayan en önemli mekanizmalardan biri olan eş başkanlık sistemine geçilmesi.

Yine, kadınların belediyelerde karar süreçlerine etkin dâhil edilmesi için seçilmiş ve çalışanlardan oluşan belediye kadın meclisleri oluşturulmuş, Meclisin pratik çalışmalarını yürütmek amacıyla kadın kurulları ve kadın koordinasyonları seçilmiştir.

Yine, kadın ve erkek seçilmişlerden oluşan kadın-erkek eşitliği komisyonları ile kadın seçilmişlerin Meclis çalışmaları öncesinde bir araya gelip gündemi değerlendirdikleri kadın grupları oluşturulmuştu.

Büyükşehir belediyelerinde kadın politikaları daire başkanlıkları; il, ilçe belediyelerinde ise kadın politikaları müdürlükleri kurulmuştu. Bu müdürlükler bünyesindeyse kadın ekonomisini güçlendirme, kadın eğitimini geliştirme ve şiddetle mücadele birimleri de kurulmuştu. Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında Diyarbakır Büyükşehir, Van Büyükşehir, Bağlar Belediyesi ve Akdeniz Belediyesi bünyesinde kadın sığınmaevleri açılmış, Diyarbakır Büyükşehirde İlk Adım İstasyonu ve Alo Şiddet hattı kurulmuştur. 43 belediyede de kadın merkezi açılmış, bu merkezlerde kadınlara yönelik ve kadınların talepleriyle birçok kurs verilmiş, toplumsal cinsiyet, çocuk yaşta zorla evlendirilme ve sağlık gibi birçok konuda eğitimler yapılmıştır. Bu merkezler, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiserliği Ofisi tarafından hazırlanan raporda da belirtildiği gibi, aile içi şiddet olaylarında mağdur olan kadınlar ve çocuklar için çok gerekli olan korumayı sağlamış ve kadınların sosyal ve siyasal alana katılımlarını teşvik etmiştir.

Yine, kadın ekonomisinin geliştirilmesine dönük üretim atölyeleri kurulmuş, kadın emeğini değerlendirme merkezleri, kadın semt pazarlarıyla da kadınlara ürettiklerini pazara sunma imkânı yaratılmıştır. Kreşler açılmış, kadın spor kompleksleri yapılarak kadınlara spor yapma olanakları da yaratılmıştır.

AKP Genel Başkanını ve iktidarını asıl rahatsız eden politikalar ve çalışmalar işte bunlardır. Öyle ki DBP belediyelerinde ilk olarak kadın eş başkanları tutuklanmıştır. Atanan kayyumlar tarafından eş başkanlık sistemi ortadan kaldırılmıştır. Kadın politikaları müdürlüklerinin ve 43 kadın merkezinin çalışmaları durdurulmuştur. Bu merkezlerde başvuran kadınlara ait özel bilgilerin tutulduğu arşivlere dahi el konulmuştur. Hedeflenen, kadın ve kadın mücadelesinin kazanımlarının yerel yönetimlerle ilişkisini doğrudan bitirmektir.

Değerli milletvekilleri, güncel verilere göre, hâlâ tutuklu bulunan 71 DBP belediye eş başkanından kadın eş başkanların sayısı 27’dir. Dün yani 25 Ekim, tutuklu bulunan eş başkanlardan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Sayın Gültan Kışanak ve Eş Başkan Sayın Fırat Anlı’nın gözaltına alınmalarının 1’inci yıl dönümüydü. Buradan, bu vesileyle, onların şahsında, AKP saray iktidarının sivil darbesiyle hukuksuzca tutuklanan tüm belediye eş başkanlarına ve tüm seçilmişlerimize buradan saygılarımızı ve selamlarımızı iletiyorum. Bir kez daha, sizlerin huzurunda yerel yönetimlerin, yerel demokrasinin ve halk iradesinin gasbedilmesine dönük bu politikaları da kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette ki AKP saray iktidarının en temel yöneldiği kazanımlar kadın çalışmaları olmakla birlikte, bununla sınırlı kalınmamıştır. Halk iradesinin yerine atanan kayyumlar, belediyelerin hayata geçirdiği tüm kültürel ve toplumsal faaliyetleri birer birer yok etmeye çalışmaktadır. Kayyumlar birçok belediyede açılmış olan kreşleri, kütüphaneleri, kültürevlerini ve merkezlerini kapatmış ya da faaliyetlerini değiştirmiştir. Örneğin, birçok kreş il ve ilçe müftülüklerine tahsis edilmiş, Kur'an kurslarına çevrilmiştir. Ana dilde hizmet engellenerek hizmet Türkçeleştirilmiştir. Birçok il ve ilçede DBP’li belediyeler zamanında mahallelere, parklara verilen isimleri dahi, halka rağmen değiştirmekten geri durmamıştır. Yine, DBP belediyeleri döneminde yapılmış çeşitli heykel, anıt ve semboller yıkılmıştır. AKP saray iktidarının yerelde kayyumlar vasıtasıyla yapmak istediği, toplumsal hafızayı silmek ve asimilasyonu güncel politika hâline getirmektir. Özcesi, iktidarın yolsuzluk ve açık yakalamak, bununla mücadele etmek gibi bir derdinin olmadığı da ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK ÖCALAN (Devamla) – Sayın Başkan, yarım dakika…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

DİLEK ÖCALAN (Devamla) – Bugün Türkiye'nin gelmiş olduğu aşamada faşizmin kurumsallaştığının en önemli kanıtlarından biri iktidarın yerel yönetimler politikasıdır. Öyle ki faşizmin kendisi hiçbir yerel özerkliğe izin vermez, kendi himayesi dışında da bir yönetimi kabul etmez.

Değerli milletvekilleri, AKP saray iktidarının yerel yönetimlere dönük tüm bu saldırılarının en temel amacı ise iktidarını her yerde tek adamın elinde merkezîleştirerek bir rejim değişikliğini hayata geçirmek istemesidir.

Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öcalan.

1’inci madde üzerinde ikinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İzzet Ulvi Yönter; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti çok yoğun bir beka mücadelesi vermektedir. Bu beka mücadelesi verilirken hainlerle, teröristlerle, Türk ve Türkiye düşmanlarıyla âdeta göğüs göğse bir mücadele de gösterilmektedir. Terörizmle olan ve çok boyutlu sürdürülen mücadelede, özellikle, sahadaki kardeşlerimizin, mücadele eden evlatlarımızın, arkadaşlarımızın beklentileri, talepleri de buna paralel bir şekilde artmaktadır. Şu anda Türkiye’de, vatanımızın hemen hemen her köşesinde, sınır ötesinde birçok coğrafyada uzman çavuşlarımız terörle mücadele etmekte, Türkiye'nin hak ve hukukunu korkusuzca müdafaa etmektedir. Huzurlarınızda bütün uzman çavuşlarımıza en kalbî selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum; Allah onları var etsin diyorum.

Uzman çavuşlarımız elbette korkusuzca, kahramanca, “ama”sız, “fakat”sız mücadele etmektedirler. Ancak, onların sorunları var, onların talepleri var, onların istekleri var, onların mağduriyetleri var. Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, terörle mücadelede aktif ve inanmış bir şekilde mücadele eden her kardeşimizin sorunlarının çözümü hususunda elimizden gelen tüm demokratik mücadeleyi gösterdik, gösteriyoruz, inşallah, bundan sonra da göstermeye devam edeceğiz. Uzman çavuşlarımızın kanayan yaraları, uzman çavuşlarımızın feryatları, uzman çavuşlarımızın beklentileri “Ben insanım.” diyen, “Vicdan sahibiyim.” diyen her bir insanımızı rahatsız etmektedir. Artık bu meseleleri, bu sorunları çözmek zorundayız.

Şimdi, 3 Ekimde Silvan’da alçakça şehit edilen bir kardeşimiz vardı, ismi Mehmet Kızılca; 21 yaşında, Karamanlı. Mehmet Kızılca uzman onbaşıydı. Yirmi gün sonra yine Diyarbakır’da merkez Yenişehir ilçesinde evinden çıktıktan sonra alçakça suikasta uğrayan Bilal Dicle evladımız, kardeşimiz de uzman çavuştu, maalesef şehit edildi.

Değerli arkadaşlarım, dikkatinizi çekiyorum, Allah aşkına şu sorunu çözelim, bu kardeşlerimizin beylik tabancaları yok, kendilerini savunamıyorlar. Terörist, hain karşısına geliyor, kahraman uzman onbaşımız, uzman çavuşumuz haine karşı cevap veremiyor, mukabele edemiyor, kendisini savunamıyor. Uzman çavuşumuza devletimiz tank veriyor, top veriyor, makineli tüfek veriyor, ağır silahları veriyor ve uzman onbaşımız, uzman çavuşumuz bunları ustaca, uzmanca, kahramanca kullanıyor fakat bu kadar ağır silahı kullanan kardeşlerimize biz sivil hayatlarında kendilerini savunmak adına beylik tabancasını vermiyoruz. Elinizi vicdanınıza koyun, lütfen düşünün, biz Mehmet Kızılca’yı nasıl kaybettik, biz Bilal Dicle’yi nasıl kaybettik, bu kardeşlerimizi nasıl şehit verdik? 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun 13’üncü maddesinde bedeli mukabilinde zatî tabancalarının bu kardeşlerimize verileceği yazıyor. Arkadaşlar, ya 13’üncü maddeyi kaldıralım ya bu 13’üncü maddeyi değiştirelim, kaldırdıktan sonra idari bir tasarrufla uzman çavuşlarımıza bedelsiz beylik tabancalarını verelim. Buna “Hayır.” diyebilecek bir aziz milletvekilimiz var mı, bir vatan evladı var mı, istirham ederim söyleyiniz.

Ben bir arkadaşınız, kardeşiniz olarak bu şehadetlerden son derece üzülüyorum, sarsılıyorum. Kendilerini savunamıyorlar. Aldığım mesajın haddi hesabı yok, hepsi feryat ediyor. Biz nelere para harcamıyoruz, biz nelere kaynak ayırmıyoruz? 80 bine yakın uzman çavuş kardeşimiz var. Bu kardeşlerimiz diyor ki: “Bize beylik tabancamızı verin.” Neyin bedelini kimden alıyoruz? Bedel ödeme sırasında en öndeler ama ödül konusunda en arkadalar. Bunu kabullenmek mümkün değil, bu tenakuzu anlamlandırmak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, gerek Adalet ve Kalkınma Partisine sesleniyorum gerek Cumhuriyet Halk Partisine sesleniyorum: İstirham ederim, bu 3269 sayılı Kanun’daki 13’üncü maddede uzman çavuşlarımızın elinden tutan, önüne geçen, beylik tabancalarını edinmeleri hususundaki engeli kaldıralım, önlerini açalım, kendilerini savunamıyorlar. Bakın, biz burada rahat koltuklarda oturuyoruz ama şu anda birileri dağda taşta nöbet bekliyor, vatanı savunuyor. İdlib’de, Başika’da, Afganistan’da, El Bab’da, Cerablus’ta, vatanımızın hemen hemen her yerinde uzman çavuşlarımız bu millet için mücadele ediyor. Kaç gündür gerek ulusal televizyonlarda gerek gazetelerde konuyu gündemde tutmaya çalışıyoruz. Arkadaşlarımızdan rica ediyorum, uzman çavuşlarımızın sorunlarını hep birlikte çözelim.

Tabii, bu 3269 sayılı Kanun’da uzman çavuşlarımızın sözleşmeli çalışacakları hüküm altına alınmış. 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle de sözleşme yaşı 45’ten 52’ye çıktı. Buraya kadar tamam, bir sorun yok fakat 80 bine yakın uzman çavuşumuz “Vatan savunmasının sözleşmesi mi olur?” diyorlar. Bu nasıl bir iş arkadaşlar? Arkadaşlarımız kadro istiyor, analarının ak sütü gibi helal olsun, çok mu göreceğiz? Bir yandan beka mücadelesi olduğunu söylüyoruz, bir yandan -inşallah gelmez- şehitler geldiği zaman bakandan milletvekillerine kadar herkes koşuyor, ağlıyor, acıları paylaşıyor; “Kanı yerde kalmayacak.” diyorlar, diyoruz, “Döktükleri kanda boğacağız.” diyoruz ama uzman çavuşlarımıza kadro vermiyoruz, onları kadrolu yapmıyoruz. Torba kanunlar çıkıyor, buyurun hep beraber ele ele verelim, omuz omuza verelim, uzman çavuşlarımızın hak ve taleplerini yerine getirelim; beylik tabancalarını verelim hem de bedelsiz, kadrolarını verelim. E şimdi uzman çavuşlarımız 45 yaşına kadar görevlerini ifa ediyorlar, fiziki yetersizlik veya görev süresi dolduktan sonra kalan zamanı herhangi bir kamu dairesinde görev yaparak emekliliğini kazanıyorlar fakat emekli olduktan sonra sivil memur olarak uzman çavuşlukta geçen hiçbir hakkı alamıyorlar. Bu bir haksızlık, bu bir tenakuz. Değerli arkadaşlarım, bu konuyla ilgili münferit mahkemelere gidildi, uzman çavuşlarımız mahkemelerden karar aldı fakat bu, genele bir türlü şamil edilemiyor, yayılamıyor. Uzman çavuşlarımızı bir dakika dinleyelim, onların elinden tutalım.

Değerli arkadaşlarım, uzman çavuşlar kahramandır. “İnsan büyür beşikte, mezarda yatmak için/ Ve kahramanlar can verir yurdu yaşatmak için.” O can veren, can verecek olan, can vermeye hazır olanlar da uzman çavuşlarımız ve diğer kahraman Mehmetçiklerimiz. Ne olursunuz, istirham ediyorum, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına bunu ifade ediyorum: Uzman çavuşlarımızın bekleyen, kabaran bu taleplerini duyalım, gereğini yapalım.

Hepinize şimdiden teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. İnşallah uzman çavuşlarımızın sorunları çözülecek diyorum.

Sağ olun, var olun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yönter.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.32

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

367 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, on dakika süreyle 1’inci madde üzerindeki soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sisteme giren sayın milletvekillerinin beş dakika içerisinde soru sormalarını, diğer beş dakikada Sayın Bakanın cevap vermesini isteyeceğiz.

İlk giren Sayın Engin.

Buyurun.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – İstanbul, doğal güzellikleri kadar geçmişten bizlere miras kalan tarihî yapıları ve köklü kurumlarıyla da eşsiz bir şehrimiz. Dünyada eşi benzeri olmayan tarihî silüetinin gökdelenlerle tahrip edildiği İstanbul’da beton sevdalıları şimdi de gözlerini tarihî Şişli Endüstri Meslek Lisesi arazisine dikti. Tarihî lisenin arsasına alışveriş merkezi ve rezidans dikilebilsin diye 5 bine yakın öğrencinin eğitim hakkı görmezden geliniyor.

Şimdi, soruyorum: “İstanbul’a ihanet ettik.” diye itirafta bulundunuz, neden hâlâ İstanbul’a ihanete devam ediyorsunuz? Okulları yıkılmasın diye mücadele veren öğrencilerin, velilerin ve Şişli sakinlerinin seslerini ne zaman duyacaksınız? Beton yerine eğitime öncelik vermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu görüşülmekte olan 367 sıra sayılı Sözleşme’nin 5’inci maddesine eğer bakarsak 5’inci maddesi “Fikri Mülkiyet Hakları” başlığını taşıyor ve bu maddenin son cümlesinde “14 Temmuz 1967 Stokholm” yazılmış. Bunu eğer bir ilkokul öğrencisi dahi Google’a girse “k”dan önce “c”nin geldiğini ve bir başkentin isminin yanlış yazıldığını… Özensiz ve düzensiz bir şekilde yazım hatasının yapıldığı çıplak gözle anlaşılmaktadır.

Sizden benim istirhamım… Kanunların tabii bu şekilde özensiz ve düzensiz yazılması teknik hatayla izah edilecek bir durum değil.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Benim sorum Sayın Bakan Eroğlu’na.

2011’den beri milletvekiliyiz, 2011’den beri Malatya’nın en büyük problemi sulama problemi, su problemi. Maalesef, insanlar susuzluk çektiği için yaz aylarında Malatya’da kanalizasyon boruları kırılarak kayısı ağaçları sulanıyor, bu da kayısıların kurumasına sebep oluyor. Siz de konuyu biliyorsunuz, size çok şikâyet geldi bununla ilgili ama maalesef çözülebilmiş değil hâlâ Malatya’da sulama problemi. Malatya Türkiye'nin herhâlde en önemli tarım kentlerinden biri ama bir nebze olsun bu giderilmiş değil.

Ayrıca, ikinci organize sanayi bölgesinde arıtma olmadığı için atık sular Dilek, Şahnahan, Topsöğüt gibi birçok beldede tarımı bitirmiş durumda. Eğer bu yıl da çözülmezse önümüzdeki yıllarda Malatya’da maalesef kayısıyı bulamayacaksınız. Bu yıl susuzluktan kesilen kayısı ağacı sayısının 1 milyon olduğu tahmin ediliyor. Bu konuda gerekli ilgiyi beklediğimizi sizin aracılığınızla Sayın Bakana iletmiş olayım.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunlarının sürekli sorduğu ve merakla beklediği adalet Bakanlığı tarafından her yıl açılan idari yargı hâkimlik alımları olacak mı?

Sayın Bakan diğer bir sorum: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye temsilcisi ve görev süresi dolan Sayın Işıl Karakaş’ın yerine Hükûmetin önerdiği adaylar, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargıçları Seçme Komisyonu tarafından yeterli derecede kalifiye olmadığı gerekçesiyle 2 kez mülakata çağrılmış ancak yeterli görülmemiş. 3’üncü kez gönderilen listedeki adaylar mülakata çağrılmış ancak bu adaylar da yeterli derecede kalifiye bulunmayarak reddedilmiştir. Bu krizde gelinen aşama nedir? Hükûmet, neden yeterli derecede kalifiye ve liyakat sahibi adaylar önermemektedir?

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Başbakana soruyorum: Ülkemiz, siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan büyük sıkıntı yaşamaktadır. Cumhurbaşkanının izlemiş olduğu gerginlik politikası nedeniyle ülkemizin içinde ve dış dünya ülkeleriyle beklenmedik ilişkiler yaşanmaktadır. İtibarımız her gün biraz daha azalmaktadır. Ülkemizde yatırımlar durmuş, istihdam azalmış, işsizlik artmış, kurlar giderek yükselmeye, piyasa daralmaya başlamıştır. Bütçemiz açık vermeye, dış ticaret açığımız artmaya devam etmektedir. Savunduğunuz büyümenin gerçekçi olmadığı gibi, tüketime, borçlanmaya ve ithalata dayalı olduğu bir gerçektir. O hâlde ekonomik yeni tedbirlere ve bu gerginliklerin azaltılması için herhangi bir tedbire gerek duyacak mısınız? Başbakan olarak bu olumsuz gelişmelere seyirci mi kalacaksınız yoksa düşündüğünüz ve planladığınız yeni tedbirler var mıdır? Ülkemizde güven ortamı ne zaman sağlanacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Trakya’nın tam ortasından geçen Edirne, Çanakkale, Kırklareli ve Tekirdağ ilçelerini birbirine bağlayan D 555 kara yolu 70 kilometre mesafededir ve bu kara yolu bugün hâlâ tek şerit hâlinde hizmet etmektedir.

Sayın Ulaştırma Bakanına soruyorum: Burada yüzlerce fabrika… Bu fabrikalar, tekstil fabrikası, cam fabrikası, tarımsal fabrika, zirai araç üreten fabrikalar, özellikle yurt dışına ihracat yapan fabrikalar sürekli olarak bu yolu kullanmaktadırlar. Bu yolun muhakkak duble yol olması gerekir. Bu yolun duble yol olması için herhangi bir çalışma var mıdır, var ise hangi aşamadadır, yok ise niye yoktur?

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bakan…

Daha doğrusu, Sayın Bakanlar, söz sırası sizde.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Özellikle Malatya’yla alakalı büyük projeleri, barajları tamamladık. Mesela, şu anda, Kapıkaya Turgut Özal Barajı Sulaması çok hızlı şekilde yapılıyor. Ben geçenlerde de Malatya’ya uğradım. Ayrıca biliyorsunuz, Recai Kutan Barajı’nın sulaması da devam ediyor. Yoncalı Barajı’nın inşaatı hızla devam ediyor. Çok sayıda gölet inşaatının temelini attık. Sayın Vekilim, tabii, o kadar çok gölet ve sulama var ki ben sizlere özel olarak da ayrıca bir bilgi notu göndereyim. Yani biz bu yılı, önümüzdeki yılı Malatya’da sulamalarda hamle yılı ilan ettik. Burada talep edilen zaten… Malatyalı vatandaşlar da geldi, taleplerini dinledim, hepsini yerine getireceğiz.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Öncelikle, bu Şişli Endüstri Meslek Lisesiyle ilgili sayın milletvekilimizin sormuş olduğu konuda açıkçası bir bilgim yok, Millî Eğitim Bakanlığımıza tevcih edeyim, size yazılı olarak cevap versinler.

Teşekkür ederim.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Lütfen, acilen… Çünkü günlerdir zaten veliler, öğrenciler kapının önünde bekliyorlar ve okullarının yıkılmamasını, oraya alışveriş merkezi ve rezidans yapılmamasını istiyorlar.

BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Anladım, peki.

Sayın Tanal’ın kanunların özensizliğiyle ilgili bir sözü oldu. Sayın Tanal, Dışişleri Bakanlığının anlaşma metinlerinde “Okunduğu gibi yazılır.” ifadesinden dolayı, mesela Washington da “W” kullanılmaz “V” kullanılır, teamüller böyledir. Uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet gereği, kendi dilimizle yazmaya gayret ediyoruz metinleri, bilginize.

Sayın Ağbaba’yla ilgili olarak, Sayın Bakanımız bu konuda cevap verdiler.

Sayın Özdemir’in sorusu: Adalet Bakanlığı idari yargıç alacak mı? Elbette alacak. Bu noktadaki çalışmalarımız Adalet Bakanlığımız nezdinde sürdürülüyor, kısa süre içerisinde de ne zaman ve ne kadar sayıda alacaklarını açıklayacaklar kamuoyuna inşallah.

Diğer konu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yargıçların seçilmesiyle alakalı olarak, yetersizliğine ilişkin bir beyanınınız oldu. Şimdi, bakınız bu yargıçların hangi kriterleri ve hangi vasıfları taşıması gerektiğiyle ilgili zaten mevcut düzenlemeler var. Bizim ülkemiz de bu düzenlemeler muvacehesinde buraya yargıçları gönderdi. Tabii son zamanlarda Avrupa Birliğinin ve yetkili kurullarının ülkemize yönelik tavrını siz de biliyorsunuz. Bu kapsamda değerlendirmekte yarar var diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

Sayın Arslan “Siyasi, ekonomik, sosyal açıdan gerginlik… Bütçe açığı artmaya devam ediyor; herhangi bir tedbir alacak mısınız?” dedi.

Sayın Milletvekilimiz, öncelikle şunu ifade etmek isterim ki Türkiye olarak biz kendi iddia ve tezlerimiz gereğince her daim hareket ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız yapmış oldukları bütün açıklamalarda bunun üzerinden temellendiriyorlar söylemlerini. Eğer bir noktada yapılan bir faaliyet, bir söz söz konusuysa bununla ilgili olarak kendi iddia ve tezlerimizi nazara alarak değerlendirmelerini yapıyorlar. Kaldı ki Türkiye, biliyorsunuz 2002 yılından bu yana AK PARTİ iktidarları tarafından yönetiliyor. Aslında, AK PARTİ iktidarlarının yönetmeye başladığı tarihten itibaren bugüne kadar gelmiş olduğumuz noktayı mukayese ettiğimizde 3 kat büyüdük ve bunu açıklamak da izahtan varestedir diye düşünüyorum.

Elbette ki yatırımlarımız sürecek. Bundan sonra Türkiye’deki insanımızın, vatandaşımızın, milletimizin refah seviyesini yükseltmek için gece gündüz demeden, zaman mefhumu tanımadan çalışmamızı sürdüreceğiz inşallah. Zaten Sayın Milletvekilimiz, seçmenimiz de yapmış olduğumuz hizmetlerin karşılığını, bir yerde teşekkürünü 12 seçimdir girdiğimiz seçimlerde sandık sonuçlarıyla gösteriyor; bunu da bilginize sunmak istiyorum.

Bir de Ulaştırma Bakanlığına ilişkin bir sorusu vardı Sayın Türabi Kayan’ın…

BAŞKAN – Sayın Bakan, tamamlayın…

BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Konu da Ulaştırma Bakanlığımızın uhdesinde bir konuyla ilgili; bilmediğim, henüz haberimin olmadığı bir konu ama şunu ifade edeyim. Trakya bölgesi esasen benim de bölgemdir. Ben 11 yaşımdan beri Trakya bölgesinden geçerek Türkiye’nin içerisine gelen bir insanım.

Türabi Bey, şöyle söyleyeyim: Biz yıllarca İpsala Gümrük Kapısı’ndan Yunanistan tarafına geçtiğimiz zaman, orada gözlerimiz böyle, biraz daha fazla açılır “Vav, bunlar nasıl yollarmış.” diye bakardık; şimdi oradan buraya geçtiğimiz zaman “Elhamdülillah, ne kadar güzel yollarımız oldu.” diye keyifleniyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde gruplar adına ilk konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika, buyurun.

HDP GRUBU ADINA BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; başta Eş Genel Başkanlarım olmak üzere tutuklu vekil arkadaşlarımı, geçen yıl bugün tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları olmak üzere kayyum atanan belediye başkanlarımı buradan selamlıyorum. Unutmasınlar ki onlar halkın gönlündeki sevgi ve saygılarını koruyorlar, gönlümüzün başkanıdırlar; gün geçtikçe onların kıymeti daha iyi anlaşılıyor. Son zamanlarda iktidarın, büyükşehir belediyelerine ve diğer belediyelere yaptığı işlemlerden sonra onların kıymeti halk nezdinde çok daha iyi anlaşılıyor.

Şimdi, uluslararası anlaşmalar imzalıyoruz, uygulamaya çalışıyoruz. Buraya bundan önce gelen uluslararası anlaşmalar genelde Avrupa Birliği uyum yasalarına kaynaklık eden sözleşmelerdi ama sonuç ortada. Uluslararası ilişkiler sadece anlaşma imzalamakla olmuyor. Bu anlaşmaların çoğu kültür ve eğitim üzerine. Fakat bunun böyle olması için tarihimizi ve kültürümüzü iyi bilmemiz lazım.

Millî Eğitim Bakanlığının müfredatla ilgili skandal girişimleri yetersiz kalmış olacak ki bir yenisine imza atmış bulunmakta. 6’ncı sınıf Kur’an-ı Kerim dersi için hazırlanan kitapta, İbrahim Peygamber’i ateşe attığı kabul edilen Babil Kralı Nemrut ile Nemrut Dağı arasındaki fark unutulmuştur. Skandal sadece bununla sınırlı kalmamış, milattan önce 109 yılında bağımsızlığını sağlayan Kommagene Krallığı’nın Nemrut Dağı’nda inşa ettiği heykeller kitapta “Nemrut’un putları” görseli olarak kullanılmıştır, işte bu. Bu, dünyanın 8’inci harikası. Maalesef, bunlar “put” diye Kur’an-ı Kerim dersinde anlatılıyor. Gençlerimizi böyle zehirlemenin hiçbir anlamı yok.

Adıyaman Nemrut’la vardır. Nemrut, gerçekten, tarihsel bir zenginliktir Adıyaman için. Bu tarihsel süreç farklılığını, coğrafi farklılığı da dikkate almayan sözde uzmanlarımız Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin kuzeyinde yer alan Toros Dağlarının parçası olan, dünya kültür mirası olarak kabul edilen Nemrut Dağı’ndaki heykelleri inançsızlığın, ahlaksızlığın, çirkinliklerin ve putperestliğin merkezi olarak anlatmıştır. Buna ancak “Yuh!” denir, başka bir şey demek istemiyorum.

İnsanlık tarihinin ortak mirası sayılan böylesi değerleri bir şekilde put olarak göstermek Hükûmetimizin alışkanlığı hâline gelmiştir ki daha önce de benzer bir şekilde, yine bir belgesel çekiminde Urfa Göbeklitepe’deki dikilitaşları put gibi gösteren çalışmalara imza atmıştınız. Bu tutumunuz tarihsel toplum değerlerinin hiçe sayılmasının en açık ifadesidir. Hükûmetiniz bu utanç tablosuna bir son vermelidir. Buradan sadece Millî Eğitim Bakanlığını değil, Kültür ve Turizm Bakanlığını da göreve davet ediyorum.

Geçmiş yıllarda tahrip edilen heykeller gibi, en son bundan birkaç ay önce, Kommagene Krallığı’ndan kalan Karakuş Tümülüsü’nde bulunan iki bin yıllık aslan heykeli bilinmeyen kişi ya da kişilerce tahrip edilerek bir bölümü kırılmıştır. Yine burada Hükûmetin yanlışı var çünkü yalan yanlış bilgiler veriliyor, millet bunları put sanıp gidip onları yıkıyorlar, bu güzellikleri, bu tarihi yok etmeye çalışıyorlar. Ne oluyor? Sonuçta olan ülkemize oluyor, olan Adıyaman’ımıza oluyor. Gelen turist sayısına bakın, son zamanlarda turist yok denecek kadar azaldı. Adıyaman IŞİD’le anılan bir kent oldu, canlı bomba merkezi oldu, turist gelmez oldu. Birkaç ay önce Kâhta’nın en büyük turistik oteli Zeus Otel yıkıldı; sebebi turizmin bitmesi. Tabii, turizm için barışçıl bir iklim de gerekiyor. Maalesef, dünya çağ atlarken biz hâlâ iç barışımızı sağlayamamışız.

Almanya’ya gidiyoruz, “Asimilasyon bir insanlık suçudur.” diyoruz ama ülkemizdeki Kürtleri asimile etmek için elimizden geleni yapıyoruz. İşte, Şırnak. Arkadaşlar, lütfen şuna bakın. Ben okula Türkçe öğrenmek için gittim. Ana dilim Kürtçedir. Bu çocuklara Kürtçe konuşma yasağı… Hiç Türkçe bilmeyen bir çocuğa, Kürtçe konuşan bir çocuğa “Kürtçe konuşma.” diyor, “Kürtçe konuşma.” diyor. Bu nerede geçiyor? Şırnak’ta. “Kürtçe konuşmayalım.” Bu öğretmen bu fişi nasıl yazabiliyor, bu gücü nereden alıyor? Topluma kin ve nefret aşılamaktan başka ne işe yarıyor bu davranış? İktidar bu zavallı öğretmen için bir tasarrufta bulunacak mı, yoksa “Bravo!” mu diyecek yoksa yarın müdür mü yapacak, merak ediyorum.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – O öğretmenin derhâl görevden alınması lazım.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – “Irkçılık en büyük insanlık suçudur.” diyoruz. Herkes bunu kabul eder, biz de kabul ediyoruz, Meclis de kabul eder ama ırkçılığın, kutuplaştırmanın âlâsını yapan, 80 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuşan Hatun anamızın cenazesine saldıran güruhu kolluyoruz, resim çektiriyoruz, birkaç gün cezaevinde tuttuktan sonra salıveriyoruz. Önce bu tür olaylarla yüzleşelim diyorum, birlikte yaşamanın formüllerini, çarelerini bulalım, sonra uluslararası anlaşmalar yapalım.

Uluslararası eğitim iş birliği anlaşmaları yapıyoruz ama bizim kendi eğitim sistemimizde bir iş birliğimiz var mı? Şu an TEOG sistemi kaldırıldı ancak yerine ne geldiği belirsiz. Yani eğitim sistemi belli olmayan, şu an eğitim sistemi belirsiz, askıda olan bir ülke konumundayız. Bunun sebebi nedir, bilen yok. Bir sabah uyanıyoruz; “Ben bu sistemi beğenmedim, kaldırın.” diyoruz. Yine, saray lütfetti geçenlerde “Yardımcı doçentlik nedir?” dedi. İçinizde onlarca akademisyen var, sayın grup başkan vekili de akademisyen. Nice bedeller ödeyerek doçent oldunuz, kariyer yaptınız. Ama “Bu yardımcı doçentlik nereden çıktı?” deyip çöpe atmanın bir anlamı var mı? Bu konuda hiçbiriniz bir fikir ürettiniz mi, hiçbir eleştiri ve öz eleştiriniz, doğru ve yanlış bir tepkiniz oldu mu, bir eleştiriniz oldu mu? Tövbe… Peki, yerine bir sistem hazırlamış mıyız? Yok, ne geleceği belirsiz.

Eğitim ve öğretimle ilgili düzenleme yaparken gelecekle ilgili, gelecek tasavvuruyla ilgili bir program ortaya konur. Bu programda da mümkün mertebe toplumun tüm kesimlerinin ortaklaşmasının zemininin yaratılması gerekir. Bu nedenle, kamuoyunda yeterince tartışılması, çok geniş bir konsensüsle ortak düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekir. Yoksa son on dört yıl boyunca eğitim sistemi bir yapboz tahtasına döner ki burada yapılan bozulan hem bizim hem de çocuklarımızın geleceğidir. Eğitimdeki yanlışların temelinde iktidarın tekçi anlayışları yatmaktadır arkadaşlar. Siz kalkıp dindar ve kindar nesil yetişsin çabasında olursanız asla ülkemizde birlik, dirlik ve kardeşlik gerçeğine ulaşamazsınız.

Millî eğitimde bugün öğretilen din anlayışı Hanefi mezhebine göredir. Ben de Hanefi mezhebindenim ama Türkiye'de Hanefi mezhebi dışında da mezhepler var, değişik inanç grupları var. Ben şahsen, çocuklarımın bu tekçi anlayışla dindar ve kindar olarak yetişmesini asla kabul etmiyorum ve böyle de yetiştirmiyorum. Türkiye'de ve dünyadaki diğer inanç gruplarına, halklarına saygılı olsun istiyorum, evrensel değerlere sahip olsun çocuğum; nefret ve kin yerine barış, sevgi ve saygılı bir birey olmasını istiyorum; insanları sevsin, hayvan sevgisini alsın, doğayı ve çevreyi sevsin istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ortak bir programdan ziyade sadece kendi siyasal programınıza göre eğitimi dizayn etmeye çalışırsanız, yarın başka bir iktidar geldiğinde, yaptığınız bu program -aynı sizin düşüncenizle- onlar tarafından yeniden dizayn edilecektir. Sonuçta, kazanan kimse olmayacak, kaybedilen yıllar, kaybedilen kuşaklar ve kaybedilen gelecek yanımıza kâr kalacaktır.

Bu nedenle, her gelen iktidar ve hatta her gelen bakanla birlikte değişen bir eğitim sistemi yerine, üzerinde tüm toplumsal kesimlerin ortaklaştığı bir eğitim sisteminin bir an önce yerleşmesinin ülkenin hayrına olacağı kanaatindeyim. Hükûmetler eğitim sistemini yeniden kurgulayan değil, sadece bakanlık eliyle ve yerel mekanizmalarla sadece koordinatör işlevi görmelidir. Hatta denetlenebilir özerk yapılarla işleyen bir süreç hükûmetlerin müdahalesinden de bir nevi kurtulmuş olacaktır. Bu kadar merkezîleştirilmesi yerine, AKP elini eğitimden çekse daha hayırlı olur diye düşünüyorum.

Sorun nerede gerçekleşiyorsa çözümün de orada aranması ve çözümün yerel dinamiklerle, yerel mekanizmalarla çözülmeye teşvik edilmesi gerektiği inancındayım. Çünkü ister sağlık ister eğitim sorunları olsun, bu sorunu bütün yönleriyle sosyal, psikolojik, ekonomik ve benzeri faktörleri en iyi hissedebilenler -bizzat sorun kaynağında- uygulamalarla muhatap olan insanlardır.

Bu nedenle, bütün sorunları tek merkezden çözmeye ve denetlemeye yönlendirilmiş bir uygulamanın eninde sonunda, yerel mekanizmaların hantallaşmasına ve problemin çözümünü uzatacağı, nihayetinde çözümsüzlüğe doğru gideceği aşikârdır. Hangi alanda olursa olsun, sorunun çözümünde yerelde faaliyet gösteren mekanizmalar oluşturulması, eğitim kurumlarının da -sorunların çözümüne yönelik- kendi özgünlükleri ve özgürlük alanları dikkate alınarak sorunların kendi kurumlarında çözmeye yönelik bir anlayışın geliştirilmesi gerekmektedir. İşin denetlenmesi hususunda bağımsız ve tarafsız, sağlıklı işleyen bir yargı sisteminiz varsa yereldeki en küçük bir sorunu, kaygıyı en kısa zamanda ve adil olarak çözecektir yoksa eğitim alanlarındaki sorunları çözmek adına her şeyi merkezileştirmek, merkezin denetimi altına almak çalışmak bağımsız bir yargının olmadığı ortamda bir işe yaramayacaktır.

Yine, en güzel sistem, en güzel işleyiş, kayırmacılık olduğu, liyakat değil de tarafgirlik gözetilerek iş ve işlemler yapıldığı müddetçe sistem çirkinleşmeye, çürümeye ve hatta batmaya mahkûmdur.

On beş yıllık AKP iktidarı boyunca, eğitim ve öğretim dâhil, her kurum ve kuruluşta...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – ...hiçbir zaman liyakat ölçütü esas alınmamış, tarafgirlik ve biat ölçütüne yer verilmiştir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Sayın Bostancı, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın 367 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama için söz aldım.

Sayın Yıldırım konuşma yaparken asimilasyondan bahsetti ve buna örnek olarak da bir okulda tahtaya yazılan “Kürtçe konuşma.” ifadesinin fotoğrafını gösterdi. Sadece burada değil, dün ve önceki gün de bu örnek üzerinden gidildiği için açıklama yapma lüzumunu gördüm. AK PARTİ’nin bu konuya ilişkin siyasal yaklaşımı, Türkiye’deki 80 milyonun gönüllü ve rızaya dayalı ortaklığını sağlama istikametinde bir siyasal yaklaşımdır. Bunun da toplumsal gerçekliği esas alan bir siyasetle mümkün olacağını biliyoruz, bunun kilometre taşlarını da halkımız biliyor, buna ilişkin tartışmalar geçmişte de çokça yapıldı.

Esasen, Sayın Yıldırım’ın bahsettiği tarzda bir asimilasyon çabası...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – ...Kürtçeyi yasaklayan bir uygulama olsaydı tek bir okulda değil, bütün okullarda bu tür uygulamaların olması gerekirdi. Böyle bir husus olmadığını, bunun arızi bir örnek olduğunu ve sürekli aynı örneğin gösterildiğini görüyoruz. Muhakkak Millî Eğitim Bakanlığı buna ilişkin bir tahkikat yapacaktır. Sistematik bir uygulama olmadığı, tek bir arızi örneğe yaslandığı hususunu ve asimilasyon iddiasının da bir bakıma -diğer tartışmalar bir kenara- buna yaslandırıldığını gördüğümüz için bu açıklamayı lüzumlu gördüm.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde gruplar adına ikinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika, buyurun.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz uluslararası sözleşme hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, bulunduğu jeopolitik ve jeostratejik konumundan kaynaklı fırsatlar kadar önemli tehditlerle de yüz yüzedir. Bölgemizdeki gelişmeler Türkiye’nin doğrudan yaşam alanlarını etkileyecek mahiyettedir. Komşularımızla süren iç çatışmalar yaşama hakkının, hayatta, kalabilme ve insanca bir yaşam sürdürebilmenin ne kadar önemli olduğunu hepimize göstermektedir.

21’nci yüzyıl dünyasında, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün hâkim kılınması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması beklenirken ne yazık ki uluslararası terörizm, iç karışıklıklar, uluslararası hukuka aykırı çifte standartlar, demokrasi adına yapılan hukuk ihlalleri egemen olmaktadır. Bu süreçte kendi imtiyaz ağlarını genişletmek isteyen güçler, insan hakları bayraktarlığı altında etnik ve dinî kimlikleri kaşıyarak millî kimliği zayıflatmaya çalışmaktadır. Asgari müşterekleri zayıflayan, ahenkli bir toplumsal birliktelik zemini oluşturamayan, ortak karar ve çözüm üretemeyen toplumlar da bu yapı içinde millî direnç kalelerini kaybetmektedir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada gelişen terör ve şiddet olaylarının etkisinden korunması, şüphesiz ki Türk millî kimliğini, millî değerlerini, kardeşlik hukukunu ve cumhuriyetin temel niteliklerini esas alan politikaların uygulanmasıyla mümkün olacaktır. Türkiye, bir yandan başta FETÖ ve PKK olmak üzere terör örgütleriyle mücadele ederken diğer yandan da Kuzey Irak’tan başlayarak güney sınırımız boyunca Akdeniz’e kadar uzanması arzu edilen bir terör koridoru inşasına mani olmaya çalışmaktadır. Devletimiz, kuşkusuz ki kendi güvenliğini başka devletlerin insiyatifine terk etmeyecek, tehditler karşısında her türlü tedbiri alacak ve uygulayacaktır. Bu konuda devletimize, güvenlik güçlerimize her türlü desteği veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz.

Bunlarla birlikte, Türkiye'nin, büyüme ve kalkınma hedefini sekteye uğratmadan yoluna devam etmesi, 2023 bölgesel güç, 2053 küresel güç hedefini yakalaması gerekmektedir. Böylesi bir hedefin gerçekleştirilebilmesi için ise bir yandan Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden unsurlarla mücadele edilirken diğer yandan da ekonomik ve sosyal sorunların çözülmesi, adalet anlayışının egemen kılınması gerekmektedir. Nimet ve külfet paylaşımında adil olacak bir yönetim düzeninin tesisi bu gibi zor dönemlerde millet olarak kenetlenebilmeyi ve devlete güveni tesis edecektir. Devletimizin kuruluş ilkeleri ile cumhuriyetimizin temel niteliklerini ortak payda yapan, ekonomik, siyasi ve sosyal alanda tesis edilecek bir toplumsal uzlaşma dinamiği de enerjimizi, Türkiye'nin kalkındırılması, milletimizin refahının artırılması ve devletimizin milletler camiasında daha da güçlendirilmesi yönünde kullanabilmemizi kolaylaştıracaktır.

Bu kapsamda, Türkiye'nin kronik hâle gelmeden önlem alınmasını gerekli gördüğümüz sorun alanlarına dikkat çekmek istiyorum. Bunların başında ekonomik sorunlar gelmektedir. Türkiye, ulusal ve uluslararası konjonktürel olumsuzlukların etkisi olsa da sağlıklı ve sürdürülebilir bir yatırım, üretim ve istihdam zinciri oluşturamamıştır. İşsizlik oranı, son rakamlara göre yüzde 10,7 görünse de iş aramayıp da iş bulduğunda çalışabilecek durumda olanlarla birlikte bu oran yüzde 16,5 civarındadır. Bu durumda, gerçek işsiz sayısı da 5 milyonu, 5,5 milyonu aşmaktadır. Gençler arasındaki işsizlik oranı yüzde 21’in üzerindedir. Bu durumun yoksullaşmayı artıracak olmasının yanı sıra, yaratacağı sosyal sorunlar nedeniyle uzun süre sürdürülemeyeceği de açıktır. İthalat bağımlılığı, düşük tasarruf, aşırı tüketim ve israf, yüksek reel faiz, yatırım yetersizliği, düşük teknolojili ürün üretim; ve enflasyon gibi ekonomik sorunlar düşük ve istikrarsız büyümeye, yüksek işsizliğe, düşük gelir ve adaletsiz gelir dağılımına, yüksek cari açıklara, düşük verimliliğe, özel kesimin dış borcunun ve hane halkı borç yükünün yüksek boyutlara ulaşmasına sebep olmaktadır.

Tarımda uygulanan üretim ve fiyat politikası ile girdi maliyetlerindeki yükseklik tarımsal üretimi azaltmaktadır. Tarımsal ürünlerin katma değerli ürünlere dönüştürülememesi ve dünya üretiminde söz sahibi olduğumuz stratejik tarım ürünlerine sahip çıkılamaması hem üreticimizi mağdur etmekte hem de millî ekonomimize zarar vermektedir.

O sebeple, öncelikle ekonomide piyasalara güven telkin edecek, yatırımı, üretimi, ihracatı ve istihdamı artıran etkili yapısal tedbirler alınmalıdır. Sürdürülebilir ve yüksek bir büyüme ortamı tesis edilmeli, ekonominin dış kaynak bağımlılığı azaltılarak şoklara karşı dayanıklı hâle getirilmelidir. Gelirin adil bölüşümünü esas alan ve sosyal dokuyu güçlendiren, ülkemizin kendi imkân ve şartlarıyla doğal ve beşerî kaynaklarını harekete geçirecek programlar uygulamaya konulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, diğer bir risk ise kamu yönetimindeki tahribattır. Bürokrasinin hantallaşması, liyakat yerine siyasi ya da belirli bir grubun çıkarlarını önceleyen anlayışın hâkim olması, devletin hangi işi hangi teşkilatlar eliyle ve hangi nitelikteki insan gücüyle yapacağına dair bir planlamanın yapılmaması, kamu personelinin atanma ve yükselmelerinde objektiflikten uzaklaşılması, hukuki ve mali statülerdeki karmaşa bunlardan bir kısmıdır. Kamu yönetiminin karakterini belirleyen en önemli ilke, bürokrasinin kalitesinin artırılmasını amaçlayan liyakat ilkesidir. Kişiyi, grubu veya siyasiyi korumaya dönük atamalar ise bürokrasinin niteliği ve kamu hizmetlerinin kalitesi üzerinde oldukça olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu nedenle, kamuda işe alınmadan başlamak üzere, ilerleme ve yükselmede, tayin, terfi ve yer değiştirmede liyakat ve hakkaniyet ilkelerine uygun davranılmalıdır. Demokratik meşruiyetin güçlendirilmesi ve devlete duyulan güvenin artırılması amacıyla yolsuzluk ve usulsüzlük gibi güven sarsıcı uygulamaların önüne geçilerek hukuk devleti güçlendirilmelidir. Türkiye'nin köklü devlet geleneğini çağdaş gelişmelerle buluşturan bir kamu yönetimi yapısı ve işleyişi oluşturulmalıdır. Atamalarda sadakati terör örgütlerine, lobilere, cemaate veya localara değil, Türk devletine ve Türk milletine olanlar tercih edilmelidir.

Bu vesileyle bir konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum: Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde istihdam edilen ve terörle mücadele başta olmak üzere Silahlı Kuvvetlerin çeşitli kademelerinde görev yapan uzman çavuşların önemli problemleri bulunmaktadır; çalışma şartları, mali ve sosyal hakları, yer değiştirme, kadro ve emeklilikle ilgili sıkıntıları, devlet tarafından kendilerine silah verilmemesi, lojman ve benzeri sorunlar bunlardan önemlileridir. Kuşkusuz bu sorunlar ilgililerce de bilinmektedir ve inanıyorum ki çözümü için de gayret gösterilmektedir. Ancak giderek kronikleşen bu problemlerden bazıları öncelikle ve ivedilikle çözülmelidir. Bazı sorunların çözümü yasa değişikliği dahi gerektirmemekte, alt düzenleyici işlemlerle çözülebilecek mahiyette bulunmaktadır. Kendilerine her türlü silah ve teçhizatı teslim ettiğimiz, terörle mücadelede etkin rol üstlenen uzmanları lütfen, mesai saati bitiminde kaderiyle baş başa bırakıp hainlere fırsat tanımayalım. Öncelikle ve ivedilikle silahlarını verelim, lojmanı olmayanlara lojman temin edelim. Devletimizin, kuşkusuz buna gücü de kudreti de vardır.

Öte yandan, bürokrasideki hantallığı, teşkilatlanmadaki tutarsızlıkları, personel rejimindeki hukuki ve mali statü karmaşasını, ücret, unvan ve mobbing kaynaklı mağduriyetleri giderelim. Atamalarda sendika tercihlerini değil, liyakat, hakkaniyet, Türk vatanına ve Türk devletine sadakati esas alalım.

Değerli milletvekilleri, son olarak da toplumsal kalite ve ahlak anlayışında meydana gelen tahribata dikkat çekmek istiyorum. Toplumsal ahlak ve kalite anlayışının hâkim kılınamaması ile millî ve manevi değerlerin tahrip edilmesi sonucu siyasette, adalette, kamu yönetiminde, iş hayatında ve birçok alanda değer erozyonu yaşanmaktadır. Yolsuzluk ve benzeri istismarlar, vatandaşlarımızın kamu kurumlarına dolayısıyla devlete olan güvenini sarsmaktadır.

Yine, bu kapsamda olmak üzere son yıllarda uyuşturucu kullanımındaki artışa işaret etmek istiyorum. Uyuşturucu toplumsal hayatı ve gençlerimizin geleceğini tehdit, aileleri ise perişan etmektedir. Çocuklarımızı uyuşturucu belasının tehdidi altından kurtarmalıyız. Bu konuda daha güçlü bir mücadeleye ve ailelerin bilinçlenmesine ihtiyaç vardır. Sadece torbacılarla değil, baronlarla da mücadele şarttır.

Bu düşüncelerle sizleri saygıyla selamlıyor, hafta sonu idrak edeceğimiz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nızı kutluyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksu.

2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla hürmetle selamlıyorum.

Tabii, uluslararası sözleşmeler bu son iki gündür hep Parlamentoya getiriliyor ancak biraz önce teknik soruyu Sayın Bakana sorunca dedi ki: “Uluslararası sözleşmeler okunduğu gibi yazılır.” Bugüne kadar imzalamış olduğumuz diğer sözleşmelerden okunduğu gibi yazıldığına ilişkin bana bir örnek Sayın Bakan eğer gösterirse gerçekten mutlu olacağım. Bu savunma doğru bir savunma değil. “Sayın Vekilim, evet, bu, özensiz, düzensiz yazılmıştır; biz bunları düzelteceğiz.” deseydi belki daha doğru, daha yapıcı bir açıklama olurdu. Bu anlamda, bence hatayı hatayla kapatmaya çalışıyorlar ki bu doğru bir cevap değildi. Mümkün olduğu kadar, gerçekten, hata yapmamak hepimiz için iyi olur yani bunu bir uyarı amacıyla söyledim. Hatayı savunmanın da bir manası yok diye düşünüyorum.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; diğer ülkelerle yapmış olduğumuz bu sözleşmelerin bir kısmına baktığımız zaman, bazılarında “beş yıl” deniliyor, bazılarında “süresiz” deniliyor hatta bazılarında diyor ki “Süre bittikten sonra” “süreden altı ay önce yenilenmesi” “bir beş yıl daha yenilenebilir”. Yani burada, ortada, bugüne kadar baktığım tüm sözleşmelerde doğru düzgün bir format bulamadım. Diyeceksiniz “Her ülkenin kendisine özgü bir yöntemi olur.” ama bizim ülke olarak da hukuk devleti, hukuk güvenliği açısından bazı çekinceleri koymamızda yarar var değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bu açıdan baktığımızda, sözleşmelerin yürürlükte kalması, bunların tatbik edilmesi için bizim ilk önce bir hukuk devleti olmamız lazım. Hukuk devleti de olabilmemizin yegâne yol ve yöntemi… Evet, Anayasa’mız “Türkiye Cumhuriyeti devleti -2’nci madde- hukuk devletidir.” diyor, doğru. Hukuk devletinde vatandaşların kanuna, Anayasa’ya, nizama, tüzüğe, yönetmeliğe uyması kadar, devleti idare eden yöneticilerin de uyması lazım. Yani vatandaşı biz kanuna uymadığı zaman yaptırımla, müeyyideyle cezalandıracağız ama idareciler de eğer buna uymazsa, o zaman da bir keyfîlik söz konusu olmuş olur. Peki, keyfîlik neyi getirir? Keyfîlik ülkede kayırmacılığı getirir, eşitsizliği getirir. Kayırmacılığın ve eşitsizliğin olduğu bir yerde yolsuzluk olur, rüşvet olur. Ve bu açıdan baktığımız zaman da hukuk devletinin olmadığı bir ülkede… En önemli husus… Çünkü ülkeleri ayakta tutan adalet duygusudur, düzendir. Bir ülkede eğer adalet yoksa o ülkede düzen de olmaz değerli arkadaşlar. Düzenin olmasının yegâne koşulu adaletin tecellisidir.

Herhâlde misafirlerimiz geldi, ben burada söz hakkını size veriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tanal, zaten sözünüzü kesecektim bir dakika ama siz benden önce davrandınız.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Pakistan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı, Ticaret ve Tekstil Bakanı Muhammad Pervaiz Malik ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Pakistan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı, Ticaret ve Tekstil Bakanı Sayın Muhammad Pervaiz Malik ve beraberindeki heyet şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar. (Alkışlar) Kendilerine, değerli heyetine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyoruz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun, devam edebilirsiniz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Efendim, biz de misafirlerimize “Hoş geldiniz.” diyoruz, buradan selam ve saygılarımızı iletiyoruz.

Değerli arkadaşlar, tabii burada tarafsız ve bağımsız yargıya gelirsek, son günlerde gerçekten tarafsız ve bağımsız yargıdan çok söz ediliyor. Peki, hâkimler, savcılar göreve alınırken ne yapılıyor? Yazılı sınavlar yapılıyor, yazılı sınavlar yapıldıktan sonra sözlü mülakatlar yapılıyor. Sözlü mülakatlar geçmişte görüntülü kamera kayıtlarıyla yapılırdı. Niye görüntülü kamera kaydıyla hâkim ve savcılara sınav yapılırdı? Sebebi kayırmacılık yapılmaması içindi, birilerinin parti devleti olmaması içindi. Yani sözlü mülakatlar gerçekten hukukun, adaletin tecellisi için yapılırdı ancak şu anda, günümüzde parti kayırma açısından, birilerini yönetime getirme açısından, birilerini seçme ve eleme açısından sözlü mülakatlar buna hizmet eder bir duruma geldi ki bence bu şekilde adam kayırmacılığın olduğu sözlü mülakatlar yargıya büyük bir gölge düşürüyor.

Peki, bu sözlü mülakatları geçen hâkim ve savcılar için ne yapılıyor? O stajyerlik döneminde aynı zamanda maaş veriliyor, sigortaları emekliliğe esas teşkil ediyor ama aynı evsafta olan avukatlık stajyerlerine baktığımız zaman, avukatlık stajyeri olan arkadaşlarımızın hiçbirisine ücretli olarak staj yaptırılmıyor. Diyor ki: “Stajyer avukat stajını ücretsiz yapacak.” Peki, stajyer hâkim veya stajyer savcı ise ücretini alıyor ve sigortası aynı zamanda devlet tarafından karşılanıyor. Aslında aynı fakülteden mezun, aynı eğitimi almışlar; biri stajyer hâkim veya stajyer savcı, diğeri de stajyer avukat. Değerli arkadaşlar, Türkiye'deki stajyer avukat arkadaşlarımız bu anlamda mağdur. Eğer stajyer avukat arkadaşlarımızın ücretli çalıştığı tespit edilebilirse stajı yanıyor. Peki neyle geçinecek bu stajyer avukat? Bu, stajyer avukatların kanayan bir yarasıdır. Nasıl stajyer hâkim ve savcıya devlet maaş veriyorsa, nasıl devlet sigortasını ödüyorsa stajyer avukatların da stajyerlik dönemi içerisinde maaşını vermeli ve aynı zamanda da sigortasını yapmalıdır yani bunlar aynı koşullara, aynı kurallara tabi olmalıdır. Bu anlamda, stajyer avukatların o stajyerlik süresi Anayasa'mızın 18’inci maddesi uyarınca âdeta bir angaryadır.

Konuya bu tarafsız ve bağımsız yargı açısından baktığımız zaman -Sayın Bakan da hukukçu- bir başka konu da şu: Bana geçen hafta Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığından gelen bir... Kişi gözaltına alınır, gözaltındayken kendisine eziyet edildiği, dövüldüğü iddiasıyla suç duyurusunda bulunur. Cumhuriyet savcısı, kanun hükmünde kararnamenin ilgili -olağanüstü hâl ilan edildiği için- 9’uncu maddesi uyarınca “Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararname gereğince görevliler aleyhine idari, cezai soruşturma yapılamaz.” diye takipsizlik kararı verdi Sayın Bakanım. Bunu, ben, geçen hafta burada ilgili bir başka bakanımıza ibraz ettim. Ancak değerli arkadaşlar, kanun hükmünde kararname “Vatandaşı git döv, vatandaşa eziyet et, kötü muamele et.” diye bu şekilde yargılamadan bir muaflık tanımıyor. Böyle, geçmişteki 1982 Anayasası’nın geçici 15’inci maddesini biz kaldırdık; yeni bir 15’inci madde getirmedi bu Meclis buraya. Bu açıdan, bu tür kanun hükmünde kararnamelerin bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesi lazım çünkü kanun hükmünde kararnamelerin asıl amacı... O dönemdeki darbe girişimiyle ilgili hasarlar terörle mücadele kapsamında gündeme geldi ancak bu kanun hükmünde kararnamelerin toplumda yaratmış olduğu tahribat hukuk güvenliği açısından çok büyük zafiyetler yarattı çünkü eğer bir ülkede hukuk güvenliği olmazsa o ülkede iktisadi güvence olmaz, o ülkede ekonomik istikrar olmaz, o ülkede siyasi istikrar olmaz, o ülkede yatırım olmaz. Bir ülkede yatırım yapmak istiyorsak, üretimi artırmak istiyorsak hukuk güvenliği şarttır. Çünkü para hukuk güvenliğini ister, yatırımcı hukuk güvenliğini ister. Yatırımcı âdeta bir güvencin gibidir, korkak güvencin gibidir, çevresine bakar, eğer o güvercin bir yerde bir tehdit görürse uçar. Parası olan yatırımcı da aynen korkak güvercin gibi bakar, eğer bu ülkede hukuk güvenliği varsa yatırımını yapar, hukuk güvenliği yoksa yatırımını yapmaz. Onun için -bizim olmazsa olmazlarımızdan- ülkemizde hukuk güvenliğini sağlamak zorundayız. Hukuk güvenliğini temin etmezsek üretim olmaz, istikrar olmaz, terör bitmez, demokrasiyi egemen kılamayız, adaleti tesis edemeyiz. Bunun yolu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Gelin… Değerli arkadaşlar, ülkemizde hukuk güvenliğini egemen kılarsak uluslararası sözleşmelere, diğer devletlerle yapmış olduğumuz sözleşmelere herkes sadık kalır.

Ben teşekkür ediyorum, selam ve saygılarımı iletiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

2’nci madde üzerine soru-cevap işlemi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde gruplar adına ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Erkan Haberal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her birinizi ayrı ayrı saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi bugüne kadar ne demiş, hangi öngörülerde bulunmuş, iç ve dış güvenlik sorunlarıyla ilgili yapmış olduğu tespitler ve öneriler ne kadar uygulanıp hangi sonuçları doğurmuştur?

Türkiye, geleceğini ve yarınını hedef alan tehdit, tehlike ve tuzaklarla dolu karanlık bir dönemden geçmektedir. demişiz. Etrafımızdaki husumet çemberi daralmakta, iç ve dış güvenlik sorunları ağırlaşmakta. demişiz. Millî birliğimizin, millî güvenliğimizin ve millî çıkarlarımızın tehdit altında olduğunu ifade etmişiz ve ısrarla, Türkiye’miz çok ciddi beka sorunuyla karşı karşıyadır demişiz. Vatanımızın tarihin en kanlı üç terör örgütü PKK, FETÖ ve IŞİD’e karşı amansız bir mücadele içinde olduğunu söylemişiz. Kuzey Irak’tan kaynaklanan PKK terörünün sürmekte olduğunu ve terör eylemlerine devam ettiklerini ifade etmişiz. PYD Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye karşı ikinci bir saldırı cephesi açmış demişiz. Sınırımızın güneyinde bir terör koridoru oluşturulmaktadır, bölgemizdeki terör örgütleri terör seven ülkeler tarafından meşruiyet kazanmıştır demişiz. IŞİD Türkiye içinde terör eylemleri yapmaya başlamıştır vatanımız FETÖ virüsünden arındırılmaya başlanmıştır demişiz. Irak’la ilgili olarak Kuzey Irak’ta Barzani bağımsızlık aşamasına geldi, Kürt bölgesini işgalci bir politikayla adım adım genişletmekte; PKK, Kuzey Irak’tan sonra Türkmen bölgelerine, Kerkük, Musul, Sincar ve Telafer’e sızmaktadır demişiz. Türkmen coğrafyası parçalanmakta, kardeşlerimiz çaresiz ve ümitsiz bir yaşam mücadelesi vermekteler demişiz. Bölgenin Barzani’ye ve terör örgütlerine teslim edilmemesi gerektiğini ısrarla defalarca söylemişiz.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ama şimdi Haşdi Şabi’ye teslim edildi. O konuda ne düşünüyorsunuz?

ERKAN HABERAL (Devamla) – Dediklerimiz tamamen doğru çıkmış.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ayıp, ayıp!

ERKAN HABERAL (Devamla) - Barzani yasal olmayan bir referandumla bağımsızlık ilan etmenin derdine düşmüş, Türkiye'nin çok ısrarcı baskısı ve Irak devlet ordusunun Kerkük’e girmesiyle bölgeden kaçarak gitmiştir. Irak’taki Türkmen yurdunu referandum bahanesiyle işgal edip bayraklarını asanların Irak ordusunu görünce hiçbir şey olmamış gibi kaçmaları, Sayın Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi, kafalarımızda soru işareti doğmasına sebep olmuştur, “Acaba kamuoyundan saklanan gizli bir anlaşma mı yapıldı?” şüphesi gündeme taşınmıştır. Suriye konusundaki bütün öngörülerimiz gerçekleşmiş, bölge, terör örgütlerinin, PYD ve PKK’nın at koşturduğu bir alana dönüşmüştür. Bölgedeki üç kantonu birleştirip kesintisiz bir terör koridoru oluşturma hevesleri, ABD’yle stratejik ortak olmalarından sonra artmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi, bu durumun kabul edilemeyeceğini defalarca dile getirerek, bölgedeki Türkmenlerin varlığının ve geleceğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek bölgeye müdahale yapılmasını istemiştir. Türk ordusu Cerablus’a ve akabinde İdlib’e girerek bölgede ağırlığını hissettirmiş, terör koridoru oluşturulmasına en azından şimdilik engel olmuştur. Şu anda İdlib saha kontrolü tamamıyla Türk askerinin kontrolü altındadır. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin önerdiği gibi, İdlib harekâtının ikinci ve üçüncü adımı olan Afrin ve Menbiç operasyonlarına gerekli lojistik ve stratejik destek sağlanmış durumdadır.

Sayın milletvekilleri, Irak, Suriye ve bölgeyle olan ilişkilerimiz pek çok defa bu kürsüden Milliyetçi Hareket Partisi tarafından dile getirildiği için, az önce konuşmamda belirttiğim PKK ve PYD’nin stratejik ortağı ABD’yle olan ilişkilerimize değinmek isterim.

Türk-Amerikan ilişkileri, yakın geçmişimizde Johnson Mektubu krizi, 1975 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası silah ambargosu, 1 Mart tezkeresinin reddinin yarattığı tepkiler, Süleymaniye’de askerimizin başına alçakça çuval geçirme olayı gibi krizler sarmalı yaşamıştır. Bugünümüzde yaşanan buhran, bunlardan daha ciddi sıkıntılar çıkaracak derecededir.

Türkiye ile ABD ilişkilerinde gerginlik ve güven buhranı kaynağı olan sorunlar satır başlarıyla şunlardır: ABD’nin, Suriye’de PKK/PYD’yi stratejik ortak olarak görmesi, IŞİD’e karşı askerî harekâtlarda kara ordusu olarak kullanması ve PYD’ye ağır silah desteği vermesi; ABD’nin FETÖ elebaşı Gülen’i iade etmemesi, FET֒cü diğer kaçaklara sığınma imkânı tanıması; FET֒nün en önemli parasal kaynağı olan eğitim faaliyetlerini Amerika’da engelsiz sürdürebiliyor olması; Zarrab davası ve Halkbankasının bu hukuki sürece dâhil edilmesi.

Bu temel sorun alanlarının yanı sıra şunlar da tali derecede gerginlik unsuru olarak gündeme girmiştir: Cumhurbaşkanının korumaları hakkında ABD’de başlatılan yargı süreci; Türkiye'nin Rusya’dan S-400 füzeleri alması, ABD Kongresinin Türkiye’ye ileri teknoloji ürünü bazı silah sistemlerinin satışına izin vermemesi; PKK’nın ABD’de, özellikle de Senatodaki faaliyetleri; Türkiye ile İran arasındaki yakınlaşma; Suriye ile Türkiye-Rusya iş birliği; Türk yetkililerin İsrail aleyhindeki beyanları.

ABD’nin, Türk vatandaşlarına vize verilmesini durdurması bu kriz ortamının daha da ağırlaşan son gelişmesi olmuştur. ABD, görünürde ve sözde güvenlik mülahazalarıyla Türkiye’deki ABD misyonlarında vize hizmetlerini askıya almıştır. Türkiye de ertesi gün misillemede bulunmuş, ABD vatandaşlarının sınırda vize almaları ve elektronik vize uygulamasını askıya almıştır ki bizce çok yerinde olan bir karardır. ABD, benzer vize uygulamalarını Belarus, Gine, Çad, Libya, Yemen, Suriye, İran ve Kamboçya gibi üçüncü dünya devletlerine uygulamaktadır. Ancak bu devletlere karşı uygulamalar, Türkiye’den farklı olarak, doğal afet, sivil karışıklıklar ve savaş gibi nedenlere dayandırılmıştır. ABD’nin bir NATO müttefiki olan ülkeye dostane olmayan bu kararının gerçek nedeninin güvenlik endişesi olmadığı apaçık ortadadır. Bu ileri adımın gerisinde yatan FET֒dür. Türkiye'nin, ABD İstanbul Başkonsolosluğunda çalışan bir Türk personeli gözaltına alarak tutuklaması bu tepkiyi davet etmiştir. Nitekim, ABD Büyükelçisi 9 Ekimde yaptığı açıklamayla bunu teyit etmiştir. 9 Ekimde ikinci bir Türk personel hakkında gözaltı kararı çıkarılmıştır. Bu 2 Türk vatandaşına isnat edilen suç fiilleri, FET֒cü savcı ve Emniyet müdürleriyle temas ve irtibatlarıdır. ABD, FET֒yle resmî bağlantısı konusunda ziyadesiyle rahatsızdır.

ABD-FETÖ bağlantısı konusunda kesin bir hükme varmamak kaydıyla şu tespitler yapılabilecektir:

FETÖ elebaşı uzun yıllardır CAI himayesinde ABD’de misafir edilmektedir.

Kumpas davalarında, şu anda kaçak ve tutuklu bulunan Emniyet görevlilerinin, soruşturma aşamasında bu konuda ABD temsilcilerine bilgi verdileri WikiLeaks belgelerine yansımıştır.

İncirlik Üssü’ndeki ABD subaylarının darbe girişimi gecesi darbeci subaylarla şaibeli ilişkileri basına yansımıştır.

FETÖ darbe girişimi sonrası ABD konsolosluğunun FET֒cü Adil Öksüz’le özel hattan telefonla temas kurmaya çalıştığı ortaya çıkmıştır.

Son olarak, konsolosluk görevlisi 2 Türk personelin FET֒cü savcı ve Emniyet müdürleriyle ilişkisi tespit edilmiştir.

Nitekim, Türkiye ile ABD arasında geçen hafta başlayan vize kriziyle ilgili olarak ABD’den gelen heyet, utanmadan “Her 2 şahısla ilgili kanıtlar verilmeli.” demiştir, çalışanlarına dair soruşturmada ABD’ye bilgi verilmesini istemişlerdir, temasların ABD’nin isteğiyle uyumlu olup olmadığının sorulmasını arzu etmişlerdir.

En son olarak, NATO Askerî Komitesi Başkanı Çek General Pavel, Washington’da, Türkiye’nin S-400 Füze Savunma Sistemi almasıyla ilgili olarak “Egemenlik ilkeleri elbette savunma ekipmanlarının alımında da geçerlidir ama ülkeler her ne kadar karar vermede bağımsız olsalar da aldıkları kararın sonuçlarına katlanma konusunda da bağımsızlardır.” diyerek ülkemizi tehdit etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN HABERAL (Devamla) – Ezcümle, Türkiye millî güvenliğini tehdit eden, millî birliğini ve millî çıkarlarını hedef alan, ülkemize karşı hasmane emeller besleyen terör örgütlerine ve müttefikimiz gözükerek onları alenen destekleyen ülkelere karşı gereken önleyici ve caydırıcı tedbirleri almalı, yeni bir strateji izlemelidir diyerek her birinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Haberal.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Ayıp sizin yaptığınız! Burada oturup ben konuşurken “Ayıp.” demeyeceksin! Ayıp senin yaptığın!

LEZGİN BOTAN (Van) - Haşdi Şabi teröristlerini savunmayın!

ERKAN HABERAL (Ankara) – Ayıp senin yaptığın!

LEZGİN BOTAN (Van) – Barzani yasaldır, yasal bir statüye sahiptir.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Ayıp senin yaptığın, senin konuştuğun ayıp!

LEZGİN BOTAN (Van) – Barzani dediğiniz Kürt halkının lideridir!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

ERKAN HABERAL (Ankara) – Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bir defa “Ayıp.” diyemezsin!

LEZGİN BOTAN (Van) - Yanlış yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Haberal ve Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Van) - Teröristleri savunmayın!

BAŞKAN – Sayın Botan…

ERHAN USTA (Samsun) - Kimseyi savunduğumuz yok bizim! Teröristi kimin savunduğu çok belli ya! Yapmayın Allah aşkına! Bize söylenene bak! MHP’ye “Teröristleri savunmayın.” diye söylüyorsun.

LEZGİN BOTAN (Van) – Savunuyorsunuz.

ERHAN USTA (Samsun) - Böyle bir şey olabilir mi ya!

BAŞKAN – Sayın Botan, sizin 60’a göre bir söz talebiniz vardı, açıyorum mikrofonunuzu.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van’ın Özalp ilçesine bağlı merkez köylerden birinde askerî kolluk güçlerince bir eve yapılanlarla ilgili olarak Hükûmet yetkililerinin bir soruşturma açıp açmayacaklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün öğlen saatlerinde Van’ın Özalp ilçesine bağlı merkez köylerden bir tanesine intikal eden askerî kolluk güçleri bir evin önüne “Burada bir ihbar var, evi arayacağız.” diye askerî araçlarını çekiyorlar. Çok lakayıt bir şekilde sivilleri dışarı çıkardıktan sonra, evin içine girmeden önce gaz bombası atılıyor, sonra bir el bombası atılıyor, ondan sonra, bir süre beklendikten sonra, evin içini gezip ateşe verdikten sonra köyden ayrılıyorlar. Bunun üzerine Van Valisine ulaşmaya çalıştık. Adem Geveri arkadaşımız sonra Vali Bey’le görüşmüş. Vali Bey “Orada bir yanlış anlaşılma var, gerekli zararlar tazmin edilecek.” biçiminde işin üzerini kapatıyor fakat görüntülerde de mevcut yani bu, vahim bir durum. Hükûmet yetkilileri burada, bu konuda bir araştırma, soruşturma açmayı düşünüyorlar mı?

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Botan.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde ikinci konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş’tır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubum adına 3’üncü madde üzerine söz almış bulunmaktayım.

Sizinle kamuoyunun, kamunun bir bölümünün gündeminde olan ve uzun süredir tartışılan, aslında Türkiye'nin demokrasisini, barışını, geleceğini, huzurunu doğrudan ilgilendiren bir mesele hakkında konuşacağım: İmralı Cezaevi ve on sekiz yıldır orada tutulan Sayın Öcalan’ın içinde bulunduğu tecrit koşulları.

Öncelikle hukuki durumu sizinle paylaşmak isterim. 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana uluslararası bir anlaşmayla, uluslararası çıkar ilişkilerine dayanan bir uzlaşıyla Türkiye’ye getirilen Öcalan, o tarihten bu yana, on sekiz yıldır tek kişilik bir hücrede İmralı Adası’nda bulunan cezaevinde tutuluyor. Orası sadece bir cezaevi olarak değil, yapılan bir değişiklikle -hatırlarsınız- aynı zamanda bir yargılama yeri olarak da kullanıldı; mahkeme de orada kuruldu ve yargılama yeri de orası olarak tanzim edildi. Ondan sonra da zaten yasal statüsü belirlenmemişti, bir iç yönetmelik düzenlendi ve orası, İmralı Adası’nda bulunan cezaevi, yüksek güvenlikli tek kişilik bir cezaevi olarak nitelendirildi bu şeyle birlikte. Yıllarca, on yıllarca yanında hiç kimse olmadan sadece avukatlarıyla görüşerek oradaki mahpusluk durumu devam etti. En son, çözüm sürecinde, hatırlanacağı üzere, 5 kişi götürüldü İmralı Adası’na ve ondan sonra, maalesef, çözüm süreci bittikten sonra İmralı Adası’nda bulunan 2 kişi, 27 Aralık 2015 tarihinde Silivri 9 no.lu hapishanesine sevk edildi. O sevk edilen tutuklularla ilgili bir hafta boyunca avukatlarla görüşme olmadı ve kendi iradeleri dışında oraya götürüldükleri de yine avukatlarla yaptıkları görüşmelerde ortaya çıktı. Bu kişiler “Nasrullah Kuran” ve “Çetin Arkaş” isimli hükümlülerdi. Peki, bu koşullarda şimdi kim var orada? Herkes kendi hücresinde, Sayın Öcalan dışında Ömer Hayri Konar, Sayın Veysi Aktaş ve Sayın Hamili Yıldırım bulunmaktadır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, niye bunları anlatıyorum? Çünkü şu anda, İmralı Cezaevi kendine özgü, dünyada eşi benzeri olmayan bir cezaevi olarak, bir hapishane olarak konumlandırılmış ve dış dünyayla bütün iletişim olanakları, bütün temasları yasaklanan bir hapishane konumunda. Nereden çıkarıyoruz bunu? Bir kere şu rakamları size vereyim: En son avukat görüşmesi 27 Temmuz 2011 tarihinde yapıldı. Yine, en son siyasi heyet 5 Nisan 2015 tarihinde gitti ve yine - CPT’den sonra en son görüşme bu sanırım- 11 Eylül 2016 tarihinde 50 siyasetçinin, farklı kesimlerin açlık grevinden sonra kardeşi Mehmet Öcalan kendisiyle görüşebilmiştir ve o görüşmede de barış istemini, barış talebini yine kardeşi aracılığıyla kamuoyuna iletmiştir. Özellikle 15 Temmuzdan sonra tecrit durumu daha da ağırlaştırılmıştır. Bursa 1. İnfaz Hâkimliğinin daha kanun hükmünde kararname yayımlanmadan aldığı bir karar söz konusu. Bu kararda, tarihi de şu kararın: 21 Temmuz 2016- ziyaretçi kabulünün yasaklanmasına, yazılı haberleşme ve telefonla görüşmelerin kısıtlanmasına, dış ilişkinin, ziyaretçi kabulünün kısıtlanmasına, yine hükümlü avukatlarının vereceği belgelerin kısıtlanmasına dair bir karar verilmiştir. Bu karardan önce fiilen “gemi bozuk” “hava muhalefeti” diye zaten avukatlar ve aile gidemiyordu, bu karardan sonra yapılan yüzlerce başvuru, görüşme istemleri infaz hâkimliğinin bu kararı gerekçe gösterilerek maalesef reddediliyor.

Şimdi, böyle bir tabloda, şu anda, hâlihazırda Türkiye’de farklı hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlülerin faydalandıkları haklar var. Nedir? Bir kere, aile görüşü vardır; ikincisi avukat görüşü vardır; üçüncüsü telefon hakkı vardır, haftada bir, KHK’lerle bu on beş güne indirildi. Yine, faks çekme, mektup yazma hakkı vardır müteaddit olarak -iki defa söyledim- ve ayrıca kendi ailesi dışında 3 kişiyle görüşme hakkı vardır. Bunların hiçbiri, şu anda, yasal olarak hakkı olduğu hâlde uygulanmıyor; yasa dışı ve hukuk dışı bir şekilde, uluslararası kararlara da aykırı bir tarzda bütün görüş hakları reddedilmiş durumda.

Şimdi, 2017 yılının ilk altı ayında sadece 56 avukat görüşme başvurusu ve 25 aile ziyareti başvurusu Bursa İnfaz Hâkimliğine yapılmış durumda ve hepsi aynı gerekçeyle, hâkimliğin kararı gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.

Şimdi bu tabloda açıkçası… Bir de şöyle bir bilgi var elimizde: 11 Eylüldeki aile görüşünde şöyle bir şey söylüyor. “Avukatlarıma bir mektup yazdım.” Ve bu mektup şu ana kadar da avukatlarına ulaşmamış durumdadır, aradan bir yıldan fazla bir süre geçti.

CPT, Türkiye onay vermediği için 28-29 Nisan 2016 tarihinde yaptığı görüşmenin sonuçlarını kamuoyuna açıklamadı. Aradan on beş ay geçmesine rağmen, hâlâ CPT’nin İmralı Cezaevindeki gözlemlerini maalesef biz bilmiyoruz ve avukatların bize verdiği bilgiye göre, yapılan bütün başvurular da olumsuz yanıt almış durumda.

Tabii, bu arada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de bir kararını hatırlatmak isterim. 18 Mart 2014 tarihinde AİHM dört başvuruyu birleştirerek şu karara varmıştır, demiştir ki: “Herhangi bir tahliye tarihi öngörmeksizin ölene kadar sürecek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, işkence ve kötü muamele yasağının ihlalini oluşturuyor.” Ve 2014 yılından bugüne yaklaşık dört yıllık bir süre geçti -üç yılı aştı- hâlâ bu kararla ilgili Bakanlar Komitesinin bir yaptırımı olmadığı gibi, Türkiye'nin de herhangi bir yanıtı maalesef söz konusu değildir.

Değerli milletvekilleri, şunu anlatmaya çalışıyorum bu çerçeveyle: Şu anda, araştırmalarımıza, Asrın Hukuk Bürosunun avukatlarının dünyadaki bütün ülkeler göz önüne alınarak yaptığı araştırmalara göre bu kadar uzun süre haber alınamayan başka bir tutuklu ve hükümlü yoktur. Şu anda hiçbir haber alınamıyor. Yaşıyor mu, sağlıklı mı, orada mı tutuluyor, başka bir yere mi götürüldü; gerçekten, akıbeti konusunda toplumun büyük bir kaygısı ve endişesi var. Şu anda hapishanelerde açlık grevleri başlamış durumda ve bu ciddi tablo karşısında -tabii ki sürem yetmiyor, onları anlatamayacağım ama- kamuoyuna farklı kesimlerden yapılan açıklamalardan da şunu çok iyi biliyoruz: Sayın Öcalan’ın devrede olduğu 2013-2015 yıllarını lütfen hatırlayalım. Herkeste büyük bir huzur, büyük bir geleceğe güvenle bakma ve Türkiye'nin barışını, kardeşliğini, demokrasisini tesis etme konusunda büyük bir umut vardı. Şu anda ne durumdayız? Şu anda bu duyguların, bu düşüncelerin hepsi tarumar olmuş durumda.

Öcalan, sadece Öcalan değildir, bunu böyle bilmemiz lazım. Sadece bir kişi olarak söz etmiyoruz, biz halkın taleplerinin sözcüsü olarak burada ifade ediyoruz. Milyonlarca insanın “Ben destekliyorum.” dediği, “İrademdir.” dediği ve PKK’nin lideri olarak tek bir sözüyle silahlı güçlerin sınır dışına çıktığı bir şahsiyetten söz ediyoruz. Kendisinin orada tecrit altında tutulması, topluma da “Barışı unutun, eşitliği unutun, savaşa devam edilecek.” kararıdır aynı zamanda.

Şunu asla aklımızdan çıkarmayalım: Türkiye’de Kürt meselesinin savaşla, ölümle, imhayla, inkârla, asimilasyonla çözülmediği sabittir, hepimizin deneyimlediği bir meseledir. “Bundan sonra da biz bu meseleyi aynı yöntemlerle, diyalog olmadan, barış görüşmeleri yapmadan devam ettireceğiz.” söylemi ölüme, can kaybına, kana, huzursuzluğa, çatışmalara evet demektir. İşte, biz Halkların Demokratik Partisi olarak -her fırsatta ifade ettiğimiz gibi- önünde sonunda dönülecek mekanizmanın barış süreci olduğunu, masa olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Kendisi, darbe sürecini gören ilk kişiydi. İmralı’da yapılan görüşmelerde siyasi heyetimize, “Çözüm süreci akamete uğrarsa darbe mekaniği, dinamikleri devreye girer.” diyordu ve hâlâ o dinamikler son bulmuş değildir. Bu nedenle, hepimizin tecrit meselesine bu ciddiyetle ve keyfiyetten uzak bir şekilde yaklaşması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ülkenin geleceği, huzuru ve toplumsal barışını sağlayabilecek çözüm sürecinde temel aktör olan Öcalan’ın orada tecritte tutulması işkencede tutulması demektir çünkü tecridin işkence olduğu uluslararası kararlarla dercedilmiştir. Bu konuda Türkiye iç hukukunda da benzer kararlar vardır.

Bu nedenle, Hükûmet yetkililerine ve özellikle iktidar partisine söylemimiz şudur: Gerçekten, İmralı Adası üzerinden yapılan bu tutum, bu tecrit, karşılığı çok daha ağır dönmüştür her zaman, bu nedenle buna izin vermeyelim. Biz bu ülkede bu huzursuzluğu derinleştirecek, barışı uzaklaştıracak, kanı çoğaltacak tutumlardan vazgeçelim ve tecridi bir an önce sonlandıralım, oraya bir an önce bir heyetin, avukatların ya da ailenin gitmesi elzemdir diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

3’üncü madde üzerinde üçüncü konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika, buyurun.

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Evet, uluslararası sözleşmeleri konuşuyoruz. Tabii, bu sözleşmeler konuşulurken daha çok dış politika ve genelde de insanların kendi meslek gruplarıyla ya da kentiyle ilgili problemleri dile getiriyoruz, konuşma imkânı buluyoruz aslında Mecliste, bunu diyeyim. Ben dün Kocaeli’yle ilgili bir Meclis araştırma önergesi vermiştim, beş dakikada Kocaeli’yi anlatmaya çalışmıştım. Burada uluslararası sözleşmelerle de bu fırsatı yakalıyoruz en azından, kendi kentimizle ilgili konuşmaya... Oraya girmeyeceğim şimdi hemen.

Tabii, uluslararası sözleşmeler çok önemli aslında, baktığınız zaman. Niye önemli? Yeni getirdiğiniz Anayasa’yla, Anayasa referandumuyla bu Meclisin işlevselliği ortadan kalkacak ve Mecliste sadece uluslararası sözleşmeler görüşülecek, bunun ötesinde Mecliste fazla bir kanun görüşmeyi beklemeyin. Onun için de uluslararası sözleşmelere bundan sonra iyi hazırlanın, hazırlık yapın, fırsatı anca burada bulacağız, başka bir şey görüşülmeyecek bu Mecliste diyorum.

Dış politika ülkeyi yöneten hükûmetlerin ideolojik yapılarına göre, ideolojik bakışlarına göre; dış politika ülkeyi yöneten hükûmetlerin mezheplerine göre, ülkeyi yöneten hükûmetlerin inanç gruplarına göre, yine, dış politika ülkeyi yönetenlerin tasavvurlarına göre yapılmaz. Dış politika aslında “kazan-kazan” diye tabir ettiğimiz, devletlerin birbirlerine kendi devletiyle ilgili ne kazançlar sağlayacağı anlamında bakması gereken bir olay. Öyle dış politika, bugün içinde bulunduğumuz şartlarda konuştuğumuz gibi “…”(x)lerle olmaz. “…”(x) dediğiniz zaman İsrail’e şu teklifi yapmayacaksınız: Kıbrıs’la beraber İsrail’in birlikte çıkartmış olduğu doğal gaz ve petrolü pazarlamak için teklifte bulunmayacaksınız “…”(x) dediğiniz zaman. Ya da İsrail’le Mavi Marmara’yı konuşmayacaksınız. “Mavi Marmara’ya gidenleri ben yolladım.” deyip sonra “Kime sordunuz da gittiniz.” demeyeceksiniz dış politikada. Yine, dış politikada başka devletlerin devlet adamlarının kalibresini ölçmeyeceksiniz. Size göre düşük olabilir, size göre düşük profilli de olabilir -siz ki düşük profilliye alışıksınız- ama dış politikada eğer kalibresini ölçmeye çalışırsanız o da sizin kalibrenizi ölçer. Bir gün gelir, bugün yaşadığımız, şimdi karşılıklı kalibreleri ölçüyoruz birlikte. Dış politikada “Ey Trump!” olmaz. Dış politikada “Ey Putin!” olmaz. Bakın, hatırlayın, Rus uçağı düşürüldüğünde ne olmuştu arkadaşlar? Gece yarısı o darbeyle uzaklaştırılan Başbakan zafer şarkıları söylüyordu, kahramanlık türküleri okuyacaktı televizyonda hatta o dönemde Cumhurbaşkanıyla birlikte de bir yarış içindeydiler. “Sen düşürdün, ben düşürdüm uçağı.” Geldiğimiz noktada uçağı FET֒cü düşürdü, geldiğimiz noktada uçağı bilinmeyenler düşürdü noktasına geldik. Onun için dış politikada “Ey Putin!” olmaz. Dış politika iç politikaya malzeme yapılmaz. Eğer getirip birilerini sahnelerde türkü söyletirseniz, birilerini birilerinin ayağına yollarsanız sizden aldığı yüzle yürümeye başlar, sonra da “Beni kandırdı.” dersiniz. E şimdi bakıyoruz, sizi Putin kandırdı, sizi Barzani kandırdı, sizi Irak Başbakanı kandırdı, sizi herkes kandırdı, bir tek biz sizi kandıramıyoruz, ne hikmet anlayamadım gitti, sizi herkes kandırıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Dış politika zikzaklar çizerek değil, dış politika millî bir politikadır ve güven esasına dayanır. Yani, siyasi partiler iktidar olduklarında biraz sekülerse Batı’ya, biraz muhafazakârsa işte Arap Yarımadası’na ya da milliyetçiyse Türki Cumhuriyetlerine dönülmez. Dış politikada bir standart olur, bir kriter olur ve dış politika bütün siyasi partilerle ortaklaşa, uzlaşarak yapılır. Bunları becerdiğimizde inanın ki dış politikamız da yavaş yavaş yörüngesine gelecek, Türkiye tekrar itibarını kazanmaya başlayacaktır.

Şimdi, dış politikayı bir kenara koyalım burada ve ben yine kentimden bir örnekle yola devam etmek istiyorum.

Osmangazi Köprüsü; ben buna Deli Dumrul köprüsü diyorum, Osmangazi Köprüsü’ne.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Harika bir köprü.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hocam burada, ulaştırmacı olduğu için hemen laf atmaya başladı bana.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ama harika gerçekten.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bu Osmangazi Köprüsü yap-işlet-seyret-zarar et köprüsü, Osmangazi Köprüsü. Tam bir yıllık veriler elimde arkadaşlar, tam bir yıllık veriler. Geçen gün Bakan bir açıklama yaptı, dedi ki: “Osmangazi Köprüsü’nde geçişler arttı.” Doğru söylüyor, geçişler arttı; günlük 10-14 bin ortalamayla gidiyor ama son aylardaki geçişlerde 29 bine çıktığını görüyoruz, 30 bin rakamına yaklaştığını görüyoruz, buraya kadar doğru. 40 bin geçtiğini varsayalım.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Vekilim, Kocaeli Vekili olarak desteklemeniz lazım, teşvik edin köprüden geçmeyi.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Diyelim ki Osmangazi Köprüsü’nden 40 bin geçti. Ne olacak arkadaşlar? Devlet zarar etmeyecek mi, devlet para ödemeyecek mi? Siz Osmangazi Köprüsü’nün ücretini yıl başında kaç lira ilan ettiniz? 35 dolar artı KDV, 133 lira. Vatandaş 65 lira ödüyor, geçmeyen bizler geçenin yerine 68 lira ödüyoruz değil mi? Geçmeyen araç için de 133 lira ödüyoruz. 40 bin araç geçtiğini varsaysak bugün, her birimiz geçen araçlar için 68 lira ödeyeceğiz arkadaşlar, 68 lira ödeyeceğiz. Avrasya Tüneli’nin, Yavuz Sultan Selim’in toplam zararı yaklaşık bu yıl için 2 milyar 300 milyon TL olacak. Ki, beni bakan doğruluyor, kanıtlıyor, Plan ve Bütçede yaptığı konuşmada Maliye Bakanı…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Gelecek yıl çok farklı olacak, değişecek rakamlar.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Lütfen, şeyimi bozmayın, devam edeyim.

Bakan itiraf etti, 3 milyar 600 milyon lira sadece zarar yazacağı için bunlara pay ayırılıyor bütçeden. Kim ödüyor bunları? Vatandaş ödüyor. Kim ödüyor? Geçmeyen ödüyor. Belgeler burada, rakamlar burada.

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Ulaştırma Bakanı açıkladı, dinlememişsiniz.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bir başka şeyi daha söyleyeyim. Artık işin içinden çıkamadılar. Onursal Adıgüzel, İstanbul Milletvekilimiz bir soru önergesiyle rakamları sormuş. Ben, her ay soruyorum arkadaşlar bilginiz olsun, periyodik olarak Ulaştırma Bakanlığına, BİMER’e rakamları soruyorum, geçen araç rakamlarını soruyorum. Bir de Onursal arkadaşım, o da sormuş. Son dört ayda bize verilen 2 ayrı cevapta 300 bin fark var, geçen araçlarla ilgili bize verdikleri rakamlarda 300 bin fark var. 300 bin fark, 35 dolar artı KDV’den çarparsanız rakamı bulabilirsiniz çok rahatlıkla. Onun için, Deli Dumrul köprüsü diyorum.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Birimleri farklı.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Yap-işlet-devret projelerinin, şehir hastanelerinin de eklenmesiyle beraber, bu yolların ve üçüncü havaalanının da eklenmesiyle beraber bugün 70 milyon yolcu kapasitesi var yıllık. 90 milyon garanti verilmiş, onlar da devreye girdiğinde inanın her gün bu Mecliste vergileri artırmak zorunda kalacaksınız, her gün, istisnasız, her getirdiğiniz torba kanunda vergileri artırmak zorunda kalacaksınız. Önümüzdeki yıl 5 milyar TL açığımız var arkadaşlar, bunu ödeyecek devlet. Kim ödeyecek? Vatandaş ödeyecek.

Size çok ilginç bir örnek daha vereceğim. Bakın, Zafer Havaalanı… Kütahya milletvekilimiz var, Uşak milletvekilimiz var. Afyonkarahisar milletvekillerimiz burada değil mi? Toplam 3 ilin nüfusunu bana söyleyebilir misiniz şu anda? Zafer Havaalanı… 3 ilin nüfusunu söyleyebilir misiniz? Toplamında 1 milyon yaklaşık, 1 milyon 200 bin civarında. Bu havaalanına, Zafer Havaalanı’na tam tamına yıllık 850 bin yolcu garantisi verilmiş. Kaç kişi uçuyor o havaalanından biliyor musunuz? 80 bin kişi uçuyor.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Havaalanına karşı mısınız?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Karşı değiliz. Siz de yapmadınız havaalanlarını. Bakın 43 tane havaalanı var -onu da söyleyeyim- bunun 32 tanesi sizden önce yapılmış arkadaşlar, bilginiz olsun diye söylüyorum. Sakın “Havaalanlarını biz yaptık.” diye övünmeyin yani, tamam mı?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Hayır, 26.

HAYDAR AKAR (Devamla) – 5 milyon euro tam yirmi altı sene, yirmi altı sene yıllık 5 milyon euro para ödeyeceğiz bu işletmeci firmaya.

SALİH CORA (Trabzon) – Yanlış hesap yapıyorsun.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Allah korusun bizi bu yap-işlet-devretlerden arkadaşlar.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Geçen yılki kaza maliyeti 39 milyar TL.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Onun için şunu söylemek istiyorum: Allah aşkına bir silkelenin, silkelenin. Bir bakın, yaptıklarınıza bir bakın. Her şeyi alkışlamayın, samimi söylüyorum… Tabii ki ihtiyacımız var Osmangazi Köprüsü’ne ama Kocaelili kullanamıyor.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – 39 milyar kaza maliyeti.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Kullanıyor… Kullanıyor…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Niye kullanamıyor biliyor musunuz? Tülay Hanım, siz Yavuz Sultan’dan geçerken, Fatih’ten geçerken, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden geçerken aylık yirmi beş gün geçtiğiniz zaman belki toplamda 300-400 lira tutuyor. Osmangazi Köprüsü’nden Kocaelilinin geçebilmesi için yirmi beş gün, işine gidip gelebilmesi için 3.200 lira cebinden ödemesi gerekiyor, bir o kadar da devlet onun adına ödeyecek.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Körfezi mi dolansın?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yahu, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir örnek yok arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde Osmangazi Köprüsü gibi bir örnek yok.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Geçen yılki kaza maliyeti 39 milyar TL, bir yıllık.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Kendi kentinde köprü olup kullanamayan tek kent Kocaeli. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Tek kent, kullanamıyor.

Saygılar, sevgiler sunuyorum hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – 39 milyar TL kaza maliyeti var 2016 yılında.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hocam, seninle her şeyi tartışırız, sen bu konuda uzmansın.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ya, gerçek rakamları gösterseniz… Televizyona çıkıp tartışalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Rakamlar elimde… Şu körü körüne inattan vazgeç Allah aşkına. Batırdınız… Batırdınız…

BAŞKAN – Sayın Akar, Sayın Ilıcalı karşılıklı konuşmayalım.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Beraber televizyona çıkıp tartışalım isterseniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çıkalım, beraber çıkalım. Sen yolların da bedava olduğunu iddia ediyordun. Şimdi onların rakamlarını da söylerim ben sana.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Tamam, çıkalım beraber.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde soru-cevap işlemi yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bundan sonraki uluslararası anlaşmaların oylamalarının tamamının da ayrı ayrı elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, bu anlaşmanın oylaması için üç dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 367 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

222

 

Kabul

:

221

 

Çekimser

:

1(x)

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu

Kâtip Üye

Ömer Serdar

Elâzığ”

 

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

12’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/631) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 368) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 368 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde konuşmacı? Yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE TUNUS CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ORMANCILIK VE SU ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 6 Haziran 2013 tarihinde Tunus’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN –Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 368 sıra sayılı Kanun Tasarısının açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         :        216

Kabul                              :        214

Ret                                 :           1

Çekimser                         :           1  (X)

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu

Kâtip Üye

Ömer Serdar

Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

13’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/633) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 369) (X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 369 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde konuşmacı? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE YUNANİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ORMANCILIK ALANINDA MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 14 Mayıs 2010 tarihinde Atina’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 369 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

218

 

Kabul

:

217

 

Çekimser

:

1(x)

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu

Kâtip Üye

Ömer Serdar

Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

14’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı Arasında Orman ve Ormancılık Araştırmaları Alanlarında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

14.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı Arasında Orman ve Ormancılık Araştırmaları Alanlarında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/635) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 370) (X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 370 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI İLE IRAK CUMHURİYETİ TARIM BAKANLIĞI ARASINDA ORMAN VE ORMANCILIK ARAŞTIRMALARI ALANLARINDA MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına 15 Ekim 2009 tarihinde Bağdat’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı Arasında Orman ve Ormancılık Araştırmaları Alanlarında Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya yapıldı)

BAŞKAN – 370 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı          :    216

Kabul                                  :    210

Ret                                      :     6 (x)

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu

 

Kâtip Üye

Ömer Serdar

Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

15’inci sırada yer alan, Çiftçilik Amaçlarıyla Beslenen Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

15.- Çiftçilik Amaçlarıyla Beslenen Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/647) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 371) (XX)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 371 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

ÇİFTÇİLİK AMAÇLARIYLA BESLENEN HAYVANLARIN KORUNMASINA DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 6 Haziran 2007 tarihinde imzalanan “Çiftçilik Amaçlarıyla Beslenen Hayvanların Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi”nin beyan ile onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylama tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 371 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı           : 218

Kabul                               : 214

Ret                                   : 3

Çekimser                           : 1 (x)

Kâtip Üye                                                Kâtip Üye

Fehmi Küpçü                                            Ömer Serdar

Bolu                                                       Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

16’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

16.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/703) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 373) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 373 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ROMANYA HÜKÜMETİ ARASINDA ORMANCILIK ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 1 Nisan 2015 tarihinde Bükreş’te imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 373 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

216

 

 

 

Kabul

:

213

 

 

 

Ret

:

3

(x)

 

 

 

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu

 

 

Kâtip Üye

Ömer Serdar

Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

17’nci sırada yer alan, Havaaraçlarında İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesini Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

17.- Havaaraçlarında İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesini Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/469) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 374) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 374 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

HAVAARAÇLARINDA İŞLENEN SUÇLAR VE DİĞER BAZI EYLEMLERE İLİŞKİN TOKYO SÖZLEŞMESİNİ TADİL EDEN PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 19/8/2014 tarihinde imzalanan “Havaaraçlarında İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesini Tadil Eden Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 374 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 217

Kabul                            : 214

Çekimser                        : 3 (x)

 

             Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

           Fehmi Küpçü                               Ömer Serdar

                 Bolu                                        Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

18’inci sırada yer alan, Yasa Dışı, Kayıt Dışı ve Düzenlenmemiş Balıkçılığı Önleme, Caydırma ve Ortadan Kaldırmaya Yönelik Liman Devleti Tedbirlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

 

18.- Yasa Dışı, Kayıt Dışı ve Düzenlenmemiş Balıkçılığı Önleme, Caydırma ve Ortadan Kaldırmaya Yönelik Liman Devleti Tedbirlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/471) ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 375) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 375 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

YASA DIŞI, KAYIT DIŞI VE DÜZENLENMEMİŞ BALIKÇILIĞI ÖNLEME, CAYDIRMA VE ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK LİMAN DEVLETİ TEDBİRLERİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 22 Kasım 2009 tarihinde Roma’da kabul edilen “Yasa Dışı, Kayıt Dışı ve Düzenlenmemiş Balıkçılığı Önleme, Caydırma ve Ortadan Kaldırmaya Yönelik Liman Devleti Tedbirlerine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - 375 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         :217

Kabul                              :215

Ret                                 :   1

Çekimser                         :   1 (x)

 

              Kâtip Üye                             Kâtip Üye

           Fehmi Küpçü                          Ömer Serdar

                 Bolu                                  Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

19’uncu sırada yer alan, 2001, Gemilerdeki Zararlı Organik Tutunma Önleyici Sistemlerin Kontrolüne İlişkin Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

19.- 2001, Gemilerdeki Zararlı Organik Tutunma Önleyici Sistemlerin Kontrolüne İlişkin Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/562) ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı 376) (X)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 376 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

2001, GEMİLERDEKİ ZARARLI ORGANİK TUTUNMA ÖNLEYİCİ SİSTEMLERİN KONTROLÜNE İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞMEYE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 2001, Gemilerdeki Zararlı Organik Tutunma Önleyici Sistemlerin Kontrolüne İlişkin Uluslararası Sözleşme’ye beyan ile katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 376 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı          :    213

Kabul                                  :    211

Ret                                      :        1

Çekimser                            :      1(x)

 

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu

 

 

Kâtip Üye

Ömer Serdar

Elâzığ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

20’nci sırada yer alan, 379 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/685) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 379)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

21’inci sırada yer alan, 382 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

21.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Arasında Yolcu ve Eşyanın Karayoluyla Uluslararası Taşınmasına İlişkin Anlaşma ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/705) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 382)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 31 Ekim 2017 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.43



(x) 367 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x)

(x)

(x) Bu bölümlerde Hatip tarafından, Türkçe olmayan bir dille kelimeler kullanıldı.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 368 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X) 369 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X) 370 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(XX) 371 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx) 373 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 374 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(x) 375 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(X) 376 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.