TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          13’üncü Birleşim

                                                                                  25 Ekim 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, 9-13 Ekim 2017 tarihlerinde yapılan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Sonbahar Oturumu izlenimlerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, yargının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Çukurova Havaalanı inşaatının durumuna ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, staj sürelerinin borçlanma kapsamında sayılması ve staj başlangıç tarihinin emeklilik hesaplanmasında da başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhurbaşkanına hakaretten hakkında soruşturma başlatılan kişiler ile Abdullah Gül ve Ahmet Necdet Sezer döneminde aynı suçtan hüküm giyen kişi sayısı hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

4.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, çiftçilerin, kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili kararnamenin açıklanmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, kömür fiyatlarındaki artışa ve Hükûmeti bu konuda bir an evvel önlem almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Mardin Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı’nın, TÜRGEV’in Mardin’de açmış olduğu öğrenci yurduna ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit olan Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’ye Allah’tan rahmet dilediğine, terörü bitirme sözü verenlerin bir öz eleştiri yapmalarını ve barış ve huzurun bir an önce tesis edilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit düşen hemşehri Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’ye Allah’tan rahmet dilediğine ve milletin geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da her türlü terör örgütüyle ve destekçileriyle mücadele edeceğine ilişkin açıklaması

9.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, Cumhurbaşkanı ve Hükûmetin Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasına gösterdiği ilgiyi Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dan neden esirgediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, AKP’li belediye başkanlarının zorla istifa ettirilmelerinin nedenini herkesin bilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, PKK’nın 25 Ekim 1993’te Erzurum’un Çat ilçesi Yavi Mahallesi’nde gerçekleştirdiği katliamın yıl dönümüne ilişkin açıklaması

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, çiftçilerin maliyet artırıcı unsurlarda ve özellikle mazotta vergilerin kaldırılmasını dört gözle beklediğine ilişkin açıklaması

13.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, bir kişinin her yere atama yapmasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çankırı’nın Orta ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

15.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, halkın seçtiği belediye başkanlarının serbest bırakılmasını ve kayyumların geri çekilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmalarının yıl dönümüne, kayyumların toplumda yarattığı tahribata, insan hakları savunucularının derhâl serbest bırakılması gerektiğine ve önergelerine uygulanan sansürün ciddi bir hâl aldığına ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 11 Ağustos 2017 tarihinde Trabzon’un Maçka ilçesinde şehit edilen Eren Bülbül’ü rahmetle andığına ve katillerinden birinin yakalanmasından memnuniyet duyduklarına, silahlı saldırıya uğrayarak şehit olan güvenlik personeli Bilal Dicle’ye Allah’tan rahmet dilediğine ve bir gün önce Genel Kurulda yapılan açık oylamada pusulayla oy kullanan milletvekillerinin salonda bulunmamalarının tasvip edilecek bir husus olmadığına ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 25 Ekim Âşık Veysel’in 123’üncü doğum gününe, Genel Kurul salonunda olmayanlar adına oy pusulası gönderilmesine ve böyle bir tablonun Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına gölge düşürdüğüne, bu kişiler hakkında işlem yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 25 Ekim Âşık Veysel’in 123’üncü doğum gününe ve AK PARTİ Grubu olarak pusula veren milletvekillerinin salondan ayrılmaması ve herhangi bir şekilde olmayan kişiler adına kesinlikle pusula verilmemesi yaklaşımında olduklarına ilişkin açıklaması

20.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Tekirdağ’ın Saray ilçesinde dere taşması nedeniyle bir zırhlı aracın sel suyuna kapıldığına ve bir askerin kaybolduğuna, Trakya’nın iklim yapısını bozan çevre tahribatının devam ettiğine ilişkin açıklaması

 

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, duruma göre Cumhurbaşkanı veya AK PARTİ Genel Başkanlığı sıfatlarının kullanılmasının Türkiye’de siyaseten yaşanılan en büyük kargaşalardan biri olduğuna ilişkin açıklaması

25.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in sağlık sorunları nedeniyle istifa kararına ilişkin açıklaması

28.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, HDP Grubu olarak İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e bundan sonraki yaşamında başarılar ve sağlık problemlerinde şifa dilediklerine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu arasında yapılan sözleşmede bazı hususların açıklığa kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kosova arasında yapılan sözleşmenin süresiz olduğuna ve aynı maddenin tekrar edildiğine ilişkin açıklaması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, salonda olmayan milletvekilleri adına oylama pusulası verilmesinin büyük bir rahatsızlık yarattığına ve bu konuda hassasiyet gösterilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e bundan sonraki yaşamında başarılar ve sağlıklı günler dilediklerine ilişkin konuşması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, şehirde üretime, istihdama zarar verecek ve ciddi boyutlarda mağduriyetler yaşanmasına yol açacak olan Samsun Gülsan Sanayi Sitesi’nin yıkılması kararının tüm boyutlarıyla araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınacak tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 25 Ekim 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, İstanbul’un silüetinin bozulmasının, tarihinin yok edilmesinin ve çevre tahribatının geri dönülmez boyutlara ulaşmasının araştırılması amacıyla 24/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Marmara Denizi’nde boyutları gittikçe büyüyen kirlenmenin ekonomik zararlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1596) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın 480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in milletvekilliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/109)

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/740) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 480)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/479) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 121)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/316) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 10)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/826) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 482)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 479)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/509) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 361)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/729) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 477)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Gemiadamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları Uluslararası Sözleşmesi Uyarınca Belgelerin Karşılıklı Tanınmasına İlişkin Mutabakat Zaptı ile Mutabakat Zaptında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/762) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 478)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İç Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunmasına Dair Kanun Tasarısı (1/437) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 101)

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/436) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 100)

14.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Arasında Bilim ve Teknolojide İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/667) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:463)

15.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 457)

16.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

17.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

18.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Meteoroloji ve Hidroloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/696) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 362)

19.- Tütün Ürünlerinin Yasadışı Ticaretini Önlemeye Yönelik Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/575) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 365)

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Balıkçılık ve Su Ürünleri Alanında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/589) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 366)

21.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367)

22.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/631) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 368)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 480) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 121) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 10) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- (S. Sayısı: 482) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- (S. Sayısı: 478) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Gemiadamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları Uluslararası Sözleşmesi Uyarınca Belgelerin Karşılıklı Tanınmasına İlişkin Mutabakat Zaptı ile Mutabakat Zaptında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

6.- (S. Sayısı: 101) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İç Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7.- (S. Sayısı: 100) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

8.- (S. Sayısı: 362) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Meteoroloji ve Hidroloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

9.- (S. Sayısı: 365) Tütün Ürünlerinin Yasadışı Ticaretini Önlemeye Yönelik Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

10.- (S. Sayısı: 366) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Balıkçılık ve Su Ürünleri Alanında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Zonguldak Milletvekili Şerafettin Turpcu’nun, kömür ithalatına getirilen ek mali yükümlülüklerden elde edilen gelire ve kullanıldığı alanlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/14486)

2.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, kabine değişikliği sonrasında bazı kamu bankalarının bir bakanın görev alanı içinde gösterilmemesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/16264)

3.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin, 2017 yılı borçlanma limitinin aşılmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/16309)

25 Ekim 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Van depremi hakkında söz isteyen, Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan’a aittir.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; altı yıl önce 23 Ekim-9 Kasım 2011 tarihleri arasında Van’da 2 tane büyük deprem felaketi yaşandı. Bu münasebetle söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Van’da yaşanan 2 ayrı depremde 644 canımızı yitirmişiz; 2 bine yakın yurttaşımız yaralanmış, binlerce ev hasar görmüş, on binlerce insanımız evsiz barksız kalmış, binlerce iş yeri hasar görmüştür. Van halkı, yaklaşık bir buçuk yıl boyunca kentten uzak, 52 ayrı kentte yaşamak durumunda kalmıştır. Bu vesileyle, yaşamını yitiren 644 yurttaşımızı, canımızı rahmetle anıyor ve böylesi felaketlerin bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Van depreminin üzerinden altı yıl geçmesine rağmen depremin etkileri hâlen devam etmektedir çünkü yıkım ve tahribat ciddi boyutlarda olduğu hâlde, bütüncül ve bütün tarafların katılımını esas alan bir planlama yapılmadı. Bu zor süreçte, Van kendi yaralarını kendi sararak ayağa kalkmaya çalıştı. Dolayısıyla, devletin afet yönetimi konusundaki yetersizliğinin, hatta beceriksizliğinin cezasını bir kez daha Van halkı ödemek durumunda kaldı.

Özellikle, dönemin AKP Hükûmetinin siyasi saiklerle Van’ı afet bölgesi ilan etmemesi sorunları daha çok derinleştirdi çünkü deprem gibi ağır bir sosyal travmada bile AKP, A belediyesi, B belediyesi hesabı yaparak o dönemde büyük bir ayrımcılığa imza atmıştır.

AKP, 2011 yılındaki depremi bugün Van’da kayyumlar eliyle sürdürmektedir; kayyumları atamak suretiyle Van’ı, Van halkını bir kez daha cezalandırmıştır. Dolayısıyla, iş yerlerinin bir yıldan fazla süreyle kapandığı ve kent nüfusunun göç ettiği Van’da ciddi ekonomik krizler yaşanmış, etkileri hâlâ bugün de sürmektedir. Tabii, esnafın vergi ve kredi borçlarının mücbir sebeplerle ertelenmesi olumlu olsa da başvuru süresinin kısıtlı tutulması nedeniyle maalesef 20 bine yakın mağdur bu durumdan yararlanamamış. Bunun da mutlaka gözetilmesi ve bir çözüme kavuşturulması lazım. Çünkü benzer bir felakette, Sakarya’da, doğru bir yaklaşımla -1999 depreminde- devlet orada vergi terkinine gitmiş ve esnafa ayağa kalkması, yaralarını sarması için önemli imkânlar sağlamıştı. Sakarya sanayi kenti olmasına rağmen, Van Sakarya’dan çok daha fakir bir kentken bunun aynısının, vergi terkininin Van’da yapılmamasının sebebi acaba nedir?

Yine doğal afetin yaşandığı birçok yerin afet bölgesi ilan edildiğini biliyoruz. Neden Van’da aynı şekilde bu yapılmadı? Doğuya ayrı, batıya ayrı bir hukuk mu işletilmektedir? Müesses nizam olan yerleşik düzen devlet sisteminde, kanunlarda uygulama birliği esastır. Kısacası bu yaklaşım, tüccar ve esnafın bankalarla olan sorunlarını derinleştirmiş, esnafın sicilinin bozulmasına ve kredi kullanamamasına neden olmuş, daha büyük sorunlar yaşamasına sebep olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Van depremi sonrasında barınma sorunları da yaşanmıştır; elektrik, altyapı sorunları devam etmektedir. TOKİ’de hâlen elektrik, altyapı sorunları büyük bir oranda çözülememiş. Oradaki şirket, hak sahiplerine yönetimi devretmesi lazımken altı yıldır orada haksız bir şekilde rant sağlamakta. Yoksul insanlarımızın oradaki durumu gözetilerek hazine arazileri üzerine yapılan deprem konutlarının… Yoksul, dar gelirli insanların TOKİ borçlarının bir an önce silinmesi gerekmektedir.

Yine o dönem Türkiye halklarının Van’a sağladığı 4 katrilyonun üzerindeki -o dönemki rakamla, parayla söylüyorum- bu paranın da nereye harcandığının ayrıca soruşturulması lazım. Devlet veya AKP Hükûmeti bunun bir kader ve mukadderat değil, depremlerin bilimsel olarak öngörülebileceğini, bunun için deprem master planlarının oluşturulup bu tür mağduriyetlerin başka kentlerimizde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Deprem kuşağında yaşadığımız için, benzer felaketlerle karşılaşılmaması için gerekli tedbirlerin alınması mevcut Hükûmetin sorumluluğundadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Botan.

Gündem dışı ikinci söz, 9-13 Ekim 2017 tarihlerinde yapılan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Sonbahar Oturumu izlenimleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Serap Yaşar’a aittir.

Buyurun Sayın Yaşar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, 9-13 Ekim 2017 tarihlerinde yapılan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Sonbahar Oturumu izlenimlerine ilişkin gündem dışı konuşması

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 9-13 Ekim tarihleri arasında Avrupa Konseyi Karma Parlamenter Meclisi toplantısı vesilesiyle Strazburg’daydık. Bunun bir hafta öncesinde Fransa’nın Mulhouse şehrinde hepimizi derinden üzen ırkçı bir kundaklama olayı gerçekleşti. 3 küçük yavrumuz, 28 yaşında genç bir anne Avrupa’da yükselen yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin kurbanı oldular.

Bu kundaklama sonucu ağır yaralanan ve ardından hayatını kaybeden genç anne Nihal Ertunç’un cenaze törenine katıldım; hayatını kaybeden 6 yaşındaki Emir, 7 yaşındaki Damla, 9 yaşındaki Sanem’in aileleriyle görüştüm, arkadaşlarının, evlerinin önünde ağladıklarına şahitlik ettim. Böylesine acı verici ve insanlık dışı bir olayın, yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin politik dil ve medya dilinde her düzeyde yaygınlık kazanması ve kullanılması sonucu meydana geldiğini düşünüyorum.

Çok yakın bir zamanda, 3 Ekimde böylesine acı bir olay yaşanmışken amacı insan hakları, çoğulcu demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerini korumak ve güçlendirmek olan, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı sorunlarına çözüm aramak olan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Genel Kurulunda konuşma yapan bazı yüksek düzeyli devlet görevlilerinin İslam düşmanlığı içeren ifadeler kullanmaktan çekinmediklerini üzüntüyle izledim.

Genel Kurulda söz alarak bu şahsiyetlerden daha sorumlu bir dil kullanmalarını beklediğimizi; “İslam” ve “terörizm”i aynı cümlede kullanarak bunu özellikle belirtmelerinin nefret söylemini yaygınlaştırdığı ve bunun övündükleri Avrupa değerlerini tahrip ettiği konusunda uyarıda bulundum. Bu gidişe dur demeyenlerin de mevcut ve muhtemel kötü sonuçlara ortak olacaklarını belirttim. Teröristlerin mensup oldukları din, yaptıkları canice eylemleri iyi veya daha kötü yapmaz. Tek başına “terör” ve “terörist” ifadesi eylemin kötülüğünü yeterince güçlü biçimde ifade eder, fazladan başka bir tanımlamaya veya herhangi bir sıfata ihtiyaç yoktur. Hiçbir din, terör ve terörizmi desteklemez ve hiçbir din, terörizmle birlikte anılmayı da hak etmez.

Avrupa’da İslam ve yabancı karşıtı popülist siyasetçilerin güçlenip seçimleri kazanmasından sonra Avrupa’nın genelinde ortaya çıkan tablo ırkçı ve İslam karşıtı hareketler olarak AKPM’ye de yansımakta. Almanya’da son seçimlerde ırkçı, aşırı sağcı AfD Partisi 94 sandalyeyle Almanya Federal Meclisinin en kalabalık 3’üncü partisi olmuştur. Önümüzdeki dönemde bu milletvekilleri Konsey üyesi olarak AKPM çatısı altında da faaliyette bulunacaklardır yani yabancı düşmanları Konseyin en büyük gruplarından birisini oluşturacak. Bunun yol açacağı tehlikelere dikkatinizi çekmek isterim. Avrupa yakın tarihinde bugün bir utanç tarihi olarak hatırlanan ırkçılığın acı sonuçlarını bizzat yaşayarak gördük. Şimdi, göçmenlere ve yabancılara yönelik nefret söylemi, çoğulculuğuyla övünen Avrupa değerlerine zarar vermektedir.

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ne yazık ki Avrupa Konseyinin çalışmalarını da çok açık biçimde etkilemektedir. Konsey Genel Kurulunda son olarak “Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü” FETÖ terör örgütü üyeliğinden yargılanan ve insan hakları alanında hiçbir çalışması bulunmayan bir kişiye verildi. Sadece bu ödül konusunda yapılmış olan tercih bile yalnız o ülkenin ve o sivil toplum kuruluşunun mesuliyeti değildir, Konsey çatısı altında verildiği için Konseyin saygınlığını ve güvenilirliğini de zedelemiştir. Bir ülke demokrasisinin uğrayabileceği en ağır ve en alçakça girişime hedef olan ülkemizde bu suçun sorumlusu olarak tutuklu yargılanan bir şahsın böyle bir ödüle layık görülmesi bizim bakımımızdan kabul edilemez bir durumdur. AKPM böyle bir şahsa bu ödülü vermekle derin bir yanılgıya düşmüştür. Bu tutumunu sürdürmeye devam ederse biz ve bizim gibi ülkeleri bir daha kazanamamak üzere kaybetme riskiyle de karşı karşıyadır.

En temel insan hakkı olan yaşam hakkına kastetmiş terör zanlısını insan hakları savunucusu gibi gösteren AKPM’nin temel değerlerinden saptığını söyleyebiliriz. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin koruyucusu bir örgütün çatısı altında akıl almaz yanlışlıklar gerçekleşmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERAP YAŞAR (Devamla) – Avrupa Konseyinin bir an önce bu yanlışlıklara izin vermeyerek bir otokontrol mekanizması geliştirmesini umuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yaşar.

Gündem dışı üçüncü söz, yargının sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Elif Doğan Türkmen’e aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, yargının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Kıymetli milletvekili arkadaşlar, Türkiye’de yargının durumuyla ilgili 2016’da yapılan bir ankette, yargıya güvenin yüzde 33’lerde olduğu açık bir gerçektir. Bugünün Adalet Bakanı 2014 yılında Bursa’da yapmış olduğu bir konuşmada, yargıya güvenin yüzde 20’lerde olduğunu kendisi bizzat beyan etmiştir. Bu durumda, Türkiye’de yargıyı tesis etmekle görevli hâkim ve savcıların adalete ve adil olmaya verdikleri değer yüzde kaç dersiniz? Yüzde 3 yani yargıda adaleti temin edecek hâkim ve savcıların da bu işe atfettikleri önem yüzde 3.

Peki, 15 Temmuz darbe girişimiyle, OHAL’in ilan edilmesiyle ve KHK’lerle yönetilen bir Türkiye’de yargı bağımsızlığı şimdi ne durumda, ona bir bakmak istiyorum. Bugün ne yazık ki yargının işleyişi, temel hak ve özgürlükler, hukuk güvenliği, evrensel hukuk kriterleri açısından değerlendirildiğinde sınıfta kalmaktadır. Başta Anayasa Mahkemesi kendi verdiği kararlara aykırı bir tutumla, tutuklu milletvekilleri olmak üzere gazeteciler, iş insanları, akademisyenler ve kamu görevlileri, bunlarla ilgili yürütülen soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar… Bütün bunlarda masumiyet karinesi, suç ve cezanın şahsiliği, savunma ve adil yargılanma haklarına ne yazık ki riayet edilmemektedir. Bugün görülen Büyükada davasında insan hakları savunucuları neredeyse dört aya ulaşan bir süreden sonra ilk kez bugün duruşmaya çıktılar, yargı karşısına çıktılar. İşte, insan hakları savunucularının dahi insan haklarına dönük yapmış oldukları çalışmalardan dolayı yargılandıkları bir Türkiye’de yaşamaktayız.

Bunun yanı sıra, yine OHAL’den sonra 100 bini aşkın kamu görevlisi adli bir soruşturma olmaksızın görevden uzaklaştırılmışlardır ve bunların mal varlıklarına, gelirlerine de el konulmuştur. İşin kötü tarafı, bununla ilgili idari yargıya başvurma hakları, hukukları da ortadan kaldırılmıştır. Peki, hem iç hukuka hem evrensel hukuka aykırı bu uygulamanın sonucunda ne olmakta? 100 bini aşkın kamu görevlisi, ailesi ve çevresiyle birlikte düşünüldüğünde 1 milyona yakın insan Türkiye’de açlığa mahkûm edilmiş durumda. Bu, aynı zamanda iktidar partisinin iktidarını devam ettirme yöntemi olmuştur. Yargıyı bir sopa olarak kullanarak ne yapmıştır? Siyaset yapmayı, ifade ve medya özgürlüğünü, çalışma ve iş yapma özgürlüğünü, akademik özgürlüğü ve en önemlisi hukuk güvenliğini, adil yargılanma hakkını ortadan kaldırmıştır.

Gözaltında yapılan keyfî uygulamalar, aşağılayıcı uygulamalar hepimizin bilgisi dâhilinde; bunları basından, medyadan izliyoruz. Yine, tutuklama nedenleri belli olmadan, somutlaştırılmadan yapılan tutuklamaların yanı sıra, artık infaza dönüşen uzun süreli tutuklamalar ve tutukluluk hâlinin devamında da klişe gerekçelerle hukuk bir kez daha yerler altına alınmıştır.

Avukat görüşmelerinden bahsetmek istiyorum. Artık Türkiye’de avukat görüşmeleri kaydedilmekte, kaydedildiği gibi birinin de gözetiminde yapılmakta. Hâkim bağımsızlığı yok. Ceza muhakemesi hukuku ne yazık ki masumların kollandığı, korunduğu bir alan olmaktan çıkarılmış ve Anayasa Mahkemesi “Milletvekilleri tutuklu yargılanmaz ancak cezanın kesinleşmesi gerekir.” demiş olmasına rağmen bugün tutuklu milletvekilleri. İşte iktidarın kaybetme telaş ve korkusu, işte iktidarının elden gideceği korkusuyla Türkiye’nin barışını ve hukuk güvenliğini yok sayan bir anlayış. Aileleri ve çevreleriyle birlikte milyona yakın insanı açlığa mahkûm eden bu anlayış, aynı zamanda toplumsal barışımızı da ortadan kaldırmaktadır.

Öncelikle, Adalet Bakanına sesleniyorum: 2014’te dile getirdiğin Türkiye’de yargının bağımsız olmadığına dair sözünün arkasında dur ve bir Bakan olarak makamının gereğini yap, yapmıyorsan da gereği istifadır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkmen.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren sayın milletvekillerine, ilk on beş milletvekiline yerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Taşkın… Yok.

Sayın Kuyucuoğlu…

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Çukurova Havaalanı inşaatının durumuna ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çukurova Havaalanı inşaatının yapımına on yıllık çalışma sonrasında başlandı, AKP iktidarının da vaatlerinden biriydi. Birinci ihaleden sonra müteahhit işi bıraktı, 9 Ocak 2017’de tekrar ihale edildi ve yer teslimi yapıldı. Aradan on aylık süre geçmesine rağmen -bunun keşif bedeli 225 milyon liradır- 8 milyon liralık iş yapıldı. Bu gidişle, 12 Temmuz 2018 tarihinde bitirilmesi gereken bu Çukurova Havalimanı’nın bu şartlarda zamanında bitirilmesi mümkün görülmüyor, çok yıllara sâri olacağı görülüyor. Bu nedenle, bu konudaki engellerin ortadan kaldırılarak -Ulaştırma Bakanlığını göreve çağırıyorum- bu istimlak alanı içerisinde kalan mezarlık ve sulama kanallarının bir an önce alanın dışına çıkarılarak ve müteahhidin de uyarılarak, takip edilerek bu işin bitirilmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, staj sürelerinin borçlanma kapsamında sayılması ve staj başlangıç tarihinin emeklilik hesaplanmasında da başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kamuoyunda “staj mağdurları” olarak bilinen vatandaşlarımız yıllardır seslerini Hükûmete duyurmaya çalışıyorlar ve çok basit bir talepleri var. Aday çırak, çırak ve mesleki staj olarak çalıştıkları sürelerin sigortalılık borçlanma kapsamında sayılmasını ve staj sigorta başlangıç tarihinin emeklilik hesaplanmasında da başlangıç tarihi olarak kabul edilmesini istiyorlar çünkü bu stajları sırasında hem mesleklerini öğreniyorlar hem de fiilen çalışarak ülkemizin gayrisafi millî hasılasına katkı sunuyorlar.

Staj mağdurlarının sesini daha önce de Mecliste dile getirmiş, sosyal devlet ilkesine aykırı bu düzenlemenin son bulması gerektiğini belirtmiştim ancak aradan geçen onca zamana rağmen, ne yazık ki Hükûmet tarafından olumlu bir adım atılmadı. Bütçe görüşmeleri öncesinde bu talebi tekrar hatırlatıyorum ve tüm partilerimize çağrı yaparak “Gelin, bu haksızlığa son verelim.” diyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

3.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhurbaşkanına hakaretten hakkında soruşturma başlatılan kişiler ile Abdullah Gül ve Ahmet Necdet Sezer döneminde aynı suçtan hüküm giyen kişi sayısı hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün AKP Genel Başkanı Erdoğan’a sosyal medya hesabından “faşist diktatör” diyerek paylaşım yapması nedeniyle Tekirdağ Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat’a Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma başlatılmıştır. Bugün ise Düzce’de sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan Ö.K adlı şahıs tutuklanmıştır. Bu çerçeveden hareketle:

1) OHAL sürecinde Cumhurbaşkanına hakaretten hakkında soruşturma başlatılan kişi sayısı kaçtır?

2) Bu suçtan dolayı yargılanan gazeteci sayısı kaçtır?

3) Bu suçtan gözaltına alınan, tutuklanan ve hüküm giyen 18 yaş altı çocuk sayısı kaçtır?

4) Abdullah Gül ve Ahmet Necdet Sezer döneminde aynı suçtan hüküm giyen kişi sayısı kaçtır?

BAŞKAN – Sayın Tümer…

4.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, çiftçilerin, kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili kararnamenin açıklanmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili kararnameyi hâlâ gündeme getirmemesi çiftçiyi darboğaza sokmuştur. Sürecin uzaması hâlinde çiftçi tefecilerin eline düşecektir. Çiftçi Kayıt Sistemi başvuruları 1 Eylül itibarıyla başlamış ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kredi borçlarının ertelenmesine ilişkin kararnameyi henüz açıklamamıştır. Bakanlıktan beklenen haber gelmeyince aşırı yağış, dolu, Afrika sıcakları, poyraz ve rekoltedeki düşüşten ötürü zarar gören üretici ÇKS başvurularını yaptıramamış, geçen sezon aldığı krediyle tarlasını eken, afetin vurduğu üreticinin mağduriyeti, borç erteleme kararnamesinin açıklanmamasıyla katlanmıştır. Çiftçimiz, daha fazla zaman geçirmeden kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili kararnamenin açıklanmasını beklemektedir. Konunun hassasiyetini dikkatinize sunar, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Akın…

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, kömür fiyatlarındaki artışa ve Hükûmeti bu konuda bir an evvel önlem almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Havalar soğudu, artık doğal gaz ve kömür de bütün evlerde ihtiyaç hâline geldi. Bu yıl özellikle doğal gazın olmadığı yerlerde de kömür vatandaşlarımızın vazgeçilmezi. Yalnız şöyle bir durum var: Balıkesir’de kömürün tonu 750 liraya satılıyor yani yarıdan fazlasına bir asgari ücretin. Millet, oradaki vatandaşlarımız “Akşama ekmeğimi nasıl getireceğim?” diye düşünürken bir de bu kömür parası büyük bir darbe oldu. Bu fiyatlar. vatandaşların gerçekten, sobasını değil, cebini yakar duruma geldi.

Bu yıl kömür fiyatlarının geçen yıllara göre daha pahalı olmasının nedeni, Hükûmetin MTV’ye yapmış olduğu artış. Kömür satıcıları, esnaf odası başkanları MTV zammının fiyatları doğrudan etkilediğini söylüyor. Bu demek oluyor ki yine Hükûmet gariban vatandaşımızın cebini hedef almış durumda. Hükûmeti, soğuklar iyice kendisini hissettirmeden önlem almaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çankırı…

6.- Mardin Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı’nın, TÜRGEV’in Mardin’de açmış olduğu öğrenci yurduna ilişkin açıklaması

CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hafta sonu bölgemize yaptığımız ziyaretler kapsamında TÜRGEV Kız Öğrenci Yurdumuzu ziyaret ederek faaliyetleriyle ilgili bilgi aldık ve burada kalmakta olan evlatlarımızla istişarelerde bulunduk. İlk olarak 1996 yılında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın riyasetiyle, Belediye Başkanlığı döneminde İstanbul’da 1 yurtla hizmet vermeye başlayan ve tarihini, kendini ve hedefini iyi bilen, araştıran, sorgulayan, öğrenen, üreten girişimci gençler yetiştirmeyi kendine düstur edinerek yola çıkan TÜRGEV’in Mardin’de açmış olduğu öğrenci yurduyla evlatlarımıza sunduğu imkânlar açısından takdire şayan işlere imza attıklarına şahit olduk. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin eğitimlerini, sosyal ve bireysel gelişimlerini en iyi şekilde geliştirebilecekleri bu yurtlarda sunulan imkân ve hizmetlerden öğrencilerimizin memnuniyetlerini ifade etmeleri bizleri de son derece mutlu etmiştir. Yurdumuzun dört bir yanında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çamak…

7.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit olan Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’ye Allah’tan rahmet dilediğine, terörü bitirme sözü verenlerin bir öz eleştiri yapmalarını ve barış ve huzurun bir an önce tesis edilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Neredeyse her gün terör saldırıları ve ölüm haberleriyle sarsılıyoruz. Dün Hakkâri’de şehit düşen Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’nin cenazesine katıldım. Şehidimize Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabır diliyorum.

Birkaç gün önce de Mersin’de emniyet güçlerimizi hedef alan bir terör saldırısı gerçekleşti.

İktidar referanduma giderken terörü bitirme sözü vermişti, oysa bırakın ülke içindeki terörü bitirmeyi, şimdi yabancı topraklardaki terörle mücadelede gençlerimiz can vermeye devam ediyor. Ülkede şiddet ve ayrışma kaygı verici biçimde artarken terörü bitirme sözü verenlerin bir öz eleştiri yapmalarını bekliyor, barış ve huzurun bir an önce tesis edilmesini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşkın, buyurun.

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Hakkâri Çukurca’da şehit düşen hemşehri Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’ye Allah’tan rahmet dilediğine ve milletin geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da her türlü terör örgütüyle ve destekçileriyle mücadele edeceğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önceki gün Hakkâri’nin Çukurca ilçesi kırsalında bölücü teröristlerce tuzaklanan el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu yaralanan ve kaldırıldığı Hakkâri Devlet Hastanesinde yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamayarak şehit olan hemşehrim Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’yi dün Mersin Tarsus’ta on binlerin katıldığı bir törenle ebediyete uğurladık. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Bu vesileyle tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Hain ve kalleş terör saldırısını en şiddetli şekilde lanetliyorum.

Hainler bilmelidir ki vatanımızın her karış toprağını tarihi boyunca kanıyla, canıyla yoğuran aziz milletimiz, geçmişte olduğu gibi bugün de ve yarın da her türlü terör örgütüyle ve destekçileriyle mücadele edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yarayıcı…

9.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, Cumhurbaşkanı ve Hükûmetin Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasına gösterdiği ilgiyi Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dan neden esirgediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, 17-25 Aralık sürecinin baş aktörlerinden Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasına, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Hükûmetin ilgisi artarak sürüyor, gerekçe olarak da “Vatandaşlarımızın bir başka ülkede hukuksuzluğa uğramasına sessiz kalamayız.” deniliyor.

Oysa, yanı başımızda, bu iktidarın mağdurları olan Nuriye ve Semih, iki yüz otuz gündür hukuksuzluk karşısında açlık grevindeler ve iktidardan bir Allah’ın kulu dönüp bakmıyor. Gözlerimizin önünde ömürlerini tüketen bu 2 gencimiz bu ülkenin vatandaşı değil mi acaba? Neden bugüne kadar Nuriye ve Semih’in işten atılmalarına dair somut bir kanıt ortaya koymak yerine, gözünüzü ve kulağınızı kapatıyorsunuz? Zarrab’a uygulanmasını istediğiniz hukuku Nuriye ve Semih’ten neden esirgiyorsunuz? Bahsettiğiniz hukuka nail olmaları için illa hırsız ve dolandırıcı mı olmaları gerekir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

10.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, AKP’li belediye başkanlarının zorla istifa ettirilmelerinin nedenini herkesin bilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, AKP’li belediye başkanlarının neden zorla istifa ettirildikleri hâlâ açıklanmamıştır. Hırsızlık mı var, yolsuzluk mu var, FETÖ terör örgütü bağlantısı mı var, bunları herkesin bilmesi gerekiyor. Bunlar açıklanmadan istifalar daha uzun süre gündemi meşgul edecektir.

Hızını alamayan bir Manisa milletvekilimiz, CHP ve MHP’li belediyelere de sıra geleceğini söyleyerek açıkça tehdit etmektedir. Bizim başkanlarımız zorla istifa ettirilemez. Eğer bir sorun varsa, dosyalar ortaya konulur, biz de yargıda hesap vermeleri konusunda elimizden geleni yaparız.

Değerli milletvekilleri, şimdi “Yiyen gitti, yiyen gitti.” durumundayız. Peki, hesabı kim ödeyecek? Hadi hesabı büyük olarak Cumhurbaşkanı ödedi diyelim, bulaşıkları kim yıkayacak diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Deligöz…

11.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, PKK’nın 25 Ekim 1993’te Erzurum’un Çat ilçesi Yavi Mahallesi’nde gerçekleştirdiği katliamın yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan tam yirmi dört yıl önce, bugün, 25 Ekim 1993’te, PKK, Erzurum ili Çat ilçesi Yavi Mahallesi’nde gerçekleştirdiği katliamda 33 masum vatandaşımızı şehit ederek, 50 vatandaşımızı da yaralayarak terörün en aşağılık yüzünü sergilemiştir. Bu olayın acısını hâlen yüreklerimizde yaşıyoruz. Bu olay, tarihe kara bir sayfa, kara bir gün olarak geçmiştir. İnsani hiçbir açıklaması olmayan ideolojiler, Batılı emperyalist devletlerin uşaklığını yapan PKK’lı katiller ve bu katillerin arkasındaki ülkeler, insanımızın inanç, bayrak, millet ve vatanına bağlılığını anlayamıyorlar. Bu hainler emellerine asla ulaşamayacaklar, milletimizin birliğini, beraberliğini ve kardeşliğini asla bozamayacaklardır.

Geçmişten bugüne kadar geçen sürede hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize şifalar diliyorum. Cenab-ı Hak milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

12.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, çiftçilerin maliyet artırıcı unsurlarda ve özellikle mazotta vergilerin kaldırılmasını dört gözle beklediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, sorum Tarım Bakanına. Çanakkele’miz, AKP’nin tüm yanlış tarım politikalarına rağmen tarım kenti olmaya devam ediyor ama Çanakkale domatesi, Lapseki kirazı, Umurbey şeftalisi, Yenice kapya biberi, Bayramiç elması, Biga çeltiği, Bozcaada üzüm üreticileri, emeğinin karşılığından değil, AKP’nin üretim giderlerinin artmasından nasibini alıyor ve her geçen gün artan borçlar yüzünden çiftçimizin elinde tarım yapacağı arazi kalmıyor. Üretim maliyetlerinin artmasının yanında, çiftçimiz kredi çekmeye korkuyor çünkü kredi faizleri ödeme gücünün üzerindedir.

Ayrıca ülkemizin ekonomik çöküşünün temel kaynağı, çiftçimizin yoksullaşması olarak görülmektedir. Girdi maliyetlerinin, elektrik, mazot, gübre ve ilacın dünya fiyatlarının üzerinde seyretmesi, çiftçimizin belini bükmektedir.

Bu bağlamda, tarımı ve çiftçimizi zora sokan maliyet artırıcı bu unsurlarda, özellikle mazotta vergileri kaldırmanızı çiftçilerimiz dört gözle beklemektedir. Bu konuda bir projeniz var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

13.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, bir kişinin her yere atama yapmasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Demokratik olmayan yollarla doğu ve güneydoğuda yaklaşık 100’e yakın belediye başkanı görevden alındı, kayyum atandı. Kayyum olarak atanan üyelerin yolsuzlukları tartışılıyor. AKP, neyle suçladığı belli olmayan yollarla büyükşehir belediye başkanlarını görevden alıyor. Genel Başkanımız grup konuşmasında “Getirin, Anayasa’yı değiştirip yerel seçime gidelim.” dedi. Her konuşmanızda “Millet, millet!” diyorsunuz. Milletten korkuyor musunuz? Hani “Seçilmişler, atanmışlardan üstündür.” diye gelmiştiniz? Bir kişinin her yere atama yapmasının doğru olduğunu düşünüyor musunuz? 80 milyonun seçtiklerini bir kişi atıyor, tek

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Her yeri, bir kişinin atadıklarıyla doldurdunuz. Demokrasi tramvayından ne zaman ineceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çankırı’nın Orta ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Ankara’ya 110 kilometre uzaklıktaki Çankırı ilimizin Orta ilçesi 1956 yılında kuruldu. Orta ilçesi 1956 yılında kurulduğu zaman adliye vardı. 2017’nin Türkiyesinde Orta ilçesinde adliye yok. Orta ilçesinde hastane tabelası var, uzman doktor yok. Orta ilçesinde karakol var, yeteri kadar polis yok. Orta ilçesinin köylerinin yolu yok. Orta ilçesinde organize sanayi olmadığı için insanlar göç ediyor. Okullarında yeteri kadar öğretmen yok, öğrencilerine okul yok. Kısacası, Orta ilçesi mağdur. Orta halkının bu mağduriyeti ne zaman giderilecektir? Ankara merkeze 110 kilometre uzaklıkta bulunan Çankırılı ve Ortalı mağdurdur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Yıldırım…

15.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, halkın seçtiği belediye başkanlarının serbest bırakılmasını ve kayyumların geri çekilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Geçtiğimiz yıl, bugün, Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı gözaltına alındı ve ardından tutuklandılar. Mahkeme süreçleri hâlâ devam ediyor. Belediye eş başkanlığı yaptıkları dönemdeki tüm faaliyetleri müfettişler ve savcılıklar tarafından kapsamlı bir şekilde incelendi ama hiçbir usulsüzlük ve hırsızlık bulamadılar. Buna rağmen, bir yıldır belediye başkanlıkları gasbedilmiş durumda.

Yine, Demokratik Bölgeler Partisinin 94 belediyesine hukuksuz bir şekilde kayyum atandı, 75 belediye eş başkanı ve başkan vekili tutuklandı.

Buradan bir kez daha tekrarlıyorum: Bu hukuksuzluğa son verin, halkın seçtiği belediye başkanlarını serbest bırakın, kayyumları geri çekin. Diyarbakır’da, Van’da, Mardin’de, Siirt’te, Şırnak’ta, Hakkâri’de ve kayyum atanan tüm il ve ilçelerdeki sandık sonuçlarına saygı gösterin, halkın iradesine saygı duyun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Şimdi grup başkan vekillerine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Usta gelince söz hakkını kullanır.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

16.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmalarının yıl dönümüne, kayyumların toplumda yarattığı tahribata, insan hakları savunucularının derhâl serbest bırakılması gerektiğine ve önergelerine uygulanan sansürün ciddi bir hâl aldığına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, Sevgili Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmalarının yıl dönümü. Bu gözaltılarla birlikte tüm belediye başkanlarının yerine kayyumlar atanmıştı biliyorsunuz. Gültan Hanım Darbe Araştırma Komisyonunda beyanlarını ifade ettikten ve buradan uğurlandıktan sonra maalesef gözaltına alındı ama hâlâ darbenin siyasi ayağı ya ortada yok ya da yargısız olarak temizlenmeye gayret ediliyor.

Kayyumların toplumda yarattığı tahribatı, belediye başkanlarının gözaltına alınmasının, tutuklanmalarının yarattığı tahribatı tekrar tekrar ifade etmemize belki, herhâlde artık gerek yok ama Türkiye’de yerel yönetim diye bir şey kalmadı çünkü yerelin kendini yönetmesine izin verilmiyor.

Kayyum icraatlarıyla kadın kurumları kapatıldı, Roboski Anıtı, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol Anıtları kaldırıldı, Tahir Elçi’nin adı sokakta değiştirilmeye çalışıldı, çok dilli tabelalar kaldırıldı. Tek suçu, temiz bir belediyecilik yapmak olan, rant için değil toplum için belediyecilik yapmak olan Gültan Kışanak ve tüm belediye başkanları derhâl serbest bırakılmalıdır. Bu konuda Venedik Komisyonunun da kesin bir talep ve uyarısı bulunmaktadır.

Bugün aynı zamanda, haksız yere, yüz günü aşkın süredir gözaltında ve tutuklu olarak özgürlüklerinden alıkonulan 10 hak savunucusunun da duruşması görülüyor. Türkiye yargısında suç isnatları: Gazetecilik yapmak, insan haklarını savunmak. Tutuklu bulunan kişileri, eminim, insan hakları geleneğinden gelen milletvekillerinin hepsi tanıyordur. Şimdi söyleyin, Uluslararası Af Örgütü, Kadın Koalisyonu, Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi derneklerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler.

…iddianamede geçen terör örgütüne üyelik gibi suçlarla ne gibi bir ilgisi olabilir? Bir kez daha çağrı yapıyoruz: İnsan hakları savunucularını derhâl serbest bırakın.

Sayın Başkan, önergelere uygulanan sansür ciddi bir hâl aldı. Bugün İstanbul önergemizle ilgili de kısaca söylemek istiyorum: “İstanbul’un yaşanmaz hâle getirildiği, silüetinin bozulduğu, tarihinin ve hafızasının yok edildiği, betonlaştırıldığı, çevre tahribatlarının geri dönülmez boyutlara ulaştığı, Kuzey ormanlarında tahrip edilen ağaç sayısının yüz binlerle ifade edildiği, iş insanlarının siyasi duruşuna göre muamele gördüğü bir kenti yönetmiş olan Kadir Topbaş’ın istifa ettirilmesiyle sonuçlanan sürecin araştırılması amacıyla…” Şimdi, bu laflarda değiştirilecek ne vardır gerçekten? Yani bunu bir kez daha ifade etmiştik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamamlıyorum.

Siyasi sözü biz kurarız. Biz bir siyasi partiyiz. Artık bu saçmalıklara derhâl bir son verilsin. Biz Kadir Topbaş’a “K.T” mi diyeceğiz, baş harfleriyle mi anacağız? On beş milyon nüfuslu, milletvekili olduğum bir kentten bahsediyoruz. Sorumluluk, tabii ki ondadır ve onun çevresinde, aynı zamanda onu oraya getirenlerdedir ya da istifaya zorlayanlardadır. Yargı süreci varsa yargı işlesin ama yargılama yoksa da o zaman bizim önergelerimize müdahale edilmesin. Herkesin adını istediğimiz gibi kullanarak önerge verme hakkına sahibiz. Bunu asla kabul etmediğimizi de ifade ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Usta, buyurun.

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 11 Ağustos 2017 tarihinde Trabzon’un Maçka ilçesinde şehit edilen Eren Bülbül’ü rahmetle andığına ve katillerinden birinin yakalanmasından memnuniyet duyduklarına, silahlı saldırıya uğrayarak şehit olan güvenlik personeli Bilal Dicle’ye Allah’tan rahmet dilediğine ve bir gün önce Genel Kurulda yapılan açık oylamada pusulayla oy kullanan milletvekillerinin salonda bulunmamalarının tasvip edilecek bir husus olmadığına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

11 Ağustos 2017 tarihinde Trabzon’un Maçka ilçesinde Eren Bülbül adlı daha çocuk yaştaki, on beş yaşındaki bir gencimiz şehit edilmişti. Teröristlerin erzak çalmalarını güvenlik güçlerine haber vermişti. Kahraman bir delikanlıydı. Kendisini tekrar rahmetle anıyoruz. Onun katillerinden birinin yakalandığını memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz. Bu konunun üzerine gidilmelidir. Yani hiç olmazsa devletine, milletine bağlı olan insanların, güvenlik güçlerine yardımcı olan insanların cezalandırılması gibi bir sonuçla karşılaşılmaması lazım ve bu katil de hak ettiği cezayı kanunlar çerçevesinde en sert şekilde almalı.

Diğer bir husus: Dün de burada, yaralandığını ifade etmiştik, Diyarbakır’da bir yaralımız vardı. Silahlı saldırıya uğrayan bir güvenlik personelimiz Bilal Dicle şehit olmuştur; kendisine de Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Bu tür olaylar hiçbir zaman terörle mücadelede güvenlik güçlerimizi pes ettirmeyecektir, tam tersine güvenlik kuvvetlerimizin kararlılığını artıracaktır. Bunu da buradan ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, dün gece Genel Kurulda hiç hoş olmayan, hatta çirkin diyebileceğimiz bir olay yaşandı, hepinizin malumu. Oylamada kâğıt pusulayla oy kullanan 15 milletvekilinin, daha sonra yapılan yoklamada Genel Kurulda olmadığı anlaşıldı. Şimdi, bu, tabii, hiçbir şekilde tasvip edilecek bir husus değil. Buradaki kusur nedir veya ne yapılmıştır? Bir sahte oy kullanımı mı var, yoksa hakikaten bu arkadaşlar oyunu kullandı ama Genel Kurulu terk mi ettiler, öyle bir durum mu var? Bunun olması da çok ihtimal dâhilinde değil çünkü herkes biliyor ki sonrasında burada bir yoklama yapılacaktır. Onlar adına bir başkası mı bu pusulalarla oy kullanmıştır? Bu konunun araştırılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum.

Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - Bu olay, hiçbir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına yakışmıyor, bunu tasvip etmek mümkün değildir, bunun üzerini kapatmak da mümkün değildir. Bunların bir daha yaşanmaması için bu olayın üzerine gidilmesi lazım çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin temsil edildiği yerdir, Meclisin saygınlığını azaltacak davranışlardan kaçınmak lazım. Referansımız ne olursa olsun dürüst olmamız gerekiyor. Evrensel bir kural, ta ilk toplumlardan itibaren herkesin dürüstlüğe önem verdiği bir ortamda, dürüstlükle çelişebilecek... Olayın tam detayını bilmediğimiz için o yüzden araştırılmalı diyorum, bir şey söylemek istemiyorum ama şu andaki kanaat odur, bu gölgeden bu Meclisi kurtarmak lazım. Çünkü örneğin kendi dinimizden referans verecek olursak bizim Peygamberimizin en büyük sıfatı, daha peygamberlik gelmeden “emin” olmasıydı, “Muhammedülemin” deniliyordu ona. Şimdi biz emin olamayacak mıyız burada? Böyle bir şey olmaz.

Hatta bir söz gördüm ben, Kızılderili sözü, çok da enteresan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Çok kısa...

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

ERHAN USTA (Samsun) – Bir Kızılderili sözü diyor ki: “Her zaman dürüst ol çünkü dürüstlük, kişinin bu evrendeki amacının sınanması anlamına gelir.” Çok önemli, o yüzden birbirimize güvenebilmemiz lazım, burada herkesin dürüst olması lazım. Bunu gölgeleyecek bir durum varsa bunun da ortaya çıkarılmasında fayda var; ha, böyle bir problem yoksa da yine bunun tespit edilmesi lazım.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Sayın Gök...

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 25 Ekim Âşık Veysel’in 123’üncü doğum gününe, Genel Kurul salonunda olmayanlar adına oy pusulası gönderilmesine ve böyle bir tablonun Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına gölge düşürdüğüne, bu kişiler hakkında işlem yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Türk kültürünün oluşmasında önemli kilometre taşlarından biri olan Âşık Veysel’in bugün 123’üncü doğum günü. Âşık Veysel, bundan tam yüz yirmi üç yıl önce 25 Ekim 1894 yılında doğdu. Kendisi çok mütevazı bir yaşantı sürdü ama onurlu bir isim bıraktı. Hâlâ kendisini saygıyla anıyoruz. “Ben giderim adım kalır/ Dostlar beni hatırlasın/ Düğün olur bayram gelir/ Dostlar beni hatırlasın.” diyerek de hepimizin övgüyle, her zaman saygıyla hatırladığı dizeleri bizlere bıraktı. Ruhu şad olsun.

“Dostlar beni iyi hatırlasın.” diyen Âşık Veysel’e karşı, herhâlde AKP’yi kimse iyi hatırlamayacak. Sayın Başkan, dün, sizin yönettiğiniz oturumda tespit ettik ki iktidar partisinin milletvekillerinden Genel Kurul salonunda olmayanlar adına yine AKP milletvekillerinin bir kısmı, isim ve imza koyarak Divan Başkanlığına pusula gönderdiler. Burası, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kurumlarından bir tanesi. Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle usulsüzlükler, sahtecilikler yaşanırsa bu devletin ayakta kalması mümkün olabilir mi? Herkese örnek olması gereken bir kurumun içerisinde yaşanılan bu davranışların bir bedeli olmayacak mı? Ben, dünkü tutanaklardan çıkarak, bu tutanakta belirtilen, isimleri sizlere bildirilen kişilerle ilgili işlem yapılmasını Sayın Meclis Başkanlığından bekliyorum Sayın Başkanım. AKP Grubunun da buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Eğer varsa içlerinde kötüler, temizlesinler. Eğer bunlara rıza göstermişlerse o da bir başka boyut, bir başka felaket. Böyle bir tablo, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına gölge düşürmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz bu konunun çok titiz bir takipçisi olacağız. İktidar partisinin iyi hatırlanmayacağı olaylardan bir tanesidir. Kendileri gidecek ama iyi bir isim bırakmayacaklar. Hangi ismi bırakacaklar? Mecliste dahi usulsüzlüğü teşvik eden, yapan bir parti olarak adları kalacak. Umarım, AKP yönetimi de bundan gerekli dersleri çıkartır ve gerekli işlemleri yapar. Bunlar her kimse teşhir edilmeli ve gerekli işlemler yapılmalıdır Sayın Başkan.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Sayın Bostancı, buyurun.

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 25 Ekim Âşık Veysel’in 123’üncü doğum gününe ve AK PARTİ Grubu olarak pusula veren milletvekillerinin salondan ayrılmaması ve herhangi bir şekilde olmayan kişiler adına kesinlikle pusula verilmemesi yaklaşımında olduklarına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Âşık Veysel, rahmetlinin, 123’üncü doğum günü, kendisini bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum.

Sazın ve sözün kudretini gösteren bir ozan. Sivas’ın bir köyünden çıkıp gözleri görmeyen bir ozan olarak ve elinde, o dönemin şartlarında sadece saz ve söz olan bir kişi olarak böylesine geniş bir coğrafyada bu kadar insanı ortak bir duyarlılıkta birleştirebilmek kolay bir iş değil. Bu, elbette Âşık Veysel’in geldiği gelenek ve onun gücü, Âşık Veysel’in türkülerinde bu milletin kendisini bulma gerçekliğinde karşılık buluyor.

Dün yaşanan hadise… Daha önceleri de bilindiği gibi bu tür oylamalarda bazı milletvekilleri burada parmakları okunmadığı için pusula veriyorlar. Bu pusulalara ilişkin nihai değerlendirme, Başkanlık Divanı tarafından yapılıyor ve oylamalarda pusula verenlerin dışarı çıkmaması gerektiği ifade edildiği gibi, pusulalar okunuyor ve burada olmayanlar var ise onlar zaten oylamaya katılmış kabul edilmiyor; Başkanlık Divanının yaptığı uygulama bu istikamette.

Biz AK PARTİ Grubu olarak, pusula veren arkadaşların kesinlikle buradan ayrılmaması, herhangi bir şekilde olmayan kişiler adına kesinlikle pusula verilmemesi hususunda bir karar ve irade sahibiyiz. Esasen, Sayın Gök de bunu bilir. Dün kendisiyle yaptığımız görüşmede de ifade ettik, her zaman da yaklaşımımız budur. Tutanakları ben de aldırdım, ne olduğuna bakacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Meclisin kuralları, hepimiz için çok önemlidir. Burada parti farkı gözetmeksizin o kurallara hayatiyet vermek ve işlerin düzgün bir şekilde sürmesini temin etmek hepimizin boynunun borcudur. AK PARTİ Grubu olarak, oylamalara ilişkin bizim yaklaşımımız da budur. O tutanaklar çerçevesinde gerekli değerlendirmeyi yapacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu, suç teşkil eden bir şey Sayın Başkanım. Başkasının yerine pusula vermek, bu Meclisin değerlendirme konusunun dışında. Aslında, resen cumhuriyet başsavcılıklarını göreve davet ediyoruz; işin doğrusu bu. Yani burada, salonda olmayan birisi hakkında başka birisinin, varmış gibi pusula vermesi sahteciliktir.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Tanal.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Tanal varsayımda bulunuyor Sayın Başkanım, varsayımda bulunuyor.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, salonda olmayan milletvekilleri adına oylama pusulası verilmesinin büyük bir rahatsızlık yarattığına ve bu konuda hassasiyet gösterilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Bostancı, gerekli açıklamalar yapıldı. Ben de Başkanlık Divanı adına en azından bu konuda önemli bir hassasiyet gösterilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Dün yaşanandan hepimiz büyük bir üzüntü duyduk elbette ve burada olmayan sayın milletvekilleri adına verilen pusulaların bizde de büyük bir rahatsızlık yarattığını özellikle belirtmek isterim. Ancak, Sayın Bostancı yaptığı açıklamayla birlikte, hem Sayın Usta’nın hem Sayın Gök’ün ifade ettiği hususlar doğrultusunda, bu konuyu grup yönetimi olarak incelemeye alacaklarını ve gerekli hassasiyetin gösterileceğini ifade etti. Umarım, bundan sonra böylesi durumlarla karşılaşmayız. En azından, ben, bundan sonra, kendi yönettiğim oturumlarda pusula veren arkadaşların, milletvekillerinin Genel Kuruldan çıkmamaları doğrultusunda bir uyarı yapacağımı da belirtmek isterim.

Sayın milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, şehirde üretime, istihdama zarar verecek ve ciddi boyutlarda mağduriyetler yaşanmasına yol açacak olan Samsun Gülsan Sanayi Sitesi’nin yıkılması kararının tüm boyutlarıyla araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınacak tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 25 Ekim 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

25/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25 Ekim 2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                     Erhan Usta

                                                                                                                                        Samsun

                                                                                                                         MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

25 Ekim 2017 tarih, 2017/2446 sayıyla TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz -Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın- Samsun Gülsan Sanayi Sitesi’nin yıkılma kararı şehirde üretime, istihdama zarar verecek ve ciddi boyutlarda mağduriyetler yaşanacaktır. Konunun tüm boyutlarıyla araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınacak tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tabii, spesifik bir konu gibi görünmüş olsa da esas itibarıyla, Samsun’da bir infiale neden olmuş bir konuyu bugün Genel Kurula getirmiş bulunuyoruz. Konu şu: “Gülsan Sanayi Sitesi” diye Samsun’un -aslında esas yani büyükşehir sınırları içerisinde elbette, “merkez” diye geçiyor ama esas ana merkez olan değil ama- Canik ilçesindeki bir sanayi sitesi, 25 hektarlık bir alan, 1.250 tane iş yeri var, 6 bin de istihdam sağlanıyor.

Şimdi, baktığınız zaman, buranın zaman içerisinde şehrin içerisinde kaldığı ifade ediliyor ve buradan kaldırılması diye bir durum söz konusu. Önce, başlayan yani sürecin hukuki boyutunu… Bir defa, burada Büyükşehir Belediyesi hukuka falan uymuyor, hukuk tanımıyor, onu bir görmemiz lazım. Niye? Çünkü, Büyükşehir Belediyesi zamanında burada 1/50.000’lik bir plan yapıyor ve o planda diyor ki: Sanayi sitesinin bulunduğu yere kültürel, sosyal ve dinî tesis kurmak için bir imar planı değişikliği yapıyor. Buna oradaki esnaf ve iş yeri sahipleri dava açıyor, yürütmeyi durdurma kararı alınıyor. Normal şartlarda, yürütmeyi durdurma kararı alındıktan sonra burada başka bir işlem yapılmaması lazım, hukuk ne diyor, yargı ne diyor, onu beklemek lazım fakat o yapılmıyor.

Belediye, bundan sonra, oradaki gariban olarak gördüğü -tırnak içerisinde söylüyorum- malının peşine düşemeyecek –adam çekmiş Hollanda’ya gitmiş veya vârisleri var, şeyler belli değil- yani işin peşine düşecek insanların olmadığı böyle dükkânları, iş yerlerini tespit ediyor, onlar için bir imar planı değişikliğine gitmeye çalışıyor. Bununla ilgili de tekrar dava açılıyor -dava da karar aşamasında, daha doğrusu dava şu anda görülüyor- buradan da bir karar çıkmış değil, bir davaya konu olmuş bir durum.

Bu arada belediye, tek tek bu kişilere kamulaştırma davası açıyor. Birçoğunun davadan haberi dahi yok çünkü işte Hollanda’daki adam, burada kimsesi yok veya vârisleri olan yani işinin sahibi olmayan insanlar.

Burada bunu şunun için söylüyorum. Bir defa burada bir iyi niyet yok yani işini takip edemeyecek garibanları cımbızla buluyorsunuz, onlara dava açıp davaları kazanacaksınız, oradan bir emsal ile mahkemenin esas itibarıyla durdurduğu işi yapmaya çalışacaksınız, böyle bir şey olmaz. Nitekim, başarılı da oluyor, 90 tane davayı kazanıyor ama içlerinden davayı takip edenlerden 60 tanesinin de avukatlarının bize verdiği bilgiye göre “Biz yürütmeyi durdurma kararını almak üzereyiz.” diyorlar. Şimdi, ortada hukuken de böyle tutarsız bir durum var.

Şimdi, tabii, burada belediyenin stratejisi, komple bu işi kotaramadığı için -tabiri caizse- “parça parça yut, ondan sonra orayı tahrip et, orayı ortadan kaldır.” Kaldırıp da ne yapacaksın? Yani bu insanlara niye iş yeri gösterilmiyor? İnsanlara dağın başında bir yer gösteriliyor. Bunların birçoğu küçük esnaf yani olmayacak bir şey. Dolayısıyla zaten ondan sonra yer göstermekten de vazgeçiyor, doğrudan satın alma şeklinde bir noktaya gidiliyor. Onunla ilgili belgeler var, isteyen arkadaşlar olursa onları buradan gösteririz.

Ha, satın alma derken de bakın, hemen yanında Canik Belediyesince -100 metrekare üzerinden söyleyeyim kolay anlaşılması için 350 bin liradan satışa çıkartılıyor- buradaki yerler için tespit edilen değer de 30 bin ile 50 bin lira yani yerine de onda 1’i kadar para tespit ediliyor. Kaldı ki bakın, buradaki insanların yüzde 75’i de kiracı, küçük esnaf, işçi çalıştırıyor. Şimdi, istersen rayicinden almış ol yeri, kiracı olan esnaf ne yapacak? Bu adamların tezgâhı dağılacak.

Bu memlekette istihdamdan daha önemli bir şey yok arkadaşlar. Yani ahlak filan, onlar ayrı bir şey de yani böyle maddi bir mesele olarak istihdamdan daha önemli bir şey yok. Yeşil alan yapılacak, dinî alan yapılacak. Yani bu cami fetişizmine de bir son vermek lazım, protokol camisi yapılacak buraya. Yani oradaki 6 bin kişilik istihdamı kaldıracaksın… Camiye karşı olan birisi değilim, beş vakit çok şükür namaz kılan birisiyim, mümkün olduğu kadar camiye gitmeye çalışıyorum. Bir de cami yıkılacak cami yapmak için. Yahu cami de var orada, protokol camisi yapılacak.

Söylentilere filan girmiyorum, “orada birileri arsa topladı, onların önü açılacak, orada bir yeşil alan oluşturuluyor, oralar değer kazanacak filan”, o meselelere filan girmiyorum ama bir not olarak da bunu da düşmüş olalım. Şimdi bu, olacak iş değil, buna bir “dur” demek lazım, bu belediye başkanına birisinin “dur” demesi lazım. Mahkeme “dur” diyemediği için biz bu meseleyi buraya getiriyoruz; Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu meseleye bir bakması lazım.

Şimdi, yıldırma politikası var, bunlar olacak iş değil ya, böyle bir şey görülmüş değil. Yazı yazılıyor, bakın, yazılar elimde, su abonesi adama, kiracıya deniyor ki: “Abonelik üzerinize değil, aboneliği üzerinize alın.” Ondan sonra, adam, tabii, iptal ettiriyor, aboneliği üzerine almak için gidiyor, deniyor ki: “Burada yıkım kararı var, abonelik vermeyiz.” Susuz bırakılıyor; yıldırma politikası, Kerbelâ yaşatılmaya çalışılıyor, böyle bir şey olmaz, buna “dur” demek lazım. Bunu buradan kim savunacak, bunun aksini kim söyleyecek, onu da bilmiyorum ama bu yanlışa “dur” dememiz lazım. Daha söyleyecek çok şey vardı ama sürem bittiği için onları ifade edemeyeceğim.

Mecliste görüşülen torba kanundaki madde, onu söyleyecek olursa arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

Tamamlayın Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Mecliste görüşülen torba kanun… Aslında bakın, Hükûmetin bakış açısı, belediyenin bakış açısından farklı; onu da ifade edeyim, hakkı teslim edelim. Hükûmet diyor ki: “Bu tür yıkım kararları verilirse onlar 5084 kapsamındaki -36, sonra 49 oldu- o iller kapsamında olursa oralara bedelsiz arsa bile verilebilir. Diğerlerine de işte, harç değeri üzerinden arsa verilir.” Yani, burada belediyenin böyle bir şey yapma şeyi yok, burada belediye, tamamen meseleyi dağıtmaya yönelik, oradaki ocakları söndürmeye, tezgâhları yıkmaya yönelik bir tutum sergiliyor; bu tutum yanlış bir tutumdur, bunun karşısında olmak lazım. Buradan hiç olmazsa belki bir kamuoyu gündemi oluşturulabilir diye bunu, belediyenin bu yanlış politikalarını yüce Meclisin gündemine getirdik.

Sonra, hiç kimseyle istişare yok, orada çağırın üç beş tane, yılların esnafları var, onlarla bu sorunu nasıl çözeriz diye bir konuşun yani nihayetinde o yörenin halkı; hiçbir şey yapılmadan “ben bilirim, ben yaparım” anlayışıyla hareket ediliyor. Bu yanlışa “dur” demek lazım, bu anlamda önergemize destek bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Şimdi, diğer siyasi parti grupları adına konuşmalar yapılacak üçer dakika.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu üç dakikada ne anlatılır bilmiyoruz ama İç Tüzük görüşmelerinde bunu oldukça eleştirdik ve önergelerin zaten kabul edilmeyen, iktidar partisi tarafından kabul edilmeyen önergelerde konuşma süreleri kısaltılarak böylece muhalefetin denetim yetkisinin kuşa çevrildiğini ve bu sürelerin kabul edilemez olduğunu ben de bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bugün, Amed Belediyesi eş başkanlarına yapılan gözaltının yıl dönümü. Grup başkan vekilimiz de ifade etti ve maalesef, hâlâ, Sevgili Gültan Kışanak, Kandıra Cezaevinde rehin olarak tutulmaya devam ediliyor. Gözaltından önce belediyenin etrafı kuş uçurtulmaz şekilde etten duvar örülerek bir operasyon yapılmıştı, o gün biz Diyarbakır milletvekillerimizle birlikte oradaydık ve belediye âdeta işgal edilirmişçesine emniyet güçleri, kolluk görevlileri, panzerlerle etrafı kuşatılarak ve hiçbir şekilde içeriye milletvekillerinin girişi dışında -bizimkini de sonra engellediler- izin verilmeyerek, belediye meclisi üyeleri dışarıda bırakılarak aslında adı kayyum ama gasbedildi belediye.

Diyarbakır’ı Erdoğan’ın çok istediğini biliyorduk, geçmiş seçimlerde de sürekli Diyarbakır, istediği illerden biriydi. Seçimlerle alamadığı Diyarbakır’ı iktidar partisi, şimdi kayyum eliyle kendince yönettiğini varsayıyor ama biz Diyarbakır’la ilgili şunu söyleyelim: Yapılacak ilk seçimde Amed yine Amedlilerin belediyesi olacak. Onlar bu şekilde kayyum atayarak, gasbederek halkın iradesini daha fazla engelleyemeyecek demek istiyorum. Eş başkanlarımızı buradan sevgiyle, saygıyla selamlamak istiyorum.

Diğeri, şu anda hak savunucularının duruşması devam ediyor, lütfen zamanınız olursa ifadelerine ve iddianameye bir göz atın, duruşma tarihlerinin defterde yazılmış olmasının bile yargılama konusu yapıldığı bir davadan söz ediyoruz. Hak savunuculuğu yaptıkları için, hak savunuculuğunun yasaklı olduğu bir ülkede sanık konumuna düştüler; bu, kabul edilemez, bir an önce bu arkadaşlarımızın salıverilmesini bekliyoruz.

Son olarak da, bugün yeni bir haber, 100 avukat hakkında dosyalardan el çektirme kararı alınmış. Yargıyı zapturapt altına alan iktidar, savunmaya gözünü dikmiş durumda. Gün geçmiyor ki avukatlara yönelik bir operasyon olmasın. Son hamle de dosyalardan el çektirmek. Ama halkı avukatsız bırakamayacaksınız diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Kemal Zeybek.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün Milliyetçi Hareket Partisinin gündeme getirdiği, Meclis araştırması istediği Gülsan Sanayi Sitesi, Samsun’da çok önemli bir merkez, bölge. Bundan kırk-kırk beş yıl öncesi mezbelelik, bataklık, sineklik bu alanı şu anda rantçıların ve belediyelerin gelir elde etmek için, rant uğruna orada imar yaptıkları, imar değiştirdikleri, kendilerine bir gelir kaynağı elde etme yeri olarak gördükleri bir yer. Bu alanda şu anda 1.250 iş yeri mevcut. Bu 1.250 iş yerinin içerisinde dükkânlar ikiye, üçe bölünmüş, 2.100’ün üzerinde insanımız orada işveren durumunda. Bu işveren insanlarımız, 6.000-6.500 kişiyi istihdam eder durumda.

Şimdi, burada rant elde etmek için, onun yanı başında cezaevi mahallesi var, o mahalle tamamen yıkıldı ve burası kamulaştırmaktan öte, TOKİ’yle beraber Türkiye’de gündemde olan inşaat firmalarının şu anda iştahını kabartan bir yer. Buranın bir şekilde daha iyi rant alanı hâline getirilmesi için de şu anda, Gülsan Sanayi Sitesi’ne cami yaptıracağız, camiyi kaç metrekare alana yaptırırız… Burada 500 dekar alan var arkadaşlar. Caminin olduğu alanın 5-10 dekardan fazla olmaması gerektiğini hepimiz biliyoruz ama ne yazıktır ki bununla beraber o bölgedeki 150 tane iş yerinin şu anda orta alanda istimlak edilmesini doğru görmüyoruz. O 150 iş yerini istimlak ederek orayı parçalayıp iş yerlerini tamamen işlevsiz hâle getirmek; oradaki insanların, işverenlerimizin, çalışanlarımızın işlerini durdurarak, oradan göç etmesini sağlayarak, bir alan yaratmak istiyorlar. Buna “dur” demek zorundayız. Orada şu anda mevcut Hükûmetin kendi siyasal anlayışında bir belediye bu rantı daha iyi hâle getirmeye çalışabilir ama şehirlerimizin bu alanlarının -bizim ileride yeniden oluşturamayacağımız- yeşil alanların olacağı bir yer olması gerekiyorken şu anda mevcut durum itibarıyla bilirkişiler 1.200-1.300 TL’den burada muhammen bedel belirlemişlerdir. Ne yazıktır ki şu anda belediyenin veya Millî Emlak’in orada 3.000-3.500 liradan yer sattığı gözükmektedir, bedel istemektedirler. Bu yerler bu şekilde birilerine peşkeş çekilecektir. Buna bir şekilde Samsun halkı “dur” demek zorunda. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri olarak biz de buna “dur” demek zorundayız.

Saygılarımı arz ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zeybek.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına bir konuşmacı var ancak Sayın Kayan’ın 60’a göre bir söz talebi var.

Buyurunuz.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Tekirdağ’ın Saray ilçesinde dere taşması nedeniyle bir zırhlı aracın sel suyuna kapıldığına ve bir askerin kaybolduğuna, Trakya’nın iklim yapısını bozan çevre tahribatının devam ettiğine ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tekirdağ Saray ilçemizde dere taşmasından sel suyuna bir zırhlı araç kapılmış ve 1 askerimiz kaybolmuştur. Trakya’nın iklim yapısını bozan çevreyi tahribat hâlâ devam etmektedir. İğneada gibi dünyada üç bölgede bulunan Longoz Ormanları’nın hemen yanında nükleer santral kurulma çalışmalarının hâlâ devam etmesi; Vize bölgesinde 2, Marmara Ereğlisi’nde 2 adet termik santral yapma çalışmalarının hâlâ devam etmesi… Bunların yanında 4 çimento fabrikasının ormanı tamamen tahrip eden malzeme alımı hâlâ devam ediyor. Taş ocakları, malzeme alırken ormanı mahvetmektedirler. Ocakların taş alınan yerleri tekrar düzeltip oraya ağaç dikmeleri gerekirken hiçbir şekilde bunu yapmamaktadırlar. Yasal zorunluluğu olduğu hâlde buna hiçbir şirket yanaşmamaktadır. Bu da doğayı tahrip etmekte, sonuç olarak da seller can ve mal kayıplarına meydan vermektedir.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Kayan.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, şehirde üretime, istihdama zarar verecek ve ciddi boyutlarda mağduriyetler yaşanmasına yol açacak olan Samsun Gülsan Sanayi Sitesi’nin yıkılması kararının tüm boyutlarıyla araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınacak tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 25 Ekim 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Adalet ve Kalkınma Parti Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Hasan Basri Kurt.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Çok kıymetli milletvekillerimiz, Samsun’umuzun bugün Meclis gündemimizde olması bizim açımızdan aslında sevindirici. Bir taraftan Samsun’un sanayisinin konuşuluyor olması, Samsun’un şehirleşmesinin konuşuluyor olması, Samsun’un aslında Türkiye’de ve özellikle Karadeniz Bölgesi’nde ne kadar önemli, ne kadar hassas bir bölge olduğunun da ifadesi.

Tabii, konu Samsun’un -belki bir iki yıldır çok daha yoğun bir şekilde ama- belki yirmi yıllık bir konusu. Samsun’un esas şehir merkezini oluşturan İlkadım ve Canik ilçeleri toplamda Samsun şehir nüfusunun 450 bin kişisini oluşturuyor; nüfusun dörtte 3’ü bu bölgede yaşıyor ve gerçekten artık şehri taşıyamayan, bir ilçe düzeyinde görülebilecek bir sanayi sitesinin daha yenisiyle, daha iyisiyle değiştirilmesi süreci ve bu, şehirde uzun zamandır tartışılan, uzun zamandır gündemde olan bir konu.

Şimdi, geçen iki ay önce burada bir dondurma imalathanesinde bir patlama meydana geldi ve yanındaki oto sanayisi yapan yani oto servis işletmeciliği yapan dükkândaki bütün araçlar da burada yok oldu. Allah’tan bir can kaybı olmadı, o gazın olduğu… Aslında hem bina yüksekliği açısından hem bina genişlikleri açısından 1970’lerde kalmış, 1980’lerde kalmış bir sanayi sitesini biz daha iyisiyle değiştirmek üzere ve şehre de bir yeşil alan kazandırmak üzere… Yani buradan bir rant alanı gibi şeyler çıkartılması asla ve asla söz konusu değil. Buranın önüne Büyükşehir Belediyemiz Doğu Park olarak denizi doldurarak park yaptı. O kadar yoğun bir şehirleşme gerçekleşmiş ki burada, bundan otuz sene önce, otuz beş sene önce gerçekleşen bu şehirleşmeden kaçmak için dolguyla yeşil alan oluşturdu. Bu yeşil alanı geliştirme projesi bu. Burada esnafımızın; yıllardır burada Samsun’a hizmet veren, Samsun’a evlatlar yetiştiren, alnının teriyle orada sanayide zor şartlar altında, çocuklarını okutmak için, çocuklarının geçimlerini sağlamak için çabalayan esnafımızın, bunların mağduriyetine AK PARTİ’nin asla ve asla, herhangi bir şekilde göz yumması da söz konusu olamaz.

Artık devir değişti; sanayiler büyüyor, sanayiler gelişiyor ki bunun örneği yapıldı, Keresteciler Sanayi Sitesi; 300 metrekare üzerine oturan dükkânlar, şu anda şehrin dışında, inşaatı bitmek üzere, 800-900 metrekare ile 1.500 metrekare arasındaki, daha geniş ve bina yükseklikleri daha yüksek olan sanayi bölgelerine taşınıyor. Şimdi, buradaki oto sanayicisi kendisinin yerinin yetmediğinden şikâyetçi; yan tarafındaki, başka bir imalatçıyla olan ilişkisinden artık şikâyetçi, bunları da ayırmamız gerekiyor. Şehre bir planlama gerekiyordu ve bu, planlamanın neticesinde oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Süre verecek misiniz, bitireyim mi?

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Burada Büyükşehir Belediyemiz, esnaf kooperatifleriyle olsun, bu sitenin derneğiyle olsun sürekli görüşme hâlinde ve bunlara daha geniş bir arazide, artık şehrin içindeki bu çirkin görüntüden kurtaracak daha geniş bir arazide ve meslek gruplarına da ayrı ayrı hitap edebilecek… Çünkü çevre sorunları da oluyor; yani, bir oto tamircisinin atığı ile kimyasal işi yapan bir iş yerinin atığı aynı değil, bunlar geçmişte ruhsatını almış, işlem yapmaya devam ediyor; şehri de kirleten bir boyutu var, denizi de kirleten bir boyutu var. Bunlara da çare olacak çözümler araştırıyoruz. Şehrin gelişimine katkı verecektir. Esnafımızın da burada asla ve asla mağdur olmaması için biz AK PARTİ milletvekilleri olarak sonuna kadar her türlü görüşmeye, her türlü iletişime açığız zaten başından beri ve buna devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, İstanbul’un silüetinin bozulmasının, tarihinin yok edilmesinin ve çevre tahribatının geri dönülmez boyutlara ulaşmasının araştırılması amacıyla 24/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

25/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/10/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

24 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından (5722 sıra numaralı) İstanbul’un silüetinin bozulmasının, tarihinin yok edilmesinin ve çevre tahribatının geri dönülmez boyutlara ulaşmasının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 25/10/2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; İstanbul hakkında bir Meclis araştırması aslında çok önceleri yapılmalıydı ve bugün İstanbul’un kendisi için, Türkiye için ve genel olarak Türkiye'nin toplumsal ve politik geleceği için oluşturmuş olduğu sorunların birçoğu çoktan önlenmiş olmalıydı ancak çok büyük bir meseleyle yüz yüzeyiz. Meselenin birincisi politik olandır ve ötekilerin önüne ister istemez ve belki de ne yazık ki geçiyor çünkü Türkiye'nin bütün büyük metropol belediyeleriyle birlikte İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş da biliyorsunuz on üç yıl görev yaptıktan sonra görevinden istifa ettirildi; zorla görevinden ayrılması kendisine dayatıldı, buna mecbur edildi, bunun için gönüllü değildi fakat bunun sebebini de hâlâ bilmiyoruz. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının görevden alınması ihtiyacının nereden doğduğunu, bunun sebebini bilmiyoruz; Bursa, Balıkesir, diğerleri… Eğer mesele belediyecilik meselesi ise belediyecilik meselesi bu belediye başkanlarına bırakılamayacak kadar geniş, genel, politik, hatta devlete ait bir mesele. O nedenle bu belediye başkanlarının ne yapıp da, niçin hakarete uğrayarak görevlerini bırakmak zorunda kaldıklarını belki de Cumhurbaşkanı kendisi açıklamalıdır. Çünkü aslında İstanbul Belediye Başkanını belediye başkanlığından eden bütün sorunların hepsi Tayyip Erdoğan’la birlikte tartışılmaya başlanmış olan meselelerdir. Unutmayalım Tayyip Erdoğan kendisi Başbakan olmadan, milletvekili olmadan evvel altı yıl İstanbul Belediye Başkanlığı yaptı. Bütün bu dönem boyunca İstanbul’un karşı karşıya kaldığı meseleler bugünkü meselelerle aynıydı. O nedenle Türkiye'de yaşayanlar ve İstanbul’da yaşayanlar bilmek zorundalar, İstanbul Belediye Başkanı esasen neden sorumludur? Biz biliyoruz neden sorumlu olduğunu; Tayyip Erdoğan’la ve Binali Yıldırım’la beraber, değişen bütün cumhurbaşkanları ve başbakanlarla beraber kentin kendisinin bir alım satım nesnesi hâline getirildiği ekonomik politikaların içinde görevli olarak çalışmaktan sorumludur. Ama Adalet ve Kalkınma Partisinin genel stratejisi, genel kent yaklaşımı bu değil midir? Kadir Topbaş görevinden alınmıştır ama İstanbul’un kalbinden bir bıçak yarası gibi geçecek olan Kanal İstanbul Projesi gündemdedir; İstanbul’un bütün kuzeyini yerle bir ederek gereksiz yere inşa edilmiş olan üçüncü köprü, kötü adıyla Yavuz Sultan Selim Köprüsü orada durmaktadır; üçüncü havalimanı inşaatı devam etmektedir. Bütün bunların hepsi kentin kuzey, güney yönündeki gelişmesini son derece kanserleştiren, kötüleştiren ve kenti bir bütün olarak yap-sat işlemlerine açan iktisadi yaklaşımın sonuçlarıdır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendisi nihayet –aslında, tabii, insan ne olsa çatlar- dedi ki: “Ben de sorumluyum, hepimiz bu şehre ihanet ettik.”

Şimdi, sevgili arkadaşlar, “ihanet” “aldatılmak”, bu sözler çok sık ve anlamını yitirecek kadar her yerde kullanılıyor ama bu, kendisine ve herkese karşı yapılmış çok ağır bir itham, öyle değil mi? İhanet ettiyseniz ihanetin bir bedeli olmalı. “Allah affetsin…” Biz Allah değiliz, affedemeyiz, bize söylemeyeceksin onu; biz hesap soracağız. Madem ihanet ettiniz… Biz sizin niçin ihanet hâlinde olduğunuzu yıllardır söylüyoruz. Türkiye'nin bütün ekonomisini İstanbul’a yönlendirerek, Marmara Bölgesi’ne yönlendirerek, bir ülkenin nüfusunun üçte 1’ini bir şehre yığarak siz zaten bu kapıyı açtınız. Ondan sonra hangi belediye başkanını getirseniz ya kamu çıkarına aykırı hareket edecek ya planlara ihanet edecek ve hepsinden önemlisi halka, halkın esenliği için, yemin etmiş olduğu bu amaç için çalışmayarak halka ihanet etmiş olacak. Bu ihanetin bedeli mutlaka ödenmelidir, Meclis bu ihanetin hesabını sormalıdır. O yüzden bir Meclis araştırması şarttır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kürkcü.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bostancı...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Genel Başkanımızın sözleri bağlamından farklı bir anlama taşınmış -tırnak içerisinde- bedeli ödenmesi gereken bir ihanet olarak takdim edilmiştir. Oradaki ifadelerin dışında farklı bir anlama taşındığı için 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yani daha farklı bir ihanet mi, nasıl bir ihanet Sayın Bostancı?

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Sayın Kürkcü, Kadir Topbaş Bey’in, İstanbul Belediye Başkanının niçin istifa ettiğini bilmediğini söyledi, peşinden de aslında İstanbul’un alım satım işlerine ilişkin bağlar çerçevesinde istifa etmiş olduğunu söyledi. Bu esasen Ertuğrul Bey’in muhakeme referansları bakımından kendisine çok uygun düşmeyen bir tenakuz, bir çelişki olarak ortaya çıkar. Sayın Kadir Topbaş’ın istifa etmesinin sebebi, AK PARTİ’nin belediyeciliğe ilişkin yapılan çalışmaları kendisinin değerlendirmesi neticesinde yetkili kurullarda, nihai olarak bu işlere ilişkin halkın beklentilerini, arzularını esas alan bir siyasi yaklaşımın neticesidir. İşin tabii ki bir siyasi tarafı vardır, elbette aynı zamanda bir de hukuki tarafı vardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu millet seçti ya, 2019’da cezalandırır.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz siyaseten o arkadaşın orada değil başka bir yerde daha değerli olacağını düşünürsünüz, hukuken de bunun karşılığı kişisel bir istifadır. Dolayısıyla her iki şart da kurallara uygun bir şekilde yerine getirilmiş olur.

Öte taraftan, Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesi, esasen, genel manada şehirleşmeye ilişkin sorumlu makamlardaki insanların kendi durumlarına yönelik öz eleştiri muhakemesine bir çağrıdır, kendisini de dâhil ederek herkese yönelttiği bir çağrı olarak okumak gerekir. Eğer biz Türkiye’deki şehirleşmelerden -partileri geçiyorum, bütün partileri hesaba katarak söylüyorum- bütün metropollerde bu şehirleşmeden memnunsak problem yok ama...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – ...hepimizin dâhil olduğu, Türkiye’nin yaşadığı şehirleşmeye, metropolleşmeye ilişkin itirazlarımız varsa, Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiğini bu bağlamda ve herkesin kendisine bir öz eleştiri çıkarması gereken bir çağrı olarak okumak gerekir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Kürkcü...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Benim konuşmamı sayın hatip yanlış ve tersine yorumlayarak Kadir Topbaş’ın istifasına dair bir gerekçe sunduğumu söyledi, ben böyle bir gerekçe sunmadım. Ne söylemiş olduğumu tekrar buradan açıklamam gerekir ki bu yanlış anlamayı giderelim. Bu bir sataşmadır aslında, “tenakuz” denilerek de bu sataşmayı gerçekleştirmiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben kayıtlara bakarım efendim. Söylediğine göre, ben kayıtlara bakar, değerlendiririm.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sataşmayı karşılamam gerekiyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kürkcü.

2.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Bostancı, ne kadar isteseniz bir tenakuz bulamazsınız çünkü ben Sayın Topbaş’ın istifasının nedeninin bu olamayacağını, çünkü partinizin tamamının bundan sorumlu olduğunu, birinizin diğerine bundan ötürü bir suçlama getiremeyeceğinizi, bunun AKP’nin genel siyaset ve stratejisinin bir parçası olduğunu söyledim. Dolayısıyla, tutarlılık için bir tartışma yapacaksak, bu tutarlılığın karşılığını sizde arıyorum, kendimde değil; birinci nokta budur.

İkincisi: “Yap-sat” diye, kolayca geçiştiremeyeceğimiz bir şeyden söz ediyoruz. Şehrin kendisinin bir alım satım nesnesi hâline getirildiğini; bloklar hâlinde, büyük kent arazilerinin, kent yapılarının, kentin doğal çevresinin, ekosisteminin ticarete, alışverişe, satışa açıldığını ve dolayısıyla buradan doğan ilişkiler içerisinde aslında partinin tamamının yer aldığını ifade ediyorum; o nedenle, mevzu budur.

Üçüncüsü: Sayın Cumhurbaşkanının ya da herhangi birimizin “ihanet” sözünü bu kadar retorik manada kullanmadığımızı ben düşünüyorum. Çünkü bunun kullanıldığı her yerde, bunun arkasında ağır kent suçları, doğaya karşı işlenmiş ağır suçlar, ağır toplumsal suçlar var ve bunlar, kenti yönetenler, ülkeyi yönetenler tarafından icra ediliyor. Hesap vermeyecekler mi? Bu nedenle, bunu sadece seçmenin oyuna bırakamayız; aynı zamanda, Meclisin bunu ele alıp toplumun ve kentin geleceği bakımından, bir daha aynı ihanetlerin, aynı suçların işlenmemesi bakımından değerlendirmesi gerekir. Dolayısıyla, benim konuşmam bu açıdan tenakuz içinde değildir; tam tersine, sizi tutarlı bir biçimde bir bağlama oturtmaktadır, Cumhurbaşkanından size kadar süren bir sorumluluk zincirinden söz ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, İstanbul’un silüetinin bozulmasının, tarihinin yok edilmesinin ve çevre tahribatının geri dönülmez boyutlara ulaşmasının araştırılması amacıyla 24/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Şimdi, bu inşaat meselesi İstanbul’u da tahrip etti, aslında Türkiye'yi de tahrip etti, Türkiye ekonomisini de tahrip etti. Bunu ben burada defalarca anlattım; iktisadi anlamda da bu sorun var, şehirleşme anlamında da İstanbul bozuldu. Bunu aslında belki çok fazla uzatmaya bile gerek yok, Sayın Cumhurbaşkanı zaten bu itirafı yaptı, ben sadece şehirleşme kısmını söylüyorum; yani, o anlamda İstanbul’a ihanet edildiğini, kendisinin de sorumlu olduğunu söyledi. Başka sorunlar da var elbette. Nihayetinde yirmi üç yıldır bugünkü yönetim İstanbul’u yönetiyor. İstanbul, trafiğiyle, şehriyle, işte tarihî doku kalmadı, yeşil alanlarının tahrip olması gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya. Buradan daha önceden de ifade ettik ama bu vesileyle, eğer bir de Kanal İstanbul’a başlarsak tamamen İstanbul’u da, Türkiye ekonomisini de bitireceğiz. Ben buradan defalarca söyledim; bu şehir hastaneleri olsun, diğer mucizevi olarak görülen “Hiç para ayırmadık, para mı veriyoruz ki biz bunlara.” deyip böyle gelişigüzel yapılan yatırımların -iktisadi açıdan bakılsa bile sadece- Türkiye'ye ne kadar zarar verdiğini defalarca söyledik. Eğer Kanal İstanbul Projesi’ne -işin çevre boyutu, başka boyutları da bir yana- girilirse zaten iktisadi açıdan da iş tamamen gelecek tıkanacak. O yüzden, maalesef, İstanbul’u bitirdiniz.

Şimdi, az önce Gülsan’la ilgili tartışmaya belki kısa, bir iki noktada ilave yapmak gerekebilir. Arkadaşımız daha yenisiyle değiştirilmesini ifade etti. Bakın, burada daha yenisiyle değiştirme yok, herhangi bir alternatif sunulmuyor. Yazılar var elimizde “Yerinizi satın almak istiyoruz.” deniliyor ve rayicinin onda 1’i değerde bir fiyat teklif ediliyor. Yani, bunları, aynı şeyleri ifade etmek istemiyorum ama kesinlikle onlara bir yer gösterilmiş de bu insanlar oraya gitmemiş falan değil. Bunlar küçük esnaf, bunları olduğu yerden 50 kilometre öteye, hiç kimsenin gelmeyeceği, sadece büyük fabrikaların gidebileceği bir yere gönderirseniz zaten bu “Tezgâhı kapat.” demektir ve bu insanlar tezgâhlarını kapatmakla karşı karşıya kalmışlardır; bunu başka bir şekilde ifade etmek kesinlikle yanlış olacaktır. Hani, dernek… Dernek zaten isyan ediyor; dernek kurulmuş, dernek isyan ediyor bu olup bitenlere.

Yeşil alan meselesi de… Yani bir yandan yeşil alanları keseceksiniz, inşaat yapacaksınız, ondan sonra milletin ekmek yediği, tezgâhı olduğu, işçi çalıştırdığı, efendim, çırağın yetiştiği yerleri de yıkıp, bozup “Ben yeşil alan yapacağım.” diyeceksiniz; böyle bir anlayışı kabul etmek mümkün değil. Burada bir yeşil alan meşil alan meselesi falan yok, burada tamamen anlaşılamaz bir şekilde buradaki küçük esnafın sıkıntıya sokulması meselesi vardır.

Zaten belediyenin kafasının karışık olduğu da çok net belli. 2005 yılında burayı ticaret alanı ilan ediyor, 2017 geliyor, yeşil alan ilan ediyor; böyle bir şey olamaz. On iki yılda neye göre değiştirdiniz bunu? Yani yan taraftaki eski sanayi sitesine 4 kat imar veriyor, buraya hiç imar vermiyor. Bunların hepsi insanları bezdirmeye ve ellerinden mallarını almaya yönelik bir tutumdur.

Teşekkür ederim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Yedekci.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi içtenlikle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

İstanbul, dünyanın en kadim kentlerinden bir tanesi, en güzide kentlerinden bir tanesi, bence en kıymetli olanı, bir mücevher. Şimdi, geçenlerde bir söylemde, İstanbul nezdinde bir ihanet itirafında bulunuldu ve Türk Dil Kurumunda geçen anlamıyla “ihanet” doğrudan tasarlanan, planlanan ve uygulanandır. Şimdi ben sormak istiyorum: Mülkiyet hakkının yok edilip buralarda yaşayan insanların yaşam alanlarına el konularak mı ihanet edildi? Mecidiyeköy’de yıkılan fabrikanın yerine, mahkemenin olumsuz kararına rağmen, gökdelen inşa edilmesine izin verilerek mi ihanet edildi? Kuzey ormanlarını üçüncü köprü ve üçüncü havaalanı inşaatları nedeniyle katlederek mi ihanet edildi? Yoksa Kabataş’a bir beton martı heykeli konularak mı ihanet edildi? Haliç metro köprüsünün ve Marmaray’ın yarattığı tahribat, Aksaray’daki yıkımlar, Fener Balat’taki acele kamulaştırma, Sulukule’deki yerinden etme, Yenikapı’da yapılan dolgu miting alanı sonucunda tarihî yarımadada yaratılan tahribatlarla mı ihanet edildi? Bu tahribatlar sonucunda UNESCO ve ICOMOS tarafından evrensel değer kabul edilen İstanbul’un bu niteliği kaybetmesiyle karşı karşıya bırakılarak mı ihanet edildi? Taksim Yayalaştırma Projesi’yle, büyük bir halk dayanışması ve mücadelesiyle kurtardığımız Gezi Parkı dışında, meydanın her yerini betona gömerek mi ihanet ettiniz? Yoksa, İstanbul’u alışveriş merkezi cehennemine çevirerek mi ihanet ettiniz? Dünyanın en büyük adalet sarayını yaptığınızı söylediğiniz İstanbul’da hiç adalet bırakmayarak mı ihanet ettiniz? Yoksa, 493 deprem toplanma alanını 77’ye düşürerek mi ihanet ettiniz? Merak ediyorum, Mimar Sinan’ın göğe uzanan minarelerini gölgede bırakan, ranta uzanan kuleler yaparak mı ihanet ettiniz? İmar hakkını artırarak, kişiye özel imar hakları vererek mi ihanet ettiniz? Yoksa, kimliksiz bir TOKİ şehrine İstanbul’u çevirerek mi ihanet ettiniz? İstanbul’un trafik sorununu kördüğüm hâline getirerek mi ihanet ettiniz? İstanbul’un yeşil alanlarını imara açarak, Kuzey ormanlarını talan ederek mi ihanet ettiniz? Dere yataklarında inşaatlara göz yumarak mı ihanet ettiniz? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının istifa sürecini kamuoyundan gizleyerek mi ihanet ettiniz?

Yıllardır söyledik dinlemediniz, tekrar uyarıyoruz: İstanbul’a ihanet etmekten vazgeçin. Türkiye'deki bütün kentlerin üzerine sıvamaya çalıştığınız kimliksiz mimari anlayıştan vazgeçin. Rant odaklı yönetim anlayışından vazgeçin. Kentlerimizin üzerindeki vahşi kapitalist elinizi bir an önce çekin, İstanbul’umuzdan elinizi çekin.

Teşekkür eder; sevgiler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yedekci.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hüseyin Bürge; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Başkanım, sizleri ve saygıdeğer milletvekillerimi, aziz milletimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle bütün şehitlerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. Bir belediye başkanı olarak da, eski bir belediye başkanı olarak da Tekirdağ Süleymanpaşa Belediye Başkanının Kıymetli Cumhurbaşkanımıza hakaretini esefle kınıyorum, bir belediye başkanına yakışmayacak bir harekettir diye de ifade etmek istiyorum.

İstanbul, arkadaşlarımızın söylediği gibi dünyanın en önemli şehirlerinden bir tanesi. Avrupa’nın şehirlerinin güzelliği, içinden nehirlerin akmasıdır ama İstanbul’un ortasından deniz akar.

Konuyla alakalı olarak da HDP’nin verdiği önerge doğrultusunda bir şey söylemek istiyorum. Kadir Topbaş Bey’in istifasını konuştuğunuz kadar, gündeme getirdiğiniz kadar SHP’den aldığımız 1994 yılındaki İstanbul’un…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – 2017’deyiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Keşke olsa, keşke kalsa.

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Bitmedi kardeşim, bitmedi. Bitmeyecek. Milletin unutmadıklarını söylemek istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne var?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – 2017’deyiz, 2017.

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – İstanbul’un kaderini değiştirenlerden, o günün belediye başkanlarından birisi olarak söylüyorum. Susuz bir İstanbul’a, çöp içerisinde bir İstanbul’a elini değdirdiğinden dolayı Recep Tayyip Erdoğan’ın hapishaneye gideceği zaman nutkunuz tutuldu, söyleyecek lafınız olmadı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya biz milletvekili yaptık, daha ne istiyorsunuz ya?

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Bu istifayı gündeme getirmediğinizde kendi siyasi iradenin içerisinde bir arkadaşımızın istifa etmesi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz milletvekili yaptık, biz. Biz yaptık ya!

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Sizin içinizde de belediye başkanlığından istifa ederek milletvekili olmuş veya kenara çekilmiş arkadaşlarımız var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Saygı duyuyorum, kendileri istifa ettiler.

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Ben de istifa ederek milletvekili olmuş arkadaşlarınızdan bir tanesiyim. İstanbul’da yapılanları bu söylediklerinizle gölgelemeye kalkmak hak değildir diye söylüyorum. Siz öz eleştiriyi de anlayamıyorsunuz. Kıymetli Cumhurbaşkanımızın Peygamber şehri, Peygamber’in bile müjdesine mazhar olmuş İstanbul’la alakalı öz eleştiri yapmayı bile, yapıyor olmayı bile hazmedemediğinizi görüyorum.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İhanetin neyini izah edeceksiniz?

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Bu sebeple şunu söylemek istiyorum: İstanbul, İstanbulluların şehri. Çok güzel işler oldu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yarın kimler istifa edecek? Kim kandırdı, FETÖ mü kandırdı onları?

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Doldurma alanlarından bahsediyorsunuz. 1999 depremini yaşamış olanlardan bir tanesiyim. Acil Eylem Planı içerisinde yapılanlardan bahsediyorsunuz. Bunların üzerinde bir de üçüncü havaalanıyla alakalı konuşuyorsunuz ya pes doğrusu! Milletin istekleri doğrultusunda İstanbul’daki şehircilik…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Deprem toplanma alanlarını imara açtınız.

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Elbette ki eksikliklerimiz var, senin de benim de eksikliğim var. Eksiklik başka bir şey, yanlış başka bir şey, hata başka bir şey.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Niye başka bir şey? “İhanet ettik.” diyor. Sen hâlâ ne anlatıyorsun?

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – İstanbul şehrini İstanbullu kardeşlerimizle birlikte imar ediyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya “İhanet ettik” diyor, “İhanet ettik.” diyor. Biz yapmadık, siz yapmışsınız.

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Bu güzel İstanbul’a emek veren dün Recep Tayyip Erdoğan’dan bugüne kadar bütün arkadaşlarımıza, ağabeylerimize, büyüklerimize ben teşekkürü bir borç biliyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Niye teşekkür ediyorsun ki? “İhanet ettik.” diyor.

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Önergeye katılmadığımı bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Aziz İstanbulluları bir kere daha saygıyla, sevgiyle selamlamak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bürge.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Yedekci…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, bizim az önceki açıklamamızın üzerine sayın konuşucu bazı söylemlerde bulundu. Bununla ilgili açıklama yapmak isterim.

BAŞKAN – Açıklama mı, sataşma mı Sayın Yedekci?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sataşmadan dolayı söz almak istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, açıklamalar üzerine değil grup önerisi çerçevesinde partimiz adına konuştu. Elbette kendi görüşlerini söyleyecek.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Az önce konuşan hatip bütün konuşmasını Cumhuriyet Halk Partisinin konuşmaları üzerine inşa etmek ve partimizin önceki partisi olan SHP zamanından almak suretiyle bir sataşmada bulundu. Arkadaşımız cevap verecektir.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – “Cumhuriyet Halk Partisi” demedim, “SHP” dedim, “SHP”.

BAŞKAN – Peki, Sayın Yedekci, sataşmadan size söz veriyorum. Açıklama yapmak istediğiniz zaman yerinizden veririm.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Peki, çok teşekkür ediyorum.

Tekrar hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Biz İstanbul’a yapılan bütün kötülükleri burada anlatmaya kalksak günlerimizi alır. İstanbul artık yaşanmaz bir kent hâlini almıştır. İstanbul’da artık açık bir otoparktan bahsediyoruz, caddelerde ilerlemek mümkün değil. Yeşil alanların imara açılmasından, bazı vakıflara, Hükûmete yakın bazı vakıflara bazı gayrimenkullerin peşkeş çekilmesinden bahsetmeye zamanımız olmadı. Kanal İstanbul’un İstanbul’a yapacağı felaketlerden bahsetmeye zamanımız olmadı. Bu imkânı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

İstanbul bugün için, Sayın Cumhurbaşkanının da söylediği gibi, ihanete uğramış bir kenttir. Bu ihanetleri süslü kelimelerle değiştirmeye çalışmanız mümkün değildir.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Çöp içerisinde bıraktığınız İstanbul’dan bahsettim. Niye rahatsız oluyorsunuz?

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Bugün için İstanbul’da kıyı alanları inşaata açılmıştır, yeşil alanlar imara açılmıştır, kişiye özel imar alanları verilmiştir, içecek su bulunamayacak bir hâle getirilecektir.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – İçilecek su bulunmayan bir İstanbul’dan bahsettim. Bundan mı rahatsız oldunuz?

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Su havzalarının üzerine inşaatlar yapılmaktadır. Kuzey ormanlarına inşaatlar yapılmaktadır. Özellikle bazı “mega projeler” adı altında İstanbul’a yapılmak istenen ihanetler çok büyüktür.

Yapılan bu açıklamadan sonra yani ihanet itirafından sonra yapılması gereken, bundan sonra bu ihanetlerin durdurulmasıdır.

Lütfen, çıkıp açıklama yapsın Hükûmet. Desin ki: “Hiçbir yeşil alanı imara açmayacağız. İnsanlarımızın kamuya ait yararını bir firmaya ya da bir kişiye peşkeş çekmeyeceğiz.” Doğru olan budur. İstanbul, bugün, bizim yaşadığımız bir kenttir. Atalarımızdan miras aldık, torunlarımıza bırakmakla yükümlüyüz ama İstanbul’u yaşanmaz hâle getirenler de hukuk karşısında elbette bunun bedelini ödemelidirler.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yedekci.

Sayın Bostancı, sisteme girmişsiniz, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi “ihanet” lafı havada uçuşuyor. Coşku dolu konuşmaların ötesinde soğukkanlı, mantıklı bakarak değerlendirme yapmak herkes açısından faydalı olur.

Sayın Cumhurbaşkanımızın orada yapmış olduğu konuşma, bütüne, tamamına bakıldığında; İstanbul’un müstesna bir şehir olduğuna vurgu yapan ve bu müstesna kimliğini korumaya yönelik bir ortak akla çağrı yapan, süreç içerisinde de bu özel niteliğine uygun olmayan kimi şehirleşmelere ilişkin eleştiri dile getirirken “Burada bizim de payımız var.” şeklindeki bir öz eleştiridir. Siyasi partiler, liderler elbette öz eleştiri yapabilirler. Yapılan öz eleştirilerin üzerine bir siyasal fırsatçılıkla atladığınızda, başkalarına da yapılan, kendilerine ilişkin, toplumun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - …ortak çıkarı, ortak faydası istikametinde kimi hatalar, kusurlar söz konusuysa, bunların genel bağlamda ortak iyilik için ifade edilmesine yönelik yöntemin yolunu kapamış olursunuz. Dolayısıyla burada bir siyasal fırsatçılık gözetmeyi doğru bulmam.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, son yirmi üç yıldır İstanbul’u AKP hükûmetlerinin yönettiğini kayıtlara geçmesi için söylemek isterim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Hepinize teşekkür ediyoruz.

Sayın Öztrak, 60’a göre bir söz talebiniz var, buyurun.

22.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce, bir önceki hatip yapmış olduğu konuşmada Tekirdağ’ımızın Süleymanpaşa Belediye Başkanının Sayın Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle kendisini kınadı.

Şimdi, bakınız, bu konuşma yapıldığında ben o ilçe kongresindeydim. Bu konuşmada kullanılan sözler faşist ve diktatör sözleridir. Bu iki sözcük normal olarak siyaset jargonunda hakaret addedilmeyen, hakaret olarak addedilmemesi gereken ama bir uyarı mahiyette bir davranış biçimine karşı kullanılan sözcüklerdir. Şimdi, bunu alacaksınız, büyüteceksiniz ve diyeceksiniz ki: “Bunlar hakarettir.”

Bakın, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; eğer bir ülkede Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı oluyorsa siyaset çerçevesinde sarf edilen bu sözleri de hakaret olarak addetmemelidir, mahkemeler de bunun üstüne gitmemelidir.

Arz ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztrak.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Daha ben bir şey söylemedim Sayın Danış.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben önceden söyleyeyim de…

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, İstanbul’un silüetinin bozulmasının, tarihinin yok edilmesinin ve çevre tahribatının geri dönülmez boyutlara ulaşmasının araştırılması amacıyla 24/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.39

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Marmara Denizi’nde boyutları gittikçe büyüyen kirlenmenin ekonomik zararlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1596) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

25/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/10/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Levent Gök

                                                                                                                                        Ankara

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Marmara Denizi'nde boyutları gittikçe büyüyen kirlenmenin ekonomik zararlarının araştırılması amacıyla verilen (10/1596) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 25/10/2017 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Marmara Denizi ve Körfez’deki kirlilik üzerine bir araştırma önergesi vermiştik. Tabii, Marmara Denizi etrafındaki birçok kent bundan etkilenmekte ama ben tabii Marmara Denizi etrafındaki kentlerin içinde en çok etkilenen Kocaeli’den bahsetmek istiyorum.

Geçen hafta aslında, Kocaeli’ye karşı AKP iktidarları döneminde yapılanları ve göz ardı edilen, Kocaeli’nin gelirlerine tırpan vurulan konuları üç başlık altında gündeme getirmiştim. Bir tanesi, Kocaeli’de vatandaş kişi başına 30 bin TL vergi öderken karşılığında 3 bin TL’lik yani onda 1’i kadar bir yatırım almasıydı Kocaeli’nin.

İkincisi: Kocaeli’nin ödemiş olduğu yaklaşık 58 milyarlık verginin 29 milyarı ÖTV kanalıyla akaryakıt vergilerinden alınmaktaydı, Kocaeli bundan pay alamıyordu. Bunun düzeltilmesi gerektiğini söylemiştim.

Üçüncüsü: Kocaeli’de üretim yapan 600 tane firmanın vergilerini başka illerde yatırmasını ve bu nedenle de Kocaeli’nin bu vergiden pay alamamasını dile getirmiştim.

Tabii, Kocaeli’nin problemleri bununla da bitmiyor ve Kocaeli’nin problemleri devam ediyor. Neydi Kocaeli’nin devam eden problemleri, ne hâle geldi Kocaeli baktığınız zaman? Bir defa, ben “Kocaeli’ye ihanet ettiniz.” demeyeceğim ama Kocaeli’nin havasını kanser ettiniz, Kocaeli’nin suyunu kanser ettiniz, Kocaeli’nin toprağını kanser ettiniz, Kocaeli’nin denizini kanser ettiniz; en sonunda, dayanamadınız, Kocaeli’nin vatandaşını, yaşayan insanları da kanser etmeyi başardınız.

Şimdi, Kocaeli gibi yönetilemeyen -Türkiye gibi yönetilemeyen- bir kent… Nasıl Türkiye'de AKP iktidarları döneminde sorunlar çığ gibi büyümüşse Kocaeli’de de sorunlar çığ gibi büyümüş ve bu problemler artarak devam ediyor. Çok hızlı bir şekilde, başlıklar hâlinde Kocaeli’nin problemlerini sıraladığımda şunları çok rahatlıkla görüyoruz: Kirlilik… Biraz sonra iktidar partisi milletvekili arkadaşım gelecek; mavi bayraklar, arıtma tesisleri, yeşillendirmeyi söyleyecek burada. Hatta bunları yapabilmek için, daha çok hizmet edebilmek için Yuvacık Barajı’nı gündeme getirecek. Ben onları söylemeyeceğim şimdi. Ama kirlilik bir problem Kocaeli’de.

Trafik… Trafik başlı başına bir problem. Artan sanayi tesisleriyle, OSB’leriyle şehir içi trafiği, demir yolu trafiği, otoyol, organize sanayi bölgeleri ve limanlarla beraber trafik ciddi boyutlara ulaşmış vaziyette.

Sağlık deseniz, her gün, her gün şikâyet var, her gün yoğun bakım üniteleri konusunda talep alıyoruz.

Eğitim… En kötüsü işsizlik ve yoksulluk. Türkiye'ye Türkiye'nin yüzde 12’sini karşılayan vergi veren bir kentte işsizlik Türkiye ortalamalarının üzerinde, yoksulluk Türkiye ortalamalarının üzerinde.

Bakın, o kadar kötü durumdayız ki Türkiye'deki belediyelerden en çok geliri olan belediyelerden bir tanesi Kocaeli Büyükşehir Belediyesidir. Birçok bakanlık bütçesinden fazla bütçeye sahiptir ama maalesef 130 milyon TL’lik tramvay hattını yapabilmek için kredi kullanan bir belediyeden bahsediyoruz.

Kocaeli’nin iki yakası bir araya gelmiyor arkadaşlar. Bir köprü yaptırdınız özel şirkete, övündüğünüz Osman Gazi Köprüsü. Ama özel şirket tarafından yapılan köprüyü Kocaelili vatandaşlar kullanamıyor. Sadece ayda yirmi beş gün, işine gidip gelmek için kullanmak isteyen vatandaşımın 3.200 TL para ödemesi gerekiyor.

Öyle bir kent düşünün ki Kocaeli’yi, Türkiye’nin en küçük yüz ölçümüne sahip olmasına rağmen metrosu olmayan bir kent. Düşünebiliyor musunuz, İstanbul’da Ulaştırma Bakanlığı yapıyor, Ankara’da Ulaştırma Bakanlığı yapıyor, İzmir’de Büyükşehir yapıyor. İzmir’de bunun kilometresi 56 milyona mal olurken İstanbul’da 140 milyon, Ankara’da 90 milyona mal oluyor ama Türkiye’ye en çok vergi veren kentin en büyük problemi trafik olmasına rağmen maalesef bir metromuz bile yok.

Sevgili arkadaşlar, size bir önerim var, özellikle iktidar partisi milletvekillerine; beraber mücadele edelim, gelin Kocaeli’ye metroyu kazandıralım. 50 kilometrelik bir metroya ihtiyacımız var. Eğer bunu başaramayacaksanız…

Çok doğru bulmuyorum kayyum atamasını, doğru bulmuyoruz, yanlış, demokrasiye de bir ihanettir kayyum ataması. Siz bir şey yaptınız, güneydoğu illerine Kocaeli’deki belediye başkanlarını yardımcı olarak yolladınız. Ben şimdi size öneriyorum: Kocaeli’ye İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızı, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımızı, Çankaya Belediye Başkanımızı, Bakırköy Belediye Başkanımızı, sayamayacağım birçok belediye başkanımızı yollayın ve bu projeleri gerçekleştirelim diyorum. Onun için, bu araştırma önergemin kabul edilmesi yönünde oy kullanırsanız çok memnun olurum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Diğer siyasi parti grupları adına konuşmalara geçiyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Saffet Sancaklı…

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MHP GRUBU ADINA SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; çevre konusu çok hassas bir konudur ve bu konuda hassas olmak için siyasetçi olmaya veya milletvekili olmaya gerek yok, insan olmak yeterlidir.

Tabii, bu konuyla ilgili ben de Çevre Komisyonu üyesi olarak yetkililerden biraz bilgi aldım Kocaeli ve Marmara Denizi’yle ilgili neler yapıyoruz diye. Marmara Denizi kıyılarında yoğunlaşan kentleşme, kıyı bölgelerinin sunduğu imkânlar nedeniyle kara ve denizde gerçekleştirilen turizm faaliyetleri, hızlı artan endüstriyel faaliyetler, deniz taşımacılığı, iç bölgesel nehir ve dereler vasıtasıyla gelen tarımsal, evsel ve endüstriyel kirlilik gibi çeşitli kaynaklardan kirlenmeye maruz kalmaktadır.

Yüzme Suyu Kalitesi Yönetmeliği kapsamında Marmara Denizi’nin kıyısı olan 141 yüzme suyu alanından numune alınmış; bunların bir kısmı iyi çıkmış, bir kısmı orta çıkmış, bir kısmı da kötü sınıf kategorisinde yer almıştır. Bakanlığımızın müşterisi olduğu TÜBİTAK MAM tarafından yürütülen Deniz ve Kıyı Suları Kalite Durumlarının Belirlenmesi ve Sınıflandırılması Projesi olan DEKOS Marmara Denizi’nde 22 su yönetim birimi belirlemiştir. Marmara Denizi ekolojik durum değerlendirmesi haritasında özellikle Gebze, Küçükçekmece bölgelerinin kötü kalitesi sınıfında; İzmit Körfezi, İstanbul Boğazı’nın Marmara çıkışı ve Bandırma Körfezi’nin zayıf kalite sınıfında olduğunu belirtmiştir. Yani Çevre Bakanlığından aldığım bilgiler bunlar. Tabii, bu raporlarda birtakım şeylerin, birtakım çalışmaların yapıldığı ortaya çıkıyor ama yeterli olmadığı gözüküyor. Ancak bu raporlardan çıkan başka bir sonuç da Marmara Denizi’nin ciddi boyutlarda kirlendiğini ve müdahale etmemiz gerektiğini gösteriyor.

Kocaeli özeline gelince de bugün Google’a girdiğinizde “2 denizi, dağı ve gölü olan şehir hangisidir dünyada?” diye yazdığınızda Kocaeli çıkıyor saygıdeğer milletvekilleri. Peki, bu neyi gösteriyor? Kocaeli bir doğa cenneti. Peki, biz bu doğa cennetini iyi değerlendirebiliyor muyuz? Acaba biz bununla ilgili gerekeni yapıyor muyuz? Maalesef hepimizin bildiği yeterli değil, maalesef yapmıyoruz, yapamıyoruz.

Bugün sayın vekilimizin söylediği çok şeye katılıyorum ama onun dışında bu kadar 2 denizi, gölü ve dağı olan bir şehirde eğer yaz veya kış olimpiyatları yapılmıyorsa bu da ayrıyeten bir soru işareti çünkü buna imkânımız var. Kocaeli Belediyesinin bütçesi birçok bakanlıktan da üstte, yukarıda. Bunu rahatlıkla yapabiliriz ama bu, vizyon meselesi, misyon meselesi. On üç, on dört yıldır yöneten arkadaşlarımızın böyle bir vizyonu maalesef ki yok.

Tabii, metro konusuna gelince de katılıyorum Sayın Akar’a. Kocaeli’nin nüfusu 2 milyona yaklaştı ve inanın arabalar yürümüyor, trafik çok sıkıştı, bir metro ihtiyacımız var. Tabii, orada 11 milletvekiliyiz, parti ayrımı yapmadan bu konuyu hep beraber çalışıp Bakanlığımızdan, Başbakanlığımızdan bunu istememiz lazım ve yapmamız gerekiyor, buna da katılıyorum. Bu yüzden, CHP’nin verdiği Meclis araştırması önergesini destekliyorum ve lehte oy kullanacağımızı belirtiyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sancaklı.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacak.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun Meclis araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu önergeyi desteklediğimi hemen ifade etmek istiyorum.

Marmara Denizi hem kara hem de deniz kökenli kirlenme tehlikesini çok ağır bir şekilde yaşamaktadır. Özellikle, altyapının yetersiz olması, kanalizasyon toplama şebekesi ve arıtma tesislerinin bulunmaması ve işletme maliyeti nedeniyle arıtma tesislerinin çalıştırılamaması, evsel kirlilik problemlerinin temelini de teşkil ediyor. İstanbul civarında bulunan 4.500 ile 5.000 kadar endüstri kuruluşundan 0,3 milyon metreküp civarında atık su deşarj edilmektedir. Şimdi, değerli milletvekilleri, bu atık suların yüzde 50’si ise arıtma işlemine tabi tutulmadan denize bırakılmaktadır. Yapılan son araştırmaya göre İzmit Körfezi’ne günde 6,6 kilogram kurşun, 43,2 kilogram çinko, 1,9 kilogram bakır, 209 kilogram krom, 5,1 kilogram cıva gibi ağır metallerin yanı sıra 10,9 ton azot ve 30,8 ton atık karışmaktadır. Marmara’ya İstanbul’dan günde 1,2 milyon metreküp, Bursa’dan günde 0,3 milyon metreküp, İzmit’ten 0,2 milyon metreküp, diğer beş şehirden ise 0,4 milyon metreküp olmak üzere bölge genelinde 2,1 milyon metreküp evsel atık su deşarj edilmektedir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, petrol sızıntısı da burada ayrı bir konu. Burada aslında meselenin esası, AK PARTİ’li belediyeler tarafından ortaya doğru dürüst bir projenin konmamasıyla ilgili, kentlerin yönetiminin gerçekten ihtiyaç temelli, kent insanlarını ekolojiye zarar vermeden kentin doğru yönetilemediği, planların doğru yapılamadığıyla ilgili bir husus. Bugün Ankara çevre düzeni planı 42 kez değiştirilmiş, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planını 42 defa değiştiriyorsunuz. Ne için değiştiriyorsunuz? Sosyal donatı alanlarını, yerleşim alanlarına açıyorsunuz. Sözüm ona bir ulaşım planı yaptınız, bu ulaşım planlarını da 32 defa değiştirdiniz -güzergâh değişikliğinden bahsediyorum- 32 kez bir çevre düzeni planıyla oynanmaz arkadaşlar.

Şimdi, CHP’li vekil arkadaşımız “Kayyuma çok katılmamakla birlikte...” dedi ama kayyum atamaya az veya çok katılınmaz. Kayyum atamak demokratik bir işleyiş tarzı değildir demokrasilerde. Partimizin belediye başkanlarına karşı yapılan bu işlem hukuksuz bir işlemdir. Kent yönetimini kentli iradeye, kenti seçen insanlara bırakacaksınız. O yüzden, AK PARTİ hükûmetleri ve belediyeleri tarafından kentçilik işleminde ne kadar olumsuz bir işleme tabi tutulduğunu, kentlerin yaşanmaz hâle getirildiğini hepimiz biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Özellikle Sayın Cumhurbaşkanının da bu konuya, İstanbul’la ilgili o konuya işaret etmesi ise bir öz eleştiri olacaksa kabulümüzdür ama eğer bir öz eleştiri değilse de buradan şiddetle reddettiğimizi ifade etmek ve bunun bir bedelinin ödenmesi gerektiğini de arz etmek isterim size.

Saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğan.

Sayın Akar...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın konuşmacı “Kayyum atamanın az veya çoğu olmaz.” şeklinde bir ifade kullandığımı ifade etti. Ben öyle bir ifade kullanmadım, kayyum atamasına doğal olarak karşıyız. Böyle bir şey olamaz, demokrasilerde olamaz. Milletin sandığından çıkan insanların yine milletin sandığıyla beraber gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Kayyum atamalarını doğru bulmuyoruz çünkü belediye meclisleri var. Bugün, AKP’nin yaptığı gibi belediye meclislerinden de başkan seçebilir, ki kanunlar da bunu emrediyor bize. Uygulama yanlıştır.

Benim söylemek istediğim, orada, o kayyum atanan illere birer belediye başkanı atadılar dışarıdan yani valiler, kaymakamların dışında, yardımcı olsun diye kendi mevcut belediye başkanlarından birer kişi atadılar. Benim kentimde de var bunlar; Diyarbakır’a, bildiğim kadarıyla Bitlis’e... Ben de “Oralara belediye başkanı atamanıza gerek yok.” dedim sözlerimde. Bizim çok başarılı belediye başkanlarımız var; kentin sosyal yaşam alanlarını düzenleyen, sosyal donatı alanlarını düzenleyen belediye başkanlarımız var; gelsinler, AKP’li belediye başkanlarına yardımcı olsunlar. Böyle zorla istifaya da gerek olmadığını ifade etmeye çalıştım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki. Sözleriniz kayıtlara geçti Sayın Akar.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın İlyas Şeker, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Marmara Denizi’nin kirliliği hakkında vermiş olduğu önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii önergeyi veren milletvekili arkadaşım, dostum Haydar Akar’ı dinleyince halk arasında kullanılan şu söz aklıma geldi: “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.” Sayın Haydar Akar’ın vermiş olduğu önergenin içeriği ile buradaki sözleri tam 180 derece zıt.

Ben yine de Körfez’de denizle ilgili yapılan temizlikle ilgili, çalışmalarla ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum, gerçi Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili arkadaşım genel noktalara değindi. Denize girilen 141 noktada yapılan incelemelerde, yüzme suyu kalitesiyle ilgili incelemelerde 95 tanesi mükemmel çıkıyor arkadaşlar, 32 tanesi iyi çıkıyor, sadece ve sadece 4 tanesi kötü çıkıyor, o da inşallah iyi olacaktır yakın zamanda. Bununla ilgili olarak bakanlıklar aracılığıyla üniversitelerle, TÜBİTAK’la, Atom Enerjisi Kurumuyla ortak projeler var, yapılıyor ve yapılmaya da devam ediyor. AK PARTİ iktidarları olarak biz, çevreyi misafir odamız olarak kabul ediyoruz, denizleri de soframız olarak kabul ediyoruz; bu hassasiyetle de çalışmalar devam ediyor.

Tabii şöyle denize sınırı olan, kıyısı olan illere bakıyoruz; Kocaeli var, İstanbul var, Tekirdağ var, Bursa var, Yalova var. Kocaeli’yle ilgili son kısımda izah edeceğim. İstanbul suların yüzde 99’unu arıtıyor, arıttıktan sonra denize deşarj ediyor. AK PARTİ belediye başkanlığı döneminde, belediye AK PARTİ’de olduğu dönemde Yalova’da arıtma tesisi yapılmış, şu anda işletiliyor. Sadece, Yalova’da Cumhuriyet Halk Partisine ait olan bir beldemizde maalesef şu anda arıtılmadan denize deşarj ediliyor.

Diğer taraftan, Tekirdağ’a bakıyoruz arkadaşlar. Maalesef, Tekirdağ’da arıtılmadan denize deşarj ediliyor. Ben şimdi buradan özellikle söylüyorum, Tekirdağlı milletvekili arkadaşlarımıza da söylüyorum: Tekirdağ Büyükşehir Belediye Meclis üyeleri Belediye Meclisinde “Süleymanpaşa -hani şu gündemde olan var ya, haddinden büyük sözler sarf eden, kendi işiyle ilgilenmeyip de devlet büyükleriyle ilgili sözler söyleyen belediye var ya- Belediye sınırları içerisindeki bir arıtma tesisi neden çalıştırılmıyor?” diye önerge vermiş. Buyursun, incelesinler.

Diğer taraftan, Kocaeli’ye geldiğimiz zaman, arkadaşlar, Kocaeli’nin 72 kilometre Marmara Körfezi’ne sınırı var ve bu sınır içerisinde toplam 20 tane plajımız var. Bu plajlardan 4 tanesinde mavi bayrak var ve diğerlerinde de tamamıyla denize girilebilecek kalitede deniz temizliği var.

Bununla birlikte, özellikle İzmit Körfezi’nin doğusundaki en kirli olan noktada, bundan üç sene önce o bölgede deniz dibi temizliği yapılarak oradaki çamurların tamamı çıkarıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLYAS ŞEKER (Devamla) – Bunun gibi daha birçok çalışma var.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ve aleyhte olduğumu da belirtiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şeker…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın konuşmacı, milletvekili arkadaşım -kentimin milletvekili tabii- benim için “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.” ifadesini kullanarak…

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – O bir türkü sözü ya.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hiç önergeden bahsetmedin ki Haydar.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sana demedi, ismin geçmedi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - …benim doğru söylemediğimi, konunun dışına çıktığımı ifade etti.

BAŞKAN – Sataşmadan söz istiyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Akar milletvekili olduğu müddetçe kaç belediye kazanmışlar Kocaeli’de, onu da lütfen açıklasın. Aldıkları belediye var mı, lütfen açıklasın.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi, sevgili arkadaşlar, İlyas Bey’in biraz şirazesini bozduğum için… Onun klasik şeyleri vardır: “Mavi bayrak, arıtma tesisi, Yuvacık Barajı.” Ben onları söyledim, öyle bir defans yapacağını söyledim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum, şovu yaptın şovu.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Kocaeli, Marmara Denizi ve Körfez’in araştırılmasıyla ilgili bir araştırma önergesi verdim, buna ihtiyaç var.

Geçen hafta, Çevre Mühendisleri Odası Başkanlığının açıklamalarını okuduğunuzda…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Konu hakkında hiç konuşmadın ki.

HAYDAR AKAR (Devamla) - …Körfez’de denize girilemeyeceğini, balık yenemeyeceğini ifade ediyor. Körfez temizlenmedi, kimse kimseyi kandırmasın ve her gün kirlilik artıyor.

Diğer konuya gelince -araya gireyim- belediye başkanımızla ilgili söylediğiniz sözler… Belediye başkanlarımız da devlet büyükleridir, onlar da bir kenti yönetiyorlar ve sandıktan çıkıyorlar. Ne kadar “devlet büyükleri” diye tanımladığınız kişiler sandıktan çıkıyor “millî irade” diyorlarsa, belediye başkanları da millî irade sonucunda seçilmektedirler, bir. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi: Belediye başkanımız, Cumhurbaşkanımıza mı -sizin tabir ettiğiniz, biz hakaret içerdiğini düşünmüyoruz ama- hakaret etmiştir yoksa AKP Genel Başkanına mı hakaret etmiştir, bir bunu ayırmamız gerekiyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Haydar, önergeden bahset, önergeden.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Eleştiri tamamen siyasi bir eleştiridir.

Bir şeye karar vereceksiniz: AKP Genel Başkanı olarak bir Cumhurbaşkanı kalkıp herkese hakaret etme gücünü ve istediğini söyleme gücünü kendinde görüyorsa siyasilerin de aynı gücü kendinde görmesi kadar doğal bir şey olamaz, bunu kabul edeceksiniz bir defa.

Gelelim önergeye yine, tekrar aynı yere dönelim: Tekirdağ -Tekirdağ’dan bahsettiniz- ve Kocaeli İstanbul’un çöplüğü yapılıyor. Biz de Kocaeli’de yaşıyoruz, birlikte yaşıyoruz Kocaeli’de. İstanbul’un ne kadar kirli sanayisi varsa, ne kadar limanı varsa Kocaeli’ye taşınıyor.

Biraz evvel Kocaeli’deki deniz kıyımızın yüz ölçümünü verdiniz. Orada kaç tane liman var? 44 tane liman var, 34 tanesi aktif. Bunları konuşabiliriz ama süre yetmiyor. 34 tane limanın yarısı dolgu istiyor ve siz dolgu veriyorsunuz. Neredeyse Gölcük’e yapıştık kara olarak, Körfez’in iki yakası bir araya gelmeye başladı. Yüzde 50’de bile kapasiteye ulaşmamışken bu limanlar siz yeni dolgu alanları veriyorsunuz, dolduruyorsunuz denizi. Sizler yani sizin iktidarınız veriyor, siz vermiyorsunuz tabii ki, kişisel olarak hitap etmiyorum. Bunların önüne geçmemiz gerekiyor.

Kocaeli’nin temel ihtiyacı olan trafik probleminin çözülebilmesi için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir otuz saniye rica ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Otuz saniye olmuyor Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir dakika verin o zaman, ilk defa istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun, lütfen tamamlayın.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Kocaeli’nin temel problemleri var, sizden destek istiyoruz. Bakın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi sizin belediyeniz, siz Kocaeli’nin iktidar partisi milletvekillerisiniz. Biraz evvel Saffet Bey söyledi, ben muhalefet partisindenim, o da muhalefet partisinden, diyoruz ki: Kocaeli’nin bir metroya ihtiyacı var. Bunu hak ediyor muyuz? Hak ediyoruz, değil mi? Niye hak ediyoruz? Çünkü Türkiye’ye en çok vergi veren 2’nci iliz, en çok vergi veren 2’nci iliz. Bakın, sadece bir yılda verdiğimiz verginin onda 1’ini bize versinler metroyu hallediyoruz, 50 kilometrelik metroyu. İzmir fiyatlarıyla, İstanbul’la halledemeyiz, Ankara’yla halledemeyiz çünkü İzmir’de kilometresi 56 milyona mal edilirken İstanbul’da 140 milyona, Ankara’da 90 milyona hallediliyor. Bırakın bizi Allah aşkınıza ya! Verin bu parayı, bırakın bize, yapalım metroyu, aynı İzmir’deki gibi, aynı Eskişehir’deki gibi, aynı diğer CHP’li belediyelerde olduğu gibi. Kimseyi kayyum atamanıza falan gerek yok, belediye başkanlarını da istifa ettirmeyin, bizim belediye başkanlarımızı danışman yollayalım, bakın nasıl çözülüyor kentin problemi hep beraber yaşayarak görelim arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Akar, Kocaeli’de kaç belediye kazandın, onu da söyle.

BAŞKAN - Sayın Bostancı, sisteme girmişsiniz, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, eleştiri ile hakaret birbirinden farklıdır. Hakaret, kim yaparsa yapsın cezai olarak hukuken değerlendirilir. Cumhurbaşkanına yönelik eleştiri elbette yapılabilir fakat Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik olarak hakaret Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesine göre suçtur. “16 Nisanda şu oldu, bu oldu. Artık Cumhurbaşkanı bir siyasi partiyle bağlantılı. O yüzden ben bu tür şeyleri hakaret olarak görmem.” diyemezsiniz. Yasalara karşı saygı herkesin görevidir. Bu yasanın doğru olmadığını iddia edebilirsiniz. “Burada hakaret değil, eleştiri var.” bunu tartışabilirsiniz ama nihai hükmü mahkemeler verir, yargı verir. Hiç kimse kendisini burada yasaların üzerinde göremez. Cumhurbaşkanlığı makamı meri hukukumuzda garanti altına alınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, buna siyaseten itiraz etmek farklı bir şeydir ama fiilen hakaret etmek farklı bir şeydir. Hakaret eden cezasını bulur.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, duruma göre Cumhurbaşkanı veya AK PARTİ Genel Başkanlığı sıfatlarının kullanılmasının Türkiye’de siyaseten yaşanılan en büyük kargaşalardan biri olduğuna ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Türkiye’de sistemin, kurumların ve kuralların nasıl alaşağı edildiğinin tipik uygulamalarını yaşıyoruz. Yerine göre Cumhurbaşkanı, yerine göre AK PARTİ Genel Başkanı, kendisi her toplantısında bütün muhalefeti suçlayacak, hakaret edecek, siyaseten sorumsuz, yargının zaten üzerine gitme şansı yok ama kendisiyle ilgili bir siyasi değerlendirme üzerine geldiğinde hemen AK PARTİ Genel Başkanlığı sıfatından sıyrılarak Cumhurbaşkanlığı zırhının arkasına sığınmaya çalışan bir şahsiyet var karşımızda. Yani, siz Cumhurbaşkanı mısınız, AK PARTİ Genel Başkanı mısınız? Ne zaman AK PARTİ Genel Başkanısınız, ne zaman Cumhurbaşkanısınız? Böyle bir tablonun sürdürülemeyeceği ortada. İşine geldiği zaman AK PARTİ Genel Başkanı sıfatıyla hakaret et, hatta Cumhurbaşkanı sıfatıyla hakaret et ama işine gelmediği zaman da kendine yönelen eleştirileri de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – …“Ben Cumhurbaşkanıyım, Cumhurbaşkanına hakaret suçu vardır.” diyerek bunu bir zırhla geçiştirmeye ve korunma altına alınmaya çalışmaya kalkışmak siyaseten Türkiye’de yaşadığımız en büyük kargaşalardan bir tanesidir. Cumhurbaşkanı bir kere ne olduğuna karar verecek, ne olduysa öyle görünecek. Türkiye’deki siyasal sistemi allak bullak eden bu uygulamaların bizlere yarattığı, dayattığı sonuçlardır bunlar, herkes de kendi yarattığı sonuca katlanmak durumundadır.

Saygıyla.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Şeker…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

25.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, arkadaşımız Kocaeli’deki yapılan hizmetler ile ulaşımla ilgili eksiklik olduğundan bahsetti. Ben şöylece kısa bir bilgi vermek istiyorum: Derince ilçemizden giriyoruz, İzmit merkezi geçiyoruz, Kartepe ilçemize kadar olan bütün ışıklar kaldırılmıştır ve bölünmüş yol hâline getirilmiştir. Diğer taraftan, İzmit merkezdeki tramvay Yahya Kaptan’dan başlayıp SEKA Park’a kadar bitirilmiştir ve devamı şu anda yapılmaktadır. Özellikle Gebze’mizde, organize sanayi bölgeleri ile Gebze ve Darıca ilçemizi kapsayan metro proje çalışmaları bitmiştir, bu yıl sonu itibarıyla ihaleye çıkacaktır. Diğer taraftan, yine Hükûmetin yapmış olduğu Kuzey Marmara Otoyolu’nun hızlı bir şekilde yapımı devam etmektedir. O yolun bir an önce bitmesi gerekiyor şehir içinin rahatlatılması açısından. Aynı zamanda, güneyimizi de kapsayan Güney Anadolu Otoyolu projeleri de şu anda devam ediyor ve bunun gibi birçok proje var, burada saymamız mümkün değil.

Ben teşekkür ediyorum bu fırsatı verdiği için bana.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metroyu söyle İlyas, metroyu yapacak mıyız, yapmayacak mıyız?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Emre Köprülü’nün bir dakikalık bir talebi var Tekirdağ Milletvekili sıfatıyla.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, sayın konuşmacı az önce “Tekirdağ milletvekilleri gelsin bu hususa cevap versin.” diye açıkça bir beyanda bulunmuştur. Ben o sırada Genel Kurul salonunda değildim ama takip ediyordum televizyon yayınından. Cevap vermek istiyorum iddialara.

BAŞKAN – Yerinizden lütfen, açacağım mikrofonunuzu.

26.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın konuşmacı tabii, grup önerimiz hakkında kendi grubunun görüşlerini belirtirken Tekirdağ’da belediyelerimize, yerel yönetimlerimize açıkça bir sataşmada bulunmuştur. Şunu söylemek lazım: Tekirdağ’da bugün için yaşanan durumda, Tekirdağ İstanbul’un bir arka bahçesi yapılmak istenmekte, İstanbul’un kirli sanayisi, aynı zamanda da termik santraller özellikle Tekirdağ iline kaydırılmaya çalışılmaktadır. Bununla beraber, grup önerisinin konusunu oluşturan denizin kirliliğiyle ilgili de şöyle çok sıkıntılı bir durum vardır: Biliyorsunuz, senelerdir çözülmeyen, AKP iktidarının da söz verdiği ama somut bir çözüm üretmediği Ergene Nehri’nin kirliliğiyle ilgili durumda da Ergene Nehri’nin kirliliği bugün Marmara Denizi’ne aktarılmaya çalışılmaktadır. Bu dahi AKP’nin Marmara’yla ilgili, çevre kirliliğiyle ilgili bakışını da ortaya koymaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Konuşmasında belirttiği bir hususu daha söylemek istiyorum: Süleymanpaşa Belediye Başkanımızla ilgili konu -grup başkan vekilimiz ve Haydar Bey’in de açıklamasında bulunduğu gibi- bir Cumhurbaşkanının aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olmasının yarattığı bir sorundur. Cumhurbaşkanı istediği her kişiye sataşmada, hakarette bulunabilme hakkını kendisinde görmekte fakat kendisine siyasal bir eleştiri geldiğindeyse Cumhurbaşkanlığı kimliğini öne çıkarmaktadır. Bu, 16 Nisan referandumundan sonra Türkiye’nin yaşadığı sıkıntının da en önemli göstergelerinden bir tanesidir.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Marmara Denizi’nde boyutları gittikçe büyüyen kirlenmenin ekonomik zararlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1596) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmına geçiyoruz.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in milletvekilliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/109)

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in milletvekilliğinden istifa etmesi nedeniyle Anayasa’nın 84’üncü, İç Tüzük’ün 135 ve 136’ncı maddeleri gereğince üyeliğinin düşmesinin oylamasını yapacağız. İstifa yazısının gerçekliği ve geçerliliği Başkanlık Divanınca tespit edilmiştir.

İstifa yazısını okutuyorum:

15/9/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Siyasete başladığım 2011 yılından bu yana seçmenimize olan sorumluluklarımı yerine getirmek için var gücümle çalıştım. Yüksek tempoda, aralıksız geçen yıllar içinde, ortaya çıkan sağlık sorunlarını çoğu zaman göz ardı ettim. Gelinen noktada sağlık sorunlarımı daha fazla ertelemem mümkün olmadığı için milletvekilliğinden istifa kararı aldım.

Öncelikle, seçmenimize, bana siyasete girerek hizmet etme fırsatı tanıyan genel başkanımıza, yol arkadaşlarıma ve partime teşekkür ederim. Altı yıldır yürekten inanarak sürdürdüğüm mücadeleye bundan sonra da milletvekili olmadan devam etmeye kararlıyım.

Gereğinin yapılmasını saygıyla arz ederim.

                                                                                                                                    Şafak Pavey

                                                                                                                                        İstanbul

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in sağlık sorunları nedeniyle istifa kararına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, Sayın Şafak Pavey, hepimizin çok sevdiği, çok değer verdiği bir milletvekili. Kendisi, önemli sağlık sorunlarını gerekçe göstererek ve çok da etik sayılan bir davranışla bir istifa talebini Meclis Başkanlığına ulaştırmış bulunuyor. Siyaset hayatımızda pek rastladığımız bir duruş değildir bu. Sağlık gerekçeleriyle milletvekilliği yapmasına olanak kalmadığını ifade ediyor Şafak Hanım ve Meclisten bu konuda bir karar alınmasını talep ediyor. Şafak Hanım’ın bu tavrı her türlü övgüye değer. Kendisi, gerçekten sağlık sorunlarının büyük bir oranda giderilmesi amacıyla önemli bir tedavi görmeyi amaçlıyor. Bunun uzun süreceği de anlaşıldığından, böyle bir tasarrufta bulunmuş. Elbette, bizi üzen bir istifadır. Elbette, sonuçta da istifa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

LEVENT GÖK (Ankara) - …tek taraflı bir irade beyanıdır. Biz, Sayın Şafak Pavey’in milletvekilliğinden istifasını büyük bir üzüntüyle karşıladığımızı belirtiyor, konunun Sayın Meclisin, Genel Kurulun takdirinde olduğunu ifade ediyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e bundan sonraki yaşamında başarılar ve sağlıklı günler dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Biz de Başkanlık Divanı olarak Sayın Şafak Pavey’e bundan sonraki yaşamında hem başarılar hem de sağlıklı günler dilediğimizi ifade etmek istiyoruz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, HDP Grubu olarak İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e bundan sonraki yaşamında başarılar ve sağlık problemlerinde şifa dilediklerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de özellikle bu istifa sürecinde Şafak Hanım’ın gösterdiği etik tavırdan ötürü, özellikle Parlamento işleyişinde, sadece burada belli oylamalar esnasında şu salonun doldurulduğu, onun dışında salonun büyük bölümünün boş kaldığı, buraya hiç uğramayan daha önce bakanlık veya Başbakanlık yaptığı için devamsızlıkları göz ardı edilen, dünkü örnekte olduğu üzere yerlerine pusula doldurma süreçlerinin yaşandığı bu Parlamento gerçekliğinde böyle bir tavrın anlamlı ve değerli olduğunu ifade ediyor, parti olarak, partimizin grubu olarak kendisine bundan sonraki yaşamında başarılar, sağlık problemlerinde ise şifa diliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in milletvekilliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/109) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, istifa sebebiyle üyeliğinin düşmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bu sonuca göre, İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği düşmüştür.

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.28

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/740) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 480) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

Komisyon Raporu 480 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde gruplar adına konuşmalar gerçekleşecek.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, ilk konuşmacı, Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Sancar.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir uluslararası sözleşmeyi görüşüyoruz, bu vesileyle uluslararası ilişkilere bir genel bakış yöneltme ihtiyacı hissediyorum bir giriş babında, sonra da Hükûmetin dış politikasına ilişkin görüşlerimizi paylaşacağım sizlerle.

Yeni bir dönem yaşadığımız genellikle kabul ediliyor uluslararası ilişkiler alanında. 1945 sonrası dünyanın daha fazla idealist eğilimler içerdiği bir süreç 1990’lara kadar işledi ancak 1990’lardan sonra, yani soğuk savaşın ardından bir yalpalama dönemi başladı. İdealist eğilimlerin daha fazla öne çıkmasının anlamı şudur: Uluslararası ilişkiler, sadece reel politikaya, sadece çıkar ilişkilerine göre yürütülemez, uluslararası sistemin belli temel değerleri ve ilkeleri de olmalıdır. Bu temel değerler, demokrasi, özellikle insan hakları ve hukukun üstünlüğü şeklinde özetlenebilir.

Nitekim, Birleşmiş Milletlerin kuruluş anlaşmasında da uluslararası topluluğun temel dayanakları olarak bu ilkeler dile getirilmiştir, daha sonra yapılan pek çok uluslararası sözleşmenin konusunu da bu ilkeler ve değerler oluşturmuştur. Ardından Avrupa Konseyi oluşmuş ve bu kuruluş da yine, temel amacını demokrasiyi yaygınlaştırmak, insan haklarına saygıyı geliştirmek olarak belirlemiştir. Yani uluslararası ilişkiler kuru çıkar ilişkilerinden ibaret değildir şeklinde özetleyebileceğimiz bu anlayış, aşağı yukarı bir elli yıl uluslararası ilişkilerde öyle ya da böyle bir ağırlık sahibi olmuştur, bir ağırlığı olmuştur.

Soğuk savaşın ardından da -hatırlayacaksınız- Paris Şartı gibi belgeler imzalandı, yine, demokrasinin ve insan haklarının zaferi şeklinde değerlendirmeler yapıldı ama özellikle son on yılda bu alanda bir geriye gidiş yaşandığı da genel olarak kabul ediliyor. Artık, uluslararası ilişkilerde çıplak güç dengelerinin, doğrudan çıkar hesaplarının çok daha belirleyici olduğu, hatta insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi gibi ilkelerin birer lüks, birer romantizm ifadesi olduğu şeklinde yaklaşımlar güçlenmiştir. Özellikle son on yılda adım adım gelişmiştir bu anlayış, eskiden beri de var olan bir yaklaşımdır. “Realizm” denir buna uluslararası ilişkilerde ve realizmin de en katı, en soğuk şekli son beş yılda özellikle daha da belirgin hâle gelmiştir.

AKP hükûmetlerinin serüvenine baktığımızda, 2002’de, daha çok, idealist eğilime, idealist görüşe doğru bir tercihte bulunduğunu söylemek mümkün. Avrupa Birliğine tam üyelik hedefi önemli bir hedefti. Bu çerçevede yapılan reformlar insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi yönünde gelişmeleri temsil ediyordu, bir gelişmeyi temsil ediyordu. Bu sürecin beş yıl kadar sürdüğünü de ekleyelim. Aslında müzakere tarihi verildiği zamana kadar AKP’nin bu eğilimi devam etmiştir ama ondan sonra bir başka trend ortaya çıkmıştır AKP’nin dış politikasında. Bu dış politikanın temelinde de daha fazla kendi iktidarını ve kendi bölgesel hesaplarını ya da planlarını takip etmek yer alıyordu. Şimdi, bu tarihî seyri çok uzun anlatmayacağım ama 2011’den sonra bu eğilimin daha da belirginleştiğinin altını çizelim. Son beş yılda, özellikle Suriye iç savaşıyla birlikte AKP artık tamamen realist anlayışa, reel politik bakışa yaslamıştır dış politikasını. Bundan da kastımız “Bana fayda sağlayan ne varsa, hangi tercih varsa o şartlarda bu tercihi seçerim ve ilkelere, değerlere aldırmam. Yani insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi gibi değerler benim dış politikamda belirleyici birer parametre olarak yer alamazlar.”

2012’den itibaren bu yöndeki politikaları teşvik eden çok önemli bir faktör var. Evet, Suriye’de iç savaş dedik ama bu iç savaşa Hükûmetin yaklaşımı, o zamanki iktidarın yaklaşımı da bir fırsatçılıktı. Kendi bölgesel planlarını -biz buna “mezhepçi bir hegemonya politikası” diyoruz- bu politikayı başarılı kılmak için, bu politikayı başarıya götürmek için pek çok angajmana girdi Suriye’de. Bir an önce Esad’ın yıkılması, yerine AKP’nin tercih edeceği bir iktidarın -buna Müslüman Kardeşler eksenli bir iktidar da diyebiliriz- kurulması için pek çok karmaşık ilişkiye, hatta karanlık ilişkiye girmiştir ve ondan sonra da artık rotası kalmamıştır. Yani hangi ortamda, hangi şartlarda nasıl bir çıkar sağlayabilirim hesabı belirleyici olmuştur.

Artık, Esad’ın kısa sürede devrilemeyeceği anlaşılınca bu sefer başka arayışlara girilmiş, dış politikada bir yıl önce ilan edilen hedefler kolayca askıya alınmış, ilga edilmiş, hatta tersi hedefler takip edilmiştir. Yani her gün yazboz tahtası gibi değişen bir dış politika tablosuyla karşı karşıya kalır olduk. Bunun yarattığı krizleri tek tek saymaya zaman yetmez ama en önemlilerinin altını çizelim: Rusya krizi… Uçağın düşürülmesiyle başlayan Rusya krizinde alıştığımız meydan okumalar, hatta bir tür “kabadayılık” gösterisi sergilendi ama daha sonra açık ve dolaylı pek çok şekilde özür dilendi. Bir zamanlar, kısa bir süre önce düşman, azılı düşman ilan edilen bir devlet artık “müttefik” ve “dost” olarak nitelenmeye başlandı.

Bunların pek çok sonucu oluyor. Bakın, aynı şey İsrail’le ilişkilerde de yaşandı. İsrail için kullanılmadık ağır tabir kalmadı ama daha sonra İsrail’le iyi ilişkilerin ne kadar önemli olduğuna dair nutuklar dinlemeye başladık iktidarın en tepesinden sözcülerine kadar. Bütün bunların toplumlara bir faturası oluyor şüphesiz.

Aynı şey Avrupa’yla ilişkilerde de karşımıza çıktı. Avrupa’ya yönelik üslubun pek çok yerleşik nezaket kuralını da yerle bir ettiğini hatırlatalım. Burada ilişkinin ayrıntılı analizine girecek değilim Avrupa devletleriyle tek tek yaşanan o gerilimde. Hangi faktörler, ne kadar rol oynadı bunun ayrıntılarına girmeyeceğim ama bizim yanlış bulduğumuz, Hükûmetin o ilişkilerdeki gerilimi bir tür iç politika malzemesi hâline getirip krizi derinleştiren bir yol izlemiş olmasıdır. Yine hatırlayalım, en üst perdeden meydan okumalar, en üst perdeden kavga üslubu bu çerçevede her gün karşımıza çıktı fakat ardından yine “çark etme” diye niteleyebileceğimiz girişimlere de tanık olduk. Bir yandan “Avrupa Birliğini istemiyoruz.” diyor iktidarın temsilcileri, öbür yandan “Avrupa Birliği kendisi vazgeçerse geçsin, biz vazgeçmeyiz. Avrupa Birliği üyeliği bizim bir hedefimiz olarak devam ediyor.” dediler.

Avrupa Konseyinde de sıkıntılı bir durum yaşanıyor. Avrupa Konseyi organlarına yönelik çoğu zaman yine aşağılayıcı ifadeler kullanıldı. Mesela, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin yayınladığı raporlar değersiz ilan edildi, Parlamentonun aldığı kararlar yine ağır laflarla reddedildi ya da ağır laflar kullanılarak bunların reddedildiği söylendi.

Bütün bunların ülkeyi getirdiği bir yer var değerli arkadaşlar, bunları da kısaca özetleyeceğim ama son, güney Kürdistan’da Irak Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından yapılması planlanan referanduma ilişkin açıklamaları da hatırlatayım. Artık o açıklamalar bir dış politika tercihinin savunulmasının çok ötesine geçmişti. Olabilir, Hükûmet, bir yerde referanduma karşı çıkabilir, böyle bir olayda tercihini başka türlü kullanabilir ama o dönemde benimsenen dil sadece bir dış politika tercihinin dışa vurumundan ibaret değildi, bir bölgeyi, o bölgede yaşayan halkı aşağılayan, tehdit eden bir üsluptu. Her gün Kürtleri, o bölgede yaşayan bütün Kürtleri neredeyse hedef alan, aşağılayıcı bir üslup, tehdit edici bir yaklaşım sergilendi. Bunun sonuçları şüphesiz olacak, oluyor da. Aynı şey Suriye politikasında da devam ediyor. Zaten bir süredir Suriye’deki bütün hedefler çökünce bir tek hedef benimsendi, bir tek hedef kaldı. İlan edilen, takip edilen tek hedef, “Kürt koridorunu engellemek” adı altında Kürtlerin Rojava’da, kuzey Suriye’de oluşturmaya çalıştıkları yapıyı, demokratik federasyon projesini engellemek. Burada da yine gerçi PYD’ye, YPG’ye laf söyleniyor gibi görünüyor ama açıklamaları okursanız pek çok yerde açıkça Kürtlerin hedef alındığını görürsünüz. Şimdi, bölgede Kürtleri hedef alan, Kürtleri düşmanlaştıran bir anlayışın ülkeye herhangi bir faydasının olması mümkün değil; tam tersine bu, ülkede barışı da, demokrasiyi de, insan haklarını da kurmayı çok zorlaştırır, hatta imkânsızlaştırır. Yani Kürtlerle çatışma üzerine bir dış politika ya da bir bölge politikası kurarsanız ülkenizi çatışma içinde tutarsınız, sürekli bir çatışma, sürekli bir gerilim içinde tutarsınız. Bunun demokrasiye de -dediğim gibi- insan haklarına da ağır yansımaları olur, çok ağır bedelleri olur. Dış politikadaki bütün bu zikzakların şüphesiz ülkenin itibarına -tırnak içinde- bir zararı olmuştur ama somut olarak insanlarına da zararı oluyor. ABD’yle neden bu kadar fazla kavga edildiğini de yine iktidarın temsilcilerinden itiraf şeklindeki açıklamalara bakarak öğrenebiliyoruz. Burada “ulusal çıkar” adı altında takip edilen şeyin kendilerini korumak ve kurtarmak, iktidarın temsilcilerini korumak ve kurtarmak, iktidarın bu şekilde gerilim politikasıyla devamını sağlamak olduğu görülüyor.

Bütün bunları tekrar bir toparlayarak şöyle bir özet yapmak mümkün: Bu iktidarın artık dış politikası “ulusal çıkar” adı altında özetlenebilecek bir manzumeye dayanmıyor. Esasen ulusal çıkar dediğiniz şeyin de demokratik yollarla belirlenmesi gerekiyor; tepeden, tek kişinin kararıyla belirlenebilecek bir şey değildir. Eğer demokratik usullerle belirlemiyorsanız ulusal çıkarı, bunu kendi iktidarınızı korumak için hamasetten fazla bir anlama kavuşturamazsınız yani ulusal çıkar dediğiniz zaman, esasen bu durumda hamaset yapmış olursunuz ve içeriye oynamış olursunuz, kendi iktidarınızı korumaya, kollamaya, kendinizi kurtarmaya oynamış olursunuz.

Şimdi, Türkiye'nin insan hakları karnesine baktığımızda uluslararası kuruluşların yayınladıkları raporlar bunu apaçık gösteriyor. Demokrasi endeksinde en altlarda görünüyor Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde en altlarda, basın özgürlüğünde en altlarda görünüyor. Bu konuda dışarıdan, uluslararası kuruluşlardan veya devletlerden eleştiri geldiğinde de derhâl bir komplodan söz edilir oluyor yani bütün eleştiriler bu iktidara bir komplo olarak görülüyor, böylece bu eleştirilerin değersizleştirileceği varsayılıyor.

Şimdi, ülkemizde insan hakları ihlallerinin ne kadar yoğun olduğunu anlamak için bizlerin bu raporlara bakmaya da ihtiyacı yok. Sadece bugün görülen davaları dikkate alın, insan hakları savunucularının bir komplo içinde oldukları iddiasıyla, ajan oldukları iddiasıyla yargılandıkları davaya bakın. “Yargı bağımsız” diyor iktidarın temsilcileri ama bu komplo iddiaları haftalarca iktidar medyası tarafından işlendi. Ayrıca, başta AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olmak üzere, partinin sözcüleri, Hükûmetin temsilcileri de, Hükûmet üyeleri de bu insanları “ajan” olarak suçladılar.

Şimdi, olağanüstü hâl şartlarındayız ve iktidar istediği zaman, istediği hâkimi gerekçe göstermeye gerek kalmadan, herhangi bir usul işletme ihtiyacı duymadan ihraç edebilir, yerini değiştirebilir. Bu şartlarda hangi hâkim çıkıp da iktidarın söylediklerinin aksine bir karar verebilir? Sadece o değil, ben bizim davaları illa örnek olarak burada tekrar hatırlatmak ihtiyacı bile duymuyorum. Artık bunun ne kadar gayrimeşru olduğu ortada, arkadaşlarımızın içeride tutulma nedenleri de artık herkesçe biliniyor. Her gün bunları sizlere tekrar anlatmayı da bazen hakikaten gereksiz görüyorum. Ama zaten tutuklanan birinin yargılaması devam ederken, hatta iddianamesi bile hazırlanmamışken -mesela Eş Başkanımız Demirtaş için öyle olmuştur- Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı ve Hükûmet üyeleri çıkıp ağır ithamlarda bulunurlarsa peki, bu yargıdan nasıl adil karar bekleyeceksiniz? Gazeteciler için aynı şey geçerli. Bütün bunlar… Mesela, Osman Kavala’nın gözaltına alınması. Diyebilirsiniz ki “Bir insanın gözaltına alınmasında ne var? Zaten yargı karar verecek.” Öyle değil. Çünkü bu gözaltından önce, en az bir hafta on gün süreyle iktidar medyası sürekli hedef gösteren bir yayın yaptı ve o hedef göstermelerin ardından gözaltı geldi. Bugün Yeni Şafak’ta, açın okuyun, sanki mahkeme kararı yazar gibi bir geniş yazı yayımlanmış, hiç “Bunlar iddiadır.” demiyor, Osman Kavala’yla ilgili olmadık şeyler ardı ardına sıralanıyor ve sanıyorsunuz ki son otuz yılda yapılanların yani iktidarın kötü bulduğu şeylerin tamamının organizatörü bu insanmış. Peki, şimdi, mahkemeye çıkacak, hâkim önüne çıkacak -ne kadar süreceğini bilmiyoruz gözaltının- hangi hâkim bu şartlarda tahliye kararı verebilir? Hangi savcı takipsizlik kararı verebilir? Daha dün AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı kendisini itham eden ağır sözler kullandı, “Türkiye'nin Soros’u.” dedi; oysa Soros’la kendilerinin de 2003’te çekilmiş çok samimi fotoğrafları vardı. Ayrıca, biliniyor ki Soros’tan da yardım istediler. Şimdi, bir dönem sizlerin, iktidarın, AKP’nin yaptıkları, o zaman aynısını yapanlar için bugün suç oluyor. Ben kendimi de söyleyeyim, daha önce de söyledim: 2011-2014 yılları arasında DTK’nin konferanslarına davet edildiğim için silahlı örgüt üyesi olmak gerekçesiyle yargılanmak isteniyorum, fezleke var hakkımda. O toplantılara, Hükûmet üyeleri de gelmişti benim katıldığım bazı toplantılara, üstelik o zaman Akil İnsanlar Heyeti üyesiydim. Şimdi aynen böyle yapılıyor. Bir dönem, burada şimdi bulunan ve daha önce bulunmuş AKP milletvekilleri, bakanlar o şeyleri yaparlardı, o faaliyetlerin içinde olurlardı, onlar için herhangi bir sorun yok ama aynı zamanda aynı faaliyetleri yürütenler bugün vatan haini, bugün terörist ilan ediliyor.

Bakın, hukuku bu kadar altüst ederseniz kimsenin güvencesi kalmaz, en başta AKP milletvekillerinin de güvencesi kalmaz, bakanların da kalmaz. Ben biliyorum, büyük tedirginlik var sizlerde de, sıranın kime geleceğini kimse bilmiyor çünkü. Bu kararlar yukarıda alınıyor, iktidarın derin odaklarında, muhtemelen sarayda Ergenekon ve MHP katkısıyla yürütülen istişareler ve alınan kararlarla yapılıyor bu operasyonlar. AKP’nin bunca yılın iddialarını getirip teslim edeceği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT SANCAR (Devamla) – İki dakika daha rica edebilir miyim.

BAŞKAN – Bir dakika…

Lütfen tamamlayın Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – AKP’nin bu kadar zaman yüksek sesle dile getirdiği iddiaları gelip teslim edeceği yer burası mıydı? Bunu sorgulayan kimse yok mu aranızda?

“Yeni bir hikâye yazılma ihtiyacı var.” diye değerlendirmeler yapıyor iktidara yakın kalemler, “Hikâye bitti.” diyorlar. Evet, hikâye bitti. Yeni hikâye yazamıyor iktidar, en eski hikâyeyi, bu devletin geleneklerinde bulunan baskıcılığı, inkârcılığı, tasfiyeciliği yeniden parlatarak pazarlamak yeni hikâye yazmak olmaz, toplum da bunun farkında. Eminim, şu an bu güvensizlik duygusu bu grupta ve bu gruptaki milletvekillerine oy veren tabanda ciddi bir sorgulama konusu olmuştur. Evet “Dönüp dolaşıp hikâyeyi bağlayacağınız yer bu karanlık tablo olamaz, bu karanlık odaklar olamaz.” diyenlerin sesinin daha yüksek çıkacağını umuyorum.

Teşekkürlerimi sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sancar.

Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Sancar yaptığı konuşmada hem dış politikaya ilişkin “mezhepçi politikalar, Kürt düşmanı politikalar” ifadelerini kullanmıştır hem de son dönemde siyasette yaşanan olaylara ilişkin, tırnak içerisinde, “operasyon” kelimesiyle “Gizli saklı, mahrem yerlerde birtakım işler yapılıyor, bu da genelde bir güvensizlik doğuruyor.” intibaını yaratmak istemiştir. Bu çerçevede…

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın 480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; siyasi partiler açık, aleni yapılardır, aldıkları kararları kendi karar mercilerinin içinde, o süreç çerçevesinde müzakere ederek alırlar, AK PARTİ’nin almış olduğu kararlar da bunlardır. Sayın Sancar’ın ifade ettiği gibi, gizli yerlerde, mahrem odalarda operasyon amacına matuf, insanlar da korku içerisinde “Sıra kime gelecek?”… Böyle bir durum söz konusu değil ama böyle bir intiba yaratmak istiyorsanız -ki böyle olmadığını ümit etmek isterim- bunun yanlış olduğunu ifade ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Doğu’ya yaklaşımı şudur: Orta Doğu’da bir emperyal hayalet dolaşıyor. Bu emperyal hayalet mezhepçi ve etnik kimlikçi siyasetleri birbirine karşı kullanarak burada bir hegemonya kurmak istiyor, bir patronaj oluşturmak istiyor. Türkiye’nin dış politikası merkezî yapıları desteklerken esasen gerek Şia olsun gerek Sünni olsun gerek Kürt, Arap, Türkmen, Farisi, kim olursa olsun bunların mevcut merkezî yapılar içerisinde birbirinin hakkına hukukuna dikkat ederek ancak beraber esenlik ve barış içinde yaşayabilecekleri ve emperyal siyasetlere karşı da sağlam dayanışma birlikleri oluşturabilecekleri temel politikasına yaslanıyor. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin politikası Sayın Sancar’ın dediği gibi kesinlikle mezhepçi yani emperyal siyasetin kullanmak istediği angajmanlara, fırsatlara yaslanan bir politika değildir, bunun böyle olmadığına ilişkin sayısız kanıt vardır, Sayın Sancar da bilir bunları. “Kürt düşmanı…” Niye Kürt düşmanı olsun, Türkiye’de yaşayan birçok Kürt vatandaşımız var. Türkiye Cumhuriyeti terör örgütlerine karşı hasımdır; unutmayın, Kuzey Irak’taki o yapılanma 500 bin Kürt’ün canına okudu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Kürt düşmanı kim, halkımız biliyor.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Bostancı, hatibimiz Sayın Sancar’ın konuşmasıyla ilgili gerçek dışı bir intiba yaratma ithamında bulundu, İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öyle olmamasını ümit etmek isterim dedim.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Onu anlatayım.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, sizin ayrıca bir söz talebiniz mi var?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Var.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun Sayın Sancar.

6.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Mahrem falan demedim, aslında her şey ortada. Şöyle: İktidarın mekanizmaları nasıl işliyor görebilmek için buyurun, son belediye başkanları -tırnak içinde- “operasyonuna” bakalım. Evet, operasyon var burada çünkü belediye başkanlarının istifa ettirilmek istendiği önce gizli bilgi olarak yayıldı yani kulislere sızdırıldı, sonra da bu, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı tarafından açıkça dile getirildi. Biz sebebi bilmiyoruz, kamuoyu olarak da bilmiyoruz. Diyelim ki ben AKP’ye oy vermiş bir Ankara hemşehrisi olsaydım sorardım: “Bu Başkan niye gidiyor?” Efendim, halk bundan rahatsız diyorsanız seçim var, oraya gidilir. İstanbul Belediye Başkanı için de aynı şey geçerli.

Bakın, bugün tam bir yıl önce Diyarbakır Büyükşehir Belediye eş başkanlarımız tutuklandı. Sayın Kışanak burada darbe komisyonuna açıklamalarda bulunduktan sonra Diyarbakır’a gitti ve alındı, ondan önce de sevgili Fırat Anlı da gözaltına alınmıştı. İddianamelere bakıyoruz herhangi bir inandırıcı delil yok. Bu bir operasyondur, bu bir siyasi operasyondur. Bugüne kadar soyut, işte, teröre yardım iddiaları dışında bizlerle ilgili, belediye başkanlarımızla ilgili inandırıcı bir kanıt yok. Biz daha o zaman söylemiştik: “Bu, siyasi darbe operasyonudur, bizim belediyelerle sınırlı kalmaz, başka yere de gider.” Nitekim oraya geldi. Benim sizden istirhamım, hemen cevap vermek yerine bunları bir düşünün, bir yüzleşme denemesi yapın.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

Sayın Yıldırım…

7.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, Sayın Bostancı konuşmasında çok isabetli bir şey söyledi: “Siyasi partiler şeffaf yapılardır.” Bu herhâlde sadece kendi partisi için geçerli olan bir husus değil. Ama, siyasi partilerle ilgili yürütülen özellikle bazı yargısal süreçlere değindi. Daha yargı kararı olmaksızın, özellikle eş genel başkanımız başta olmak üzere, milletvekillerimiz ve siyasetçilerimizle ilgili bir tomar mesnetsiz iddiada bulunan bir Hükûmet partisinin mensubu olduğunu unutuyor herhâlde.

Bir diğer husus, Orta Doğu’daki gelişmelerle ilgili emperyal güçlerle iş birliğinden söz etti; hayretle dinledim, kendi Genel Başkanından, partisinin çıkarmış olduğu Hükûmetin başından, Başbakanından, bakanlarından, haberdar. “Kürt düşmanı” kavramımızdan rahatsız oluyormuş. Rakka’da, Deyrez Zor’da siz niye …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Koalisyon güçleriyle birlikte Rakka’ya operasyon yapan Suriye demokratik güçlerine ne diyor Genel Başkanları? “Onlarla yapmayın bizimle yapın.” Koalisyon güçlerini oluşturan devletler emperyal devletler değil midir? Bu ne canhıraşlık? Onunla bulmadı, bir tek emperyal güçler batıda değil, ülkenin kuzeyindeki, Rusya’yla bugün Suriye’de yürütülen ortak operasyonlar başka bir emperyalistle iş birliğinin ürünü değil de nedir? Yani, başkası kendini savunmak üzere koalisyon güçleriyle ortak operasyon yapınca problem oluyor, emperyalistlerle iş birliği oluyor… 1952’den beri bu ülkenin üyesi olduğu NATO’nun ve onu forse eden ülkelerle olan iş birliğini göz ardı eden bir yaklaşımı anlamak mümkün değil.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/740) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 480) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, gruplar adına ikinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası sözleşmeler bağlamında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, bugün 25 Ekim, şerefle temsil ettiğim Erzurum’un yakın tarihine kara bir sayfa olarak düştüğü gün. 25 Ekim 1993 tarihi, Erzurum’un Çat ilçesi, Yavi beldesinde maalesef, bir grup PKK’lı, terör örgütü tarafından sabah namazını müteakiben köye baskın düzenlenip çok ince planlanan bir proje gereği önce elektrikleri, sonra telefon kabloları koparılarak, kesilerek köydeki 40’ın üzerinde sivil vatandaşı bir kahveye doldurup seri bir katliama tabi tuttukları günün adıdır. O gün o kahvede 35 kardeşimiz şehit oldu ve bugün Yavi beldemizde o şehitlik duruyor ama ben gerçekten bugün onları ruhaniyetleri önünde selamla, saygıyla, hürmetle yâd etmek istiyorum. Aradan bir hafta geçmeden, 30 Ekimde bu sefer planın ikinci bir ayağı, Pasinler ilçemizin Çiçekli beldesinde aynı katliam girişimi oluyor. Orada da 6 şehidimiz, 13 yaralımız var yani bir hafta içinde 40’ın üzerinde teröre şehit verildiği tarihleri yaşıyoruz. Onun için heyecanımı bağışlayın. Unutmadık, unutturmayacağız inşallah.

Saygıdeğer milletvekilleri, evet, bugün uluslararası bir sözleşme bağlamında konuşuyoruz. Uluslararası rekabet çok önemlidir. Baktığımız zaman, bütün dünyada uluslararası rekabetin sistematik hâle dönüşmesinin ta tarihsel geçmişine baktığımızda ilk uluslaşma süreçlerinin başladığı aydınlanma çağı yani Rönesans’ın ilk dönemlerine kadar uzanır yani artık İngilizleşme, Fransızlaşma, Almanlaşma, Portekizleşme, İspanyollaşma dönemine kadar gideriz. Burada bir rekabet başlar, bununla beraber ilişkiler de başlar. Bu ilişkiler ağı, bu rekabet ortamı, özellikle 19’uncu yüzyıla gelindiğinde, yavaş yavaş bilimin ve teknolojinin de artmasıyla, Sanayi Devrimi’yle birlikte bu sefer üç önemli ayak üzerinden daha da şiddetlenir, bu uluslararası rekabet. Bu neydi? Bu ham madde, insan gücü ve pazar. Üç boyutlu bir kazanım ekseninde uluslararası rekabet biraz daha şiddetlenir. Şimdi, o günden başlayarak Batı’da bir de Şarkiyat araştırma merkezleri kurulur. Çünkü o yıllar gerçekten Doğu’nun keşif yıllarıdır. Nasıl ki aydınlanma döneminde Latin Amerika keşfedilip oraya bir şekilde sömürü amacıyla gidildiyse Orta Doğu’da, özellikle Musul, Kerkük başta olmak üzere, bütün Orta Doğu coğrafyasında yeraltı zenginliklerinin ve doğal güzelliklerin keşfiyle birlikte orası mercek altına alındı, odak noktası hâline getirildi ve bunlarla ilgili saha çalışmaları düzenlendi. Amaç neydi? Her zaman ifade edilen amaç masumdu, birkaç iyi kavrama sokuşturulmuş, gizlenmiş şekilde ifade ediliyordu. Bunlar da özgürleştirme, bağımsızlaştırma, kalkındırma, eğitme, donatma, ekonomisini geliştirme bağlamlıydı. Bugün de aynı, söylemler çok değişmiyor. Ama bunu bir de tabii yazılı bir metin hâline getirmek lazım buna destek olacak, dayanak olacak birtakım kaynaklar oluşturmak lazım, ki ikna olunsun. İşte size bir kitap isminden bahsedeceğim. Kolombiya Üniversitesinde karşılaştırmalı kültürel çalışmalarıyla ünlü Filistin asıllı sosyal bilimci Edward Said’in “Oryantalizm” diye bir kitabı var. Bu kitap Batı’nın Doğu üzerindeki “öteki” adlandırması altında kendini “ben” yaparak, her türlü olumlu sıfatları, nitelikleri kendinde bulundurarak karşısına bir öteki koyduğunu, genelde bütün Doğu milletleri, özelde de Orta Doğu’yu ötekileştirme sürecini çok iyi anlatan bir kitaptır, 1978 yazımıdır. Orada “oryantalizm” adı altında… Nedir oryantalizm? İşte bugün o yüksek idealleri, sömürgecilik ideallerini gerçekleştirmeye çalışan Batı ne yapmıştı? Kendini Doğu’yu tanımlama, betimleme, roller biçme noktasında yetkin görmüştü. İşte bunun adı oryantalize etmekti, oryantalizmdi. Bunu çok güzel bir şekilde ifade etmiş yazar. Nasıl yapmış bunu? Bunu ikili bir karşıtlık içerisinde gerçekleştirmiş. Yani “ben” ve “öteki” demiş; bütün olumlu nitelikleri “ben”e yüklemiş. Yani kim? Eğitimli, özgürlükçü, barışçı, gelişmiş, okur yazar, çalışkan, beyaz ve judeo Hristiyan. Öteki kim? Öteki de efendim, siyah, gelişmemiş, kaba saba, Müslüman ve Doğu.

Bakın, Batı böyle bir ikilemle ortaya koyduğu söylemini ne için yaptı? İşgal süresince belirli bir sistematik dayanak üretmek adına yaptı. Bu amaçla bu coğrafyaya o kadar çok bilim adamı geldi ki, arkeolog kılığında, sosyal bilimci, fizikçi, kimyacı. Bir tanesi Irak’a geldi, Gertrude Bell diye bir hanımefendi. Lawrence’ı hepiniz biliyorsunuz, Oxford kökenlidir; hani o deşifre olduğu için. O kadar çok var ki Anadolu’da, kazı yapmaya gelenler, dil bilimsel çalışmalar yapmaya gelenler ama asıl amaçları neydi biliyor musunuz? O söylenmeyen amaca hizmet etmekti ve çok güzel bir etüt çalışması yaptılar, bir gen haritası çıkardılar. Ta o günden etnik köken araştırmaları, mezhep temelli araştırmalar gerçekleştirip onu bir sistematiğe tabi tuttular ve uzun vadeli bir sömürgeleştirme projesinin dayanağı hâline getirdiler.

Şimdi, biraz böyle okumakta yarar var. O günden beri, bugüne kadar baktığımızda Orta Doğu her zaman büyük çalkantıların, büyük mücadelelerin olduğu, en çok kanın döküldüğü bir coğrafya hâline geldi. Evet, kadim bir coğrafya. Zaten dikkat çekilmesinin nedeni o. Evet, verimli bir coğrafya. Evet, dikkat çekilmesinin nedeni odur zaten.

Şimdi, uluslararası ilişkileri okurken gerçekten birazcık sebep sonuç ilişkisi kuracağız. Peki, ne yapmak lazım? Gandhi buna karşı mücadele verdi; başardı mı, emperyalizmi yendi mi? Yendi, hem de bir sivil itaatsizlikle, tek kurşun atmadan yendi. Türk milleti de bu coğrafyada zaman zaman bu tür tehlikelere karşı kendi doğal refleksini göstererek bu tür girişimlere “Dur!” diyebildi. Buna sadece yakın tarihten iki örnek vereceğim: Bir tanesi, Millî Mücadele yıllarımız, Mustafa Kemal önderliğinde ortaya koyduğumuz “Ya istiklal ya ölüm!” düşüncesinin bütün vatan sathına yayılmasıydı; bir de 1970’lerin başında yine hesap kargaşasına düşüp “Acaba Türk milletini bir gaflet ve dalalet anında yakalayabilir miyiz?” dediler, ikincisini de Kıbrıs’ta yaptık, oyunu bozduk. Oyun bitmedi. “Büyük oyun” diyor İngilizler ona, yüz yıllık bir oyun; bitmedi çünkü Lozan görüşmelerinde Lord Curzon, aynen “Bitmedi, devamı var. Son söz söylenmedi.” dedi.

Şimdi, maalesef bugün Orta Doğu’da yaşadığımız, özellikle bizi ilgilendiren meselelere bakarken birazcık böyle bakmakta yarar var. Elbette ki siyaset bilimi klasik kitaplarına bakın, hepimiz bakıyoruz. Allah aşkına, “reel politik” nedir, “reel politik” nedir? Sebep sonuç ilişkisi kurmaktır, şartları dikkate alarak hamle yapmaktır. “Reel politik” bütün bilimsel kitaplarda -isterseniz Kapani’nin kitabına bakın, isterseniz Heywood’un kitabına bakın- siyaset bilimine giriş kitaplarında, uluslararası ilişkilerde temel şey şudur: Ülkenin öncelediği en önemli iki şey güvenlik ve refahtır ve bu, iç politikayla eş güdümlü olmak zorundadır. Yani, içeride de refahı önceliyorsanız dışarıda da önceleyeceksiniz, ilişkilerde; içeride de güvenliği önceliyorsanız dışarıda da güvenliği ön plana çıkarmanız lazım. Bunun dışında, seçmeli de olsa üçüncü bir şeyimiz daha var: Ülkenin sosyokültürel tanıtımı da yapılmalıdır uluslararası ilişkilerde ama bu ikisi çok önemli. Şimdi, ne yapacağız? Bunun adı “reel politik”tir, bu hayalî değildir. Ben güvende olmak zorundayım, ben önce kendi refahımı düşünmek zorundayım; bu, insanın doğasına da aykırı bir şey değildir: Önce can, sonra canan.

Şimdi, böyle bir düşünce içerisinde ne oldu son zamanlarda? Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak gerçekten kararlıyız. Bizim kendi dinamiklerimiz var. Şimdi, nedir o dinamiklerimiz? Kudretimizin kaynağı olan tarihten -biraz önce 2 isim örnek verdim- aldığımız güce biraz bakalım. Zor bir coğrafyadayız ama Allah’a şükür bugüne kadar birçok zorluğu aşmış bir gelenekten geliyoruz. Şimdi, nedir o zaman? O zaman fabrika ayarlarına dönüp sağda solda dayatma, aşağılık kompleksine kapılarak birilerinin büyüklüğünü ebedî bir büyüklük kabul ederek değil, kendi direncimizi, millet olma azim ve kararlılığımızı, devletimizin dinamiklerini dikkate alarak yani öz kaynaklara dönerek bir şeyleri ortaya koymalıyız.

Ee, ne oldu? Somut bir örnek vereyim. Ee, 1920’de işte böyle oldu. Bakın, direkt alıntı olarak okuyacağım size, sabrınızı zorlamak istemiyorum. Mustafa Kemal 1920’de bir şey söylüyor: “Milletimizin güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için, devletin tamamen millî bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman amaçladığım mana ve anlam şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak millet ve memleketin gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak, genel olarak erişilmeyecek hayalî emeller peşinde milleti uğraştırmamak ve zarara sokmamak, uygar dünyadan –burasının altını çizerek söylüyorum- uygar ve insanca davranış ve karşılıklı dostluk beklemektir.” Şimdi, uygar dünyadan karşılıklı dostluk ve anlayış beklemektedir.

Şimdi, biz –tırnak içinde- uygar dünya… Kime göre uygar, neye göre uygar? Uygar dünyanın temsilcileri 9 bin kilometre uzaktan gelip benim kardeşlik hukukum olan, komşuluk hukukum olan ve sınırdaşlığım olan bir coğrafyada hâkimiyet provaları yaparken bunu hangi uygarlık, hangi karşılıklı dostluk ve anlayışla açıklayabiliriz? Yani bakıyorum o zihinleri psikolojikman oryantalize olmuş aydınlarımıza, bu noktada hiçbir şey söylemiyorlar; o konu uzmanları, stratejistler… Niye söylemiyorsunuz? Bu nedir? Orada yıllardır o elma şekerine dönüştürülmüş zehri akıtanlar hangi özgürlük adına… 1991’de de özgürlük diye geldiler, 2003’te “Özgürlük getirdik.” dediler. Onlarca diktatör, bizim de diktatör olduklarına inandığımız Saddamlar, Kaddafiler gidince ne oldu, özgürlük geldi mi? Hayır.

Şimdi ben o zaman, “yurtta sulh, cihanda sulh” evet, genel ilkemiz budur ama güvenliğimi ve refahımı öncelemek zorundayım. Şimdi, bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerek Suriye’de gerek Irak’ta meydana gelen olaylara kayıtsız kalması düşünülemez. Bugün, gerçekten biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak sürekli gündemde tuttuk ve desteklediğimizi söyledik. Biz ne dedik? Fırat Kalkanı operasyonu yapılmalıdır, Fırat Kalkanı operasyonu -kimse hafife almasın- başarılı bir operasyondur; Kıbrıs Harekâtı kadar başarılı bir operasyondur; akabinde İdlib’e gidişimiz de başarılı bir karardır, zorunlu bir karardır. Eğer biz sınırımızın hemen önüne, bahçemizin ön tarafına bir gecekondu yapılanmasına müsaade edeceksek, evet, onu hep birlikte, psikolojik yenilgi ruhaniyeti içerisinde kabul edelim ama etmeyeceksek gereğini yapacağız, aynen Mustafa Kemal’in veciz söylem hâline getirdiği ilkelerde belirttiği gibi.

Peki, şimdi, “Kerkük’te ne işimiz var?” Bunu söylemek gerçekten tarihe, insanlığa saygısızlıktır. Ne demek “Kerkük’te ne işimiz var?” Şimdi, ne işimiz var biliyor musunuz? İnsanlık adına gidiş var; 1991’de sınırlarımızı açıp da Saddam zulmüne düçar kalan kardeşlerimize kucak açmak ne için idiyse bugün de Kerkük’te zulmet altında olanlara her türlü yardımı, her türlü desteği sağlamak o kadar elzemdir. Ben söylemiyorum… Şimdi, buradan, yapay bir Kürt düşmanlığı pompalanıyor. Yapmayın, zorlamayın, buradan bir şey çıkmaz, malzeme çıkmaz. Bu millet, kardeşliğini ispatlayacak o kadar çok şey yaşadı ki bugüne kadar, zorlamayın. 1990’lı yıllarda kucağını açtı, Balkanlardan gelen göçmenlere kucağını açtı. Tarihe bir bakın, Kırım’dan gelenlere kucağını açtı. Biz, bugün Avrupa’nın sınırlarını kapatıp muhabirlerinin evladı kucağında çiti geçmeye çalışan insanlara tekme attığı bir kültürden gelmiyoruz. Biz geçmişten bugüne kadar nerede bir mazlum varsa nerede bir garip gureba varsa kucağını açmış bir milletin, büyük bir kültürün evlatlarıyız. Bunu Kırım için de yaptık, Balkanlardan gelenler için de yaptık ve güneydeki kardeşlerimiz için de yaptık. O gün sıkıntılıydılar, can havliyle o sınırlar kapatılmadı.

Şimdi, ben demiyorum… Buradan, bugün, benim gerçekten sınır güvenliğime, saygı duyduğum komşumun toprak bütünlüğüne ve orada yaptıkları etnik temizliğe rağmen “Benim Kerkük’te ne işim var?” demeye hiç kimsenin hakkı yok, kimsenin hakkı yok. Ben söylemiyorum -dün basına düştü, hepiniz takip ettiniz- Celal Talabani’nin yeğeni söylüyor, Rüzgar İhsan Talabani diye o bölgenin bir insanı diyor ki: “Bakın, Baas Partisi döneminde Saddam orayı Araplaştırmaya çalıştı, büyük bir zulüm uyguladı, maalesef Barzani de aynen onun yaptığını yaptı. Barzani de bölgesel yönetimi aldıktan sonra aynı şeyi yaptı, bölgeyi peşmergeleştirmeye çalıştı.” Şimdi “Benim ne işim var?” Peki, ne yapacağım ben? Hadi benim kandaşım, soydaşım, kardeşim; bırakalım; insanlık adına, her iki zulmün de altında kalmış Türkmenlere, Ezidilere, Keldanilere el uzatmayalım mı? Ne yapalım? Onları çaresiz mi bırakalım? Şimdi, bakın, Sayın İhsan Talabani net bir şekilde söyledi: Kimse Kürtlerin temsilcisi gibi görmesin kendini. Batı’nın uşaklığını yaparak, İsrail’e kalkan bir devlet, yapay bir devlet oluşturarak -aynen biraz önce söylediğim gibi- birilerine taşeronluk yaparak o bölgede hiç kimse hâkimiyet kurmaya çalışmasın. Türkmen varlığı orada olduğu sürece biz varız, zulüm olduğu sürece biz varız, işkence olduğu sürece, etnik temizlik söz konusu olduğu sürece Türk milleti orada vardır, Türkiye Cumhuriyeti devleti de var olacaktır. Önce, orada yuvalarından edilen, evleri barkları yakılan, nüfus kayıtları yok edilen insanların trajedilerine son vereceğiz. Yok öyle, “Bugün güç bende, aldım; dolayısıyla her şey benim.” mantığıyla hareket edemeyiz. İşte, bizim bölge siyasetini okumamızın temelinde bu var yani millî bir duruş var. Açık konuşayım, insanlık adına da bu, olmazsa olmazımız. Niye? Çünkü gerçekten biz bunu yapmazsak kendimizi de inkâr etmiş oluruz, Edward Said’ın yazdığı gibi, zihinlerimiz de oryantalize olursa artık biz de müstemlekeliği kabul etmiş oluruz. O zaman ne yurtta barış olur ne cihanda barış olur. Onun için, bizim gerçekten...

Efendim, Rakka operasyonu... Yani, şimdi, başka güçlerin elbisesini giyerek orada varlık ifade edenlere çıt yok, ses yok. Bakıyorsun tipine, adam tipik Amerikalı ama peşmerge kıyafeti var, hiç eleştiri yok. Ben oraya barış, güvenlik amacıyla gitmişim, etnik temizliği önleme adına oradayım ama televizyonlarda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – Rica etsem...

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Ama niyeyse söz konusu bizim millî çıkarlarımız olduğunda herkes demokrat kesiliyor, herkes insan hakları savunucusu kesiliyor. Ama orada, bakın, Rakka’da neler oldu, ne oldu, hangi teröristler nereye kaçtılar? İllegal olarak, bakın, yapıları ürettiler, onları illegal taşeron kullandılar, bir de legal, Barzani gibi yapılara güya -sözüm ona- bağımsızlık sözü verip, bir parmak bal çalıp, o yapıları taşeron kullandılar. Şimdi, 2 taşeron yapı birbirine düşmüş. E, danışıklı dövüş. Biri ön kapıdan giriyor, diğeri arka kapıdan çıkıyor, diğeri tekrar dönüp geliyor, diğerine yerini bırakıyor. Bunun adı da ne oluyor: Bölgenin temizlenmesi.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, iki bin iki yüz yıllık ordu ve devlet olma geleneğine sahip bir millet, bu kadar basit, ucuz kandırmalara gelmez. Onun için, bizim gerçekten, bölgeyi düşündüğümüzde, çok reel politik icra etme adına, önce güvenliğimizi ve refahımızı dikkate alıp bu bağlamda hareket etmemiz gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum ve bu ifadelerimle sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök. (CHP sıralarından alkışlar.)

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlarım.

Evet, bir uluslararası anlaşma görüşüyoruz. Anlaşmaların yükümlülükleri var. Her anlaşmanın yükümlülüğü var ama bir de ona uymak gibi hepimize düşen bir görev var.

Anayasalar da bir toplum sözleşmesi. Anayasalar hepimizi bağlayan, toplumun bütün fertlerini ortak paydada birleştiren bir toplumsal mutabakat metni. Aslolan, ülke içinde geçerli olan anayasalara uymak. Elbette, diğer devletlerle yaptığımız anlaşmalara uyacağız ama kendi içimizde yaptığımız anlaşmalara, toplumsal mutabakata uymazsak ne olacak? Bu sorunun cevabı çok önemli. Türkiye böyle bir problemli süreçten geçiyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, Anayasa’mız “Hiçbir kimseye, sınıfa, aileye, zümreye imtiyaz tanınamaz.” der, “Kanun önünde herkes eşittir.” der. E, ama öyle mi? Türkiye böyle bir ülke mi?

Türkiye 15 Temmuzda yaşadığımız bir darbe girişimiyle, bir gerçekle yüzleştiğinde, baktık ki, Anayasa’ya aykırı bir şekilde, bir cemaat grubu, Hükûmetin, iktidarın verdiği desteklerle büyütülen, palazlandırılan bir örgüt Türkiye'nin başına çöktü, bu Meclisin üstüne bombalar yağdırdı. Ee, hani Anayasa’da deniyordu ki “Hiç kimseye imtiyaz tanınamaz.” Sonra “Yanıldık.” denildi, bir de kızgınlıkla sitem edildi onlara “Ya, biz size ne istediniz de vermedik?” denildi; garip gurebaya bir şey verilmedi, çiftçiye bir şey verilmedi, esnafa bir şey verilmedi, yoksul kesimlere bir şey verilmedi, cemaate bir şeyler verildi ve sitem edildi “Ne istediniz de vermedik?” diye; sanki kesesinden veriliyor, devletin olanakları, bütçesi, kamu kaynakları, devletin arsaları hem iktidar tarafından hem de belediye başkanlıkları tarafından peşkeş çekildi, bu, yetkili ağızlar tarafından da ifade edildi “Parsel parsel satıldı.” diye. Şimdi, onlara parsel parsel ver, fakire, garip gurebaya bir şey verme. Bu, Anayasa’ya uydu mu? Uymadı. Uymayınca ne oldu? Çeteler türedi. Çetelerle, böyle örgütlerle palazlandırılan bir sürece girildi ve başımıza bombalar yağdı. “Yanıldık.” denildi, bir kenara çekilinmeye başlandı.

Değerli arkadaşlarım, orada yanıldın, Oslo görüşmelerinde görüşmelere başladınız, “Görüşme yapan şerefsizdir.” dediniz, daha sonra “O görüşmeleri ben başlattım, sıkıntısı olan bana gelsin.” dediniz ama Türkiye yangın yerine dönmüş durumda her konuda; terör konusunda öyle, ekonomi konusunda öyle, tarım çökmüş durumda, esnaf kan ağlıyor, ticaret durma noktasında, dış itibarımız yerlerde sürünüyor ve biz kendi Anayasa’mıza uymayan bir tarzda yönetilmeye çalışıyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, 15 Temmuz gecesi çok sorgulanmaya muhtaç hâle gelmeye başladı. Bu konuyla hepimiz çok ciddi yüzleşmek durumundayız.

Şimdi, geçtiğimiz günlerde Sayın Abdulkadir Selvi eski Hava Kuvvetleri Komutanıyla bir söyleşi yayınladı. Bilmiyorum bu söyleşiyi izlediniz mi, dinlediniz mi?

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – İzledik.

LEVENT GÖK (Devamla) – Estağfurullah, konuşmaya devam edebilirsiniz, ben anlatabiliyorum gene de.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Dinliyoruz, dinliyoruz.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Kulağımız sende.

LEVENT GÖK (Devamla) – Şimdi, Abdulkadir Selvi önemli bilgiler veriyor değerli arkadaşlarım, acaba dikkatinizi çekti mi bu? Bunları dikkatinize sunmak istiyorum. Bence sorular giderek artıyor. Yani 15 Temmuzda burada hep beraber bir darbe girişimini hayatımız pahasına göğüslerken bizi acaba hangi süreç o noktaya götürdü, karanlık noktalar neler? Bunların ortaya çıkması gerekiyor değerli arkadaşlarım. 250 yurttaşımız bedavadan ölmedi, 2.500’e yakın yaralımız, gazimiz bedavadan yaralanmadı, biz o gün burada ölümü bedavadan göze almadık; “demokrasi adına” dedik, “hukukun üstünlüğü” dedik, “Anayasa” dedik, “millî egemenlik” dedik, onun için buradaydık, kucaklaştık o gün. Ama bakın, değerli arkadaşlarım, eski Hava Kuvvetleri Komutanı -kendisinin o geceyle ilgili kamera görüntüsü çıkınca- diyor ki Abdulkadir Selvi’ye verdiği demeçte: “İlginç olan, benim olduğum yerde kamera vardı ama nedense Akıncı Üssü Komutanının odasının olduğu ve Genelkurmay Başkanının olduğu yerde kamera görüntüleri yok.” Bakın, şimdi, değerli arkadaşlarım, Akıncı Üssü Komutanının olduğu yerde de Genelkurmay Başkanının olduğu yerde de kamera görüntüleri yok. Şu cümleyi söylüyor: “Darbecilerle müzakere orada yapıldı.” Nerede yapıldı? Akıncı Üssü Komutanının olduğu odada, Genelkurmay Başkanının olduğu odada. Bu, sizler için sorgulanmayacak bir şey mi değerli arkadaşlarım? Hemen geçiştirebilir miyiz bu konuyu? Ciddiye almayacak mıyız bu sözleri? Önemli bir söz. “Burada darbecilerle pazarlık yapıldı.” diyor, “Müzakere yapıldı.” diyor, “O görüntülerin ortaya çıkması lazım.” diyor. Evet, bu görüntüler niçin çıkarılmıyor değerli arkadaşlarım? Bunu söyleyen, o gece derdest edilen bir eski Kuvvet Komutanı. Hangi odada pazarlık yapılmış? Akıncı Üssü Komutanının olduğu ve Genelkurmay Başkanının olduğu odada. Bunu -sıradan- geçiştirebilir misiniz şimdi, bu sözü? Bununla yüzleşmeden biz 15 Temmuz gerçeğini, gecesini anlayabilir miyiz? Ve devam ediyor Abidin Ünal… Biliyorsunuz, Akın Öztürk meselesi Türkiye'nin gündeminde. Genelkurmay Başkanlığı bu darbe olduktan sonra bir bildiri yayınladı. O bildiriyi de büyük ölçüde Abidin Ünal’ın, eski Hava Kuvvetleri Komutanının yazdığı belli, yaptığı açıklamadan. Genelkurmay Başkanlığının resmî sitesinde yapılan açıklamada Akın Öztürk’ün o darbeyle ilgisi olmadığına dair bir cümle vardı değerli arkadaşlarım, hepiniz sanırım çok net hatırlıyorsunuz bunu. Şimdi, Abidin Ünal, o bildiriye atfen “Ben hiçbir zaman Akın Öztürk’ün darbeyle ilişkisi olmadığı iddiasında bulunmadım." diyor, bildiriyi yazan Abidin Ünal. “Her kimse, benden sonra eklenmiş o cümle.” Yani “Akın Öztürk’ün darbeyle ilişkili olmadığı cümlesi benim yazdığım bildiriden sonra eklenmiş." diyor. Değerli arkadaşlarım, vahim bir tablo. Yani bu tablonun üzerine gitmeyecek miyiz? Yani diyor ki: “Birisi benim yayınlanmak üzere gönderdiğim bildirinin üstüne bir cümle yazdı ve ‘Akın Öztürk’ün darbeyle ilgisi yoktur.’ diye bir ibare bildiride geçti Genelkurmay Başkanlığının resmî sitesinde.” Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunları sorgulamayacak mıyız? Ve devam ediyor diyor ki: “Mecliste 15 Temmuz Komisyonu beni çağırmadı. Çağırsaydı gelir her şeyi anlatırdım.” Şimdi, değerli arkadaşlarım, ciddi olalım. Türkiye önemli bir süreçten geçti. Bakın, bu darbe gecesi bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkmadığı müddetçe bu ve buna benzer sorularla, cevap verilemeyecek bir noktaya gelinebilir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kez daha haykırıyoruz, biz millî egemenliği savunan bir partiyiz, darbecilerin, Türkiye'nin başına musallat olan, başta Meclisimiz olmak üzere her yeri bombalayıp insanlarımızın şehit edilmesine neden olanların her birinin yakasına yapışmalı, onlara mutlaka yargı önünde en ciddi cezalar verilmeli ama bu soruların da cevapları mutlaka Türkiye kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bu paylaşılmadığı, üzeri örtüldüğü zaman, değerli arkadaşlarım, Türkiye bundan sonraki süreçlerde de benzer durumlarla karşılaşabilir ve bütün çabamıza rağmen önleyemeyeceğimiz başka süreçler yaşayabiliriz. Önceden tedbirimizi alalım. Bunların nedenlerini, sonuçlarını, etkilerini ve olayda gerçekten konuşması gerekenlerin, ama Darbe Komisyonuna ifade vermeyenlerin konuşması gereken günlerdir. Hele bu soruların ortaya atıldığı bir zaman dilimi içerisinde bunlar kaçınılmaz olmuştur değerli arkadaşlarım.

Biz Anayasa’mızı nasıl koruyacağız? Gerçekçi, şeffaf olmak kaydıyla, yüzleşerek, üzerine giderek. Nereye giderse gitsin, ucu nereye dokunursa dokunsun, hangi partiye dokunursa dokunsun, hangi siyasiye dokunursa dokunsun, hangi askere dokunursa dokunsun üzerine gitmek durumundayız. Bir taraftan örterek, bir taraftan yapıyormuş gibi bu gerçekle yüzleşilemeyeceği ortaya çıkmıştır.

Ben bu iddiaları önemsiyorum. Bu iddiaları önemsiyorum, bu sözleri önemsiyorum ve bunların da gereğinin yapılması gerektiğini sizlerle paylaşıyorum değerli arkadaşlarım. Kafamızı kuma gömerek gerçeklerden kaçamayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günlerdir, AK PARTİ’den seçilmiş belediye başkanlarının istifa süreçlerini tartışıyoruz. Bu sürecin pek çok boyutu var. Bu süreçte işte Anayasa’mız var değerli arkadaşlarım, Anayasa’mız elimizde. Şimdi Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi aynı zamanda AK PARTİ Genel Başkanı. Belediye başkanları da AK PARTİ’li ama artık belediye başkanları değerli arkadaşlarım seçildikten sonra parti rozetini çıkartırlar, onlar bir kamu görevlisidir, İçişleri Bakanlığının denetimine tabi kamu görevlisidir. 2019’da Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine -sizin deyiminizle- geçeceğiz seçimlerden sonra ama şu andaki Anayasa’mıza göre bir Cumhurbaşkanı var ve Cumhurbaşkanı siyaseten sorumsuz, Cumhurbaşkanı siyaseten sorumsuz. Siyaseten sorumsuz bir Cumhurbaşkanı belediye başkanlarının istifasını istiyor, belediye başkanları saraya çıkıyor, saraydan çıktıktan sonra açıklamalarda bulunuyorlar… Ama değerli arkadaşlarım, şu andaki Anayasa’mıza göre, yürürlükteki Anayasa’mıza göre bu ülkenin bir Başbakanı var ve İçişleri Bakanı var. Siyaseten sorumsuz Cumhurbaşkanı istifa talep ediyor, Başbakanda tık yok, İçişleri Bakanında tık yok.

Değerli arkadaşlarım, şimdiki anayasal sistemimize göre belediye başkanları hakkında İçişleri Bakanlığı, işte Başbakanlık bir işlem yürütecekse yürütecek diğer belediyelerde olduğu gibi.

Şimdi diyeceksiniz ki “O aynı zamanda AK PARTİ Genel Başkanı.” Hayır, belediye başkanı seçildiği andan itibaren bir kamu görevlisidir, AK PARTİ’li olabilir ama onun hakkında tasarrufta bulunacak makam Başbakan ve İçişleri Bakanıdır.

Şimdi, ne yapmaya çalışıyoruz? 2019’da yürürlüğe girmesi beklenen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini iki yıl öne çekerek Anayasa’yı çiğniyoruz değerli arkadaşlar. Yapılan Türkiye’de budur. Türkiye’de Anayasa çiğnenmektedir.

Şimdi, bu belediye başkanlarının her biri kentlerine karşı suç işlediler değerli arkadaşlarım. Ankara’yı ele alalım. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek tam yirmi üç yıldır Ankara’da Belediye Başkanı. Ondan kısa bir süre önce milletvekilliği yaptı, beş yıl da Keçiören’de belediye başkanlığı yaptı. Tam yirmi sekiz yıldır Ankara’nın kaderiyle oynuyor.

Değerli arkadaşlarım, Ankara cumhuriyetin başkenti. Ankara aydınlanmanın başkenti. Ankara kültürümüzün başkenti. Ankara’yı herkes zanneder ki Ankara bir bozkır kasabası. Öyledir, bozkır kasabası ama siz bilir misiniz ki Ankara’da çokça sayıda dere vardır, ırmak vardır ve bunların üzerileri kapatılmak suretiyle çevreye karşı bir katliam yapılmıştır.

Şöyle, oturduğunuz yerden, Ankara’nın semt isimlerini bir hatırlayın sayın milletvekilleri, bana hak vereceksiniz hemen. Ankara’nın semt isimlerine baktığınızda karşınıza ne çıkar biliyor musunuz, hemen yakınınızdaki semtlerden bahsedelim; Kavaklıdere, Hoşdere, Dikmen Deresi, Çayyolu, Bentderesi, İncesu Deresi, Bayındır Deresi yani Ankara’nın pek çok semtinin ismi dereyle, bir su ile özdeşleşmiştir ama Ankara’da yapılan ve çevreye karşı verilen tahribatla Ankara’nın ırmakları, nehirleri ya yer altına itilmiştir ya da kurutulmuştur. Büyük bir çevre katliamı yapılmıştır, kent suçu işlenmiştir Ankara’da. Ankara, üzüm bağlarıyla meşhur bir kentken işte şimdi tam anlamıyla bir bozkır kenti olmuştur, yoksa Ankara’nın geçmişi öyle değildir. Ankara’nın adlarından bir tanesi de “Engürü”dür, Farsça “üzüm” anlamına gelir. O Ankara kayboldu. Eskiden, çok değil elli altmış yıl önce Bentderesi’nde sallarla gezildiğini düşünün değerli arkadaşlarım. Ankara bu kentken bu hâle geldi. Ve bu dereleri kapatan -şu anda Ankara Çayı’nın geçtiği yer üzerinde ANKAPARK- işgal eden Melih Gökçek’ten başkası değildir. Çok devasa bütçe harcanan ANKAPARK bir su üzerine kurulmuştur, bunu Danıştay durdurmuştur yumuşak bir zemin olduğu için ama hâlen orada inşaat devam ettirilmiştir. Ankaralıların elinden hayvanat bahçesi alınmıştır. Hayvanat bahçesi beş yıl önce kapatıldı, hayvanlarımızın nerede olduğunu bilmiyoruz.

Doğal gaz… Türkiye’nin en büyük doğal gaz dağıtıcılarından olan BAŞKENTGAZ özelleştirildi, dört yıl önce özelleştirdiler ve sizler oy verdiniz buna. Melih Gökçek hepinizi ikna etti, dedi ki: “Biz doğal gazı özelleştirirsek, ben, özelleştirmeden elde edeceğim parayla metroyu yapacağım.” Ben burada çırpındım, anlattım, “Yazıktır, doğal gaz gibi yakıtta tekel olan bir konuyu bir özel şirkete vermeyin. Belediye AK PARTİ’li de olsa kamunun menfaatini düşünür, zam yapmaz.” dedim, dinlemediniz. Sizler de suçlusunuz. Özelleştirme kanununa oy verdiniz, BAŞKENTGAZ özelleştirildi metro yapılıyor gerekçesiyle ama Melih Gökçek ilk olarak da size ihanet etti ve ne yaptı? O doğal gazdan elde edeceği parayla, özelleştirmeden elde edeceği parayla metro yapacakken Ulaştırma Bakanlığına devretti metroların yapımını. Hem kamunun kaynakları Ankara Büyükşehire haksız yere aktarıldı hem de doğal gazın özelleştirilmesiyle elde edilen gelir Büyükşehir tarafından buharlaştırıldı. Ne oldu şimdi? Siz de suçlusunuz.

Bir gece buraya bir yasa geldi, Çayyolu’nun çok önemli bir bölümünü Yenimahalle’den kopardınız Çankaya’ya bağladınız. İki belediye de bizde ama zannettiniz ki “Yenimahalle’den o bölümü alırsak Yenimahalle Belediyesini alırız.” diye düşündünüz ama çok başarılı bir belediye başkanımızın olduğu yerde onu da gerçekleştiremediniz.

Değerli arkadaşlarım, Atatürk Orman Çiftliği kaderine terk edildi. İçinden geçen yollarla, yapılan binalarla, ranta peşkeş çekilen konularla Atatürk Orman Çiftliği yok edildi.

Ankara’da bir kent kimliği yoktur. Ankara’nın meydanları yoktur. Ankara’da yurt dışına gidip baktığınız zaman gördüğünüz devasa meydanların yanında bana meydan diyeceğiniz bir alan var mıdır değerli arkadaşlarım? Kızılay meydan mıdır, Tandoğan meydan mıdır? Kavşakların geçtiği bir yol güzergâhından ibaret.

Alt-üst geçitlerle Ankara trafiği altüst edilmiştir. Metro yapımında başarılı olunamamıştır, çökmüştür ve Ankara trafiği bugün işin içinden çıkılmaz bir hâle gelmiştir. Hele hoyratça saldırılan ODTÜ arazileri. Yıkılan ağaçlar, kaldırılan yeşillikler... Melih Gökçek bunların hesabını vermeyecek mi? Şimdi, siz diyorsunuz ki Melih Gökçek’e ve diğer belediye başkanlarına: “İstifa et.” İstifa ederse aklanacaklar mı sizce? Bu kent suçunun hesabı sorulmayacak mı? Sayın Bülent Arınç’ın “Parsel parsel dağıttın.” dediği arsanın hesabını siz sormayacak mısınız? Ankara’nın FETÖ örgütünün mali kaynak yönünden en güçlü olduğu il olduğunu biliyor musunuz? Bu kaynakların büyük ölçüde Ankara Büyükşehir tarafından sağlandığını biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Bunlarla yüzleşmeye hazır mısınız? İstifa ederse alkışlayacak mısınız? Hesabını sormayacak mısınız? Yargıya göndermeyecek misiniz ya da Sayın Hayati Yazıcı’nın dediği gibi “İstifa etmezsen kayyum atanır.” diye tehdit mi edeceksiniz?

Bunların her biri bir anayasal konudur. Ankara birçok bakanlıktan daha fazla bütçe kullanan bir belediyedir. Bu yılki bütçesi ASKİ ve EGO’yu kattığın zaman 9 milyar liradır değerli arkadaşlarım, 9 katrilyon lira. Dışişleri Bakanlığının bütçesinin eski parayla 4 katrilyon olduğunu düşünün; Kültür Bakanlığının bütçesinin 2,8 milyar, eski parayla 2,8 katrilyon olduğunu düşündüğünüzde, Ankara Belediyesininki tam 4 bakanlığının bütçesinden fazladır, İstanbul’unki 10 bakanlığın bütçesinden fazladır. Yani şimdi, 10 tane bakanlığı istifa ettirmiş gibisiniz; burada, Ankara’da 5 tane bakanlığı istifa ettirmiş gibisiniz. E, bunların bir sorumlusu olmayacak mı? Bunlar ne yaptılarsa tek başlarına mı yaptılar? Erdoğan Bayraktar’ın dediği gibi, yapılandan hiç Recep Tayyip Erdoğan’ın haberi yok muydu, talimatları yok muydu? “Metal yorgunluğu” deyip geçileceğini mi zannediyorsunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kentimize karşı işlenen ve “metal yorgunluğu” diye halkımıza yutturulmaya çalışılan bu uygulamalar karşısında sessiz kalmayacağımızı; Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımızın gelirini harcayan bu belediye başkanlarından da yargıda sonuna kadar hesap soracağımızı herkesin bilmesini ister, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın milletvekilleri, şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine on dakikalık süre içerisinde söz vereceğim, diğer on dakika Sayın Bakana ait olacak.

Sayın Arslan, buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakana soruyorum: Ülkemizde bulunan tüm varlıklarımızı sattınız. 60 milyara yakın özelleştirme yaptınız. Doksan yıllık varlıklarımızın satışına karşılık ülkemizde bir tek fabrika yapmadınız. Şimdi de ülkemizin geleceğini hem tüketiyor hem de ipotek ediyorsunuz. Avrasya Tüneli, Osman Gazi Köprüsü, üçüncü boğaz köprüsü, üçüncü havaalanı, yapma şekliyle ülkemizin geleceğini ipotek ediyorsunuz. Kullanmadığımız geçitlerin ve köprülerin paralarını geçmeyenlere ödetiyorsunuz. Şimdi de şehir hastaneleriyle sağlık alanlarımızı da peşkeş çekiyorsunuz. Bu yaptığınız ve yapacak olduğunuz iş ve hizmetlere karşı değiliz, ancak yapılma şekline karşıyız. Dünyanın hiçbir ülkesinde kâr ve müşteri garantili, iş ve finans garantili bir yatırım yoktur. Bu nedenle, ülkemize faydadan ziyade zarar verecek bu tür yatırımlara son vermenizi istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Ben de Maliye Bakanına soruyorum.

AKP iktidarının başladığı yıl olan 2002’de tarımsal nakit kredi kullanımı 1 milyar lira iken 2017 yılı Ağustos ayı itibarıyla sadece bankaların ve tarım kooperatiflerinin çiftçiye kredi kullandırımı toplamı 88 milyar liraya ulaşmıştır. Ayrıca bankaların 2,2 milyar lira alacağı takiptedir. Bunun yanında yaklaşık 2 milyar liralık gayri nakdî kredi kullanımı söz konusudur. Çiftçinin gelirinin artmadığını, yıllardır aynı fiyatlardan ürün sattığını biliyoruz. Girdi fiyatlarının sürekli arttığı bir ortamda çiftçinin biraz rahatlaması için tarımsal kredi faizlerinin silinmesi, ertelenmesi ya da yeniden yapılandırılması söz konusu mudur? Çiftçimiz bunu dört gözle beklemektedir.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkan.

Yalnız, ben sorularımı Maliye Bakanı için hazırlamıştım. Şu anda sorularımı heba etmek istemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum.

Sayın Bakan, biz bu soruları defalarca sorduk ama henüz bir cevap alabilmiş değiliz. 6 belediye başkanı -partinize mensup ama halk tarafından seçilen- sarayın iradesiyle istifa ettiriliyor. Hâlâ bu istifaların neden gerçekleştiği konusunda kamuoyunu aydınlatıcı herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu belediye başkanlarıyla ilgili somut yolsuzluk iddiaları var mı? Bu belediye başkanlarının FETÖ terör örgütüyle bağlantıları var mı? Bu 6 belediyede yaklaşık 30 milyon seçmen mevcut. Bu durumda, bu kadar seçmen iradesi açığa çıktıktan sonra bir erken yerel seçim gündeminizde var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Bakan, Trabzon Kaşüstü Kanuni Araştırma Hastanesi... Bu hastanede yapılmış olan imalatlarda büyük yolsuzluklar bizzat yerinde tespit edilmiştir. Buna ilişkin, cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunduk. O kadar çok sabit ki temelinden en üstüne kadar hastanenin her tarafında, inşaatta, yolsuzluklar ayan beyan görülüyor. Ama bugüne kadar bu yolsuzluklarla ilgili herhangi bir soruşturma ve kovuşturma kararı tarafıma tebliğ edilmedi. Bu konuyla ilgilenecek misiniz, bu konunun üzerine gidecek misiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, FETÖ terör örgütüyle irtibatı, iltisakı gerekçesiyle kapatılan dernek, okul, hastane, yurt vesaire, bunlara devredilen gayrimenkuller hangi bakanlar, hangi belediye başkanları, hangi tarihlerde, bedelli mi, bedelsiz mi bunlara tahsis edildi; ayrıntılı listesini, ayrıntılı bilgiyi verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba’ya: Çukurova’da pamuk üreticileri zor günler yaşıyor. Beyaz sinek ve Akdeniz meyve sineği pamuğa ciddi zarar verdi. Bu konuda herhangi bir önlem almayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, çiftçilerimiz 1 Eylülden bu yana yani elli beş gündür kredi borçlarının ertelenmesine dair kararınızı bekliyor. Borcunu ödeyemeyen üretici, karar açıklanmadığı için bankalardan yeni kredi alamıyor. Çiftçimizi tefecilerin eline bırakmayın Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Öncelikle, neredeyse her gün bir avukat meslektaşımız görevi nedeniyle saldırıya uğruyor, katlediliyor, görevi nedeniyle şehit ediliyor. Bugün, yine, Bursa’da benzer bir olay yaşandı, bir meslektaşımız yaralandı ve saldırgan serbest bırakıldı. İktidar mensuplarına en ufak hakaret dahi hapis cezasıyla neticelenirken avukatlara, kamu görevi yapan, adaletin tesisi için görev yapan bu meslektaşlarımıza yapılan saldırılara yönelik verilen bu serbest bırakma kararları bu saldırıları teşvik etmiyor mu?

Bir diğeri şu: Bursa’da Karacabey ve Mustafakemalpaşa’da dolu afetiyle karşı karşıya kaldı çiftçilerimiz. Onlara yardımlar yapılıyor ama diğer yandan kamu alacakları, sulama birliği alacakları gibi alacaklar nedeniyle bloke konuluyor. Yani devlet bir eliyle verdiğini öbür eliyle köylüden alıyor. Sizce bu yöntemle çiftçinin mağduriyeti giderilmiş oluyor mu?

BAŞKAN – Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili kararnameyi hâlâ gündeme getirmemesi çiftçiyi darboğaza sokmuştur. Sürecin uzaması hâlinde çiftçiler tefecilerin eline düşecektir. Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) başvuruları 1 Eylül itibarıyla başlamış ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kredi borçlarının ertelenmesine ilişkin kararnameyi henüz açıklamamıştır. Bakanlıktan beklenen haber gelmeyince aşırı yağış, dolu, Afrika sıcakları, poyraz ve rekoltedeki düşüşten ötürü zarar gören üretici ÇKS başvurularını yaptıramamış; geçen sezon aldığı krediyle tarlasını eken ancak afetin vurduğu üreticinin mağduriyeti borç erteleme kararnamesinin açıklanmasına kalmıştır. Çiftçimiz daha fazla zaman geçirilmeden kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili kararnamenin açıklanmasını beklemektedir.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul Şişli’de bulunan bir okul kampüsüyle ilgili bir sorum olacak. Şişli Endüstri Meslek Lisesi olarak geçen motor teknik lisesinin olduğu yer burası. 6 bin öğrenci eğitim görüyordu. Yıllardır, oraya bir imar planı tadilatı yapılarak eğitim alanı olan yer ticari alan, konut alanı, AVM olarak değiştirilme çabasında. Veliler, okul yetkilileri, sendikalar, odalar; hepsi yıllardır itiraz etmekte, işlemi durdurmaya çalışmaktalar. Bir süre, tepkiler üzerine durdurulan işlemler kısa süre sonra tekrar gündeme getirilmektedir.

Nadide bir yerde olan ve 6 bin öğrencinin sorununu çözen, eğitim problemini çözen ve önemli eğitimlerin verildiği bu yerle ilgili akıbet ne olacak? Bununla ilgili kamulaştırma mı yapılacak? Durum nedir? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, İstanbul’da, özellikle son dönemlerde hastanelerde yoğun bakım ünitelerinde ciddi bir sorun yaşanıyor. Hastalar yoğun bakımda tedavi olmakta zorluk çekiyorlar çünkü ünitelerin yetersiz olduğunu görüyoruz.

Ayrıca Şişli Endüstri Meslek Lisesi’nin bulunduğu alan, 6 bin öğrenciye sahip olan bu okul ne yazık ki “Taşyapı” adlı bir firmaya peşkeş çekilmek isteniyor. Şişli Endüstri Meslek Lisesi’nin 60 dönümlük yeşil arazisini Taşyapı firmasına AVM ve rezidans yapılmak üzere verme planınız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan, bir daha girmişsiniz.

Buyurun son kez.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Evet, Sayın Bakana soruyorum: Uygulamış olduğunuz ekonomik ve mali politikalar nedeniyle piyasalar tıkanmış vaziyettedir. Çiftçimiz, işçimiz, köylümüz, emeklimiz, esnafımız, sanayicimiz ve ihracatçımız çok zor durumdadır. Piyasanın tıkanmasına rağmen vergileri artırmaya devam ediyorsunuz. Çiftçilerimizin, köylümüzün, esnafımızın zor durumlarını düşünerek bankalara olan borçlarını faizsiz ertelemeyi düşünüyor musunuz? Çiftçilerimizin afat nedeniyle çok büyük zararlar gördüğü gerçektir, tespitler de yapılmıştır. Kimisine çok düşük ödemeler yapılmıştır, kimisine de hâlâ hiç yapılmamıştır. Bunları ne zaman gerçekçi ödemeyi düşünüyorsunuz, ödenmeyenlere de ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

Soruları soran milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

Birinci soru özelleştirme konusuyla alakalıydı. Tabii, Türkiye’de bu konu senelerdir tartışılıyor, bizim de AK PARTİ olarak iktidara geldiğimiz günden beri tartışılan bir konudur. Aslında yerinde ve zamanında yapılan özelleştirmenin devletin kaynaklarını, kamunun kaynaklarını çarçur etmeme anlamında çok büyük faydalar getirdiğini biliyoruz, nitekim bizim özelleştirme mantığımız başından beri hep böyle yürümüştür. Kamuyu büyütmek, kamu kaynaklarıyla kamuda üretim yaparak aslında özel sektörün yapabileceği işleri aktarmak aslında artık çağımızda büyük ölçüde terk edilen bir husustur. Kamu, elbette vatandaşa hizmetler açısından, güvenlik, sağlık, eğitim gibi alanlarda, altyapı gibi alanlarda önemli inisiyatifler almalı ancak bu bahsettiğimiz konularda da mesele özel sektöre verilmelidir, bu işin doğru tarafı budur ve bizim politikalarımız hep bu yönde oldu. Bunun, ülkenin yararına olduğuna da inanıyoruz, başından beri inanıyoruz, şimdi de inanıyoruz.

Kamu-özel ortaklığıyla yapılan işler, gerek Ulaştırma Bakanlığımızın gerekse Sağlık Bakanlığımızın yaptığı işler tamamen vatandaşımızın hizmetlerine yöneliktir değerli arkadaşlar. Hani yapılan bir köprü için, havaalanı için, otoyollar için, “Bunlar gerekli midir, gerekli değil midir?” tartışmasını burada teknik olarak yapmak gerçekten biraz beyhude olur, bu zaman isteyen bir husus.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Gerekliliğine değil, şekline karşıyız; yapılma şekline karşıyız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Müsaade edin efendim.

Neticesinde, siz kamu olarak, borçlanarak bunları yapabilirsiniz, özel sektörü borçlandırarak yapabilirsiniz. Ben doğrusu şunu gördüm, şehir hastaneleriyle ilgili projeleri başından beri takip eden bir bakan olarak: Bugün hangi şehir hastanesini ziyaret etseniz -şu anda tamamlanmış olan 4 hastane var- kaliteli yapılarla karşılaşacaksınız. Çünkü, bir taraftan patronluğunu devletin yaptığı bu alanlarda özel sektörün dinamizmi ve özel sektörün finans bulma kabiliyeti, özel sektörün işletme kabiliyeti, bunlardan istifade ederken öbür taraftan da ödemeleri yirmi yıl, yirmi beş yıl gibi vadelere yaydığınız için özel sektör işleri çok kaliteli yapmak zorunda kalıyor. Yani Türkiye’de biz onlarca, yüzlerce bina yaptırdık, hastane binası, başka binalar; istirham ediyorum, bu soruları soran arkadaşlarımız, değerli milletvekillerimiz bu hastanelere gidip bir görsünler; normal, klasik ihalelerle yapılmış olan hastaneleri de görsünler. İşin tabiatında var yani klasik ihale usulüyle yapılan bir binada ya da bir başka altyapı yatırımında yüklenici işi yapıyor, parasını alıyor ve gidiyor. Siz devlet olarak artık onun peşinden koşmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa kamu-özel ortaklıklarında yirmi beş yıl boyunca kaliteli biçimde o hizmeti yürütmek zorunda olan bir yüklenici var, bir firma ya da firmalar ortaklığı var. Dolayısıyla, meseleye bu yönden yaklaşmak lazım. Kamu-özel ortaklığı modelini biz...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Dünyanın neresinde var müşteri garantisi, kâr garantisi, iş garantisi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Müsaade eder misiniz. Çok yerinde var.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hiçbir yerinde yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Çok yerinde var.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sadece Türkiye'de bu uygulanıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Müsaade edin arkadaşlar. Bakın...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Bundan dolayı zarar görüyor devlet.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Müsaade ediniz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hizmet verecekseniz zarar vermeden olsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Biz, vatandaşımıza, ihtiyacı olan yolu, köprüyü; vatandaşımıza, ihtiyacı olan hastaneyi marjinal faydasını dikkate alarak bir an önce yapıp teslim etmiş, vatandaşımızın hizmetine sunmuş oluyoruz.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Bakan, aynı şeyleri söylemiyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Şimdi burada gereksiz bir polemik oluşturmak istemem.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Aynı şeyleri söylemiyorsunuz, farklı şeyleri söylüyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ancak ülkemizde bu yeni bir tartışma değil. Belki kırk senedir, elli senedir yapılan, iktidarın yaptığı yatırımlara “Ben yaptırmam.” diye direnenler oldu. Ankara-İstanbul Otoyolu yapılırken maalesef bununla karşılaştık, ilk Boğaz Köprüsü’nü yaparken bunlarla karşılaştık. Dolayısıyla, bugün, dünyanın en büyük havalimanlarından birini, bütün dünyanın uçacağı, bir “hub” olarak kullanacağı bir havalimanını yapmayı sadece alkışlamak gerekir. Bundan dolayı birtakım ülkeler de tedirginlik içerisindeler yani Avrupa'daki bazı merkezlerin Türkiye'ye kayacağını çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla, siz yöntemi beğenmiyor olabilirsiniz ama bu yöntem bütün dünyaca kullanılan bir yöntemdir ve biz yararlı olduğuna inanıyoruz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Zarar verici bir yöntemdir.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Siz öyle inanıyorsunuz, biz yararlı olduğuna inanıyoruz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Göreceğiz gelecekte.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Neticesinde vatandaşımız karar verecek.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sıfır risk... Devlet garantisi...

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli kardeşlerim, değerli milletvekilleri; burada Maliye Bakanımıza sorulan bir soru var. 1 milyar lira kredi almışken zamanında, geçmişte köylümüz, 88 milyar kredi kullanmış bunun sadece 2,2 milyarı takipte. Aslında, soruyu soran değerli milletvekilimiz sorusuyla cevabını da vermiş oluyor yani 88 milyar lira kredinin eğer sadece 2,2 milyarı takipteyse burada ciddi bir sorun yok demektir. Bu krediler geri ödeniyor demektir, bu kadar açık. Biz geldiğimiz zaman, Halk Bankasında, Ziraat Bankasında yüzde 30 batık vardı.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – İpotekli krediler var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yüzde 30 batık vardı, bakın, biz böyle bir iktidar devraldık. 2002 yılında geldiğimizde devlet bankalarında yüzde 30’lar civarında batık vardı. Bugün, bunların, böyle 88 milyardan 2 milyara falan düşmüş olması aslında devlet bankalarının, ekonominin bu hususta ne kadar iyi yönetildiğini gösteriyor, vatandaşın ödeme gücünün de olduğunu gösteriyor.

Birçok milletvekilimiz benzeri soruyu sordular: “Çiftçi borçlarıyla ilgili bir yeniden yapılandırma ya da faizlerin affedilmesi benzeri bir husus yapılacak mı?” Doğrusu, bunu ilgili bakanlarımızla görüşmek lazım. Buna ben şu anda cevap verebilecek ayrıntılı bilgiye sahip değilim.

Belediye başkanlarının görevlerinden ayrılmasının talep edilmesi meselesi. Neticede değerli arkadaşlar, istifa, kişinin bireysel olarak karar verdiği ve uyguladığı bir husustur. AK PARTİ Genel Merkezimiz, Genel Başkanımız, bu arkadaşlarımızın istifalarını halkımıza verilecek hizmetler açısından faydalı bulmuştur yapılan istişareler neticesinde. Dolayısıyla kesinlikle reddediyorum belli iradelerin baskısıyla bu istifaların gerçekleştiği meselesini. Arkadaşlarımıza partilerinin, kendilerini belediye başkanlığına taşıyan partilerinin bir istişaresi ve bir kararı bildirilmiştir, onlar da bu karara uymaktadırlar. Bakınız, piyasada birçok spekülasyon yapılıyor, tartışılıyor ama neticesinde istifa -söylediğim gibi- tek taraflı bir karardır ve bu kararı arkadaşlarımız vererek ayrıldılar. Önümüzdeki günlerde de istifası arzu edilen, istişareyle AK PARTİ’mizin bu şekilde karar aldığı konularda istifası arzu edilen değerli arkadaşlarımızın da davranışlarını hep birlikte göreceğiz, hep birlikte izleyeceğiz.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Devamı gelecek mi?

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – İstişareyi kimler yapmış Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Elbette istişareyi partimizin ilgili kurulları yapıyor. Bu, çok tabii bir şeydir arkadaşlar.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Halk seçiyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bakın, değerli milletvekilleri, oturulan koltuklar kimsenin mülkü falan değildir. O koltuklara oturan herkes…

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Halk verir, halk alır.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – …siz de biz de partilerimizin kararıyla aday olan kişileriz. Bu kişilerin hiçbiri bağımsız olarak aday olmuş ve seçilmiş değildir. Seçim, kişinin kendisi ve partisinin gücüyle birlikte gerçekleşmektedir. Dolayısıyla partilerinin kararına uyabilirler, uymayabilirler -tekrar söylediğim gibi- bu, kendilerinin kararıdır. Ortada demokrasiye aykırı, ortada demokratik teamüllere aykırı herhangi bir şey de yoktur, her şey kamuoyunun önünde, şeffaf bir biçimde de cereyan etmektedir.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Bir tane örneği mi var bunun? Bir örneği var mı Sayın Bakan? Tarihte bir örneği var mı bunun?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Çok sağlıklı bir süreç yaşıyoruz.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Hangi teamülmüş bu ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Son derece sağlıklı bir süreç yaşıyoruz.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Tarihte bir örneği daha var mı Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Siz buna alışık olmayabilirsiniz. AK PARTİ’nin kendisine ait gelenekleri var, AK PARTİ’nin kendisine ait ilkeleri var; biz bu ilkeleri takip ediyoruz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Seçmen de size mi ait ya?

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Ya, bu geleneğin bir örneği daha var mı Allah aşkına?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Tanal’ın sorusuna takdir ederler ki burada tek tek cevap vermemiz mümkün değil, konuya bakıp bu hususta çalışma yapmak gerekiyor.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Halkın iradesini saray ipotek etmiş.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Aynı şekilde, bu biraz önce bahsettiğimiz çiftçi borçlarıyla ilgili olarak sorulan diğer sorular için de aynı cevabı verebilirim: Bu hususta yeterli malumatım yok.

Bu, avukatlara saldırılar ya da doktorlara, sağlık çalışanlarına saldırılar… Kime saldırı olursa olsun elbette bunlarla şiddetle mücadele etmek lazım ama soruyu soran değerli milletvekilimiz de şunu takdir edecektir ki bu saldırılara karşı savcıların ve mahkemelerin kararlarıyla hareket ediliyor. Yani, ben de, zaman zaman, Sağlık Bakanlığı yaptığım dönemde, sağlıkçılara yapılan saldırılardan sonraki salıvermeleri şiddetle eleştirdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun tamamlayın Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Cümlemi tamamlayayım müsaade ederseniz.

Doğrusu, avukata da doktora da ya da başka bir meslek erbabına da saldırıların son derece ciddiyetle yargı tarafından takip edilmesinin ben de taraftarıyım ama bunun tarafı biz değiliz Hükûmet olarak, bunun tarafı yargıdır; savcılar, hâkimler birlikte karar verecekler, ona göre de muamele yapacaklar.

Diğerleri için de arkadaşlarımıza bilahare cevap verelim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.32

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, tasarının başlığı 1’inci maddeyle birlikte okunmakta ve işlem görmektedir. Bugünkü birleşimde tasarıların görüşmelerine başlanırken tarafımca tasarıların başlıklarının okunmasından sonra siyasi parti grupları arasında uzlaşı olması ve arada işlem bulunmaması nedeniyle 1’inci madde işlemleri sırasında ayrıca tasarının başlığı okunmayacaktır. Bununla birlikte, tutanakta 1’inci madde işlemleri sırasında da tasarının başlığına yer verilecektir.

Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ARNAVUTLUK CUMHURİYETİ BAKANLAR KURULU ARASINDA GÜVENLİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 13 Mayıs 2015 tarihinde Tiran’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde konuşmacı yok.

Soru-cevap işlemi yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Soru vardı.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Soru-cevap var Başkan.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi okutuyorum.

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde konuşmacı yok.

Soru-cevap işlemi yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Var efendim.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben 1’inci maddeden itibaren soru-cevaba girmiştim. Oradaki kayıtlara bakarsak benim soru-cevaba girdiğim açık ve nettir yani bu konuda sizden istirham ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Tanal, arkada bir görüşme yapıldı. Dolayısıyla soru-cevap işlemi olmayacağına dair de bana bilgi verildi. Ben bilemem, siz kendi Grup Başkan Vekilinizle görüşün.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Grup Başkan Vekili ile bizi karşı karşıya getirmenizi bir Meclis Başkan Vekiline ben yakıştıramıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, burada Anayasa ve İç Tüzük belli.

BAŞKAN – Sayın Tanal, biz arkada bir görüşme gerçekleştiği için…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani bunu söyleyebilirsiniz ama…

Grup Başkan Vekili Arkadaşımız niye böyle…

BAŞKAN – Lütfen bu sorununuzu Grup Başkan Vekilinizle çözün.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde konuşmacı yok, soru-cevap işlemi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bugünkü birleşimde görüşülecek diğer uluslararası anlaşmaların açık oylamalarının tamamının da ayrı ayrı elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamaya ilişkin genel kuralları her seferinde tekrar etmeyeceğim, şu anda bilginize sunacağım kurallar bütün açık oylamalar için geçerlidir.

Oylama için verilen süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadıyla imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Şimdi bu anlaşmanın oylaması için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oylama işlemine pusulayla katılan sayın milletvekillerinin Genel Kuruldan ayrılmamalarını rica ediyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın Nurettin Nebati burada mı? Evet.

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Sayın Bennur Karaburun? Burada.

Sayın Cemil Çiçek? Burada.

Sayın Nurettin Canikli? Vekâleten verildi, tamam.

Sayın Nabi Avcı? Burada.

Sayın Ahmet Uzer? Burada.

Teşekkür ederiz.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           213

Kabul                                         :           204

Ret                                             :               9   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Mahmut Bey’e bir dakika söz verir misiniz.

BAŞKAN – Tabii ki.

Sayın Tanal, 60’a göre bir söz talebiniz var, sisteme girin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, 60’a göre ben söze girmeyeceğim çünkü kanuna karşı hile olur. 56 yaşındayım, hayatım boyunca bugüne kadar hep kanunun dediğini yaptım, kanunun arkasından hileli, dolanarak işlem yapmadım ama bugün, biraz önce yaptığınız uygulama hatalı ve yanlıştır. Çünkü Anayasa ve İç Tüzük bana yetki vermiştir. Burada sizin yapacağınız anlaşma -arka tarafta- hiçbir milletvekilini ilzam etmez ve bağlamaz. Milletvekillerinin üzerinde astlık-üstlük yoktur. O hiyerarşik sıralama nedeniyle bana söz vermemenizi kınıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.01

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu arasında yapılan sözleşmede bazı hususların açıklığa kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli milletvekilleri, sizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, bu 480 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu arasında yapılan sözleşmede -biraz önce Genel Kurul oyuyla geçti- 2’nci maddedeki “İşbirliği Şekilleri”nde (f) fıkrasında “Cesetlerin kimliklerinin tespit edilmesine yönelik bilgi teatisi.” diyor. Nedir bu, ne cesetleri?

İkincisi: Aynı zamanda, bu sözleşme 3 madde, 3 maddede 18 yerde “bilgi teatisi” geçiyor.

Sözleşmenin 1’inci maddesinin “İşbirliği Alanları”nın (e) bendinde “Uyuşturucu kullanımı talep azaltımı” diyor; talep azaltımı ekonomik ve iktisadi bir olay, burada “talep azaltımı” yerine “mücadele” olması gerekir.

Burada son maddelere baktığımız zaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …Türkçe, İngilizce ve Arnavutça yazılmış -özür dilerim, bitiyor Sayın Başkanım- esas olayda İngilizce esas alınacak diyor. Bunlar yanlış tercüme midir, bu ne cesetleridir? Sözleşmenin amacına baktığınız zaman cesetlerle ilgili bir ibare geçmiyor.

Ayrıca, taraflar arasındaki sözleşmeler sözlü yapılır diyor, “yazılı” ibaresi yok. Yani devletler arasında sözlü… Söz uçar, yazı kalır; yarın öbür gün bunu nasıl ispatlayacağız? Bunlara bir açıklık getirmeniz mümkün mü acaba?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/479) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 121) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 121 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde konuşmacı yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KOSOVA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SUÇLULARIN İADESİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 31 Mayıs 2011 tarihinde Priştine’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşması” ile söz konusu Anlaşmaya ilişkin Notaların onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde görüştüğümüz kanun tasarısının 1’inci maddesi üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi, aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Ben, bugün, size -daha önceden de birçok kez gündeme getirdik ama- Aydın’ın sorunlarından bahsetmek istiyorum ki özellikle en büyük sıkıntımız olan jeotermal tesislerinin Aydın’da yarattığı sorunlarla ilgili ve incirimize verdiği zararla ilgili konuşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Aydın’da hava kirliliği, su kirliliğinden sonra en önemli ikinci çevre kirliliği ve maalesef, Aydın, 2014 yılında yapılan ölçümlerde Türkiye'nin en kirli havasına sahip 8’inci il olmuş durumda. Özellikle yaz döneminde kükürtdioksit ortalamasının en fazla olduğu iki ilden birisidir Aydın, diğeri de Bursa’dır.

Peki, neden yaz aylarında kükürtdioksit bu kadar yüksek çıkıyor? Tabii ki bunun en büyük sebebinin jeotermal santrallerinin havaya bıraktığı buharlardan kaynaklanmış olduğu da malumunuzdur.

2015 yılında Adnan Menderes Üniversitesi Jeotermal Enerji Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından yapılan yayında, Aydın bölgesindeki jeotermal gazlardaki hidrojen sülfürün bin ila 2 bin ppm arasında olduğu tespit edilmiş ve raporla sunulmuştur.

Hidrojen sülfür havadan ağır olduğu için atmosferde uçup gitmez, kırk iki gün havada asılı kalır, salındığı bacadan 26 kilometrelik bir mesafeye ulaşır ve sonra yeryüzüne çöker. İnsanı etkilemeye başladığı en düşük doz 2 ppm’dir, kokunun hissedilmeye başladığı dozsa 30 ppm’dir. Yani Aydın’da şu anda hissedilen bu kokuyla birlikte insanların ne kadar gaza maruz kaldıkları ve aynı zamanda sağlıklarının nasıl etkilendiği ortadadır.

Aydın’da şu anda üretimde olan jeotermal santrallerin tümü havaya 1 kömürlü santral kadar karbondioksit, 3 kömürlü santral kadar kükürt dioksit, 1 kömürlü santral kadar nitrojen dioksit salınımı yapmaktadır. Aydın jeotermal kapasitesinin tümü kullanılmaya başlayınca Aydın havasına salınan tüm bu gaz emisyonlarının her biri 5 ila 25 kat artacaktır. Aydın’da jeotermal santrallerin saldığı bor ve kükürt dioksitin incire olan etkisi üzerine yapılan araştırmalar da laboratuvar incelemelerinde maalesef tasdiklenmiştir.

Biliyorsunuz, bir yönetmelik var, ÇED raporu aranıyor Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’ne göre. Maalesef, bu rapor, özellikle 5 megavat altında enerji üreten sanayi tesisleri için kullanılmıyor. Yani dolayısıyla Aydın’da bulunan jeotermal tesislerin belli bir kısmında ÇED raporu da aranmış değil. Şu anda Aydın’da 23 tane jeotermal santral var ve bu 23 jeotermal santralin sadece 13’ü ÇED raporu almış -bunları ben daha önceden de ifade ettim- 10 tanesinde ÇED raporu aranmamış. Peki, bu ÇED raporu neden önemli? Özellikle bulunduğu bölgenin havasına, toprağına, suyuna, insanına, bitkisine zarar vermemesi için ve yine kurulacağı alanın özellikleri açısından, kurulacak olan tesisin ne kadar etki edeceğinin belirlenmesi açısından ve de denetlenmesi açısından çok önemli bir rapor.

Türkiye’de bugün devrede olan 35 adet jeotermal tesis var, 23 tanesi Aydın’da. Türkiye’de yapımı devam eden toplam 4 tane jeotermal tesis var, 1 tanesi Aydın’da. Türkiye’de üretim lisansı alan 6 tane daha jeotermal tesis var, bunun 2’si Aydın’da. Yine Türkiye’de ön lisans alan toplam 19 tane jeotermal tesis var, bunların 4 tanesi Aydın’da. Yine Türkiye genelinde yapılması planlanan 7 adet jeotermal santral tesisi var, bunun 3 tanesi gene Aydın’da. Yani bütün bunlar bittiğinde Aydın’da toplam 33 tane jeotermal tesis olacak. Burada dikkatimi çekiyor -Manisalı milletvekillerimiz de buradadır- bunların 19 tanesi de Manisa’da planlanıyor, bitecek. Nihayetinde şunu da üzülerek belirtmek isterim ki Aydın’da jeotermal tesislerin yakınında olan köylerde, tarım alanlarında üzüm maalesef büyük zarar gördü, bitti denilecek düzeye geldi.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Tedbirler alınabilir Sayın Vekilim.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Manisalı milletvekili arkadaşlarımız da bu konuda ne düşünecek, neler planlayacak? Aydın Milletvekili olarak onları da biraz daha konuya dikkat etmeleri için araştırmaya davet ediyorum.

Bakın, ÇED raporu gerçekten çok önemli. Bu jeotermal santrallerin… Biz enerji üretimine karşı değiliz, enerji üretimine ihtiyacımız var ancak enerji üretiminin planlanması aşamasında titizlikle davranılması gerekiyor ve nihayetinde yapılan tüm santrallerin de çok iyi denetlenmesi gerekiyor. Temiz olan yenilenebilir enerji bizim için de çok önemli. Ama biz biliyoruz ki bugüne kadar yapılan tesislerde Adnan Menderes Üniversitesi kampüsünün dibine, İmamköy Sağlık Ocağının yanına, Büyük Menderes’e 20 metre uzaklığa, yerleşim alanlarının içine, birinci sınıf tarım arazilerine, hatta sit alanı kabul edilen Magnesia Antik Kenti’nin sınırlarının içerisine jeotermal tesisler için kuyular açıldı. ÇED raporu aranmayınca ortaya çıkan durum ortada.

Peki, bu jeotermal tesisler acaba etik ilkelerle mi çalışıyor? O zaman burada olan arkadaşlarım bunu belki hatırlarsınız, bu bir jeotermal tesisinin açılan kuyusu. Peki, bunlar ne yapıyorlar? Bunların içinde etik çalışan da vardır ama gördüğünüz gibi, atıklarını doğaya bırakan, aynı zamanda da hem bitkilere hem toprağa hem suya zarar veren jeotermal tesis kuyuları da mevcut. Buna bilim adamlarının neler dediğinden, yapılan araştırmalardan biraz bahsettik ama bir konuda daha size bilgi vermek istiyorum.

2016-2017 Üretim Sezonu Ege Bölgesi Kuru İncir Rekoltesi Tahmin Heyeti Raporu hazırlanmış. Bu heyetin içerisinde İzmir Ticaret Borsası var, Aydın Ticaret Borsası var, hem İzmir’in hem Aydın’ın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il müdürlükleri var, yine incir araştırma enstitüleri var, ziraat odaları var. 13’üncü maddede ne demişler biliyor musunuz: “Jeotermal enerji üretimine yönelik kuyu açma ve üretim tesisiyle bağlantı borularının yaygınlaşmaya ve kırtaban alanlar ağırlıklı olmak üzere dağlık alanlara doğru yayılmaya başladığı görülmüştür. Buna bağlı olarak rekolte tespit çalışmaları sırasında özellikle kuyuların yaygın olduğu bölgelerle birlikte uzak mesafelerde dahi jeotermale özgü koku yoğun olarak hissedilmiştir. Bunlarla ilişkili olarak tarımsal faaliyetlerin olumsuz etkilenmesi toz ve çevresel atıkların ürün kalitesini olumsuz etkilediği örneklere rastlanmıştır.” Bakın, burada tarım il müdürlüğünün imzası da var. Aynı konu 2017 üretim sezonuyla ilgili raporun 6’ncı maddesinde tekrar dile getirilmiş.

İncirimiz çok değerli. Şöyle söyleyeyim size: Dünyanın en iyi incirini üretiyoruz, rekoltede çok büyük bir sıkıntımız yok ama artan incir fiyatlarını da görmüşsünüzdür. Sebebini söyleyeyim, kalitede, özellikle bu jeotermal santrallerin olduğu bölgelerdeki kalitede ciddi bir düşme var. İncir için ideal yükseklik 600 ila 800 metre civarındadır. Dağ köylerimizde herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz. İhracata yetişebilmek mümkün değil. 2002’de ihracat yapan 6 şirket vardı, 2017’de 108’e ulaştı. Biz diyoruz ki incir ağaçlarının dikimi… Boş, makilik araziler var. Orman ve Su İşleri ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlıklarının projeleri var fıstık ağaçlarıyla ilgili olarak; çok güzel ilerledi ve çok güzel sonuç verdi. İncir ekelim boş maki alanlara, köylülerimize verelim, hem onlar kazansın, baksın hem Türkiye kazansın.

Ayrıca, enerji, evet, önemli ama şunu da hatırlatmak istiyorum sayın milletvekilleri; bir Kızılderili atasözü var, diyor ki: “Son ağaç kesildiğinde, son nehir zehirlendiğinde, son balık öldüğünde paranın yenilebilir bir şey olmadığını öğreneceksiniz.” “Havamızı, toprağımızı, suyumuzu kirletmelerini istemiyoruz. Havamız, suyumuz, toprağımız kirleniyor diye hastalanıyoruz, nefes alamıyoruz, kokudan perişan oluyoruz.” diyen Aydınlılara gözünüzü yumar, kulağınızı tıkarsanız bu sizin sorumluluk bilincinize uymayacak diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Vekilim, jeotermal enerjiye mi karşısınız, onu tam anlamadım ben.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Hayır.

İzin verir misiniz Başkanım.

BAŞKAN – Tabii, buyurun, tamamlayın Sayın Depboylu.

DENİZ DEPBOYLU (Devamla) – Başından beri söylüyorum, temiz enerjiye biz karşı değiliz. Bu santrallerin açılmasında ÇED raporu aranmasını istiyoruz. Yine ÇED raporu arandıktan sonra sıkı denetlemeye girmesini istiyoruz. Yerleşim birimlerine yakın olmamasını istiyoruz. Nehirlerimize yakın olmamasını istiyoruz. Toprağımızı, havamızı, suyumuzu kirletmesin istiyoruz. Bugün Nazilli’ye, Aydın’a gelin, Nazilli’de yeni bir kuyu evlerin dibine açılıyor, daha yeni, haberlere bakarsanız göreceksiniz ve Aydın’a gittiğinizde sizi karşılayan o yasemin, limon çiçeği, portakal çiçeği kokuları yerine, şimdi çürük yumurta kokularıyla karşılaşacaksınız. Bunu da Aydınlılara yapamazsınız diyorum yani bu kadarına herhâlde artık yüreğiniz yetmez. Bizim bir araştırma önergemiz bekliyor hâlihazırda. Adalet ve Kalkınma Partisi Aydın milletvekili arkadaşlarımızın aynı görüşte olduğunu biliyorum ve hatta Sayın Mehmet Erdem’in bu konuyla ilgili ek olarak araştırma önergesi verdiğini de biliyorum. E madem öyle, bütün gruplar da aynı görüşteyse hepimiz getirelim grup önerilerimizi, bir araştırma komisyonu kuralım diyorum.

Teşekkür ederim, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Depboylu.

Madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacaktır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bir uluslararası ilişkiler paketi üzerine konuşuyoruz, maddelerin her birinin tek tek ne olduğu biraz da önemsiz ama gene de evet, Kosova’yla suçlu iadesi yapılsın mı? Yapılsın ama adil yargılanma hükümleri her iki taraf bakımından da güvence altında mıdır, bundan şahsen ben emin değilim çünkü adil bir yargılamaya tabi tutulmayan bir grubun, 9 üyesi hapiste olan bir grubun adına konuşuyorum. Nasıl derim ki Kosova’dan gelecek olanlar burada adil yargılanacak, ben buna kefil olamam ama yapın anlaşmanızı.

Ancak esasen bizim uluslararası ilişkiler düzenimiz hakkında konuşmamız gerekirse tek tek devletlerle yapılan anlaşmaların ötesinde, Türkiye'nin uzun zamandır bir uluslararası ilişkiler prensibi var mıdır, varsa nedir? Bu konu tamamen açıkta ve anlaşılmaz bir durumdadır. Türkiye, geçmişte kurduğu uluslararası ittifakların içinde midir, dışında mıdır? Türkiye, örneğin NATO üyesi olmaya devam etmektedir ve NATO üyeleriyle dostane bir ilişkisi mi vardır, yoksa hasım mıyız NATO üyesi ülkelerle? Çevremizdeki komşu ülkelerle, kendilerine karşı savunma tedbirleri aldığımız Rusya gibi ülkelerle, dost muyuz, düşman mıyız hâlâ? Türkiye'nin doğu ve güney sınırları belirli midir, sabit midir, yoksa bunlar değişebilir sınırlardır ve Türkiye bu sınırları genişletmeye, komşularının arazisinden kendisine pay almaya mı, nüfuz elde etmeye mi uğraşmaktadır? Bütün bunlar bakımından bir konsensüs olduğu kanaatinde ben değilim doğrusu çünkü Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine yön veren esas kuvvet merkezi ve esas siyasi merkez olan Cumhurbaşkanlığı sarayından dünyaya bakış, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kurumlarının ve uluslararası anlaşmalarla çizilmiş olan uluslararası ilişkiler düzeninin ötesinde bambaşka bir yere bakmaktadır.

Birinci mesele şudur: Türkiye, Birleşmiş Milletler düzeninin dışında bir düzen arayışı içindedir. Bunu Cumhurbaşkanı defaatle ifade etti ve bundan ötürü de Birleşmiş Milletlerin oluşturmuş bulunduğu konsensüs alanının dışından sürece baktığını açıkça ilan etti. Doğrusu, Türkiye’de sosyalistler, devrimciler, demokratlar, radikal demokratlar, Müslüman demokratlar, sosyal demokratlar yıllardır bu uluslararası ilişkiler düzeninin adil olmadığını iddia edegeldiler. Lafımızı yiyecek değiliz Tayyip Erdoğan da aynı şeyleri söylüyor diye ama itiraz noktamıza bakalım. İtiraz noktamız şudur: Biz ezilen milletlerin, yoksul halkların sesinin avantajlı bir biçimde içinde dillendirilmediği bir uluslararası düzenden şikâyetçiyiz, Cumhurbaşkanı ise Müslümanlara aslan payı verilmediği için şikâyetçi. Biz sınıf esaslı, toplumsal esaslı bir itiraz dile getiriyoruz; Tayyip Erdoğan bir dinler tartışması yapıyor. Eğer dinler tartışmasının içerisine girecek olursak yani “Dünya 5’ten büyüktür.” dendiğinde “Bu 5’in içinde neden Müslüman ülkeler yok?” diye soru sorulduğunda bambaşka bir yere varırız çünkü dünyada hiçbir devlet dinine göre tanımlanmamaktadır. İran İslam Cumhuriyeti dışında kendisini bir din devleti ilan etmiş herhangi bir ülke yoktur dünyada. 5 ülkenin içerisinde Rusya ve Çin çok büyük ölçüde büyük bir Müslüman nüfus da barındırıyorlar. Avrupa ülkeleri büyük ölçüde 4 milyona yakın, 5 milyona yakın Müslüman nüfus barındırıyor. Dolayısıyla Türkiye, Müslümanlar adına bu ülkelerden daha çok konuşma hakkına sahip değil. İkincisi: Biz devlet yetkililerimize din adına konuşma yetkisi veriyor değiliz. Dolayısıyla bizi anlaşılmaz, belirsiz, kaygan bir zemin üzerinde tutan bir dış politika tanımı var fakat bu dış politika tanımı zaman zaman en ultra milliyetçi yaklaşımlarla da bezeniyor. Bir yandan baktığımızda, biz kendimizi sadece bir “Müslüman olanlar ve olmayanlar” ikilemi içerisinde değil, aynı zamanda bir “Doğu-Batı” ikiliği içerisinde, bir “Avrupa-Asya” ikiliği içerisinde de buluyoruz fakat bunların hiçbiri, esasen dış politikaya yön verebilecek ilkeler değil. Sınırlarımızın neresi olduğuna dair son derece kaygan bir tartışma içerisindeyiz. Sık sık Cumhurbaşkanlığı mevzisinden aslında Lozan’da kaybedilmiş ve kazanılması gereken bir davamız olduğu iddiası ortaya atılıyor ve böylece, Irak’ın, Suriye’nin toprakları içerisinde bizim de bir payımız olduğuna dair bir sanı, bir halüsinasyon toplum arasında yayılıyor. Ege’ye döndüğümüz zaman, orada bizim adalarımız olduğunu düşünen insanlara Cumhurbaşkanlığı mevkisinden katkılarda bulunuluyor.

Şimdi, dolayısıyla, böyle bir dış politika anlayışı esasen “kimin gücü kime yeterse” anlayışını ister istemez gündeme getirir, bu bizi herhangi bir uluslararası düzen tanımından uzaklaştırır çünkü bütün uluslararası düzenlerin merkezinde aslında barışı sağlamak değil, bir çatışmayı, savaşı önlemek vardır; bu ise esasen bir çatışmayı teşvik eden bir dış politika anlayışıdır.

Şimdi, tabii, bunun karşısında, Türkiye’de tartışan insanlar, tartışan güçler var ve bir başka hat da vardır Türkiye’de, o da yurttaş diplomasisi hattı. Bu yurttaş diplomasisi hattını insan hakları temelli kuruluşlar, özgürlük, azınlık hakları, cinsiyet hakları merkezli çalışmalar yürüten kuruluşlar yıllardır yapageliyorlar. Çoğu zaman engelle karşılaşsalar da özellikle 2000’li yıllar, onların etkinliklerini artırdıkları yıllar oldu. Bu yıllar içerisinde uluslararası ilişkiler kuran, yurttaştan yurttaşa ilişkiler kuran pek çok kuruluş, aslında Türkiye'nin demokratik yönden gelişmesi bakımından çok önemli kamuoyu yaratma araçları ortaya çıkardılar ama ne yazık ki biz şimdi, bu uluslararası ilişkilere bakışın değişmesiyle Türkiye'nin insan hakları eksenli bir uluslararası politikadan “gücü yeten yetene” ilkesine dayalı bir politikaya geçişiyle beraber içeride de bütün bunlara düşman, casus muamelesi yapmaya başladı.

Sevgili arkadaşlar, bugün İstanbul’da görüşülen insan hakları savunucuları davası olsun, şu an göz altında bulunan Osman Kavala’ya yönelik iddialar dolayısıyla olsun bugünkü yönetimin, özellikle Cumhurbaşkanlığının son derece tehlikeli bir yöne doğru Türkiye’yi taşıdığını açıkça söyleyebiliriz. Çünkü bu “gücü yeten yetene” ilkesini çelen her şey bugün Türkiye’de bir politik farklılık, insan hakları farklılığı olarak değil bir casusluk faaliyeti olarak görülüyor. Bugün Osman Kavala’ya suçlama yöneltirken Cumhurbaşkanı diyor ki: “Bu kızıl Soros’tur.” Soros’un kızıl ya da başka rengi olup olmadığını bilmiyorum ama Sayın Cumhurbaşkanının 2003’te kendisiyle yakın dostluk kurmuş olduğunu görüyorum. Şimdi, bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, bir insan hakları savunucusu Soros’la ya da başka bir fon sağlayıcıyla ya da başka bir yaklaşım sahibiyle oturup konuşabilir ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, şimdi kötülediği, bir casusluk faaliyetinin organizatörü olduğunu söylediği bir kişiyle konuşamaz. 2003’te çekilmiş olan bu fotoğraf, eğer Soros hakkındaki iddialar doğruysa, bir casusluk görüşmesi olarak daha çok adlandırılabilir çünkü bir devlet adamı bunu herhangi bir sivilden çok daha etkili bir biçimde gerçekleştirebilir.

Dilin endazesi yok, gözümüzü kararttığımız zaman herkesi kazığa oturtmak için elimizden geleni yapabiliriz ama hakikatleri bu şekilde değiştiremeyiz. “Sana haram, bana helal” ilkesiyle ne iç politika ne dış politika yürütülebilir. Türkiye, esasen, içeride halkların özgürlüğü, dışarıda özgür halklarla ortaklık üzerine kurulu bir iç ve dış politika gütmedikçe yani aslında, bütün çatışmaların merkezinde olan Kürt meselesini demokratik ve özgürlükçü bir biçimde çözmedikçe haydut devletler ailesinin üyesi olmaya doğru doludizgin gidecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Bunu önlemek hepinizin görevi.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kürkcü.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle saygıyla selamlıyorum. 121 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kosova Hükûmeti arasında yapılmış olan suçluların iadesiyle ilgili anlaşmanın onaylanmasıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, tabii, bu tür anlaşmalar ülkeler arasında mutlaka yapılıyor, böyle anlaşmalara da büyük ihtiyaç var. Tabii, bu anlaşmalar yapılırken bu anlaşmaların gerekleri yargıda ne kadar yerine getirilecek, nasıl yerine getirilecek? Gerçekten, Türkiye’de bağımsız bir yargı var mı, bunu oluşturduk mu? Gelen işlerin nasıl bir şekilde ivedi olarak hızlı bir şekilde görüleceği konusunda bir garantimiz var? Bu konularda maalesef Türkiye’de birçok soru işaretiyle karşı karşıyayız. Onun için, yargının hem bağımsız hem tarafsız olması için hızla tarafsızlığını ve bağımsızlığını oluşturacak uygulamalara yer vermek gerektiğine inanıyorum. Ayrıca, yargının adil bir yargılama yapması noktasında da, onları, hem vicdanlarına göre hem de kanunlara göre hiçbir kişinin etkisi ve tesiri altında kalmadan kararlarını verebilecek bir duruma getirmek durumundayız değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bir de biliyorsunuz, Türkiye’de inanılmaz bir gerginlik yaşanıyor. Bu gerginliği azaltacak tedbirleri, yaklaşımları hem gruplar olarak hem partiler olarak hem de Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bunu sağlamak zorundadır. Eğer, Cumhurbaşkanı taraf olursa, partilere karşı cephe alırsa, partilerin liderlerine karşı kötü sözler, ağır sözler kullanırsa bu gerginliklerin ortadan kalkması mümkün değildir. Cumhurbaşkanı tarafsızlığını ve herkese eşit mesafede davranarak herkesi kucaklayacak bir noktayı Türkiye’ye getirmek zorundadır. Yani Türkiye’deki siyasi tansiyonu düşürecek hem söylemleri hem ifadeleri kullanmak zorundadır. Bunu sağlamalıyız, eğer bunu sağlayamazsak dışarıda bizi bekleyen, bizim kargaşamızı bekleyen sömürgeci ülkelere fırsat vermiş oluruz. Onlar bizim bölünmemizi, onlar bizim karışmamızı ve onlar bunu fırsata dönüştürmeye her zaman gayret edeceklerdir. Kesinlikle Türkiye’nin böyle bir ortamdan, atmosferden bir an önce kurtulması gerekir değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; tabii, ikili anlaşma üzerine çok fazla söyleyecek sözümüz yok ama Türkiye’nin gündemini teşkil eden taşeron işçiliği üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Ülkemizin çok önemli bir sorunudur taşeron işçiliği. Oluşmasında devlet aracılık yapıyor, devlet buna fırsat veriyor. Devletin kurumları, üniversiteleri ve birçok belediyeleri bunu kullanarak hem vatandaş arasında hem çalışanlar arasında aynı iş yerinde çalışan insanlarımızın eşit işe eşit ücret olması gerekirken, devletin bunu sağlaması gerekirken maalesef bu eşitsizliğe devletimiz fırsat vermiş oluyor. Kesinlikle bu uygulamadan vazgeçmek, bir an önce taşeron işçilerimizin kadroya alınarak onların haklarını ellerine teslim etmek zorundayız. Madem devletin ihtiyacı var bu işçiye, neden taşeron aracılığıyla bu işçilerimizi kullanıyoruz, onları çalıştırıyoruz? Gerçekten sosyal bir hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne bu uygulama kesinlikle yakışmıyor değerli arkadaşlarım. Değerli arkadaşlarım, taşeron işçiliğinde aslında kurulan şirketlerle, yapılan ödemelerle, verilen ücretlerle öyle büyük haksızlıklar yapılıyor ki, inanın, işe alınırken sanki AKP’nin işçi bulma kurumu gibi çalışan taşeron şirketleri var. Yani oraya gittiğiniz zaman eğer AKP’de kaydınız yoksa işe girmeniz kesinlikle mümkün değil. Eğer kaydınızı yaptırıp geliyorsanız o zaman çalışma imkânı buluyorsunuz. Onun dışında birçok çalışan işçimizin ücretlerinin ödenmediğini, kıdem tazminatlarının ödenmediğini, haklarının verilmediğini de görüyoruz. Bazı taşeron firmaları gerek bilerek gerekse değişik durumlar göstererek iflas ediyorlar ve işçilerin ücretlerini, haklarını da vermiyorlar. Bu da işçilerimizin gerçekten hak kaybına uğramasına neden oluyor değerli arkadaşlarım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir kere bu taşeron işçilerimizi kadroya geçirmek suretiyle devlet güvencesine, sosyal güvence altına almak zorundayız. Ayrıca, bunlar geçirilinceye kadar her türlü haklarının, ücretlerinin, kıdem tazminatlarının hangi kurumda çalışıyorsa o kurumlar tarafından garanti edilmek suretiyle de haklarının kendilerine verilmesine ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi gerçekten taşeron işçiliğinde çok büyük eşitsizliklerin, haksızlıkların ortada olduğunu görüyoruz. Bunların bir an önce giderilmesi yönünde iktidar ve muhalefet olarak bir araya gelerek bunun çözümünü hep birlikte bulmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; iş dünyasında büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. İşçimizden çiftçimize, köylümüzden esnafımıza, sanayicimizden ihracatçımıza kadar her kesimin piyasa sıkıntısının altında ezildiğine şahit olmaktayız. Bunları gittiğiniz zaman da görüyorsunuz. Birçok esnafımızın siftah etmeden kepengini kapattığını görüyoruz. Birçok esnafımız vergilerini ödeyemiyor, kiralarını ödeyemiyor, borçlarını ödeyemiyor. Birçok dükkânın da kapalı olduğunu görüyorsunuz. Gittiğiniz piyasada, gezdiğinizde birçok iş yerinin kiralık olduğunu görüyorsunuz. Demek ki piyasa rahat çalışmıyor. O nedenle, önümüzdeki günlerde Meclisimize gelecek olan bu vergi artışları sebebiyle yeni bir yük getirecek olan, piyasanın işleyişine zarar verecek olan bu vergi artışlarından mutlak surette vazgeçmeliyiz çünkü artık piyasanın bu yükleri kaldırma gücü yoktur. Daha çok imkânlarımızı, gelirlerimizi giderimize göre harcamak suretiyle… Aşırı israf yapmak suretiyle, gereksiz yere harcamalar yapmak suretiyle vatandaşın üzerine bu kadar yükü getirirsek artık bu vatandaş gerçekten gelecekte bu yükü kaldıramayacaktır ve piyasa tamamen tıkanmış olacaktır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, söylüyorsunuz enflasyon yüzde 10, büyüme yüzde 5. Şimdi, bakıyoruz büyüme nerede gerçekleşmiş ağırlıklı olarak? Üretimde yok, tüketimde var, ithalatta var, borçlar katlanarak büyüyor. Tabii, bu şartlar çerçevesinde de yüzde 5 büyümeyi bizim önümüze koyuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu gerçekçi bir büyüme değil. Üretime dayalı, rekabet odaklı gerçek bir çalışmayı yurttaşımızın önüne koymadığımız sürece, gerekli destekleri onlara vermediğimiz sürece Türkiye’de gerçek anlamda kalıcı ve sürdürülebilir bir kalkınmanın gerçekleşmesi kesinlikle mümkün değildir. Onun için, bunların üzerinde önemle durmalıyız. Artık daha fazla vergi getirerek vatandaşın sırtına yük getirmemeliyiz. Özellikle borçlu olan vatandaşlarımızın borçlarını tolere edecek, ayrıca faizsiz olarak bunların ertelenmesine yönelik olarak çalışmaların yapılacağı düzenlemeleri mutlaka en kısa sürede bu Meclise getirip buradan geçirmek durumundayız.

Yine, çiftçilerimizin afat sebebiyle birçok zararı vardır. Bu zararları tespit edilmiştir ama şimdiye kadar ödeme maalesef yapılmamıştır. Bunların da bir an önce ödemelerinin yapılmasını… Çiftçimize nefes alacak bir uygulamanın ve ödemenin kendilerine gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bunlara çok büyük ihtiyacımız var. Birlikte olmaya, beraber olmaya, güç birliği yapmaya çok büyük ihtiyacımız var. Bunu ne kadar çok yaparsak dışarıya karşı o kadar güçlü oluruz diyorum, hepinizi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aslan.

Sayın milletvekilleri, şimdi 1’inci madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Sisteme giren sayın milletvekillerine beş dakikalık süre boyunca söz vereceğim.

Sayın Türkmen’den başlayalım.

Sayın Türkmen, buyurun.

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ederim Başkanım.

Adana’da narenciye çiftçisinin ürünü şu anda pazarlama döneminde. Ancak, ne yazık ki on beş yıldan bu yana her yıl olduğu gibi bu yıl da çiftçi ürününü 35 kuruşa dahi satacak tüccar bulamıyor ve şu anda Adanalı çiftçiler faiz batağına gömülmüş durumda. AKP iktidarı “Faiz lobisi, faiz lobisi.” derken en büyük faiz lobisi, çiftçide, Ziraat Bankası. AKP iktidarı Ziraat Bankasının çiftçiyi faize boğması konusunda bir önlem düşünüyor mu, yoksa tıpkı emeklilerde olduğu gibi, işçide olduğu gibi, tüccar ve esnafta olduğu gibi çiftçiyi de faiz lobisine muhtaç etme politikasına devam mı edecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Bakan, sizin burada olmanız iyi bir şans oldu. Hizmete yeni açılan Mersin Şehir Hastanesi, tüm olumsuzlukları bir yana, ulaşım açısından oldukça sıkıntılı bir noktaya kurulmuştur. Özellikle ilçelerdeki hastaların acil olarak hastaneye ulaştırılması gerektiğinde bile ambulanslar şehir trafiğine girmek zorunda kalıyor. Acil durumlarda saniyelerin dahi ne kadar hayati olduğu düşünüldüğünde bu ulaşım probleminin bir an önce giderilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Şehir Hastanesi kurulurken ulaşımın dikkate alınmadığı açıktır. Sabah saatlerinde trafik tamamen tıkanıyor. Mersinliler çok yakın mesafede olan otoyoldan hastaneye acil bir girişin açılmasını talep etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sertel…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Bakan, biz toplumun sesi olmak zorundayız ve milletvekilleri olarak toplumdan aldığımızı iktidara iletmek zorundayız.

İzmir’de yaklaşık kırk beş yıldır çiçekçilik yapan Ahmet Lök’ün size selamı var. Çiçekçiler artık Türkiye genelinde siftah etmeden kapatır noktaya geldiler dükkânlarını ve ekonomik olarak büyük zorluklar içerisindeler. “Siftahsız kapattım.” diyen çiçekçi sayısı gibi, kırk beş yıldır çiçekçilik yapan ve sektörde Çiçekçiler Odasında da ikinci başkanlık görevinde bir dönem bulunan Ahmet Lök bugünü 2 çiçek siparişiyle kapatmış. Yüzde 18 KDV, bunun yüzde 8’e düşürülmesini istiyorlar. Bütün çiçekçiler adına size çiçek de göndermeye söz verdiler. İnşallah sözünüzde durursunuz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Balıkesir ilinde tüm ilçeler dâhil olmak üzere ciddi bir sağlık sorunu yaşanıyor. Bandırma en çok hava kirliliğinin yaşandığı ilçelerin başında geliyor. Her gün bir otobüs dolusu insan, kanser hastası Bursa’ya taşınıyor. Bandırma’da bir onkoloji servisi yapmayı düşünüyor musunuz?

Artı, Balıkesir’de tıp fakültesi kuruldu. Tıp fakültesinin şu anda acil servisi yok, doğru dürüst hiçbir bölümde uzman yok, 200 yataklı bir hastane. Ancak Balıkesir’in ihtiyacını en az bin yataklı bir hastane karşılar. Bu konuda bir çalışmanız var mıdır? Acilen Balıkesir halkı bunların cevabını beklemektedir.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Sayın Bakan, her gün ülkemizde birileri maganda kurşunlarına maalesef kurban gidiyor veya yaralanıyor. Geçen gün de Kütahya’da üniversite öğrencisi “Sıla Demircan” isimli bir genç kızımız yolda yürürken bir anda kafasına kurşun isabet ediyor. Allah’tan yaralanarak kurtuluyor bu kötü durumdan. Bu fütursuzca, kontrolsüz bir şekilde gerçekleşen silahlanmaya karşı Hükûmet olarak herhangi bir önlem almayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Maliye Bakanına. Gün geçmiyor ki benzine zam gelmesin. Aslında temel bir ihtiyaç olan araba sayenizde lüks tüketim aracına, benzin istasyonları ise âdeta vergi tahsilat şubesine dönüşmüştür. Ülkemizin de üyesi olduğu OECD ülkeleri arasında akaryakıt üzerindeki vergi sıralaması nedir? Sizin deyişinizle, kıskanılan, dünya lideri ülkemiz acaba bu istatistikte de vergi şampiyonu olmuş mudur? Hep sorduk, tekrar soruyoruz: Çiftçinin kullandığı mazotta vergi indirimi düşünüyor musunuz Sayın Bakan?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan, buyurun, süre size ait.

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Çiftçilerimize yönelik bir soru yöneltildi. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Çiftçilerimize vermiş olduğumuz destek, son on dört on beş yılda 10 katın üzerinde bir artış gösterdi. 2002 yılında aşağı yukarı 1,8 milyar dolar civarında olan çiftçiye verilen destek, bugün, Ziraat Bankası gibi bazı kamu bankalarının yapmış olduğu ve bizim de desteklediğimiz sübvansiyonlu destekler hariç, 12 milyar lirayı geçmiş durumda. Ziraat Bankasına yapmış olduğumuz sübvansiyonları dikkate aldığımızda, 15 milyar liranın üzerinde bir desteğimiz söz konusu.

Ziraat Bankasındaki faiz oranlarına gelince, yine, yüzde 0’a varan faizle desteklerimiz söz konusu. Özellikle iyi tarım uygulamalarında yüzde 0’a varan bir destek söz konusu. Yine, 0-6 arası faiz oranı büyük ölçüde banka tarafından uygulanıyor. Dolayısıyla, çiftçilerimizin de bankaya yoğun talepleri olduğunu biliyoruz.

Bir diğer soru Sayın Çamak tarafından soruldu Mersin Şehir Hastanesiyle ilgili olarak. Mersin Şehir Hastanesine otoyol üzerinden iki ayrı girişimiz var -siz de biliyorsunuz- ama ikisi arasında 3 kilometrelik de bir mesafe var. Özellikle Şehir Hastanemize otoyoldan girişten sonra Karayolları Genel Müdürlüğümüz tarafından bir kavşak yapılacak ve doğrudan hastaneye ulaşım söz konusu olacak. Ancak şunu ifade etmeliyim: Özellikle Şehir Hastanesine gidecek olanların mutlaka otoyolu kullanmaları gerekiyor, otoyola girmeleri hâlinde kolay bir şekilde Şehir Hastanesine ulaşmaları da mümkün. Ancak orada kavşakla ilgili bir çalışmamız var, bunu da bilgi olarak vermek istiyorum. Yine Mersin Şehir Hastanesine ulaşımla ilgili olarak, özellikle otobüs ve minibüslerin ulaşımına yönelik de sıkıntılar var idi. Bunları da Büyükşehir Belediye Başkanlığına ileterek bu sıkıntıları bir nebze de olsa giderdik.

Ancak son derece iyi çalışan bir hastanemiz; günde yaklaşık 8 bin hastaya hizmet veren ve ayda 7 binin üzerinde ameliyat gerçekleştirilen bir hastane. Oldukça da modern bir hastanemiz. Bu hastanemizle de gurur duyuyoruz, onu da ifade etmeliyim. Gerçekten sadece Türkiye'nin değil, Avrupa’nın en modern şehir hastanesine sahip bir ilimiz var.

Bir diğer konu bu KDV oranının düşürülmesine yönelik. Şu anda KDV oranının düşürülmesi yönünde böyle bir düşüncemiz yok ama tabii bu konuyu da Maliye Bakanımıza aktaracağım. Bir çalışma yapıp, bunun bir etki analizini yapıp buna göre bir değerlendirme yapılması söz konusu olabilir ama bildiğim kadarıyla böyle bir çalışma şu aşamada söz konusu değil.

Yine, bir başka soru Balıkesir’i ilgilendiren bir soru. Balıkesir’de Tıp Fakültesinin acil servisinin olmadığı ve yeterli düzeyde uzman olmadığı ifade edildi. Bunu da Sağlık Bakanımızla paylaşacağım. Eksiklikler nedir, bu konuda neler yapabiliriz, sizleri yine bilgilendirme imkânımız olacaktır. Ama sağlık yönü itibarıyla şunu da ifade etmeliyim, yüzde 75’in üzerinde vatandaşımızın bir memnuniyeti söz konusu ki vatandaşlarımızdan dünyanın birçok gelişmiş ülkesinden daha fazla memnuniyet sonuçları aldığımız bir alan.

Sayın Kayışoğlu maganda kurşunu ve fütursuzca silahlanma konusuna değindi. Bu konuyla ilgili olarak, silah almanın usul ve esasları bellidir. Herkes o usul ve esaslara uymak zorundadır; o kurallar, kaideler neyse bunlara uymakla yükümlüdür. Tabii ki yasa dışı şekilde silah sahibi olanlara yönelik de mücadelemiz devam ediyor.

Sayın Özdiş akaryakıttaki sıralamayı sordu. Bununla ilgili, elimde bir bilgi yok ama bu bilgileri daha sonra sizinle paylaşmamız mümkün olur diye düşünüyor ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 25 Ekim 2017, bir yıl önce tam bugün Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine operasyon yapıldı ve Sayın Kışanak ve Sayın Fırat Anlı gözaltına alındı. Hemen ardından, 1 Kasımda Büyükşehir Belediyesine kayyum atandı.

HDP’nin çoğulcu, ekolojik, cinsiyet eşitlikçi ve çok dilli, çok kültürlü hizmet veren halkçı belediyesini tekçi zihniyet gasbetti, el koydu. Biz, kentimizin sorunlarını anlatmak ve kentimizin sorunlarına duyarsız kalmamak gibi bir sorumluluğa da sahibiz. 5 Ekimde ben burada 9 kayyumun tekrar görevden alındığı ve 9 kayyum üzerinden yolsuzluk yapıldığı iddiası üzerinden bir konuşma yaptım. Bu konuşmam, bu iddialarım Milliyet gazetesinde köşe yazısı olarak çıktı ve ardından dün İçişleri Bakanı bunun üzerinden bir tekzip yayımladı. Tekzibin dili ve yaklaşımı son derece ölçüsüzdü. Eleştiri dili böyle değildir.

Bakın, biz Türkiye’nin 3’üncü büyük partisiyiz. Canınız her sıkıldığında, işleriniz her rast gitmediğinde, ülke krize her girdiğinde, her kaosta HDP’yi stres topu hâline getirip HDP üzerinden hakaret ederek, HDP’yi sürekli… Böyle, yakışık olmayan… Gerçekten, insan okuduğunda, bir bakanın, bir Hükûmet yetkilisinin bu dili nasıl kullandığını düşündüğünde hayretler içerisinde kaldığı bir dil içerisinde bir tekzip yayımlamış.

Biz eleştiri yapmak zorundayız, bizim sorumluluğumuz budur, zorunluluğumuz da budur. Biz tabii ki kentimizdeki sorunları anlatacağız, tabii ki bunları ikaz edeceğiz. Varsa böyle bir şey açıklaması yapılır, yoksa da böyle olmadığı söylenir. Bunun arkasını hakaret içerikli bir şekilde yazmak hiç kimseye yakışmaz, hele bu ülkenin İçişleri Bakanına hiç yakışmaz.

Bu ülkenin İçişleri Bakanı milyonlarca insanın huzurunu korumakla görevlidir, güvenliğini sağlamakla görevlidir. Bunu yapmadığı gibi, bakın, bunu yapmadığı gibi, yaptığımız her eleştiriye karşı hakaret diliyle bize cevap veriyor. Ben sormak istiyorum: Peki, bu kayyumları… Ben yine buradan soracağım ve ben bugün buna dair bir soru önergesi verdim. Büyükşehir belediyesine kayyum atandığında, bu ve diğer belediyelere atandığında… Bizim Diyarbakır kentinin belediyelerine atanan kayyumların bütçesini soruyorum, buradan da soruyorum: İlk aldığında, kayyum olarak gittiğinizde, atandığınızda orada bütçe neydi, şu ana kadar bütçe nedir, hangi harcamaları yaptınız, harcama kaleminiz var mı ve kendi bünyenizde idari ve adli soruşturma üzerinden yolsuzluk yapıldı mı, yapıldıysa nedir, yapılmadıysa nedir? Ben buradan da soruyorum. Yazılı sordum, buradan sözlü de soruyorum. Herhâlde bunu sorma hakkına da sahibim. Benim anlayamadığım şey, bu hakkı nereden buluyorsunuz ya? Her defasında HDP üzerinden hakaret etmeyi nasıl buluyorsunuz? Çocuklar ölüyor, bize hakaret ediyorsunuz; Suruç’ta insanlar katlediliyor, bize hakaret ediyorsunuz; Ankara’da 102 insan ölüyor, bize hakaret ediyorsunuz; 301 maden işçisi katlediliyor, onların yakınlarına hakaret ediyorsunuz; yolsuzluk yapılıyor, bize hakaret ediyorsunuz. Bu hakkı, bu haddi nasıl buluyorsunuz? Varsa bir sorununuz bunun çözümü var, burası konuşma yeridir, oturup tartışarak bu işi konuşabiliriz. Baskıyla, zorla, zorun gücüyle herkese hakaret ederek kimseyi kendinize biat ve itaat ettiremezsiniz. Bizler bir iradeyiz ve Türkiye’nin 3’üncü büyük partisi olarak iradeyiz. Bireysel kimliğimizle burada değiliz, temsiliyetlerimizle buradayız aynı sizler gibi. Bu sizler gibi olduğumuz, hak ettiğimiz ve sonuna kadar bunun mücadelesini yürüttüğümüz bir yerden kentin sorunlarını, kentte yaşanan problemleri, varsa eleştirilerimizi yapmak gibi bir sorumluluğumuz da var.

Ben şunu soruyorum İçişleri Bakanına ve Hükûmete soruyorum aynı zamanda: Şırnak’ta, Silopi’de çocuklar panzerlerle ezildiğinde, o panzerlerle ezilen çocuklara, sokakta ezilen çocuklara “Niye sokaktasınız, sokakta ne işiniz var?” diyen bir polis anlayışı var. Aynı şekilde, gecenin bir vakti, hani sizin “Bir gece ansızın gidebilirim.” dediğiniz şeyin aslında yurtta bir gece ansızın gidebildiğiniz evlerin içi olduğunu görüyoruz. Muhammet ve Furkan katledildi, panzer ezdi ama buna dair hiçbir şey yapılmadı. “Nevroz”da Kemal Kurkut -fotoğraflarla ispat edildi- infaz edildi, buna dair kimseden bir ses çıkmadı. Yine, Lice’de dört günde 8 insan panzer tarafından ezildi, buradan bir ses çıkmadı. Yani hayatlarını bu kadar değersiz gördüğünüz insanların bir irade olduğunu, yaşam hakkına sahip olduğunu ve bu ülkeyle hak, hukuk temelinde bir bağı olduğunu ve yaşam hakkının anayasal olarak güvence altına alındığını unutmadan yaklaşmak gibi bir sorumluluğumuz var ve ölçüleriyle.

Türkiye'nin siyasi tarihine baktığınızda, yakın ve uzak tarihine baktığınızda böyle bir Hükûmetin böyle bir yaklaşımda olduğunu hiç görmedim, yoktur böyle bir şey. 1990’lı yıllarda 17 bin faili meçhul olduğu bir yerde, 5 bin köyün boşaltıldığı bir dönemde o dönemin aktörleri dahi, bundan sorumlu olan aktörleri bile böyle bir dili kullanmamıştır. En sonunda ne demişlerdir: “Gelsinler, düz ovada siyaset yapsınlar.” demişlerdir. Şimdiki aktörlere baktığınızda dağın yolunu gösteren ve sürekli nefret dilini işleten ve bunu da ta polislerin diline kadar götürüp yolda panzerlerin ezmesine sebep olan bir zihniyetin maalesef burada herkes sonuçlarını yaşıyor. Biz bunları söylemeyecek miyiz, biz burada gelip böyle suspus oturacak mıyız yani? Buna hakkımız var, bu bizim en doğal hakkımızdır, yasal hakkımızdır, insan olma hakkımızdır, ahlaki değerlerimizdir, evrensel insan hakkıdır. Yaşam hakkına sahip olmak ve saygı duymak gibi, siyaset yapma hakkımız olduğu gibi sizin de buna saygı duymanız şarttır, mecbursunuz. Biz size burada hiçbir gün hakaret etmedik, biz size hiçbir gün burada utandıracak, gerçekten kaba ve yaralayıcı, o tırnak içerisindeki sözler sarf etmedik. Sizin çocuklarınızın tırnağı taşa değse siz bu ülkeyi havaya kaldırırsınız. Her gün orada o çocuklar ölüyor ve o çocukların anneleri, babaları, her gün ve her gün burayı izlediğinde demokratik siyaset temeli üzerinden ısrarla taleplerini dile getiriyor. Ama bunların hiçbir tanesine cevap alamadığımız gibi eleştirilerimiz kaba, sert, ölçüsüz ve son derece düzeyden uzak bir dille bize yaklaşım gösteriliyor. Varsa bir açıklamanız yaparsınız, bu işin yolu yöntemi var. “Yaptık, araştırma yaptık, soruşturma yaptık, çözülmedi.” ya da “Soruşturma sonucu böyle bir durumla karşılaşmadık, karşılaşmadığımız için de böyle bir problemimiz yok.” dersiniz, bu kadar basittir.

Bize yaptığınızı şu anda basına da yapıyorsunuz, bunu da biliyorum. Bakın, bunu köşesine taşıyan elli yıllık gazeteci Melih Aşık köşesinde yazdığı için ona da büyük bir hakaret var, ona da büyük bir baskı var. “Sen bu konuyu, HDP’nin iddiasını nasıl olur köşene taşırsın.” diye bunun üzerinden de bir işaret etme hâli var, aslında direkt söylenmiş bir hâl var. Bunu da görüyoruz, basının bizim üzerimizdeki ambargosunu güçlendiren, yine basını bizim üzerimize tecrit ettiren hem bizi tecrit ettiren hem basının bizimle temasını kesen bildiri olduğunu da görüyoruz ama hakikatler inatçıdır. Bugün çıkmaz yarın çıkar, yarın çıkmaz öbür gün çıkar ve çıkmıştır da. Kemal Kurkut nasıl “Nevroz”da infaz edildiğinde, ilk günde, ilk saatlerde böyle bir şey olmadığını söylediler, ikinci saatte ortaya çıktı. Panzerlerin nasıl ezdiği ortaya çıktı? Cizre’de çıktı, siz şu anda zorun gücüyle saklıyorsunuz ama o da çok yakın bir tarihte çıkacaktır.

Dün bize bunu yaptınız, şimdi siz yaşıyorsunuz. Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına, ne için alındığını kimse açıklayamıyor. Ankara Belediye Başkanı üzerinde de aynı baskı var, o bile kendisine açıklayamıyor. Çeyrek asırdır bu kentin Büyükşehir Belediye Başkanıdır ve ben eminim ki, toplumun yüzde 75’i de bundan, onun belediyeciliğinden memnun değildir ama ona şahsıyla birlikte, onun partisiyle birlikte ona oy veren iradeye de, seçmene de aynı yaklaşımı göstermeye başladınız. Bir gün Kürt’e yaptınız, bir gün Alevi’ye yaptınız, bir gün kadına yaptınız; “Nasıl olsa onların bizimle bir alakası yok.” dediniz. Bugün Ankara'da da oldu, İstanbul’da da oldu, Bursa’da da oldu ve öyle görünüyor ki bu devam edecek; il ve ilçe teşkilatlarına kadar götüreceksiniz bu işi ama şu da bir gerçektir ki, insan odaklı olmayan hiçbir siyasetin toplumsal karşılığı yoktur.

Bunun için insan odaklı, insani değerlerle, ahlaki değerlerle yaklaşmadıkça bu işin çözümü olmaz. 50 kez de siz belediye başkanını değiştirin, 100 kez il başkanlarını değiştirin, bundan bir şey çıkmaz; çıkacak tek şey ortak değerlerdir, insan olma değerleridir, ahlak değerleridir, ortak yaşam değerleridir, ortak vatan değerleridir. Ve şunu söyleyelim ki, biz bu değerlere sahip çıkacağız ve bizim sorumluluğumuzdur, zorunluluğumuzdur çünkü biz buraya seçimle geldik ve seçim olana kadar da gitmeyeceğiz. Halk iradesini bize teslim etmiştir; halk alır, halk verir. Aynı biz bu halk iradesine saygı duyduğumuz gibi diğerlerinin de iradesine saygı duyulmasını beklerdik ama pratik bunu göstermediği için diyecek hiçbir şey yok.

Şunu son defa söylüyorum: Hayatlarını yaşanmaya değer bulmadığınız insanlar olabilir ama biz, insanların, kim olursa olsun, hangi ırkı, hangi inancı, hangi değeri taşırsa taşısın, ne yaparsa yapsın her insanın bir değer olduğunu biliriz ve o temelde bakarız. Bu işin hukukla ancak tartışılabileceğini biliriz. Umarız ve dileriz ki, bir gün hukuka sizin de ihtiyacınızın olduğunu bir an önce hatırlarsınız.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yiğitalp.

Sayın Bostancı...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kayıtlara geçsin diye söz aldım.

Değerli konuşmacının burada dile getirmiş olduğu eleştirileri reddediyoruz, onlara katılmıyoruz. Bunlar geçmişte de çok konuşuldu ve cevaplarımız var. Katıldığımız bir cümlesi var, onu belirtmek istiyorum: “İnsan odaklı olmayan hiçbir siyaset toplumda karşılık görmez.” diyor. Çok haklı. Toplum zaten takdir ediyor.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Toplumun takdir ettiğini siz de eder misiniz lütfen. Vekillerimizi hapisten çıkartın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Tanal’ın bir dakikalık bir talebi var 60’a göre.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz, 60’a göre söz talebiniz var.

Buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kosova arasında yapılan sözleşmenin süresiz olduğuna ve aynı maddenin tekrar edildiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz önce -sıra sayısı 480- Arnavutluk ile Türkiye arasındaki sözleşmede sözleşmenin süresi beş yıl geçiyor, feshedilmesi için altı ay öncesinden şart gerekiyor. Şu anda görüştüğümüz 121 sıra sayılı Kosova ile Türkiye arasındaki sözleşmenin süresi süresiz geçiyor. Birinde beş yıl, birisinde süresiz.

Daha önemlisi, 9’uncu madde ile 8’inci maddeye bakar mısınız acaba? 8’inci madde başlığında diyor ki: “Aynı Fiillerden Takibat Yapılması Hali” Yani “Aynı fiilde birden fazla takibat yapılırsa iade edilmez.” diyor, “İadesi reddedilir.” diyor. 9’uncu madde başlığında “Ne bis in idem” yani bu da Latince olan bir cümle. Latince olan cümleyi de Türkçeye çevirmişler, aynısını da 9’uncu maddeye eklemişler. Yani Latincedeki 9’uncu madde ile Türkçe yazmış olduğunuz 8’inci madde birbirinin aynısıdır, tekrarıdır bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu anlamda temel bir ilke var, kanun koyucu boş işlerle uğraşmaz. Bu, boş iş değil midir? Niye aynı konuyla ilgili iki maddeyi koyuyorsunuz alt alta?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/479) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 121) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ile Kosova Cumhuriyeti arasında yapılan uluslararası sözleşmeler adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kosova Cumhuriyeti, Sırbistan’dan ayrılarak 2008’de bağımsızlığına kavuşmuştur; bunu hepimiz biliyoruz. Ayrıldığı Sırbistan, Kosova’yı devlet olarak tanımamıştır. Kim tanımıştır? İlk tanıyan ülkelerden biri Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Nüfusunun yüzde 96’sı Müslüman’dır. Kosova’da hâlen Birleşmiş Milletler güçleri görev yapmaktadır ve ağırlıklı olarak da Türk askerleri görev yapmaktadır.

Şimdi, konumuz da buradaki Türk askerleriyle ilgili. Neden? Türkiye 2010 yılına kadar et ithalatı yapmıyordu. Bakın, hemen güncel bir konuya geçiyoruz. Konu, Türkiye’de uygulanan hayvancılık politikası, ithalat politikası. Ne ilgisi var diyeceksiniz; o kadar çok ilgisi var ki, şimdi anlatacağım.

Dünyada bazı anlaşmalar var. Örneğin, Dünya Ticaret Örgütü Tarım Anlaşması var, Avrupa Birliği Gümrük Birliği Anlaşması var; Türkiye de Gümrük Birliği Anlaşması’nı imzalamış. İmzalarken de o dönemin yöneticileri bazı tavizler vermişler. Örneğin “28 bin ton pirinci sıfır gümrükle alacağım.” demiş, işte “20 bin ton kırmızı eti sıfır gümrükle alacağım.” demiş, o şekilde tavizler verilmiş.

Şimdi, deli dana hastalığı çıktığı için de Türkiye bütün ithalat kapılarını kırmızı ette, büyükbaş hayvanda, canlı hayvanda kapatmış. Ne zamana kadar? Baskılar gelene kadar. “Bizden et alın, almanız gerekli.” diye baskılar yapıldığı için Türkiye “Hayır, ben yerli üreticiyi korumak istiyorum, çiftçimi korumak istiyorum. Dışarıdan et gelirse, düşük fiyatlı et gelirse ben nasıl üreticiyi koruyabilirim?” diye o dönemin yöneticileri korumuşlar, korumuşlar ama en sonunda akıllarına Bosna’daki Türk birliği gelmiş. “Evet, alalım ama Türkiye’ye sokmayalım, Bosna’daki Türk birliğine bu eti yedirelim. Ayrıca bizim orada Müslüman soydaşlarımız var, yoksul vatandaşlarımız var, hiç olmadı bu eti alalım, onlara yedirelim.” demişler. Bakın, mantık bu.

Ee, şimdiki mantık ne? Şimdiki mantık, artık duvarlar açılmış, 2010 yılından beri Türkiye’ye şakır şakır kırmızı et geliyor, canlı hayvan geliyor, küçükbaş hayvan geliyor, büyükbaş hayvan geliyor; şimdi lop et gelecek.

Peki, tam altı yıldan beri ithalat yapıyoruz; et fiyatı düştü mü, kıyma fiyatı düştü mü? 2011 yılında 18 lira olan kıyma fiyatı şu an 45 lira ile 50 lira arasında değişiyor. Yani ithalat yapmayla fiyatları düşüremezsiniz, bu mantıktan artık vazgeçin.

Şimdi, ben az önce bir soru sordum, dedim ki: Çiftçinin 88 milyar lira borcu var, 2 milyar lirası takipte, 2 milyar liralık da ayni kredi almış yani çiftçimiz borçlu. Siz iktidar olduğunuzda 1 katrilyon lira borcu vardı, şimdi 88 katrilyon lira borcu var ve hâlâ bir yapılandırma düşünmüyorsunuz. Bana dedi ki Bakan: “Ya, 88 milyarda 2 milyar, çok önemli bir rakam değil.” Ya, böyle mi bakıyorsunuz arkadaşlar? Çiftçinin alacağı desteği vermiyorsunuz, çiftçinin o kadar çok alacağı birikti ki yasaya göre tam 87,5 milyar da alacağı var. Niye? Yasalara uymadığınızdan dolayı.

Biz neden “adalet yürüyüşü” yaptık, neden Adalet Kurultayı yaptık, çiftçiye niye adalet istedik, insanlarımıza niye adalet istiyoruz? Yasalara uymuyorsunuz. Yasa ne diyor? “Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olmaz.” Ne olmaz? Çiftçiye verilecek destek miktarı. Siz bunu vermiyorsunuz, üstüne üstlük çiftçiyi borçlandırıyorsunuz, borcu birikiyor, diyor ki Bakan: “2 milyar lirası takipte.”

Ya, çiftçi borcunu ödemek için neler yapıyor biliyor musunuz? Bir bankadan alıyor, başka bankaya gidiyor, öteki bankaya gidiyor. Cebinde çıkarın bakalım kaç tane kredi kartı var, ne kadar borcu var? Çiftçinin tarlasında kullandığı traktör bankanın, çiftçinin ahırındaki inekler bankanın, kimsenin kimseye artık borç verecek parası kalmadı. 88 milyar lira çiftçinin borcu var, aracıya, tefeciye olan borcunu saymıyorum. Bankacılarla konuşuyoruz, diyorlar ki: “Ya, bu borç daha da fazla, bizim dışımızda çok daha fazla borç var. Siz de milletvekilisiniz, anlaşın, hiç olmadı banka üzerinden borçlansın; aracılar, tefeciler çok fazla çiftçinin kanını emiyor.” Siz bunu görmüyor musunuz? Hâlâ ithalat yapmaya çalışıyorsunuz.

Bir Bakan atadınız, Bakan üç ayda bir formül buldu, “Halka ucuz et yedireceğim.” formülü. Nasıl yedireceksin? Neymiş efendim, zincir mağazalarda vatandaşa ucuza et yedirecekmiş. Nasıl yapacaksınız bunu? Yine başka ülkelerden et gelecek, Et ve Süt Kurumuna görev vereceksiniz. Şu an ithalat kararnamesinde ne yazıyor biliyor musunuz? “Et ve Süt Kurumunun dışında özel sektör de ithalat yapabilecek.” Kararname bu şekilde çıktı. Konuşuyoruz, “Ya, biz buna izin vermeyiz.” Vermezsiniz ama kararname bu şekilde çıktı. Yani, Türkiye ithalat cenneti mi olsun?

Bakın, tam 6 liradan et satın almaya başlamışız, şu anda 14 liradan satın alıyoruz. Ya, bunun sonu yok mu? Ben dünyada hiçbir zaman ithalatla kalkınan bir ülke görmedim. Üretmeyen bir ülke nasıl kalkınır arkadaşlar? 50 milyon dönüm araziniz boş, çiftçiniz köyden kente göç etmiş, çiftçiniz borçlu, çiftçiniz böbreğini satıyor, evini satıyor, tarlasını ipotek ettiriyor, siz gidiyorsunuz başka ülkelerden bu sorunu çözmeye çalışıyorsunuz. Bu yanlış, bu yanlıştan bir an önce dönmeniz lazım.

Hele şimdi marketlerde et satacaksınız. Kime bunun kazancı olacak? Çiftçiye kazancı olacak mı? Hayır, aracılar kazanacak, taşıyıcılar kazanacak. Başka ülkelerin çiftçileri niye bu kadar çok düşünülüyor, ben bunu anlayamıyorum. Neden destekleme vermiyoruz? Hep beraber verelim.

Şimdi, 4 Tarım Bakanı değişti, hiçbir tanesi çare bulamadı, şimdiki Bakan çare bulacakmış. Çare bulsun, alnından öpelim ama bunun çaresi inanın bu değil. 5 milyar dolar veriyorsunuz, 5 milyar dolar karşılığında ne et fiyatı düşüyor ne kıyma fiyatı düşüyor. Kasaplarla konuşuyorum “Ya, ithal et geldiğinde fiyatlar düşüyor mu?” “Evet, bir-iki hafta 1 lira düşüyor, bilemediniz 2 lira düşüyor.” Ama bu gerçek arkadaşlar yani fiyatların düşmediği çok açık. Ne diyorsunuz?

Bakın, buradan uyarıyorum: Gün gelecek paramızla dahi et bulamayacağız. Hani sizin Genel Başkanınız diyor ya “Paramızla silah alamıyoruz.” Bu kadar itibarsızlaşırsa bu ülke, bu kadar ithalata bağımlı olursa başka ülkelerden et de bulamazsınız çünkü dünya nüfusu artıyor. Şu an 7,5 milyara yaklaştı dünya nüfusu, elli yıl sonra 9 milyar olacak. Topraklar aynı topraklar, su kaynakları aynı su kaynakları, ne değişecek? Arkadaşlar, toprak kimdeyse hükümdar o olacak. Şu an bizim topraklarımız var, Anadolu’da kullanmadığımız 50 milyon dönüm toprak var. Gelin bu toprakları işleyelim, gelin çiftçiye verelim ama siz ne yapıyorsunuz? Meralara saldırıyorsunuz. Ne için? Rant için. 2 tane daha fazla AVM yapmayın artık, yeter, bina dikmeyin! Topraklarımızı koruyalım, gelecek nesillere bırakalım. Zeytinliklere saldırıyorsunuz, bize kızıyorsunuz sonra. Ya, bu toprağı korumak zorundayız arkadaşlar. 50 milyon dönüm meramız vardı, 13 milyon dönüme düştü. Peki, biz nasıl rekabet edeceğiz? Meralarımızı korursak rekabet edebiliriz. Hayvanlar ucuza yem yesin.

Bakın, Yeni Zelanda’da sütün litre fiyatı 38 kuruş ama süt üreticisi para kazanıyor. Neden? Hayvanlar bedava yem yiyor. Bizde 1 lira 40 kuruş, Süt Konseyinin açıkladığı rakam. 1 lira 30 kuruştan, 1 lira 20 kuruştan gidiyor, üretici kan ağlıyor. 1 lira olan var. Niye? Yem fiyatı ile süt fiyatı aynı. Şimdi, bu mantıkla ne siz süt hayvancılığını geliştirebilirsiniz, ne et yiyebilirsiniz, hiçbir şey yapamazsınız. Bunun çözümü her yerde aynıdır, nereye giderseniz gidin. Üreticiyi desteklemek zorundasınız, yasa var. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak neden “adalet yürüyüşü” yaptık, niye “çiftçiye adalet” dedik? Yasa var, yasa çok açık. Çiftçiye vermeniz gereken paranın yarısını veriyorsunuz, ondan sonra çiftçi borçlandığı zaman “Bu borç değil.” diyorsunuz, çiftçi borcunu ödeyebilmek için banka banka geziyor, bunu da görmezden geliyorsunuz. Gelin bu borçları silelim, en azından faizlerini silelim. Çiftçiye bir nefes aldıralım, üretmeye başlasın, biz de et ithal etmeyelim. Bu kadar açık, bu kadar net. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaytancıoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor…

Sayın Tor, sizin şahıslarda da konuşmanız var, o yüzden sürenizi on beş dakika yapıyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 121 sıra sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarı vesilesiyle Millî Eğitim Bakanlığında kanayan bir yara hâline gelen sözleşmeli öğretmen sınavları ve idareci atamaları konularında görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Bu kanayan yaranın sona ermesi de en büyük dileğimdir. Bildiğiniz üzere, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun birçok defa değiştirilmiştir. Teknolojik ve diğer alanlardaki gelişmelerde, kısaca çağın gereklerine uygun olarak bazı değişikliklerin yapılması doğaldır. Hiç kuşku yok ki yapılan değişiklikler Millî Eğitim Temel Kanunu’nda yer aldığı üzere, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek amacına hizmet etmelidir. Bu amacı gerçekleştirmenin yolu da bilgili, fikri, vicdanı hür, ehliyetli, insanı seven, hukukun üstünlüğüne inanan öğretmen ve idarecilerden geçmektedir. Maalesef yapılan değişikliklerde, eğitimin niteliğini yükseltmekten çok Millî Eğitim Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatında görev yapan kadroların değiştirilmesine yönelik toptancı bir yaklaşım sergilenmiştir. Yıllarını Türk millî eğitimine adamış, gerçekten, ehliyetli, kıdemli, işini bilen kadroların korunması, hatta yükseltilmesi, yüceltilmesi gerekirken bir çırpıda silinip atılmış, yüzlercesi uzman, araştırmacı yapılarak heba edilmiştir. Bugün Millî Eğitim Bakanlığında on binlerce okulda belli bir sendika haricinde okul müdürü ve yardımcı idareci sayısı yok denecek kadar azdır. Bu, iktidara yakın olmayan tüm öğretmenleri dışlamaktır. Atayanlar ve atananlar bakımından bu ayrımcı politika görünmeyebilir ama gerçek olan şu ki sizden olmadığını varsaydığınız idareciler ve öğretmenler arasında Bakanlık Müsteşarınız dâhil birçoğunu bilgisiyle ve görgüsüyle ona yirmiye katlayacak eli öpülesi araştırmacı uzman ve öğretmen vardır. Bunun neticesinde, olan maalesef ülkeye olmuştur. Öğrencilerin uluslararası ölçekte fen, matematik ve okuma becerilerinin ölçüldüğü en önemli sınavlardan birisi olan PISA sonuçlarına göre ülkemiz, on iki yıl önceki sonuçların bile altına gerilemiştir. Türkiye'nin 70 ülke içinde fende 51’inci, matematikte 48’inci, okumada 49’uncu olmasının sebeplerini, işin ehline verilmemesinde aramak lazımdır. Bu, eğitimin dibe vurduğunun göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, işsizlik, hayat pahalılığı, istihdam, terör, dış güvenlik konularında sıkıntılarımız olabilir. Türk milleti alicenaptır, ekmeğini paylaşır, aşını bölüşür, namerde muhtaç olmamak için her fedakârlığı yapar, hiç yapmamamız gereken güvenin sarsılmamasıdır. Biz, hak ve hukuku, adaleti görmezsek huzurlu, mutlu bir toplum yaratamayız.

Bakınız, Millî Eğitim Bakanlığı sözleşmeli öğretmen alıyor. Eskiden KPSS puanları esas alınarak yerleştirme yapılırken bugün, KPSS sınavlarıyla sözlüye girecek olanlar belirlense de nihayetinde, sözlü sınavlar esas alınarak yerleştirme, atama yapılmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki mülakat sağlıklı bir yöntem değildir, sözlü demek, mülakat demek torpil demektir. Bölge düzeyinde yapılan sınavlar için yüzlerce mülakat komisyonunda standart sağlayamazsınız. Mülakatı denetlemeniz mümkün değildir, haksızlığa yol açar, subjektiftir. Nitekim, sınav sonrasında binlerce kişinin KPSS puanının yüksek olduğu, sözlüde kendisine düşük puan verildiği ve kendisine haksızlık yapıldığı şeklinde binlerce dilekçe vermesi güvensizliğin bir sonucudur, haklılık payı da fevkalade yüksektir. KPSS’si çok yüksek olmasına rağmen mülakatta çok düşük puan verilerek elenenler olduğu gibi KPSS’si düşük olduğu hâlde mülakatta yüksek puan verilerek ataması sağlananlar olmuştur. Sadece beş dakikada sorulan iki soruyla bir ölçme yapılabilmesi mümkün değildir. Günlerce evinde, dershanede çalışarak, KPSS’den yüksek puan alarak gelen birçok kişinin, iddia ediyorum, eğitim bilimlerindeki birikimleri birçok komisyon üyesinden daha fazladır. Sözlü sınavlarda parti listelerinin savaştığı şeklinde ciddi sızlanmalar vardır, birçok emare de bunu doğrulamaktadır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde KPSS’den çok yüksek not almış, kendi alanında Türkiye 4’üncüsü olmuş bir kadın öğretmen kardeşimizin mektubundan bahsetmek istiyorum. Bu mektuptan daha önce de bahsetmiştim. Tabii, bu arkadaşımızın ismini vermeyeceğim, olur ki bir daha sözlü sınava girer, başına bu sebeple bir şey gelsin istemem. Çok şey söylüyor kadın kardeşimiz ama ben kısaltarak anlatacağım: “Evli ve 1 çocuk sahibiyim, 29 yaşındayım ve yıllardır KPSS’ye hazırlanıyorum. Evladım yanımda ilgi beklerken, hüngür hüngür ağlarken ben vicdanım sızlaya sızlaya ders çalıştım. Yemedim içmedim, gezmedim tozmadım, uyumadım. Öyle ki, dershane hocam ‘Aynada kendine hiç bakmıyor musun, git biraz uyu lütfen.’ diyordu. P10’dan 84 aldım ve bölümümde Türkiye 4’üncüsü oldum. P121’den 84 aldım ve bu kez de Türkiye 24’üncüsü oldum. Geçerliliği, güvenilirliği yüksek 3 ayrı sınava girdim ve yüksek bir başarı elde ettim. Sonrasında, 2 Mayısta Adana’da mülakata girdim, zarftan çıkan 2 soruya sular seller gibi cevap verdim, hiç takılmadım, tereddüde düşmedim, konulara çok vâkıf olduğumu belli ettim ancak bunların karşılığında 53 puan verildi ve elendim. Şimdi ders çalışırken ilgi beklediği için ağlayan 2,5 yaşındaki evladım benim gözyaşlarımı siliyor ve ‘Ağlama canım annem.’ diyor. Ben hakkımı zerre kadar helal etmiyorum, evladımın gözyaşları umarım kabusunuz olur.” diyor bu kardeşimiz.

Gecenizi gündüzünüze katarak çalışacaksınız, Türkiye 4’üncüsü olacaksınız, sonra da sözlüde eleneceksiniz, bunu kimseye izah etmeniz mümkün değildir.

Kıymetli arkadaşlar, bundan daha büyük kul hakkı yoktur. Bu, uygulamanızla ilgili sadece bir örnektir, örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu kadın kardeşimiz gibi yüzlercesi, binlercesi şikâyet dilekçesi vermiştir. Bunların hakkının hesabını nasıl vereceksiniz? Sayın Bakan ve yönetimine söylüyorum, böyle giderse bunların vebalinden kurtulmanız mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz ay Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda boş kadrolara müdür ve yardımcısı sınavları yapıldı. Daha önce tıpkı teşkilat yasası değişikliklerinde olduğu gibi, tıpkı sözleşmeli öğretmen sınavlarında olduğu gibi çok büyük ölçüde belli bir görüşün, belli bir sendika üyeliğinin haricinde sınav kazandırılan olmamış, büyük ayrımcılık yapılmıştır. Referanslı, sizden olanların tamamına yakını ehliyetli, kabiliyetli de sizden olmayanların tamamına yakını ehliyetsiz midir? Elbette değildir. Sizden olmayanların içinde birçok bakanlığın en üst düzey yöneticilerini 10’a katlayacak güzide öğretmenlerimiz vardır. Siz atamalarda, öğretmen seçiminde liyakati, ehliyeti tercih etmezseniz sonucu da PISA’da yerlerde sürünmek olacaktır.

Sayın Millî Eğitim Bakanı Malatya Valiliğine geçmişte gerçekleştirdiği ziyaret esnasında Türkiye’deki eğitim standartlarının İngiltere’den, hatta Amerika’dan daha iyi olduğu iddiasında bulunmuştur. Bu iddiaya sadece kendinizi inandırırsınız, sadece kendinizi kandırırsınız. Türkiye, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Eğitim Endeksi’nde 69’uncu sıradadır. Eğitim Endeksi’nin 1980-2013 yılları ortalamasına göre Türkiye listede 69’uncu sırada yer alırken ABD 5’inci, İngiltere 14’üncü sırada yer almıştır. OECD’nin de eğitim kalitesi konusunda önemli çalışmaları bulunmaktadır. OECD 2016 Eğitime Bakış Raporu’nun Eğitim Finansmanı bölümünde öğrenci başına harcanan para açısından yıllık 3.227 dolarla Türkiye 10.493 dolarlık OECD ortalamasının çok altındadır. Yine OECD raporuna göre, sınıf mevcudu, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ve öğretmen maaşları alanlarında Türkiye OECD ortalamasının yanı sıra ABD ve İngiltere’nin de gerisinde kalmıştır. Bir diğer önemli eğitim kalitesi endeksi ise UNESCO’nun desteğiyle hazırlanan Herkes İçin Eğitim Gelişim Endeksi’dir. İlköğretime erişim, yetişkin okuryazarlığı, eğitim kalitesi ve cinsiyet eşitliği kriterlerini dikkate alan bu endekse göre İngiltere 2’nci sırada yer alırken, ABD 40’ıncı, Türkiye ise 65’inci sıradadır.

Özel araştırmalarda da durum farklı değildir. Özel bir marka stratejisi geliştirme ve danışmanlık firması, 4 kıtada 16 bin kişiyle yaptığı uluslararası anket çalışmasında, 3 kritere göre en iyi eğitim olanaklarına sahip ülkeleri sıralıyor. Bu kriterler, ülkedeki üniversitelerin kalitesi, devlet eliyle sağlanan eğitim sistemi ve üniversiteye girme oranını dikkate alıyor. Raporda İngiltere 1’inci, ABD 3’üncü, Türkiye ise 30’uncu sırada yer almaktadır.

Eğitim kalitesi konusunda araştırmalar yapan bir diğer bağımsız araştırma kuruluşu olan Pearson ise, PISA, TIMSS, PIRLS gibi hazırda var olan küresel veri setlerini, ülkelerdeki okuryazarlık oranı ve mezuniyet dereceleri gibi ölçülebilir verilerle harmanlayarak kendi sıralamasını oluşturuyor.

Pearson endeksi sonucunda, diğer birçok veri setinden farklı olarak, eğitim kalitesi konusunda ilk sıralarda Asya ülkelerinin olduğunu görüyoruz. İngiltere’nin 6’ncı, ABD’nin 14’üncü olduğu listede Türkiye ise 34’üncü sırada yer almıştır.

Dikkate aldığımız 5 farklı eğitim kalitesi endeksinin hiçbirinde, Türkiye'deki eğitim standartlarının İngiltere ve ABD’nin ilerisinde olduğuna dair en küçük bir ibareye rastlanmamıştır. Bu durumda, Sayın Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın iddiasının da doğruluk payı yoktur.

Sonuç olarak, eğitimde gidişat kötüdür, üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığında hak, hukuk ve adalete dönün diyorum, işi ehline verin diyorum, ayrımcılık yapmayın, mağduriyetleri giderin diyorum, yol yakınken daha fazla vebal toplamayın diyorum.

Bu, toplumsal huzura da olumlu katkılar sağlayacaktır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tor.

Sayın milletvekilleri, 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem.

Süreniz on dakika, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. Ekranları başında bizleri izleyen Türk milletini de selamlıyorum.

Ben biraz önce soru olarak Sayın Bakana iletmiştim ama buradan biraz daha detaylı, Şişli’de bulanan endüstri meslek lisesiyle ilgili hem bilgi vermek istiyorum hem gerçekten akıbetini çok merak ettiğim için… Orada hem öğrenciler haber bekliyor hem oradaki vatandaş haber bekliyor. Eminim ki hepiniz aynı hassasiyeti göstereceksinizdir ve bu konuya bir cevap alabiliriz diye düşünüyorum.

Şişli’de bulunan okulun adı endüstri meslek lisesi, motor teknik lisesinin olduğu yerde bu ve çok büyük bir arazi üzerinde. Yıllardır oraya bir imar planı uygulaması yapılıyor ve bu eğitim alanından çıkarılıp önce ticari alan, konut alanı, AVM ve birçok değişiklik yapılıyor. Veliler, okul yetkilileri, sendikalar, odalar, hepsi yıllardır itiraz etmekte ve işlemi durdurmaya çalışmaktadır. Tepkiler üzerine bir süre durdurulmuştur ve kısa süre sonra tekrar gündeme getirilmiştir.

Bu okul hakkında da biraz daha detaylı bilgi vermek istiyorum. Burası Şişli’nin göbeğinde, 1960’tan beri okul olarak devam etmektedir. Burası bir meslek lisesidir. Burada okuyan öğrencilerin gelir düzeyi oldukça düşük yani 3 lira, 5 lira harçlık verilemeyen çocuklar okuyor burada. Bu gençler okulu bitirir bitirmez -burası çok önemli- bir mesleğe sahip oluyorlar. Bu anlamda da iş imkânı sağladığı için talep gören de bir okul. İşsizlik gün geçtikçe artmış, günümüzde de çok büyük sorun hâline gelmiş, gençlerin travması hâline dönüşmüş iken bu anlamda kambur üstüne bir kambur daha bindiriyoruz ve bu okuldaki 6 bin öğrenciyi mağdur ediyoruz. Hizmet verilememekte. 6 bin öğrenci, ortalama 6 bin aile demektir. O öğrenciler ve aileler her gün veryansın etmekteler, seslerini duyurabilmek adına sosyal medyada çalışmalar yapmakta, “Okuluma dokunma!” şeklinde sloganlarla meydana çıkmakta… Hatta “hashtag”ler açılmıştır bu anlamda da, mutlaka karşılaşmışsınızdır. Okullarına öyle güzel sahip çıkıyorlar ki okumanızı öneriyorum, incelemenizi öneriyorum.

Değerli milletvekilleri, Şişli ilçesinin en büyük okul kampüsü olan bu yer, içinde bütün özel sektörün atölyelerini, AR-GE merkezlerini barındırmaktadır. Hakikaten örnek teşkil edecek olan… Hepimiz eğitimle ilgili de çalışmalar yaptığımız için, bir sıkıntı olarak önümüzde de durduğu için incelemeye uygun bir durum olduğunu düşünüyorum. Ülkemizin en büyük firmaları gelmiş, okulun kampüsü içerisinde çocukların çalışacağı yerler kurmuş ve bu çocuklara iş imkânı sunmuşlardır. Bu imkânları neden yok ediyoruz, hep birlikte bir düşünmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, eğitim sistemimizin -özellikle hepimiz anne-baba olarak bu sıkıntıyla da karşı karşıya olduğumuz için- gerçekten daha sıkıntılı hâle geldiği, son on beş yıllık iktidarlık döneminde 7 bakanın değiştiği, 22’nin üzerinde “köklü değişiklik” diyebileceğimiz değişikliğin yapıldığı bir dönemden geçiyoruz. Hepimiz yarın acaba nasıl bir değişiklik olacak diye düşünüyor muyuz? Düşünüyoruz. Çocuklarımız travmalarla karşı karşıya kalıyor mu? Kalıyor. Kendi evlatlarımdan da örnek vermek istiyorum: Kızım üç sene SBS’ye girdi, oğlum tek sene SBS’ye girdi; daha sonraki çocuklar, biliyorsunuz, TEOG sınavına girdi, şimdi TEOG da yok.

Evet, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, liderimizin yapmış olduğu açıklamaya da istinaden, seçim beyannamemizde de yer alması hasebiyle senelerden beri yönlendirmeli eğitim modeli ve sınavsız eğitim sistemini öneriyoruz ve burada çocukların hem yetenekleri hem donanımları göz önünde bulundurulmak suretiyle gerçekten her meslek grubunda yetişmiş eleman yetişmesi noktasında da çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Gelin, bu eğitim konusunda gerekli çalışmaları hep birlikte yapalım. Önce -grup başkanlığındaki araştırma önergemizi inşallah nasip olursa önümüzdeki hafta getireceğiz- eğitimle ilgili bir araştırma komisyonu kuralım. Bu araştırma komisyonu çalışmalar yapsın Türkiye genelinde, ailelerle görüşsün, öğrencilerle görüşsün, çok kıymetli Türk akademisyenlerimiz var, bunlarla görüşsün. Eğitimin eksiklerini tespit edelim ve kalıcı bir eğitim reformu yapalım. Bu kalıcı eğitim reformuyla birlikte aileler ve çocuklar, gerçekten, ertesi sene, ondan sonraki sene neyle karşı karşıya olacaklarını bilsinler. Bunu yaparken millî, manevi ve ahlaki değerlerin güçlendirilmesi için eğitim müfredatını, eğitim materyallerini belirleyelim.

Bu anlamda bilhassa verdiğimiz bir kanun teklifi var. 1960’lı yıllarda adabımuaşeret dersleri vardı, hepimizin özlediği ve hepimizin aslında, gerçekten, nerede kaldı görgü kuralları dediğimiz bir dönemden geçiyoruz. Gelin, hep birlikte bunları ders müfredatına aldıralım. Hitabet dersleri vardı. Hepimiz şikâyetçi değil miyiz çocuklarımız iletişim kuramıyor birbirleriyle ve bizimle diye? Konuşmuyorlar artık çünkü karşılıklı diyalogların yerini gerçekten o küçücük cihazın içindeki dünya aldı. Okullarda da karşılıklı çalışmalar ve bu tarz diyalog çalışmaları yapılmadığı için gerçekten büyük sıkıntı hâline geldi. Gelin, eğitim müfredatında gerekli olan derslere hep birlikte karar verelim, bunun çalışmalarını yapalım. Gelin hep birlikte, eğitim müfredatı içerisinde kullanılması gereken kaynak kitapları da doğru belirleyelim ki millî şuura sahip, vatana millete hayırlı, bu anlamda asla ve asla ihaneti vatanına milletine düşünmeyen bireyler yetiştirelim. Evet, ailede başlar eğitim belki; anne karnında şekillenir, ailede devam eder ama eğitim hayatında gelin, öğretmenlerimizin de bu anlamda eksiklerini, sıkıntılarını dinleyelim, nasıl sorunlarla karşı karşıyalar bunlara da karar verelim.

Bu anlamda umuyorum önümüzdeki hafta vereceğimiz araştırma önergesi tüm partiler tarafından kabul edilir, eğitimle ilgili yapılması gereken çalışmalar noktasında aynı hassasiyeti gösterir.

Şunu düşünürüz en azından: Muhalefet partisinden gelen bir araştırma önergesi olarak değil de hakikaten siyaset üstü bir mesele olan eğitimle ilgili aynı hassasiyeti, aynı refleksi birer anne-baba olarak, birer siyasetçi olarak gösteririz.

Hepinize çok teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdem.

İkinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan uluslararası sözleşmelerle ilgili söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, toplumun güvenliğini sağlamakla yükümlü olması gereken kolluk güçleri sürekli olarak Kürt illerinde neden oldukları panzer cinayetleriyle gündemdeler. Son olarak Siirt ve Bitlis illerinde benzer cinayetler meydana geldi. 21 Ekim 2017’de Siirt’te Aydınlar Caddesi üzerinde Emniyet Müdürlüğüne bağlı zırhlı araç, 6 yaşındaki kız çocuğu Felek Batur’u ezerek katletti. 20 Ekim 2017 tarihinde Bitlis’in Hizan ilçesinde 55 yaşındaki Gülten Yaraşlı zırhlı araç tarafından ezilerek katledildi. Kendilerine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Yaşanan can kayıplarının siyasi sorumluluğu Hükûmetindir. Hükûmet, bu sorumluluğu almadığı gibi, söz konusu olaylar karşısında gerekli idari ve hukuki süreçleri işletmemektedir. Cezasızlık yaygınlaşmaktadır. AKP Genel Başkanı Erdoğan, mülki amirlerle yaptığı kamuoyuna açık toplantılarda mevzuatın bir kenara bırakılması talimatını vermektedir. Bu politikalar sonucu polisler kalkıp Felek Batur’un ailesine gönül rahatlığıyla “Çocuğun sokakta ne işi var?” diyebilmektedir. Devlet, son iki yıldır Kürt kentlerinde zırhlı araçlarla mobil taciz uygulamaktadır. Kentin göbeğinde yüzlerce insanın oturduğu bir parkta çay içerken her an önünüzden, arkanızdan tonlarca ağırlıkta bir zırhlı araç hızla geçebilir, gece gündüz bu fark etmiyor. Güvenlik güçleri koca koca zırhlı araçlarla kent meydanlarında, kent sokaklarında, kent ortasında “Nasılsa ceza almam.” rahatlığıyla direksiyon sallamaktadırlar. Zırhlı aracın kent merkezinde işi nedir? Sözüm ona halkın güvenliği için alınan bu araçlar halkın üzerine bir ölüm makinesine dönüştürülmüştür. İnsanlar bırakın sokakta, kahvede ya da başka bir yerde, kendi evlerinde uyurken bile zırhlı araçlarla can vermektedir. Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı Karşıyaka Mahallesi’nde 3 Nisan gecesi polisin kullandığı Alman panzeri bir evin duvarını yıkarak içeri girdi, aracın çarptığı odada uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşler can verdi. İçişleri Bakanı kalkıp cevap versin, bunlar birer kaza mıdır yoksa cinayet mi? Sizlerin bu cezasızlık anlayışı bundan sonraki ölümlerin de izni niteliğindedir. İktidar suçluları ön kapıdan alıp arka kapıdan saldığı sürece adalet toplum için bir ütopyadan başka bir şey olmayacaktır. Son bir yılda Kürt kentlerinde çoğu çocuk 28 kişi bu zırhlı araçlar tarafından katledildi. Halkın güvenliğinden sorumlu ve yine halkın ödediği vergilerle alınan bu araçların bir bölümü de valilikler, kaymakamlıklar ve kayyumların hukuksuzca zapt edildiği belediye binalarının önünde durmaktadır. Halka hizmetle yükümlü bu alanlar birer kaleye çevrilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bakın, bugün 25 Ekim 2017, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine yönelik siyasi operasyon üzerinden tam bir yıl geçti. Toplum iradesine yönelik komplo mantığıyla bütün DBP’li belediyelere kayyum atandı, bütün belediye başkanlarımıza yönelik suçlamaların tamamında en ufak bir delil bulamayan iktidar, uydurma, gizli tanıklarla hukuka aykırı bir şekilde cezai süreçleri işletirken FET֒ye methiyeler düzen belediye başkanlarında hiçbir şeye rastlayamaması oldukça düşündürücüdür. AKP iktidarının hukuk anlayışının tezahürü olarak bu gözüküyor. Özellikle Bitlis ilinde bir hukuk garabeti yaşanmaktadır. Belediyelere kayyum atanarak tüm ilde bir kayyum mantığı yürürlüğe konmuştur. İstanbul’da ve olası Ankara Belediyesinde Belediye Meclisinden başkan seçmek hukuksal bir gereklilikken Kürt illerinde hukuk bir ayak bağı veya külfet olarak görülmektedir. Bir ile veya ilçeye kendi meclisinden belediye başkanı çıkarmasına dahi izin verilmedi. Halk, belediye başkanlarından memnun iken OHAL’in vermiş olduğu hukuksuzluk anlayışı toplumda derin yaralara neden olmuştur. Bitlis’te toplum nezdinde yarattığınız bu duygusal kopuşun cevabını da demokratik ve adil yapılacak ilk seçimde alacaksınız. “Kürt kardeşimdir” mantığı AKP iktidarı döneminde geçerliliğini yitirmiştir. Sadece Kürtler için değil, Kürtçe için de devlet tarafından derin bir savaş başlatılmıştır. Atadığınız kayyumlarla ilk olarak “Kürtçe tabelaları yenileyeceğiz.” diyerek kaldırdınız, parkların, sokakların ismini değiştirdiniz. Bu, toplumun kültürel yapısına, ana diline yapılan doğrudan bir saldırıdır. Kürtçe sadece binalarda ya da parklarda değil, okullarda ve günlük yaşamda da saldırı altındadır. Son olarak, Silopi’de bir öğretmenin duvara astığı “Kürtçe konuşmayacağım.” yazısıyla karşılaştık. Bugün, cezaevlerinde, mahkemelerde, devlet aklının hüküm sürdüğü birçok alanda bu yasakçı zihniyet devam etmektedir. En basit örneği “…”(x) desem tutanaklara girer fakat ben bunu Kürtçe ifade etsem çarpı işaretleriyle geçiştirilir. Bunu sadece bireysel olarak ben ya da HDP Grubu olarak bizler değil, şu an Genel Kurulda bulunan, ana dili Kürtçe olan bütün milletvekillerinin de kabul etmesi mümkün değildir. Aynı zamanda, sadece Kürtler değil, ana dilin bir hak ve özgürlük olduğuna inanan tüm milletvekillerinin de kabul etmeyeceğine inanıyorum.

Sayın Erdoğan yaptığı birçok konuşmada Kürtçeyi kastederek kendi dönemlerinde inkâr ve asimilasyonun son bulduğunu ifade etmiştir. Bakın, bundan yedi yıl önce dönemin Başbakanı yaptığı bir konuşmasında asimilasyonla ilgili olarak “Ben bu konuyu âdeta matematik olarak görüyorum, iki kere iki dört eder ve bunun bilimsel bir altyapısı var. Yani asimilasyon -tanımını şöyle masaya yatırdığımız zaman, iyi ele alırsak- bir insanın değerlerinin devşirilmesidir. Bu, zaman zaman zorla devşirilmesidir; bu, dinde, kültürde değişime zorla tabi tutulmasıdır. Örflerinden, âdetlerinden, geleneklerinden zorla tecrit edilmesi, soyutlanmasıdır ki insanoğlunu buna zorlamak kesinlikle bir insanlık suçudur.” demişti. Şimdi ise bu insanlık suçu her kurumda, kuruluşta kendisini net bir biçimde hissettirmektedir.

AKP Genel Başkanı grup toplantısında devlet obezliği ve hantallığından bahsetmiştir. Doğru bir tespit. Yalnız, bu obezite geçtiğimiz son on yılda aşırıya kaçmıştır ve son on beş yılı siz yönettiğinize göre bunda sizin payınız en büyüktür. Devlet kaynaklarını kimlere ve ne zaman çiğnemeden yutturduğunuzu en iyi siz bilirsiniz. Bir çocuk obez olmuşsa bunun müsebbibi ebeveynidir, aynı ebeveyn tedaviyi de üstlenemez, profesyonelce çalışan rehabilitasyon merkezine ihtiyaç vardır.

Sadece mukayese için söylüyorum: Çin gibi devasa bir coğrafyaya, nüfusa sahip bir ülke on yıl gibi bir süreçte toparlanmış, hamle yapmıştır. Siz ise on beş yıllık iktidar muhasebesinde hatalarınıza, yanlışlarınıza kılıf arıyorsunuz, yoksa bunu da “Hata yaptık, ihanet ettik, suçumuz var.” deyip geçiştirirsiniz. O zaman hapishanelerde 300 bin üzerindeki vatandaşın büyük çoğunluğu da yaptıklarından pişmandır ve af dileyebilir Allah’tan da, kuldan da. Onlar niçin içeride duruyorlar? Anlaşılan, siz bu gemiyi götüremiyorsunuz, gemi su alıyor.

“Çok başlılık var, ondan rotamızı bulamıyoruz.” denildi, “Tek kaptan işi götürür.” denildi. Baktınız olmuyor, şimdi de “Fazla yük oluyor.” diye safralarınızı atıyorsunuz. Bu da iş görmeyecek. “Metal yorulması” dediniz ama esas mesele korozyon yani metal çürümesidir.

“Pompada su bitti.” dediniz ama hortumlar su dolu. Pompa çalışmadan hortumdaki suyun işe yaramayacağını da anlayacaksınız. Geminin derhâl bir tersaneye çekilip revizyondan geçmesi lazım; aksi takdirde, bu gemi batar. Biz gemi mürettebatına değil, içindeki 80 milyon yolcuya acıdığımız için uyarıyoruz.

“Ekonomimiz iyi.” demekle ekonomi düzelmez, “Adalet var.” demekle adalet sağlanmaz, “Eğitimde başarılıyız.” demekle eğitimdeki fiyasko kapatılamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaydalı.

3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Oğuz Kaan Salıcı.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bundan yaklaşık on gün önce biz burada yeni bir uluslararası anlaşmayı konuşuyorduk, tartışıyorduk; bizim de üzerine şerh yazdığımız bir anlaşmaydı, hatırlarsınız belki, birazcık da gerginlik olmuştu. “TCG Anadolu”, İspanyollarla yapılan bir anlaşmadan bahsediyorduk. Orada ben uzun uzun, on beş dakika boyunca bizim bu anlaşmaya neden şerh yazdığımızı anlattım, hatta işin ihale sürecinin sıkıntılı olduğunu anlattım. İhale sürecini yürüten dönemdeki Sayın Millî Savunma Bakanı da o gün rastlantı sonucu, görev gereği buradaydı, hatta kendisine de “Buyurun, çıkın, söz alın, cevap verin.” dedik; Sayın Bakan cevap vermedi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan da cevap veren başka bir arkadaşımız olmadı. Gelin görün ki bunu ben niye söylüyorum? Bu konuşmadan dört gün sonra sizin çok sevdiğiniz o medyada haber çıktı arkadaşlar. Haber şu: “CHP’liler uçak gemisine de karşı.” Alt başlığı okuyayım: “Niyetleri bağımlı Türkiye” filan.

Şimdi, biz bu meseleleri çok konuştuk, şöyle konuştuk: Bu iş zarar veriyor yani bu iş, bu yandaş medya meselesi, bu bağımlı medya meselesi zarar veriyor. Size zarar vermiyor ya da Cumhuriyet Halk Partisine zarar vermiyor ya da herhangi bir partiye zarar vermiyor; Türkiye'nin siyasetine zarar verir bir hâle geldi. Yine, ben son konuşmacıydım, onun için, Meclis grubu da böyle doluydu oy verme işlemi olacağı için, orada da birçok arkadaşımız benim yaptığım konuşmayı gayet rahat dinledi. Girip internetten de görebilirsiniz, on iki dakikanın tamamını oraya bağladık. Önemli iddialarda bulunduk, bu iddiaların hiçbirine bir cevap gelmedi ama üzerine böyle bir haber geldi. Hani, yanlış, yönlendirilmiş filan bir şey olmanın ötesinde artık yalan haber; çok açık, çok aşikâr, bunu bilginize sunuyorum.

İkincisi: Değerli arkadaşlar, Osman Kavala bizim çoğu zaman görüşleriyle örtüşmediğimiz bir kişi. Kendisi sivil toplum örgütlerinde aktivist olarak ya da organizatör olarak çalışmış bir kişi, bir iş adamı. Yeri yurdu belli, kim olduğu belli fakat bir süreden beri öyle bir yıpratma kampanyası vardı ki sonuç, göz altına alınmasıyla sonuçlandı. Daha iddianame ortada yok ama bu süreçte öyle iddianameler çıkıyor ki gerçekten içi boş. İşte, bugün görülen davada olduğu gibi, insan hakları aktivistlerinin davasıyla ilgili 17 sayfalık bir iddianame var, Rasim Ozan Kütahyalı bile “Bu iddianame olmamış." dedi, yazdı. Şimdi, bu işte bir terslik var.

Üçüncüsü: Az önce başka hatipler de bahsettiler, onun için ben o konuya çok fazla girmeyeceğim ama mesele Soros olduğunda, tabii, fotoğrafları ortaya koyuyorsunuz. 2003 yılında, 2005 yılında yapılmış, söylenmiş işler var. Buradaki çelişkiyi de dikkatinize sunmak istiyorum. Çelişkiyi söylememdeki neden şu: İktidarınızın ilk yıllarındaki yapmış olduğunuz ve söylemiş olduğunuz şeyler ile bugün yaptığınız ve söylediğiniz şeyler arasında taban tabana zıt bir durum var. Partinizi kurduğunuz zaman ortaya koymuş olduğunuz program ile bugün söylediğiniz şeyler arasında taban tabana zıt bir durum var. İlk başlarda müttefik olduğunuz, iyi görüş alışverişinde bulunduğunuz, sizi destekleyen kesimler ile bugün yanınızda duran kesimler arasında taban tabana zıt bir durum var, bunu ortaya koymak açısından söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim, iktidarın dış politikasıyla ilgili yapmış olduğumuz eleştiriler biliniyor ama son dönemlerde şöyle bir refleks gelişti bu eleştirilere karşı: “Hayır, bu eleştiriler doğru değildir, siz yanlış eleştirilerde bulunuyorsunuz.” denmiyor, şu söyleniyor: “Biz çok zor bir coğrafyadayız.” deniyor ya da –bugün de telaffuz edildi- “Bu bölgede emperyal hayalet dolaşıyor. Dolayısıyla, bunların yaratmış olduğu bir sıkıntı var, bundan dolayı.” deniyor ya da “Türkiye'nin çok fazla düşmanı var, Türkiye'nin büyümesini çekemiyorlar. Dolayısıyla, Türkiye’yi aşağı çekmeye çalışıyorlar.” gibi bahaneler üretiliyor. Neden bahane? Değerli arkadaşlar, siz Türkiye’yi on beş yıldır yönetiyorsunuz ama Türkiye bu coğrafyaya 2002 yılında göç etmedi ki. Bin yıldan uzun bir zamandır bizler bu coğrafyadayız, bu coğrafyada yaşıyoruz, devlet kurduk, o devlet yıkıldı, yerine cumhuriyeti kurduk. Böyle bir durumda “Türkiye zor bir coğrafyada.” demenin ne coğrafyayla ne tarihle ne de gerçeklerle bağdaşır bir tarafı yok.

Emperyal hayaletler bölümüne gelince: Doğrudur, emperyal hayaletler bu bölgede dolaşıyor, dolaşıyor ama emperyal hayaletler 1990’larda da dolaşıyordu arkadaşlar. Irak’a müdahale 1991 yılında oldu, “Nükleer silah bulacağız.” diye gittiler, su tabancası bile bulamadılar. Bu oldu, ondan önce de oldu. Yani hatırlayın, doksan yıl önce devlet kurulduğunda yedi düvele karşı savaştık. Bu savaşmış olduğumuz yedi düvelin hiçbirisi emperyal değil miydi? Hepsi emperyaldi. Dolayısıyla, bizim yapmamız gereken şey şu: Muhalefetin eleştirilerinin bir kısmı hoşunuza gitmeyebilir ama bunların arasında şu anda bulunduğumuz durumu değiştirecek, şu anda bulunduğumuz duruma uygun olanlarını alıp bunlar üzerinden politika konusunda revize etmek Dışişleri Bakanlığının görevidir, Adalet ve Kalkınma Partisinde dış politikaya yön veren arkadaşların görevidir. Bu tür bahanelerin arkasına sığınmak bizlere bir şey kazandırmaz, Türkiye'nin dış politikasına da hiçbir şey kazandırmaz. Örneğin, bu emperyal meselesi çok konuşuluyor. Mesela, bir cümle söyleyeceğim, sizin tanıdığınız bir cümle, bunu da lütfen bu emperyal kontekstinde değerlendirin: “Şam’da Emevi Camisi’nde namaz kılacağız.” sözünü bu kontekstte bir değerlendirin arkadaşlar ve Allah aşkına, aranızdan birisi çıksın, bu sözün doğru olduğunu bugün burada savunsun. Bu sözü savunamıyorsunuz, o gün de savunamıyordunuz, bugün de savunamıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Öyle bir dış politika izliyoruz ki bir noktadan öbür noktaya savruluyoruz.

Güncel konu, bugün Haydar El İbadi Ankara’da önemli görüşmeler yaptı. Haydar El İbadi, bir sene önce, ağır sözlerle Cumhurbaşkanının, partinizin Genel Başkanının çok ağır sözlerle yüklendiği “Kalitemde değilsin, karatımda değilsin.” gibi ağır sözlerle yani dış politik nezaketin çok ötesinde sözlerle yüklendiği bir kişiydi, bugün yakın dostunuz. Barzani, üç ay önce çok yakın dostunuzdu, 25 Eylülden sonra aramızda ciddi bir husumet ortaya çıktı. Bunu şunun için söylüyorum: Devletlerin ilişkileri bozulur ya da düzelir ama bu kadar kısa sürede bu kadar çok zikzak yaşanırsa o devletlerin arasındaki ilişkilerin bozulmasının ya da düzelmesinin ötesinde bir hasar bırakır bu ülkenin dış politikasına. Benzer bir durumu Rusya için de söyleyebiliriz, Amerika için de söyleyebiliriz. Hatırlayın, biz heyet olarak Amerika’ya gitmiştik, orada o sırada Clinton’la Trump’ın yarışı söz konusuydu. Dış politikayı yöneten arkadaşlar sürekli şunu söylüyorlardı: “Clinton FET֒cü, FET֒den para yardımı alıyor, dolayısıyla Trump seçilirse Türkiye’nin çıkarları açısından daha doğru olur.” İtirazım yok, bir bakış açısı ama Trump seçildi, dendi ki. “Trump güçlü bir lider, bizim Cumhurbaşkanımız da güçlü lider, iki güçlü lider kendi arasında oturup konuşursa bu sorunları halleder.” Arkadaşlar, “Konuşma yirmi üç dakika sürdü.” diye, “Girdisi çıktısı yirmi üç dakika sürdü.” diye ağzından yanlışlıkla kaçıran bir televizyon habercisi işinden oldu. Evet, yirmi üç dakika sürdü, görüşüldü de, başka görüşmeler de yapıldı ama sonucunda Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında bile bu ülkenin başına gelmeyen ağır bir yaptırımla karşı karşıya kaldık. Bir vize yasağı kondu, bir tür ambargo. Üzerine gidildi. Cumhurbaşkanı korumalarının bir kısmıyla ilgili dava açıldı. Bunlar ağır şeyler, bu ülkenin onuru için, bu ülkenin geleceği için ve bu ülkenin duruşu için ağır şeyler. Bunlar yapıldı, silah ambargosu kondu. Bunlar kabul edilebilir, doğru bulunabilir şeyler değil. Türkiye Cumhuriyeti’nde iktidarlar değişir, yeni gelen iktidarlara da böyle bir şey yapılsa o zaman da doğru değildir. Siz bugün iktidardasınız. Siz yarın öbür gün muhalefette olduğunuz zaman da, eminim, bunların doğru olmadığını bir muhalefet partisi milletvekili olarak çıkar buradan da söylersiniz ama problem şurada: Bizi böyle şeylerle muhatap ediyorsunuz arkadaşlar, bizi bu tür sıkıntılı durumlarla muhatap ediyorsunuz.

Gündem biraz yoğun, onun için tamamına değinmeyeceğim ama geçen günlerde Sayın Cumhurbaşkanı bir söz söyledi, benim de hoşuma giden bir söz oldu, dedi ki: “Türkiye bir kabile değil -yani biz bir kabile değiliz- Türkiye de bir kabile devleti değil.” Doğru. Ben de ne yaptım? Girdim literatüre. Dedim ki: Acaba kabile devletleri nasıl oluyor da biz öyle değiliz? Sürem çok fazla kalmadı, onun için, iki sayfalık bir şey var... Maalesef çok ciddi benzerlikler var. Bunu üzülerek söylüyorum ama size bir iki maddeyi okuyayım müsaade ederseniz. Örnek: “Basın özgürlüğü yoktur, hükûmetin eleştirilere karşı tahammül eşiği düşük, hatta hiç yoktur.” Maddelerden bir tanesi söyleyeyim, seçerek söylemiyorum: “Para ve iktidar sahibi olanların, halkı kafasının estiği gibi yönetmeye kalktığı zulüm düzeni hâkimdir. Toplumsal ilişkilerde karşılıklı bağımlılık ve kişisel çıkar ilişkisi egemendir. Bu devletlerin karakteristik özelliklerinden birisi yasayı söyleyenin de uygulayanın da aynı organ olmasıdır. Bu sebepten yargının bağımsızlığından söz edebilmek mümkün değildir.” Maddeler çoğaltılıyor.

Üzülerek söylüyorum, maalesef benzerlikler var. Bu benzerliklerin Türkiye’nin ali menfaatleri için, “millî ve yerli dış politika” iddiasındasınız ya o politikanın de gerçekten başarılı olabilmesi için, gerçekten millî ve yerli bir dış politikanın da kurulabilmesi için ortadan kaldırılması gerekiyor çünkü ülkenin içinde bir bütünlük, birlik ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - …adalet duygusu olmazsa dış politika da olmaz.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Salıcı.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           216

Kabul                                         :           215

Çekimser                                    :               1   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/316) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 10) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 10 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE NİJER CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GÜVENLİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 11 Mart 2014 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 10 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           230

Kabul                                         :           228

Çekimser                                    :               2   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/826) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 482) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 482 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE UKRAYNA BAKANLAR KURULU ARASINDA ULUSLARARASI KOMBİNE YÜK TAŞIMACILIĞI ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 4 Kasım 2016 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 482 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           218

Kabul                                         :           217

Çekimser                                    :               1   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

7’nci sırada yer alan, 479 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Savunma ile İlgili Gizlilik Dereceli Bilginin Korunması Konusunda Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/735) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 479)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada yer alan, 142 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/509) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

9’uncu sırada yer alan, 361 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 361)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

10’uncu sırada yer alan, 477 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/729) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 477)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

11’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Gemiadamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları Uluslararası Sözleşmesi Uyarınca Belgelerin Karşılıklı Tanınmasına İlişkin Mutabakat Zaptı ile Mutabakat Zaptında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Gemiadamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları Uluslararası Sözleşmesi Uyarınca Belgelerin Karşılıklı Tanınmasına İlişkin Mutabakat Zaptı ile Mutabakat Zaptında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/762) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 478) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 478 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE KATAR DEVLETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GEMİADAMLARININ EĞİTİM, BELGELENDİRME VE VARDİYA TUTMA STANDARTLARI ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ UYARINCA BELGELERİN KARŞILIKLI TANINMASINA İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTI İLE MUTABAKAT ZAPTINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN NOTALARIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 2 Aralık 2015 tarihinde Doha’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Gemiadamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları Uluslararası Sözleşmesi Uyarınca Belgelerin Karşılıklı Tanınmasına İlişkin Mutabakat Zaptı” ile Mutabakat Zaptı’nda değişiklik yapılmasına ilişkin Notaların onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 478 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Gemiadamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Tutma Standartları Uluslararası Sözleşmesi Uyarınca Belgelerin Karşılıklı Tanınmasına İlişkin Mutabakat Zaptı ile Mutabakat Zaptında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           225

Kabul                                         :           221

Çekimser                                    :               4   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

12’nci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İç Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunmasına Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İç Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunmasına Dair Kanun Tasarısı (1/437) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 101) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 101 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE FRANSIZ CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA İÇ GÜVENLİK ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 7 Ekim 2011 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İç Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fransız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İç Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunmasına Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           226

Kabul                                         :           222

Ret                                             :               1

Çekimser                                    :               3   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

13’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/436) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 100) (xx)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 100 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE İTALYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA BAŞTA TERÖRİZM VE ÖRGÜTLÜ SUÇLAR OLMAK ÜZERE AĞIR SUÇLARLA MÜCADELEDE İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 8 Mayıs 2012 tarihinde Roma’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN –Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 100 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Başta Terörizm ve Örgütlü Suçlar Olmak Üzere Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           224

Kabul                                         :           222

Çekimser                                    :               2   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

14’üncü sırada yer alan, 463 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Arasında Bilim ve Teknolojide İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

14.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Arasında Bilim ve Teknolojide İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/667) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:463)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

15’inci sırada yer alan, 457 sıra sayılı AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

15.- AB-EFTA Ortak Transit Ortak Komitesinin 20 Mayıs 1987 Tarihli Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeyi Değiştiren 28/04/2016 Tarihli ve 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/745) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 457)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

16’ncı sırada yer alan, 461 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

16.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

17’nci sırada yer alan, 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

17.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

18’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Romanya Hükümeti Arasında Meteoroloji ve Hidroloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

18.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Meteoroloji ve Hidroloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/696) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 362) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 362 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ROMANYA HÜKÜMETİ ARASINDA METEOROLOJİ VE HİDROLOJİ ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 1 Nisan 2015 tarihinde Bükreş’te imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Meteoroloji ve Hidroloji Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 362 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Meteoroloji ve Hidroloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           224

Kabul                                         :           222

Çekimser                                    :               2   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

19’uncu sırada yer alan, Tütün Ürünlerinin Yasadışı Ticaretini Önlemeye Yönelik Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

19.- Tütün Ürünlerinin Yasadışı Ticaretini Önlemeye Yönelik Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/575) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 365) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 365 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN YASADIŞI TİCARETİNİ ÖNLEMEYE YÖNELİK PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Hükümetimiz adına 10 Ocak 2013 tarihinde Cenevre’de imzalanan “Tütün Ürünlerinin Yasadışı Ticaretini Önlemeye Yönelik Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 365 sıra sayılı Tütün Ürünlerinin Yasadışı Ticaretini Önlemeye Yönelik Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           222

Kabul                                         :           222   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

20’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Balıkçılık ve Su Ürünleri Alanında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Balıkçılık ve Su Ürünleri Alanında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/589) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 366) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 366 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE TUNUS CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA BALIKÇILIK VE SU ÜRÜNLERİ ALANINDA PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 6 Haziran 2013 tarihinde Tunus’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Balıkçılık ve Su Ürünleri Alanında Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 366 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Balıkçılık ve Su Ürünleri Alanında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                  :           217

Kabul                                         :           216

Çekimser                                    :               1   (x)

                Kâtip Üye                                     Kâtip Üye

              Ömer Serdar                                 Fehmi Küpçü

                   Elâzığ                                            Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

21’inci sırada yer alan, 367 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

21.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/630) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 367)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

22’nci sırada yer alan, 368 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

22.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık ve Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/631) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 368)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 26 Ekim 2017 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.37



(x) 480 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 121 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 10 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx) 482 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 478 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 101 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 100 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 362 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 365 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 366 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.