TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

12’nci Birleşim

24 Ekim 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Kitap Fuarı’nda yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Nevşehir Milletvekili Ebubekir Gizligider’in, 137’nci PAB Genel Kurulu’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, 2017 yılında yaşanan doğal afetler nedeniyle mağdur olan üreticilerin durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, İzmir’de taş ocaklarının yarattığı sorunlara ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin bütçeyi har vurup harman savurduğuna, ders kitapları için yeni bir ihale yapılacağına ve bunun faturasının da halka kesileceğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Hakkâri’de şehit olan Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’ye Allah’tan rahmet dilediğine ve Sultanbeyli Mülteciler Toplum Merkezine ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Bakanlar Kurulunun bir an evvel resmî ilan tarifesinde artışa giderek yerel basına sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, AKP’nin Türkiye tarımını yönetemez duruma geldiğine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, raporlu ilaç kullanılan bazı hastalıklarda SGK’nın ilaç ücretini karşılaması için gerekli olan rapor süresinin üç aya indirilmesine ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Sağlık Bakanlığında ek atama bekleyenler ile öğretmen atamalarının bir an önce gerçekleştirilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

9.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, istifa ettirilen Büyükşehir Belediye Başkanının Bursa’da bıraktığı hasarlara ilişkin açıklaması

10.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Tapu ve Kadastro personelinin döner sermayelerinden faydalanamadığına ve taşeron işçilere hak ettikleri kadroların verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Pamukkale Üniversitesinde yapılan yemek bedeli ihalelerine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğine üyelik müzakerelerinin canlandırılmasına yönelik ne yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne ve SES sendikası eski üyesi, İHD eski yöneticisi Mahmut Konuk’a yapılan haksızlığı protesto ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, bu karmaşık ortamda dürüst olmanın ve dürüst kalmanın zorlaştığına ilişkin açıklaması

15.- Giresun Milletvekili Sabri Öztürk’ün, KEİPA Ekonomi, Ticaret, Teknoloji ve Çevre İşleri Komitesi olarak 18-21 Ekim tarihleri arasında Arnavutluk’a gerçekleştirdikleri ziyarete ilişkin açıklaması

16.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, OHAL’in neden kaldırılmadığını ve seçilmiş belediye başkanlarının neden istifa ettirildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne, uzman erbaşlara tabanca verilmesinin acilen gündeme alınması gerektiğine, Hakkâri Çukurca’da şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, Mardin Artuklu’da yaralanan 2 polise acil şifa dilediğine, Şerafettin Karcı’nın şehadetinin 38’inci yıl dönümüne ve taşeron işçilere kadro verilmesi konusunun ivedilikle halledilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Şırnak’ta bir kömür ocağında meydana gelen iş cinayetinde hayatını kaybeden 8 kişiye Allah’tan rahmet dilediğine, İhsan Eliaçık’a Kayseri’de yapılan saldırıyı kınadığına, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne, İmralı Cezaevinde tutulan Öcalan’ın durumu ve neden ziyaretlerin engellendiği hakkında Adalet Bakanından açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

19.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne, terör saldırılarında şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, Abdülmecid Efendi Konağı’ndaki heykel ve resim sergisine yapılan saldırıya, Cumhurbaşkanına “reis” şeklinde hitap edilmesine ve taşeron çalışanların yaptıkları işe göre memur veya işçi kadrolarına geçirilmesi taleplerinin dikkate alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Cumhurbaşkanı Meclise gelirken uygulanan güvenlik prosedürünün normal olduğuna, “reis” kelimesini pejoratif anlamda kullanmak yerine tarihteki karşılığıyla düşünmenin daha doğru olacağına, devletin kaçak kömür ocaklarına ihtiyacı olmadığına ve terörle kararlı bir mücadele sürdürüldüğüne ilişkin açıklaması

21.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizli’nin İncilipınar Mahallesi’nde yaşanan sel baskını için Pamukkale Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesinin sorumluluk almadığına ve Denizli vekillerinin müdahale etmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

22.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin İncilipınar Mahallesi’nde yaşanan sel baskınına ilişkin açıklaması

23.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un doğrudan gündeme alınma önergesini AK PARTİ Grubunun reddetmesine ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, 5 Eylül 2012 tarihinde yaşanan cephanelik patlaması duruşmasında bir şehit yakınına yapılan muameleye ve kamu görevlilerinin şehit yakınlarına ve gazilere karşı daha hassas davranmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın 124 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, yapılan açık oylamada oyların usulsüz gönderilmesi suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin mehabetine gölge düşürülmesini kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın 124 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 124 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman başkanlığındaki bir heyetin Sırbistan Ulusal Meclisi Başkanı Maja Gojkovic’in vaki davetine icabet etmek üzere 22-25 Ekim 2017 tarihleri arasında Sırbistan’a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1203)

B) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, (2/713) esas numaralı Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve arkadaşları tarafından Türkiye’de kayıt dışı ekonominin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/1432) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 24/10/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, Şırnak Merkez-Cizre Karayolu üzerinde bulunan 1 no.lu kömür ocağında meydana gelen ve 8 işçinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan maden faciası ile madencilik sektöründeki işçi kıyımının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 24/10/2017 tarihinde Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş ve arkadaşları tarafından, Şırnak’ta meydana gelen göçüğün sorumlularının araştırılması ve madenlerde benzer iş kazalarının yaşanmaması için gereken incelemelerin yapılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Denizli’nin İncilipınar Mahallesi’nde yaşanan sel baskını için geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/483) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 124)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/740) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 480)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/479) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 121)

5.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 124) Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Iğdır'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Hakkâri'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Gümüşhane'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Erzurum'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Erzincan'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Elâzığ'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Düzce'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Diyarbakır'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Çankırı'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Bitlis'te son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Bingöl'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Bayburt'ta son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Batman'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Aksaray'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Ağrı'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Adıyaman'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Kilis'te son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Kars'ta son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Karaman'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Kahramanmaraş'ta son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Karabük'te son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Kırşehir'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Kırıkkale'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Kütahya'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Rize'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Osmaniye'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Niğde'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Nevşehir'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Muş'ta son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Mardin'de son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Malatya'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Siirt'te son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Şanlıurfa'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Şırnak'ta son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Van'da son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına,

Yozgat'ta son bir yıl içinde kapanan ve açılan iş yerleri ile işsiz kalan ve istihdam edilen kişi sayılarına

İlişkin Başbakandan soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/15244), (7/15245), (7/15246), (7/15247), (7/15248), (7/15249), (7/15250), (7/15251), (7/15252), (7/15253), (7/15254), (7/15255), (7/15256), (7/15257), (7/15258), (7/15259), (7/15260), (7/15261), (7/15262), (7/15263), (7/15264), (7/15265), (7/15266), (7/15267), (7/15268), (7/15269), (7/15270), (7/15271), (7/15272), (7/15273), (7/15274), (7/15275), (7/15276), (7/15277), (7/15278), (7/15279), (7/15280) (EK CEVAP)

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Ankara Sincan'da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15382)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir'in, Şanlıurfa'da yaşanan elektrik kesintilerine, tahsil edilen elektrik bedellerine ve çiftçilerin uğradığı zararlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15404)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin kasaba ve köylerinde elektrik kesintileri ve sonucunda oluşan sorunların çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15708)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde vatandaşlara kesilen hatalı elektrik faturalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15809)

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, bazı elektrik santrallerinde bakım ve onarım çalışması yapılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/16143)

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, enerji yönetiminin karar destek kabiliyetini geliştirecek çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/16145)

8.- İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın, istihdam artışı yaşanmaksızın üretimde meydana gelen artışın istihdama yansıması için alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/16358)

9.- İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın, 2017 Temmuz ayı enflasyon oranına ve yükselmesini önlemeye yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/16359)

10.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarca 2002-2017 yılları arasında Kocaeli iline yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/16430)

24 Ekim 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır, Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir, Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Kayseri Kitap Fuarı hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık’a aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Arık.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Kitap Fuarı’nda yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Değerli milletvekilleri, Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Kayseri Kitap Fuarı’nda yaşanan olaylar hakkında gündem dışı söz aldım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, Kayseri Kitap Fuarı’na gelişi sırasında Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edildiği anlaşılan bir grubun saldırısına uğradı; sonra da emniyet güçleri tarafından güvenlik gerekçesiyle fuara alınmadı. Kendisi de Kayserili olan Sayın Eliaçık’a yapılan bu çirkin saldırıyı nefretle kınıyor, tüm Kayserililer adına geçmiş olsun diyorum.

Büyükşehir Belediyesinin organize ettiği bindirilmiş kıtalar tarafından yapılan bu çirkin saldırı, her ne kadar Kayseri’de gerçekleşmiş olsa da tüm Kayserilileri derinden üzdü. Kayseri’nin böyle bir vandallıkla, hoşgörüsüzlükle gündeme gelmesinden dolayı üzüntülerimi belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Büyükşehir Belediyesi konuyla ilgili yaptığı açıklamada, yazarın yayınevinin daveti olmadan Kitap Fuarı’na geldiğini, görüşlerini paylaşmayan bir grup tarafından protesto edildiğini, güvenlik gerekçesiyle fuara alınmadığını söylüyor. Biz, Kayseri Dadaloğlu Şenlikleri’nde, siyasetçi dürüst olmalı, yalan söylememeli, dini siyasete alet etmemeli, hırsız olmamalı, rüşvet almamalı dedik, Büyükşehir Belediye Başkanı hop oturup hop kalktı. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – İftira atma ama bak Çetin, doğru dürüst bir şey söyle, iftira atma. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı...

ÇETİN ARIK (Devamla) – Ben şimdi niye hop oturup hop kalktığını çok iyi anlıyorum. Bakınız, Sayın Belediye Başkanı “Yayıncı kuruluşun daveti yoktu.” diyor. Oysaki Tekin Yayınevi, İhsan Eliaçık ve İbrahim Kaboğlu’nu davet etmiş. Büyükşehir Belediye Başkanı da bu yazarlara izin vermeyeceğini, gerekirse polis zoruyla çıkaracağını söylüyor. Bunun üzerine İhsan Eliaçık, olaydan bir gün önce Başkanın kendisine yönelik bu tavrını eleştirerek, “Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı, beni Kitap Fuarı’na sokmamakla, polis zoruyla çıkarmakla tehdit ediyor.” diye takipçileriyle paylaşıyor.

Şimdi, ben, buradan, milletin kürsüsünden, milletim adına, Kayserililer adına Sayın Büyükşehir Belediye Başkanına soruyorum: Hangi gerekçeyle İbrahim Kaboğlu’na izin vermediniz? Hangi gerekçeyle İhsan Eliaçık’ı Kitap Fuarı’na sokmadınız? Burası sizin babanızın çiftliği mi, istediğinize izin verip istediğinize vermiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Yapılan bu çirkin saldırı, düşünce ve ifade özgürlüğüne saldırı değil midir?

Sayın Belediye Başkanı, kurulu düzeni, tek adamlığı tartışılmaz kılmak için mi bu saldırıyı organize ettiniz? Yoksa aldığınız bu kararla “Kayseri’de tek adam benim.” mi demek istiyorsunuz? Ya da “Bursa, Balıkesir, Ankara Belediye Başkanlarının başına gelenler benim de başıma gelmesin.” diye AKP Genel Başkanına göz mü kırpıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Görmediniz mi “adalet yürüyüşü”nde yolumuza gübre döken Düzce Belediye Başkanının hâlini?

Sayın Belediye Başkanı, Sayın Eliaçık “Bakara makara” diyerek yüce dinimizle dalga geçseydi, yolsuzlukla, hırsızlıkla köşeyi dönseydi, fuara girmesine izin verir miydiniz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hayret, nasıl onu savunabiliyorsun sen ya, ayrı ayrı fikirlerdesiniz!

ÇETİN ARIK (Devamla) - Sayın Eliaçık “Müslümanlar, padişaha, saltanata, hilafete geri dönmeyi değil; demokrasiye, tam demokrasiye nasıl götürebiliriz, bunları düşünmeliler.” dediği için mi Kitap Fuarı’na sokmadınız?

EBUBEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Hocanızı da bulmuşsunuz ha!

ÇETİN ARIK (Devamla) - Yoksa, AKP’nin, din istismarcısı olduğunu ve en büyük zararı yüce dinimize verdiğini söylediği için mi fuara almadınız? (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Güzelliklerinden bahset, Kayseri’nin güzelliklerinden bahset. Yalan söylüyorsun Çetin! Yalan söylüyorsun burada!

ÖMER FETHİR GÜRER (Niğde) – Doğruyu söylüyor, doğruyu.

ÇETİN ARIK (Devamla) - Sayın Eliaçık “Kur'an, devlet adamlarından ne ister? Kur'an, devlet adamının sadece oruç tutmasını değil, sadece namaz kılmasını değil, sadece başını örtmesini değil, müftünün nikâh kıymasını değil, bunların yanında şu dört şeyi de ister.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Din olunca karşı çıkıyorsunuz.

ÇETİN ARIK (Devamla) – “Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, iftira atmayacaksın, tacizde ve tecavüzde bulunmayacaksın, bunu yapanları kamu kaynaklarından uzaklaştıracaksın.” dediği için mi fuara almadınız? (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Varsa bildiğin bir şey, bunu nasıl saklayacaksın?

EBUBEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Yalan söylemeyeceksin!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğruyu söyleyeceksin.

ÇETİN ARIK (Devamla) - Sayın Eliaçık “Bir devlet adamı ceketiyle gelip ceketiyle gitmeli, geriye miras ve mülkiyet bırakmamalı, tıpkı Gazi Mustafa Kemal Atatürk.” dediği için mi almadınız? (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, şimdi ben bunları söyleyince Kayseri’deki mutlu bir azınlık Kayseri’nin birlik ve beraberliğini zedelediğimden, Kayseri’nin uyumunu bozduğumdan bahsedecek. Bu uyum, mutlu azınlığın yalanlarına yalan, yanlışlarına yanlış, eğrisine eğri dememekten geçiyor.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “Mutlu azınlık” dediğinden yüzde 59 oy aldı!

ÇETİN ARIK (Devamla) – Kim ki “Kral çıplak.” derse, işte o zaman bu mutlu azınlık tarafından şehrin uyumunu bozmakla suçlanıyor, âdeta aforoz ediliyor.

Evet, işte, Sayın Eliaçık’ın ve Kaboğlu’nun Kitap Fuarı’nda okuyucularıyla buluşturulmamasının arkasındaki gerçek de budur. Bir Kayserili olarak Kayseri’de böyle bir utancı yaşatan Kayseri Büyükşehir Belediyesini kınıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Brovo” sesleri, alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kayseri seninle gurur duyuyor! Kayseri seninle gurur duyuyor Çetin!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arık.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Başkanım, Kayseri’ye sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kayseri’ye sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Grup başkan vekili var efendim, grup başkan vekili var.

BAŞKAN – Sayın Tamer…

Sayın Bostancı…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben Kayseri Milletvekili olarak söz istiyorum efendim, Kayseri’ye sataşma var burada!

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tamer.

Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, hem grubumuza yönelik sataşmalar dolayısıyla -din istismarı- Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile yaşanan olay arasında bağ kurulması sebebiyle açıktan bir sataşma söz konusudur. Bu çerçevede, arkadaşımıza söz verilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Tamer... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan… Sayın Başkan lütfen, bir saniye…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

Bir saniye Sayın Tamer, bir saniye…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir saniye...

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilini bir dinleyelim.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, gündem dışı konuşmalara Hükûmet cevap verebilir.

BAŞKAN – Kayseri Milletvekili olduğu için, Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ümüz çok açıktır yani gündem dışı konuşmalara cevap verme hakkı Hükûmete aittir.

BAŞKAN – Ama bunu teamülen başka zamanlar da yaptık Sayın Gök, ilin vekili buna cevap verebilir. Sizden de isteyenler oldu, verdik.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, gündem dışı konuşmaların bir özelliği var, adı üzerinde “gündem dışı”.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Başkanım, sataşmadan dolayı istendi söz!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sataşmadan söz aldık efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, sataşılan kişi eğer Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı ise bir Kayseri Milletvekilinin buna izafeten cevap vermesi diye bir şey söz konusu değil ki. O Kayseri Belediye Başkanı sayın vekilimizin yaptığı konuşmaya bir basın açıklamasıyla cevap verebilir. O nedenle, ancak Hükûmetin cevap verme hakkı vardır. Bu bakımdan, sayın konuşmacının söz hakkı talebi yerinde değildir. Lütfen, bu konuda da İç Tüzük çok açıktır, cevabı verecek olan Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanıdır, basın açıklaması yapar, anlatır derdini.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, grubumuza yönelik açık bir sataşma vardır. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı hüdayinabit değil, AK PARTİ’nin oradaki temsilcisi. Kendisine yönelik, İhsan Eliaçık’a karşı yapılan hareketle bağ kurulduğu için açık bir sataşma söz konusu. O çerçevede, Sayın Tamer’e grup adına söz istedik 69’a göre.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, şimdi, kuralsızlık bir kere hâkim olunca bakın işler nerelere varıyor. Yani gündem dışı; isteyen çıkacak, orada konuşacak. Konuşulan, hitap edilen ve eleştirilen kişi Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı yani arkadaşlarımıza ne?

BAŞKAN – Sayın Gök, Sayın Tamer Kayseri Milletvekili olduğu için sataşmadan söz istiyor ama bazı düzeltmeler yapacağını ifade ediyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yerinden söz verin Başkanım, yerinden.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, yerinden söz verebilirsiniz ama…

BAŞKAN – Yerinden, peki…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yerinden verin o zaman.

BAŞKAN – Sayın Tamer, buyurunuz o zaman, yerinizden size…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, daha sonra siz, isterseniz grup adına konuşabilirsiniz.

Buyurun Sayın Tamer, açıyorum mikrofonunuzu.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum her şeyden önce.

“Değerli milletvekilimiz” diye ifade edeceğim çünkü sataşmaya gerek yok; bu arkadaşımız olayları çarpıtarak burada ifade etmeye çalıştı. Kayseri Fuarı sekiz günde 580 bin kişinin müracaat ettiği ve 121 yazarın gelip orada kitaplarını imzaladığı, halkla buluştuğu bir fuar anlamında. Altı ay öncesinden başlamış, kimseye şey vermeden, kendilerinin bir program çerçevesinde yapmış olduğu bu fuarda, kesinlikle… Bu bahsettiği kişi provokatör bir kişidir, gelip orada provokasyon çıkarmak için yapılan bir durumdur yoksa burada siyasi görüşle alakası yoktur.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne münasebet! Ayıptır ya!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kendisinin bu fuarı tebrik etmesi gerekirken, Kayseri Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Çelik’in başarılarını tebrik etmesi gerekirken böyle bir şeye girmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Üzüntü duyuyorum böyle bir açıklama yaptığı için, Kayseri için büyük bir ayıptır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Saldırıyı yapanları kınayın, ayıp!

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Arık, bir saniye…

Buyurun Sayın Bostancı, grup adına size söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Arık, daha sonra sizi dinleyeceğim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; kıymetli arkadaşımız burada yapmış olduğu konuşmada esasen rasyonel bir değerlendirme yapmak yerine, tırnak içinde söylüyorum, “Ver coşkuyu!” havasında bir konuşma yapmıştır. Zaten, beş dakikalık konuşma içerisinde bir hayli almış olduğu alkış da bu coşku dolu konuşmanın bir tezahürü olarak ortaya çıktı ama meseleyi rasyonel düzeyde görmek gerekir.

Bir kere, biz prensip olarak, her kim, ne yazarsa yazsın –bunu takdir eden okuyuculardır- gidip her yerde serbestçe konuşma, kitaplarını imzalama hakkının yanındayız. Önce durduğumuz yer burası. Dolayısıyla Kayseri’de yaşanan hadise müessif bir hadisedir. Esasen, bir bakıma, tersinden okursanız, itiraz ettiğiniz kişinin de popülerliğine katkı yapan dramatik bir olaydır ama hepsinden öte çirkin bir olaydır, bunu kabul etmeyiz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın vekil İhsan Eliaçık’a “provokatör” dedi ya! Özür dileyin İhsan Eliaçık’tan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - İhsan Eliaçık bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak her yerde serbestçe gidip konuşma hakkına, kitap imzalama hakkına sahiptir. Yaşanan olayı siyasete taşıyarak buradan AK PARTİ’ye ihale etme girişimini doğru bulmuyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Belediye Başkanı AKP’li değil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Nitekim, bu olay yaşanırken polisler gerekli tedbiri almışlar, araya girmişler, olay çıkartanları oradan uzaklaştırmışlardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani bu eylem düşünce özgürlüğüne yapılan eylem, değil mi Hoca?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Ben, sayın konuşmacıdan şunu beklerdim: “Böyle, buradan, ben, AK PARTİ’ye ne ihale çıkartırım?” mantığından ziyade, eğer kasıt, tırnak içerisinde, düşünce özgürlüğüne yönelik bir savunmaysa ortaklaştırıcı bir dil beklerdim, bunu göremedim. Bunu bir vesile addederek âdeta “Siyaseten nasıl çıkar sağlarım?” şeklinde anlayabileceğimiz bir bağlama yerleştirdiği için de üzüntülüyüm.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Vallaha, biz hiç öyle anlamadık.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Teşekkür ederim.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, arkadaşımızın konuşmasında AKP Grubuna yönelik bir sataşma mı oldu?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Evet.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani biz onu görmedik. Belediye Başkanıyla ilgili bir değerlendirme oldu, bir sayın milletvekiline yerinden bir söz verdiniz ve AKP Grubu adına konuşan Sayın Bostancı da arkadaşımızın konuşmasına açıkça bir sataşmada bulundu. Yok, konuşmasını magazinleştirerek “Ver coşkuyu!” havasında konuştuğunu…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aynen öyle.

LEVENT GÖK (Ankara) - …ve AKP Grubuna sataştığını ifade etmek suretiyle arkadaşımıza sataştı. O bakımdan, değerli arkadaşımızın sataşmadan dolayı bir cevap hakkı vardır.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Arık buyurun…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kişisel bir sataşma söz konusu değildir, kıymetli arkadaşımızın yaptığı konuşmanın mahiyetine ilişkin bir eleştiridir bu, sataşma değildir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tutanaklara geçti.

BAŞKAN – Peki, neyse Sayın Bostancı.

Sayın Arık, buyurun.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

2.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yeni bir sataşmaya mahal vermemek için elimden gelen çabayı göstereceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben burada millet adına konuştum. Milletin kürsüsünden, millet adına konuştum ve Kayserililer adına konuştum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kayseri Belediye Başkanını suçladın ama. Ya şahsına, olmayan birisinin şahsına hakaret ediyorsun. Millet adına konuşmadın sen.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Burada Sayın Belediye Başkanının attığı “tweet” var; bakınız “Yayınevinin daveti yoktu.” diyor. Tekin Yayınevi sayın konuşmacıyı davet etmiş ancak bunun karşılığında Kayseri Büyükşehir Belediyesi “Ben onu veto ediyorum.” demiş, sizin böyle bir hakkınız yok.

Sayın Bostancı, siyaset yapıyoruz, ben demokrasiyi savunuyorum…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Planlama var, plansız değil.

ÇETİN ARIK (Devamla) – …ben hukuku savunuyorum, ben ifade özgürlüğünü savunuyorum. Ben burada konuşmayacağım da nerede konuşacağım Sayın Bostancı? (CHP sıralarından alkışlar) Bunu nerede ifade edeceğim? Bu ifade özgürlüğüne karşı suç değil mi, saldırı değil mi, neden buna engel oluyorsunuz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bu bir ifade özgürlüğü değil. İnsanların görüşleriyle alakalı bir şeyimiz yok, saygı duyuyoruz herkesin görüşüne.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Ne olurdu deseydiniz ki… Görüşlerini kabul etmeyebilirsiniz, paylaşmayabilirsiniz, gelip orada okuyucularla buluşturulmasını niçin engellediniz, ben bunu soruyorum. İbrahim Kaboğlu’nu neden engellediniz, bir gerekçe gösterin diyorum. Varsa bir gerekçesi biz de bilelim diyorum.

Sayın Büyükşehir Belediyesinin böyle bir hakkı yok, orası babasının çiftliği değil. (CHP sıralarından alkışlar) O fuarda herkesin emeği varsa herkes gelecek, düşüncelerini hür bir şekilde ifade edecek, okurlarıyla buluşacak, benim itirazım bunadır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 121 yazar gelmiş, kimi engellemiş?

ÇETİN ARIK (Devamla) – Hepsi gelecek, İbrahim Kaboğlu’nu neden engellediniz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Gelecek. Daha önce…

ÇETİN ARIK (Devamla) – Eliaçık’ı neden engellediniz diye soruyorum. Neden engellediniz diye soruyorum, sorduğum sorunun cevabı bu. Geleceksiniz, burada cevap vereceksiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ama engelleme yok, altı ay öncesinden planlanmış başka bir program var orada.

LEVENT GÖK (Ankara) – Buna da Belediye Başkanı cevap versin.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Bakınız, “tweet”i var, Sayın Eliaçık’ın attığı “tweet” var; bir gün önce “Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı beni Kitap Fuarı’na sokmamakla, polis zoruyla çıkarmakla tehdit ediyor.” diyor. Sen kimsin Belediye Başkanı? Sen kimsin de tehdit ediyorsun? (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Vallahi çok ayıp!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kimse kimseyi tehdit etmez. Türkiye’nin her konumundan, her siyasi görüşten olan 121 yazar geldi; onlardan bahsedin. 580 bin kişinin geldiği Kitap Fuarı’ndan bahsedin.

ÇETİN ARIK (Devamla) - Buradan bir kez daha Kayseri’nin böyle bir…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bir kişiye yapılan haksızlık…

ERKAN AYDIN (Bursa) – 123 olsa ne olsa ne olurdu ya?

ÇETİN ARIK (Devamla) - Bir kişiye yapılan haksızlığın da karşısındayız. Adalet herkes için var. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arık, teşekkür ediyoruz.

Süreniz bitti, sağ olun.

Teşekkür ediyoruz sayın milletvekilleri.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kayseri’yi kötülemekle bir yere gelemezsiniz, bir kere bunlardan vazgeçin.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Kayseri’yi kötülemiyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kayseri’yi kötülüyorsunuz. Yazıklar olsun diyorum size.

BAŞKAN – Sayın Tamer…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Bir kereden bir şey olmaz.” diyorlar.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Doğru “Bir kereden bir şey olmaz.”

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Nevşehir Milletvekili Ebubekir Gizligider’in, 137’nci PAB Genel Kurulu’na ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündem dışı ikinci söz, Petersburg’da katıldıkları 137’nci PAB Genel Kurulu hakkında edindikleri izlenimler ve ülkemizi temsilen yaptıkları çalışmalar hakkında söz isteyen Nevşehir Milletvekili Sayın Ebubekir Gizligider’e aittir.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

EBUBEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, Kayseri bizim komşu şehrimiz. Kayserili bu tartışmalara on beş yıl ve aslında son altmış yıldır gerekli cevabı vermiş, o yüzden şu anda ben konuşmama devam edeceğim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Konuşan da CHP’nin Kayseri milletvekiliydi.

EBUBEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Parlamentolar Arası Birlik 137’nci Genel Kurulu toplantısına 14-18 Ekim tarihleri arasında, Meclis Başkanımızın Başkanlığında geniş bir heyetle katılım sağladık. Burada çok önemli gündem maddeleri vardı ve bu toplantıların tarihi itibarıyla belki en geniş katılımlardan birisi sağlandı. 135 ülke katılım sağladı, 96 Meclis Başkanı da yine gerek görüşlerini açıklamak gerekse ikili görüşmeler yapmak üzere bu toplantıda yer aldı. Sayın İsmail Kahraman, Kıymetli Meclis Başkanımız geniş bir heyetle ikili görüşmeler sağladı, bunların arasında Kıbrıs, Irak, Suudi Arabistan ve yine Türkiye’yle görüşme isteyen diğer ülkeler vardı.

Bu yılki gündem, inançlar ve etnik gruplar arası diyalog vasıtasıyla kültürel çoğulculuk ve barışa katkıda bulunmak olarak tespit edilmişti. Burada tabii, yine, her türlü uluslararası toplantıda Türkiye’yi odak almaya çalışan, Türkiye’yi hedef almaya çalışan Güney Kıbrıs, Suriye ve Ermenistan’ın haksız iddiaları oldu; bunlara gerekli cevaplar gerek konuşmasında Meclis Başkanımız tarafından gerekse komisyonlarda her birimiz tarafından verildi.

Yine, neredeyse boş bulunan bütün üyeliklere ülkemiz tarafından adaylıklar sağlandı gerek Cumhuriyet Halk Partisi grubu milletvekillerimizden gerekse AK PARTİ grubundan milletvekillerimizden. Bu bağlamda kendisini tebrik etmek istiyorum, Çorum Milletvekilimiz Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, Barış ve Uluslararası Güvenlik Komitesi üyeliğine seçildi. Çok önemli olan, Türkiye'nin de orada başat rol üstlendiğini düşündüğümüz bir konu gerçekleşti. Biliyorsunuz 2012 yılından bu yana büyük bir insani dram yaşanıyor çok uzaklarda, Güneydoğu Asya’da. Myanmar-Arakan meselesi, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Kuveyt, Sudan, İran, Bangladeş, Fas ve Endonezya’yla birlikte, acil gündem maddesi olarak ortaya konuldu ve diğer gündem maddelerinin önüne geçerek rekor bir oyla seçildi, bundan sonra inşallah, Birleşmiş Milletler gündeminde de bu konu çalışılacak.

Aslında, ben burada şuna vurgu yapmak istiyorum: Birkaç İslam ülkesi bir araya gelebildiğimizde şahane bir iş çıkarabiliyoruz. Bize burada destek verenler sadece İslam ülkeleri değildi, mesela Latin Amerika ülkeleri, mesela Afrika ülkeleri ama bir türlü bu bir araya gelmelerimizi bize yaptırmadılar. Bizler de bir konuşma yaptık Arakan meselesiyle alakalı, Türkiye'nin gerek AFAD gerek TİKA gerek Kızılay ve diğer kurumları vasıtasıyla son beş yıldır alanda olduğu, bu işin maddi ve manevi başat rolünü üstlendiğini paylaştık.

Yine şunu söylemek istiyorum, uluslararası toplantılarda edindiğimiz izlenim şu: Bir, buralarda daha fazla ve daha etkin olmalıyız. İki, Türkiye ortak gündem maddesi, gerek olumlu gerekse olumsuz noktada. Son yıllarda, hangi kıtadan olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun ülkelerin en çok merak ettiği, en çok sorduğu soru “Türkiye’de neler oluyor, Türkiye’deki gelişmeler ne?”. Tabii gerek Kafkasların gerek Balkanların gerek Akdeniz’in gerekse Orta Doğu’nun anahtarının Türkiye’de olduğu artık tespit edilmiş durumda. Cumhurbaşkanımız ve siyasi hareketimiz son derece büyük bir merakla takip ediliyor ve inşallah, bu başarılarımız inanın ki dünyada da tespit ediliyor, dünyada da teslim ediliyor.

Ümit ediyorum ki bundan sonraki toplantılarda da ülke olarak daha büyük katkılar sağlayacağız ve gerek ikili diyaloglarda gerekse genel kurul gündemleri itibarıyla ülkemizin hakkının yenmesini engelleyeceğiz ve ülkemizin hakkının teslim edilmesini sağlamaya çalışacağız.

Bu vesileyle size katıldığımız toplantıya dair bilgi vermek istedim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gizligider.

Gündem dışı üçüncü söz, 2017 yılında yaşanan doğal afetlerden ötürü mağdur olan üreticiler hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya’ya aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Karakaya.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, 2017 yılında yaşanan doğal afetler nedeniyle mağdur olan üreticilerin durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğal afetler sebebiyle mağdur olan çiftçilerimizin sorunlarının giderilmesi, özellikle Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının ertelenmesi, yeniden yapılandırılmasıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında tarımda durumumuz hiç iyi değil. Gerçekten, tarımsal üretimin her alanında, bitkisel üretimde, hayvan yetiştiriciliğinde, su ürünlerinde durumumuzun iyi olduğunu hiç kimse söyleyemez. Her alanın kendine göre çok ciddi sorunları var. Tarımsal alana, sektöre baktığımızda, bir tarafta nüfusta bir azalma olduğunu söylüyoruz, herkes çiftini çubuğunu bırakıyor diyoruz, diğer tarafta üretimde bir artış yok, toplam gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki gelirde düşme var ama diğer taraftan destekleri artırdığımızı söylüyoruz ve sonuç itibarıyla baktığımızda, sektörün borçluluk oranının da anormal bir şekilde arttığını görüyoruz. 2002 yılında tarım sektörünün, çiftçilerin bankalara olan borcu yüzde 5 civarında iken -borcun tarımsal gayrisafi yurt içi hasılaya oranından bahsediyorum- 2016 sonu itibarıyla geldiğimiz rakam yüzde 45,5. Bugünlerde neredeyse yüzde 50’ye geldi. Bu, anormal bir artış, biraz önceki söylediğim parametrelerle birleştirdiğimizde durumun ne kadar kötüye gittiğini herhâlde açık bir şekilde göreceğiz. Tabii biz, tarımı, tarımla ilgili yaptıklarımızı daha çok destek bazına indirdik. Eskiden şu kadar destekti, şimdi bu kadar. Biraz önceki söylediğim parametreleri Allah rızası için dikkate almak durumundayız. Tarım çok farklı bir geçim alanı değil sadece, tüm sektörleri doğrudan ilgilendiren farklı bir alan, bunun adını hep birlikte koymamız lazım.

Değerli milletvekilleri, tabii 2016 Aralığından itibaren yaz aylarına kadar devam eden zaman diliminde, ülkemizin pek çok yerinde birçok ürün çeşidi zarar gördü. Başta Adana olmak üzere Mersin, Osmaniye, Hatay ve bu bölgelerde, özellikle Çukurova bölgesinde geçtiğimiz ocak ayında şiddetli don, mayıs ayında şiddetli yağmur ve dolu, temmuz ayının ilk günlerinde ise 50 dereceyi bulan şiddetli sıcak ve poyraz narenciye, pamuk, kavun, karpuz gibi birçok tarım ürününde büyük zararlara neden oldu. Çukurova’da bu kadar kısa zaman aralığında yaşanan söz konusu doğal olayların ardından Adana’nın tabii afet bölgesi olarak ilan edilmesi hususunda da bir teklifte bulunmuştum bu kürsüde. Sadece Çukurova’da değil ülkemizin birçok yerinde az önce saydığım benzer tabii afetlerin olduğunu ve tarımın genel durumunu da ifade ettik.

Değerli milletvekilleri, tabii afete maruz kalan sektörün bizden talepleri var. 2016 yılında yapılan borç ertelemesine benzer şekilde, 2017 yılında yaşanan afetlerden zarar gören çiftçilerimizin her türlü vergi ve SGK prim borcu en az bir yıl süreyle, faizsiz olarak ertelenmelidir. Üst üste afet yaşayan çiftçilerimizin borçlarını bir defada ödeme imkânı yoktur. Bu durumdaki çiftçilerimizin borçları faizsiz olarak uzun vadeye yayılarak yapılandırılmalıdır. Çiftçi kayıt sistemi kaydına bakılmadan tüm çiftçilerimizin kamu bankalarına ve tarım kredi kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçları faizsiz olarak ertelenmelidir. Özel bankaların da tarımsal kredilerde borç erteleme ve yapılandırma kapsamına alınması sağlanmalıdır. Üreticilerimize faizsiz, yeni, uzun vadeli kredi imkânları sunulmalıdır. Acilen, üretimde kullanılan araç gereç, tohum, fide gibi girdilerin temini için gerekli nakdî destekler sağlanmalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Aynen, doğru, biz de katılıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karakaya.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Biz de destekliyoruz, yapsınlar.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Balbay, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, İzmir’de taş ocaklarının yarattığı sorunlara ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir’in Menemen Ovası’nda, “yeşil deniz” diye tabir edilen o güzelim ovada çok ciddi bir çevre sorunu vardı; taş ocakları açılmaya başlanmıştı. Sayın Bakana bu konuda durumu anlattık, gerekli raporları ilettik ve Sayın Özhaseki bu taş ocaklarını durdurduklarını, yeni taş ocağı izni vermeyeceklerini, mevcut izin başvurusunu da iptal edeceklerini söyledi, teşekkür ediyoruz. Ancak İzmir’deki bu taş ocakları, sadece Menemen değil, Kemalpaşa bölgesinde de çok ciddi bir sorun. Bu anlamda, Hükûmeti İzmir’i daha fazla taşlamamaya çağırıyoruz çünkü İzmir “4T, 1K” diye özetleyebileceğimiz, “tarım, turizm, ticaret, teknoloji ve kültür” diye özetleyebileceğimiz çok büyük bir zenginliğe sahip. Bunların hepsi bir arada değerlendirilebilir ancak İzmir’e bu gözle bakılmadığı için, özellikle tarım alanında çok ciddi sorunlar yaşanmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) - Taş ocağı bunlardan biriydi. Sayın Bakanı İzmir’e davet ediyoruz, bu konuyu kökten çözmeye çağırıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin bütçeyi har vurup harman savurduğuna, ders kitapları için yeni bir ihale yapılacağına ve bunun faturasının da halka kesileceğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeni bütçe bugün Meclise sunuluyor. Hükûmetin nasıl har vurup harman savurduğunu hem Komisyonda hem de Genel Kurulda göreceğiz. Belli ki bunun faturası yine halka çıkacak. Yüksek vergiler altında ezilen halk daha da ağır bir yük altında bırakılacak.

Bakın, son bir örnek daha: Cumhurbaşkanı ders kitaplarından şikâyet etti. Millî Eğitim Bakanlığı karar alarak ders kitapları için yeni bir ihale yapacak, böylelikle 165 milyon TL daha çöpe gidecek. Kitapların bu kadar aşırı hatalı basılmasının sorumluları kim, bilinmiyor. Yeni ders kitaplarının ihalesini kimler almaya hazırlanıyor, bilinmiyor ama birileri sorumlu, birileri de nemalanacak. Net olan, bunun faturası da halkımıza kesilip cebinden çıkacak. İşte parti devleti, işte AKP iktidarı diyorum.

BAŞKAN – Sayın Yaşar…

4.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Hakkâri’de şehit olan Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’ye Allah’tan rahmet dilediğine ve Sultanbeyli Mülteciler Toplum Merkezine ilişkin açıklaması

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle dün Hakkâri’de şehit olan askerimiz Üsteğmen Ozan Olgu Köreke’ye Allah’tan rahmet, ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Bugün sizlere Sultanbeyli Belediyesinin 2014 yılında kamu-STK iş birliğiyle açmış olduğu Sultanbeyli Mülteciler Toplum Merkezinden bahsetmek istiyorum. Bu merkezde mültecilere mesleki eğitim faaliyetleri çerçevesinde kuaförlük, inşaat işçiliği, terzilik ve el sanatları eğitimleri verilmekte, bu yolla mülteci kadın ve erkeklerin mesleki bir formasyon kazanmaları sağlanarak yaşamlarını idame ettirmeleri amaçlanmaktadır. Ayrıca, kadın mültecilerin eğitimleri sırasında çocuklarını güvenle bırakabilecekleri bir kreş de düzenlenmiştir.

Çocuk Karavanı Projesi, çizgi filmler ve çocuk belgeselleriyle çocuklara bizim kültürümüzü ve dilimizi öğrenme imkânı sunmaktadır. Bulundukları semte götürülen bu hizmetle toplumumuza entegre olmaları daha kolaylaşacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERAP YAŞAR (İstanbul) - Hizmet bütünlüğü içinde gerçekleştirilen, iyi uygulama örneği teşkil eden bu proje nedeniyle Sultanbeyli Belediyesine teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Bakanlar Kurulunun bir an evvel resmî ilan tarifesinde artışa giderek yerel basına sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Yerel basınımız bölge insanının ihtiyaçlarını, eksiklerini, bölgenin sorunlarını yayınladıkları haberlerle teferruatlı bir şekilde gündeme getirerek yöneticilere aktarılmasına aracı oluyorlar. Yerel basınımızın ayrıca yöre halkımızın kültürel kimliğini korumak, haklarına sahip çıkmak, yöreye saygın bir konum kazandırmak gibi önemli bir görevi daha var. Bu kadar geniş görev ve sorumluluk alanına rağmen, maalesef, yerel basınımızın gelirleri oldukça sınırlı. En önemli gelir kaynaklarını oluşturan resmî ilanların sayısının azalmasıyla ekonomik sıkıntıları daha da arttı. Dün bütün yurtta 1.100 yerel gazete feryatlarını duyurmak için aynı manşetle çıktılar, tek yürek oldular. Bakanlar Kurulu bir an evvel resmî ilan tarifesinde artışa giderek yerel basına sahip çıkmalıdır. Hükûmeti bu konuda gerekli adımları atmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

6.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, AKP’nin Türkiye tarımını yönetemez duruma geldiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP, Türkiye tarımını artık yönetemez duruma gelmiştir; üretimi dışlayan politikalarla ülke tarımına yön vermekte, günü kurtarmak için ithal ürünleri sonuçları ne olur diye düşünmeden ülkeye sokmaktadır. Çiftçinin kara gün dostu olan Toprak Mahsulleri Ofisi, hasat zamanında Türk çiftçisinin buğdayının yok pahasına piyasada heba olmasına göz yummuştur. Toprak Mahsulleri Ofisinin niteliksiz politikaları sonucunda çiftçimiz geçen seneki fiyatların da altında buğday satmıştır. Aynı Toprak Mahsulleri Ofisi şimdi de yine Türk çiftçisini düşünmüyor, başka ülkelerden 150 bin ton buğday ithal ediyor. Artık yeter; Türkiye’nin ihtiyacını Türk çiftçisi karşılasın, saman ithalatına para ödemeyelim, et ithal etmeyelim. Başka ülkelerin çiftçisini düşüneceğinize artık Atatürk’ün efendisi olan Türk çiftçisini düşünün.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, raporlu ilaç kullanılan bazı hastalıklarda SGK’nın ilaç ücretini karşılaması için gerekli olan rapor süresinin üç aya indirilmesine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Sağlık Bakanına: Raporlu ilaç kullanılan bazı hastalıklarda SGK’nın ilaç ücretini karşılaması için gerekli olan rapor süresi üç aya indirilmiş. Vatandaşımız zaten kuş kadar olan maaşıyla üç ayda bir rapor almakla uğraşıyor. Özellikle ilçelerde ve uzak köylerde yaşayanlar sırf rapor yeniletmek için saatlerce yol gidiyor, devlet hastanesine gitse sıra bekliyor, özel hastanede ise fahiş fiyat ödüyor. Çoğunluğu yaşlı olan söz konusu vatandaşlarımız bu uygulamanızdan çok yakınıyor. Bu durum hakkında bir düzenleme yapmanızı bekliyoruz Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

8.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Sağlık Bakanlığında ek atama bekleyenler ile öğretmen atamalarının bir an önce gerçekleştirilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, sağlık alanında atama bekleyen 450 bin kişiye karşılık açılan 16.500 kişilik kadro tüm ailelerin umutlarını köreltmiştir. Sağlık Bakanlığının 2017 yılı bitmeden ek atama bekleyen 433.500 kişinin sesine kulak vermesi gerekmektedir. Öte yandan, Sağlık Bakanlığının bünyesine atanan ancak aylarca güvenlik soruşturması nedeniyle bekletilen 12.500 sağlıkçıdan 9.277 kişi göreve başlatılmış ancak geriye kalan 3.233 kişiye henüz işbaşı yaptırılmamıştır. Dört aydan bu yana Bakanlık bünyesine atandıkları için başka bir işe başlayamayan, sigortası yatmayan, ailelerini geçindiremeyen vatandaşlarımız bir an önce görev yerlerinde işe başlatılmalıdır.

Ayrıca, Türkiye'nin birçok okulunda kadrolu öğretmen eksikliği olmasına karşın “ücretli öğretmen” adı altında eğitimi taşeronlaştırmak ayrı bir üzüntü kaynağıdır. Eğitimlerini ve formasyonlarını tamamlayan, öğretmenliği sonuna kadar hak eden ancak yıllardır atanamayan gençlerimizin yanı sıra ağustos ayı için söz edilen en az 10 bin öğretmen ataması için Hükûmetin acilen girişimde bulunmasını, atamaların bir an önce gerçekleştirilmesini diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

9.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, istifa ettirilen Büyükşehir Belediye Başkanının Bursa’da bıraktığı hasarlara ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı istifa ettirildi. Bursa’da bıraktığı hasarlar giderilmesi mümkün olmayan izler bıraktı. Uzaydan görülen Doğanbey TOKİ’leri, Atatürk adını silmek için yıkılan stadyum, içinden çıkılamaz trafik keşmekeşi, üç beş kişiye hizmet eden helitaksi gibi vatandaşa hizmet etmeyen, yeşil Bursa’yı betonlaştıran eserler bırakıldı. Peki “Bursa’ya 2016’da hızlı tren gelecek.” deyip vatandaşın 400 milyonunu çöpe atan bakanlar, “Otomotiv test merkezi yapılacak.” deyip hâlâ yapmayanlar, Doğanbey TOKİ’lerinin sorumlusu bakanlar, yeşil Bursa’yı betonlaştıran plan değişikliği yapan bakanlar istifa etmeyecek mi?

BAŞKAN – Sayın Yalım…

10.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Tapu ve Kadastro personelinin döner sermayelerinden faydalanamadığına ve taşeron işçilere hak ettikleri kadroların verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Tapu ve kadastro personelinin döner sermayesi olmasına rağmen, maalesef, döner sermayeden faydalanamamaktadır. Bu konuyla alakalı Sayın Bakanı bir an önce göreve davet ediyoruz ve de bu personelin hak ettiğini almalarını talep ediyoruz.

Hükûmet, 2015’te taşeron işçilerine billboardlarda, ekranlarda, basında söz verdi. Hâlâ taşeron işçiye verdiği söz yerine gelmemektedir. Buradan Hükûmetin bir an önce binlerce kişiye verdiği sözü yerine getirmesini, taşeron işçilerimizin hak ettikleri kadroların onlara verilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Basmacı...

11.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Pamukkale Üniversitesinde yapılan yemek bedeli ihalelerine ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, bu, hem bir soru hem de aslında suç duyurusu. Denizli Pamukkale Üniversitesinde personel sayısı aynı, hasta kapasitesi aynı; 2014 yılında yemek bedeli ihale ediliyor 3,5 milyona, 2015 yılında 5 milyona, 2016 yılında 5 milyona ve yıl 2017, ihale bedeli 11 milyon. Soru şu: Acaba 2017 yılında ülkemizde enflasyon yüzde 110 mu arttı yoksa Pamukkale Üniversitesinden birileri 6 milyoncuk lirayı cebine mi koydu? Merakla bekliyoruz ve takipçisi olacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özdemir...

12.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğine üyelik müzakerelerinin canlandırılmasına yönelik ne yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1963 yılından bu yana süren ve bir devlet politikamız olan Avrupa Birliğine tam üyelik sürecimizin en zor aşamasını yaşıyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının ve Genel Başkanının iç ve dış politikadaki tutarsız uygulamaları neticesinde ülkemiz Avrupa değerlerinden, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden uzaklaşmakta, katılım öncesi mali yardımlarda kesintilere gidileceği kararları alınmaktadır. “Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı yok” anlayışıyla sürecin kopma noktasına götürülme politikası devlet politikamıza ihanet olmakla birlikte, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı vardır.

Buradan Avrupa Birliği Bakanı Sayın Çelik’e soruyorum: Vize muafiyeti ve Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi başta olmak üzere, 80 milyon vatandaşımızın hayat standartlarını ilgilendiren üyelik müzakerelerinin canlandırılmasına yönelik ne yapıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne ve SES sendikası eski üyesi, İHD eski yöneticisi Mahmut Konuk’a yapılan haksızlığı protesto ettiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Bugün Van depreminin 6’ncı yıl dönümü. Burada tüm Van halkını selamlıyor, canlarını yitirenleri rahmetle anıyor, yaralılara tekrar geçmiş olsun diyorum. Altı yıl önce meydana gelen bu olayın yaralarının hâlâ sarılmadığı, mağduriyetlerin devam ettiği... Bu durumun düzeltilmesi için yetkilileri göreve davet ediyorum.

Yine, bugün benim de yirmi dört yıldır onurla, gururla üyesi olduğum SES sendikasının eski üyesi, İHD’de eski yönetici ve üyesi Mahmut Konuk’un polisin hedefi durumunda bulunan kişiler arasında olduğunu öğrendim. Demokrasiden hızla uzaklaştığımız, tek adam yönetimine doğru yol aldığımız bu dönemde meslektaşıma ve yoldaşıma yapılan bu haksızlığı buradan protesto ediyorum.

Yargının ayaklar altında olduğu bu zor süreçte, polis devletine evrilen bu ortamda, yaşamlarını canı pahasına insan sağlığı ve haklarına adayan meslektaşlarımı ihraç ettiğiniz yetmedi mi? Onları hedef hâline getirenleri kınıyor, meslektaşımın onurlu mücadelelerini destekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

14.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, bu karmaşık ortamda dürüst olmanın ve dürüst kalmanın zorlaştığına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kenyalı bir şair şöyle der: “Misyonerler Afrika’ya geldiklerinde onların elinde İncil, bizim de topraklarımız vardı. Şimdi ise onların toprağı var, bizim ise İncil’imiz.” Siz çalışıyorsunuz, onlar yiyorlar; Avrupalı işte budur.

Emperyalizmin bir ülkeye girmesi 4 yolla olur: Fakirlik, cehalet, ihtilaf ve tüketim. Kapitalizmin gelmesiyle bilim, kapitalizmin hizmetine girdi ve ahlakı, sanatı, edebiyatı burjuvalaştırdı. Yarar, değerin yerini aldı. İnsana anlam veren 3 ana ilke; doğru, güzel, iyi ilkeleri gitti, yerine; çıkarcılık, güç, tüketim ilkeleri girdi. Bu karmaşık ortamda dürüst olmak ve dürüst kalmak zorlaştı. Ama, insana sadakat yaraşır görse de ikrah, doğruların yardımcısıdır Hazreti Allah.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

15.- Giresun Milletvekili Sabri Öztürk’ün, KEİPA Ekonomi, Ticaret, Teknoloji ve Çevre İşleri Komitesi olarak 18-21 Ekim tarihleri arasında Arnavutluk’a gerçekleştirdikleri ziyarete ilişkin açıklaması

SABRİ ÖZTÜRK (Giresun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KEİPA Ekonomi, Ticaret, Teknoloji ve Çevre İşleri Komitesi olarak 18-21 Ekim tarihleri arasında Arnavutluk ülkesine bir toplantı için ziyaret gerçekleştirdik. Başkent Tiran’da yapılan komite toplantısına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Tülay Kaynarca ile Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı’yla birlikte katıldık. Toplantıda KEİ üye devletlerindeki millî inovasyon sistemlerinin gelişmesi değerlendirilmiştir. Biz de bu kapsamda ülkemizde inovasyon alanında yapılan çalışmaları, yapılan AR-GE yatırımlarını, ülkemizin bu konudaki önemli gelişmelerini ifade ettik.

Toplantı vesilesiyle gittiğimiz Arnavutluk’ta ayrıca büyükelçiliğimizi, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü ve Maarif Vakfı yetkililerini de ziyaret etme fırsatı bulduk. Bu kuruluşlarımızın özellikle gönül coğrafyamızda çok güzel hizmetler yaptığını gördük. FET֒yle küresel bir çapta mücadele ettiğimiz bu süreçte bu kurumlarımızın çalışmalarını çok önemsediğimi ifade ediyor, yüce Meclisi de saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Öz…

16.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, OHAL’in neden kaldırılmadığını ve seçilmiş belediye başkanlarının neden istifa ettirildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, sorum Başbakana: Ülkemiz on beş yıldır yönetilemiyordu, 15 Temmuzdan sonra hiç yönetilemez oldu. OHAL, bir türlü FET֒yle mücadele olamadı; gün oldu, lastik oldu; gün oldu, gerçekleri örter oldu. FET֒ye “Hakikat damlası.” diyen bakan oldu, FET֒ye kol kanat geren vekil Darbe Komisyonu Başkanı oldu. On beş yılda cumhuriyet değerlerimizle, 15 Temmuzdan sonra FET֒yle mücadele edenlerle savaşır olundu. “OHAL kalktı. Baskılar bitti. Köyümde özgürce yaşıyorum.” diye seçim afişi bastırdınız ama ülkede OHAL’le milleti baskı altında yaşamaya mahkûm ettiniz. 15 Temmuzdan önce millî iradeyi FET֒ye, şimdi ise seçilmiş iradeyi sarayın iradesine teslim ettiniz. OHAL’i gerçek adalet korkusundan mı kaldırmıyorsunuz? Seçilmiş belediye başkanlarını neden istifa ettiriyorsunuz? Soruyoruz: Yolsuzluk mu var, siyasi çıkar mı var yoksa istifa ettirdiğiniz başkanlar siyasi FET֒cüler mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Şimdi sayın grup başkan vekillerine yerlerinden sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Usta’yla başlıyoruz.

Buyurunuz.

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne, uzman erbaşlara tabanca verilmesinin acilen gündeme alınması gerektiğine, Hakkâri Çukurca’da şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, Mardin Artuklu’da yaralanan 2 polise acil şifa dilediğine, Şerafettin Karcı’nın şehadetinin 38’inci yıl dönümüne ve taşeron işçilere kadro verilmesi konusunun ivedilikle halledilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Van depreminin 6’ncı yıl dönümüydü. Biliyorsunuz, 7,2 büyüklüğünde bir deprem olmuştu ve 604 vatandaşımızı kaybetmiştik. Tabii, üzerinden yıllar geçse de acıları hâlâ yüreğimizde. Ben, depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı ve sabır diliyorum.

Dün birkaç tane terör olayı oldu. Maalesef terör bütün şiddetiyle devam ediyor, bütün tedbirlere rağmen. Dün Diyarbakır’da bir uzman çavuş evinden çıkarken teröristlerin silahlı saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. Burada, bu vesileyle ifade edeyim ki uzman erbaşların, uzman çavuş veya erbaşların sivildeyken silahları olmaması bunlar açısından büyük bir risk teşkil ediyor, ciddi bir tehdit oluşturuyor. Uzman erbaşlara zatî tabanca verilmesi acilen gündeme alınmalıdır. Buradan yine bu hain saldırıyı kınıyorum, yaralanan askerimize ve ailesine de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yine aynı şekilde, dün, Hakkâri’nin Çukurca ilçesinin karşı tarafında bulunan Kuzey Irak sınırı yakınında PKK’lı teröristler tarafından el yapımı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu 1 askerimiz şehit olmuştur. Şehidimize Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Yine, dün akşam saatlerinde Mardin’in Artuklu ilçesinde PKK tarafından yola tuzaklanan el yapımı patlayıcının zırhlı polis aracının geçişi esnasında patlaması sonucu 2 polisimiz yaralandı. Çok şükür, durumlarının iyi olduğunu öğrendik. Allah'tan kendilerine şifa diliyorum.

Ayrıca, Niğde’nin Koyunlu kasabasından olan, Eskişehir’de kimya mühendisliği bölümü öğrencisiyken şehit olan Şerafettin Karcı’nın şehadetinin 38’inci yıl dönümü bugün. Ben bütün ülkü şehitlerimize ve vatan savunmasında hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta, ek sürenizi veriyorum.

Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, dün Kamu Taşeron Çalışanları Platformu Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu ziyaret ettiler. Hepimizin bildiği gibi, taşeron işçilerimizin sorunu devam ediyor. Aslında Mecliste grubu bulunan 4 tane siyasi partinin de bu sorunun sona erdirilmesine yönelik sözü var milletimize. Tabii, ilk önce iktidar partisinin bu konuda sözü var. Ancak bütün sözlere rağmen, bu sorun hâla çözülememiş durumdadır. Daimî kadro verilmesi konusu artık ivedilikle halledilmelidir.

Özel statü konusu görüşülüyor. Bu, aslında, hiçbir şekilde bu taşeron işçilerin sorununu çözmeyecektir. Bu tür inovatif çözümler bulmakla baştan böyle iş hallediliyor gibi görünüyor fakat sonradan tekrar sorun oluşturuyor. Milletimize verilen söz neyse bu söz çerçevesinde çalışanlarımızın, insanımızın sorunlarını çözmemiz gerekiyor.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Sayın Yıldırım, buyurunuz.

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Şırnak’ta bir kömür ocağında meydana gelen iş cinayetinde hayatını kaybeden 8 kişiye Allah’tan rahmet dilediğine, İhsan Eliaçık’a Kayseri’de yapılan saldırıyı kınadığına, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne, İmralı Cezaevinde tutulan Öcalan’ın durumu ve neden ziyaretlerin engellendiği hakkında Adalet Bakanından açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta Şırnak’ta kaçak olduğu iddia edilen bir kömür ocağında meydana gelen iş cinayetinde 8 emekçi hayatını kaybetti; Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Enerji Bakanı bunun bir kaçak olduğunu, kendi denetimlerinde olmadığını söyleyerek geçiştirmek istedi. Şırnak gibi bir yerde -az biraz orayı bilen herkes iyi bilir ki- uçan kuştan kamunun ve güvenliğin haberinin olduğu gerçeği orta yerdeyken Enerji Bakanı günde onlarca ton kömür çıkarılan koskoca bir ocaktan habersiz olamaz, bununla da kendi üzerindeki sorumluluğu atamaz. Bu, apaçık iktidarın desteğiyle açığa çıkmış bir iş cinayetidir.

Yine, Sayın Başkan, geçen cuma günü İhsan Eliaçık’a Kayseri’de yapılan saldırıyı kınıyorum. Bu, İhsan Eliaçık’ın düşünceleriyle baş edemeyenlerin ucuz bir güç gösterisinden başka hiçbir şeye tekabül etmiyor.

Bir de dün Van depreminin 6’ncı yıl dönümüydü; 644 canımızı kaybetmiştik, 5 bine yakın kişi yaralanmıştı. Altı yıl geçti ama Van’da hâlen yaralar sarılmadı, bunca yılın ardından Van’da büyük oranda kendi kendine ayağa kalkma süreci yaşanıyor. Etkileri özellikle oradaki DBP’li belediyeler tarafından ortadan kaldırılıyorken oraya, Van Büyükşehir Belediyesine ve ilçelerine siyasi iktidar tarafından bir kayyum atandı, pardon, bir hortum atandı. Oradaki insanların rızkını, çoluk çocuğunun vergisini hortumlamak için atanmış kişiler, yine bu siyasi iktidar tarafından yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle görevden alınmıştır.

Sayın Başkan, son olarak şunu ifade etmek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, ek sürenizi veriyorum, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Yaklaşık on gün önce siyasi iktidara yakın trollerin sosyal medya hesaplarından on sekiz yıldır İmralı Cezaevinde tutulan Sayın Öcalan’ın yaşamıyla ilgili bazı paylaşımlarda bulunuldu ve bir gün sonra ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ciddiyetten uzak bir açıklama yaptı. Özellikle bu ülkede gerginliğin had safhaya çıktığı, özellikle bu ülkede kardeşlik duygularının tahrip edildiği, gerilimlerin çok rahat ortaya çıkarıldığı bir dönemde böyle bir hassas konuyla ilgili olarak altı yılı aşkın süredir avukatlarıyla, üç yılı aşkın süredir ailesiyle, iki buçuk yıldır ise hiç kimseyle görüşmeyen Sayın Öcalan’la ilgili durumunun ne olduğu ve ziyaretçilere kendi haklarından kaynaklı haklarının kullandırtılmasıyla ilgili Adalet Bakanından açık bir cevap bekliyoruz; bu konuda durumu nedir, neden kendisine dönük ziyaretler yapılmıyor, engelleniyor? Koskoca bir devlet altı yıldır “koster bozuk” gibi ucube bir gerekçenin arkasına sığınmıştır. Bu konuda Adalet Bakanlığının ivedi olarak bu sorunun ortadan kaldırılması için açıklama yapması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım, tamamlayın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Adalet Bakanının, bu konuda, tansiyonu yükseltmeye sebep olan bu süreçten özellikle kendinde de sorumluluk hissederek bu gerginliği düşürecek bir açıklama ve somut bir adım atması gerektiğini ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Sayın Gök, buyurun.

19.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Van depreminin 6’ncı yıl dönümüne, terör saldırılarında şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, Abdülmecid Efendi Konağı’ndaki heykel ve resim sergisine yapılan saldırıya, Cumhurbaşkanına “reis” şeklinde hitap edilmesine ve taşeron çalışanların yaptıkları işe göre memur veya işçi kadrolarına geçirilmesi taleplerinin dikkate alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Van depreminin 6’ncı yılında, hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı biz de saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Yine terör saldırıları nedeniyle hayatını kaybeden şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyoruz.

Sayın Başkanım, bir ülkenin gelişmişliği sanata ve kültüre verdiği değerle ölçülür. Yurt dışına gittiğiniz zaman pek çok ülkelerin başkentlerinde, şehirlerde meydanların ve sokakların, her yerin heykellerle dolu olduğunu görürsünüz. Kimsenin aklından o heykellerle ilgili bir saldırı girişimi başlatmak geçmez ancak Türkiye’de önceki gün Abdülmecid Efendi Köşkü’ndeki heykel ve resim sergisine yapılan saldırı; yine Kayseri’de ne anlamda olursa olsun oraya giden bir düşünürün, aydının söz söylemesinin engellenmesi -İhsan Eliaçık ve İbrahim Kaboğlu’nu kastederek söylüyorum- hiçbir demokratik ülkede, demokrasiyle yönetilen ülkelerde söz konusu dahi olmaz, kimsenin aklına dahi gelmez; tam tersine teşvik edilir ve ödüllendirilirler. Bu ayıptan Türkiye’nin bir an önce çıkması lazım.

Ancak, Sayın Başkanım, bu ayıptan çıkmak için de bazı koşullar gerekiyor. Örneğin bugün Cumhurbaşkanı “AK PARTİ Genel Başkanı” sıfatıyla Meclise geldi, Meclisin üzerinde helikopterler uçuyor, “akrep” diye nitelendirdiğimiz araçlar Meclisi çevrelemiş; onlarca, yüzlerce koruma ordusu ve Cumhurbaşkanına yani demokratik bir ülkenin Cumhurbaşkanına “Reis” diye hitap ediliyor, “Reis” diye hitap edilen kişi de el sallıyor. Reis kabile yönetimlerinde olur Sayın Başkanım.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – “Reisicumhur” diyoruz efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) - Biz kabile yönetiminde miyiz? Biz demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşıyoruz, cumhuriyetimizin bir cumhurbaşkanı vardır, başbakanı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum, buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı kendisine “Reis” denmesini yadırgamıyorsa, bunu teşvik ediyorsa, işte, Abdülmecid Efendi Köşkü’nde de bir saldırı gerçekleşir. Bir başkaları da başka yerden aldıkları talimatları uygulayacak hâle gelir, sanatçıya ve düşünen insanlara saldırır. Bu kültür Türkiye’yi yozlaştırır Sayın Başkanım. Kaldı ki “Reis” diye hitap edilen kişinin yanına da kimse yaklaşamıyor. Yanına çağıranlar, onlarca koruma ordusundan ona el dahi uzatamıyorlar. Böyle bir tablo uygar dünyanın kabul edeceği bir tablo değildir ve Türkiye’nin saygınlığına da ağır bir darbedir.

Sayın Başkan, bugün Kamu Taşeron Çalışanları Platformu Meclisi ziyaret etti, eşit işe eşit ücret ve kadro istiyorlar. Biz memur işini yapanların memur kadrolarına, işçilik işini yapanların işçi kadrolarına geçişinin yapılması taleplerini dikkate almalıyız diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Bostancı, buyurun.

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Cumhurbaşkanı Meclise gelirken uygulanan güvenlik prosedürünün normal olduğuna, “reis” kelimesini pejoratif anlamda kullanmak yerine tarihteki karşılığıyla düşünmenin daha doğru olacağına, devletin kaçak kömür ocaklarına ihtiyacı olmadığına ve terörle kararlı bir mücadele sürdürüldüğüne ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımız 16 Nisan referandumu çerçevesinde halkın onayladığı Anayasa mevzuatı esasında partimizle önce siyasi bağ kurmuş, sonra yapılan kongreyle Genel Başkan olmuştur. Meclise gelirken uygulanan güvenlik prosedürü normal cumhurbaşkanları için uygulanan güvenlik prosedüründen ibarettir, abartılı bir durum söz konusu değildir.

Sayın Gök “reis” kelimesine farklı anlamlar yüklüyor. Argoda, tabii, bu tür anlamları olduğunu biliyoruz ama eminim Sayın Gök de cumhuriyetimizin banisi Mustafa Kemal Atatürk’e “Reisicumhur” dendiğini tarih kitaplarından biliyordur. “Riyaseticumhuriye” yine yakın tarihimizde kullanılan ifadelerden biriydi. Buradaki “reis” kelimesini pejoratif anlamda kullanmak yerine, tarihteki karşılığıyla düşünmek hepimiz bakımından daha doğru olur.

Öte yandan, Şırnak’taki kömür ocaklarına ilişkin konudan bahsedildi. Gerçi iki parti grubunun da grup önerisi buna ilişkin, burada gerekli açıklamalar da yapılacak. Devletin her yerde açık, aleni, kontrollü kömür ocakları mevcut; kaçak göçek kömür ocaklarına devletin ihtiyacı yok. Buna göz yummak, arka taraftan “Siz de bu işleri yapın.” demek diye bir durum asla söz konusu olmaz.

Terörle kararlı bir mücadele sürdürülüyor. Doğru, şehitler veriyoruz ama bu ülkenin bekası için, varlığı için ödenmesi gereken bir bedel varsa elbette bu ödenir. Önemli olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve ortak kaderi, geleceği istikametindeki sürekliliğini sağlama iradesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bölgemizde yaşanan terörün esasen emperyal siyasetlerle bağı olduğunu her analitik şekilde olaylara bakanlar bilirler. 1975 yılında ASALA isimli, etnik kimlikçi terör örgütü, güya Ermeniler adına davrandığını iddia eden bu terör şekavet çetesi Paris Büyükelçimiz İsmail Erez ve şoförünü şehit etmişlerdi. Bir kez daha şehitlerimize buradan rahmet diliyorum. Bunu hatırlatmamın sebebi hem tarihen günü geldiği içindir hem de bu tür etnik kimlikçi siyasetlerin Orta Doğu coğrafyasında kazanını kaynatmak isteyen emperyal siyasetlere karşı bu coğrafyada yaşayan bütün halkların huzurunu ve selametini isteyen bütün siyasetlere yönelik bir dikkat çekme girişimidir. Bu yüzden ayrıca hatırlatma gereğini duydum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman başkanlığındaki bir heyetin Sırbistan Ulusal Meclisi Başkanı Maja Gojkovic’in vaki davetine icabet etmek üzere 22-25 Ekim 2017 tarihleri arasında Sırbistan’a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1203)

19/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman Başkanlığındaki heyetin Sırbistan Ulusal Meclisi Başkanı Maja Gojkovic'in vaki davetine icabet etmek üzere 22-25 Ekim 2017 tarihleri arasında Sırbistan'a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                          İsmail Kahraman

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                 Başkanı

 

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve arkadaşları tarafından Türkiye’de kayıt dışı ekonominin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/1432) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

24/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Erhan Usta

                                                                                 Samsun

                                                              MHP Grubu Başkan Vekili

 

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve arkadaşlarınca, Türkiye’de kayıt dışı ekonominin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması açılmasına dair (10/1432) esas numaralı önergemizin görüşmelerinin 24/10/2017 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de kayıt dışı ekonominin sebep ve sonuçlarının tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesi konusunda Meclis araştırması açılmasına dair önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu konuya geçen hafta da 497 sıra sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın görüşülmesi sırasında kısaca değinmiştim. Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal’ın geçen pazartesi günü “2017 ve 2018 bütçesi” konulu basın toplantısında sarf ettiği “Son bir yılda 1 milyonun üzerinde bir istihdam yarattık.” beyanının gerçeği yansıtmadığını, devletin resmî kayıtlarının birçok yönden Bakanın beyanını teyit etmediğini belirtmiştim. Burada tekraren söylemek isterim ki Sayın Bakanın söz konusu beyanı resmî kayıtlara göre gerçeği yansıtmamaktadır Şöyle ki: SGK kayıtlarına göre herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak bildirilen Ocak 2016 itibarıyla toplam istihdam sayısı 19 milyon 189 bindir, Ocak 2017’de yani bir yıl sonra azalışlar olmuştur, ocaktan ocağa bir yılda istihdamdaki azalma toplamda 583 bindir. Resmî istihdam istatistiklerine çıraklar, stajyerler ve kursiyerler dâhil edilmiştir, toplam aktif çalışan sayısının 198.710’u çırak, 1 milyon 231 bin 424’ü stajyer ve kursiyerdir. Çırak, stajyer, kursiyer sayıları toplamı 1,5 milyona yakındır. Bu sebeple istihdam rakamları üzerinde bir değerlendirme yaparken çırak, stajyer ve kursiyerleri sayılara dâhil etmemek lazımdır diyorum çünkü çırak, stajyer ve kursiyerler sözlük tanımı itibarıyla herhangi bir meslek edinecek olan kimsenin geçirdiği uygulamalı öğrenme dönemidir, mesleki bilgisini artırmak maksadıyla başka birinin nezareti altında yapılan çalışmadır. Bunlar geçici, sadece kısa vadeli sigortalar bakımından sigortalıdırlar, uzun vade sigortalıları yoktur. Bunlar bir iş karşılığında çalıştırılmazlar, gerçek işçinin yanında staj yapanlar kurs görenlerdir. Bu sebeple ocaktan ocağa bir yıllık dönemde 872 bin stajyer ve kursiyeri, ayrıca 198.710 çırağı yani toplam 1 milyon 70 bin kişiyi gerçek istihdama dâhil edemeyiz. 1 milyonun üzerinde artış olduğu gözlenen çırakları, stajyerleri ve kursiyerleri, ayrıca turizm sektöründe ekim itibarıyla işten çıkarmaları da dikkate aldığımızda istihdamda gidişat pek iyi görünmemektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 15 yaş ve daha yukarı yaştakilerin işsiz sayısı, 2017 yılı Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 119 bin kişi artarak 3 milyon 443 bin kişiye çıkmıştır. İstihdamın en yoğun olduğu ay temmuz ayıdır. Bugün itibarıyla, turizm sektöründe işten çıkarmaların başladığını göz önüne alırsak işsiz sayısının ekim, kasım ayları itibarıyla çok daha artacağı kuşkusuzdur. İşsizlik oranı, aynı dönemde değişim göstermeyerek yüzde 10,7 seviyesinde gerçekleşmiştir; mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı artarak yüzde 11,2’ye yükselmiştir. Genç nüfusta işsizlik oranı 1,3 puan artışla yüzde 21,1’e ulaşmıştır. Artan üniversite sayısına bağlı olarak her yıl üniversitelerden 600-700 bin kişinin mezun olduğunu, ekonominin beklenen sayıda istihdam yaratamadığını göz önüne alırsak zaman içerisinde genç nüfustaki işsizlik oranının artması kaçınılmaz bir gerçektir.

Değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre Temmuz 2017 kayıt dışı çalışanların yani herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan çalışanların oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,9 puan artmıştır. Bu çok ciddi bir rakamdır. Bir yılda kayıt dışı ekonominin yaklaşık yüzde 1 artması demek vergilerin azalması, primlerin azalması demektir. Genelde, kayıt dışı ekonominin artış eğilimine girmesi çok tehlikelidir. Tabii, işsizliği önleyelim, önemlidir, tabii ki enflasyon önemlidir ama kayıt dışının yüzde 35,2 olması bunlardan çok daha önemlidir. Sadece bu sebep dahi önemine binaen üzerinde durulması, kesinlikle araştırılması gereken bir durumdur.

Bu sebeple, araştırma önergemizin kabul edilerek konunun masaya yatırılması, alınması gereken tedbirlerin bir an önce tespit edilmesi konularında zaman geçirilmemelidir diyor, önergemizin kabul edilmesini yüce heyetinizden bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tor.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisiyle alakalı olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun, süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıt dışı ekonomiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan verilmiş olan grup önerisi için partim adına söz aldım, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu ülkede giderek artan kayıt dışı ekonomi aslında toplumsal, siyasal, ekonomik yaşamın her veçhesinde var çünkü siyasi iktidar anayasal düzenden ayrılmış; siyasi iktidar, bu ülkede Anayasa'yı, yasaları, hukuku, yargı kararlarını en fazla çiğneyen kurum hâline gelmiştir. Başta anayasal düzeni korumakla mükellef olan Hükûmet, bugün, Anayasa'yı en fazla çiğneyen, yasaları en fazla çiğneyen; Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarını en fazla tanımayan bir kurum hâline gelmiştir. Neden kayıt dışı ekonomide bunlardan söz ettim? Ülkenin her şeyi kayıt dışı. Siyasi kayıt dışılık, ekonomik kayıt dışılık, diplomatik kayıt dışılık ve toplumsal, hukuki, yargısal kayıt dışılık had safhaya ulaşmıştır. Bütün bunların, bu ülkede, son iki yılda iktidarını sürdürmek uğruna başlatılmış olan bu kirli güvenlikçi politikalarla alakalı olduğunu düşünüyoruz çünkü çatışma ve savaş ortamlarında her şey çok kolay gizlenir ve toplumsal algıdan kaçırılır. Buradan hareketle, bakın, sadece bir örnek vererek ifade edeyim: Hükûmet, bu ülkede yaptığı bütün şehir hastanelerini, otoyolları, köprüleri, geçitleri sıfır maliyetle özel sektöre yaptırdığını söylüyor. Biz, ısrarla, bunların bir karşılığının olduğunu, hazine garantisiyle yapıldığını söylediğimizde “Hayır, biz bedava yaptırıyoruz.” diye söylüyordu. 2018 bütçesi önümüzdeki hafta Komisyona, bir ay sonra Genel Kurula geldiğinde göreceğiz ki, 2018 için tam 6,2 milyar -yani 6,2 katrilyon- sadece hazine garantisi verilen şehir hastanelerine ve köprülere ayrılmıştır.

Yine, geçen yıl -2017’de- savunma sanayisine 64 milyar ayrılmışken bu yıl ise savunma harcamaları ve savunma kurumlarının toplam bütçesi 64 milyardan 92 milyara yükselmiştir. Düşünün, bir ülkede eğitime, sağlığa, işsizliğe, hukuka, yargıya, toplumsal yaşamın bütün alanlarına dönük bütçe artışları yüzde 1-2’lerde seyrederken savaş sanayisine, savaş bütçesine ise yüzde 50’nin üzerinde bir artış sağlanarak bütçeden yer ayrılmıştır. İktidar, cumhuriyet tarihinin en müsrif iktidarı olmuştur. Hükûmet, büyük şatafatlara ve lükse batmıştır; Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı açısından, cumhuriyet tarihinin en büyük gizli ödeneklerini kullanan Hükûmet hâline gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bu çatışmalı ortam devam ettiği sürece halkın gözünden kaçırılarak bu savunma sanayisine ayrılan payın artacağını ve bütçenin belli bölümlerinin ise sürekli gizli tutulacağını düşünüyoruz.

Bu grup önerisi lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika, buyurun.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin kayıt dışılık konusunda verdiği araştırma önergesini baştan desteklediğimizi belirtmek istiyorum.

Gerçekten, kayıt dışılık, hepimizin bildiği gibi çok önemli bir konu, devlet yönetimiyle ilgili olarak, ekonomi yönetimiyle ilgili olarak hepimizin dikkate alması gereken bir konu.

Biraz önce, değerli grup başkan vekillerimiz arasında bir tartışma oldu. Dikkat ederseniz, değerli grup başkan vekilimiz “Bir ülkede Cumhurbaşkanına ‘Reis’ deniyorsa demokrasi yoktur, aşiret devleti vardır.” dedi. Eğer hakikaten “Reis” deniyorsa o zaman ekonomide de kayıt dışılık vardır, ekonomi sağlam temeller üzerinde oturmuyordur, kayıt dışılık çok geniştir; bunu ben de ilaveten söyleyeyim.

Kayıt dışılığın çok çeşitli sebepleri var. Ben Plan ve Bütçe Komisyonundan geliyorum, şimdi Sayın Maliye Bakanı sunum yapıyor. Sunumunda şöyle bir ifade var, 86’ncı sayfada: “Kayıt dışıyla mücadele ediyoruz, edeceğiz. Daha önce yüzde 32 iken şimdi 26’ya düşürdük, 26, 27’lere düşürdük.” diyor ama bu düşüş sadece tanımla ilgili. Kayıt dışılığın tanımını değiştirdikleri için böyle bir düşüş var. Özellikle bu yeni millî gelir hesaplarından sonra kayıt dışılığın ne olduğunu da bilmiyoruz, hepsi altüst olmuş vaziyette. Yeni millî gelir hesaplarıyla birlikte neyin ne olduğu da belli değil, geçmişle karşılaştırma da yapamıyoruz ve şu anda kayıt dışılığın ne olduğunu bilmemiz de mümkün değil. Onun için bu kayıt dışılıkla ilgili araştırma önergesinin desteklenmesi gerekir.

Bir de şunu söyleyeyim demin Sayın Tor’un yaptığı açıklamalara ilave olarak, çok önemli bir konu: Kayıt dışılık bir zihniyet meselesi, bir kurumsallaşma meselesi. Bakın, bizde çok önemli kanunlar çıktı bu dönemde. Neler? Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, SPK, Kamu İhale Kanunu, Sayıştay Kanunu. Bakın, son on yıldan beri de bunların hepsinde geriye gidiş var, hepsinde -biz yukarıda torba kanunlarla uğraşıyoruz- bunlarla ilgili yeni düzeltmeler, istisnalar, muafiyetler getiriyoruz; sürekli olarak geriye gidiş var. Bu, kayıt dışılığı artıran bir unsur oldu. Devletin kötüye gitmesi, sıkıntılı olması kayıt dışılığı da artırdı. Onun için muhakkak araştırılması gereken bir konudur.

Biraz önce söylediğim millî gelir hesapları aynı şekilde sıkıntılı bir konu. Ayrıca, nedenleriyle ilgili olarak da üzerinde durulması gereken özellikle son dönemde literatüre girmiş bazı konular var. Bunlarla ilgili olarak da araştırılması gerekir diye düşünüyorum.

Hepinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Abdullah Nejat Koçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu grup önerisine bakmadan önce Türkiye’nin ekonomik faaliyetlerine ve son ekonomik durumuna bakmak gerekirse Türkiye 2017 yılında birinci, ikinci çeyreklerde ortalama yüzde 5 büyümüş, üçüncü çeyrekte yüzde 7 büyüme bekleyen bir ülke; Avrupa’da 1’inci sırada, dünyada 3’üncü sırada bir ekonomik büyüme gerçekleştiriyor. Diğer yandan, bölgesindeki ve çevresindeki tüm olaylara rağmen ihracatını artırmaya devam etmiş, bunu başarmış, sanayi kapasitesinde sürekliliği sağlamış, istihdamda şubattan bu yana başlayan istihdam seferberliği kapsamında 1 milyona yakın yeni istihdam sağlamayı başarmış bir noktada. Bütün bunlarla birlikte yeni dünya düzeni içerisinde Sanayi 4.0’a hazırlanan, AR-GE politikalarıyla ve KOSGEB destekleriyle de ekonomiye çok ciddi kaynaklar ayıran bir ülke Türkiye.

Tabii, bu ekonomi içerisinde kayıt dışılık önem arz ediyor, her zaman önem arz etmiştir. Kayıt dışıyla mücadele uzun yıllardır hükûmetlerimizin hep gündeminde olmuştur ve elde edilen başarılar çok önemlidir. Bugün gelinen nokta, yola çıkıldığı tarihten itibaren çok önemli başarılarla gelinen noktadır. Bu noktadan itibaren kayıt dışıyla mücadelenin devamı konusunda gerek Hükûmetimizin gerekse bakanlıkların çok fazla çalışmaları ve projeleri vardır. Bu projeler her gün uygulamaya konulmaktadır. Nitekim, Maliye Bakanımızın Plan ve Bütçe Komisyonundaki 2018 bütçesi sunumunda bununla ilgili mücadelenin devamı konusunda bir kararlılık ortaya konmuştur, Hükûmetimizin bu kararlılığı da bizim için önemlidir.

Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisinin arzu ettiği araştırma komisyonunun kurulmasına gerek duymadığımı belirtmek istiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçer.

Milliyetçi Hareket Partisi…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Karar yeter sayısı efendim.

BAŞKAN - …grup önerisini oylarınıza sunacaktım fakat bir karar yeter sayısı talebi geldi.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.14

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan karar yeter sayısını elektronik cihazla yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.32

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan karar yeter sayısını elektronik cihazla yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, grup önerisi kabul edilmemiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 24/10/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, Şırnak Merkez-Cizre Karayolu üzerinde bulunan 1 no.lu kömür ocağında meydana gelen ve 8 işçinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan maden faciası ile madencilik sektöründeki işçi kıyımının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

24/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                            Ahmet Yıldırım

                                                                                   Muş                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

*24 Ekim 2017 tarihinde, Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, 5723 sıra numaralı, Şırnak merkez-Cizre kara yolu üzerinde bulunan 1 no.lu kömür ocağında meydana gelen ve 8 işçinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan maden faciası ile madencilik sektöründeki işçi kıyımının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 24/10/2017 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisine geçmeden önce Sayın Basmacı sisteme girmiş.

Buyurun Sayın Basmacı.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Denizli’nin İncilipınar Mahallesi’nde yaşanan sel baskını için Pamukkale Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesinin sorumluluk almadığına ve Denizli vekillerinin müdahale etmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, şu anda, maalesef, Denizli ilimizde yağmur var. Pamukkale Belediyesi İncilipınar Mahallesi 1243 Sokak’ta sel baskını var.

Büyükşehir Belediye Başkanlığını aradım, dedi ki: “O mahalle bize ait değil, biz bakmıyoruz.” Pamukkale Belediyesini aradım, dedi ki: “O mahalle bizim değil, biz bakmıyoruz.” Herhâlde Adana Büyükşehri arayacağım Denizli’deki mahalle için. Bir an önce, burada sevgili Denizli vekillerimizden biri varsa müdahale etmesini rica edeceğim. 3 tane evi şu an su basmış durumda.

Teşekkür ediyorum Bayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Basmacı.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Denizli’nin İncilipınar Mahallesi’nde yaşanan sel baskını için geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 24/10/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve arkadaşları tarafından, Şırnak Merkez-Cizre Karayolu üzerinde bulunan 1 no.lu kömür ocağında meydana gelen ve 8 işçinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan maden faciası ile madencilik sektöründeki işçi kıyımının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisi grup önerisinde, önerinin gerekçesini açıklamak üzere, önerge sahibi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun, süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma önergemize geçmeden önce, 4 Kasımda gözaltına alınan eş genel başkanlarımızın ve diğer milletvekillerimizin, tüm milletvekilleri gibi, bu Parlamentonun seçilmiş üyeleri olduklarını ve burada bizimle birlikte olmaları gerekirken maalesef daha hâlâ cezaevinde rehin durumunda olduklarını ve bu tutulmalarının kabul edilemez olduğunu bir kez daha belirtmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, 17 Ekim 2017 tarihinde Şırnak merkez-Cizre kara yolu üzerinde bulunan 1 no.lu kömür ocağında meydana gelen maden faciasında 8 maden işçisi yaşamını yitirdi. Öncelikle, kazada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum bir kez daha buradan.

Ne yazık ki 8 canımızı kurban ettiğimiz Şırnak’taki maden faciası ilk değil; Hükûmetin işvereni kollayıp koruduğu, yaşamın değil kârın önemsendiği, yeterli denetim mekanizmalarının devreye konulmadığı ve yetkililer tarafından gerekli tedbirlerin alınmadığı hâlihazırdaki yanlış politikalarıyla son olacak gibi de görünmüyor.

Son yıllarda madencilik sektöründe işçi kıyımına dönüşen cinayetlerde Soma’da 301, Ermenek’te 18, Siirt Madenköy’de 16 ve en son Şırnak’ta 11 işçi yaşamını yitirdi. Son iş cinayetiyle birlikte Şırnak’ta son dört yılda yaşamını yitiren maden işçisi 19, yaralanan işçi sayısı da 11 oldu. Bu veriler yalnızca kayıt altına alınmış olanlar. Kayıt dışı olanları da hesapladığımızda sayının bundan daha yüksek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Şırnak, ham maddesi petrolden oluşan -82 milyon ton rezervli- asfaltit kömür yataklarına sahip bir ilimiz. Asfaltit kömür Şırnak merkezinin güneyi ve Silopi ilçesinde yoğunlaşmaktadır. Fakat Cudi Dağı’nda 25 bin hektar gibi geniş bir alana yayılan asfaltit madenlerinde 1700’lü yılların koşullarında kazmalarla, el arabalarıyla, gırgırlarla kömür çıkarılmaktadır. Bu koşullar ve yaşanan iş cinayetleri denetimin boyutunu ve ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Önceki yıllarda da işçi cinayetlerinin yaşandığı bu kömür ocaklarında -bu yeni işçi cinayetlerine rağmen- sorumlular hakkında hiçbir işlem yapılmadığını biliyoruz. Öncelikle bu açıklamanın doğru olmadığını, sorumluluktan kaçma girişimi olduğunu belirtmek isterim. İzahatını şu şekilde yapmak istiyorum: Türkiye Kömür İşletmeleri yani TKİ uhdesinde bulunan Şırnak sahası, 26 Mart 2002 tarihli sözleşmeyle, Şırnak İl Özel İdaresine redevans karşılığı işletmeye verilmiştir. Redevans sözleşmesi hükümlerine göre sahada yapılan işletmecilik faaliyetlerinden ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasından işletmeci olarak Şırnak Valiliği İl Özel İdaresi sorumludur. Bu da yaşanan cinayetlerin sorumlusunun Şırnak Valiliği olduğunu gözler önüne sermektedir.

Ayrıca, söz konusu ocaklarda bugüne kadar yapılan kömür üretiminin ve gerçekleşen iş cinayetlerinin muhatabı tespit edilmezken üretilen kömürün yasal yollardan farklı alanlarda kullanılmak üzere ve yetkililerin bilgisi dâhilinde satışa sunulduğunu da özellikle belirtmek isteriz. Kaçak olarak nitelendirilen bu ocaklarda üretilen tonlarca kömür TKİ kantarından geçirilip tuğla, çimento fabrikalarında ve çevre illerde yakıt olarak kullanılmak üzere satılmaktadır. Tüm bunlara rağmen ilgili bakanlık bu iş yerinin kaçak olduğunu söyleyemez çünkü bakanlık bu tetkiki sadece ölümlerin yaşandığı dönemlerde yapmak sorumluluğunda değildir, aksine tüm bu süreçlerin takipçisi olmak durumundadır.

Şırnak’ın önemli geçim kaynakları tarım, hayvancılık ve madenciliktir. Köylerin boşaltılması ve insansızlaştırılmasıyla birlikte tarım ve hayvancılık bitme noktasına gelmiştir. Bu yüzden yaşanan yoğun işsizlik ve yoksulluk nedeniyle Şırnaklılar çok düşük ücretler karşılığında, sefil koşullarda, yerin metrelerce altında çalışmak zorundalar. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan yurttaşlarımız bu ölüm kuyularında bile isteye ölüme gönderilmektedir ne yazık ki. Tabii bu tablonun asıl sorumlusu, redevans sistemi, taşeron, güvencesiz çalıştırma koşulları ile özelleştirme politikalarının esnek çalışma ve üretim adı altında işverene tanıdığı sınırsız keyfiyet olanağı ve Şırnak’a uygulanan özel politikalardır. Oysaki madenlerin güvenli ve çağa uygun şartlarda çalıştırılması, taşeron sisteminden vazgeçilerek üretimin, ilgili kurumlar aracılığıyla, tüm işçi sağlığı, güvenliği önlemlerinin yaşama geçirilerek insan odaklı ve kamu yararı adına yapılması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha…

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın Sayın İrmez.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Burada bir kez daha belirtmek istiyoruz: Değerli arkadaşlar, asıl burada önemli olanın kâr güvenliği değil, can güvenliği olması gerekir. Ama ne yazık ki AKP Hükûmeti iktidar olduğundan beri hiçbir şekilde insanların yaşamı, hatta bırakın yaşamı, can güvenlikleri dahi söz konusu değildir. Aksi takdirde tüm bu ölümlerin sorumlusu sizlersiniz ve bu ölümlerin vebali boynunuzda kalacaktır.

Bu nedenle, önergemizin elzem bir şekilde, ivedilikle kabul edilmesi gerektiğini bir kez daha buradan belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrmez.

Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Sayın Aycan İrmez konuştu. Şimdi, grupları adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Ahmet Selim Yurdakul konuşacaktır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, muhterem vatandaşlar; son yayınlanan Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre 2013 yılında 195 bin, 2014 yılında 226.837, 2015 yılında ise 241.500 iş kazası yaşanmıştır. Her ne kadar gelişmekte olan bir ülke olsak da bunca iş kazası ve can kaybının meydana gelmesi bize göre normal değildir. Her bir vatandaşımızın hayatını koruyan bir iş hayatı yaratmak zor değil. Milliyetçi Hareket Partisi olarak daha iyi düzenlenmiş bir mevzuat ve daha sıkı bir kontrol mekanizması oluşturarak iş kazalarını en düşük seviyelere taşımanın mümkün olduğuna inanıyoruz.

Muhterem vatandaşlar, yüce Türk devleti “ancak her bir vatandaşının refahı ve huzuru kadar büyüktür” inancıyla çalışmaktadır. Bu meşakkatli çalışmaların neticesinde devlet, çalışan haklarını ve çalışma koşullarını azami derecede iyileştirmek için elinden geleni yapar. Bununla birlikte meydana gelen iş kazalarını “cinayet” olarak ifade etmek doğru bir yaklaşım değildir. Bizler Türk milleti olarak sevinçte ve güzel günlerde beraber olduğumuz gibi, kaderde ve tasada da ortak bir milletiz. Her bir vatandaşımızın gözyaşına ortak olduğumuz için büyük bir milletiz. Bizi bu coğrafyada yıkılmaz kılan şey, devlet ve millet beraberliğidir; şimdi yapmamız gereken de budur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ortak acılarımızın ve iş kazalarında kaybettiğimiz canların aziz hatıralarını gözeterek çalışmalı ve her türlü tedbiri almalıyız. Örneğin ilk olarak Soma, Ermenek ve son olarak Şırnak maden acılarından ders çıkarma yoluna gitmeliyiz.

Muhterem vatandaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Soma maden kayıplarından sonra şu tespit ve önerileri yaptık:

1) Kazaların sebepleri bilimsel yöntemlerle tespit edilmelidir.

2) Yönetim ve denetim sorunlarının ve sorumlularının üzerine gidilmelidir.

3) Maden sahaları teknolojik anlamda çağımıza uygun hâle getirilmelidir.

Son olarak, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bütün iş kazalarının önlenebilir birer olay olduğunu düşünüyoruz, yeter ki iş birliği içinde, zamanında gereken önlemleri alalım.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yurdakul.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın.

Süreniz üç dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Çok değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şırnak’taki maden göçüğü hakkında verilen öneri üzerine grubum adına söz aldım. Tekrar hepinize saygılar, sevgiler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, sizden bir ricam var: Bir dakikanızı ayırıp bir dinlerseniz çok mutlu olacağız, onu öncelikle söyleyeyim. Bir bakan düşünün -ki tarafsızca- çıkıyor, diyor ki 7 kişinin ölümünden sonra: “Kazaydı, oldu.” Şimdi, siz, lütfen -sorumlu bir bakan bunu söylüyor- kendi vicdanınıza sorun: Nasıl bir ülkenin bakanı çıkıp kendisiyle ilgili olan bir konuda “kaçak” diyebilir? Adama sormazlar mı açık ve net olarak: “Kardeşim, sen nasıl konuşuyorsun? Sen bunları görmedin mi? Burası babanın çiftliği değil, burası Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi. Eğer burası kaçak idiyse senin elin armut mu topluyordu?” (CHP sıralarından alkışlar) Kendi görev alanında olan bir şeyden “kaçak” diye sıyrılmasını gerçekten ben Sayın Bakana yakıştıramadım.

Aynı zamanda, Şırnak’taki bu ocak yıllardır Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından ihale ediliyor yani özel sektöre ihale olarak devrediliyor. 2017’nin Mart ayında da en son ihale yapıldı mı, yapılmadı mı? Bunu da sizlere soruyoruz. Aynı zamanda, yapılan ihaleyi de ben size burada göstereyim, bakın ihalenin evrakı da burada: 22/3/2017. Yani 2015’te, 2016 yılında değil, 2017 yılında ihale yapılmış. Şimdi, buna, böyle olup da çıkıp da “kaçak” derseniz bizim de size söyleyeceğimiz tek şey şu olur: Kaçak olan iktidarın kendisi, kaçak olan bakanın kendisi deriz, açık ve net. Çünkü kaçak olmayan bir şeyi kaçak olarak söylemek hiç yakışmadı değerli arkadaşlar.

Bakın, bu kazalarda “kaçak” diyerek sıyrılmak yerine, özelleştirmeden, taşeronlaştırmadan ve denetimsizlikten kaçmayı engelleyin yeter. Burası yıllardır ihale ediliyor. 2013 yılında da başka bir bakan çıktı, dedi ki: “Burası kapatıldı.” Şimdi, arkadaşlar, ya bakanlarınız arasında bir iletişim kopukluğu var ya da bakanlarınız havaya veya saraya bakıyor. “Bakan” dediğin işine bakar. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için burada bunu da üstüne basa basa söylemek istiyorum.

Burada gerçekten bir ihmal varsa bu ihmal teknik ve bilimsel olarak incelenmek zorundadır. Orayı bilmek için uzman olmaya gerek yok; yüksek şevler var, su birikintileri var. Gerçekten, çok özür dileyerek söylüyorum bunu ama burada üretilen mallar nerede satılıyor, biliyor musunuz? Sosyal Yardımlaşma Kurumu tarafından dağıtılıyor. Şimdi, soralım: Bunlar üretilirken kaçak da satılırken nasıl yasal oluyor?

Ayrıca, 1 kilometre ilerisinde devletimizin kontrol noktası var, bırakın buradan kamyonların, tırların geçmesini, buradan insan bile geçemez. Onun için ben diyorum ki: Buradan, daha fazla ölümlere sebep olmamak için lütfen işinizi doğru dürüst yapın.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akın.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Abdullah Ağralı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun verdiği araştırma önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şırnak’ta kanunlara aykırı olarak çalıştırılan maden ocağında meydana gelen göçükte hayatlarını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabırlar diliyorum.

İş kazaları hem Hükûmet olarak hem de insani olarak istemediğimiz, milletçe üzüldüğümüz, yaşanan acıyı hep birlikte hissettiğimiz siyasetüstü yaklaşılması gereken bir olaydır. Şırnak-Cizre kara yolu 1 no.lu kömür ocağında meydana gelen kazada, kaza alanı hukuki açıdan TKİ’nin uhdesinde bulunan, Şırnak ili dâhilindeki saha. Yöredeki madencilik faaliyetlerinin güvenlik zafiyetine neden olmadan, güvenlik bakımından sorumlu mülki idarenin kontrol ve denetimi altında yapılması, sahadaki kaçak üretimin önlenmesi, sahadan elde edilen gelirin bölge ekonomisine ve istihdamına katkıda bulunması ve sahada güvenli madencilik yapılması maksadıyla 26/3/2002 tarihli Sözleşme hükümleri kapsamında Şırnak Valiliği Özel İdaresine verilmiştir.

Sahada üretim faaliyetleri devam ederken 2013 yılında maden ve iş sağlığı güvenliği mevzuatı kapsamında üretim faaliyetler hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hem de Maden İşleri Genel Müdürlüğünce gerekli güvenlik önlemleri alınana kadar durdurulmuştur. Ancak aradan geçen üç yılı aşkın sürede gerekli güvenlik önlemlerinin alınması ve sahada yeniden üretime başlanılması yönünde herhangi bir faaliyette bulunulmamıştır. Şırnak Valiliği tarafından sahada yeniden faaliyete başlanacağı kanaati getirilmediğinden, sahanın bölge ve ülke menfaatlerine uygun bir şekilde ihale edilebilmesi için sözleşmenin tasfiye edilmesine TKİ’yle yapılan karşılıklı mutabakatla karar verilmiştir.

Söz konusu saha TKİ tarafından Nisan 2017’de yeniden ihale edilmiştir. Söz konusu ihaleyi kazanan Standart AŞ, Kaan AŞ, Acar AŞ ortaklığıyla 14/4/2017 tarihi itibarıyla sözleşme imzalanmıştır. TKİ’nin gerçekleştirdiği ihaleyi kazanan konsorsiyumun, sahadaki üretimin sağlıklı ve emniyetli bir şekilde yapılabilmesi için bütün güvenlik önlemlerini alarak MİGEM’e başvuru yapması zorunludur. Bu başvurunun ardından MİGEM gerekli incelemeleri yaparak uygun görürse önce çalışma izni verir, bu sahada üretim yapılabilmesi için MİGEM izni gerekiyor. İhaleyi kazanan firma, sahadaki üretimin sağlıklı ve emniyetli bir şekilde yapılabilmesi için tüm güvenlik önlemlerini sağlayacak bir proje hazırlamış, hazırlanan proje TKİ Genel Müdürlüğü tarafından Maden İşleri Genel Müdürlüğünün onayına sunulmuştur. Maden İşleri Genel Müdürlüğünün oluşturulan teknik elemanlarınca mahalde iki tetkik yapılmış, yapılan incelemede işletme güvenliği açısından tehlikeli durumların devam ettiği...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH AĞRALI (Devamla) – …herhangi bir önem alınmadığı, ruhsat sahasında üretime yönelik faaliyetlerin durdurulmasının devam edilmesi kanaatine varılmıştır. Söz konusu üzücü olayla ilgili…

LEVENT GÖK (Ankara) – O on dakika daha önceydi, şimdi üç dakika.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Bitti, bitti efendim, İç Tüzük gereği bitti.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Efendim, “İç Tüzük’e el kaldırırken gol yedik.”

ERKAN AYDIN (Bursa) – İç Tüzük gereği kısalttık efendim.

ABDULLAH AĞRALI (Devamla) - …Enerji Bakanlığımız ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız müfettişlerince bir soruşturma kurulu oluşturulmuştur, olayın failleriyle ilgili gereken yasal işlemler başlatılmıştır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz “hak, hukuk, adalet” derken size de diyorduk arkadaşlar.

BAŞKAN – Sayın Ağralı, arkanızı dönüp bir dakika isteseniz vereceğim aslında ama istemiyorsunuz.

Teşekkür ediyorum, sağ olun

ABDULLAH AĞRALI (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Kısaltanlar… O eller kırılacak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hak, hukuk, adalet sizlere de lazım, sizlere de.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz.

…oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, 24/10/2017 tarihinde Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş ve arkadaşları tarafından, Şırnak’ta meydana gelen göçüğün sorumlularının araştırılması ve madenlerde benzer iş kazalarının yaşanmaması için gereken incelemelerin yapılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

24/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                              Levent Gök

                                                                                 Ankara

                                                              CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş ve arkadaşları tarafından Şırnak'ta meydana gelen göçüğün sorumlularının araştırılması ve madenlerde benzer iş kazalarının yaşanmaması için gereken incelemelerin yapılması amacıyla 24/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesi’nin (1427 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 24/10/2017 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Sayın Ünal Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika, buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef, iş kazaları Türkiye'nin kanayan yarasıdır. 17 Ekim 2017 tarihinde Şırnak’ta bulunan bir maden ocağındaki şev kayması sonucu yaşanan iş kazasında maalesef 8 maden işçimiz yaşamını feci şekilde yitirmiştir. Kazada yaşamını yitiren işçilerimize ve bugüne kadar iş kazalarında yaşamını yitirmiş tüm işçilerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, kömür madenciliği dünyanın en tehlikeli ve en riskli işidir. AK PARTİ hükûmetleri döneminde madenlerdeki özelleştirmeler sonucu her gün bir başka büyük maden kazasıyla sarsılıyoruz. Son yedi yılda Dursunbey’de, Kemalpaşa’da, Karadon’da, Elbistan’da, Ermenek’te, Siirt’te ve Soma’da yaşanan büyük maden kazası facialarından maalesef ders çıkarılmadı. İş kazaları sonucu meydana gelen işçi ölümleri durmuyor, aksine artarak devam ediyor. Daha önceki maden ve iş kazalarında olduğu gibi bu feci kazada da işverenlerin kâr hırsı, taşeronlaşma ve denetimsizlik sonucu göz göre göre meydana gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu kazanın ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kazanın meydana geldiği ocağın kaçak ve ruhsatsız olduğunu açıklayarak kendi sorumluluğunu başkalarının üzerine atmaya çalışmıştır. Bakanlığın yaptığı bu ciddiyetsiz açıklama doğru değildir. 2013 yılında Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan denetim sonucu, sahadaki faaliyetler işletme ve iş güvenliği riski barındırdığı gerekçesiyle durdurulmuştur. Ancak durdurma kâğıt üzerinde kalmış, fiilen ocak işletilmeye devam etmiştir. Bu durdurma kararına rağmen maden ocağında 2013 yılından günümüze kadar üretim, dekapaj ve hazırlık çalışmaları sürdürülmüş ve kaza da bu işler yürütülürken meydana gelmiştir. Enerji Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı maden ocağının kaçak olarak çalıştırılmasına göz yummuşlardır. Daha da ötesi, Bakanlıkça kaçak ve ruhsatsız olduğu açıklanan maden ocağı ne gariptir ki Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu tarafından bu yılın mart ayında ihaleye çıkarılmıştır. Bu redevans ihalesini ise 3 firmadan oluşan bir iş ortaklığı kazanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, kaçak olan bir maden ocağını hiç kimse ihaleye çıkaramaz. (CHP sıralarından alkışlar) Ya maden ocağı kaçak değil ya da TKİ yani devletin resmî kurumu kaçak olan maden ocağını ihaleye çıkarmıştır. Bunlardan hangisi doğrudur?

Değerli milletvekilleri, bu maden ocağının 1 kilometre ötesinde de bir karakol vardır. Bu karakol niçin vardır? Terör örgütü tarafından bu ocağın basılmasını engellemek için vardır. Yine, madenden çıkan kömürler de bu güvenlik noktasından fiş verilerek kamyonlarla taşınmaktadır. Peki, güvenlik güçlerinin gözü önünde bu maden ocağı kaçak olarak çalıştırılabilir mi, böyle bir şey mümkün müdür? Elbette mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, yine bu ocaktan çıkarılan kömürlerin TKİ’nin kantarlarından geçirildiği, çevrede bulunan iş yerlerine satıldığı ve hatta bu kömürlerin kamu kurumlarına satıldığı bilinmektedir. Bu durumda, Enerji Bakanlığının ve Çalışma Bakanlığının denetim görevini yerine getirmediği çok açıktır, kaçak çalıştırmaya göz yumdukları ortaya çıkmaktadır. Bu bakanların görevlerini ihmal ettikleri de çok net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, aynı maden ocağında üç yıl önce aynı şekilde meydana gelen iş cinayetinde de 5 işçimiz yaşamını yitirmiş, yine 11 işçimiz de yaralanmıştı. Bu kaza, üç yıl önceki kazanın bir tekrarıdır. Şırnak’taki ocaklarda son dört yıl içerisinde meydana gelen iş kazalarında 19 işçimiz yaşamını yitirmiştir. Sadece Şırnak’taki maden ocaklarında yaşanan bu olaylar bile AKP Hükûmetinin işçi sağlığı ve iş güvenliğine hiçbir önem vermediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenlerle, AKP iktidarında Türkiye, iş kazalarında rekorlar kırmıştır ve Şırnak’taki kaza sonucu bir kez daha ortaya çıkmıştır ki aşırı kâr hırsı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) –…taşeronlaşma ve denetimsizlik daha çok işçimizin yaşamını yitirmesine yol açacaktır.

Bu nedenlerle grup önerimizin kabul edilmesini saygılarımla dilerim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirtaş.

Sayın Özkan, sisteme girmişsiniz, 60’a göre söz talebiniz var.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin İncilipınar Mahallesi’nde yaşanan sel baskınına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, Denizlimizin İncilipınar Mahallesi’nin 1243 numaralı sokağında sel felaketi olduğuna ilişkin ve Denizlimizde afet niteliğinde yağmur yağdığına ilişkin bir söz ve beyanda bulunuldu; onun için söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Öncelikle Denizlimizin İncilipınar Mahallesi’nde ve il genelinde herhangi bir afet değil, rahmet yağmaktadır. Çiftçimizin ve vatandaşımızın yüzünü güldürecek rahmetlerin devam etmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Bu beyan üzerine, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanımızı, Pamukkale Belediye Başkanımızı aradım, aynı zamanda DESKİ Genel Müdürümüzü de aradık ve mahalle muhtarımız Sayın Kadir Göksu’yu da aradık ve her birisi de Denizli’de afet niteliğinde herhangi bir yağış olmadığını, rahmet yağdığını ifade etti ve aynı zamanda böyle bir durum söz konusu olsa bile bir sokakta değil, birkaç sokak ve mahalleyi içine alacak felaketin söz konusu olması gerekirdi. Özellikle muhtarımız “Şimdi oradan geldim, herhangi bir şikâyet olmadı, bana da bir şikâyet ulaşmadı.” diyor.

Bu ve benzeri şikâyetlerle ilgili inşallah yarın Sayın Genel Kurulda söz alacağız, aynı zamanda basın toplantısı da yapacağız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkanım, hani, bilinsin diye söylüyorum: Biraz önce Sayın Bakan Sema Ramazanoğlu geldi, görüntüleri seyretti “Elimizden geleni yapıyoruz, DESKİ’nin araçları suyu çekmeye gitti, haberiniz olsun.” dedi. Sayın vekilin de bilgisi olsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 24/10/2017 tarihinde Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş ve arkadaşları tarafından, Şırnak’ta meydana gelen göçüğün sorumlularının araştırılması ve madenlerde benzer iş kazalarının yaşanmaması için gereken incelemelerin yapılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, grup önerisiyle ilgili diğer siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerine üçer dakika söz vereceğim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna mensup milletvekili olarak Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şırnak Cizre’de kömür ocağında meydana gelen göçük konusunda verilen grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, bir ekmek, bir aş için, çocuklarının rızkını temin etmek için binbir zorluğa katlanarak zor şartlarda çalışan tüm emekçi kardeşlerimize iş kazasız, göçüksüz, sigortalı günler diliyorum.

Bu cümleden olarak, Şırnak Cizre'de göçük sırasında meydana gelen iş kazası neticesinde vefat eden 6 kardeşimize de Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri; konuyla ilgili olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yapılan açıklamada "Şırnak'ta meydana gelen kazanın olduğu maden sahası işletme ve iş güvenliği riski barındırdığı için MİGEM tarafından 2013 yılında faaliyeti durdurulmuş bir sahadır. Kazanın meydana geldiği saha için MİGEM tarafından verilmiş çalışma ruhsatı söz konusu değildir. Yapılan işlem kaçak işlemdir”. denilmiştir.

Yapılan resmî açıklamadan da anlaşılacağı üzere, adı geçen maden işletmesinin 2013 yılında faaliyeti durdurulmuş olsa da esasında faal olduğu meydana gelen göçük, iş kazası sebebiyle anlaşılmıştır. Buradan çıkarılacak bir sonuç varsa o da faaliyeti durdurulan bir işletmenin daha sonraki süreçlerde faal olup olmadığı konusunda bir denetim, bir kontrol yapılmadığıdır. Demek ki faaliyetin durdurulmasıyla iş bitmemiştir.

Konuyla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının da söyleyeceklerinin olması gerektiğini düşünüyorum. Zira, faaliyette olduğu dönemde maden iş yeri, iş müfettişlerince denetlenmiş midir, denetlenmemiştir? Ayrıca maden iş yeri, kapandıktan sonra burada çalışanların durumu nedir? Herhangi bir şikâyet söz konusu olmuş mudur, olmuş ise ne yapılmıştır?

Değerli milletvekilleri, 2010 yılında toplam 62 bin küsur iş kazası yaşanmıştır. Bunların 1.454'ü ölümle sonuçlanmıştır. 2014 yılında sayı 1.624’e yükselmiştir. Bugün itibarıyla her ay ortalama 150’den fazla kişi iş kazası sonucu vefat etmektedir. İş kazalarının ekonomik, sosyal çok ciddi, acı ve ağır sonuçları vardır. 2015 yılında 65 bin küsur kişi iş kazası sonucu gelir almaktadır. Temmuz 2017 itibarıyla yedi aylık dönemde 71 bine yükselmiştir, gidişat 120 binleri işaret etmektedir. 2015 yılında iş kazası sonucu ölüm geliri alan hak sahibi 85 bin küsurken 2017’de, yedi aylık dönemde 57 bin küsuru bulmuştur, gidişat 100 bini göstermektedir. Bunun anlamı, 2017’de 100 bin dul, öksüz ve yetim demektir, feci bir durumdur. Tedbir almayanlar, sorumluluk mevkisinde bulunanlar bakımından ağır vebali vardır. İş kazalarında Avrupa 1’incisi olan ülkemizin bu acılı durumu önlemesinin yolu tedbirleri artırmaktan geçmektedir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tor.

Halkların Demokratik Partisi Grubuna mensup milletvekili olarak Şırnak Milletvekili Sayın Leyla Birlik. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA LEYLA BİRLİK (Şırnak) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de cezaevinde rehin tutulan eş başkanlarımı, milletvekili arkadaşlarımı ve diğer tüm siyasi tutsakları saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 17 Ekim günü Şırnak ilimizdeki maden faciasında yaşamını yitiren 8 işçiye, maden emekçisine Allah’tan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Son yıllarda Türkiye’de yaşanan maden facialarına her gün bir yenisi eklenmektedir. Bilindiği gibi Soma, Karadon, Küre ve en sonunda Şırnak’ta meydana gelen göçükte 8 işçi yaşamını yitirmiştir. AKP’nin iktidarda olduğu 2002 yılından beri 1.571 işçi yaşamını yitirmiştir. Bunlar, bu iktidar tarafından sadece birer rakam olarak görülüyor olmalı ki bugüne kadar yaşanan bu katliamlarla ilgili tek bir bakanlık veya devlet görevlisi hakkında herhangi bir işlem yapılma ihtiyacı duyulmamıştır.

AKP iktidarı yetkilileri bu cinayetleri “kader”, “fıtrat” olarak tanımlayarak insan hayatına verdiği önemi ortaya koymuştur; oysaki hazırlanan raporlar bu felaketlerin bağıra bağıra geldiğini ancak ilgili bakanlıkların iktidarda kalma uğruna yandaş sermayenin kâr hırsına göz yumduğunu ortaya koymuştur. Tam da bu nedenledir ki insanlar daha morgdan cenazelerini dahi almamışken iktidarından başka hiçbir kaygısı olmayan ustasından aldığı feyzle Enerji Bakanı “Kömür ocağı ruhsatsızdır.” gibi ciddiyetsiz bir açıklama yapmıştır. Hepimiz biliyoruz ki 2017 yılında Resmî Gazete’de bu kömür ocağının ihalesinin yapıldığı çok nettir.

Yine aynı şekilde Şırnak Valiliği “Faciaya ilişkin sorumluların terör örgütleriyle bağlantılarını araştıracağız.” deyip Bakanından daha vahim bir açıklama yapmıştır.

Şimdi sormak istiyorum: Çıkardığı kömürü devletin bir kurumu olan TKİ kurumunun yapmış olduğu ihaleyle alan şirket, vergisini de devlete ödeyerek devletin ilgili kurumlarının bilgisi dâhilinde ve gözlerinin önünde iş yapan bu şirketin “Terörle bağlantısı araştırılıyor.” demek ne anlama geliyor? Söz konusu kömür ocağını işleten sözleşmeli şirketin mi örgüt bağlantıları araştırılacak, devletten ihale sonucu işletmeyi alan şirketin mi örgütle bağlantısı araştırılacak ya da maden ocağında hayatını kaybeden emekçilerin mi örgütle bağlantıları araştırılacak, merak ediyoruz doğrusu.

Valilik, söz konusu açıklamayla işçilerin örgütle bağlantısını kurarak işçi ölümlerini meşrulaştırmaya çalışmıştır.

AKP Hükûmetinin iktidarı boyunca her alanda olduğu gibi madenlerde de insan hayatı hiçe sayılarak -üretim ve denetim- madenleri işleten firmaların deneyim ve birikimden ziyade siyasal aidiyetleri üzerinden değerlendirerek ihale almaları söz konusudur; bunun sonuçlarını daha önce Soma’da, Ermenek’te ve şimdi Şırnak’ta da görüyoruz.

İş cinayetlerinin önlenebilmesi için işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınması, denetimlerinin yapılması iktidarın en temel görevidir. İnsan yaşamı ve emeğini en kutsal değerler olarak gören bizler bu cinayetlerin peşini bırakmayacağız. Kul hakkı yiyerek iktidarını devam ettirmeye çalışanlar ne bu dünyada ne de öteki dünyada bunun vebalinden kurtulamayacaklardır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birlik.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

LEVENT GÖK (Ankara) – Karar yeter sayısı talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisine geçiyoruz şimdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

24/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

 

                                                                            Mehmet Naci Bostancı

                                                                                           Amasya

                                                                 AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının birinci sırasına; yine bu kısımda bulunan 124, 480, 121, 325, 10, 482, 479, 142, 361, 477, 478, 101, 100, 463 ve 457 sıra sayılı Kanun Tasarılarının ise yine bu kısmın sırasıyla 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15 ve 16’ncı sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun 31 Ekim 2017 Salı günü ile 1 ve 2 Kasım 2017 Çarşamba ve Perşembe günleri saat 24.00’e kadar çalışmalarını sürdürmesi;

501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

 

501 sıra sayılı

Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun

Tasarısı

(1/886)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 8 inci maddeler arası

8

2. Bölüm

9 ila 15 inci maddeler arası

(13 üncü maddenin birinci fıkrası; 13 üncü maddenin ikinci fıkrası; 13 üncü maddenin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile

Geçici Madde 1 dâhil )

10

Toplam Madde Sayısı

18

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mensup İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi üzerinde Grubum adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimiz, çalışma gündemi ve saatleriyle ilgili. Önerimiz, basılarak dağıtılan 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın -ki bu tasarı Helal Akreditasyon Kurumunun Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun Tasarısı’yla ilgili- gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınması; yine, aynı şekilde, 20 uluslararası sözleşmenin, az önce gündemde ifade edilen sözleşmelerin sırasıyla alınması ve diğer işler kısmına teselsül ettirilmesiyle ilgili.

Yine çalışma takvimimizde bu hafta olduğu gibi, önümüzdeki hafta da saat 15.00’te başlayıp 24.00’te salı itibarıyla, çarşamba ve perşembe günleri de saat 14.00’te başlayıp 24.00’te bitirilmesi üzerine -önümüzdeki hafta, 31 Ekim ve devamını kastediyorum- bu şekliyle çalışma takviminin oluşturulması öngörülmüştür.

Genel Kurula sunuyor ve Genel Kurul çalışmasının hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaynarca.

Şimdi, diğer siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerine üçer dakika söz vereceğim.

Halkların Demokratik Partisi Grubuna mensup milletvekili, İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, çalışma saatleri düzeni getiriyorsunuz ama çalışmıyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hem içeride hem dışarıda çalışıyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Yani söylemek isterim ki üçüncüdür karar yeter sayısı isteniyor ve milletvekilleri, gerçekten, burada değiller. Meclisin gündemi nedir, hakikaten, halkın gündemi midir, bu da belli değil ama biz elimizden geldiğince bu zorlu dönemde de muhalefetimizi hakkıyla yerine getirmeye çalışacağız, çalışmaya devam edeceğiz.

Öncelikle, Van depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine başsağlığı dilemek isterim ve gerçekten, bir depremi kınamanın ya da onu önlemenin en önemli yolu, insan hayatını ranta, kâr hırsına feda etmemektir.

Şu anda WikiLeaks belgelerini haber yaptıkları için gazeteciler yargılanıyorlar İstanbul Adliyesinde, bunu da hatırlatmak isterim ve gerçekten, herhâlde bu da dünya tarihinde bir ilk olabilir. 7 milyar kişinin gördüğü, internetten izleyebildiği WikiLeaks belgelerini haberleştirdiği için şu anda gazeteciler tutuklu ve yargılanıyorlar. Onlar da umuyorum ki duruşmaları sonunda serbest kalırlar.

Şimdi, bugün gerçekten, ilginç bir haber daha vardı Genel Kurulun dikkatini çekmek istediğim; Şırnak Tümgeneral Ömer Keçecigil İlköğretim Okulunda çocukların kaleminden yazılıp panoya asılmış: “1) Kürtçe konuşmayacağım.” Çocukların kalemiyle yazılmış. “2) Ders içinde konuşmayacağım. 3) Sınıfta kavga etmeyeceğim.” Şimdi, bilmiyorum, bu öğretmenle ilgili herhangi bir soruşturma açılacak mı?

Ama OHAL sürecinde bildiğiniz gibi Zarok TV kapatılmıştı. Cizre’de Berivan, Diyarbakır’da Ferzad Kemanger ve Ali Erel, Yüksekova’da Dayika Uveyş okulları ve gerçekten birçok belediyede kayyum atamasıyla, bunun sonucunda, Kürtçe hizmet veren kreşler, Kürtçe oyun sergileyen tiyatrolar, Kürtçe üzerine çalışma yapan Kürdi-Der, İstanbul Kürt Enstitüsü gibi kurumlar kapatıldı, Mardin Artuklu Üniversitesinde de bu alanda ciddi çalışmaları olan öğretim üyeleri işten çıkarıldı.

Şimdi, Erdoğan yaptığı konuşmalarda defaaten diyordu ki: “Dönemimizde ret, inkâr, asimilasyon politikaları bitmiştir.” Ama görüyoruz ki bütün bunlar, bu dönemde yapıldı arkadaşlar, dikkatinize sunmak istedim.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup milletvekili olarak Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika, buyurun.

CHP GRUBU ADINA HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; OHAL ihtiyacı doğduğunda Parlamentoya Hükûmetiniz bir söz verdi: “OHAL kanun hükmünde kararnamelerini derhâl Parlamentoya usulüne uygun getireceğiz, Anayasa’nın emrettiği nitelikte de Parlamentonun takdirine sunacağız ve bunlar yasalaşacak.” Buna defalarca söz verildi, taahhüt edildi ama bugüne kadar 28 tane OHAL kanun hükmünde kararnamesi çıkmasına rağmen yalnızca 5 tanesi geldi. Hani OHAL kanun hükmünde kararnamelerinin OHAL amacıyla hiçbir uyarlılığının olmaması başka bir şey. Bu OHAL kanun hükmünde kararnamelerine karşı yargı denetimi yollarını kapatmanıza, yargıyı bloke etmenize rağmen bunun önünü kapatmanız apayrı bir şey ama ben hangi mazeretlerle, hangi gerekçelerle o OHAL kanun hükmünde kararnamelerini buraya getirmediğinizi doğrusu merak ediyorum, öğrenmek istiyorum, vatandaşlar adına da sormak istiyorum.

İnsanlar en temel haklarını, en temel anayasal haklarını, bu Parlamentoda denetleme haklarına sahip olamayacaklarsa, bu Parlamento OHAL’i denetleyemeyecekse neyi denetleyecek? (CHP sıralarından alkışlar) Sokağa çıkıyorsunuz, vatandaş soruyor, diyor ki: “Siz milletvekili olarak benim hukukumu korumak için ne yaptınız?” Bize soruyor, sevgili AK PARTİ milletvekilleri, size sormuyor mu? Soruyor. Bugün sessiz kalıyorsunuz, sanıyorsunuz ki sessiz kalmakla iyi bir şey yapıyorsunuz, hiç öyle olmadığını anladınız. Yarın bu koltukları boşalttığınız zaman, eminim, bugün belediye başkanlarının başına gelenlerin büyük bir kısmı sizler için de varit olacaktır. “Eyvah”ın hiçbir anlamı yok.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Hadi, sen işine bak!

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Ben işime bakıyorum, siz keşke işinizi yapsanız. Siz işinizi yapsaydınız, bu ülkede yasalar işleseydi, Anayasa, anayasal düzen işleseydi bu ülke, bugün bu ağır koşullar altına sizin sayenizde girmezdi. İşinizi yapmadığınız için Türkiye bugün bu ağır koşullar içerisindedir. Bizim gündeme getirdiklerimizi... Bu ülkenin sorunlarını Parlamento gündemine taşıdığımız zaman siz keşke talimatlara değil, yasalara, anayasal düzene uymuş olsaydınız bugün Türkiye, bu ağır bedelleri ödememiş olurdu.

Bu ağır bedellerin içerisinde Anayasa Mahkemesinin Başkanını ve o üyelerin tamamını da 80 milyonun vicdanına şikâyet ediyorum. Bu 80 milyonun vicdanında bu Anayasa Mahkemesi Başkanının çıkıp da bu halkın vicdanına söyleyeceği bir tek cümlesi varsa onu da duymak isterim. Bir Anayasa Mahkemesi Başkanı düşünün ki OHAL kanun hükmünde kararnamelerinin hiçbiri bu toplumun vicdanında hak ettiği bir yer bulamamasına rağmen hâlâ o koltukta oturabiliyor. Bence burada asıl hesap vermesi gereken de o Anayasa Mahkemesinin Başkanıdır. Ama burada söylediğim bir sözü bir kez daha hatırlatayım: Yüce Divan yalnızca siyasetçiler için, bürokratlar için değildir, Anayasa Mahkemesi başkanları içindir de. Bir gün o Anayasa Mahkemesi Başkanının, Yüce Divan merdivenlerini çıkarıp o yukarıdaki koltuğunda oturduğunu ama alnından boncuk boncuk terler geldiğinde de buranın hesabını vereceğini unutmamasını isterim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Pekşen.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, (2/713) esas numaralı Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/713) esas numaralı Kanun Teklifi’min, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                              Ali Ercoşkun

                                                                                                       Bolu

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Coşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük değişikliğinden sonra kullandığımız bir hak için karşınızdayım. Yani, bildiğiniz gibi, geçtiğimiz dönem İç Tüzük 37’yle alakalı bir hak, tabiri caizse gasbedilmişti diyebilirim. Ama, bu dönem, milletvekillerimizin gerek kendi bölgelerinde, illerinde gerekse Türkiye genelini ilgilendiren konularda kanun teklifi verebilmesi ve bu konudaki görüşlerini aktarabilmesi için önemli bir icraatı, inşallah, bu süreçte kullanmaya gayret edeceğiz.

Bildiğiniz gibi, Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında bir kanun teklifi bu.

Bu teklifin temelinde, Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanunu’nun 9’uncu maddesine bir fıkra eklenmesini teklif ediyoruz. Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünün hukuk hizmetlerinin yürütülmesiyle avukatlık vekâlet ücretlerinin ödenmesinde 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamında Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır maddesi.

Yani, 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kanun Teklifi’nde belirtilmeyen Döner Sermaye Kanunu’ndaki bu hükümler işletilerek, burada o kurumda çalışan avukatların bazı haklardan faydalanabilmesini teklif ediyoruz Tanju Bey, siz de avukat olarak meslektaşlarınızla ilgili bu konuyu iyi bilirsiniz. Bu sayede, açıkçası, Türkiye genelindeki bütün kurumlarda yaşanan bazı sıkıntıların giderilmesini bu manada öneriyoruz. Tabii, bu önerimiz, benim şahsî önerim, çeşitli milletvekili arkadaşlarım tarafından da bu noktada destekleniyor ama Genel Kurulun takdiriyle neticelenmiş olacak.

Ben sözü çok fazla uzatmak istemiyorum çünkü tek maddelik bir değişiklik bu ve bu tek maddelik değişiklikle birlikte eğer Genel Kurul takdir ederse değişikliğin gündeme alınmasını bu vesileyle teklif etmiş oluyorum.

Bolu açısından geçtiğimiz haftada bazı üzücü vefatlar söz konusu oldu, bunu da buradan belirtmek istiyorum çünkü “Boluspor fırtınası” olarak bilinen ve şanlı Boluspor forması yanında gerek Ümit Millî Takımı gerekse de A Millî Takım formasını taşıyan Çetiner Erdoğan vefat etti. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Gene, Şoförler Odası Başkanımız Sayın Nihat Alpat Öztürk ve Yukarı Çarşı esnaflarından Adnan Varlık da vefat ettiler bu hafta. Bolu için önemli şahsiyetlerdi. Allah’tan rahmet diliyorum, kalanlarına sabırlar diliyorum.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – “Ret” oyu kullanacaklar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ali Bey, biz kabul ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ercoşkun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Bu nasıl iş?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, çok ibretlik.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ali Bey’e bir güvensizlik mi var arkadaşlar?

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Yok, alakası yok, demokrasinin gereği.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un doğrudan gündeme alınma önergesini AK PARTİ Grubunun reddetmesine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’e göre değerlendirme yapan arkadaşımız, AK PARTİ Grubuna mensup bir milletvekili arkadaşımız. Getirdiği konuyu biz de uygun gördük, kanun teklifinin görüşülmesi, sıraya alınması bakımından Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekledik ama AK PARTİ Grubuna mensup bir arkadaşımızın verdiği kanun teklifine AK PARTİ Grubunun “hayır” demesini anlamış değiliz; bu nasıl bir iştir, ne oluyor?

BAŞKAN - Sayın Bostancı izah edecek sanırım.

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Levent Gök’e ve kafası karışık olan arkadaşlar varsa onlara açıklamak için ve kayıtlara geçmesi için söz aldım.

İç Tüzük 37’ye göre, milletvekilleri kanun teklifinde bulunabiliyorlar. Bizim yaklaşımımız, bu tip tekliflerin komisyonlarda müzakere edilmesi ve Mecliste grubu bulunan bütün parti sözcülerinin müzakereleri neticesinde tekemmül ederek Meclise gelmesi istikametinde. Daha çok, burada yaşanan, 37 marifetiyle kıymetli vekillerimizin sözlerini ve tekliflerini kamuoyuna duyurmasıdır. Sağlıklı kanun yapma tekniği bakımından komisyonlardan geçmesini gerekli gördüğümüz için kategorik olarak 37’ye karşıyız.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Sayın Naci Bostancı konuşurken “Kafası karışık.” gibi bir söz etti, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiçbir sataşma yok. Sayın Başkanım, hiçbir sataşma yok. “Ne olduğunu anlayamadık…”

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, benim kafam çok berrak, ben ne dediğimi biliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ama “Anlayamadım.” dedi, ben de anlatmak için dedim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Üzüldüm yani bu açıklamadan dolayı.

BAŞKAN – Sayın Gök, burada bir sataşma yok ama.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiçbir sataşma yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama efendim, “Kafası karışık.” demek suretiyle yani benim anlattığımın gerçek olmadığını ifade etmeye çalışıyor.

BAŞKAN – Size yerinizden…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, bu, ciddi bir sataşma. Bir Grup Başkan Vekili olarak sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkanım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, hiçbir sataşma yok. “Anlayamadım.” dedi, ben de anlamasına katkı yapmak için dedim, ne var bunda?

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama benim kafam karışık değil ki.

Lütfen, efendim, ciddi bir sataşma.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu kadar yüksek bir alınganlık düzeyi olmaz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu, bir alınganlığın ötesinde; “Kafası karışık.”, “Ne söylediğini bilmeyen.” anlamına gelir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz konuşurken ne söylediğimizi biliyoruz, ne anlattığımızı biliyoruz ama kafası karışık olan, AK PARTİ Grubu. İç Tüzük değişikliği yaparken 37’nci maddede dediniz ki: “Her hafta bir siyasi partinin bir milletvekilinin verdiği kanun teklifi görüşülsün.” Peki, sizlerin oylarıyla geçti. Şimdi bir AK PARTİ milletvekilinin hukukunu savunmak da bize düştü. Yani böyle bir garip tecelli de herhâlde ilk defa Mecliste oluyor. Ama biz, biliyorsunuz, yürüyüş yaptık -“hak” “hukuk” “adalet” derken- o sadece Cumhuriyet Halk Partisinin yürüyüşü değildi, Cumhuriyet Halk Partisi tüm herkes için yürümüştü. Şimdi de Bolu Milletvekilimiz Sayın Ali Ercoşkun’un hislerine tercüman oluyorum değerli arkadaşlarım.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Yok, öyle bir şey yok.

LEVENT GÖK (Devamla) – Biz bir muhalefet partisi olarak AK PARTİ Grubuna mensup bir arkadaşımızın verdiği kanun teklifinin öne alınmasını kabul ediyoruz. Yani Cumhuriyet Halk Partisinin böyle bir kafa karışıklığı söz konusu değil, tam tersine, arkadaşımızı destekliyoruz. Uygun bir öneri getirdi öne alalım görüşelim bunu. Yani asıl böyle bir kafa karışıklığı AKP Grubunda var, Sayın Naci Bostancı’da var. Ben de size sataşıyorum, herhâlde siz de bana cevap verirsiniz. Bir AK PARTİ’li milletvekilinin verdiği kanun teklifine “hayır” oyu veren AK PARTİ Grubunun bu durumunu anlamak da mümkün değildir.

Şimdi, yani bir milletvekili ne yapacak değerli arkadaşlarım? Milletvekiline diyorsunuz ki siz: “Bundan sonra kanun teklifi vermeyin. Komisyonlardan geçsin, Hükûmetten gelsin.” E, milletvekili ne? Değerli arkadaşlarım, AK PARTİ Grubunda bir milletvekili bir kanun teklifi veremeyecek mi? Yani yazıktır, günahtır. Milletvekillerinin böyle seviyesini yerlerde süründürmenin bir âlemi var mı? Biz AK PARTİ Grubunun bu tutumunun kayıtlara geçmesini istiyoruz Sayın Başkanım. Böyle bir tablo kabul edilebilir değildir, kendi milletvekilinin verdiği bir kanun teklifini dahi içine sindiremeyen bir AK PARTİ Grubunun Türkiye'ye vereceği hiçbir hizmet de yoktur.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben sataştım efendim, Naci Bey'e sataştım.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Coşkun, Sayın Bostancı…

Sayın Özcan, hayırdır?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, müsaade ederseniz, kayıtlara geçmesi açısından söylemek istiyorum.

Ben de Bolu Milletvekiliyim. Bolu Milletvekilimiz Sayın Ali Ercoşkun’un kanun teklifinin kendi partili milletvekilleri tarafından reddedilmesinden sonra telefonlarımız susmuyor. Ben kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum: Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun’u kutluyorum. Ben de bir Bolu Milletvekili olarak bu kanun teklifine destek verdim, kendisini yarı yolda bırakan AK PARTİ Grubunu da huzurunuzda kınıyorum efendim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Levent Gök’ün sataşma olarak addettiği aynı kategoride söz istiyorum efendim. “Kafa karışıklığı.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Sataştım Sayın Başkanım, sataştım, resmen sataştım. Kabul ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ercoşkun, siz…

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkanım, ben sadece kayıtlara geçmesi için söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun, önce sizi dinleyelim.

Sayın Bostancı, bir saniye.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Benim vermiş olduğum kanun teklifi grubumuz tarafından reddedilmiş değildir, sadece öne alınması reddedilmiştir.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler.

Sayın Bostancı, buyurun.

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; burada yaptığımız işin gerçek anlamını görmek gerekir. Ali Bey biraz önce ifade etti. Biz teklifi reddetmedik, gündeme alınmasını kabul etmedik.

LEVENT GÖK (Ankara) – Teklif nerede görüşülecek?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Milletvekilleri elbette kanun teklifi verirler, yeri ve zamanı geldiğinde uygun görüşmeler yapılarak… Bu işin bir mutfağı vardır, Levent Bey o mutfakta da çok çalışmıştır, bilir. Dolayısıyla o mutfak çalışmaları çerçevesinde bütün bu teklifler zaten milletvekilleri marifetiyle gelir.

Şimdi Sayın Gök, AK PARTİ’li bir milletvekilinin hakkını hukukunu korumak için söz aldığını söyledi, gözlerimizi yaşarttı. Esasen, sanki AK PARTİ’li milletvekilinin hakkını koruyormuş gibi yaparak bunun üzerinden CHP’nin propagandasını yaptı.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – E herhâlde siyaset budur yani.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Zaten sizler de gördünüz, burada siyasi pozisyondan, o propaganda dilinden bağımsız bir hak, hukuk ve adalet arama tarzındaki bir dile şahsen ben rastlamadım. Buradaki arkadaşların kendileri de Sayın Gök’ün sözlerinin hangi bağlama oturduğunu gayet iyi takdir ederler.

Bizim yaklaşımımız şu: Bu işler komisyonlarda görüşülürse kolektif bir şekilde çok daha iyi bir tarzda tekemmül eder ve neticede o şekilde işler yürür. Elbette arkadaşlarımız yine kanun teklifleri vereceklerdir. Öyle milletvekillerinin -hangi partiden olursa olsun- herhangi bir şekilde itibarlarının, iş yapma, görev yapma yollarının yerlerde sürünmesi diye bir durum da söz konusu değildir. Bunları açıklamak için söz aldım.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, tekrar kayıtlara geçsin.

Sayın Bostancı şöyle ifade ediyor: “Biz kanun teklifini reddetmedik, gündeme alınmasını reddettik.” Yani kanun teklifinin görüşmesi nasıl gündeme alınacak? Yani bu teklif, sayın milletvekilinin verdiği teklifin elbette gündeme alınması için kabul edilmesi gerekiyor. Yani dolayısıyla siz onu baştan bloke ediyorsunuz, baştan reddediyorsunuz. Yani burada birbirimizi hiç kandırmaya gerek yoktur. Ben AK PARTİ Grubunun bu tutumunun da Türkiye’ye ibretlik bir vakıa olarak geçtiğini tekrar kayıtlar altına aldırıyorum efendim.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkürler Sayın Gök.

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum ve grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

Kapanma Saati: 17.51

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Helal Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı (1/886) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 501)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sıraya alınan Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/483) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 124) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 124 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde görüşmelere başlayacağız.

Gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’a aittir.

Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türkiye'nin içinden geçtiği bu kritik süreçte, bugün de anlaşmasını imzaladığımız ülkelerle olan ilişkilerimize ilave olarak terörle mücadele ve dış politika konusundaki tutumumuz bellidir. Ben bu anlaşma vesilesiyle bu hususların altını bir kez daha çizerek sizlerle bu meselelere bakışımızı paylaşmak istiyorum. Biz çünkü hep “Önce ülkem ve milletim, sonra partim, sonra ben.” anlayışı içerisinde bu meselelere yaklaşıyoruz.

Kamuoyunda son günlerde yaşanan gelişmelere ilişkin bazı tartışmalar yaşanmakta, bazı öneriler getirilmekte, ancak bu çerçeveden bakılmadığı zaman gelişmeleri anlamlandırmak ve anlamak mümkün olmamaktadır. Özellikle içinde bulunduğumuz süreçte, Türkiye'nin değişik bölgelerde sıkıştırılması, sadece Irak ve Kerkük’teki korsan referandum süreci değil, Suriye’de yaşananlar, bütün vesayet savaşları çerçevesinde terör örgütlerinin üzerimize gönderilmesi, geçtiğimiz süreçte yaşadığımız FETÖ darbe teşebbüsünden sonra Türkiye'nin daha kritik bir konuma gelmesine neden olmuştur. Bu kapsamda, son günlerde yine başka bir husus, Yunanistan cephesinde adalarla ilgili yaşanan gelişmeler, Kıbrıs meselesindeki gelişmeler dikkatimizi çeken hususlardır. Bu nedenle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, içinden geçtiğimiz bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti devletine ve güvenlik güçlerimize dış politika ve terörle mücadele konusundaki desteğimizi sürdürmeye devam edeceğimizi baştan belirtmek istiyorum.

Sayın Genel Başkanımız bugünkü grup konuşmasında da açık bir şekilde belirtti ve özellikle Kerkük’teki gelişmeler, bundan sonra izlenmesi gereken yolla ilgili de somut önerilerde bulundu. Gerçekten de son dönemde her taraftan sıkıştırılan ülkemiz, Kerkük’teki korsan referandum teşebbüsü sonrasında biraz daha, Batı’dan da, yine dediğim gibi, sıkıştırılmaya başlandı. “Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.” dedik. Şimdi gelinen noktada yeni bir statünün oluşturulmaya çalışıldığı görülüyor. Televizyon programlarında izliyoruz, değişik yorumcular, siyasetçiler Kerkük’ün statüsüyle ilgili önerilerde bulunuyorlar. Bazen de gariptir ki yüzde paylaşımlarla yaklaşımları ortaya koyan siyasiler var.

Şimdi, buradan çıkan sonuç… Şöyle bir şey öneriyorlar veya bir yerlerde bir proje pişiriliyor. Kimisi “yüzde 32” diyor, kimisi “yüzde 33” diyor, “3’e bölelim, 4’e bölelim.” gibi bir şey söylüyorlar. Arkadaşlar, bu oranların bu şekliyle tartışılması mevcut fiilî durumun resmiyete dönüştürülmesi önerisidir. Bizim önce, Kerkük’ün geçmişteki statüsüne uygun hâle getirilmesi yani 2003’teki müdahaleden… Hatta daha önce, 1991 sonrası tapu kayıtlarının, oradaki nüfus kayıtlarının yakıldığını biliyoruz.

Şimdi, bu fiilî durumda “Herkesin aldığı alanı, oturalım, paylaşalım. Buradan IŞİD’i kovduk, peşmergeler çıktı.” demek doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü oralar geçmişten bugüne Türkmen yurdudur. Bunu yeniden söylememize gerek yok, nüfus kayıtlarında var, arşivlerde var, uluslararası raporlarda var, elçiliklerin kendi merkezlerine gönderdikleri raporlarda var. Yani neredeyse tamamına yakını Türkmen yurdu olan yerin statüsünü belirlerken böyle afaki oranlarla “Bunu kabul edelim.” veya “Görüşelim.” demek doğru değildir. Dolayısıyla…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Anlatmıyor musunuz bunlara?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bunları söylüyoruz, bugün de somut olarak önerdik. Tanju Bey, size de söylüyorum. Yani geçen gün Öztürk Bey’le de televizyondaydık, ona da söyledim. Sayın Davutoğlu’na da söylüyoruz, Sayın Öztürk Yılmaz’a da söylüyoruz; soruyorsan açıkça söyleyeyim, ikisine de söyledik.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hayret yani…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Niye? Birisi “Yüzde 33’e bölelim, 3 tane.” dedi, birisi “Yüzde 32’ye bölelim.” dedi. Derdimiz isim veya görüş tartışmak değil, Türkiye’nin bu dış politikasında, hep birlikte, siz de dâhil olmak üzere… Onun için isim vermeden konuşuyorum arkadaşlar.

Burada bu statünün kabulü doğru değildir. Önce nüfus ve tapu kayıtlarıyla ilgili hususların düzeltilmesi… Bunun için de net bir şekilde Sayın Genel Başkanımız bugün önerilerde bulundu; burada bir komisyon kurulmasını, nüfustaki kayıtlarla ilgili geçmişe dönük incelemelerin yapılmasını, Kerkük’ten sürülenlerin, Türkmen yurtlarından sürülenlerin tekrar oraya yerleştirilmesini, normalleşme sonrasında bunun yaşanmasını söyledi. Ki 2007’de bunların zaten… Şu andaki mevcut Irak Anayasası’na göre de, Merkezî Hükûmetin yaptığı düzenlemeye göre de çoktan yapılması lazımdı bunun. Korsan referandumdan önce de söyledik. 2007’ye kadar bunların yapılması, nüfus hareketlerinin düzenlenmesi gerekiyordu; tam tersi oldu, oradaki Türkmenler sürüldü ve yerleştirildi.

Onun için, burada derdimiz filanca şunu söyledi, bunu söyledi demek değil, bugün bu konuya dikkat çekmek ve burada dikkatli olunması gerektiğini hem Hükûmet yetkililerine hem devlet birimlerine hem de bütün siyasi kurumlara söylüyoruz. Burada eski usule dönülmeden, normalleşme sağlanmadan ve o kayıtlar düzenlenmeden fiilî durumun görüşülerek kabullenilmesi doğru değildir diyoruz özet olarak ve bu konuda da dikkatli olmamız gerekiyor.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Sen partiye bir şey söylemedin ki, bana söyledin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Şimdi, buradaki statü sorunu süreç içerisinde yeniden tartışılır ama bu normalleşme sağlanmadan tartışılmaz. Birtakım şeyler yapılabilir, diplomatik yollarla görüşmeler yapılabilir. Merkezî Hükûmetle daha önce yapılan görüşmeler var, yeniden bu köşeye sıkışmışlıktan kurtulup yeni bir sürecin başlaması gerekir. Tabii, burada, bütün unsurların; Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların, Süryanilerin, kim varsa haklarının korunması, adil bir çözüm bulunması gerekir ama mevcut durumu kabullenmek doğru değildir değerli arkadaşlar.

Suriye konusunda da burada yaşanan çatışmalar devam ediyor. Zaman zaman, maalesef, özellikle stratejik ortağımız olduğunu söyleyen ve müttefiklik sözlerini sıkça gündeme getiren Amerika Birleşik Devletleri’nden ve bazı Batılı müttefiklerimizden ağza alınmayacak şeyler duyuyoruz. Zaman zaman biraz çevirip toparlamaya çalışıyorlar, tevil ediyorlar ama bugün geldiğimiz noktada, maalesef, realiteye baktığımız zaman, bir anda IŞİD diye bir şey çıkıyor, sonra yerleşiyor; arkasından oraya PYD/PKK’nın unsurları geliyor, bir anda tersine dönüyor, bu sefer oradaki birimler elini kolunu sallayarak gidiyor, diğerleri seyrediyor. Dolayısıyla, bu vesayet savaşlarında asıl arkadaki güçleri görmemiz lazım. Eğer Amerika Birleşik Devletleri gerçekten müttefikliği dikkate alıyorsa bunun gereğini yapması lazım. Hem bir taraftan tırlar dolusu silah vereceksiniz, öbür taraftan gelip “Buradaki referandumu sadece erteleyin.” diyeceksiniz, “İptal edin.” demeyeceksiniz, sonra da bir taraftan Amerikan birlikleri geçerken IŞİD seyredecek. Buraya “Demokratik Suriye Güçleri” adı altında yerleştireceksiniz, sonra da hiçbir şey olmamış gibi bize diplomatik birtakım yorumlarla, sözcülerin açıklamasıyla yumuşatmaya çalışacaksınız. Yok vize uygulamasından, başka müeyyidelerden bahsedeceksiniz. Bunları yeniden bir dikkate almakta fayda var. Eğer böyleyse bizim de oturup onlarla bu hususları konuşmamız lazım. Müttefiklik hukukuna uygun davranmaları konusunda gerekli uyarıları yapmak bizim görevimizdir. Buradan da bu hususları belirtmeyi bir borç biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, son haftalarda medyada da birtakım tartışmalara konu olan Ege adalarıyla ilgili sorunda bazı gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’nin güneydoğudaki birtakım tartışmalarından, Suriye’deki, Irak’taki içinde bulunduğumuz durumdan faydalanarak Yunanistan’ın silahlı kuvvetler mensuplarının, Genelkurmay Başkanının, kuvvet komutanlarının, hatta son dönemde Çipras’ın kendisinin uçağa binerek oradaki tahriklere devam ettiğini görüyoruz. Maalesef, Amerika Birleşik Devletleri ziyaretinden sonra onların da bunları şımartarak F16’ların modernizasyonu ve yeni F16’ların Yunanistan’a verilmesi konusunda bir karar aldıklarını da izledik. Şu işe bakın ki bir taraftan ipotek altına alınmış olan Yunanistan bile -Avrupa’ya ekonomisini bırakmış, borç batağı içerisinde- Ege’de bayrak gösterip bizi tahrik etmeye, “Başka bir cephe şu anda açılmaz.” diye düşünerek, buralarda fiilî durum yaratmaya çalışıyor. Kıbrıs’ta yaşananlardan sonra burada Yunanistan’la ilgili gelişmeler konusunda da Amerika Birleşik Devletleri’yle yeniden bu hususların görüşülmesinin, NATO kapsamında da bunların değerlendirilmesinin doğru olacağını düşünüyoruz. Çünkü, burada bir oldubittiye yol açılırsa ve bunlara gerekli tepkiler gösterilmezse fiilî duruma dönüşüyor ve o adalara şu anda sivil yerleşimler sağlanıyor ve her seferinde de tatbikat adı altında oralardan bazı görüntüleri, hatta Yunanistan’ın Genelkurmay Başkanlığı dâhil resmî web sitesinde paylaşarak bunları bize dayatmaya çalışıyor.

Türk milleti bunların üstesinden gelecek güçtedir, biz Türk Silahlı Kuvvetlerimize güveniyoruz. Onların yıpratılmasına da asla müsaade edilmemesi gerektiğini… Hele böylesine hassas birkaç cephede birden mücadele verilirken, bir taraftan terörle mücadele, bir taraftan Suriye’de operasyonun devam etmesi, sonrasında Irak’ta yaşanan gelişmelere baktığımız zaman, bu hususları, toptancı bir yaklaşımla, millî bir dış politika çerçevesinde ele almak gerektiğini düşünüyoruz.

İnşallah, bu konularda Amerika Birleşik Devletleri de tutumunu gözden geçirir. Yapılacak çalışmalarda eğer Türkiye’yle uzun süreli bir ilişki içerisinde olmak istiyorlarsa bu ikircikli tutumu bırakıp, samimi bir şekilde oturup görüşmelerinde fayda vardır, aksi takdirde sadece vize yaptırımlarıyla falan bu işlerin çözülmesi mümkün değildir. Öncelikle bunları hatırlatmak gerekir ama onların pek niyeti yok gibi görünüyor; önceki gün yapılan açıklamalar, Büyükelçiliğin açıklamaları… Bugün Sayın Genel Başkanımız net bir şekilde, biraz da ironik bir şekilde bu konulara değindi. Bizlere düşen, burada bu tip çalışmalarda kamuoyunu aydınlatmak, Türkiye’nin çıkarları için hep birlikte -iktidarıyla muhalefetiyle- hareket etmektir, eğer bir duruş gerekiyorsa onu da göstermeye hazırız diyoruz. İnşallah, bundan sonraki çalışmalarda bunlar dikkate alınır, topyekûn bir millî politika izlemek üzere Meclisimiz bu konularda bilgilendirilir ve ortak bir tutum geliştirilir diyorum.

Bizim de Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu üslup, bu tutum sürdürüldüğü sürece, terörle mücadele edildiği sürece ve Türkiye’nin çıkarları için mücadele edildiği sürece destek olmaya devam edeceğimizi söylüyorum.

Anlaşmanın hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Buyurunuz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım, hatip konuşmasında ismimi zikrederek Kerkük konusunda kafamızın karışık olduğunu söylemiştir. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O demindi, ben söylemedim, onu başkası söylemişti.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hatip ismimi de zikrederek bunu söylemiştir.

BAŞKAN – Peki, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, ben öyle bir şey söylemedim.

BAŞKAN – Bir açıklasın bakalım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hayır, “kafa karışıklığı” diye bir şey söylemedim yani öyle bir şey söylemedim. İsim sordu, ben de “Öztürk Yılmaz” dedim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın 124 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değerli hatip -ki kendisini çok sever, sayarım- Kerkük’le ilgili benim itiraz etmediğim değerlendirmelerini sıralarken bana da bulunduğum yerden Kerkük konusunda bizlerin de kafasının karışık olduğunu söyledi. Şunu Genel Kurulun bilmesi gerekiyor: Herhâlde Kerkük konusunda, Irak konusunda, Orta Doğu politikaları konusunda kafası karışık olmayan tek parti biziz. (CHP sıralarından alkışlar) Biz öteden beri söylüyoruz, hem Suriye’nin hem Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu ifade ediyoruz, Irak’ın ve Suriye’nin bölünmemesi gerektiğini ifade ediyoruz, bunu her ortamda paylaşıyoruz ama değerli hatip bunu söylerken ben aslında değerli hatibin kafasının karışık olduğunu düşünüyorum. Neden bunu söylüyorum? Çünkü son zamanlarda hemen hemen her politikasına destek verdiği AK PARTİ’nin Orta Doğu ve Irak politikaları konusunda başından itibaren tutarsız eylem ve söylemler içerisinde olduğunu hep birlikte görüyoruz.

Değerli Hatip, bunlar, daha yakın zamana kadar Orta Doğu’yu bu hâle getiren, Irak’ı ve Suriye’yi bu hâle getiren Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanı olduklarını açıkça ifade eden parti; bunu defalarca Genel Başkanları söyledi. Şu anda da Irak ve Suriye konusunda yine kafaları karışık; ne yaptıklarını bilmiyorlar, ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlar.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Kandırılıyorlar.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Artık son zamanlarda ne söylediklerini de bilmiyorlar. Eminim sizi de en az benim kadar rencide etmiştir Sayın Cumhurbaşkanının “Türkçülük yapmayın.” şeklindeki eleştirisi.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz düzelteyim çünkü her tarafı yanlış oldu. Yani aslında ben demedim ama çok kısa…

BAŞKAN – Buyurun, buyurun, hiç açıklama yapmanıza gerek yok, sataştı.

Buyurun.

6.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Galiba konuşma ihtiyacı hissetti Tanju Bey, onun için… Ben ona hiçbir şey söylemedim, baştan bir kere söyleyeyim. Sadece sordu, “İsim söyle.” dedi, ben de iki tane isim verdim.

Şimdi söylüyorum bir daha, “Kafa karışık.” falan demedim; çok net, kafanız karışık değil. Öztürk Bey “Yüzde 32, 32, 32 bölelim; yüzde 4’ünü de Hristiyanlara verelim.” dedi, benim de olduğum televizyon programında söyledi. Benim öbür söylediğim de, Sayın Ahmet Davutoğlu da -onu da söylüyorum- “Yüzde 33, 33, 33 bölelim.” dedi. Ben de diyorum ki: Böyle bir şey kabul edilemez.

“Bu kafa karışıklığı.” falan demedim, doğrudan söylüyorum. “Böyle bir şey kabul edilemez çünkü bu, mevcut statünün kabulüdür.” dedim. Siz sorunca söyledim. “Ben isimleri önemsemiyorum.” dedim. Niye? Burada bir şey var, eğer bir proje varsa, dışarının projesi, bunu kim seslendirirse seslendirsin biz buna karşı çıkarız. Niye? Çünkü o zaman “Bu yaşanan fiilî durum. Efendim, işte, geriye doğru Barzani kaçıyor. Yok, Talabani gitti, bilmem ne oldu.” deyip bizi fiilî bir şeye razı ediyorlar demektir. Bunu kim söylerse biz buna karşı çıkarız. Dolayısıyla, ben söylemedim, siz sorunca “Sizin partiden de var.” deyip Öztürk Bey’in adını… “Kafa karışık” falan demedim, kafası netti. Ha, sordum ben de “Bunu kabul mü edeceğiz?” “Hayır.” dedi. Onun üzerine televizyonda tartışmayı kestik.

Şunu söylüyorum: Bunun kabul edilebilir olmadığını hepimizin savunması lazım; Türkmenlerin statüsü orada yeniden belirlenip nüfus hareketleri düzeltilmeden, normalleşme sağlanmadan, tapu kayıtları yerine getirilip kendi sürüldükleri topraklara yerleştirilmeden Kerkük’te bir statünün tartışılması doğru değildir diyoruz. Bundan daha net bir görüş olamaz. Ha, varsa arkadaşların farklı görüşü… Demin sizin de dediğiniz gibi, hemşehriniz, milletvekiliniz başka bir şey söylüyor, siz söylüyorsunuz, herkes söyleyebiliyor. Ha, partiniz adına eğer Öztürk Bey’in söylediğinden farklı bir şey varsa onu dinlemekten memnun olurum. Ben diyorum ki: Partiyle alakası yok bu işin, bizim partimizin de üstünde millî bir meseledir Kerkük meselesi. Kerkük Türk yurdudur, oranın normalleşmesi sağlanmadan burada bir statü tartışılmamalıdır diyorum.

Kafanız karışık değil, çok net, bir daha söylemiş olayım.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/483) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 124) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika, buyurun.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben öncelikle, konuşmama başlamadan önce, hâlen cezaevinde rehin tutulan Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Abdullah Zeydan, İdris Baluken, Burcu Çelik, Selma Irmak, Çağlar Demirel, Ferhat Encu ve Gülser Yıldırım’ı sevgiyle ve saygıyla selamlamak istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar) Üç yüz elli beş gündür özgürlüklerinden yoksunlar, tam üç yüz elli beş gün; 4 Kasımda bir yılını dolduracak bu arkadaşlarımız. Niye sadece onları söyledim? Cezaevinde şu anda milletvekili olmayıp yine rehin durumda olan belediye eş başkanlarını unutmadım tabii. Sevgili Gülten Kışanak’ın, Sevgili Bekir Kaya’nın, Nurhayat Altun’un, Belkıza Epözdemir’in, Tuncer Bakırhan’ın, 85 belediye eş başkanının da hâlâ cezaevinde olduğunu ve onları da saygıyla ve sevgiyle selamladığımı buradan ifade etmek istiyorum.

Niye buradan başladım? Doğrusu, biz arkadaşlarımızı tek bir an unutmadık, unutmamız asla söz konusu değil. Bir yandan bu 4 Kasım darbesine karşı sözümüzü söylerken, mücadelemizi yükseltirken diğer yandan da örgütlenmemizi, çalışmalarımızı, bu faşizm uygulamalarına karşı demokratik siyaseti ilerletmeyi de bir hedef olarak önümüze koyduk.

Emin olun şu anda sıralar boş, özellikle iktidar partisi sıraları bomboş. Bu, bugün mü böyle? Hayır, değil, her zaman böyleydi. Bu bir alışkanlık hâline dönüştü çünkü Meclisten bir şey beklemediklerinin, buranın sadece istenilen yasaları çıkaran, istenildiğinde oy veren, tartışmalara dâhil olmayan ve aslında tek adam rejiminin artık yürürlükte olduğunun aynı zamanda ilanıdır. 4 Kasım bunun başlangıcıydı.

4 Kasımdan önceye gidersek, 1 Kasımdı aslında. 1 Kasım Seçimleri Türkiye’de demokrasiden vazgeçildiğinin ilanıydı. Türkiye tarihinde ilk kez 1 Kasım Seçimi gibi bir seçim yapıldı. Tek başına iktidar olamayan AK PARTİ, her türlü hukuk dışı yöntemi kullanarak kendini iktidar yaptırdı ve yeri gelince de “Halk beni seçti.” diyor. Nasıl seçti, buradan çok tartıştık, çok konuştuk, onu başka konuşmalarımızda yine ifade edeceğiz ama emin olun ki bugün birçok analizci, birçok bilim insanı, birçok hukukçu, birçok siyasetçi Halkların Demokratik Partisinin dün söylediklerinin bugün gerçekleştiğini görüyor, yarın sizler de göreceksiniz. Biz burada konuşuyoruz, belki dinleyen yok ama halk bizi duyuyor, halk dinliyor. Biz her felaketi, her olumsuzluğu, her yaşatılanın yarın nelere mal olacağını buradan dilimiz döndüğünce, süremiz yettiğince ifade etmeye çalıştık. 20 Mayısta dokunulmazlıklar kaldırılınca “Halk iradesine darbe yapıyorsunuz.” dedik, “Bu Parlamentonun saygınlığı, itibarı ve demokratik ölçüsü kalmaz.” dedik ve bugün aynen onu yaşıyoruz. Parlamentonun üyeleri eksik, Anayasa değişikliği yapıldı, oylama yapıldı burada. Hem de burada -geçenlerde ilgimi çekti- hâlâ stenografların önünde Selahattin Demirtaş’ın resmi var. Figen Yüksekdağı’ın yok belki, düşürüldü ama tutuklu milletvekillerinin resimleri var, listede isimleri var, her seferinde okunuyor ve kendileri burada oy kullanamıyor çünkü rehin durumdalar ve Meclis Başkanı hiçbir beis görmeden, hiç rahatsız olmadan Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş’ın mektubuna, talebine “Sizi yasama dokunulmazlığından alıkoymuyoruz ki, siz katılabilirsiniz.” diyor. Ya, komik ama komik de değil aynı zamanda, trajik. Dünyadan haberi yok. Kendisine verilen talimatları harfiyen yerine getireceğim diye kendi bakanıyla, mevzuatıyla, Meclis İç Tüzük’üyle çelişen bir Meclis Başkanının yazışmalarından sadece bir örnek.

4 Kasım darbesinden önce de belediyelere kayyum atanmıştı, hatırlarsınız. Öncesinde başlayan ve sonrasında devam eden bir süreç vardı. Kürdistan illerinde DBP’nin, Demokratik Bölgeler Partisinin 85 belediyesine -çok az sayı kaldı- kayyum atandı. Kayyumu buraya getirdi iktidar partisi, geçmedi. Tepki karşısında “Biz geri çekiyoruz.” dediler ama götürüp kanun hükmünde kararnameyle kayyum sistemini getirdiler ve belediyelere kayyum atamakla yetinmediler, belediye eş başkanlarının tümünü siyasi sebeplerle, kendi ajandalarına uygun olarak cezaevine kapattılar. Ne oldu? Halk iradesi bir yandan yerel yönetimlerde tasfiye edildi, bir yandan genel seçimler sonucu Parlamentoya gelen milletvekillerinin önce tutuklanması, sonra yargılanması, sonra da milletvekilliklerinin düşürülmesi süreci harfiyen yol haritasına göre işletiliyor.

Peki, niye sadece HDP milletvekilleri? Şu anda Enis Berberoğlu’nu atlayamıyorum tabii, kendisi de hâlâ cezaevinde, sonrasında alındı. Ama biz bunu da söylemiştik ve “Söylemiştik.” demekten de hayâ ediyoruz gerçekten. Bugünlerin geleceğini görüyorduk. HDP milletvekillerinin dosya sayıları son bir ay içinde, tartışmalarla birlikte, yüzde 500 oranında artırıldı. Savcılıklara talimatlar verildi, illere talimatlar verildi, son gün fezlekelerimiz geldi, son gün. Hem de nasıl fezlekeler? Hepsi muhalefet etmek suçu, iktidara söz söylemek, iktidarı eleştirmek, iktidarın yanlışlarını söylemek, ezberleri bozacak açıklamalarda bulunmak. Biz buraya iktidarı alkışlamaya gelmedik, biz buraya yanlışların altına imza koymaya gelmedik. Halk bizi seçtiğinde, biz gerçekten ülkenin demokratikleşmesi, hak ve özgürlüklerin tesisi ve Türkiye'de herkesin barış ve huzur içinde yaşayabileceği bir Türkiye için geldik. Gerçekleri söylemekten kaçınırsak kendimize olan saygımızı yitiririz, biz, biz olmaktan çıkarız. HDP, tam da bu. Diğer partilerin fezlekeleri gelmedi, onlara yeni fezlekeler gelmedi.

Bu istatistikleri burada okuduğum için bir daha okumayacağım. Niye? Bir tek suç işleyen -tırnak içinde tabii- HDP'ye mensup milletvekilleri mi? Biz, suç filan işlemediğimizi biliyoruz. Ben arkadaşların tümünün dosyasını -kendimin de dâhil olmak üzere- biliyorum. Düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında yargılanıyoruz. 10 Ekim katliamıyla ilgili burada hiç konuşmamışsam on defa konuşmuşum, benim hakkımda devam eden 10 Ekim davasıyla ilgili yargılama var. Neymiş? Basın açıklamasında konuşmuşum. Ne yasama sorumsuzluğunu dinliyorlar ne kürsü dokunulmazlığını ne milletvekillerinin hak ve ödevlerini. Yargı korkuyor, yargı baskı altında, yargı direnemiyor çünkü herkesin olduğu gibi onların başında da Demokles’in kılıcı gibi ihraç edilme, işten atılma, tutuklanma, disiplin soruşturması görme gibi bir dolu tehdit var. Tehditle HDP milletvekillerine ceza verilerek kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. İşte, bu nedenle hukuk devleti olmak, hukuk devleti olma iddiası o kadar kolay değil; bunun gerekleri vardır, bunun gereklerinin yapılması lazım.

Şimdi, gelelim günümüzün sorusuna: 16 Nisan Anayasa değişikliğinde bu ülkede tek adam rejimi oylandı, diktatörlük oylandı, faşizm oylandı; bütün yetkiler bir kişiye verilsin mi, verilmesin mi… Yani halka şu dendi: “Bizim her dediğimizi artık, bundan sonra kabul edeceksiniz; evet mi, hayır mı?” Ve birçok hileyle, birçok yolsuzlukla, YSK’nın bile işin içine dâhil olmasıyla 16 Nisanda büyük şehirleri kaybeden iktidar partisi nasıl bir hikmetse referandumda “evet” oyu çıkarttırdı. Hâlbuki Türkiye istatistiklerine göre İstanbul’u kaybeden salt çoğunluğu almaz ama burada karşımızda böyle bir tablo oluştu.

Şimdi, bugünlerde ne tartışıyoruz? Belediye başkanlarının istifası. Eyvah eyvah, bütün Türkiye durmuş “Gökçek ne zaman istifa edecek? Topbaş etti, Niğde edecek mi, Bursa edecek mi, edecekse ne zaman edecek?” Gündem bu çünkü bomba gibi düştü. Şimdi, bu, gerçekten kimseyi ilgilendirmiyor mu? Şu anda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının, milyonlarca oyla seçilen bir Belediye Başkanının istifa ettirilmesi bu kadar önemsiz mi? Tabii, burada ne Topbaş’ın ne Gökçek’in ne Niğde Belediye Başkanının ne de Bursa’nın avukatı falan da değilim ha, hiç umurumda da değil o anlamda. Ben ilkesel konuşuyorum, ilkelerle konuşuyorum. Dün, kayyum atanmasına sessiz kalanlar, belediye eş başkanlarının kelepçeli cezaevine kapatılmasına sessiz kalanlar, bugün çıkmış diyorlar ki: “Ya, onlar halk iradesiyle geldi.” İşte böyle bir ayrımcılığa, böyle bir çifte standarda da girmiyoruz. Biz diyoruz ki: Kayyum atanması, nasıl halk iradesine bir darbeyse, demokratik bir hukuk devletinde olmaması gerekiyorsa bu şekilde, tek bir kişinin talebiyle, emriyle ve talimatıyla, hele hele gerekçeleri halktan gizlenerek, siyasi partilerden gizlenerek istifa ettirilmesi de demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemezdir.

Peki, ne tartışılıyor gerçekten? Şu anda, bir yanda karakola dönüşen belediyeler var, kayyum atananlar; diğer yanda AKP’nin, daha doğrusu, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bir listesi var: İstifa edecek belediye başkanları listesi. Gelin, mevzuata bakalım. Ne diyor mevzuat? İçişleri Bakanlığı müfettişleri ne iş yapar? Belediyeleri denetler; yolsuzluklarını, usulsüzlüklerini denetlemekle yükümlü. İçişleri Bakanlığı denetledi mi bu belediyeleri? Hayır, öyle bir şey duymadık.

Parti etiği, parti ilkeleri… Doğru, bir siyasi parti kendi üyelerine yönelik disiplin soruşturması açabilir. Kurallara karşı gelmiştir, disiplin soruşturması açar, gerekli cezalandırmalar verilebilir. Diğer yandan başka ne yapılabilir? Bir ceza soruşturması yapılabilir. Belediye başkanı herkes gibi suç ve cezadan muaf değildir, onlar da yargı önünde hesap verebilirler suç işlemişlerse. Bunun görev yeri de, sorumluluk yetkisi de tabii ki savcılardadır, yargıdadır.

Şimdi, ortada suç var mı, yok mu, bilmiyoruz; ortada bir disiplin soruşturması var mı, yok mu, bunu da bilmiyoruz. İçişleri Bakanlığı gerçekten bu belediyelere ilişkin bir soruşturma yürüttü de bunun sonucunda bir rapor var mı, bunu da bilmiyoruz. Biz bilmiyoruz derken ben 80 milyon adına bilmiyoruz diyorum. Birçok kulis bilgisi, sağda solda tartışmalar var tabii ki, açıkça yapılan suçlamalar da var, parsel parsel satışlar da var. Başbakan yardımcısı kendi belediye başkanına dedi ki: “Ankara’yı parsel parsel sattın.” ve bunun üzerine gidilmedi. 2 belediye başkanı örneği vereyim, Melih Gökçek çeyrek asırdır bu ilde belediye başkanı. Halk şikâyet ettiği için mi istifa ettiriliyor? Hayır, hiç öyle bir şey yok; halk kimin umurunda. Tümüyle AKP’nin bir acelesi var, bir şey inşa ediyorlar; bu inşa edilen şey de faşizmi tahkim etmek, tek adam rejimini oturtmak. Peki, nedir? Gerçekten, Melih Gökçek haftalardır Beştepe’de ne konuşuyor? Eminim, iktidar partisi milletvekillerinin hepsi de bilmiyordur, yönetim kadrosunda olanlar belki bilirler. Melih Gökçek neyin hazırlığını yapıyor? Bu arada istifa etmeden önce acaba suçlarını örtmek için ona zaman mı tanınıyor? Evrakları mı düzeltiyor? Ne yapıyor Melih Gökçek, direniyor mu, direnmiyor mu? Direnmiyorsa ne pazarlığı var Beştepe’yle arasında; çok çıplak söylüyorum, açık yüreklilikle söylüyorum. Ne konuştular Erdoğan’la? Karşılıklı ellerinde ne var? Halk soruyor, ben halk adına soruyorum. Niye bu kadar uzun sürdü? Bunlar yok, yanıt yok.

Efendim, şimdi, Gökçek işte vedalaşacakmış da, bavullarını topluyormuş da… Her gün ana haber bültenlerinde -Türkiye’nin hiçbir problemi yok- “Tablosunu indiriyor.”, yok, “Çekmecesini boşaltıyor.”, “Topbaş aniden işte istifa etti.” bu işin artık gırgırı bile yapılıyor. Peki, nedir bu gerçekten? Bu doğru mudur? Bir parti kendi milyonlarca oy almış belediye başkanını benim iç hukukumdur diye görevden alıp halka hesap vermemeli mi? Halka hesap vereceksiniz. Siz Kadir Topbaş’ı, Melih Gökçek’i ya da diğer sıradaki belediye başkanlarını neden istifa ettirdiğinizi, zorla ayrıca… İstifa gönüllü bir müessesedir, istifa öyle… “Ben sana istifa et.” diyorum deyince azildir o. Görevden atamıyor seçimle gelmiş. Görevden atılmanın yolları bellidir; suç olmalı, İçişleri Bakanlığı rapor vermeli ya da kayyum atanmalı. Bunun hukuki yolları belli. Hiçbir hukuki kılıfı yok, hiçbir siyasi kılıfı da yok, hiçbir açıklama yapılmıyor. Yollarımızı ayırıyoruz… Yarın öbür gün başka makamlarda görev yapacaklar. Peki, biz bunları öğrenemeyecek miyiz? Yirmi dört yıldır belediye başkanlığı yapmış bir şahsın istifa gerekçelerini halkın bilmek hakkı yok mu? Tabii ki var. Tabii ki halka hesap vermektir siyaset kurumunun temel unsurlarından bir tanesi. Peki, savcılıklar suç varsa niye duruyor hâlâ? Niye Bekir Kaya’yı, Gültan Kışanak’ı, Fırat Anlı’yı bir gece yarısı operasyonla gözaltına alıyor da, Melih Gökçek’in ne ayrıcalığı var ya da Kadir Topbaş’ın? Eğer suç varsa… İtham etmiyorum. Peki, bunların hiçbiri yoksa, biat mı etmediler, neye biat etmediler? Acaba kanunsuz bir emir mi var? Şimdi, bütün bu soruları, yüzlerce soruyu ortaya atabilirim, halk adına bunları ortaya atabiliriz ve bunlar haklı sorulardır ve bu konuda iktidardan gerçekten cevap bekliyoruz. İstifa ettirmek demokratik etik değerlere uygun mudur değil midir? Sırada kim var biliyor musunuz? Milletvekilleri var. Belediye başkanlarından sonra -bakalım kaç belediye başkanı istifa ettirilecek- AKP grubuna diyecekler ki: “Senin, senin, senin ben istifa etmeni istiyorum.” Başkanlık Divanı da ben de, istifanı kabul ettim, dokunulmazlığın da kalktı, hadi güle güle. Artık, cezaevine mi gider, başka bir suçlamayla mı karşılaşır onu bilmiyoruz. “Biz bunu söylemiştik.” dedirtmeyin bize. Gerçekten, siyaset böyle yürümez.

Şimdi bakanlar tartışılıyor, zaten istenildiği zaman değiştiriliyor. Bu yönetmek değil, bu ancak dikta rejimlerinde uygulanabilecek bir yöntemdir. Zaten bence Erdoğan şunu derse ki, demiş sanırım yani emin olmadığım için sanırım diyorum “Ya, siz 16 Nisanda bana yetki vermediniz mi? E, ben yaparım.” Böyle bir şey olabilir mi? Başkan olmak, halkın tümünü bir kalemde silmek hakkı verir mi; belediye başkanlarını, halk iradesini, milletvekillerini, sivil toplumu, herkesi, kendisine karşı olan herkesi bir kalemde silme hakkını verir mi? Tabii ki vermez.

Şimdi, kamuoyuna açıklama yapmak zorundasınız ve ne yaptıklarını gerçekten biz öğrenmek istiyoruz, kamuoyu bunu öğrenmek istiyor. İşin magazin kısmını geçelim, işin bavul toplama bölümünü geçelim, şu anda milyonlarca insanın merak ettiği soru: “Benim belediye başkanım niye istifa ediyor?” Çok sevdiğinden falan değil ha, Melih Gökçek çok iyi belediye başkanı olduğundan da değil. Hani, ben, dedim ya, onların savunmasını yapmıyorum. Ben demokratik bir hukuk devletinde olması gereken ilkeleri soruyorum ve son sorum: Gerçekten, parsel parsel sattılar, size vermediler mi, o yüzden mi istifa ettiriyorsunuz yoksa bir şeyler istediniz de yapmadılar mı? Ne istediniz de yapmadılar? Bunu açıklayın. Eğer FET֒cülükle suçluyorsanız istifa isteyemezsiniz, savcılar göreve gelir. Savcı gelir, gereğini yapar. Ne istediniz de vermediler? Niye istifa ettiriyorsunuz? Bu konuda kamuoyu adına sizlere soruyorum ve yanıt bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı yaptığı konuşmada belediye başkanlarının istifa etme süreçlerine ilişkin partimizi suçlayıcı, töhmet altında bırakıcı ifadeler kullanmıştır. Bu çerçevede, 69’a göre…

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 124 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; AK PARTİ, on beş yıldan bu yana iktidarda, halkın üzerine kalemle çizgi çektiği için değil, her zaman halkı, onun eğilimlerini, beklentilerini ve taleplerini esas alan bir siyaset yürüttüğü için iktidar oldu. Bundan sonra da iktidar olmak için -elbette herkes, sadece AK PARTİ değil, demokratik akıl bunu gerektirir- halkı esas alacaksın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Halk seçmiş ama.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Biz bir siyasi parti olarak MKYK’da ve MYK’da yani partinin üst kurullarında çeşitli yerlerde görev yapan arkadaşların siyasal performanslarını, halkla olan ilişkilerini elbette değerlendiririz, buna ilişkin birtakım verileri toparlarız. Amacımız daha yüksek bir performans, halkla daha yakın ilişkidir. Sayın belediye başkanlarına ilişkin değerlendirme MKYK’da yani partinin üst kurullarında halkla AK PARTİ’yi temsil eden belediye başkanlarının ilişkilerine dair kimi değerlendirmeler çerçevesinde alınmıştır. Bu arkadaşlarımızın orada, o görev içerisinde yeteri kadar faydalı olamayacakları ama başka bir görevde faydalı olacaklarına dair bir değerlendirme bu süreç için esas alınmıştır. Bunları mahrem bir şekilde yapmak da mümkündü ama açıklığı esas alan bir siyasi parti olarak her ne oluyor ve her ne yapılıyorsa halkla paylaşıldığı için belediye başkanlarının bu halka yönelik performansları da bu şekilde değerlendirilerek kendilerinden bu siyasi kararın hukuki şartının yerine getirilmesi talep edilmiştir.

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Millî irade ne oluyor, millî irade, millî irade? Millî irade nerede kalıyor?

MELİKE BASMACI (Denizli) - Sarayda.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hukuki şartı kişisel olarak istifadır. Arkadaşlarımız AK PARTİ’nin içindedirler, yine bu siyasi hareketle birlikte koşmaya devam edeceklerdir. Burada faydalı olmaz başka bir yerde faydalı olur. AK PARTİ her türlü faydayı da hesabı da halkla birlikte yapar ve ona verir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Sayın Kerestecioğlu söz talebiniz mi var?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun açıyorum.

Sayın Köksal, sizin de 60’a göre bir söz talebiniz var. Sayın Kerestecioğlu’ndan sonra size vereceğim.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Aslında ben sadece demokrasi geleneği açısından halkın özellikle istediğinin kendi yerelinde kim gerçekten o işi iyi yapıyorsa, oranın taleplerini göz önüne alıyorsa onun seçilmesi olduğunu ve partili başkanlıkların olmaması gerektiğini ifade etmek için söz aldım ama bu dönemde anlaşılıyor ki -gerçekten bir kamuoyu yoklaması mı yaptırıyorlar ya da böyle bir şeye biz demokrasi diyebilir miyiz yani insanların seçtiği belediye başkanlarının görevden alınması ve buna zorlanmasına- öyle bir dönem yaşıyoruz ki her şeyi partiye bağladılar, partiyi Cumhurbaşkanına bağladılar, sonra da her şeyi Cumhurbaşkanına bağladılar. Yani şu anda gerçekten hani tereyağı fiyatından hangi belediye başkanının ne olacağına, kimin grup başkan vekili olacağına kadar her şey AKP Genel Başkanının tasarrufunda.

BAŞKAN – Teşekkürler.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Buna da demokrasi demiyoruz.

BAŞKAN - Sayın Kerestecioğlu teşekkür ederiz.

Sayın Köksal, sizin 60’a göre bir söz talebiniz var.

Buyurun.

26.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, 5 Eylül 2012 tarihinde yaşanan cephanelik patlaması duruşmasında bir şehit yakınına yapılan muameleye ve kamu görevlilerinin şehit yakınlarına ve gazilere karşı daha hassas davranmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar’da 5 Eylül 2012 tarihinde yaşanan cephanelik patlaması sonucu 25 askerimiz şehit oldu. Bugün de bu patlamanın davasının Afyonkarahisar’da görülen duruşmasında 25 askerimizin aileleriyle beraberdik fakat duruşma çıkışı ne yazık ki çok üzücü bir olay yaşadık. Bir şehit yakının mahkeme heyetine sormuş olduğu bir soru üzerine mahkeme savcısı tarafından “Atın bunları dışarı.” şeklinde azarlandığını, bu şekilde hitap edildiğini gördük. Beş yıldır adalet arayan şehit yakınlarına bu şekilde muamele edilmesi hepimizi derinden üzdü.

Kamu görevlilerinin özellikle görevlerini yaparken şehit yakınlarına ve gazilere karşı daha hassas, daha nezaketli, daha hak ettikleri gibi davranmaları gerektiğini düşünüyoruz. Yaşanan bu üzücü olayın tekrar yaşanmamasını ve şehit yakınları ve gazilere herkesçe hak ettikleri değerin verilmesini diliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köksal.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/483) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 124) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi konuşma sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ardahan Milletvekili Sayın Öztürk Yılmaz’da. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika, buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşması’na ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dış politikada en önemli konu, öngörü ve söylediklerinizin altına imza atabilmektir. Zaman sizi çabuk doğrular veya yanlış bir noktaya iter ama önemli olan: Doğru tektir. Eğer doğruyu doğru zamanda söylerseniz haklı çıkarsınız. Bazen haklı çıkmak da yetmiyor çünkü bir şeyleri zamanında da yapmak lazım; haklı çıkmak sadece, tek başına bir değer olmuyor.

Öncelikle şunu söyleyeyim: Bugün Irak’ta yaşanan gelişmeler tarihî gelişmelerdir. Irak’la ilgili, bu zamana kadar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylediğimiz uyarılarımızın hepsi harfiyen çıkmıştır ve zamanında, vaktiyle bizi eleştirenler, öyle veya böyle, niyeti ne olursa olsun, bugün bir şekilde hak verir hâle gelmiştir. Çünkü o bölgede bu gelişmelerin bir şekilde bölgede iç çatışmaya yol açacağına, savaşa yol açacağına, bölgenin daha fazla ufalanmasına, taşeronlaşmasına ve bölgedeki diğer kuvvetlerin bir şekilde araziye inmesine yol açacağına ilişkin uyarılarda bulunmuştuk; bu uyarılarımız harfiyen olmuştur.

Şimdi, bundan sonra çıkış yolu nedir? Dün ben Mecliste bir basın toplantısı yaptım. Orada bazı uyarılarda bulunduk. Gelinen aşama kritiktir ve ulusal çıkarlar açısında da önemlidir, bir kere daha altını çizmek isteriz. Şu anda Irak topraklarında olan, yani daha önce Irak Anayasası’na göre statüsü tartışmalı olan bölgeler bugün itibarıyla Irak ordusunun ve onu destekleyen Haşdi Şabi’nin kontrolüne geçmiştir.

Dün bazı uyarılarda bulunduk. Biz Irak’ın toprak bütünlüğünü destekliyoruz, bir.

İki: Bölgesel Kürt yönetiminin Irak Anayasası’na göre belirlenmiş sınırlar içerisinde kalması da keza bizim desteklediğimiz bir konu Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde.

Üç: Irak’ta savaşın yaygınlaşmaması için, bölgede daha fazla risk ve çatışma alanı çıkmaması için bundan sonra Irak ordusunun, bölgesel Kürt yönetiminin Irak Anayasası’nda belirlenmiş sınırlarına geçmemesi gerektiğini söyledik çünkü bunun da başka yansımaları olacaktır.

Bir başka uyarı da Haşdi Şabi’nin bu kentlerden, kent merkezlerinden uzak durması gerektiğine işaret ettik. Çünkü bu bölgenin kodları, yirmi dört saat bu bölge için uzundur, burada her an kırılgan bir durum yaratabilir, keza o oluyor.

Şimdi, Türkiye olarak yapılması gereken nedir? Türkiye olarak yapılması gereken konu şudur: Şu anda Irak’ta merkezî ordu Haşdi Şabi ve peşmerge arasında bir çatışma vardır. Bunun sürekli devam etmesi hâlinde Irak’ın bölünmesine yol açacak, bölgede etnik tansiyonu iyice tırmandıracaktır. Türkiye'ye düşen rol nedir? Türkiye’nin çatışmalara bir tarafın yanında yer almadan üst bir noktada kalabilmesi ve Erbil ile Bağdat arasındaki diyaloğu geliştirecek bir pozisyon takınması lazım. Aksi takdirde bundan sonraki süreçte her şey daha karmaşık ve kötüye gidebilir. Bizim bunun için -yarın İbadi burada- şunu belirtmemiz lazım: Irak ordusunun Irak’ın kendi toprak bütünlüğünü sağlaması Irak’ın en doğal hakkıdır. Bu, sorgulanamaz bir haktır ama Irak’ın kendi anayasasına uygun bir yönetim yapısı oluşturup yoluna devam etmesi de bir sorumluluktur. Bu uyarıda da bulunmak isteriz.

Şimdi, tarihî süreç nasıl işledi, nereden gelindi buraya? Irak işgale uğradı, Saddam Hüseyin devrildi, Bremer Irak’a atandı ve 2003’ten 2005 yılına kadar geçen sürede “Bremer anayasası” dediğimiz Irak’ın geçici anayasası yürürlüğe girdi. O geçici anayasanın bütün maddeleri bir tarafa konuldu, bir tek maddesi saklı kaldı; o da 158’inci maddeydi, anayasada 140’ıncı madde olarak yerini korudu. Orada tartışmalı bölgelerden bahsediliyordu yani Musul, Kerkük ve diğer alanların tartışmalı bölge olduğu belirtiliyordu. Neden? Çünkü o dönem o anayasanın yapımında en büyük rol alan Talabani ve Barzani eli güçlü olduğu için, Bölgesel Kürt Yönetimi’nin kendi sınırları belirlendikten sonra Kürt nüfusun yaşadığı alanları “statüsü tartışmalı bölge” olarak bırakmışlardı ve bunun için bir son tarih vardı; 31 Aralık 2007 yılına kadar bunların çözülmesi gerekiyordu. Ne isteniyordu?

1) Normalleşme yani Saddam öncesi dönemde büyük toplu göçler olmuştu ve göç ettirilenlerin tekrar yerine dönmesi isteniyordu.

2) Normalleşmenin akabinde bir nüfus sayımı isteniyordu ve o nüfus sayımına göre de Kerkük’ün statüsünün bir referandumda belirlenmesi, bu referanduma göre ayrı mı kalacağı yani özerk bir yapıda mı kalacağı, Bağdat’a mı bağlı olacağı veya Erbil’e mi bağlı olacağı konusu düzenleniyordu. Bunların hiçbir tanesi olmadı.

Kerkük, Irak’ın en özel kentidir; Türkmen’in, Kürt’ün, Arap’ın ve Hristiyan’ın yaşadığı bir kenttir. Kerkük’le ilgili o nedenle “özel bir statü” dedik çünkü Irak Anayasası buna cevaz vermekte. Irak Anayasası’na göre bir vilayet kendi başına, münferiden veya birkaç vilayetle bir araya gelmek suretiyle ayrı bir bölge oluşturabilir. Yani “Bölgesel Kürt Yönetimi’ne benzer başka bölgeler oluşturabilir.” deniyor. Bu Irak Anayasası’nda yazan bir durum. Biz “Madem öyle Irak Anayasası buna cevaz veriyor, fazla da bir maliyet yok, o zaman Kerkük’ün ayrı, özerk bir bölge olması gerekir.” dedik. Neden? Çünkü kentte Barzani’nin hâkim olduğu dönemde kentin Kürtleştiğinden bahsediliyordu, şimdi İbadi’nin olduğu bir dönemde de kentin Araplaştığından bahsedilecek. “Buna hiç gerek yok.” dedik. Kerkük özel bir statüde olsun -ne Bağdat’a ne Erbil’e- Irak’ın bir kenti, Irak toprakları içerisinde bir kent, Irak’ın toprak bütünlüğü içerisinde bir kent ama özel bir statüde olsun. Yani statüsü özel olunca Kerkük’e toplu nüfus kaydırmaları yapılamaz çünkü Irak federal bir yapı. Irak federal bir yapı olduğu için vilayet meclisi seçimi oluyor, vilayet meclisi seçiminden sonra da vali ve belediye başkanı belirleniyor. Hâl böyle olunca o zaman Kerkük’e müthiş bir göç oluyor, her etnik grup kendi göçünü Kerkük’e yığmak istiyor çünkü vilayet meclisini kontrol altına almak istiyor. Buna gerek kalmaması için “Kerkük’ün özel bir statüde olması gerekir.” dedik. Bu, Türkiye'nin esasen bu zamana kadar, uzunca yıllar Dışişlerinin, Dışişleri bürokrasisinin ve benim de o dönemde -bundan on beş yıl evvel Orta Doğu Dairesinde başkâtip olduğum zaman- gündeme getirdiğimiz bir konu. Başka sihirli bir formül yok. Ne yapmamız lazım? Hem bir taraftan diyoruz ki: “Kerkük özeldir.” Peki, özelse özel bir statüsü olmalı Irak Anayasası içerisinde, oranın ayrı bir durumu olmalı. E, buna Irak Anayasası da cevaz veriyor, niye biz bunu tartışıyoruz? Kaldı ki bu konudaki önerimiz somut bir öneriydi. Ben bunu iki yıldır bu kürsüden söylüyorum. Bakınız, dış politikada en önemli şey realist olabilmektir, hayalci olmamaktır. Siz, bugün “Nasıl olsa bir zamanlar Barzani güçlüydü Kerkük’ü aldı, şimdi İbadi güçlü o da alsın...” Bu yanlıştır. Bu, sorunun çözümüne katkı sağlamaz.

Ayrıca, şunu söyleyelim: Bakınız, burada “yenen”, “yenilen” diye bir kavram yok. Arkadaşlar, biz, ulusal çıkarlarımız açısından bakmamız gereken doğru bir açıdan bakmalıyız. Ayrıca, biz, hiçbir milleti bu savaştan dolayı aşağı göremeyiz, hiçbirini de yukarıda görmememiz gerekir. Yeni bir durum var, o durum da Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması ve anayasa çerçevesinde oradaki yapının devam ettirilmesidir, doğru olan budur, bunun ötesi fantezidir, Türkiye’nin başına iş açar. Bu uyarıyı buradan yapmak istedim.

Şimdi, Mehmet Bey sağ olsun, söyledi, cevap vermeyeceğim çünkü açıkçası neyine cevap vereyim? Sayın Bahçeli de bugün benzer şeyleri söyledi, AKP’nin de benzer noktada olduğunu görüyoruz. Bunu tartışmayı bile doğru bulmuyorum, açık söyleyeyim. Dolayısıyla Kerkük özel bir statüde olmalı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Haşdi Şabi’ye kaptırdıktan sonra mı? Önceden söyleseydiniz bunu.

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Haşdi Şabi’ye de kalmamalı. Kesinlikle, Haşdi Şabi’nin, zaten, arkadaşlar, kentlerden uzaklaşması gerekir.

Bugün, bakınız, burada bu Meclis çatısı altında şunu bilmeliyiz: Paramiliter bir güç, kime ait olursa olsun, kontrol edilemez bir güçtür ve tehlikelidir. Onun için kent merkezlerinden, ne olursa olsun, her ne adla olursa olsun, her kim desteklerse desteklesin...

Şunu bilmeliyiz: Irak’ta etnik olarak başlayan bu savaşın daha çok uzayacağını görüyoruz. Şimdi, zaten fay hatları derin olan mezhep konusuna da son verilmesi gerekir. Bu bölgeye olan müdahalelerin engellenmesi lazım. Bizim doğru durmamız gereken nokta budur. Yarın İbadi geldiğinde, bence bunlar özel bir konu hâlinde kendisiyle konuşulmalı.

Biz bu zamana kadar taraf olduk ve Suriye dosyasından önemli ölçüde uzaklaştırıldık, Irak’ta keza olaylara müdahale edemedik. Olaylar bizim önümüzde oldu, biz olayları takip ettik ama artık, şimdi, doğru bir noktada durup Irak’ı sakinleştirmek, oradaki anayasal yapıyı korumak, Irak’ın toprak bütünlüğünü sağlamak gerekir. Burada da Irak’ın bütün etnik unsurlarıyla diyalog ve bir yol gerekir, bu da dış politikanın realizmle alakalı olan bölümüdür. Ayaklarınız yere basmıyorsa hata yaparsınız.

Şimdi, Suriye’yle ilgili şunu söyleyeyim: Sayın Cumhurbaşkanı “İdlib’te önemli ölçüde iş bitti.” dedi. Bakınız, İdlip’te bizi bekleyen en önemli konu, yine bu Meclis çatısı altındaki bütün siyasi partileri bekleyen en önemli konu, sınırımızdaki Heyet Tahrir Şam yani büyük ana omurgasını oluşturan El Nusracıların sınırdan uzaklaştırılmasıdır. Onlar o sınırdan uzaklaştırılmadıkça kentlerimizin güvenliği olmayacaktır. Önümüzdeki dönemde eğer bir şekilde halledilemezse olaylar, oraya bir hava bombardımanı başlarsa, o silahlı unsurların kaçabileceği tek yer, altı yıldır devirmek istedikleri Esad değil, komşu Türkiye olacaktır ve bu da arazideki şartları Türkiye’nin aleyhine geliştirecektir.

Bizim Suriye’yle ilgili yapmamız gereken en önemli konu, iş işten geçmeden, bir an önce… Suriye’yle ilgili Astana süreci, sadece kısmi ateşkesle giden bir süreç. Bizim yaramıza merhem olmuyor, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamamıza merhem olmuyor. Ayrıca, Cenevre süreci çökmüş, işlemiyor. Bizim yapmamız gereken, Suriye’de bütünlükçü bir çözümü bütün unsurlarla, Suriye’nin toprak bütünlüğünü destekleyen bütün unsurlarla masaya yatırıp diplomatik bir şekilde yol bulmaktır, yol almaktır; bunun dışındaki bütün çözümler, Suriye’nin bölünmesi, bizim çıkarımıza değildir, Suriye’nin birlikte kalması bizim çıkarımızadır. Onun için burada, bugün göreceli bir avantaj, göreceli bir başarı, askerî küçük bir başarı, siyasi bir süreçle eğer tahkim edilmiyorsa o başarı kadük kalır ve bir süre sonra da sizin aleyhinize döner.

Avrupa Birliği konusuyla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum. Şimdi, Avrupa Birliği, biliyorsunuz, çok üst perdeden konuşuluyor: “Bizim Avrupa Birliğine ihtiyacımız yok, onların bize ihtiyacı var.” Ya, ben bunları çok siyasi ve gereksiz görüyorum. Dünyada, gök kubbe altında herkesin birbirine ihtiyacı var. Önemli olan akıllı olabilmek ve bizim çıkarımıza uygun olduğu ölçüde ilişkileri geliştirebilmektir. Avrupa Birliği, şu anda Türkiye'yi bir şekilde marazlı göstermeye çalışıyor, bunun için gerekçe arıyor, 16 Nisan referandumuyla ilgili bu gerekçeyi kendi kamuoyuna yaymak istiyor “Türkiye'de demokrasi bitti, otokratik bir eğilim var, bakınız işte bütün bunlar gelişiyor.” Siz onu düzeltmek için hiçbir şey yapmıyorsunuz. Bu yanlıştır. Türkiye'nin manevra alanı daralıyor.

Bakınız, katılım öncesi fonlar: Bu fonlardan kim yararlandı, nasıl yararlandı, ne kadar şeffaf oldu, onları bilmiyoruz ama 2014-2020 yılları arasında 4,5 milyar avro Türkiye'ye, katılım öncesi, Türkiye'yi müzakereye hazırlamak için sunulması gereken fonlar vardı ve Almanya’nın bir çelme takmasıyla bu fonlar katılım için değil, ne için gidiyor biliyor musunuz? 1999’da Türkiye AB’ye aday olarak kabul edildiğindeki adaylık kriteri olan Kopenhag Siyasi Kriterlerini tekrar karşılasın diye gidiyor yani insan hakları, temel hak ve hürriyetler. Bu, Türkiye'nin on yedi yıl, on sekiz yıl AB’yle ilişkilerde geri düşmesi anlamına geliyor. Buna, yazıktır, en azından ihtiyacınız da yoksa bu söylenmez, başka şekilde yapılır, buna hiç gerek yok.

Son bir şey arz etmek istiyorum. ABD’yle olan ilişkiler: Vize krizinin ve karşılıklı yapılan açıklamaların ve atılan adımların bir şekilde olayı çözmek için değil, daha da tırmandırmak için, o yönde geliştiğini üzülerek görüyoruz. Bizim şahsen söyleyeceğimiz şudur: Biz, bu sorunun, ABD’yle ilgili sorunun bir şekilde, bir diplomatik yolla, görüşerek, görüşmelerle çözüme kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde, Türkiye AB’yle sorunlu, ABD’yle sorunlu, bölgeyle sorunlu… Bakınız, en büyük tehlikeyi söyleyeyim size: Bu Irak konusunda Türkiye'nin İran’la çatıştırılması senaryoları konuşuluyor; Haşdi Şabi’nin Başika’ya saldırması, akabinde Türkiye'nin karşılık vermesi ve İran'la karşı karşıya getirilmesi. Bu senaryolar, hayalî, fantastik senaryolar değil. Bizim, bu hassas dönemde bize gelen bir bilgiyi, konuşmamız gereken bir ifadeyi elli defa tartmamız lazım ve ondan sonra açıklama yapmamız gerekiyor yoksa Türkiye'nin manevra alanı, bu üst perdeden yapılan içi boş konuşmalarla iyice zayıflatılıyor.

Şunu söyleyelim: Bizim şu andaki en büyük gücümüz, bu zamana kadar Türkiye'nin en büyük gücü, her zaman demokrasimiz olmuştur; Türkiye'nin açık bir toplum olması, çok partili hayatta olması, Türkiye'nin demokratik bir karakterinin olması olmuştur. Bugün o konuda da ciddi soru işaretleri vardır ve bu, dış politikada bizim elimizi zayıflatmak isteyen çevrelere de önemli bir enstrüman sağlamış bulunuyor.

Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın 124 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, az önce de sayın hatip ifade etti, “MHP” dedi; bizim pozisyonumuzla ilgili belki orada anlaşılamayan bir şey varsa diye bir açıklama ihtiyacı hissettim.

Bir defa, dış politikada muhataplarınızın sizin kararlılığınızı görmesi lazım. En önemli şey, bana göre, budur; biz bu yönde gayret sarf ediyoruz.

Şimdi, bu Kerkük özelinde ise -bugün Sayın Genel Başkanımız da grup konuşmasında ifade etti- bir defa, burada Irak Merkezî Hükûmetinin öncülüğünde diyalog süreci başlatılmalıdır; bu, olması gereken bir husustur. Bunu yaparken Irak'ın bağımsızlığı ve üniter yapısının hiçbir şekilde bozulmaması bizim üzerinde durduğumuz en önemli hususiyettir.

Şimdi, tabii, bu diyalog süreci başlatılmalı ancak burada Türkmenler mutlaka masada olmalıdır. Kerkük’ün siyasi ve idari nihai statüsünün belirlenmesinde de bir defa, ilk atılması gereken adım, normalleşmenin sağlanmasıdır yani orada bozulan nüfus yapısının düzeltilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Özellikle, ABD işgalinin başladığı 2003 yılına geri gidilmeli; orada yurdundan zorla sürülen insanlar var, onların yurtlarına kavuşması sağlanmalı, oraya göç ettirilenlerin de kendi memleketlerine, kendi evlerine dönmesi sağlanmalı. Bundan sonra yapılacak bir sayımdan sonra, nüfus yapısı ortaya çıktıktan sonra da Kerkük’ün statüsünün belirlenmesi yoluna gidilmelidir. Bizim söylediğimiz budur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/483) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 124) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri; şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Yirmi dakikanın on dakikası sayın milletvekillerine, geri kalan on dakikası Sayın Bakana aittir.

Şimdi sırasıyla, Sayın Aydın, buyurunuz.

BAŞKAN – Burada değil mi Sayın Gök?

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, sanırım Deniz Bey'i ziyarete gitti, herhâlde gelecektir ama şu anda görmüyoruz.

BAŞKAN – Peki, atlıyoruz o zaman.

Sayın Basmacı, buyurun.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın hakka, hukuka ne kadar önem verdiğini bildiğim için bana gelen bir ihbar -bence- sizinle paylaşmak istiyorum: Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde yemek ihalesi, rektör tarafından telefonunda byLock tespit edilen, FET֒den gözaltına alınmış, 25/11/2016 tarihinde MHP’den ihraç edilmiş ve eşi Pamukkale Üniversitesi satın almada görevli memur olan bir iş adamına 11 milyona yani 2015 ve 2016’daki rakamların 2,5 katına ihale edilmiş mi? Sayın Bakanım, bu konuda yardımınıza ve vicdanınıza ihtiyacım var.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmetinizin tutarsız ve öngörüsüz iç ve dış politika uygulamaları neticesinde ülkemiz Avrupa değerlerinden, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden hızla uzaklaşmaktadır ve geçtiğimiz hafta -bildiğiniz üzere- Brüksel’de yapılan Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nde Türkiye de gündeme alındı ve katılım öncesi mali yardımlarda kesintiye gidilmesi ve fonların farklı şekilde kullandırılmasına yönelik yeni bir çalışmanın yapılması kararı alındı. Bunlar yaşanırken Sayın Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakerecimizden herhangi bir cevap alamadık. Neden pozitif bir gündem oluşturamadı? Katılım öncesi mali yardımlarda kesintiye gidilecek olmasına yönelik politikası nedir Hükûmetin? Yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, hukuk devleti ilkeleri gibi sorun alanlarının iyileştirilmesine yönelik nasıl bir politika izlenecektir?

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İçişleri Bakanına soruyorum:

1) Partinizin belediye başkanlarını istifa ettiriyorsunuz. Bunların sebebi nedir? Bu istifaların temelinde yatan yolsuzluklar mıdır, suistimaller mi vardır? Bunun aydınlatılması gerekir. Bu tür bilgileri yargıya ne zaman intikal ettireceksiniz?

2) Şimdiye kadar AKP’li belediye başkanları hakkında kaç soruşturma yapılmıştır? Soruşturma sonucu yargıya intikal ettirilmiş kaç dava vardır?

3) CHP’li belediyelere üst üste gönderdiğiniz soruşturma sayısı ne kadardır? Bunların sonuçları nedir?

4) Büyükşehir uygulamalarından ve hizmetlerinden dolayı birçok şikâyet alıyoruz. Özellikle su, kanalizasyon ve mezarlık hizmetlerinden dolayı yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına.

ÇAYKUR Rize başta olmak üzere, Orman ve Şeker-İş’te çalışan mevsimlik geçici işçi statüsündeki vatandaşlarımızdan bahsetmek istiyorum. Yılın dört ayı çalışan, sekiz ay boşta kalan, kimsenin işe almadığı, maaşlarından İşsizlik Fonu kesintisi yapılan ancak İşsizlik Fonu’ndan yararlanamayan mevsimlik geçici işçilerin sesini duyun, taleplerini görün, mağduriyetlerini giderin Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Karadeniz… Yok.

Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, sağlık alanında atama bekleyen 450 bin kişiye karşılık açılan 16.500 kişilik kadro tüm ailelerin umutlarını köreltmiştir. Sağlık Bakanlığının 2017 yılı bitmeden ek atama bekleyen 433 bin 500 kişinin sesine kulak vermesi gerekmektedir.

Öte yandan, Sağlık Bakanlığının bünyesinde atanan ancak aylarca güvenlik soruşturması nedeniyle bekletilen 12.500 sağlıkçıdan 9.277 kişi göreve başlatılmış ancak geriye kalan 3.233 kişi henüz işbaşı yaptırılmamıştır. Dört aydan bu yana Bakanlık bünyesinde atandıkları için başka bir işe başlayamayan, sigortası yatmayan, ailelerini geçindiremeyen vatandaşlarımızın bir an önce görev yerlerine başlatılması gerekmektedir. Bu konuda duyarlılığınızı rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu)- Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AKP’nin son istifa ettirttiği 6 belediye başkanıyla birlikte Türkiye seçmeninin yaklaşık yüzde 25’inin iradesinin ortadan kalktığı anlaşılıyor. Yine, bu Hükûmet tarafından görevden alınan HDP’li belediyelerin bulunduğu yerlerdeki seçmen sayısına baktığımızda, şu anda Türkiye seçmeninin yüzde 50’sinin iradesi açıkça gasbedilmiş durumda. Bugün, Sayın Genel Başkanımız bu gerekçelerle, artık bu durumun katlanılamaz hâle geldiği gerekçesiyle erken yerel seçim talebinde bulundu, Hükûmetinize de “Hodri meydan” dedi. Bu konuda Hükûmetinizin tavrı ne olacak? Başınızı kuma gömmeye devam mı edeceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, tabii, siz Sağlık Bakanısınız. Sağlıkla ilgili bir soru sormak isterim. O da şu: Aynı hasta veya aynı teşhis konmuş olan farklı 2 hastayı aynı hastanede farklı doktorlar tedavi etmekte ancak gelen faturaların bir tanesi 10 bin TL ise diğeri 20 bin TL. Bunun örneği var mıdır? Bunun örneği var. Neresi var? Bilecik Devlet Hastanesi mesela. Bilecik Devlet Hastanesi zarar eden bir hastane konumunda. Acaba -oradaki hastaları dinleseniz- hastanın tedavi koduyla girilen ilaç mı kullanılmış yoksa başka ilaçlar kullanılarak -siz bir yıllık bu şekilde global olarak ihale yetkisini verdiğiniz için- devlet soyulmakta mıdır? Bu konuyla ilgili bir çalışmanız, bir tedbiriniz olacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan bir daha girmiş sisteme. Süre var.

Buyurunuz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına soruyorum:

1) Devletin birçok kurumunda ve belediyelerde taşeron işçi çalıştırılmaktadır. Bu taşeron şirketleri AKP’nin işçi bulma kurumu gibi çalışmaktadır. AKP’ye kaydını yaptırmayan bir işçinin taşeron işçi olarak çalışma imkânı maalesef yoktur. Bu siyasi parti kayıtlı olarak taşerona işçi almaya ne zaman son vereceksiniz?

2) Taşeron olarak çalıştırılan birçok işçinin ücretleri zamanında ödenmemektedir. Bu ödemelerin süresinde yapılması ve kıdem tazminatı gibi ödemelerin de zamanında yapılması için ne tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir başka sorum da şu: Sağlık personeline sürekli şiddet uygulanıyor Sayın Bakanım. Bu konuyla ilgili bir tedbiriniz uygulanacak mı?

Bir de bu mezun olan doktorlarla ilgili çalışma saatleri çok, Anayasa’mızın 18’inci maddesi uyarınca angarya hükmünde. Yani yirmi dört saat, üst üste, gece gündüz yeni mezun olan doktorlar hakikaten çalışmakta. Bu da çalışma hayatı açısından hem verimliliği düşürmekte hem de insani koşulları aşan bir çalışma tarzı. Bu anlamda bir önlem, tedbir alacak mısınız?

Bu sağlık çalışanlarıyla ilgili şiddet açısından, şiddetin uygulanması açısından, aza indirmek için bununla ilgili acil ne tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, Türkiye'nin birçok okulunda kadrolu öğretmen eksikliği olmasına rağmen “ücretli öğretmen” adı altında eğitimi taşeronlaştırmak ayrı bir üzüntü kaynağıdır. Eğitimlerini ve formasyonlarını tamamlayan, öğretmenliğini sonuna kadar hak eden ancak yıllardır atanamayan gençlerimizin yanı sıra, ağustos ayı için söz edilen en az 10 bin öğretmen ataması için Hükûmetin acilen girişimde bulunması gerekmektedir.

Atamaların bir an önce gerçekleştirilmesini diliyor, gereğini bilgilerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Sayın Bakan, Bursa’da yoğun bakım üniteleri yetersiz ve yoğun bakımlık hastalar çoğunlukla acil servislerde bekletilmek zorunda kalıyorlar. Hemen her gün birileri bizi arayıp yoğun bakım ünitesi bulmamızı istiyorlar ve yakın şehirlere naklediliyor bu hastalar çoğunlukla da. Aile için, yakınlar için de tabii büyük bir eziyete dönüşüyor yoğun bakımdaki hastası için şehir dışına gidip gelmek. Bununla ilgili çözüm öneriniz nedir? Herhangi bir çözüm planınız var mı?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Balbay.

Buyurun.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Sorum Sağlık Bakanına: Biz siyasette yirmi dört saat çok uzun derdik ama sağlıkta daha uzunmuş, Sayın Deniz Baykal’ın durumuyla birlikte bunu daha bir yaşıyoruz, kavrıyoruz.

Yalnız, bu sağlıktaki şehir hastanelerinin, özellikle bu merkezîleştirmenin, uzak yerlerden hastaların gelmesini çok güçleştireceği yönünde ciddi kaygılar var ve yoğun bakım ünitelerinin de ihtiyaca cevap veremediği, çok yetersiz kaldığı yönünde kaygılar var. Ama özellikle şehir hastanelerinin 19’uncu yüzyıldan kalma bir anlayış olduğu, dünyada bugün bırakıldığı değerlendirmeleri var. Bakanın bu konudaki bilgilendirmesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bakan, kalan süre size aittir.

Buyurunuz.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Basmacı’nın bahsettiği, Pamukkale Üniversitesi Hastanesindeki yemek ihalesiyle ilgili bu bilgiyi âdeta ihbar kabul edip bunun üzerinde gerekli çalışma yapılacak. Bundan endişeniz olmasın.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Ben teşekkür ediyorum.

Ben özellikle Sağlık Bakanlığıyla ilgili, sağlıkla ilgili sorulara cevap vermek istiyorum. Arkadaşlara da teşekkür ediyorum, ağırlıklı olarak sağlıkla ilgili sorular sordular. Bu nedenle atlamak istemiyorum.

Sayın Tümer sorusunda 16.500 kadronun dışında, atama bekleyen 433 bin sağlıkla ilgili eğitim görmüş kişiden bahsetti ki önemli elbette. Ancak takdir edersiniz, Türkiye'de Sağlık Bakanlığında olduğu gibi bütün bakanlıklarda kadro sorunu var, kadro tahsis edildikçe, biz yeterince kadro temin ettikçe atamaları yapıyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başka bir iktidar daha mı var? Siz iktidardasınız, kadroyu açın Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Tabii, ülkenin, sağlığın, hastanelerin ihtiyaçlarını esas alarak, halkın ihtiyaçlarını da esas alarak bu atamaları yapıyoruz.

Güvenlik soruşturmasına gelince: Tabii ki güvenlik soruşturması yapmak zorundayız yeni göreve getirilenler için. Bunu ilgili yerlerden istiyoruz. Gelen bilgiler derhâl değerlendirmeye alınıyor ve ataması yapılıyor. Şimdi, mesela, yarın itibarıyla, yeni kura döneminde 10 bin yeni ataması olacak uzman hekim ve pratisyen arkadaşlarımızın. Onların listesini hemen gönderdik, güvenlik soruşturmasıyla ilgili çalışmaları devam ediyor. Yani bize güvenlik soruşturması gelmiş olanları geciktirmeden değerlendiriyoruz, hiç kimseyi atama noktasında bekletmiyoruz.

Sayın Tanal’ın aynı hastanede aynı hastalıktan tedavi görmüş 2 kişiye ait faturanın birbirinden çok farklı olduğu değerlendirmesini ele almak istiyorum. Elbette, arkadaşlar, bunun derhâl üzerine gideceğiz, değerlendireceğiz.

Buradan bir konuya geçmek istiyorum. Biz sağlıkta dijital dönemi başlattık ve bunu giderek geliştiriyoruz. Bundan sonra e-Nabız Sistemi üzerinden vatandaşın almış olduğu tedavilerin ve yapılmış olan tetkiklerin hepsi ilgili yerlerden doğrudan görülebilecek ve mükerrer tetkikler veyahut da lüzumsuz, mükerrer tedaviler yapılmayacak, bunlar takip edilecek. Bu konuda sadece Sağlık Bakanlığı değil, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımıza bağlı Sosyal Güvenlik Kurumuyla da birlikte hareket edeceğiz. Bu, aynı zamanda, sağlıkta israfın da önüne geçecek bir çalışma.

Yine, sağlıkta şiddetle ilgili, Sayın Tanal’ın sormuş olduğu soruyu… Maalesef, Türkiye’de, sağlık hizmeti veren hastanelerimizde ve diğer yerlerde sağlık çalışanları şiddete maruz kalıyor. Bununla ilgili daha önceden alınmış tedbirler var ve biz kamu olarak şiddete uğrayan hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımız için hukuki destek veriyoruz. Yeni bir yasal düzenlemeyle de bu desteğin bütün, diğer özel alanlarda hizmet veren sağlıkçılara da verilmesini sağlayacağız.

Tabii ki sağlıkta şiddet konusu gerçekten kabul edilebilir bir şey değil. İnsanlara şifa dağıtan ellere el kalkmaması lazım. İnsanların derdiyle ilgilenen ve onları tedavi eden kişilere şiddetin uygulanması önemli bir zaaf ve önemli bir kayıp. Biz bu konuda çalışmalar başlattık, bunun sebepleri üzerinde çalışıyoruz ve buna karşı ne yapılabilir… Tabii ki vatandaş hastaneye geldiğinde, özellikle acil servislerde -herkes için kendi hastası acil hastadır- hasta orada yeterli ihtimam görmediği hissine kapılırsa burada bir “frotman”, bir sürtüşme olacaktır. Biz hekim arkadaşlarımızın da orada çalışan diğer personelimizin de bu konuda vatandaşa karşı hizmette vatandaşın gerilimine neden olacak kusurlar içerisine girmemesi konusunda gerekli eğitim çalışmalarını da yapmaya hazırlanıyoruz ve bunları yapacağız. Ama sağlıkta şiddeti asla kabul etmiyoruz, kınıyoruz. Orada sağlık çalışanına kalkan eli, uygulanan şiddeti kendimize yapılmış addediyoruz. Bununla ilgili çalışmaları hep birlikte Meclisimizde ve Sağlık Bakanlığında devam ettireceğiz.

Sayın Kayışoğlu’nun yoğun bakım üniteleriyle ilgili ve Bursa’daki yetersizlikle ilgili sorduğu soruya gelince: Gerçekten yoğun bakım üniteleri fevkalade önemli ve Türkiye bu konuda çok büyük mesafeler katetti on beş yıllık süre içerisinde ama bazı yerlerde yoğun bakım ünitelerinin, yoğun bakım yataklarının normalden fazla işgal edildiğine şahit oluyoruz süre olarak. Bunların da önüne geçecek tedbirleri almak için takip ediyoruz, gayret ediyoruz; yoğun bakım ünite sayısını da artırıyoruz. Yeni hastanelerimiz ve mevcut hastanelerimizde bu konuda çalışmalarımız var.

Şehir hastaneleriyle ilgili konuya gelince, Sayın Balbay bahsetti: Şehir hastaneleri Türkiye’de yeni bir vizyonun başlangıcı, gerçekten meseleyi sadece bir bina olarak görmeyelim. Türkiye sağlık hizmetleri noktasında dünya ortalamasının önünde bir seviyede ve sahip olduğumuz gayrisafi millî hasılanın üzerindeki bir sağlık hizmetini vatandaşımıza sunuyoruz. Şehir hastaneleri vatandaşımıza layık olduğunun en güzelini sunacak hastanelerdir. Onların gelişmesi bittiğinde hizmetlerin kalitesinin artışını da birlikte izleyeceğiz.

Ben, Sağlık Bakanlığıyla ilgili soruları böyle cevaplandırdıktan sonra, diğer bakanlıkları ilgilendiren soruları ise bakanlarımızın yazılı olarak cevaplayacağını burada açıklamak istiyorum.

Sorulan sorular için arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum, cevabım bu kadar Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bakan, söz süreniz bitti, tamamlayın lütfen, buyurun.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Ben, diğer bakanlıklarla ilgili soruları, bakan arkadaşlarımızın yazılı olarak cevaplayacağını söylüyorum ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE SIRBİSTAN CUMHURİYETİ ARASINDA CEZAİ KONULARDA KARŞILIKLI ADLİ YARDIMLAŞMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 5 Haziran 2013 tarihinde Belgrad’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika, buyurun.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış politikada uzunca bir süredir yanlış bir yola girmiş olan Hükûmetin faturasını bütün halkımıza ödeteceği ve olumsuz sonuçlarının şimdiden ekonomik ve siyasi olarak görülmeye başlandığı bu politikalarını uzunca bir süreden beri eleştiri konusu yaptık. Özellikle, Suriye ve Irak politikaları bağlamında BOP’un eş başkanlığından, Orta Doğu’da yeniden dizaynın oyun kuruculuğundan değersiz bir yalnızlığa ve açık söylemek gerekirse bunun yanı sıra özellikle Kürt karşıtlığının son beş altı ayda Kürt düşmanlığına dönüştüğü bir hata evrilmiş durumdadır.

İlk iliği Kobani’de yanlış ilikleyen Hükûmet, giderek Orta Doğu’daki etki gücünü kaybetmiş, bir oyun kurucu olmak bir yana sadece İran’ın, Rusya’nın ve belli ülkelerin kara gücü olarak kendi askerlerini kullandırtan bir noktaya varmıştır. Bugün Orta Doğu’da; gerek Bab’da gerek Cerablus’ta gerekse en son İdlib’de sonucun ne olacağı belli olmayan, İran’ın ve Rusya’nın politikaları istikametinde kendi kara gücünü kullandırtma ve bunun karşılığında da hiçbir şey alamama bir yana elindekini bile kaybeden noktaya varmıştır çünkü Kürt meselesi üzerinden kurgulamış olduğu ilişkiyi “kaybet-kaybet” denklemi üzerine kurgulayan Hükûmet, bizi -açık söylemek gerekirse- Kürt düşmanlığı konusundaki ispat sürecinden de kurtarmıştır. Şimdiye kadar sözüm ona PKK karşıtlığı, şiddet karşıtlığı, kamu güvenliği üzerinden bir hat izlediğini söyleyen siyasi iktidar, gelinen nokta itibarıyla Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki gelişmeler neticesinde “vana kapatmak” “açlıkla terbiye etmek” gibi söylemlerle meselenin PKK karşıtlığı veya şiddet süreçleriyle ilgili olarak kamu güvenliği almak olmadığını, meselenin Hükûmetin Kürt düşmanlığı ve bu konudaki bir düşünce virüsü taşıdığı gerçekliğini ayan beyan ortaya çıkarmıştır çünkü bundan üç dört ay önceye kadar özellikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde var olan ekonomik gücünü, diplomatik gücünü, siyasi gücünü son referandum sonrası takındığı tavırla İran’a kaptırmıştır. Kerkük işgaliyle birlikte gelişen ve İran’ın yayılmacı politikalarına verdiği ve ne kadar bilinçli olduğunu bilmediğimiz destekle şu anda ticaret hacmini tümüyle Bağdat ve Tahran’a kaptırmış durumdadır. En fazla ihracat hacmine sahip olduğu Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle olan ticari ilişkisini de kaybetmekle yüz yüze gelmiştir. Vana kapatmaktan söz edenler bu ülkenin enerji kaynaklarını, döviz girdisini ciddi anlamda kaybetmiştir.

Ve şunu rahatlıkla ifade etmek isterim ki gerek Suriye’de Rojava politikaları gerekse Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi politikaları bu ülkeye sadece siyasi itibar, siyasi imaj kaybettirmemiştir; ekonomik olarak kaybettirmiştir, diplomatik olarak kaybettirmiştir ve siyasi olarak kaybettirmiştir.

Bir bilen varsa çıksın gelsin, burada Suriye ve Irak’ın çarpık politikalarından sonra Türkiye’nin ekonomik olarak, siyasi olarak, diplomatik olarak neyi kazandığını ifade etsin. Kazandığı bir şey var; izlemiş olduğu Kürt düşmanlığı politikası üzerinden sadece bu ülkede yaşayan Kürt vatandaşlarımızın devlete ait olan aidiyet ve sahiplenme duygusunu sağlamış ve bunu kazanabilmiştir. Çünkü kendi sosyolojisinden ve demografisinden uzak ve bihaber, milliyetçilik ötesinde alabildiğine ırkçılığa tekabül eden ve toplumu zehirleyen söylemlerle izlemiş olduğu politikayla giderek uluslararası toplum nezdinde faturasını 80 milyon insanın ödeyeceği bir yalnızlık noktasına gelmiştir.

Burada şunu ifade edelim: 2017 ve 2018 arasındaki sadece bir ekonomik gösterge, bu ülkenin insanlarının yoksullaştırılmasına nasıl hizmet ettiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. 2018 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı bugün Maliye Bakanı tarafından Komisyona sunuldu. 2017’de bu ülkenin toplam bütçesi 645 milyar lira idi, 2018’de öngörülen bütçe 762 milyar liradır; 2018’de bir önceki yıla göre bütçe artışı yüzde 16. Peki, bizim adına “savaş ekonomisi” dediğimiz savunma harcamalarına ayrılan pay ise 64 milyardan 92 milyara çıkmış, bu artış yani savaş ekonomisindeki artış ise yüzde 45’e tekabül ediyor. Ekonominiz ve bütçeniz sadece yüzde 16 artarken siz yüzde 45’lik bir savaş payı artışını bu ülkenin önüne koyduğunuz andan itibaren bu, daha fazla işsizlik, daha yüksek enflasyon, öngörülemez döviz hedefleri ve daha fazla bütçe açığına hizmet etmekten başka bu ülkeye hiçbir şey sağlayamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bir diğer husus ise bu ülkede yoksulluğun dış politikada izlenen yanlışlıklar neticesinde öyle bir noktaya geldiği orta yerde duruyor ki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının verilerine göre bu ülkede 10 milyon 610 bin yurttaşımız sosyal yardım alıyor yani bu ülkede her 8 yurttaşımızdan 1’i sosyal yardım alıyor. AKP övünebilecekse bu ülkede neredeyse her 8 kişiden 1’ini sadaka kültürüne mahkûm ettiğiyle övünebilir. Bu ülkeyi yoksul ve yurttaşlarını ise neredeyse dilenci gibi görüp siyasi iktidara embesil gibi bağlı hâle getiren bu anlayışla övünebiliyorsa bu siyasi iktidar varsın buyursun, övünsün.

Düşünün, Bakanlık verisidir, 10 milyon 610 bin yurttaşımızın sosyal yardım aldığı bu ülkenin bu ekonomik tablosu, ülkenin son iki buçuk yıl içerisinde girmiş olduğu içte ve dışta Kürt karşıtlığı üzerine kurulmuş olan iç ve dış politikadan bağımsız ele alınamaz. Öyle ki bu kirli savaşa karar vermiş olan iktidar aklı, her şeyi aşırı güvenlikçi politika temelinde ön plana çıkararak yüz yıllık toplumsal meselenin çözümünü siyasi iktidarı etkisizleştiren, sivil siyaseti yok sayan ve güvenlikçi politikalara havale eden bir noktaya varmıştır. İki buçuk yıl önce bu savaşın özellikle kendi yurttaşlarımız arasında toplumsal kamplaşmaya hizmet edeceğini bile bile ülkenin doğusu ile batısı, Kürt’ü ile Türk’ü, Alevi’si ile Sünni’si arasındaki kardeşlik köprüleri iki-iki buçuk yıl önceye göre alabildiğine zayıflamıştır. Burada savaşların birer kara delik olduğunu, çatışmacı politikaların kara delik olduğunu, en fazla değeri olan canı aldığını, malı aldığını, ahlakı, vicdanı, her şeyi alıp silip süpürdüğünü ısrarla dile getirmemize rağmen, ülke 80 milyon insanıyla alabildiğine mutsuz olmuş bir ülkeye evrilmiş durumdadır. Gerilimci politikayı, dışta Kürtlere dönük izlemiş olduğu düşmanlık politikasını sadece içte iktidarını haksızca ayakta tutmak üzerine kurgulamış olan bu siyasi iktidar, bu savaş politikalarına karşı, onu durdurabilecek olan ve iki buçuk yıl boyunca bu ülkede hiçbir gencin ölmemesini sağlayan Sayın Öcalan üzerinde de tecridi artırarak ve onun dış dünyayla bağlantısını kopararak, onun verebileceği mesajlarla toplumsal tansiyonu düşürebileceğini bildiği hâlde, o savaş politikalarıyla eş zamanlı olarak onun üzerindeki katı tecrit politikasını artırmış ve dış dünyayla bağlantısını kesmiştir.

Bu yolun bu ülkede hiç kimseye kazandırmayacak bir yol olduğunu ve bu çarpık dış politikanın artık her açıdan bu ülkeye zarar veren bir noktaya dönüştüğünü ifade ederek bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Akaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de bu süreyi Türkiye’deki eğitim sorunları üstüne kullanmak istiyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Konuşmamın başında, özellikle 20 Temmuz darbesi itibarıyla, Türkiye’de birtakım sanal iddialarla, doğru dürüst bir iddianame olmadan mahkûm edilen, açlık greviyle karşı karşıya kalan çok değerli öğretmenlerimizi, Barış İçin Akademisyenler davalarında, konularında işsiz bırakılan akademisyenlerimizi sevgi ve saygıyla anarak sözlere başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 19’uncu yüzyıl iktisatçıları -aramızda iktisat profesörlerinin de olduğunu biliyorum- özellikle eğitimle ilgili şöyle bir saptama yapmışlardı, dediler ki: “Dünyada ekonomik sermaye, parasal sermaye ne kadar önemliyse beşerî sermaye de bu kadar önemlidir.” Yani insanın eğitilmişliği, insanın kalitesi ekonomik sermaye kadar önemlidir. Bu konuyla ilgili çok değişik araştırmalar yapıldı ve dünya ülkelerinde görüldü ki eğitim kalitesi yükseldikçe, eğitime gayrisafi millî hasıladan, bütçeden kaynaklar aktarıldıkça, insanların eğitilmişlik düzeyi artınca toplumun refah düzeyi de artıyor. Batı ülkeleri için geçerli olan benim bildiğim şöyle bir parametre var: Eğer bir insanın kaliteli eğitimi için belli bir sermaye aktarırsanız ki bu, Batı ülkelerinde yaklaşık 25 bin euro civarında, bu insanın o topluma bu paranın dışında katacağı katma değer 100 bin euro civarında. Yani eğitim bu kadar önemli bir konu.

Değerli arkadaşlarım, bir ülkeyi köle veya esir yapmak istiyorsanız artık sadece silahlı kuvvetlerle o ülkeleri işgal etmek, saldırmak gerekmiyor; o ülkeyi eğitim anlamında çökertirseniz bunu başarmış sayılabilirsiniz. AK PARTİ’li arkadaşlarım beni bağışlasın, 2002’den bugüne yaşadığımız on beş yıllık süreçte eğitimde tam anlamıyla bir çöküş yaşıyoruz. 6 bakan değişti, 6 bakan 6 tane yeni eğitim teorisi ortaya attı, bir şeyler yapmaya çalıştı. Bunların bir kısmı iyi niyetliydi ama bu teorilerin hepsi çöktü. Bunların içinde en önemlilerinden biri 4+4+4 sistemidir. Ve 4+4+4 sistemiyle hiçbir dünya ülkesinde olmayan, ortaokullarda mesleki eğitim öğretim verilmeye başlandı ve sonuç olarak da bu mesleki eğitim öğretimin kalitesi bir türlü istenilen yere -imam-hatip ortaokullarını kastediyorum- ulaşmadığı için de şu anda bir sürü manipülasyonlar yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, “FATİH Projesi” diye bir proje atıldı ortaya, sene 2010. Bu proje 2015 yılında tamamlanacaktı ve bunun bütçesi de 8,5-9 milyar Türk lirası civarında olacaktı. Dünyanın birçok ülkesindeki bilişim CEO’ları Türkiye'ye akın etti. Bu projenin hâlâ ne durumda olduğunu doğru dürüst, ciddi olarak Türkiye'de bilen yok. Millî Eğitim bakanlarımız da, sağ olsun, bu konunun üstüne toprak örtmek durumundalar. “2017’de bitecek.” diyorlardı, 2017’de de bitmeyeceği anlaşıldı ve şu anda da gerçekleşme durumu zannediyorum yüzde 10-15 civarında olup tablet bilgisayarların birçoğu da artık ekonomi dışına atıldı, öğrenciler tarafından çöp kutusuna yerleştirildi. Bunu, aklıma gelen birkaç tane önemli konuyu özetlemek anlamında söylüyorum.

Bundan birkaç ay önce, değerli arkadaşlar, TEOG sınavı gibi Türkiye'de yüz binlerce, hatta milyonun üstünde kişiyi ilgilendiren bir sınavın kaldırıldığı Millî Eğitim Bakanı tarafından reis bey açıkladıktan daha sonra öğrenildi. Ve bir taksi durağında, Sayın Millî Eğitim Bakanı düştüğü acıklı durumu kapatmak için kendisi de reis beyin laflarına sığınarak ne dediğini hiç kimsenin anlamadığı birtakım laflar etti. Şimdi, TEOG’un ne olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Önümüzdeki hafta TEOG’la ilgili… “TEOG kaldırıldı, yerine şu sistem getirilecek.” deniliyor. Arkadaşlar, eğitime talebin bu kadar çok yüksek olduğu, arzın da bu kadar yetersiz ve kalitesiz olduğu bir ülkede mutlak ve mutlak bir değerlendirme yapmak zorundasınız, bunun adı da genellikle “sınav”dır bütün dünya ülkelerinde, yani bir tür sınav yapılacak. Ama açık uçlu sorularla yapılacak bir sınavın bu ülkede, eğitimde ciddi bir kaos, veli ve öğrenci mutsuzluğu yaratacağı konusunda sizleri uyarmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir konuda parti grubumun bilgisi dışında kendi görüşlerimi iletmek isterim: Üniversite giriş sınavında yapılan değişikliği kısmen de olsa destekliyorum. Bakın, Türkiye'de bundan yıllarca önce yani 1960 yılından itibaren sınavla giriş sistemleri gerçekleştirilirken, öğrencileri üniversiteye veya fen liselerine yerleştirirken yapılan iş şuydu: Sadece zihinsel yetenek sınavı yapılırdı ve bu sınav sonuçlarına göre hiçbir dershaneye gitmeyen, ilave öğretmen desteği almayan çocuklar bile, Anadolu’nun her köşesinden çocuklar bile zihinsel yetenek testlerini sadece test kitaplarından çalışarak başarabilirlerdi, fen liselerine ve üniversitelere girebilirlerdi. Bence Türkiye’de yapılması gereken en önemli işlem -yapılırsa- tüm üniversite giriş sınavlarının, hatta ortaöğretim sınavlarının sadece Türkçe okuduğunu anlama ve zihinsel yetenek testleriyle -bunların bir kısmı matematikseldir, bir kısmı gene ana dilde becerilere dayanır, bir kısmı da geometriye dayalıdır- yapılmasıdır. Ben bu şekilde öğrenci alınmasından yanayım. Üniversiteye giriş sınavının birinci aşaması matematiksel beceri ve Türkçeye ayrıldığı için de ben Yükseköğretim Kurulu Başkanını kısmen de olsa kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, PISA sınavlarındaki durumumuz belli. Bakın, bu sene -2017 verileriyle konuşuyorum- hem OECD’nin eğitimle ilgili dünya raporları yayınlandı ağustos ayında hem de UNICEF’in çocuklarla ilgili dünya raporları yayınlandı haziran ayında. Buradaki durumumuza bakarsanız değerli arkadaşlar, OECD ülkeleri içinde eğitim kalitesi açısından, eğitimin başarısı açısından değerlendirmede Meksika’yla birlikte 10 üstünden sıfır puanla sonuncuyuz. Yani şuna da gülümseyerek değinmek istiyorum, reis bey de bugüne kadar iki doğru laf etti: “İstanbul’a ihanet ettik.” dedi, yeni; bundan bir süre önce de birkaç konuşmasında “Türkiye’de eğitimi ve kültürü berbat ettik.” dedi. Yani bunu reis beyin bile itiraf ettiği bir ülkede yaşıyoruz arkadaşlar. Çocuklarımızın eğitim kalitesi açısından gene OECD ülkeleri içinde sonuncuyuz haziran ayı raporlarına göre.

Sayın Başbakanımız çok yakın bir geçmişte dedi ki: “Ben Türkiye’ye iki yıl sonrasını vadediyorum, ikili öğretimi tamamen ortadan kaldıracağım.” Arkadaşlar, bunun becerilebileceğine gerçekten inanıyor musunuz? Yani bu bütçelerle, gayrisafi millî hasıladan ayrılan bu paylarla 2019 yılında Türkiye’de ikili öğretimin kalkabileceğine inanıyor musunuz? Yani en basit hesapla bile Türkiye’ye 100 bin yeni derslik lazım; bazıları bunun bütçesel kapsamının 150 milyar liraya kadar çıkabileceğini söylüyor arkadaşlar. Yani eğitime ayrılan yatırım bütçesinin Türkiye’de 2002’den bugüne kadar ne kadar gerilediğini bu kürsülerden defalarca söyledik sizlere ve muhtemelen de gene bu sene yüzde 8-8,5 arasında olacağını düşünüyoruz. Taş çatlasa eğitimin bütün yatırım alanlarına 10 milyar lira bir bütçe ayrılacak, bunun önemli bir kısmı da din eğitimine gidecek hepimizin beklediği gibi. Bunlarla bu dersliklerin yapılması mümkün değil.

Arkadaşlar, size bir parametre daha vermek isterim. Dünyada AR-GE’ye yapılan gayrisafi millî hasılanın her yüzde 1’i kadarlık bir yatırım, ihracatınızda yüzde 6,5 kadar bir artışa neden oluyor. Defalarca bu kürsüden de dile getirdim. AR-GE’ye gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’ini ayırmak, bizim, milletler ailesi içinde refah toplumunu yakalamamızı imkânsız kılacak bir orandır. Bunu en az yüzde 2’ye veya 3’e çekmek gerektiği inancındayım.

Değerli arkadaşlarım, sözlerimin sonunda, müfredat konusunda yapılan skandalları söylemeye artık dilim varmıyor. Geçen sene sanki gökten vahiy gelmiş gibi Sayın Millî Eğitim Bakanı “Biz müfredatı değiştiriyoruz. 100 bin kişiden de bu konuda katkı alıyoruz.” dedi. Kimse bu 100 bin kişinin kim olduğunu bilmiyor. Muhtemelen, sadece EĞİTİM-BİR-SEN tarafından hazırlanmış bir müfredat dayatmasıyla karşı karşıyayız.

Ve ısrarla söylüyorum: Bilimsel eğitimden Darwin’in çıkarılması, evrim teorisinin çıkarılması, bilimsel eğitime yapılabilecek en büyük ihanetlerden biridir ve İslam dünyasına bile bakıldığında, herhâlde bunu başarmış olan Suudi Arabistan’dan sonra 2’nci ülke de Türkiye olacaktır. Değerli arkadaşlarım, bundan birkaç sene önce Türkiye en azından İslam ağırlıklı ülkeler coğrafyasında bilimde 1’inciydi. Bugün artık İran bile bizim 3 sıra üstümüzde.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akaydın.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu.

Sayın İhsanoğlu, sizin şahıslar adına da konuşmanız var. Sürenizi birleştiriyorum, on beş dakika süreniz var.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EKMELEDDİN MEHMET İHSANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözüme başlarken gündem maddesi olan bu uluslararası anlaşmalar tabirine biraz dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu cetvelde 13 tane metin var. Bu metinlerin hiçbiri antlaşma değildir, bunlar anlaşmalardır. “Antlaşma” demek başka bir şey, “anlaşma” demek başka bir şey. Antlaşma, eski tabirle muahede, “treaty” yani Lozan bir antlaşmadır. Ama, iki ülke arasında yapılan anlaşma antlaşma değildir. Zaten metne baktığınızda göreceksiniz -hiçbir tabir bir yerde- 13 örnekten 12’si değişik ülkelerle; 2’si Katar’la, 1’i Fransa’yla, 1’i Çin’le, 2’si Britanya’yla, 2’si Nijer’le, Ukrayna’yla, Kosova’yla, Arnavutluk’la, Sırbistan’la; hiçbirinde “antlaşma” tabiri geçmiyor. Burada “anlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı” veyahut “mutabakat zabtının uygun bulunduğuna dair bir kanun tasarısı” yazıyor. Binaenaleyh, bunlar antlaşma değildir, bunlar anlaşmalardır; sekretaryanın bu hususu göz önünde bulundurmasını temenni ederim ve Komisyondaki arkadaşların, bilhassa Komisyon Başkanımızın bunun dikkatinden geçmemesi lazım gelir.

Sayın Başkan, ben bu konuşmamda iki husus üzerinde durmak istiyorum: Birincisi, dış politika meseleleri üzerinde; ikincisi, hepimizin bugün dikkat kesildiği Kerkük meselesi üzerinde.

Şimdi, dış politikadaki gelişmeler, komşularımızdaki gelişmeler bizi üzecek noktaya kadar gelmiştir. Yani, Irak’taki hadiseler, gelişmeler; Suriye’deki hadiseler, gelişmeler bizim iç huzurumuz, bizim güvenliğimiz ve bizim beka meselemiz hâline gelmeye başlamıştır ki burada iktidar ile muhalefet arasında fazla bir fark, bir görüş farkı yoktur. Ve şüphesiz ki muhalefet ve iktidar mensupları bugünkü bu sıkıntıdan çıkmanın yollarını ararken birbirlerine destek olmaları lazım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatip şu anda kürsüde konuşma yapıyor, arkada kendi aranızda konuşuyorsunuz; lütfen, dinleyelim sayın hatibi.

Buyurun Sayın İhsanoğlu.

EKMELEDDİN MEHMET İHSANOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Türkiye'nin bugün takip ettiği dış politika bizim istikrarımızı ve huzurumuzu tehlikeye sokacak noktaya gelmiştir. Bizim temennimiz, bunun bu şekilde devam etmemesidir, bizim dış politikamızın millî menfaat ekseninde olmasıdır. Millî menfaat demek, ülkenin güvenliği, ekonomisi, toplumun ferahı ve egemenliğinin zedelenmemesi meselesidir; millî menfaat budur, zaten başka bir kriter de olmaması lazım gelir.

Şimdi, Türkiye'nin kırmızı çizgileri maalesef istediğimiz gibi kalmadı yani Suriye’yle olan 911 kilometrelik sınır 98 kilometreye düşmüştür; bu, çok tehlikeli bir hadisedir, onun için biz partide Fırat Harekâtı’nı ve İdlib Harekâtı’nı destekledik fakat dış politikada ilk attığınız adım son atmanız gereken adımsa veya son attığınız adım ilk atılması gereken adımsa orada bir sıkıntı vardır. O bakımdan bizim temennimiz, Sayın Başbakanın göreve geldiği günden itibaren söylediği gibi, bölgede ve dünyada dostlarını artıran, düşmanlarını azaltan bir dış politika anlayışının bölgesel iş birliğini güçlendirmesi ve bölgesel kalkınmayı komşularımızla birlikte sağlamamızı hedefleyen bir politika görmek istiyoruz fakat ne yazık ki komşularla olan münasebetler daha da sıkıntılı bir devreye geliyor ve bu arada da dost olmayanlara, eski dostları dost olmama statüsüne değiştirmekte hızlı gelişmeler görüyoruz.

Şimdi, buradan çıkmak için ne yapmak lazım: Birincisi, stratejik bir planın olması lazım ve bu stratejik planın hakikaten derin bir plan olması lazım. Uzun vadeli birkaç adımdan oluşan -birinci adım, ikinci adım, üçüncü adım- değişik ihtimaller üzerine kurulması lazım, bunun yapılması lazım gelir. Bir aksiyon, bir reaksiyon ve arka arkaya farklı istikametlere savrulmak çok zararlıdır. Türkiye küçük bir tekne değil ki hızlı bir şekilde hareket etsin, Türkiye büyük bir transatlantik gemidir. Bunun hareket istikameti, hareket kabiliyeti hızlı olmaz, olması yanlış olur. Onun için Türkiye’de dış politikada istikrar unsuru, tutarlılık unsuru ve güvenirlilik unsurunun sağlam bir şekilde tutulması lazım ve bu politika her şeyden önce şahıs merkezli olmamalı, kurumlar arasında, kurumlar vasıtasıyla olmalı.

Şimdi, mesela, Irak’la olan münasebetlerimizde, hepimiz hatırlıyoruz, Başika kampı meselesi vardı. Başika kampı ne oldu? Başika kampı, o gün bizim devlet erkânımız ile bir Musul Valisi arasında varılan anlaşmaya göre yapılmıştır ama -Merkezî Hükûmet Bağdat’ın üzerinden geçmeden olduğu için- geçen sene Bağdat Hükûmeti bize dedi ki: “Çekin askerlerinizi.” ve Arap Ligi’ne gitti, başka uluslararası kuruluşlara gitti, bizim aleyhimize kararlar çıkarttı. Başika kampında kimler eğitim gördü? Peşmergeler eğitim gördü, Başika kampında peşmergeler. Peki, biz bunu Bağdat Hükûmeti vasıtasıyla yapsaydık daha iyi değil miydi? Orada Necifi ailesine mensup birisinin bizi desteklemesi, onunla bizim anlaşma yapmamız doğru bir şey değil. Bu, ancak resmî bir merkezî devlet, federal devlet sistemi içerisinde olur. O bakımdan, bu konuda bizim gerçekten dış politikada bu zor günlerde bu hususlara itibar etmemiz lazım ve tabii diplomasinin çok değişik enstrümanları var, onların kullanılması lazım yani bir “double-track” dedikleri, iki güzergâhlı, çok güzergâhlı politikalar var, arka kapı diplomasisi var ve değişik yollar var. Bunları denemek lazım çünkü dış politikada her şeyin iç politikada olduğu gibi alenen söylenmesi mümkün değildir, faydasından bir şey çıkmaz, zararı olur. O bakımdan, bu stratejik planlama içerisinde küçük ittifaklar vesaire olabilir ama bir günde dünyanın iki büyük kutbu arasında savrulmak da herhâlde doğru dürüst bir dış siyaset anlayışı değildir. O bakımdan, bugünlerde bu beka sorunuyla karşı karşıya geldiğimiz bir zaman içerisinde bunları gözden geçirmemiz lazım ve tabii, Türkiye’nin millî menfaatleri, Türkiye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye’de merkezî hükûmetin egemenliği ancak komşularındaki benzerlerinin bulunmasıyla mümkündür. Yani Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’nin egemenliği, Irak’ın toprak bütünlüğü, Irak’ın egemenliği korunduğu müddetçe bizimki de korunacaktır. Aksi takdirde onlarınki bölündüğü zaman bu zincirleme reaksiyonu durdurmak mümkün değildir. Buna dikkatle bakmak lazım. Mesele sırf o iki ülkede değil, bütün bölgeyi dalga dalga bu hadiseler sarıyor. Yemen’e bakmak lazım, Libya’ya bakmak lazım, Körfez’deki Körfez ülkeleri ile İran arasındaki meselelere bakmak lazım. Körfez’deki beş ülke arasındaki kavga, Suudi Arabistan bir tarafta Katar bir tarafta ve Körfez İşbirliği Teşkilatının çökmek üzere olduğunu görmek lazım. Bugün, Kuveyt Emirinin beyanatı var “çöküyor” diyor. Bütün bunlarda bizim taraf tutan bir politika takip etmemiz değil, bitaraf olan ve herkesle iyi geçinen… Çünkü biz büyük devletiz ve biz bu bölgede söz sahibiyiz. Ama bunu davul zurnayla yapamazsınız, davul zurnayla yaparsanız millet gelir, beş dakikada seyirlik durumunda olur ve kaçar sizden. Bunun ustaca yapılması lazım, bunun üslubu var, esasları var, diplomasinin enstrümanları var, bunlarla yapılır. O bakımdan biz diyoruz ki: Bu dönemde, bu beka dönemini, beka mücadelesi verdiğimiz ve herkesin bu konuda hassas davrandığı bir dönemde bunları iyiden tezekkür etmek lazım.

Ben üçüncü olarak konuşmamda Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kerkük üzerinde durmak istiyorum. Bugün Kerkük’te bizim, hepimizin belirli bir hassasiyeti vardır ve biz Kerkük’ü Misakımillî hududu içerisinde bildiğimiz için ve orada Türkmenlerin varlığıyla ilgili çok hassas olduğumuz için bu konuyla hepimiz ilgileniyoruz. Fakat şurada bir husus var, ona dikkat etmek lazım. Kerkük, sırf son günlerde değil, Irak’ta Irak devleti oluştuktan sonra yani Bağdat, Basra ve Musul vilayetlerinin İngiliz işgali altında birleştirilip Irak devleti, önce krallığı inşa ediliyor, 1958’de de darbe oluyor, 1958’den sonraki darbe içerisinde Arap Baas Partisi iktidara hâkim oluyor. İşte, Arap Baas Partisinin iktidarı esnasında Türkmenlere karşı çok büyük baskılar yapıldı ve onlar orada yalnız kaldılar. Saddam geldiği zaman daha kötüsü oldu. 2003’teki Amerikan işgaliyle yine bu sefer Arap Baas Partisi değil, peşmergelerin ve Kuzey Irak’taki federal Kürdistan bölgesinin baskısı altında işte Kerkük işgal edildi peşmergeler tarafından. Son olarak da referandumdan sonra Talabani peşmergesinin çekilmesi ve Bağdat ordusunun ve Haşdi Şabi’nin Kerkük’e girmesi neticesinde oradaki Türkmenlere kendi vatanlarında kalma imkânı sağlanıyor.

Şimdi, Türkiye’nin önünde çok önemli bir sorumluluk ve fırsat vardır; bunun da çok doğru bir şekilde yapılması lazım geliyor. O bakımdan ben, müsaadenizle bugün Sayın Başkanımızın, Genel Başkanımızın söylediklerine atıf yaparak sözümü bitirmek istiyorum.

Şimdi, 2003’te Kerkük’e müdahale edildi ve orada demografik şey yapıldı; bu, Saddam zamanında da yapıldı. O bakımdan Kerkük’teki Türkmenlerin maruz kaldığı demografik zorlamalar sırf son günlerin eseri değil, ta Saddam’dan itibaren devam ediyor. Onun için, bugün yeniden teşekkül ederken Kerkük’te özel bir statünün düşünülmesi lazım. Yarın Irak Başbakanı Sayın Abadi geliyor, görüşme olacak. 2014’te de geldi, görüşme oldu fakat görüşme bittikten sonra gitti, “Güçlerinizi Başika kampından çekiniz.” dedi. Şimdi, bizim temennimiz, yarın Hükûmetimizin, Iraklı müttefikleriyle, komşularıyla, muhataplarıyla Kerkük meselesini iyi tezekkür etmeleri ve bunu ahdî ve akdî bir belgeye bağlamalarıdır. Çünkü bugün eğer biz Kerkük için bir özel statü sağlama imkânını kaybedersek bir daha gelmez. Bugün, bir fırsat doğmuştur; bu referandumdan bir fırsat doğmuştur, bu fırsatı bizim iyi değerlendirmemiz lazım, bu da yarın bizim Hükûmetimizin Irak Hükûmetiyle, iki Başbakanın görüşmesine bağlı bir hadisedir. O bakımdan, biz diyoruz ki: Bu şerden hayır doğsun ve Kerkük tekrar eski demografik yapısına dönsün, Kerkük’ün statüsü yeniden belirlensin ve Türkiye orada söz sahibi olsun. Bugün haritalar yeniden çiziliyor, bunların hepsini konuşuyoruz, biliyoruz ama bu bir gerçektir, bu bir gerçektir, bunu unutmamak lazım, göz ardı etmemek lazım çünkü haza harita değişirse bizim burada da harita değişecektir, bunu bilmek lazım. Eğer biz haritaların, bu Sykes-Picot haritalarının bugünkü statükosunu koruyamazsak yarın bunun ceremesini çekeceğiz.

Bu sözlerimle hepinizi saygıyla selamlarım. Yaklaşan Cumhuriyet Bayramı’mız münasebetiyle de hepinizin bayramını tebrik ederim. Teşekkür ederim efendim, sağ olunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İhsanoğlu.

Şahıslar adına ikinci konuşmacı, Eskişehir Milletvekili Sayın Cemal Okan Yüksel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika buyurun.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçi bu uluslararası sözleşmeyle ilgili şahsım adına, bir zorunluluktan dolayı söz aldım ama bugün, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine, daha önce ele geçiremedikleri, ulaşamadıkları birtakım belgeler vermek istiyorum.

Sayın Bakanım, lütuf buyurup dinlerseniz, sizin vasıtanızla ben Sayın Dışişleri Bakanımıza ve Sayın Hükûmet yetkililerimize birtakım belgeler iletmek istiyorum.

Sevgili milletvekilleri, İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun ceza almasından sonra partimiz Enis Berberoğlu davasını izlemek için bir komisyon kurdu, ben de bu komisyonun bir üyesiyim. İncelemelerimiz esnasında 2015 senesinde o zamanki İstanbul Milletvekilimiz Osman Korutürk tarafından bir soru önergesi verildiğini tespit ettik. Bu soru önergesinin içeriğinde Sayın Bakanım, Sayın Korutürk 17 Ocak 2015 tarihinde MİT tırlarıyla ilgili gizli bilgi ve belgelerin Hollanda Parlamentosunda milletvekili olarak görev yapan 2 parlamenter tarafından Hollanda Adalet Bakanı, Hollanda İstihbarat Şefine iletildiği ve bu konuyla ilgili Hollanda Parlamentosuna soru önergeleri verildiğiyle ilgili bizim Meclisimize bir soru önergesi vermiş. Bunun üzerine biz Türkiye Cumhuriyeti devletini incitmeden, sorumlu devlet adamları olarak, hiç arka kapılara sapmadan, direkt Hollanda Parlamentosuyla ilişkiye geçtik ve yazışmalar yaptık. Biraz önce tarafıma Hollanda Parlamentosu Genel Sekreteri Bay Van Dijk tarafından ulaştırılan bir belge var. Bu mektupta… Ben açıklamayacağım mektubun içeriğini devlet sırrı olduğundan veçhile, sorumlu parlamenterler olarak Hükûmetinize bunu iletmek üzere size vereceğim ama işin özünü anlatmak istiyorum, söz alma nedenimi.

Enis Berberoğlu, gizli kalması gereken devlet sırlarını siyasi ve askerî casusluk maksadıyla elde etmek ve yayınlamak suçlamasıyla ömür boyu hapse, sonra yirmi beş seneye indirilerek yirmi beş sene hapis cezasına çarptırıldı. Hiçbir tanık, konuyla ilgili hiçbir kişi bu belgelerin Enis Berberoğlu tarafından verildiğini söylemedi, bir ifade yok ama mahkeme böyle bir karar verdi. Hiçbir şekilde kabul manasına gelmemek üzere, bu belgeler Enis Berberoğlu tarafından verilseydi dahi -avukatların savunması böyledir- belgelerin 27 Mayıs 2015 tarihinden önce yani Cumhuriyet gazetesinin yayınından önce, işte, çeşitli basın organlarında yayınlandığıyla ilgili deliller sunuldu ve mahkeme gerekçeli kararında dedi ki: “Evet, bu belgeler eğer yayınlanmış olsaydı, başka kişiler tarafından bilinseydi devlet sırrı olmazdı.” Fakat Aydınlık gazetesinde yayınlanan flu bir fotoğraf ve tahmin; bize delil, belge vermediniz.

Şimdi, elimde kendi tercüme ettiğim Felemenkçe ve İngilizce metinlerden size çok kısa bir pasaj okuyorum; devlet sırrı yok, soru önergesiyle -bu kamuya açık- Raymond Knops, Dışişleri Bakanı Koenders’e şunu soruyor: “Tüm raporlara ve suçlamalara rağmen ve bu endişe verici bulguları dikkate alarak Türkiye tarafından Suriye ve Irak’taki cihatçılara verilen muhtemel desteğe dair kanıta sahip olmadığınızı iddia etmeyi sürdürüyor musunuz? Cevap, diyor ki Koenders: “Hükûmet, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki cihatçılara verdiği iddia edilen destekle ilgili raporların farkındadır. Hükûmet, aynı zamanda geçtiğimiz yıl Türk kamyonlarının Suriye’ye silah götürdüğü iddialarını kanıtlayan ve Temsilciler Meclisi Üyesi Bay Omtzigt’in tarafımıza ulaştırdığı belgelerin de farkındadır.” Ve devam ediyor bizi aklayacak bir ifadeyle, diyor ki: “Bununla birlikte bu belgeler silahların nihai varış yerinin kanıtı değildir. Üstelik Hükûmet Türkiye’nin cihat örgütlerine destek sağladığını doğrulayamamaktadır. Bu konuda Türkiye’nin IŞİD ve El Nusra’yı ulusal terör örgütleri listesine aldığını lütfen unutmayın.” Yani burada diyor ki Hollanda Hükûmeti Cumhuriyet gazetesinin yayınından beş ay önce bu bilgilere ve belgelere, MİT tırlarıyla ilgili gizli belgelere vâkıf olmuş. Bu belgelerin devlet sırrı olma niteliği kaybolmuş.

Sevgili Bakanım, bir milletvekilimiz aylardır suçsuz yere gizli devlet belgelerini açıklamaktan dolayı hapishanede yatıyor. Türk yargısının eski günlerine, güvenilir günlerine dönebilmesi için mahkemenin şimdi Hükûmetinize sunacağım belgelerle ilgili vereceği karar bu belgelerin 9 Ocak 2015 tarihi itibarıyla Hollanda Parlamentosu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Yüksel, lütfen tamamlayın.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Hollanda Parlamentosunun Genel Sekreterinin tarafıma ıslak imzayla ilettiği bilgilere ve soru önergeleri ve Dışişleri Bakanı Koenders’in verdiği cevaplara göre: 9 Ocak 2015 tarihi itibarıyla vâkıf oldukları da göz önüne alındığında Enis Berberoğlu’nun -hiçbir şekilde verdiğini kabul etmiyoruz ama- vermekle suçlandığı belgelerin artık yabancı bir devletin elinde olduğunu ve devlet sırrı sayılamayacağını sayın Hükûmetinizin takdirlerine sunuyorum ve bu belgelerin İngilizce, Felemenkçe ve Türkçe tercümelerini Sayın Dışişleri Bakanına ve Hükûmet yetkililerine iletip gereğinin yapılması için desteğinizi rica ediyorum.

Teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde soru-cevap işlemi yok. Daha doğrusu sisteme giren milletvekili olmadığı için bunu yapmıyoruz.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2'nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde konuşmacı? Yok.

Soru-cevap işlemi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3'üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bundan sonraki uluslararası anlaşmaların oylamalarının tamamında da ayrı ayrı elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Açık oylamaya ilişkin genel kuralları her seferinde tekrar etmeyeceğim. Şu anda okuyacağım, bilginize sunacağım kurallar bütün açık oylamalar için geçerlidir.

Oylama için verilen süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Bu anlaşmanın oylaması için üç dakika süre veriyorum, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oylama işlemi esnasında pusula gönderen sayın milletvekillerinin isimlerini burada okuyacağım. Lütfen, burada olduklarını beyan etsinler.

Suat Önal? Burada.

Bennur Karaburun? Yok.

Bennur Hanım’ı tekrar okuyabiliriz.

Serkan Bayram? Burada.

Selahattin Minsolmaz? Burada.

İmran Kılıç? Burada.

Emrullah İşler? Yok.

Hüseyin Samani? Yok.

Yusuf Selahattin Beyribey? Yok.

Mustafa Şahin? Yok.

Taner Yıldız? Yok.

Buradaydı ama çıkmış. Ben gördüm. Sayın Taner Yıldız çıkarken bana bilgi vererek çıktı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, bazı arkadaşlar oy kullanıp pusula verdikten sonra dışarı çıkmışlardı. Ben de mesaj gönderdim Genel Kurula gelsinler diye. Biraz önce buradaydı Taner Bey.

BAŞKAN – Mikrofon da bozuldu.

Sayın milletvekilleri, Sayın Taner Yıldız çıkarken bize bilgi verip öyle çıktı, bilgimiz dâhilindedir.

Sayın Numan Kurtulmuş?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Vekâleten verdi.

BAŞKAN – Vekâleten verdi, tamam.

Sayın Yıldız Seferinoğlu? Yok.

Sayın Cahit Özkan? Burada.

Sayın Ramazan Can? Yok.

Sayın Nureddin Nebati? Burada.

Sayın Halis Dalkılıç? Buradaydı, ben gördüm ama yok şu anda.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – O da buradaydı efendim.

BAŞKAN – Sayın Halis Dalkılıç? Yok.

Sayın Harun Karaca? Yok.

Sayın Alim Tunç? Yok.

Sayın Fevai Arslan? Burada.

Sayın Ahmet Uzer? Yok.

Sayın Mehmet Öntürk? Yok.

Sayın Abdulkadir Akgül? Yok.

Sayın Hasan Karal? O da yok.

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan, siz ilan edin lütfen sonucu.

Sayın Başkan, sonucu ilan eder misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Suat Önal burada mı? Burada. Evet, biz yanlış koymuşuz.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.37

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

124 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi açık oylamayı tekrarlayacağım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, yapılan açık oylamada oyların usulsüz gönderilmesi suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin mehabetine gölge düşürülmesini kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, az önce yapılan oylamada gönderilen pusuladaki arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğunun burada olmadığını üzülerek tespit etmiş bulunuyoruz. Bu, Parlamento tarihimize, Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılmış büyük bir saygısızlıktır.

Elbette biz tutanakları aldığımız zaman kimin olup olmadığını anlayacağız. Ancak yapılacak oylamada böyle usulsüz oylamaların gönderilmesi suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin mehabetine gölge düşürülmesini kabul etmediğimizi ifade ediyoruz. Tutanakları aldıktan sonra da, hangi arkadaşlarımızın burada olup olmadığını anladıktan sonra da gerekli işlemleri başlatacağımızı bilgilerinize arz ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Gök.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/483) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 124) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi oylama için süre vereceğim ancak pusula yazıp gönderen sayın milletvekillerinin, lütfen, Genel Kuruldan çıkmamalarını rica ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok ki çıksın.

BAŞKAN – Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Oy sayısı                                            :                       190

Kabul                                                  :                       190(x)

     Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

   Ömer Serdar                              Fehmi Küpçü

       Elâzığ                                       Bolu”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Arnavutluk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/740) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 480)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/479) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 121)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti ile Nijer Cumhuriyeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/661) ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 325)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların olmadığı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 25 Ekim 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.54



(x) 124 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.