TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           11’inci Birleşim

                                                                                   19 Ekim 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarının özlük haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, cezaevlerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutladıklarına ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in 14’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, bir ay önce TEOG kaldırıldığı halde hâlâ 1 milyonu aşkın öğrencinin liselere nasıl yerleşeceğinin bilinmediğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

3.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, il ve ilçe müftülüklerine nikâh kıyma yetkisi verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Erzurum’da KYK yurduna geç giriş yapan 4 öğrenciye üç günlük yemek yardımı kesme cezası verildiği iddiasına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, kaçak olduğu söylenen Şırnak’taki ocağın yıllardır Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından özel sektöre ihale usulü verildiğine ilişkin açıklaması

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, istifa ettirilen veya istifaya zorlanan AKP’li belediye başkanlarının istifa sebeplerinin ne olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ve Keçiören Belediyesinin mültecilerin entegrasyonuna ilişkin bir projesi hakkında açıklaması

12.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve çiftçilerin borçlarını ödeyemez hâle geldiklerine ilişkin açıklaması

13.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istifa etmeyen belediye başkanlarıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, 4 Kasım 2016 tarihinden beri tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk hâlinin derhâl son bulması gerektiğine ve eş genel başkanlar ve milletvekilleriyle görüşmelerinin niçin engellendiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ve 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, son bir hafta içerisinde sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlar gerekçe gösterilerek aralarında HDP il ve ilçe yöneticilerinin de bulunduğu birçok kişinin tutuklanmasına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait mailleri haberleştirdikleri için yargılanan gazetecilere, Osman Kavala’nın kendisi hakkındaki suçlamaları öğrenemediğine, Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatları Özlem Gümüştaş ve Sezin Uçar’ın gözaltına alınmalarına, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a şifa dilediğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sağlık durumuyla ilgilenen herkese teşekkür ettiğine, 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istifa etmeyen belediye başkanlarıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne, AK PARTİ Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlarıyla ilgili bazı ifadeleri konusunda düzeltme yapmasına rağmen CHP Grup Başkan Vekilinin bunu dikkate almamasına ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, tekraren, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, belediye başkanlarının seçilmiş kişiler ve yerel yönetimin demokrasinin temel taşı olduğuna, bir yolsuzluk söz konusuysa yargının görevini yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, AK PARTİ Grubunun, sentetik uyuşturucularla ilgili araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin MHP grup önerisi üzerinde konuşma hakkını kullanmamasına ve ret oyu vermesine ilişkin açıklaması

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, uyuşturucuyla mücadele konusunda 24’üncü Dönemde bir komisyon kurulduğuna ve Hükûmetin bu konudaki kararlı iradesinin devam ettiğine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, iktidarın uyuşturucularla ilgili araştırma komisyonu kurulmasına destek vermemesini kınadığına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bütün grupların ortak bir önerisiyle uyuşturucu ve uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin bir araştırma komisyonu kurulmasının çok faydalı olacağını düşündüğüne ilişkin açıklaması

29.- Sağlık Bakan Ahmet Demircan’ın, atama bekleyen personelin durumuna ve atamaların başlama noktasında olduğuna, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sağlık durumuna ve kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sağlık durumuyla yakından ilgilenen Sağlık Bakanı ile tüm bakanlara, Başbakana ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Türkiye’nin ve kadınların bu yasayı hak etmediğine ilişkin açıklaması

34.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Terörizmle Mücadele Küresel Forumu (TMKF) çerçevesinde 24-25 Ekim 2017 tarihlerinde Mısır’ın başkenti Kahire’de “Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya katılması Genel Kurulun 10 Ekim 2017 tarihli 5’inci Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1201)

 

 

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Meclis Başkanıyla birlikte Genel Kurulu ziyaret eden Nijerya Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari ve heyeti ile Meclis Başkanına “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Mersin Milletvekili Oktay Öztürk ve arkadaşları tarafından, kullanımı giderek yaygınlaşan ve millî güvenliğimize bir tehdit olarak yönelen sentetik uyuşturucuların imali, dağıtımı ve satışına ilişkin süreçlerin belirlenmesi, tüm yol ve yöntemlerin ortak bir akıl etrafında tahlil edilip önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla 17 Ekim 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, ataması yapılmayan sağlık emekçilerinin sorunları ile OHAL KHK’leriyle yaygınlaştırılan güvenlik soruşturması uygulamasının neden olduğu hak kayıplarının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 19/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ve arkadaşları tarafından, bireysel silahlanmayı azaltmanın, silahsızlanmaya dönük farkındalığı arttırmanın ve ateşli silah alışverişinin engellenmesi yollarının belirlenmesi amacıyla 17/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Genel Kurulun 10’uncu Birleşiminde kabul edilen 5 ve 11’inci maddelerinin yeniden görüşülmesine dair Hükûmetin talebinin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi uyarınca Danışma Kurulunca uygun görüldüğüne ilişkin görüşü

2.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 20/10/2017 Cuma günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497)

 

 

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

 

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekririmüzakere)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (5 ve 11’inci Maddeler)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesine bağlı ek madde 4’le ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesine bağlı geçici madde 9’la ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun, Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde oyunun rengini belirtmek üzere yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 497) Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

 

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Enerji Piyasası Üst Kurulu yöneticilerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15298)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Elektrik Üst Kurulu yöneticilerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15301)

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, elektrik dağıtım maliyetlerindeki düşüşün hane faturalarına yansımamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15405)

 

19 Ekim 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarının özlük hakları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’ya aittir.

Sayın Akkaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarının özlük haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bugün, olmayan demokrasimizin sembol temsilcileri muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, Mecliste çalışan emekçilerin birçok sorunu ve problemi vardır. Meclis çatısı altında hem çalışma koşulları açısından hem de ücret ve sosyal haklar açısından, çalışanlar arasındaki farklılıklar devam etmektedir.

Bunlara şöyle bir göz atacak olursak, birinci sorun olarak ücreti ele almak gerekir. Bu çatı altında aynı işi yapmalarına rağmen, Anayasa’nın ve buna bağlı yasaların amir hükmü olan “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı biçimde, adil olmayan bir anlayışla farklı ücretlerle Mecliste personelimiz mağdur edilmektedir. Meclisin güvenliğini sağlayan polislerimize baktığımızda bu ücret farklılığını net olarak görebiliriz. Bazı personelimize ek ödemeler yapılırken diğerlerine bu ödemeler verilmemektedir. Bir an önce bu adaletsizliklerin giderilerek “eşit işe eşit ücret” yaklaşımı çerçevesinde bu sorun çözümlenmelidir.

İkinci sorun çalışma süreleriyle ilgilidir. Uygulamada gene yasalar ihlal edilmektedir. Bazı Meclis çalışanları azami günlük çalışmanın üzerinde çalışmalarına rağmen bu çalışmalarının karşılığını, hak ettiklerini alamamaktadırlar, fazla mesai ücretlerini eksik almaktadırlar. Fazla mesai yapan Meclis emekçilerimiz ne yazık ki bu ücreti belirlenen fiks ücret üzerinden almaktadır, bu da adil değildir değerli arkadaşlar. Bu uygulama ayrıca hiç de hakkaniyetli değildir.

Üçüncü sorun sosyal haklarda ayrımcılık yapılmasıdır. Örneğin Mecliste personelin işe gidip gelmesiyle ilgili servisler kaldırılmıştır, bunun yerine taşıma kartı verilmektedir ama bu Meclisteki siyasi parti gruplarında çalışanlara ve danışmanlara bu haklar verilmemektedir, bu da bir ayrımcılıktır, bunların da düzeltilmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, bu doğru bir yaklaşım olmadığı gibi, dördüncü sorun da çalışan personelin kadro sorunudur. Şöyle bir örnek vermek istiyorum: Kulislerde bize çay veren arkadaşlarımız var; bir kısmı kadrolu, bir kısmı 4/C’li, bir kısmı taşeron olarak çalışıyorlar. Hepsi aynı işi yapıyorlar ama farklı statülerde çalıştıkları için onlar ücret ve sosyal haklar konusunda mağdur oluyorlar. Bu da çok doğru bir yaklaşım değil. Bunun da bu işlerin de bu haksızlıkların da bir an önce giderilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bir diğer sorun da taşeron sorunudur. Meclisimizin çatısı altında taşeron çalıştırılmaktadır. Bugün taşeron sistemi amacının dışına çıkmış, asıl işin bir parçası olmuştur. Ülkemizde çalışma hayatının kangreni olan taşeron sistemi kaldırılmalı “ama, lakin, fakat” demeden kamudaki bütün taşeron işçiler mevcut çalıştırıldıkları arkadaşların ücretleri ve haklarıyla işlerine devam etmelidir.

Diğer bir sorun da: Milletvekillerimize milletvekilliği süresince katkı sağlayan, statüleri şoför, sekreter ve danışman olan personel arkadaşlarımız vardır; milletvekili arkadaşlarımızın görevi bittiğinde bunlar kıdem tazminatını alamamakta, ayrıca işsizlik sigortasından yararlanamamaktadırlar. Bu da çok doğru bir olay değildir ve Mecliste çalışan 550 milletvekilimizin personeli olan danışman, sekreter ve şoför arkadaşlarımızın bu konudaki mağduriyeti giderilmelidir.

Değerli arkadaşlar, bir söz vardır “Eğer mahallenin temiz olmasını istiyorsanız öncelikle kapınızın önünü temizleyeceksiniz.” diye. Türkiye'de çalışma hayatının sorunları dağ gibi büyüktür. Türkiye Büyük Millet Meclisi tespit edilen sorunları, çalışma hayatının sorunlarını çözmek için burada yasalar, kanunlar çıkarmaktadır. Bu yasaları, kanunları çıkarırken adil olmak zorundadır ve en önce, her şeyden önce Büyük Millet Meclisinin güvenilir bir kurum olduğunu ortaya koyabilmesi için kendi bünyesinde çalıştırdığı personelini adil olarak burada çalıştırmak, yasalardan, sosyal haklardan onların yararlanmasının önündeki engelleri kaldırmak zorundadır. Bunu yapamadığınız zaman herkes şunu söyler: “Ya sen ilk önce kapının önünü temizle, ondan sonra bizim sorunlarımıza bak.”

Onun için, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gece gündüz demeden bize hizmet veren, bize katkı sağlayan bütün çalışanların mağduriyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesinin görüşüleceği bu süreç içinde ortadan kaldırılmasını Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirine sunuyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akkaya.

Gündem dışı ikinci söz, Muhtarlar Günü münasebetiyle söz isteyen Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’na aittir.

Sayın Durmuşoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 Ekim Muhtarlar Günü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi, ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı ve özellikle muhtarlarımızı saygıyla selamlıyorum.

19 Ekim 1829 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul’un nüfus sayımı vesilesiyle yayınlanan hattıhümayunda, muhtarlık kurumunun tesisine giden yol açılmış, devlet ile millet arasında çok önemli bir köprü kurulmuştur.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan yeni yaklaşımın doğal bir sonucu olarak bu tarihî günden hareketle, 19 Ekim 2015 tarih ve 29507 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2015/11) sayılı Başbakanlık Genelgesi’yle her yıl 19 Ekim tarihinin Muhtarlar Günü olarak kutlanması kararlaştırılmıştır. Biz de Hükûmet olarak ülkemizdeki yerel demokrasinin en eski örneğini oluşturan değerli muhtarlarımıza özel bir günü ihdas etmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

19 Ekim Muhtarlar Günü olarak kutlanmasının kabul ve ilan edilmesi, devletimiz ve Hükûmetimizce muhtarlarımıza verilen değerin çok önemli bir göstergesidir. Bu yaklaşımın sonucu olarak, 2002’de 97 TL olan muhtar maaşları bugün 1.503 TL seviyesine çekilerek özlük haklarında da çok büyük bir gelişme sağlanmıştır.

Muhtarlarımızın merkezî idareyle ilişkilerini kuvvetlendirmek, vatandaşlarımızdan kendilerine ulaşan taleplerin en etkin şekilde ilgili kurumlara iletilmesini sağlamak amacıyla İçişleri Bakanlığımızca Muhtar Bilgi Sistemi hayata geçirilmiştir. Ülkemizdeki 18.309’u köy, 31.944’ü mahalle olmak üzere toplam 50.253 muhtarın hayat standartlarının yükseltilmesi ve devletle olan iletişimlerinin güçlendirilmesi, aslında sadece muhtarlarımıza değil, vatandaşımıza sunulan hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik modern ve çağdaş bir anlayışı da bünyesinde barındırmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın muhtarlarımızla rutin hâle getirdiği buluşmalar valilerimiz, kaymakamlarımız ve milletvekillerimizce de gerçekleştirilmekte, böylece vatandaş ile devlet arasındaki bağ daha da pekişmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz şehitlerimiz arasında 2 de muhtarımızın olması, o gece tüm engelleme çabalarına rağmen muhtarlarımızın köylerinde ya da mahallelerinde demokrasiye sahip çıkmaları ülkesine ve milletine sahip çıkma kararlılıklarını gerektiğinde canlarıyla ortaya koyduklarını göstermiştir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Cumhurbaşkanı olarak seçilmişim ve benim muhtarım da seçilmiş. Demokrasi noktasında benim muhtarımla aramda bir fark yok; o da seçilmiş ben de.” diyerek demokrasi kültürünün gelişmesinde seçilmişlerin yerini işaret etmiş, aynı zamanda muhtarlarımızın bu noktadaki önemini de vurgulamıştır.

Yerel yönetimden gelen bir liderin önderliğinde, ülkemizin 2002’den sonra geçirmeye başladığı değişimin içinde muhtarlarımızın da yer alması bizlere büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Bir yanıyla yerel demokrasinin en eski örneğini temsil eden, diğer yanıyla da devletimizin en küçük ve her noktadaki parçası olan muhtarlarımız, bulundukları mahalle ve köylerde devletimizin tüm kurumlarını temsil etmektedir.

Sorunların çözülmesinde insan ve hizmet odaklı siyaset anlayışının icrasında vazgeçilmez bir konuma sahip, üzerinden yaklaşık iki yüzyıl geçen, idari teşkilatımızın mihenk taşlarından birisi olan binlerce köy ve mahalle muhtarımız millî iradeyi ve milletin devletine olan güvenini yansıtan en eski örneklerdendir. Onlar âdeta devletimizin uç beyi olarak milletimizin gözü kulağı durumundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşlarımızın devletimize ihtiyaç duyduğunda çalacakları ilk kapının muhtarlıklarımız olduğu bilincindeyiz. Bu açıdan bakıldığında muhtarlık devlet kurumlarıyla ilişkilerde aracı bir rol oynarken, diğer yanıyla da çağdaş kamu yönetim anlayışının en temel unsurlarından birisi olan yönetime katılımcılığı kolaylaştırmaktadır.

Hükûmetimiz muhtarlarımızın her alandaki fonksiyonunun, fedakârca çalışmalarının farkındadır ve kendileri için ihtiyaç duyulan tüm iyileştirmeleri en hızlı şekilde hayata geçirmek amacıyla çalışmaya devam edecektir.

Bu vesileyle, görevi başında bu aziz vatan ve millet uğrunda şehit düşen bütün muhtarlarımıza Yüce Rabb’imden rahmet diliyor, bir taraftan devleti, bir taraftan da milleti temsil eden, ülkemizin dört bir yanındaki kıymetli muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, hayırlı ve başarılı görevler diliyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, cezaevleri hakkında söz isteyen Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’a aittir.

Buyurun Sayın Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, cezaevlerine ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ama konu cezaevleriyken, şu anda muhtemelen ekranları başında bizi izleyen, cezaevinde olan, şu anda tutsak edilen milletvekili arkadaşlarımızı, belediye eş başkanlarımızı ve siyasi soykırım operasyonlarıyla şu anda cezaevinde tutulan bütün siyasi tutsakları da buradan saygıyla selamlıyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’nin en krizli, en kaoslu alanlarından biri maalesef cezaevleri. Gerçekten şu anda görünmeyen, kapatılmış bir alan olan ancak kanayan bir yara olarak cezaevi ve cezaevi uygulamaları karşımıza çıkıyor. Her gün mütemadiyen bizler ya da basın, cezaevindeki işkenceler, hak ihlalleri, onur kırıcı birtakım uygulamalarla ilgili bilgi sahibi oluyoruz. Bunlarla ilgili size sadece birkaç örnek vererek geçeceğim ancak şöyle kategorik olarak saymak gerekiyor: En temel sorun, aslında çözüm süreci döneminde üzerinde konuşulan, belli bir mutabakata da varılan hasta tutsaklar meselesi. Bugün yüzlerce hasta tutsak cezaevinde tabutuyla çıkmayı bekliyor çünkü Adli Tıp Kurumu bir “Cezaevinde kalabilir.” raporu verebiliyor ama bir müdahaleyle “Cezaevinde kalamaz.” raporu verebiliyor. Ki biz Adli Tıbbın da içerisinde bir sürü cemaatçinin olduğunu ve buna karşı operasyonlar yapıldığını da baz alırsak eğer aslında Adli Tıp Kurumunun verdiği raporların da çok da gerçekçi olmadığını biliyoruz. Ancak 2 tane örnek vereyim: Düzce Cezaevinde Selami Keleş var, şizofrenik belirtileri var epilepsiyle birleşmiş, günde 3-4 defa kriz geçirmesine rağmen, tek başına hayatını idame edememesine rağmen bugün cezaevinde tutuluyor.

Yine, Düzce Cezaevinde hasta mahpus, Atilla Coşkun... Beynindeki tümör artık gözle görülür bir şekilde olmasına rağmen hâlâ bununla ilgili bir adım atılmış değil ve cezaevinde tutuluyor.

Bu hasta tutsakları meselesinde bunlar gibi size yüzlerce hasta tutsağı buradan sayabilirim ama “Sadece bununla mı kalıyor?” derseniz hayır. Bir de artık cezalandırma yöntemine dönen sürgün meselesi var. Her gün cezaevlerinde bir yerden bir yere tutsakların sürgün edildiği haberleriyle uyanıyoruz. Belki vicdanlarınıza seslenir ya da belki bir daha düşünürsünüz diye söylüyorum, en son olarak dün 84 yaşındaki “Sise” adında bir kadın -84 yaşında, bakın, zaten hukuk devletinde 84 yaşındaki bir kadının cezaevinde tutulmayacağını biliyoruz ama- Muş Cezaevinden kelepçelenerek aç susuz bir hâlde Tarsus Cezaevine kadar sürgün edildi. Bence bunun üzerine düşünmemiz lazım değerli arkadaşlar, 84 yaşındaki bir kadının topluma nasıl bir zararı olabilir ya da toplumda nasıl güvenliğini tehdit edebilir ya da başka bir yol, yöntemi yok mu? Yani, biz biliyoruz ki tutuklama bir tedbir, başka şekilde de tedbirler uygulanabilir, ev hapsi de uygulanabilir, o kadın, evinde de aslında bir şekilde cezası uygulanabilirken, şu anda 84 yaşındaki bir kadın, cezaevinde ve sürgüne maruz kaldı. Bunun gibi onlarca örnek yine sayabilirim.

Evet, değerli arkadaşlar, cezaevi meselelerinden bir tanesi daha süngerli oda meselesi. Süngerli odanın ne olduğunu ben size isterseniz açıklayayım. Etrafı kapalı bir oda, ortasında bir klozet, etrafı camekânlı ve tutsaklar orada tutulup bütün kişisel ihtiyaçlarını giderebilmeleri için de bir alan yaratılmayıp insanlar sürekli gözlem odalarında tutuluyor. Özellikle kadınlar erkeklerin gözetimi altında kişisel ihtiyaçlarını bile gidermek zorunda bırakılıyorlar. Bu kadar onur kırıcı davranışlar var.

Artık cezaevindeki işkenceyi, darpları saymıyoruz bile ama hazır işkenceden söz etmişken Başkanlık Divanına bir sorum var: Geçen haftalarda ben işkenceyle ilgili bir önerge verdim. Başkanlık Divanından önergenin kaba ve yaralayıcı olduğu gerekçesiyle önergem reddedildi. Değerli arkadaşlar, bu ülkede işkenceyi insanlığa karşı suç olarak tanımladığımızı geçenlerde söylemiştim. Asıl bizi yaralaması gereken, asıl insanlık onuruna saldırı olan işkenceyken bunu dillendirmenin kaba ve yaralayıcı olduğu tek ülke Türkiye’dir herhâlde. Eğer kaba ve yaralayıcı cümleler duymak istemiyorsak, gelin cezaevlerindeki bu işkenceleri araştıralım. Bakın, 1980 döneminde Diyarbakır Cezaevinin bizi getirdiği nokta ortada, bir tane daha, hatta onlarca cezaevi daha yaratmaya ihtiyacımız yok diyorum. Umarım bu konuda biraz düşünürsünüz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutladıklarına ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in 14’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, demokrasimizin ve idari yapılanmamızın en temel yapı taşı konumunda yer alan, vatandaşımızın köyünde, mahallesinde hem komşusu hem hizmetkârı hem de gittiği ilk kapı olan değerli muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı olarak biz de buradan tebrik ediyoruz. Milletin devletiyle arasındaki köprü olma vazifesini her türlü cefası, çilesi ve zahmetiyle göğüsleyen köy ve mahalle muhtarlarımız her daim devletimizin de başının tacı olmuştur. Bu vesileyle, buradan bir kez daha tüm muhtarlarımıza Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu olarak sevgi, saygı ve selamlarımızı sunuyoruz.

Yine, bugün, burada “Biz de zalimlerden olursak zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Kitap’a uyacağız.” diyen yüzyılımızın mücahitlerinden merhum Aliya İzzetbegoviç’i anmadan geçemeyeceğim. 19 Ekim 2003’te Hakk’a yürüyen merhum İzzetbegoviç, Bosna Hersek’in bağımsızlığı için verdiği mücadeleyle başta ülkesi olmak üzere tüm İslam âlemine adını altın harflerle yazdırmıştır. Ülkesinin ve milletinin bağımsızlığı için savaş alanında siperlerden diplomasi masasına her alanda en önde yer alan bu büyük lideri ve şahsında Bosna şehitlerini buradan milletimiz adına rahmetle, duayla bir kez daha yâd ediyoruz.

Sisteme giren 15 sayın milletvekiline de İç Tüzük 60 gereği bir dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Adıgüzel…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, bir ay önce TEOG kaldırıldığı halde hâlâ 1 milyonu aşkın öğrencinin liselere nasıl yerleşeceğinin bilinmediğine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bundan bir ay önce tepeden inme bir kararla TEOG kaldırılmasına rağmen, bugün olmuş biz hâlâ 1 milyonu aşkın öğrencinin liselere nasıl yerleşeceğini bilmiyoruz. Milyonlarca gencin geleceği son dakika alınan kararla heba edilirken on beş yıllık AKP iktidarı yine üniversitelere, sivil topluma, muhalefete kulak vermeden kendi bildiğini okuyor. Yaptım oldu zihniyetinin faturasıysa ülkenin çocuklarına, gençlerine ödetiliyor. 2005’te LGS gitti, yerine OKS geldi. Kendi icraatını beğenmeyen AKP 2007’de bu sefer OKS yerine üç aşamalı SBS’yi getirdi. O da yetmedi, SBS içinde defalarca değişikliğe gidildi. 2014’te SBS oldu sana TEOG. Dönemin AKP’li bakanlarının yere göğe sığdıramadığı TEOG’a biçilen ömür üç yıl oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Şimdi ben size soruyorum: Sizin keyfî uygulamalarınızla geleceği karartılan yüz binlerce gencimizin dökülen her bir gözyaşının hesabını kim verecek?

BAŞKAN – Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yerel demokrasimizin en eski ve köklü kurumlarından biri olan köy ve mahalle muhtarlıklarımız kültürümüzün, sosyal ve toplumsal hayatımızın çok önemli bir kurumudur. Muhtarlarımız tarafsız ve partisiz olarak her vatandaşımızın sorununa fedakârca ve özveriyle koşarak yardımcı olurlar. Ancak AKP Hükûmeti bir taraftan muhtarlarımızın yetkilerini ellerinden alırken diğer taraftan da bu kurumumuzu siyasileştirmeye çalışıp kendi çıkarlarına alet etmekten çekinmedi. Bu durum doğal olarak muhtarlık müessesesinin toplum içindeki saygınlığının yıpratılmasına neden olmakta, verilen hizmetiyse zorlaştırmaktadır. Cumhurbaşkanının muhtarları saraya çağırıp onları dinlemeden siyasi mesajlar vermesi bu kurumu siyasileştirme çabasının açık göstergesidir. Muhtarlarımızın partisiz ve tarafsız olarak etkin hizmet sunabilmeleri için üzerlerindeki siyasi baskıları kaldırıp sosyal ve ekonomik haklarını iyileştirmeliyiz. Tüm köy ve mahalle muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü selam ve sevgilerimle kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım’ın yerine Sayın Bektaşoğlu…

3.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Muhtarlık kurumu demokrasimizin en vazgeçilmez, kutsal kurumudur. Anayasa ve yasalardan aldıkları yetki ve sorumluluklarla köy ve mahallerimizde yaşayan yurttaşlarımızın devlet kurumlarıyla ilişkilerini düzenlemede, kamu hizmetlerinin sürdürülmesinde etkin rol üstlenirler. Böylesine önemli bir görev taşıyan bu güçlerinin farkında olmalı ve asla yetki ve sorumluluklarını, temsil özelliklerini siyasete alet etmemeli, siyaset kurumunun bir parçası olmamalı, halk adına halkın çıkar ve menfaatlerine uygun davranmalı, görev sürelerinde eşitlik, adalet, hakkaniyet ilkesinden sapmadan tarafsızlıklarını korumalıdırlar. Cumhuriyetin ve demokrasinin korunup gelişmesi ve güçlenmesi buna bağlıdır. Ülkemizde pek çok muhtarımızın da bu özellikte olduğuna inanıyorum. Muhtarlarımızın ekonomik, sosyal haklarla birlikte daha saygın konuma ulaştırılmaları gerektiğini bir kez daha belirterek 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutluyor, görev yaptıkları aza ve heyetlerine, temsil ettikleri halkımıza sevgi ve saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

4.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, il ve ilçe müftülüklerine nikâh kıyma yetkisi verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, Nüfus Kanunu’nda yaptığınız değişiklikte -tasarıda maddenin gerekçesi olarak- vatandaşlarımızın evlenme işlemlerini kolaylaştırmak, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet almalarını sağlamak amacıyla il ve ilçe müftülüklerine, dolayısıyla da imamlara evlendirme memurluğu yetkisi verilmektedir. Toplam 1.398 belediye bulunmaktadır. 2016 yılında 559.832 nikah kıyılmıştır. Memur başına günde 1 nikah bile düşmemektedir. Gerekçeniz işlemleri hızlandırmak değil, laikliği ihlal etmek, din ve devlet işlerini birbirine karıştırmak, toplumu bölmek ve kirli işlerinizi din kisvesi altında örtmektir. Anayasa'nın “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” ilkesine aykırı davranıyorsunuz, toplumu bölüyorsunuz.

Nüfusa çocuk kaydettirme konusunda sözlü beyanla kayıt düşünülüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Erzurum’da KYK yurduna geç giriş yapan 4 öğrenciye üç günlük yemek yardımı kesme cezası verildiği iddiasına ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Gençlik ve Spor Bakanına: Sosyal medyada bugün gördüğümüz bir haberde, Erzurum’da KYK yurduna geç giriş yapan 4 öğrenciye üç günlük yemek yardımı kesme cezası verildiği konuşuluyor. Bu iddia doğru mudur? Bir gün geç geldi diye üç gün boyunca yemek yardımını kesmek vicdani midir? 18 yaşından büyük bir insanın milletvekili olabildiği bir ülkede 18 yaşından büyük bir öğrenciyi yurda giriş çıkış saatlerine bakarak cezalandırmak sizce mantıklı ve adaletli midir? Hak, hukuk, adalet diyoruz Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Benli…

6.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yerel demokrasimizin en küçük nüvesini oluşturan değerli muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü kutluyorum.

Ayrıca, hepimizin yüreğinde “Bilge Kral” olarak kalmaya devam edecek olan rahmetli Aliya İzzetbegoviç’i ise ölüm yıl dönümünde anmak istiyorum. Aliya’nın Avrupa’nın göbeğinde gerçekleşen vahşet sonrasında “Affedip affetmemekte serbestsiniz ancak unutmayın, unutursanız tekrarlanır.” sözleri ya da “Bizi öldürüyorlar ancak başaramayacaklar.” sözleri, “Bizi gömdüler ama tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.” sözleri aslında geleceğe ışık tutacak niteliktedir ama bence dünyanın yüreğinde en büyük sızı olarak kalacak olan şey “Her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.” ifadeleriydi. Rahmetli Aliya düşünceleri örnek alınması gereken “Bilge Kral” sözünü hak eden bir liderdi; kendisini rahmetle anıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akın.

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, kaçak olduğu söylenen Şırnak’taki ocağın yıllardır Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından özel sektöre ihale usulü verildiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Bir Bakan düşünün ki, çıkıp basına rahatlıkla, sorumluluğu olmasına rağmen 7 kişinin ölümü sonrasında “Maden kaçaktı.” diyebiliyor. Demezler mi “Ey kardeşim sen nasıl konuşuyorsun? Bu ülke senin babanın çiftliği değil, burası kaçaktı da senin elin armut mu topluyordu?” diye? Şırnak’taki bu ocak yıllardır Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından özel sektöre ihale usulü verilmiyor mu? 2017 yılının Mart ayında en son ihale yapıldı ve bir özel firma bu işi almadı mı? Ey Bakan, sen bakanlığı yanlış anlamışsın, “bakan” derken havaya bakmayacaksın, işine bakacaksın. “Bu ocak kaçak.” deyip kaçamazsınız. Şırnak’taki bu ocak yıllardır Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından özel sektöre ihale usulü veriliyor, hatta bu kömürler resmî kurumlara satılıyor. Üretilirken kaçak olup da satılırken nasıl yasal oluyor? Siz milletle dalga mı geçiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Gürer…

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Muhtarlar Günü, ülkemizde 50 bin muhtar var. Muhtarlarımız için çok söz söylüyoruz ama az şey yapıyoruz. Örneğin, muhtarlarımızın belediye meclis üyelerinde bir temsilcisinin doğrudan bulunması için kanun teklifi verdim. Bunun Meclisimiz tarafından bir an önce değerlendirilmesini talep ediyorum. Ayrıca, muhtarlarımız muhtarlık bittikten sonra silah ruhsat harçlarını ödemek zorunda kalıyorlar. Bu konuda muhtarlarımızın lehine düzenleme yapılmasını talep ettik. Keza, muhtarlarımız köyden şehre geldiğinde yol parasını dahi kendileri karşılıyorlar. Ayrıca, her muhtarın bir yardımcısı olması gerekiyor artık günümüzün teknolojisinde, özellikle büyük mahallelerde. Bu anlamda yanında çalışacak kişinin de sigortası devlet tarafından karşılanmalı.

Kısacası, muhtarlarımıza söz söylemek yerine icraata geçmeliyiz. Demokrasinin en önemli noktası, herkesin seçimle geldiği yer diye bakıyoruz ama ne yazık ki muhtarlarımızı sevdiğimiz kadar sorunlarını çözmek için tekliflerimizi gündeme almıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

9.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, istifa ettirilen veya istifaya zorlanan AKP’li belediye başkanlarının istifa sebeplerinin ne olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP iktidarı, çeşitli gerekçelerle Türkiye'nin birçok ilinde seçilmiş olan il ve ilçe belediye başkanlarını görevden almış ve yerine kayyum atamıştır. Ancak AKP belediye başkanlarıyla ilgili durum söz konusu olduğunda görevden alma yerine baskıyla istifa ettirilmektedir.

Bugün son yapılan açıklamada Ankara, Bursa ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlarının da istifa edecekleri, etmezlerse bedelinin ağır olacağı söylenmiştir. Vatandaşın bilmeye hakkı var, istifa ettirilen AKP’li belediye başkanlarının istifa sebebi nedir? FETÖ ile yolsuzlukla alakaları var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Kılıç’ın yerine Sayın Gözgeç…

10.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Öncelikle toplumun âdeta kılcal damarları olan muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü kutluyorum.

Bugün, ayrıca, bilge insan Aliya İzzetbegoviç’in 14’üncü ölüm yıl dönümü. O, bir ülkenin kaderini değiştirdi. 1970 yılında İslamî Manifesto’yu yayınlayarak yeniden uyanış ve dirilişe çağıran, Saraybosna bombalanırken askerleriyle cephede ve siperde kalan Aliya İzzetbegoviç, bizlere, inanmış bir liderin tüm İslam coğrafyasına umut olabileceğini gösterdi.

Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur. “Ölmeye hazır olan insanlar ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler. Her şeye kadir olan Allah’a ant olsun ki köle olmayacağız.” diyen özgürlük savaşçısı bilge insanı rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yaşar…

11.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ve Keçiören Belediyesinin mültecilerin entegrasyonuna ilişkin bir projesi hakkında açıklaması

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime başlarken Bosna-Hersek’in efsane lideri Aliya İzzetbegoviç’i ölümünün seneidevriyesinde rahmetle anıyorum.

Bugün sizlere Keçiören Belediyesinin mültecilerin entegrasyonuna ilişkin iyi örnek teşkil eden bir projesinden bahsetmek istiyorum. Projenin adı “Göçmen Hizmetleri Merkezi” Proje kapsamında ilçe özelinde göçmen ve mültecilere eğitim, sağlık, sosyal hayata uyum gibi konularda destek, hizmet ve eğitimleri verilmekte; hak ve yükümlülükleri konusunda kısa süreli eğitimlerle bilinçlendirilmekteler. Kamu hizmetlerine erişimleri kolaylaştırılarak gereksinim duydukları veya eksikliğini hissettikleri hizmetler konusunda verilen danışmanlık hizmetiyle toplumsal uyumları güçlendirilmekte. Örgün eğitime devam eden çocuklara okul dışı zamanlarında Türkçe dil eğitimi sağlanmakta. Kadınlara kadın sağlığı, aile planlaması eğitimleri verilmekte. Keçiören Belediyesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir’in yerine Sayın Gaytancıoğlu…

12.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve çiftçilerin borçlarını ödeyemez hâle geldiklerine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Muhtarlar Günü. Muhtarlarımız mahallelerindeki icra işlerini takip etmek ve fakirlik belgesi vermekten işlerini yapamaz hâle geldiler. Mahallenizdeki veya köyünüzdeki muhtarı bir ziyaret edin de ne kadar çok borçlu insan olduğunu görün.

En borçlu kesimden biri de çiftçiler. Çiftçilerimiz, artık, borçlarını ödeyemez hâle geldiler. Tarım kredi kooperatifleri, özel bankalar ve Ziraat Bankasına olan toplam borç 85 milyarı aşmış durumda; tefecilere olan borçlar ayrı. Bunun dışında “hazine destekli kredi” diyorsunuz, “sıfır faizli kredi” diyorsunuz, sonradan faiz istiyorsunuz. Örneğin, Meriç Subaşı beldesinden Hüseyin Serin kardeşimiz hazine destekli bir traktör alıyor ama faiz ödemekten perişan oluyor; sözde sıfır faizli. “Hani faizsizdi?” diye soruyor, “Gidip özel bankadan alsaydın daha çok faiz öderdin.” diyorlar. Nerede adalet?

BAŞKAN – Sayın İrgil’in yerine Sayın Arık…

13.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istifa etmeyen belediye başkanlarıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan, istifası istenen belediye başkanları için “İstifa etmezlerse neticesi ağır olur.” şeklinde açıklama yapmış. Bu açıklama, Türkiye Cumhuriyeti devleti adına, hukuk adına, demokrasi adına utanç verici bir durumdur. Bu açıklamayla “Bunlar seçimle gelmedi. Dalavereyle gelen, alavereyle gider.” mi demek istiyorsunuz? Geçmişte söyledik, yine söylüyoruz: Seçimle gelen seçimle gitmeli. Eğer görevden alınmalarını gerektiren bir suç varsa bu durumda yapılması gereken tehditle istifasını istemek değil, hukuki sürecin başlatılmasıdır. Biz, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı da bu haksızlık karşısında AKP Genel Başkanı Erdoğan’a müdahale etmeye davet ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Enç’in yerine Sayın Dedeoğlu.

Buyurun

14.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bugün 19 Ekim Muhtarlar Günü. Devlet ile halk arasında köprü vazifesi yaparak en zor görevlerden birini üstlenen; il, ilçe ve köylerimizde yaşanan sıkıntılar muhtarlar ve kamu kuruluşlarının ortaklaşa çalışması sonucu en kısa sürede çözüme kavuşmaktadır. Muhtarlarımız bizim mesai arkadaşlarımızdır. Yaptığımız işlerde her zaman beraber hareket ettiğimiz ve uyum içerisinde çalıştığımız için bunu söylüyorum. Muhtarlarımız kendi sorumluluk alanlarında bizlerin âdeta gözü kulağı oluyor. Çünkü seçildikleri mahalle ve köylerde durumu en iyi bilen onlardır. Bu vesileyle, üç yüz altmış beş gün yirmi dört saat çalışan muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü’nün hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Bu duygularımla, en derin saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlarken Bosna-Hersek’in efsane lideri Aliya İzzetbegoviç’i ölümünün seneidevriyesinde rahmetle anıyorum.

Devletin vatandaşa dokunan en sıcak eli ve vatandaş nezdindeki belki ilk kapısı olan muhtarlarımıza ilişkin özellikle son yıllarda ortaya konulan yeni yaklaşımın doğal bir neticesi olarak 2015 yılından beri 19 Ekim tarihi Muhtarlar Günü olarak kutlanmaktadır.

Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın muhtarlarımızla rutin hâle getirdiği buluşmaları, vatandaşımızla devletin en üst kademeleri arasındaki bağın pekişmesini sağlamaktadır. Milletvekili olarak muhtarlarımız bizim için yerelde hizmet üretme noktasında çözüm ortağımızdır. Ben bu vesileyle görevi başında milletimize hizmet için şehit düşen bütün muhtarlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum, kıymetli muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Doğan…

16.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, 4 Kasım 2016 tarihinden beri tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk hâlinin derhâl son bulması gerektiğine ve eş genel başkanlar ve milletvekilleriyle görüşmelerinin niçin engellendiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, 4 Kasım 2016 tarihinden beri tutuklu bulunan Eş Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk hâlinin derhâl son bulması gerekmektedir. Türkiye demokrasi mücadelesinde çok önemli bir yeri olan bir siyaset insanının demokratik siyaset alanından dışlanması sizi rahatsız etmiyor mu? Adalet Bakanına soruyorum: Eş genel başkanlarımız ve milletvekilleriyle görüşmelerimiz niçin engellenmektedir? Bunun gerekçesini Türkiye kamuoyuyla paylaşmanız sizin göreviniz değil midir?

BAŞKAN – Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine iki dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ve 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, bağımsız Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 14’üncü seneidevriyesidir. Gençliğinden itibaren Bosna halkı üzerindeki baskı ve zulümleri gidermek için fikir üretmiş, mücadele etmiştir. İzzetbegoviç, cesareti, kararlılığı ve mücadeleci kişiliğiyle öne çıkan bir liderdir. En kanlı rejimlerin ve katliamların yaşandığı dönemde dahi kendi davasının gereklerini yerine getirmekten, millî ve manevi değerleriyle birlikte mücadele etmekten vazgeçmemiştir. O, hak olanın hayata geçmesi uğruna mazeret kabul etmeyerek çalışan bir liderdi. Hayatının son dönemlerinde sadece emekli maaşıyla yaşamış, miras olarak kitaplarını ve uğruna bir ömür harcadığı bağımsız Bosna topraklarını bırakmıştır. O, “Ölmeye hazır olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara galip gelirler.” sözüyle adanmışlığın simgesi, Türk-İslam coğrafyasının önemli liderlerinden birisidir. O, hem bir filozof hem büyük bir siyaset ve devlet adamıdır. Mücadeleyle geçen ömrünü beş kavram üzerinden şekillendirmişti: İslami bir bilincin inşası, hukuk, özgürlük, ahlak ve eleştiri. Onun tüm insanlığa ve İslam dünyasına mirası bu beş kavramı yeniden düşünmektir. Vefatının yıl dönümünde başta Aliya İzzetbegoviç olmak üzere Bosna’nın bağımsızlığı için can veren aziz şehitleri rahmetle, gazileri minnet ve şükranla anıyorum.

Bugün Muhtarlar Günü. Ülkemizde toplam 50.217 köy ve mahalle muhtarı görev yapmaktadır. Devlet ile vatandaş arasındaki iletişimi sağlayan, vatandaşın beklentilerini ilk elden yetkili makamlara ulaştıran muhtarlarımız demokrasinin temel taşlarından birisidir. Vatandaşımızın birçok işlemine çalışma saati anlayışından uzak bir şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …özveriyle yerine getirmeye çalışan muhtarlarımızın büyük çoğunluğu sadece muhtar maaşıyla geçinmektedir. Muhtarlık hizmetlerinin verildiği binaların kira, elektrik, su, yakacak, telefon ve internet gibi zaruri giderleri çoğu zaman muhtarlar tarafından karşılanmaktadır. Muhtarlarımız zorluk içerisinde vatandaşlarımıza hizmet etme gayretindedir. Görev ve sorumlulukları günbegün artan muhtarlarımız hak ettikleri maaş ve özlük haklarından uzaktır. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak muhtarların sorunlarını Mecliste gündeme getirdik ve gündeme getirmeye devam edeceğiz. Muhtarlıkların zaruri giderlerinin belediyeler ve valilikler tarafından karşılanması, muhtarların sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanması ve mahalle ihtiyar heyeti ve köy ihtiyar meclisi üyelerine aylık 150 lira huzur hakkı verilmesine ilişkin kanun tekliflerimiz komisyonlarda beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlayabilir miyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu tekliflerin bir an önce gündeme alınarak muhtarların sorunlarına çözüm bulunmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, son bir hafta içerisinde sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlar gerekçe gösterilerek aralarında HDP il ve ilçe yöneticilerinin de bulunduğu birçok kişinin tutuklanmasına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait mailleri haberleştirdikleri için yargılanan gazetecilere, Osman Kavala’nın kendisi hakkındaki suçlamaları öğrenemediğine, Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatları Özlem Gümüştaş ve Sezin Uçar’ın gözaltına alınmalarına, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a şifa dilediğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Benimki de biraz uzun olacak bugün müsaade ederseniz.

Bildiğiniz gibi, bilgi ve kanaatlerin açıklanması özgürlüğü bir ülkenin siyasi hayatı ve demokrasisi açısından büyük önem taşır. Ancak Türkiye’de kanaat açıklamak, siyasal hayata katılmak, sivil toplum içinde yer almak hatta bir avukat sıfatıyla savunma yapmak dahi suç hâline geldi. Özellikle sosyal medyayla ilgili düzenlemelerde Hükûmet sınırsız yetkilere sahip. Bu sınırsız yetki, kişilerin eleştiri, görüş, önerilerini terör örgütü propagandası yapmaya veya Cumhurbaşkanına hakarete dayandırıyor. Bunun üzerine de mahkemeler, ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken paylaşımları yapan kişileri tutukluyorlar. Ciddi bir yaygınlaşma söz konusu bu tutuklamalarda. Son bir hafta içerisinde, sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlar gerekçe gösterilerek İzmir, Muğla, Ağrı, Aydın ve Balıkesir’de, aralarında HDP il ve ilçe yöneticilerimizin de bulunduğu birçok kişi tutuklandı. Özellikle HDP’lilere yönelik bu tutuklamaların muhalif sesleri susturmak için olduğunu düşünüyoruz.

Başka bir konu da tutuklu gazeteciler konusu. Tunca Öğreten, Mahir Kanaat, Ömer Çelik, Derya Okatan, Metin Yoksu ve Eray Saygın Redhack’in yayınladığı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait mailleri haberleştirdikleri için yargılanıyorlar. Şimdi, başka bir ülkede bu tür mailler yayınlandığında ve bir gazeteci bunu haber yapsa gerçekten, herhâlde ödül alır çünkü gazetecinin görevi halkı haberdar etmektir. Bu nedenle tüm otokratik rejimlerin hedefinde maalesef gazeteciler var.

Yine, dün gece Osman Kavala’nın gözaltına alındığını öğrendik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – İş insanı Osman Kavala. Kendisi sivil toplum tarafından tanınan ve ülkemizde demokrasinin gelişmesi için de sivil toplum faaliyetlerine verdiği destekle uzun süredir katkı sunan bir kimsedir. Kendisiyle ilgili suçlamaları öğrenmek isteyen avukatı, yine OHAL’in yaygın hâle getirdiği, soruşturmada gizlilik bahanesiyle dosya hakkında bilgi alamamıştır. Türkiye’nin demokratlarına karşı artık neredeyse bir esir alma yöntemi hâline gelmiş yedi günlük gözaltı süresinin de uygulanacağı belirtilmiştir.

Şimdi, aynı şekilde bugün, Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatları, meslektaşlarım Özlem Gümüştaş ve Sezin Uçar gece evleri basılarak gözaltına alındı. Hukukun en temel ayağını özgür savunma oluşturur. Avukatlar maalesef böyle dönemlerde en fazla baskı gören kesimlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Meslektaşlarımızın da derhâl serbest bırakılmasını diliyoruz ve özellikle gerçekten savunmaya yönelik bu saldırıları da kınıyoruz.

Evet, bugün Muhtarlar Günü. Maalesef, birçok HDP’li olduğu hissedilen veya bunu açıkça beyan etmese de bulundukları yerler nedeniyle böyle görülen muhtarların yerine görevden alınarak onların yerine de atanan kayyumlar oldu. Muhtarlar, bir mahallenin gerçekten kalbidir, sadece kayıt merci değil, aynı zamanda o mahallenin, yerelin en önemli kişileridir. Ben, bütün muhtarların gününü kutluyorum ve haksızca görevinden alınanlara da iyilikler diliyorum. Bütün muhtarların da kendileri baskı altında tutulsalar da bağımsız olarak görevlerini yapmalarını diliyorum.

Az önce Sayın Deniz Baykal’ı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …ziyarete gittik. Bugün daha iyi olduğu haberi verildi, gittiğimiz sırada da açıklama yapıyordu hastane doktorları; bu bilgiyi de iletmek istedim. Kendisine tekrar şifa diliyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Evet, biz de bir kez daha şifa dileklerimizle sözü Sayın Özel’e bırakıyoruz.

Buyurun Sayın Özel.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sağlık durumuyla ilgilenen herkese teşekkür ettiğine, 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın istifa etmeyen belediye başkanlarıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pazartesi sabahı da aynı dileklerle başlamıştık, o zaman da teşekkür etmiştik, bir kez daha biz de Sayın Baykal’ın sağlık durumuyla yakından ilgilenen tüm partilere, tüm partilerin sayın genel başkanlarına, sayın bakanlarımıza, eski, yeni tüm siyaset insanlarına çok teşekkür ediyoruz. Ayrıca, tüm grup başkan vekillerimiz de ziyaret ederek ve sürekli takip ederek konuya hassasiyet gösteriyorlar; bundan duyduğumuz memnuniyeti de bir kez daha ifade etmek isterim.

Çok sayıda milletvekilimiz, grup başkan vekillerimiz de dile getirdi, Aliya İzzetbegoviç’in ölüm yıl dönümündeyiz. Bağımsız Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı, bilge insan, sadece bir siyaset insanı değil, aynı zamanda düşünce insanı olan Aliya İzzetbegoviç ölümünün 14’üncü yılında hepimiz tarafından rahmetle, minnetle, özlemle anılmaktadır. Kendisinin bir sözünün hepimize, siyaset yapan herkese ders niteliğinde, öğüt niteliğinde olduğunu düşünüyorum. O kadar acıdan sonra şunu söyleyebilmiş bir insan, kendisi bir yönetici “Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız. Hukuk benim için sadece bir meslek değil, inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefemdir.” Bu, ülkeyi yöneten, partilerini yöneten, siyasette olan herkes için ders alınması gereken çok önemli bir yaklaşım.

İki yıldır 19 Ekim, Muhtarlar Günü olarak kutlanıyor. Ben de muhtarlarla ilgili tüm tespitlere, tüm iyi dileklere katılıyorum ama belki iktidar partisinden şu beklenir: Böyle bir günde önceden de hazırlık yapılarak bu Meclis, muhtarların ortak olarak dile getirdikleri ve hepimizin üzerinde mutabakat sağladığı, belki biraz da Maliye Bakanlığının ikna edilmesi gereken konularda da hazırlık yapılarak böyle günler, muhtarlara yüce Meclisin ortak bir jestiyle tamamlanabilir. Çok sıkıntıları var, tek tek sayıldı, bu konularda iktidar partisinin böyle bir sorumluluğu olduğunu dile getirmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son olarak da, bugün gazetelerin manşetlerinden takip ediyoruz, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 3 belediye başkanını açıkça kamuoyunda işaret ederek “İstifa etmezlerse bedeli ağır olur.” demektedir. Bu çatı altında sormak lazım, “Bedeli ağır olur.” demek, ne demek? Yani bedel ödenecek bir suç varsa yapılacak iş tehdit ya da şantaj değil, müfettiş görevlendirmektir, ardından suç duyurusudur. Bir suçun olup olmadığına karar verecek mecra yargıdır. Bir ceza varsa o ceza da kanunda yazandır. “Ya istifa et ya sana hukuk uygulayacağım.” demek… Geçen günlerde “İstediğiniz kadar söyleyin.” dedi ya, Türkiye kabile devleti değildir. Onu bin kere söyleseniz… Sonra “İstifa edersen partide kalır yeni görev alırsın, istifa etmezsen bedelini ağır ödersin, yargıya gidersin.” demek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Ya istifa ya hukuk” demek, ya istifa ya hukuk yolunu göstermek, aksi takdirde bedel ödetileceğinin söylenmesi, Türkiye kabile devleti demektir. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktur, devleti temsil makamında olan kişinin hiç hakkı yoktur. FET֒cü mü, rüşvetçi mi, hırsız mı, neyse, böyle bir düşünce varsa müfettiş, yargı; yok, böyle bir şey yoksa, üstü örtülebilecek bir durumsa bu şantaj niye, bu tehdit niye? Bu, gerçekten, Türkiye’ye yapılmış büyük bir haksızlıktır. Böyle kamu yönetimi olmaz. Bu kadar hukuksuzluğu Türkiye hak etmiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, buyurun.

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 19 Ekim Aliya İzzetbegoviç’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne, 19 Ekim Muhtarlar Günü’ne, AK PARTİ Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlarıyla ilgili bazı ifadeleri konusunda düzeltme yapmasına rağmen CHP Grup Başkan Vekilinin bunu dikkate almamasına ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün ben de Bosna-Hersek’in efsanevi lideri Aliya İzzetbegoviç’in ölüm yıl dönümü, bu vesileyle tüm Bosna halkına bir kere daha başsağlığı diliyorum.

Aynı şekilde, bugün Muhtarlar Günü, tüm muhtarlarımızın da Muhtarlar Günü’nü tebrik ediyorum.

Sayın Başkan, az önce CHP Grup Başkan Vekili, bugün Genel Başkanımız düzeltme yapmasına rağmen, kendisine atfen kullanılan bir ifadeyi “kullanmadım” demesine rağmen ısrarla onlar onun peşinden gitmeye çalışıyorlar. “Bedeli ağır olur diye bir ifade kullanmadım.” dedi Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız. Bugün bunu açıkladı, açıklamasına rağmen Sayın Grup Başkan Vekili herhâlde bunun farkında değil, ona atfen aynı ifadeleri kullanmaktadır.

Şunu, bir kere Cumhuriyet Halk Partisinin ve Grup Başkan Vekilinin kesinlikle söylemesini kabul edemem: “Eleştiri yapanları kapının önüne koyarım.” diyen bir Genel Başkanın partisinde grup başkan vekilliği yapan ve bir partiden bize demokrasi, hukuk alanında bir eleştiriyi yapmaları komik kaçmaktadır. Kendi Genel Başkanına o sözleri söylediği zaman temsil ettiği milletvekilleri adına çıkıp da en ufak bir şey söyleyemeyenler, sesini çıkartamayanlar, “En ufak bir eleştiriyi parti içinde yapanları kapının önüne koyarım.” diyen bir CHP liderine bunları ifade edemeyenler kalkıp da bize bu anlamda bir eleştiri yöneltmesinler. Herkes kendi işine baksın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

Lütfen, polemik konusu yapmayalım, uzatmayalım.

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aynı anda Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazeteleri, ajansları, herkes yanlış duymuş, yanlış yazmış, bir tek Sayın Cumhurbaşkanı doğru hatırlıyor “Bedeli ağır olur demedim, gereği neyse yapılır dedim.” Bir belediye başkanını istifaya zorluyorsun, bunu kabul ediyorsun “İstifa etmezsen gereğini yaparım.” Neyle yapacaksın? Büyük ihtimalle belediye meclis grubunda düşürme yoluna gidecek, onun da şartları, sebebi belli ya da savcıyı harekete geçirecek. Bu, ya yargının bağımlılığının itirafıdır ya belediye meclisi üzerindeki tahakkümün ve halk iradesine saygısızlığın itirafıdır. Benim genel başkanım dâhil hepimiz ön seçimden çıktık, geldik. Ben grup başkan vekilliğine çoklu aday yarışından grubumun takdiriyle seçildim, geldim. Sayın Mehmet Muş geldiği her kademeye bugün eleştirmesini beklemediğimiz Genel Başkanının tayin etmesiyle geldi. Grup başkan vekilliğinde de 5 aday gösteriyorlar, 5’inin eli sıkılıp oy atılıyor. Bu şartlar altında benimle demokrasi yarışına mı gireceksiniz? Teessüf ederim ama çok geride kalırsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu polemiği bitirelim isterseniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, lütfen kapatalım, bitirelim.

Buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siyaset kültürü vardır. Sayın Özel’den ben demokrasi dersi alacak değilim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Alman lazım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Burada Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün ne söylediğini kendisi ifade ediyor, beyefendiler Sayın Cumhurbaşkanının kendi beyanına güvenmiyorlar, onun söylediğine itibar etmiyorlar, ajansların söylediğine itibar ediyorlar. Bu kadarına da pes doğrusu, bu kadarına da pes doğrusu. Biz sizi inandıracak değiliz. İstediğiniz şekilde siz zaten bir kaşık suda fırtına koparmayı seversiniz, böyle bir kültürünüz var. Siz bir kaşık suda fırtına koparmaya devam edin.

Bir diğeri: Bakın, açık bir şey söyledim Sayın Özel’e, lafı dolandırıyor “Ben ön seçimle geldim de, işte seçildim de…” Yahu, nasıl seçilmişsin, nasıl gelmişsin beni ilgilendirmez. Söylediğim bir söz var, Genel Başkanın diyor ki: “Parti içerisinde eleştiri yapanı kapının önüne koyarım.” Hiçbiriniz bir şey diyemediniz. Bu lafı söyledi. Bu lafı söyledi. Bu tehdidi yaptı. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kapının önüne konulan kimse yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu tehdidi yaptı. Bu tehdide kimse bir şey diyemedi. Bu tehdidi yapan bir genel başkanın partisi çıkmış bize demokrasi dersi verecek. (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, önce dersinizi çalışın, önce demokrasinin ne olduğuna kendi partiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın milletvekilleri.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, lütfen açar mısınız?

MELİKE BASMACI (Denizli) - Konu yanlış bir kere.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lütfen, açar mısınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha bitmedi mi?

BAŞKAN – Sayın Muş, lütfen tamamlayalım, kapatalım bakın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen hazırunu sükûnete davet edin. Ben onları dinledim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Gayet sakiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, tabii, bunun onların hoşuna gitmediğini biliyorum çünkü her birinin kapının önüne koyulma tehlikesi var, eleştiri yaparsa. Dolayısıyla, buna sesini çıkartamayan bir partinin, bu ifadeyi kullanan bir Genel Başkanın, partinin kalkıp da bize demokrasi dersi vermek haddine de değildir, hakkı da değildir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Sayın Başkan, buradan ekmek çıkmaz.

MELİKE BASMACI (Denizli) - Konu yanlış yani.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Önce kendileri bir demokrasi sınavından geçsinler, ondan sonra bize demokrasi öğretmeye çalışsınlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, oldu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şimdi Sayın Özel’e veriyorum.

Sayın milletvekilleri, bence, isterseniz, siz kuliste bir çay için, dinlenin, arkadaşlar karşılıklı konuşsunlar böyle.

Buyurun Sayın Özel.

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, tekraren, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok uzatmayacağım ama, tabii, cevap verilecek şeyler söylüyor.

Birincisi, Sayın Genel Başkanın “Kapının önüne koyarım.” deyip kapının önüne koyduğu bir kişi yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kardeşim, tehdit etmiş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Orada “Eleştiri yapanı kapının önüne koyarım.” diye bir kapalı toplantıda böyle bir şey söylediğini siz tevatür ediyorsunuz ama somutta kimse yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Canlı yayında söylediler bunu ya, canlı yayında söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisi “Kapının içi de, önü de benimdir.” yaklaşımı içinde olmuştur. “Cumhuriyet Halk Partisiyle aramızda bir kültür farkı var, farklı siyasi kültürlerden geliyoruz.” dedi, doğrudur; kendisi biat kültüründen gelir, biz demokrasi kültüründen geliriz. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bilirsiniz, halk ozanları atışırken araya toplu iğne koyarlar, dudak değmesin diye. Yani, bence bu noktada bu polemiği bitirelim, kapatalım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hâlleri ortada işte.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu’nun söz talebi var, onu da karşılayalım.

Buyurun.

24.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, belediye başkanlarının seçilmiş kişiler ve yerel yönetimin demokrasinin temel taşı olduğuna, bir yolsuzluk söz konusuysa yargının görevini yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çay içmek yerine sözümü kullanmayı tercih ettim çünkü gerçekten bu konuda söz söylemek gerekiyor. Belediye başkanları seçilmiş kişilerdir ve yerel yönetim aslında bir demokrasinin temel taşıdır. Yani, yerel yönetim güçlendirilmezse, ortadan kaldırılmaya çalışılırsa zaten o ülkede demokrasi yoktur ama bugün gördüğümüz, işte Sevgili Gültan Kışanak gibi, Bekir Kaya gibi birçok belediye başkanımızın yerine kayyum atanmasıdır ve onların üstelik de cezaevine konulmasıdır. Melih Gökçek’i Ankaralılar –bilmiyorum- onlar değerlendirme hakkına en fazla sahipler, aslında savunmak da bize düşmez ama yaptığı parsel parsel uygulamalarla gerçekten… Fakat seçilmişlik önemli bir şeydir, kimsenin öyle kimseyi “Sizi görevden alırım.” ya da işte “Gitmek zorundasınız.” gibi bir baskıya maruz bırakmaya hakkı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitmedi mi? Tamamlayalım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Cümlem bitmedi, evet.

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Bu yönetime biz “demokrasi” demiyoruz. Yani gerçekten, bizim seçilmiş belediye başkanlarımıza ne yapılıyorsa başkalarına da onun yapılmasına karşı çıkarız. Eğer bir yolsuzluk varsa herhâlde Cumhurbaşkanı, AKP Başkanı Erdoğan yargı yerine geçmedi yani kendisi kimseyi yargılamayı düşünmüyordur. Yargı var, dolayısıyla yolsuzluk söz konusuysa yargı zaten bu kişilerle ilgili gereğini yapmalıdır.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Terörizmle Mücadele Küresel Forumu (TMKF) çerçevesinde 24-25 Ekim 2017 tarihlerinde Mısır’ın başkenti Kahire’de “Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya katılması Genel Kurulun 10 Ekim 2017 tarihli 5’inci Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1201)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Terörizmle Mücadele Küresel Forumu (TMKF) çerçevesinde 24-25 Ekim 2017 tarihlerinde Mısır'ın başkenti Kahire'de “Terörle Mücadele Çerçevesinde Parlamenterler ile Yargı Aktörleri İlişkisi” konulu çalıştaya katılım sağlanması hususu Genel Kurulun 10 Ekim 2017 tarihli 5'inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

Celalettin Güvenç                               Kahramanmaraş Milletvekili

Fatma Benli                                                                İstanbul Milletvekili

Namık Havutça                                                          Balıkesir Milletvekili

Mehmet Erdoğan                                                        Muğla Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Mersin Milletvekili Oktay Öztürk ve arkadaşları tarafından, kullanımı giderek yaygınlaşan ve millî güvenliğimize bir tehdit olarak yönelen sentetik uyuşturucuların imali, dağıtımı ve satışına ilişkin süreçlerin belirlenmesi, tüm yol ve yöntemlerin ortak bir akıl etrafında tahlil edilip önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla 17 Ekim 2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

19/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim,

Saygılarımla.

                                                                                                                                    Erkan Akçay

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

17 Ekim 2017 tarih, 2426 Sayı ile TBMM Başkanlığına Mersin Milletvekili Oktay Öztürk ve arkadaşlarının verdiği "Kullanımı giderek yaygınlaşan ve millî güvenliğimize bir tehdit olarak yönelen sentetik uyuşturucuların imali, dağıtımı ve satışına ilişkin süreçlerin belirlenmesi, tüm yol ve yöntemlerin ortak bir akıl etrafında tahlil edilip önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla” Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 19/10/2017 Perşembe günkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde ilk konuşmacı, öneri sahibi olarak Mersin Milletvekili Oktay Öztürk.

Sayın Öztürk, süreniz beş dakikadır. Sizden ve bütün konuşmacılardan süreye riayet etmelerini bir kez daha istirham ediyorum, uzatmayacağım.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, geçtiğimiz gün Mersin’de kalleşçe polis servis aracına düzenlenen hadisede yaralanan polislere acil şifalar diliyorum.

Büyük devlet adamı, büyük lider, büyük dava adamı Aliya İzzetbegoviç’in ölüm yıl dönümü münasebetiyle kendisine rahmet diliyorum ve bu arada Sayın Deniz Baykal’a da hayırlı şifalar diliyorum.

Son bir yıldır hepimizin bir şekilde ismine aşina olduğu, televizyon veya gazete haberlerinde artık ismine sıkça rastladığımız bir konu var; sentetik uyuşturucular, sentetik haplar ve tabii, halk arasında bilinen adıyla bonzai. Haberlerde otuz saniyelik, bir dakikalık bir görüntüyle geçen bu zehir ne yazık ki milletimizin bir neslini, yeni bir jenerasyonu yok etmek üzere ve ne yazık ki biz bu gerçeği yine kendi devletimizin ilgili ve yetkili kuruluşları yerine, Birleşmiş Milletlerin raporlarından öğreniyoruz. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Dairesi 2016 ve 2017 Dünya Uyuşturucu Raporları’nda diyor ki: “Türkiye’de uyuşturucu kullanımı 2011’den bugüne 17 kat artmıştır. Türkiye’de uyuşturucu kullanımı yaşı da 11’e kadar düşmüştür. Türkiye sentetik uyuşturucu kullanımı sonucunda yaşanan ölümlerde Avrupa ülkeleri arasında 1’inci sıraya yükselmiştir. Türkiye’de uyuşturucu kullanan kişi sayısı son üç yılda yüzde 20 oranında artarak 1,5 milyona dayanmıştır.” Tablo çok ama çok vahim, bu illeti, bu zehri kullananların önemli bir oranının gençlerimiz olduğu gerçeğinden hareket edersek konunun ne kadar kritik bir seviyeye geldiğini zannederim anlamış oluruz. Üzülerek söylüyorum ki millî ordumuzun asker sayısının 5 katı kadar gencimiz uyuşturucu batağına saplanmış durumda ve asıl büyük tehlike, tüm otoriteler tarafından esrar ve benzeri uyuşturuculardan 100 kat daha öldürücü denilen sentetik uyuşturucular sadece uyuşturmuyor, saldırganlaştırıyor, güncel tabiriyle zombileştiriyor ve en nihayetinde öldürüyor. Maalesef bu öldürücü zehrin farkına Avrupa ülkelerinden biraz daha geç varmışız. Avrupa bu zehri 2008’de uyuşturucu ve yasak maddeler kapsamına alırken biz ancak 2010 yılı sonunda bunu yasaklamışız.

Tabii, yasaklama tek başına bir çare değil çünkü artık, bu iş tabiri caizse sokağa, çarşıya, pazara inmiş durumda ve maalesef neredeyse evlerde bile imal edilir hâle gelmiş. İşte, açın bakın, bazı internet siteleri tarafından tarifleri bile veriliyor. Bütün kozmetikçilerde bulabileceğiniz bir aseton, bir saç spreyi, bütün marketlerden alabileceğiniz bir sinek ilacı veya bazı haşere ilaçları, yine baharatçılardan kolaylıkla satın alınabilecek yavşan otu veya belli bitkisel çaylara emdirilip bu zehir imal edilmekte ve peşi sıra akşam haberlerinde bir dakikalık görüntülerle geçiştirilen kamusal alanlarda, cadde kenarlarında, parklarda kendinden geçmiş, olduğu yerde kalakalmış genç çocuklarımızın dramı gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, çok üzülerek belirtmeliyim ki sentetik uyuşturucular özellikle büyükşehirlerde hayatın içine girmiştir ve bir gizli silah gibi gençlerimizi öldürmekte, birçok aile perişan olmakta; arkadaş çevresi, merak ve başka saiklerle bu illete bulaşan gençlerimiz elimizden kayıp gitmektedir.

Son on yılda imali, dağıtımı, kullanımı geometrik oranlarla artan bu illetle mücadele de topyekûn olmalı; okulda, evde, çarşıda pazarda, kısaca hayatın aktığı her yerde bu illetin, bu zehrin öldürücü etkisi kitle iletişim araçlarıyla milletimize duyurulmalıdır.

Dolayısıyla diyoruz ki gençlerimizi bu zehirden korumak için eğitim esasına dayalı bir acil eylem planı derhâl hazırlanmalı ve yaygın eğitim kurumlarında uyuşturucu ve bağımlılıkla mücadele dersleri verilmeli, çarpıcı kamu spotları hazırlanmalı ve bu kamu spotlarının haftada en az bir kez ulusal televizyon kanallarında “primetime” saatlerinde yayınlanması zorunlu tutulmalı. Özellikle yurt dışı menşeli kargo ve posta kontrolleri sıklaştırılmalı, gerekiyorsa bu iş için yurt dışından yeni kontrol cihazları acil olarak tedarik edilmeli ve mutlaka ve mutlaka ne gerekiyorsa yapılmalı. Geç kaldığımız vakit, elimizi dizimize vurduğumuz vakit iş işten geçmiş olur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Müslim Doğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bugün son derece önemli bir konuyu tartışıyoruz burada. Gerçekten, ülke gerçekliğimiz ortada, dünyada da tabii çok ciddi bir sorun, sadece ülkemizde değil.

Aslında, uyuşturucuyla mücadelede, uyuşturucu maddelerin geniş bir alana dağılması, kullanılması aslında ülkemiz politikalarıyla da çok yakından ilgili.

Şimdi, bu meseleye sınıfsal olarak, ırksal olarak, şu bu anlamda bakmanın hiç bir anlamı yok. Her cinsten insanın bulaşabildiği, her sınıftan insanın bulaşabildiği, farklı insan gruplarının, maalesef, bu uyuşturucu sisteminin, atmosferinin altında kaldığını açıkça söyleyebiliriz. Bunu önlemenin yolları konusunda ise maalesef Hükûmetin, devletin çok ciddi politikaları yok. Bakın, size bir istatistikle bunu ifade etmek isterim, biraz önceki vekil arkadaşımız da ifade etti ama: Türkiye'de uyuşturucu yaşı 11 değil, 10’a düşmüş, uyuşturucu yaşı 10; Türkiye'de son altı yıldaki uyuşturucu kullanımı, arkadaşlar, 17 kat artmış. Bu son derece tehlikeli bir durum aslında. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu anlamda büyük ölçekli bir projesi yok, master projesi yok, bu konuda işte nasıl önlem alırız, ne yapabiliriz. Yine, Sağlık Bakanlığının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla birlikte bir çalışması yok, bir koordineli çalışması yok. Emniyetin yaptığı operasyonların -dün İçişleri Bakanlığı da bu konuda bir açıklama yaptı- sayısından bahsediliyor. Arkadaşlar, operasyonlar yaparak bu işi engelleyemezsiniz. Elbette ki caydırıcı olacak, engellenecek ama bugün siz eğer spor tesisleri yapamıyorsanız, gençlerin eğitim alanlarını daraltmışsanız, gençlerin yararlanacağı sosyal donatı alanları konusunda yeterli ürünü ortaya koyamamışsanız gençleri o alandan kurtaramazsınız. Polisin etkin baskısı, polisin sürekli olarak operasyonuyla çözülecek bir sorun değil. Bunu eğitim alanlarında, mesela ilkokuldan başlayarak, bizim, uyuşturucuya karşı nasıl önlem alacağımız, ilgili bakanlıkların birlikte koordine yapabileceği konusunda bir çalışması var mı arkadaşlar büyük ölçekte? Yok. Tek mesele, uyuşturucunun engellenmesi meselesi; aslında bu tüm ülkemizin bir sorunu, ülke çocuklarının sorunu. Bir yaş grubunda eğer uyuşturucu 10 yaşına kadar düşmüşse geleceğimiz yok demektir arkadaşlar, geleceğimiz büyük bir tehlike altında demektir. Bunu önlememiz gerekiyor, hep birlikte bir ülke politikasına ihtiyaç var. Birer dakikalık, televizyonda yapılan uyarıcı programların da çok büyük katkısı var ama bunu bir politika hâline dönüştürmemiz gerekiyor diye belirtiyor, saygılarımı sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.11

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşacaktır.

Sayın Gürer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli, çok ciddi bir konuda Meclis araştırması Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verildi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim de bu konuda birden çok Meclis araştırması önerimiz var.

Mutlaka Meclis araştırmasının açılmasını gerektiren bir konu. Çünkü ülkemizde artık uyuşturucu, sentetik uyuşturucunun kullanım yaşı 10 yaşına kadar indi. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Dairesi sentetik uyuşturucu kullanımında ölümlerde Türkiye'nin Avrupa 1’incisi olduğunu belirtiyor. Son on yılda uyuşturucu suçlarından cezaevinde yatanların sayısı yüzde 400 artmış durumda. Madde bağımlılığından ayakta tedavi için başvuranların sayısı yüzde 674 artmış. Uyuşturucu 10 yaşlarına indi ve acıdır ki kız çocuklarında da giderek yayılıyor. Uyuşturucudan yatan hasta sayısının artış oranı yüzde 381. Yatan hastaların yüzde 11’i 15 yaş altı çocuklardan oluşuyor, yüzde 40’ı ise 15-19 yaş aralığında, yüzde 30’u 20-24 yaş aralığında, yüzde 11’i ise 25-29 yaş aralığında.

Değerli arkadaşlar, bu sorun emniyetle, eğitimle, aileyle ve kurumların iş birliğiyle çözümlenecek bir sorun. Ne yazık ki kâğıt üzerinde çok şey söylendiği doğru, bununla ilgili yapılanlar da var. Özellikle narkotiğin bu konudaki uzman olan ekiplerinin okullarda ailelere, kurumlara verdiği eğitimler de bulunuyor. Ne var ki bütün bunlara rağmen sorun çok ciddi. Allah hiç kimsenin başına böyle sorun vermesin. (CHP sıralarından alkışlar) Ama burada Hükûmetin yapması gereken bir konu, olayı yalnızca “şunu yapıyoruz, bu kadar rakam, bu” diye geçiştirmemesi gerekiyor. Bütün partilerin, bütün kurumların uyuşturucu terörü üzerine mücadeleyi topyekûn vermesi gerekiyor. Bugün burada Mecliste mutlaka bu konuda bir araştırma komisyonunun kurulmasına oy birliğiyle karar vermeliyiz. Çünkü okulda çocuk artık tuvalete girip sentetik uyuşturucu kullanıyor (CHP sıralarından alkışlar) ve bunun karşısında mücadeleyi birlikte geliştirmezsek bu terör geleceğimizi, bildiğimiz terörden daha fazla tehdit ediyor. Çoğu yerde, çoğu kasabada, çoğu köyde ne yazık ki bu yayılıyor. Bunun yanında ilçelerde, il merkezlerinde belli saatlerde sokağa çıkamayacağımız yerler var. Bu durumun çözümü, Meclisin bu duruma el koymasıdır. Bu bağlamda yapılacak çalışmanın mutlaka ve mutlaka tüm boyutlarıyla ele alınması, yasal düzenleme dâhil, her konuda mutlaka Meclisin yapacağı neyse bir an önce yapılması lazım çünkü olayın boyutları gördüğünüzden büyük, daha derin ve tehlikeli. Ne yazık ki gençlerimizi, çocuklarımızı zehirliyorlar. Buna karşı, gelin, bu araştırma önergesini kabul edin, mücadele edelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gürer.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ya, yuh ya! Bu kabul edilmez mi ya!

BAŞKAN – Öneri kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ya, bu kabul edilmezse ne kabul edilir?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sana yuh, sana!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bu, ülkenin sorunu ya! Ülkenin sorunu, ülkenin! El birliğiyle…

BAŞKAN – Sayın Özel’e söz verdim Sayın Özdiş, lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, AK PARTİ Grubunun, sentetik uyuşturucularla ilgili araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin MHP grup önerisi üzerinde konuşma hakkını kullanmamasına ve ret oyu vermesine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, İç Tüzük değişikliğinden sonra, on dakika olan süre beş dakikaya indi. MHP’nin değerli hatibi Oktay Bey hepimizin desteklediği, istifade ettiği bir konuşma yaptı. Daha sonra HDP ve CHP grupları adına yapılan konuşmalar da aynı istikametteydi. Adalet ve Kalkınma Partisi üç dakikaya indirdiği süreyi dahi kullanmadı. Yani bu sentetik uyuşturucu konusunda hakkına, payına düşen, on dakikadan üç dakikaya indirdiği süreyi kullanmadılar. Üç dakikalık zaman kaybı değil, bu sentetik uyuşturucu konusunda çıkıp söyleyecek arkadaş, ne söyleyecek? Ve dinlemedikleri konuşmaları oylama sırasında içeriye girip, böyle bir konuda ret oyu kullandılar. Bunun altını çiziyoruz, bunu Türkiye’deki bütün evlat sahibi ailelerin dikkatine sunuyoruz, onları şikâyet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, uyuşturucuyla mücadele konusunda 24’üncü Dönemde bir komisyon kurulduğuna ve Hükûmetin bu konudaki kararlı iradesinin devam ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, uyuşturucuyla mücadele konusunda 24’üncü Dönemde bir komisyon kurulmuş ve çalışmaları gerçekleştirmişti. Bu komisyon doğrultusunda…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İsmet Paşa döneminde de böyle bir sorun yoktu ona bakarsanız!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İsmet Paşa’ya kadar gitmiyor Sayın Özgür Özel, 24’üncü Dönemden bahsediyorum.

Bu Komisyonun yapmış olduğu çalışmalar çerçevesinde Türk Ceza Kanunu’nda bazı değişiklikler yapıldı ve uyuşturucuyla mücadele çerçevesinde bu işleri taşıyanlar, bu işlerin ticaretini yapanlara yönelik ağır cezai müeyyideler getirildi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O tütüncülükle ilgiliydi efendim, şu anda tartışılıyor, tütünle ilgili. Yok, efendim, tütünle ilgili o şu anda Komisyonda tartışılan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hükûmetin, yine, uyuşturucuyla mücadele konusunda kararlı iradesi devam ediyor, bunun bir problem olduğunu biliyoruz. Bu mücadele çerçevesinde muhalefetin elbette her tür görüş ve önerilerine açığız, sürekli bir komisyon kurulmasının gerekmediği kanaatindeyiz.

Teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

27.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, iktidarın uyuşturucularla ilgili araştırma komisyonu kurulmasına destek vermemesini kınadığına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, komisyonlar varsa komisyonlar çalıştırılsın o zaman. Yani Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu var, toplanmış topu topu 3-4 kere. Çocuk istismarıyla ilgili “Çocuk hakları daimî komisyonu bu Mecliste kurulacak.” dendi. Bütün partiler bununla ilgili “evet” dediler, o komisyonda dile getirdik. Hâlâ Mecliste bir çocuk hakları daimî komisyonu yok. Eğer o komisyon olsaydı zaten belki gerçekten bununla ilgili el birliğiyle birtakım şeyler yapılabilecekti. Yani “Biz her şeyi yaptık, her şeyi biliyoruz.” diye iktidar yapılmaz. Hakikaten sayılar gösteriyor zaten, işte, ortada. Hepimizin çocukları bunlar, Türkiye'nin çocukları, Türkiye'nin geleceği. Önemsemiyorsanız tamam ya da “Her şeyi biliyorum.” diyerek hakikaten iktidarı yürütemezsiniz, böyle bir anlayış yok, dünyanın hiçbir yerinde yok. Ortaklaşılacak hiç mi konu yok bu Mecliste? Gerçekten bunu ben de aynı şekilde kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Akçay…

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bütün grupların ortak bir önerisiyle uyuşturucu ve uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin bir araştırma komisyonu kurulmasının çok faydalı olacağını düşündüğüne ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bugünkü grup önerimiz sentetik uyuşturucuyla ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkindi. Böyle sürekli bir komisyon talebimiz söz konusu değil. 24’üncü Dönemde buna yakın, benzeri bir komisyon kurulmuş olmakla birlikte, bugün iktidar grubu bu önerimizi reddetmekle birlikte, ben şurada yine bir öneri getirmek istiyorum: Bildiğimiz kadarıyla ve Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekili arkadaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde de zaten özü itibarıyla karşı çıkmadıklarını da ifade ettiler. Biz dört grup olarak da önümüzdeki çalışma günlerinde –haftaya, öbür haftaya, yakın bir zamanda- ortak bir grup önerisi olarak bu hususu tekrar gündeme getirip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) –…bu uyuşturucu ve uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin bir araştırma komisyonunun kurulmasının çok faydalı olacağını düşünüyorum ve bu öneriyi de buradan dile getiriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, ataması yapılmayan sağlık emekçilerinin sorunları ile OHAL KHK’leriyle yaygınlaştırılan güvenlik soruşturması uygulamasının neden olduğu hak kayıplarının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 19/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

19 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından verilen 5675 sıra numaralı ataması yapılmayan sağlık emekçilerinin sorunları ile OHAL KHK'leri ile yaygınlaştırılan güvenlik soruşturması uygulamasının neden olduğu hak kayıplarının tüm boyutları ile araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 19/10/2017 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde öneri sahibi adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ataması yapılmayan sağlık emekçilerinin sorunlarının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verdiğimiz araştırma önergesi hakkında konuşma yapacağım.

Henüz iki gün önce OHAL’in yeniden uzatılması üzerinden tezkereyi konuştuk ve yine tezkerenin sonuçları ne oldu, bu ülkeye yansıması ne oldu; emekçiye ne getirdi, emekçiden neler aldı bunları tek tek anlatmıştım. Lakin, bunun yeterli olmadığını gördüm ve şimdi tekrar sağlıkçılar üzerindeki konuşmamı yapmak istiyorum.

Evet, OHAL yani olağanüstü hâl milyonlarca insanın hayatını en olumsuz şekilde etkiledi. İşte bu konuştuğumuz konuda da yine kendi iktidarınızı sürdürmek adına yapmış olduğunuz OHAL uygulamasının nasıl bir mağduriyete dönüştüğünü söylemek istiyorum.

20 Temmuz 2016’dan beri OHAL koşullarında yönetilen bu ülkede, OHAL’le birlikte çıkarılan KHK’ler binlerce mağduriyet yarattı, yaratmaya da devam etti ve ediyor. Hatta, benim iddiam şudur ki: Bu mağduriyetleri gidermek maddi ve manevi olarak bizim herhâlde onlarca yılımızı alacak yani bunu tamir etmek de epey zor olacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OHAL tüm toplumu etkilediği gibi sağlık emekçilerini de etkilemekte. Sağlık emekçilerinin, işsizlik, kadro verilmemesi, iş barışının olmaması, fazla mesai, meslek hastalığı gibi onlarca sorunu var. OHAL’le birlikte bu sorunlar derinleşti ve bu sorunlar daha da büyüdü. Son bir buçuk yıllık süre içerisinde 745’i Sağlık Emekçileri Sendikasının yani SES’in üyesi olmak üzere 8 bine yakın kişi, sağlık emekçisi ihraç edildi. Bununla birlikte, atama hakkı kazanan sağlık personelinin hemen göreve başlaması, güvenlik soruşturması yapılması ve hemen işle başlaması gerekiyor. Lakin, güvenlik soruşturması yapılmış olmasına rağmen, ikinci bir güvenlik soruşturması denilerek ya da sessiz kalarak ya da “Güvenlik soruşturmanız yapılıyor.” diye bekletilerek, ataması yapılan sağlık emekçileri güvenlik soruşturması sebebiyle aylardır göreve başlamıyor. Göreve başlamak için herhâlde beklenen şudur: Yani, normalde güvenlik soruşturması biter, göreve başlar ama aylardır bu insanların, binlerce insanın soruşturma sonucu kendilerine söylenmiyor; söylense bile çok kısa cümlelerle “Devlet Memurları Kanunu’na göre, işte, soruşturma kapsamında göreve başlamamız uygun değildir.” diye kısa bir cevapla kendilerine bilgi veriliyor. Peki, nedir, soruyorum yani, neden bu insanların güvenlik soruşturması aylardır sonuçlanmıyor, beklenen nedir? Güvenliğe uygun olması için ne bekleniyor, neye üye olmaması gerekiyor?

Herhâlde yaklaşık iki yıl öncesinde Fetullah Gülen cemaatine üye olanlar bir referanstı. Fetullah Gülen’in referansı olmadan siz bir odadan bir odaya gidemezdiniz, selam vermeniz bile neredeyse Fetullah Gülen’in referansıyla olurdu. En küçük şeylerin, oldu olacak en küçük bürokratik işlemlerin Fetullah Gülen’in referansıyla olması gerekirdi. Bugün, Fetullah Gülen’in referansıyla olan meseleler sizin kendi iktidar çatışmanızdan kaynaklı şeytanlaştırıldı, şimdi bunun adına bir operasyon yapılacağı söyleniyor, binlerce insan ihraç edildi ve tekrar yeniden alımlara başlandı.

Ve şimdi de beklenen şu, deniyor ki bu insanlara: “Size tekrar soruşturma yapmamız gerekiyor. Peki, referansın nedir?” Herhâlde buna da sizin ortaklaştığınız, neredeyse konfederal sisteme dönüşen cemaatler konfederasyonlarından birinin referansı gerekiyor. Öncesinde Menzil’di, bu ara Menzil’le de sanki aranız bozuk çünkü Kamu Hastaneleri Birliğinin sistemi değişti, şimdi şehir hastaneleri yapılıyor. Bu şehir hastaneleri operasyonunun kamu hastanelerinde oluşturulan kadrolaşmayı engellemek adına yapıldığını da iyi biliyorum çünkü şehir hastaneleri de ekstra bir ticarileşme alanıdır, bunu da bununla ilişkili olarak söylüyorum.

Şunu tekrar söylüyorum: Bu insanları mağdur etmekten vazgeçin. Varsa eğer bir sorunları hızlıca söyleyin, yok ise biat etmelerini, itaat etmelerini ya da gelip AKP’nin üyesi olmalarını beklemeyin. Herkes sizinle aynı şeyi düşünmek zorunda değil, herkes bireysel olarak özgürdür, iradesi özgürdür, emeğinin, çalışmasının, eğitiminin hakkı olan yerde çalışmakla yükümlüdür ve siz de bu yükümlülüğü yerine getirmekle sorumlusunuz çünkü iktidarsınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kayıtlara geçsin diye söz aldım.

Değerli konuşmacı bir dönem bürokrasideki bütün atamaların, en küçük atamaların bile Fetullah Gülen’in izniyle, tavsiyesiyle olduğuna ilişkin bir beyanda bulundu. Esasen, bu beyanın kendisi aklen, rasyonel olarak mümkünü olmayan bir duruma işaret eder çünkü hiçbir fani bürokrasideki bütün atamalara ilişkin böyle bir bilginin sahibi olamaz. Sanıyorum değerli konuşmacı da bir fani olarak böyle bir bilgiye sahip değildir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hepimiz faniyiz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Söylediği sözlerin abartıya, şayiaya ve dedikoduya dayandığına ilişkin bir hususu rasyonel olarak ifade etmek için söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ben de kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu çok basit, açarsanız Google’ı “Fetullah Gülen” yazarsanız, “AKP” yazarsanız, içinizde bulunan bütün Parlamento üyeleri dâhil olmak üzere, çok değişik, farklı fotoğraflarla karşı karşıya gelmeniz mümkündür. Kimi zaman camide, kimi zaman kurumda, kimi zaman açtığı okulda, kimi zaman açtığı bankalarda ortaklaştığınızı iyi biliyoruz. İktidar olanın, iktidarın yaptığı her şey vatandaşa kadar sirayet eder, vatandaş buna bakarak kendine pozisyon alır. Bu pozisyon da o dönemlerde Fetullah Gülen referansıydı, şimdi başka cemaat.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Sağlık Bakanının da aramızda olması çok iyi oldu çünkü bugün konuşulan öneri sağlık emekçilerinin sorunlarıyla ilgili. Ben o yüzden diğer konulara hiç girmeden, doğrudan, sürem çok kısıtlı olduğu için, sağlık emekçilerinin Sağlık Bakanına iletmemizi istediği bazı soruları ve dilekleri şu an kendisi de buradayken iletmek istiyorum. Eğer mümkünse de kendisi canlı olarak cevaplarsa memnun olurum, hatta sataşma da kabul edebilir.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Bir dinlerse…

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Birincisi, 400 bin sağlık çalışanı atama beklerken şu ana kadar 12 bin sağlıkçı…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, Sağlık Bakanımız Sayın Demircan, bir dinleyebilirseniz aslında hatibi, sizinle ilgili, sağlıkla ilgili bir konu. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Rica etsem baştan alabilir miyiz Başkanım? Bitti…

BAŞKAN – Buyurun.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Sağlık Bakanımıza özellikle sormak istiyorum ve bugün de yanıtlarsa çok memnun olurum. Bir sataşma kabul etsin lütfen.

400 bin sağlıkçı atama bekliyordu, 12 bininin atamasını yaptınız oysa sizden önceki Sağlık Bakanı çok daha yüksek miktarlarda atama sözü vermişti. 12 bin atama yaptınız, 9 bini göreve başladı, dört aydır insanlar güvenlik soruşturması tamamlanmadığı için görevlerine başlayamıyorlar. Bu insanlar çalıştıkları diğer işlerden de ayrıldılar. Bir sürü doktor, hemşire, sağlıkçı evinde bekliyor. İnsanlar doktor, hemşire bekliyor; doktor, hemşire evinde bekliyor. Daha da önemlisi, bu insanlar geçinemiyorlar, ev kiralarını veremiyorlar ve şimdi çok önemli bir noktaya geldik. Dün İçişleri Bakanı buradaydı, kendisine sorduk, dedi ki: “Biz bütün güvenlik soruşturmalarını yaptık, hepsini Sağlık Bakanlığına gönderdik.” Size soruyoruz, “Hayır, İçişleri Bakanlığından bekliyorum.” diyorsunuz. O zaman, en azından, iki bakandan biri kamuoyunu yanıltıyor. Lütfen siz gelin burada gerçeği açıklayın.

Onun dışında, sizden önceki Hükûmetin verdiği -devlette devamlılık gereği- iki tıp bayramı boyunca verilen sözler var. Birincisi: Sağlıkta sağlıkçıların yıpranma payı ne olacak, bu müjdeyi ne zaman verebilirsiniz? Emekli maaşlarındaki artış ne olacak? Sağlıkta şiddet yasası ne zaman çıkacak? Ve sağlıkta taşeronlara kadro ne zaman verilecek?

Altı yıldır övündüğünüz, “sağlıkta devrim” dediğiniz ve “Çağ atladık.” dediğiniz sağlıkta dönüşüm altı yılda çöktü arkadaşlar. Kamu Hastaneleri Birliğini geçen aylarda sessiz sakin, bir gecede, iki paragrafla kapattınız ama siz farkında mısınız Türkiye’ye maliyeti ne oldu? Bir sürü ilde Kamu Hastaneleri Birliği için binalar kiraladınız, 10 bin kişi oraya kadro atadınız, maaşları en az 10 bin liraydı. Hastanelerde doktor kalmadı, hepsi idareci oldu. Ben burada siyaseten konuşmuyorum, sizin de bu olaya siyasi bakmanızı istemiyorum çünkü bugün değil, yarın değil, işte, hepimizin başına gelecek, bu gece acile kimin düşeceği belli değil. Bu insanların eğitimleri yetersiz, sağlık bütçesinden bu insanlara, atamalara yeterince pay ayrılmadığı için çok zorluklar ve sıkıntılar var. Şu anda hanginizin annesi, babası veya çocuklarının acile başvuracağı veya ne zaman ne olacağı belli değil arkadaşlar. Nitelikli sağlık hizmetine hepinizin ihtiyacı olacak. O yüzden, gelin bu sağlıkta siyaset olmasın, bir an önce sözler tutulsun.

Gördüğünüz gibi, Kamu Hastaneleri Birliğinin Türkiye’ye maliyeti çok fazla oldu ve bu enkaz nasıl temizlenecek, bu enkazın altından nasıl kalkılacak, bunu, lütfen Bakan açıklasın. Ama daha da önemlisi, şu anda Kamu Hastaneleri Birliğinin kaldırılmasıyla birlikte, bütün hastanelerde, illerde yöneticiler açıkta kaldı, bir yönetim boşluğu var, bilmiyorum, farkında mısınız? Hastanelerde bütün idareciler vekâleten yürütüyorlar, bu yüzden hiçbiri ciddi alımlara ve ihalelere imza atmak istemiyorlar. Bir ay oldu zannediyorum, şehirlerde il sağlık müdürlerinin atamaları, asil atamaları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Devamla) – …ve hastanelerin asil yönetici atamaları sözleşmeleri yapılmadı. Gelin, bunu yapalım.

Yani şu var: Normal bir insanın muayenesine bile en az on beş, yirmi dakika gerekli diyoruz, milyonlarca sağlıkçı için bize verdiğiniz süreye bakın, üç dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul konuşacaktır.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bakana sataştım, cevap versin.

BAŞKAN – Sonra, bir bakalım.

Gruplar adına son konuşmacı.

Sayın Bakan notlarını alıyor, gerekirse sonradan sizi bilgilendirir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık atamalarında son zamanlarda yaşanan güvenlik soruşturmalarından kaynaklanan gecikmeleri değerlendirmek üzere, Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Ülkemizin içinde bulunduğu zor şartları biliyoruz. Kolay değil. Yedi düvelin karşımıza dikildiği, terörist canilerle çevrili bir coğrafyada yaşıyoruz. Daha on beş ay önce hain bir girişime maruz kalan ülkemizin yaşadığı acılar hâlen çok daha taze. İşte, bu ortamda, Türk milleti olarak birlik ve beraberliğin önemini her fırsatta ifade ediyoruz. Devletimizin kalbine yapılan kahpe saldırıları bu çatı altında hep birlikte yaşadık, biliyoruz. Devlet mekanizmasında ve idarede meydana gelen aksaklıkları ve yaşananları, gecikmeleri bu çerçevede değerlendirmek daha doğru bir yaklaşımdır.

Daha, dün, gündem dışı söz alarak, güvenlik soruşturmalarının tamamlanmasını bekleyen, atanan, ancak işbaşı yapamayan gençlerimizin yaşadıklarını dile getirdik ve sağlık çalışanlarının sorunlarını dile getirdik.

Ben, buradan Ceyhun Bey’e de şöyle teşekkür ediyorum, dünkü konuşmamı çok dikkatli şekilde dinlemiş ve benim ifade ettiğim sağlık çalışanlarının sorunlarını burada tekrar Sağlık Bakanımıza ifade etti.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Ceyhun Bey dün yoktu ama olsun.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Bu sabah görüştük kendisiyle, kayıtlarımızı almış herhâlde. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşmamda “En azından, arşiv sicil kayıtları sorunsuz olanları işbaşı yaptıralım. 3.300’ü son atamadan olmak üzere altı üstü birkaç bin kişi. Bu kardeşlerimiz aylardır bekliyor.” demiştim. İnanın, bu kardeşlerimizin birçoğu zor şartlarda okumuş, kısıtlı imkânları olan aileleri tarafından okutulmuş gençler. Meşakkatli bir yolda mezun olarak, sınavları atlatarak atama hakkı kazandıktan sonra şimdi güvenlik soruşturmalarının sonuçlandırılmasını beklemektedirler.

Ancak, dün İçişleri Bakanı Sayın Soylu’yla yapmış olduğumuz görüşmede hakikaten tüm güvenlik soruşturmalarının tamamlandığını, sadece 700 kişinin UYAP’tan mahkeme kararlarını beklediğini ifade etmiştir. Yani şunu anlıyoruz ki 12.500 atamanın güvenlik soruşturmaları hemen hemen tamamlanmış ve Sayın Sağlık Bakanına iletilmiştir. Zaten Sağlık Bakanlığı da 9 bin kişinin atamasını tamamlamıştır, diğer kalanların ataması için de kendisi şu anda açıklama yapacaktır.

Bizim de Milliyetçi Hareket Partisi olarak tüm yardımcı sağlık personelinin -450 bin yardımcı sağlık personelinin- atanması için baştan beri çabalarımızı, gayretlerimizi tüm yardımcı sağlık personeli de buradan bilmektedir. İnşallah bunların hepsinin sayısının artırılarak atamaları gerçekleşecektir diyerek hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanın söz talebi var.

BAŞKAN – Evet, işleme almadan önce, Sayın Bakan, yerinizde mikrofonunuzu açalım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Lütfen kürsüde verin, kürsüye çağırın.

BAŞKAN – Ya, kürsüde iki dakika konuşacak, orada belki üç dakika konuştururuz, rahat olun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Burada beş dakika konuşsun Başkanım.

BAŞKAN – Yo, olmaz, usulü, İç Tüzük’ü aşamayız. Sataşmaysa iki dakika.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – E ben bir daha sataşayım.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Bir daha sataştık.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, mikrofonunuzu açtım, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Sağlık Bakan Ahmet Demircan’ın, atama bekleyen personelin durumuna ve atamaların başlama noktasında olduğuna, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sağlık durumuna ve kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; tabii ki, az önce değerli arkadaşım ifade etti, sağlığı siyasete konu etmemek lazım. Sağlık hepimizi ilgilendiren bir konu. O nedenle, bir dakika, üç dakika, zamanı biraz yeterli olarak kullanma imkânı verilmesini istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, sağlığı zamana feda etmeyelim biz.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Atama bekleyen personelin, Bakanlığımızca ataması yapılan 13.506 personelimizin güvenlik soruşturması, arşiv taraması yapılmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderildi. Bunların 12.208’i, gerekli taramalar, soruşturmalar yapıldıktan sonra -414’ü tabip olmak üzere- gönderildi. Bunlardan 9.607’sinin ataması tamamlandı. Geriye kalan 3.887 personelden 2.589’unun -ki 27’si tabip- Bakanlığımızın Güvenlik Soruşturması Değerlendirme Komisyonunda değerlendirilmesi devam ediyor, ekim ayı sonuna kadar tamamlanacak. 135’i tabip olmak üzere 1.298 personelin ise Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından araştırılması devam etmekte.

Değerli arkadaşlar, bu arada, söz aldığım bu sağlıkla ilgili konuda Değerli Genel Başkan Deniz Baykal’ın sağlığıyla ilgili son aldığım raporu da burada paylaşmak istiyorum. Ankara Üniversitesi Rektörü Doktor Erkan İbiş Bey’in Deniz Baykal’ın sağlık durumuna ilişkin açıklaması “72 saatimiz şu anda dolmuş bulunuyor. 72 saat çok önemli ve kritikti. Ödem şiddetli oldu, kanama da oldu ancak son 24 saattir bu bulgularda herhangi bir ilerleme yok yani olumsuz ilerleme yok. Tam tersine, bu bulgularda bir gerileme yani düzelme var. Elbette hastamızın rahatsızlığı ciddiyetini yine koruyor ancak kötüye gidiş yok. Yaşamsal bulguları iyi. Hepsi kontrol altında. Nörolojik bulgularda iyiye doğru bir dönüş var, düne oranla iyi durumda. Tomografi bulguları yine dünkü tomografiye göre daha iyi. Bunlar da bizim umudumuzu yükselten, bizi sevindiren bulgular.” şeklindedir ki biz de bunu ümit ediyor, temenni ediyor, bu beklenti içerisinde bizler de dua ediyoruz. Deniz Baykal’ın oğlu Ataç Bey’in de bütün süreçlerin başından sonuna takipçisi olduğunu da biliyoruz. Aileye ve bütün milletimize geçmiş olsun diyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) – ...Sayın Baykal’a acil şifalar diliyoruz.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlar, sağlık sisteminde yapmış oluğumuz çok başlılığı ortadan kaldıran, tek modele döndüren sistem değişikliğinin uygulaması için kanun hükmünde kararnamenin yayım tarihinden itibaren üç aylık süre verilmişti, şu anda bir buçuk aylık süre geçmiş bulunuyor ve atamalar bugün itibarıyla başlama noktasında. Atamalarımızı il müdürlüklerimize atayıp bu alandaki vekâletle yürüyen hizmetleri asaletle yürüyecek şekle getirdik; bir boşluk olmadı, olmayacak da çünkü devlette devamlılık esastır. Bir görevli görevden alındığında yerine vekili aynı görevleri ifa eder.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yıpranma payı...

ÖZGÜR ÖZEL (Malatya) – Sayın Başkan, bir dakika bir söz, çok kısa, teşekkür için.

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sağlık durumuyla yakından ilgilenen Sağlık Bakanı ile tüm bakanlara, Başbakana ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aslında gıyabında da Sayın Bakana teşekkür etmiştim başta, kendisinin Sayın Genel Başkanımızın sağlık durumuna ilk andan itibaren yakın ilgi göstermesi, zaman zaman bilgilendirmeleri kamuoyuyla paylaşırken doğrudan kendisinin basın toplantıları düzenlemesi, tarafımızdan çok memnuniyetle ve takdirle karşılanmıştır. Hem şahsına ve konuyla ilgilenen tüm bakanlara, Başbakanımıza ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanına teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bakan Bey söz istiyor.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ve arkadaşları tarafından, bireysel silahlanmayı azaltmanın, silahsızlanmaya dönük farkındalığı arttırmanın ve ateşli silah alışverişinin engellenmesi yollarının belirlenmesi amacıyla 17/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını sayılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ve arkadaşları tarafından bireysel silahlanmayı azaltmanın, silahsızlanmaya dönük farkındalığı arttırmanın ve ateşli silah alışverişinin engellenmesi yollarının belirlenmesi amacıyla 17/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, 1410 sıra no.lu, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 19/10/2017 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde öneri sahibi adına Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm konuşacaktır.

Sayın Tüm, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta hepimizi derinden sarsan bir cinayete tanık olduk. Helin Palandöken, İstanbul’da bir katil tarafından, henüz 17 yaşında iken katledildi. Çocuğunu kaybetmenin acısını yaşayan baba Nihat Palandöken’in şu sözleri hepimizi derinden sarstı, acılı baba diyor ki: “Bizler yandık başkaları yanmasın. Kadınları öldürenlere en ağır ceza verilsin.” Helin’in acımasızca katledilmesi bir taraftan içimizi acıtırken diğer taraftan da bu olaylar öfkemizi artırıyor.

Değerli milletvekilleri, öfkeleniyoruz çünkü yaşamın her alanında cinayetler artarak devam ediyor. Kadın cinayetlerinin yüzde 1.400 oranında arttığı bir ülkede Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ne iş yapar, onu gerçekten merak ediyoruz. Geçtiğimiz eylül ayında tam 37 kadın cinayete kurban gitti. 6284 sayılı Koruma Kanunu etkin uygulanmıyor. Devlet koruması altında olan kadınlar göz göre göre işkence edilerek katlediliyor.

Değerli milletvekilleri, Helin’in cinayetinde çok önemli bir husus daha var. Helin’in acılı babası konuşmasında “Peynir ekmek gibi satılan bu silahların hesabı sorulsun. Gencecik kızımız toprağa düştü, başkaları bu acıyı yaşamasın.” diyor. Türkiye ruhsatsız silah ülkesine dönüştü. Umut Vakfının verilerine göre bugün ülkemizde en az, yüzde 85 ruhsatsız olmak üzere, 25 milyon silah bulunmaktadır. Bu yıl bireysel suçlarda ateşli silah kullanımı yüzde 80’lere ulaştı. Sadece eylül ayında bireysel silahlarla 1.575 kişi öldürüldü ve 2.670 kişi yaralandı. Yine bu yıl işlenen 363 kadın cinayetinin 285’i ateşli silahlarla gerçekleştirildi. Helin’in katiline ait silahın önce 700 liradan internetten getirildiği, sonra 1.800 liraya satıldığı ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlar, ateşli silahlar artık internette taksitle satılıyor. Önlem var mı? Yok. Denetim var mı? Yok. Yaş sınırı var mı? Yok. Herhangi bir kısıtlama var mı? Yok. Silah satışı yapan şirketlerle ilgili bilgi var mı? O da yok. Ülkemizde peynir ekmek gibi silah alınıp satılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, elimde Emniyet Genel Müdürlüğünün daha önce yayımladığı 2017 yılı bireysel silahlanma raporu var. Toplam 25 milyon silah olduğundan söz ediliyor yani ülkemizde her 4 kişiden 1’inin silahı var. Ruhsatlı silah sayısı 750 bin civarında. Değerli arkadaşlar, 25 milyon silahın sadece 750 bininin ruhsatlı olması size korkutucu gelmiyor mu? Bireysel silah kullanımı nedeniyle ülkemizde her ay yüzlerce insan öldürülüyor. Her önüne gelen eline silah alıyor… Cezalar asla caydırıcı değil, mahkemelerdeki davalar sürekli erteleniyor, ceza çıksa bile bir şey ifade etmiyor, cezalar paraya dönüştürülüyor.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda insanlara dağıttığınız o silahlarla bu ülkede cinayetler işlendi. Ankara’da geçen yıl bir cinayette seri atış yapabilen MP5 silahı kullanıldı katil ise savunmasında “Silahı 15 Temmuzda Ankara Emniyetinin önünde dağıtmışlardı.” dedi. Ankara Valisi de daha sonra bunu kabul etti.

Değerli milletvekilleri, bu cinayetler, bu sayılar bir felaket tablosu değil midir? Ülkemizi cinayetler ülkesine çevirdiniz, insan yaşamı kutsaldır ama iktidarınız döneminde insan yaşamını hiçe saydınız, neredeyse her saat başı bir cinayet işleniyor, artık bu aymazlığa bir an önce son veriniz. Gelin, silah satışının denetimini en yüksek seviyelere çıkaralım, silah kaçakçılığının ve ruhsatsız silah taşımanın cezasını ağırlaştıralım, Türkiye’yi ruhsatsız silah ülkesi olmaktan kurtaralım.

Değerli milletvekilleri, bu önemli soruna duyarsız kalmayınız, gelin bu araştırma önergesini kabul edin. Mecliste önce bir komisyon kuralım ve sorunu birlikte çözelim yoksa bu cinayetler yine artarak devam edecektir. Bunu çözemediğiniz takdirde bu cinayetlerin sorumlusu sizler olacaksınız, bunu asla unutmayınız.

Bireysel silahlanmaya “Hayır, hayır, hayır!” diyorum.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Arzu Erdem konuşacaktır.

Sayın Erdem, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Cumhuriyet Halk Partisinin bireysel silahlanmanın araştırılması hakkında vermiş olduğu grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Bu vesileyle öncelikle Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal’a acil şifalar diliyorum, geçmiş olsun diyorum. İnşallah, kısa sürede aramıza dönecektir.

Ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletimizi, basın mensuplarımızı ve Gazi Meclisimizi selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde bireysel silahlanma her geçen gün artmaktadır. Belirtilen verilere bakıldığı vakit, her yıl binlerce kişi ateşli silahlarla öldürülmektedir ve bunların önemli bir bölümünü ruhsatsız silahlar oluşturmaktadır. Kolayca ve ruhsatsız olarak internet üzerinden temin edilebilen, cinayetlere davetiye çıkaran bu silahlardır. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan sosyal paylaşım ağları üzerinden açılan ve silah satışının yapıldığı sayfalar alıcılara silahları ruhsatsız olarak göndermektedir. Büyük bir pazara dönüşen ve sanayi sitelerindeki atölyelerde üretilen tüfekler kargoyla ülkemizin her yerine kolaylıkla ulaştırılmaktadır. 400 lira ile 1.200 lira arasında alıcı bulan bu silahlar çok düşük fiyatlarla silah meraklılarına gidebilmektedir, bununla ilgili tedbirlerin acil olarak alınması gerekmektedir. Birçoğu merdiven altı üretim olan ve ruhsatsız olarak satılan bu silahlar insan hayatında ciddi anlamda tehdit oluşturmaktadır. İşin erbabı olmayan insanlar tarafından hiçbir denetime maruz kalmadan üretimi yapılması birçok sosyal sorunu da beraberinde getirmektedir. Ölümlerin bir kısmı alınan silahların bilinçsiz kullanımı sonucu gerçekleşmektedir. Kolay ulaşılması sebebiyle, özellikle öfke kontrolü vesilesiyle de bunlar cinayete dönüştürülmektedir. Hâl böyle olunca da sonuç elbette vahim olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem olan İstanbul’da geçtiğimiz günlerde 17 yaşındaki Helin Palandöken’i okul çıkışında öldüren zanlıya ait cinayet tüfeğini bir gün önce internet üzerinden satın aldığı belirtilmektedir. İnternetten alınan, dikkatinizi çekerim, bir su tabancası değildir, bir pompalı tüfektir. Daha birkaç gün önceydi Dünya Kız Çocukları Günü, bu vesileyle tekrar Helin Palandöken’in ailesine ve arkadaşlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, cezaların yeteri kadar caydırıcı olması, bu anlamda özellikle eğitimin önemini de tekrar vurgulamak istiyorum. Aslında insanımızın bu anlamda da bu konularda mutlaka eğitime tabi tutulması ve önleyici tedbirlerin alınması, cezaların caydırıcı olması yönünde de gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir. Umarım en kısa zamanda gerçekleşir.

Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan.

Buyurun Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Helin Palandöken bir erkek tarafından internetten kolayca aldığı bir silahla güpegündüz katledildi. Evet, bu cinayeti önleyemeyen iktidarın sorumlu olduğunu hatırlatarak başlamak istiyorum. Bir canlıyı hayattan koparmak, canını almak düşüncesi normal hayat seyrinde akıldan, vicdandan ne kadar uzak değil mi? Ama Türkiye’de bir insanı öldürmek ve hele hele bir kadını öldürmek ne yazık ki çok kolay çünkü bu düşünceyi zihinlerde olgunlaştıran, hiç vicdan muhasebesi yapmayı bile gerektirmeyen bir ortam var. Kadın cinayetlerini görmezden gelen, örtbas etmeye çalışan, sözleriyle, yargısıyla, yasasıyla cesaretlendiren ve tek bir sorumluluk almayan erkek egemen bir mekanizma var. Bu vicdan tutulması, akıl yoksunu cinayet bizlerin iki konuya önemle eğilmemizi bir kere daha ortaya koymuştur.

Bakın, Helin’in öldürülmesi katilin sadece iki gününü almış. Bu silahı internetten çok düşük bir bedelle temin etmiş ve herhangi bir denetimden geçmemiş. Bu iki günlük süre üstelik öldürme kararı için geçen süre de değil, silahın gelme süresi. Türkiye’de bireysel silahlanma her geçen gün artış gösteriyor. Rakamları az önce sayın hatip belirtmişti. Ruhsatsız silahsızlanma yüzde 85’lere vardı. Bu konudaki teşvik edici söylemler özellikle 15 Temmuzdan sonra kontrolsüz bir biçimde artmıştır. Hükûmete bakıyoruz sadece kayıt altına almayı yeterli görüyor. Darbe girişimlerini bireysel silahlanmayı artırarak mı çözmeyi düşünüyorsunuz? Silahsızlandırmak yerine kayıt altına almak insan odaklı bir politika olamaz. Silahın kullanıldığı alan husumette, kavgada, dövüşte ve tanıdık, bildik insanlar arasında oluyor. Her yıl yüzlerce can kaybına ve binlerce acıya neden olan bu konuda mutlak surette bir yasa ve bir kontrol sistemi acilen kurulmalıdır. Çünkü mevcut ortamda ve silahlanmaya dair yasal düzenlemeler hem çok yetersiz hem güncel değil hem de cezalar caydırıcı değil.

Komisyonlarda bekleyen yasalar neden tartışılmıyor veya gündeme alınmıyor? Bu konuda cevap bekliyoruz. Bildiğiniz gibi biz de grup olarak bireysel silahlanmanın önlenmesi konusunda 28 Eylülün bireysel silahsızlanma günü ilan edilmesi için bir kanun teklifi vermiştik, gündeme almalı, tartışmalı ve yasa yapmalıyız bu konuda.

Bireysel silahlanmanın geldiği bu kontrolsüz nokta tüm topluma zaten ciddi bir tehdittir ama özellikle de kadınlara ne denli ciddi bir tehdit olduğunu artık herkesin görmesi gerekiyor. İktidara yakın kesimlerin yaptıkları çağrıların aksine bireysel silahlanma nasıl engellenir bunu konuşmalıyız. İnternetten silah satın alabilecek kadar bu sektör nasıl bu hâle geldi? Bunun açıklamasını hâlâ yapmadı Hükûmet.

Sayın milletvekilleri, Helin’i öldüren katil muhtemelen “seviyordum, kıskandım, pişmanım” indirimi alacak ve hatta kravat taktığı için ilk duruşmada tahliye edilecek. Çünkü yargı mekanizması gereğini yapmıyor, katilleri koruyor. Bizler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, yani bir kadının ölümü ve önemli bir konu, bir dakikalık süre rica etsek.

BAŞKAN – Peki, cümlenizi tamamlayın lütfen.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, sayın milletvekilleri, Helin’i öldüren katilin cezasızlıkla karşılaşacağını çok iyi biliyoruz. Bir kez daha aynı acıları yaşamak istemiyoruz.

Sayın Başbakanın taziyeye giderek acıyı paylaşması gerçekten çok önemli ama orada o acılı babanın “Kadınlarla ilgili yasaları çıkarın; bu, iki saatinizi alır.” şeklindeki rasyonel ve haklı isteğini de duymalıdır. O haklı istek basın sansürü nedeniyle yayınlanmadı ama bu önlemi almak Hükûmetin boynunun borcudur.

Soruyorum size: Bu topluma bu anlamda bir borcunuz yok mudur sahiden? İşi yargıya havale etmek demek sorumluluktan kaçmaktır, seyirci kalmaktır, katilleri cesaretlendirmektir ve bu korkunç tehdidi günbegün artırmaktır, emin olun. Yargı, gereğini yapmıyor. Sorumluluk almaya hepinizi davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Ya, bari bunu kabul etsinler ya. Yakışıyor mu size ya? Bunun siyasetle ilgisi yok ya.

BAŞKAN – Sayın Tüm, demek ki Genel Kurulu ikna edememişsiniz, ne yapalım, kabul etmediler.

MELİKE BASMACI (Denizli) - Bir daha mı konuşsan ağabey acaba?

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Ya, yetkiyi benden almıyorlar; benden alsalar ikna ederim.

BAŞKAN - 1’inci sırada yer alan, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan maddelerin oylaması tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 25’inci maddeye bağlı ek madde 2, ek madde 3, ek madde 4 ve 26’ncı maddeye bağlı geçici 7’nci madde, geçici 8’inci madde, geçici 9’uncu madde, geçici 10’uncu madde dâhil 21 ila 39’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi 550 vekilden oluşuyor ve 81 vilayetin vekilleri burada ve 81 vilayetin, kentin vekilleri burada. Hem kendi kentlerinin sorunu hem de Türkiye’nin sorunlarını konuşmak ve çözüm mekanizması olarak bunu da tartışmak üzere buradalar ve bu sebeple, bu motivasyonla tartışmak, konuşmak, çözüm üzerinden bir politika geliştirmek için burada, bu amaçla oluşturulmuş.

Peki, ben size birkaç veri vereceğim. Türkiye’de son altı yılda uyuşturucuda artış oranı 17 kat artmış. Bununla ilgili bir gün toplantı oldu mu? Hayır. En son 2014’te bir komisyon oluştuğu söyleniyor ama 17 kat da artmış. Bu komisyon bu arada herhâlde artış hızını mı izliyor, ne yapıyor, onu da bilmiyorum. Ayda 30 kadın katlediliyor, buna karşı bir şey var mı? O yok. “Kadın cinayetlerinin artırılmasının engellenmesi için çözüm önerisi geliştirelim mi?” Ona da “Yok.” “Ne yapalım?” “Müftülük nikâhı getirelim.” “Olabilirse kadın cinayetleri artsın.”

Onun dışında yılın ilk dokuz ayında 1.485 işçi iş cinayetinden hayatını kaybetmiş. Buna dair bir çözüm var mı burada? O da yok. Peki, ilk dokuz ayda trafik kazasından kaç insan hayatını kaybetmiş? 2.912 insan hayatını kaybetmiş, 400 bine yakın insan da yaralanmış. 4 kişiden biri işsiz.

Ülkenin devlet kurumlarından, bürokrasi kurumlarından en güvensiz bürokratik kurumu kim? Yargı. Peki, ekonomik kriz var mı? Alabildiğine fazla. İnsanlar ekonomik krizin altında inim inim inliyor. Sokağa çıkmadınız, şimdi belki haberiniz yoktur ama bir çıkın, kendi kentinize, kendi seçildiğiniz kente, varoşlara gidin, orta sınıfa gidin, bir gezin, ekonomik kriz var mı, bu halkın durumu nedir, ne istiyor, biz şimdiye kadar ne yaptık, bir oturun kendinizi arkadan şimdiye kadar olan süreci bir değerlendirin.

4 milyona yakın mülteci var, 4 milyona yakın mülteci var. Bu mültecilere dair yapılan iyileştirme ya da kendi ülkelerine dönebilmesi için barışçıl bir politika izleme yaklaşımı var mı? Yok. Tam tersine Suriye’de daha çok nasıl olunabilir? Irak’a gidelim, oradaki Kürtlerin yapmış olduğu referandum üzerindeki kazanımlarını nasıl daha çok engelleyebiliriz? Olabiliyorsa 4 milyon değil, 10 milyon mülteci buraya gelsin, resmen bunun çabası var.

Eğitim kurumlarına bakıyorsunuz, her gün bir şey oluyor; bir 4+4+4 oldu, o kaldırıldı, TEOG vardı, TEOG kaldırıldı, şimdi ne olacak, o belli değil. Şimdi üniversite sınavları da kaldırılacak, o da bir tartışma konusu.

Adalet ve düşünceyi ifade özgürlüğü var mı, o da yok. En ufak bir düşüncenizi söylediğinizde, itiraz ettiğinizde çok rahatlıkla tutuklanabilirsiniz, yargılanabilirsiniz. Onlarca yıl belki iddianameniz bile hazırlanmayacaktır.

Şimdi, CHP, silahsızlanma üzerinden bir önerge verdi çünkü silaha erişmek çok kolay, her an silah alabilirsiniz, öldürebilirsiniz, kadın katledebilirsiniz ya da maganda kurşunuyla hayatınızı kaybedebilirsiniz. Buna dair bir çalışma var mı? Yok.

Peki, ne yapıldı burada? Eyüpsultan’a… Eyüpsultan yani oradaki o “sultan” yanına gelsin diye burada bir önerge geçti. Peki, ne yapıldı iki gündür? Tam üç gündür burada ortalama herhâlde bir kırk saattir çalışma yürütüyoruz, müftülük yasasını konuşuyoruz. İnsanlar uzayda yaşam var mı, oraya gidelim, ne yapalım, bununla ilgili çalışma yürütürken burada yüz yıl bizi geriye götürecek çalışma üzerinden yasalar çıkarılmaya çalışılıyor.

Gidişat iyi değil, ülke batmış durumda. Bu ülkenin bir Kürt sorunu var ve bu anlattığım sorunlar Kürt sorununun çözümsüzlüğünün sonuçlarıdır çünkü savaşın olduğu yerde, çatışmanın olduğu yerde insanların birbirini dinleme, birbirini denetleme, hukuk mekanizmasının işlevini yerine getirebilme koşulu olmamış oluyor. Bunun en büyük sebebi de çatışmayı sürdürebilmek konusunda, ırkçılığı, tekçiliği, tek zihniyeti, tek inancı üzerinden ısrarla halka, topluma ırkçılık propagandasını ve ırkçılık üzerinden siyaset yapmayı getiriyor. Başkaca bu ülkeyi yönetemiyorsunuz.

Bakın, iki gün önce OHAL geçirildi burada. OHAL’in bu ülkeye neler yaptığını tek tek anlattım, dedim ki bakın, OHAL bunları getirecek ve yine böyle sıralar boştu, yine bu boş sıralara anlattık, sonra yine boş sıraların sahipleri gelip oylamada “evet” dediler.

Gerçekten ne yapmayı bekliyorsunuz? Daha ne olacak, anlamıyorum. Daha ne bekleniyor? Bu kadar elimizde istatistiksel veri var, binlerce insan hayatını yitirmiş diyoruz. Bakın, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden dolayı, Birleşmiş Milletlerin raporu var, 4 bine yakın insan hayatını kaybetti. Ablukalardan dolayı 500 bin ila 1 milyona yakın insan yerinden göç edildi. Tıpkı 1990’lı dönemlerde 4 bin köy nasıl boşaltıldı, 5 milyon insan nasıl metropollere gitti; bu, sorunu çözmedi, çözülmedi çünkü güvenlik politikalarına yine yaklaşıldı. Kürt’e bakarken ne bakıldı? Kürt sorunu değil, Kürt’ün güvenlik politikası olarak bakıldı. Oysa bu ülkenin Cumhurbaşkanı, AKP’nin Genel Başkanı çok değil üç yıl önce dedi ki: “Bu ülkenin Kürt sorunu var.” “Ben artık, baldıran zehri içeceğim.” dedi, “Anneler ağlamasın.” dedi; arkadan dedi ki: “Düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur.” Böyle kendi içinde dün söylediğini inkâr eden, dün söylediğini kendince terörize eden, dün söylediğini, kendi düşüncesini, kendi politikasını inkâr eden bir yerden bu ülke yönetiliyor. Böyle bir yönetim mekanizması, maalesef ve maalesef kendisiyle beraber ülkeyi batağa götürüyor. Dün Davutoğlu bize her türlü eleştiriyi hakaret düzeyinde yapardı, bugün biz Davutoğlu’na sahip çıkacak düzeye geldik. Adamın kitapları cezaevlerine girmiyor.

Kadir Topbaş’tan bahsediyorsunuz. “Kayyumlar atandı.” dedik, “Bakın, bir defa, kayyumlar antidemokratiktir, gasptır.” dedik. Buradan hepiniz alkışladınız. Kendi partinizin yere göğe sığdıramadığınız büyükşehir belediye başkanı şu anda zorla istifa ettirildi, yerinde duruyor. Bugün Cumhurbaşkanı şunu söylüyor: “İstifa etmezse sonuçlarına katlanır.” Buradan yargı mı çıkacak? Buradan kimse bize yargının bağımsız olduğunu söyleyemez, bundan sonrasında hukukun işlediğini söyleyemez, bundan sonrasında oluşan, olabilen her şeyin ne kadar kötü olduğu konusunda asla ve asla yakınamaz, “Ben kandırıldım.” diyemez çünkü iki buçuk yıldır biz burada bu sürecin bu noktaya geleceğini söyledik.

Bakın, şu anda Sayın Öcalan üzerinde iki yıla yakın süredir bir tecrit var. Oysa 11 Eylül 2016’da kardeşi gittiğinde şunu söylemişti: “Eğer bu sorunu çözmek istiyorlarsa çözümü kolaydır, altı ayda ben çözerim.” O zaman gidilmiş olsaydı, o anahtarla o barış anahtarı açılmış olsaydı bugün bu kadar şeyle karşı karşıya gelmemiş olacaktık. Ama bunlara karşı bir görmeme hâli, bir duymama hâli, varsa hiç işitmeyeyim, varsa ben hiç duymayayım, ben söylersem sonra başıma bir iş gelir diyerek bu iş gitmez. Böyle diyenler -bakın, Kadir Topbaş gibi- onlar görevden alındı. Davutoğlu gitti. Yarın öbür gün buradan kim gidecek onu da bilmiyoruz. Siz sanıyor musunuz ki bu yapıldığı zaman bize sıra gelmeyecek? Sessiz kaldınız, görmezden geldiniz, her haksızlık, her vicdansızlık bir gün sizin kapınızı da çalacaktır. Bu sadece siz değil, bizim için de öyledir. Eğer biz haksızlık yapıyorsak, biz vicdansızlık yapıyorsak, biz ölümler üzerinden methiye diziyorsak bizim kapımıza gelecektir, fark etmiyor.

Buradan kadın cinayetleri üzerinden söyleyecektim ama bugünkü konjonktürde kadın cinayetlerinin artışından tutun silahlanmaya kadar artan her türlü yolsuzluk, yoksunluk, işsizlik ve ekonomik krizin ana esası, öznesi Kürt sorununun çözümsüzlüğüdür, Kürt sorununa yaklaştığınız güvenlik politikalarıdır. Dün “Kürt vardır.” dediğiniz, bugün “Düşünmezsen Kürt yoktur.” dediğiniz kendi içinizdeki tutarsız, çelişkili, konjonktürel yaklaşımlarınızdır ve bu sürdürülebilir bir politika değildir, sürdürülebilir bir yaşam biçimi değildir, milyonlarca insan ama milyonlarca insan ve özellikle bunun yarısı olan kadınlar huzursuzdur, güvensizdir, geleceğe kaygıyla ve öfkeyle bakmaktadır. Şu anda sizin Suriye üzerinden yürütmüş olduğunuz, Irak üzerinden yürütmüş olduğunuz politikalara karşı gönderdiğiniz her askerin annesi, her askerin kardeşi, her askerin kız kardeşi ve yakınları, kadınlar özellikle bu işin içinde korkunç kaygıyla, güvensizlikle ve isteksizlikle bakıyor. Şunu unutmayın: İki asker göndermişsiniz geçen sene, gönderilen askerlerden ikisini IŞİD yakmıştı, daha yeni sahiplendiniz IŞİD’in yaktığını. Yarın öbür gün buna benzer manzaralarla karşı karşıya geldiğimizde burada söyleme hakkına sahibiz, bunun on katını size söyleyeceğiz, belki yüz katını söyleyeceğiz çünkü ölümlerden siz sorumlusunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’e aittir.

Buyurun Sayın Yeşil. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NİHAT YEŞİL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Başta sevgili eski Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’a da geçmiş olsun dileklerimi de tekrar iletiyorum.

Değerli arkadaşlarım, biliyorum ki biz burada ne konuşursak konuşalım ve siz içinizden ne kadar haklı olduğumuzu söyleseniz de yapacak bir şeyiniz yok. Çünkü Genel Başkanınız, Cumhurbaşkanı sıfatıyla da emrini verdi. “İsteseniz de geçecek istemeseniz de geçecek.” dedi ve kestirdi attı önümüze. Size düşen görev de kadın düşmanı bu ayrımcı tasarıyı el kaldırarak yasalaştırmaktı. Dün gece bu emri yerine getirdiniz, hepinize teşekkür ederiz. Bu yasaya karşı çıkan kadınlarımızı da bu yüce Meclisin önünde gazlatmaktı, onu da yaptırdınız.

Üstelik, Sayın Genel Başkanınız Hünkâr Bektaş Veli’nin "Bir olalım, iri olalım, diri olalım." öğüdünü tekrar ettiği konuşmasında, bu kadın düşmanı tasarının Meclisten geçmesi emrini verdi. Murat Bakan arkadaşımız dün bunu gündeme getirdi zaten.

Ben de bugün bu kürsüde Sayın Genel Başkanınıza, Hünkârın başka bir öğüdünün de olduğunu hatırlatmak istiyorum. Ne diyor Hacı Bektaşi Veli? "Erkek dişi sorulmaz muhabbettin dilinde/ Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde/ Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok/ Noksanlık da eksiklik de senin görüşlerinde." Ne zaman diyor: 13’üncü yüzyılda. Nereden sesleniyor? Anadolu’nun bir bozkırından.

Şimdi 21’inci yüzyıl Türkiyesinde -gerçek din insanlarımızı tenzih ederek konuşuyorum- sözde müftü ve imamların kadınlara yönelik aşağılayıcı, onur kırıcı sözlerini, kelamlarını, vaazlarını tek tek anlatmaya başlasam Meclisimizin bu çalışma dönemi yetmez. Google'da bir tur atmanız yeter zaten. Üstelik bunların çoğu da devlet memuru.

Bırakın sözüm ona bu din tacirlerini, daha geçen hafta ilim ve bilim, evrensel değerlerin sözcüsü olması gereken Adıyaman Üniversitesini teslim ettiğiniz rektörünüz ne diyor? "Kadın eliyle tokalaşmak ateş tutmaktan daha korkunç." Ve şimdi siz, bu zihniyette olanların cirit attığı bir zümreye, kadınların en önemli kazanımı olan Medenî Kanun’u teslim ettiniz.

Değerli arkadaşlar, bu arada, bu sözden dolayı rektörü arayıp kınayan AK PARTİLİ kadın kardeşim, Milletvekili Sayın Belma Satır Hanımefendi’ye bu kürsüden bir erkek olarak teşekkür ediyorum. O erkek rektör o ilim yuvasının başında kalmamalı. O erkeğin o ilim yuvasının başında kalması kadınlar için zül, biz erkekler için yük, üniversitelerimiz için de utançtır. O rektörü hemen görevden almanız, yerine kadın bir rektör atamanız bu ülkenin şerefi olur. Bu hamleyi yapmanız müftülüklere nikâh yetkisi vermenizden binlerce kez daha hayırlıdır.

Değerli arkadaşlarım, bizim bu 6’ncı maddeye neden karşı çıktığımızı, neden fuzuli bulduğumuzu arkadaşlarım anlattılar. Ülkemizin temel yakıcı sorunları varken, halkımızın derdini anlatmamız gerekirken ancak ülkemizin içinde bulunduğu vahim tabloyu kendinize dert edinmiyorsunuz zira asıl derdiniz rejim değişikliği. Bu yasa da dinci mezhepçi bir rejim inşa etme projenizin yeni ve önemli bir hamlesidir. Yani dinci bir rejimin hukuksal alt yapısını oluşturmanın son adımlarından biridir.

Yapınızı imam, müftü, din, mezhep üzerine inşa eden AK PARTİ rejimi olarak şimdi de bu zümreye kadını tamamen teslim etmek istiyorsunuz. Biraz önce dediğim gibi çağdaş kadın-erkek eşitliğini benimseyen cumhuriyetin müftü ve imamlarını tenzih ederek söylüyorum. Kadınlara yönelik aşağılama, karalama, onları meta olarak gösteren vaazlar en çok sözde imam ve müftülerden geliyor. Bunu hepimiz görüyoruz. Zorla evlendirilen küçük yaştaki yüz binlerce kızımıza dinî nikâh kıyanlar, onları koca koca adamlara teslim edenler sözde imamlar, müftüler değil mi?

Değerli arkadaşlarım, sayıları yüz binleri bulan imam ve müftülerin arasında bir tek kadın müftü yoktur. Yani erkek egemen bir zümreye kadını teslim ediyorsunuz. “İmam da müftü de devlet memuru” diyorsunuz ama toplum onlara “din adamı” diyor hem de sadece tek bir mezhebe hizmet veren bir din adamı. Düşünün bir kere Alevisi Sünnisi, Yezidisi Hristiyanı, ateisti, inananı inanmayanı yani yurttaşlarımızın tümü, resmî nikâhlarını kıyan memurlara karşı bir güvensizlikleri oldu mu bugüne kadar? Hayır, hiç de olmadı, hiç de görmedik. “Benim kimliğimle bu memurun kıyacağı nikâh bağdaşmıyor.” diyen oldu mu? Bugüne kadar hiç görmedik, duymadık da. Ya da tersi bir durum yani herhangi bir memur “Ben bu inançtan olan birinin nikâhını kıymıyorum.” dedi mi? Hayır, onu da duymadım. Ama dün gece Meclisten geçirdiğiniz bu yasayla bu olumsuzlukların tümü de olacak. Siz de göreceksiniz ve bizim ne kadar haklı olduğumuzu anlayacaksınız bir kez daha.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bu ülkenin dörtte 1’i Alevi. Hangi Alevi, müftüye, imama gidip nikâh kıydıracak? Yani nikâh kıymayı da mezheplere göre ayırdığınızın farkında mısınız? Helal olsun değerli arkadaşlarım. O zaman Alevi dedelerine, Musevi, Ezidi, Süryani, Caferi Şafii din insanlarına da bu hakkı tanımanız gerekmez mi? Biz resmî nikah için, eşitlik adına da olsa, bu yolu asla doğru bulmuyoruz. Yani “Bunlara da bu yetki verilsin.” diye… Onu görmüyoruz… Sizin bu anlayışınıza karşı bu sorunu dile getiriyoruz. Doğrusu, şimdiye kadar sorunsuz yürüyen hâliydi. İsteyen istediği şekilde dinî nikâhını kıyıyor zaten. Herkesin, her inancın, ortak değeri hâline dönüşen resmî nikâhı bu hâliyle bırakmayarak, yeni ayrımcı bir kulvar açtınız bu güzel ülkemizde.

Ayrı ayrı inançtan iki gencimizin evliliğinde bir aile belediye, diğer aile müftülük diye tutturacak, şimdi biz de, siz de bunları yaşayarak göreceğiz. Tıpkı 15 Temmuzda "İmam darbesi”ni gördüğümüz, acı acı yaşadığımız gibi. Toplumumuzu daha tasarı konuşulurken böldünüz. Böle böle bölecek yeni bir şey bulamadınız, şimdi de evlilik kurumuna el attınız. Bu topluma bu kötülüğü yapmayacaktınız. Bu toplum ayrışmaktan yoruldu.

Türkiye kadın örgütlerine kulak verin. Kadın duygusunu yabana atmayın. Onları dinleyeceğinize onlara gaz sıkıyorsunuz hem de Meclisin önünde hem de milletvekillerimizin yanında, onlara rağmen. Bu ne korkudur böyle? Ama bu korkunuz iyidir. Kadınlardan korkmanız ise daha hayırlıdır. Cumhuriyetin en önemli, en saygın devrimini, Medenî Kanun’unun din örgütlerine teslim edilmesine dün gece siz el kaldırarak onay verseniz de cumhuriyetin eseri bu Meclis kapısında gaz sıktığınız cumhuriyet kadınlarına kabul ettiremeyeceksiniz. Bu ülkenin devrimlerini sahiplenen erkeklere de kabul ettiremeyeceksiniz.

Bu Mecliste bulunan hepimiz cumhuriyet sayesinde buradayız. Bizi biz eden bu cumhuriyete ihanet içinde olmayalım o zaman.

Ayrıca, her şeyi din eksenli düşüne düşüne, yapa yapa insanları dinden uzaklaştırdınız. Dindar nesil yetiştirme projeniz iflas etmiş durumda.

Onun için, hukuksal altyapılar oluşturarak, evlilik kurumu üzerinden din eksenli yeni bir gündem peydah ettiniz ve Meclisten geçirdiniz. Bu yolla dindar nesil yetiştireyim derken, hoşgörüsüz, kindar bir nesil yetiştiriyorsunuz. Hepimizi eşit yurttaş yapan ve hepimizin eşit yurttaş olarak benimsediği cumhuriyet değerleriyle oynamayın artık.

Cumhuriyetin en önemli değeri olan Medenî Kanun’u, din eksenli bir kanunla değiştirmenize Cumhuriyet Halk Partisi olarak “Hayır.” demeye devam edeceğiz.

Bakın, siz de, Genel Başkanınız da koro hâlinde Melih Gökçek'e “Hayır.” diyorsunuz. Demem o ki, bizi dinlemeniz sizin için de hayırlı olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan konuşacaktır.

Sayın Erdoğan’ın şahıslar adına da konuşması var, onu da birleştirip on beş dakikalık sürenizi açıyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında gece gündüz demeden vatandaşlarımızın sorunlarıyla yakından ilgilenen devletimizin taşradaki en uç temsilcileri olan muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü kutluyor, hepsine sağlıklı bir ömür ve başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısına bir bütün olarak bakıldığında teknolojik gelişmeler ve çağın gereksinimleri göz önünde bulundurulursa yenilikçi ve faydalı düzenlemelerin olduğu muhakkaktır. Bu sebeple söz konusu düzenlemeleri barındıran maddelere Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem alt komisyonda hem de esas Komisyonda destek verdik, katkı sunduk ve tasarı metni bugünkü hâline geldi. Ancak kanun tasarısının bazı eksiklikleri olduğu ve içinde barındırdığı bazı düzenlemelerin farklı sıkıntıları da beraberinde getirebileceği açıktır. Teknoloji elbette ki faydalıdır ama faydalı olduğu kadar teknolojinin riskleri de vardır. Bu risklerden de devletimizi koruyacak tedbirleri, bu riskleri karşılayacak gerekli tedbirleri de bu kanun çalışmasıyla birlikte almak zorundayız.

Devletin iki tane önemli kaydı vardır; bir tapu kaydı, bir de insan kaydı, nüfus kaydı. Şimdi, bu kayıtların ilgili idareler dışında başka idareler tarafından tutulmasının doğru olmadığını defalarca ifade ettik. Bu manada tasarının 5’inci maddesinde hastanelerin doğum bildiriminin ardından yeni doğanların nüfus tescilini yapabilmesinin önü açılmaktadır. Bu doğru değildir çünkü herkesin zaten ömrü hayatında birkaç çocuğu olmaktadır. İnsanlar ömrü hayatında birkaç defa nüfus idaresine gitmesin diye bu tip bir düzenleme yaparak başka bir kurumun nüfus idaresi yerine kayıt tutması… Bir de 25’inci maddede bunun devamı var. 25’inci maddede de gene dayanak belge düzenleyen bütün kurumların da nüfusa kayıt yapması, hatta o dayanak belgeleri düzenleyen kurumlarda saklanmasına kadar varan sıkıntılı düzenlemeler var. Bu konuda vakit varken geri adım atılmalıdır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, nüfus tescil hizmetlerinin, nüfus hizmetlerinin İçişleri Bakanlığının yetkisi dâhilinde kalması, bu konuda başka kurum ve kuruluşlarla herhangi bir paylaşımda bulunulmaması gerektiğini tekrar dikkatlerinize sunmak istiyorum. Nüfusa ilişkin kişisel bilgilerle ilgili kayıtların tek bir idare tarafından tutulması kişisel verilerin korunması açısından da son derece önemli ve zorunludur.

Yine, arkadaşlar, tasarının 11’inci maddesinde Veri Paylaşım Kurulu kurulmaktadır. Şimdiye kadar Nüfus Genel Müdürlüğü tarafından yapılan diğer paydaş kurumlarla bu verilerin paylaşılması -ki bu sayı 2.000’lere ulaşmıştır- bundan sonra bir kurulun incelemesinden sonra yapılacak. Mademki bir adım atılmıştır, bu kurulun Nüfus Genel Müdürlüğü bünyesinde bir genel müdür yardımcısı ya da daire başkanının başkanlığında değil, İçişleri Bakanlığında, Bakanlık bünyesinde müsteşarın başkanlığında, İçişleri Bakanlığının Hukuk Müşavirliğinin ve Bilgi İşlem Daire Başkanlığının da muhakkak içinde yer alacağı bir kurula dönüştürülmesi gerekir ki herkes bu verilere ulaşamasın, herkes bu verileri paylaşamasın. Dolayısıyla, fırsat varken bunun da düzeltilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu kanaatlerimizi hem alt komisyonda hem de esas Komisyonda defalarca ifade ettik, burada tekrar ifade etmiş olalım. Sayın Bakanın da bizi inşallah dinlemesini ve bu konuda bir kanaat belirtmesini umut ediyoruz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sağlık Bakanı o.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ne yapalım? Bundan sonra Nüfusun işlerini Sağlık Bakanlığı yapacağı için, onun için herhâlde Sağlık Bakanımız burada kanun tasarısını yakından takip etmektedir.

Tasarının 29’uncu maddesi millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek hâli bulunanların vatandaşlık taleplerinin Bakanlıkça reddedilmesini sağlayan bir düzenleme getirmektedir. Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından tehdit oluşturan bir kişinin vatandaşlık talebinin reddedilmesi elbette doğru bir karardır ancak tasarının 28 ve 29’uncu maddeleriyle İçişleri Bakanlığına verilen vatandaşlık taleplerinin kabulü veya reddiyle ilgili yetkinin Bakanlar Kurulunda kalması daha doğrudur. Çünkü bir kişinin vatandaşlığa kabul edilip edilmemesi ciddi bir iştir ve bu, devletin hükümranlık haklarıyla ilgili bir durumdur. Vatandaşlıkla ilgili böylesine önemli kararların sadece bir bakanlığın uhdesine verilmesi ileride İçişleri Bakanlığını dahi sıkıntıya sokabilecek bazı sorunları da beraberinde getirebilir.

Yine, tasarının 33’üncü maddesiyle, daha önceden vatandaşlığı düşürülmüş kişilerin tekrar Türk vatandaşlığına Bakanlık kararıyla kabulüyle ilgili düzenlemeler getirilmektedir. Burada daha önce İçişleri Komisyonu çalışmalarında da dile getirdiğimiz bir diğer hususu tekrar gündeme getirmek istiyorum: Öncelikle, vatandaşlığa tekrar kabulü noktasında karar verilecek kişinin, vatandaşlıktan çıkartılma gerekçesinin ortadan kalkıp kalmadığına bakılmalıdır. Yine, bu kişilerin Türkiye’de ikamet şartı aranmaksızın vatandaşlığa tekrar kabul edilecek olması da ayrı bir sorundur. Vatandaşlığa tekrar kabul edilecek olan kişinin millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hâli bulunmaması gereklidir. Ancak bu şartın tek başına yeterli olmayacağı da ortadadır. Ayrıca, daha önceden Türk kanunlarını çiğneyen, vatandaşlık görevlerini yerine getirmeyen ve sonucunda vatandaşlıktan çıkartılacağını bile bile bu kanunları çiğneyen kişilerin tekrar vatandaşlığa kabul edilmesiyle ilgili pozitif ayrımcılık yapılması ve bu kararın Bakanlar Kurulu yerine İçişleri Bakanlığı tarafından verilmesi doğru değildir, bu yetkinin Bakanlar Kurulunda kalması gerekir. Daha önce, kanunlarımıza göre vatandaşlık görevlerini yerine getirmediği için vatandaşlığımızı kaybeden kişilere yeniden vatandaşlığa kabul noktasında pozitif ayrımcılık yapılması doğru değildir. Geçmişte vatandaşlık görevini yapmayanların bundan sonra da vatandaşlık görevini yerine getirecekleri konusunda olumlu bir beklentiye girmek yersiz ve gereksizdir.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının Komisyon görüşmeleri esnasında üzerinde en çok durduğumuz hususlardan birisi de Nüfus Genel Müdürlüğünün sıkıntılarıdır. Bu sıkıntıların başında personel sıkıntısı gelmektedir, ikincisi de personelin çalışma şartları ve özlük haklarıdır. Komisyon çalışmaları sırasında girişimlerimiz karşılık bulmuş, taşrada 1.480 veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrosu tahsisi sağlanmıştır. Bu olumlu bir gelişmedir, ancak yeterli değildir. Yine de Nüfus Hizmetleri personelinin özlük hakları, ek mesai ücretleriyle ilgili sorunları hâlâ çözüm beklemektedir. Önümüzdeki üç dört yıl içerisinde tüm vatandaşlarımıza yeni kimlik kartlarının dağıtılmasının planlanması, pasaport ve sürücü belgelerine ilişkin hizmetlerin de bundan böyle Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne devredilecek olması, personel eksikliğinin ileride daha da büyüyen kronikleşecek sorunlara sebep olabileceğini göstermektedir.

Nüfus hizmetlerine ve personele ilişkin bazı önerilerimizi bir kez daha burada bu vesileyle tekrar etmek istiyorum. Geçtiğimiz aylarda kanun hükmünde kararnameyle nüfus hizmetlerinde görevlendirilmek üzere 1.200 sözleşmeli personel kadrosu verilmiştir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü gibi bu devletin asli kayıtlarını tutacak kurumda çalışacak kişilerin sözleşmeli, 4/B’li, 4/C’li, geçici vesaire gibi ifadelerle tanımlanmaması lazım. Burada çalışacak bütün memurların bu teşkilatın asli memuru olması lazım. Bunlar hukuki bakımdan da önemlidir.

Ayrıca, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatında çalışan personelin yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda belirlenmiş olan fazla çalışma ücretinin 5 katı ve ayda elli saati geçmemek üzere bu haktan yıl boyu yararlanmalarının önünün açılmasını sağlayacak önergemiz Komisyonda sunulmuştur, burada da hazırdır, bunu tekrar burada vereceğiz. Bu konuda da hâlâ vakit varken bir düzenleme yapılması ve personelin ek çalışma haklarının karşılığının verilmesini umut etmekteyiz.

Diğer yandan, Göç İdaresi tarafından kabul edilen, Türkiye'de ikamet izni verilen vatandaşların kayıtları Nüfus İdaresi tarafından tutulmaktadır. Burada, Göç İdaresinin uzman personeli vardır, dil bilen personeli vardır. O da aynı Bakanlığın bir genel müdürlüğüdür. Bu yabancıların kayıtlarının da Göç İdaresi tarafından tutulması Nüfus personelinin yükünü azaltacaktır.

Ayrıca, nüfus hizmetlerinde boş bulunan idari kadroların görevde yükselme sınavları yapılarak bir an önce doldurulması gerekmektedir. Bu konuda da müdür, müdür yardımcısı, uzman kadrosu ve şef kadrolarının verilmesi ve bunların bir an önce görevde yükselme sınavları yapılarak doldurulması lazım. Tabii, İçişleri Bakanlığının bu özlük haklarıyla ilgili sıkıntıları geneldir. İl nüfus müdürlerimiz “Biz il nüfus müdürüyüz, sınavla bu göreve geliyoruz, rotasyona tabiyiz ama özlük hakları olarak şube müdürü, ilçe müdürü statüsündeyiz.” diyor. Bu durum aynı zamanda il yazı işleri müdürü, il mahallî idareler müdürleri için de geçerlidir. Bunların durumlarının da burada düzeltilerek bunlara da il müdürü statüsünün verilmesi ve I sayılı cetvelden II sayılı cetvele taşınmaları yerinde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, nüfus hizmetleri taşrada genellikle kaymakamlık binalarında verilmektedir. Kaymakamlıklarımızın devletin “sahipsiz” diye tanımlayabileceğimiz birçok işini de gerçekleştirdiği ortadadır. Kaymakamlıklarımızda, kaymakamın mesaisine göre mesaisi şekillenen bütün İçişleri personelinin özlük haklarının da gerekli şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.

Tabii, Sayın Bakanı da burada yakalayamadık ama özellikle uzman çavuşlarımızın sorunlarının tekrar masaya yatırılması gerektiğini, bunların özlük haklarının ve çalışma şartlarının, emeklilik haklarının ve zatî silahlarıyla ilgili sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini tekrardan hatırlatmak istiyorum.

Ayrıca, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Emniyet teşkilatının içinde örgütle irtibatlı birçok kişinin ilişiği kesilmiş, dolayısıyla polis sayısı azalmıştır. Ancak, terörle mücadele yoğunlaştığı için de Emniyetimizin iş yükü çok artmıştır. Burada, polislerimizin çalışma şartlarının iyileştirilmesi hususunda da gerekli tedbirlerin alınması şarttır. Polislerimizin de en önemli beklentisi emekli ücretleriyle ilgilidir. Bu konunun da bir an önce çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

Son olarak, yeri gelmişken bir hususu daha hatırlatmak isterim: Devletimizi ve Hükûmetimizi taşrada mülki idare amirleri temsil etmektedir. 2002’ye kadar mülki idare amirleri hep hâkim ve savcılardan fazla maaş almıştır. 2002’den bu yana devriiktidarınızda mülki idarenin maaşları hâkim ve savcıların maaşlarının yarısına kadar gerilemiştir. Devletimizi ve Hükûmetimizi taşrada temsil eden mülki idare amirlerinin özlük hakları hiç olmazsa hâkim ve savcıların özlük haklarıyla eşitlenerek bu konuda taşradaki sıkıntı bir an önce giderilmelidir. Bu konuyla ilgili ipe un sermeye gerek yok. En kısa zamanda çözülmesi konusunda biz destek vermeye hazırız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle kanun tasarısının aziz milletimize hayırlar getirmesini dileyerek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’dır.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce tüm muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü kutluyorum, kendilerine sağlık, huzur ve mutluluklar diliyorum aileleriyle birlikte.

Ayrıca, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’i de rahmetle anmaktan doğrusu mutluluk duyuyorum ve sözleriyle kendi sözlerime başlamak istiyorum:

“Her şeye kadir olan Allah’a ant olsun ki köle olmayacağız.

Ölmeye hazır olan insanlar ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.

Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gözyüzünün öğrencisi olmak lazım.

Kabile ve ulusun da dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.

Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik, çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar hem de Batı’nın gözü önünde, Batı medeniyeti adına.

Biz kin gütmeyeceğiz ama asla yapılanları da unutmayacağız ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.

Biz ölüyoruz ama onlar da kazanmıyorlar.”

Değerli arkadaşlar, nüfus hizmetlerinin, iş ve işlemlerinin daha etkin yürütülebilmesi, hizmet sunumundaki hız ve kalitenin artırılması, vatandaş memnuniyetinin sağlanması ve bürokratik süreçlerin kısaltılması için yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Doğrusu, bizler bu ihtiyaçları sahada sıklıkla görme imkânına kavuştuk. Nüfus kütüklerinin güncelliğinin ve sürekliliğinin doğum, ölüm, evlenme, boşanma, tapu, miras gibi konularda yaşamımızda son derece önemli olduğunu biliyoruz. Elektronik ortamdaki aile kütüklerindeki kişiye ait artık tek bir kayıt tutulacak. Bunlar hakikaten şu anda belki söylemlerimizde sanki çok farklı bir şeymiş gibi algılanacak ama değerli arkadaşlar, bizler hakikaten bunlardan dolayı çok sıklıkla arkadaşlarımızın, dostlarımızın veyahut da vatandaşlarımızın mağduriyetlerine şahit oluyoruz.

Teknolojik imkânlar da kullanılarak bürokrasinin azaltılması, hizmet sunumunda etkinlik ve verimliliğin artırılması, iş süreçlerinin basitleştirilmesi ve kısaltılması, kâğıt ortamındaki bazı hizmetlerin online olarak sunulması fiilî durumlara hukuki işlerlik kazandıracaktır.

Tasarının getirdiği yeniliklere genel çerçevede hep birlikte bakacak olursak, öncelikle bu tasarıyla hastane, mahkeme, dış temsilcilikler ve evlendirme memurluklarına elektronik ortamda bildirim ve nüfus olaylarının tescili yetkisini veriyoruz. Günlük hayatta önemli sıkıntılara yol açan, yazım ve imla hatası bulunan veya problemli isim ve soyadlarının artık mahkeme kararına gerek kalmaksızın değiştirilmesine de imkân tanıyoruz. Bu sayede hem mahkemelerdeki iş yükü azaltılacak hem de mahkeme süreçlerini yaşamadan bu olumsuzluğun da önüne inşallah geçilecektir.

Bir başka düzenleme konusu da boşandığı hâlde mahkeme kararıyla kocasının soyadını kullanabilen kadınlarımızı ilgilendiriyor. Yeni düzenlemeyle, bu durumdaki kadınlarımız istedikleri takdirde sadece nüfus müdürlüğüne vereceği dilekçeyle, mahkeme kararına gerek olmadan evlenmeden önceki soyadlarını da yeniden alabilme imkânına kavuşacaklardır.

Göçmen olarak Türk vatandaşlığına alınan, doğum yeri ve doğum tarihi hatalı olan kişiler konusunda da iyileştirmeler yapılmıştır.

Vatandaşlarımızın evlenme işlemlerini kolaylaştırmak, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet alımlarını sağlamak amacıyla il ve ilçe müftülüklerine de evlendirme memurluğu yetkisi verilmektedir.

Değerli arkadaşlar, üç gündür bu konuyla alakalı olarak doğrusu hem müçtehitler türedi hem de İslam’a dil uzatıldı, din adamlarına dil uzatıldı. Değerli arkadaşlarım, yüzde 98’i Müslüman olan bir ülkedeyiz biz. Dinî nikâh zaten var, burada önemli başka bir şeyden bahsetmiyoruz. Medenî Kanun’la bizim herhangi bir problemimiz yok ancak Medenî Kanun’un içinde imamlarımız, müftülerimiz dinî nikâhı kıydıktan sonra “el Fatiha” deyip bir dua okuyacak. Bu kadar sıkıntı, bu kadar şey yaşamaya gerek yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Bundan dolayı hakikaten üzülüyorum.

Artı, bir şey daha söyleyeyim: Bizim cumhuriyetle hiçbir problemimiz yok ve bizim kadınlarımıza verdiğimiz ehemmiyeti siz maalesef veremiyorsunuz çünkü biz “Kadınlarımızın, annelerimizin ayağı altındadır cennet.” demek suretiyle onları en kutsal varlığımız olarak görüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Bu vesileyle, kanunun milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yerimden bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli hatibi dikkatle dinledim, diyor ki: “Birkaç gündür burada din adamlarına dil uzatıldı, din adamlarına saldırıldı.” Ben nöbetçi grup başkan vekili olarak oturuyorum, sadece kendi grubumuzun değil, bütün grupların hatiplerini dinliyorum; eleştiriler yapılıyor, çok farklı yaklaşımlar oluyor, kamu düzeniyle ilgili, Medenî Kanun’la ilgili, Anayasa’ya aykırılıkla ilgili her şey söylendi ama ben din adamına dil uzatan kimseyi duymadım. Kimse, lütfen buyursun “Şu hatip din adamına şunu dedi.” desin. Çünkü sadece sizi dinleyen birisi açısından, bence dinen de sıkıntılı bir iştir, hepimizi töhmet altında bırakıyorsunuz ve bu töhmet size son derece olumsuz bir şekilde yansır, bizim hakkımız geçer size. Kimi kastediyorsanız söyleyin, o arkadaş çıksın cevabını versin. Yoksa ben bu kürsüden son üç günde din adamına dil uzatan bir konuşma dinlemedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

32.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, gerçekten dün çok uzun konuşmalar oldu ki aslında daha öncesinden başladı bu tartışmanın nüveleri ve konuşmaları. Sadece, dinler arasında ayrımcılık yapılmamasından bahsedildi ve kadınların bu yasa nedeniyle görebileceği zararlardan bahsedildi burada. Bunun dışında din insanlarına söz uzatan ya da onunla ilgili bir eleştiri getiren, herhangi bir kınama getiren, bir şey söyleyen olmadı. Hakikaten bu, töhmet altında bırakan bir açıklama. Bence biraz da kadınlarla ilgili yasalarda yine kadınların söz söylememesinden, buna izin verilmemesinden ve erkekler tarafından bunun yapılmasından, gene aynı muhabbetin de çevrilmesinden kaynaklanıyor maalesef. Hüda Hanım da herhâlde bununla ilgili daha iyi, net açıklamalar yapacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, ikinci bölüm üzerinde konuşmalar tamamlandı, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Zamanın yarısını soru, yarısını cevap olarak kullanacağız. Evet, sırayla sisteme giren sayın milletvekillerine sorularını sormak için söz hakkı vereceğim.

Sayın Basmacı, buyurun…

Sayın Basmacı yok.

Sayın Sarıhan, buyurun.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Bakan geldiler, önemli bir geliş oldu. Yarın ciddi bir duruşma var, önemli bir duruşma var. Bütün duruşmalar ciddidir ama kamuoyunu çok ilgilendiren Semih ve Nuriye hakkında bir yargılama, Sincan’da gerçekleşecek. Biraz önce Sayın Sağlık Bakanı da buradaydılar ama çıktılar. Hem sağlık sorunları hem de talepleri noktasında kamuoyu son derece aydınlanmış durumda ancak sağlık sorunlarının geldiği nokta yargının da kararını önemli ölçüde etkileyecektir inancındayım fakat bundan da önce Sayın İçişleri Bakanından bir an önce Komisyonun bu 2 kişiyle ilgili dosyayı incelemesini sağlayarak bir sonuca varılmasını ve yaşam hakkının korunmasını talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özel, soru da girmiştiniz ama sırayla geleyim, zamanımız var.

Sayın Doğan, buyurun.

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Bakan, sivil toplum çalışmalarıyla bilinen iş adamı Sayın Osman Kavala dün gece Gaziantep’ten İstanbul’a döndüğünde Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı. Öncelikle, şayet hakkında usulüne uygun bir soruşturma varsa neden davetiye yoluyla tebligat yapılarak ifadeye çağırılmadığını öğrenmek isteriz.

Öte yandan, hâlen İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözaltında bulunan Sayın Kavala’nın hakkındaki işlemlerin bir an önce tamamlanarak serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Bakan, Umut Vakfının 2016 verilerine göre Türkiye’de yüzde 85’i ruhsatsız olmak üzere en az 20 milyon dolayında bireysel silah bulunduruluyor. İçişleri Bakanlığının verilerine göre ise 2017’nin ilk üç ayında bireysel silahlanma oranı bunun üzerine yüzde 10’luk bir artış gösterdi. Hem kayıt dışı hem de kayıtlı silahlanma oranlarının zirve yaptığı bir dönemi yaşıyoruz. Bunun yansımalarının en trajik örneklerini kadın cinayetlerinde görüyoruz. Son olarak Helin Palandöken cinayetinde katilinin silaha ne kadar kolay ulaşabildiğine ve göz göre göre katledildiğine hepimiz üzülerek tanık olduk. Kadın cinayetlerine dur demek için bu silahlanma çılgınlığına karşı Bakanlığınızın herhangi bir planı var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Bakanım, tüm muhtarların Muhtarlar Günü’nü kutluyorum.

Dün soruyu sormuştum ama size verilen yanlış bilgilendirme nedeniyle tekrar yine o soruyu sormak isterim. Camilere cami imamı alınması için Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sınav açılmıştır Sayın Bakanım, KPSS sınavı açıldı. KPSS sınavını kazananlara bu sefer din hizmetleri bilgi testi sınavı yapıldı, iki sınav yapıldı. İkinci sınavdan sonra 5 bine yakın cami imamı atandı. Ancak bu atamalar İŞKUR üzerinde sözleşmeli ve temizlik işçisi kadrosuna kaydırıldı. Türkiye Cumhuriyeti devletinde KPSS’yle, din hizmetleri sınavıyla iki sınavdan geçirilip temizlik işçisi yapılan hiçbir vatandaşımız yoktur. Cami imamları bu duruma getirildi. Bu hangi kanuna, hangi tüzüğe, hangi yönetmeliğe göre yapıldı? Ya Allah rızası için… Ben otuz yıllık avukatım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben bunun yerini, yöntemini bulamıyorum. İçişleri Bakanı olarak Diyanetle irtibata girin. Bunun pozitif mevzuattaki yerini öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer’in yerine Sayın Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Malumunuz, Ankara, Bursa ve Balıkesir belediye başkanlarının istifalarının istendiğini kamuoyundan Sayın Cumhurbaşkanının devamlı söylemleriyle takip ediyoruz. Bursa Büyükşehir Belediyesinde daha önce müfettişlerin gelip bir soruşturma yaptığı iddiaları ve uzunca bir süredir kayyumun yönettiği iddiaları dolaşıyor. Eğer burada bu müfettişlerin tespit ettiği suçlar var ise, eğer istifa da olursa herhangi bir adli soruşturma ya da Sayıştay denetimi -müfettişler- ve bunun devamında da savcıların yapacağı bir işlem var mıdır? Bu iddialar doğru mudur? Doğruysa gereği yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Bakan, dün de sanırım benzer bir soru gelmişti ama biraz detaylandırarak ben ifade etmek istiyorum: Kendilerini kamu güvenlik timi olarak tanıtan ve insanları kaçırıp işkence eden, darp eden, tecavüzle tehdit eden ve ajanlık dayatması yapan, kabul etmedikleri takdirde de “Biz DAİŞ’ciyiz, DAİŞ’in nasıl kafa kestiğini…” “Yaşamak ister misin?” gibi sorular yönelten birtakım birimler türemiş. 2 genç bununla ilgili basın açıklaması yaptılar. Ben, 90’ları yaşamış birisi olarak özellikle bunu ifade etmek isterim. Yani, Türkiye’de herhâlde yeni bir JİTEM’in oluşmasına, bu tarz örgütlenmelerin oluşmasına izin verilmeyecektir diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Soru-cevapta ancak bu şekilde, müdahale edemiyoruz. Bir sonraki arkadaşa söz vereceğim, süre kalırsa tekrar size dönerim.

Sayın Özcan, buyurun.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanımızın bugünkü açıklamalarından sonra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Melih Gökçek direnmeye devam ediyor mu an itibarıyla? Sizce direniyorsa ne kadar daha direnecek gücü var? Pek ihtimal vermiyorum ama eğer Sayın Gökçek’in FET֒yle bağlantısı yoksa ve eğer bir yolsuzluğu yoksa ben kendisine direnişe devam çağrısı yapıyorum ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden direnişini selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Siz tamamlayın isterseniz, otuz saniyemiz var.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Özellikle şunu hatırlatmak istiyorum: Her cumartesi “Cumartesi İnsanları” oturuyorlar Galatasaray Meydanı’nda ve onlar kayıpların aileleri, hâlâ bulunamamış insanların aileleri yani Türkiye bu sorumluluğu taşıyor ve bundan sonrasında bunun üzerine yeni sorumlulukların eklenmemesi lazım. Böyle bir tim var mı, böyle kişiler var mı? Hani, siz “Devlet, asla böyle bir şeye izin vermez.” dediniz ama bu çok genel bir söylem yani gerçekten bununla ilgili bilginiz var mı, soruşturmanız var mı? Yani biraz daha somut bir cevap rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere sözü İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’ya bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Çok teşekkür ediyorum.

Semih ve Nuriye’yle ilgili sorulan bir soru var, yarın mahkemesi olduğunu söylediniz. Şunu ifade etmek isterim: Türkiye Cumhuriyeti devleti, bizler, hepimiz, herkesin hayat hakkını korumakla ve hepimizin hayat hakkının da korunmasını istemekle bir şekilde mükellef bir durumdayız. Bu durumu siz de ben de biliyoruz. Burada, özellikle, kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilen bu 2 kişi açlık grevi yapmak suretiyle tekrar kanun hükmünde kararnameyle görevlerine iadeyi talep etmektedirler ama burada devletin kendine ait bilgileri vardır ve biz bu bilgileri paylaştık. Bu bilgiler şu anda yargıdadır ve yargılama aşamasındadır. Ve tekrar şunu söylemek istiyorum: Biz herkesin hayat hakkının devamı için bir çaba sarf ediyoruz. Onun için polisimiz, onun için jandarmamız, onun için güvenlik kuvvetlerimiz, başka bakanlıkların tüm memurları ve burası bu iş için söz konusudur. Ama Allah’ınızı severseniz ya. Yani bunları hastaneye götürmek istersiniz, götürülmek istendi, direniş sergilendi “Ben hastaneye gitmem.” dendi. Tedavi edilmek istendi “Ben tedavi ettirilmek istemiyorum.” dendi. En sonunda geçen günlerde alındı, hastaneye götürülürken ondan bir gün önce, iki gün önce, beş gün önce, altı gün önce sürekli “Hayati tehlikesi var.” dendi. Doktorlar “Hadi biz sizi götürüyoruz.” dediğinde “Ben kitap okuyorum, gitmek istemiyorum.” dendi. Bana lütfen birisi bunu izah etsin. Benim aklım, melekelerim bunu anlamaya yetmiyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – OHAL Komisyonu niye çalışmıyor Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bakın, ben başka bir şey söylüyorum, siz başka bir şey söylüyorsunuz. Ben bir durum tespiti yapmaya çalışıyorum.

Ve burada yargılama hukukun işidir. Yani mahkemesi ne zamansa bunu yargılayacaktır ellerindeki bilgilerle ve belgelerle. Ama buna ait çok ciddi bir terör örgütüyle biz karşı karşıyayız. Bu terör örgütünün esaret altına aldığı insanları ve tehdit ettiği insanları hepimiz biliyoruz ve bu DHKP-C.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Bakan, siz hiç görüştünüz mü kendileriyle?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ben görüşmedim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Görüşün o zaman.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ama benim Başbakan Yardımcısı arkadaşım aileleriyle beraber görüştü ve aileleriyle beraber hepimizin bilgisi dâhilinde, Sayın Başbakanımızın bilgisi dâhilinde görüştü ve onlara çağrıda bulundu. Şunu çok net bir şekilde ifade etmek isterim: Elimizdeki bilgilerde ve belgelerde, yargıya aktardığımız bilgilerde -karar yargının kararıdır- hele son yaklaşık 200 kişinin üzerinde yapmış olduğumuz DHKP-C operasyonunda o operasyona mesnet teşkil eden bilgilerde bu kişilerin isimleri açık ve net bir şekilde geçmektedir. Ondan önce de vardı. Ben son bilgiyi size söylüyorum. Şimdi bütün bunlar varken bizim görevimiz eğer bunlar bir terör örgütünün elindeyse bunları bu terör örgütünden kurtarmak mıdır değil midir? Benim insan olarak birinci görevim bu. Ve…

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Hayatlarını kurtarmak.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Nasıl hayatını… Hayatını kurtarmak için Sağlık Bakanlığı görevde, valilik görevde, savcılık görevde, herkes görevde, o direniyor, diyor ki: “Ben hayatımın kurtarılmasını istemiyorum.”

Bakınız, bu tartışma çok uzayan bir sürece doğru gider. Burada hepimiz neyin ne olduğunu ve ne şekilde olduğunu biliyoruz. Biz meşru insanlarız ve bizim hukuktan başka hiçbir gücümüz yok ama terör örgütleri gayrimeşrudur ve hukuktan başka bütün güçlerini kullanırlar, bunu siz de biz de biliyoruz. Buradan çıktığımız andan itibaren sizler, bizler, ailelerimiz, etrafımız, hukuka ve devletin eminliğine emanetiz, başka bir şeye değil. Ama burada bir baskı var ve bu baskıyla beraber bunu bire bir konuştuğumuzda, evet, buradaki arkadaşlarımız da söylüyorlar “Biz vazgeçirmeye çalışıyoruz.” ama beceremiyorlar, beceremediler. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da bu tavsiyede bulundu, bu tavsiyeye de uyulmadı; başkaları da bu tavsiyede bulundular, bu tavsiyeye uyulmadı. Ya, bu kişilerin tamamını DHKP-C kimse, hangi terör örgütüyse bunun elinden kurtarmak elbette ki bizim temel görevlerimizden bir tanesidir, hayat hakkını devam ettirmek de temel görevlerimizden bir tanesidir.

Ben siyaset falan yapmıyorum, siyaset yapsam siyaset yapma biçimini çok güzel ortaya koyarım, o işi de iyi yaparım ama ben siyaset yapmıyorum, sorumlu bir devlet adamı olarak elimizdeki bir vakıaya, bir konuya yaklaşım biçimimi ortaya koymaya çalışıyorum. Burada hepimiz sorumluyuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi de sorumludur ve bu konuda yargı bir karar verecektir.

Osman Kavala konusunda soruşturmanın gizliliği var. Bu gizlilik konusunda bu mesele devam etmektedir.

Özellikle bireysel silahlanma konusunda şunu ifade etmek istiyorum: Bir kere, dün biraz açıklamıştım. Mahmut Bey’in sorusuna bilgi gelince cevap vereceğim yani bilgi ne zaman gelirse tam net bir şekilde. Ama benim dün anlattığım, benim yanlış bilgilendirilmem dolayısıyla değil. Ben özellikle Toplum Yararına Çalışma üzerinden kendi bilgimle beraber size onu anlatmaya çalıştım, siz başka bir konu soruyordunuz, onu dün de ifade ettim ama sizin sorduğunuz konunun bilgisi bana intikal ettiği andan itibaren onu da sizinle paylaşacağım.

Özellikle silahlanma konusunda bir değerlendirme var burada. Şu çok net: Biz internet üzerinden yivsiz tüfeklerin satışları konusunda bir kanuni düzenleme yaptık, kanun hükmünde kararnameyle bu düzenlemeleri yaptık ve bu düzenlemelerde özellikle satın alma belgesi bulunmayanlara satış yapılması hâlinde uygulanan 200 lira cezayı 2 bin liraya, ruhsatnamesiz tüfek bulunduranlara uygulanan 50 liralık cezayı -her tüfek için, dikkat edin, birkaç tüfek için de 50 lira ceza veriliyordu- her tüfek için 500 liraya çıkarttık. Yani ikisinde de 10 katlık bir artış söz konusu oldu. Bir de internet üzerinden satışların engellenmesi konusunda özellikle Siber Suçlarla Mücadele Dairemizde bir sanal devriye sistemi kurduk ve bunları takip ediyoruz ve bu sanal devriye sistemini kurduktan sonra 37 adres tespit edildi. Bunların adli ve idari işlemlerinin yapılması için de ilgili birimlere bu bildirildi. Burada birçok televizyon kanalını sayıp sizin vaktinizi almak istemiyorum. Bu konularda bugüne kadar ciddi para, idari yaptırım cezaları bunlara kesildi ve bunlarla ilgili de adli ve idari işlemler başladı. Bu arada da birçok yaptığımız uygulamalarla… Bakın, iki üç gün önce Mersin’de bir motosiklet patladı, Allah’ımıza çok şükürler olsun ki mesele atlatıldı ama şunu size söyleyeyim: Biz olayın olduğu günü değil, ondan beş gün önce Türkiye genelinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bakanım.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - …yaklaşık 30 bin motosiklete işlem yaptık ve 30 bin motosiklet konusunda da bu işlemlerde birçok motosikleti menettik çünkü biz bu istihbaratları ve duyumları alıyoruz. Bu duyumları aldığımız andan itibaren terörle mücadeledeki temel politikalarımızdan birisi olan öngörüyü ve stratejiyi birbiriyle buluşturup bunu gerçekleştiriyoruz. Bunlara devam da edeceğiz.

KGT konusunda önemli bir şey geldi. Yani adı sanı olmayan, zıpırık bir şey. Yani bu konuda arkadaşlarımız gerekli tahkikatları yapıyorlar, kimdir bunlar, nedir ve bu arkadaşlara da ulaşacaklar. Yani bu tip çeteler, bu tip birtakım organize örgütler veya kendilerini bu noktaya getirmek isteyen isimler, dönem dönem ülkede ortaya çıkarlar, devlet bunlara gerekli cevabını verir ve devlet bunları bir daha ortaya çıkamayacak hâle de getirir. Böyle bir şeye devletin ihtiyacı olur mu canım, kim bunlar? Yani kendi adına bir şey yapmaya çalışan… Var mı yok mu onu da bilmiyoruz ama ilgili araştırmaların yapılması konusunda haber çıkar çıkmaz kendi talimatımızı verdik, arkadaşlar o araştırmaları gerçekleştiriyorlar. Bunu bilmenizi isteriz.

Bakınız, Türkiye bir hukuk devletidir. 1990’ların kendine ait şartları orada kalmış, gitmiştir. Bugün Türkiye 21’inci yüzyıldadır. Yaptığımız bütün mücadeleleri ve bütün operasyonları hukuk devleti çerçevesi içerisinde gerçekleştirmeye çalışıyoruz ve bu konuda hukuk devletinden de santim sapabilecek bir adıma bizim tahammül edebilmemiz mümkün değildir. AK PARTİ iktidara geldiği günden itibaren bu konulardaki mücadelesini hukuk devleti içerisinde getirir, “işkence” denilen meseleye sıfır tolerans ortaya koyar, kim yaparsa yapsın buna ait bir tahammülümüz söz konusu değildir. Bizim ilerlediğimiz meselelerde geri dönme konusunda kesinlikle ve kesinlikle bir tahammülümüz söz konusu değildir, onlar geçmiş dönemlerde kalmıştır. Diğer belediyelerle ilgili cevabı da daha sonra veririm inşallah.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyoruz. Geri kalanlara da yazılı cevap verirsiniz.

Sayın Kerestecioğlu, lütfen hemen bitirelim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çünkü önemli, çünkü tutuklu insanlar ve çünkü kendilerini ifade edemiyorlar. Nuriye ve Semih, bu iki eğitimci adli sicil kaydı olmayan insanlar; eğitimci bunlar, kamu çalışanıydı. Yani şimdi “hukuk devletidir” diyorsunuz ama ben de bir hukukçuyum, kimseyi, hayatta en nefret ettiğim insanı bile yargılanırken, daha o yargı işlemi de bitmeden kalkıp teröristmiş gibi, yok şu örgütmüş gibi suçlamam. Bunu yapmaktan vazgeçin.

Bakın, bu hafta savcı ifadesini almaya gitti ve Nuriye savunma yapmak istemediğini söyledi çünkü “Savunmamı sabahlara kadar uyumadan hazırlamıştım ancak avukatlarım tutuklandığı için ilk duruşmaya keyfî olarak getirilmedim, iki gün önce de ikinci duruşmadan yoğun bakıma kaçırıldım. Ben savunma yapmak istiyorum; annem, KHK’den atılanlar, herkes beni duysun istiyorum. Beni tahliye edin, ben gelip sözümü söyleyeyim.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bu insanların işine iade edilmesi lazım, bu kadar.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, cevap vermek durumundayım.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Bir şey söyleyeyim Hanımefendi, avukatlar niçin tutuklandı? Nuriye’nin avukatı olduğu için mi tutuklandı. Ya, Allah’ınızı severseniz, avukatı niçin tutuklandı?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz Nuriye’nin dediklerini söyleyin. Kimseye olur olmaz “terörist” demeyin.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – “DHKP-C” denilen bir örgüt var; savcıları öldüren, milletvekillerini tehdit eden, ona yön veren, yol veren bir örgüt var ve bu örgüt, Türkiye'de bir taraftan herkesi tehdit etmeye çalışıyor ve avukatlar üzerinden, bunu İçişleri Bakanı olarak söylüyorum, bu örgütü yönetiyor ve gerekli bütün altyapısını ve iletişimini kuruyor. Bu tespit edildi, bu yargıya verildi, yargı da tutukladı. Bu kadar basit.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamam, siz de hâkimsiniz İçişleri Bakanı, siz de hâkimsiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yani Nuriye niçin tutuklanmayan bir avukat tutmuyor da tutuklanan bir avukat üzerinden buna gidiyor. Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: DHKP-C’yle ilgili biz gerekli bütün güvenlik adımlarının tamamını atıyoruz ve atmaya devam edeceğiz ve bu konuda siyaseti de DHKP-C’nin baskısından kurtaracağımızı ifade etmek istiyorum. Bu kadar açık ve net.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Meclis Başkanıyla birlikte Genel Kurulu ziyaret eden Nijerya Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari ve heyeti ile Meclis Başkanına “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulumuzu Nijerya Cumhurbaşkanı Sayın Muhammadu Buhari Meclis Başkanımızla birlikte teşrif etmişlerdir.

Tüm Genel Kurul adına Sayın Cumhurbaşkanına, Değerli Meclis Başkanımıza ve heyetine ülkemize ve özellikle demokrasimizin kalbi Parlamentomuza “Hoş geldiniz” diyor, çok teşekkür ediyoruz. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bölüm üzerindeki görüşmeleri tamamlamıştık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bölümde yer alan maddeler üzerinde varsa önerge işlemlerine geçeceğiz.

İkinci bölüm 21’inci maddeden itibaren başlıyor.

21’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutup işleme alacağım ama…

Sayın Tanal, hayırdır…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Birleşime ara vermeden önce, Sayın Bakanımız avukatlara yönelik şöyle bir şey söyledi: “Bu avukatlar terör örgütünün üyesidir. Başka avukatları niye bulamıyorlar da bu avukatlar Semih ile Nuriye’nin vekâletini alıyorlar?”

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ben böyle demedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben bir avukatım, siz bir avukatsınız. Sayın Bakan da…

BAŞKAN – Tamam da o avukatların da avukatı mısınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben Anayasa’nın 81’inci maddesi uyarınca tüm milletimizin avukatıyım. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü tüm milletin vekiliyim ben.

BAŞKAN – Her bir milletvekili tüm milletin temsilcisidir, Türkiye'nin temsilcisidir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O açıdan, Türkiye’de ve dünyanın her tarafında…

Rahmetli Faruk Erem Hocamız vardı, derdi ki: “Suçluyu kazıyın altından insan çıkar.”

Avukatlar görevlerini yaparken, Değerli Başkanım, iki şeye hizmet eder: Bir, nasıl devletin temeli adaletse hukuk devletinin temeli de tarafsız, bağımsız savunma dediğimiz avukatlık mesleğidir.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim… Bitiriyorum…

BAŞKAN - İsterseniz Sayın Özcan’ın yerine sizi çıkartalım önerge üzerinde, imzalayın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani Özcan’ın yerine değil…

BAŞKAN – Tamam da Sayın Tanal, her konuyla ilgili çıkıp her söylem üzerine bir şey söylemek zorunda niye kendinizi hissediyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben de avukatım. Burada çok sayıda avukat milletvekilimiz var. Ama bu ülkede hiç kimsenin de suç işleme özgürlüğü yoktur.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ya buna nasıl karar veriyorsunuz? Bu cümleyi söylemeyin, yapmayın bunu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkanım, bitiyor… Son cümle… Özür dilerim…

Anayasa’mızın 38’inci maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı kesinleşinceye kadar herkes masumdur Sayın Bakanım.

BAŞKAN – 138.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu avukatlarla ilgili elinizde Allah rızası için kesinleşmiş mahkeme kararını bana gösterebilir misiniz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Demokrasinin beşiği diyorsunuz, sonra cezayı siz veriyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu mahkûmiyet kararı olmadan, avukatlar görevlerini ifa ederken nasıl “Terör örgütünün üyesisiniz.” diyebilirsiniz? Ben size nasıl diyebilirim böyle bir şeyi?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

21’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 21’inci maddesiyle düzenlenen 5490 sayılı Kanun’un 62’nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “maddi” ibaresinin madde metninin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Gürsel Erol                                              Tanju Özcan                                           Burcu Köksal

                                          Tunceli                                                       Bolu                                               Afyonkarahisar

                                     Murat Bakan                                             Hayati Tekin                                              Nihat Yeşil

                                           İzmir                                                       Samsun                                                     Ankara

                                                                                                     Kemal Zeybek

                                                                                                          Samsun

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bolu Milletvekili Tanju Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son zamanlarda ülkemizde enteresan bir tartışma yaşanıyor, hepinizin malumu. “Türkiye kabile devleti mi, hukuk devleti mi?” tartışması, değil mi? Ben bu tartışma için biraz kafa yordum, bir araştırma yaptım. Hatta bu konuda “kabile devletinin özellikleri” isimli bir kitabı var siyaset bilimci doktor Sayın Mehmet Göker’in. Bunu okudum, çok da etkilendim. İzin verirseniz bu konudaki, kitaptaki bazı tespitleri de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Göker kitabına şöyle başlamış: Kabile devletlerinde kararları bir kişi alır, bir kişi uygular, bir kişi denetler, bir kişi hüküm verir, aynı kişi racon keser.

Yine, Sayın Göker’e göre, kabile devletlerinde kabile reisinin sırrı kabilenin sırrı olarak kabul edilir.

Kabile devletlerinde kabile reisini eleştirmek ağır ceza gerektiren bir suç kabul edilir.

Yine, kabile devletlerinde kabile reisinin diploması sorgulanamaz.

Kabile devletlerinde kabilenin bakanları görevlerini kabilenin resmî ajansından öğrenir.

Kabile devletlerinde kabile reisi kabineyi kabile hukukuna göre yönetir.

Kabile devletlerinde kabile reisinin, kimin il başkanı olacağı, hangi belediye başkanının istifa ettirtileceği, kimin FET֒cü ilan edileceği gibi sembolik yetkileri de bulunmaktadır.

Yine, kabile devletlerinde evlenen çiftlerin kaç çocuk yapacağına, halkın ne yiyip neyi içmeyeceğine karar verme yetkisi de münhasıran kabile reisine ait.

Kabile devletlerinde kabile reisinin örtülü ödeneği sorgulanamaz.

Yine, kabile devletlerinde kabile reisinin kaç danışman çalıştıracağını ve bunların ücretlerini sorgulamak kimsenin hakkı değil, devlet sırrı olarak kabul ediliyor.

Yine, sayın milletvekilleri, kabile devletlerinde kabile reisleri kaçak bir sarayda oturuyor ve kabile devletlerinde “İtibardan tasarruf olmaz.” deniliyor.

Kabile devletlerinde kabile reisinin kandırılması aslında bir kabile geleneğiymiş.

Yine, kabile devletlerinde yolsuzluk yapan eğer kabile reisinin adamıysa yargı önüne değil kapının önüne konuyormuş. (CHP sıralarından alkışlar)

Kabile devletlerinde kabile reisinin bekası için mühürsüz oylar geçerli kabul edilebiliyormuş.

Gerçekten kafa karıştırıcı değil mi sayın milletvekilleri? Aslında, kitapta çok daha fazla anlatım var da ben özetledim size. Ben bu kitabı okuduğumda, gerçekten, iyice kafam karıştı, “Türkiye bir kabile devleti mi hukuk devleti mi?” diye. Vallahi, ben Türkiye Cumhuriyeti devletinde doğdum, büyüdüm, avukat oldum, siyasete girdim, milletvekili oldum ama bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinde mi yaşıyorum, Tayyipoğulları beyliğinde mi yaşıyorum, vallahi kararını vermekte güçlük çekiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, ben bunu niye anlattım? Bakın, Türkiye’de bir kişi karar veriyor, bir kişi o kararları uyguluyor, bir kişi bu kararları denetliyor, hep aynı kişi. Bir kişi kendisini yargı yerine koyarak insanları suçlu ilan ediyor ve bu kişiyi eleştiremiyorsunuz bile. Sonra, çıkıp başka bir ülkeye dönüp “Türkiye kabile devleti değil.” diyorsunuz. Şimdi, bunları anlattık, örnekler de verdik. Şimdi bu durumda hâlâ Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuk devleti olduğunu nasıl savunabiliyorsunuz?

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı uçakta ayrı konuşuyor, sarayda ayrı konuşuyor. Uçakta ne diyor? “Ağır bedeli olur belediye başkanları istifa etmezse.” diyor, “Ağır bedeli olur.” diyor. Saraya geliyor, “‘Gereğini yaparız.’ dedim.” diyor. Şimdi, bu uçaktaki 30 gazeteci yanlış mı duydu bunu? Aslında söylediği, kafasından geçen, tam da uçakta söyledikleri.

Şimdi, biz buradan günlerdir söylüyoruz -Sayın Bakan da burada- bu belediye başkanları niye istifa ettirtiliyor? Sorumuzun cevabını istiyoruz. Bunlar FET֒cü mü Sayın Bakan? Bunların çok büyük yolsuzlukları var da siz yeni mi öğrendiniz? Bunların cevabını arıyoruz. Bunların cevabını aramak Türkiye milletvekili olarak bizim görevimiz. Belediye başkanları sizin partinizden seçilmiş olabilir, aday gösterilmiş olabilir ama halkın oylarıyla seçilmiş. Herhangi bir terör örgütüyle bağlantılıysa atarsın kayyumu.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun, sizi dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, “Tayyipoğullarıyla mı idare ediliyoruz?” diyerek yönetimi, demokratik, meşruiyetçi bir yönetimi kabileyle benzeştirmiştir. Açık bir sataşmadır, bu çerçevede söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; gerçi Tanju Bey kendisine yönelik böyle, söz almalarımızdan sanıyorum çok memnun oluyor, sözlerinin de etkili olduğunu düşünüyor ama etkili olmasından dolayı değil, bunu belirteyim.

Tanju Bey okuduğu bir kitapla aydınlanmayı beklemek yerine gerçekten, kabilelerin nasıl oluştuğuna dair antropolojinin farklı örneklerine baksaydı kafasındaki klişenin doğru olmadığını görürdü. Tanju Bey, kimi kabilelerde kabile şefinin hiçbir hükmü yoktur, zannettiğiniz gibi değildir. Afrika’daki kimi kabilelerde şef yedi yıllığına seçilir, yedi yıl sonra da adamı törenle keserler. Farklı uygulamalar vardır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapmayın canım, öyle bir şey yapmayın. Tayyip Bey’e öyle bir şey yapmayın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Kabile” deyip burada aslında aşağıladığınız uygulamaların da öyle olmadığını anlamak için bir kitabın ötesinde okumak lazım. İşin bu kabile tarafı yanlış.

Gelelim öbür tarafına. Türkiye Cumhuriyeti devleti muhakkak Sayın Erdoğan’dan önce de vardı, sonra da olmaya devam edecek. Burada gayrişahsi, milletin meşru zeminlerinde teşekkül etmiş iktidarlardan bahsediyoruz. Sayın Erdoğan da sizin polemikçi eleştirilerinizin ötesinde, millete yaslanan bir meşruiyetle görevini yapan birisidir. Eleştirilerinizi bu doğrultuda yaparsanız bence daha doğru olur. Elbette eleştiriden kimse vareste değildir ama hem kabileyi yanlış okuyorsunuz hem de bugünkü siyaseti yanlış okuyorsunuz. Elbette bir kitap üzerinden okumanın da sonucu bu olur.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, şimdi, konuşmada hem ağır bir sataşma var “Gayriciddi sözler söylüyor.” gibi sözler var hem de bir tehdit var.

BAŞKAN – Ne dedi de tehdit etti ya da ağır sataştı?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Yani “keserler” ibaresini kullandı, bana doğru dönüp bakarak, “Gün gelir keserler.” ibaresini kullandı.

BAŞKAN – Ne ibaresi?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – “Keserler” ibaresini kullandı.

Sayın Başkan, ayrıca konuşmamın…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne dedi Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Peki, bir saniye… Ben anladım.

Buyurun, sataşmadan söz vereceğim ama bir kabile devleti olsaydı bu konuşmaları yapman mümkün olmazdı diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tartışmanın özüne girme Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın milletvekilleri, şimdi, bu kabile devleti tartışmasını açan ben değilim. Durup dururken bir gün, sarayda muhtarlar toplantısında bu tartışmayı açan aslında sizin Genel Başkanınız, ülkemizin de Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Biz hiçbir zaman “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir kabile devleti.” demedik. Bu tartışmayı Türkiye'de başlatan, bizatihi başlatan Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Ben de burada size bir araştırma sonucunu anlattım, okudum. Ne kadar benzeştiğini aslında gördünüz ama Recep Tayyip Erdoğan’ı kastettiğimi nereden anladınız bilmiyorum, “Diploması sorgulanamaz.” kısmından anladığınızı tahmin ediyorum.

Tabii ki bunlar trajikomik şeyler. Ben nükte katmaya çalıştım anlatırken ama maalesef çok acı şeyler yaşıyoruz biz. Biz, tam anlamıyla bir diktatörlüğe doğru gidiyoruz. Afrika’daki az sayıda kalmış olan kabilelerden daha kötü günlerin beklediğini görüyorum, üzülüyorum ben. İnsan hakları anlamında, özgürlükler anlamında çok ciddi sıkıntılar var ülkede, siz bunları görmezlikten geliyorsunuz. Siz, şu anda iktidar kanadında yer aldığınız için, bizlerin yaşadığı sıkıntıları anlamıyorsunuz yaşamadığınız için.

Bakın, biz size yıllar önce, ilk milletvekili olduğumuzda 2011’de, 24’üncü Dönemde bu kürsüden ya bu Fetullah Gülen cemaati bizim telefonlarımızı dinliyor, bize zarar vermek için her şeyi yapıyor dediğimizde de böyle, manalı manalı gülüyordunuz ama ne zaman ucu size dokundu, ondan sonra gerçeklerin farkına vardınız.

Bakın, beyler, buradan tekrar söylüyorum: Türkiye diktatörlüğe doğru gidiyor.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – İrade milletin iradesi. Millete bakın, milletin iradesiyle buradayız.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bunun sonunda kısa vadede belki biz zarar göreceğiz ama uzun vadede topyekûn zarar göreceğiz ve bir gün gene çıkıp buradan diyeceksiniz ki: “Kandırılmışız.” Bugün sizi kandıran sizin yöneticileriniz, bunu bilmenizi istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinde yer alan "kişinin adı, soyadı, baba adı, ana adı, doğum tarihi veya doğum yerine" ibaresinin "kişinin adı, soyadı, baba adı, ana adı, doğum tarihi ve yerine" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                         Ziya Pir                                       Mehmet Emin Adıyaman                           Mehmet Ali Aslan

                                       Diyarbakır                                                     Iğdır                                                       Batman

                                       Hüda Kaya                                     Mahmut Celadet Gaydalı

                                         İstanbul                                                       Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılmıyoruz önergeye.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün 19 Ekim, İslam mütefekkiri, düşünür, değerli özgürlük mücadelesi insanı Aliya İzzetbegoviç’i saygı, özlem ve rahmetle anıyorum.

Bir parça ondan bahsetmek istiyorum. İktidar medyası her zamanki gibi yine güzellemeler ve belgesellerle İzzetbegoviç’i bugün sabahtan bu yana anmaya devam ediyor. Anıyorlar ama keşke o özgürlük aşığı bilge önderi hakkıyla anlayabilselerdi. O, mücadelesini acılar içinde verirken de Bosna özgürleştikten sonra da iktidarda olduğu dönemlerde de ilkesellikten, ahlakilikten, vicdandan hiç ayrılmadı. Kendisini takip edenlerin de bunlardan uzaklaşmalarına izin vermedi. Halkının kadınları düşmanın tecavüzüne uğrarken, en korkunç yöntemlerle insanlara işkenceler ve ölümler yaşatılırken asla ama asla intikamcı, kinci ve rövanşist duygularla hareket etmedi ve buna da kimseye izin vermedi. Avrupa coğrafyasında “Ben sadece Müslümanım.” dedi ve “İslam Manifestosu”nu yazdı.

Bugün, AKP iktidarının, özellikle yetkililerine bir çağrıda bulunuyorum: Toplumu, din, mezhep adına nefret ve kinle ayrıştırıp da sahte, yapay kutsallıklarla gündemler oluşturacağınıza…

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Aynaya bak!

HÜDA KAYA (Devamla) - …lütfen, “İslam Manifestosu”ndaki erdemliliği anlamınızı özellikle size de tavsiye ediyorum. İlkeli ve vicdani, ahlaki, medeni nasıl bir Müslüman ve nasıl bir özgürlük lideri olunurmuş anlamanız gerekiyor. İçi boş anmalarla değil, o değerleri anlayarak onların hakkını ancak ödeyebiliriz.

Dayton Anlaşması’nı imzalarken şu sözleri tarihe geçti: “Uzun hayatım boyunca pek çok iş yaptım ancak bugüne kadarki en zor iş, Dayton’daki anlaşma masasına oturmak oldu. Benim derdim, muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, ülkeme koltuğumun altında makul bir barış anlaşmasıyla dönmekti. Sırplar sadece benim önerilerime ters düşen önerilerle değil, aynı zamanda tüm adalet ve insanlığa ters düşen önerilerle çıkıyorlardı karşıma. Böyle bir barışı kabul etmek çok zordu ama başka zor olan bir şey daha vardı, eve ‘Savaşa devam ediyoruz.’ cümlesiyle dönmekti.”

İki dönem Cumhurbaşkanı seçildi ve kendi isteğiyle makamını bıraktı, arkasında bir aile saltanatı bırakmadı. Siyaseti bırakırken yaptığı yine o tarihî konuşmalarda “Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar, bu gerçekleri dünyaya haykırdık ama anlayan olmadı. Başlattığımız mücadelede eksikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizindir.”

İzzetbegoviç’in arzuladığı insanlık, bütün farklılıkların bir arada barış içinde yaşadığı bir dünya, bir toplum özlemiydi ve ömrünü bu mücadele yolunda harcadı; kibre, saltanata asla kapılmadı.

“İktidara gelirseniz hâl ve hareketlerinize dikkat edin; kibirli olmayın, kendinizi beğenmişlik yapmayın, size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur, her iktidar geçicidir ve herkes er veya geç önce milletin ve nihayet Allah'ın önünde hesap verecektir.” dedi.

Bunları, bugün içinde bulunduğumuz toplum ve yönetim hâlinde, gerçekliğinde, ne kadar da Sayın İzzetbegoviç’i anlamaya ihtiyacımız olduğunu bir kez daha özlemle ifade ediyorum. Onu anlayanların ancak erdemli toplumları, mücadeleleri gerçekleştireceklerine inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasında yer alan “Nüfus olaylarına” ibaresinin “Tüm nüfus olaylarına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Baki Şimşek                                               Zihni Açba                                               Mustafa Mit

                                          Mersin                                                     Sakarya                                                     Ankara

                                     Kamil Aydın                                          Mehmet Erdoğan                                         Zühal Topcu

                                         Erzurum                                                      Muğla                                                      Ankara

                                                                                                  Fahrettin Oğuz Tor

                                                                                                    Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 21’inci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 21’inci maddesi atik defter kayıtları ve işlemden kaldırılmış eski aile kütükleri kullanılarak yapılacak işlemlerle ilgilidir. İhtiyaçtan doğduğu anlaşılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık iki buçuk yıllık milletvekilliğim süresi içerisinde vatandaşın nikâh ve nüfus işlemleriyle ilgili müracaatı ve şikâyeti olmamıştır; yapılan müracaatın çok büyük çoğunluğu -sizin de bildiğiniz gibi- iş ve aş içindir. Ben de bu vesileyle, nüfusla da ilgili olması bakımından, Sayın Maliye Bakanımız Naci Ağbal’ın geçen pazartesi günü 2017 ve 2018 bütçesi konulu basın toplantısında sarf ettiği “Son bir yılda 1 milyonun üzerinde bir istihdam yakaladık.” beyanı üzerinde durmak istiyorum. Keşke 1 milyon değil, 2 milyon, 3 milyon istihdam artışı yakalayabilseydik, bundan mutluluk duyarız. Allah kimseyi işsiz, aşsız bırakmasın diyorum.

Gerçek, Sayın Bakanın beyanı gibi değildir. İstihdamda artış yakalanamamıştır, bilakis azalışlar söz konusudur. İktidar doğru yapar, yanlış yapar; bunları örneklemeyeceğim. Doğal olmayan, yapılan her şeyi doğru olarak gösterme, verileri yanlış değerlendirme gayretidir.

Sayın Bakanın söz konusu beyanı üzerine resmî verileri inceledim. Bilindiği üzere sigortalı, BAĞ-KUR’lu ve memur statüsünde çalışanların bildirimleri Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılmaktadır. Bu sebeple, Sosyal Güvenlik Kurumu verileri resmî, gerçek verilerdir. SGK’nın en son verileri Temmuz 2017’yi kapsamaktadır. Turizm sektörünün en yoğun olduğu aylar mayıs-ekim dönemidir; işçi nisanda girer veya mayısta girer, ekimde çıkar. Böyle olunca mayıs-ekim ayları verileri bizi sağlıklı sonuçlara götürmeyecektir. Bu sebeple konjonktürden arındırılarak bakmak lazımdır olaya. İstihdamdaki gelişmeleri doğru teşhis edebilmek için ocak ayı verileri en sağlıklı verilerdir. Ocak 2016’da SSK’lı, BAĞ-KUR’lu ve memur olarak toplam istihdam 19 milyon 189 bindir, Ocak 2017’de yani bir yıl sonra üç grupta da azalışlar olmuştur. SSK’lıdaki azalış 237 bindir, BAĞ-KUR’lu da azalış 283 bindir, memurda 63 bindir. Bir yılda toplam istihdamda 583 bin azalma olmuştur. Bunu gayet tabii ben demiyorum, bunu SGK’nın aylık yayınladığı bülten söylüyor, açıp bakılabilir. Bu sebeple, rakamlar Sayın Maliye Bakanını teyit etmemektedir, birincisi bu.

Değerli milletvekilleri, Sayın Maliye Bakanını teyit etmeyen bir başka konu stajyer ve kursiyerlerin istihdama dâhil edilmesidir. Ticaret meslek, endüstri meslek, otelcilik meslek lisesi gibi liselerde okuyan veya yüksekokullarda okuyan ve staj yapan öğrenciler yaratılmış istihdama girer mi, girmez mi? Bunları gerçek istihdama dâhil edebilir miyiz? Stajın Türkçe sözlük anlamı, herhangi bir meslek edinecek olan kimsenin geçirdiği uygulamalı öğrenme dönemidir, meslek bilgisini artırmak maksadıyla başka birinin nezareti altında yapılan çalışmadır. Bunlar geçici, sadece kısa vadeli sigortalar bakımından sigortalı kimselerdir, iş kazası geçirince tedavisi yapılır, emeklilik sigortaları, hakları yoktur. Bunlar iş karşılığında çalıştırılmazlar, gerçek işçinin yanında staj yaparlar, kurs görürler. Bu sebeple bu öğrencileri gerçek istihdama dâhil edemeyiz. Bakınız, Aralık 2016’da stajyer sayısı 359 binken temmuzda bu sayı 1 milyon 230 bine yükselmiştir, stajyer ve kursiyer sayısı altı ayda 3,5 kat artmıştır, artan sayı 872 bindir. Siz stajyer ve kursiyerleri istihdama sayarsanız “İstihdam 1 milyona yakın arttı.” diyebiliriz ama stajyer ve kursiyerleri gerçek istihdama dâhil edemeyiz, etmemeliyiz. Çırak, stajyer ve kursiyer sayıları yaratılmış, üretime dayalı istihdam değildir. Bu sebeple, Sayın Maliye Bakanının eylül itibarıyla “Son bir yılda 1 milyon istihdam arttı.” beyanı gerçeği yansıtmamaktadır. Olayı baştan yanlış teşhis edersek tedavisini de yanlış yaparız çünkü önümüzde bütçe görüşmeleri var. Bunlara çok dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorum.

Yüce Mevla’dan işsizimize iş, aş niyaz ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı tasarının 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz v teklif ederiz.

                                    Kemal Zeybek                                             Nihat Yeşil                                              Murat Bakan

                                         Samsun                                                     Ankara                                                       İzmir

                                    Lale Karabıyık                                           Burcu Köksal                                              Gürsel Erol

                                           Bursa                                                Afyonkarahisar                                               Tunceli

                                                                                                      Hayati Tekin

                                                                                                          Samsun

“MADDE 22- 5490 sayılı Kanunun 63 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 63- (I) "Aile kütüklerinde kayıtlı olan erkek nüfustan askerlik çağına girenlerin listesi Milli Savunma Bakanlığınca Kimlik Paylaşımı Sistemi üzerinden alınır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Lale Karabıyık.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O meşhur hikâyeyi anlatayım bu arada. Hatibin birisi kürsüye çıkmış, Anavatan Partili, demiş ki: “Çok güzel bir konuşma hazırlamıştım ama dün akşama kadar, buraya çıkana kadar bunu bir Allah, bir ben biliyordum ama şimdi gözlüklerimi orada unuttum, bir tek Allah biliyor.”

BAŞKAN – Buyurun Sayın Karabıyık.

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesiyle ilgili verilen önergede söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın vekiller, bu kanun maddeleri içerisinde en çok üzerinde durduğumuz tabii ki müftülerin nikâh kıyma yetkisi. Şimdi, böyle bir sorun var mıydı bu ülkede? Zaten bu kadar sorun içerisinde böyle bir sorunu arayıp bulmak da çok ilginç. Bu ülkede isteyen zaten dinî nikâh yapabiliyor. Ben, komşumun resmî nikahının yanı sıra dinî nikâhı var mı yok mu, bunu bilmiyorum da sormuyorum da. İnsanlar isterse buna bir engel yok. Ama şimdi bu uygulama getirilirse, belediye nikâhlı aileler ve müftü nikâhı olan aileler olarak çok önemli bir ayrışmaya imza atacaksınız.

Peki, tek sorun bu mu Türkiye'de? Yani bütün sorunlar çözüldü, her şey rayında tıkır tıkır gidiyor, tek sorunumuz bu, bunu buradan geçirirsek her şey düzelecek.

Sayın vekiller, geçen gün hayretler içerisinde bir konuşma izledim. Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili Bülent Turan şöyle bir ifadede bulundu hatta cümleyi aynen size okuyayım, dedi ki: “Bu madde kadınların hayatını kolaylaştıracak bir maddedir.”

Sayın vekiller, yani kadınların sorunlarını hepimiz biliyoruz. Bu ülkede kadınlar öldürülüyor, tacize uğruyor, dayak yiyor, yoksullukla, işsizlikle mücadele ediyor. Çocuklarının ayağına ayakkabı alarak okula gönderecek durumları olmayan kadınları biliyoruz biz bu ülkede. Daha çok şey sayılabilir.

Bakın, ben yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonundayım. Orada, yukarıda şu anda ekonomideki sorunlar sebebiyle, finans ihtiyacı, para ihtiyacı sebebiyle hangi üründen nasıl vergi alırızın hesabını yapıyor Hükûmet. Hazinenin borç limitini 37 milyar lira daha nasıl artırırız diye, bunun mücadelesini veriyor yukarıda Hükûmet.

Bütün bu sorunlar bitti, sıra geldi nikâhı kim yapacak olayına. Zaten bu ülkede böyle bir sorunumuz yok, bunu kabul etmek lazım.

Peki, başka bir noktaya değinmek istiyorum: Lütfen, bu zihniyetin bu noktada başka yerlere bizi götürebileceğini görmezden gelmeyiniz. Haberlerde gördünüz, isterseniz gidip izleyebilirsiniz, sübyan mektepleri var ve bu sübyan mekteplerinde çok küçük çocuklar, daha göz temasını zor kuran çocuklar -geçen gün ekranlarda gördünüz- eve geldiklerinde annelerine diyorlar ki: “Anneciğim, kadınların çalışması günahmış, lütfen günaha girme, sen de çalışma.” Ve bunun gibi başka birtakım konular.

Sayın vekiller, bizi, bu konular, artık her aşamada başka noktalara götürebilir, lütfen bunları görmezden gelmeyelim, bunlar son derece önemli konular.

Yine, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan şöyle bir ifade de kullandı, dedi ki: “Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda samimi değil.”

Peki, bu ülkede müftü nikâhını istemeyen kadınlar, aileler bu ülkenin vatandaşı değil mi? Peki “İsteseniz de istemeseniz de müftüler nikâh kıyacak.” diyenler nasıl bir tutum içerisindeler? Böyle bir dayatma kültürü müdür samimi olan? Bunu siz samimi buluyor musunuz? Yani bu ifadeleri ben hayretle karşılıyorum.

Diğer taraftan, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin ve bu maddeye destek veren diğer partinin de kadın vekillerine sesleniyorum: Büyük bir sorumluluk altındasınız ve bu sorumluluğu geleceğe taşıyacaksınız -çocuklarınıza ait- lütfen, bu hataya düşmeyiniz.

Biz, burada neler yaşadık, o zaman da sizleri uyardık, aynı noktaya geldiniz. Burada, vakıfları korumayı çocuklardan önceye alan ve “Bir defadan bir şey olmaz.” diyen zihniyetler tebrikler gördüler, alkışlandılar. Yanlış yapıyorsunuz diye burada biz çok konuştuk ve ne oldu? Geri adım atıldı.

Bakın, aynı noktadasınız. Türkiye'nin böyle bir sorunu yok. Bu kadar sorun varken böyle bir hataya düşmek, bu konuyu bir sorunmuş gibi görmek ve bu konuya, bu maddeye “evet” demek en büyük hatadır, lütfen bu hatayı yapmayınız.

Başta kadın vekiller olmak üzere tüm vekillere burada sesleniyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinde yer alan “Aile kütüklerinde kayıtlı olanlardan” ibaresinin “Aile kütüklerinde kayıtları bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                         Ziya Pir                                       Mehmet Emin Adıyaman                                     Hüda Kaya

                                       Diyarbakır                                                     Iğdır                                                       İstanbul

                            Mahmut Celadet Gaydalı                               Mehmet Ali Aslan                                           Erdal Ataş

                                           Bitlis                                                       Batman                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Erdal Ataş.

Buyurun Sayın Ataş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba yasayla, ülkemizdeki temel sorunlardan kaçan bir siyasetle, maalesef, Meclis gündemini meşgul ediyoruz. Torba yasa içerisinde, belli teknik düzenlemeler dışında, esas olarak toplumu ilgilendiren müftülük maddesi önemli oranda tepki almış ve toplumun tepkilerine rağmen, iktidar partisi tarafından zorla halka dayatılmak istenmektedir. Geçen yıl 600 bin tane evlilik gerçekleşmiş olmasına ve bunların yaklaşık yüzde 95’inde imam nikâhı da yapılmasına yani dinî ritüellerin de gerçekleştirilmesine rağmen, yaklaşık olarak 50 bin belediye, muhtar ve elçilik çalışanı üzerinden bu sorun çözülebilecekken müftülük maddesinin gündeme gelmesinin iki tane sebebi var bizlerce:

Bir tanesi zihniyetle alakalıdır yani inançlara yönelik yaklaşımdaki eşitsizlik ve kadın-erkek eşitliğine yönelik yaklaşımdaki zihniyet yanlışlığı bu meseleyi gündeme getiren nedenlerden bir tanesidir.

Diğeri ise gündem saptırmayla alakalıdır. Bu ülkedeki ekonomik ve siyasi krizi gizleme üzerine, toplumu birbiriyle çatıştıran bir anlayışla, bir şekilde bunun üzerinden geçinme anlayışıdır.

Zihniyetle alakalı olan meseleyi şöyle ifade edebiliriz: İnanç ayrımı bu ülkede önemli bir sorun olarak devlet tarafından bizzat geliştirildi. Yani bütün dünyada çağdaş devletlerin hepsi inançlar karşısında eşit dururken, maalesef, bizim ülkemizde devlet, Alevi, Sünni, Ezidi, Hristiyan, materyalist, bu ülkede var olan bütün inançlar arasında ayrım yapmaya devam etmiş…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Kime ne yapılmış?

ERDAL ATAŞ (Devamla) - …zorunlu din derslerini dayatmış, tarih anlayışında önemli çarpıtmalar ortaya çıkarmış, Diyanet içerisinde sadece bir inanç temsil edilmiş, destek meselesinde inançlardan sadece bir tanesi desteklenmiş. Laiklik dışı olan bu tutuma şimdi de yeni bir tanesi daha ekleniyor. Sadece bir inanca dayalı insanlar bu ülkede resmî nikâh kıyabilecek ama bunun dışındaki insanlar kıyamayacak çünkü bunların bir kısmı memur. Yani devlet, sadece bu inançlardan bir tanesini memur hâline dönüştürmüş, onun üzerinden siyaset yapıyor. İnancın siyasallaştırılmasının hiçbir şekilde topluma yararı yoktur. İnancın da gerçek anlamda ritüelleriyle bir şekilde ibadet olarak yerine getirilmesi engellenmekte, devlet yetkilileri ne söylüyorsa memur da işini kaybetmemek için onları yapmak zorunda kalmaktadır. Bu yüzden, bu noktada, bu yasa, ayrımcı bir politikayı bir adım daha ileri götürerek inançlar arasındaki ayrımı derinleştirmiştir.

İkinci olarak, zihniyet olarak, kadın-erkek ayrımı üzerine getirilen zihniyettir. Bunda da çocuk yaşta insanları evlendirme, kadınları siyaset ve politika dışına itme, çok eşli evlilikleri destekleme, yine kadınların siyaset ve politika dışında kalarak bir şekilde bu toplumun geri kalmasını sağlayan ve onları miras ve diğer hukuki haklardan da mahrum eden bu zihniyetin savunduğu anlayışlardan bir tanesidir. Bu anlayış da kadınlara bir pranga daha vurmuştur. 2015’te küçük yaşta evliliklere ceza kaldırıldığından bu yana 200 bine yakın küçük yaşta evlilik yani kız çocuklarının zorla evlendirilmesi gibi bir durum açığa çıkmış ve büyük bir istismar ortada durmaktadır. Tüm bunların durduğu yerde, maalesef, iktidar, ikinci bir adımla bu meselede zamanla küçük yaşta evlilikleri, tecavüzleri ve diğerlerini de adım adım getirecektir. Bunlar da açık olarak bütün bu anlayışlar üzerinden görülmektedir.

Gündem saptırma üzerinde yapılan anlayışsa şudur: Bu ülkede önemli oranda toplumsal karşıtlık üzerinden geçinen bir zihniyet var. Sürekli toplumu inanç üzerinden, cinsiyet kimlikleri üzerinden, dilleri üzerinden çatıştıran bu zihniyet, toplumun bu çatışması üzerinden aslında kendi yapmış olduğu yanlışlıkları gizleme anlayışına gitmektedir. Bugün de iktidarın büyük oranda yaşamış olduğu ekonomik ve siyasal kriz, işte bu çatışmalar ön plana çıkarılarak gizlenmektedir.

Çoğulcu yapıya ters olan, uluslararası sözleşmelere ters olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL ATAŞ (Devamla) – …çağdaş anayasalara ters olan, laikliğe ters olan bu anlayış geri çekilmelidir ve bir an önce medeni hukuka bağlı olarak var olan evlenme anlayışı devam ettirilmelidir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinde yer alan “üzerinden” ibaresinin “veri tabanından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Baki Şimşek                                               Zihni Açba                                               Arzu Erdem

                                          Mersin                                                     Sakarya                                                     İstanbul

                                     Kamil Aydın                                          Mehmet Erdoğan                                          Mustafa Mit

                                         Erzurum                                                      Muğla                                                      Ankara

                                     Zühal Topcu

                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’nın 22’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu, ekranları başında bizleri izleyenleri ve basın mensuplarımızı saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanımız hazır buradayken kendisine bir soru yöneltmek istiyorum ve cevabını alabilirsem çok memnun olacağımı da ifade etmek istiyorum, eminim ki hassasiyet gösterecektir. Bingöl’ün bir korucu köyünde -ben gidip gördüğüm için hakikaten çok önemsediğimi de buradan vurgulamak istiyorum- liderimizin de talimatıyla yaptığımız çalışmalarda gördük ki -Elmalı köyünden bahsediyorum Sayın Bakan- merkeze bağlı Elmalı köyünün okulu harabe hâlde. Oraya gidip ziyaretimi yaptığımda çok hanım geldi, çocuklarıyla birlikte, bir tanesi bana dedi ki: “Sen iki sene önce geldin, bana söz verdin, tekrar nasıl geliyorsun buraya?” Hâlbuki o giden ben değildim, muhtemelen iktidar partisinden bir hanım milletvekili gidip “Okulunuzu yapacağız.” dedi. “Biz kış aylarında çocuklarımızı gönderemiyoruz. Lütfen, bunun giderilmesi için bari sizler -devletin partisisiniz, Milliyetçi Hareket Partisi- bu sorunu giderin.” diye benden istekte bulundular. Buradan, kürsüden dile getirdim ama sizin hassasiyetinize inandığım için bu konuyu tekrar gündeme taşımış olayım. Bu konuyla ilgili bir de sağlık ocağında hemşire bulunmadığını özellikle vurguladılar. Bunun çalışmasının yapılması gerektiğini söyleyeyim.

Özellikle böyle korucu köylerimizin, milliyetçilerimizin ağırlıklı olduğu, devletin yanında olan köylerin aslında daha da fazla sahip çıkılmak suretiyle desteklenmesi gerektiğini buradan söylemem gerekiyor. Çok zor koşullarda yaşıyorlar, çok zor koşullarda günü geçiriyorlar. Akşam korucu eşini göreve gönderdiğinde -ki gönüllü bir görevdir o aslında- hakikaten ertesi gün eve gelir mi gelmez mi diye o endişeyle hiç uyumayan kadınlar var, onları gördüm.

Güvenlik korucularımızla ilgili bir çok düzenleme yapılmasına rağmen, kalıcı çözümler yerine geçici tedbirler uygulanmıştır aslında. Korucularımız kalıcı çözümler beklemekteler. Bu çözümlerin de kalıcı olması için aslında bir korucu kanununun çıkarılması gerekiyor. Normal koşullarda 442 sayılı Kanun kapsamında çalıştırılıyor korucularımız ama bir korucu kanunu çıkarılırsa çok daha sağlıklı sonuçlar elde edilebilir diye düşünüyorum. Ortalama 8 nüfusa sahip korucularımızın maaşı 1.510 Türk lirasıdır. Gece gündüz, kar kış demeden çok zor koşullarda, çok zor bölgelerde görev yapan bu korucularımız çıplak bedenlerini vatanın müdafaası için ortaya koyan insanlar. Gerçekten bu ücret karşısında ezilmekteler ve çocuklarının önemli ihtiyaçlarını da görememekteler. Bu anlamda, maaşlarının en azında en düşük devlet maaşına endekslenmesi gerektiğini dikkate almamız gerekiyor. Hepimizi burada hem milletimizin vebaliyle hem de bunları görüp bunları dile getirmemenin vebaliyle oturuyoruz. Bu anlamda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimizin bu sorunlarını tespit etmek, sizlerle paylaşmak, bunlara kalıcı çözümler üretmek adına da hareket etmek bizim şiarımız ve görevimiz.

Güvenlik korucularımız kısa bir süre önce 4/A kapsamında sosyal güvenceye alınmışlardır. Burada aslında iyi bir adım atılmıştır ama “22/5/2003 tarih ve 4857 hükümleri uygulanmaz.” denmiştir. Bu handikapla beraber bir adaletsizlik oluşmuştur yani emekli olan korucumuz hem toplu ikramiye alamamaktadır hem ailesi de yardımdan istifade edememektedir. Ayrıca 4/A kapsamına alınan korucularımızın eğitimdeki çocuklarına verilen eğitim yardımı kesilmiştir, engelli çocuklarının da yardımları kesilmiştir; bunu da çok iyi düşünmek gerekiyor. Bir şeyi yaparken diğer şeyi yıkmak elbette ki amaç değildir belki ama neyin ortaya çıktığını da iyi tahlil etmek gerekiyor. Korucularımızın üniversitede okuyan çocuklarının aldıkları öğrenim bursu yerine, geri ödemesiz Başbakanlık bursunun verilmesi aslında daha uygundur. Çünkü çoğunun maddi yeterliliği olmadığı için bu insanların borçları birikmiştir ve bu çocuklar burslarını da geri ödeyemedikleri için, borçları olduğu için bunun altında da ezilmektedirler. Hepsi “Devlete karşı zaten gelmeyiz, hiçbir şekilde biz bir isyanda bulunmayız.” diyorlar ama bunları bizim görüp, tespit edip bununla ilgili gereğini yapmamız gerekiyor.

Bir de devlet övünç madalyası var. Bildiğiniz üzere, askerimize, polisimize, ve diğer kamu görevlilerinden şehit ve gazi olanlara verilen bir madalyadır bu; mirasçılarına özellikle veriliyor. Orada ben şunu gördüm: Yine, korucularımıza bu madalya verilmediği için mirasçılarının önemli bir bölümü “Biz sadece madalyayı alsak, şuraya assak bizim için övünç olacak.” demektedirler. Bunu da Sayın Bakanımıza ve yüce Meclisimize ulaştırmış olayım.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Baki Şimşek                                               Zihni Açba                                               Mustafa Mit

                                          Mersin                                                     Sakarya                                                     Ankara

                                     Kamil Aydın                                          Mehmet Erdoğan                                         Zühal Topcu

                                         Erzurum                                                      Muğla                                                      Ankara

                                                                                                    Deniz Depboylu

                                                                                                            Aydın

“Bakanlar Kurulu bu tutarı on katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN- Önerge üzerinde söz isteyen, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüştüğümüz kanuna göre nüfusun tanımlanması, kayıt altına alınması, üzerinde yapılacak düzenlemelerle birlikte elbette önem arz etmektedir. Ancak, nüfusun kayıt altına alınması kadar, nüfusun sağlığının, güvenliğinin korunmasının sağlanmasıyla ilgili de yapılacak olan çalışmalar bilhassa belki de kayıt altına alınmasından çok daha değerlidir.

Devlet, her vatandaşın güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Çocuklarımız ve gençlerimiz bunların başında gelir. Ancak, malumunuz ki bugün bir araştırma önergemiz gündeme geldi ve maalesef reddedildi; uyuşturucu madde, özellikle sentetik uyuşturucu maddelerle ilgiliydi. Bu noktada baktığımızda, çocuklarımızın ve gençlerimizin, aynı zamanda yetişkinlerin ne kadar risk altında olduğunu, sağlığının tehlikede olduğunu da kabul etmek tabii ki mümkün, mümkünü bir kenara bırakalım göz ardı etmek mümkün değil.

Biz daha önceden uyuşturucu maddeleri kokain, eroin, esrar, LSD olarak tanımlarken son zamanlarda özellikle piyasaya sürülen ve çocuklara yönelik olarak çıkarılan bonzai ve arkasından tekrar piyasaya sürülen, bugün Türkiye’ye de geldiğini gördüğümüz “flakka” adında uyuşturucularla tanışmış bulunmaktayız. Özellikle bu flakka çok daha farklı bir uyuşturucu türü çünkü etki mekanizması çok farklı, insanı bir zombiye dönüştürüyor; daha doğrusu insana halüsinasyonlar göstererek ve nihayetinde ağır paranoyaya sürükleyerek çıldırtacak düzeyde saldırganlaştırmaya yönelik bir uyuşturucu madde.

Bu maddeleri kullananlar da genellikle “Bir iki kez kullanır, denerim.” diye düşünüyor ama bir iki kez kullanmak bağımlılığın ilk adımı, maalesef, arkadan, hiç fark etmeden bağımlı hâle geliyorlar. Ne yazık ki özellikle sentetik uyuşturucularda birkaç kez kullanımın sonucu kesinlikle ölüm oluyor.

Ben daha önceden kürsüden de dile getirdiğim gibi psikoterapi eğitimleri aldım ve bu psikoterapi eğitimlerinin içerisinde bağımlılık terapileri de mevcuttu. Daha önceden bağımlılık terapileri üzerinde yoğun bir çalışma yapmadım ama size burada bilgi verecek düzeyde bir eğitime sahibim. Bağımlılığın evreleri var. Bu bağımlılık evreleri herkes için geçerli olmasa da -şimdi, içinizde belki sigara kullanıp da sigarayı bırakmayı denemiş olanlar vardır, bu yaklaşımda olup bırakmayı deneyenler belki çok daha iyi anlayacaktır- belli evrelerden geçer. Önce, bir hazırlık evresi vardır, bağımlılığa başlarsınız, ilk madde kullanımı; arkasından, madde kullanmayı sürdürme, ilerleme; bırakma evresi, bıraktığınızı düşünürken tekrar madde kullanımını düşünme -biz buna “prolapse” diyoruz- tekrar madde kullanıma başlama “lapse” ve sürdürme “relapse” dediğimiz dönemler. Bunlar bir döngüdür. Yani, bağımlılık terapisi başladıktan sonra bağımlı bir kişiyi o maddeden kurtarmak, temizlemek, bir daha başlamasını engellemek çok maliyetlidir, çok zaman alır, gerçekten de çok zordur ve bunu da açıkça söylemek gerekir ki birçok kez de başarısızlıkla sonuçlanabilecek bir terapi türüdür.

Madde kullanmaya yol açan etkenler de o kadar fazla ki kişinin kendi özelliklerinden tutun, ailesi, arkadaşı, çevresi, bağlı olduğu kültürel sosyolojik yapı, bunların hepsi önemli; çok ayrıntılı ele alınması gerekir. Şimdi, İçişleri Bakanlığı Emniyet Müdürlüğünün yaptığı araştırmaya göre bakıyoruz, uyuşturucu kullananların yüzde 64,81’i ilkokul mezunu, 49,31’i işsiz, 31,93’ünün de düzenli bir işi yok, yine ne yazık ki yüzde 2,26’sı da öğrenci. E, bu durumda bizim çok ciddi adımlar atmamız gerekiyor. Gerçekten de reddedilmiş olsa bile bunun tekrar gündeme getirilip kabul edileceğine inancım yüksek. Bununla ilgili bir araştırma komisyonu kurmak gerçekten çok önemli ama yeterli değil. Geçen hafta bizim kanun teklifimiz geldi daimî çocuk hakları komisyonu kurulmasına yönelik. Ben biliyorum ki buradaki siyasi partilerin tamamının kanun teklifi var, araştırma komisyonlarının önerileri tamamen bu yolda; peki, neden bu komisyonu kuramıyoruz ben hâlâ anlamış değilim. Bu komisyonu kurduktan sonra çocuklarımızı, gençlerimizi korumak için alt komisyonlarda yapabileceğimiz çalışmalar çok nitelikli, değerli ve çeşitli.

Bunu bir kez daha sizlere hatırlatıyor, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 23’üncü maddesiyle düzenlenen 5490 sayılı Kanun’un 65’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “müştereken” ibaresinin “müşterek olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Kemal Zeybek                                          Candan Yüceer                                         Burcu Köksal

                                         Samsun                                                    Tekirdağ                                           Afyonkarahisar

                                       Nihat Yeşil                                              Hayati Tekin                                            Murat Bakan

                                          Ankara                                                     Samsun                                                       İzmir

                                       Gürsel Erol

                                          Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetin kuruluşunun 94’üncü yılını kutlayacağımız bu günlerde cumhuriyetimizin, eşit yurttaşlığın, çağdaşlığın kilit taşı olan laikliğe bir saldırıyla daha karşı karşıyayız. Alışıldığı üzere, AKP, yine halkımızın dinî duygularını siyasete alet ederek cumhuriyetle bitmeyen bir hesap içinde olduğunu tekrar gösterdi. Bu sefer şapkadan çıkan, müftülere nikâh yetkisi. Aslında hepimiz neyin niye yapıldığını çok iyi biliyoruz, bu konuda herkes bunun farkında. Ama bu, birilerinin yalnızca cumhuriyeti, laikliği sindirememiş olmasından kaynaklanmıyor, birilerinin kadın haklarıyla da bir hesabı var. Daha önce “Kadın-erkek eşit değildir, fıtrata aykırıdır.” diyerek birçok kez, defalarca itiraf edildiği gibi kadının eşitliğini, eşit yurttaşlığını kabullenemiyorlar; kadının birey olduğunu, kadının bağımsız olduğunu, kadının istediği gibi giyinebileceğini, dilediği gibi gezinebileceğini ve hayatının dokunulmaz olduğunu kabullenemiyorlar. Onlar için kadın, evinin süsü olmanın ötesine geçemeyecek, yalnızca boyun eğdiği sürece makbul kabul edilecek, ancak belli kalıplar içinde varlığını sürdürdüğü sürece de hoş görülebilecek ikinci sınıf varlıklar. Kadınlar babalarının, ağabeylerinin, kocalarının sözünden çıkmayacaklar; kadınların kendi sözü olmayacak. Kadınları görmek istedikleri statü maalesef bu. Bu yüzden başka pek çok alanda olduğu gibi, kadınlar için bir koruma kalkanı olan laiklikle, kadınları eşit gören, eşit bir yaşam vadeden cumhuriyetle bitmeyen bir hesap var.

Yıllardır siyasetinizi bu kırılma noktaları üzerine kurguladınız, toplumu bu alanlarda kutuplaştırdınız. Müfredat değişiklikleri, eğitimde yapılanlar, kadını ikinci sınıf gören söylemler; laikliği ve laik devlet yönetimini sindirememekle ilişkili tabii ki bu. Amacınız aslında açık, amacınız Türkiye’yi her alanda Orta Doğululaştırmak. Bu, dış politikada da böyle, toplum mühendisliğinde de böyle, medyanızda da böyle, çıkarmak istediğiniz kanunlarda da böyle, Meclis çatısı altında haremlik selamlık düzenlenen iftarda da böyle. Yüzü Batı’ya dönük olan ülkemizin on beş yılda bütün birikimlerini heba ettiniz, şimdi de bu düzenlemeyle ülkeyi bir Orta Doğu ülkesi hâline getirmek istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz haftalarda Genel Kurulda sordum, Komisyonda da sordum ama bir Allah’ın kulu çıkıp yanıtlamadı, yine soruyorum: Bugüne kadar bu konuda tek bir sorun, tek bir engel olmamasına rağmen bu düzenlemeye niçin ihtiyaç duyuldu? Hani, bu soruya bir cevap bulmak lazım. Evlendirme memuru mu kalmadı, muhtar mı kalmadı da bu düzenlemeye ihtiyaç duyuldu? Yoksa bir açıkta kalan mı oldu, evlenemedi, kuyrukta kalan mı oldu? Bu düzenlemeye niçin gerek görüldü?

Bakın, Sayın Bakan diyor ki: “Bu düzenlemeyle çocuk yaştaki evlilikler engellenmiş olacak, önlenmiş olacak.” Allah aşkına, kendisi inanıyor mu buna? O, çocuk yaştaki evlilikler nasıl gerçekleştirildi? Onların nikâhını kıyan, onları evlendiren din görevlileri değil mi? O din görevlilerini denetlemeyen, buna göz yuman müftülükler değil mi? Şimdi yaptığınız, imamların yasak bir fiili gerçekleştirmesine göz yuman müftülere bu yetkinin verilmesi. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak çalışan müftülerin medeni hukuku ilgilendiren alanda ne işi var Allah aşkına? Her alanı dinsel referanslara göre düzenleme isteğinizin başka bir tezahürü bu. Yalana, talana, israfa, kul hakkı yemeye gelince bunları dinin yasakladığını aklına getirmeyenler, söz konusu kadın olunca, eşitlik olunca, söz konusu nikâh olunca birden din âlimi kesiliyorlar.

Kadınlar haftalardır sokakta hem Medenî Kanun’la hem de cumhuriyetle edindiği hakların kaybı olmasın diye, Orta Doğu toplumları gibi olmayalım diye. Bakın, Suudi Arabistan’daki kadınlar daha yeni kendi başlarına araba kullanma hakkını elde ettiler. Bu, size bir şey anlatmalı, bunu görmeniz gerekiyor çünkü bu kara taassubun gölgesinde yaşamanın ne sonuçlar doğurabileceğini görmemiz lazım. Şunu söylemek lazım: Ne yaparsanız yapın, ne olursa olsun bu kuşatmayı kadınlar kıracaktır diyorum, hepinize sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde yer alan “sorgu veya dönen kayıt” ibaresinin “sorgu ve dönen kayıt” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                         Ziya Pir                                                  Hüda Kaya                           Mahmut Celadet Gaydalı

                                       Diyarbakır                                                  İstanbul                                                       Bitlis

                                 Mehmet Ali Aslan                               Mehmet Emin Adıyaman                              Ertuğrul Kürkcü

                                         Batman                                                        Iğdır                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İzmir Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hepiniz biliyorsunuz, bu tartışma aslında sadece bir tek madde için yapıldı, geri kalanlar teferruat yani bu tartışmanın özü bakımından bir karşılığı yok. İçişleri Bakanlığı elde olan çeşitli ihtiyaçlar dolayısıyla torbaya onları da koymuş, olsa da olur, olmasa da olur. Dolayısıyla, madde üzerinde o kadar duracak değilim. Ancak bu tartışmalar sırasında ortaya çıkan kimi meseleleri de ister istemez görmek, karşılamak zorundayız. Özellikle, 6’ncı maddeyle ilgili tartışma sırasında din, din adamları, din adamlarının nikâh kıyması meselesi öylesine gündemleşti ki burada şunları duyar olduk: “Din adamına laf söyleniyor. Din adamı eleştiriliyor. Eleştirilir mi, eleştirilmez mi?” E, şunları da işitiyoruz: “Vallahi eleştirmedik, ya eleştirdiysek ne olalım.”

Şimdi, İslamiyet’te din adamlığı diye bir şey var mı sevgili arkadaşlar? Hani, biz, evet, sizin gibi her gün camiye giden Müslüman değiliz ama Müslüman anne-babanın çocuğuyuz. İslamiyet’te din adamlığı diye bir şey yok.

İkincisi: İslamiyet’te dinî vecibelerin cemaat tarafından yerine getirilmesi için önderlik edenler cemaatin içinden herhangi birisi olur ve bunun için para almazlar, devlet adamı devletten para alır. Dolayısıyla, Diyanet İşlerinin memurları devlet memurudurlar, devletin hizmetini görürler; mevzu bundan ibarettir. Devlet işini gören herkesi eleştiririz arkadaşlar. Cumhurbaşkanını eleştiriyoruz; müftüyü, imamı, vaizi, mezarcıyı mı eleştiremeyeceğiz, nereden çıkıyor bunlar? O yüzden, burada “eleştiriden muaflık” diye bir şeyle önce Diyaneti dokunulmaz kılmak, ondan sonra Diyanetin işlemlerini dokunulmaz kılmak, kendini Diyanetle bağlayarak kendini eleştirilmez kılmak, böylelikle hegemonyayı yeniden üretmek; o kadar ucuz değil, biz bunları kabul etmiyoruz. Din adamlarını da, herkesi de eleştiririz. Devletin hizmetini gören yani toplumun hizmetini gören herkes eleştirilmesi gerektiği kadar eleştirilir ve onlara ne bir kutsallık ne de başka bir şey izafe edilebilir. Bu manada, Diyanet İşleri başkanları da böyledir. Öyle olmasa “Hizmetini beğenmedik.” diye şutlanıp işten çıkartılmazlardı, öyle olmasaydı şu ya da bu şekilde devletin maaşına muhtaç olmazlardı. Din hizmeti böyle olmaz. O yüzden, bizi bunlarla korkutmaya çalışmayın.

Ben yine de maddenin içinden bir hususa değinmek isterdim. Eğer hakikaten nüfus işleriyle ilgili kanunda bir önemli değişiklik yapılacak olsaydı, mesela benim mutlaka ihtiyaç olduğunu gördüğüm fakat kanunun bizzat gerçekleşmesini engellediği bir hususa dikkat çekmek isterim. Kanun’un 44’üncü maddesi Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının soyağaçlarını elde etmelerini engellemektedir. Üst soy ve alt soy dışında, yani anne ve babaları ile çoluk çocukları dışında hiç kimseyle ilgili olarak nüfus müdürlükleri insanlara kendi soyları, soyağaçları konusunda hiçbir bilgi vermez, bunu da Danıştayın bir kararına dayandırır.

Şimdi, böyle bir şey düşünebilir misiniz? Siz bu ülkede, bu toplumda, bu topraklarda yaşıyorsunuz, binlerce yıldır yaşıyorsunuz. Bunun kaydı kuydu devlet tarafından tutulmuş fakat siz “Benim büyükbabamın büyükbabası kim ve onun çocukları kim? Büyükannem kim? Büyükbabamın büyükbabası kiminle evlendi de oradan büyükbabam doğdu?” diye sorduğunuz zaman İçişleri Bakanlığı “Yasak, bu konuda bilgi edinemezsin.” diyor.

Ben tahmin ediyorum ki, bu, kişilerin özel hayatının gizliliğiyle hiçbir ilgisi olmayan, esasen soya ve etnisiteye ve inanca göre kurulmuş bir ulus tanımını gerçek bilgilerin çeliyor olmasıyla ilgilidir. Eğer beş kuşak geriye gittiğimizde herhangi birimizin soyunda bir Ermeni’nin, bir Rum’un, bir gayrimüslimin ya da herhangi bir biçimde İslamiyet ya da Türklükle alakası olmayan bir Anadolu insanının izi çıkmazsa ben de hiçbir şey bilmiyorum. Zaten bütün genetik araştırmalar da bunun böyle olmadığını doğruluyor. O yüzden, bu kadar çok soydan, ecdattan söz edip, yurttaşları ecdadının bilgisinden yoksun etmek ancak soya, etnisiteye ve inanca bağlı bir ulus tanımının sonucu olabilir. Ama hakikat bu tanımla çelişiyorsa o zaman hakikate uymak, tanımı değiştirmek evladır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyor ve oylarınıza sunuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde yer alan

“d) Bu Kanunun 15 inci maddesinde belirtilen sağlık personeline ve 31 inci maddesinde belirtilen Cumhuriyet savcılıklarına” ibaresinin

“d) Bu Kanunun 15 inci maddesinde belirtilen sağlık personeline ile 31 inci maddesinde belirtilen Cumhuriyet savcılıklarına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                         Ziya Pir                                                  Hüda Kaya                           Mehmet Emin Adıyaman

                                       Diyarbakır                                                  İstanbul                                                       Iğdır

                                 Mehmet Ali Aslan                               Mahmut Celadet Gaydalı                                      Erol Dora

                                         Batman                                                       Bitlis                                                        Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Erol Dora konuşacaktır.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının bu maddesiyle, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 62’nci maddesinde teknik bir değişikliğe gidilmesi öngörülmektedir.

Tabii, daha önce de belirttik, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yurttaşlara verilecek kimi hizmetlerin kolaylaştırılmasına dönük düzenlemelere karşı değiliz. Bununla birlikte, bizim özellikle muhalefet ettiğimiz nokta, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun kapsamını ve yetki alanını hayli aşan bir düzenleme olan ve makul bir müzakere süreci işletilmeden Genel Kurul gündemine getirilen ve tasarının aslında içini de boşaltan müftülüklere nikâh kıyma yetkisi verilmesine ilişkindir.

Değerli milletvekilleri, farklı teknik düzenlemeler içeren ve 37 madde barındıran bu yasa tasarısı, sağlıklı bir müzakere süreciyle Meclisten geçirilebilecek iken, tasarı içerisine konulan müftü nikâhı meselesiyle, tasarı bir bakıma tek madde etrafında kilitlenmiştir.

Kamuoyu gündeminde müftülüklere nikâh kıyma yetkisi veren tasarı olarak yer bulan bu düzenleme, Anayasa madde 2’de belirtilen “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” ilkesinin, Anayasa madde 174/4 maddesiyle koruma altına alınan Medenî Kanun’un resmî nikâh hükmünün ihlaline yol açacaktır. Yani bu tasarı laiklik ilkesinin çiğnenmesine yol açacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, bu düzenleme sadece laiklik ilkesi açısından değil, din ve vicdan özgürlüğü açısından da sorunludur ve düzenlemenin iddia ettiği özgürlük alanı açısından da faydadan çok zarara sebebiyet verecektir. Sizlere Anayasa’nın 10’uncu maddesini hatırlatmak isterim: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Buna karşın, tasarıda yer alan, nikâh kıyma yetkisinin bir din kurumu olan müftülüklerle paylaşılması kanun önündeki bu eşitliği açıkça bozmaktadır. Kaldı ki Diyanet kurumunun mevcut hâli bile çağdaş, özgürlükçü laiklik uygulamalarına aykırıyken bu tasarı, Meclise ve topluma âdeta dayatılan düzenlemeler neticesinde, laiklik ilkesinin içeriğini bir basamak daha boşaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme toplumda gittikçe artan ayrışma katmanlarına yeni bir katman ekleyecek, bunun yanı sıra müftü huzurunda evlenenler/evlenmeyenler ayrımıyla yeni bir ötekileştirme ve yeni bir mahalle baskısı yaratacaktır.

Çocuklara cinsel taciz ve tecavüzlerin arttığı, çocuk gelinlerin ve çocuk annelerin ülkenin en acı gerçekleri arasında yer aldığı bir zaman diliminde şu an üzerinde görüştüğümüz tasarı son derece suni bir tartışmadır. Tasarıya eklenen bu düzenleme, halkımızın içerisinde bulunduğu yoksulluğun ve diğer taraftan her geçen gün bir yenisinin tanığı ya da mağduru olduğumuz hak ihlallerinin izlenmesini amaçlayan bir düzenlemedir.

Değerli milletvekilleri, dert kazanında kaynayan bu ülkede yoksulluk ve gelir adaletsizliği sorunları her geçen gün daha da büyürken, bu ülkenin geleceği olan çocuklarımız ikide bir değişen sınav sistemi cenderesine sıkıştırılmışken, kadın cinayetleri orta yerde dururken, çocuk ölümleri görmezden gelinirken müftülere resmî nikâh yetkisi verilmesi tartışmasının ülke gündemine sokulmasının iyi niyetli bir girişim olmadığını değerlendirmekteyiz.

Bakınız, iki gün önce Şırnak’ta yine bir madende işçiler feci biçimde hayatlarını kaybettiler. Yakın zamanda, Soma ve Ermenek gibi, dünyada eşine zor rastlanacak iki büyük işçi kıyımı yaşamış bir ülkede bundan ders çıkartılmamış olması acı vericidir. İşçilerin çalışma güvenliklerine dair esaslı yapısal tedbirleri bir türlü hayata geçirmeyen bir Hükûmetin, toplumda acil hiçbir sorunu gidermeyecek olan müftü nikâhı tartışmalarıyla ülkenin gerçek gündemini gözlerden kaçırma girişimini asla doğru bulmuyoruz. Bu nedenle bu yaklaşımı kabul etmiyoruz.

Bir kez daha Hükûmetin ülkenin gerçek sorunları konusuna daha ciddiyetle, evleviyetle dönmesini ve bu konularda çözümler araması gerektiğini belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 24’üncü maddesiyle düzenlenen 5490 sayılı Kanun’un 68’inci maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinde yer alan “belirtilen sağlık personeline” ibaresinin “işaret edilen sağlık personeline” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Gürsel Erol                                             Kemal Zeybek                                           Murat Bakan

                                          Tunceli                                                     Samsun                                                       İzmir

                                     Burcu Köksal                                            Hayati Tekin                                              Nihat Yeşil

                                   Afyonkarahisar                                               Samsun                                                     Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Kemal Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Müftülere nikâh kıyma yetkisi veren Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum.

Vatandaşlık hizmetleri doğumdan ölüme kadar sürekli izlenmeli, gerekli kayıt ve istatistiki verilerle sonuçlarına göre takip edilmelidir. Vatandaşlarımızın doğumdan ölüme kadar düzgün, rahat bir yaşam sürdürebilmesi başta Hükûmet olmak üzere hepimizin görevidir.

Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yaparken vatandaşın hâli nedir, geçimini nasıl sağlıyor? İşsiz insanlarımız iş bulabiliyor mu? Genç nüfus karamsarlığa düşmüş. Üniversite öğrencileri yurtların camlarından atlayarak intihar ediyorsa, umutlarını yitiren insanlar yaşamlarını sonlandırıyorsa bunların bir sebebi olmalıdır.

Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yaparken 80 milyonu vatandaş olarak görüyorsunuz, iş ve paylaşım olunca yandaşları koruyorsunuz. Mevcut iktidarlarınız döneminde dilimize yerleşen önemli sözcüklerden birisi de "vatandaş” yerine "yandaş” sözcüğü yerleştirdiniz. İş ve ihaleleri adrese teslim ediyorsunuz. İşe alımlarda getirdiğiniz mülakat yöntemiyle yandaşın işini kolaylaştırıp vatandaşların haklarını başkalarına veriyorsunuz.

Buradan 80 milyon insan duysun, Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yaparken bütün vatandaşlarımıza adil ve eşit yaklaşılsın. Yazılı sınavlarda üstün başarı gösteren insanların haklarını mülakatla yok etmeyin. Adam kayırmalarda unutmayın ki hakkını elinden aldığınız insan da bu ülkenin vatandaşı.

Her türlü kamu görevini yaparken, vergi verirken, nüfusumuz 80 milyon, devletin olanakları, sosyal yardımları verirken işe adam yerleştirmede bakanlıklarda “yandaş-vatandaş” ayrımı yapıyorsunuz. İnsanlarımız Hükûmetinizden ayrım yapmamasını bekliyor.

Resmî nikâhla beraber, inanç ve kültürel olarak evlenecek kişiler, bilinen hoca, dede, seyit vesaire din adamlarının önünde iki kişinin anlaşarak, uzlaşmayı yerine getirerek karşılıklı olarak birbirlerine söz vermeleridir. Dinsel nikâhlar, insanın ahlaken, vicdanı duygularıyla iki kişinin bağlılık yeminidir. İnsanın evliliği, dünyada insanların bütünsel yaşamlarının bir arada yürütülmesidir. Hukuk devletlerinde resmî evlilik insanın dininden, ırkından bağımsız yurttaş hakkıdır. Resmî evlilikle kadının anayasal haklarının güvence altına alınması zayıf olanın korunması demektir. Evlilik bu dünya işi olduğuna göre bu dünyadaki işlerimizi hukuk çerçevesi içerisinde ele almalıyız.

Kadının korunması bizim gibi ülkelerde çok önemlidir. Özellikle dini, yaşamın içinde tutarak toplumumuzda ailede erkek baskısı, üstünlüğü mevcuttur. Sosyal yaşamda kadının resmî nikâhla anayasal olarak elde ettiği haklarını korumak zorundayız.

Cumhuriyetin temel niteliklerinde Türkiye Cumhuriyeti laik bir hukuk devletidir. Herkes din, mezhep, ırk, renk, siyasi düşünce, cinsiyet, felsefi inanç ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Bu çağda erkek üstünlüğü ile Emevi din yönetimi referanslarını temel alan Diyanet İşleri, ülkemizde Sünni Hanefi inancının yaşamsal ibadetlerini koruyan bir makamdır.

Ayrıca, küçük yaşta evlilik ile kadının çalışması ve giyimine kadar skandal açıklamalar yapan müftülere neden yetki verildiği zihniyetin geldiği sonuçtur. Müftülere bu yetki verilmemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL ZEYBEK (Devamla) – Müftülere nikâh kıyma yetkisi vermekle evlilikler daha güçlü olmayacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Madde 25’e bağlı ek madde 2 üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesine bağlı ek madde 2’nin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                                  Ziya Pir                             Mehmet Emin Adıyaman

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                     Iğdır

                            Mahmut Celadet Gaydalı                               Mehmet Ali Aslan                                        Dilek Öcalan

                                           Bitlis                                                       Batman                                                    Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Dilek Öcalan konuşacaktır.

Buyurun.

DİLEK ÖCALAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddeyle boşandıktan sonra eşinin soyadını kullanmaya devam eden kadınların kendi soyadlarını alması ve evliyken eşinin soyadıyla birlikte kendi soyadını kullanan kadınların yalnızca eşlerinin soyadını kullanma talepleri bir dilekçe yazmak kadar kolay kılınırken, bunun gerekçesi olarak da mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve vatandaş memnuniyetinin arttırılması ifade ediliyorken neden kadınlar evlenirken kendi soyadlarını muhafaza etmek için hâlâ mahkemeye gitmeli. Soyadı işlemlerinde yapılacak kolaylık bile yine kadın erkek eşitsizliğine dayanmaktadır. Bu madde de diğer maddelerde belirtildiği üzere kadınların lehine olacak şekilde düzenlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıllarda kürtajı yasaklamaya çalışan, istismarcıların istismar ettikleri çocuklarla evlenmeleri hâlinde serbest kalmalarını sağlayacak yasa tasarısı hazırlayan, kadınların gece mesai saatlerini artıran Hükûmet şimdi ise bu yasa tasarısını kanunlaştırmaya çalışmaktadır. Kadına yönelik her türlü şiddetin her geçen gün katbekat artmasına karşın, Hükûmet tarafından kadına yönelik katliamların ve erkek şiddetinin önlenmesi ve ortadan kaldırılmasına dönük politikalar üretilmemektedir. Aksine bugün de tecrübe ettiğimiz üzere çıkarılan ve çıkarılmak istenen yasalarla toplumda kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık artmaktadır. Kadınların evde, sokakta, iş yerlerinde yaşam alanları daraltılmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, kadına yönelik şiddet ve kadın katliamlarına ilişkin bugüne kadar Hükûmete defaatle sorduğumuz sorular yanıtsız kalmış, konuya ilişkin Meclis araştırma önergelerimiz ise iktidarın oy çokluğuyla kabul edilmemiştir. Bir Hükûmet politikası olarak yok sayılmaya, üstü örtülmeye çalışılmıştır. Buna karşılık hayatlarımıza dair bu kadar önemli bir konuyu gündeme getirmekten dün olduğu gibi bugün de geri durmayacağız. Bu bağlamda kadına yönelik her türlü şiddet ve kadın cinayetlerini tekrardan gündemlerimize getirmeye devam edeceğiz.

Yerel ve ulusal medyada çıkan haberlerden derlenerek hazırlanan ve sivil toplum örgütlerince takip edilen kadın cinayetlerine yönelik veri çalışmalarına göre 2017’nin ilk dokuz ayında erkeklerin 211 kadın ve kız çocuğunu öldürdüğü, 64 kadına tecavüz ettiği, 190 kadını taciz ettiği, 258 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu, 306 kadına şiddet uyguladığı belirtilmiştir. Yine sadece eylül ayında erkekler tarafından 37 kadının öldürüldüğü ve 33 çocuğun istismara uğradığı, 24 kadına cinsel şiddet uygulandığı edinilen bilgiler arasındadır. Bu verilerin bakanlıklar ve bağlı kurumlar tarafından kaydı tutularak kamuoyuyla paylaşılmış veriler olmadığını da hatırlatmakta yarar görüyorum. Ne var ki imzacısı olunan İstanbul Sözleşmesi Türkiye'yi veri toplamakla da yükümlü tutmaktadır.

Değerli milletvekilleri, siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin cinsiyetçi ve ayrımcı söylemleri, kadınları değersizleştiren, erkekliği yücelten kavramlar ve ifadeler AKP döneminde katmerlenerek yaygınlaşmıştır. Hukuken uygulanan iyi hâl indirimi, kararların caydırıcılığının olmaması, kadın katliamlarının meşrulaştırılmasına ve artarak devam etmesine hizmet etmekten başka bir işe yaramamıştır. Son dönemde kadına yönelik şiddeti körükleyen açıklamaların yapılması, gerici uygulamaların getirilmeye çalışılması kadın cinayetlerini artırdığı gibi, bu cinayetlerde de her geçen gün başka bir vahşetle karşı karşıya kalınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, Hükûmet yakın zamanda kadın katliamlarını ve kadına yönelik şiddeti durdurmak yerine Mecliste boşanmaları önlemek için komisyon kurmuş ve bu komisyon, kadınların haklarını tehdit eden bir rapor hazırlamıştır. Türkiye'de ciddi boyutlara ulaşmış kadın cinayetlerini araştırmak ve önlemek yerine boşanmaları araştırmayı tercih etmeyi bile kadına yönelik politikaların oluşturulmasındaki erkek egemen bakış açısının en samimi, en somut göstergeleri arasında söyleyebiliriz. Bu temelde kanunlaştırılmaya çalışılan ve bu uygulamaların bir an evvel topluma hizmet eden, kadınlara, kadın kazanımlarına karşı saldırılara son verilmesine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK ÖCALAN (Devamla) – …dönük adımlar olarak iyileştirilmesi, partimiz adına da ve tüm kadın kurumları, kadın kuruluşları adına da söylemimizdir.

Bu çerçevede herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 25’inci maddesiyle düzenlenen 5490 sayılı Kanun’a eklenen Ek Madde 2’nin birinci fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Gürsel Erol                                             Kemal Zeybek                                           Hayati Tekin

                                          Tunceli                                                     Samsun                                                     Samsun

                                       Nihat Yeşil                                              Kazım Arslan                                            Murat Bakan

                                          Ankara                                                      Denizli                                                       İzmir

                                     Burcu Köksal

                                   Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Kazım Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

497 sıra sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesine bağlı ek 2’nci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlarım, özellikle bu düzenlemenin, genel anlamda değerlendirdiğimizde, çok önemli yenilikler getirdiğini hepimiz biliyoruz ama bunun yanı sıra, özellikle müftülüklere nikâh yetkisinin verilmesinin toplumu tedirgin eden, rahatsız eden bir konu olduğunu belirtmek istiyorum. Bu konuyu dün tartıştık, madde de geçti ama ne olur, bu konunun tekrar değerlendirilmesinde ve özellikle bu maddenin hem Anayasa’mıza hem de Medenî Kanun’umuza aykırı olması sebebiyle her an için Anayasa Mahkemesince iptal edilebileceğini düşünmenizde fayda var diye belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu ek madde, dış temsilciliklerimizde nüfus memurlarının görevlendirilmesiyle ilgili bir değişiklik öneriyor, elbette ki olumlu çünkü esas olan, dış temsilciliklerimizde, orada çalışan yabancı vatandaşlarımızın nüfusla ilgili işlemlerinin yürütülmesi, aynı zamanda evlilik işlemlerinin de hızlandırılması açısından böyle bir düzenlemenin çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Ancak bu düzenlemenin bir eksik yanı var yani gerekirse orada sicil altına, kayıt altına alınabilir demek kayıtlar arasındaki uyumsuzluğu ve merkezî kayıt sistemini altüst edecek böyle bir düzenlemenin kesinlikle yerinde olmadığını belirtmek istiyorum. O nedenle maddenin bu kısmının çıkartılarak bu değişikliğin yapılmasında fayda olacağını özellikle belirtmek istiyorum çünkü eğer bu temsilciliklerimizde -birçok dünya ülkesinde temsilciliklerimiz var- her bir temsilcilikte açılacak yeni bir kayıt sistemi, merkezî kayıt sistemimizle yerine göre uyuşmayacak, yerine göre de birçok karışıklıklara sebebiyet verecektir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, tabii, madde üzerinde konuşacak, çok fazla söyleyecek bir sözümüz yok ancak özellikle Sayın Bakandan son zamanlarda bir göçmen ülkesi durumuna gelen Türkiye’nin hem ekonomik anlamda hem sosyal anlamda hem de toplumsal anlamda birçok kargaşayı ortaya çıkaran bu yabancılarla ilgili uygulamakta olduğu vatandaşlığa kabul konusunun gerçekten çok dikkat edilerek yapılmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Birçok yabancı var, başta Suriyeliler olmak üzere. Bu Suriyelilerin dışında, Afrika’dan gelenler var, Afganistan’dan gelen var, Irak’tan gelen var, İran’dan gelen var. Değerli arkadaşlarım, bir Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bu kadar göçmeni sırtımızda taşımamızın imkânı kesinlikle yoktur. Bunu sadece ekonomik anlamda değil, sosyal anlamda da, toplumsal anlamda da entegre etmemizde de çok büyük sıkıntılar yaşayacağımızı belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, özellikle son zamanlarda polis alımları yapılıyor. Sayın Bakandan ricamız: Bu polis alımlarında siyasi tercihler yapılmadan yapılmasının çok büyük fayda sağlayacağını ve vatandaşlar arasında hem eşit hem de adaletli bir uygulamanın yapılması noktasında titizlik göstermenizi özellikle istirham ediyorum. Sayın Bakan, bu konularda birçok şikâyet vardır. Ne olur, vatandaşlar arasında ayrım yapmadan polis teşkilatına alınacak Emniyet mensubu arkadaşlarımız arasında ayrım yapmayınız.

Bir başka sıkıntı da: Özellikle Atatürkçü, cumhuriyetçi birçok kardeşimiz var, Emniyet mensubu. Bunlar, FETÖ soruşturması sebebiyet gösterilerek açığa alınmış durumda. Ama bu arkadaşlarımızla ilgili soruşturmalar maalesef yapılmıyor, öyle bekletiliyor. Peki, suçu varsa? Bir an önce soruşturmasının yapılıp yargıya teslim edilmesi, hakkında bağımsız mahkemelerce karar verilmesi gerekirken veyahut da suçluysa tamamen ihraç edilmesi gerekirken bunların da bekletilmiş olması çok büyük haksızlıklara neden olmaktadır, bunları da belirtmek istiyorum.

Hepinize tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 25’e bağlı ek madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, madde 25’e bağlı ek madde 3’ün üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge vardır, okutuyorum, birlikte işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın madde 25’e bağlı ek madde 3’ün kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Özgür Özel                                             Kemal Zeybek                                              Çetin Arık

                                          Manisa                                                     Samsun                                                     Kayseri

                                        Bülent Öz                                                Ahmet Akın

                                       Çanakkale                                                  Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                      Erol Dora                                               Dilek Öcalan

                                         İstanbul                                                     Mardin                                                    Şanlıurfa

                                   Ertuğrul Kürkcü                                            Erdal Ataş

                                           İzmir                                                       İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan katılamıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, burada soyadıyla ilgili maddede, soyadı değişikliği bu kanunda şöyle açıklanıyor: “Yazılı talepte bulunmak kaydıyla boşandığı eşinin soyadını kullanmasına izin verilen kadının evlenmeden önceki soyadını…” Yani, bilmiyorum, erkekler farkındalar mı, kadınlar eşlerinin soyadını kullanmak zorundalar Türkiye’de. Bu soyadını kullanmanın dışında, eşinin soyadını aldıktan sonra, eğer boşandığında diyorsa ki “Ben bu soyadıyla tanındım, ne yapayım, bana kanunlar bu hakkı vermedi ve kocamın soyadıyla tanındım, o nedenle de ben bu soyadımı kullanmaya devam etmek istiyorum.” Bu durumda bu kanun değişikliği diyor ki “Sadece yazılı dilekçeyle, beyanla bu olabilir.” Tamam, bu, iyi bir şey.

2’nci maddede diyor ki: “Eşinin soyadıyla birlikte önceki soyadını kullanan kadın da dedi ki: ‘Yok, ben eşimin soyadını kullanmak istiyorum, vazgeçtim.’ Bunu da yazılı dilekçeyle yapabilir. Yani, bunlar için dava açmasına gerek yok.” E, peki, kanunları yapan bu erkekler korosu, neden bizim kendi soyadımızı kullanmamıza izin vermiyor? Ben neden kendi soyadımı kullanmak için evlendikten sonra dava açmak zorunda kalayım?

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin bununla ilgili kararı var? Anayasa Mahkemesi isim hakkını dış dünyayla iletişim kurma noktasında son derece önemli bir hak olarak tanımlıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Mayıs 2013’te sadece evlenmeden önceki soyadını taşıma talebiyle başvuran Bahar Leventoğlu’nu haklı buluyor, Türkiye'nin ayrımcılık yasağını ihlal ettiğine karar veriyor. Anayasa Mahkemesinin de kararında referans verdiği üzere, AİHM ad ve soyadı konusunda aldığı kararda soyadının mesleki bağlamı yanı sıra -yani sadece meslekte tanınmak falan değil, bunun yanı sıra- bireylerin özel ve aile yaşamında diğer insanlarla sosyal, kültürel ya da diğer türden ilişkiler kurması için önemli olduğunu, onları dış dünyaya tanıtma fonksiyonunu üstlendiğini vurguluyor ve AYM aldığı kararda Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelerden doğan eşlerin evlenirken evlilik sürecinde ve evlilik sonlandığında kadın ve erkeğin eşit haklarının sağlanması için gerekli tedbir alma yükümlülüğünü de hatırlatıyor ve bu madde diyor ki -Medenî Kanun 180’inci maddede aslında farklı bir düzenlemesi var- Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uluslararası sözleşmeler yani temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalar kanunların farklı hükümler içermesi hâlinde uyuşmazlıklarda üstündür diyor, milletlerarası anlaşmalar öne geçmelidir diyor. Şimdi şu anda yapabileceğimiz bir değişikliği talep etmemize rağmen bu değişiklik yine erkekler korosu tarafından reddedilmiş bulunuyor. Yani bu maddede aslında çok basit bir değişiklik yapabiliriz. Bu bir lüks değil arkadaşlar, bu bir kimlik. Doğduğunuzdan itibaren sizin bir isim, soyadınız var. Gerçekten Sayın Ahmet Aydın’a “Ahmet Doğan” diye hitap etmek istiyorum, Sayın Süleyman Soylu’ya “Süleyman Demir” diye hitap etmek istiyorum. Var mı böyle bir şey? Nasıl irkilirsiniz, nasıl rahatsız olursunuz, bunu kabul etmezsiniz. Kadınların niye aynı şekilde bir kimlik hakkı olduğunu, gerçekten doğduklarından itibaren aldıkları o isim ve soyadını taşıma hakkı olduğunu ve bunun için çok basit bir değişiklik gerektiğini kabul etmiyorsunuz? Ben kendim için bunu yapsaydım şu anda mahkeme benimle ilgili “Evet, Kerestecioğlu soyadını tek başına kullanabilir.” diye karar vermek zorunda. Ama bunu yapmadım, idari dava açtım; suskunlar, bekliyorlar çünkü ülkenin erkekler korosundan cevap bekliyorlar, bunun için bir talimat bekliyorlar. Evet, kadınlar bunu istiyorlar. Bu yasada yaptığınız gibi, kadınları yine duymuyorsunuz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Çanakkale Milletvekili Bülent Öz.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Galatımeşhûr lügatıfasihten yeğdir.” diye bir söz vardır. Size galatımeşhûrdan konuşacağım. Gerçekten maşallahınız var. Memleketin tüm dertlerini çözdünüz, iş nikâhı kıymaya kaldı. Tuzunuz kuru, memleket yansa, ne zaman sıkışsanız aynı ipe sarılıyorsunuz. Nedir o? İnanç istismarı. Madem inancımızı bu kadar önemsiyorsunuz, size bazı meseller anlatayım. İslam’da ceza sistemine ukubât denir. Ukubât ikiye ayrılır: Allah tarafından belirlenen suç ve cezalara had cezası suçu, cezası ise idareciler tarafından belirlemeye tazîr denir. Kur'an’da meşhur had cezalarında ayet şöyle der: “Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Maide suresi, ayet 38. Burada, ellerin kesilmesi mecazidir, “Cezalandırın.” anlamındadır, ellerin kesilmesi değildir. Nikâh nasıl dinî bir vecibeyse ve nikâhsızlık cezaya tabiyse hırsızlık da çok daha sert bir yaptırımla cezaya tabi tutulur Kur’an’da.

Evet, eller dedik. Ben size tanıdığınız bazı eller göstereceğim. Bu eli tanıdınız mı? Sizin can yoldaşınız, milletin anasına söven, vergilerini sıfırladığınız, kamu hakkını gasbettirdiğiniz, havuzlar kurdurduğunuz bir zatımuhterem, evet, Mehmet Cengiz. Gelin, başka bir el daha göstereyim size. Bu eli tanıdınız mı? Yine, can yoldaşınız, çikolata kutularıyla rüşvet taşınan bir muhterem. Kim o? Egemen Bağış. Bir el daha göstereyim size. Ayakkabı kutularında kamu hakkı, yetim hakkı var bu zatın, eli masum hakkıyla kirlenmiş bir şahıs, evet, hepiniz tanırsınız: Süleyman Arslan. Reza Zarrab’ın elinin olduğu bir resim bulamadım, keza, hırsızın ustası ellerini gizlermiş. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ben siz alın satırı elleri kesin demiyorum, Kur’an da demiyor. Aslolan eli kesmek değil, cezalandırmaktır. Allah ısrarla “Cezalandırın." diyor. Siz ne yaptınız? Cezalandırmadınız, aksine paraları faiziymadınız,n demiyorum, kuran ellerini gizlermiş. ş lenmiş bir şahıs, evet, hepiniz tanırsınız: Süleyman Arsle iade ettiniz onlara. Mesele nikâh olunca dini bütünsünüz, mesele hırsızlık olunca dinimizin vecibelerini unutuyorsunuz. Madem güzel dinimizi bu kadar önemsiyorsunuz, hırsızı koruyup yoksulu perişan eden, sırtınızda taşıdığınız vebalin ağırlığını da biliyor olmanız gerekir. Bunca zamandır evlenen insanlar İslami usule aykırı evlilik yapmadılar. Gittiler imam nikâhı oldular, akabinde devlette onaylattılar. Nikâhta esas olan beyan ve ilandır. Bugüne kadar kıyılan hiçbir nikâh inancımızla çelişmez. Kerbelâ’dan sonra İslam dünyası bir fırtına iklimine döndü, yüzlerce farklı görüş oldu. Ardından, yüzlerce cemaat ve tarikat doğdu. Her bir cemaat, tarikat kendini gerçek Müslüman sandı. Kimin gerçek Müslüman olduğuna devletin değil, Allah’ın karar vermesini sağlıyor laik düzen, tarikatlar ve cemaatler değil. (CHP sıralarından alkışlar) Siz ne yaptınız? Devleti bir cemaate teslim ettiniz, onlarla nikâh kıydınız ve 15 Temmuzu yarattınız.

Mesele müftüler değildir, mesele bir içtihadı devletleştirme niyetinde olmanızdır. Sıkışınca “Batı’da papazlar kıyıyor.” diye kaçamak yapıyorsunuz. Batı’da papazlar Hazreti İsa’ya yalan hadis isnat ederek sübyancılığa cevaz vermiyorlar. Doğu’da ise sapkın kimselerin Allah’ın resulü Peygamber Efendimiz’e her türlü yalan isnatlarla evlilik yaşını reşit olma sınırının altına çektiği uydurmalar kol geziyor. İşte bu durum, yüzyıllarca İslam’ı yalan yanlış, kendine göre yorumlayanların yüzünden oldu. Bu gruplar İslam’ı yalanlarla şekillendirdi. Siz de bu yolda olmayın, İslam’ı bu şekilde yorumlamayalım.

Bu konuda mukallitçe Batı’yı taklit etme hevâsıyla ihya olunmaz. İlla ki İslami ve insani bir iş yapacaksanız Allah’ın emrettiği gibi hırsızları cezalandırın ve ülkeyi refaha sokun, artık inanç istismarından da vazgeçin diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Madde 25’e bağlı ek madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 25’e bağlı ek madde 4 üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın madde 25’e bağlı ek madde 4’ün kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                       Nihat Yeşil                                  Muhammet Rıza Yalçınkaya                                Murat Bakan

                                          Ankara                                                       Bartın                                                        İzmir

                                       Çetin Arık                                               Gaye Usluer                                            Haluk Pekşen

                                         Kayseri                                                    Eskişehir                                                   Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer.

Sayın Usluer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; keşke laikliğe düşman olduğunuz kadar FET֒ye düşman olsaydınız bu ülke gerçekten bugün daha huzurlu, 5’inci kez OHAL’i uzatmak zorunda kalmayan bir ülke olacaktık. Keşke kadınların doğumuna, kahkahasına, ne giyindiğine laf ettiğiniz kadar istismarcılara, tecavüzcülere, tacizcilere laf etseydiniz bu memleketin anası ağlamazdı. Her gün şehidimiz var, analar ağlıyor; kadın cinayetleriyle analar, bacılar katlediliyor. Tecavüzcüleri koruyarak vicdanları kararttınız. Kusura bakmayın, hoca efendilere devleti teslim ettiniz. Kâbus hepimizin ortak kâbusu oldu. Şimdi yapılan ne? Başka hoca efendilere kadınların en önemli güvencesi olan resmî nikâh yetkisini teslim ediyorsunuz. Bu oyunun sonunu belirleyecek olan, bu oyunu “Yetti artık!” diye durduracak olan da kadınlar olacak, bunu böyle bilin.

Memleketin her yerinde nikâh kıymak için işkenceler çekiliyor, evlendirme dairelerinin önünde kilometrelerce kuyruklar var, kimse zamanında evlenemiyor! Vallahi, bu tasarının gerekçelerini okurken ve dinlerken dedim ki: “Galiba böyle bir ülkede yaşıyoruz. Kuyruklar var, işkenceler var, insanlar nikâhlarını kıyamıyorlar. Herkesin rahatça evlenmesi için müftülüklere de nikâh yetkisi verip bu sorunu çözüyoruz.” Olmayanı, gerçekmiş gibi burada, bu yüce Mecliste anlatıyorsunuz. Türkiye’nin hiçbir yerinde evlendirme dairelerinin yaratığı mağduriyetten ötürü evlenemeyen kimse yok. Kaldı ki böyle bir durum olsa dahi bunun çözümü müftülüklere yetki vermek değildir.

Kadın cinayetleri sanki sizin iktidarınız döneminde artmamış gibi, İstanbul dünyada tacize uğranabilecek 6’ncı şehir olmamış gibi davranamazsınız. Çocuklarımız çok güvendiğiniz hoca efendilerin yurtlarında tecavüzlere uğramamış gibi yapamazsınız. Şort giydiği için tekmelenen, çocuk yaşta zorla evlendirilen, hatta tecavüzcüsüyle evlendirilen kadınları görmezden gelemezsiniz. “Baba, kızına şehvet duyabilir.” diyen, “Kadınla tokalaşmak ateş tutmaktır.” diyen, başı açık kadına hakaret eden cemaat liderleriniz, Diyanet çalışanlarınız yokmuş gibi yasa yapamazsınız. Müftülükler bu zihniyeti taşıyan kadın düşmanlarıyla ortak etkinlik yapmak için yarışırken nasıl kadının en önemli hukuki güvencesini müftülüklere teslim edersiniz? Tek bir inanç grubuna Diyanet eliyle imtiyazlar verilmesi toplumu kutuplaştırır. Eğer samimiyseniz gelin, müftülüklere verdiğiniz yetkiyi bu ülkedeki diğer mezheplere, diğer inanç gruplarına da verelim; aksi hâlde, bunu yaparak toplumu her zaman olduğu gibi bölmekten başka bir şey yapmazsınız.

On beş yılda hayatın her alanında her yaşta insanı, farklı cinsiyetleri bölen bir toplum yarattınız. İşte, bu yasayla da toplumu “imam nikâhıyla evlenenler” ve “belediyelerde evlenenler” diye ortadan ikiye böleceksiniz. Rica ediyorum, rica ediyorum değerli arkadaşlar: Toplumu bölerek yönetmekten vazgeçin, bu ikilemi yaratmaktan vazgeçin. Yıllarca başı açık olan kadın ile olmayan kadınları ana akım medya üzerinden birbirine karşı ötekileştirdiniz ama artık kadınlar gerçeklerin farkında.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ama siz yaptınız onu.

GAYE USLUER (Devamla) - Tecavüzcü yasasına engel olmak için bu Meclise hem başı açık kadınlar geldiler hem de başı kapalı kadınlar geldiler, korktunuz, korktunuz, oy kaybedeceğiz diye geri çektiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ama yıllar yılı sizin partiniz yaptı bunu Sayın Vekilim.

GAYE USLUER (Devamla) - Ve bilin ki kadınlar artık kim Ensarcı, kim tecavüzcüleri koruyor, kim kadın cinayetlerini görmezden geliyor, kim kılık kıyafete karışıyor bunu biliyor. “İsteseniz de, istemeseniz de bu yasa geçecek.” demek kimsenin haddi değildir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, yani, sabahtan beri, konuşmanın başında sonuna kadar bizleri itham ederek, “Şunu yapıyorsunuz, bunları koruyorsunuz, insanları ikiye bölüyorsunuz, imam nikâhı yapanlar ile resmî nikâh yapanları ayrı ayrı bölüyorsunuz.” gibi, hak etmediğimiz, bize ağır bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesine bağlı ek madde 4’le ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bir düzeltmeyi yapmam gerekiyor.

Bu kanun tasarısında 39 madde var ve bu 39 maddeden sadece müftülüklere resmî nikâh kıyma yetkisi, her çıkan hatip bununla alakalı konuşuyor, her çıkan. Geri kalan 38 maddeyle alakalı bir iki hatibin dışında bir eleştiri getiren olmadı.

Şimdi, bir kere müftülüklere verilen yetki imam nikâhı değil, bunu bir kere anlamak lazım. Orada “İmam nikâhı yetkisi verilir.” demiyor.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Tam da sorun orada Sayın Muş, sorun da tam orada.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Resmî nikâh kıyma yetkisi veriliyor. Bunu bilmeyenler, lütfen okuyup anlasınlar.

Bakın, dönemimizde her türlü suçla etkin mücadele sağlanmıştır ve suçların her türlüsüyle de aynı mücadeleyi yapmaktayız fakat buradan çıkıp “Sapıkları koruyorsunuz, tecavüzcüleri koruyorsunuz.” gibi ithamları hak etmediğimizi düşünüyorum.

Bakın, açık söylüyorum, her kim ki tecavüzcüyü, sapığı koruyorsa, Allah onun bin belasını versin! (CHP sıralarından “Amin” sesleri, alkışlar) Bin belasını versin! Bin belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İftira edenin de versin!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ama böyle olmayıp da iftiralarla bunu yapanların da bin belasını versin. (CHP sıralarından “Amin” sesleri) Çünkü her çıkan hatip, olmayan şeylerle, temelsiz, olmayan, yapmadığımız…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye yapıyorsunuz? Niye çıkarıyorsunuz? Amacınız ne?

MEHMET MUŞ (Devamla) – …aklı olan hiç kimsenin düşünmeyeceği şeylerle bizi itham etmeye hakkı yoktur.

Değerli milletvekilleri, eleştirebilirsiniz, yaptığımız düzenlemeleri eleştirebilirsiniz, getirdiğimiz teklifleri eleştirebilirsiniz ama lütfen, biz de insanız, hak etmediğimiz hakaretlerle bizi itham etmenizi kabullenemeyiz, az önce söylediğim sözler de bu bağlamdadır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Rabb’im hepimizi kazadan, beladan korusun diyelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İftiracıdan da!

BAŞKAN – İftiracıdan da, kazadan da, beladan da, afetten de, her türlü kötülüklerden hepimizi, bütün grupları muhafaza etsin.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Herhâlde camideyiz. Camiyi geçti burası yani.

TURABİ KAYAN (Kırklareli) – Tehlikeyi önceden görmeyenlerden de korusun Allah.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda çerçeve 25’inci maddeyle 5490 sayılı Kanun’a eklenen ek madde 4’te yer alan “sebeplerle” ibaresinin “nedenlerle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                      Erol Dora                                               Dilek Öcalan

                                         İstanbul                                                     Mardin                                                    Şanlıurfa

                                   Ertuğrul Kürkcü                                            Erdal Ataş                                               Garo Paylan

                                           İzmir                                                       İstanbul                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hristiyan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve milletvekili olarak konuşacağım değerli arkadaşlar.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – İnançlı olmanız yeterli.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, elimde bir kitapçık var: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın -ki hepimizi bağlıyor, milletvekilleri, Meclis dâhil- 10’uncu maddesi aynen şöyle diyor: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Devamında da şöyle diyor: “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.” Ve sonrasında da şöyle diyor: “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

Değerli arkadaşlar, müftülere nikâh kıyma yetkisi veren bir öneri getirdiniz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Türkiye’de Müslümanlardan daha fazla hakka sahipsiniz siz. Müslümanlar daha sizin aldığınız hakka ulaşamadı Türkiye’de.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Göreceğiz az sonra daha mı fazla hakka sahibiz.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Evet, öyle.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Bu ne hiddet ya, ne hiddet! İyi de niye böyle bu hiddet yani?

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi “Müftülere yetki vereceğiz.” diyorsunuz değerli arkadaşlar. Bakın, bu uygulamaya karşıyız çünkü böyle bir sorunumuz yok.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Azınlıklar kadar hak istiyoruz Müslümanlar olarak. Yeter, yeter!

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Yurttaşınız değil mi? Neye yeter?

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli Başkanım, müdahale eder misiniz, bu nedir ya!

BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Paylan, Genel Kurula hitap edin.

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi “Müftülere yetki vereceğiz.” diyorsunuz. Bu uygulamaya karşıyız çünkü böyle bir sorunumuz yok.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Müslümanlar olarak azınlıklar kadar hak istiyoruz.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Allah Allah, bu ne hiddet, bu ne celal?

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, biz nikâh kıyacağımız zaman önce belediyeye gideriz, formalite icabı imzalarımızı atarız, belgemizi alırız, evlilik belgemizi, patrikhanemize gideriz, dinî nikâhımız için gün verilir ve gider patrikhanede dinî nikâhımızı kıyarız. Sizde de aynı şekilde, siz de belediye nikâhını kıyıyorsunuz, öncesinde veya sonrasında dinî nikâhı da kıyıyorsunuz. Böyle bir sorunumuz yok. Sorun ne? Memleketi kutuplaştırmak lazım, çoğunluk olan kimliktekilere yeni bir ayrımcılık yaftası lazım ve bu çerçevede kutuplaştırma lazım.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Size verilen haklar kadar hak istiyoruz Müslümanlar olarak.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, velev ki yetki vereceksiniz…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Yeter yaptığınız!

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, velev ki yetki vereceksiniz Anayasa 10’a bakacaksınız. Velev ki yetki verilecek, müftülere yetki veriyorsunuz da patriklere neden yetki vermiyorsunuz? Hahambaşılara neden yetki vermiyorsunuz veya diğer dinî topluluklara neden yetki vermiyorsunuz? Bakın, Osmanlı’da…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Size verilen hak kadar hak istiyoruz Müslümanlar olarak.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ya, yeter artık be! Sus! Ya, yeter ya!

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Evet, sizin yaptığınız yeter!

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Müslümanlar olarak size verilen hak kadar hak istiyoruz.

BAŞKAN - Müdahale etmeyelim Sayın Kılıç lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…. Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Arkadaşınıza “Sus.” deyin önce, saygı gösterin önce.

BAŞKAN - Sayın Paylan konuşuyor.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Evet, yeter yaptığınız.

BAŞKAN - Sayın Kılıç, lütfen ama kaçtır uyarıyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Türkiye’den haberin yok senin.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Paylan siz.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ek süre istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz bir konuşun Sayın Paylan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Gerçekten azınlık olarak yaşayan bu ülkede bir…

BAŞKAN – Sayın Paylan kürsüde, lütfen Sayın Kerestecioğlu, bitirsin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır ama “size verilen hak” diyerek, böyle bir ayrımcılık yaparak, ötekileştirerek hitapta bulunuyor.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Hatibiniz kürsüde Sayın Kerestecioğlu, lütfen…

HÜDA KAYA (İstanbul) – O zaman susturun.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz de Meclis Başkan Vekilisiniz.

BAŞKAN – Siz de milletvekilisiniz, söz vermediğimiz hâlde konuşmayın lütfen Sayın Yiğitalp.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Azınlık olmak azarlama hakkı mı veriyor milletvekiline?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bir saattir konuşuyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hâlâ konuşuyor.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Kaç günden beri Müslümanlara sövüyorsunuz.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.49

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın Paylan, bir dakika yirmi saniye kalmıştı, ben size üç dakika süre vereceğim, makul bir süre.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Bir dakika yirmi saniye, yapmayın efendim.

BAŞKAN – Tamam, üç dakika dedim, 2 katından fazla verdim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Başından beri müdahale etti biliyorsunuz yani.

Vallahi adaletinize...

BAŞKAN – İsterseniz adaletli olayım, kalan süreyi olduğu gibi vereyim size.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Başkanım, hayır ama dört dakika verin yani.

BAŞKAN - Buyurun üç dakika süre veriyorum, 2 katından fazla süre verdim vallahi.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Anayasa hepimizi bağlıyorsa eşitliği öneriyor. Sonuç olarak bu uygulamayı Batı’da yapan ülkeler de var, mesela İngiltere örneği var, onlarca örnek var. Eğer ki bu hakkı bir papaza veriyorsa mutlaka bir imama da vermek zorunda çünkü onların da anayasası eşitliği öngörür. Ama burada çıkardığımız maddede, arkadaşlar, tek bir hukuku öngörüyoruz. Aynı şekilde, cumhuriyetin ilk yıllarında bakın, Osmanlı’da çoklu bir hukuk vardı, imamlara da papazlara da hahambaşılara da bu hukuk tanınırdı ve kendi statülerini oluşturmuş, kendi dinî örgütlenmelerini yapmış şekilde dinî nikâhlarını da kıyarlardı, boşanmalarını da yaparlardı çünkü çoklu hukuk vardı, cumhuriyetle beraber tek hukuka geçildi.

Şimdi, diyorsunuz ki: Biz yine tek hukuka geçeceğiz, hani çoklu hukuk değil, tek hukuka geçeceğiz. Nedir? Hani “tek devlet tek millet” dediniz, şimdi, tek din hukukuna geçeceğiz, hatta tek mezhep hukukuna geçeceğiz. Bu, Anayasa’mıza aykırı arkadaşlar, Anayasa’nın 10’uncu maddesine aykırı. Bakın, bizim patrikhanemizin şu anda bir statüsü yok, hahambaşılığın bir statüsü yok, Osmanlı’da bunlar vardı, doksan beş yıldır bunlar gasbedildi, lağvedildi. Eğer ki hukuku çoklu yapacaksanız -ki bunu şu anda istemiyoruz- çoklu yapın, tek hukuka geçmeyin değerli arkadaşlar. Şu anda Patrikhanenin bir statüsü yok, Hahambaşılığın bir statüsü yok. Sekiz yıldır Patrikhanemiz seçim dahi yapamıyor, bir patrik seçim izni dahi verilmiyor. Vakıflarımızın altı yıldır seçim yapma hakkı gasbedildi, bu haklar iade edilmiyor. Kendine Müslüman olmak yetmez. Partinizin başında “adalet” adı yazıyor. Eğer ki bir uygulama yapacaksanız önce Anayasa çerçevesinde, sonra hak, hukuk, vicdan çerçevesinde, adalet çerçevesinde yapacaksınız değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, Osmanlı’ya özeniyorsanız, eğer ki -Doğu Perinçek’in dediği gibi- İslamcı Kemalist uygulamaları uygulamıyorsanız, hani o uygulamalar yolunda yürümüyorsanız çoklu hukuku öneriyoruz arkadaşlar, çoklu hukukta da mutlaka medeni hukukun kısıtlayıcı hükümleri olmalı. Ama İngiltere’de veya Batı’nın çeşitli demokrasilerinde olduğu gibi, bir hakkı teslim ediyorsanız o hakkın denetlenmesi çerçevesinde bütün dinî kurumların önce statülerinin tanımlanıp eşitlik çerçevesinde bu hakkı herkesin kullanmasını sağlamalıyız. Ama arkadaşlar, laiklik çerçevesinde pek çok sorunumuz var. Devleti önce laik uygulamalar konusunda tahkim etmemiz lazım; sonra, bu çoklu hukuk konusunda düzenlemeler yapacaksak herkese eşitlik çerçevesinde bu düzenlemeleri yapmamız lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli müftüyü de kınıyorum arkadaşlar çünkü nefret söylemi kullandı. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 25’e bağlı ek madde 4’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 7 üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesine bağlı geçici 7’nci maddenin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                         Ziya Pir                                                  Hüda Kaya                           Mehmet Emin Adıyaman

                                       Diyarbakır                                                  İstanbul                                                       Iğdır

                                 Mehmet Ali Aslan                               Mahmut Celadet Gaydalı                             Saadet Becerekli

                                         Batman                                                       Bitlis                                                       Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Batman Milletvekili Saadet Becerekli.

Sayın Becerekli, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sosyal sorunlar dağlar gibi yığılmış bugün Türkiye’de, önümüzde.

Kısaca eğitime birkaç vurgu yapmak istiyorum. Sürekli değişen eğitim sistemiyle başta tüm öğrenciler, aileler olmak üzere, öğretmenler de dâhil herkes bir şaşkınlık içerisinde ve perişan hâldeler. Ne yazık ki UNICEF’in yaptığı istatistiklerde, Türkiye’de eğitim kalitesini değerlendirirken 41 ülke arasında 41’inci sıradayız. Yani yapboz tahtasına dönen, neredeyse her yıl değişen eğitim müfredatı bir işe yaramıyor ve ne yazık ki çağdaş, bilimsel bir eğitim sistemi benimsenmediği için, eğitim hiçbir şekilde yolunda gitmiyor.

Bakın, yalnızca 2015 ve 2016 döneminde 143 bin kız çocuğu okula gönderilmemiş. Bunu nereden mi biliyoruz? Yine, yapılan istatistiklerden. Peki, niye okula gönderilmemiş bu kız çocukları? Biliyoruz ki birçoğu daha çocuk yaşta evlendirilmiş.

Dün Meclisten geçen ve müftülere nikâh kıyma yetkisi veren kanun maddesiyle bunun önümüzdeki dönemlerde çok daha fazla boyutlanacağını ve sosyal olarak toplumu çok daha sarsacağını, Allah kısmet ederse hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

Yine, istatistiklere göre 482 bin kız çocuğu zorla evlendirilmiş. İşte, bu, bununla tamamen bağlantılı bir şey ve bu, kız çocuklarını küçük yaşta zorla evlendiren ailelerin işini kolaylaştırmak anlamına da gelir.

Biliyor musunuz değerli milletvekilleri, çocuk hükümlü sayısı Türkiye’de kaçtır? Rakamı tam olarak bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim: Beş yılda tutuklu çocuk, hükümlü çocuk sayısı 5 kat artmış, bu korkunç bir rakam aslında. Yine, 2002 ve 2012 yılları arasında 5.734 kadın cinayeti gerçekleşmiş. Yani AKP iktidarı döneminde ve bu son beş yılı saymıyoruz, onu da katarsak çok daha fazla katlanarak çoğaldığını görebiliriz. Peki, ne anlama geliyor bu? Ne yazık ki ne bu iktidar ne de bu devlet sistemi ne kadınları koruyabiliyor ne de çocukları koruyabiliyor.

Tabii, bu sosyal sorunlara değinirken Orta Doğu’da yaşanan savaşları, iç çatışmaları es geçemeyiz. Neredeyse her yer kan kokuyor, her gün ölümler, her gün gözyaşları. Bunların neden olduğu bir de göçler var ve ne yazık ki savaşlar yaşamı yok ettiği gibi yaşamsal bütün güzellikleri de yok ediyor ve yine, onulmaz acılar yaratarak yoksulluğa neden oluyor ve bu yoksulluk yine ne yazık ki en çok kadınları ve çocukları vuruyor.

Evet, sorunlar dağlar kadar ve ne yazık ki hiçbirine çözüm üretilmiyor. Beş dakikaya, beş saate sığmayacak, belki günlerce tartışılıp Türkiye'nin önümüze yığılan sosyal sorunlarını çözüp sonra da siyasal sorunları çözmek hepimizin görevi, hepimizin boynunun borcu ama ne yazık ki Meclis çok farklı mecralarda yürüdüğü için bu sorunlar giderek daha da artıyor.

Tabii, bu biriken sorunları daha çok güvenlikçi politikalarla çözme zihniyeti her şeyi birbirine daha fazla karıştırıyor. HDP’ye, bileşenlerine yönelik gözaltılar, tutuklamalar bir türlü durulmuyor. Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ’ın avukatının bir grup avukatla bugün gözaltına alındığını biliyoruz. En makul taleplerde, itirazlarda bile hemen gözaltı mekanizması devreye giriyor. Allah muhafaza, hele bir de muhalifseniz ve yürütülen politikaları ciddi anlamda eleştiriyorsanız işte o zaman size yaşam hakkı bırakılmıyor.

Cezaevleri doldu taştı, işte bu politikasızlıktan ya da güvenlik politikalarından dolayı. İnanın değerli arkadaşlar, bu kafayla hiçbir yere varamayız. Herkesin durup kendine sorması gerekiyor, hepiniz kendinize sorun, vicdanınıza sorun: Nereye gidiyoruz, ne olacak Türkiye'nin sonu? Eğer baş aşağı gidiyorsak inanın, yalnız biz değil, şu anda siz iktidarda olabilirsiniz ama hep birlikte baş aşağıya gideceğimizi ve Türkiye'nin bunu hak etmediğini kendinize sorgulayın, vicdanınıza sorgulayın ve doğru yolda, doğru adımlarla Türkiye’yi hep birlikte bu içine düştüğü zorlu durumdan çıkaralım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 26’ncı maddesiyle 5490 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7’nci maddenin birinci fıkrasında yer alan “müştereken” ibaresinin “müşterek olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Gürsel Erol                                             Kemal Zeybek                                           Hayati Tekin

                                          Tunceli                                                     Samsun                                                     Samsun

                                     Murat Bakan                                              Nihat Yeşil                                             Burcu Köksal

                                           İzmir                                                       Ankara                                             Afyonkarahisar

                                        Bülent Öz                                              Türabi Kayan

                                       Çanakkale                                                  Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan konuşacaktır.

Sayın Kayan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Grubumuzun önerisi üzerine söz almış bulunuyorum müftülere ve imamlara resmî nikâh kıyma hakkının verilmesi konusunda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısıyla -önceden çok hukuklu sistemden Medenî Kanun’la tek hukuklu sisteme geçmiş idik- şimdi tekrar tek hukuklu sistemden çok hukuklu sisteme geçmek için bir kapı aralanmaktadır. Nedir bu? Bugün imamlara, müftülere verilen bu hak, yarın öbür gün bir yasa teklifiyle belediye başkanlarından bu resmî nikâh kıyma hakkının kaldırılmasına kadar gidecektir. Sonuç ne olacaktır? Sonuç, Türkiye'nin bölünmesine kadar, parçalanmasına kadar gidecektir. Medenî Kanun’umuzdan önce çok hukuklu sistemimiz vardı –benden önceki arkadaşlar da izah etmeye çalıştılar- her inanç sistemi, her din kendi içinde hukukuna tabi idi, kendi içindeki hukukla sorunlarını çözüyorlardı; daha sonra Medenî Kanun ile bunu kaldırdık, tek hukuklu sisteme geçerek herkesin kabul edeceği bir Medenî Kanun yarattık. Biz bu kanunu çıkardığımız zaman önceleri diğer inanç sisteminden “gayrimüslim” dediğimiz vatandaşlarımıza bu mecburiyet getirilmemişti fakat onlar da gördüler ki bu şekilde yürümeyecek, kendileri karar verip bu bahsettiğimiz Medenî Kanun’a geçmeyi teklif ettiler ve kabul ettiler. Şimdi, tek bir kanunla, tek bir hukukla götürülürken sistem tersine çevriliyor. Yarın öbür gün inanç sistemine göre -diyelim ki belediye başkanlarından bu hak, bu yetki alındı- Hristiyan kendi içinde nikâh yapacak, Musevi kendi içinde nikâh yapacak, Müslüman kendi içinde yapacak ve ayrıca bunların mezheplerine, ayrıca bunların tarikatlarına kadar ayrı ayrı inanç sistemleri kendisinin nikâhını kıymak isteyecektir. Peki, bir Hristiyan ile bir Musevi evlendiği zaman ne olacak? Veyahut da bir Müslüman ile bir Hristiyan veyahut da bir Müslüman ile bir Musevi veyahut da Müslümanın içindeki mezhepler veyahut da diğer inançların içindeki mezheplerde, ayrı ayrı mezheplerdeki insanların evlenmelerinde nikâhı kim kıyacak? Nasıl bir anlayıştır bu? Nasıl bir değerlendirmedir bu?

Değerli arkadaşlar, bu, ülkemizi ayrıştırmaya; bu, ülkemizi parçalamaya; bu, ülkemizi böldürmeye kadar götürür. Onun için Medenî Kanun’da getirilen bu “Resmî nikâhı belediye başkanları veyahut da onun yetki verdiği kişiler kıyar.” sözcüğünden kurtulacaksınız da ülkeyi nereye getireceksiniz? Getireceğiniz yer ülkeyi parçalamaktır. Bugüne kadar ülkenin birliğinden, dirliğinden teker teker tuğlaları sökmeye çalıştınız, bu da o sökmeye çalıştığınız tuğlalardan birisidir. Bu binayı teker teker tuğlaları sökerek yıkmak istiyorsunuz ama hiç unutmayın ki bu yıktığınız yapının altında önce sizler kalacaksınız ve ondan sonra da “Yanılmışız.” diyeceksiniz ama “Yanılmışız.” dedikten sonra da bunun çaresi kalmayacaktır.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bunu tekrar, izanla bir şekilde düşünüp geri çekmenizi salık veriyoruz çünkü bu gidişat ülkemizin parçalanmasına, ülkemizin bölünmesine yöneliktir. Bundan başka şekilde bir düşünceniz var ise burada gelin söyleyin. Birliğimizi nasıl kuracak bu, nasıl pekiştirecek, hiç düşündünüz mü? Burada hiçbiriniz gelip buna bir izahat getirdi mi? Getiremezsiniz. Çünkü gidişat parçalanmaktır. Bunu, gördüğüm ve anladığım kadarıyla, sizlere birileri yukarıdan veya dışarıdan empoze ediyor, sizler de tam olarak ne yaptığınızı kavrayamadan bu yasayı geçirmeye çalışıyorsunuz ama bu geçirmeye çalıştığınız yasa -daha demin söylediğim gibi- sizleri altında bırakacaktır ve sizler bunun altında ezileceksiniz diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 7’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 8 üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın madde 26’ya bağlı geçici madde 8’in Kanun Tasarısı’ndan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Nihat Yeşil                                              Murat Bakan                                               Çetin Arık

                                          Ankara                                                       İzmir                                                       Kayseri

                                    Sibel Özdemir                                         Barış Karadeniz                                          Selina Doğan

                                         İstanbul                                                      Sinop                                                      İstanbul

                                      Gaye Usluer                                                      

                                        Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nüfus Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın madde 26, geçici madde 8 üzerine grubumuz adına görüşlerimi paylaşmak üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Üzerine söz aldığım bu maddede vatandaşlarımızın Soyadı Kanunu’na aykırı soyadları ile yazım ve imla hatalarıyla ilgili düzeltmelerinin mahkeme kararı aranmaksızın il veya ilçe idare kurulu kararıyla bir defaya mahsus olmak üzere düzeltebilmeleriyle ilgili bir düzenleme yapılmaktadır. Vatandaşlarımızın bürokratik engellerin kaldırılması, hızlı, verimli sonuç almalarıyla ilgili bu taleplerinin karşılanması doğrultusunda biz de bu düzenlemeyi destekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, laiklik, cumhuriyetimizin ve devletimizin temeli olduğu kadar demokrasimizin ve eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşamamızın da temelidir. Laikliği zayıflatan her türlü uygulama cumhuriyetimiz kadar demokrasimizi de erozyona uğratacaktır. Bu nedenle, çoğulculuğun ve çeşitliliğin olduğu ülkemizde devleti yönetenler, vatandaşlarının sosyal yaşamını düzenlerken neyi, neleri referans aldığına özen göstermeli, toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetlerini dikkate almalılar. Ancak, son yıllarda maalesef cumhuriyet değerlerimiz başta olmak üzere, devlet yönetiminde laiklik ilkesinin yaralar aldığına, cumhuriyetimizi erozyona uğratacak düzenlemelerin hayata geçirildiğine şahit oluyoruz; işte en son, müftülere nikâh kıyma yetkisi. Oysa, dün de söylemiştim, Anayasa’mıza göre sorumluluk alanı İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek olan Diyanet işleri Başkanlığına bağlı müftülüklere nikâh kıyma yetkisinin verilemeyeceği çok açıktır. Kadınlar için güvencesizlik yaratacak bu düzenlemenin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesine en kısa sürede başvuru yapacağız.

Değerli milletvekilleri, Komisyonda da Genel Kurulda da müftülüklere nikâh kıyma yetkisine ilişkin "Vatandaşlarımızdan gelen hangi talepler doğrultusunda bu düzenleme yapılıyor?” diye ısrarla sorduk ama maalesef herhangi bir yanıt alamadık.

Vatandaşlarımızın başka bazı taleplerini de sıralamak istiyorum: İşte, taşeron işçiler kadro talep ediyor; bu talebi de en kısa zamanda karşılayacak mıyız? Üniversite mezunu işsiz gençler iş talep ediyor; bu talebi ne zaman karşılayacağız? Haksız yere işlerinden atılan devlet memurları görevlerine geri dönmeyi talep ediyor; bu talebi de karşılayacak mısınız? Çiftçimiz mazotu ve gübreyi daha ucuza almayı, bankalara olan kredi borç faizlerinin silinmesini talep ediyor; bu talebi de karşılayacak mısınız? Emekliler hak ettikleri hayatı ve yaşamı sürdürmek için maaş ve ikramiye talep ediyor; bu talebi de karşılayacak mısınız? On beş yılda maalesef, siyasi çıkar uğruna kaosa dönüşen ve çöken eğitim sistemimizde şu anda çözüm bekleyen öğrenci ve velilerimizin talebini ne zaman karşılayacaksınız? İşte kadınlar, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin son bulmasını talep ediyor; bu talebi karşılayacak mısınız?

İşte daha geçen hafta maalesef, kadın cinayetine kurban giden lise öğrencimiz Helin'in babasının söyledikleri gerçekten yürek yaralayıcı: "Her gün bir yasa çıkıyor, kadınlarla ilgili yasa neden çıkmasın dedim.” diyor. “Medya sadece Başbakanın konuşmalarını verdi, benim taleplerime yer vermedi.” diyen Helin'in acılı babasının bu taleplerini karşılayacak mısınız? Farklı mezhebe ait vatandaşlarımızın makul eğitim ve ibadethane gibi talepleri var; bu talepleri de karşılayacak mısınız?

Evet, eğer vatandaşın talepleri bizim için önemli ve mutlaka karşılanmalı diyorsanız, hep birlikte yasama organı olarak çalışalım ve bu talepleri birlikte karşılayalım. Ama maalesef, müftülük nikâhında da gördüğümüz üzere bu maddenin amacı çoğunlukçu siyaseti egemen kılarak toplumu ayrıştırma ve kutuplaştırma yoluyla siyasi çıkar devşirme peşinde olduğu çok açık bir şekilde ortaya çıktı.

Son olarak, dün akşam Genel Kurulda müftülüklere nikâh kıyma yetkisi veren 6’ncı maddeye “Evet” diyenlerin ve buna ses çıkarmayanların da ağır bir sorumluluk altına girdiklerini şimdiden tarihe not ediyoruz. Tek kişinin iradesiyle yönetilen bir ülke konumuna getirilen ve iradesini teslim etmiş milletvekillerin hâkim olduğu ülkelerin sonlarının nasıl geldiğine ve toplumlarının nasıl ağır bedeller ödediğine tarihte, bölgemizde ve yanı başımızda şahit oluyoruz.

Ülkemizin geleceği ve 80 milyon yurttaşımızın mutluluğu için mücadele eden bizler kişisel veya siyasi çıkarlarımız uğruna yok etmeye çalıştığınız cumhuriyet kazanımlarımızı her ne olursa olsun korumaya; çağdaş, özgür, demokratik değer ve insan haklarına sahip, eşit yurttaş olarak mücadele etmeye devam edeceğiz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nda çerçeve 26’ncı madde ile 5490 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde 8'de yer alan "karısının” ibaresinin "eşi” ve "evlilik dışı çocukları” ibaresinin ise sadece "çocukları” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                      Erol Dora                                          Ertuğrul Kürkcü

                                         İstanbul                                                     Mardin                                                       İzmir

                                     Dilek Öcalan                                               Erdal Ataş                                  Bedia Özgökçe Ertan

                                        Şanlıurfa                                                    İstanbul                                                        Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van ) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının Meclis Başkanlığına geldiğini biz de tüm kamuoyu gibi basından öğrenebilmiştik. O günden beri yüzden fazla kadın örgütü, akademisyenler, hukuk çevreleri, konuşabilen ve konuşamayan milyonlarca insan, bu tasarının hukuka, uluslararası mevzuata, Anayasa’ya nasıl aykırı olduğunu teker teker dile getirdiler ve bizler tartışmalar boyunca bütün bu konuları anlattık, işin toplumsal yönünü, siyasi yönünü, hukuki yönünü ve yaratacağı olumsuz etkileri de bir bir anlattık. Bu konu Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonuna bile gelmedi, torba yasa yöntemi tercih edildi. İşte, yasa yapım süreci bu yönleriyle ihlal edilerek yine benden önceki konuşmacıların da belirttiği gibi talimatla geldi ve çoğunluğun oylarıyla hızlıca Meclisten geçiyor.

Evet, yasayı yaparken hiçbir itirazı duymadınız ama bilin ki kadınlar bu yasayı tanımayacaklar, mücadele devam edecek. Kadınların hakları üzerinde bu kadar rahat tasarrufta bulunamazsınız. Her gün kadın cinayetleri işlenirken, tacizci, tecavüzcüler rahatça aramızda gezerken bu tasarıyla toplumsal eşitliğe yeni bir darbe vurduğunuzu görmeniz gerekir. Kadın cinayetlerinin önlenmesi konusunda hiçbir gelişmenin olmaması, kadınların giysileri dâhil tüm hayatlarına müdahale edilmesi ve şiddetin âdeta teşvik edilmesi, onlarca taciz ve tecavüz raporu Türkiye’yi güvenli olmayan ülke sıralamasında ilk sıralara taşımıştır. Bakın en son Reuters Vakfının açıkladığı rapora göre İstanbul kadınlar için en tehlikeli on mega kent arasında. Bence bu açıklamadan çok rahatsız olmalısınız, bizler rahatsızlık duyuyoruz. On beş senedir iktidardasınız, elinizde tüm olanaklar varken gerekli yapısal değişiklikler, önlemler ısrarla alınmadı. Hâlâ Türkiye’de kadınlar dışarı çıktığı için, şort giydiği için tecavüze uğruyor, hamile kadınlar darp ediliyor sokak ortasında, katlediliyor. Çünkü görüyoruz ki bu şiddeti önlemeye ne niyetiniz var ne de gönlünüz var. Özgecan Aslan’ın katilleri yakalanmıştı ve ceza alabilmişlerdi belki ama o olaydan sonra yüzlerce Özgecan vakasıyla karşı karşıya kaldık ve o olaydaki kararlılık sizlerin kararlılığı falan değildi, kamuoyu baskısıydı. Diğer kadın cinayetlerinde ne oldu? Onlarcasında, yüzlercesinde hâlâ cezasızlık, hâlâ akıl dışı gerekçelerle indirimler sürüyor. Failleri yakalamak, mevcut yasaları uygulamak yerine kadınları toplumsal yaşamdan dışlamayı tercih ettiniz. Bu noktada belediyelerinizin getirdiği akla ziyan öneriler ise pembeye bürünen araçlar, otobüsler, metrobüsler oldu. Kadına yönelik erkek şiddetini böyle önlemeniz hepimizin aklıyla dalga geçmek anlamındadır. Bu uygulama yeni taciz ve tecavüzlere zemin hazırlıyor açıkça, bunu görmek bu kadar mı zor?

Sayın milletvekilleri, erkek şiddeti son on yılda yüzlerce kadını aramızdan aldı. Bunun en önemli nedeni her söylemlerinde erkek şiddetini cesaretlendiren ifadeler kullanan AKP iktidarının ayrımcı politikalarıdır ve bu politikaların inanın hiç kimseye bir faydası yoktur. Bu anlayışı her alanda, Hükûmetin her tasarrufunda görüyoruz. Bambaşka gerekçelerle belediyelerimize kayyum atadınız, o kayyumların ilk işi kadınlara yönelik çalışmaları engellemek oldu. Bizler seçim merkezlerimizde kadın merkezlerinin kapatılmalarına şahit olduk. Yetmedi, o merkezlere başvuran şiddet öyküleri, kadınların bilgileri; bunlara dahi el konuldu, kadınların onlarca yıl bin bir emekle oluşturdukları arşivlere el konuldu ve o dernekler kapatıldı. Hemen ardından diğer, tam yirmi dört kadın merkezi ve derneği kapatıldı. Yıllardır bulundukları bölgede erkek şiddetine karşı mücadele eden, kadınlarla da dayanışma kuran örgütlerin kapatılması ama o arada imamla, nikâhla uğraşmak, açıkça, kadınların mücadelesine yönelik açık bir müdahaledir. Bu tasarıyla uğraşacağınıza, şiddet mağduru kadınlar nasıl mücadele ediyor; bu dernekler, bu vakıflar, bu örgütler nasıl mücadele ediyor, bence onlardan ders almalısınız. Çünkü kadın merkezleri ve kadın örgütlerinin kapatılmasının ardından kadınların, bulundukları bölgede destek alabilecekleri mekanizmalar tamamen ortadan kaldırıldı. Kadınların haklarına yönelik yasal düzenlemeler yapılacaksa bunu kadınlar, kadın örgütleri yapmalıdır. Bu konuların muhatabı Meclisteki erkekler değil, yasadan en çok etkilenecek olan tüm kadınların sesi olan kadın örgütleridir.

Toplumu ayrıştırıyorsunuz; doğuda kayyum eliyle, batıda başka dinamiklerle bu ayrımları derinleştiriyorsunuz. Bir gün iktidarınız mutlaka son bulacak. Ne yazık ki bu toplum yaptıklarınızı, icraatlarınızı hiç de iyi anmayacak. Bu böyle gitmez, bu böyle gitmez.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 8’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 9 üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın madde 26’ya bağlı geçici madde 9’un Kanun Tasarısı’ndan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Nihat Yeşil                                                Çetin Arık                                              Murat Bakan

                                          Ankara                                                     Kayseri                                                       İzmir

                                   Barış Karadeniz                                          Selina Doğan                                          Mahmut Tanal

                                           Sinop                                                      İstanbul                                                     İstanbul

                                      Gaye Usluer

                                        Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Ben, tabii, dün bu tasarının Anayasa’ya aykırılığını ileri sürerken Sayın Elitaş demiş ki: “Sizi alkışlayacağım eğer iyi konuşursanız.” Şimdi, korkarım bugün benim üzerime daha fazla saldırırlar; biraz sakin bir vaziyette… Benim buradaki konuşmam hiçbir arkadaşımızın şahsiyetine, kişiliğine vesairesine yönelik değil, tamamen bilimsel, objektif olma açısından bunu sizlerin takdirine, bilgisine, vicdanına sunacağım.

Dün demiştim ki: Değerli arkadaşlar, bu müftülere nikâh yetkisinin verilmesinin bir FETÖ projesi olduğunu söylemiştim. Bir saldırıya maruz kalmıştım. Tabii, bu FET֒nün toplantıları nerede yapılırdı? Abant’ta yapılırdı Sayın Elitaş. O toplantıya katılanların çoğu da şu anda cezaevinde tutuklu. Ama bu Abant toplantılarına katılanların içerisinde mesela orada kimler vardı? Sayın Burhan Kuzu vardı, Sayın Bülent Arınç Bey vardı; bu, Derin Tarih dergisini çıkaran, Atatürk’e dil uzatan Mustafa Armağan vardı, Hayrettin Kahraman vardı, Avukat Kezban Hatemi vardı. Bunlar Abant toplantıları… Ne zaman bu toplantı? 1998 yılında Abant.. Yani ikinci toplantısı, Abant’ın ikinci toplantısı. Bundan kaç yıl öncesi? Tam on dokuz yıl öncesi. On dokuz yıl öncesinin Abant toplantısının işte başlığı şu, katılanların listesi şu. Bu Abant toplantıları aşağı yukarı 300 sayfa. 88’inci sayfada tebliğ konusu “Din, laiklik ve İslam ilişkisi.” “Din, laiklik ve İslam ilişkisi.” Sayfa 91’in son paragrafını okuyorum değerli arkadaşlar: “Müftüler de devlet memurudur. Müftülere evlendirme yetkisinin verilmesi dinimizin gereğidir.” 92’nci sayfanın ilk paragrafı diyor ki: “Böyle bir teklifi getirmemiz gereksiz, anlamsız laiklik heyecanı gösterilerine yol açmaktadır.” Yıl 1998’de tabii ki AK PARTİ o dönem yoktu, Refah Partisi vardı, Refah Partisinden sonra Fazilet Partisi açıldı, Fazilet o dönem ikiye ayrıldı, kapandıktan sonra AK PARTİ ve Saadet Partisi. Yani o Faziletin o dönemde bu toplantıya katılan -ve FETÖ tarafından alınan bu karar- o milletvekilleri şimdi AK PARTİ’nin sıralarında oturuyor değerli arkadaşlar, AK PARTİ’nin kurucuları. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben bunun AK PARTİ’nin projesi olduğunu dediğim zaman…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – FET֒nün…

MAHMUT TANAL (Devamla) – …FET֒nün projesi olduğunu dediğim zaman siz haksız, hukuksuz bir şekilde bana saldırdınız.

Değerli arkadaşlar, hiçbir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili belgesi, bilgisi, delili olmaksızın burada konuşmaz. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, bu proje AK PARTİ’nin projesi değil, bu proje FET֒nün projesi. Burada siz şunu söylüyorsunuz: “Ya, biz FET֒yle mücadele ediyoruz.” Vallahi, değerli arkadaşlar, burada teoride ve pratikte hâlen birliktesiniz; teorisi burada projesi, pratiği Meclise getirdiniz, birlikte hareket ediyorsunuz. Aslında bununla çıkarlarınız aynı. Bununla ülkeye ne yaptınız? Aranızda çıkan kavga nedeniyle hain darbe gerçekleştirildi ve ülkemiz hakikaten tarihte görülmeyen bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Ve bütün darbeleri de buradan lanetliyoruz ve kınıyoruz.

Burada biz buna “FET֒nün projesidir.” dedik, siz gayet rahat inkâr ettiniz. Şimdi gelip bana “Bu, FET֒nün projesi değildir.” diyen babayiğit arıyorum buraya. (CHP sıralarından alkışlar) Cinsiyetçi yaklaşımla söylemiyorum, kadın arkadaşlarımızdan özür diliyorum, babayiğit bir anne de arıyorum. Gelsinler desinler ki “Bu FET֒nün projesi değildir.”

Onun için buradan benim tertemiz, iyi niyetli, FET֒den yana olmayan değerli milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Eğer FET֒yü desteklemiyorsanız bu tasarıya karşı çıkın. Bu tasarıya “evet” diyenler FET֒yü destekleyenlerdir, onun teoride, pratikte yol arkadaşlarıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, isminizi zikrederek…

İki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesine bağlı geçici madde 9’la ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Tanal dünkü söyleminin devamında yeni belgelerle ortaya çıktığını iddia etti. 1998 yılında, uzun yıllardır, seri hâlinde devam eden Abant toplantıları vardı. Ona, o toplantılara her kesimden, her birimden insanlar katılırlar fikirlerini beyan ederler ve o fikirlerini beyan ettikten sonra da herhâlde, bildiğim kadarıyla bir sonuç, orada konuşulan, panelde ileriye sürülen fikirler kitap hâlinde yayınlanırdı. Yani oradaki sonuç bildirgesi, ortaya atılan, bir imzayla ortaya çıkan mesele değil. Orada, iddia edilen konularla ilgili meseleler gündeme getirilirdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mekanizmayı bayağı iyi biliyor ama, mekanizmayı bayağı yakından tanıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, dün Sayın Mehmet Muş size çok önemli bir şey söyledi. FETÖ, rahmetli Ecevit de dâhil olmak üzere, din kisvesi altında, İslamiyet’i önüne alarak bu milleti -yüzde 99’u Müslüman dediğimiz- hassas konusundan yakalayarak Türkiye’yi kuşatmaya, Türkiye’yi işgal etmeye çalışmış. Ne zaman? 17-25 Aralık operasyonuyla birlikte ortaya çıkan, tam netleşen, kesinleşen bir süreç. Dün Sayın Muş size sordu, dedi ki: “FET֒nün bu organları, gazeteleri kapatılırken niye göz yaşı döktünüz?”

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İki sene önce, iki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, ondan önceki dönemde, 1998, önceki dönemler veya 2010, o süreçler içerisinde ortaya çıkan FET֒yü, biz bir din adamı diye biliyorduk ama bir ihanet mensubuymuş, onun farkında değildik. Fakat siz 15 Temmuzdan çok yakın bir zaman önce yani 2015 yılında adamın gazeteleri kapatıldığı anda gittiniz kapısında ağladınız.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Elitaş, bir tek milletvekiliniz var mı suç duyurusunda bulunan?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bu nedir yani? Asıl mesele burada, asıl çelişki burada. Bilim adamlarının yaptığı toplantıdaki, paneldeki görüşmelerde ortaya çıkan, yayınlanan meseleleri “FET֒nün projesidir.” diye ifade etmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – FETÖ ayet, hadis de söylüyor.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Niye inkâr ediyorsunuz ki!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Onun için değerli milletvekilleri, dilin kemiği yok, söylenen söze dikkat etmemiz lazım. Teröristbaşı olduğu devlet tarafından ilan edilmiş, paralel devlet yapısı olduğunun altı çizilmiş, Millî Güvenlik Kurulunda alınmış bir karardan sonra siz adamın gazetesine gidiyorsunuz, ağlıyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Para yatırıyor bankasına...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tanal.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Grup Başkan Vekili Elitaş konuşmalarında bana sataşmada bulundu. Sataşmadan söz...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, dünkü soruyu sordum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – 2011’di o, 2011’di.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım da siz Kimse Yok Mu Derneğinin üyesi değil miydiniz?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Tamam, 2011’de...

BAŞKAN – Sayın Tanal, gene dünkü tartışmalara geçmeyelim. Dün, dünde kaldı, yeni şeyler söylemek lazım artık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım, yeni şeyler söyleyeceğiz.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim ama.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kesinlikle. Zaten hanımefendi bağırıyor. Kimse Yok Mu Derneği vardı.

BAŞKAN – Şimdi, yeni sataşmalara meydan vermeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hanımefendi saygısızlık yapmıyor, yüksek sesle konuşuyor. Siz kibar birisiniz. Yani burada...

MAHMUT TANAL (Devamla) – Saygı duyuyorum ama zamanımı harcamazsanız sevinirim Sayın Elitaş. (CHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Değerli arkadaşlar, sizi sükûnete davet ediyorum, Başkanının görevidir, görevinizi gasbetmiyorum, özür dilerim, sükûnete davet etseniz...

Şimdi, Hanımefendi, Antalya Milletvekilimiz...

BAŞKAN – Efendim, sükûnete davet ediyorum. Sayın Enç, Sayın milletvekilleri, lütfen...

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, AK PARTİ Antalya Milletvekili arkadaşımız, 24’üncü Dönem Milletvekili Albümü’ne bakın, Kimse Yok mu Derneğinin üyesi.

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – O tarih vatandaşlığın...

MAHMUT TANAL (Devamla) – Doğru söylüyor.

O dernek de FET֒den dolayı kapandı mı, kapanmadı mı, onun takdirini kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

Şimdi, gayet rahat, medeni, uygar olan arkadaşlarımız, herhangi bir eksikliği olmayan arkadaşlarımız geliyorlar, burada konuyu açık ve net anlatıyorlar, yerlerinden laf atmıyorlar. Yerinden laf atan arkadaşlarımız anlayın ki AK PARTİ içerisinde kendilerini temizlemenin, aklamanın telaşı içerisine giriyorlar; bu, bir suçluluk psikolojisi.

Gelelim, Sayın Elitaş’ın bahsettiği biz haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik kimden gelirse gelsin, fikri, zihniyeti, siyasi düşüncesi ne olursa olsun biz her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşıyız.

Sayın Elitaş, ben Ergenekona, Balyoza gittiğim zaman, şu ayağım 4 metre barikattan atlayıp kırıldığı zaman...

BAŞKAN – Sayın Tanal, kürsüdesiniz, lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – ...siz bana “Ergenekoncu, Balyozcusunuz.” diyenlersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Anladınız mı? O dönem “Ergenekoncu”, “Balyozcu” diyordunuz. (AK PARTİ sıralarından “İyi ki olmuş.” sesi)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hâlâ söyleyemedi, ağladın mı, ağlamadın mı?

MAHMUT TANAL (Devamla) – “İyi ki olmuş.” diyor işte bir AK PARTİ’li milletvekili.

Diyarbakır’daki davalara gittiğim zaman, “PKK’lı” diyordunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Elitaş, ağladı mı, ağlamadı mı, onu söylesin, bir şey istemiyoruz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – LGBT’li bireylerin davalarına gittiğimiz zaman -çok özür dilerim 80 milyon insandan- bana “ibne” diyordunuz siz.

BAŞKAN – İstirham ediyorum, lütfen Sayın Tanal. Kaba ve yaralayıcı sözler kullanmayalım lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ama maalesef siz var ya, insan hakları aktivisti olan tüm insanlara her türlü lafı söyleyen kişilersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Söylediklerimizin hepsi doğruymuş. Bir gün PKK’lısın, bir gün FET֒cüsün, bir gün Balyozcu, her gün renk değiştiriyorsun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, ben AK PARTİ’nin Üsküdar kurucusunun işyeri kapandığı zaman AK PARTİ’li kurucu üyenin hakkını hukukunu savunmuş olan bir adamım. (CHP sıralarından alkışlar) Neresi bu? Şampiyon Spor Tesisleri.

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz dolmuştur, lütfen, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hâlâ ona cevap vermedin, bak, dün Mehmet Muş bir şey söyledi sana.

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN- Bir saniye, okutmadan önce, Sayın Enç’in bir talebi var, onu bir dinleyeyim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Efendim, hem ismimi vererek bir sataşmada bulundu, 2011’deki üyeliklerle ilgili. Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Enç, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim,

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

6.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir yemin ettik hepimiz milletvekili olduğumuz zaman, doğru mu? Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti, Türkiye Cumhuriyeti ilke ve inkılapları vesaire…

Şimdi, iki de bir bunu ısıtıp ısıtıp getiriyorsunuz, 2011 yılındaki Kimse Yok Mu Derneği üyeliğiyle ilgili.

2014 yılında Millî Güvenlik Kurulu karar alıyor “FETÖ terör örgütüdür.” diye.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – 2004, 2014 değil.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Şahsımın bir banka hesabı, bakın, bir daha altını çizerek söylüyorum, toplantı tutanaklarında ismim, ondan sonra, byLock ve buna benzer programlarla ilgili bir tane belgeyi Sayın Tanal getirsin, ben hem siyasi partimden istifa edeceğim hem de milletvekilliğinden istifa ederek siz beni düşüreceksiniz. (Gürültüler) Ama, bir dakika, Mahmut Tanal 2014’ten sonra, isim de veriyorum, FET֒nün kanalları kapatılırken orada ağlama duvarları oluşturulup… Hepiniz gittiniz, ağladınız, tenzih ediyorum, hepiniz değil, gidenleri…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok rica ediyorum! Sayın Başkan, sataşma konusudur, “Hepiniz.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Haydar, sen yoksun. Haydar, seni söylemiyorlar.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – “Düzeltiyorum.” dedim Haydar Bey.

Diğer bir durum, maaşını aldıktan sonra, dekontu da Twitter’ına atarak Bank Asyayı kurtarma operasyonuna, teröristbaşı oradan talimat verdiği zaman parasını yatıran kim? Ben de bunun cevabını istiyorum. Burada eskiden kalma fotoğrafları çıkartıp çıkartıp gösteriyorsunuz. Terör örgütü ilan edildikten sonra siz CHP olarak ne yaptınız? Ben bu sorunun cevabını istiyorum. Verebilirseniz ne kadar güzel olur değil mi?

Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum: Buradaki arkadaşlarımızın hepsi sütten çıkmış ak kaşık kadar temizdir, hiçbirisi de FET֒cü değildir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Çok komik oldu, çok komik! Çok komik oldu!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tabii, çok sayıda sataşma var ama gruba bir sataşma olarak hepsini genel değerlendirip cevap hakkı istiyoruz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Efendim tenzih ettim ama. “Hepsi” demedim efendim “Tenzih ediyorum, düzeltiyorum.” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır grup olarak… Siz FETÖ terör örgütü ilan edildikten…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Haluk Pekşen konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Pekşen, buyurun.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

7.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HALUK PEKŞEN (Trabzon) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum.

Bu söylemlerden dolayı gerçekten ben de bir şeyi merak ediyorum ve sormak istiyorum: 17-25 Aralık FET֒nün deşifre olduğu tarih, kabul ettiniz, tamam, ben de bu tarihi kabul ediyorum. 316 kişilik AK PARTİ Grubundan 2013, 2014, 2015 yılında “FETÖ terör örgütü lideridir. Türkiye'nin bekası için bir haindir. Muhterem hoca efendi değildir, aman dikkat.” diye savcılıklara suç duyurusunda bulunan, devletin ilgili birimlerine, Başbakanlık Teftiş Kuruluna başvuruda bulunan herhangi biriniz var mı, var mı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Yok. Bakın, burada FET֒yle mücadele ettiğim zaman siz beni tehdit ediyordunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kimse seni tehdit etmedi ya, kendi hâline bıraktık seni.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bugün, benim savcılıklara yaptığım suç duyurularıyla FETÖ hakkında soruşturma başladı. 27 Aralık 2013, 27 Aralık 2013 tarihinde “Bu adam bir din adamı değildir, muhterem hoca efendi değildir, bu adam Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihindeki en büyük terör örgütü lideridir.” diye Genelkurmay Başkanlığına, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçeyi vermiş bir Cumhuriyet Halk Partisi mensubuyum. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için, Cumhuriyet Halk Partisine bu anlamda söz söyleyeceğiniz zaman lütfen dönün, bir daha geriye bakın.

Şimdi sizi bir kez daha uyarıyorum. Evet, Sayın Tanal altını çizerek söyledi, bu bir FETÖ projesidir. Ben birazdan bir hukukçu olarak buradaki hukukçulara bunu anlatacağım, hiç hamaset anlatmayacağım size, hiç de siyaset anlatmayacağım; bunun bir FETÖ projesi olduğunu yasal delilleriyle, belgeleriyle koyacağım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda çerçeve 26’ncı maddeyle 5490 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 9’da yer alan “müdürlüğünce” ibaresinin “müdürlükleri tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                      Erol Dora                                          Ertuğrul Kürkcü

                                         İstanbul                                                     Mardin                                                       İzmir

                                     Dilek Öcalan                                               Erdal Ataş                           Mehmet Emin Adıyaman

                                        Şanlıurfa                                                    İstanbul                                                       Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sayılı Torba Kanun’un 26’ncı maddesine bağlı geçici 9’uncu madde üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçici 9’uncu madde, göçmenlerin vatandaşlığa kabulü hâlinde evraklarındaki eksikliklerin giderilmesi amacıyla düzenlenmiş bir madde ve yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde, doğum tarihlerindeki yanlışlık veya doğum yerlerine ilişkin yanlışlıkların düzeltilmesini düzenleyen teknik bir madde. Bunun üzerinde çok da durmayacağım. Ama elimde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası var. Bu Anayasa'nın 2’nci maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.” Şimdi, demokratik bir devlet olup olmadığını, laik olup olmadığını ve sosyal bir devlet olup olmadığını halkın takdirine bırakıyorum ancak hukuk devleti midir gerçekten? Hukukun üstünlüğü cari midir şu anda ülkede ve gerçekten mevcut olan hukuk sistemi bütün yurttaşlara eşit uygulanıyor mu? Bunu bir dakika olsa bile, bir saniye olsa bile düşünmek lazım. Bakın, bugün basına da yansıdı, bu Parlamentonun üçüncü büyük partisi, Halkların Demokratik Partisi eş genel başkanları ve milletvekilleri cezaevinde, bir yıla yakın bir süredir hâlâ Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş henüz mahkeme huzuruna dahi çıkarılmamıştır. Peki, hukuk gerçekten herkes için böyle mi işliyor? Tek tek örnekleri bir tarafa bırakın, bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının vermiş olduğu bir karar ortada. Hepinizin hatırlayacağı üzere, Cumhurbaşkanı Avrupa’dan dönüşte sayın eş genel başkanımıza hakaret eden ve aynı zamanda yargıyı etkileyen bir açıklama yaptı, “O bir teröristtir." dedi, “Teröristlerle ilgili karar da mahkemeleri ilgilendiriyor.” dedi. Bunun üzerine eş genel başkanımız ve partimiz suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu dilekçesi işleme dahi alınmadı ve cumhuriyet başsavcısının gerekçesi şu: Anayasa’nın Cumhurbaşkanının yetkisini ve sorumsuzluğunu düzenleyen 105’inci maddesine dayandırdı. 105’inci maddede “Cumhurbaşkanının görevlerinden kaynaklı yargılanamayacağı, kişisel olarak, tek başına imza attığı kararlar dışındaki kararlardan dolayı sorumluluğun Başbakan ve ilgili bakanda olduğu ama tek başına imzaya yetkili olduğu kararlardan dolayı da hakkında soruşturma, kovuşturma yani cezai işlem olmayacağı” belirtiliyor ama bu Anayasa Cumhurbaşkanına birilerine hakaret etmesini, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş suçlardan herhangi birini, örneğin, bu Parlamentoda bir parlamenteri tokatlaması ya da sokakta bir vatandaşı dövmesi, darbetmesi ya da yüz kızartıcı bir suçtan dolayı bir sorumluluk yüklemiyor. İşte, yargı üzerinde yaratılan vesayet yani tek adam rejiminin, sadece yürütme üzerinde değil, bu Meclis üzerinde ama aynı zamanda yargı üzerinde dolaşan gölgesi, dolaşan vesayeti böyle bir kararı aldırtır. Yani mevcut yargı, Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunu adli suçlara dahi, yüz kızartıcı suçlara, darp, hakaret, cebir, hatta cinayete kadar genişleterek bir sorumsuzluk veriyor ve böyle yorumluyor ve daha da vahimi, dilekçeyi işleme dahi almıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 2007’den 2013’e kadar, FET֒yle olan el ele, kol kola yürüyüşte Türkiye’de FETÖ hukuku uygulandı. O dönemin hukukunun ismi FETÖ hukukuydu. 2013’ten bugüne ve özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden bu tarafa artık Türkiye’de uygulanan, AKP hukukudur ve AKP hukuku keyfî bir hukuktur ve sadece muhaliflere uygulanan bir hukuktur. Bu hukukta maalesef hukukçuların hiçbir güvencesi yok, hepsinin zihniyetinde “Vereceğim karar AKP’ye ne kadar dokunur ve dokunursam nerelere sürülürüm, görevden alınırım.” şeklinde bir sonuç doğurmuştur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 9’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 10 üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda çerçeve 26’ncı maddeyle 5490 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 10’da yer alan “ergin” ibaresinin “yetişkin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                   Dilek Öcalan                                               Erdal Ataş

                                         İstanbul                                                    Şanlıurfa                                                    İstanbul

                                   Ertuğrul Kürkcü                                             Erol Dora                                              Sibel Yiğitalp

                                           İzmir                                                       Mardin                                                   Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu yasa tasarısı hakkında yine konuşuyoruz ve bu yasa tasarısıyla da yeni rejimin inşasının neredeyse finaline doğru gitmekteyiz. Bu rejimin inşasında, 20 Mayısta dokunulmazlıklarımızın kaldırılmasına onay vererek eş başkanlarımızın, milletvekili arkadaşlarımızın cezaevine girmesinde rol alan siyasi aktörlerin sorumluluğunu da hatırlatarak konuma geçmek istiyorum. Eğer bugün bunu eleştiriyorsak 20 Mayısta bizim dokunulmazlıklarımızı kaldırıp cezaevine girilmesine sebep olan bütün buradaki aktörler oturup önce bir öz eleştirisini versinler. Durup dururken bu cinsiyetçi yasa gelmedi. Bu cinsiyetçi yasanın geliş noktasının, hikâyenin en yakın zamanlarından biri de 20 Mayıs.

Şimdi, Fetullah Gülen üzerinden sürekli bir tartışma yürütülüyor, “Ben Fetullah Gülen’i lanetliyorum, ben değilim, benim geçmişimde yok, o var, bu var.” diye tartışmalar yürütülüyor. Sormak istiyorum: Umut Kitabevini hatırlarsınız hepiniz, 1 Kasım 2005’te bombalanmıştı ve 1 insan yaşamını yitirmişti o dönemde. O dönem hukukçuları ve yargı mekanizması dokuz ila yirmi beş yıl hüküm vermişti ve o insanlar cezaevlerinde kaldılar. Sonrasında bu dosya Yargıtaya gitti ve Yargıtayda bozuldu. Gerekçesi ne? O dönemin görevli olan savcı ve hâkimlerinin FET֒cü olduğuna dair bir düşünceden dolayı bu davayı bozdular ve bu davayı bozduktan sonra o dönemde Umut Kitabevini bombalayan kişiler tahliye oldu. Soruyorum: Bu insanların cezaevine girmesine sebep olan yargı mekanizmasının mensupları FET֒cü oldukları için o insanlar tahliye oldu; peki, neden Kürtlerin… O zaman KCK davaları oldu, bizim arkadaşlarımız, siyasi kimlikte olan arkadaşlarımız, on binin üzerinde insan tutuklandı. Siyasi yasaklar geldi, belediye başkanlarımız tutuklandı ve onu da Fetullah Gülen’in cemaatinin üyelerinin yaptığı söylendi. Neden bizim davalarımız söz konusu olduğunda “FET֒cü” denmiyor da sizinle ilgili olumsuz bir şey olduğunda “FET֒cü” deniyor ben bunu anlayamıyorum. Mesele sizinle ilgili bir mesele olduğunda hemen “cemaatçi, FET֒cü” deniyor ama Kürtler üzerinde yapılan bütün yargılamalarda buna karşı sahip çıkılıyor. O zaman şunu söylemek daha doğru olur: FET֒nün ya da Fetullah Gülen teşkilatının Kürtler üzerinde yapmış olduğu bütün yargılama, tutuklama, haksız hukuksuz bütün yaklaşımları sahiplenme olur. Bu neye denk geliyor? Onun mirasına sahip çıkmaya denk geliyor. Kürtler üzerinde yaratmış olduğu, Kürtler üzerinde yapmış olduğu baskının hepsine sahip çıkmak demektir ve şuna da gelir: Dolayısıyla, Fetullah Gülen üzerindeki bir savaşın olduğunun kesinlikle sahici bir karşılığı olmadığı anlamına gelir. Eğer gerçekten Fetullah Gülen üzerinde bir mücadele yürütmüş olsaydınız KCK davaları üzerinden de aynı işlemi yapardınız. Nedense Kürt olduğunda bu sizin aklınıza gelmiyor.

Bugün buraya her çıkan insan -bizim partimiz dışında- bu müftülük yasası üzerinde -muhalefet üzerinden söylüyorum- eleştirisini getiriyor. Günaydın yani. 20 Mayısta burada yeni bir rejim inşası yapılıyordu. Yeni rejimin inşası dokunulmazlıklarımız kaldırıldığı zaman oldu ve biz dokunulmazlıklarımız kaldırıldığında “Bakın, bu gidişat, gidişat değil.” dediğimiz de bir şekilde herkes kendine göre bir gerekçe oluşturdu. Bakın, o gerekçeler bizi nerelere kadar getirdi. Bugün insanlar sokakta artık yürüyemez hâle geldi, kadınlar yürüyemez hâle geldi. Her kadının potansiyel olarak saldırıya uğrama zemini oluştu ve kendince, cezasızlık zırhı üzerinden bir iktidar siyaseti izleniyor ve bu iktidar siyasetine karşı, buradaki aktörler, sırf Kürt, anasını görmesinden gömmemesine kadar götürdü. Sayın Aysel Tuğluk’un annesi mezarlıktan çıkarıldığında… Bakın, Sayın Bakan burada, ben soruyorum: Kendisiyle fotoğraf çektirildi ve düşünüyorum yani ben milletvekili olarak rahatlıkla karakola gidemem, gidip orada Sayın Bakanla fotoğraf çektiremem, yapamam böyle bir şeyi. Nasıl gideyim, niye çektireyim, bu ayrı bir mesele ama orada bulunduğu bir vakitte gidip onunla fotoğraf çektirebilmesi ayrı bir mesele ve o insanlar on dokuz gün sonra tahliye oldular. Muhammet ve Furkan’ın Silopi’de evine “Bir gece ansızın gidebiliriz.” dediğiniz, o sözü sürekli kullandığınız… “Bir gece ansızın gidebilirim.” Bunun tezahürü güvenlik, kolluk güçlerine gitti işte. Onun pratik ayağı bir gece ansızın Silopi’de Muhammet ve Furkan’ın evine giderek katletti, o insanlar da ilk mahkemede tahliye oldu. Eğer vicdanlardan bahsedeceksek, buyurun buradan başlayalım konuşmaya. FET֒den bahsedeceksek “FETÖ Kürtlere bunu yaptı.” demekten başlayalım o zaman, Kürt siyasetine ne kadar saldırdığından bahsedelim o zaman.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – O zaman ben sizin gerçekten FET֒yle mücadele ettiğinize inanacağım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın madde 26’ya bağlı geçici madde 10’un kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Nihat Yeşil                                                Çetin Arık                                              Murat Bakan

                                          Ankara                                                     Kayseri                                                       İzmir

                                     Selina Doğan                                             Gaye Usluer                                             Hayati Tekin

                                         İstanbul                                                    Eskişehir                                                    Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Hayati Tekin.

Buyurun Sayın Tekin. (CHP sıralarından alkışlar)

Son derece enerjik bir şekilde geldiniz.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Teşekkür ederim.

Evet, televizyonun yayın saatinin sonuna geldiğim için konuşmamı biraz kısa keserek hareket edeceğim.

Evet, değerli arkadaşlar, 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Elbette ki elektronik sistemde depolamaya veya nüfus kayıtlarının otomatikleşmesine diyeceğimiz hiçbir şey yok, bunlar zaten ihtiyacımız ve hiç kimsenin de itirazı yok. Yalnız itirazlar, ülkemizin ve insanımızın gelecek yaşantısına getireceği sıkıntıları önlemek içindir. Biraz nükteli anlatacağım. Dün dünya haberlerini izlerken Jamaika Parlamentosu önünde kadınlar büyük bir gösteri yaptı, 10 gösterici kadına 20 polis boğarcasına gaz sıktı. İnsanlık adına, o ülke adına ve de 20 polis adına üzüldüm. İyi ki Jamaika’da değiliz diye düşündüm. Türkiye’de olsaydı Sayın Bakanım, benim aziz hemşehrim, en azından “Ne biçim polissiniz, bir polise yarım anne düşüyor ya da 2 polise 1 kadın düşüyor, utanın gösterdiğiniz gaz bombardımanından.” diye onları azarlardı diye düşünüyorum.

Müftülerin nikâhını koşuyoruz ama ne müftüsü ne nikâhı, adamın yemeye ekmeği yok. Bakalım bir dahaki seçime hangi umudu pazarlayacaksınız? Hani referandum öncesi “2 milyon kişiye iş” diye bir seferberlik başlatılmıştı, üretmeyen ekonomide genç işsizler yazın ortasında yani temmuz istatistiğinde yüzde 25 görüldü ya da yaklaştı. Önümüz kış, var olan üretimin de düşeceği göz önüne alınırsa -kış ortasında- kayıran Mevla işsizleri kayırsın. Sayın Erdoğan “Pompada su bitti.” diyor. Hemen sarıldınız vergilere. MTV önce yüzde 40, sonra yüzde 25; gelir vergisine yüzde 30’luk zam, sonra yüzde 27; çay fiyatlarına yüzde 20 zam, ondan sonra sıfır; buna benzer birçok örnek. Soruyorum: Sizin birbirinizden haberiniz yok mu? Bunları konuşup ayarlamıyor musunuz? Bunlara rağmen Maliye Bakanı diyor ki: “18 milyar açığımız var.” Hemen devreye lojmanların satışı giriyor. Gariban memurun, işçinin evini sat, sarayın keyfine, itibarına harca.

Kargaşanın olduğu önemli bir konu da TEOG. Millî Eğitim Bakanına soruluyor, “Vallahi haberim yok.” YGS ve LYS kalkıyor, YÖK: “Yerine ne geleceğini bilmiyorum.” diyor.

Ben de bu bilmeyenler kargaşasına bir ironi olsun diye Yüksek Seçim Kurulu Başkanını aradım, “Seçimler kalkıyormuş.” dedim, “Vallahi kalksa iyi olur, oy hırsızlığından da günahından da kurtulsak.” dedi. Meclis Başkanımızı aradım, “Meclis kalkıyormuş.” dedim, “Benim de kulağıma öyle şeyler geldi. Allah büyüktür, bir kapı kapanırsa Beştepe’de bir kışlık, Otluk Koyu’nda da bir yazlık kapı açılır inşallah.” dedi.

Neyse, gelelim vahim konulara: Suriye ve Irak’taki olaylara sırtımızı dönemeyiz. Türkmenler başta olmak üzere, tarihimizin verdiği sorumluluk, kadim coğrafyayla münasebetimiz ve terörün ihraç edildiği bölge olması hasebiyle, İdlib başta olmak üzere, bulunmamız gereken yerlerdir. Endişem odur ki, Barzani çadır devletini gözden kaçırmak için halkın gözü İdlib’le boyanıyor, Barzani de ortamı soğutup siyasi destek turlarına çıkmaya hazırlanıyor.

Sayın Erdoğan, “Bir gece ansınız gelebilirim.” şarkısını söylüyordu, hepimiz umutlanmıştık. Artık ikinci nakarata geçti, “Belki de hiç gelmem, kölen olurum.” Biz CHP olarak size o tezkerede desteği gümrük kapısı yapın, gaz borusu döşeyin, kesin diye vermedik.

Tabii, bu cesaretleri göstermek için kararlılık ve devlet adamlılığı gerekir. Sayın Bahçeli, “Kerkük 82, Musul 83” diyor. Sayın Bahçeli kendisini Ecevit’le ortak zannetti, Dışişleri Bakanı da kendisini Turan Güneş zannetti. Bahçeli’nin iyi niyetle söylediği haklarımız yine saklı kalsın. Yunanistan’da 54 plaka varmış, 18 tane artış olmuş. Bilmem bu 18 artış size bir şey hatırlatıyor mu? 72 plaka Kerkük’e benziyor ama Koyun Adası; 73’ün plaka da Musul’a benziyor ama hiç sesinizi çıkartmadığınız Marathi Adası. Marathi Adası’nı, AKP’liler, Sayın Davutoğlu’nun tatil yapmak için gittiği ada olarak hatırlarlar. Neyse ki Sayın Davutoğlu, giderayak Sayın Binali Yıldırım’a rezervasyon yaptırmış, Yunanlılar “İstediği zaman gelebilir.” demiş, demek ki komşuda insanlık bitmemiş.

Musul da başka bahara kaldı, gelecek nesillere sıkıntı bırakıyoruz.

Teşekkür eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 26’ya bağlı geçici madde 10’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.01

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

27’nci madde üzerindeki önergelere geçmiştik.

27’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinde yer alan “5490 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrası, 21 inci maddesi, 46 ncı maddesinin ikinci fıkrası ile 56 ncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.” ibaresinin “5490 sayılı Kanunun 8/2, 21, 46/2 ile 56. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                         Ziya Pir                                                  Hüda Kaya                           Mehmet Emin Adıyaman

                                       Diyarbakır                                                  İstanbul                                                       Iğdır

                            Mahmut Celadet Gaydalı                               Mehmet Ali Aslan

                                           Bitlis                                                       Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında dün kaldığım yerden devam etmek isterdim -bu simülasyon vardı, sizlerin de kafasını karıştırıyorum- fakat bugün farklı malzemeler elimize geldi. Bize bu kadar çok malzeme de sunmayın lütfen, zaten çok var bizde sizinle ilgili malzeme, bugün biraz daha geldi. Hem bize orada bir şeyler söyleniyor hem de sizlere bir işaret var diye düşünüyorum. Çünkü bugün Sayın Cumhurbaşkanımız bir konuşma yapmış ve orada “Haklı olanın güçlü olduğu değil, güçlü olanın haklı olduğu bir dünya.” diyor bu dünya için. “Diyojen’in mumla adam araması gibi adalet arıyoruz. Ben böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum.” demiş Sayın Cumhurbaşkanı, ne güzel söylemiş. Bunu Türkiye için de söyleyebiliriz. Ben bir HDP milletvekili olarak bunu şöyle anlıyorum: Haklı olanın güçlü olduğu değil, güçlü olanın haklı olduğu bir Türkiye yarattınız. Diyojen’in mumla adam araması gibi adalet arıyoruz fakat bizim elimizden mumu da aldınız. Ben böyle bir Türkiye’de size inat yaşayacağım ve bu Türkiye’yi değiştirmeye çalışacağız biz HDP’liler olarak.

Şimdi, burada, tabii ki Sayın Cumhurbaşkanının vakti yok, Diyojen’in kim olduğunu herhâlde araştırmamıştır, neler yazdığını, nasıl bir insan olduğunu araştırma vakti yoktur. Ama onu -maalesef diyorum maalesef- koskocaman cumhuriyetimizin Cumhurbaşkanını danışmanları bu durumlara düşürüyor maalesef. Bence danışmanlarıyla ilgili tekrar bir düşünsün, onları gözden geçirsin.

Diyojen kim? Diogenes. Eskilerden hatırlardım onu yani bir şeyler okumuştum, biraz önce tekrar kurcaladım. Bizim Sinop’ta böyle iki bin beş yüz yıl önce yaşamış bir Yunanlı. Nasıl bir adam? Yoksul, sokaklarda yatıp kalkan, dilencilikle karnını doyuran bir adam. Neden? Çünkü özgürleşmek istiyordu ve diyor ki: “Özgür olmak için böyle yaşamam lazım.” Bu, Sayın Cumhurbaşkanına bir sözdür yani Diyojen’den burada ders alması gereken Sayın Cumhurbaşkanı ve çevresindekilerdir, bir.

İkincisi, bugün bunu, Sayın Cumhurbaşkanına Diyojen’i söyletmek çok anlamlı. Neden? Biz bugün Nüfus Kanunu’nu konuşuyoruz ve evlilikten bahsediyoruz, aile bağlarından bahsediyoruz. Peki, Diyojen ne demiş bu konu hakkında? Diyojen aile kurumunun doğaya aykırı olduğunu söylemiş. Hem kadın hem de erkek için tek evliliğin doğru olmadığını hem kadın hem de erkekler için çok evliliği savunan bir insan Diyojen ve diyor ki: “Doğan çocuklar sadece o ana babanın değil, bütün toplumundur.” Yani Sayın Cumhurbaşkanının danışmanları ona Diyojen’i bugün söyletiyor. Belki de Sayın Cumhurbaşkanı bunları bilerek söylüyor, diyor ki: Ey AKP Grubu, sakın ha şu kanunu geçirmeyin, müftülere bu nikâh kıyma yetkisini vermeyin demek istiyor, belki de size işarettir diye düşünüyorum. Şimdi, Diyojen üzerinde daha söylenecek çok şeyler var ama ben başka bir konuya geliyorum.

Sayın İçişleri Bakanı buradayken şunu söylemek istiyorum: Bizim Diyarbakır’da “Amedspor” diye bir futbol kulübümüz var yani Diyarbakır’da en üst ligde, İkinci Lig’de oynayan bir takım. Sayın İçişleri Bakanım, Amedspor, 30 haftadır -bu hafta Sarıyer’de maç olacak 31’inci hafta- deplasmanda seyircisiz oynuyor. Seyirci yasağı geliyor onlara, bir buçuk yıl oldu, bu kış iki yıl olacak, deplasmanda 2 ya da 3 maçına sadece seyirciyle çıkabildi. O maçlardan sonra da emniyet müdürleri gelip bizim taraftar grubuna teşekkür etti, herhangi bir olay çıkmadığı için. İlin valiliği, emniyet müdürü, bunlar toplantı yapıyor; yasak gerekçesi şu, diyor ki: “Biz sizin güvenliğinizi sağlayamayız.” Yani 10 bin ya da 5 bin kişilik statta yüzde 5 deplasman seyircisi oluyor. 500 kişilik, 200, 300 kişilik Diyarbakır Amedspor’un seyircilerinin güvenliğini sağlayamayan bir valilikle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA PİR (Devamla) - Buradan Sayın İçişleri Bakanından rica ediyorum: Sayın Bakanım, bunu tekrar bir gözden geçirelim yani iki yıldır deplasmanda seyircisiz oynamak bir spor takımı için olacak iş değil. Ben sizin bunu tekrar gözden geçireceğinize inanıyorum.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 27’nci maddesinde yer alan “ile” ibaresinin “ve” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Burcu Köksal                                            Hayati Tekin                                            Murat Bakan

                                   Afyonkarahisar                                               Samsun                                                       İzmir

                                    Kemal Zeybek                                             Nihat Yeşil                                                Gürsel Erol

                                         Samsun                                                     Ankara                                                      Tunceli

                                     Haluk Pekşen

                                         Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; keşke bu yasa gerçekten müftülerin resmî nikâh kıyma yetkisi üzerine bir tartışmayı içerse, konu bu olsa belki çok daha kolay tartışabiliriz, daha kolay geçebiliriz ama ben böyle olmadığını biliyorum ve size böyle olmadığını anlatacağım. Burada hiçbir yorum katmadan size şimdi bir hukuki durumu özetlemek istiyorum, durumun vahametini, nereye doğru sürüklendiğinizi anlamanız için. Bugün bir milat noktası, bunu tarihe not düşün lütfen. Yarın, hep beraber, 80 milyon olarak hiç kimse “aldatıldık” diye bunu önümüze koymasın. Sayın İçişleri Bakanı, sizden de özellikle istirham ediyorum, burada söyleyeceklerimi lütfen hukukçularınıza incelettirin. Burada AK PARTİ’nin çok kıymetli hukukçuları var, onlardan da istirham ediyorum, bu söylediklerimin hukuken karşılığının ne demek olduğunu bir incelettirsinler. Eminim, bu gece hiçbirimiz yatağımızda rahat uyumayız.

Şimdi anlatayım: Lozan müzakereleri sırasında Yunanistan temsilcisi Venizelos, Hristiyanların evliliğinin dinsel olduğunu, bu nedenle Hristiyanlık hukukuna göre gerçekleşmesi gerektiğini ileri sürerek gayrimüslim azınlıklar için ayrı hukuk talep etmiştir. Türk temsilci heyeti ise, herkesi kapsayacak laik hukuk sistemine geçileceğini beyan etmiş, ancak böyle bir hukuk olmadığı için gayrimüslim azınlıkların evlenme, evliliğin sona erdirilmesi, nafaka ve drahoma konularında geleneklerine göre düzenlenmesini sağlayacak tedbirler almayı da kabul etmek durumunda kalmıştır.

Bu itibarla, Lozan Anlaşması madde 42 gayrimüslim azınlıkların aile ve şahsi statüyle ilgili konularda geleneklerine uygun kanunlara tabi olmalarının önünü açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün vatandaşlarını, dinleri ne olursa olsun eşit gördüğü ve cemaat toplumundan eşit ve özgür vatandaşlardan oluşan çağdaş bir devlete ancak hukuk birliğiyle geçileceğini kabul ettiği için 1926 yılında, Türk Medenî Kanunu’nun kabulünden önce, 1925 yılında Rum, Ermeni ve Musevi cemaatleriyle görüşmeye başlamış ve o görüşmede bu cemaatler “Evet, herkese eşit bir medeni hukukun geleceğini anladığımız için biz de Lozan’daki itirazımızı geri çekiyoruz.” demişler. Bunun üzerine Yunanistan, Milletler Cemiyetine itiraz etmiş. Bu itiraz üzerine Milletler Cemiyeti toplanıyor, diyor ki: “1926 sayılı Medenî Yasa bu itirazınızı geçersiz kılmıştır. Herkese eşit, çağdaş bir yasa düzenlemesi söz konusudur.”

Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, bundan sonrasını konuşalım. Bu yasa geçtikten sonra, hiç kuşkunuz olmasın… Burada biraz önce bir tartışma yaşandı iki değerli milletvekili arasında. Bu iki değerli milletvekili arasındaki tartışma, emin olun, çok sayıda vatandaş arasında, çok sayıda yurttaş arasında yaşanacaktır. Bunu yalnızca başka dinlerde, başka inançlarda olanlara yormayın. Anayasal eşitlik –bahsetti- o 10’uncu madde doğrultusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilecek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu yasaya “Evet.” diyecektir. Lozan’ın kabuğunun kırılmasıdır. Tarihimizde ilk kez kendi elimizle bu Parlamento Lozan’ı yok sayacaksa, bilin ki bu yalnızca imamlara resmî nikâh kıydırma yetkisinden öte bir şeydir. Yarın bunun arkasından vakıflar gelecek, bunun arkasından gayrimenkuller gelecek, bunun arkasından başkaca gerekçeler gelecek. O zaman Lozan’a yaslanamayacaksınız çünkü “Anayasa’yı bir defa delersek ne olur?” demişti bir Türk büyüğü ama Anayasa maalesef kevgire dönmüştü. Sizden rica ediyorum: Lozan’ı delik deşik edeceğiniz bu hamleyi iyi düşünün. Bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğiz. “Anayasa Mahkemesi” diye bir mahkemenin varlığından öte bir hukuki ağırlığı yok ama buna iptal kararı vermeyecek bir Anayasa Mahkemesinin Türkiye’de bundan sonra hukuki varlığını devam ettirmesi de çok önemli bir durum olacaktır.

Buna Cumhuriyet Halk Partisi olarak halkımızın nezdinde olabildiğince direneceğiz, bunu izah edeceğiz. Bunu halka izah edeceğiz, size de izah etmeye devam edeceğiz. Bilin ki bu, müftülere resmî nikâh kıydırma yetkisi değildir, kapıyı açıyorsunuz. İlk kez, tarihte ilk kez Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu eliyle Lozan’ın çemberini, o zırhını kırıp atıyorsunuz, bir daha toparlama şansınız yoktur. Emin olun, FETÖ bu projeyi ayakta alkışlayacaktır ve bu proje tarihteki en büyük FETÖ projesidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                         Ziya Pir                                       Mehmet Emin Adıyaman                                     Hüda Kaya

                                       Diyarbakır                                                     Iğdır                                                       İstanbul

                            Mahmut Celadet Gaydalı                               Mehmet Ali Aslan                                           Erol Dora

                                           Bitlis                                                       Batman                                                      Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Erol Dora konuşacaktır.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet Türkiyesinde hakkında en fazla konuşulan problem alanlarından birisi de din ve siyaset ilişkisidir. Bu tartışmaların odağını da laiklik ilkesinin anlamı ve Türkiye’ye özgü pratiği oluşturmaktadır. Elbette cumhuriyetin kuruluş biçimi, tek partili yıllar, dönemin yönetim kadrosunun siyasi anlayışı ve kendisine örnek aldığı ulus devlet modeli gibi etkenlerle şekillenen bir laiklik kavramı ve uygulamaları yakın tarihimizde ve kamusal hayatın biçimlendirilmesinde önemli izler bırakmıştır. İlkesel olarak ilerici bir anlayış olan laiklik ilkesi çarpık uygulamalar neticesinde maalesef, Türkiye nüfusunun çoğulcu inanç demografisini de çoğunlukla görmezden gelmiştir. Diğer taraftan, kuruluşu, yapılanışı, kapsamı ve faaliyetleri bağlamında değerlendirdiğimizde Diyanet kurumunun da bu hâliyle özgürlükçü bir laiklik anlayışına tezat oluşturduğunu düşünmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, üzerinde tartışma yürütülen bir konuda yanılgılı yaklaşımlar gözlemlediğim bir iki noktada fikirlerimi belirtmek istiyorum. Birincisi “Müftülere nikâh kıyma yetkisi verilirse gayrimüslim inançlara mensup azınlık halkların inanç önderlerine de aynı yetki verilecek midir?” biçiminde yürütülen tartışmalardır. Şu bilgiyi vermek isterim ki Lozan Anlaşması çerçevesinde Türkiye’de “azınlık” olarak kabul edilen halkların medeni hukuk kapsamındaki hakları da belli ölçülerde güvence altına alınmıştır. Lozan kapsamında azınlıkların nikâh işlemlerini kendi dinî gelenekleri doğrultusunda yapabilecekleri belirtilmiştir ancak daha sonra, 1926 yılında çıkarılan Türk medeni hukuku kapsamında dönemin azınlık temsilcileri her yurttaşa ve her inanca eşit mesafede olacak ve tarafsız devlet memurlarınca yerine getirilecek resmî nikâha da ayrıca tabi olacaklarını beyan etmişlerdir. Uygulamada, örneğin, Hristiyan ve Musevi vatandaşlar Medenî Kanun kabul edildiğinden bu yana resmî nikâhın ardından isteyen kilisede dinî nikâh törenini de açıkça yapabilmektedir aynı Müslümanların resmî nikâhtan sonra gidip dinî nikahlarını kıydıkları gibi. Demek ki bu konuda Medenî Kanun çerçevesinde herhangi bir durum yok ve herkese de eşit olarak uygulanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tartışma yürütülen ve değinmek istediğim ikinci benzer bir konu ise yine “Alevi dedeleri de müftüler gibi nikâh kıyabilecek mi? Onlara da böyle bir hak verilecek mi?” minvalinde yürütülen tartışmalardır. Öncelikle bu tartışmayı çok anlamlı bulmadığımı belirtmeliyim çünkü Alevi dedelerine ilişkin bu tartışmadan önce konuşulması gereken bir gerçeklik vardır ki o da şudur: Bakınız, dedelik yani Alevilik inancına göre Alevi yurttaşlarımızın inanç önderi durumunda olan bu kurum 30 Kasım 1925 tarihinden bu yana kanunen yasaktır yani bugün meriyette bulunan kanunlara göre dedelik yasaklı bir kurumdur. Dolayısıyla anlamlı bir iş yapmak istiyorsak öncelikle Alevi yurttaşlarımıza karşı sorumluluğumuz gereği çoğulcu inanç yapımızı demokratik, yasal bir zemine kavuşturmak için dedelik kurumunu yasaklı olmaktan çıkaralım. Yoksa yasaklı olan bir makamın nikâh yetkisini tartışmaya kalkmak her şeyden önce Alevi yurttaşlarımıza karşı önemli bir saygısızlık olacaktır.

Değerli milletvekilleri, laik bir devlet dini yok sayan, dine karşı olan bir devlet değildir, aksine din adına insanlara baskı uygulanmasına izin vermeyen bir devlettir. Karanlık Orta Çağ olarak nitelenen dönem incelenmeden bir yargıya ulaşmak olanaksızdır. Arkasında en iyimser yaklaşımla dört yüz yıllık kanlı bir mücadele, din savaşları ve katliamlar bulunmaktadır. Nihayet Batı bu arayışlarının sonucunda “İsa’nın hakkı İsa’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a.” yargısına ulaşacaktır. Sözü edilen bu yargıdan yapılacak çıkarsama ise şudur: Din ve devlet işleri tamamen birbirinden ayrılmalıdır.

Birçok bakımdan çoğulcu bir nüfus yapısına sahip olan ülkeler güçlü bir demokrasi ve özgürlükçü bir laiklik ilkesiyle daha barışçıl bir yaşamı birlikte kurabilirler diyor, yine Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinde yer alan “Bakanlıkça” ibaresinin “Bakanlar Kurulu tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Baki Şimşek                                               Zihni Açba                                              Kamil Aydın

                                          Mersin                                                     Sakarya                                                    Erzurum

                                  Mehmet Erdoğan                                          Zühal Topcu                                              Mustafa Mit

                                           Muğla                                                      Ankara                                                      Ankara

                                       Ruhi Ersoy

                                        Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – İyi akşamlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, vatandaşlık hukuku önemli. Vatandaşlık ve Nüfus İşleri önemli bir kurum. Özellikle Anadolu’da en yoğun yerlerden birisi nüfus müdürlükleri. Nüfus çalışanlarının bu yoğun şartlarda çalıştıklarının hepimiz farkındayız. Bunların yoğunluklarına ilave olarak, en son Bakanlığın kendi içerisindeki tasarruflarıyla da pasaportların, ehliyetin ve nüfus cüzdanlarının da yenilendiği sürecini düşünürsek iş yükleri hayli fazla olacak arkadaşlar. Tabii, bu fazlalıkların içerisine, her ne kadar direkt kendileri karar vermeseler de, ciddi anlamda Türkiye’de Suriyeli misafirlerimizin vatandaş olma talepleriyle ilgili bürokrasiyi de eklediğimizde iş yükü en yoğun olan kurumlardan bir tanesi olduğu gerçeği göz önünde. Pekâlâ, bu kurumun işleyişiyle ilgili insan kaynakları istihdam politikamız yeterli mi, yoksa yani bizim torba yasada yaptığımız gibi, pek çok kurum ve kuruluştan gelenleri nüfusa gönderelim mi? Veyahut da yeni alınan personelleriyle, istisnai kadrolara atananlarıyla “Nüfustan hele bir başlasınlar.” diye, bir şekliyle staj yapılan, mevzuat öğrenilmek için vakit geçirilen bir alan hâline gelmeye mi başladı? İşte bu durum tespiti önemlidir ve Türk devlet yapısının en önemli kurumlarından bir tanesi olan ve Türkiye Cumhuriyeti devleti nüfus cüzdanını veren, pasaportunu verecek olan, ehliyetini verecek olan bu kurumun öncelikli olarak kendi temel sorunlarına odaklanması, insan kaynakları ve verimlilik açısından ve çalışan arkadaşların iş yükünü, mesaisini hesaba katarak motivasyonu açısından bir iyileşmeyle işe başlamanın gerektiğini düşünüyoruz. Genelde o kuruma geçenlerin de bir an önce oradan kendisini başka yere atmanın derdine düştüğü gözlemleniyor çalışma şartlarının ağırlığından. Geçenlerde bir kaynakta gördüm, 1.200 sözleşmeli personel ilanına yalnızca 800 kişi müracaat ediyor. “Diğerleri neden müracaat etmiyor?” dediğimizde bu tarz sorunların olduğu gözden kaçmamakta. Dolayısıyla, bu mesele sadece İçişleri Bakanlığının kendi bünyesinde çözebileceği bir mesele değil, kurumun diğer kurumlarla olan problemleriyle, Maliyeyle olan meselesiyle oturup tartışılacak mı istisnai kadro atamaları, detayları nelerdir; baştan sona yeniden düşünülmesi gerekiyor.

Devletimizin çok yönlü kendisini yenileme sürecinde ve devlet vakurunu, ciddiyetini muhafaza edeceği bilgi birikimiyle donanımlı devlet temsilinin oluşacağı bir kamu bürokrasisi hayal ediyoruz, arzu ediyoruz. Böylesine önemli kurumların da geçiştirilecek yerler olmaması gerektiğini özellikle vurguluyoruz. Bu hususlar üzerinde değerlendirmeler yaparken de Türkiye’de 3 milyondan fazla misafirimizin olduğunu unutmamamız gerekir. Ve bunlardan yalnızca 100 bin misafirimiz Suriye’ye geri döndü. Bunların içerisinde de henüz daha 30 bin civarındaki kişiye de vatandaşlık verdik vermedik. Toplam hepsi biterse de 50 bin kişiye vatandaşlık verilmiş olacak. Bunu toparladığımızda da bu 10 bin aile, 15 bin aile eder etmez. Ama, bir ara Suriyelilerin tamamı Türkiye vatandaşı mı oluyor tartışmaları, oy mu kullanıyor tartışmalarının ayyuka çıktığı dönemdi, bu konudaki meselelerde de kamu diplomasisi açısından kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Göç İdaresi ve Emniyet iş birliğiyle yürütülen Suriyeli göçmen politikalarında gettolaşan mahallelerdeki toplumsal sorunlar dikkat çekici. Bu süreçle ilgili, bu toplumsal sorunları önleyici tedbirlerle -Sayın Bakanımız da buradayken hatırlatmakta fayda var- bölgeye bir entegrasyon politikası mı sağlayacağız yoksa geçici konaklamayla beraber geri dönüşleri mi gerekecek; bu konunun devlet politikası olarak cevaplanması gerekiyor. Bir de orada bir Turkuaz Kart diye bir öneri vardı, Meclis alt komisyonunda biz de çalıştık nitelikli bilim adamları, sporcular, önemli değer üretmiş bu tür göçmenlere vatandaşlık hususunda geçiş olarak kullanılabilir mi diye. O, Genel Kurula gelmeden önce iptal edildi. Bu konuların da verimlilik açısından tekrar düşünülmesinde fayda olduğunu düşünüyoruz.

Nüfus dairelerinde çalışan memurlara, emek veren tüm arkadaşlarımıza kolaylıklar diliyor ve onların temel meselelerinin gündeme getirilmesi çağrısını yapıyoruz.

Saygılarımızla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde ortak bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 31’inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                              Mehmet Naci Bostancı                                       Özgür Özel                                             Erkan Akçay

                                         Amasya                                                     Manisa                                                      Manisa

                              Mehmet Doğan Kubat                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                     Sema Kırcı

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                    Balıkesir

                                  Mehmet Erdoğan

                                           Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Tasarı metnindeki diğer değişikliklerin çerçeve 31’inci maddede yapılan düzenlemeyle yapılmak istenen maksadı karşıladığı değerlendirildiğinden söz konusu maddenin metinden çıkartılması uygun olacaktır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, 60’a göre bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Türkiye’nin ve kadınların bu yasayı hak etmediğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben özellikle finale gelmişken söz almak istedim geneliyle ilgili.

Esas olarak Türkiye bu yasayı hak etmiyor, kadınlar bu yasayı hak etmiyor ve farklı inançlardan yurttaşlarımız bu ayrımcılığı hak etmiyor diye düşünüyoruz. Ancak, maalesef, 6’ncı madde çoğunluk oylarıyla kabul edilecek. Doğum sonrası sözlü bildirimin zorunlu denetimini ve genel ahlak kriterinin kaldırılmasını gerçekleştirebildik, bu mümkün olabildi.

Ben diyorum ki: Bu Meclisin erkek egemen yapısı ancak buna izin veriyor. Kadınlar, mücadeleye devam.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Mücadelenizin sonucunda, bakın, ortak birkaç şey de yapılmış.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN - Evet, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı, bütün grupların ortak imzasıyla sunulan ve gerekçesini okuduğumuz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Böylece 31’inci madde kabul edilen önerge doğrultusunda metinden çıkartılmış oldu.

Maddeler daha sonra teselsül ettirilecektir.

Şimdi mevcut madde sırasından devam ediyoruz.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

36’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Baki Şimşek                                               Zihni Açba                                              Kamil Aydın

                                          Mersin                                                     Sakarya                                                    Erzurum

                                      Mustafa Mit                                              Zühal Topcu                                      Mehmet Erdoğan

                                          Ankara                                                      Ankara                                                       Muğla

“(2) Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatında görevli her statüdeki personele, yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda belirlenmiş olan fazla çalışma ücretinin beş katına ve ayda elli saati geçmemek üzere Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, 31/12/2020 tarihine kadar ikinci altı ayda da fazla çalışma ücreti ödenmesine Bakanlık yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurun.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, ben bölüm üzerinde konuşurken Sayın Bakan burada olsaydı tekrar konuşmayacaktım ama Sayın Bakan o saatte burada olmadığı için bazı hususları kendisinin de duymasını istiyorum, belki çözüme vesile oluruz.

Kanun tasarısının Komisyon görüşmeleri esnasında üzerinde en çok durduğum hususlardan birisi nüfus hizmetlerinin personel sorunuydu. Bununla ilgili olarak Komisyonda ortak bir önergeyle taşraya 1.480 tane veri hazırlama ve kontrol işletmen kadrosu tahsis edilmesi olumlu bir gelişme. Ancak yeterli mi? Değil. Çünkü nüfus hizmetlerini şu anda yürüten personele baktığımızda bir kere içinde en son KHK’yle ihdas edilen 1.200 sözleşmeli personel var, 4B’li var, 4C’li var. Şimdi böylesine devletin asli kayıtlarını tutan bu idarede bir defa “geçici, 4B’li, 4C’li, sözleşmeli vesaire” diye bir kadro olmaması lazım, buradaki herkesin asli devlet memuru olması lazım. Çünkü devletin en önemli kayıtlarından birisini tutan kurum Nüfus İdaresi. Bunların özlük hakları konusunda bir çözüm üretilmesi lazım. Hiç olmazsa fazla çalışmanın yıl boyu verilmesi lazım. Yani kimse sizden fazla bir rüşvet, haraç falan istemiyor, yaptığı hizmetin karşılığını istiyor. Bu konuda da bütün nüfus çalışanları sizden fazladan yaptığı… Hatta bize gelen mesajlara bakılırsa nüfus çalışanları diyor ki: “Kadroları doldurun, biz fazla çalışmayalım, para da istemeyelim çünkü biz çoluğumuzu çocuğumuzu göremez hâle geldik.” Esasında bize en çok mesaj da bu şekilde geldi bu kanun tasarısı gündeme geldiğinden bu yana.

Gene, hiç olmazsa bu önergeyle çalıştıklarının karşılığı olarak yıl boyu fazla çalışmayı alma imkânının önünü açan bir şey var. Bu konuda iktidar partisinin de desteğiyle bu kardeşlerimizin mağduriyetini giderecek bir şey yapabiliriz şu anda eğer önergemiz kabul edilirse.

Diğer yandan bu Göç İdaresinin yaptığı çalışmalara göre Nüfus İdaresi tarafından işte yabancı kimlik numarası verilmesi, yabancı kimlik kartı verilmesi konusu var. Burada Göç İdaresi bu işi kendisi yapabilir, Nüfus İdaresinin iş yükü hiç olmazsa birazcık azalmış olur.

Gene, il nüfus müdürleri, il yazı işleri müdürleri ve il mahallî idareler müdürleri il müdürü sayılmıyor. Cetvele bakıldığında bu müdürler (II) sayılı cetvelde. (II) sayılı cetvele alınırsa bunlar da il müdürü olarak özlük haklarını alacaklar ve maaşları artacak.

Burada tabii ki bütün İçişleri personelinin taşradaki mesaisi fazla. Çünkü birçok sahipsiz işi kaymakamlıklar sahiplenmektedir taşrada; dolayısıyla, onların personeli de çok çalışmaktadır. Bütün taşradaki İçişleri personelinin özlük haklarıyla ilgili de bir değerlendirmenin yapılmasında fayda vardır.

Sayın Bakan, tabii, sizi burada yakalamışken birkaç hususa da gene değinmek istiyorum: Özellikle uzman çavuşların sorunlarının tekrar masaya yatırılması gerekmektedir. Bunların özlük haklarının ve çalışma şartlarının, emekliliklerinin ve zatî silahlarıyla ilgili sorunlarının muhakkak çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

Ayrıca, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Emniyet teşkilatının içinde örgütle irtibatlı birçok kişinin ilişiği kesilmiş, dolayısıyla polis sayısı azalmıştır. Ancak terörle mücadeledeki yoğunlaşma dolayısıyla da Emniyet teşkilatının iş yükü çok artmıştır. Burada bu eksik kadronun bir an önce tamamlanarak polislerimizin çalışma şartlarının artık normale dönmesi sağlanmalı ve onların da emeklilikle ilgili sıkıntılarının giderilmesi lazım.

Son olarak da, taşrada mülki idare amirleri Hükûmetimizi ve devletimizi başarıyla temsil etmektedir. Geçmişte mülki idare amirleri hep hâkim ve savcılardan fazla maaş almıştır ama devriiktidarınızda onların yarısına kadar düştü maaşları. Bu konuyu da kısa bir zaman içerisinde, artık, işte “Şu zaman çözeceğiz, bu zaman çözeceğiz.” diye ipe un sermeyi bırakarak, hiç olmazsa mülki idare amirleri ile hâkim ve savcıların maaşlarını eşitleyerek bir çözüme kavuşturmayı Sayın Bakana teklif ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde iki adet vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 37’nci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Gürsel Erol                                              Tanju Özcan                                             Hayati Tekin

                                          Tunceli                                                       Bolu                                                       Samsun

                                       Nihat Yeşil                                             Kemal Zeybek                                          Burcu Köksal

                                          Ankara                                                     Samsun                                            Afyonkarahisar

                                     Selina Doğan                                             Murat Bakan

                                         İstanbul                                                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Selina Doğan.

Sayın Doğan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 497 sıra sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 37’nci maddesinde öngörülen İstanbul’un Eyüp ilçesinin adının Eyüpsultan olarak değiştirilmesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kuruluş tarihî İstanbul’un fethine kadar giden Eyüp ilçesi ismini tarihî bir kişilikten yani Eyüp Sultan olarak bilinen Ebu Eyyûp El-Ensari’den alıyor. İstanbul’un fethinin ardından surlar dışında kurulan ilk yerleşim birimi olan Eyüp bu bakımdan İstanbul’un tarihî yarımada dışında kalan en eski yerleşim yeri konumunda. Tarihî bir kişilikten ismini alan bir ilçenin bu isimle anılmasına elbette ilkesel olarak karşı değiliz ancak Eyüp yerine Eyüpsultan isminin öngörülmesi gerçekten tarihe olan bir saygı mıdır, yoksa pragmatik bir yaklaşım mıdır, bunu takdirinize sunuyoruz. Eğer gerçekten böyle olsaydı Türkiye'de isimleri değiştirilen yüzlerce yerleşim yerine de aynı duyarlılıkla yaklaşmak gerekmez miydi?

Yüz yıl önce ünlü Fransız yazar Pierre Loti'nin İstanbul’da yaşamak için tercih ettiği Eyüp’e bugün baktığımız zaman içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Eyüplüler isterdi ki Eyüp’ün ismi gündeme getirilirken Eyüp’ün katlanarak, artarak sorunlarına da bir çözüm önerisi getirilsin. Gönül isterdi ki Eyüp’ü bu kadar düşünen bir anlayış Eyüp’ün trafik sorununu, altyapı sorununu ve tarihî dokusunun giderek kaybolmasını da burada gündeme taşısın. Oysa bu sorunlar Eyüpsultan ismiyle örtülemeyecek kadar büyük.

Eyüp, bugün kentsel dönüşüm adı altında rantsal dönüşüme kurban edilmiş durumda. Eyüp halkının ve mahalle muhtarlarının hiçbir görüşü alınmadan birbiri ardına kentsel dönüşüm projeleri hayata geçiriliyor. Altyapısı hazırlanmış, bölge halkının da rıza gösterdiği kentsel dönüşüm projelerine bizler de “evet” diyoruz. Ancak gecekonduları yıkarak orada yaşayanların aidatlarını bile ödeyemeyeceği lüks siteler dikilmesine “hayır” diyoruz.

Bildiğiniz üzere Eyüp ilçesi içinde Hasdal’da 5. Levent isimli bir kompleks yapıldı. 515 bin metrekareden büyük bir alanı kapsayan bu alanda 15 bin kişi ikamet edecek. Peki, kent içinde âdeta yeni bir kent yaratılırken bunun trafiğe olan etkisi hiç hesaba katıldı mı, altyapının yeterli olup olmadığına bakıldı mı? Hayır, 15 bin nüfus artışı yaratacak bu proje için ne bir trafik önlemi alındı ne de bir altyapı düzenlemesi yapıldı. Yine, üçüncü köprü ve üçüncü havalimanı bağlantılarının bir kısmı Eyüp’ten geçiyor. Giderek artan araç sayısı Eyüplülerin yaşamlarından çalıyor.

Eyüp ilçesi aynı zamanda kozmopolit bir ilçe. Bir dönem Musevi vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı ve tarihî sinagoglara ev sahipliği yapan Eyüp bugün de Alevi vatandaşlarımızın yoğun olarak oturduğu bir ilçe. Bir yere hizmet götürülürken elbette bu demografik yapının da göz önünde bulundurulması gerek. Ancak Eyüp’te bu da yapılmadı, tam tersi yapılıyor. Ne yapılıyor? Bütün okullar neredeyse imam-hatip liselerine çevrilerek oradaki ailelerin çocuklarını hangi okula gönderecekleri konusunda zorlanmasına sebep olunuyor.

Keza, Eyüp Belediyesinin daha önce kullandığı bina yandaş bir vakfa bedelsiz olarak verildi. Eyüp halkının kolektif kullanımına sunulması gereken bir bina, soruyoruz, hangi gerekçelerle yandaş vakfa bedelsiz verilmiştir? Bunun Eyüp halkına bir faydası var mıdır?

Hani, tarihe olan saygıdan bahsediyorsunuz ya… İstanbul’da bulunduğu zamanlarda Eyüp’te kalan ünlü yazar Pierre Loti, bugün kendi ismiyle anılan tepeden Eyüp’e baksaydı neler düşünürdü acaba, Eyüp Sultan Camisi’nin çevresinde dolaşsa neler yazardı?

Burada sayamayacağımız kadar çok sorunla boğuşan Eyüp’ün ismini değiştirseniz de inanıyoruz ki Eyüp halkı ilk seçimlerde metal yorgunluğuyla geçiştirilemeyecek kadar çökmüş bu yerel yönetim anlayışına son verecektir.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Müslüm Doğan                                 Filiz Kerestecioğlu Demir                                    Hüda Kaya

                                           İzmir                                                       İstanbul                                                     İstanbul

                                        Erol Dora                                           Mehmet Ali Aslan

                                          Mardin                                                     Batman

Madde 37: (1) İstanbul iline bağlı "Eyüp” ilçesinin adı "Eyüpsultan” olarak değiştirilmiştir.

(2) Nevşehir iline bağlı "Hacıbektaş” ilçesinin adı "Hacı Bektaş-ı Veli” olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Müslüm Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Arkadaşlar, bu yasa taslağının görüşülmesinin sonuna geldik ama AK PARTİ’nin de burada, benim verdiğim önerge konusunda Alevi yurttaşlara karşı ilgisini, hassasiyetini de ölçmüş olduk, sağ olsunlar, bunu halkımız değerlendirsin. İsteğimiz neydi arkadaşlar? Hacı Bektaş-ı Veli’nin yaşadığı yerin, felsefesinin geliştirildiği, yayıldığı bir yerin isminin “Hacıbektaş” değil “Hacı Bektaş-ı Veli” diye değiştirmesini istedik. Sağ olsun AK PARTİ’li arkadaşlarımız bu önerimize olumlu bakmadılar.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Hacı Bektaş-ı Veli’nin felsefesi ve kişiliğiyle ilgili çok kısa iki paragraf size aktarmak istiyorum, sayın müftümüz de bunu dinlerse iyi olur efendim.

Hacı Bektaş-ı Veli, insanıkâmilin değerini, evrendeki yerini, önemini, anlam ve etkisini; gelişmenin yaratıcılığını; erdemin insan hayatındaki yerini; tenasühün olgunlaştırıcılığını; iyinin, güzelin ve doğrunun yönlendirici erkini konu edinen bir yaşam felsefesini ortaya koyan; geleneksel baskıcı ortamda dahi hayatı yeşerten, anlam veren, insanın otoriteye bağlılığından kaynaklanan güçsüzlüğüne karşı ok, kılıç ve kalkan yerine güler yüz, güzel sözle karşı çıkan; yüzyıllardır öğretisi her dönemde kabul gören, şöyle ki “her dem yeniden doğan” yeniliğinin geliştirici, diriltici sıcaklığı içinde tomurcuk güller gibi açan bir öğretinin, bir inancın, bir felsefenin, kültürün, anlamlı bir hayatın piridir Hacı Bektaş-ı Veli. Başka bir deyişle, yeniyi araştırıp bulmanın, geçmişle, vahdetivücut felsefesiyle barışık, ardından gelenleri zaman ve mekân tanımadan düşünmeye, sevmeye, aramaya, incelemeye, mihman buyur eder gibi düşünmeye çağırmış, zora, baskıya, kötülüğe iyilikle, güler yüzle, sevgiyle, hoşgörüyle, erginlikle ama riyasız, fakat çıkar beklemeden, onurla ödünsüz karşı durmuş insanıkâmil felsefesine dayalı bir yaşam biçimini yoğurup yapan serçeşmenin piridir Hacı Bektaş-ı Veli.

Eyvallah, peki, niye karşı çıktınız bu isme? Ne diye savunacaksınız değerli milletvekilleri?

Sayın Bakan, siz, niye karşı çıktınız? Alevilerin böyle bir talebi var, niye karşı çıkıyorsunuz? Hacıbektaş ilçesinin adı, Hacı Bektaş-ı Veli olacak. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, bundan niye korkuyoruz?

Arkadaşlar, bakın, lütfen, bunu değerlendirmenizi rica ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir madde.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Böylece ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, Hükûmetin, görüşülmekte olan kanun tasarısının 5 ve 11’inci maddelerinin yeniden görüşülmesine ilişkin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre bir talebi vardır. Başkanlık bu talebi yerine getirecektir.

Danışma Kurulunun, Hükûmetin görüşülmekte olan kanun tasarısının yeniden görüşülmesine ilişkin talebi hakkındaki görüşünü okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Genel Kurulun 10’uncu Birleşiminde kabul edilen 5 ve 11’inci maddelerinin yeniden görüşülmesine dair Hükûmetin talebinin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi uyarınca Danışma Kurulunca uygun görüldüğüne ilişkin görüşü

Danışma Kurulu Görüşü

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Genel Kurulun 18/10/2017 tarihli 10’uncu Birleşiminde kabul edilen 5 ve 11’inci maddesinin yeniden görüşülmesine dair Hükûmetin talebi İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi uyarınca Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                                                                                                                                       İsmail Kahraman

                                                                                                                           Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                              Başkanı

                               Mehmet Muş                                                                      Özgür Özel

               Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu                                      Cumhuriyet Halk Partisi Grubu

                              Başkan Vekili                                                                   Başkan Vekili

                               Erkan Akçay                                                           Filiz Kerestecioğlu Demir

                 Milliyetçi Hareket Partisi Grubu                                    Halkların Demokratik Partisi Grubu

                              Başkan Vekili                                                                   Başkan Vekili

BAŞKAN – Danışma Kurulunun görüşü bilgilerinize sunulur.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekririmüzakere)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (5 ve 11’inci Maddeler)

BAŞKAN – Şimdi Hükûmetin istemini okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5 ve 11’inci maddesinin yeniden düzenlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 89’uncu maddesi gereğince yeniden görüşülmesini arz ve teklif ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                Osman Aşkın Bak

                                                                                                                           Gençlik ve Spor Bakanı

BAŞKAN – Hükûmetin istemini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bu durumda tasarının 5’inci maddesini yeniden müzakereye açıyorum.

5’inci madde üzerinde söz isteyen yok.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Tasarı’nın 5’inci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 5490 sayılı Kanun’un 15’inci maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Mehmet Muş                                              Özgür Özel                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                                         İstanbul                                                     Manisa                                                     İstanbul

                                     Erkan Akçay                                      Mehmet Doğan Kubat

                                          Manisa                                                     İstanbul

"Her sözlü beyanda mülki idare amirinin emri ile aile hekimlerince beyanların doğruluğunun araştırılması zorunludur.”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Doğum bildirimlerinin sözlü beyan ile yapılması durumunda beyanın doğruluğunun tespitinin zorunlu hâle getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, tasarının 11’inci maddesini yeniden müzakereye açıyorum.

11’inci madde üzerinde söz isteyen yok.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 5490 sayılı Kanun’un 45’inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının aşağıdaki şekilde, dördüncü fıkrasında yer alan "Kimlik Paylaşımı Sistemine bağlı kurumlar veya tüzel kişiler” ibaresinin "birinci fıkrada belirtilenler” şeklinde, altıncı fıkrasında yer alan "Kurumun” ibaresinin "Kurum ve tüzel kişiliğin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Mehmet Muş                                      Mehmet Doğan Kubat                        İsmail Emrah Karayel

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                     Kayseri

                                    Nurettin Yaşar                                         Salih Çetinkaya                                  Adnan Boynukara

                                         Malatya                                                     Kırşehir                                                   Adıyaman

                                     Hasan Turan

                                         İstanbul

“(1) Bakanlık, merkezi veri tabanında tutulan verileri bu kanunda belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde kurumlarla; kimlik verilerini, kamu hizmeti sunan tüzel kişilikler, 03/06/2007 tarih ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan sigorta ve emeklilik şirketleri, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan bankalar, Risk Merkezi ve 5411 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin son fıkrası uyarınca bilgi paylaşımı amacıyla kurulmuş şirketler, 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamındaki finansal kiralama şirketleri ile finansman şirketleri; yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerini ise Bakanlıkça belirlenen adrese dayalı kamu hizmeti sunan kuruluşlar, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan sigorta ve emeklilik şirketleri, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan bankalar, Risk Merkezi ve 5411 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin son fıkrası uyarınca bilgi paylaşımı amacıyla kurulmuş şirketler, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamındaki finansal kiralama şirketleri ve finansman şirketleri ile paylaşabilir."

“(3) Birinci fıkrada belirtilenler kendi iş ve işlemlerine esas olmak üzere sadece ilgili kişilerin bilgilerini alabilirler ve aldıkları bilgileri tanımlanmış hizmetlerin yerine getirilmesi dışında başka hiçbir amaçla kullanamaz; ilgilisi veya 44 üncü maddede belirtilenler dışında kimseye veremez. Sistemin bütün aşamalarında görev yapan yetkililer de bu kurallara uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, kamu görevlilerinin görevlerinden ayrılmalarından sonra da devam eder. Bu fıkra hükümlerine aykırı davrananlar hakkında 24/3/2016 tarih ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerine göre işlem yapılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılıyorum Sayın Başkan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Düzenlemeyle hizmet sunumunda doğrudan adres bilgilerini esas alarak işlem tesis eden elektrik, doğal gaz şirketleri gibi altyapı kuruluşları, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde faaliyette bulunan bankalar, Risk Merkezi ve bu kanunun 73’üncü maddesinin son fıkrası uyarınca bilgi paylaşımı amacıyla kurulmuş şirketler, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamındaki finansal kiralama şirketleri ve finansman şirketlerinin paylaşımına imkân sağlanmaktadır.

Ayrıca, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na aykırı davrananlara, bu Kanun'daki hükümlere göre işlem yapılması amaçlanmıştır.

Kişinin kimliğine ilişkin verilerin ise yukarıda belirtilen kurum ve kuruluşların yanı sıra kamu hizmeti sunan tüzel kişiliklerle de paylaşılması amaçlanmaktadır.

Diğer taraftan, maddenin üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkralarında birinci fıkraya atıf yapılarak fıkralar arasında uyum sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tasarının tümünün oylamasından önce, şimdi İç Tüzük 86’ya göre oyunun rengini belli etmek üzere ve lehte olmak üzere Kütahya Milletvekili Mustafa Şükrü Nazlı konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Nazlı, süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında oyumun renginin lehte olacağını belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, demokrasimizin temel taşı tüm muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutluyorum.

“Hayat, inanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamayacağı bir oyundur.” sözlerini zihnimize kazıdığımız, ardından geçen yıllar boyunca derin bir hürmet ve özlemle andığımız, ardında özgür bir Bosna-Hersek bırakarak 19 Ekim 2003’te aramızdan ayrılan bilge dava insanı Aliya İzzetbegoviç’i rahmet ve saygıyla anıyorum.

AK PARTİ hükûmetleri her zaman milletimizin yanında olmuş, milletimizle beraber olmuş, onların sorun ve taleplerini bire bir dinlemiş ve bu Meclis çatısı altında, işte, bu gördüğünüz kanun tasarısında olduğu gibi gündeme getirmiş ve yasalaştırmıştır. Bu kapsamda, İçişleri Bakanlığı tarafından Meclisimize getirilen bu tasarının, esas olarak baktığımız zaman, vatandaşımızın iş yükünü, bürokrasiyi azaltmayı ve bunu hedefleyen önemli bazı düzenlemeleri içerdiğini görüyoruz. Bunun için, örnek olarak, isim ve soyadı yanlışlarını düzeltmek için mahkemeye gitme şartının kaldırılması, birtakım nüfus olaylarının nüfus müdürlüklerine gitmeden elektronik ortamda bildirilebilmesi, zaten devletin bilgi sisteminde olan yer bildirimi, adres bilgileri, nüfus kayıt örneği gibi bilgilerin sistemden otomatik olarak çekilmesi gibi düzenlemeler vatandaşımızın hayatına olumlu şekilde yansıyacaktır. Esasen bu düzenlemeler de teknolojinin bize sunduğu kolaylıklardır.

Burada yapılan işlemler velayet, miras, veraset, tapu gibi önemli konuları etkiliyor. Dolayısıyla, burada işlem güvenliğini tesis edebilmek için eski dönemlerde bürokrasinin artırılması yoluna gidilmiş oysa bugün yeni sistemler entegre edilmiş, örneğin, MERNİS sistemi, Kimlik Paylaşım Sistemi, TC kimlik numarası gibi birçok altyapı projesi hayata geçirilmiş. Bunlar fiiliyata geçince doğal olarak bazı eski usuller artık giderek günlük hayata yük getirir hâle gelmiştir. Bir devlet dairesine gittiğinizde çok basit bir nüfus evrakını yazılı olarak istediğiniz hâlde sadece TC kimlik numarasını girip oradaki memur bir tuşa bassa bir bilgiyi alabilecek ama mevzuat müsaade etmediği için bunlar yapılamamaktadır. Bu kanunla bu tür zorluklar da ortadan kalkmış olacaktır.

Eskiden dijital ortam bu kadar gelişmiş değilken düzenlemelerin yapılmasının mahkemelerin uhdesine verilmesi belki haklı olabilirdi ama bugünkü teknolojik ortamda bu hataların düzeltilmesini kolaylaştırıcı tedbirlerin alınması da bir zorunluluk hâlini almıştır. Dolayısıyla, getirilen bu kanun teklifinin vatandaşımızın hayatı açısından önemli kolaylıklar sağladığı ve vatandaş odaklı olarak hazırlanan bir kanun tasarısı olduğunu da ifade etmek lazım.

Yine bu kanun teklifinde İstanbul Eyüp ilçesinin isminin “Eyüpsultan” olarak değiştirilmesi maddesi de tabii ki hem bölgenin tarihî ve manevi özellikleri dikkate alınarak hem de bir hatıraya, önemli bir şahsiyete saygının ifadesi olarak bu teklifin içerisinde yer almıştır. Eyüp ilçesi zaten orada yaşayan vatandaşlarımız tarafından “Eyüpsultan” olarak ifade edilmektedir. Bu saygı ifadesi olarak “Eyüpsultan” şeklinde zikredilen ifadenin bu kanunda idari terminolojiyle vatandaşın kullanımıyla uyumlulaştırılması bu hatıra açısından da hakikaten bir saygı gereğidir. Bu değişiklik teklifinin de gene vatandaşımızın bir isteği olduğunu ifade etmek istiyorum.

Yine bu teklifte yer alan önemli bir konu da il ve ilçe müftülüklerine nikâh kıyma yetkisinin verilmesidir. Maalesef, burada bilerek veya bilmeyerek yanlış bir algı oluşturulmaya çalışılmış, işin içerisinde “müftü” ve “müftülük” terimleri geçince sanki dinî nikâh üzerine bir düzenleme yapılıyormuş gibi bir sonuca varılmıştır. Oysa burada sadece belediyeler tarafından veya nikâh memurları tarafından kıyılan nikâhın il ve ilçe müftüleri tarafından da kıyılabilmesinin önünü açan bir maddedir.

Sonuç olarak, ben bu vesileyle her yönüyle vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak olan bu yasada oyumun lehte olacağını ifade ederken kanun teklifinin hayırlara vesile olmasını diliyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İç Tüzük 86’ya göre, oyunun rengini belirtmek üzere ve aleyhte olmak üzere Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan…

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sarıhan, günün ve haftanın son konuşması.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, bugün bu yasa tasarısını görüşürken ve sonuna gelmişken 2000 yılını anımsadım. Ben Cumhuriyet Kadınları Derneğinin Genel Başkanıydım, burada şu arka locaları tıklım tıklım doldurmuş kadınlardan biri olarak oturuyordum, Medenî Yasa geçiyordu ve biz kadınlar büyük bir heyecanla, AKP’nin de yeni iktidarda olduğu dönemde o yasa tasarısının geçişini oradan izliyorduk. 2005’ten de anılarım var. Yine orada yüzlerce kadın oturuyorduk ve “Bu yasalar geçiyor, kazanıyoruz, Parlamento bizim yanımızda.” diye seviniyorduk. Yıl 2017, orası boş çünkü kadınları gazladınız (CHP sıralarından alkışlar) çünkü kadınlara fişekler attınız, çünkü kadınları gözaltına aldınız. Ankara’yı bir gözetim merkezi hâline getirdiniz ve Ankaralı kadınlar bugün burada yoklar. Onların isyanı nedeniyle ben bu tasarıya “hayır” diyorum.

Bakın, iyi şeyler de oldu. Bu tasarı görüşülürken, Komisyon çalışmaları, alt komisyon çalışmaları, birçok arkadaşın söylediği gibi, çok düzeyli bir şekilde gelişti, herkes düşüncelerini açıkça söyledi ama acaba düşüncelerimizi açık bir şekilde söylemek ve ifade etmek mi önemli ya da dinleyicilerin, dinleyenlerin sadece bildiklerini duymak için kulaklarını kapatarak dinliyor olmaları gibi bir gerçeklik mi önemli?

Birkaç yasa maddesinde, tasarıdaki birkaç maddede değişiklik oldu, son anda geri çekilen ve düzeltilenler oldu. Demek ki akıllar birleşebilir, ihtiyaçlar birleşebilir ve arkadaşlarımın baştan beri saydığı, hepimizin saydığı laik bir hukuk sisteminin kadınlarımızı koruyucu düzenlemeleri için biz güç birliği yapabiliriz, akıl birliği yapabiliriz. Şimdi kaybediyoruz. Sadece kadınlar kaybetmiyor, evlilik birliği de kaybediyor. Sadece laiklik kaybetmiyor, toplumsal bir yaşamın düzeni de kaybediyor çünkü bu bir yol olacak arkadaşlar. Biz dünyayı toplumun isteklerine göre mi dinî inançlara göre mi düzenleyeceğiz? Temel soru budur ve de yine birçok arkadaşımın işaret ettiği gibi… Biraz önce Şırnak’tan gelen arkadaşım var, oradaki olayı gözleri yaşararak, kalbi kanayarak anlatıyor. Başka olaylar var, şehit cenazeleri geliyor, gençler ölüyor, kaçırılıyor, insanlar mutsuz, yoksulluk artıyor, Türkiye topraklarına yabancı askerlerin girmesi için burada el kaldırıp tezkerelere imzalar atıyoruz, dünya kadar sorun var ama biz şimdi oturduk “Acaba imam-hatiplere, imamlara nasıl iş çıkarabiliriz? Müftülük yasa tasarısı gibi bir tasarıyla nasıl Türkiye'yi ikiye bölebiliriz?” diye birbirimize soruyor ve bunu konuşuyoruz. Parlamentonun işi bu değildir. Parlamentonun işi devrim çarkını ileriye doğru götürmektir sevgili arkadaşlar.

Şimdi üzülerek söylemek isterim, MHP’li kadın arkadaşlarım, neden gelip burada 6’ncı maddeden bir tek kelime söylemediniz? Çünkü içiniz kanıyor, biliyorum çünkü buna “hayır” diyemezsiniz.

AKP’li kadın arkadaşlarım, AKP’de insan haklarından sorumlu olan kadın arkadaşlarım, KEFEK üyesi kadın arkadaşlarım; bir tek kadın arkadaşım 6’ncı maddede neden görüşünüzü söylemedi? Çünkü içiniz kanıyor, kanadığı için söylemediniz. (CHP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne var 6’ncı maddede ya, sizi rahatsız eden ne var 6’ncı maddede?

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Şimdi, kadınlar ve erkek parlamenterler, hepinize sesleniyorum: Eğer parti disiplini diye ya da genel başkanlarınız emretti diye “evet” oyu verme noktasında yönelimdeyseniz ne olur hiç olmazsa oy kullanmayınız. Oy kullanmayarak vicdanlarınızı, akıllarınızı özgür bırakınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, sevgili arkadaşlar, ben bir kez daha sizi aklınıza, vicdanınıza, çocuklarınızın, kız çocuklarının geleceğini emanet ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Depboylu…

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın hatip bizim grubumuza alenen sataşmıştır, bu nedenle söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan mı, MHP’li kadın milletvekilleri adına?

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Depboylu, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun, Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde oyunun rengini belirtmek üzere yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, biz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu tasarıyı hep birlikte inceledik ve sizin endişe duyduğunuz konularla ilgili olarak bütün bu görüşleri süzgeçten geçirdik ve sizin düşüncelerinize katılmıyoruz diye grup olarak bizi itham etmeniz, bizi suçlamanız yersiz ve haksız bir uygulamadır. Bu, demokrasiye bir bakıma aykırıdır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz sizin gördüğünüz gibi laikliğe aykırı bir durum görmüyoruz ve tüm vatandaşlarımızın duygu ve düşüncelerine saygı duyuyoruz. Aynı duygu ve düşüncelerle siyasi gruplara olan saygıyı sizin de göstermenizi rica ediyoruz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Gözünüz kör, kulağınız sağır, hâlâ…

BAŞKAN – Ayıp oluyor, lütfen…

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.22

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

2.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 20/10/2017 Cuma günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 19/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda Genel Kurulun 20/10/2017 Cuma günü toplanmamasının Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

                     Mehmet Muş                                                                Özgür Özel

                           Adalet ve Kalkınma Partisi                                           Cumhuriyet Halk Partisi

                               Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

                            Filiz Kerestecioğlu Demir                                                     Erkan Akçay

                         Halkların Demokratik Partisi                                         Milliyetçi Hareket Partisi

                               Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Bir dakikalık söz istiyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamam, 60’a göre yerinizden bir dakikalık söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli hazırun ve sevgili arkadaşım, kadın arkadaşım Sayın Depboylu; şunu söylemek istiyorum: Ben sizi suçlamadım, sadece sizlere soru yönelttim ama siz bundan bir suçluluk sonucu çıkarmış ve yanıtınızı öyle vermişseniz diyebileceğim bir şey yok.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Cevabını verdi, ayıp, ayıp! Dünkü tezkerenin sıkıntısını çekiyorsun sen. Sayın Sarıhan, adalet raporunu gündeme getirmedik daha biz, adalet raporunuz ortada, kime ne anlatıyorsun sen! Adalet raporunuz ortada kaldı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu polemiği kapatıyoruz, siz sordunuz, o da cevabını verdi, takdir kamuoyunundur.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN - 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                       :        251

Kabul                                               :        214

Ret                                                   :          37   (x)

                Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

               Sema Kırcı                           Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                 Balıkesir                                               Hatay”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı, uğurlu olsun.

Kısa bir teşekkür konuşması yapmak üzere Sayın Bakanı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı oylarınızla kanunlaştı; tüm parti gruplarına, tüm milletvekili arkadaşlarımıza, özellikle, hem Komisyondaki çalışmaları hem alt komisyondaki çalışmaları hem de Meclisteki çalışmaları dolayısıyla çok teşekkür etmek istiyorum. Bu konuda Bakanlığımızın bürokratlarına, katkı koyan tüm milletvekili arkadaşlarımıza, özellikle her safahatını çok önemli ve ciddi bir şekilde takip eden milletvekillerimize bizlere birtakım uyarılarda bulunup değiştirmemize vesile oldukları için ve bu konudaki tartışmaları çok olgun, çoğulculuk anlayışı içerisinde şekillendirdikleri, geliştirdikleri için ve bu kanuna katkı koydukları için tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz. Milletimize, ülkemize hayırlı olsun inşallah.

Her birinize hayırlı akşamlar diliyorum, çok sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

461 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Ekim 2017 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; hayırlı geceler, hayırlı hafta sonları diliyorum.

Kapanma Saati: 22.31



(x) 497 S. Sayılı Basmayazı 17/10/2017 tarihli 9’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.