TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

9’uncu Birleşim

17 Ekim 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Soma davasına ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, itibarın lüks ve israfla değil demokrasi, hukuk ve insan haklarıyla olacağına ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, 2017 Amerika Birleşik Devletleri yapımı bir film olan “Wonder Woman” filminde tarihimize ve Türk Bayrağı’na saygısız ve yanlış sahnelerin yer aldığına ilişkin açıklaması

4.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, soğan üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

5.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, istifaya zorlanan belediye başkanları hakkında bir soruşturma olup olmadığını öğrenmek istediğine ve bir belediye başkanı hakkında bir soruşturma olmadan istifaya zorlanmasının demokrasiden ve hukuktan uzak bir durum olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Cankurtaran Tüneli’nin bir an önce açılması konusunda Hükûmetin gerekli hassasiyeti göstermesini beklediğine ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, millete ekstra vergi yüklemek yerine Cumhurbaşkanının emrindeki araçların sınırlandırılmasının daha doğru olacağına ilişkin açıklaması

8.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, müftülerin nikâh kıyacak olmasının çağdaşlığa ve laikliğe aykırı bir tarafı olmadığına ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Suriyelilerin hastane ücretlerinden ücretsiz yararlanabilmelerine karşılık Sosyal Güvenlik Kurumuna borcu olan vatandaşların yararlanamadığına ilişkin açıklaması

10.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, ithalattan vazgeçilerek tarım arazilerini geri kazanmanın ve üretimi daha fazla desteklemenin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, borçlu insanların sayısını artırıp bununla övünmenin ancak AKP’ye mahsus bir politika olduğuna ilişkin açıklaması

12.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, rant amaçlı yapıldığı için kentsel dönüşümün birçok yerde sorun yumağına dönüştüğüne ilişkin açıklaması

13.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, iki yüz yirmi üç gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın neden mahkemeye çıkarılmadıklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, NATO’nun üye devletlerin özgürlük ve güvenliğini korumak amacıyla kurulduğuna ve özellikle Suriye ile Irak’tan Türkiye’ye gelen saldırıların doğrudan NATO’yu da ilgilendirdiğine ilişkin açıklaması

15.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, müftülere nikâh kıyma yetkisi veren yasa tasarısına ilişkin tepkilerini ifade etmek isteyen kadınların Meclisin önünde açıklama yapmalarına izin verilmemesine ilişkin açıklaması

16.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Orman ve Su İşleri Bakanlığından Denizli’deki sulamayla ilgili bazı konularda bilgi almak istediğine ve Yenidere Barajı’nın suyunun ne zaman verileceği ile Menderes Nehri’nin kirliliğinin temizlenip temizlenmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çukurca’da PKK’ya karşı yürütülen operasyonda şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’ne ve 14 Ekimde Somali’de gerçekleşen terör saldırısını kınadığına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Şırnak’ta bir kömür ocağında göçük meydana geldiğine, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’ne, Şişecam’a bağlı Kırklareli Paşabahçe Fabrikasında işten atılan 90 işçinin işe geri dönme mücadelelerinin sürdüğüne ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çukurca’da teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, Şırnak’taki maden kazasına, Soma maden faciasının yargılamasında yeni bir faza geçildiğine ve müftülere nikâh kıyma yetkisi veren yasa tasarısına ilişkin tepkilerini ifade etmek isteyen kadınların Meclise alınmamasına ilişkin açıklaması

20.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Çukurca’da PKK’ya karşı yürütülen operasyonda şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıda terör örgütleriyle mücadelesinin büyük bir kararlılıkla sürdüğüne, OHAL’in bir keyfiyet değil mecburiyet olduğuna, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, iktidar partisi milletvekillerinin OHAL süresini uzatan Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinde Genel Kurul salonunda bulunmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, AK PARTİ Grubu yönetiminin grup adına konuşacakların seçiminde daha hassas olması gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Mersin’de bir polis servis aracına saldırı olduğuna, Şırnak’ta bir madende göçük altında kalan 8 kişinin hayatını kaybettiğine, Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in eniştesinin de göçük altında hayatını kaybedenler arasında olduğuna ve bütün ailelere başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin’de bir polis servis aracına bombalı bir saldırı gerçekleştirildiğine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçük olayına, Meclisin maden kazalarıyla ilgili üzerine düşeni yapmadığına, Mersin’de bir terör olayıyla karşı karşıya bulunulduğuna ve can kaybı olmamasını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, AK PARTİ’nin madenlerdeki çalışma şartlarına ve işçilerin haklarına ilişkin birçok çalışmalar gerçekleştirdiğine ve Mersin’de bir polis servis aracına yönelik terörist saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

27.- Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Mersin’de bir polis aracına bombalı saldırı yapılmasına ve Türkiye’nin terörle mücadelesinin her şartta etkili ve kararlı bir şekilde devam edeceğine ilişkin açıklaması

28.- İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın, şahsıyla alakalı kimin elinde ne bilgi ve belge varsa savcılığa intikal ettirmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Genel Kurul salonunda yaşanan olayların bir daha yaşanmaması için gayret göstermek mecburiyetinde olduklarına, Cumhuriyet Halk Partisinin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın tekrar bir ameliyata alındığına ve AK PARTİ Grubu olarak acil şifalar dilediklerine ilişkin açıklaması

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Genel Kurul salonunda yaşanan hadiselerin tekrarlanmaması açısından herkesin büyük bir özen göstermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

32.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Çukurca’da şehit olan Erzurumlu Uzman Çavuş Adem Gezer’e Allah’tan rahmet dilediğine, PKK ve terör örgütlerini lanetlediğine ilişkin açıklaması

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Hakkâri Çukurca’da şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine, Şırnak’taki göçükte bir ölüm olmamasını umduğuna, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü ve 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak’ta bir madende meydana gelen göçükte hayatını kaybeden Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in eniştesi ve diğer tüm işçilere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan’ın, Avusturya’nın başkenti Viyana’da 19-22 Ekim 2017 tarihlerinde düzenlenecek olan "Hegemonyalar ve İttifaklar 3.0 - Sıvı İttifakları” toplantısına katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1200)

2.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 17/7/2017 tarihli ve 1154 sayılı Karar’ı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/10/2017 Perşembe Günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1199)

3.- (10/601) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1202)

B) Önergeler

1.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, (2/558) esas numaralı Vakıflar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/107)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın (3/1199) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasına Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın (3/1199) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın (3/1199) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşları tarafından arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşların mevcut sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/146) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 17 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 17/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, Türkiye’deki yoksulluk ve yoksullaşma probleminin tespiti, gerekli önlemlerin alınması ve çözüm için yol haritasının oluşturulması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 17 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 17/10/2017 tarihinde Ordu Milletvekili Seyit Torun ve arkadaşları tarafından, fındık sektörünün sorunlarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 17 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 17, 24 ve 31 Ekim ile 7, 14, 21 ve 28 Kasım 2017 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497)

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Transit Petrol Boru Hatları Kurulu yöneticilerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15293)

2.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarca 2002-2017 yılları arasında Kocaeli iline yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15807)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal'ın, tüp satışlarında vatandaşların kimlik bilgilerinin alınmasına dair düzenlemeyle ilgili bilgilendirme yapılmasına ve vatandaşların kimlik bilgilerinin sızdırılmasına karşı önerilen çözüme ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/16142)

4.- Ankara Milletvekili Murat Emir'in, 694 sayılı KHK ile milletvekilleri hakkında soruşturma ve kovuşturma yetkisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/16508)

17 Ekim 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Malatya’nın sorunları hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya aittir.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Malatya’nın sorunlarıyla ilgili söz almış bulunuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Üç dönemdir vekilsin ama hiç bitmiyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Maalesef Malatya’nın hiçbir sorunu bitmiyor Sayın Tanal çünkü hiçbir sorun çözülmüyor, ondan bitmiyor.

Malatya, Anadolu’nun en güzel kentlerinden biri; tarihî ve kültürel varlıklarıyla bir turizm kenti; dünyanın 2’nci, Avrupa’nın en çok karaciğer naklinin yapıldığı bir sağlık kenti; kayısı, üzüm, ceviz, kiraz, kavun, elma, nar, çilek gibi eşsiz lezzete sahip ürünleriyle tam bir tarım kenti. Malatya, Türkiye'nin en çeşitli ürünlerini veren en önemli tarım kentlerinden birisi. Ayrıca, dünya kuru kayısı ihtiyacının neredeyse tamamını karşılayan bir kent.

Yaklaşık 110 ülkeye ihraç edilen kayısı, Türkiye’ye ortalama 350-400 milyon dolar gelir getiriyor; önemli bir ürün Türkiye için, dünyada önemli bir marka Türkiye için. Ancak değerli milletvekilleri, Malatya’da sulama sorunu bir dert, elektrik bir dert, ürünün para etmemesi ayrı bir dert, TARSİM’i dert, çiftçinin, üreticinin her şeyi ayrı bir sorun, ayrı bir dert. Çiftçi borçlu, faizi anaparayı geçti, torba kanunla iş adamlarının, AKP’ye yakın iş adamlarının borçları silinirken, büyük telefon şirketlerinin milyarlarca dolar borcu silinirken, evine icra gelmiş borçlu üreticinin faizleri silinmiyor. Değerli arkadaşlar, bununla ilgili bir kanun teklifi verdik, maalesef ,duyan yok. Belki o büyük şirketlerin yirmide 1’i olan faiz borcunun silinmesi devleti etkilemeyecek ama maalesef Hükûmet, fakirin fukaranın değil, zenginlerin dostu.

Değerli arkadaşlar, söylüyoruz, duyan yok, sonuç ne? Dünyanın kayısı üretimini tek başına karşılayan Malatya’da icralık olmayan neredeyse bir çiftçi yok, mutlu kimse yok. Geçtiğimiz günlerde ziraat odaları başkanları bir araya gelerek açıklamalar yaptılar. “Üretici üvey evlat.” dediler. “Maliyetin yarısına ürün satılıyor.” dediler. “Bahçemizi satsak borcumuzu ödeyemiyoruz.” dediler. “Kayısı üreticileri icralık.” dediler.

Değerli milletvekilleri, 2017 yılında tam 1 milyon ağacın kesilerek odun yapıldığını söylüyorlar. Bakın, dikkatle dinleyin, tam 1 milyon kayısı ağacını, çocuk gibi baktıkları kayısı ağacını keserek odun yaptılar, kışın yakılmayı bekliyor. Geri kalan 10 milyon ağaç da susuzluktan kurumayı bekliyor. Ağaçlar, susuzluk nedeniyle maalesef ürün veremez duruma gelmiş değerli arkadaşlar. Çözüm önerilerimizi sunduk, duyan yok.

Milletvekili olduğumdan bu yana, Malatya’nın kayısısıyla, derdiyle yüzlerce kez huzurlarınıza geldim, haykırdım. Malatya’nın sulama problemi var dedim, Malatya’daki insanlar -utanarak söylüyorum buradan- kanalizasyon borularını kırarak bahçelerini suluyorlar dedim ama maalesef duymadınız. Bu kanalizasyon suyunu kullanmayı bu insanlara reva görmek, en azından ayıptır, günahtır. (CHP sıralarından alkışlar)

İkinci Organize Sanayi’nin atık suları Tohma’yı, Dilek’in arazilerini, Topsöğüt’ün arazilerini yok ediyor dedik, insanlar, bostan ekemiyor dedik; maalesef, duyan yok değerli arkadaşlar. Artık, Malatyalılar, biberi, domatesi kendi bahçelerinden, bostanlarından değil, manavlardan alıyorlar.

Değerli arkadaşlar, 2011’den beri sulama problemleri maalesef çözülmedi. Sulama nasıl yapılmaz, dünyaya aslında en iyi örnek Malatya’ya bakarak gösterilebilir. Sulama birlikleri Devlet Su İşlerini, Devlet Su İşleri sulama birliklerini suçluyor. Değerli arkadaşlar, olan, üreticiye oluyor; olan, kayısı ağaçlarına oluyor; olan, emeğiyle geçinen, çoluğundan çocuğundan kesip başka hiçbir ürünü olmayan, kayısıdan başka hiçbir ürünü olmayan çiftçiye oluyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, Malatya’da bu yaz suyla ilgili birçok kavga çıktı, insanlar isyan etti, sokağa çıktı ama duyan tek bir kimse yok. Diyorlar ki “Baraj yaptık.” Karadeniz fıkrası gibi bir baraj var: Barajı yapmışlar ama maalesef sulama kanalı yapmayı unutmuşlar!

Değerli arkadaşlar; Yazıhanlı, sulama kanalına bakıyor, sulama kanalı, Yazıhanlıya bakıyor. Kapıkayalı, baraja bakıyor, baraj, Kapıkayalılara bakıyor.

Malatya’nın dünyaca ünlü kuru kayısısı yok ediliyor değerli arkadaşlar. Çiftçiler diyor ki: “Malatya’nın sesini duyun, duyun sesimizi.” Değerli arkadaşlar, burada, bu şehirde sorun, sadece sulama sorunuyla ilgili değil, dünyanın en güzel kaynak suyunun aktığı Malatya, maalesef bu yıl susuzlukla kavruldu.

Kuluncak’tan Darende’ye, Tohma’nın üzerine kurulan HES’ler nedeniyle sularımız yok ediliyor ve maalesef, Malatya’nın kayısı ürünü de para etmiyor. Şu anda, 4 lira ile 6 lira arasında açlık sınırıyla karşı karşıya.

Bu sorunları, çözülmesi için hepinizin dikkatlerine sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Gündem dışı ikinci söz, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’e aittir.

Buyurun Sayın Yavuz Gözgeç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü nedeniyle söz almış bulunmaktayım. Kadın çiftçilerimize özel olarak bir gün ayrılmasının sebebi, çiftçi kadınlarımızın toplumdaki önemine vurgu yapıp statüsünü artırmak, hükûmetleri ve kamuoyunu kadın çiftçilerin sorunları ve ihtiyaçları konusunda duyarlı olmaya çağırmak, kadın çiftçilerin faaliyetlerinin görünür olmasını sağlamak ve tüm dünyada bugünde ortak bir ruh oluşturarak farkındalık sağlamaktır.

KEFEK komisyonumuzda kırsal alanda kadının güçlendirilmesi ve kırsalda kadın girişimciliğinin desteklenmesi, yapılan çalışmaların ve sorunların tespiti, çözüm önerilerinin oluşturulması amacıyla kurulmuş olan alt komisyonumuz çalışmalarına devam etmektedir. Ancak, Komisyonun varlığı dahi kırsaldaki kadına dair farkındalık oluşturmuş, kırsal-kent kadın birlikteliğinin yolunu açmıştır.

Ülkemizde nüfusun üçte 1’i kırsal alanda yaşıyor. Kadın çalışanların büyük çoğunluğu tarım sektöründe çalışmakta. Tek başına bu veriler bile kadınların tarım sektöründe anahtar role sahip olduğunu gösteriyor. Bir çiftçi kızı olarak biliyorum ki toprakla hemhal olan, atılan tohumların yeşermesini sağlayan, güçlü, vefakâr Anadolu kadınlarımız, kadın çiftçilerimiz hayatın tam merkezinde. Bu bilinçle, kadınlarımızın her alanda güçlü bir şekilde var olmasının önünü açan AK PARTİ, hayata geçirilen projelerle kadın çiftçilerimizin daima yanında olmuştur. “Kadın varsa öncelik var.” denilerek kadınların tarım sektöründe daha fazla yatırım yapmaları desteklenmiş, kadınlar tarafından kurulmuş veya ortaklarının çoğunluğu kadınlardan oluşan kooperatiflere pozitif ayrımcılık tanınmıştır.

Genç çiftçi projelerinin desteklenmesi kapsamında 2016 yılında hibe almaya hak kazanan 14.978 çiftçinin yüzde 75’inin yani 11.203’ünün kadın çiftçiler olması ayrıca sevindiricidir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Türkiye Ziraat Odaları Birliği arasında imzalanan protokolle, çiftçi kadınlarımıza tarım ve çiftçilik eğitimleri, kişi hak ve özgürlükleri, sağlık, girişimcilik konularını içeren kadın çiftçi eğitimi programlarının kadınlarımızın âdeta hayatlarını değiştirdiğine tanık oluyoruz. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu destekleriyle geleceğe daha güvenle bakan çiftçi kadınlarımız var artık. Bursa’da hayvancılık tesisi kuran Sıdıka Güneş, zeytinyağı üretim tesisi projesiyle Ayşe Güney, Çorum’da arıcılık desteğinden faydalanan Türkân Deveci, Isparta’da gülyağı üretimi yapan Hacer Erkan, Mardin’den Kübra Seyitoğlu ve burada ismini sayamadığım cesur, girişimci çiftçi kadınlarımız.

Kadın çiftçilerimize yönelik, seçim bölgem Bursa’dan, kentimizin tüm dinamiklerinin iş birliğinin en güzel örneklerini sizlerle paylaşmak istiyorum: 2002 yılında Türkiye’de kurulan ilk köy kadın derneği vasfını taşıyan Seitabat Köyü Kadınları Dayanışma Derneği örnek çalışmasıyla 66 köy kadın derneği kurulmasına önayak oldu. 2016 yılında 22 köy kadın derneği bir araya gelerek Üreten Kadın Dernekleri Federasyonunu kurdular ve bugün federasyon “Tarladan Sofraya Doğal Ürünler” adını verdikleri markette “Bereketli” markasıyla ürünlerini satışa sunuyor. Yine, 2012 yılında kurulan, 78 ortağıyla yöresel el sanatları üretimi yaparak açtıkları atölyede ürettikleri ürünlerle bölgedeki kadınların örgütlenmesi konusunda fark yaratan Bursa ili Tirilye Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Leyla Şeker, Tarım Bakanlığı tarafından düzenlenen Girişimci Kadın Çiftçiler Ödül Töreni’nde kooperatifçilik alanında “fark yaratan kadın çiftçi” olarak ödüle layık görüldü. Güç birliği yaparak bir araya gelen örnek projelere imza atan tüm kadınlarımız kutluyorum.

Elbette daha yapacak çok işimiz var ve bu yolu katetmeye kararlı, devlet-millet kaynaşmasını sağlayan, daima milletin sesi olmaya devam eden sağlam bir irade var.

Kadın çiftçilerimizle çok daha güçlü bir toplum olma yolunda önemli mesafeler alacağımıza, ülkemizi yüksek gelir grubu ülkeler seviyesine hep birlikte çıkaracağımıza yürekten inanıyorum. Tarım Bakanımızın da ifade ettiği gibi, üreten kadınlar, büyüyen Anadolu, gelişen Türkiye diyor, tüm kadın çiftçilerimizin 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nü kutluyorum, bereketli günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Soma davası hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’a aittir.

Sayın Doğan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Soma davasına ilişkin gündem dışı konuşması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 Ekim 2017 tarihinde TÜPRAŞ Aliağa Rafineri’sinde gaz sıkışması sonucu yaşanan patlama sonrasında bir kez daha görüyoruz ki işçi sağlığı ve güvenliğini önlemede ne yazık ki yasalarımız da yeterli değil. İş sağlığından çok, daha fazla üretimi ve işi önemseyen politikalar devam ettikçe bu tür cinayetler de yaşanmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, 13 Mayıs 2014 yılında, Türkiye’nin en büyük iş cinayeti olan ve 301 maden işçisinin hayatını kaybetmesine neden olan Soma faciasının davası bugün Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde şu anda devam ediyor. Konuya hâkim olmayan vekillerimiz için ben sürece kısaca bir bakmak istiyorum. 13 Mayıs 2014’te yaşanan maden katliamı için bir sene sonra dava açıldı ve duruşmalara 13 Nisan 2015’te başlandı. Dava karar aşamasına gelmişken savcı “Mütalaam hazır, vereceğim.” dedikten sonra bir ara verildi. Verilen ara sonrasında savcı, dosyanın çok kapsamlı olması nedeniyle ek süre isteyerek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. O arada savcıya ne tür bir baskı yapıldığını tabii ki bilmiyoruz. Daha sonra maktul, mağdur ve sanık sayısının çokluğu ile bin civarında tanığın ifadesiyle ortalama 500 sayfalık bilirkişi raporlarıyla, teknik detaylara hâkim olması oldukça uzun zaman alan bu davanın mahkeme heyeti 2017 yaz kararnamesiyle görevden alındı. Değiştirilen mahkeme başkanı yerine Afşin-Elbistan Termik Santrali’nde meydana gelen göçük nedeniyle 11 işçinin yaşamını kaybettiği davaya bakan ve sanıklara sadece para cezası veren Mahkeme Başkanı atandı. Soma davasında şu anda görev yerlerinin değiştirilmesiyle dosyayı başından itibaren takip eden hâkimler maalesef kalmamıştır.

Hayatını kaybeden madencilerin yakınları ve sivil toplum örgütleri, toplumsal vicdanı yaralayan ve bu katliamla ilgili yürütülen yargılamada mahkeme başkanı ve heyetinin tamamının değiştirilmesinin adil yargılanmayı etkileyeceği düşüncesindedirler, haksız da sayılmazlar. Yaşanan faciadan ders çıkarmamız, bir daha aynı acıların yaşanmaması için gerekli önlemleri almamız gerekirken ne yazık ki hâlâ işvereni ve işi önceleyen politikalara devam etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılında uygulanmaya başlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası Hükûmet tarafından öyle bir müjdelenmişti ki “Artık iş sağlığı ve iş güvenliği sorunları çözülecek, iş cinayetleri hızla azalacak ve sıfır seviyesine gelecek.” deniyordu. Aksine, iş cinayetlerimiz hızla artmış ve Soma’da, Ermenek’te, Torunlar’da, Şirvan’da toplu iş cinayetleri meydana gelmişti.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yaptığı araştırmaya göre, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çıktıktan sonraki yıllarda, ilk sekiz ayda iş cinayetleri şöyle: 2013 yılının ilk sekiz ayında en az 757 işçi, 2014 yılının ilk sekiz ayında en az 1.299 işçi, 2015 yılının ilk sekiz ayında en az 1.142 işçi; 2017 yılına geldiğimizde ise durum daha da kötüleşmiştir yani 2017 yılının Eylül ayında ise en az 147, yılın ilk dokuz ayında ise en az 1.485 işçi, yaşamını yitirmiştir.

Değerli milletvekilleri, yine dikkat çeken bir husus, OHAL sonrası iş cinayetlerindeki artıştır. Zaten kötü olan çalışma koşulları daha da kötüleşmiş durumdadır. OHAL’le geçen yedi ayı bir evvelki yılla kıyasladığımızda iş cinayetlerinin yüzde 14’lük bir artışla karşımızda durduğunu da size belirtmek isterim.

Ne kadar yasa çıkarırsanız çıkarın, ne kadar eğitim verirseniz verin, ne kadar iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi istihdam ederseniz edin, iş yerlerinde sendikal faaliyetleri yasaklayıp sendika temsilcilerini işten atıyorsanız, işçinin grev hakkını elinden alıyorsanız iş cinayetlerini engelleyemezsiniz.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yeterli ve kalıcı sonuçlara ulaşabilmek için bir an önce ulusal düzeyde sistematik bir politikanın yaşama geçirilmesi bir zorunluluk hâlini almıştır.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Şimdi, sisteme giren 15 sayın milletvekiline, sırayla, İç Tüzük 60’a göre birer dakika söz vereceğim.

Sayın Engin...

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü. TÜİK tarafından açıklanan, son Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, ülkemizde en zengin yüzde 20’lik kesimin millî gelirimizden aldığı pay yüzde 47,2’ye yükseldi yani gelir dağılımındaki adaletsizlik son beş yılın en yüksek seviyesinde.

AKP’li milyoner sayımız artarken yoksul vatandaşlarımızın sayısı 16 milyonu aştı. Sokaklarımızda 3 milyon 443 bin işsizimiz var. Bu sayıya iş bulmaktan umudunu yitirmiş yüz binlerce kişi dâhil değil. Her 100 vatandaşımızdan 68’i borçlu. Buradan AKP yöneticilerine soruyorum: Sadece kendinizi ve çevrenizi zenginleştirirken, saraylar, yazlıklar yaparken yoksullukla hayatı çekilmez hâle gelen milyonlar yani sizin deyiminizle garip gurebalar hiç mi sizin vicdanınızı sızlatmıyor?

BAŞKAN – Sayın İrgil…

2.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, itibarın lüks ve israfla değil demokrasi, hukuk ve insan haklarıyla olacağına ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sarayın israfı ve lüks harcamaları gündeme gelince iktidardan bu lüks harcamalar için “İtibarımız için bu harcamalar yapıldı.” açıklaması geldi. İtibar lüks ve israfla olmaz; itibar, demokrasi, hukuk ve insan haklarıyla olur. İtibar, devlet, ödemelerini zamanında ve hakkıyla yaparsa olur. İtibar, her öğrenciye yurt, burs ve ücretsiz eğitim hakkıyla olur. İtibar, işsizliğin yok edilmesi, atanmamış öğretmenin, sağlıkçıların atanmasıyla olur. İtibar, insanca yaşayabilecek asgari ücretle olur. İtibar, kadın hakları, kadına saygı, emeğe saygı, eğitime saygıyla olur.

BAŞKAN – Sayın Tezcan…

3.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, 2017 Amerika Birleşik Devletleri yapımı bir film olan “Wonder Woman” filminde tarihimize ve Türk Bayrağı’na saygısız ve yanlış sahnelerin yer aldığına ilişkin açıklaması

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarafıma gelen yoğun şikâyetler üzerine 2017 Amerika Birleşik Devletleri yapımı bir film olan “Wonder Woman” filmini kısmen izlemiş bulunmaktayım. Bir tarih kurgusu olan bu filmde tarihimizin şanlı bir medeniyeti olan Osmanlı Devleti’yle Nazi Almanyası arasında bir ittifak kurdurularak Osmanlı Devleti, mevcut Türk bayraklarıyla donatılmış bir hangarda yasa dışı kimyasal silah üreticisi olarak yansıtılmakta ve devletimiz hakkında kara propagandalar yapılmaktadır. Aynı zamanda, birçok sahnede bayrağımızın kullanılmış olduğu ve kimi sahnelerde bayrağımızın olduğu binaların bombalanması izleyicilere yansıtılmıştır. Filmi bu şekilde kurgulayan ve seyircinin karşısına getiren tüm ekibi bu milletin bir vekili olarak esefle kınıyorum. Türk milleti olarak bizleri teknoloji ve iletişim araçları kullanılarak yapılan bu algı operasyonlarına karşı uyanık olmaya davet ediyorum. Unutulmamalıdır ki bağımsızlığımızın yegâne sembolü olan ay yıldızlı bayrağımız, Türk Bayrağı Kanunu’yla korunmakta ve söz konusu sahneler Kanun’un 7’nci maddesine aykırılık oluşturmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

4.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, soğan üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizin çoğu bölgesinde üretildiği gibi Amasya ve ilçeleri de kuru soğan üretiminde hatırı sayılır illerimizdendir ve kuru soğan, Amasya halkı için en önemli gelir kaynaklarından biridir. Kuru soğan, ekiminden hasadına kadar yaklaşık sekiz ay sürede yetişen, meşakkatli ve emek yönünden zor bir ürün olup, tohumu, gübresi, suyu, çuvalı, el ve makine işçiliği hesaplandığında kilogram maliyeti 50 kuruştur. 50 kuruşa 1 kilogram soğan yetiştiren üretici, bu soğanın 1 kilogramını 40 kuruştan satamamaktadır. Üretici çok zor durumdadır.

Sayın Başbakan, Sayın Hükûmet üyeleri; Irak, İran, Suriye, Rusya, Ukrayna gibi ihracat kapılarının açılması için gerekli işlemlerin yapılarak soğan üreticilerine rahat bir nefes aldırılması gerekmektedir. Bu başarılamazsa yapılması gereken, üreticiye mazotu ve gübreyi derhâl yarı fiyatına vermek olmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erkek…

5.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, istifaya zorlanan belediye başkanları hakkında bir soruşturma olup olmadığını öğrenmek istediğine ve bir belediye başkanı hakkında bir soruşturma olmadan istifaya zorlanmasının demokrasiden ve hukuktan uzak bir durum olduğuna ilişkin açıklaması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Bu hafta Genel Kurulda görüşeceğimiz torba yasanın İçişleri Komisyonundaki görüşmelerinde İçişleri Bakanına sorduk: “İstifa eden ve istifaya zorlanan belediye başkanları hakkında, örneğin Kadir Topbaş hakkında, Melih Gökçek hakkında bir soruşturma var mı?” dedik. Yüzümüze baktı ve cevap vermedi ya da veremedi. Bu belediye başkanları hakkında bir soruşturma yoksa, bir iddia yoksa niçin istifaya zorlanıyorlar? Eğer bir yolsuzluk iddiası varsa veya FET֒yle bir iltisak, illiyet bağı söz konusuysa haklarında niçin soruşturma yok?

Bir belediye başkanının hakkında bir soruşturma olmadan istifaya zorlanması demokrasiden ve hukuktan ne kadar koptuğumuzun da bir göstergesi. Aynı İçişleri Bakanı, CHP’li belediyelere müfettişler göndermeye başladı. Onun için, hak, hukuk, adalet diyoruz ve Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin üzerinde kurulmak istenen baskının gerçek amacının ne olduğunu çok iyi biliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Cankurtaran Tüneli’nin bir an önce açılması konusunda Hükûmetin gerekli hassasiyeti göstermesini beklediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin’i Karadeniz’e bağlayan, Artvin’i Hopa’ya bağlayan Cankurtaran Tüneli, 29 Ekim 2010 tarihinde ihalesi yapılıp temeli bugünkü Sayın Başbakan tarafından atılmış olmasına rağmen ve ihale sözleşmesinde otuz ay içerisinde, dokuz yüz on gün içerisinde yer tesliminin yapılıp tünelin hizmete açılacağı belirtilmiş olmasına rağmen ve ihalenin yapılmış olduğu tarihte dört ay da erkene çekileceği ve dört ay evvel teslim edilmesine ilişkin Sayın Başbakanın talimatlarına rağmen aradan yedi yılı aşkın bir süre geçmiş ve Cankurtaran Tüneli henüz açılmamıştır. Dün Sayın Başbakana bunları Genel Kurulda arz ettim, kendisi 2017 yılının sonunda Artvin’i Hopa’ya bağlayan, Karadeniz’e bağlayan Cankurtaran Tüneli’nin açılacağını söyledi. Bütün Artvinliler bu tünelin bir an önce açılmasını, bu belirsizliğin ortadan kalkmasını, karda, kışta kıyamette süren mağduriyetlerin ortadan giderilmesini istemektedirler. Bu konuda Hükûmetin gerekli hassasiyeti göstermesini ve Cankurtaran Tüneli’nin bir an önce trafiğe açılıp Artvinlilerin hizmetine sunulmasını yöre milletvekili olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

7.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, millete ekstra vergi yüklemek yerine Cumhurbaşkanının emrindeki araçların sınırlandırılmasının daha doğru olacağına ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bütçe açığından dolayı milletin sırtına yüzde 40 MTV yüklemeye çalışan Maliye Bakanına bir önerim var: Meclise ilk adım attığında tasarruf etmek amacıyla Meclis lojmanlarını kapatan Cumhurbaşkanının sarayında emrine tahsis edilmiş 268 araç olduğu ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanının envanterinde 2 limuzin, 14 zırhlı araç, 28 adet 4x4 cip, 6 ambulans, 2 itfaiye, 83 Volkswagen, 33 Mercedes, 10 Audi marka araç bulunmaktadır. Milletin sırtına ekstradan vergi yüklemek yerine bu araçların sınırlandırılması daha doğru olacaktır. Bir yere gitmek için araç gerekir ise bu millet gerekirse Cumhurbaşkanını sırtında taşır.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

8.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, müftülerin nikâh kıyacak olmasının çağdaşlığa ve laikliğe aykırı bir tarafı olmadığına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Müftülerin nikâh kıyacak olmasında “istemezükçü”lerin birçoğu, evlilik sorunlu tipler, birçoğunun nikâhla işi yok, yaşı geldiği hâlde evlenmemiş ya da evlenmiş, bir iki yılda boşanmış ya da başka bir kısım yerlerde kafasına göre takılanlardan. Herkesin hayatı kendisine ama çağdaş birlikteliği tercih edenler “Sana ne, benim hayatım bana.” diyerek din, devlet ve siyaset adamlarına efelenenler, lütfen, siz de bizim inancımızın gereklerine göre hareket etmek isteyenlerin ne yapacağına karışmayın, bırakın, biz nikâhımızı nerede kime kıydırmak istiyorsak onu gerçekleştirelim. Kaldı ki müftünün önünde nikâh kıydırmak, belediye memuru önünde nikâh kıydırma yetkisini de kaldırmıyor, alternatifleri çoğaltıyor. Bırakın herkes nikâhını istediği yerde kıydırsın. Bunun çağdaşlığa da laikliğe de aykırı bir tarafı yoktur, tüm çağdaş ve laik ülkelerde olduğu gibi.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Başkanı Deniz Baykal’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Suriyelilerin hastane ücretlerinden ücretsiz yararlanabilmelerine karşılık Sosyal Güvenlik Kurumuna borcu olan vatandaşların yararlanamadığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, demokrasinin yılmaz savunucusu, hukuk devleti düsturu olan bir önceki Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’a “geçmiş olsun” diyorum, acil şifalar diliyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; BAĞ-KUR’a, Sosyal Güvenlik Kurumuna borcu olan vatandaşlarımız hastanelerde ücretsiz muayene olamamakta, tedavi olamamaktadır, eczaneden ilaçlarını alamamaktadır. Ancak Suriye’den gelenler, Suriyeliler Türkiye’de ücretsiz olarak sağlık hizmetlerinden yararlanmakta, ücretsiz olarak ilaçlarını almaktadır. Bu çifte standart uygulamaya ne zaman son vereceksiniz? Askerlik yükümlülüğünü yerine getiren, vergisini ödeyen vatandaşımız bu hastane tedavilerinden ücretsiz yararlanamamakta, Suriyeliler yararlanmaktadır.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

10.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, ithalattan vazgeçilerek tarım arazilerini geri kazanmanın ve üretimi daha fazla desteklemenin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, sorum Tarım Bakanına. Her geçen gün tarım arazileri daha fazla yok olmaktadır. Üretim maliyetlerinin yüksekliği karşısında ekonomik çöküntüde olan çiftçimiz, direnemez hâle gelmiştir. Son yıllarda tarımsal ekim alanı ve üretim alanı azaldı. TÜİK verileriyle 1988 yılında ülkemizdeki 420 milyon hektar olan tarım alanı, 2016 yılında 383 milyon hektar alana geriledi. Mısır, Etiyopya, Bangladeş, Çin’den kuru fasulye, Kanada’dan nohut ve yeşil mercimek, ABD, Ukrayna ve Kanada’dan bezelye ithal ediyoruz. Ülkemizin üretim ülkesinden tüketim ülkesine dönüştüğünün resmidir ve yanlış tarım politikalarından vazgeçilmezse tehlike altındayız. Dışa bağımlılıktan kurtulup kendine yetmesi ve tekrar tarımda ihraç eden bir ülke olması tüm ümidimizdir. Bu bağlamda ithalattan vazgeçip tarım arazilerimizi geri kazanmayı ve üretimi daha fazla desteklemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

11.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, borçlu insanların sayısını artırıp bununla övünmenin ancak AKP’ye mahsus bir politika olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Başbakana. Bugün partinizin grup toplantısında yaptığınız konuşmada ekonominin ne kadar iyi olduğundan bahsedip bir örnek verdiniz. 2002 yılında kredi kullanabilen esnaf sayısı 63 binken 2017 yılında bu sayıyı 500 bine çıkartmışsınız. Kredi demek, borç demektir; hibeyle, sübvansiyonla karıştırmayın.

Sayın Başbakan, borçlu insanların sayısını artırıp bununla övünmek ise ancak AKP’ye mahsus bir politika olsa gerektir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

12.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, rant amaçlı yapıldığı için kentsel dönüşümün birçok yerde sorun yumağına dönüştüğüne ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Maalesef kentsel dönüşüm rant amaçlı yapıldığı için birçok yerde sorun yumağına dönüşmüştür. Bursa’mızın Yıldırım ilçesinde 152 Evler ve Beyazıt Mahallesi sakinleri de bana sorunlarını ilettiler.

Kentsel Dönüşüm Projesi uygulanmak isteniyor bu mahallelerde ve Yıldırım Belediyesi tarafından tanıtım toplantısı yapılıyor. Kat karşılığında yüzde 70 verileceği söylendiği hâlde uzlaşma görüşmelerinde yüzde 50’nin altına düşülüyor.

Yine, borçlanma hâlinde metrekaresinin 2.500 lira civarında olacağı söylendiği hâlde görüşmelerde bu fiyat 3.500-4.500 liraya çıkarılıyor. Üst metrekare sınırı getiriliyor; vatandaşın, mevcut katları kadar ev almasının önüne geçiliyor.

Vatandaşın taleplerinin dikkate alınmasını, mağdur edilmemesini ve kentsel dönüşümün bu kapsamda yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

13.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, iki yüz yirmi üç gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın neden mahkemeye çıkarılmadıklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, tam iki yüz yirmi üç gündür açlık grevinde akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça. AKP diktasına ve baskısına boyun eğmeden adalet adına verdikleri mücadelede bir sembol, yaşanılan OHAL karanlığına karşı bir ışık, herkes için bir umut oldular. Kendinden olmayanlara, biat etmeyenlere tahammülü olmayan AKP iktidarı, bu haklı mücadelede başka mağdurlara örnek olmasın diye bu eğitimcilerin ölümüne göz göre göre göz yumuyor.

Bu iki eğitimci arkadaşımız, aylardır işlerine dönebilmek için direnç gösteriyor ve insanlığın yapacağı en ağır grevi yapıyor; açlık grevi.

Şimdi buradan soruyorum Sayın Bakana: Dünyada insan yaşamından kutsal başka bir hak var mıdır? Adalet adına, insanlık adına, özgürlükler adına, yaşadığımız bu karanlık dönemde onları yaşama kazandıracak bir adım atılması bu kadar mı zor?

Buradan soruyorum: Neden mahkemeye çıkarılmıyorlar? Neden savunma hakları engelleniyor? Hangi suçları var ve neden yargılanmıyorlar?

BAŞKAN – Sayın Sürekli…

14.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, NATO’nun üye devletlerin özgürlük ve güvenliğini korumak amacıyla kurulduğuna ve özellikle Suriye ile Irak’tan Türkiye’ye gelen saldırıların doğrudan NATO’yu da ilgilendirdiğine ilişkin açıklaması

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üye devletlerin özgürlük ve güvenliğini korumak amacıyla kurulmuştur. NATO’nun güney ve doğu güvenlik alanı Türkiye’nin bugün 17 Ekimde NATO’ya üyelik protokollerini imzalamasıyla genişlemiştir. İçinde bulunduğumuz günlerde istikrarsız yönetimlerin sebep olduğu göç dalgaları ve radikal terör örgütleriyle mücadele dünyanın daha büyük sorunları hâline gelmiştir. Türkiye, başta Suriye olmak üzere, dünyanın birçok yerinde yaşanan bu sorunları önceden görüp müdahil olmaya çalışmış, lakin birçok uluslararası örgüt gibi NATO da soruna müdahale noktasında geç kalmıştır. Türkiye’nin özgürlük ve güvenliği NATO’nun kurucu ruhunun bir parçasıdır. Özellikle Suriye ve Irak’tan -Türkiye’nin yani NATO’nun güvenlik sınırıdır ki buralardan- Türkiye’ye gelen saldırılar anlaşma gereği doğrudan NATO’yu da ilgilendirmektedir. NATO üyesi devletler attığı her adımda Türkiye’nin güvenliğini göz önünde bulundurmalıdır.

Bu düşüncelerle Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın’ın yerine Sayın Sarıhan…

15.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, müftülere nikâh kıyma yetkisi veren yasa tasarısına ilişkin tepkilerini ifade etmek isteyen kadınların Meclisin önünde açıklama yapmalarına izin verilmemesine ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Kamuoyunda “müftülük yasa tasarısı” olarak bilinen tasarıya ilişkin olarak kadınlar tepkilerini Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek ifade etmek istediler. Bir haftadan bu yana bu arkadaşlarımızın ne Meclise girmelerine ve Mecliste düşüncelerini ifade etmelerine ne de Meclisin önünde açıklama yapmalarına izin verilmiyor. Şu anda 700’e yakın kadın arkadaşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisine girerek düşüncelerini ifade etme olanağı Meclis yasağıyla kaldırılmış durumda. Dışarıda düşüncelerini açıklamak isteyen sadece 11 kişilik kadın grubu ise bugün gazlanarak ve coplanarak gözaltına alındılar. Türkiye'de kadınları susturduğunuz zaman, kadınları Parlamentoda dahi konuşma olanağına kavuşturmadığınız zaman bu Türkiye karanlığa gider. Sizleri uyarmak istiyorum. Türkiye’nin imajı giderek çok daha kötü bir noktaya doğru ilerliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Arslan…

16.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Orman ve Su İşleri Bakanlığından Denizli’deki sulamayla ilgili bazı konularda bilgi almak istediğine ve Yenidere Barajı’nın suyunun ne zaman verileceği ile Menderes Nehri’nin kirliliğinin temizlenip temizlenmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Orman ve Su İşleri Bakanlığına soruyorum:

1) Denizli Tavas Yenidere Barajı’nın altyapısı tamamlanmıştır. Barajın suyunu ne zaman vereceksiniz?

2) Denizli Honaz Aşağıdağdere Mahallesi’nin 500 metre ilerisinde su kaynağı vardır. Mevcut kanallar sulama için yeterli gelmiyor. Bunun için sulama imkânlarının iyileştirilmesini düşünüyor musunuz?

3) Yine Aşağıdağdere köyünü sel basıyor ve her zaman tehlike saçıyor. DSİ’ye talimat verilerek gerekli kanalların yapılmasını gerçekleştirecek misiniz?

4) Menderes Nehri’nin suyu azaldığı gibi, kirliliği de çoğalmıştır. Bu kirliliği temizlemeyi düşünüyor musunuz?

5) Baklan Ovası’nı sulayan Sol Sahil Sulama Birliği ve Çivril bölgesi Sağ Sahil Sulama Birlikleri sulamada çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Afyon ilinde yapılan gereksiz göletler suyun gelmesine engel oluyor. Bu göletleri azaltmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sisteme giren sayın grup başkan vekillerine iki dakika süreyle söz veriyorum.

Sayın Akçay, buyurun.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çukurca’da PKK’ya karşı yürütülen operasyonda şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’ne ve 14 Ekimde Somali’de gerçekleşen terör saldırısını kınadığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Terörle amansız mücadelemiz devam ederken dün şehit haberleriyle yine yüreğimiz dağlandı. Çukurca’da terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen operasyonda 4 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, aziz milletimize ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Terörle mücadelede kararlılık devam etmektedir. Artık vakit gelmek üzeredir. Terörle mücadelenin başarıyla neticeye ulaşacağı günler yakındır. Gücümüz ve dirayetimiz vardır, millî mukavemetimiz canlıdır.

Bu vesileyle, terörle mücadelede görev yapan, destanlar yazan tüm Mehmetçiklerimize, polislerimize, mülki yöneticilere, korucularımıza Cenab-ı Allah’ın güç kuvvet vermesi temennisiyle, her birini Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Bugün Dünya Yoksullukla Mücadele Günü. Yoksulluk sadece ekonomik bir veri değildir. Yoksulluğu rakamların toplamı ya da sadece analitik bir çalışma olarak göremeyiz. Yoksulluk günümüzün en önemli sorunlarından birisidir.

Ülkemizde yoksulluk sorunu giderek büyümektedir. TÜİK’in 2016 yılına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, yoksulluk sınırı 8.539 liradır. Bu rakama göre, ülkemizdeki yoksul sayısı 20 milyonu aşmıştır.

Yine, TÜİK’in verilerine göre, maddi yoksunluk oranı ve miktarı da alarm vermektedir. 2016 yılı için maddi yoksunluk çekenlerin oranı yüzde 37’ye yükselmiştir. Yoksulluk, ekonomik araçlarla mücadele etmemiz gereken sosyal bir sorundur. Bu sorunu daha fazla istihdam yaratarak, gelir ve yaşam koşullarını düzeltecek para ve maliye politikaları yürüterek giderebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 14 Ekimde Somali’de gerçekleşen bombalı terör saldırılarında 258 kişi hayatını kaybetmiş ve 200’den fazla kişi de yaralanmıştır. Bu elim terör saldırısını kınıyoruz. Kimden gelip kimi hedef alırsa alsın, terörün dünyanın her yerinde kınanması, yok edilmesi ve bu konuda samimi iş birliklerinin yapılması gerekir; ancak, görüyoruz ki henüz terörün tanımında bile anlaşamamış durumdadır dünya. Bu vesileyle Somali halkına da başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Şırnak’ta bir kömür ocağında göçük meydana geldiğine, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’ne, Şişecam’a bağlı Kırklareli Paşabahçe Fabrikasında işten atılan 90 işçinin işe geri dönme mücadelelerinin sürdüğüne ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Az önce, maalesef, Şırnak’ta kömür ocakları bölgesinde 1 no.lu kömür ocağında göçük meydana geldiğini öğrendik ve göçük altında maalesef işçiler bulunuyor. Henüz tam olarak sağlıklı bilgiye ulaşılamadı ama Vekilimiz Leyla Birlik oraya ulaşıyor ve oradan da sağlıklı bilgi iletecek, daha sonra gerekirse Genel Kurulu ve halkımızı aydınlatırız bu konuda.

Bugün tabii anlamlı bir gün, 17 Ekim Yoksulluğu Ortadan Kaldırma Günü ama dünyada kapitalizm giderek vahşileşiyor ve hakikaten sermaye tek elde daha fazla birikiyor ve onların da tabii ki yoksulluğu ortadan kaldırmak gibi bir hedefi yok. Türkiye'de de böyle bir hedef görmüyoruz maalesef çünkü istatistiklere baktığımız zaman, şu anda Türkiye'de, Aralık 2015 itibarıyla, hesabında 1 milyon lira ve üzeri parası olan mudi sayısı 93.008 kişi olarak sayılırken, bunların bankalardaki toplam mevduatı 594 milyar 661 milyon lira olarak ölçülüyor. Milyoner sayısında Ocak-Kasım 2016 döneminde aylık en yüksek artış kasımda gerçekleşiyor. Eğer buna da “itibar” diyorsanız bilemeyeceğiz ama biz gerçekten yoksulların kendi geçimleri için çok itibarlı bir şekilde mücadele ettiklerini görüyoruz.

Aynı şekilde, emekleri için mücadele eden Şişecam işçilerini de selamlamak istiyorum buradan. Şişecama bağlı Kırklareli Paşabahçe Fabrikasında işten atılan 90 işçinin işe geri dönme mücadeleleri sürüyor ve bu işçiler arasında on beş yirmi yıllık işçiler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bunlar her türlü hak mücadelesinde, sendikal mücadelede başı çeken işçiler aynı zamanda. Ama anlaşılıyor ki Hükûmet, hakikaten, ne uluslararası sözleşmeleri ne iş hukukunun kurallarını da tanımıyor ve sendikal mücadele diye bir şey de herhâlde unutuldu, iyice unutturulmak isteniyor.

Tekrar, buradan, yoksulluğun ortadan kaldırılacağı günleri görmek dileğiyle, direnen, mücadele eden bütün çalışanları, emekçileri selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, buyurun.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çukurca’da teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, Şırnak’taki maden kazasına, Soma maden faciasının yargılamasında yeni bir faza geçildiğine ve müftülere nikâh kıyma yetkisi veren yasa tasarısına ilişkin tepkilerini ifade etmek isteyen kadınların Meclise alınmamasına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle dün Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde Zer Tepe bölgesinde teröristlerce düzenlenen el yapımı patlayıcı saldırısında şehit olan 4 askerimize Allah'tan rahmet diliyoruz; tüm ülkemizin, tüm vatandaşlarımızın başı sağ olsun. İllerindeki milletvekillerimiz törenlere katılıyor. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da terörü bir kez daha lanetliyoruz ve bu büyük acıyı tüm milletimizle paylaşıyoruz.

Şırnak’taki maden kazası ölümsüz sonuçlansın diye dua ediyoruz ama bu Meclisin, Soma maden faciasından sonra 4 partinin birlikte oluşturduğu komisyonun raporu doğrultusunda, daha doğrusu bu rapor hiç dikkate alınmadan kömür kanunu ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkardığının ve o komisyon raporunun hâlâ daha Meclis raflarında tozlandığının da altını çiziyoruz. O raporun gereği yapılsa bugün Şırnak’taki facia yaşanmazdı.

Ayrıca, bugün Manisa’da Soma maden faciasının yargılamasında yeni bir faza geçildi. 18’inci blok duruşma yapılıyor. Yüz elliden fazla gündür yargılama yapılıyor ve bugün, daha önceden maden işçilerinin, maden şehitlerinin annelerinin, eşlerinin, çocuklarının onlardan razı olduğu heyet değiştirildi çünkü onlar madenci ailelerini sermayeye ezdirmiyorlardı yargılama sırasında ama şimdi yeni bir heyet var ve bu heyet, geçmişte aldığı, maden kazalarında verdiği, ölenleri suçlu bulan kararlarıyla tanınan bir üyeyi de barındırıyor, bir başkanı barındırıyor. Bütün Türkiye'yi, Soma faciası yaşandığında “Eğer unutursak yüreğimiz kurusun." diyen herkesi Soma davasına bir kez daha davet ediyoruz, dikkatini oraya çekiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çünkü eğer Soma’dan gözümüzü kaçırır, yüreğimizi Soma’dan çekersek birkaç blok duruşma sonra karar gelecek ve daha sonra “Nasıl olur, o büyük faciadan sonra nasıl ölenler suçlanır?” dememek için bugün dikkatleri oraya çekmek gerekiyor.

Bir diğer konu: Bugün Meclis gündemine alınacak olan ve müftülere ve devredeceklerine nikâh yetkisi verilmesiyle ilgili kanun konusunda geçtiğimiz günlerde 700'ü Meclis içine girebilen, binlercesi dışarıda kalan kadın, bir basın açıklamasını dinleyerek katkı verdiler toplumsal tepkiye. Meclis yönetimi bu kadınlardan yüzlercesine -700 olabilir, 500 olabilir- o gün içeri giren herkese Meclise giriş yasağı koydu. Sayın Başkan, Meclisi kadınlara kapatmak… Burası Parlamento, konuşulan yer. Şiddet içermeyen, barışçıl ve kadın haklarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …savunan, AKP’li, CHP’li, HDP’li, MHP’li, hepimizin evladının geleceğini ve bir bütün kamu düzenini tehlikeye sokan bir konuda kadınlar gelip yüreklerindeki tepkiyi, Meclis bahçesinde, hiçbir aşırılık olmadan, bir konuşmayı dinleyerek, bir basın açıklamasını dinleyerek dile getiriyor ve iktidar partisine mensup Başkanlık Divanı yöneticileri tarafından giriş yasağı konuyor. Bu yasak bu Meclisin kara lekesi olur, bunu kaldıralım Sayın Başkan. Bunu inceleyiniz, bu konuda gerekirse Başkanlık Divanını olağanüstü toplantıya çağırınız ama bu Meclisi kadınlara kapatmayınız. Bu, tarihî bir ayıp olur. Bu konuda sizden duyarlılık ve bir hamle bekliyoruz, bir eylemsellik bekliyoruz. Bu konuyu kınayacağınızı ve kınamanızı bekliyoruz ve bu konuda tavır geliştirmenizi bekliyoruz Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

Bu konuyu biz de hassaten bir inceleyelim. Sebep-sonuç ilişkisi bağlamında inşallah tekrar görüşürüz.

Sayın İnceöz, buyurun.

20.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Çukurca’da PKK’ya karşı yürütülen operasyonda şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıda terör örgütleriyle mücadelesinin büyük bir kararlılıkla sürdüğüne, OHAL’in bir keyfiyet değil mecburiyet olduğuna, 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün ve bu sabah Hakkâri Çukurca’da ve Kuzey Irak Zap bölgesinde devam eden operasyonlarda, bölücü terör örgütü tarafından, PKK’nın hain saldırıları sonucu şehit düşen güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum ve bu vesileyle şehitlerimizin ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıda PKK, FETÖ, DHKP-C gibi terör örgütleriyle mücadelesi büyük bir kararlılıkla sürmektedir ve sürecektir. Terörle mücadelede başarı, sadece güvenlik güçlerimizce yürütülen operasyonlarla değil, teröre ve terör örgütlerine karşı birlik ve beraberlik içinde hareket edilmesiyle olur. Bu bakımdan da iktidarıyla ve muhalefetiyle her kesimin, herkesin, ülkemizin bu en önemli meselesi konusunda hiçbir ayrıştırıcı söz söylemeksizin tek vücut, tek ses olması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Irak’ta ve Suriye’de gelişmeler… PKK/PYD terör örgütlerinin arkalarına aldıkları uluslararası destekle ülkemize karşı giriştikleri çabaların da ayrıca beyhude olduğunu da bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Türkiye sınırlarının içinde olduğu gibi dışında da oynanan oyunlar bozulacak ve güneyimizde oluşturulmak istenen terör koridoruna da asla müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum.

İşte, bu vesileyle de, bugün görüşeceğimiz OHAL’in uzatılmasıyla ilgili, OHAL’in bir keyfiyet değil bütün bu sebepler karşısında bir mecburiyet olduğunu, ülkemizin olağanüstü tehditlerle karşı karşıya bulunduğunu… Ve içeride ve dışarıda yürütülen bu tehditler karşısında da, bununla mücadele etmek için de bugün görüşülecek OHAL bu anlamda önemlidir.

Yine, geride bıraktığımız günler içerisinde 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ydü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bildiği gibi, gelişmekte olan birçok ülkede tarımsal iş gücünün en önemli kaynağı da kadınlardır. Dünya genelinde olduğu gibi, ülkemizde de tarımsal üretimin ve kırsal hayatın sürekliliğinin sağlanmasında önemli rolü, kırsal alanda yaşayan kadınlarımız üstlenmektedir. Kadınların tarımsal üretimde, kaynakların sürdürülebilir kullanımında, gıda üretiminde ve güvenliğinde sahip oldukları önemli konumundan hareketle Uluslararası Tarım Üreticileri Derneği 15 Ekimi Dünya Kadın Çiftçiler Günü olarak ilan etmiş ve ülkemizde de 1997’den beri bu gün Kadın Çiftçiler Günü olarak kutlanmakta.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve kıymetli eşleri Emine Erdoğan Hanımefendi de bu özel gün vesilesiyle her yıl kadın çiftçilerimizle bir araya gelerek toprağı işleyen kadınlarımıza çeşitli etkinliklerle ödül vermekte ve buradaki kadın emeğine, kadın iş gücüne dikkat çeken etkinliklerde bulunmaktadır. Yarın da bu konuyla ilgili bir program olacaktır.

Tekrar Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nü kutluyor, bu alanda kırsalda çalışan kadınlarımıza buradan da selamlarımı iletiyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Hakkâri Çukurca’da şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine, Şırnak’taki göçükte bir ölüm olmamasını umduğuna, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü ve 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü’ne ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bizler de Başkanlık Divanı olarak Hakkâri Çukurca’da şehit olan tüm askerlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz ve bu anlamda tüm şehitlerimizin mekânı cennet olsun; ailelerine, ülkemize ve milletimize başsağlığı diliyoruz ve rengi, cinsi, dili, dini, ırkı ne olursa olsun, terörü bir kez daha lanetlediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Yine, aynı şekilde, Şırnak’taki göçükle ilgili, diliyoruz ve umuyoruz, bir ölüm haberi gelmez. Bu konuyla ilgili, muhakkak ki tüm yetkililer seferber olmuş durumda.

Aynı şekilde, bugün Dünya Yoksullukla Mücadele Günü. Dünyada var olan nüfusun 2,1 milyonunun, yaklaşık üçte 1’inin açlık sınırıyla, yoksulluk sınırıyla karşı karşıya olduğunu çok iyi biliyoruz ama bir başka husus, ne tesadüftür ki yine dünya nüfusunun üçte 1’i, üretilen tüm ürünlerin, tüm gıdanın üçte 1’ini de çöpe atıyor. Dolayısıyla, buradan çıkaracağımız çok önemli dersler, çok önemli sonuçlar olması gerekiyor, tasarruf tedbirlerinin alınması gerekiyor ve bu anlamda, yoksullukla mücadele, sürdürülebilir kalkınma anlamında topyekûn olarak bir duyarlılık gerektiğini de ifade etmek istiyorum.

Yine, toplumun her katmanında, her yerinde var olan kadınlarımızın tarımda da ne kadar etkili olduğunu çok çok iyi biliyoruz. Bu bağlamda da Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nü kutluyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.48

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan’ın, Avusturya’nın başkenti Viyana’da 19-22 Ekim 2017 tarihlerinde düzenlenecek olan "Hegemonyalar ve İttifaklar 3.0 - Sıvı İttifakları” toplantısına katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1200)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avusturya'nın başkenti Viyana'da 19-22 Ekim 2017 tarihlerinde düzenlenecek olan "Hegemonyalar ve İttifaklar 3.0 - Sıvı İttifakları” toplantısına Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan'ın katılması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

                                                                                       Ahmet Aydın

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                      Başkanı Vekili

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Şimdi Anayasa’nın 121’inci maddesine göre verilmiş Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerine başlıyoruz.

Hükûmet burada.

Tezkereyi okutuyorum:

2.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 17/7/2017 tarihli ve 1154 sayılı Karar’ı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/10/2017 Perşembe Günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1199)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Karar’ı ile ülke genelinde ilan edilen 17/7/2017 tarihli ve 1154 sayılı Karar’ı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/10/2017 Perşembe günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasının Türkiye Büyük Millet Meclisine arzı Bakanlar Kurulunca 16/10/2017 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Gereğini arz ederim.

 

                                                                                      Binali Yıldırım

                                                                                          Başbakan

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım.

Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim. Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için onar dakikadır.

Tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erkan Akçay, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sibel Yiğitalp, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Onursal Adıgüzel, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hamza Dağ, şahıslar adına Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ikinci şahıs olarak Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu konuşacaklardır.

Şimdi, tezkere üzerinde ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erkan Akçay’a aittir.

Sayın Akçay, buyurun, süreniz yirmi dakikadır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl uygulamasının üç ay süreyle daha uzatılmasına ilişkin Hükûmet tezkeresi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım. Sözlerime başlarken muhterem heyetinizi ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin ardından, FETÖ ve tüm terör örgütleriyle etkin bir mücadele yürütülmesi için 21 Temmuz 2016’da Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin tezkereyi görüşüyoruz.

15 Temmuzda yaşadığımız olağanüstü büyük olayların gerek ülkemizde gerekse dışımızdaki yansımaları devam etmektedir. Öncelikle, görüşlerimizi ifade ederken 15 Temmuzun bir milat olduğunu, hiç kimsenin 15 Temmuz olayları yaşanmamış gibi hareket edemeyeceğini, 15 Temmuzun herkes için bağlayıcı olduğunu dile getirmiştik ve burada da tekrar hatırlatıyorum. Bugün OHAL’in uzatılmasını görüşürken tespitlerimizdeki isabet bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

OHAL’in uzatılması tezkeresine geçmeden önce, Türk milletinin karakterinin en bariz vasfının bağımsızlık olduğunu, 15 Temmuzda âdeta bir kahramanlık destanını yedi düvele ilan eden milletimizin azametini saygıyla selamlıyorum. O gece şehadet mertebesine erişen 250 vatan evladını rahmetle anıyor, 2.196 gazimizi saygıyla selamlıyorum, tedavisi devam edenlere şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda, ülkemizi sonu belirsiz mecralara sürükleyecek bir darbe girişimiyle ve terör saldırısıyla karşı karşıya kaldık, devletimizin bütün kurumlarına, ekonomik ve sosyal hayatın her bir hücresine çöreklenmiş bir hain örgütün organize saldırısıyla mücadele ettik. Hamdolsun ki bu emperyalist küresel projeye “Dur.” dedik. Vatan kaybının sınır hattına geldiği noktada büyük Türk milletinin feraseti ve dirayetiyle ayağa kalktık. Bizler bu kutsal çatı altında bombaların ve mermilerin gölgesinde, vatandaşlarımız meydanlarda, sokaklarda devletimizi yıkılmaktan, milletimizi ve vatanımızı parçalanmaktan kurtardık. 15 Temmuz bir şaka, bir oyun, bir tiyatro, bir senaryo değildi, 15 Temmuz bir kontrollü darbe hiç değildi; devletimiz taşeron bir terör örgütü tarafından ele geçirilmek istendi. 15 Temmuz sonrasında tüm terör örgütleriyle sürdürdüğümüz mücadeleyi lütfen bu pencereden okuyalım.

14 Temmuz 2016’da âdeta kaos sarmalının girdabına sürüklenmek istenen Türkiye’nin 15 Temmuzdan sonra yekinerek 14 Aralık 2016’da El Bab’ta 55 sorti yaptığını, yedi ay beş gün süreyle Suriye’de Fırat Kalkanı Harekâtını gerçekleştirdiğini, 8 Ekimden beri İdlib operasyonunu sürdürdüğünü unutmayalım. 14 Temmuzda olayların peşinden sürüklenerek olaylara hâkim değil mahkûm olmuşken bugün Türkiye’nin millî çıkarlarının merkezde olduğu ve inisiyatif aldığını, dış politikada başkent Ankara vizyonunun öne çıktığını lütfen görmezden gelmeyelim. 29 Ekim 2014’te ABD’nin ricasıyla terör örgütü PKK’ya Kobani için açılan ikmal koridorundan bugün, üç garantör ülkeden birisi olarak, Suriye’de PKK/PYD’nin varlık sahalarına girildiğini dikkate alalım.

Büyük Orta Doğu Projesi’nin sözde hayallerine karşı Türkiye’nin duruşu 15 Temmuzda kendisini göstermiştir. İşte, 15 Temmuz, 4 Temmuz 2003’teki çuvalın yırtıldığı gecedir. Nihai planları olan işgal girişimi 15 Temmuz gecesi tarihin çöplüğüne atılmıştır. Ne diyorlar şimdi? Kendileri destek oldukları için Türkiye’de dokuz aydır IŞİD saldırısı olmuyormuş! Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygı duyuyorlarmış! Bu sözler 15 Temmuzda kaybedenlerin, işgal planları boşa çıkanların hezeyanlarıdır. 15 Temmuzda kaybedenlerin Irak’ın kuzeyinde bölücülük yapanların üzerinden kurduğu Orta Doğu Projesi de şimdi tepetaklak olmaktadır. Irak Merkezî Hükûmetine ait birlikler Kerkük’e doğru harekâta başlamışlar, evvelki gece saatlerinden itibaren petrol bölgelerini kontrol altına alarak kent merkezine doğru ilerlemişlerdir. Dün gündüz saatlerindeyse Kerkük Valiliğindeki bayrak indirilmiştir. Kerkük Irak’taki güç çatışmasının sahası hâline gelmektedir. 2003’teki Amerikan işgali sonrasında Kerkük’te başlayan siyasi, sosyolojik ve ekonomik gelişmeler günümüze kadar gelmiştir. Bugün yapmamız gereken, Kerkük’ün, Irak’ın kuzeyindeki oyunlara kurban gitmesini engellemek, bölgedeki Türkmen kardeşlerimizin ve bölgede yaşayan bütün insanların varlıklarını, hukuklarını, haklarını garanti altına almaktır. Irak ordusu Kerkük Valiliğini kontrol altına almışsa da kadim Türkmen şehrinin her tehlikeye açık olduğu açık bir durumdadır. Kerkük bir musibetten kurtarılmış olsa da kimse rehavete kapılmamalıdır. PKK, kaçtığı yere kadar kovalanmalıdır. Bir kez daha altını çizerek söylüyorum ki: Geçmiş silinemez, tarih ve kültür mirası yok edilemez. Kerkük’ün güvenliği Ankara’nın güvenliğidir, Türkmeneli ateşe atılırsa o ateş Türkiye'yi saracaktır. Dün Kerkük Kalesi’ne asılan gök bayrak ilelebet orada dalgalanmalıdır.

Öte yandan, Suriye'nin İdlib kentinde 8 Ekimden beri sürdürdüğümüz keşif faaliyetleri de devam etmektedir. İdlib baştan aşağı temizlenmelidir. İdlib’den Afrin’e bir terör koridoruna asla izin verilmemelidir. Duamız ve beklentimiz, IŞİD, PKK, FETÖ, YPG, her bir cinayet ve ihanet örgütünün kökünün kazınmasıdır.

Değerli milletvekilleri, o meşum geceyi yaşayan ve hatırlayan hiç kimsenin ülkemizin bütünlüğü, devletimizin dirliği, milletimizin birliği için olağanüstü tedbirlerin alınmasına karşı çıkmaması gerekmektedir. Türkiye, taşeron terör örgütleriyle mücadele etmektedir. FETÖ, bunlardan sadece birisidir. PKK, IŞİD, DHKP-C hepsi aynı kuklanın farklı parçalarıdır, kuklayı oynatanlar da bellidir.

15 Temmuzu sadece başarısız bir darbe girişimi, millî iradeye yönelmiş bir hareket, Türkiye'nin demokratik ve hukuk devleti olma yolunda gelişmesine yönelmiş bir saldırı olarak görmüyoruz. Bugünden geriye doğru baktığımızda, 15 Temmuzun aynı zamanda ülkemize karşı bir işgal girişimi olduğu açık bir şekilde ortadadır. Tehdit devam ediyor. Taşeron FETÖ'nün sahipleri Suriye ve Irak’ta terör örgütlerini, aşiretleri destekleyerek, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü, birliğini, dirliğini tehdit etmeye devam etmektedir. FETÖ virüsünü devlet kurumlarından temizlemek için yürütülen idari ve adli süreçler, geniş çaplı bir şekilde devam etmektedir. Cumhuriyet tarihimizin en geniş çaplı idari tasfiyesini ve adli soruşturma sürecini yaşıyoruz. Öte yandan, tarihimizin en kanlı üç terör örgütü; PKK/PYD, IŞİD ve FET֒yle her platformda mücadele devam etmektedir.

Anayasal bir uygulama olarak OHAL hukukidir ve meşrudur. OHAL, hukuk devleti ilkesi doğrultusunda Türkiye'nin terörle mücadelesinde elzem bir adımdır. OHAL’de önceliğimiz, güvenliğimizi inşa etmektir. Güvenliği sağlayamazsak, adaleti tesis edemeyiz, hukuk devletini inşa edemeyiz, ilerleyemeyiz, demokrasideki aksaklıkları gideremeyiz. Güvenliğimizi sağlayamazsak, insan hak ve hürriyetlerini de tesis etmek mümkün değildir. Ülkemizde ve sınırlarımızda meydana gelen önemli gelişmelerin doğal bir sonucu olarak, ülkemizin ve milletimizin güvenliği ve geleceğinin garanti altına alınması için, OHAL’i gündemimizde tutuyoruz, bunun için OHAL’e bir süre daha ihtiyaç vardır diyoruz.

Olağan dışı şartlarda olağanüstü tehditlerle mücadele, aynı derecede araç ve yöntemlerle başarıya ulaşabilir. Tehdit ve tehlike -tekrar ediyorum- geçmemiştir ancak OHAL elbette ki bir amaç değil, bir araçtır. OHAL, başta FETÖ olmak üzere, tüm terör örgütleriyle mücadele için, 15 Temmuzun etkisini ortadan kaldırabilmek için yürütülen bir uygulamadır.

OHAL’i bireysel özgürlüklere, hayatın günlük akışına karşıt olarak değerlendirmemek lazımdır. Tahribat büyüktür; ilaçla tedavi, kısmi veya mevzi tedbirlerle onarım ihtimal dâhilînde gözükmemektedir, yaraya neşter vurulması şarttır.

OHAL’in bu yeni döneminde beklentimiz, FET֒nün ve darbe girişiminin son günlerde sinyallerini gördüğümüz siyasi ayağı da hiçbir parti ayrımı yapmaksızın tamamıyla ortaya çıkarılmalıdır. Binlerce kişi görevlerinden uzaklaştırılıp tutuklanırken örgütün tepe yöneticilerinin flu kalması adalete olan inanç ve güveni zedeleyecektir. Bu hesaplaşma için daha çok geç kalınmamalıdır. Ağaca bakarken orman gözden kaçırılmamalıdır. OHAL’de bir devlet ciddiyetiyle hukuk ve demokrasi ölçülerinde bu mücadelenin sürdürülerek normalleşmenin sağlanması gerekmektedir.

Bir zamanlar yanlış kullanılan bir deyim, şimdi yerini bulmuş, Türkiye şimdi gerçekten bağırsaklarını temizlemeye başlamıştır. Bu temizlik yapılırken suçluların hak ettikleri cezayı bir an önce alması, bu mücadeleye gölge düşürecek şekilde kurunun yanında yaşın da yanmaması gerektiğine hep dikkat çektik. Dönem içerisinde bu konudaki uyarılarımızı da kamuoyuyla ve Hükûmetle paylaştık. OHAL, bir siyasi hesaplaşmanın sahnesi değildir. Bu kadar karmaşık ve şeytani planlar yapabilen bir örgütle mücadele ederken hiçbir mağduriyete sebep olmamanın zorluklarını biliyoruz. Ancak Türkiye Cumhuriyeti olarak köklü bir devlet geleneğine ve anlayışına sahipsek bu mağduriyetlerin kısa süre içerisinde tespit edilerek giderilmesi gerekmektedir. Çünkü gün geçtikçe, az olan mağduriyet çok gibi bir sinsi propaganda yürütülmektedir.

Geçen zaman içerisinde bazen FET֒yle mücadele görüntüsüyle ciddi istismarların öne çıktığını da görüyoruz. Bir tarafta gerçekten belli ölçüde mağdurlar varken diğer tarafta mağdurmuş gibi görünerek kendini gizlemeye çalışanları da gördük. İşte burası adaletin tesis edileceği noktadır. Bu ayrımı yaparak her kim olursa olsun, ister damat ister belediye başkanı ister milletvekili veya bürokrat, kim olursa olsun, terör örgütüyle olan ilişkilerinin deşifre edilmesi, yargılanması ve mutlaka cezasını çekmesi sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, OHAL döneminde hepimizin karşı karşıya kaldığı sorun budur. Şahsi ve keyfî uygulamalarla bir terör örgütüyle mücadele etmek mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanı 21 Mayıs 2017 tarihinde yaptığı konuşmada şu sözleri ifade etmişti, demişti ki: “Eğer bu mücadele gerektiği gibi güçlü şekilde yönetilmezse ülkemiz çok daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır. Onun için herkesi ucu en yakınımıza dokunacak olsa da terörle mücadelemize destek olmaya davet ediyorum. Avukatlar aracılığıyla yürütülen kirli pazarlıklarla, göz boyamaya yönelik itirafçılık oyunlarıyla bu mücadelenin sulandırılmasına izin vermeyeceğiz.” Bu ifade gayet açık ve önemlidir. Bu sözlerde mücadelenin gerektiği şekilde güçlü yapılması vurgusu vardır. Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanı birtakım kirli pazarlıklara da dikkat çekmektedir. FET֒yle güçlü mücadelede işi sulandırmadan, ucu nereye varırsa varsın, kesin bir iradenin ortaya konulması elzemdir. Birileri kurban istiyor diye suçlu-suçsuz ayrımı yapmadan birtakım insanlar vitrine çıkarılırken FET֒yle göbek bağı olan bazı kişilerin durumuna seyirci kalınmamalıdır. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkma nedenini bilmeyen rütbesiz askerler ve askerî öğrenciler hâlen tutukluyken mücadelenin sulandırılmadığını söylemek biraz zor.

Şu sorunun cevabını mutlaka herkes enine boyuna düşünmelidir: FET֒yle mücadele bir millî mücadele değil midir? Evet, FET֒yle mücadele bir millî mücadeledir.

OHAL döneminin en önemli konularından birisi, adaleti bıçak sırtından kurtarmak, milletimizin kaygı ve huzursuzluğunu gidermektir. Mücadelenin yargı sürecinin kişiselleştirilmeden hukuk devleti ilkesinin hâkim kılınması gerekmektedir. Suç belliyken, cezası kanunlarda açıkken adalet günlük hesaplara hapsedilemez.

FET֒yle mücadelede tabandan tavana çıkış hızlanmalıdır. Öküzün altında buzağı aranamaz, iğneyle de kuyu kazılamaz. Türkiye'nin bu beladan tamamen kurtulması için atılan adımlar hızlandırılmalıdır. ByLock listeleri elden ele, kulaktan kulağa yayılmaktadır. Ortada bu kadar manipülasyon dönerken elbette bunların gereği yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki FET֒yle mücadelede kesin başarı, hukukun temel ilkelerinin herkese eşit uygulanması, aynı ölçüde etki göstermesinden geçmektedir. Adaletin mülkün temeli olduğuna inanıyorsak, adalet olmazsa devletin işleyemeyeceği, çöküş ve yıkımın pençesine sürükleneceği gözden kaçırılmamalıdır.

Sonuç olarak, önce ülkem ve milletim diyoruz. Türk milletinin varlığını garanti altına almak için üzerimize düşen millî ve ahlaki sorumluluğu yerine getiriyoruz. Sevdamız vatan, sedamız millet ve devlettir. Devleti yeniden ayağa kaldıracağız. Devleti informel yapıların çörekleneceği bir yapı olmaktan çıkaracağız.

Sayın Genel Başkanımızın 12 Şubat 2017 tarihindeki basın toplantısındaki ifadeleri bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak yolumuzu çizmektedir. Muhalefet etmek demek yalnızca eleştirmek, yermek, eksik aramak, kusur araştırmak, kısır tartışmalara ve gündelik polemiklere gömülmek değildir; bunlar olmadığını biliyor ve bunun da gereğini yapıyoruz. Devlet ebet müddet, millet ebet müddet dedik ve demeye de devam edeceğiz.

Ülkemizi hiçbir küresel kumpasa teslim etmeyeceğiz çünkü vatan, uğruna canımızı vermeye hazır olduğumuz bir kutsal değerimizdir. Ülkemizin içerisinde bulunduğu zorlu şartlarda elimizi, gerekirse tüm vücudumuzu, tüm varlığımızı taşın altına sokmaktan geri kalmayacağız. Şehitlerimizin kanlarıyla rengini verdiği al yıldızlı al bayrağımızın gölgesini vatanımızdan ırak tutmayacağız. İhanet yumduğu gözü bir daha açamamalıdır. Başta FETÖ ve PKK olmak üzere, tüm terör örgütlerinin kaynağı kurutulmalıdır. Bu mücadelede Milliyetçi Hareket Partisi bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da ön şartsız bir şekilde desteğini sürdürecektir çünkü bu mücadelenin “ama”sı, “fakat”ı, “lakin”i yoktur. Devlet ve millet bekasını cansiparane korumaya ve müdafaaya devam edeceğiz. Bunun için bu duruşun bir konjonktürel olmadığını, konjonktürel değil ilkesel davranışımızı devam ettireceğimizi ifade ediyorum.

Bakanlar Kurulunun Gazi Meclisimizden talep ettiği OHAL’in üç ay uzatılmasına ilişkin tezkereye Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak olumlu oy vereceğiz.

Konuşmama burada son verirken yüce heyetinizi ve aziz milletimizi bir kez daha hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Sayın Özel, sisteme girmişsiniz.

60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, iktidar partisi milletvekillerinin OHAL süresini uzatan Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinde Genel Kurul salonunda bulunmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, görüşmeler başladı, sayın grup başkan vekilimizi dinledik ama bugün burada ne yaptığımızın farkında olması gereken bir iktidar partisi grubu var. Bugün burada Meclisin bir yetkisi üç aylık süreyle kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini de içerecek şekilde -yasama yetkisi- Cumhurbaşkanı Başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna veriliyor. Anayasa’da böyle bir yetki talebi mevcut, bu talep meşru. Ama bu talebin müzakerelerinin iktidar partisi milletvekilleri tarafından takip edilmiyor oluşu, bu OHAL gündeminde kesinlikle kabul edilebilir bir yaklaşım değil. Buradan özellikle rica ediyorum, siyaseten falan değil, vicdanen ve ahlaken iktidar partisi lütfen grubunu salona çağırsın. En önemsiz konularda burada 300 kişi olabiliyorken canı istenince, Meclisin yasama yetkisinin devrini… “Sözüm Meclisten dışarı.” lafı tam da budur, burada oturanlara hiç sözüm yok, kararlarına saygılıyız, milletten verilen yetkiyle oy kullanacak ama burada oturmamak kabul edilebilir bir şey değildir. Özellikle iktidar partisi açısından sözüm Meclisten dışarı, dışarıdakileri buraya getirsinler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

2.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 17/7/2017 tarihli ve 1154 sayılı Karar’ı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/10/2017 Perşembe Günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1199) (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, az önce CHP Grup Başkan Vekili de söyledi, ben ondan iki dakika önce saydım, ortalama 32 sayın milletvekili var burada ve OHAL devam edecek, OHAL bu ülkenin hayatında ne getirecek, neleri alacak, bunun üzerinden nasıl bir siyaset izlenecek ve bu siyasetin halktaki karşılığı nedir? Halkın temsilcisi olarak burada durması gereken, sorumluluk gereği burada durması gereken milletvekilleri şu anda burada değil ama konuşmalar bittikten sonra gelip oylamaya katılacak. Buradan da oylama üzerinden de 80 milyon insanın nasıl yaşayacağına kendileri karar verecek. Bu bile kendi başına bir paradokstur.

Bakın, OHAL’den bahsediyoruz, OHAL’in normalleştirilmesi hâlinden bahsediyoruz. OHAL gibi toplumu çürüten, toplumu bir bütün olarak zehirleyen, her türlü cezasızlığın, her türlü kuralsızlığın normal bir yaşam hâlinde sürdürülmesine çalışılan ve bunu kendince bir yasal zırha büründüren bir tezkere geçecek şimdi buradan. Bu tezkerenin sorumlularının, az önce söylediğim gibi, şu anda sandalyeleri boş durmakta.

Bakın, ben, OHAL’le ilgili kısaca istatistikler verip OHAL’in bu ülkenin hayatında, bu ülkede yaşayan insanların yaşantısında nelere mal olduğuna kısaca bir değinmek istiyorum. 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra darbecilerle mücadele gerekçesi olarak 20 Temmuz 2016’da ilk kez ilan edilen, bugün 5’inci kez uzatılan OHAL’ler neredeyse yaşantının tümünü işgal etmiştir. 21 Temmuz 2016 tarihinde mülga Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ -kendisi de burada- darbe girişiminin tekrarlanmaması için atılması gereken bir adım olduğunu savunarak “Darbenin artçıları, yeni versiyonları olabilir, amacımız üç aydan daha kısa bir süre içinde atacağımız adımları atmak, yapacaklarımızı yapmak, süre dolmadan da OHAL’i yeniden kaldırmaktır çünkü derdimiz yangını söndürmektir.” demişti. Bu gerekçeyle OHAL ilan edilmişti. 2002 yanlış hatırlamıyorsam, AKP iktidara gelirken billboardlarda da şöyle bir şey vardı: “Onlar konuşur, AKP yapar. OHAL kaldırılacak.” diye. O cümle AKP’yi iktidar etti çünkü o cümlede anahtar şuydu: “Demokratikleşecek.” Demokratikleşen her zihniyet, her ideoloji toplumda yani onlarca insanda, milyonlarca insanda karşılık bulur çünkü. O şiarla iktidar olma motivasyonu üzerinden o sloganları kullandı, sloganını kullandıktan sonra iktidar oldu, iktidar olduktan sonra devam etti, şimdi de iktidarını sürdürmek için daha fazlasını yapmak adına OHAL’leri uzatıyor.

Şimdi, OHAL’de neler oldu, ben size kısaca anlatayım: 11 Eylül 2015 tarihinden beri 103 belediyemizin 94’üne kayyum atandı, 71 belediye başkanımız ve belediye eş başkanlarımız, belediye eş başkanlarının vekilleri de dâhil olmak üzere tutuklanarak cezaevine konuldu.

OHAL’de ne oldu? OHAL’de ihraçlar oldu, açığa almalar oldu, sürgünler oldu. 4.302 yargı, 6.470 TSK, 3.106 Jandarma, 155 Sahil Güvenlik Komutanlığı, 22.984 Emniyet Genel Müdürlüğü mensubu, 75.102 kamu görevlisi olmak üzere 112.119 kişi görevinden alındı. Ayrıca, sözleşmesine son verilen, sözleşmesi yenilenmeyen kamu görevlileri de eklendiği zaman, görevine son verilen kamu görevlilerinin toplam sayısı 150 bini aştı. Eğer onları da bir araya getirirsek toplamda ayrıca 30 kamu emekçisi ihraç edildi. 40 bine yakın kamu görevlisi görevden uzaklaştırıldı, daha sonra bunlardan 34 bine yakını görevine iade edildi.

OHAL’de kadın cinayetleri ne oldu? OHAL’de kadın cinayetleri yüzde 50 arttı. Ayda 28 ila bazı aylarda 39 olmak üzere kadın cinayetlerinde artış oldu. Peki, OHAL’de sağlık ne oldu? Sağlık sektöründe çalışan emekçilerden 7.573 kişi hukuksuzca işinden atıldı. 46 hastane, 5 tıp fakültesini kapatan AKP iktidarı, buralarda istihdam edilen binlerce sağlık emekçisinin sağlık hizmeti sunumunu ve halkın sağlığa erişimini kısıtladı. OHAL döneminde 50’ye yakın insan intihar etti, intihar etti ve bu intihar etmelerin gerekçesi olan, kendi iktidarını yürütmek için araçsallaştırılan OHAL’i, şimdi boş sandalyelerde oturan vekiller gelip onaylayacak.

OHAL süresi içerisinde Türk Tabipleri Birliği üyeleri, tabip odaları üyeleri ve sendika yöneticileri, KESK üyeleri ihraç edildi. Meslek odalarına ve sendikalara baskılar arttı, hatta bazı yerlere kayyumlar atandı. Acele kamulaştırma üzerinden Sur’da, Şırnak’ta, Cizre’de, Mardin’de, Nusaybin’de kamulaştırma yapıldı, TOKİ marifetiyle oranın tarihsel hafızası silinme, ranta dönüştürülme ve bunu ticarileşme üzerinden yine bir siyaset izledi.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, sit alanı olan yer OHAL marifetiyle birinci derece sit alanından üçüncü derece sit alanına getirildi ve şu anda ticari alana dönüştürülme düzenine aynı gayretle devam ediliyor.

Peki, zeytinlik alanları bundan muaf mı? Hayır. Zeytinlik alanları, meralar, kıyı alanlarının talan edilmesi de bu OHAL kapsamında maalesef devam ediyor. Peki, onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış Hasankeyf ve Sur için ne diyoruz, ne söyledik? O zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz, aynı kamulaştırma, aynı talan, aynı yağmacılık zihniyeti OHAL marifetiyle devam etmekte. Üç bin yıllık tarihe ev sahipliği yapan Urartu medeniyetinin izlerini taşıyan, Van Edremit’te birinci derecede sit alanı olan, tarihî ve kültürel açıdan titizlikle korunması gereken Dilkaya Höyüğü alanı AKP’nin atadığı kayyum eliyle tuvaletlere ve otoparka dönüştürüldü. AKP’nin tarihe bakışını buradan görebiliriz. Ankara’nın akciğerleri olan ODTÜ ormanları yol bahanesiyle aynı talana maruz kaldı.

OHAL ve savaş… Maliye Bakanının açıkladığı verilere göre -AKP’nin savaş maliyeti- güvenlik ve savunma için 2017 yılının ilk yedi ayında 3 milyar 364 milyon TL harcandı. Savaş malzemeleri için milyarlar harcayan AKP iki ayrı kalemde gösterilen gizli hizmet giderleri için 2017 yılı başından itibaren toplam 1 milyar 852 milyon 799 bin TL harcadı. AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın kullandığı, hesabı sorulmayan örtülü ödenekten ise sadece temmuz ayında 154 milyon TL harcandı.

Yüzlerce cenaze, ailelerine haber verilmeden kimsesizler mezarlığına gömüldü ve kimlik tespiti yapılmadan, aynı şekilde, mezarlıklara gömüldü. Öyle ki benim de tanık olduğum, Sur’da iki yıldır cenazesine ulaşmaya çalışan -cenazenin ismi, yaşamını yitiren şahsın ismi Hakan Arslan’dır- babası, defalarca Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına -valilik de dâhil olmak üzere- dilekçeler verdi, sonuç alamadı ve o cenazenin hâlen nerede olduğu ve nerede gömüldüğü, gömüldüyse kimin gömdüğü bilgisini alamadı.

Sayın Bakanım, buradasınız, lütfen, bu sorularımı da not ederseniz, ben ısrarla bazı şeyleri… Çünkü bunlar bire bir halkın yaşadığı ve halkın somut olarak bire bir cevap beklediği sorular.

Az önce sormuştum, yine söyleyeceğim. Hakan Arslan Sur’da yaşamını yitirmişti, iki yıldır babası her türlü bürokratik işlemleri yaptı, cenazeye ulaşamadı. Valilik dâhil, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı olmak üzere resmî başvuruları da mevcuttur.

OHAL ve sokağa çıkma yasaklarından bahsedersek: 16 Ağustos 2015’te ve 1 Haziran 2017 tarihleri arasında 10 il, 43 ilçede resmî olarak tespit edilen 218 gün süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu ablukalarla büyük bir yıkım dalgası başlatılarak 1 milyon 809 bin kişinin direkt olarak hayatı etkilenmiş oldu. Yüz binlerce insan göçe itildi, bölge ekonomisi çökme noktasına geldi ve Sur’da hâlen devam eden bir yasak var.

OHAL ve kutuplaştırılan bir toplumdan bahsediyoruz. AKP Hükûmeti ekonomiden aileye, eğitim sisteminden sokağa, emek alanından kadın konusuna, Kürtler ve farklı kimlikler sorunundan akademilere ve basına kadar bütün toplumsal yaşama müdahale ederek mezhepçi ve ırkçı, etnik aidiyet ve mezhep aidiyeti üzerinden bir mekanizma oluşturdu ve bu mekanizmayı da sürdürülebilir hâle getirmek için şu anda OHAL’in oylaması olacak.

Peki, eğitimde ne oldu? OHAL’de KHK’ler marifetiyle 33.138 öğretmen ihraç edildi. İhraç edilen toplam akademisyen sayısı 5.717, bunun 460 tanesi bu ülkenin aydınlık vicdanları olan barış akademisyenleri. Toplamda 40 bine yakın eğitimci ihraç edildi ve binlerce eğitim emekçisi açığa alındı, sürgün edildi. Bununla birlikte, özel eğitim kurumlarından da bahsedersek, 21 bin öğretmenin sözleşmesi feshedildi. İhraç edilmeyen akademisyenlerin ise çalışma koşulları zorlaştırıldı ve mobbinge maruz kaldılar. İhraçlar sadece darbe girişimi veya Fetullah Gülen örgütü üzerinden gelişmedi aslında, burada amaçlanan, murat edilen, hedeflenen muhalif kesimdi. Bu anlattığım, saydığım rakamlara ve istatistiklere baktığınızda ne olduğunu da tekrar görmüş olacaksınız. Bilimsel ve laik eğitimi tasfiyeyi amaçlayan müfredat değişikliğine gidildi.

OHAL’de işsizlikten bahsedeyim. OHAL’de özellikle Mardin, Şırnak, Siirt, Batman ve alt bölgesi Diyarbakır, Urfa’da hem tarım ve hem de ekonomik anlamda, sanayi anlamında işsizlik daha da çok artmış oldu. OHAL’de 185 basın emekçisi cezaevinde, yüzlerce muhalif basın kurumu kapatıldı, yüzlerce internet sitesi, medya kapatıldı ve bununla birlikte hâlen devam eden baskılar var.

Peki, bu kadar şeye rağmen… Herhâlde, 7/24, günlerce OHAL’in bu toplum içinde yaşatmış olduğu sıkıntıları, travmaları, şiddeti, işkenceyi anlatsak yetmeyecek zaman. Bilfiil OHAL içinde yaşayan, gençliğinde OHAL içinde yaşamış ve şu anda da OHAL’i fiilî olarak yaşayan biri olarak şunu söylemek istiyorum: Şu anda OHAL’i neden istiyorsunuz? Fiilî olarak zaten 347 tane sandalyeye sahipsiniz, istediğiniz yasayı çıkarabiliyorsunuz, istediğiniz kararı alabiliyorsunuz, istediğiniz zaman istediğinizi yapma gibi bir rahatlığa sahipsiniz çünkü iktidarsınız. Neden OHAL’i sürdürmek istiyorsunuz? Bunun tek açıklaması olabilir çünkü OHAL ve KHK’ler şu anda yapılan ve yapılmak istenen bütün baskıları, işkenceleri ve insanlık suçlarını, oluşan ve oluşabilecek olanların önüne engel olmak ve kendini yasal zırhın altına saklamak için. Öyle değilse bugün bu OHAL tekrar uzatılmazdı.

Bakın, OHAL’le birlikte kayyumlar; kayyumlarla birlikte gasplar; gasplarla birlikte talan, yağmacılık; yağmacılıkla birlikte o toplumun, halkın değer yargılarını tamamen yok eden bir zihniyet var. Uğur Kaymaz’ların, Ceylan Önkol’ların, Tahir Elçi’lerin isimlerini bile kayyumlar yasakladı. Kürt’e dair ne varsa, Kürt dili kurumları kapatıldı. Kürtlerin kültür faaliyetleri yapan bütün kurumları kapatıldı ve Kürtçe dili üzerinden devam eden yasakların bir OHAL marifeti var karşımızda.

Peki, bununla ne yapmaya çalışıyor? Bir, ya bu ülkeyi cezaevine dönüştüren, kendi içerisinde böyle matruşkalar gibi bir cezaevi çıkıyor, içinden yeni bir cezaevi çıkıyor, bir tane daha açıyorsunuz, başka bir cezaevi çıkıyor. Nedir bu cezaevleri? Söyleyeyim size: OHAL marifetiyle her an gözaltına alınabilirsiniz, kimlik kontrolüne tabi tutulabilirsiniz. Gelin Diyarbakır’a, 1 kilometrelik yola gittiğinizde en az 3 defa kimlik kontrolüne takılıyorsunuz. Takıldığınız her kimlik kontrolünde tacize, sözlü tacize maruz kalıyorsunuz. İtiraz ettiğiniz her anda tutuklanabilme, gözaltına alınabilme durumuyla karşı karşıyasınız. Böyle bir anlayışı sürdürme telaşı da bu yapılanları kapatma ve kendini de sağlama almaktan başka bir şey değil. Bakın, içeride sıkıştı mı hemen bir taktiksel algı oluşturuluyor, başka krizler oluşturuluyor, işte şu anda müftülük yasası gelecek. Bu müftülük yasasında da size söyleyeceğimiz elbette onlarca şeyimiz var.

Askere, valiye sınırsız yetki veriliyor. Milletin seçtiği, halkın seçtiği vekiller şu anda cezaevinde oluyor. Halkın seçtiği vekiller, şu anda cezaevinde ve bu cezaevinde olan vekillere karşı da bu halkın, bu Hükûmetin ve boş sandalyede oturanların, temsiliyeti olanların da bir sorumluluğu var. Nedir sorumluluğu? Bir an önce bu ülkenin demokratikleşmesi için mücadele etmektir. Tam tersinden, yukarıdan emredilen ve her şeye “evet” denen, sadece bir grubu koruyan yasalara, OHAL’lere “evet” demek değildir, olmamalıdır, halkın iradesi bunu kaldırmıyor. Halkın iradesi bugün halkın her kesiminin, temsilcilerinin bir arada olduğu anlamına gelir.

Peki, çocukların cenazeleri… OHAL’de ne olmuştu? Cizre’de yaşamını yitiren ve yakılan bir binanın içindekilerin, bodrumda yakılanların anne babalarına sebze poşetlerinin içinde, 3-5 kilo ağırlığında, çocukların kemikleri verildi; bu ülke bunları gördü. Bu ülke, cenazeleri mezardan çıkarma düzeyinde ırkçılığa şahit oldu. İlginçtir, o ırkçılığı yapanlar, bu ülkenin İçişleri Bakanıyla, birinci dereceden sorumlu olan İçişleri Bakanıyla fotoğraf çektirdi ve o fotoğraf sosyal medyada paylaşıldı. O fotoğrafa karşı sizin söyleyeceğiniz hiçbir şey yok mu? O fotoğrafı paylaşan değil o fotoğrafta bulunan kareler üzerinden konuşacağınız hiçbir bir cümleniz yok mu? Yani, o cenazeyi mezardan çıkaran zihniyetin sahipleri bir araya gelip fotoğraf çektirdi; bu ülke bunları gördü. Bu ülke, diri diri, yaşayan insanların yakıldığını gördü. Bu ülke, çocuklarını sırtında mezarına taşıyan anne babaları gördü. Bu ülke, halkın kendi iradesiyle seçtiği, binbir emekle, binbir zahmetle, binbir eziyetle seçtiği değerlerine saldırıyı gördü ve daha görmesi için de şimdi, buradaki milletvekilleri, bunu daha da artırmak adına gelip burada bir oylama yapacak.

Şunu sormak istiyorum: Muğla’daki görüntüler… 7 insan çırılçıplak soyuldu ve yine bu ülke 7 insanın çırılçıplak soyulmasını gördü. Bu ülke bunu gördü, bu halk bunu gördü ve 7 insanın çırılçıplak soyulmasına karşı işlem yapmayan, tek işlemi o fotoğrafı yayınlayan insanlara karşı yapan bir zihniyeti gördü.

Yine, bu ülke, Sayın Aysel Tuğluk’un annesini mezardan çıkaran zihniyetin, toplumsal tepkilerden kaynaklı, tutuklanmasına doğru -on dokuz gün kaldı cezaevinde, on dokuz gün- on dokuz gün sonra çıktığını gördü. Yine, bu ülke, elini kolunu sallayarak, gözümüzün içine baka baka katliam yapan zihniyeti gördü ve bu zihniyete karşı -hepsini kastetmiyorum, çünkü içinde sağlam, vicdanlı, görevini layıkıyla yapan insanları ayırt ederek söylüyorum- bunların, yasal dokunulmazlık, adına OHAL, KHK diye yeni oluşturdukları bir ucubenin devamlılığı üzerinden bir ortaklaşmayı gördü. Buna rağmen, bu kadar ağır bedellere rağmen Cizre’deki anne babalar da dâhil, Sur’daki anne babalar da, Muğla’dakilerin anne babaları da dâhil emin olabilirsiniz, bu savaşın durması için talep edenleri de duydu. Duymak isteyen vicdan sahibi insanlar açısından söylüyorum. Bu OHAL, her geçen gün düşman üreten, içeride ve dışarıda düşman üreten bir mekanizmadan başka hiçbir şey olmadığını gördü.

Bakın, Sayın Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın “Seher” adlı kitabı şu anda Diyarbakır’dan Elâzığ’a giden bir tutukluya cezaevi yönetimi tarafından verilmedi. Neden? “Mesaj barındırıyor, şifreli mesajı olur” diye. Elimde yasal belge var yani hiçbiri şey değil. “Bu kitap cezaevlerinde okunmasın.” diyen bir zihniyet var karşımızda ve işin en ilginç tarafı ne biliyor musunuz, burada Başbakan olan, AKP’nin kendi Başbakanının, Sayın Davutoğlu’nun kitabının yasaklandığını da gördü. Böyle bir şey olabilir mi? Herhâlde bu yasaklanmanın sebebi “medeniyetler” olsa gerek çünkü tek medeniyet isteniyor. Irkçı, ırkı Türk, erkek, Sünni. Onun dışındaki hiçbir şeyi kabul etmediği için bu “medeniyetler” belki fazla gelmiş olabilir, muhtemelen odur, başka da bir açıklaması yok. Bu kadar akıl dışı, ilkelliğe doğru giden, insanı esas almayan, insanı nesneleştiren, sadece rantı esas alan, tekçiliği esas alan, özne olarak hiçbir değeri kabul etmeyen bir zihniyetin maalesef ve maalesef OHAL gibi, KHK’ler gibi şu an için, şu günün koşullarında herkesin bire bir hayatına mal olan, mağdur eden, geleceğini çalan ve geleceği gittikçe karanlığa döken bir tezkere gelecek ve bu tezkere bu ülkeyi bu kadar karanlığa sokarken tekrar oylanacak. Dilerim ve umarım ki, oturup elinizi vicdanınıza koyar, biraz kendi zihinsel düşüncelerinizi zorlar, bunun karşısında durursunuz. Diğer türlü, şimdi, birazdan gelip burada oylama yaptığınızda inanın ki hiçbir halkta karşılığı yok; vicdan olarak yok, insan olarak yok, zihin olarak yok çünkü bu ülkeye hiçbir faydası yok, hiçbir faydası yok. Tek bir zümreye faydası var, tek bir zümrenin kendi iktidarını sürdürme, tek bir iktidarın kendisini güçlendirme ve yaptığı insanlık suçlarını, savaş suçlarına karşı bir yasal koruyuculuktur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresi üzerinde grupları adına üçüncü söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’e aittir.

Sayın Adıgüzel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan değerli milletvekilleri; en başta dün hain terör saldırısında Hakkâri Çukurca’da şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, Antalya Milletvekilimiz, geçmiş dönem Genel Başkanımız Deniz Baykal’a da bir kez daha acil şifalar diliyorum, bir an önce aramızda olmasını temenni ediyorum.

Olağanüstü hâlin uzatılmasıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Biliyorum, sıralara baktığımız zaman çok da olağanüstü hâlin uzatılması, 80 milyonu ilgilendiren bir tezkerenin, bir yetkinin görüşülüyor olmasına rağmen, bir tezkerenin görüşülüyor olmasına rağmen, milletvekillerimizin, özellikle de iktidar partisi milletvekillerinin çok da ilgi göstermediğini görüyorum. Ama biliyorum ki oylama sırasında hepsi burada olacaklar ve “evet” oyunu kullanacaklar.

15 Temmuz gecesini hatırlatmak istiyorum size. Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Parlamenter demokrasiye dönük hain terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe girişimini buradan bir kez daha lanetleyerek ve özellikle de hayatını kaybeden şehitlerimize rahmet dileyerek 15 Temmuz gecesini size bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Bu çatı altında, 15 Temmuzu 16 Temmuza bağlayan gece, bütün partiler; Cumhuriyet Halk Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, Halkların Demokratik Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisine mensup milletvekilleri, kendi ideolojik aidiyetlerini de bir kenara bırakarak halkın iradesine sahip çıkmışlardır. Bu darbe girişimine karşı parlamenter demokrasi birikimi çok önemli bir sınav vermiştir arkadaşlar. Öncelikle, siyaset kurumu darbecilere teslim olmamıştır. 15 Temmuzda millete ve devlete karşı terör örgütü FETÖ tarafından başlatılan darbe kalkışması bu Parlamento çatısı altında tüm partilerin demokrasiden yana ortak tavrı ve halkın büyük direnişi sayesinde bozguna uğratılmıştır. Ben, buradan, bir kez daha, o gün demokrasiye, iradesine sahip çıkan, darbeye karşı duran bütün vatandaşlarımıza, siyasetçilerimize teşekkür ediyorum. Bizler, Sayın Genel Başkanımızın darbenin ilk anlarında söylediği gibi, darbe nereden gelirse gelsin darbenin her türlüsüne karşı olmaya, Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamenter demokrasisine zeval gelmemesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu Yüce Meclis ne askerî darbelere ne de sivil darbelere teslim olmayacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi 15 Temmuz darbe girişiminde “Gazi Meclis” unvanını ne kadar çok hak ettiğini bir kez daha ispatlamıştır.

Özellikle anlatmak istedim darbe girişimi gecesini, ortak tavrı anlatmak istedim. Çünkü, biz buradan defalarca cemaatin ülkemizi getireceği noktayı anlattık. Hatta buradan -Allah rahmet eylesin- Kamer Genç defalarca haykırdı yüzünüze ama çıkıp bir özür bile dilemediniz Kamer Genç’ten, hatta onu buradan, kürsüden indirmeye çalıştınız, cezalandırdınız. Biz, darbe gecesi yaşanan birlikteliğin ileriye dönük devam etmesi gerektiğini defalarca anlattık, sizlerse duymamayı, görmemeyi tercih ettiniz ve -polemik yaratmak için söylemiyorum ama- tekrar hatalar yapmaya ve geçmiş dönemde cemaatin yollarını açarken bugün de farklı cemaatlerin önünü açıp “Kendi bildiğimizi yaparız.” tavrını sürdürmeye devam ettiniz.

Değerli milletvekilleri, 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hâl ilan edildi ve o günden itibaren bir yılı aşkın süredir Türkiye olağanüstü hâl rejimiyle yönetiliyor. Her ne kadar Hükûmet yetkilileri OHAL’i ilan ederken bunun kısa sürede bitirileceğini söylemiş olsa da bugün Türkiye'de OHAL rejimi olağan bir hâle gelmiştir. OHAL bahanesiyle yetkilerin hepsini elinde toplayan iktidar 80 milyon kişinin kaderini tek bir kişinin iki dudağı arasına teslim etmiştir. Bugün eğitimden ekonomiye, işsizlikten dış politikaya Türkiye’nin acil sorunları çözüm beklerken iktidar partisi OHAL’i bir kez daha uzatmanın peşinde. Tabii, burada OHAL’i oylayacağız, sonra neyi görüşeceğiz? Müftülere nikah yasası. Yani yine 80 milyonun derdine çare bulmak yerine kafa karıştıran uygulamalara devam edeceksiniz.

Bugün vatan haini ilan ettiklerinizle dün kirli bir ittifak içindeydiniz. 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek hak ve özgürlükleri askıya alan, OHAL rejimini Türkiye’de olağanlaştıran iktidardır. Bugün OHAL’den vatandaşların şikâyetçi olmadığını iddia eden iktidar partisi, OHAL’in karşı karşıya olduğumuz hangi soruna çare olduğuna cevap veremiyor. Tekrar soruyorum size: OHAL, ekonomiye mi, işsizliğe mi, insan hakları ihlallerine mi, eğitim sorunlarına mı çözüm oldu? Ben OHAL’in bilançosuna, OHAL’in vatandaşlarımıza kestiği faturaya bir kez daha hep birlikte bakalım istiyorum. KHK’lerle 110 bini aşkın kamu görevlisini ihraç ettiniz. Bunların arasında kim var? Emin olun, FETÖ darbeyi başarılı gerçekleştirseydi ihraç edeceği akademisyenler de vardı. Kim? İbrahim Kaboğlu var. Kim var? Murat Sevinç var, Yüksel Taşkın var, İlhan Uzgel var. Burada ismini sayamadığım, FET֒yle hiçbir alakası olmayan, hakka, hukuka inanan onlarca akademisyen var, barış isteyen akademisyenler var ama siz darbe girişimi başarısız olsa da bu insanları ihraç ettiniz. Çoğunluğu öğretmen olan 22 bini aşkın insanın çalışma izinleri iptal edildi. Onlarca kurum kapatıldı, gazeteciler tutuklandı, televizyonların kapısına kilit vuruldu. Bine yakın şirkete el konuldu, bu şirketlerde çalışan işçilerin kaderleri kayyumlara teslim edildi. OHAL döneminde resmî rakamlara göre 119 bin kişi daha işsiz kaldı. Bakın, TÜİK’in açıkladığı temmuz ayı iş gücü istatistiklerine göre 2017 Haziran ayında yüzde 10,2 olan işsizlik oranı temmuz ayında yüzde 10,7’ye yükseldi. Genç işsizliği ise söylemeye dilim varmıyor. Bugün Türkiye’de her 5 gençten 1’i işsiz, sizin resmî rakamlarınıza göre işsiz. Kayıt dışı çalışanların oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 puana yakın artarak yüzde 35,2 oldu. OHAL döneminde 1,1 milyon kişi daha kayıt dışı çalışmaya mahkûm edildi. OHAL ilan ettiğinizden bu yana en az 425 kadın öldürüldü, onlarca çocuğumuz şiddete uğradı. Aladağ’da, Adana’nın Aladağ ilçesinde göz yumduğunuz ihmallerle kaybettiğimiz çocuklarla birlikte bizim yüreğimizi de yaktınız. Ama siz ne kadınları ne çocukları umursamadığınızı bir kez daha gösterdiniz.

12 Eylül dönemini aratmayacak kararlarla grevler yasaklandı. İşçilerin hak aramasına “millî güvenliği tehdit” bahanesiyle ket vuruldu. Zaten OHAL’in grevleri yasaklamak için nasıl fırsata çevrildiğini en güzel Sayın Cumhurbaşkanı özetledi. Bakın, ne demiş Sayın Cumhurbaşkanı: “OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz.” Sayın Başbakan da demişti ki: “OHAL millete karşı değil.” Bu işçiler millet değil mi? Siz bu işçileri yok mu sayıyorsunuz arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

OHAL yasakları yalnızca grevleri etkilemedi. OHAL gündelik yaşamımızın bir parçası hâline geldi. Paneller, festivaller yasaklandı. OHAL yasaklarında yitirdiğimiz insanları anamaz olduk. İşçilerin direniş çadırına, Suruç katliamı anmasına, Roboski anmasına, 10 Ekim katliamı anmasına, ki bir hafta önce Ankara’nın göbeğinde tren garının önünde gerçekleştirilmiştir… Biliyorsunuz 10 Ekim patlamasında, Türkiye'nin en büyük katliamında 102 gencimiz, insanımız hayatını kaybetti. Bunlardan 10’u Cumhuriyet Halk Partisi gençlik kolları üyesiydi, Malatya’da yaşıyorlardı. Ben ailelerini tanıyorum, hiçbirinin bir gün polisle karşı karşıya geldiğini düşünmüyorum ama siz onlara gazla, copla cevap vererek çok büyük de bir ayıba imza attınız. (CHP sıralarından alkışlar) Çok büyük bir ayıp. Bu ülkede anaları önce mahkeme kapılarında adalet aramak zorunda bıraktınız, şimdi de evlatlarının acısını yaşamasına izin vermiyorsunuz.

Cerattepe’ye de, türkülere de OHAL yasağı getirdiniz.

Hepsinden de öte, değerli milletvekilleri, OHAL’le birlikte insanların hak arama yollarının önüne set çekildi. 685 sayılı KHK’yle bir komisyon kuruldu. Şu ana kadar 100 bini aşkın başvurunun komisyona yapıldığını hepimiz biliyoruz. Birileri “Bu başvurular 500 bine kadar yükselebilir.” diyor. Peki, ben size buradan sormak istiyorum, eminim ki bugün iktidar sıralarında oturan milletvekilleri de buna cevap vermekte zorluk çekecektir: Bu 100 binlerce insanın sorununu, itirazını 7 kişilik komisyon nasıl değerlendirecek? Lütfen bir düşünün, bu 7 kişilik komisyon nasıl değerlendirecek bunu?

Değerli milletvekilleri, Nuriye ve Semih… Aylardır bu 2 arkadaşımız, iki eğitimci, dünyanın en haklı talebiyle, “İşimizi geri istiyoruz.” diyerek açlık grevindeler. Mahkemeye götürülmüyorlar, farklı bahaneler bulunuyor. Sırf göz önünde olmasınlar diye tutuklanıyorlar ve bugün geldiğimiz noktada tekrar vurgulamak istiyorum: Eğer bugün komisyon çalışacaksa önce bu ölüm tehlikesiyle burun buruna olan 2 kardeşimizin, Nuriye’nin ve Semih’in dosyalarını değerlendirsin. Eğer samimiyseniz gelin bunu yapın değerli milletvekilleri.

Hani iktidar partisi temsilcileri “OHAL’den kimse zarar görmemiştir.” diyor ya, ben de OHAL döneminde intihar edenleri araştırdım. 40’a yakın intihar eden vatandaşımız var. Ayrıca şunu da söyleyeyim: 15 Temmuzdan önce de, özellikle siz bu hain darbe girişimini yapan cemaatle yollarınızı ayırdığınızı söylemeden önce de bu ülkede gençler intihar ediyordu. Atanamayan öğretmenler intihar ediyordu ve şu notlarla intihar ediyorlardı: “Bizler çalışsak da başaramıyoruz, geleceğe inancımız kalmadı.” deyip intihar ediyorlardı. Şimdi çıktınız diyorsunuz ki: “Sorular çalınmış.” Sorular çalınmadı arkadaşlar. Sorular, bu ülkede demokrat, Alevi, Kürt gençler kamuda iş bulamasın diye birileri tarafından servis edildi, servis; o sorular çalınmadı. (CHP sıralarından alkışlar)

Döndük geldik 15 Temmuz sonrasına, bugüne. Doktor Orhan Çetin intihar etti. Neden intihar etti Orhan Çetin? Açığa alınmış. İki gün sonra çalıştığı hastaneye gitti -üzülerek anlatıyorum- 10’uncu kattan atladı. Arkadaşları anlatıyor: Bütün çocukluğu, öğrenciliği açlıkla, yoklukla geçti. Babasını hiç görmedi. Bir kuruş da ne FET֒den ne başka bir yerden yardım almadı. Ama FET֒yle bir zamanlar kol kola yürüyenler bugün makam koltuklarında oturuyor ama haksız yere, hukuksuz yere açığa alınan Orhan Çetin bugün maalesef aramızda yok. Kim verecek bu hesabı? Bu insanları kim geri getirecek? Lütfen, elinizi vicdanınıza koyun, Orhan Çetin gibi onlarca insan yargısız infazın bedelini canıyla ödüyorlar.

Değerli milletvekilleri, FET֒yle mücadele bahanesiyle bugün 5’inci kez Meclisten geçirmeye çalıştığınız OHAL’le yetki ve sınırlarını aştığı bugün herkesçe malum olan bir düzen yaratılıyor. Yani bu getirdiğiniz olağanüstü hâl, yetki ve sınırlarını çoktan aşmıştır. Hatta Anayasa Mahkemesinin şöyle bir cevabı var: “Olağanüstü yönetim usulleri yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli ölçüde sınırlandırmasına karşın, demokrasiler sonuçta bir hukuk rejimidir ve hukukun dışına çıkılamaz.” kararına, “Olağanüstü hâl KHK’leriyle getirilen düzenlemeler olağanüstü hâlin amacını ve sınırlarını aşmamalı.” uyarısına karşın bugün kamuoyunun da malumu olduğu üzere iktidar partisi hâlâ kamuoyuna, örneğin, kış lastiklerini neden KHK’yle düzenlediğini söyleyemez herhâlde ya da üniversite rektör seçimlerinin kaldırılmasını niye KHK ile OHAL’le düzenlediğini açıklayamaz. Bilmiyorum, soruyorum, var mı bir açıklamanız? Neden kış lastiklerini KHK’yle düzenlediniz? Tekrar soruyorum buradan size.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en başta da ifade ettiğim üzere, bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorunlar OHAL’in uzatılmasıyla değil, Türkiye'nin bir an önce normalleşmesiyle çözülebilir. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün eğer 15 Temmuz darbecileriyle gerçekten hesaplaşmak isteniyorsa yapılması gereken OHAL’in uzatılması değil, darbenin siyasi ayağıyla hesaplaşılması, bunun açığa çıkarılmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Kurulan OHAL Komisyonunun raporlarını kaçırarak, raporları matbaada unutarak, “Unuttuk.” diyerek bunun altından kalkamazsınız. Bugün eğer 15 Temmuz darbecileriyle gerçekten hesaplaşmak istiyorsak bu siyasi hesaplaşmanın yeri bugün şahit olduğumuz şekliyle kapalı kapılar ardında değil, mahkeme salonlarında olmalıdır. Biliyorsunuz, kapalı kapılar ardında ne hesapların, ne pazarlıkların yapıldığı çıkıp kamuoyuna açıklanmadan “Biz darbeyle, FET֒yle mücadele ediyoruz.” diyemezsiniz. Bugün, bu ülkede yaşayan 80 milyon vatandaş, megakent İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanının neden istifa ettiğini bilmiyor ve bilmeye hakkı var. Oy veren 4 milyon insanın, kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğunu bilmeye hakkı da var ve bu taleplerini yerine getirmek de sizin göreviniz.

Değerli milletvekilleri, OHAL’in ilanının üzerinden bir yılı aşkın süre geçti ama bugün, darbenin siyasi ayağına ilişkin tek bir somut adım atılmadı. Bugün, AKP iktidarının yaşanan onca acıya rağmen 15 Temmuzdan bir ders almadığı, bu acı tablonun sorumluluğunu zerre kadar hissetmediği ortada. İktidar dün yaptığı hataları bugün de tekrarlıyor. Bakın, bugün, eğitimde FET֒den boşaltılan koltuklara başka cemaat ve vakıflar yerleştiriliyor. Bakın, tıpkı dün FETÖ örgütlenmesinde olduğu gibi, yoksul, dar gelirli ailelerin çocukları diğer cemaatlerin, tarikatların kucağına itiliyor. Eğitim, her alanda bugün farklı cemaatler ve tarikatların elinde. Bu cemaat ve tarikatlar palazlanmış durumda. O gün bizim uyarılarımıza kulak vermediniz, bugün de maalesef bu uyarılarıma kulak tıkamış vaziyettesiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bugün Türkiye’nin dış politikası iflas etmiş durumda. Bu sorulara verecek cevabınız yok çünkü “Komşularla sıfır sorun.” diye çıktığınız yolda Türkiye’yi içinden çıkılmaz bir noktaya getirdiniz. Biz yıllar yılı size Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” politikasından bahsederken, siz savaş politikasından medet umdunuz, Türkiye’yi bir bataklığa çektiniz. Bakın, Sayın Genel Başkanımız size çok net sorular sordu, dedi ki: “Durup dururken Türkiye’yi Suriye bataklığının bir parçası hâline kim getirdi? Dostu Esad olanın, nasıl oldu da bir süre sonra düşmanı Esed oldu? Kimin zamanında Suriye’deki kendi topraklarımızdan Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırmak zorunda kaldık? Suriye’ye girecek ve yirmi dört saatte Şam’daki Emevî Camisi’nde namaz kılacaktık, nasıl odu da tam tersi gerçekleşti ve 4 milyon Suriyeli Türkiye’ye geldi? Türk askerlerinin İdlib’e girme ve Esad’ın yanında yer alma stratejisi kime ait? Bu, kimin yanlış stratejisinin çöktüğünü gösteriyor?” Bu sorulara dahi cevap veremeyenler, Türkiye'nin dış politikasını iflas eşiğine getirenler bugün bir kez daha OHAL’in uzatılmasını ve bizden de OHAL’in uzatılmasına destek vermemizi istiyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin çözüm bekleyen sorunu çok ama buna çözüm üretecek bir iktidar maalesef yok. Türkiye'nin acil sorunları bugün çözüm beklerken OHAL’in ülkenin sorunlarına çözüm üretemeyeceği bir yıldan fazla geçen süre zarfında kanıtlanmışken iktidarın OHAL’de diretmesinin tek bir amacı vardır, OHAL’i kullanarak tek adam rejimini kalıcı kılmak.

Bakın, bugün yapılması gereken, bizim defalarca, üstüne basa basa söylediğimiz ama iktidarın bir türlü duymak istemediği şudur: Demokrasi ve özgürlükler temelinde, liyakat esasına dayanarak devlet sistemini bu çatı altında buluşturan, tüm partilerin katılımıyla yeniden bir sistem inşa etmek. AKP artık şunu idrak etmelidir: Bu kanlı girişim yalnızca kendisine karşı değil, 80 milyonun iradesine karşı yapılmıştır.

Son olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kez daha, olağanüstü hâle gerek olmadığını, Türkiye'nin bugün itibarıyla karşı karşıya olduğu sorunların çözümü için bir an önce normalleşmeye dönmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum ve son bir çağrıda bulunmak istiyorum: Eğer siz de sarayın değil, Türkiye'nin menfaatinden yanaysanız, “Bizim gayemiz çocuklarımıza ve gençlerimize iyi bir gelecek bırakmak.” diyorsanız elinizi vicdanınıza koyun ve bu tezkereye “hayır” deyin. Türkiye'nin ihtiyacı olan olağanüstü hâl değil, milletin hakkının, hukukunun, onurunun bu yüce Meclis çatısı altında korunmasıdır.

Tekrar bu tezkereye neden “hayır” dediğimizi toparlarsam, biz Türkiye'nin olağanüstü hâlle değil, normal şartlarda yönetilmesi gerektiğine ve sorunların bu Meclis çatısı altında çözülmesi gerektiğine inanıyoruz ve savunuyoruz. “Olağanüstü hâl” diyorsunuz, biraz önce, Meclis başlamadan önce 5 kadına tahammül edemediniz; onlara copla, biber gazıyla cevap verdiniz, tek söyledikleri “Biz müftülük yasasına karşı çıkıyoruz.” diyorlar. Bence bu tahammülümüzü de geliştirmemiz gerekiyor, Türkiye'nin kurtuluşu ortak akılda, Türkiye'nin kurtuluşu ortak aklın egemen olmasında, ötekileştirmeden ve dayatmadan bize hiçbir fayda gelmeyecek.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tezkere üzerinde gruplar adına dördüncü ve son konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Hamza Dağ.

Buyurun Sayın Dağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAMZA DAĞ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresiyle ilgili olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Konuşmamın başında dün şehit olan Furkan Aydın, İlhan Sezer, Seçkin Arıkan, Adem Gezer kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine, Somali’de bir patlamayla şehit olan 300’den fazla kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Milletvekillerimiz Deniz Baykal’a acil şifalar, Orhan Miroğlu’na da geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bugün olağanüstü hâlin 5’inci kez uzatılmasıyla ilgili Başbakanlık tezkeresini konuşuyoruz. Olağanüstü hâl niye ilan edildi, nereden gerek oldu, aslında bunun sebebini ortaya koymadan bugünkü oturumun niye yapıldığını belki de dile getirmek çok da imkân dâhilinde olmayacak.

15 Temmuz gecesini hepimiz yaşadık, buradaki milletvekili arkadaşlarımızın tamamı o geceyi yaşadı. Bir kısmımız Genel Kurul salonunda bunu yaşadı, bazılarımız meydanlarda o geceyi yaşadı. Tarihten bir kesitten bahsetmiyoruz 15 Temmuzdan bahsederken, 1500’lü yıllar, 1600’lü yıllar veya on yıl, on beş yıl öncesinin bir mevzusundan bahsetmiyoruz. Belki de o yıllarda dahi, insanlık tarihinin var olduğu sürece dahi böyle bir olay, böyle bir vaka insanlık tarihinde vuku bulmuş bir olay değil, bunu hepimiz kabul ediyoruz. Çünkü, kendi silahı ve bu ülkenin vergileriyle alınmış uçaklarla, helikopterlerle bu ülkenin insanlarına silah sıkan, bomba atan bir güruhtan, bu kadar kendi aklını, beynini bırakmış bir güruhtan bahsediyoruz.

O gece, 15 Temmuz gecesinden, -saat dokuzdan itibaren sabaha kadar süren bir süreçti- Allah’a hamdolsun, 16 temmuz sabahı bir aydınlığa uyandık. 15 Temmuz gecesinde milletimiz, halk, bütün unsurlarıyla; Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ı, Çerkez’i, Abaza’sı, Roman’ı, herkes meydanlara aktı, Meclisi korumaya geldi. 16 Temmuzda Meclisin önünü insanlar akın akın, hiç uyumadan, 15 Temmuzdan sonra hiç uyumadığı hâlde, yanında kardeşi vefat ettiği hâlde şu Meclisin bahçesini tıka basa doldurdu ve o gecenin neticesinde, aslında o güne kadar süren süreçte bir şeye karar vermek, artık bu hâle gelmiş bu örgütü, devletin içine sızmış bu örgütü ortadan kaldırmak gerekiyordu.

O gece, bu millet âdeta Malazgirt’i tekrar yaşadı; âdeta İstanbul’un fethini, denize askerini süren Fatih’in torunları olduğunu, Çanakkale’yi tekrar yaşadı. Bunu bütün genleriyle ortaya koydu. Tabii, bunu ortaya koyarken aslında bu millet hem tarihten gelen misyonunun farkındaydı hem de ona dedesi, atası, babası bir şey anlatmıştı. 1960 ihtilalinde darağacına giderken “Yine milletim iyi olsun, güzel olsun.” diyen Adnan Menderes’in yaşamış olduğu hadiseyi dedesinden, babasından defalarca dinlemişti. Ben dedemden dinlemiştim mesela. Radyodan o gün o elim olayı duyduğunda gözyaşı döktüğünü, hiçbir şey yapamadıklarını söylediğini de ben dedemden dinlemiştim. Ve işte bu millet babasından, atasından dinlemiş olduğu bu hadiseyi, o gece “Size bu gece Recep Tayyip Erdoğan’ı yedirmeyeceğiz.” dedi. Tabii, lider de, milletin tamamının lideri olarak Recep Tayyip Erdoğan da o gece “Eğer lider taşın arkasına saklanırsa millet dağın arkasına saklanır ve kaybolur.” diyerek bütün insanları alanlara, meydanlara davet etti. Davet etmesi ötesinde, kendisi de Marmaris’ten yola çıkarak meydana doğru gitti, başka bir yere gitmedi. Belki daha güvenli bir ortama gidebilirdi kendi açısından ama bunu denemedi; milletinin yanına, milletinin içine döndü.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuza gelirken çok önemli süreçler yaşadık. Aslında 15 Temmuz 2016’yı Gezi olaylarından ve Gezi olaylarından sonra yaşanan süreçten ayrı tutmak mümkün değil. O süreci, biz, bugün de aynı bağlamda, beraber düşünmek zorundayız. Yarın bir gün tarih bunu yazdığında, tarih bununla ilgili elli yıl, yüz yıl sonra bir şey yazdığında Gezi’yle de, 17-25’le de ve ondan sonraki süreçle de bunun bağlamını kuracak çünkü 2013’ün Mayıs ayında bir dostane eylem gibi gözüken o Gezi olaylarından sonra, 81 ilin tamamında, neredeyse Vandallığa varan, sokakların tahrip edildiği; Hükûmeti, meşru Hükûmeti, seçilmiş Hükûmeti zor durumda bırakmak için eyleme dönüşen bir hadiseyi hep beraber yaşadık. O hadiseler yaşandığı zaman, bir anda sosyal medyadan ve diğer alanlardan tahrik edilenlerle birlikte sokakların savaş alanına döndürülmesi, açıkçası, yine seçilmiş Hükûmeti bir şekilde ortadan kaldırmak, o Hükûmetin istifasını sağlamak için yapılan bir eylemdi. Allah’a hamdolsun, Fas-Tunus-Cezayir’den dönen Cumhurbaşkanımızı havaalanında yüz binler karşıladı ve bu hareket akim kalmış oldu. Yine 15 Temmuz 2016’ya gelirken 17-25 Aralık seçim endeksli darbe girişiminden ayrı düşünmemiz de mümkün değil. 15 Temmuz 2016’da milletin vergileriyle verilen toplarla, silahlarla, uçakla, helikopterle o işlemi gerçekleştirenler, yine bu milletin verdiği yetkiyle 17-25 Aralıkta seçim endeksli bir şekilde darbe teşebbüsünde bulundular. Burada defalarca bunu söyledik, “17-25 Aralık bir darbe girişimidir.” dedik. Hatta bir keresinde latife olsun diye “Madem Türkçe anlaşılmıyor, Arapça ve İngilizce söyleyelim.” diye de burada ben bir konuşma yaptığımı anımsıyorum. Şimdi, 30 Martla beraber bu da kenara gitti. MİT tırlarının durdurulması…

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; MİT tırlarının durdurulduğu günü bu Mecliste ben de yaşadım. 19 Ocakta bu Meclis çalışıyordu, 2014’te ve o gün birileri ısrarlı bir şekilde “AK PARTİ iktidarı, Recep Tayyip Erdoğan terör örgütlerine destek veriyor ve Türkiye’de yargılanmazsa bile Lahey’de yargılanacak.” sözlerini söylediler. Aslında bu da 15 Temmuz 2016’dan bağımsız düşünülecek bir süreç değildi. Sonra 2014’te 6-7-8 Ekim olaylarını yaşadık. 7 Hazirandan sonra, özellikle o hükûmetin kurulamadığı, koalisyonun oluşturulamadığı dönemde bir yerlerde çukurlar kurulduğunu, bir yerlerde öz yönetimler ilan edildiğini ve hükûmetin oluşamamasından yola çıkarak başka bir taşeron örgütün yola girdiğini, başka bir taşeron örgütün birileri tarafından kullanıldığını hep beraber müşahede ettik.

Şimdi, bugün bu tezkereyi konuşurken bir konuşmada o gün yakıp yıkılan yerlerin imar ve inşasının, Nusaybin’in, Cizre’nin, Şırnak’ın imar ve inşasının OHAL’e bağlanıyor olması, açıkçası OHAL’i anlamamak, OHAL’i bilmemek demektir. Bir kere biz ülkeyi on beş yıldır imar ve inşa ediyoruz ve on beş yıldır OHAL yok. On beş yıldır Cizre’sinden Edirne’sine, İzmir’ine, İstanbul’una ülkenin her yerini imar ve inşa ettik.

O gün çukur kazanlara, o gün o barikatları kuranlara ve orada o milletin hayatını zindana çevirenlere bir kelam etmeyeceksiniz, bugün orada imar ve inşa yapılırken söz söyleyeceksiniz ve bunu da OHAL’e bağlayacaksınız. Açıkçası bu şu demektir: “OHAL’e söyleyecek çok fazla sözümüz yok, biz lafı eveleyip geveleyelim.” Bu, OHAL’le ilgili burada konuşurken de, genel politikaları, dış politikayı, ekonomiyi, işsizliği konuşurken de açıkçası OHAL’e söyleyecek çok fazla bir söz olmadığını gösterir çünkü 15 Temmuzdan sonra bu yapıdan kurtulmak için yapılabilecek çok fazla bir şey kalmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. 17-25’ten sonra bu yapıdan, devletin içine sızmış, askerinde, polisinde, adliyesinde, eğitim alanında, sivil toplumda, her yerde olmuş bu yapıdan kurtulmak için ne yapacaktık, ne yapmamız gerekiyordu?

Bakın, 17-25’ten sonra bu mücadele çok ciddi bir şekilde başladı, bunu hepimiz biliyoruz. O operasyon yapan hâkimler, savcılar, o dönemdeki emniyetçiler, hepsi yasal olmayan bir süreci başlatmışlardı. 17-25’te hiç alakası olmayan bir ihbar mektubuyla başlayan süreç yasal olmayan şekilde devam ettirilmişti ve o yasal olmayan şekilde yürütülen süreçte açıkçası bunları ihraç etmeniz, bunları devlet dışına, o sistem dışına çıkarmanız imkân dâhilinde değildi o mevzuata göre ve 657 sayılı mevzuata göre bunu yapmanız imkân dâhilinde olmayınca, bu yapının Hükûmete ve devlete karşı yapacağı eylemlerle ilgili ancak yer değiştirmeler yapmak zorunda kalıyordunuz.

Ne yazık ki o dönemden bu döneme, ta dershaneler sürecinden bugüne kadar, açıkçası bu konudaki mücadelede yalnız kaldığımızı çok açık, net bir şekilde söyleyebilirim ve birçok, söylem birliği noktasında birçok sözler var dershaneler sürecinden bugüne kadar.

Zaman gazetesine kayyum atandığında ya da Bank Asyaya kayyum atandığında Bank Asyanın önüne direkt gidenler o yapıya cesaret vermediler mi? Defalarca cesaret verdiler. Bunların hepsi tarihte yerini aldı, şu anda burada teker teker bunlara girecek değilim.

Değerli milletvekilleri, açıkçası, burada 15 Temmuza gelirken ve 15 Temmuzdan sonra OHAL’in artık, bir Hükûmet olarak, ülke yöneten bir iktidar olarak, ilanından başka hiçbir hâl olmadığını çok net bir şekilde söyleyebiliriz. Bugün iktidarda AK PARTİ var, o gün AK PARTİ vardı, AK PARTİ değil de bu Meclisteki başka bir siyasi parti olmuş olsaydı bu OHAL ilanından başka verebileceği bir husus yoktu. İçimizde birçok hukukçu var, eğer OHAL ilanı olmasaydı devletin içine girmiş bu yapıdan bu devleti kurtarmak imkân dâhilinde miydi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bugünkü koşullarda yok, o günkü koşullar bitmiş, bugünkü koşulları konuşun.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 1961 Anayasası’nda da 1982 Anayasası’nda da bir kere, olağanüstü hâl anayasal bir kurumdur ve olağanüstü hâl Anayasa’da güvence altına alınmıştır. 15 Temmuz gibi bir hadisede olağanüstü hâl ilan edilmeyecek de ne zaman edilecek? Açıkçası, olağanüstü hâl tamam, bir yetkidir ama aynı zamanda da bir görevdir. Eğer böyle bir görevi AK PARTİ iktidarı yerine getirmemiş olsaydı açıkçası hem bizden sonra gelenler hem bu Meclisteki heyet bu konuda AK PARTİ’yi ve AK PARTİ iktidarını eleştirmek durumunda kalabilirdi.

OHAL’le ilgili, açıkçası, tabii ki hafızalarımızda olumsuz birtakım hususlar söz konusu olabilir. 1990’lı yıllar 1987’den başlayarak olağanüstü hâl dönemiyle geçti ve o olağanüstü döneminde birtakım hadiseleri hâlen şu anda yaşıyoruz ama yaklaşık on beş aydır olağanüstü hâl süreçlerine baktığımızda, açıkçası bu olağanüstü hâl süreçlerinin sosyal hayatı etkileyen, ekonomik hayatı etkileyen, insanın bireysel hayatını etkileyen bir süreci olduğunu hiç kimse iddia edemez ve bunu hepimiz bir arada görüyoruz. Devletin içinde bulunan, devletin içine sızmış FETÖ yapılanmasını ortadan kaldırmak ve onları ihraç etmek, sistem dışına çıkarmak ve yargısal olarak da yargılanması için yapılan bir süreçtir. Yoksa, Kızılay’da da, Konak Meydanı’nda da ve başkaca yerlerde insanların hayatını etkileyecek ve bu anlamda insanın bireysel hayatını etkileyecek bir süreç olmadığını çok net bir şekilde söyleyebiliriz.

Dünyada birçok olağanüstü hâl örnekleri var, bunlar şu anda da uygulanıyor. Yani Fransa’da… Hep Batı’yı örnek verirler, hep Batı’yı söylerler; açıkçası, Fransa’da bir DAİŞ saldırısından sonra, 130 kişinin vefat ettiği saldırıdan sonra OHAL ilan edildi ve 6’ncı kez bu OHAL uzatıldı.

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Cezaevlerinde kaç gazeteci var Fransa’da? Akademisyen var mı?

HAMZA DAĞ (Devamla) - Uygulamalara baktığınızda, Fransa’daki OHAL kararına göre güvenlik güçleri mahkeme kararı olmaksızın insanları tutuklayabiliyor, insanların evlerini arayabiliyor. Fransa’da medya kuruluşlarının terör saldırılarını aktarmak kullanacağı görsel, işitsel materyaller denetlenebiliyor. Bu yasanın, çok sayıda TV kanalının Nice saldırısında bir parmağı gösterdiği için uygulandığını herkes biliyor. Hükûmet, soruşturma kapsamında zanlıların bilgisayarlarındaki ve telefonlarındaki verileri kopyalayabiliyor. Herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç olmaksızın tüm vatandaşlar dört saat gözaltında tutulabiliyor ki Fransa’da yapılan 2016 Avrupa Kupası’nda da bunu çok net bir şekilde uyguladılar, fazla fazla uyguladılar. Yine, Fransa’yı ziyarete gittiğinizde dışarıda, sokakta askerin, polisin elinde uzun namlulu silahlarla gezdiğini görürsünüz. Bunların hiçbirini bizim ülkemizde görmeniz imkân dahilinde değil. Olağanüstü hâl bizim ülkemizde, Allah’a hamdolsun, sosyal hayata, birebir hayata ve insanların günlük hayatına etki etmeden devamını sağlıyor. “Niye o zaman olağanüstü hâli istiyorsunuz?” diyecek olursanız, açıkçası, bu yapıdan olağanüstü hâlin vermiş olduğu imkânlar dışında kurtulmanız imkân dahilinde değil. Bu ülke için ve bu ülkenin geleceği, selameti için bu olağanüstü hâle bu anlamda ihtiyaç var. Sadece ve sadece FETÖ yapılanması için değil, aynı zamanda ülkemizin uzun zamandır DAEŞ’le de, PKK’yla da, DHKP-C’yle de mücadele ettiğini hepimiz biliyoruz. Daha geçen senelerde birçok yerde bu anlamda bombaların patladığını biliyoruz ve 2010’dan bu yana bu coğrafyada birtakım güçlerin dizayn çalışması içinde olduğunu, Suriye’de, Irak’ta bunların yaşandığını ve bunlar devam ederken de bu ülkenin, o istikrar adası hâlinde olan bu ülkenin devamını sağlamak açısından böyle bir yönetim sistemine ihtiyacımız olduğunu, hâlen ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz.

Peki, olağanüstü hâl döneminde ekonomik veriler -benden önceki konuşmacılar da bunları söylediler- ne âlemde? Geriye mi gitti ekonomik veriler, ileriye mi gitti? 2017’de G20 ülkeleri içinde en hızlı büyüyen 3’üncü ülke Türkiye Cumhuriyeti ve bu dönemde yabancı yatırımcının geldiği, gelmek için mücadele ettiği bir ülke. En son Enerji Bakanlığının yaptığı YEKA Projesi’ni hep beraber takip ettik. Borsa 110 binlerin üzerine çıkıp üst üste rekorlar kırdı. Tabii ki ekonomide sıkıntılar olabilir, işsizlik olabilir ama OHAL’le bunu ilişkilendirmek, OHAL’le bunu bir arada tutmak, değerlendirmek ya bu OHAL’e iyi hazırlanmamaktır ya da aymazlıktır. Açıkçası bunlar her dönemde olabilen, çözülmesi gereken, hep birlikte çözmemiz gereken şeyler. Ama OHAL’in ekonomiyi olumsuz etkilediği şeklinde bir yorum yapmak şu an itibarıyla imkân dâhilinde değildir. AK PARTİ iktidarları OHAL’i istemedi bugüne kadar ve iktidara gelir gelmez OHAL’i kaldırdı.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Kaldırmadınız, kaldırmadınız.

HAMZA DAĞ (Devamla) – 2002’de AK PARTİ iktidara gelir gelmez ilk yaptığı iş olağanüstü hâli kaldırmak oldu ve bugüne kadar demokratik açılımlar noktasında…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaldırmadı, süre bitti, süre, kaldırmadı.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Siz hiç konuşmayın Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaldırmadı, kaldırmadı.

HAMZA DAĞ (Devamla) – ByLock’ta hakkınızda neler yazıldığını hep beraber okuduk.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaldırmadı, kaldırmadı.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Sizin konuşmaya hiç hakkınız yok!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaldırmadı, kaldırmadı.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Sizin FETÖ yapılanmasıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunuzu artık cümle âlem duydu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaldırmadı, kaldırmadı.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Allah’tan kork, Allah’tan kork!

HAMZA DAĞ (Devamla) – İktidara gelir gelmez OHAL’i kaldıran bir partidir AK PARTİ.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Allah’tan kork, Allah’tan kork!

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Açıklasanıza, şu byLock listelerini bir kere açıklayın ya, bir açıklayın.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın konuşmacı, Allah’tan kork, Allah’tan kork, FET֒nün tam göbeğindesiniz.

HAMZA DAĞ (Devamla) - Bugüne kadar hayata geçirilen demokratik açılımları ve demokratik süreçleri açıkçası saysak burada zamanın yetmesi mümkün değil.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – “ByLock listelerini niye açıklamıyorsunuz?” dedim, bir açıklasanıza.

HAMZA DAĞ (Devamla) - Sadece birkaç tanesini söyleyecek olursak, asker vesayeti bu ülkede tarihin çöplüğüne atılmış vaziyette.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – “Fetullah Hoca Efendi” diye yalvar yakardınız.

HAMZA DAĞ (Devamla) – On yılda yapılan darbeler artık Allah’a hamdolsun, inşallah 15 Temmuzda gerekli cevabı alarak tamamen ortadan kalkmış oldu.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Demek ki byLock’çusun sen.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Çözüm Süreci gibi bir süreci, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi bir süreci “Baldıran zehri içtik.” diyerek hayata geçirdik. Keşke birileri bu süreci istismar etmemiş olsaydı. Cumhurbaşkanının bizzat halk tarafından seçilmesi sağlandı. Başörtüsü yasağını tamamen ortadan kaldırdık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Nasıl kaldırdın ortadan?

HAMZA DAĞ (Devamla) - Katsayı adaletsizliğini ortadan kaldırdık. Kamu Denetçiliği Kurumu kuruldu ve bu sayede Batı’da uygulanan sistem ülkemizde de uygulanır noktaya geldi. Askerî mahkemeler tamamen kaldırıldı. Devlet güvenlik mahkemeleri kaldırıldı, özel mahkemeler kaldırıldı.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Ceza mahkemelerinin onlardan bir farkı yok, adı değişti sadece, adı.

HAMZA DAĞ (Devamla) - Yani demokratik anlamda, özgürlük anlamında AK PARTİ iktidarları hep yukarıya doğru giden süreçleri yaşamıştır. 2002-2010 yılları arası, “Kopenhag kriterlerini İstanbul kriterleri yapacağız.” dedik, bunlar hayata geçirildi.

Açıkçası, bugün OHAL’in 5’inci kez uzatılmasını konuşuyoruz. Ve diyoruz ki: “OHAL’in ihtiyacı kalmadığı zaman, tabii ki, bu ülkede olağanüstü hâl bir daha uzatılmayacaktır.”

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Ne zaman?

HAMZA DAĞ (Devamla) - Ve -bunun için- Türkiye'nin olağanüstü tedbirlerle karşı karşıya bulunduğunu bugün kim inkar edebilir? Olağanüstü tehditler, olağanüstü tedbirleri gerektirir. Terörle mücadeleye yönelik ihtiyaçlar kalktığında elbette OHAL de sona erecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAMZA DAĞ (Devamla) – Terörle mücadelemizi kararlılıkla sonuna kadar sürdürmek için olağanüstü hâlin bir kere daha uzatılması noktasında AK PARTİ Grubu olarak lehte oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip kürsüde benim şahsıma sataşmıştır. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi, ben kaçırdım?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şunu söyledi: “Esas FETÖ'yü savunan sensin, sen hiç söz söyleme.”

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, iki dakika süre veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın (3/1199) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Akit gazetesi “CHP'den ‘Gülen’i bitirin.’ önergesi” şeklinde haber veriyor. Akit Gazetesi, başka gazete değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne zaman? Ne zaman?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yine Akit gazetesi “Gülen’i AK PARTİ kurtardı.” diyor, “Gülen’i AK PARTİ kurtardı.” Akit gazetesi “CHP'den ‘Gülen’i bitirin.’ önergesi” diyor, Akit gazetesi “Gülen’i AK PARTİ kurtardı.” (CHP sıralarından alkışlar)

Grup başkan vekiliniz, AK PARTİ’li milletvekilleri… Biz nereye giderken kadınlarımız kapanır? Hacca giderken kapanırız, ibadet yerlerine giderken. Pensilvanya’ya gidip kapanan, biraz önce sizin yerinizde oturan grup başkan vekiliniz kim? Kim bu resimdekiler?

Üç: Millî Güvenlik Kurulunun kararı… Kimin burada imzası var? Bakın, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün var, Hilmi Özkök’ün var, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın var; tüm Bakanlar Kurulunun burada imzası var. Bakanlar Kurulunun imzasının olduğu Millî Güvenlik Kurulu diyor ki burada: “FET֒yü bitirin.” Yıl 2004.

Bu evleri, arsaları, bu Zaman gazetesinin bulunduğu yeri deprem toplanma alanıyken buradan çıkarıp veren siz misiniz, ben miyim? (CHP sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – AKP verdi, AKP FET֒ye açtı.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bunu AKP vermedi mi?

Bakın, daha ötesi, Bülent Arınç ne dedi? Bülent Arınç Bey dedi ki: “Parsel parsel bu arsaları kim verdi?”

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Melih Gökçek verdi. Kayda geçsin.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ya, Allah’tan korkun!

Bakın, AK PARTİ’nin yükselişi ile FET֒nün, Fetullah Gülen’in, cemaatin yükselişi paraleldir. Paralel yükseldiniz, paralel bitiyorsunuz.

17-25 Aralıkta benim evimde mi para kasaları bulundu? O para kasaları benim evimde miydi? Faiziyle birlikte kime verdiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – O ayakkabı kutuları benim babamın evinde mi bulundu?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Orada “Hırsız var.” diye bağırıyordunuz, ne oldu, ne oldu? Orada burada “Hırsız var.” diye… Utanmıyor musunuz şu anda! 15 Temmuzun sebebi sizsiniz be!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’de Bank Asyayı ben mi açtım? Bank Asyanın açılış kurdelesini benim babam mı kesti?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, süreniz doldu.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bank Asyanın kurdelesini siz kestiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Zaman gazetesini kim kurtardı da… Hâlen cesaret veriyorsun FET֒ye. Hâlen cesaret veriyorsun FET֒ye. Arkadaş, zamanında dedik: “Bak bu adamlara dikkat edin.” diye.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, sizi dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Tanal yapmış olduğu konuşmada FETÖ ile AK PARTİ arasında bir irtibat varmış gibi…

BAŞKAN – Buyurun, size de sataşmadan iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen birbirimize sataşmadan konuşalım.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sezgin Bey, sen de aynısın da hiç karıştırma.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Terbiyeli ol, terbiyeli!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Zaman gazetesinde yaptığınız şeyler burada, Zaman gazetesinde.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Terbiyeli ol, utanmaz! Ne demek “Sen de aynısın.”? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Tanrıkulu; lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Terbiyen yok mu? Sözünü geri al! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, yerinize oturur musunuz, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Enişten nerede? Damadınız nerede? Eniştenizi söyleyin! Enişteniz Amerika’da… Eniştenizi söyleyin! Enişteni söyle!

BAŞKAN – İstirham ediyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Eniştelerini söylesinler!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Özel, grubunuza hâkim olur musunuz, lütfen, istirham ediyorum.

Bakın, Sayın Grup Başkan Vekilini kürsüye davet ettim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Orada! İspatla, ispat et! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Nerede enişteler?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, arkadaşlar…

BAŞKAN – Bir saniye…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Amerika’daki enişteni söyle!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Nerede enişteler?

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu… Sayın Tanrıkulu, lütfen…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Terbiyeni kullan!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Uyarır mısınız efendim.

BAŞKAN – Hepinizi uyarıyorum, lütfen, ayaktaki tüm milletvekillerini uyarıyorum, herkes yerine otursun, sözü olan çıkar kürsüde konuşur.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Haddini bildireceğim senin! Utanmaz! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bu Meclisin bir çalışma adabı, bir çalışma usulü var, lütfen, istirham ediyorum.

Buyurun, sayın milletvekilleri, lütfen… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, bakın, Sayın Grup Başkan Vekilini kürsüye davet ettim, lütfen saygılı olalım.

Sayın Bostancı’ya, sataşmadan iki dakika süre veriyorum.

Buyurun Sayın Bostancı.

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasına Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Mahmut Bey bir hukukçu. Hukukun en temel ilkesi, isteklerin, arzuların etkisinden kurtulmuş bir akılla davranmaktır. Sanıyorum Sayın Mahmut Tanal kızdığı için, burada hukuki inceliğin dışına çıkan bir değerlendirmede bulundu.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Gerçekleri söyledi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hukuken, hukukun normlarına dikkat ederek değerlendirme yapmış olsaydı, eminim buradaki sözlerin birçoğunu söylemezdi.

FETÖ, ne zaman FETÖ oldu?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sizin ortaklığınız bittiği zaman.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – FET֒nün FETÖ olma zamanı 17-25 Aralıktır.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Siz mi karar veriyorsunuz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Son derece farklı bir örgütlenmeyle karşı karşıyayız.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Mahkemeler yok mu, mahkemeler?

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Başından beri ortaktınız. Başından beri FET֒ydü o.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Efendim, böyle bağırarak çağırarak bu konuyu konuşamayız. Memleketin karşı karşıya olduğu bu tehlikeyi siyasi polemikler içerisinde tüketemeyiz. Burada, sizler için de bizler için de, bu ülkenin ortak kaderi ve geleceği için çok önemli bir badireden geçti bu ülke; herkesin çok dikkatli bir şekilde davranması, hem kendileri için hem de ülkenin geleceği için son derece önemli. FET֒yü birbirimize karşı rekabetin bir mühimmatına dönüştürmek kadar tehlikeli başka bir iş olamaz.

AK PARTİ bugün memleketin kaderine ve geleceğine yönelik bu tehdide karşı -üstelik uluslararası ayakları olduğunu siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz- canhıraş bir mücadele veriyor. AK PARTİ’yi eleştirebilirsiniz, yürüttüğü mücadeleye ilişkin eleştiriler de söyleyebilirsiniz ama biz sizden şunu duymak isteriz: “FET֒ye karşı haklı ve yerinde bir mücadeledir bu, sonuna kadar sizin arkanızdayız.”

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Birlikte hesap vereceksiniz, birlikte. Birlikte hesap vermelisiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Böyle bir beyanı ne yazık ki çok açık ve net bir şekilde sizden duyamadık. Mesele bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizi eleştirmeniz bizi rahatsız etmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama memleketin bu haklı mücadelesinde bir ortak karar ve iradeyi sizlerden de bekleriz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – ByLock listelerini bir çıkarsanıza.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tanal, bir saniye… Sayın Yiğitalp’in de söz talebi vardı. Bir onu da dinleyeyim, size tekrar döneceğim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın hatip şunu söyledi: “Ya OHAL’i bilmiyorlar -OHAL üzerinde değerlendirme yaparken bizi kastederek- ya da aymazlık içindeler.”

BAŞKAN – Bir saniye… Sizin şahsınızı ya da grubunuzu ilzam etti mi?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Grubumuzun adına, biz OHAL’i reddettiğimiz için, burada açıklama yapıp değerlendirme yaptık. Değerlendirmemizin üzerine…

BAŞKAN – Şimdi ona bakacağım, gerçekten varsa vereceğim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Söylüyorum işte.

BAŞKAN – Hayır, ama tamam da böyle bir şey söyledi diye bütün herkes kalkıp “Beni kastederek…”

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – “Aymazlık” normal bir kelime midir?

BAŞKAN – Eğer gerçekten sizi kastetmişse, isminizi ya da şahsınızı doğrudan ya da dolaylı bir kastı varsa ben söz vereceğim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – “Aymazlık” ne demektir?

BAŞKAN – Tamam ama size mi söyledi bunu? Bunu size mi söyledi?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Türk Dil Kurumundan bakın.

BAŞKAN – Ben bakacağım.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Biz OHAL üzerinde itirazımızı söyledik.

BAŞKAN - Ha, yerinizden istiyorsanız bir dakika söz…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hayır, niye yerimden söyleyeyim? Niye HDP’ye bunu yapıyorsunuz?

BAŞKAN – O zaman tutanakları isteyeceğim, lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – E isteyin.

BAŞKAN – Hayır, bakın, şunu diyorum: Niye istiyorum?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, niye tutanak istiyorsunuz? Sonuçta OHAL’le ilgili…

BAŞKAN – Sizin şahsınızı ya da grubunuzu ilzam edecek herhangi bir şey var mı, yok mu, onu göreceğim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Grubumuza var tabii ki.

BAŞKAN – Bakacağım, tamam, varsa vereceğim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, neye bakacaksınız?

BAŞKAN – Ben yok demiyorum. Ya da 60’a göre yerinizden söz vereyim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bir izahatı dinler misiniz? OHAL’le ilgili kim konuştu burada? Partiler konuştu.

BAŞKAN – Ee, CHP de konuştu, MHP de konuştu, AK PARTİ, bütün gruplar konuştu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – E tamam, zaten hepimize aynı şeyi söyledi, “Aymazlık içerisindesiniz.” dedi.

BAŞKAN – Ben tutanakları istiyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – CHP de bundan söz alabilir.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sizi dinliyorum şimdi…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bize gelince tutanak istiyorsunuz.

BAŞKAN – Sadece size gelince değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, kesinlikle böyle, ayrımcılık yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, ben herkes için, şüphede, tereddütte kaldığım zaman isterim ama şu sataşma olayını da lütfen artık polemik hâline getirip istismar etmeyelim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz de bu HDP üzerindeki yok görme hâlinizden vazgeçin.

BAŞKAN – Bu sataşmayı takdir etmek, sataşmadan dolayı söz verip vermemek tamamen buranın takdirinde.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – HDP bu halkın partisidir, tamam mı? HDP’ye bunu yapamazsınız yani.

BAŞKAN – Ve bu takdiri de bugüne kadar hepinizin lehinde kullandım ama beni lütfen zorlamayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Tanal, buyurun.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye bunu yapıyorsunuz? Çoğunluğa güvenerek yapıyorsunuz, değil mi? Vicdanınıza güvenin, aklınıza güvenin, yasalara güvenin.

BAŞKAN – Yasa diyor ki: “Bu takdir Meclis Başkan Vekilindedir.”

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bakın, bakın, tutanaklara bakın!

BAŞKAN – Bu takdiri uyguluyorum, yasaya kalıyorum, size söz vermiyorum. Anlaşıldı mı, daha net konuşayım mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Vermeyin. Bu sizin kılıfınızdır zaten. Ancak siz bunu yapabilirsiniz.

BAŞKAN – Lütfen, oturun yerinize.

Sayın Tanal, buyurun.

Yazık be!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Size yazık!

BAŞKAN – Ben Tutanakları isteyeceğim, Eğer gerçekten sizin şahsınızı, grubunuzu ilzam ediyorsa vereceğim dedim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – “Aymazlık” normal bir kelime midir?

BAŞKAN – Tamam, size söylenmiş bir sözse vereceğim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bize dedi tabii ki. Allah Allah!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Sibel Yiğitalp aymazdır.” diyecek hâli yoktu herhâlde yani.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Bostancı biraz önce konuşurken -efendim- FET֒yle mücadelede bizim destek vermediğimizi söyledi yani bu anlamda sataşmada bulundu. Bu anlamda söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, iki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili, AK PARTİ’ye bu FET֒yle olan mücadelesi karşısında bizim destek vermediğimizi söyledi. Bugüne kadar gerçekten FET֒yle ilgili mücadelede, siz daha bunlarla kardeşçe, can cana, kuzu kuzuya, kucak kucağa yürürken biz o dönemde “Bunları bitirin.” önergesini veriyoruz Sayın Başkan. Bunu veren gazete Akit gazetesi.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Senin Genel Başkanın kimin kucağında geldi?

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Bu mu mücadele?

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Siz kucağa oturursunuz!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, siz gayet rahat… Bu birlikteliğinizi daha yeni bitirdiniz.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Kasetle gelmedi mi Genel Başkanın? (CHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Biz ilk günden itibaren zaten karşıydık. Yani bu anlamda…

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Kucağa sen oturdun!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ne demek “Kucağa oturdun?”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Siz devam edin Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Kavga oluyor yani şimdi Başkan, ben nasıl devam edeyim? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Herkes yerine sayın milletvekilleri. Sayın Özel, siz de buyurun yerinize.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – “O kaseti izleyin, yayın.” diyen kim?

BAŞKAN – Sayın Erkek…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Genel Başkan böyle konuşur mu?

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, Sayın Erkek, lütfen… Bakın, sözü olan çıkar, burada söyler. Hiç kimse yerinde bağırıp çağırmasın lütfen, istirham ediyorum.

Sayın Tanal, devam edin.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bizim burada objektif anlamda bazı gerçekleri söylememiz, bazı arkadaşlarımızın bu gerçeklere tahammül etmemesi, terör örgütlerinin işine gelir aslında. Bu kavgaları çıkarmak, bu şekilde birbirimize tahammül etmemek, tahammülsüzce birbirimize saldırmak -gayet rahat- terör örgütlerinin istediği manzara bu. Milletvekilleri katlanılamaz sözlere medeni ve uygar bir vaziyette tahammül etmeli, varsa bir sözü medeni ve uygar bir vaziyette gelip burada sözünü söylemeli. Burası medeni ve uygar insanların konuşabildiği, gerçeklerle yüzleşebildiği gayet rahat bir alandır. Burası güçlünün güçsüze, vesairenin birbirine gücünün yettiği bir alan değil arkadaşlar. Biz eğer bu anlamda söylersek…

Biraz önce Sayın Yılmaz… Yanılmıyorsam Şevki Yılmaz Bey’in oğlusunuz herhâlde. Gayet rahat, şeriatla ilgili net sözler söylediğini, FET֒yle ne ilgilerinin olduğunu çok iyi biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Şevki Yılmaz’ın mı? Yazıklar olsun ya!

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen şahsiyatla uğraşmayalım, burada olmayan birileri hakkında da dikkatli konuşalım.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Zaman gazetesine giden kimdi ya?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, devletler hukukla yaşar, cemaatle yaşamaz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Zaman gazetesini kurtaran kimdi?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Zaman gazetesini kurtaran sizsiniz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bırak şimdi! Her polis operasyonunda adliyeye koşan sendin be!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Oranın yeri deprem alanıyken deprem alanından çıkarıp Zaman gazetesine veren AK PARTİ’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Siz İzmir Gençlik Kollarının Başkanı değil miydiniz? Sizin yeriniz…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Doğru.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Doğru, değil mi? Fetullah Gülen tarafında olan, onun yandaşı olan, şu anda cezaevinde olan, binanın sahibi değil miydi? E, o bina kimindi? FET֒nün değil miydi o bina?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne alakası var ya!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sizin binanız değil miydi o bina? Sizin binanız kimindi? Kira mıydı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ya yapmayın kardeşim, binalarınız da onların, hepsi onların.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ahmet Küçükbay… 15 Temmuz günü onun binasında oturuyordunuz. Ahmet Küçükbay FET֒cü değil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Bostancı’ya söz verdim.

Sayın Bostancı, lütfen bu tartışmayı bitirelim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum, derdim bu polemiği sürdürmek değil. Şahıslara sataşarak yapılan müzakerenin terörle mücadeleye, FET֒yle mücadeleye hiçbir faydası olmadığı gibi, aynı zamanda bu mücadeleyi zaafa uğratacak bir içerik taşıdığı kanaatindeyim. Bu kategoriyi, bu anlamdaki tartışmaları şiddetle reddediyoruz ve CHP’den de tabii ki çok açık bir şekilde memleketin bu önemli meselesine, ciddi tehlikesine karşı açık desteklerini bekliyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yerimden söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereceğim.

Sayın Kerestecioğlu da sisteme girmiş.

Buyurun Sayın Özel.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, AK PARTİ Grubu yönetiminin grup adına konuşacakların seçiminde daha hassas olması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, Naci Bey’in üslubu sataşmaya cevap verecek bir üslup değil, söylediği söz de benim karşı çıkacağım bir söz değil. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi grup yönetimine şu düşer: Bu kürsüye bu konuda kimi çıkarıyorsunuz, o arkadaş orada ne yapmaya çalışıyor, ona bakacaksınız.

15 Temmuz gecesi Fetullah Gülen’le irtibatından dolayı daha sonra gözaltına alınıp tutuklanacak Ahmet Küçükbay’ın binasında oturanlar, kendisinin vakıflara atadığı -bütün bir liste var Hamza Bey- kişilerin tamamı FET֒cü çıktığı için sıkıntıya düşenler o kürsüye çıkıp FETÖ mücadelesinin en kahraman yiğidiymiş gibi konuşunca zülfüyâra dokunuyor. Bunu yapmayın. (CHP sıralarından alkışlar) OHAL konuşulur ama kişinin kendini FETÖ şampuanıyla yıkayacağı hamam değil orası, orası Meclis kürsüsü.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından “Bravo Başkan” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu’na söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, ben az önce Şırnak’taki göçükle ilgili…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Vakıflar neymiş? Ben bilmiyorum vakıfları.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çıkar anlatırım o zaman.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Çıkart, hangi vakıflarmış, ne vakıfları?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hadi çık konuş! Hepsini sayacağım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bireysel değil, orada anlat, biz cevap veririz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Kerestecioğlu konuşuyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sana bilgileri şimdiden…

BAŞKAN – Sayın Tanal, bakın, sayın grup başkan vekiline söz verdim, istirham ediyorum.

Buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Mersin’de bir polis servis aracına saldırı olduğuna, Şırnak’ta bir madende göçük altında kalan 8 kişinin hayatını kaybettiğine, Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in eniştesinin de göçük altında hayatını kaybedenler arasında olduğuna ve bütün ailelere başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şimdi, öyle bir ortamdayız ki aslında gerçekten hani bu ülkede barış istemek, hakikaten huzur içerisinde hepimizin daha mutlu yaşamasını istemek, bunu dilemek buradaki ortama baktığınız zaman dahi zor oluyor. Ama gerçekten istediğimiz buysa bunun için bir şey yapmalıyız. O yüzden sadece genel olarak terörü kınamak, kınamak, kınamak yetmiyor.

Az önce de Mersin’de bir polis servis aracına saldırı olduğunu öğrendik. Bu saldırıyı da kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

Bunun yanı sıra, Şırnak’tan -Leyla Vekilimiz oraya ulaştı- göçükle ilgili haber aldık. 8 işçinin cenazesinin çıkarıldığı ifade ediliyor. Daha fazla var mı onun bilgisine sahip değilim ama il özel idaresinin sürekli denetlemesi gereken, her hafta denetim yapılması gereken bir yer ve Enerji Bakanının da çok talihsiz bir açıklaması var, buranın kaçak olarak çalıştırıldığını, MİGEM’in buraya izin vermediğini söylüyor. OHAL cenderesinde bulunan bir bölgede kaçak çalıştırılan koskoca maden ocağından gerçekten idarenin de haberlerinin olmaması ilginç bir şey ama çok hazindir ki Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde oradan çıkarılan kömürler yoksullara veriliyor ve böylece iktidar sürdürülüyor ve göçük altında da yoksullar ölüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Aycan Vekilimizin, Aycan İrmez Vekilimizin eniştesi de maalesef göçük altında kalanlar arasında. Ailesine başsağlığı dilemek zorundayım çünkü az önce ölüm haberini teyit edememiştik ama o da hayatını kaybedenler arasında sanıyorum. O nedenle, bütün ailelere başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak’ta bir madende meydana gelen göçükte hayatını kaybeden Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in eniştesi ve diğer tüm işçilere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bizler de Şırnak’taki göçükte hayatını kaybeden Aycan İrmez Milletvekilimizin eniştesi ve diğer tüm işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz; yakınlarına, ailesine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Diliyoruz ve umuyoruz bu tür kazalar bir daha olmaz. Tabii ki bununla ilgili yetkililer, gerekli soruşturmayı başlatmışlardır ve yürütüyorlardır diye düşünüyorum, gerekenlerle ilgili gereken tüm işlemleri yapacaklardır.

Sayın Akçay, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin’de bir polis servis aracına bombalı bir saldırı gerçekleştirildiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, burada hepimiz anbean bu gelişmeleri, hadiseleri takip ediyoruz. Bu hadiseler tüm boyutlarıyla birlikte henüz ortaya çıkmış olmamakla birlikte, öncelikle Şırnak’ta meydana gelen maden göçüğünde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve inşallah, daha fazla bir can kaybı ve yaralı olmadan bu hadise atlatılır. Fakat madenin kaçak olduğu iddiaları -daha evvel de bu kaçak madenlerde benzeri kazalar hadise olmuştu- konunun hassasiyetle ele alınmasını gerektirmektedir.

Yine, son dakikalarda aldığımız habere göre de Mersin’de bir polis servis aracına bombalı bir saldırı gerçekleştirildiği ve ilk bilgilere göre de 5 yaralı polisimizin olduğu ifade ediliyor. İnşallah, can kaybı olmadan, bu hadiseyle ilgili ayrıntılı bilgileri de elde edeceğimizi ümit ediyorum ve yaralı polislerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özel…

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçük olayına, Meclisin maden kazalarıyla ilgili üzerine düşeni yapmadığına, Mersin’de bir terör olayıyla karşı karşıya bulunulduğuna ve can kaybı olmamasını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Tabii, bir yandan Meclisi takip edip bir yandan gündemi takip ederken polemikler arasında, şimdi sayın grup başkan vekillerinin ifade ettiği iki konuda ben de söz almak istedim.

İlk belirlemelere göre, Şırnak’taki madendeki 5 kayba hep birlikte ağlıyoruz, hep birlikte üzülüyoruz ama Meclisin buradan çıkarması gereken, daha doğrusu çıkarmadığı bir dersten dolayı can kayıpları devam ediyor. O madenle ilgili, geçtiğimiz dönemde, milletvekillerinin soru önergelerine Sayın Berat Albayrak’ın “O maden kaçaktı ve kapatıldı.” diye cevap verdiği, şimdi arkadaşların getirdiği notlar arasında. Bunun yanında, Soma Komisyonunun raporundaki her şey o madendeki o faciayı önlemeye yeter. Altında geçmiş dönem milletvekillerinizin imzası var. Meclis raflarında tozlandı, duruyor, gereği yapılmıyor.

Ayrıca, Mersin’de bir terör saldırısıyla karşı karşıyayız. Yaralılar olduğu söyleniyor -5’ti, “12” yazıyor- can kaybının olmaması ümit ediyoruz, acil şifalar diliyoruz. Hepimizin aklı, yüreği orada. Bu karmaşık gündem sırasında bu can kayıplarına Meclisin farklı bir duyarlılıkla da yaklaşması gerekiyor.

Size de söz verdiğiniz için teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, AK PARTİ’nin madenlerdeki çalışma şartlarına ve işçilerin haklarına ilişkin birçok çalışmalar gerçekleştirdiğine ve Mersin’de bir polis servis aracına yönelik terörist saldırıyı kınadığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

Şırnak’taki göçükte hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

AK PARTİ madenlerdeki çalışma şartlarına ve işçilerin haklarına ilişkin birçok çalışmalar gerçekleştirdi, daha iyisini elbette talep ediyoruz ve bu yönde çalışmalar da sürüyor.

Mersin’de polis servis aracına yönelik terörist saldırıyı şiddetle kınıyorum. Yaralılara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Türkiye terörle kararlı bir şekilde mücadele etmeye devam ediyor, devam edecek. Teröristler asla hedeflerine varamayacaklar; devletimiz, milletimiz onlara hak ettiği cevabı verecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Hükûmet adına Sayın Bozdağ, buyurun.

27.- Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, Şırnak’ta maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Mersin’de bir polis aracına bombalı saldırı yapılmasına ve Türkiye’nin terörle mücadelesinin her şartta etkili ve kararlı bir şekilde devam edeceğine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; bugün ülkemizde meydana gelen iki üzücü hadise nedeniyle açıklama yapmak istiyorum. Öncelikle, Şırnak’ta meydana gelen göçükte, göçük altında 8 vatandaşımız kalmıştır. Bunlardan 7’si maalesef hayatını kaybetmiş, 1’i kayıp durumdadır, henüz kendisine ulaşılamamış durumda. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum.

Şu anda bütün ilgili birimler olay yerinde. Umarım ki kaybolan vatandaşımıza sağ salim ulaşma imkânı bulunur. Biz de buradan dua ediyoruz, orada da yetkililer, görevliler bu vatandaşımıza ulaşmak için çalışmaları devam ettiriyorlar.

Tabii, Enerji Bakanımızın yaptığı açıklama bir savunma açıklaması falan değil, oradaki madenin durumunun tespitine dair bir açıklamadır. Ruhsatsız, izinsiz, kapalı olan, kapalı olduğu bilinen ve zaman zaman da kapalı olup olmadığı kontrol edilen bir maden. Maalesef, burada, para hırsıyla, kaçak yollarla çalıştırma yapan birileri var. Tabii, bunlarla ilgili de…

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Hükûmet ne yapıyor bu arada?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İşte, devlet denetimini yapıyor, kaçak oradan… Denetim yapılıyor, gözetim yapılıyor, takip ediliyor ama buna rağmen, demek ki bir çalışma yapılmış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O açıklama bugün yapılmadı Sayın Bakanım, geçen sene Ertuğrul Kürkcü’nün soru önergesine cevap verdi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Şimdi, bakın, bunlarla ilgili şunu söyleyeyim: Bunlarla ilgili adli süreç başlatılmıştır, her türlü tetkik yapılıp ilgili kişiler hakkında yasal gereklilikler neyi emrediyorsa o yapılacaktır.

Tabii, Mersin’de meydana gelen terör saldırısında da maalesef bir polis aracına bombalı saldırı yapılmıştır. Şu anda olay taze, henüz net rakamları, olaya dair detaylı bilgileri verme imkânım yok. Elimde olan bazı bilgiler var ama bunlar da teyitli bilgiler değil. Olayda yaralılar olduğuna dair bilgiler var. Ambulanslar olay yerine sevk edilmiş durumda. Şu anda bir rakam var ama teyit edilmediği için o rakamı, işin doğrusu, paylaşmak istemiyorum.

Ben yaralılara acil şifalar diliyorum. Umarım, hayati tehlikeleri yoktur, kısa sürede, tedaviyle aramıza dönerler.

Türkiye'nin terörle mücadelesi her şeye rağmen, her şartta etkili ve kararlı bir şekilde devam edecektir. Bunlar terörle mücadelemizi zaafa düşürmez ve Türkiye'nin daha etkin mücadelesi bundan sonra da sürecektir.

Ben tekrar geçmiş olsun diyorum ve acil şifalar diliyorum yaralılara.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Dağ, buyurun.

28.- İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın, şahsıyla alakalı kimin elinde ne bilgi ve belge varsa savcılığa intikal ettirmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben kayıtlara geçmesi için, bir hususun aydınlanması noktasında söz aldım.

Geçende Sayın Bekir Bozdağ hakkında verilen gensoruyla ilgili bir konuşma yapmıştık. Konuşmadan sonra da 2011’deki Türkçe Olimpiyatları’yla ilgili birtakım imalarda bulunuldu. Bugün de yine, böyle bir süreçle alakalı, FETÖ süreci, olağanüstü hâlle ilgili yaptığımız konuşmadan sonra yine birtakım imalarda bulunuluyor. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti ve kimin elinde bir belge, bilgi varsa bunu ilgili birimlere, savcılıklara intikal ettirmesini ben hepsinden istiyorum. Çünkü bizim ta doğumumuzdan itibaren nerelerde yetiştiğimiz, nerelerde bulunduğumuz, nerelerde siyaset yaptığımız, gençlik kollarından bugüne kadar ne gibi aktiviteler içinde bulunduğumuz kamuoyunun önünde cereyan etmektedir ve Allah’a hamdolsun, siyaset yaparken özellikle birtakım insani hususları gözeterek bunu yapmaya çalışıyoruz çünkü hepimizin siyasetin dışında insani özellikleri var, şerefimiz var, namusumuz var, önemli hususlarımız var. Burada birtakım şeyler ima edip kenara çekilmek bence doğru değildir. Ben şahsımla alakalı, burada, muhalefet partilerinin ve iktidar partisinin elinde ne bilgi, belge varsa savcılığa intikal ettirmesini temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bağımsız savcılar olduğu gün hepsi olacak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, “Varsa bir şey buraya değil de savcılığa verin.” dedi

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Hangi savcı, hangi savcı? Savcı mı kaldı bu memlekette?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama, bizi itham etti.

BAŞKAN – İtham etmedi ya, siz itham ettiniz, o da cevap verdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam ama…

BAŞKAN - Tamam, buyurun, 60’a göre veriyorum, lütfen bitirelim ama.

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biz kürsüye çıkıp da Hamza Dağ’la ilgili bir şey konuşmuş değiliz. Hamza Dağ kürsüye çıkmış, OHAL’le ilgili süreci ve OHAL’in -Türkiye’de yarattığı tahribatı, kendisi gerekli görüyorsa- sebeplerini konuşmak için çıkmış, o kürsüyü kendisini FET֒den aklama yerine çevirmiştir.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne alakası var kardeşim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çünkü biz biliriz ki bu tip davranışları…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ayıptır ya! Ayıptır, günahtır senin yaptığın ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben şimdi size şunu soracağım.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Tamam, sor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, sizinle ilgili İzmir kamuoyunda, Ege kamuoyunda herkes hem referanslarınızın FET֒cü çıktığıyla ilgili, örneğin…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Kim var, söyleyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben isimleri söyleyeyim, siz de olmadığını söyleyin.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Söyle.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen, burada farklı isimleri zikretmeyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söylüyorum. Şimdi, siz “FET֒ye cesaret vermek.” diyorsunuz ya…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, uygun bir usul değil.

BAŞKAN – Bakın, şahsiyatla uğraşmayalım, varsa bilginiz, belgeniz -ifade ettiniz- yargı makamına verirsiniz, burası Meclis.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben buraya, Ege Üniversitesine FET֒cü rektör atandığında ağustosta “referansı Hamza Dağ” diyorlardı. “Cüneyt Hoşcoşkun” ismini bilirsiniz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Tamam, biliyorum. Referansın benim olduğumu nereden biliyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, içeride.

HAMZA DAĞ (İzmir) – İçeride değil, yurt dışında.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Değilse, sizin muhataplarınız yalanlasın, sizin partiniz yalanlasın.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne alakası var?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, ima ve şaibe yaratacak bir dille konuşmak doğru değil. Sayın Özgür Özel’in elinde bir bilgi varsa gerekli yerlere versin.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen… Her dedikoduyu burada gelip dile getiremezsiniz. Ya, herkesle ilgili “Şunu söylüyorlar, bunu söylüyorlar...” Hiç yakışık almaz bir milletvekiline.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kâtip Çelebi… Nurettin Memur… Salih İşgören Vakfı… Mustafa Toprak… Bunlar sizin referansınız…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Mustafa Toprak ben milletvekiliyken valiydi zaten kardeşim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak, bak, bunlar vakfa atanmış mı, atanmamış mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Tamam, başka kim varmış?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunlara bakın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, burası mahkeme değil.

BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, bakın…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkanım…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Bu imalı, şaibeli dil doğru değil. Bunu kabul etmiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bu ahlaksızlıktır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ahlaksız olan sensin! Sen, Cumhuriyet Halk Partisine…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bu, Mustafa Toprak ben milletvekili iken zaten valiydi, Mustafa toprak şu anda merkez valisidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

Sayın Dağ…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Salih İşgören ölmüş bir kişidir, bir vakfı vardı ve vakfın FET֒yle bir alakası da söz konusu değildir, böyle bir şey yok. Ahlaksızlıktır!

BAŞKAN – Boş verin.

Arkadaşlar, lütfen…

Yani, biz sokaktaki her dedikoduyu getirip burada gerçekmiş gibi birilerini töhmet altında bırakarak konuşamayız sayın milletvekilleri.

HAMZA DAĞ (İzmir) - Yani, Cüneyt Hoşcoşkun şu anda yargısal… Böyle bir şey olamaz, bu FET֒ye destek vermektir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sözde kiraladıkları il başkanlığı FET֒nün, yeni geçtikleri yer FET֒nün.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, az önce, birleşime ara verdikten sonra maalesef hoş olmayan birtakım söylemler ve fiilî durumlar yaşadık. Meclisin mehabeti, çalışma ortamımız… Burada bütün gruplar ve tüm milletvekilleri olarak Türkiye’nin ali menfaatlerine uygun yasal düzenlemeler yaparken İç Tüzük’ün ve Meclis teamüllerinin gerektirdiği şekilde ve aynı zamanda birbirimize yaklaşımımız dışarıda nasılsa burada da milletimizin onuruna, haysiyetine yakışır bir şekilde inşallah çalışmaları sürdürelim diye ben temenni ediyorum.

Bu bağlamda, sisteme giren…

Sayın Elitaş, size söz veriyorum.

Buyurun.

30.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Genel Kurul salonunda yaşanan olayların bir daha yaşanmaması için gayret göstermek mecburiyetinde olduklarına, Cumhuriyet Halk Partisinin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın tekrar bir ameliyata alındığına ve AK PARTİ Grubu olarak acil şifalar dilediklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biraz önce, ara vermeden önce yaşadığımız, yaşandığını izlediğimiz hoş olmayan hadiseler gerçekleşti. Burada bütün milletvekilleri, Türk milletinin menfaatine, muhalefet tarafı kendi çerçevesinde, iktidar tarafı da farklı bir şekilde çalışmak için gayret gösteriyorlar. Bundan sonra böyle olayların yaşanmaması için bizler elimizden gelen gayreti göstermek mecburiyetindeyiz. Milletin vekilleri, temsilcileri olarak onlara yakışan bir davranışı sergilemek için gayret göstermeliyiz.

Bu arada az önce aldığımız bilgi çerçevesinde Cumhuriyet Halk Partisinin eski Genel Başkanı Sayın Baykal tekrar bir ameliyata girmiş, ona da “geçmiş olsun” dileklerimizi, acil şifa dileklerimizi AK PARTİ Grubu adına tekrar ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Biz de “geçmiş olsun” dileklerimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

Sayın Gök, buyurun.

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Genel Kurul salonunda yaşanan hadiselerin tekrarlanmaması açısından herkesin büyük bir özen göstermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi elbette iktidarın da muhalefetin de söz söyleyeceği bir platform. Bu platformda az önce bizleri üzen hadiselerin tekrarlanmaması açısından herkesin büyük bir özen göstermesi gerektiği çok açık. Böyle tabloların yaşanmaması gerekiyor Meclisimizde. Bu özen ve dikkatin gösterilmesi özellikle yüce milletimize olan bir görevimiz ve sorumluluğumuz ayrıca. Bir daha bu hadisenin yaşanmaması dileğini tekrarlıyoruz ve Meclis çalışmalarında herkesin usulet, uygun cümleler ve davranışlar içerisinde olması gerektiğinin bir kez daha altını çiziyoruz.

BAŞKAN – Evet, çok teşekkür ediyorum. Aynı duygularla bizler de Başkanlık Divanı olarak katılıyoruz.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

2.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 17/7/2017 tarihli ve 1154 sayılı Karar’ı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/10/2017 Perşembe Günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1199) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi Başbakanlık tezkeresi üzerinde şahsı adına ilk söz Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz, buyurun.

Süreniz on dakikadır.

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Divan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada Türkiye’nin sıcak gündemini konuşuyoruz, onu değerlendiriyoruz ama konuşmayı maalesef beceremiyoruz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye bir darbe süreci içinden geçti. 15 Temmuzda Türkiye’de bir darbe girişimi yaşandı. Millet olarak biz bu darbeyi engelledik. Ancak maalesef 15 Temmuz darbesinin arkasına saklanan sinsi 20 Temmuz darbesini bu Meclis olarak engelleyemedik. Bunun koşullarını şu anda yaşıyoruz. Evet, o gün 20 Temmuzda “Darbecilerle mücadele edeceğiz.” diyerek, darbe girişimini fırsat kılarak kontrollü adımlarla bu sinsi darbe gerçekleştirildi ve halka yalan söylendi. Başlangıçta “Biz OHAL’i millete karşı değil devlete karşı ilan ediyoruz.” denildi. Zaman içerisinde bu sürecin devleti ele geçirip millete karşı kullanılması süreci olduğu net bir şekilde uygulamalarla ortaya çıktı.

Evet, grev ertelemeleri, sermayenin ihtiyaçlarının gerçekleştirilmesi, tek adam rejimine dayalı anayasal değişikliğin yapılması ve bunun oylanmasına ilişkin “hayır” iradesinin çalınması, yine Varlık Yasası’nın çıkarılması, gerici ve cihatçı müfredatın geçirilmesi hep bu bahane üzerinden bu OHAL koşullarında gerçekleşti.

OHAL ilk ilan edildiğinde Hükûmet adına yapılan açıklamalarda, ihtiyaç bittiğinde hatta üç aylık süre bile dolmadan bir-bir buçuk ay süre içerisinde kalkacağı vadedilmişti. O gün de topluma yalan söylenmişti. On beş ayı doldu, şimdi üç ay için yeniden OHAL süresinin uzatılması tartışılıyor.

Görülüyor ki bu on beş aylık uygulamada OHAL sürecini, bu darbe koşullarını çok sevdiniz, çok rahat ettiniz ve bunu kalıcı bir yönetim biçimi olarak hayata geçirmek için yeni baştan uzatılmasını talep ediyorsunuz. Bir bakıma bu sürecin resmî olarak inşası anlamına gelen anayasal değişiklikleri önceden devreye sokmak istiyorsunuz. Bunu AKP’nin Genel Başkanı açık cümlelerle ifade etti. Sayın Erdoğan “Dur bakalım, ne acelen var? On iki ay devam edecek, belki de daha fazla.” diyerek bu sürece ilişkin bir belirsizlik göndermesinde bulundu ve bu süreci ne kadar ister bir şekilde olduğunu ortaya koydu.

Sayın milletvekilleri, her ne kadar bir keyfîlik, bir zorbalık düzenine dönüşmüş olsa bile OHAL de anayasal düzenleme çerçevesinde hayata geçirilmek durumunda çünkü bunun Anayasa’da yeri var. Bu bir keyfîlik dönemi değil, bu bir zorbalık dönemi değil, her ne kadar sizin uygulamalarınız bunu gösterse de.

Anayasa’da, Meclis İçtüzüğü’nde hukuksal bir çerçeve var, orada da deniyor ki: “KHK’ler otuz gün içerisinde Meclisin bilgisine ve onayına sunulur.” Maalesef, çıkan KHK’ler bugüne kadar, sınırlı birkaç örneğin dışında, Meclisin bilgisine, onayına getirilmedi.

Yine, bu şart yerine getirilmezse bu kanun hükmünde kararnamelerin geçersiz ve hükümsüz olacağı söyleniyor; bu dahi dikkate alınmadı. Ancak bu gerekler yerine getirilmeden, her ne kadar yargısal bir denetim yapılmıyorsa da, şunu bilmeniz lazım: Bu yönetim süreciniz hukuksuzdur, kanunsuzdur ve bu yönetim anlayışınız da öyle hesabı verilmesi gereken bir durumdur.

Sayın milletvekilleri, yine kanun hükmünde kararnamelerin OHAL’in kapsamı ve süresiyle sınırlı şekilde kullanılması gerekiyor; bu gerekliliğe de uymuyorsunuz. Çıkardığınız kanun hükmünde kararnameler OHAL’in ilan gerekçesinden kopuk ve bu dönemde çıkardığınız kanun hükmünde kararnameler, aynı şekilde, bu sürece ilişkin olmayan, gerekçeyle karşılık bulmayan, gerekçesiyle karşılık bulmayan konulara ilişkin. Çok sevdiniz ya, işte o nedenle kanun hükmünde kararnamelerle ilgili, ilgisiz her konuda -evet, Varlık Fonu’ndan kış lastiklerine varıncaya kadar her konuda- düzenlemeler yapıyorsunuz çünkü bu yönetim anlayışını sevdiniz. Adı üzerinde, kanun hükmünde kararname olmasına rağmen kanun hükmünü aşan, hatta Anayasa’yı aşan, Anayasa üstünde düzenlemeler yapıyorsunuz. Anayasa’yı askıya almış durumdasınız, ihlal ediyorsunuz.

Evet, bu dönem belki yargısal denetime kapalı çünkü mahkemeler bu görevlerini, anayasal görevlerini yerine getirmiyorlar; Anayasa’nın verdiği yükümlülüğü yerine getirmiyorlar; kendileri “Biz bu dönemi sorgulayamayız, yargılayamayız, denetleyemeyiz.” diyorlar, bu görevden kaçınıyorlar. Ama gün gelecek, bu eksiklik giderilecek, mutlaka yaptıklarınızın hesabı yargıya verilecek, bunu unutmayın.

Sayın milletvekilleri, diğer cunta dönemlerinde, darbe dönemlerinde, eksikliklerine rağmen, yargısal süreçler işlemiştir ancak bu dönemde bambaşka bir gerçeği yaşıyoruz. Bu dönem yargının askıya alındığı değil, yargının cuntanın yedeğine alındığı dönemi ifade ediyor. İktidarın bacaklarına yapışmış, oradan aldığı güç ve talimatlarla, siyasi bir dille muhalefete saldıran yüksek yargı organlarının başkanlarını tarihimizde ilk kez görüyoruz ve bunu bir utanç ve rezalet dönemi olarak tarihe not ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, bu OHAL düzeni net bir şekilde bir zorbalık düzenidir. Evet, 12 Eylülden öte FETÖ çetesiyle ortaklaştığınız dönemden daha belirgin bir şekilde, hukukları ayaklar altına alacak derecede zorbasınız, hukuksuzsunuz. Çünkü ben hatırlarım, 12 Eylül Dönemi’nde zorlama delillerle davalar açılırdı ve ortaklığını yürüttüğünüz kumpas davaları sürecinde uydurma ve yaratma delillerle davalar açtınız ama şimdi delile dahi gerek duymaksızın hüküm niteliğinde iddianameler hazırlıyorsunuz ve ona sonuç bağlıyorsunuz. Bunlar hukukun yok edildiğinin net ifadeleridir.

Sayın milletvekilleri, anayasal çerçevede olağanüstü yönetim usulleri bir tehdidi bertaraf etmek için, eski hâline dönüştürmek için öngörülen geçici yönetim süreçleri olarak tanımlanıyor. Peki, dönüp baktığımızda, OHAL’i ilan ettiğinizde, sivil darbeyi gerçekleştirdiğinizde kamu düzeni ve anayasal düzene kasteden gerçeklik neydi? Şimdi bununla bir hesaplaşma var mı? Bunların üzerine giden kararlı bir irade var mı? Elbette ki bunun cevabı, hayır çünkü bunu yapmanız mümkün değil. Bu sürece FET֒yle beraber geldiniz, ortaklıkları beraber gerçekleştirdiniz, şimdi ısrarla bir tarihe işaret etmek istiyorsunuz. Bu, FET֒nün isim değişikliği mi oldu, bir isim tashihi davası mı açıldı? Başından beri FET֒ydü şimdi de FETÖ; başından beri ortaktınız, o suçlara dâhilsiniz. Bunu net şekilde söylemek lazım. (CHP sıralarından alkışlar) Ve eğer o günlerin hesabı verilecekse siz de bu hesabı vereceksiniz. Burada konuşan hatiplerden rahatsız olmayın, üstüne yürümeyin, şiddet uygulamayın, bu, gerçeği örtmez. Buradaki insanlar sussa kengerler gerçeğe şahitlik eder, yaptıklarınızın hesabını kengerler dahi anlatır ve vereceksiniz. O nedenle, bu işten daha fazla kaçınamazsınız.

Söylememek elde değil, burada başka partilere ve kişilere çamur atarken, sayın grup başkan vekilinizin gelip burada başını bağlayıp diz çöktüğü o FET֒nün yanında ne işi vardı, açıklamak durumunda.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Ne gerek var? Gerçekten çok çirkin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öyle değil, yapmayın lütfen…

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Bu bilgiyi sadece Meclise değil, Türkiye kamuoyuna açıklamak durumunda, bunlardan kaçınamazsınız.

Sonuçta, şunu biliyoruz ki FET֒cüler önemli kadrolara sızarken, komutanların omuzlarındaki rütbeler sökülürken, onlar devlet kadrosunda yükselirken merdivenin dibini siz tutuyordunuz, evet, siz tutuyordunuz. Onlar büyük mal varlıklarına ulaşırken parsellerine parselleri siz katıyordunuz. Bunun hesabını vermek durumundasınız. Şimdi, bu süreçte “At izi it izine karıştı.” diyen de sizsiniz ancak karıştıran da sizsiniz; kurunun yanında yaşı yakan da sizsiniz ve kendi sorumluluklarınızı saklama çabasında olan da sizsiniz.

Sevgili milletvekilleri, bir sorunun sebebi o sorunun çözümü olamaz; Türkiye’nin geldiği sorunun sebebi sizsiniz, bunları duymaya alışın. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün burada rahatsız oluyorsunuz, gün gelecek mahkeme önünde bunları daha sıklıkla duyacak ve hesabını vereceksiniz, bunu netlikle söylüyorum.

Sayın milletvekilleri, OHAL’le ilgili bir dolu rakamsal değerlendirme yapabilirim, anlatımlarda bulunabilirim. OHAL’in ne olduğunu en güzel sizler söylediniz, Türkiye’ye anlattınız, işte, bu afişleri siz kamuoyuyla paylaştınız. Ne diyorsunuz: “OHAL kalktı, baskılar bitti.” Evet, OHAL bir zorbalık düzenidir, bir baskı düzenidir, bunu siz söylüyorsunuz. “Köyümde özgürce yaşıyorum.” diyorsunuz. Bu bir yalandı, OHAL’i siz kaldırmadınız, sadece son on gününden sonra uzatmadınız o kadar. Devam ediyorsunuz…

MURAT EMİR (Ankara) – Görmediler, görmediler.

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Şurada yazıyor, diyor ki: “Onlar konuşur, AK PARTİ yapar.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bravo!

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Evet, herkes konuşur, AK PARTİ konuştuğunun tersini yapar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Bu, onun belgesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Halk biliyor, halk.

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Ancak bizi sustursanız da kamuoyunu bu anlamıyla baskılasanız da yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz. OHAL döneminde de olağan koşullarda da ülkeyi yönetemiyorsunuz. Tek çözüm bırakıp gitmenizdir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Tezkere üzerinde Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ konuşacaktır.

Sayın Bozdağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü hâlin üç ay daha uzatılmasını öngören Bakanlar Kurulu kararı hakkında Hükûmetimizin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında öncelikle Şırnak’ta meydana gelen göçükte hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Demin 7 vatandaşımızı söylemiştim vefat eden, son aldığım bilgiye göre 6 vatandaşımız vefat etmiş durumda, 1 vatandaşımız kayıp, 1 vatandaşımız da yaralı durumdadır. Umarız ki kayıp vatandaşımıza sağlık içerisinde ulaşılır ve o kurtarılır. Yaralı vatandaşımız da tedavi altına alınmıştır. Konuyla ilgili hem adli hem idari tahkikat başlatılmış. Enerji Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ve ilgili birimler duruma vaziyet etmek üzere bölgeye gerekli yetkilileri göndermişlerdir. Ayrıca, valilik, cumhuriyet savcılığı da konuyu geniş yönleriyle incelemektedirler.

Öte yandan bugün Mersin’de meydana gelen hadisede maalesef Mersin ili Güvenevler Mahallesi 18. Cadde üzerinde polis servis aracının geçişi esnasında yol kenarına park edilmiş motosiklete yüklenen bomba düzeneği uzaktan kumandayla patlatılmıştır. Patlama sonucu 17 polis memuru, 1 teknisyen yardımcısı olmak üzere 18 kişi yaralanmıştır. Yaralıların şu anda edindiğim bilgiye göre hayati tehlikeleri bulunmamaktadır. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Rabbim onları korusun, onlara şifa versin. Tabii, olay bütün boyutlarıyla araştırılıyor. Şu ana kadar elde edilen bilgiler bunun bir terör örgütü saldırısı olduğunu ortaya koyuyor. Hangi terör örgütü olduğuna ilişkin de bazı emareler var ama bunları netleştirdikten sonra ilgili bakanlık gerekli açıklamayı yapacaktır.

Ben tekrar terörü, teröristleri ve bunlara eylem yaptıranları, destek olanları, herkesi bir kez daha buradan şiddetle ve nefretle kınıyor, lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, CHP önceki Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal, bildiğiniz gibi, geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle İbni Sina Hastanesinde tedavi görmektedir. Sayın Baykal’a bir kez daha buradan geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, dualarımızla yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Umarız ki Sayın Baykal kısa sürede sağlığına kavuşur, yeniden Parlamentodaki ve Türk siyasetindeki yerini alır ve çalışmalarına kaldığı yerden devam eder. Ben tekrar kendisine ve ailesine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum ve CHP Grubuna da ayrıca geçmiş olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, 15 Temmuz 2016’da Fetullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY’nin kurucusu ve yöneticisi teröristbaşı Gülen’in onayladığı bir plan çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki FETÖ/PDY mensupları ve ona eklenen bazı diğer asker ve sivil kişiler vasıtasıyla bir darbe teşebbüsüne kalkışılmıştır. Darbe teşebbüsü Cumhurbaşkanımız, Meclisimiz, siyasi partilerimiz, sivil toplum örgütlerimiz, medyamız, dahası ve en önemlisi 80 milyon aziz vatan evladının Meclisine, demokrasisine, cumhuriyetine, insan haklarına, seçilmiş Cumhurbaşkanına ve Hükûmetine, istiklaline ve istikbaline ölümüne sahip çıkan mücadelesiyle yenilmiştir. Bu nedenle, darbeye karşı olan ve darbe ve darbecilerle mücadele eden herkesi gönülden bir kez daha tebrik ediyorum.

O gece milletimizi, devletimizi, seçilmişlerimizi, demokrasimizi ve hukukumuzu korumak için şehadet makamına erişen 250 şehidimizi bir kez daha rahmet, minnet, dua ve şükran ile yâd ediyorum, mekânları cennet olsun; gazilerimize sıhhatli ve mutluluk dolu, hayırlı bir ömür diliyorum, tedavisi devam eden gazilerimize de ayrıca Yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum.

15 Temmuz 2016’da Türk milleti büyük bir felaketten, âdeta uçurumun kenarından dönmüştür. Bu nedenle, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünü unutmamalıyız, unutturmamalıyız, unutulmasına ve unutturulmasına da asla izin vermemeliyiz. Demokrasimizin sıhhatli gelişmesi, milletin iradesi üzerinde hiçbir zaman hukuk dışı tahakkümlerin kurulmaması için bu tarihi hatırda tutmak ve unutturmamak, yaşatmak son derece önemlidir. Bu nedenle, Hükûmetimiz, 15 Temmuz 2016’yı Demokrasi ve Özgürlükler Günü olarak ilan etmiştir ki 15 Temmuz darbe teşebbüsü unutulmasın, unutturulmasın.

15 Temmuz 2016’dan sonra hiçbir şey Türkiye'de eskisi gibi olamazdı, olmasına da izin verilemezdi. Bundan önce de ülkemiz pek çok darbe teşebbüsüne ve muhtıraya sahne olmuştu ancak bu darbe teşebbüsleri ve muhtıraları sonrasında siyasal iktidarda bulunanlar Türkiye'nin yeni darbe teşebbüsleri, darbeler ve muhtıralarla karşılaşmaması için üzerine düşenleri yapmadığı için her darbe teşebbüsü yeni darbe, her muhtıra yeni muhtıra, her darbe de yeni darbe için âdeta geri sayımın başladığı tarih olmuştur. O nedenle, Hükûmetimiz, darbe teşebbüsünün zararlarını ortadan kaldırmak, darbenin tekrarını önlemek, bundan sonra darbe yapılmaz bir Türkiye için yapısal demokratikleşme reformları yapmak; demokrasimizi, hukuk devletini ve millî iradeyi tahkim etmek; Türk milletinin ve Türkiye devletinin demokrasi, istiklal ve istikbalinin bir daha tehlike, tehdit ve saldırı altına girmesini önlemek, darbe teşebbüsüne kalkışan FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarını devlet içinden ayıklamak için hızlı karar almak, alınan kararları hızlı ve etkin bir biçimde uygulamak, milletimizin ve ülkemizin karşı karşıya olduğu tehlike ve tehdidi kısa sürede kesin bertaraf etmek, olağanüstü döneme son verip hızla olağan döneme geçmek maksadıyla Bakanlar Kurulumuzda 21 Temmuz 2016 Perşembe günü 01.00’den başlamak üzere üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verildi. Bu karar 21 Temmuzda Meclisimizde görüşülerek kabul edildi ve olağanüstü hâl dönemi ülkemizde başladı. O zaman da ifade ettik, amacımız vatandaşımıza olağanüstü hâl ilan etmek değil, bizim amacımız devleti yöneten Hükûmete ve terörle etkin mücadeleyle görevli olan kamu kurum, kuruluşlarına ve burada görev yapanlara olağanüstü hâl ilan etmektir. Bunu hep ifade ettik ve dedik ki: “İnşallah üç aydan sonra bunu uzatma gereği duymayız, üç ayda da bu işi noktalarız.” Ancak gelinen noktada üç ay içerisinde bu terör örgütüyle mücadele ve diğer terör örgütleriyle mücadele konusunda beklediğimiz neticeleri tam olarak ortaya koyma imkânı hasıl olmamıştır. Çünkü Fetullahçı terör örgütünün yapısı, gizliliği, takiyeyi esas alması, çalışma yöntemlerinin bu örgütle mücadeleyi zorlaştırıyor olması; FETÖ/PDY, PKK, KCK, DEAŞ, DHKP-C başta olmak üzere, bütün terör örgütleriyle mücadelede hızlı karar alınması ve alınan kararların hızlı, etkin ve kararlı bir biçimde uygulanması; karşı karşıya olduğumuz güvenlik tehdidinin ve sorununun yapısı, büyüklüğü, çetrefilliği; demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik karar ve tedbirlerin etkin şekilde uygulanmasının devamlılığı; Türkiye'de bir daha darbe teşebbüsünde bulunulmaması ve bulunmaya kimsenin cesaret edemeyeceği demokratik bir ortamın ve büyük reformların yapılması; Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmelerin ülkemize ve ulusal güvenliğimize yönelik içerdiği risk ve tehditlerin varlığı; ülke genelinde sağlanan huzur ve güven ortamının devamı; başlatılan çalışmaların tamamlanabilmesi maksadıyla olağanüstü hâlin uzatılması kararlaştırılmıştır ve her defasında da bu ihtiyaçlar nedeniyle olağanüstü hâl uzatılmıştır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne zamana kadar?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bildiğiniz gibi 19 Ekim 2016, 19 Ocak 2017, 19 Nisan 2017, 19 Temmuz 2017 olmak üzere 4 defa uzatıldı, bugün 5’inci uzatmayı görüşüyoruz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Bakan, bu son mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ne zamana kadar devam edecektir? Bu mücadele başarıya ulaşana kadar devam edecektir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Önü açık.

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Ama siz başaramazsınız Sayın Bakan bunu.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – 2023’e kadar herhâlde.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Türkiye’nin ihtiyacı olağanüstü hâl gereklilikleri varlığını sürdürdüğü müddetçe bu devam edecektir.

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Bunu başaramazsınız ama, mümkün değil, tabiata aykırı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Olağanüstü hâli gerekli kılan şartlar ortadan kalktığı zaman da elbette bu ortadan kaldırılacaktır. Buradan şunu özellikle ifade etmek isterim ki olağanüstü hâl bir zorbalık düzeni değildir, olağanüstü hâl anayasal bir hukuk düzenidir. Bizim Anayasa’mız belli şartlar altında olağanüstü hâlin ilanına imkân vermektedir ki biz bu şartlara uygun şekilde olağanüstü hâli ilan ettik ve uzatmaları da aynı gereklerle ve aynı şartlara uygun bir şekilde bugüne kadar yaptık. Onun için ortada bir hukuk vardır ve herkes bu hukuka uymakta ve bu hukuku uygulamaktadır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Olağanüstü hâl hukuksuzluktur Sayın Bakan, hukuksuzluktur.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Olan hukuku zorbalık olarak nitelendirmek bu Parlamentoda bulunan hiç kimseye yakışmaz, doğru da kabul edilemez.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Olağanüstü hâl hukuksuzluktur.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Olağanüstü hâl sadece Türkiye'de değil, başka ülkelerde de zaman zaman uygulanıyor. İşte Fransa’da olağanüstü hâl bir yıldır var, kasımda kaldırılacak ama olağanüstü hâlle ilgili aldıkları kararlara baktığınız zaman bu dönemdeki uygulamaları ana kanunlara taşımak suretiyle olağanüstü hâlin kaldırılmasına karar veriyorlar. Ve orada olan terör hadisesine bakın, Türkiye’de olanlara bakın; onların yaşadığı probleme bakın, Türkiye’nin yaşadığı probleme bakın. Bunların kıyaslanması dahi mümkün değildir. Bizim karşı karşıya olduğumuz tehditlerle onların karşı karşıya olduğu tehditler mukayese edilemez.

Burada şunu da özellikle ifade etmek isterim: Bizim seçimlerde kullandığımız bazı afişler üzerinden eleştiri yapıldı. Biz 2015 seçimine giderken “Bize oy verin, olağanüstü hâli kaldıracağız.” demedik, 2016 seçimine giderken de bir şey söylemedik. Neden? Çünkü o zaman olağanüstü hâl yoktu. Bizim dediğimiz şey nedir? AK PARTİ 3 Kasım 2002 seçiminden sonra iktidar olup hükûmet kurduğu zaman daha önce alınmış olağanüstü hâl kararı vardı, bu uygulama devam ediyordu. O zaman Bakanlar Kurulu, şimdi olduğu gibi uzatma yönünde karar alıp olağanüstü hâli üç ay veya dört daha uzatabilir miydi? Uzatabilirdi. Ne yaptı Bakanlar Kurulu? İrade koydu, olağanüstü hâlin uzatılması kararı almadı. Doğal olarak Hükûmetin ortaya koyduğu bu irade sonucu olağanüstü hâl kalkmıştır, kendiliğinden kalkan bir şey yok. Sanki kendiliğinden kalkmış gibi bir algı yapılıyor. Biz doğruyu söylüyoruz.

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Süresi doldu, kalkmıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bizim irademiz sonucu olağanüstü hâl kaldırılmıştır ve Türkiye’de terörün ortadan kaldırılması için hükûmetlerimiz döneminde…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, kaldırmak için karar almadınız. Uzatmak için karar alacaksınız zaten.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …her türlü yol ve yöntem, her türlü eleştiriye rağmen denenmiştir ve bu noktada da bunun altını özellikle çizmekte fayda görüyorum.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Bakan, Nuriye ve Semih ölüyor. Nuriye ve Semih ölüyor, sizin bundan haberiniz…

BAŞKAN – Sayın Özdiş, bağırmayalım lütfen. Sesinize yazık oluyor bakın! Lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ayrıca, olağanüstü hâl vatandaşlarımızın gündelik hayatında en ufak bir değişikliğe yol açmamıştır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Nuriye ve Semih ölüyor, iki genç insan ölüyor sizin bu olağanüstü hâl uygulamanızdan dolayı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Herkes temel hak ve hürriyetlerini özgür bir şekilde kullanmaktadır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Nuriye ve Semih ölüyor. Duyarlı olun!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Olağanüstü hâlin gerekli kıldığı kısıtlamalar dışında herhangi bir kısıtlama bugüne kadar yapılmamıştır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Duyarlı olun, duyarlı! Nuriye ve Semih ölüyor.

BAŞKAN – Sayın Özdiş, lütfen…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Duyarlı olun!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Olağanüstü hâlin uzatılmasından terör örgütleri rahatsız olabilir çünkü onlara uygulanıyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne terör örgütü! Atıldığı için işten iki genç ölüyor. Ne terör örgütü!

BAŞKAN – Lütfen fazla heyecanlanmayın Sayın Özdiş. Lütfen, sakin olalım.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne terör örgütü Sayın Bakan! Yapmayın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – PKK, KCK, FETÖ/PDY, DHKP-C, DEAŞ, bilumum terör örgütleri bundan rahatsız olabilir çünkü olağanüstü hâl bunlarla ilgili etkin, hızlı ve kararlı bir şekilde uygulanıyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – İki genç ölüyor, Nuriye ve Semih, ne terör örgütü!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bunları destekleyenler de rahatsız olabilir çünkü onların desteklediklerinin üzerine bu dönemde daha etkin ve daha kararlı bir şekilde gidiliyor ve gidilmeye de devam edecektir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Aylarca eylem yaptılar.

BAŞKAN – Sayın Özdiş, lütfen ama istirham ediyorum! Bakın, kaç kez de uyarıyorum!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – İki kişi ölüyor Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sizi uyarıyorum, lütfen sakin olun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama terör örgütleriyle iltisakı, irtibatı, üyeliği olmayanların, teröre destek vermeyenlerin olağanüstü hâlden rahatsız olmasını da ben anlamakta zorlanıyorum.

MURAT EMİR (Ankara) – Varlık Fonu’na da bir şey söyleyin. Varlık Fonu…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Anlayan biri varsa o da açıklasın. Böyle bir şey olabilir mi?

Türkiye’de olağanüstü hâl PKK, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C ve diğer bilumum terör örgütleriyle hızlı, etkin ve kararlı bir biçimde mücadele etmek için kullanılmakta ve uygulanmaktadır. Bunun dışındaki vatandaşlarımızı rahatsız edecek herhangi bir uygulama asla söz konusu değildir, olması da mümkün değildir.

MURAT EMİR (Ankara) – Varlık Fonu… Rektörler… Güvenlik merkezleri…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hepimiz burada yaşıyoruz, olup bitenleri hep beraber görüyoruz.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Milletvekili Feleknas Uca’nın pasaportu nerede Sayın Bakan?

MURAT EMİR (Ankara) – Doktor atamaları…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, tabii, hendek terörü döneminde ilan edilen sokağa çıkma yasakları vardı, burada konuşuldu. Ben şimdi soruyorum: Sokağa çıkma yasakları neden ilan edildi?

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Ben de sordum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye hâlen devam ediyor?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Neden ilan edildi?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Neden devam ediyor?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Neden? Orada vatandaşlarımız yaşam haklarını özgürce kullanıyorlar, temel hak ve hürriyetlerini özgürce kullanıyorlar, işine gücüne gidip geliyorlar, bir sıkıntı yok, her şey güllük gülistanlıkken mi ilan edildi?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Dünyanın en büyük yasağı devam ediyor. Devam eden bir yasak var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Neden? PKK terör örgütünün teröristleri mahallelere inip hendekler kazıp mayınlarla, tuzaklarla oraları işgal edip vatandaşlarımıza, askerimize, polisimize ve herkese saldırıp onlar için bölgeyi yaşanmaz hâle getirince devlet ne yapacak? (HDP sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Öldürülen siviller…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Seyirci mi kalacak? Elbette teröristlerin başına binecek. Elbette onlara bunun hesabını soracak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Seyrediyordunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yapılan şey, o zaman teröristle, terör örgütüyle, vatandaşın hayatını karartanlarla mücadele etmektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz neredeydiniz Sayın Bakan? Siz neredeydiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Biz onu yaptık o zaman.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu ülkeyi kim yönetiyordu o dönemde?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Dünyanın hangi ülkesinde o ülke terör örgütlerinin kendi şehirlerinde, mahallelerinde hendek kazmasına, kurtarılmış alan ilan etmesine müsaade edebilir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam, doğru.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Böyle bir şey olabilir mi? Olamaz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Siz müsaade ettiniz, siz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bizim oradaki mücadelemiz teröristle, terör örgütleriyle mücadeledir; bölge halkının can ve mal güvenliğini sağlamak için alınmış tedbirler, uygulanan işlemlerdir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hâlen yasak devam ediyor Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ve sivil vatandaşlarımızın bir tanesinin burnu kanamasın diye kılı kırk yararcasına bir hassasiyetle mücadele yapılmıştır. Bütün dünyayı PKK terör örgütü ayağa kaldırmaya kalktı, “Şunlar oluyor, bunlar oluyor, falan oluyor, filan oluyor…” Anayasa Mahkemesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine pek çok dava açıldı, yalanlar yüzlerine çarpıldıkça davalar bir bir reddedildi.

Buradan Hürşit Külter’le ilgili de söylendi. İşte “Şöyle oldu, böyle oldu, yok edildi.” Sonra nereden çıktı? Kendisi bir başka yerden çıktı, “Ben buradayım, hayattayım.” dedi. Ama o güne kadar güvenlik güçlerimiz, yargımız, devletimiz bundan dolayı suçlandı. Şimdi, başka bir isim üzerinden suçlanıyor. “Efendim, cenazesi bulunamamış.”

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Evet.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Peki, ne oluyor? Devlet buraları zorla açıyor. İşin aslı ne? İşin aslı şu: O kişinin avukatları, ailesi müracaat ediyor savcılığa, diyor ki: “Yok.” Nerede o zaman? “Şurada.” O zaman savcılık mahkemeden izin almak suretiyle gösterilen kabirleri, yerleri açıyorlar, bakıyorlar var mı, yok mu diye. Ne yapılıyor? Vatandaşımızın bir talebi karşılanmaya çalışılıyor, ona yardımcı olunuyor ama bundan da devlet suçlanıyor. Böyle bir şey olabilir mi?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hoca Efendi’ye ne oldu Hoca Efendi’ye?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, çok net söylüyorum: Terörle en etkin, en kararlı mücadeleyi Hükûmetimiz yaparken sivil insanlarımıza zarar vermemek için kılı kırk yarmıştır. Ölen teröristleri sivil olarak gösterme gayretini hep beraber görüyoruz, hep biliyoruz. Böyle bir şey olur mu?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hükûmeti devraldığınızda bu ülkede sıfır terör vardı, Hükûmeti devraldığınızda Sayın Bakan.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Muğla’da çırılçıplak soyulan insanlar nedir? Sayın Bakan, Muğla’da çırılçıplak insanlar soyuldu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Teröristler terörle mücadelede hayatını kaybetti ve onlarla ilgili gerekenler hukuk çerçevesinde yapıldı, bundan sonra da yapılmaya devam edecektir. Şimdi, her gün terör saldırısı oluyor. Bunlara karşı devlet kendini, vatandaşını, hukukunu korumayacak mı? Elbette koruyacak, gereken neyse onu yapacak.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sorumlusu sizin iktidarınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ayrıca bir şey daha söyleyeceğim, yargıyla ilgili de şunu söylemekte fayda görüyorum: Türk yargısı bugüne kadar ilk defa hukuku ve hukuk devletini korumak için darbeye ve darbecilere meydan okumuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hukuk kılıcını kullanarak darbeye ve darbecilere en büyük darbeyi Türk yargısı indirmiştir ve onurlu bir mücadele yapmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bozdağ.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Başkan, müsaadenizle.

Bugüne kadar yapılan darbelerin arifesine ve sonrasına bakarsanız, yargıçların ve savcıların önemli bir kısmının, hukukçuların darbeyi ve darbecileri meşrulaştırmak için neler yaptığını ve hemen darbeye nasıl biat ettiğini görürsünüz. İlk defa Türk yargısı darbeleri meşrulaştırmak için mücadele etmemiştir, darbecilere, darbeye biat etmemiştir; aksine, Türkiye'yi onlara dar etmiştir. Ben yargımızla gurur duyuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böylece Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Söz vereceğim, bir saniye.

Şimdi tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tezkere kabul edilmiştir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bir dakika... Sözümüz...

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Nasıl bir yönetim bu ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, aslında usul yönünden bir yanlış içindeyiz. Sayın Bakan konuşmayı ne için yapıyor? OHAL konusunda Meclisin yetkisini yeniden almak için, ikna etmek için yapıyor. Söylediği söze itirazımız var. Belki ben ikna edeceğim.

BAŞKAN – Bütün gruplar konuştu zaten OHAL’le ilgili.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama, Sayın Bakanın sözüne karşılık...

BAŞKAN – Genel Kurul dinledi herkesi, kararını verdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce yoklamayı yapmak usul yönünden büyük bir eksiklik gerçekten Sayın Başkan.

Sayın Başkan, herhâlde daha fazla izahat istemeyeceksiniz. Sayın Bakanın konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisini FET֒yle mücadeleye yeterli destek vermemekle suçlayan çok sayıda ifadesi oldu. Bunlara grup adına cevap vereceğiz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – CHP diye bahsetmedi ama alınganlık gösteriyorlar.

BAŞKAN – Sayın Özel, ben dikkatle dinledim gerçekten yani sizin grubunuzu ilzam ederek “Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak ya da Özgür Özel olarak sizler FET֒yle mücadelede yeterince destek vermediniz...”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki, Sayın Başkan, Sayın Bakan açık ve net bir şekilde şu ifadeyi kullandı…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim yaptığımız eleştirileri açıkça kastederek dedi ki: “Terörle, teröristle ilişkisi olmayan -hem FET֒yü hem diğer terör örgütlerini kastediyor olmalı, OHAL’i öyle kullanıyor- kişilerin OHAL’den rahatsız olmasını, bunu eleştirmesini kabul etmek mümkün değil.”

Şimdi, bu ifade, Cumhuriyet Halk Partisinin genel tutumu OHAL’i eleştirmekken ve burada yapmışken bize cevap hakkı doğurmuyor mu?

BAŞKAN – Şimdi sadece siz mi OHAL’i eleştiriyorsunuz? Eleştiren başka gruplar da var.

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Onun için söz istiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onlara da verirsiniz.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onlara da verirsiniz.

BAŞKAN – Hakikaten, varsa vereyim ben size. Bana inandırıcı bir şekilde “Sayın Bakan konuşmasında şahsımı ya da grubumuzu ilzam ederek bizi şöyle suçladı.” deyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan grubumuzu kastederek ve suçlayarak…

BAŞKAN – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …grubumuza dönerek ve grubumuzun konuşmacısının cümlelerini tekrar ederek “Bu, FET֒cülere cesaret veriyor.” dedi, daha ne desin?

BAŞKAN – Buyurun, peki.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika sataşmadan söz veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın (3/1199) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Bakan elbette ki yargı adına ortaya çıkan tablodan memnundur, mutludur, onur duyuyor. Ben utanç duymaya devam edeceğim, bunun altını çizeyim çünkü yargı gerçekten de böylesine iktidara yamanmış, onun borazanı olmaktan öte sopasına dönüşmüş bir dönem yaşamadı. Bu ibretlik bir durumdur. Dünya kadar darbe örnekleri var, ülkemizde yaşanmış örnekleri var. Bu denli kendisini alçaltan bir tutum içerisine yargı girmedi. Evet, bunun mimarı da Sayın Bakandır. Onun döneminde gerçekleşti, elbette ki iftihar edecek ama ben bir hukukçu olarak, bir eski hâkim, avukat olarak utanç duymaya devam edeceğim.

Sayın Bakan, burada yaptığınız konuşma gösteriyor ki, açıklamalarınız o ki artık bu olağanüstü dönemi olağan hâle getiriyorsunuz, bunu sürgit hâline getirmek istiyorsunuz. Vatandaş da diyor ki: “Lütfen, hiç değilse nefes alalım. Üç aylığına bir olağan dönem ilan edin.” Sizden bunu bekliyor, olağan bir dönemde nefes almak istiyor. Böylesine baskı, böylesine bir zorba sürecin içinden geçiyoruz.

Ve burada mücadeleden bahsediyorsunuz. Mücadeleyi yapacaksanız feneri tutacağınız yer belli; grubunuz, oraya tutacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Sadece görevden almakla yetinemezsiniz. Başbakanı görevden aldınız -seçilmiş iradeyi- evet, Genel Başkanı görevden aldınız, belediye başkanlarını tek tek görevden alıyorsunuz. Bu yetmez, bu yetmez, niye görevden aldığınızı açıklayacaksınız mücadele ediyorsanız ve onun hesabını hukuken soracaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu sormadan mücadele etmiş olamazsınız, sadece bu sürecin üstünü örtmüş olursunuz ancak üstünü örtemezsiniz, mızrak çuvala sığmıyor.

Bir Ankara Milletvekili olarak söylüyorum: Ankara’nın iradesini gasbedemezsiniz. Melih Gökçek’i sadece indirmek için bu süreci kullanamazsınız. Eğer inmesi gerekiyorsa parsellerin hesabını da verecek, eğer inmesi gerekiyorsa çıkıp yargıda hesabını verecek. Biz bunu beraberinde istiyoruz, değilse böylesine bir değerlendirmeyi kabul etmiyoruz.

Özetle, iltisaklı olan Enis Berberoğlu değil, sizsiniz, bir kez daha söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ YILMAZ (Devamla) – İltisaklı olan, irtibatlı olan Cumhuriyet gazetesi, Sözcü gazetesi değil, sizsiniz. Dolayısıyla hesabını vermesi gereken de sizsiniz diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bozdağ…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın hatibin Hükûmetimize yönelik olarak eleştirileri oldu, cevap verebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika size de…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, burayı görmemekte bir ısrarınız mı var?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir çabası var, çok özel bir çabası.

BAŞKAN – Sizi de göreceğim, daha bitmedi bu sataşmalar, karşılıklı gidince polemikler…

ZİYA PİR (Diyarbakır) – İkisine bir cevap verir, ikisine bir cevap verir.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – İkisine bir cevap versin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yani ama kaçtır ayağa kalkıyorum ve aynı şeyi yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Bir saniye…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Belki herkese cevap verecek.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ayrıca size de veririz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yok, teşekkür ederim, Sayın Başkanın takdirine bağlı.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Her şeye o karar veriyor çünkü.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Demokrasi böyle bir şey!

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kerestecioğlu…

Bir saniye Sayın Bozdağ, özür diliyorum, kusura bakmayın.

Sayın Kerestecioğlu, bu tartışma devam ediyor. Karşılıklı polemikler olunca ben onu bitirmeden, bu işlemi bitirmeden öteki işleme nasıl geçeyim?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bu taraftaki hiçbir polemiği görmüyorsunuz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hiç görmüyorsunuz.

BAŞKAN - Ben daha bu polemiği geçirmedim, ara da vermedim, elbette ki size de söz vereceğim, lütfen biraz sabırlı olalım.

Buyurun Sayın Bozdağ.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

5.- Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FET֒yle mücadele milletimizin ve hepimizin ortak mücadelesi ve bu Parlamentonun da bence ortak mücadelesi olmalıdır, siyasetin de ortak mücadelesi olmalıdır. Ama ben buradaki tartışmalara bakıyorum, herkes geliyor burada birbirini itham ediyor, birbirini suçluyor, “Sen şöylesin, ben böyleyim.”, öbürü öyle diyor, beriki böyle diyor. Bunların kime ne faydası var? FET֒yü sevindirmekten başka, “Bak, bunlar birbirine düşüyor.” demekten başka bir sonuç ortaya koyuyor mu? Koymuyor ama böyle yapıldığı zaman netice alamayız biz bu mücadeleden. Ben de kalkıp başka şeyler söylerim, siz de kalkarsınız bana başka şeyler söylersiniz. Bizim birbirimize söyleyecek çok sözümüz var ama ben söylemeyeyim dedim, bu eleştiriyi yaptım ama ben bazı şeyleri burada tekrarlamak istiyorum yani kendimi de eleştirerek. Bakın…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakan, Kamer Genç’ten özür dile, bitsin bu iş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama haklı bir talep Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hiç, hiç, hiç…

Şimdi, Fetullahçı terör örgütü, “terör örgütü” olarak ilan edildikten sonraki süreçte hem yargıda hem de başka alanlarda bir sürü ilanlar var. Baktığınızda, neler yaşandı Türkiye’de? Ben şimdi şöyle soracağım: Türkiye bir dershane tartışması yaşadı. Dershaneyi kim savundu, kim Anayasa Mahkemesine götürdü? 17-25 Aralık oldu, FETÖ yargı darbesi, bu yargı darbesini Parlamentoya kim taşıdı, canlı yayınlarda, gruplarda bu sahte “tape”leri burada millete kim izletti?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sahte mi, “tape”ler sahte mi?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakan, rahmetli Kamer Genç’ten özür dile.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bunun siyasal ayağını arıyorsunuz. Bakın, ben ayağı gösteriyorum işte, bakın.

MİT tırları oldu, FET֒nün yaptığı MİT tırlarının müdafaasını kim yaptı burada? Bakın, terör örgütü vasfı ortaya çıktıktan sonra olan şeyler bunlar; 2008’de, 2010’da, 2011’de olan değil.

Öte yandan, Yüce Divan tartışmalarında FET֒nün argümanlarının bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …Parlamentoda avukatlığını kimler yaptı? Seçim ittifaklarını kimler kurdu? Zaman gazetesine, Bugün gazetesine, televizyonlara kayyum atandığında kayyumlara kim direndi? Onlarla kim omuz omuza verdi?

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, süreniz dolmuştur, lütfen…

Teşekkür ediyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Öte yandan, kontrollü darbe iftirasının Türkiye’deki avukatlığını FETÖ adına kim yapıyor?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Aranızda FETÖ'nün okullarına gitmeyen, okulunu açmayan, destek vermeyen bir kişi var mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için, yan yana koyduğumuzda terör örgütü vasfı çıktıktan sonra bunları yapmak suçtur suç. 2010’ları suç diye buraya getirmeyin, esas suçlar bunlardır.

Arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Yılmaz, Sayın Kerestecioğlu’nu dinliyorum.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Bakan konuşmasında OHAL’e teröre karşı olan kimsenin karşı çıkmayacağını ifade etti ve bunun çok şaşırtıcı bir şey olduğunu ifade etti. Biz OHAL’e karşı çıkıyoruz ve bunu, açıkça bizi, grubumuzu hedef alarak söylediğini düşünüyoruz. Açık bir sataşma var.

BAŞKAN – Peki, buyurun size de iki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz sataşıyorsunuz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – “Muhterem Hoca Efendi” diyen bakan nerede?

BAŞKAN – Sayın Özdiş, Sayın Özdiş, sesinize yazık, gerçekten, bakın. Lütfen…

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

6.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın (3/1199) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Olağanüstü hâlle yönetmek çok kolay, yani güce alıştınız, gücü kullanmaya alıştınız. Bugün kapıya gelen, Meclisin kapısına gelen ve sadece düşüncelerini ifade eden, sadece “Biz müftülük yasasına karşı çıkıyoruz.” diyen… Ki aylardır kadınlar sokaklarda. Ben buradaki AK PARTİ’li kadınlara da seslenmek istiyorum. Zamanında başörtüsü yasaklarına karşı çıkarken oradaki kadın hakları savunucularının çoğu da aynı şekilde destekliyorlardı.

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Ben hiçbirini görmedim açıkçası.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – O kadınlar kapının önünde darbedildiler, gözlerine, burunlarına, yüzlerine gaz sıkıldı. Utanın bundan. Bu işte, OHAL bu. Onlar mı terörist? Kaç gündür, üç yüz kırk sekiz gündür bizim Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş… “Yargılayacağız.” dediniz. Nerede? Daha mahkemeye çıkarılmadı Selahattin Demirtaş. Bundan hiç mi utanç duymuyorsunuz? O mu terörist? Öyle, “terörist” demeyen, işte bunu eleştirmeyen OHAL’e karşı çıkarmış, işte bizler aslında çok büyük tehditler altındaymışız… Türkiye’nin dış düşmana falan ihtiyacı yok.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Siz varsınız, siz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – İçeridekiler yetiyor zaten, hiç dış düşmana ihtiyacı yok. İçeride, tıpkı getireceğiniz müftülük yasası da nasıl aslında bir başka kutuplaştırma sağlayacaksa bu ülkede, siz özellikle son yıllarda yürüttüğünüz politikalarla bu ülkeyi korkunç biçimde kutuplaştırıyorsunuz. Biz Hatun Tuğluk’un cenazesi oradan çıkarılırken bunu gördük. Muğla’da o çırılçıplak yere yatırılan insanlara yapılana “işkence” dememenizde bunu gördük.

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – “Teröristlerin” de.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – 10 Ekim katliamında barış isteyen insanlar için bir taneniz kalkıp da başsağlığı dilemediğiniz için yakınlarına, bunu gördük.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sizden biriniz PKK’ya terör örgütü diyebildiniz mi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Gülün siz, gülün siz! OHAL’inize de devam edin.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Herhangi biriniz PKK’ya “terör örgütü” diyebiliyor musunuz? Bir de utanmadan çıkıp konuşuyorsunuz.

BAŞKAN – Evet Sayın Yılmaz, niye söz istediniz, ne dedi de sataştı size Sayın Bakan?

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bakan başlangıçta, FET֒cüleri sevindiren tutumlar olarak bizim tutumumuzu değerlendirdi, ondan sonrasında da bütün süreçlerde bizim onların avukatlığını yaptığımız da dâhil olmak üzere...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz, lütfen bu polemiği bitirelim. (CHP sıralarından alkışlar)

7.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Arkadaşlar, anlaşılmadı ama sizleri selamlarken bir hatırlatmada daha bulunayım. Bir vatandaşın ismini değiştirdiğiniz zaman o kişi değişmez. Yani, sizin dediğiniz günden itibaren bu örgüte, bu hain örgüte, bu alçak örgüte siz o saatten sonra “FET֔ demekle onun maddi varlığını değiştiremezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Baştan beri bu aynıydı, adını değiştirdiniz o kadar ve baştan beri beraberdiniz, sonrasında kavga ettiniz o kadar. Yani, sonuçta yaşanan şey bir iktidar kavgasıdır.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Terör örgütü olduktan sonra siz beraberdiniz, siz.

NECATİ YILMAZ (Devamla) – Yaşanan iki darbe ardışıktır, birbirini tamamlayan süreçlerdir, aynı menzile giden süreçlerdir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunu söyleyen sizlersiniz. Ortaklığınız, yürüyüşünüz, beraberliğiniz sizlerin ağzından ifade bulmuş durumda, bizim söz söylememize gerek yok. Sizi rahatsız eden sözler bizim söylediklerimiz değil, sizin yüzünüze tuttuğumuz sözlerinizdir. Siz onlardan rahatsızsınız, yaptıklarınızdan rahatsızsınız, bunların pişmanlığı içerisindesiniz ama pişmanlık yetmez, hesap vereceksiniz, hesap vereceksiniz, yaptıklarınızın hesabını bir gün mutlaka vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Ve Sayın Bakan, kumpas davaları sürecinde o örgüt, o çete, o hain çete bu ülkenin ordusuyla, bu ülkenin yargısıyla, üniversitesiyle, çalışanıyla hesaplaşırken, siz onlarla ortaklaşırken adına “FET֔ demiyordunuz ama örgüt aynı örgüttü ve siz beraberdiniz. Dolayısıyla, bu beraberliğin hesabı tüm FET֒cülere, tüm ortaklarına sonuna kadar sorulacak. Herkese adalet diyoruz. Adalet, cezasızlık değil, yaptıklarınızın hesabını vermek demektir. Bu anlamda, hepsinin, bu adını saydığım örgütlerin her birinin içine dâhil olmakla, ortaklık kurmakla sorumlusunuz; tarih önünde sorumlusunuz, hukuk önünde sorumlu olacaksınız diyorum, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yurt Dışına Kaçırılan Kültür Varlıklarımızın Belirlenerek İadelerinin Sağlanması ve Mevcut Kültür Varlıklarının Koruması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

3.- (10/601) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1202)

16/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi için 16/10/2017 Pazartesi günü saat 14.30'da toplanmış ve kullanılan (12) adet oy pusulasının tasnifi sonucu aşağıda adları ve soyadları yazılı üyeler karşılarında gösterilen oyu alarak İç Tüzük'ün 24'üncü maddesi uyarınca başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.

Bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

 

                                                                       Serdal Kuyucuoğlu

                                                                       Mersin Milletvekili

                                                               Komisyon Geçici Başkanı

Başkan: Mustafa İsen Sakarya Milletvekili (11) oy

Başkan Vekili: Nevzat Ceylan Ankara Milletvekili (11) oy

Sözcü: Ayhan Gider Çanakkale Milletvekili (11) oy

Kâtip: Ceyda Bölünmez Çankırı Mardin Milletvekili (11) oy

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşları tarafından arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşların mevcut sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/146) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 17 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

17/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 17/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                             Erkan Akçay

                                                                                 Manisa

                                                                MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşlarının (10/146) esas numaralı arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapan vatandaşların mevcut sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 17/10/2017 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerine ilk söz öneri sahibi olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; arı yetiştiriciliği ve bal üreticiliği yapan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılması için vermiş olduğumuz önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen yüce Türk milletini saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz arı kovanı varlığı ve bal üretimi konusunda dünya 2’ncisidir. Dünya bal üretiminin yaklaşık yüzde 7’sini ülkemiz gerçekleştirmektedir. Bu işi 60 bin aile ve 7,9 milyon arıyla Türkiye gerçekleştirmektedir. Ülkemiz arı yetiştiriciliği ve bal üreticiliği konusunda çok uygun bir bitki örtüsüne ve potansiyele sahip olmasına rağmen maalesef bu potansiyelin çok azını kullanabilmektedir. Örneğin, Kanada ve Çin gibi ülkelerde kovan başına alınan ürün 50 kilogramın üzerinde olmasına rağmen ülkemizde bu miktar maalesef 15 kilogram civarındadır. Yıllık 105 bin ton bal üretimi yapan üreticilerimiz bu süreçte bazı bürokratik engellerle karşılaşmaktadır. Arıcılarımızın tamamına yakınının gezginci arıcılık yaptığını ve bunlar için zaman kavramının çok önemli olduğunu düşünürsek bürokratik engellerin kaldırılmasının ne kadar zaruri olduğu açıktır.

Değerli milletvekilleri, arıcılarımızın sorunlarının çözümüyle ilgili bazı önerilerimizi müsaadenizle sizlerle paylaşmak istiyorum. Arıcılarımızın kullandığı malzemelerin denetiminin ve kalitesinin artırılması hem üretilen balın kalitesi hem de pazarlanması bakımından önemlidir. Arıcılık potansiyelinin yüksek olduğu illerimizde üreticilerimize doğru yöntemleri uygulama hususunda telkinlerde bulunacak ve yönlendirmeler yapacak uzman kişilerin yetiştirilip istihdam edilmesi şarttır. Mevcut teknik elemanlar iş yükü ve farklı konularla da ilgilendiğinden bu ihtiyacı karşılayamamaktadır. Türkiye’de arıcılarımızın kullandığı girdiler çok pahalıdır, buna karşın verilen desteklemeler de yetersiz kalmaktadır. Böyle bir ortamda ithalat konusunda herhangi bir sınırlama getirilmemesi arıcılarımızı çaresiz bırakmaktadır, vatandaşlarımız da ithal edilen kalitesiz ürünleri tüketmektedir. İthalatın kontrol altına alınması ve üreticilerimizin korunması zarurettir.

Ülkemizde Muğla arısı, Kafkas arısı, Anadolu arısı gibi birçok arı ırkı bulunmaktadır. Arıcılığın bekası bakımından mevcut arı ırklarının korunması ve ıslah edilmesi konusunda ciddi çalışmalar yapılmalıdır; bu konuda altyapı eksikliği vardır.

Değerli milletvekilleri, dünya çam balı üretiminin yüzde 90’ını Türkiye gerçekleştirmektedir. Bu üretimin de yüzde 90’ı güzel ilimiz Muğla’da olmaktadır. Çam balı üretiminin yapıldığı alanların korunması ve çoğaltılması zaruridir. Diğer yandan, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi bünyesinde aktif bir şekilde çalışma yürütecek arıcılık araştırma enstitüsünün kurulması da bir zarurettir.

Diğer yandan, diğer bir konu da arıcılarımızın ürettiği balı hak ettiği değerden satamamasıdır. Örneğin, Muğla’da ürettiği balı ortalama 10 ila 13 lira arasında satan üreticilerimizin balını alan tüccarlar, aynı bölgede bu balın kilosunu 30-35 liraya satmaktadır. Bu, hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur etmektedir. Bu konuya da çözüm getirecek bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Arıcılarımızın maliyetleri içerisindeki en büyük pay nakliyedir. Arıcılarımız, yılda en az dört beş defa taşınmaktadır. Bu sebeple arıcılarımıza ÖTV’siz mazot temini önem arz etmektedir.

Arıcılarımızın konaklama sıkıntısı ve arılarını koyabilecekleri nokta uygulaması önemlidir. Bu noktaların uzman kişiler tarafından belirlenmesi ve arıcılarımızın işlerinin kolaylaştırılması gerekmektedir.

Arıcılarımıza oturum alması için tanınan beş günlük süre yetersizdir. Bu sürenin de uzatılması gerekir.

Değerli milletvekilleri, bir diğer önemli husus ise ülkemizde arı üreticilerimizin ihtiyacına cevap verecek nitelikte bir flora haritasının olmamasıdır. Dünya üzerinde bulunan ballı bitki çeşidinin yüzde 75’inden fazlası ülkemizdedir. Bu, önemli bir varlıktır. Bunun kıymetini bilmemiz lazım.

Arıcılarımızın en önemli sorunlarından birisi de sahte bal meselesidir. Maalesef geçmiş yıllarda Tarım Bakanlığına bile sahte bal satılabildiği hatırlanırsa konunun önemi daha iyi anlaşılacaktır. Bu bakımdan, başta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olmak üzere ilgili bakanlıklarımızın koordineli bir çalışma yapması arıcılarımızın sorunlarının çözümü bakımından önemlidir.

Önergemizin arıcılarımız için hayırlı olmasını diliyor, desteklerinizi bekliyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi ve ekranları başındaki aziz Türk milletini saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; arıcılık oldukça zor bir uğraştır; bakımı, korunması, verimi, veriminin artırılması düzenli takip gerektirir. Arıcılık, bir meslekten öte, sanattır. 400 bin insan bu işten ekmek yemektedir. Ülkemizde koloni sayısı 8 milyona erişmiştir. Ülkemiz bal üretiminde önemli bir noktadadır. Üreticilerin üretimden pazarlamaya ne yazık ki bu alanda da büyük sorunları vardır

Konaklama yerleri dağlar, yaylalardır. Ne var ki buralarda enerjiye erişmeleri sorundur. Bu bağlamda bal sağacak cihazından cebindeki telefonuna enerji önemli ihtiyaçtır. Konaklama yerlerine güneş panellerinin yapılması arıcıların beklentileri ve talepleridir.

Bal ormanları artırılmalıdır. Orman Bakanlığı bu anlamda daha fazla destek sağlamalı, güvenli, korunaklı konaklama alanları oluşturulmalıdır.

Arı nakillerinde yaşanan önemli bir sorun da birkaç tane kovanın fazlalığı nedeniyle ceza kesilmesidir. Bu anlamda gerekli önlemleri alan arıcılar cezadan muaf tutulmalıdır.

Arıcılıkta hastalıkla mücadele teknik bilgi ve yasal düzenlemelere ihtiyaç kılmaktadır. Arı ilacı, ruhsatlı ilaç pahalı olunca ne yazık ki arıcılar ruhsatsız ilaçlara yönelmekte, bu da kalite açısından sorun yaratmaktadır. Bunun giderilmesi için arıcılara Hükûmet mutlaka ilaç desteği sağlamalıdır.

Arıların toplu ölümleri üreticiyi perişan etmektedir. Narenciye çiçekleri için kullanılan ilaçlardan arıların etkilendiği saptanmıştır. Arıların zarar görmemesi için arılara zarar vermeyecek ilaçların narenciyede kullanılması da sağlanmalıdır.

Ana arı üretiminde sorunlar vardır. Kaliteli ana arıyla ilgili çalışmalar yeterli değildir.

Arıcıları etkileyen bir neden de tarım alanlarının farklı nedenlerle tahrip edilmesidir. Ülkemizde Giresun, Muğla, Adana, Sivas, Ordu, Mersin illeri arıcılıkta ilk sıralardadır. Niğde ilinde de 40 bin koloni bulunmaktadır.

Ülkemiz bal üretiminde dünya ikincisidir. İhracat payımız bu anlamda düşüktür, artırılması için kalite yönünde çalışma yapılmalıdır. Ne yazık ki ülkemizde glikoz, früktoz ve sahte bal, arıcılarımızı zor duruma sokmaktadır. Bununla ilgili denetimler yapılmaktadır; yetersizdir. Merdiven altı bal üretimiyle daha ciddi mücadele edilmelidir. Bal, yurt dışına satabileceğimiz önemli bir üretimimizdir. Bu anlamda Hükûmetin yapacağı çalışmalar vardır. Yapılacak bir Meclis araştırmasının faydalı ve yararlı olduğunu düşünüyor, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu öneriyi destekliyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 17/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, Türkiye’deki yoksulluk ve yoksullaşma probleminin tespiti, gerekli önlemlerin alınması ve çözüm için yol haritasının oluşturulması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 17 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

17/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 17/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                         Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

17 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu tarafından verilen 5634 sıra numaralı Türkiye'deki yoksulluk ve yoksullaşma probleminin tespiti, gerekli önlemlerin alınması ve çözüm için yol haritasının oluşturulması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 17/10/2017 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine öneri sahibi olarak İstanbul Milletvekili Erdal Ataş.

Buyurun Sayın Ataş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoksulluğun ortadan kaldırılması günlerinden biri olan 17 Ekim, Birleşmiş Milletler tarafından, bu dünya üzerinde yaşanan yoksulluğun sebebi olan ülkeler tarafından yani onların da oluşturduğu ve onların yandaşlarının da bulunduğu ülkeler tarafından ortadan kaldırılması ya da bir şekilde azaltılması üzerine ortaya atılmış, farkındalık yaratmak için ileri sürülmüş günlerden bir tanesi. Ama, maalesef, bu günü ortaya koyan emperyalist ülkeler ve onların yandaşları, yani bugün iktidarda bulunan kapitalist, emperyalist dünyanın sahipleri bütün bu yoksulluğun yaratılmasının sebepleri üzerine herhangi bir girişimde bulunmamaktadır.

Dünya nüfusunun, ilan edildikten bu yana, yaşanan süreç içerisinde yaklaşık olarak üçte 1’i yoksulluk sınırının altında yaşayacak hâle dönüşmüş durumda; yani, 2 milyar 300 milyon civarında insan bugün dünyanın çeşitli yerlerinde yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bütün bunlar tabii ki kapitalist, emperyalist sistemin adaletsiz ekonomik bölüşümü, özel mülkiyete dayalı olarak kâr sürecinin işletilmesi ve sermayenin desteklenerek yoksulların ve işçilerin üzerinde aşırı sömürünün gerçekleşmesi üzerinden meydana gelmektedir.

Hem dünyada hem de coğrafyamızda yüzde 20, yani mevcut gelirden en üst düzeyde gelir alan yüzde 20, dünya gelirinin, 35 trilyon doların yüzde 50’sini kendi cebine indirmektedir. En alt düzeyde geliri olan insanlar, yani o “yoksullar” dediğimiz sınıfta yer alan kesim ise sadece dünyadaki o gelirin yüzde 5’ini almaktadır; yani, bu 2,5 milyar insan sadece yüzde 5’le kendi yaşamını geçindirmek zorunda.

Dünya üzerinde yüzde 20, yani dünya nüfusunun yüzde 20’si sosyal yardımlar olmaksızın artık yaşamını geçindiremez hâle gelmiş durumda. Sermaye de, aynı şekilde, bütün bu süreç içerisinde, bu adaletsiz yönelimden kaynaklı en büyük krizlerini yaşadığı dönemlerin de içerisinden geçmektedir.

Ülkemizdeki yoksulluk ortalaması da dünya ortalamasıyla hemen hemen aynı durumda. DİSK’in, sendikaların yapmış olduğu araştırmalara göre yüzde 35 düzeyinde seyretmektedir.

Bugün DİSK-AR’ın yapmış olduğu araştırmaya göre, devlet istatistik enstitülerinin dışında 5,5 milyon insan işsiz durumdadır. Yine, aynı şekilde, düşük aylıklarla çalışan insanlar da bu meseleye eklendiğinde yaklaşık olarak 15 milyon insan -yani bu çalışan alanın içerisinde diyorum- bunların hepsi yoksulluk sınırı içerisinde bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Uçurum giderek derinleşmekte. Ve bizim coğrafyamızda, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun yapmış olduğu araştırmaya göre 106 bin insan milyonluk hesaplarla banka hesaplarına sahip mudiler durumunda. Bunun yanında, yaklaşık olarak her yıl bu sayı 6-7 bin civarında artmaktadır. Yani bizim ülkemizde zenginler daha fazla zenginleşmekte, bu kapitalist sömürü düzeninden kaynaklı, fakirler de daha fazla fakirleşmektedir. Bunun sebebi bellidir: Birincisi, bizim ülkemizde de bu meselenin çözümüne yönelik adımlar atılmamaktadır iktidar tarafından. Adaletsiz vergiler hızla artırılmakta. Yani işçilere, memurlara yüzde 4 zam veren Hükûmet, taşıt vergisinde yüzde 40 zam yapabilmektedir ve bunu da dalga geçer biçimde açıklayabilmektedir. Silahlanma hızla artmakta ve füzeler ve benzerlerine trilyonlarca para o alana akıtılmaktadır. Savaş politikaları derinleştirilmekte, yap-işlet-devretle bütün o köprüler ve benzerlerinde o işletmelere trilyonlarca dolar aktarılmaktadır. Saray harcamaları, örtülü ödenekler, OHAL uygulamaları, taşeronlaşma, iş saatinin artırılması gibi nedenlerle işçi alanında büyük bir yoksulluk ortaya çıkarılmaktadır.

Bütün bu sorunların çözümü ancak şu biçimde yapılabilir: Bir, vergide gelire göre bir adalet, işlerdeki çalışma saatlerinin azaltılarak işçilerin işe alınması, toplumsal barışın sağlanması, savaş politikaları ve silaha yatırılan paranın insanlara ve yatırıma aktarılması, yine aynı şekilde tarım, sanayi, teknoloji ve üretim alanında yatırımlar artırılarak, barış ve adaletle bu sorun çözülebilir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ataş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Deniz Depboylu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoksulluğun kaldırılması üzerine verilen önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce Gazi Meclisi, aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle bugün ve dün yaşadığımız üzücü olaylar sonucunda Kuzey Irak’ta şehit düşen 4 askerimize Allah’tan rahmet, Mersin’de gerçekleşen hain terör saldırısında yaralanan polislerimize acil şifalar diliyorum. Yine Şırnak’ta göçük altında kalarak yaşamını kaybeden işçilerimizin ailelerine sabır, kendilerine rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yoksulluk maalesef henüz aşamadığımız, aşmak için çaba gösterdiğimiz ama maalesef başarılı olamadığımız bir yara. TÜİK ve TÜRK-İŞ’in karşılaştırmalı Eylül 2017 verilerine baktık, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarının 1.522 lira 58 kuruş olduğunu gördük. Bu, sadece beslenme için gereken yani açlık sınırı, buna giyim, sağlık, eğitim masrafları dâhil değil. Bunları eklersek 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 4.959 lira 54 kuruş olarak ortaya çıkmakta. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.901 lira 8 kuruş ancak asgari ücretin de 1.404 lira 6 kuruşta sınırlı kaldığını görüyoruz. Bu durumda zaten insanların çektiği sıkıntılar ortada ama bunlara ulaşamayıp işsiz kalanlar da malum. Kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 34,2 olarak artmış, tarımda kayıt dışı kalanlar da yüzde 22,4 olmuş, kamu istihdamıysa buna oranla binde 8 olarak azalmış. Yine işsizlik oranı arttıkça biz biliyoruz ki şu anda iş bekleyen, kamuda görev bekleyen, atama bekleyen çok sayıda kardeşimiz mevcut. Bunların kimisi öğretmen adayı, kimisi veteriner olarak mezun olmuş, tıbbi sekreterler, ziraat mühendisleri, bütün bu kardeşlerimiz atama beklerken, yoksulluk sınırının altında yaşayanları da hesaba kattığımızda, sıkıntıda ne kadar çok insanımız olduğunu da görüyoruz. İnşallah bunların çözümü için uygun şeyler, planlamalar yapılır, gerekli önlemler alınır ve çözüme ulaştırılır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Kadim Durmaz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Yoksullukla Mücadele Günü’nde ülkemizin durumunu ve yaşadıklarını arz etmek üzere huzurunuzdayım.

Gittikçe büyüyen gelir adaletsizliği, yanlış ekonomi politikaları yoksulluğumuzu büyüttükçe büyütüyor. Peki, yoksulluk nedir? Yoksulluk yok olma hâlidir, kıt kaynaklara sahip olmaktır. Oysa biz, varlık içinde yoksulluk yaşıyoruz. Üreten fabrikalarımız yok muydu? Üreten çiftçimiz yok muydu? Binlerce işçiyi istihdam eden kamu kurum ve kuruluşlarımız yok muydu? Vardı ama AKP iktidarının günü kurtarma, seçim kazanma hırsıyla yok edildi ve yurttaşlarımız varlık içinde yokluğa mahkûm edildi.

Ülkemizde yoksulluk, hayvan besiciliği yapan çiftçimize desteği vermeyip et ithal etmektir. Yoksulluk, en büyük üreticiyken buğdayı ve samanı ithal etmektir. Yine, şeker pancarı üreticisi varken yapay tatlandırıcı kotasını katbekat artırmaktır. Yoksulluk, çağdaş, bilimsel eğitimden uzaklaşıp okuduğunu anlamayan bir nesli yaratmaktır. Çocuklarımızın eğitimini, geleceğini bir cümleyle karartmaktır. Yoksulluk, elinde diplomasıyla tek başına bir iktidar eliyle binlerce işsizi yaratmaktır. Yoksulluk, dünyada ihracat yaptığımız ülkelerle Hükûmet ve iktidar eliyle kötü olmaktır. Yoksulluk, dünyada kaybettiğimiz, alınamayacak, elde edilemeyecek itibardır. Yardımlarla yaşamayı, yaşamı sürdürmek zorunda milyonları bırakmaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı yanlış politikalarla Türk lirasına cumhuriyet tarihinin en büyük itibar kaybını yaşatmıştır. Kıt kanaat geçinen yoksulun sofrasında ekmek bile azalmıştır. 3 Kasım 2002’de sosyal yardım alan insan sayısı bu ülkede 2 milyon 850 binken buna milyonları ilave ettiniz. Yani, her yıl artan yoksulluk, insanları yardımlara muhtaç hâle getirmiştir. Son on beş yılda 125 büyük özelleştirme yaptınız, doksan yıllık cumhuriyet eserlerini yok ettiniz ama buna rağmen açığı kapatamadınız; hazıra dağlar dayanmaz. Bilesiniz, bu ülke size miras değil, vicdanı olana emanettir. (CHP sıralarından alkışlar) Bin bir zenginliğe sahip ülkemizde bu yoksulluğu on beş yıldır yanlış politikalarla sizler yarattınız. Bu ülkede TÜPRAŞ’ı İsrail’e, PETKİM’i Azerilere, TÜRK TELEKOM’u Araplara, Wodafone’ı İngilizlere, TEKEL’i Amerikalılara sattınız. Yine elimde burada uzunca bir listesi var bu sattıklarınızın. Ama diyoruz ki kısacası, bu aziz milleti Hükûmet eliyle yoksulluğa ittiniz. Biz, Victor Hugo’nun dediği gibi “Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış bir yoksulluğun peşindeyiz.” diyor yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bir önerisi vardır, okutup işleme alıyorum:

3.- CHP Grubunun, 17/10/2017 tarihinde Ordu Milletvekili Seyit Torun ve arkadaşları tarafından, fındık sektörünün sorunlarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak Genel Kurulun 17 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

17/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 17/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                               

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ordu Milletvekili Seyit Torun ve arkadaşları tarafından fındık sektörünün sorunlarının belirlenmesi amacıyla 17/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1398 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 17/10/2017 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk söz, öneri sahibi adına Ordu Milletvekili Seyit Torun’a aittir.

Buyurun Sayın Torun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SEYİT TORUN (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz fındık üreticilerinin ve sektörünün sorunlarına ilişkin grup önerisi hakkında söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüden daha önce de fındıkla ilgili birçok konuşma yaptık, bölge milletvekillerimiz de bu konuya birçok kez değindi. Araştırma önergeleri verdik, basın toplantıları yaptık ama maalesef, bu önerilerimiz ve üreticilerimizin ürünlerini değerlendirememesiyle ilgili ortaya koyduğumuz bir sürü eleştirimiz kale alınmadı. Hatta Ordu ile Giresun arasında da yürüdük ve orada üreticilerimizin sesini duyurabilmek için bir miting de gerçekleştirdik. (CHP sıralarından alkışlar) Fakat görülüyor ki maalesef, alınan önlemler ve yapılan işlemler üreticinin derdine çare değil. Şu anda 8 ila 8,5 lira arasında satılıyor ama Sayın Bakan sezonun açılışında maliyeti 8 lira 75 kuruş olarak açıklamıştı. Şu anda bile üretici, maliyetinin altında ürününü satıyor; üniversiteye çocuğunu gönderdi, düğün yaptı, borcu var, maalesef ama maalesef şu anda bu yılki borcunu da kapatamadı, gelecek yıla, 2018’e de borçlu giriyor.

Hep dile getirdik, yıllık 3,6 milyar dolar gelir elde ettiğimiz bir ürünümüz şu anda 1,8 milyar dolar, 2016-2017 tahminî. Diyoruz ki: Artık bunun üzerinden her yıl bir beklenti içerisinde olmayalım, fındık üreticisi dertli, ne yapıldıysa, hangi tedbir alındıysa derdine çözüm olmadı. Önümüzde yeni bir sezon var, yaklaşık bir yıla yakın bir süremiz var ve burada ortak aklı ortaya koyalım ve üreticinin derdini çözelim. Üretici her yıl beklenti içerisinde olmasın, her yıl “Fiyat ne olacak ve ne yapacağım?” demesin ve bugün Avrupa’ya, Avrupa’daki alıcılara fındık üreticisinin alın terini yedirmeyelim. Bunun vebali var hepimize, gerçekten vebali var.

Üretici dostu olanlar, bu fındığın üretimini bilenler şunu bilsinler: Yılda bir kez ürün alınıyor ve tamamen emek yoğun bir iş, makineli bir tarım değil fındık ve yaklaşık 8 milyon insan ve 500 bin üreticiyi ilgilendiren bir konu. Çiftçi kaybediyor, üretici kaybediyor, aracı kaybediyor, ihracatçı kaybediyor, ülke kaybediyor. Kayıp hepimizin kaybı. Gelin, bu kaybı hep beraber sonlandıralım ve herkesin kazandığı, alın terinin, emeğinin karşılığını aldığı bir ürün hâline getirelim. (CHP sıralarından alkışlar) Hem ülkemiz kazansın hem üreticimiz kazansın, bunu yapmamız mümkün.

Biz bunlarla ilgili önerilerimizi ilettik. Tek beklentimiz bir empati kurmak, karşılıklı diyalog kurmak. Bunu fındık üretimiyle ilgilenen, satan, ihraç eden, alan, hep bir araya gelelim ve bu ürünün geleceğiyle ilgili kısa, orta ve uzun vadeli bir planlama yapalım. Biz demiyoruz ki: Bir senede kurtulur, iki senede kurtulur, şu olur, bu olur. Çünkü bazı gerçekler var, artık bahçelerimiz yaşlandı, fındık bahçelerimiz yaşlandı. Dönüm başına aldığımız verim düştü. Fındık kalitemiz düştü ve “Dünyada fındığın yüzde 70’ini üretiyoruz.” diyoruz, yüzde 30’luk üretimi yapanlar yüzde 70’lik üretimin fiyatını belirliyor. Bunu içimize sindirmemiz mümkün değil. Tek istediğimiz şey üreticimizin alın terinin karşılığını vermek. Bu, bu kadar zor değil arkadaşlar, inanın bu kadar zor değil ama her yıl üretici beklenti içerisinde. Her yıl “Ne olacak bu sene fındığın hâli?” diyor ve sezon sonunda da maalesef hüsranla karşılaşıyor. Ne borcunu ödeyebiliyor ne de bu işin içinden çıkabiliyor. Mecburen arazisini satarak göç ediyor. Bugün İstanbul’da, bakıldığında, hemşehriler arasında hep ilk 3’te yer alıyoruz, Karadeniz Bölgesi olarak hep ilk 5’teyiz. Bakın, İstanbul’da oturan hemşehrilere, en fazla göç veren bölge Karadeniz Bölgesi’dir, fındık üreticisidir.

O yüzden, bu feryadı duyun diyoruz. Biliyoruz, birazdan önergemiz reddedilecek, bunu da biliyorum ama lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve üreticinin sesine kulak verin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Torun.

Önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta konuşacaktır.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fındık konusundaki sorunların ve çözüm önerilerinin araştırılması konusundaki grup önerisi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşacağım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Tabii, fındık konusunu defalarca burada konuştuk. En son biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak 5 Ekimde, bundan on iki gün önce bir grup önerisi vermiştik ancak grup önerisi Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Fındığın önemini anlatmaya gerek yok, burada ben bunun rakamlarını çok fazla verdim. Ancak benim merak ettiğim konu… Yani sorun var, sorun söyleniyor, çözüme yönelik de bir şeyler söylüyoruz, bu konuya niye kulak tıkanıyor? Hükûmet ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bu konuya niye kulak tıkıyor, bunu çok merak ediyorum. Belki aslında bu konunun bir araştırılması lazım, buna ilişkin belki bir araştırma önergesi vermek lazım.

Şimdi, ben Hükûmete şu soruları sormak istiyorum: Bugün fındığın fiyatı, az önceki fiyatı, bugün gündüzki fiyatı 8 lira 20 kuruş. Şimdi, fındık üreticisi mağdur değil mi? Yani Hükûmetin buna bir cevap vermesi lazım veya Hükûmet adına AKP Grubu verebilir. Hiçbir önlem alınmadığına göre bir sorun yok mu? Maliyetinin altında fındık satmaktan üreticinin memnun olduğunu mu düşünüyorsunuz? Üretici bu yıl da mağdur oldu. Tek bir yabancı firma üreticinin bütün emeğini sömürdü. Buna sessiz mi kalacaksınız? Gelecek yıl bu sorunla tekrar karşılaşmamamız için ne yapmayı planlıyorsunuz? Geçmişte ne yaptınız, önümüzdeki dönemde ne yapacaksınız?

Burada sürekli olarak on beş-yirmi yıl öncesine göre fiyat mukayesesi yapmanın üreticiye ne kazandırdığını düşünüyorsunuz? Diyelim ki o güne göre iyileşti ama bugün maliyetin altında, sizin açıkladığınız fiyatların, maliyetin altında. Bu tutum, sizin bu tutumunuz üreticinin mağduriyetini gideriyor mu? Dolayısıyla, fındık üretiminde, işlenmesinde, ihracatında, iç ve dış fiyat oluşumunda ve pazarlamasında ciddi yapısal sorunlar vardır. Yapıcı muhalefetin bir gereği olarak bu yapısal sorunlar nasıl çözülür diye -bunların detaylarını daha önce verdik ama- şimdi çok kısa maddeler hâlinde söyleyeceğim.

Bir: Yapılması gereken ilk şey, bu emanetçilik sistemine son verilmelidir, bu anlamda lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalıdır; bununla ilgili önlem alınması lazım.

İki: Piyasada tekelleşmeye fırsat verilmemelidir. Bunun için de piyasaya zamanında müdahale edecek, finansal gücü olan, finansal bünyesi sağlam bir ihtisas kurumu olmalıdır, üreticinin örgütlenmesi sağlanmalıdır.

Üç: Fındıkta fiyat garantisi verilmeli. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim beyannamemizde olan bir husustur. Sezon açılmadan önce bu fiyat ilan edilmelidir. Bu fiyat maliyetleri dikkate alan ve üreticiyi mağdur etmeyecek bir fiyat olmalıdır. Fındıkta verimliliği artıracak tedbirler alınmalıdır. Bu anlamda, fındık alanlarının gençleştirilmesi ve küf gibi hastalıklarla etkin mücadele için tedbirler alınmalıdır. Kontrolsüz fındık dikimine müsaade edilmemelidir. Karadeniz Bölgesi’nde fındığı işleyecek ve katma değeri artıracak yatırımlar teşvik edilmelidir. Bu, ciddi istihdam ve gelir de sağlayacaktır.

Son olarak da ihracat fiyatlarının ülkemizde belirlenmesine yönelik tedbirler alınmalıdır.

Bu anlamda, biz bu öneriyi destekleyeceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, birkaç aydır burada zeytini konuştuk, çayı konuştuk; biraz önce arıyı konuştuk, şimdi fındığı konuşuyoruz; samanı konuştuk, eti konuştuk. Böyle bütün meseleler buraya geliyor fakat her sene ya da altı ayda bir konular yine ve yine bu masaya, bu kürsüye geliyor, biz bunları konuşuyoruz ama herhangi bir çözüm de bulamıyoruz.

Fındık... Şimdi, fındık üreten illeri ve fındıktan geçinen illeri saymaya kalksam bu üç dakika zaten bitecek, yetmez ona, o yüzden çok kısa kesmek istiyorum ben.

Fındık üreticilerinin problemlerini arkadaşlar anlattı, ben de burada yaz tatilinden önce onların problemlerini anlattım biraz, o konulara girdik. Şimdi, insanlık tarihinde yani dinî açıdan bakarsak, Hazreti Âdem ve Havva’ya kadar gidince, onların 2 çocuğunun aralarında sıkıntı çıkıyor, bir tanesi diğerini öldürüyor, katlediyor, sonra pişman oluyor. İbraniceden bakarsak, o öldürenin ismini Türkçeye çevirirsek “demirci” ya da “demir döven” anlamına gelir; diğerinin ki, öldürülenin ismi de “rüzgâr” anlamına gelir. Bu şu demektir, şunları simge eder: Bir tanesi güç ya da sert güç, diğeri yumuşak güç ya da güçlü-güçsüz, zalimler-mazlumlar; bu şekilde bunları tarif edebiliriz. İnsanlık tarihinde her zaman bu sert güç yumuşak güce galip gelmiştir, her zaman onu öldürmüştür.

Günümüze bakınca, zeytinlik arazileri, zeytinlikler yumuşak güçtür. O yüzden zalimler der ki: “Tesisler mi daha önemli, zeytinlikler mi daha önemli?” Yarın da çıkacaksınız burada, belki bu Hükûmet değil, belki bu iktidar değil ama beş on sene sonra diyeceksiniz ki: “Oradaki fındık çalılıkları mı daha önemli, üzerine yapacağımız tesisler mi daha önemli?” Niye bunu söylüyorum? Fındık üreticilerinin emeklerini gasbeden 2 tane yabancı şirket; bir tanesi Türk ismi taşıyor, bir tanesi İtalyanca. Onların fındıklarını çok ucuz fiyata alıp o emeklerini gasbedenler gittiler, fındıkları şu anda Çin ve Şili’de ektiler. Eğer tutarsa, eğer belli bir kaliteyi onlar Şili’de elde edebilirse fındık Karadeniz’de normal bir orman ürünü hâline dönüşecektir. Bu çok sürmez, beş on sene içinde belki burada oturup diyeceğiz ki: Ya, fındığın çok önemi yok, zaten saman gibi, buğday gibi onu da yurt dışından almak durumunda kalacağız. Bu yüzden bizim buradan çağrımız bu devleti yönetenlere, bu sektörlere ve sektörel problemleri incelemesi gerekenlere: Oturun, hep birlikte hem fındıkçının hem çaycının hem zeytincinin, arıcının problemlerine bakalım, hep birlikte önümüze…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA PİR (Devamla) - …yol haritası koyalım ve onların problemlerini çözelim.

Saygılar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 17, 24 ve 31 Ekim ile 7, 14, 21 ve 28 Kasım 2017 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 17/10/2017 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

 

                                                                                      Mustafa Elitaş

                                                                                           Kayseri

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun;

17 Ekim 2017 Salı günkü (bugün) birleşiminde 461 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

18 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 477 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

19 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde 362 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Haftalık çalışma günlerinin dışında, 20 Ekim 2017 Cuma günü saat 14:00'te toplanarak bu birleşimde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmındaki işlerin görüşülmesi ve bu birleşimde 366 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

24, 25 ve 26 Ekim 2017 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri saat 24:00'e kadar çalışmalarını sürdürmesi,

17, 24 ve 31 Ekim ile 7, 14, 21 ve 28 Kasım 2017 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi,

önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, (2/558) esas numaralı Vakıflar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/107)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/558) esas no.lu ve 23/12/2015 tarihli “Vakıflar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”

Yukarıda belirtilen ve ilk imza sahibi olduğum kanun teklifi, havale edildiği esas komisyonca süresi içinde görüşülmediğinden söz konusu kanun teklifimin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğini arz ederim.

                                                                                         Erol Dora

                                                                                           Mardin

BAŞKAN – İç Tüzük 37 üzerine teklif sahibi Mardin Milletvekili Erol Dora konuşacaktır.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Dönem milletvekilliğim süresince Meclis Başkanlığına sunduğum ancak ilgili komisyonca o dönemde komisyon gündemine alınmayan, bunun üzerine 26’ncı Dönem başında yeniden Meclis Başkanlığına sunduğum ancak aradan geçen iki yıllık süre zarfında hâlen bir türlü komisyon gündemine alınmayan Vakıflar Kanunu’nda değişiklik teklifimin nihayet İç Tüzük 37’nci madde gereği doğrudan Genel Kurul gündemine alınması sebebiyle söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Osmanlı Dönemi’nde uzun süre tüzel kişilik kavramı yoktu. 1912’de kabul edilen bir kanunla cemaatler tapu sicil memurluklarına verdikleri gayrimenkul listelerinde belirttikleri taşınmazları kendi adlarına tescil ettirme olanağına sahip oldular ancak uygulamada çeşitli usuli zorluklarla karşılaştıkları için verilen listelerdeki tüm taşınmazları tescil ettiremediler. İkinci düzenleme cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1935 yılında geldi. Geçen yıllar içerisinde Vakıflar Kanunu’nda birçok kez değişiklik yapılmıştır. Son yıllarda azınlık vakıflarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açtığı davaların da etkisiyle 2003, 2008 ve 2011 yıllarında azınlık vakıflarıyla ilgili olarak bazı olumlu düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Bu düzenlemeler sonucunda bir kısım gayrimenkullerin iadesi ve azınlık vakıflarının mülk edinme hakkı önündeki engellerin kaldırılması gibi bazı olumlu adımlar atılmıştır ancak bu düzenlemeler azınlıklara ait mazbutaya alınmış 55 vakfı içermediği gibi el konulmuş taşınmazlar meselesine kapsayıcı çözümler üretememiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Avrupa Birliği üyeliği sürecinde azınlık vakıflarının mülkiyet haklarının korunması yönünde birtakım olumlu adımlar atmış olsa da hukuk devleti reformu olarak nitelendirilebilecek bir ilerleme kaydedememiştir; aksine, taşınmaz edinme ehliyeti bakımından mevzuattan kaynaklı sorunların yanında yasalarda tanınan sınırlı haklar, oluşturulan idari düzenleyici işlemlerle, kamuoyuyla paylaşılmayan genelgelerle uygulamada büsbütün kısıtlanmıştır. Azınlık vakıflarının el konulan mülklerinin iadesi ve tazmini için Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile Anayasa’dan doğan sorumlulukları doğrultusunda adil, bütünlüklü bir düzenleme ise ne yazık ki henüz gerçekleştirilememiştir.

Değerli milletvekilleri, günümüzde azınlık vakıflarının yaşadığı güncel sorunlardan biri de 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na eklenen geçici 11’inci maddenin yetersiz olmasıdır. Bu kanundaki geçici 11’inci maddenin mevcut şekli ve uygulaması var olan çözüm ve bekleyen kimi sorunlar bakımından yetersiz kalmıştır. Bu sorunlardan biri, yapılacak taşınmaz ihalelerinin 1936 Beyannamesi’ne kayıtlı olması şartına bağlanmaktadır. Söz konusu maddenin 1936 Beyannamesi’ni temel alması 1936 Beyannamesi olmayan vakıfları mülkiyet haklarından yoksun bırakmaktadır.

Geçici 11’inci maddeye ilişkin bir diğer önemli sorun ise 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup cemaat vakıfları mülkiyetinde olan fakat kamu kurum ve kuruluşları veya üçüncü şahıslar adına kayıtlı bulunan taşınmazlar hakkında bir düzenleme içermesidir.

Değerli milletvekilleri, azınlık cemaatlerinin örgütlenme özgürlüğünün sağlanmasına ilişkin usul ve esaslar ilgili yönetmelikle düzenlenmektedir. Ancak bu yönetmelik iptal edildiği gibi, dört yılı aşkın bir süredir cemaat vakıfları yönetim kurulları seçimleri gerçekleştirilememektedir. Tabii, bu durum örgütlenme ile seçme ve seçilme özgürlüğünü de açıkça engellemektedir.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifimizin bu maddesiyle, Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1935 tarihinden itibaren başta Ermeni, Rum, Süryani, Keldani, Musevi olmak üzere Maruni, Gürcü ve Bulgarlara ait vakıfların ellerinden alınmış bulunan tüm taşınmazların, mazbutaya alınmış vakıflar ve üçüncü şahıslara satılmış taşınmazlar da dâhil olmak üzere, yaşanan mülkiyet gaspları sonucunda yaşanan hak kayıpları ve mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca, dört yıldan fazla bir zamandır Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından iptal edilmiş olan cemaat vakıflarının yönetim kurullarının seçimini düzenleyen yönetmeliğin yerini tutacak yeni ve çağdaş bir yönetmeliğe ivedilikle kavuşmaları hedeflenmektedir. Bu kanun teklifiyle hedeflenen idari düzenlemenin hayata geçirilmesiyle çok önemli bir sorunumuza da çözüm getirilmiş olacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle bütün siyasi partilerden ve bütün milletvekillerinden destek beklediğimi belirtiyor, tekrar hepinizi en derin duygularımla, saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – İç Tüzük 37’ye göre verilmiş olan doğrudan gündeme alınma önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 497 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeleri ayrı ayrı oylanacaktır.

Sayın Haberal, bir saniyenizi alacağım. Sayın Ilıcalı’ya bir dakikalık söz verecektim.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Çukurca’da şehit olan Erzurumlu Uzman Çavuş Adem Gezer’e Allah’tan rahmet dilediğine, PKK ve terör örgütlerini lanetlediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bir üzüntümü paylaşmak için söz aldım. Bugün grup toplantımız esnasında Erzurumlu bir hemşehrimiz şehidimiz Uzman Çavuş Adem Gezer için Başbakan Yardımcımız Recep Akdağ ve Milletvekilimiz Zehra Taşkesenlioğlu ile beraber Erzurum’a gittik, Narmanlı Camisi’nden binlerce kişiyle Hakk’a yolcu ettik. Allah’tan rahmet diliyorum şehidimize. Çukurca’da, bildiğiniz gibi, Zap bölgesindeki bir çatışmada PKK’lı teröristler tarafından rahmetli edildi. Bu vesileyle hem ailesinin hem milletimizin başı sağ olsun derken, PKK ve terör örgütlerini de şiddetle lanetliyorum. Allah’ın izniyle de inşallah terörün kökünün kazınacağına ve bu şehitlerimizin kanının da yerde kalmayacağına inanıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/868) ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 4 Milletvekilinin İstanbul İli Eyüp İlçesinin Adının Eyüpsultan Olarak Değiştirilmesi ve Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1826) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, tasarının tümü üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Erkan Haberal’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Haberal, süreniz yirmi dakikadır, buyurun.

MHP GRUBU ADINA ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşülmesi dolayısıyla MHP adına söz almış bulunuyorum.

Bir süredir bu yasa değişikliği etrafında yapılan tartışmalarda, müftülüklere nikah kıyma yetkisi tanıyan düzenlemenin imam nikahına meşruiyet kazandırma çabası gibi gösterildiğine şahit olunmaktadır. Bunun yanında, müftülüklere nikah yetkisi veren düzenlemenin laikliğe aykırı olduğu iddia edilmektedir. Meselenin daha anlaşılır hâle gelmesi için tarihî, hukuki ve sosyal açıdan aklıselimle değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.

Nikah akdiyle kurulan aile ve evlilik kurumu sağlıklı bir toplum yapısının temel unsurlarındandır. Nikah akdi, kadın ve erkekten oluşan taraflar arasındaki sözleşmedir. Evlilik hukuku bu akitle başlamaktadır. Nikahın meşruiyetini onun sadece dinî ritüellerle gerçekleştirilmesi değil, temel şartlarının yerine getirilmesi belirler. Nikahın sıhhati ise bunun bir belediye memuru veya din adamı tarafından yerine getirilmesine değil, meşru olmasını sağlayan şartların oluşmasına bağlıdır. Akdin sağlıklı olması yani hukuka uygunluk ve meşruiyeti öncelikle tarafların rızası ve kabulüne bağlıdır. Nikahın ilan edilmesi, evliliğe engel bir mazeretin olmaması, yaşça uygunluk gibi hususlar bu meyanda sayılabilir. Günümüzün şartlarında evlilik hukukunu korumak ve güvence altına almak için dinî nikah yeterli olmamaktadır. Evlilikten doğan hakların yasal teminat altına alınması için nikahın resmîyet kazanması gereklidir. Buna rağmen halk arasında imam nikâhı sanki İslam’ın şartıymış gibi yaygın olarak yapılmaktadır. Ayrıca, imam nikâhı bazı kimseler tarafından çeşitli gerekçelerle istismar da edilmekte, çok eşlilik için gizli ve hukuk dışı bir vasıta olarak kullanılmaktadır. Bunun temel nedeni, imam nikâhının resmî nikâhtan üstün görülmesidir. Bazen imam nikâhı bir dinî kural ve uygulama olmaktan çıkmakta, bir töre işlevi görmektedir. Nikâhsız hayattan ve daha büyük günahları işlemekten çekinmeyenlerin imam nikâhı söz konusu olunca aşırı titiz davrandığı gözlemlenmektedir. Bu da kötü niyetlilerin istismarına zemin hazırlamaktadır. Bütün bu yanlışların sebebi nikâh akdinin dinî temelleri hakkında bilgi sahibi olunmaması ve nikâhın kutsal bir ibadet zannedilmesidir. İnsanımızın dinî hassasiyetleriyle bilgisizliğin karışımından oluşan yanlışlıklar ne yazık ki âdet ve gelenek hâlinde yıllardır sürüp gitmektedir.

Elbette, nikâhla birlikte evlilikte helal ve haram devreye girmektedir. Ama, helal veya haram olgusunu tayin eden bunu bir din adamının kıyması değildir. Temel bilgilere sahip bir Müslüman da nikâh akdini yönetebilir. Ancak, modern toplumda tarafların haklarının korunması açısından evlilik akdinin kayıt altına alınması elzemdir. Bu durumda devlet kurumlarının ve hukuk sisteminin devreye girmesi kaçınılmazdır. Eskiden olduğu gibi, söz vererek hakların korunması günümüzde mümkün değildir. Nikâhın sıhhat şartlarının oluşması için tarafların haklarını gözetecek bir sözleşmenin bulunması icap etmektedir. Uygulamada ortaya çıkabilecek olumsuzlukları gidermenin yolu evlilik akdinin devlet eliyle kayıt altına alınıp belgelenmesidir. Nikâhın hiçbir tartışmaya meydan vermeyecek şekilde devlet eliyle yapılmasını sağlayan düzenleme cumhuriyet öncesinde hayata geçirilmiştir. 25 Ekim 1917 tarihli Hukûkı Âile Kararnâmesi bunun belgesidir. Cumhuriyet Dönemi’nde kabul edilen Medenî Kanun da bu kararnamede ulaşılan toplumsal ve hukuki merhaleyi taçlandırmıştır.

Esasen İslam’da “dinî nikâh” diye bir kavram yoktur. Nikâh dinî şartlarla, örf ve adetlerle sınırlanmaktan öteye insanlığın var oluşundan beri uygulanan bir evlilik akdidir. Eskiden Müslüman toplumunda nikâh akdini yerine getirecek resmî bir kurum bulunmadığı için bu iş mahallenin veya ikamet edilen beldenin en itibarlı kimseleri sayılan imamlar tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır. Ancak nikâhın kaydı tutulmamış ve bu inançların bir parçası olarak halk arasındaki kabul ve rızaya dayandırılmıştır. Yani nikâhı imamın kıyması Müslüman Türk toplumunda sosyolojik bir olgu şeklinde ortaya çıkmıştır. Zamanla da imam nikâhına inanç hassasiyetlerinden ötürü dinî bir veçhe ve muhteva yüklenmiştir. Ancak evliliklerde tarafların ve çocukların haklarının korunması, zamanla nikâh akdinin hukuki temele oturtulması ve resmî belgeye dayandırılması ihtiyacı hasıl olmuştur. Toplumsal her uygulamanın hukuku Osmanlı Devleti’nde kıyılan nikâh şekli imam nikâhı olmakla beraber bugünkü manada temel şartlardan yoksun değildir. Osmanlıda imam nikâhı, resmî makamca kaydı tutulmadan kıyılmazdı yani o zaman imam nikâhı aynı zamanda bir resmî nikâhtı. Resmî makamlardan izin alınmadan evlenecek tarafların hayatlarını birleştirmesinde mahzur bulunmadığını ispatlamadan nikâh kıyılamazdı. Kendi başlarına imam nikâhı kıydıranların da nikâhı geçersiz sayılırdı. Buna rağmen günümüzde olduğu gibi imam nikâhını istismar edenler olurdu. Osmanlı arşivinde izinsiz ve gizli nikâh kıyan imamlara ceza verildiğine dair belgeler mevcuttur çünkü bir tür din istismarına giren gizlilik, nikahın sıhhatini ortadan kaldırmaktadır. Nikâhta aleniyet vazgeçilmez şarttır. İşte Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan yeni düzenleme yasalaştığı takdirde gizli saklı nikâh yapılması engellenmiş olacaktır. Müftülüklerde kıyılan nikâh dinî ritüellerle yapılsa bile resmî nikâh olacaktır.

Yeni düzenlemeye sadece imam nikâhına resmiyet kazandırmak şeklinde bakılması da yanlıştır. Müftülüklere resmî nikâh yetkisi verilmesi nikaha dinî veçhe verme amacı da gütmemektedir. Müftülükteki kamu görevlilerinin nikâh kıymasını “imam nikâhı” şeklinde değerlendirmek de doğru değildir. Aksine hem gizli saklı nikâh yapılması engellenmiş olacak hem de dinî hassasiyetleri dolayısıyla din görevlisinin yönetim ve denetiminde nikâh kıydırmak isteyenlerin bu işlemi resmî yollardan yapması temin edilmiş olacaktır. Zaten nikâh kıyma yetkisi imama ve müezzine değil, belediye memurlarında olduğu gibi, müftülük nezdindeki bir başka kamu görevlisine bırakılmıştır. İslami geleneklerde olduğu gibi sanırız bunun bazı dualarla yapılmasına da kimsenin itirazı olamayacaktır.

Sonuçta İslami endişelerle birçok vatandaşın müftülükler kanalıyla nikâh kıydırmak istemesini saygıyla karşılamak lazımdır. Bu tamamen seçime bağlıdır ve ihtiyaridir, müftülükler açısından zorunluluk getirilmemektedir, isteyenler yine nikâh işlemlerini belediyeler vasıtasıyla yapabileceklerdir. Bunun laikliğe aykırı bulunması da tamamen ön yargılıdır. Geniş anlamda laiklik, kaynağını pozitif hukuktan alan, ruhban sınıfının nüfuz ve imtiyazlarından arınmış, dinî inanç ayrımı gözetmeksizin herkes için geçerliliği olan genel bir kamu düzeninin yürürlükte olması anlamına gelmektedir. Bir devlet düzeni din ve vicdan özgürlüğünü de içerdiği ölçüde laik ve demokrattır. Vatandaşların inançlarını yok saymadan bir arada, kardeşçe yaşamasını temin ettiği ölçüde bir değer ve anlam ifade eden laiklik çağdaşlaşmayla birlikte millî birlik ve bütünlük ile din ve vicdan özgürlüğünün güvencesidir. O hâlde laiklik ibadet hürriyetini garanti altına aldığına göre Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her Müslümanın resmî nikâhını müftülükler eliyle yapılmasını istemesi de doğaldır. Bir Müslümanın camiye gidip namaz kılması nasıl laikliğe aykırı değilse nikâh akdini gerçekleştirmek için başvuracağı devlet kurumunu seçmesi de öyledir. Şurası unutulmamalıdır ki cumhuriyetin kuruluş yıllarından bu yana müftülükler yasal bir devlet kuruluşu olarak devlet ve toplum hayatında yerlerini almıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; müftülükler Diyanet İşleri Başkanlığı adına hizmet veren devlet daireleridir. Bizzat Atatürk tarafından kurulmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı din ve ibadet hürriyetinin devlet garantisi altında olduğunun delilidir. Atatürk böyle bir kurumun Batı’daki laik devlet örneklerinde bulunmadığı tezini ileri sürenlere “Sultan Ahmet Cami imamının maaşını kim verecek? Biz vereceğiz, din adamlarını cemaatin eline baktırmayız.” diyerek bir bakıma dinî hayatı da devletin teminatı altına almıştır. FETÖ örneğinde olduğu gibi din adamlarının birtakım gayrimeşru cemaatlerin kontrolüne girebileceğini Atatürk daha o günlerden görmüştür. Diğer taraftan bütün bilim dünyasının ve uluslararası hukukun üzerinde konsensüs sağladığı tek bir laiklik tanımı ve uygulaması da yoktur. Atatürk Türkiye’nin şartlarına özgü bir laik sistemin temellerini atmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı laik sistemin bir kurumudur ve bu kurumda çalışanlarla belediye kamu görevlileri arasında laiklik bağlamında hiçbir fark bulunmamaktadır. Eğer müftü veya müftülük çalışanının devlet adına gerçekleştirdiği herhangi bir yasal işlem laikliğe aykırıysa başka herhangi bir kurumunki de aykırıdır. Netice itibarıyla müftüler ve müftülük memurları da belediye memurları gibi kamu görevlisidir. Nikâh akdini yöneten kamu görevlisinin görev tanımı ve niteliği nikâhın sıhhatini belirleyemeyeceği gibi onun meşruiyetini de belirleyemez. Ortada nikâh akdiyle tarafların hukukunu güvenceye alan müftü veya müftülük memuru değil devletin elidir. Sonuçta müftüler veya onların yetki vereceği kimseler devlet memuru olacaklardır. Ayrıca bu sayede nikâh için gün alma işlemleri kolaylaşacak, belediyelerin bu konudaki iş gücü de hafiflemiş olacaktır. Nikâh işlemi sadece müftülüklerin tekeline de bırakılmamaktadır, belediyelerin nikâh yetkisi de sürdürülmektedir.

Diğer taraftan, evlilik hukukunun güvence altına alınması, dinin gereklerine de laikliğe de uygundur. İbadet de bir dinî ritüeldir ve devletin garantisi altındadır. Laik sistemde insanların dinî vecibelerini yerine getirmeleri devletin garantisi altındadır. Camilerimizin kapıları ardına kadar açıktır ve burada bütün insanlarımız ibadetlerini yerine getirmektedirler. İmamlar da müftüler de devletin memurlarıdır ve gökten vahiyle inmemişler, ilahi irade tarafından tayin edilmemişlerdir, onları görevlendiren cumhuriyet Türkiyesinin yasalarıdır. Evlilik söz konusu olunca nikâhsız beraberlikleri meşru ve anayasal hak olarak görenlerin meşru ve yasal nikâh akdini kimin yaptığını sorgulamaları abesle iştigaldir.

Müftülüklere nikâh kıyma yetkisi veren düzenlemenin kadınlar üzerinde baskı aracı olacağını, kadın haklarının sınırlanacağını iddia etmek de akıl ve mantıkla bağdaşmamaktır. Evlenecek tarafların iradelerinin müftülüklerce ipotek altına alınacağını, küçük yaşta evliliklere izin verileceğini sananlarsa aldanmaktadır. Böyle gösterilmeye çalışılması iyi niyetten yoksunluktur. Bu türden ortaya atılan iddialarda da laiklik endişesinden çok, insanımızın dinî hassasiyetlerini göz ardı eden, küçümseyen, birtakım ön yargıların payı olduğunu düşünüyoruz.

Nikâh akdi üzerinden ileri sürülen asılsız iddialar, cami ve cemaatle, ezan ve namazla hiç ilgisi bulunmayan ve ibadethanelerin kapısından bile geçmeyenlerin hararetle “Türkçe ezan” propagandası yapmasını akıllara getirmektedir. Kendi inanmadıkları hususlarda başkalarına akıl verip görüş ve fikir dayatmak laiklik değil, olsa olsa antidemokratik ve baskıcı bir sekülerizmdir. Oysa, nikâh yetkisi konusundaki uygulamanın pratikte çok büyük yararları olacağı aşikârdır. Bu sayede dinî nikâhla sürdürülen evlilikler ve saklı nikâh geleneği zamanla anlamını yitirerek tarihe karışacaktır. İmam nikâhını istismar ederek çok eşliliği seçenler azalacaktır. Ayrıca, bu düzenleme, kadınlarımız üzerinde baskı oluşturmayacağı, yakışıksız evlilikleri teşvik etmeyeceği gibi, bilakis, aile kurumunu, kadın ve çocukların haklarını da koruyacaktır.

Söz konusu düzenlemeyle imam nikâhı yüzünden yaşanan hukuki sorunların, yaşanan ailevi ve sosyal trajedilerin de önüne geçilmesi mümkün olacaktır. Resmî nikâha rağbet artacaktır.

Netice itibarıyla, müftülere verilen resmî nikâh kıyma yetkisini laiklik ve hukuk devleti açısından yerinde bir düzenleme olarak mütalaa ediyor, ayrıca toplumsal bir ihtiyacın karşılanması şeklinde değerlendiriyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu yasa tasarısına kabul oyu vereceğimizi de beyan ederek Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Haberal.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.03

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 18 Ekim 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.04



(x) 497 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.