TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                            6’ncı Birleşim

                                                                                  11 Ekim 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, yası muharrem ayına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati’nin, Kudüs’e ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın sahipsiz olmadığına, imkânı olan herkesin gidip görmesi gerektiğine ve Başkanlık Divanı olarak İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kadına Şiddetle Mücadele Genel Raportörü seçilen Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ı tebrik ettiğine ve Meclisin her halükârda kanunlara uymak durumunda olduğuna ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, her zaman Adıyaman halkının sesine kulak verildiğine ve tütünle alakalı meselenin de çözüleceğine ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, herkesi görevini yapmaya ve müftülere nikâh yetkisi veren düzenlemeyi geri çekmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, bir televizyon programına bağlanarak “Çocuklar ölmesin.” diyen öğretmen Ayşe Çelik hakkında hapis cezasının onanmasına ve Nuriye Gülmen ile  Semih Özakça’nın açlık grevlerinde 217’nci günün geride kaldığına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in müftülüklere evlendirme yetkisi veren kanun tasarısına ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne ve çocuklara verilebilecek en büyük hediyenin laik ve çağdaş bir eğitim olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Mudanya Mütarekesi’nin 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, eğitimde, ekonomide ve dış politikada ülkeye telafisi mümkün olmayan zararlar veren AKP hükûmetlerine vatandaşın ilk seçimde hak ettiği yanıtı vereceğine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Tarım Bakanının acilen Çukurova’ya gelip çiftçinin problemleriyle ilgilenmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, geçici cami görevlisi olarak göreve başlatılanların sorunlarına ilişkin açıklaması

9.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’taki çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

10.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, Nijer-Türk Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak Nijer’e yaptıkları ziyarete ilişkin açıklaması

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Giresun’daki yol çalışmalarının durumuna ilişkin açıklaması

12.- Giresun Milletvekili Sabri Öztürk’ün, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, Avrupa Şampiyonu olan Ampute Millî Takımı’nı tebrik ettiğine, sanat ve spor alanlarında çocukların küçük yaşlarda yönlendirilmesi ve bu konuda eğitim sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, iktidarın eğitim konusunda başarısız olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Hükûmetin vergide adalet ve eşitlik ilkesiyle hareket etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, iş kazalarının en az terör kadar can aldığına ve önlemlerin yetersiz kaldığına, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Gebze’de Yavuz Selim ile Hürriyet Mahallelerinde belediye tarafından tapuları bir türlü verilmeyen vatandaşların mağduriyetine ilişkin açıklaması

18.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ve Hükûmetin iş cinayetlerine daha duyarlı davranması gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, İzmir TÜPRAŞ’ta patlamada ölenlere rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine, müftülerin nikâh kıyacak olmalarından duyulan rahatsızlığın sebebini anlamadığına ve “sorumluluk” kavramına ilişkin açıklaması

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, Mudanya Mütarekesi’nin 95’inci yıl dönümüne, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ve İncek Bulvarı’nın durumuna ilişkin açıklaması

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine, taşeron işçiliğinde ısrar eden iktidarı bu yanlışından dönmeye davet ettiğine, Kürt edebiyatçı Mehmed Uzun’un 10’uncu ölüm yıl dönümüne, Diyarbakır Yenişehir Belediyesine atanan kayyumun indirdiği Mehmed Uzun Parkı tabelasının yeniden asılmasını sağlayan TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’ya teşekkür ettiğine ve Başbakanın valiler toplantısında sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını İçtüzük’ün 14’üncü maddesinin altıncı fıkrası çerçevesinde görevini yapmaya davet ettiğine, Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kadına Şiddetle Mücadele Genel Raportörü seçildiğine, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen  patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen  patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine, HDP Eş Genel Başkanının grup toplantısındaki bazı ifadelerine ve hiç kimsenin Türkiye’yi bir terör örgütüyle yan yana gösteremeyeceğine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’unci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, kanalizasyon kapaklarında “Allah” yazıyor algısı varsa buna göz yummamak gerektiğine ve bu kapakların toplatılmasında fayda olduğuna ilişkin açıklaması

40.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Şili Parlamentosu Şili-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkan Yardımcısı ve And Parlamentosu Başkan Yardımcısı Milletvekili Romilio Gutierrez ve And Parlamentosu Başkanı Milletvekili Fernando Meza'nın Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 3/10/2017 tarihli ve 122507 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1198)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, büyükşehir belediyesi statüsündeki illerin, köy ve mahallelerin yaşadığı sıkıntıların araştırılması, tespiti ve mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezasızlık veya yasaların demokratik tahayyülleri zorlayan yetki tanımlamalarının araştırılması amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve arkadaşları tarafından, terör örgütleri tarafından kaçırılan askerlerin akıbetinin araştırılması amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- (10/601) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyona üye seçimi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya'nın, 12 Haziran 2011 ve 7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerinde aday olup göreve dönen Diyanet İşleri Başkanlığı personeline ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15103)

2.- Mardin Milletvekili Ali Atalan'ın, TRT'nin yayınlarında bir siyasi partinin grup toplantılarına yer vermemesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15121)

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, son on beş yılda kurulan Devlete ait vakıflara ilişkin İçişleri Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun cevabı (7/16181)

11 Ekim 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı sözlere geçmeden önce dün de birkaç defa ikaz ettim, malum, yeni İç Tüzük değişikliği uyarınca hem grup önerilerinin hem de diğer görüşmelerin süreleri bellidir. Lütfen bu sürelere riayet edelim, süre uzatımlarını yapmayacağımızı ifade ettik.

Şimdi, gündem dışı ilk söz, yasımuharrem ayı hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’a aittir.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, yası muharrem ayına ilişkin gündem dışı konuşması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; inancımızın kutsallarından olan matem günleri bu sene 21 Eylülde başlayıp 3 Ekimde 12 imamlar aşkına pişirilen aşureyle son bulmuştur bildiğiniz üzere. Hakk’ın rızası için tuttuğumuz orucun ve mateminizin ulu divanda kabul edilmesini diliyorum. Bin üç yüz otuz yedi yıldır Kerbela faciasının acısını yüreğinde taşıyan, Kerbela şehitleri için gözyaşı döken Alevi toplumu ve mazlum halklar tarihleri boyunca yaşadıkları acıları Kerbela’yla özdeşleştirerek şehitler serdarı şahı şehidanı Şah Hüseyin'in onurlu direnişini, zulme karşı bir bayrak olarak taşımışlardır. Hak için olan bu direniş günümüzde de mazlumlar için evrensel bir mesajdır.

Ezilenlerin tarihinde bir dönüm noktası olan Kerbela, Hak ile batılın, iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, mazlum ile zalimin savaşımıdır. Dini kendi siyasi emelleri uğrunda iktidar aracı olarak kullanan şer odaklarının kendi saltanatları için yaptıkları, insanlık tarihinde eşine az rastlanılacak bir vahşettir Kerbela.

Muaviye ve ardıllarının izledikleri yolun mirasçıları bugün de farklı coğrafyalarda ayni zihniyeti bir iktidar aracı olarak kullanıp kendilerinden olmayanlara her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği ve baskıyı reva görmektedirler.

Kerbela’da Hüseyin olmak, Hak ve hakikat yolcusu olmaktır. Haksızlığa boyun eğmemek, zalime ve her türden ihanete, bölüp parçalanmaya, yok etmeye ve biatçi düşünceye karşı Hüseyin duruşunu hayatın her alanında sergilemekle eş anlamlıdır. Yakın süreçte yaşadığımız katliamlar yeni Kerbelalardır. Sivas, Maraş, Roboski, Ankara katliamları, halklarımız ve inançlarımızı birbirine düşürmek ve uzaklaştırmak katliamlarıdır. Bu katliamlar insanlık âlemine karşı yapılmış katliamlardır.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz ama Alevilikle ilgili olarak tekrardan kısaca bilgi vermek istiyorum sizlere. Alevilik, tarih boyunca ekonomik, kültürel, inanç dâhil ve siyasi ortaklığa ruhsal formasyonun da eklenmesi sonucu oluşmuş ideal insana yani insanı kâmile ulaşma çabasını ve kaygısını taşıyan kararlı bir insan topluluğunun ideolojisi olarak ifade edilebilir. Bu topluluğun esas özelliği kendini kültür ve inanç ortaklığında dile getiren bir tür ruhsal biçimlenme ortaklığıdır. Bu biçimlenmenin ulaştığı düzey ise zahir ile bâtının birlikte algılandığı süreçtir yani Hak ile halkın buluştuğu düzlemdir. Başka bir deyişle, zahir ile bâtının birlikte algılandığı bir tür manyetik kuzeydir buradaki şekillenme. Bu şekillenmenin de uzun tarihsel bir sürecin ürünü olduğunu burada belirtmek gerekir.

Farklı dinlerden ve inançlardan beslenmiş, sonuçta bir öğreti ve inanca dönüşmüş toplumsal birikimdir Alevilik. Alevilik bir mozaiktir. Her dilden, her dinden, kültürden, inançtan izler taşıyan sentetik bir özelliğe sahip bir yapıdır. Mayası sevgi, hoşgörü, paylaşımcılık, kardeşlik, birlik, dürüstlük, özgürlük, kısaca herkesi insan görmektir.

Alevilik öğretisi, Allah-Muhammed-Ali üçlemesiyle tartışılmayacak bir zırha bürünmüştür. Bu inancımızın ve öğretimizin sorunları ise maalesef günümüzde artarak devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Alevi sorunu olarak belirtilen sorun, doğrudan bir bütün olarak siyasal toplumun yapılanmasından ve onun örgütsel ifadesi olarak devlet ile devleti cisimleştiren siyasal aygıtlardan, araçlardan, kurum ve kuruluşlarla ilgili siyasal aktörlerden kaynaklanan bir sorundur. Alevi sorunu cumhuriyetin ilk yıllarından beri süregelen sorun olmasına rağmen devletin egemen inanç oligarşisi tarafından sürekli olarak gizlenmiş, yok sayılmış ve meselenin çözüm yolunda isteksizlik, kararsızlık ve ciddiye almama nedeniyle de meselenin günümüz sürecine kadar taşınmasına olanak tanımıştır.

Alevi toplumunun demokratik ve hukuk eksenli mücadelesinin karşılık bulmaması sonucunda meselenin uluslararası hukuk nezdinde ele alınmasına varan bir süreçle de karşı karşıya kalınmıştır.

Alevi sorunu çözülemeyecek bir sorun değildir milletvekilleri. Asimilasyondan vazgeçilirse, inançla ilgili hukuki ve inançsal kabuller eşit yurttaşlık temelinde yapılırsa Alevi sorunu sorun olmaktan çıkacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Gündem dışı ikinci söz, Uşak’ın sorunları hakkında söz isteyen Uşak Milletvekili Özkan Yalım’a aittir.

Buyurun Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan, değerli Divan, çok değerli çalışma arkadaşlarım ve de bizi izleyen yüce Türk milleti; hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü. Çocuklarımızı okula gönderelim ve de kız çocuklarımızın eğitimlerini tamamlatalım, toplumda yerlerini alsınlar diyorum, tekrar Dünya Kız Çocukları Günü’nü kutluyoruz.

Aynı zamanda yine bugün, 11 Ekim, tarihte en önemli zaferimiz olan Büyük Taarruz’un kazanılmasıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti devletinin temellerinin kurulduğu ve bu kurulumun resmîleştiği Mudanya Mütarekesi’nin imzalandığı gün, 95’inci yılını kutluyoruz ve de Sevr Anlaşması’nın yırtılıp atıldığı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulduğu ve de bununla birlikte laikliğin geldiği Mudanya Mütarekesi’nin yıl dönümü. Buradan, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını tekrar anıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Uşak ve Kütahya illeri arasında çok önemli bir dağımız var, ismi de Murat Dağı. Murat Dağı’mız, Uşak’ın, bölgenin tamamen oksijen kaynağı. Yıllardır bu bölgede hiçbir maden çalışmasına izin verilmedi ancak son aylarda yapılan bazı çalışmalardan dolayı bu gündem dışı konuşmayı özellikle rica ettim Sayın Başkandan. Buradan Sayın Enerji Bakanı Berat Albayrak’a ve de Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki’ye sesleniyorum: Murat Dağı’mızda en ufak bir çalışma istemiyoruz. Murat Dağı bölgenin oksijen kaynağı, Murat Dağı bölgenin su kaynaklarını oluşturuyor. Ben size bir görsel, fotoğraf göstereceğim, bakın, Murat Dağı’mızın ağaçlarının, ormanın sıklığı. Bu ormanın olduğu yerde bir maden çalışmasının olması, altın madeni işletmesi bölgede kesinlikle felakete yol açacaktır.

Şimdi, bu Murat Dağı’yla alakalı eğer olası bir ÇED raporu varsa veya maden ruhsatı verildiyse Enerji Bakanı Sayın Berat Albayrak’tan ve de Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki’den ÇED raporu verildiyse hangi tarihte ve de hangi firmalara verildiğini özellikle talep etmekteyim. Bununla ilgili de gerekli önergemi verdim, bu önergemin de cevabını sizlerden en kısa sürede bekliyorum.

Murat Dağı’nda en ufak bir maden açılırsa bakın neler başımıza gelecek: Bir kere, Murat Dağı’ndan çıkan suyla Porsuk Nehri, Susurluk Nehri, Gediz Çayı ve de Banaz Çayı besleniyor. Bu suların kesilmesiyle Ege Bölgesi’nde gerçekten tarım bitecektir. Ege Bölgesi’nde yaşayan yaklaşık 15-17 milyon vatandaşımız, tarımla ilgilenen birçok vatandaşımız ürününden yeterli bereketi alamayacaktır, alması gerekli ürünü kazanamayacaktır ve de çok sayıda insanın işsiz ve de aşsız kalmasına sebep olacaktır. Bu sebepten dolayı, tekrar söylüyorum, burada kesinlikle maden arama izni verilmesin. Eğer verildiyse bile bir an önce bu firmanın bu niyetinden vazgeçmesini özellikle talep ediyoruz, Enerji Bakanı ve de Çevre Bakanına özellikle sesleniyorum.

Bölgedeki birçok vatandaşımızı direkt ilgilendiren, ormanlarımızın çok sık bulunduğu Murat Dağı’mızın tescillenmiş olan 500 küsur yaşındaki ağacı da var. Bu ağaca nasıl kıyacaksınız? Bu ağaçları nasıl kestireceksiniz? Onun için, tekrar söylüyorum bu firma yetkililerine ve de Sayın Bakana; bir an önce, varsa böyle bir niyetleri vazgeçsinler çünkü karşılarında Uşak halkını, Kütahya halkını ve de bizleri bulacaklardır. Tekrar söylüyorum: Uşak’ın üstü, altından kıymetlidir. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, Uşak’ın üstü, altından kıymetlidir. Gelin, bu fikriniz varsa bu fikirden vazgeçin, ormanlarımıza kıymayın. Ormanlarımızı, bizim oksijen depomuzu, oksijen kaynağımızı sağlayan, hem Uşak’ın hem Gediz’in, Kütahya’nın can damarı, akciğerlerini sağlayan ormanlarımızı kestirmeyin. Burada en ufak bir oluşuma izin vermeyeceğimizin altını tekrar tekrar çiziyorum.

Sayın Enerji Bakanına, Sayın Çevre Bakanına tekrar söylüyoruz: Uşak’ın üstü, altından kıymetlidir. Burada bir tane bile ağaç kesilmesine izin vermeyeceğiz. Buradan yetkili firma sahiplerine de sesleniyoruz: Gelin, böyle bir fikriniz varsa bu fikrinizden vazgeçin yol fazla uzamadan, siz ile bizler karşı karşıya gelmeyelim. Vatandaşımız bu konuda son derece duyarlı. Burada altın madeni açmanıza izin vermeyeceğiz diyorum.

Tekrar söylüyoruz: “Uşak’ın üstü altından kıymetlidir.”

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalım.

Gündem dışı üçüncü söz, Kudüs ziyareti hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati’ye aittir.

Buyurun Sayın Nebati. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati’nin, Kudüs’e ilişkin gündem dışı konuşması

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Cumhurbaşkanımızın malum bir çağrısı var “Kudüs’ü ziyaret edin, Kudüs’e gidin, Kudüs’teki kardeşlerimizle hemhâl olun.” şeklinde. Biz de bu çağrıya uyan bir grup milletvekili, ki İstanbul Milletvekilimiz Tülay Kaynarca, Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Radiye Sezer Katırcıoğlu, Mardin Milletvekilimiz Ceyda Bölünmez, İstanbul Milletvekilimiz Fatma Benli Hanım, Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu, Kayseri Milletvekilimiz İsmail Tamer Bey, İstanbul Milletvekilimiz Halis Dalkılıç, Rize Milletvekilimiz Hasan Karal, Amasya Milletvekilimiz Haluk İpek, Trabzon Milletvekilimiz Adnan Günnar, bendeniz ve çok Değerli Meclis Başkan Vekilimiz Ahmet Aydın Bey’le birlikte Kudüs’e eşlerimizle, ailelerimizle bir ziyarette bulunduk.

Bu yapmış olduğumuz ziyaret hüzünle başladı, hüzünle bitti çünkü ilk vardığımız yer Tel Aviv’de Yafa’ydı; Yafa’da Mahmudiye Camisi’nde kıldığımız namaz ve o Osmanlı’dan arta kalan sokaklarda yaptığımız yürüyüşler, Türkevinde içtiğimiz bir kadeh çay bizi hüznün ilk adımları olarak karşıladı.

Sonra aşkımız, sevgimiz, ilk kıblegâhımız, vazgeçemeyeceğimiz Kudüs’e geçtik. Kudüs bizi aşkla, hasretle karşıladı. Biz Kudüs’e aşkla, hasretle girdik ama karşımızda bu hasretlerle beraber bizi öfkelendiren bir durum vardı. Burada, Kudüs’te tam 1917 yılından sonra yüzyıl geçmiş, yüzyıl içerisinde Kudüs işgal altında, siyonistlerin askerlerinin ayaklarının altında, işgal altında bir Kudüs. O Kudüs bizi hasretle kucakladı fakat o hasreti dindirecek aşkımız bizi rahat bırakmadı. Öfkelendik çünkü Kudüs’te, sadece 2016 yılında 24 tane, tüm Filistin’de 120 tane şehit vermiştik. 2 binin üstünde tutuklu Arap kardeşlerimiz var ve bunların yarısına yakını çocuk ve kadınlar. Kadınlara eziyet ediyorlar, çocuklara eziyet ediyorlar, gelenleri engelliyorlar, gidenleri engelliyorlar. Çocuklar namaz kılmak istiyor, çocuklar ibadet etmek istiyor, onlar engelleniyor.

Fakat Kıyamet Kilisesi’ne gittiğimizde, tam yüz altmış dört yıldır orada duran merdiveni görünce içimiz cız etti, yüreğimiz dağlandı. Yüz altmış dört yıl önce Osmanlı bir ferman yayınlamış. Bu fermanın sebebi, orada bulunan Hristiyan mezheplerine ait papazların kendi aralarındaki kavgalar. Kavga, “Ben burayı süpüreceğim çünkü çarmıha ilk defa burada gerildi Hazreti İsa.” kavgası. Bu kavgayı gidermek için bir ferman: “Bundan sonra eşit olarak hareket edeceksiniz, adaletle davranacaksınız, birbirinizin üzerinde bir üstünlüğünüz yoktur. Kim ki bu merdivene dokunursa bunun cezası ağırdır.” Ceza fakat adaletle. Kimsenin kimseye üstünlük duymadığı bir yerde, biz orada Yahudilere, siyonistlere o merdivenin ne kadar önemli olduğunu belki anlatamadık. Anlatamamamızın sebebi kim? Bizler. Bizler bir değiliz, beraber değiliz, birlikte hareket edemiyoruz maalesef.

El Halil’de yüreğimiz kan ağladı. El Halil Camisi ikiye bölünmüş, bir kısmını sinagog yapmışlar. El Halil’deki müezzin öğlen ezanını okumak için siyonistlerden izin alıyor, müezzin mahfiline gidiyor, ezan okuyor.

Niye Kudüs’ten bahsediyorum? Kudüs’te, 3 dinin kutsal saydığı Kudüs’te, ilk ikametgâhımızda, ilk kıblegâhımızda eğer o günkü adaleti sağlarsak emin olun Orta Doğu’daki bu kavgalar, bu kardeş düşmanlığı, bu mezhep kavgaları, bu etnik kavgalar tamamen ortadan kalkacak ve sadece Orta Doğu’ya değil, dünyaya da büyük bir barış gelecektir. Gelin Kudüs için, gelin insanlık için, gelin oradan gelmiş geçmiş bütün peygamberler için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NUREDDİN NEBATİ (Devamla) - …gelin Allah rızası için hep birlikte Kudüs’e sahip çıkalım diyorum.

Saygılarımı arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Nebati.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın sahipsiz olmadığına, imkânı olan herkesin gidip görmesi gerektiğine ve Başkanlık Divanı olarak İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Ayrıca, ben de şahsım adına, tüm milletvekili arkadaşlarım adına bu organizasyondan dolayı sizi tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum, beraber gittik. Kudüs’ün yalnız olmadığını, Mescid-i Aksa’nın sahipsiz olmadığını, imkânı olan herkesin gitmesi gelmesi gerektiğini, görmesi gerektiğini ben de buradan ifade ediyorum ve bir kez daha sizlere de teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, malum, bugün yine acı bir haber aldık İzmir Aliağa TÜPRAŞ’taki tankın patlaması sonucu 4 kardeşimiz hayatını kaybetti. Bu vesileyle, Meclis Başkanlık Divanı olarak hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Yakınlarına, ailesine sabrıcemil niyaz ediyoruz, başsağlığı diliyoruz. Ülkemizin, milletimizin başı sağ olsun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 2 de yaralı varmış.

BAŞKAN – Yaralılara da Allah’tan acil şifalar diliyoruz.

Rabbim bir daha bu tür patlamalardan, kazalardan, belalardan, terörden, her türlü yangından, afetten ülkemizi, milletimizi, bizleri muaf etsin, muaf tutsun diyorum.

Evet, şimdi sisteme giren sayın milletvekillerine İç Tüzük 60 gereği birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Yalım’ın yerine Sayın İlgezdi, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, herkesi görevini yapmaya ve müftülere nikâh yetkisi veren düzenlemeyi geri çekmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün Dünya Kız Çocukları Günü. Ne acı ki dünya genelinde her yıl 7,5 milyon çocuk zorla evlendiriliyor. Erken yaşta evliliğe zorlanan kızlar ya ölüyorlar ya da çocukluklarını yaşayamadan büyümek zorunda bırakılıyorlar. Türkiye’de ise her yıl binlerce kız çocuğumuzun eğitim hakları elinden alınarak okulundan kopartılıyor. Ayrımcılığın ve istismarın kurbanı olan çocuklarımız kayıt dışı gelinler olarak acı istatistiklerine dönüşüyorlar. Oysa bundan bir asır önce Anadolu’da feryat eden bir kızımız “Kadının hayattaki en önemli işi iyi bir ev hanımı olmak mıdır? Bizim eğitime ve iyi okullara ihtiyacımız var. Erkekler kadar biz de acı çektik ve onlar gibi bizim de özgürlüğümüz olmalı.” diyordu. Bugün kızlarımıza bu özgürlüğü sağlayabildik mi? Hayır. Buradan iktidara sesleniyorum: Çocuklar siyasetin istismar alanı değildir. Kadını sadece evinin hanımı, kocasının kulu olarak gören anlayışla mücadele etmek de vicdani olarak herkes için bir insanlık görevidir. Herkesi görevini yapmaya ve müftülere nikâh yetkisi veren düzenlemeyi geri çekmeye davet ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

2.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, bir televizyon programına bağlanarak “Çocuklar ölmesin.” diyen öğretmen Ayşe Çelik hakkında hapis cezasının onanmasına ve Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’nın açlık grevlerinde 217’nci günün geride kaldığına ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Oluk oluk kan akıtacağız.” diyenler dışarıda elini, kolunu sallaya sallaya gezerken, cenazelere saldırarak toplumsal barışı tehdit edenler ilk duruşmada serbest kalırken tek suçları adalet ve barış talebini dile getirmek olanlar bugün cezaevinde. Bir televizyon programına bağlanarak “Çocuklar ölmesin.” diyen öğretmen Ayşe Çelik hakkında bir yıl üç ay hapis cezası onandı. Tarihe kara bir leke olarak geçecek bu kararla birlikte Ayşe Öğretmen sırf “Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.” dediği için çocuğunu cezaevinde doğuracak.

Nuriye ve Semih dünyanın en haklı talebiyle başlattıkları açlık grevinde bugün iki yüz on yedinci günü geride bıraktılar. Cezaevi koşullarında günden güne eriyen Nuriye ve Semih sizin körelmiş vicdanınıza iki yüz on yedi gündür ses geçiremedi. Ben burada bir kez daha yargıyı kendi iktidar hesaplarına kurban edenlere seslenmek istiyorum: Sizler barış ve adalet talebini yok saydıkça bizler bu talebi daha güçlü haykırmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin…

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in müftülüklere evlendirme yetkisi veren kanun tasarısına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – AKP Hükûmetine ve AKP Meclis Grubuna sesleniyorum: Ülkemizde bunca sorun varken Meclis açılır açılmaz müftülüklere evlendirme yetkisi veren kanun tasarısını alelacele komisyondan geçirdiniz, şimdi de Genel Kuruldan aynı hızla geçirmeye çalışıyorsunuz. Kadın hakları konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarının endişelerini ve itirazlarını dile getirmelerine rağmen kadınların sesine kulaklarınızı tıkıyor, sürekli olarak kadın haklarını geriletmeye çalışıyorsunuz. Atatürk’ün ileri görüşlülüğüyle doksan bir yıl önce 1926’da hazırlanan Medeni Kanun’un altını oyuyorsunuz. Birkaç ay önce de cinsel istismarların önünü açacak bir düzenleme getirmiştiniz, halkımızın tepkisiyle geri çekmek mecburiyetinde kaldınız. Şimdi de bunu getiriyorsunuz, belli ki hepiniz metal yorgunu olmuşsunuz.

Kadın sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin Meclise girişini yasaklayarak, “Çoğunluğumuz var, istediğimiz yasayı geçiririz.” diye düşünüyorsanız bilin ki kadınlarımız sandıkta bunun hesabını size ağır ödetirler.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne ve çocuklara verilebilecek en büyük hediyenin laik ve çağdaş bir eğitim olduğuna ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, bugün Dünya Kız Çocukları Günü. Çocuk gelinlerin her geçen gün arttığı ülkemizde, bu durumdan bir çocuk hekimi olarak utanç duyuyorum. Çocuk gelinlerin artmasına neden olduğu kesinleşen 4+4+4 eğitim sisteminin acilen değiştirilmesi gerekmektedir. Çocuk yaşta evliliği bir gelenek olarak gören siyasetçilerin yaptığı tahribatın çok büyük olduğunu düşünüyor ve onları vicdana davet ediyorum. Çocuk tecavüzlerine “Bir kereden bir şey olmaz.” mantığıyla yaklaşanları insanlığa davet ediyorum. Çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük hediye laik ve çağdaş bir eğitimdir. 21’inci yüzyılda, Türkiye’de hâlen laik ve çağdaş eğitimi savunmak zorunda kalmaksa AKP’nin bir ayıbı olsa gerektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

5.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Mudanya Mütarekesi’nin 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mudanya Mütarekesi’nin 95’inci yılını kutluyor, Ulu Önder Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’yü bir kez daha saygıyla anıyorum. Tarihimizin bir dönem noktası olan Mudanya Mütarekesi’yle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi siyasi bir zafer kazanmış oldu. Millî Mücadele’nin savaş dönemi sona erdi. Boğazlar ve Doğu Trakya savaşsız bir şekilde kurtarıldı. Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’un Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetine bırakılmasıyla da Osmanlı Devleti hukuken sona erdi. Türk vatanının paylaşılması tasarıları sona erdi. Mondros Ateşkes Anlaşması geçerliliğini yitirdi. Şimdiyse kimilerinin küçümseye çalıştığı Lozan Anlaşması için yol açıldı. Bugün iktidarı elinde bulunduranların bu tarihten alacağı çok ders olmalı. Çünkü, uyguladıkları iç ve dış politikayla Türkiye’yi getirdikleri yer ortada. Umarım “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünden artık bir ders çıkarırlar.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

6.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, eğitimde, ekonomide ve dış politikada ülkeye telafisi mümkün olmayan zararlar veren AKP hükûmetlerine vatandaşın ilk seçimde hak ettiği yanıtı vereceğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

On beş yılda 6 bakan göreve geldi, 14 kez eğitim sistemi değişti ama dünyada en iyi 100 üniversite sıralamasında Türkiye yok. PISA sınavlarında 2002 yılının gerisine düştük. İşte, ideoloji ve siyasi çıkar ağırlıklı politikalar, eğitimin cemaatlere devredilmesi eğitimi çökertti, nitelik unutuldu, ülkemiz geriye gitti.

Hem eğitimde hem ekonomide hem de dış politikada ülkemize, vatandaşımıza fayda yerine telafisi mümkün olmayan zararlar veren AKP hükûmetlerine vatandaşımız ilk seçimde hak ettiği yanıtı verecektir.

Ülkemizin dünyada saygın bir ülke olmasının yegâne yolu olan bilimsel, laik, kaliteli, bütüncül bir eğitim sisteminin kurulması, saygın bir dış politika ve kalkınmış bir ülke olmanın öncülüğünü bizim yapabileceğimizi paylaşıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

7.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Tarım Bakanının acilen Çukurova’ya gelip çiftçinin problemleriyle ilgilenmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aylardır Mersin’de ve Antalya’da domates 40 kuruş-50 kuruş arası satılıyor. Domates bir ara dönemde 10 TL’ye tezgâhlarda çıktığı zaman ortalığı ayağa kaldıranlardan ses soluk duyamıyorsunuz.

Çiftçi perişan, elektrik parasını şu anda ödeyemiyor. Sulama suyu genelde elektrikle, pompajla basılıyor; elektrik parasını ödeyemiyor, banka kredilerini ödeyemiyor, çiftçinin cebinde tohum alacak para yok. Şeftali ve üzümden sonra domates fiyatlarının da dip yapması ve ihracatın sıkıntıya girmesi Çukurova’da çiftçiyi büyük sıkıntıya sokmuştur. Tarım Bakanının acilen Çukurova’ya gelip çiftçinin problemleriyle ilgilenmesini bekliyoruz.

Narenciye sezonu başlıyor. Narenciyeyle ilgili de şu anda sezon başlamadan fiyatlar 30 kuruş-40 kuruş civarında seyrediyor. Acilen Tarım Bakanı Mersin’e gelmeli ve çiftçinin sorunlarını çözmelidir.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, geçici cami görevlisi olarak göreve başlatılanların sorunlarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başbakan ve Diyanet İşleri Başkanlığına sesleniyorum: Geçici cami görevlisi olarak göreve başlatılan 4.995 kişinin, ilanlarında belirtilmemesine rağmen, İŞKUR aracılığıyla Toplum Yararına Hizmet Programı’nda görevlendirilmelerinin sebebi nedir?

İki: Söz konusu kişilerin mağduriyetlerini gidermek için yapılan veya yapılacak olan çalışmalarınız var mıdır?

Üç: Geçici cami görevlisi olarak 2 yazılı sınavla alınıp çalıştırılan 4.995 kişiyle sözleşme yapılacak mıdır ya da bu kişilere kadro verilecek midir? Eğer bu kişilere kadro verilmeyecekse neden 2 tane sınav açıldı? Sınavda bunların geçici işçi olarak, temizlik görevlisi olarak görevlendirileceklerine ilişkin herhangi bir ibare olmadığı hâlde neden bu görev verilmiştir? Bu mağduriyet ne zaman giderilecektir?

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

9.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’taki çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sivas bölgesindeki çiftçi kardeşlerim bu sene yaşanan kuraklık sonucu çok önemli bir mağduriyet yaşamışlardır. İkinci bir mağduriyeti de TARSİM, kuraklık sigortasındaki adaletsiz sistemi nedeniyle yaşatmıştır çiftçi kardeşlerime. TARSİM alt değer olarak 227 kilogram belirlemiş fakat çiftçilerimiz yaşanan kuraklık nedeniyle 80 ila 100 kilogramlara kadar varan düşüklükte ancak ürün alabilmişlerdir. Bu çiftçi kardeşlerimiz bu nedenle sigortadan yararlanamamışlar, ikinci bir mağduriyeti yaşamak zorunda kalmışlardır ve doğal olarak da tarım kredi kooperatifleri ile Ziraat Bankasına olan borçlarını ödeyememişlerdir. Eşik verim değeri olarak 196 kilogram olarak belirlenen TARSİM’in bu rakamını da tutturamamışlardır.

Buradan Sayın Bakana sesleniyorum: Acilen çiftçi kardeşlerimizin bu sorununa çözüm bulmak ve borçlarının ertelenmesini sağlamak zorundayız, bir an önce çiftçi kardeşlerimizin mağduriyetini gidermek zorundayız diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Deligöz…

10.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, Nijer-Türk Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak Nijer’e yaptıkları ziyarete ilişkin açıklaması

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta bir grup arkadaşla Nijer’deydim. Nijer-Türk Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı olmam vesilesiyle Nijer’de FET֒den devralmış olduğumuz okulların açılışını yaptık 2 Ekimde. Bana Şanlıurfa Milletvekilimiz Mehmet Akyürek Bey ve DEİK’in İş Konseyi Başkanı Murat Ataer Bey, maarif okullarından da Sayın Selim Cerrah Bey eşlik ettiler. Orada 2 millî eğitim bakanı, biri ilköğretim, biri ortaöğretim olmak üzere 2 millî eğitim bakanı da bize eşlik ettiler. Güzel bir açılış yaptık.

Nijer’de “Tuaregler” denilen Türkler var, Agadez Bölgesi’nde Istanbulewa denen bir yer var, nüfusun hatırı sayılır bir kesimi Türk olduklarını iddia etmektedirler. Burada Meclisimizin de bilgisine sunmak istiyorum bunu.

Orada şununla da karşılaştık: Oradaki bakanların Türkiye’nin Arakanlı Müslümanlara sahip çıkmasından dolayı çok sevindiklerini ve Cumhurbaşkanımıza selam söylediklerini de bilmenizi isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Türk Hava Yollarımız haftada 5 uçuş yapmakta, STK’larımız su kuyuları açmakta, TİKA da yatılı ortaokul ve hastane yapmaktadır şu an. Hastanemiz bu yıl sonunda faaliyete geçecektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Deligöz.

Sayın Erkek yerine Sayın Bektaşoğlu…

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Giresun’daki yol çalışmalarının durumuna ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlimde, toplam uzunluğu 100 kilometreyi bile bulmayan, Giresun’un Kovanlık-Aydındere, Görele-Çanakçı, Güce-Batlama grup yolu ve Giresun-Dereli yolundaki inşaat çalışmaları bir türlü bitirilememektedir. Köyleri, beldeleri ilçelere, ilçeleri il merkezine, Karadeniz Sahil Yolu’na veya iç bölgelere bağlayan ve nüfusumuzun büyük bölümünün ulaşımını sağladığı bu yolların çoğu bölümlerinde şu sıralarda inşaatların tamamen durduğunu gördük. Bunun nedeni nedir? Yoksa yine mi ödenek bitti, müteahhitler iş mi bıraktı? Bu yolların ihalelerinde belirtilen iş bitirme tarihleri kaç yıl aşılmıştır? Bunları merak etmekteyiz. Buradan Ulaştırma Bakanına, Sayın Ahmet Arslan’a soruyorum: Acaba kara yolu ağında olup da on dört, on beş yıldır bitirilemeyen yollar Giresun’un dışında başka bir ilimizde mevcut mudur? “Yol yaptık.” diye övünen, bunu her fırsatta başımıza kakan iktidarı bu utanılacak ayıptan kurtarmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

12.- Giresun Milletvekili Sabri Öztürk’ün, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, Avrupa Şampiyonu olan Ampute Millî Takımı’nı tebrik ettiğine, sanat ve spor alanlarında çocukların küçük yaşlarda yönlendirilmesi ve bu konuda eğitim sisteminin gözden geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SABRİ ÖZTÜRK (Giresun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Dünya Kız Çocukları Günü. Bu vesileyle, geleceğimiz olan çocuklarımızın bugününü tebrik ediyorum.

Geçtiğimiz günlerde Ampute Millî Takımı’mız Avrupa Şampiyonu oldu. Hakikaten göğsümüzü kabartan, çok önemli bir başarı. Burada oynayan bütün oyuncularımızı, teknik heyetimizi ve destek veren seyircilerimizi tebrik ediyorum.

Aynı zamanda, A Millî Futbol Takımı’mız da ne yazık ki bu süreçte Dünya Kupası’na katılmaktan mahrum oldu, katılamadı. Millî Futbol Takımı’mız zaman zaman çok büyük başarılar göstermesine rağmen, bunu istikrarlı şekilde sürdürememekte, şu anda olduğu gibi. Örneğin, 2002 yılında dünya 3’üncüsü olmasına rağmen, sonraki dönemde dünya kupasına hiç katılamadı. Biz hem sanat alanında hem spor alanında istikrarı sağlamak için mutlaka çocuklarımızı kabiliyetlerine göre çok küçük yaşlarda yönlendirerek bu konuda eğitim sistemimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyoruz ve bu fikirlerimi Meclise sunarak herkese saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğan…

13.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne ilişkin açıklaması

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün kutlanan Kız Çocukları Günü herhangi bir şeyi kutlamak için değil, aslında kız çocuklarına yönelik ayrımcılık, dışlanma ve şiddet konusunda farkındalık yaratmak amacıyla bütün dünyada anılıyor. Her yerde bu konuyla ilgili istatistikler yer alıyor. Ancak konuyla ilgili ne kadar yasal düzenleme yaparsak yapalım, toplumu bu konuda ne kadar bilinçlendirirsek bilinçlendirelim önce siyasette eşitlikçi dili kullanmadan bu düzenlemelerle elde edilmek istenen amaç zayıf kalacaktır. Bunun için okullarda toplumsal cinsiyet eşitliği dersinin okutulması ve eğitim müfredatında yer alan cinsiyetçi söylemlerin ayıklanması, müfredatın toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan bir bakış açısıyla yeniden düzenlenmesi şarttır. Yine ailelere de bu yönde, çocuk yetiştirme konusunda eğitimler verilmesi sosyal devletin en önemli ödevidir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

14.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, iktidarın eğitim konusunda başarısız olduğuna ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidarın eğitim konusundaki başarısızlıkları PISA sonuçlarıyla da ortadadır. Eğitimde yapılan sürekli değişiklikler öğrencilerimizi deneme tahtası durumuna getirmiş, AK PARTİ seçmeni olan veliler de dâhil olmak üzere Türkiye’de hiçbir veli ve hiçbir öğrenci eğitim sisteminden memnun değildir. 2 milyona yakın öğrenci “açık lise” adı altında örgün eğitimden dışarıya atılmıştır. Sistem iflas etmiştir.

Bunun yanında, yeni aldığımız bir habere göre, iktidara yakın bir inşaat firması Şişli Endüstri Meslek Lisesinin bahçesine rezidans yapacak diye Şişli Endüstri Meslek Lisesi Kurtuluş İlköğretim Okuluna taşınmış, orada eğitim verilmesi istenmektedir. Okulun, öğrencinin yanında olması gereken Bakanlık neden bazı inşaat firmalarının yanında durmaktadır? Bu öğrencilerin tek suçu ekonomik gelirlerinin az olması mıdır? Şişli Endüstri Meslek Lisesinin bahçesine rezidans yapmaktan vazgeçmeyi düşünüyor musunuz? O öğrencilerle ilgili bilime, fenne, teknolojiye dayalı bir çalışma yapacağınıza bahçelerini, okullarını ellerinden alarak ne yapmayı amaçlıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

15.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Hükûmetin vergide adalet ve eşitlik ilkesiyle hareket etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, Hükûmet vatandaşın sırtındaki vergi yükünü kat kat artırırken bazı şirketlerin vergi borçlarını sıfırlamaktadır. Torba kanun tasarıyla cep telefonu operatörlerinin hazineye yatırması gereken paylarını affetmek istemektedir. Tasarıyla her ay vatandaştan peşin peşin alınan ve devlete ödenmeyen hazine alacaklarına uygulanan 3 kat ceza 1 kata indirilecektir. Daha önce de millete alenen küfreden iş adamı Mehmet Cengiz’in 420 milyonluk vergi borcunu bir kalemde silen Hükûmetin şimdi de cep telefonu operatörlerinin 5 milyarlık borcunu silmesi ve buna karşın vatandaşın arabasının vergisini yüzde 40 artırması kabul edilemez. Hükûmetin vergide adalet ve eşitlik ilkesiyle hareket etmesi gerektiğini belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, iş kazalarının en az terör kadar can aldığına ve önlemlerin yetersiz kaldığına, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemiz iş kazaları konusunda acı bir rekora gidiyor. Türkiye tarihinin en büyük iş kazası olan Soma maden kazasının yaşandığı 2014 yılında 1.886 işçi yaşamını yitirirken 2016 yılında böyle bir kitlesel facia olmamasına rağmen yitirilenlerin sayısı 1.970 olmuştur. Bu, acı bir tablodur. İş kazaları en az terör kadar can almakta, ne yazık ki alınan önlemler yetersiz kalmaktadır. Bugün İzmir TÜPRAŞ’ta bakım yapılırken meydana gelen patlama sonucunda 4 işçi yaşamını yitirirken 2 işçi de ağır yaralanmıştır. Aliağa Kaymakamının yapmış olduğu açıklamaya göre bu bir iş kazasıdır. Yaşamını yitiren işçilerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır ve başsağlığı dilerken yaralı işçilerin de bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum. Ayrıca insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı diye düşünüyorum. Hükûmeti bu konuda daha fazla sorumluluk almaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

17.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Gebze’de Yavuz Selim ile Hürriyet Mahallelerinde belediye tarafından tapuları bir türlü verilmeyen vatandaşların mağduriyetine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Daha önce de defalarca dile getirdim, tapuları bir türlü verilmeyen Gebze Yavuz Selim ve Hürriyet Mahallesinin belediye tarafından mağdur edilmiş yüzlerce vatandaşın sesini iktidar yetkilileri ve bakanlık duyana kadar buradan söylemeye devam edeceğim. Gebze Belediyesi seçimlerden önce “Tapular çekmecede.” diyerek verdiği sözü seçimden hemen sonra ne yazık ki unuttu. Ama halk kararlı, “Ne geçmişimizden vazgeçeriz ne de geleceğimizden feragat ederiz.” diyorlar. “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz.” için diyerek hak sahibi oldukları tapularını istiyorlar. Belediye Başkanı şunu unutuyor: Halkın oyuyla seçilenler halka rağmen hakkı ve haklıyı yok sayamaz. Yöneticiler iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için seçilirler. Görevini kötüye kullananlar da gün gelir adalet karşısında hesap verirler. O tapular çekmeceden çıkacak, bu işin başka çözümü yok. Mahalle halkını mücadelesi için kutluyor ve buradan selamlarımı gönderiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

18.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ve Hükûmetin iş cinayetlerine daha duyarlı davranması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İzmir Aliağa Rafinerisi’nde bakım çalışması yapılırken ürün tankında meydana gelen patlamada 4 işçimiz yaşamını kaybetti, 2 işçimiz yaralandı. İş kazası kader değildir, iş cinayetidir. Ekmek için alın teri dökerken yaşamını kaybeden emekçilerimize Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine başsağlığı diliyor, yaralılara acil şifalar temenni ediyorum.

Ülkemizin iş cinayetinde dünya 3’üncüsü, Avrupa 1’incisi olmasından sıyrılması için iş güvenliği konusunda daha ciddi ve ivedi önlemler alınmalıdır; Hükûmet iş cinayetlerine karşı daha duyarlı davranmalı, bu konudaki yaptırımlarını artırmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Emek Bürosu olarak iş cinayetlerinin takipçisi ve bu konuda yapılan düzenlemelerin de izleyicisi olmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Benli’nin yerine Sayın Kılıç.

19.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, İzmir TÜPRAŞ’ta patlamada ölenlere rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine, müftülerin nikâh kıyacak olmalarından duyulan rahatsızlığın sebebini anlamadığına ve “sorumluluk” kavramına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kız çocuklarımızın gününü kutluyorum. Ayrıyeten, Aliağa’daki patlamada ölenlere rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyorum.

Örnek aldığınız çağdaş, laik bütün Batı ülkelerinde papazlar kiliselerde harıl harıl nikâh kıyarken ne çağdaşlıklarında ne de laikliklerinde bir eksilme olmazken, halkımızın ender insanları saygıdeğer müftülerimizin nikâh kıyacak olmalarından duymuş olduğunuz rahatsızlığın sebebi nedir? Milletimize ve müftülerimize karşı bunu bir açıklayabilir misiniz?

Hepimiz sorumluluğumuzu takınmalıyız çünkü bugünden kaçarak yarının sorumluluğundan kurtulamayız. Çalıştığınız departmanda dereceniz ne kadar yüksek olursa olsun, en altta bulunan kişinin sorumluluğu da size aittir. El, ayağın çalışmasından hoşnut değilse sorumlu baştır. Esas sorumluluğumuz, önümüzde açıkça duran işimizi yapmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sorumluluğunun bilincinde olmayanlar hayatın yükünü çekip kaldıramazlar.

BAŞKAN – Sayın Usta, sisteme girmişsiniz.

Buyurun, iki dakika süreyle söz veriyorum.

20.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, Mudanya Mütarekesi’nin 95’inci yıl dönümüne, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ve İncek Bulvarı’nın durumuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye, Kanada ve Peru tarafından yapılan girişimler sonucunda kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şeklide yararlanmalarını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü olarak ilan edilmişti. Bir yardım kuruluşuna göre dünya genelinde her yedi saniyede bir kız çocuğu evlendiriliyor. Türkiye’de ise son altı yılda evlenmek zorunda bırakılan kız çocuğu sayısı, tespit edilebilen resmî rakamlara göre 232 bin. Yine, son altı yılda 142 bin kız çocuğu da anne oldu. Ayrıca, ilköğretim çağında olup okula gitmeyen kız çocuklarının sayısı, aynı durumdaki erkek çocukları sayısından 600 bin fazla.

Toplum olarak, öncelikle, eskiden kalan yanlış âdet, töre ve uygulamaların dinin gereği gibi olmadığını anlamalıyız. Eğitim öğretim, sağlık ve sosyal hayatta geleceğimizin teminatı kız çocuklarımıza da yer açmamız gerekir. Ben, her şeye rağmen, 2012 yılından bu yana kutlanan Dünya Kız Çocukları Günü’nün tüm kız çocuklarımız için mutlu geçmesini dilerim.

Sayın Başkan, Büyük Taarruz’un zaferle sona ermesi üzerine, itilaf devletleri Türkiye Büyük Millet Meclisine mütareke çağrısında bulundular ve görüşmeler 3 Ekim 1922’de Mudanya’da başladı. 11 Ekim 1922’de, Bursa’nın Mudanya ilçesinde Mudanya Mütarekesi için uzlaşma sağlanmıştır. Doksan iki yıl önce yapılan bu mütareke Türk milleti adına atılmıştır ve Lozan’ın önü açılmıştır. Mütareke, işgalci kuvvetlere karşı, savaş alanında olduğu gibi masada da “dur” demenin resmî belgesi olmuştur. Mudanya Mütarekesi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının bize emanet bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyaya kabul ettiren ilk anlaşmadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında gösterilen bu başarı, dünya var olduğu sürece unutulmayacaktır.

Bugün, sabah, TÜPRAŞ’ın İzmir’deki rafinerisinde, depolama yapıldığı sırada tanklardan bir tanesinde patlama yaşandı. Gelen bilgilere göre, meydana gelen patlamada 4 işçinin hayatını kaybettiğini öğrendik ve yaralılar olduğunu biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Ben, hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum, patlamaya sebep olan bir ihmal varsa da bunun mutlaka araştırılması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Başkan, ben, devletin en büyük fonksiyonunun düzenleme yapmak ve yaptığı düzenlemeyi de denetlemek olduğunu düşünüyorum.

Bir örnek getirdim. Ben İncek’te oturuyorum. Dün akşam gelişigüzel bir şekilde kapatıldı ama orada, bir haftadır yol üzerinde bir çukur vardı. Yerini de söyleyeyim, İncek Bulvarı, Türkiye Adalet Akademisi önünde, trafik ışıklarının tam orada. Her akşam orada -şurada fotoğrafları var- en az 10 tane araç görürsünüz, lastiği yarılmıştır, kenara çekmiş, lastik değiştiriyor. Bir hafta bu çukurun kapatılmamasının nasıl bir anlamı olabilir? Bu belediyeler denetlenmiyor mu? Burada düşmedim ben ama, bunun aynısı Atatürk Hastanesinin orada, rehabilitasyon merkezinin karşısında da bir çukur vardı, kendim de aracımla düştüm ve aracımın lastiği yarıldı. Yani bunları anlamak mümkün değil. Devletin bunları denetlemesi lazım. Bu belediyelere bir bakmak lazım. Çukurlar var, kapatılmıyor, denetlenmiyor. Arıyorsunuz, muhatap yok. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Yani 21’inci yüzyıldayız, geliştik diyoruz. Bunlara bir çekidüzen vermek lazım, bunlara bir bakmak lazım. Merkezî idarenin böyle bir görevi olduğunu düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Sayın Yıldırım, buyurun.

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine, taşeron işçiliğinde ısrar eden iktidarı bu yanlışından dönmeye davet ettiğine, Kürt edebiyatçı Mehmed Uzun’un 10’uncu ölüm yıl dönümüne, Diyarbakır Yenişehir Belediyesine atanan kayyumun indirdiği Mehmed Uzun Parkı tabelasının yeniden asılmasını sağlayan TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’ya teşekkür ettiğine ve Başbakanın valiler toplantısında sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün TÜPRAŞ İzmir Aliağa Rafinerisi’nde meydana gelen patlamada 4 taşeron işçi hayatını kaybetmiş, 2 işçi yaralanmıştır. Ben hayatını kaybeden 4 işçinin ailesine başsağlığı diliyorum, Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara ise acil şifalar diliyorum.

Bunun yanı sıra, taşeron işçi çalıştırımı, güvencesiz işçi çalıştırımıdır, iş güvenliğinden yoksun çalıştırmadır ve burada siyasi iktidarın, işveren pozisyonunda olanların ciddi sorumluluğu vardır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi, Danıştay kararları olmasına rağmen hâlâ taşeron işçiliğinde ısrar eden siyasi iktidarı bu yanlışından dönmeye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, bu ülkenin dünyaya kazandırdığı en büyük edebiyatçılardan olan Kürt edebiyatçı Mehmet Uzun’un 10’uncu ölüm yıl dönümü. On yıl önce aramızdan ayrıldı ve on yıl önce tedavisi için Diyarbakır’a geldiği günü dün gibi hatırlıyoruz. Mehmet Uzun bir söz ustasıydı. Tarihi, doğayı, sosyolojiyi, tüm toplumsal duyarlılıkları, yazarak ifade ediyordu. Bizlere ve gelecek nesillere asla eskimeyecek nice okunası kitaplar bıraktı, ders gibi özlü sözler bıraktı. Savaşlardan, çatışmalardan nasıl kurtulabileceğimizi şu veciz sözüyle ifade etmişti: “Kanların bıraktığı izler ancak adalet duygusu, insani ve vicdani yaklaşımla yıkanabilir.” Yine, itaat etmeye kendini mahkûm etmiş olanlar için “Baskı altında çaresiz insan, yanan ağaç kütüğüne benzer, zararı da önce kendine verir.”

Geçen hafta, kayyum olarak atanan Diyarbakır Yenişehir Belediyesi daha önce adının verilmiş olduğu bir parktan tabelasını kaldırmıştı. Biz bunu gündem yapmıştık ve kamuoyu… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkürler.

Bunun kamuoyunda bir baskı unsuru hâline dönüşmesi ve bu Mecliste gündeme getirildiği için, geçen hafta nöbetçi Meclis Başkan Vekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı’nın gayretleri neticesinde dün gece o parka tabela yeniden asıldı. Bu konuda duyarlılık gösteren duyarlı kamuoyuna ve Meclis Başkan Vekilimiz Ayşe Nur Bahçekapılı’ya teşekkür ediyorum.

Bir de bugün valiler toplantısında Başbakan evlere şenlik bir laf etti: “Dört dörtlük iş yapmayın, hatasız iş yapmayın, hatasız iş olmaz. Mesele ülkenin menfaatiyse hata yapın, hata yapmaya alan var ama hainliğe yok. Sadece mevzuata sarılarak işler yapılmaz.” diye söyledi. Valilerin, mülki amirlerin hatası Anayasa’dan -kendisinin, Başbakanın da ifade ettiği gibi- mevzuattan ayrılması ise biz soruyoruz: Mesela Beytüşşebap’ta infaz edilen sivil insanlar bu hatalardan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Beytüşşebap’ta, Şapatan’da, Tale köyünde infaz edilenler mülki amirlerin Başbakanın sözünü ettiği hataları mıdır? Bu kapsama giriyor mu girmiyor mu? Yine, Muğla’da işkenceye uğrayan insanlar bu valilerin Başbakanın sözünü ettiği hatalarından sayılabilir mi? Hele hele hatayı mevzuatla özdeşleştirerek bunu ifade etmesi açıkçası Hükûmetin nerelere savrulduğunun göstergesidir diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Altay, buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını İçtüzük’ün 14’üncü maddesinin altıncı fıkrası çerçevesinde görevini yapmaya davet ettiğine, Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kadına Şiddetle Mücadele Genel Raportörü seçildiğine, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, öncelikle bir hususun altını çizmek ve bir konuya Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanının dikkatini çekmek isterim. Kanun koyma yerinde kanun çiğnenmez. Sayın Başkanın da bildiği bir konuyla ilgili olarak çoğunluk partisinden bir haber bekliyoruz. Aksi takdirde Meclis matbaasına gideceğiz, Meclis matbaasında bir basın toplantısı yapacağız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak milletten aldığımız yetki çerçevesinde, burada özellikle kanunların çiğnenmesine Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün ve Anayasa’nın bize verdiği yetkiler çerçevesinde her türlü yüksek refleksi göstereceğimizi beyan ediyorum. Konuyu sanıyorum Genel Kurul anlamıştır. Şimdilik bununla yetinmek istiyorum ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanını Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 14’üncü maddesinin 6’ncı fıkrası çerçevesinde görevini yapmaya davet ediyorum; bir.

İki: Bir güzel haber verelim bu vesileyle. Ankara Milletvekilimiz Sayın Ayşe Gülsün Bilgehan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kadına Şiddetle Mücadele Genel Raportörü seçilmiştir. Ülkemiz ve Meclisimiz için bir gurur vesilesidir. Kendisini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tebrik ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir üzüntümüzü belirterek tamamlamak istiyorum.

Bugün bütün Türkiye'nin, hepimizin içini inciten, dağlayan İzmir Aliağa’da TÜPRAŞ Rafinerisi’nde yaşanan kazada -kaza olduğunu ummak istiyorum- 4 ölü, 2 yaralı var haberi aldık. Ölenlere Allah’ımdan rahmet, yaralılara Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına acil şifalar diliyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Altay.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kadına Şiddetle Mücadele Genel Raportörü seçilen Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ı tebrik ettiğine ve Meclisin her halükârda kanunlara uymak durumunda olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bilgehan Hanım’ı biz de tebrik ediyoruz.

Aynı zamanda şundan da emin olun ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanunları yapan bir merci, dolayısıyla kendisi kanunlara zaten her hâlükârda uyar, uymak durumundadır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İnşallah!

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İzmir TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilediğine, HDP Eş Genel Başkanının grup toplantısındaki bazı ifadelerine ve hiç kimsenin Türkiye’yi bir terör örgütüyle yan yana gösteremeyeceğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün TÜPRAŞ’ta meydana gelen patlamada hayatını kaybeden 4 vatandaşımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum ve yaralanan 2 vatandaşımıza da acil şifalar diliyorum.

Dün HDP eş başkanı grup toplantısında AK PARTİ iktidarını ima ederek “Bir gece ansızın gidebilirsiniz.” diye çok talihsiz bir açıklamada bulunmuştur. Daha önce birçok kez terör örgütlerine karşı Genel Başkanımız tarafından kullanılan “Bir gece ansızın gelebiliriz.” sözlerini HDP olarak kendi üstlerine alınmış olacaklar ki terör örgütü adına bunun tam zıddını kullanarak “Bir gece ansızın gidebilirsiniz.” açıklamasında bulunmuşlardır.

Bizler terörle aranıza mesafe koyun dediğimizde sürekli inkâr edenler, terör örgütünün siyasi sözcüsü gibi, Türk milletine parmak sallamaktan vazgeçmemektedir. Hatırlarsanız, bir zamanlar FETÖ terör örgütü mensupları da ne diyorlardı? “Helikopterle kaçacaklar, Malezya’ya kaçacaklar.” Peki, ne oldu? Bu ülkenin meşru iktidarı ve onun temsilcileri kaçtı mı? Hayır. Peki, bu tehditleri yapan FETÖ mensubu darbeciler ne yaptı? Ya yargıya hesap verdiler ya da gözlerini bir kaçak olarak yurt dışında vatan hainlerinin çiftliğinde açtılar. Allah’ın izniyle biz vatanımızı düşmana bırakıp kaçmayız. Bunu 17-25 Aralıkta da 15 Temmuzda da gösterdik. Hep meydanlardaydık, halkımızla bir aradaydık, Başkomutanımız da Başbakanımız da bizler de meydanlardaydık. Şimdi, “Bir gece ansızın gidebilirsiniz.” diyen HDP’lilere soruyorum: Sizin 2 kaçak eski vekiliniz daha yargılama safahatı bitmeden neden kaçtılar? Bu kaçanlar HDP’li vekil değil miydi?

Burası bizim vatanımız, seçilmiş meşru siyasetçileriz. Hiçbir surette bu vatanı ne teröristlere ne de onun destekçilerine bırakmayız. Birileri “Bırakıp kaçacaklar.” rüyaları içerisinde bu vatanı bırakacağımızı zannediyorsa yanılıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Son olarak, terör örgütünün İdlib sözcülüğüne soyunup Mehmetçik’i DEAŞ’la bir tutanların aklını başına almalarını tavsiye ediyorum. Hiç kimse Türkiye’yi bir terör örgütüyle yan yana gösteremez, hele de terörle bu kadar iç içe geçmiş bir siyasi yapı asla böyle bir iddiada bulunamaz. Milletimiz müsterih olsun, Türkiye olarak hem PKK’nın hem DEAŞ’ın hem PYD’nin hem de FET֒nün üstesinden gelecek güce ve kudrete sahibiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İki ayrı noktada hem Eş Genel Başkanımızın bir sözünü bağlamından kopararak, çarpıtarak hem de “Akıllarını başlarına alsınlar.” diyerek grubumuza açık sataşmada bulunmuştur. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Grubunuzu ilzam etti mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tabii ki, “Akıllarını başlarına alsınlar.” diye söyledi.

BAŞKAN – İki dakika sataşmadan söz veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP Genel Başkanı, Irak Anayasası’nın 140’ıncı maddesine göre Irak’ta belli kent ve ilçelerde, adı “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” olarak bilinen ve bir özerk yönetim olarak tanımlanan bir coğrafyanın 25 Eylülde referandum kararını almasından sonra “Ansızın bir gece gelebiliriz.” sözünü kullanmıştır. Bu, başka bir ülkenin, başka bir devletin egemenlik hakkına, kamu güvenliğine saldırı olarak görülmüştür tarafımızca. AKP Genel Başkanı, Kürdistan Bölgesel Yönetiminin, özerk yönetiminin sahasına “Ansızın bir gece gelebiliriz.” diye, askerî müdahale hakkını kendinde göremez.

MÜRTEZA ZENGİN (İstanbul) – Size ne?

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Buna karşı, eş genel başkanımız, evet, siz bu çarpık dış politikalarla hareket ettikçe ve başka ülkelerin ki orada milyonlarca Kürt’ün yaşadığı bir coğrafyaya dönük bu hasmane tutumu içteki Kürtlerle birleştirerek sürdürdüğünüz sürece desteğiniz azalacak ve seçimlerle, demokratik siyasetle bir gece ansızın gidebileceğinizi ifade etmiştir. Bu, bizim partimizin ve grubumuzun sahiplendiği bir husustur.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Açıklamayı tekrar okuyun.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Siz kalkıp, her tarafı götürüp “yok terörle mücadele” dediğiniz… Bundan daha iki ay önceye kadar canciğer kuzu dolması olduğunuz Kürdistan Bölgesel Yönetimidir. En fazla ticaret hacmine, en fazla ihracat hacmine sahip olduğunuz Kürdistan Bölgesel Yönetimidir. Irak Anayasası’nın 140’ıncı maddesine göre kurulmuş bir özerk yönetimdir. Müdahale hakkı, başka bir ülkenin müdahale hakkı kapsamında tarafımızca uygun görülmemektedir. Öyle aklına estiğince “Ansızın bir gece gelebiliriz.” sözü de bizim tarafımızdan kabul edilebilir değildir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, söz talebim var 60’a göre bir dakika.

BAŞKAN – Buyurun.

60’a göre bir dakika…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Başkanım, affedersiniz… Bakın, sebebini sormaksızın, dünden beri…

BAŞKAN - Sataşma değil, 60’a göre veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Muş’un bütün söz taleplerini olduğu gibi 60’a göre ya da sataşmadan, soruyu sormaksızın karşılıyorsunuz ki ya bu bütün partilere sergilemeniz gereken bir yaklaşım olmalıdır ya da bu sadece o partiden milletvekili seçilmişsiniz diye oraya tanıyabileceğiniz bir imtiyaz olamaz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu Sayın Yıldırım yönetmiyor.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım… Sayın Yıldırım… Sizin de bütün taleplerinizi karşıladım Grup Başkan Vekili olarak, kusura bakmayın, haksızlık…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır Sayın Başkan. Ama bize soruyorsunuz, “Neye binaen?” diyorsunuz.

BAŞKAN – Ben sataşmada sorarım, İç Tüzük gereği sormak istiyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, dün sataşmada da sormadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şu anda 60’a göre söz talep etti, grup başkan vekillerine de veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Dün sataşmada da sormadınız Sayın Muş’a.

BAŞKAN – Nasıl?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Dün sataşmada da Sayın Muş’a sormadınız.

BAŞKAN – Soruyorum.

Dün… Çıkaralım tutanaklara bakalım, bırakın ya!

Onun sorma takdiri de bendedir, hatta bazı durumlarda sormuyorum, kendim fark ediyorum, fark ettiğimde de sormama gerek yok.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir defa da bize sormadan söz verin.

BAŞKAN – Kusura bakmayın, herkese aynı muameleyi yapıyorum. Yani burada özgür, düzgün, adil bir şekilde yönetince de müdahale ederseniz ondan sonra oturup başka türlü konuşmamız gerekecek.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Nasıl konuşacağız Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yani şu anda…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben İç Tüzük’e göre konuşuyorum sizinle.

BAŞKAN – Ben İç Tüzük’e göre yönetiyorum, ben İç Tüzük’e göre yönetiyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz de benimle İç Tüzük’e göre konuşun; başka türlü konuşamazsınız.

BAŞKAN – Tamam işte.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu cümleyi kullanmanız da talihsizce olmuştur.

BAŞKAN – Siz şu anda İç Tüzük’e aykırı söylüyorsunuz, 60’a göre söz talep ediyor. Ben grup başkan…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Başka türlü konuşamazsınız, başka türlü konuşamazsınız bizimle!

BAŞKAN – Ben o zaman bakarım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Mesela, “başka türlü” ne olabilir Sayın Başkan?

BAŞKAN – Ben o zaman her türlü talebinizi oturur değerlendiririm, “Bu sataşmaydı.”, “İç Tüzük 60’tı...”

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamam, bu İç Tüzük. Başka türlü ne olabilir Sayın Başkan?

BAŞKAN – Her grup başkan vekili söz istediğinde vermek zorunda değilim, otururum değerlendiririm, ona göre takdir bana aittir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “Başka türlü” keyfekeder mi yöneteceksiniz?

BAŞKAN – Ben takdirimi bugüne kadar hep lehinize kullandım, lütfen buna müdahale etmeyin.

Buyurun Sayın Muş, 60’a göre kısa söz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bakın, Türkiye demokratik bir ülkedir, bir gece ansızın seçim yapılmaz Türkiye’de, seçimlerin ne zaman yapılacağı bellidir. Herkes seçime hazırlığını yapar, parti programını açıklar, milletin karşısına çıkar; ona göre millet hangi görevi verirse -ya iktidar görevi verir ya muhalefet görevi verir- herkes bu görevini yerine getirir.

Bakın, açıklama çok açık. “Onlar kendi kuyularını kazıyorlar. Öyle bir kriz yarattılar ki çok kısa süre içerisinde ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ diyorlar ya, bir gece ansızın gidebilirler. Bunun için hazırlık yaptıklarını da zaten biliyoruz.” Burada “Demokratik bir yöntemle, seçimlerle gidecekler.” diye bir ifade yok.

Bir diğeri, Sayın Genel Başkanımız Suriye’deki terör örgütüne karşı da, diğer bölgelerdeki terör örgütlerine karşı da bu ifadeyi kullanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yani bu, sadece Irak’ın kuzeyinde yapılan bir referanduma yönelik bir ifade değil, terör örgütlerine karşı kullanıldığını tüm kamuoyunun bildiği bir unsurdur ve şunu da ifade etmek isterim: Hiç kimse kendisini Kürtlerin hamisi görmesin. Bizim iktidar olarak Kürtlere karşı, Kürt vatandaşlarımıza karşı -etnik kökeni ne olursa olsun- herhangi bir hasmane tutum içerisinde olmamız düşünülemez, kabul edilemez, şu ana kadarki uygulamalarımız da zaten bunun tam tersini söylemektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun 60’a göre…

Size de sormuyorum nedenini.

25.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, öncelikle, şunu içtenlikle ifade edeyim: Benim, bu Meclisin üyesi olan herhangi birine söz vermenizden ve sözünü uzatmanızdan, emin olmalısınız ki zerrece rahatsızlığım yok; buna, az önce itiraz ettiğim Sayın Muş dâhil. Ben asla “Ona niye söz veriyorsunuz?” falan demedim, sadece, ona sergilemiş olduğunuz rahat yaklaşımı bütün partilere ve muhalefete de İç Tüzük’e göre sergilemekle sorumlusunuz burayı yönetirken diye ifade ettim.

Biz Sayın Muş’un şu Genel Kurulu geren, provokasyona zemin sunan bu yaklaşımlarına artık alıştık ve çok fazla kıymeti de kalmadı çünkü sıkça tekrarlanan yöntemler aşınıyor ve alabildiğine kendi kendini boşa çıkaran yaklaşımlara dönüyor. Bu yaklaşımı gösterenler, genelde, farklı ilişkileri sonradan açığa çıkan kişiler oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, kendisine soruyoruz: Acaba byLock’la, başka yerlerle ilişkisi var da mı bu kadar bu Meclisi geriyor ve bu Meclis üzerinden bir provokasyon yaratmaya çalışıyor?

Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.01

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Şili Parlamentosu Şili-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkan Yardımcısı ve And Parlamentosu Başkan Yardımcısı Milletvekili Romilio Gutierrez ve And Parlamentosu Başkanı Milletvekili Fernando Meza'nın Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 3/10/2017 tarihli ve 122507 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1198)

Sayı: 83924060-120.03/123480

10/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Şili Parlamentosu Şili-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkan Yardımcısı ve AND Parlamentosu Başkan Yardımcısı Milletvekili Romilio Gutierrez ve AND Parlamentosu Başkanı Milletvekili Fernando Meza'nın Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunması Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 3/10/2017 tarihli ve 122507 sayılı Kararı’yla uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, büyükşehir belediyesi statüsündeki illerin, köy ve mahallelerin yaşadığı sıkıntıların araştırılması, tespiti ve mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 11/10/2017 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                        Erhan Usta

                                                                                           Samsun

                                                                         MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Ekim 2017 tarih, 2414 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın büyükşehir belediyesi statüsündeki illerimizin, köy ve mahallelerimizin yaşadığı sıkıntıların araştırılması, tespiti ve mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 11/10/2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin üzerinde ilk söz, öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Baki Şimşek’e aittir.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

Lütfen süresinde tamamlayalım.

Buyurun, süreniz beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’yla kapatılan köy ve mahallerimizin yaşadığı sıkıntıların araştırılması, tespiti ve mağduriyetlerin giderilmesi adına, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sosyal, ekonomik ve siyasi birçok risk taşıyan bu Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte yeni kurulan ve sınırları genişleyen bütün büyükşehirlerde köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. Bu yerlerdeki köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde isimleriyle tek mahalle olarak ilçenin belediyesine katılmıştır. Hayata geçirilen bu kanunla beraber mahalleye dönüştürülen köylerde ve beldelerde vatandaşlarımız birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Maalesef, yetkilerin bir kısmı büyükşehir belediyesine, bir kısmı ilçe belediyelerine bağlanmıştır. Köylerin yollarının yapımı büyükşehir belediyesine ama köy içi yolların yapımı ilçe belediyesine verilmiştir. İçme suyuyla ilgili olan yetki büyükşehir belediyesine, çöp toplama yetkisi ilçe belediyesine verilmiştir.

Düşünebiliyor musunuz Mersin’in Yenice’den Anamur’a 400 kilometre, Anamur’un kuzeyine doğru gidildiği zaman da 70-80 kilometre, en az 450-500 kilometrelik bir yerdeki cenaze hizmeti büyükşehir belediyesi tarafından sağlanmaktadır. O mezarlıktaki otların biçilmesi bile büyükşehir belediyesi tarafından yapılmaktadır. İlçe belediyeleri şu anda bir daire başkanlığı ve şube müdürlüğü boyutuna düşürülmüştür. İlçe belediyelerinin inşaat ruhsatı verme ve çöp toplama dışında doğru dürüst bir yetkisi kalmamıştır. Büyükşehrin sadece bir fen işleri müdürlüğünün ya da yol müdürlüğünün bütçesi kadar koskoca bir ilçe belediyesinin bütçesi yoktur.

Ayrıca, bu yasayla beraber, vatandaşlarımız, planlamayla ilgili de birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye’nin terör ve işsizlikten sonraki en önemli sorunu planlamadır. Şu anda, köyleri mahalle yapmışız, adını değiştirmişiz, “Siz mahalle oldunuz.” demişiz yalnız, köyler yine Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’ne göre ruhsat almak zorunda. Dolayısıyla, uygun arsa da üretilmediği için, imar planları olmadığı için, vatandaşlar eski usul, gidip kaçak inşaat yapıyorlar. Kaçak inşaat yapan vatandaşlar elektrik abonesi olacaklar, “‘Efendim, muhtardan 2004 yılından önce yapılmıştır.’ diye yazı alın gelin.” diyor TEDAŞ. Şimdi, muhtar da biliyor, vatandaş da biliyor, TEDAŞ da biliyor bu binanın hangi tarihte yapıldığını ama böyle bir yazı alamaz ise TEDAŞ elektrik bağlamıyor. Şimdi, muhtar kendi köylüsüyle karşı karşıya geliyor, belediye kendi vatandaşıyla karşı karşıya geliyor ve sorun çözülmüyor. Köylerde arsa üretmeden, köylerin planını yapmadan, altyapısını yapmadan çıkartılan yasa, maalesef çok sayıda insanımızı mağdur etmektedir.

Ayrıca belediyelerle ilgili gayrimenkul devirlerinde çok sayıda sorunla karşılaşılmaktadır. İktidar belediyelerine, o il sınırı içerisindeki hazineye ait olan birçok gayrimenkul ve özel idareye ait olan birçok gayrimenkul devredilmesine rağmen muhalefet belediyelerine bu devirler yapılmamıştır. Bir büyükşehir belediyesi, her vatandaşın her köylünün içtiği sudan sorumlu olacak, su kaynağıyla ilgili bir yetki almak istediği zaman aylarca, yıllarca hazineyle -su kaynağının olduğu- ve orman müdürlükleriyle izin alma mücadelesi yapacak. Bu şekilde işlerin çözülmesi mümkün değil. Altyapı yapacak, arıtma tesisi yapacak, maalesef bulunduğu yer hazinenin veya orman veya ormandan bir geçiş yapılmak zorundaysa aylarca prosedürle uğraşılıyor.

Mersin Büyükşehir Belediyesi, sahilleri mafyanın elinden kurtarma mücadelesi veriyor, işgal edilmiş sahiller. Bununla ilgili hazineden kiralama yapıyor, hazine sadece Mersin merkezdeki sahillerle ilgili 1 trilyon kira bedeli koyuyor ama AKP’li belediyeler bu tahsislerin tamamını bedavaya alıyorlar. Türkiye'nin birçok yerinde…

Ankara metrosu Ulaştırma Bakanlığına devredildi ama Adana Büyükşehir Belediyesi MHP’li olduğu için metro hâlâ Adana Büyükşehir Belediyesinin sırtında. Belediye her ay gelirlerinin yüzde 40’ını metro borcuna yatırıyor, çalışmayan metronun borcunu ödemekle meşgul ve vatandaşa yapacak olduğu hizmetleri yapamıyor.

Ben buradan Sayın Başbakana ve Ulaştırma Bakanına sesleniyorum: Adil davranın, Ankara metrosunu nasıl Bakanlığa devretmişseniz Adana metrosunu da Ulaştırma Bakanlığı olarak devralın. Buradan bütün Adana milletvekillerine, bölge milletvekillerine ve bakanlara sesleniyorum: Adana halkının hakkını gasbediyorsunuz, Adanalıların alacak olduğu hizmetleri engelliyorsunuz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

Şimdi, diğer siyasi parti gruplarından HDP Grubu adına Mardin Milletvekili Mithat Sancar.

Süreniz üç dakikadır.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel yönetimlerle ilgili konuşulması gereken temel sorun kayyum sistemidir. Türkiye’de yerel yönetim sistemi diye bir şey kalmamıştır. Yerel yönetimlerden söz edebilmek için genel karar organlarının seçimle iş başına gelmiş olması gerekiyor. Seçimle iş başına gelmiş 89 belediyenin başkanları görevden alındı, yerlerine kayyum atandı. “Neden kayyum atandı?” diye sorduğunuzda, hamasi açıklamalar dışında herhangi bir bilgi yok. Mardin Büyükşehir Belediyesiyle ilgili, milletvekili olduğum şehirle ilgili burada pek çok propaganda yapıldı. Aylarca, hatta yılı aşan süre boyunca müfettişler belediyede çalıştılar ve bizzat kendileriyle görüştüğümüzde “Bir şey bulamıyoruz ama çalışmak zorundayız.” dediler. Tek bir yolsuzluk, tek kuruş yolsuzluk, tek kuruş usulsüzlük yok orada; bir tane yargı kararı yok orada ama olağanüstü hâli fırsat bilerek, bir darbe girişimini -maalesef- kendi darbesi için bir fırsata çevirerek kayyum sistemini getirdiler. Normal zamanda yapamadıklarını, olağan zamanda yapamadıklarını olağanüstü hâli fırsat hâline getirerek yaptılar.

Burada torba kanun tartışılırken bakanlarla da, AKP grup başkan vekilleriyle de uzun uzun görüşmeler yapmıştık ve kayyum düzenlemesinin gelmeyeceğini söylemişlerdi, çekmişlerdi kanundan ama daha sonra bir kanun hükmünde kararnameyle bunu geri getirdiler.

Peki, atadıkları kayyumlar ne yapıyor? Atadıkları kayyumların bir kısmı, küçümsenmeyecek bir kısmı Kürt düşmanlığı yapıyor, Kürtçe isimleri siliyor, anıtları yıkıyor, şehirdeki sokakların isimlerini değiştiriyor ve hepsinde de Kürtçe hedef alınıyor. İkincisi: Birer il başkanı gibi, ilçe başkanı gibi hareket ediyorlar. Nereden alıyorlar bu cesareti? İnsan biraz mahcup olur, utanır. Halkın iradesiyle gelmemişsin; sen orada şov yapma hakkını, cüretini nereden alıyorsun?

Bir şey daha: Hadi, bizim belediyelere kayyum atandı; kendi belediyelerine de kayyum atıyorlar. Demokrasiyi kökten kaldırdılar. Sayın Topbaş neden görevden alındı? Kamuoyunun bilme hakkı var. Melih Gökçek’le ne pazarlıklar yürütülüyor? Evet, belediyelerle ilgili temel sorun budur. Halkın iradesi bütünüyle yok sayılmaktadır, demokrasi burada ağır bir biçimde darbe yemektedir.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi söz sırası Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’a aittir.

Sayın Akaydın, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime dünya kız çocuklarına mutlu, barış içinde, erkeklerle eşit koşullarda, çağdaş ve modern bir gelecek dileyerek başlamak istiyorum. Benden önce konuşan her iki hatibin eleştirdikleri noktalara ben de aynen katılıyorum.

Bu ifadeden sonra, sayın milletvekilleri, şunu söylemek isterim: Bundan tam beş yıl önce, bir sonbahar günü, sabaha karşı, ansızın getirilen -bu moda deyimiyle- bir yasayla 6360 sayılı Bütünşehir Yasası bildiğiniz gibi Meclisimizden geçti. Neden ansızın diyorum? Bu yasa geçirilirken alakadar olan ne sivil toplum örgütlerine danışıldı ne muhalefetin görüşü alındı ne bu konudaki bilim adamlarının görüşü alındı ne de dünya örneklerine saygı gösterildi. Bence bu siyasi bir yasaydı çünkü 14 yeni il Kocaeli ve İstanbul gibi bütünşehir yapılırken bu illerin bir kısmının belediye başkanlıkları kırsal alandaki AKP oylarının farazi fazlalığına dayanılarak kazanılabileceği düşünülüyordu. Bu operasyon Antalya’da biraz da siyasi yolsuzlukla birlikte ama diğer bazı illerde de doğal akışıyla birlikte başarılı da oldu. Nitekim Ordu Belediyesini CHP Antalya’da olduğu gibi kaybetti, Eskişehir Belediyesini güç koşullarda kazandı gibi. Bence bu bir siyasi operasyondu. Bunun hiçbir şekilde akılla mantıkla ilgisi yoktu arkadaşlar. Bakın, biz o zaman CHP’li bir heyet olarak Sayın Cumhurbaşkanını ziyarete gittik, dedik ki: “Bunu veto edin, şu şu sakıncaları var.” Fransa örneğini verdik, 36 bin belediye var Fransa’da. “Bu bir yerelleşme değil, tam tersine, merkezîleşmedir." dedik, sözlerimizi dinletemedik ve sözlerimizin bir bölümünde de bunlarla birlikte köyde yaşamın çok zor hâle geleceğini söyledik. Bildiğiniz gibi, beş yıllık bir süre tanındı, bu beş yıllık süre 30 Martta doluyor ve 30 Martta köyde yaşam çekilmez hâle gelecek, sanıyorum, kırsal nüfus şu anda yüzde 17’ye düşmüş durumda Türkiye'de. Kalan son yüzde 17’yi de biz bu şekilde kaybedeceğiz.

Değerli arkadaşlar, Antalya Belediyesini 930 milyon liralık bütçe yaparak kapattım, bu sene yapılan bütçe 2 milyon 250 bin lira ama Antalya’nın 15 kat arttı yüzölçümü, nüfusu 2 kat arttı. O zaman 500 milyon dolardı bütçe, şimdi 600 milyon dolar. Antalya Belediyesi hiçbir iş yapamıyor arkadaşlar, bu hizmetleri yerine getiremiyor ve şu anda 1 metrekare bile yeni asfalt çalışması üç buçuk yılda Antalya’da yapılmamıştır; hepsini Karayolları yapıyor, açık söylüyorum bunların hepsini ve şu anda da köylü büyük bir panik içinde; mart ayında suyuna, harçlarına, vergilerine gelecek zammı bekliyor değerli arkadaşlar.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Öneri üzerinde son söz, Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman’a aittir.

Buyurun Sayın Yaman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEMİL YAMAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 13 ilde büyükşehir belediyesi ve 26 ilçe kurulmasıyla ilgili bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameyle değişiklik yapılmasına dair kanun ile birlikte köy ve mahallelerimizde yaşanan sıkıntılarla ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

2004 yılında Kocaeli ve İstanbul illeri il sınırları mücavir alan olarak pilot büyükşehirler yapılmıştır. Pilot büyükşehir olarak kabul edilen bu iki ilin başarılı olması sonucu 2008 yılında çıkarılan yasayla birlikte büyükşehirlerde bulunan belde belediyeleri kapatılarak yeni ilçeler kurulmuştur. Değişimine şahit olduğum, yaşadığım şehir olan Kocaeli’yi örnek vermem gerekirse 44 belediyesi olan Kocaeli 12 ilçe belediyesine dönüştürülmüştür. Birçok belde belediyesi daha önce bırakın hizmet etmeyi işçi maaşlarını ödeyemeyen, borç batağında olan belediyelerken bu yasayla birlikte ilçelerde dönüşümle halkımızın yaşam kalitesi artırılmış, özellikle AK PARTİ öncesi hükûmetlerin bile yapamadığı hizmetleri yapar hâle gelmiştir. Örneğin, birçok beldenin bırakın altyapıyı, üstyapısı bile doğru dürüst yokken, yapılan değişiklik sonucu büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerinin asli işi olan hizmetlerin dışında devasa projelere imza atmışlardır. 2009 yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yalnız Gebze’mizde ilk döneme ait altyapıya 170 milyon TL ayırmıştı, yatırım yapmıştı. Yıllardır beklenen Osman Hamdi Bey Kültür Merkezi tamamlanmış ve halkımızın hizmetine sunulmuştur. Tüm ilçelerde ilçe belediyeleriyle birlikte büyükşehirlerimizde ortak projelerle halkın hayatı kolaylaştırılmıştır. Büyükşehir Yasası çıkmamış olsaydı Kocaeli’mizde, büyükşehirlerimizde bu altyapı, bu yatırımlar yapılamazdı.

Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz her yıl, mesela 1 milyon ağaç dikmekte, SEKA Parkı gibi devasa parklar yapılmakta. Büyükşehir Yasası öncesi Körfez’de bırakın yüzmeyi, çevresinde gezilmezken, yapılan arıtma tesisleriyle birlikte bugün evsel ve sanayi atıklarının yüzde 99’u arıtılmakta ve artık Körfez’imiz her geçen gün yeni deniz ürünleriyle, yeni balık çeşitleriyle tanışmaktadır. Bütün canlıların yaşadığı ve mavi bayrakları olan plajlara sahiptir bugün Körfez’imiz.

Bu yasa çıkmamış olsaydı Kocaeli’miz ve diğer büyükşehirlerimiz bu hâle gelemezlerdi. Kocaeli’mizi bırakın, ilçeleri, bütün köy yolları sıcak asfaltla kaplanmış, büyükşehir belediyemiz kendi imkânlarıyla Namazgah Barajı’nı yapmıştır ve bunu uzatmak mümkün. Eğer bugün büyükşehirler yeteri kadar hizmet almamışsa, AK PARTİ belediyeciliğiyle tanışmamış belediyeler, inşallah, en yakın zamanda AK PARTİ belediyeciliğiyle tanışırlar.

Bu vesileyle, Aliağa’da yaşanan patlamada hayatını kaybeden kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.40

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı, şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezasızlık veya yasaların demokratik tahayyülleri zorlayan yetki tanımlamalarının araştırılması amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 11/10/2017 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                            Ahmet Yıldırım

                                                                                   Muş

                                                                      Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Ekim 2017 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından verilen 5572 sıra numaralı “Cezasızlık veya yasaların demokratik tahayyülleri zorlayan yetki tanımlamalarının araştırılması amacıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/10/2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin üzerinde ilk söz -öneri sahibi- Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’a aittir.

Buyurun Sayın Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, maalesef İç Tüzük’teki kısıtlama nedeniyle beş dakika içerisinde hiçbir şehir ayrımı yapmadan, Türkiye’nin en güneyinden en kuzeyine, en doğusundan en batısına yaşanan işkence olayları ve orantısız müdahalelerle ilgili konuşacağım.

Evet arkadaşlar, özellikle 2015 yılından bu yana insan hakları ve özgürlükleri açısından inanılmaz bir geriye gidişin olduğunu çok açık ve net bir şekilde görmekteyiz. Bunların bir kısmı zaten son günlerde gördüklerimizdi, birazdan detaylarıyla bunların bir kısmını söyleyeceğim. Ama İHD’nin bu konuda bir raporu var, bence onu çok dikkatli bir şekilde incelemek gerekiyor. 2015 yılında, sadece 2015 yılında İHD’ye göre 5.671 kişi işkenceye maruz kaldığını söylemiş. Yine, 2016 yılında sadece gözaltında işkenceye uğradığını söyleyen kişi sayısı 1.458 yani bu, sadece İHD’ye başvuranlar, bir şekilde İHD’ye gidip derdini anlatabilenler.

Evet arkadaşlar, ben yine birkaç örnekle devam edeyim. Aslında birkaç gün önce sosyal medyada hepimizin gördüğü bir olay vardı, Muğla meselesi. 7 kişi gözaltına alınmıştı çıplak bir şekilde, ters kelepçeyle, asfaltın üzerine yatırılmış, işkenceye maruz bırakılmış, kaburgaları kırılmış. Avukatların beyanlarına göre yüzlerinde işkencenin izleri çok açık ve net bir şekilde görülmekteydi ve bu işkence basına bir şekilde servis edildi. Peki, bunlarla ilgili şu ana kadar bir işlem var mı? Yok.

Yine, birkaç gün önce, eğer bir şekilde basına yansımasa “çakmak gazı zehirlenmesi” diyecekleri bir vaka vardı, Yiğitcan’ın meselesi ama sonra öğrendik ki çakmak gazı zehirlenmesi değil, 2 polis tarafından darbedilmiş yani katledilmişti, işkenceyle katledilmişti.

Evet arkadaşlar, yine bununla beraber daha dün sadece kayıplarını anmak isteyenler en az müdahaleyle biber gazına, suya boğuldular. Yani Türkiye’de en ufak bir basın açıklaması yapanlar, en ufak bir şekilde iktidara karşı tepkisini göstermeye çalışanlar gazla, tazyikli sularla, işkencelerle saçlarından yerlerde sürüklenerek gözaltına alınıyorlar. Bunun yine bir başka örneği, Veli Saçılık. Veli Saçılık tek kolunu devlet şiddetiyle kaybetti ama her gün “İşimi istiyorum.” eylemi yapıyor, her eylem sonrasında darbedilerek, işkenceye maruz bırakılarak gözaltına alınıyor. Sadece kendisi değil, annesi de yerlerde sürüklenerek gözaltına alınıyor. Peki, iktidarımız ne yapıyor? Annesine polise mukavemetten dava açtırıyor, soruşturma başlatılıyor. İşte böyle bir Türkiye gerçekliği içerisindeyiz değerli arkadaşlar.

Ve yine, bu süreç içerisinde özellikle kadına şiddetle ilgili, cinsel şiddetle ilgili birçok vaka bize ve kamuoyuna yansımıştır. Bunlardan bir kısmı; Kevser Eltürk’ün zaten basına ve kamuoyuna yansıyan çıplak, işkenceye uğramış cenazesinin teşhiri vardı, bunun yanında Diyarbakır Emniyetinde cinsel işkenceye uğradıklarını söyleyenler vardı, yine Elâzığ Emniyetinde bu şekilde cinsel işkenceye uğradığını beyan edenler vardı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Anayasa’nın kapak rengini değiştirince Anayasa’nın içeriği değişmiyor. Ben size “ama”sız, “fakat”sız bir madde okuyayım. Anayasa’nın 17’nci maddesi -hiç beğenmediğiniz, “darbe anayasası” dediğiniz Anayasa, hepimizin dediği- şunu diyor: “Kimseye -ama hiç kimseye, ‘ama’ yok, ‘fakat’ yok, kimliği yok, hiç kimseye- işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” Anayasa’nın amir hükmü, emredici hükmü; herkes için geçerli.

Yine, bunun yanında, siz 2014 yılında güya 80 darbesini araştırmak için bir madde eklediniz TCK’ya, 77’nci madde, insanlığa karşı suçu düzenlediniz ve insanlığa karşı suç içerisinde sayılanlardan biri kasten öldürme ve işkencedir. İşkence, insanlığa karşı suçtur, değerli arkadaşlar, zaman aşımı yoktur.

SİHA’larla biz nasıl yargısız infazların yapıldığını gördük. O SİHA’lar hâkim oldu, savcı oldu, cellat oldu insanları katletti ama çözüm önce yüzleşmekten başlar. Gelin, kendi gerçekliğimizle yüzleşelim diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, 60’a göre, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, geçtiğimiz dönemlerde de kamuoyunda bir tartışma çıkmıştı özellikle insansız hava araçları ve silahlı insansız hava araçlarıyla alakalı. Terörle mücadelede etkin şekilde kullanılan bu iki savunma aracının hedefi vatandaşımızın can ve mal güvenliğini tehdit eden illegal terör örgütü mensuplarının bertaraf edilmesidir ve bunlar onlara karşı operasyon gerçekleştiren güvenlik güçlerinin irtibat, koordinat almasını sağlayan hava araçlarıdır. Bunların hâkim, cellat, savcı gibi olma yetenekleri bulunmamaktadır, teröre karşı etkin şekilde kullanılmaktadır ve kullanılacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Başkanım, ben de bir açıklama getirmek istiyorum bu konuyla ilgili 60’a göre.

BAŞKAN – Şimdi siz kanaatinizi söylediniz, o da söyledi.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Yok, sadece kısa bir açıklama yapacağım bu SİHA’larla ilgili o kadar, sadece kısa bir açıklama.

BAŞKAN – Peki, 60’a göre size de söz veriyorum.

Öyle polemiklerle uzatmayalım lütfen.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) –Yok, uzatmayacağım.

27.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Ben bir daha belirtmek istiyorum, insanlığa karşı suçlar içerisinde yargısız infaz da geçer ve SİHA’lar tamamen yargısız infaz araçlarıdır çünkü SİHA’lar hedeflerini tespit eder, kendilerine göre suçlu kabul eder ve buna göre cezalandırır. Yani az önce de söylediğim gibi “SİHA” demek “savcı, hâkim ve cellat” demek. Bakın bu tür bir uygulama insanlığa karşı suçtur. Bugün iktidar iktidarda olduğu için bir şekilde uygulanmayabilir ama zaman aşımı işlemez, zamanı ve yeri geldiğinde bir şekilde bu konuda kararlı olanlar yargılanır ve hiç kimse de bu sorumluluktan kurtulamayacaktır, bunu bir kez daha söylüyorum.

Yine, bizim bir raporumuz var bu konuyla ilgili, oradaki kişilerin sivil olduğu da netti. Hoş, dediğim gibi, sivil olup olmaması da çok önemli değil; bu ülke eğer bir kabile devleti değilse, hukuk devletiyse hukuk karşısına çıkarılır ve ona göre cezası belli olur ve cezalandırılır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezasızlık veya yasaların demokratik tahayyülleri zorlayan yetki tanımlamalarının araştırılması amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, diğer siyasi parti grupları adına ilk söz Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz, eli kanlı PKK terör örgütü ve FETÖ başta olmak üzere, IŞİD, DHKP-C gibi birçok terör örgütüyle aynı anda mücadele etmektedir. Bu mücadeleyi sürdüren güvenlik güçlerimiz ise birçok başarılı operasyona imza atmaktadır, terör örgütlerine nefes aldırmamaktadır. Bu kahramanca mücadelenin son örneklerinden birisi de geçtiğimiz günlerde Muğla’da alan edinme ve eylem yapma çabası içinde olan PKK’lı teröristlere indirilen darbedir. Gördüğümüz kadarıyla güvenlik güçlerimizin yanlarında silah, mühimmat ve canlı bomba yeleği olan PKK’lı katil sürüsünü etkisiz hâle getirmesini hazmedemeyenler bulunmaktadır.

Efendim, yeni ilçemiz Seydikemer’de yakalanan teröristlerin üzerindeki elbiseler çıkarttırılmış, yere yatırılmış, ters kelepçe yapılmış vesaire. Şimdi ben de sizlere sormak istiyorum: Bu PKK’lı kan emicilere güvenlik prosedürü gereği yere yatırılmayıp koltuk mu tahsis edilecekti? Üzerlerindeki patlayıcılarla tüyü bitmemiş sabilerin kanına girecek olan bu hainlerin ellerine kelepçe yerine çiçek mi verilecekti? Akla hayale gelmeyecek usullerle vücutlarını âdeta bir ölüm makinesi hâline getiren, masumları hedef alan bu teröristlerin üzerindeki elbiseler çıkartılarak güvenli bir şekilde üst taraması yapılmayıp onlara takım elbiseler mi hediye edilecekti? Diğer yandan, Köyceğiz’de güvenlik güçlerimizle çatışmaya girip 5 tanesi öldürülen, bir diğeri de yakalanacağını anlayınca kendisini patlatan, 1 binbaşımızı yaralayan PKK’lı teröristler güzel Muğla’mıza çiçek toplamaya mı gelmişler?

Değerli milletvekilleri, burası Türkiye Cumhuriyeti’dir, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir karış toprağında gözü olanın sonu o toprağın altıdır. Şanslıysa yüce Türk adaletinin huzuruna da çıkabilir.

Gecesini gündüzüne katıp aziz Türk milletinin huzuru için çabalayan güvenlik güçlerimiz aynı zamanda kendilerine kanunlarımızın verdiği yetkilerini kullanarak görevlerini yapmaktadırlar. Eğer kendilerine verilen yetkilerin dışına çıkanlar varsa bunlarla ilgili somut bilgi ve belgeleri paylaşarak gereğinin yapılmasını İçişleri Bakanlığından ve Hükûmetten isteme hakkımız elbette ki saklıdır. Ancak bize düşen, sapla samanı karıştırmadan siyaset yapmak ve ülkemizin terörle mücadelesini başarıyla sonuçlandırmaktır. Teröristlerle mücadele eden güvenlik güçlerimizin elbette kendi can güvenliğini sağlayacak tedbirleri alma hakları da vardır. Bu bakımdan, yapılan işlerin hepsi doğrudur, yerindedir ve terörle mücadele konusunda yapılan haklı eylemlerin hepsini destekliyoruz. Ancak yanlış yapan varsa da bununla ilgili İçişleri Bakanlığımız gerekli tahkikatı yaparak suçluları cezalandıracak güçtedir.

Bu duygularla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

Öneri üzerinde söz sırası Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’a aittir.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, kâtip üyesi arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım ve çalışan arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlarımızın, HDP’nin vermiş olduğu önerge güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımlarına ilişkin bir grup önerisi. Şimdi, güvenlik güçleri orantısız güç kullanıyorlar mı, kullanmıyorlar mı, bunun yasal değerlendirmesini nasıl yapabiliriz? Güvenlik güçlerimizin orantısız güç kullanma olgusu iki durumda ortaya çıkabilir: Bir, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin gerçekleşmesi sırasında. İki, gözaltında. Diğer konuşan HDP milletvekili arkadaşımız gözaltı süreci ve işkenceye ilişkin düşüncelerini ifade etti. Ben bu bölüme ilişkin görüşlerimi bir başka söz alımında değerlendirmek üzere, esas olarak “Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin hakkı nereden doğmaktadır ve bu hakkın kullanımı konusunda sınırlar ne olmalıdır?”a işaret etmek istiyorum.

Dün bildiğiniz gibi 10 Ekimdi, bir katliamın yıldönümüydü. Bir gazetenin, sadece bir gazetenin ilk sayfalarını size getirdim. Burada diyor ki: “Anmaya da gaz.” Şimdi, değerli arkadaşlar, toplanmak, ya miting yapmak ya yürüyüş yapmak ya da herhangi bir biçimde küçük gruplarla düşüncelerimizi açıklamak Anayasa’nın bize verdiği düşünceyi açıklama hakkının en önemli parçalarından biridir. Her biçimde, yazarak da açıklayabiliriz, müzik yaparak da, toplanarak da. Bu toplantılar nedir? Barışçıl toplantılardır. Ve bir ülkede barışçıl toplantılar ne ölçüde çoksa -bakın, barışçıl toplantılar- belli ki o ülkede özgürlüklerin bir sınırı vardır, bir sorunu vardır. Eğer insanlar bu tür görüş açıklamalarına ihtiyaç duymuyorlarsa o ülkede demokrasi ve özgürlük vardır. Ama yine de buna rağmen iktidarları, yönetenleri etkilemek için bu hak kullanılabilir. Bu hakkın kullanımı sırasında -yani dün ortaya çıkan “Anmaya da gaz”- bir cinayetin, bir katliamın anılması için bir araya gelmek isteyen insanların herhangi bir biçimde gayrimeşru bir amaçları yoktur, barışçıl olmayan bir amaçları yoktur. Siz onları engellediğiniz anda -bırakınız gaz sıkmayı- yasayı ihlal etmiş olursunuz, onların haklarının kullanımının önüne geçmiş olursunuz. Bu hakkın kullanımı noktasında hem bizim iç hukukumuzda, Polis Vazife ve Salâhiyet Yasamız içinde hem Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasamız içinde hem de uluslararası sözleşmelerde kanun adamlarının hangi hâlde zora başvurabilecekleri noktasında düzenlemeler vardır. Bu düzenlemeler bir zorunluluğu gerektirir. Yapacağınız müdahale…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – İzin verir misiniz, kısa bir süre lütfen?

BAŞKAN – İlan ettim Sayın Sarıhan, daha öncekilere de hiç vermedim, arkadaşlara haksızlık olmasın. Lütfen tamamlayın, süre vermeyeceğim çünkü.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Peki, sözümü burada keseceğim. Çünkü kamuoyunun duymadığı fikirlerimizi Meclisimizde paylaşmak çok da düşünce özgürlüğümü, ifade özgürlüğümü kullanmak anlamına gelmiyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İç Tüzük’ü uygulamaya çalışıyoruz.

Öneri üzerinde son söz Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu’ya aittir.

Buyurun Sayın Aydoğdu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ AYDOĞDU (Aksaray) – Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; İzmir Aliağa’da meydana gelen müessif hadisede hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar temenni ediyorum.

Kıymetli arkadaşlar, Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu önergeyle ilgili grubumun görüşlerini sizlere arz edeceğim.

Kamu düzeni dediğimiz şeyin kurucu unsuru kamu gücü ile kamunun kendisi arasındaki mutabakattır arkadaşlar. Kamu düzeni bir kamu gücüyle kurulur. Devlet dediğimiz şey de o meşru güç kullanma tekelini elinde bulunduran varlığın adıdır ve çok hassas bir konudur bu konu. Kamu düzeninin temin edilmesi ve bu düzenin devam ettirilmesi esnasında süreci güçleştiren en önemli şey bu mutabakata yapılan saldırıdır. Bu, kamu düzenine onay veren bütün vatandaşlara karşı yapılmış bir saldırıdır aslında. Ülkede herkesin kabul ettiği, bir arada yaşamanın vazgeçilmez şartı saydığımız yasalara uymamak ve güvenlik güçlerinin yasaların emrettiği şekilde düzeni temin etmesi için kullandığı usulü, araçları istismara zorlamak bir şekilde terörün de bir parçasıdır. Türkiye, devleti ve vatandaşıyla bu anlamda bu düzenin temini ve bu toplumsal rızanın kamu düzeni konusunda sarsılmaması için azami dikkati gösteriyor. Kırk yıldır bu işle uğraşıyoruz, kırk yıldır kardeş kavgasına girmemek için uğraşıyoruz. Bu hususta bütün dünyanın uyguladığı terörle mücadele yöntemleri içerisinde Türk güvenlik güçlerinin bir kardeş kavgası çizgisinde yaklaştığını hiç kimse inkâr edemez. Burada insafsızlık etmeyelim.

Arkadaşlarımızın önergede bahsettiği Alanya’daki konuyla ilgili gereği yapıldı, açığa alındı, soruşturma sürüyor. Cezasızlık anlayışı kesinlikle doğru değildir, güvenlik güçlerinin itibarsızlaştırılması bu çerçevede kabul edilemez. Türkiye'de güvenlik güçlerinin veya herhangi bir kamu görevlisinin vatandaşla muhatap olduğu noktalardaki tutumu, davranışı hakkında vatandaş rızasının, vatandaş memnuniyetinin ve vatandaş gönlünün incitilmemesi AK PARTİ hükûmetlerinin en temel endişesidir, bizim temel felsefemiz budur. Bu itibarla, terörle mücadele gibi çok hassas bir konuda herkesin azami dikkati, özeni göstermesi gerekir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve arkadaşları tarafından, terör örgütleri tarafından kaçırılan askerlerin akıbetinin araştırılması amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 11/10/2017 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve arkadaşları tarafından, terör örgütleri tarafından kaçırılan askerlerin akıbetinin araştırılması amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1397 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/10/2017 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde ilk söz, öneri sahibi adına İstanbul Milletvekili Eren Erdem.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlar; konumuz aslında terör örgütleri tarafından kaçırılan askerler ama kısa bir süre önce bazı görüntüler tartışma ve bazı mülahazalara sebep olmuştu. Bunların kamu vicdanında yarattığı tahribat nedeniyle bunun üzerinden bir siyasi mülahaza yapmayı doğru bulmadığım için meseleyi sadece taziye boyutunda tutmak istiyorum çünkü bu görüntülerle ilgili birkaç gündür çeşitli haber sitelerinde ve medya organlarında haberler yer alıyor. Doğrudur veya yanlıştır. Meseleye şuradan da bakmayı doğru bulmuyorum yani “Neden efendim bu görüntüler doğruydu da siz o gün söylemediniz?” O gün kamunun galeyana gelmemesi ya da farklı bir tepkinin oluşmaması adına da böyle bir davranış sergilenmiş olabilir, bunu da meşru ve normal algılayabiliriz. Dolayısıyla, ben hepimizin yüreğini dağlayan bu hadiseden ötürü tekrar bütün vatandaşlarımıza başsağlığı diliyorum.

Değinmek istediğim esas konu değerli arkadaşlar, bakın, bu hadiseye muhatap yapının adı IŞİD; işte DAEŞ deniyor, IŞİD vesaire. Şimdi size sadece bu yıl içerisinde yani 2017 senesi içerisinde yayınlanmış bazı haberler göstereceğim.

Arkadaşlar “IŞİD’çiler serbest.” Konya’da operasyon yapılıyor, 43 IŞİD’çi operasyonla gözaltına alınıyor ve daha sonra serbest bırakılıyor. Tekrar bir operasyon yapılıyor IŞİD’e, 9 kişi gözaltına alınıyor, bu 9 kişi serbest bırakılıyor. Mersin’de eylem hazırlığında olduğu iddia edilen IŞİD’çiler gözaltına alınıyorlar, 7 kişinin 5’i serbest bırakılıyor. IŞİD’in çok önemli isimlerinden biri olduğu bilinen bu fotoğraftaki şahıs iki defa gözaltına alınıyor ve serbest bırakılıyor değerli arkadaşlar. Tekirdağ’da 4 IŞİD’çi gözaltına alınıyor ve serbest bırakılıyor değerli arkadaşlar. Aynı şekilde, Konya’da, yine IŞİD’çi olduğu iddia edilen -iddianameleri var- bu 15 şahıs gözaltına alınıyor ve serbest bırakılıyor değerli arkadaşlar. Yine devam edersek, 10 Ekim sonrası eylem hazırlığında 2 militan gözaltına alınıyor -haberler her yerde yayınlandı- şahıslar serbest bırakılıyorlar değerli arkadaşlar. Aynı şekilde, gözaltına alınıyor, serbest bırakılıyor; gözaltına alınıyor, serbest bırakılıyor. Hücre evi arkadaşlar, 18 kişiden 6’sı gözaltına alınıyor ve serbest bırakılıyor. Serbest bırakılan 17 IŞİD’çi için yakalama kararı çıkarılıyor, şahıslar sınırı geçtiği için yakalanamıyor değerli arkadaşlar. Bunu çoğaltabiliriz. Taksim bombacısının -meşhur, biliyorsunuz- gözaltına alındığı ve serbest bırakıldığı ortaya çıkmıştı değerli arkadaşlar.

Şimdi size soruyorum arkadaşlar: Hiç kimse şu anda çıkıp da “Bu yargı kararıdır, yargının iradesidir.” falan demesin arkadaşlar. Türkiye’de yargının en fazla siyasallaştığı dönemde olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu süreçte FET֒yle mücadele noktasında bir sürü insan byLock şüphesiyle gözaltına alındı. İçlerinde sadece telefonlarının incelenmesi sonucunda byLock çıkmadığı tespit edilerek serbest bırakılan ama o süre zarfında aylarca tutuklu kalan vatandaşlar oldu. Ama burada bakıyorsunuz, yüzlerce örnek sayabilirim, sadece 2017’de yüzlerce IŞİD’ci gözaltına alınmış ve serbest bırakılmış. Arkadaşlar, yargının IŞİD terör örgütüne yönelik bu toleransının sebebi nedir? Merak ediyorum, öğrenmek için soruyorum, nedir? Niye bunlar serbest bırakılıyorlar? Neden serbest bırakıyorlar?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, neyi ima ediyorsun Sayın Erdem?

EREN ERDEM (Devamla) - Soruyorum Sayın Grup Başkan Vekili, soruma çıkın cevap verin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Erdem, neyi ima ediyorsun? Açık konuş ya, açık konuş, ne söylüyorsun?

EREN ERDEM (Devamla) - Sorumu soruyorum, açıkça soruyorum: Yargının bu kişileri serbest bırakmasının sebebi nedir?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Neyi amaçlıyorsun?

EREN ERDEM (Devamla) - İmayı niye karıştırıyorsun? Ben bir şey ima etmiyorum, açıkça soruyorum, diyorum ki: Neden serbest bırakılıyor bu şahıslar? Bununla alakalı sizin görüşünüzü merak ediyorum, buyurun, gelin burada söyleyin.

İsterseniz şöyle yapalım: Sayın Muş, ben size bu şahısların iddianamelerinin tamamını getireyim, hepsi bende var, tamamı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Mahkemeye götür onları.

EREN ERDEM (Devamla) - Daha ilginç bir şey söyleyeceğim -inşallah sürem yeter- 15 Temmuza en fazla zemin hazırlayan hadiseler neydi? IŞİD bombalı saldırılarıydı, değil mi? Şehirleri bombaya verdiler. Şimdi, o bombalı saldırıları yapan şahısları serbest bırakan ve onların o saldırıları yapmasını sağlayan yargıçların büyük bir çoğunluğunun şu anda görevi başında olduğunu biliyor musunuz? Türkiye’yi nasıl bir sürece hazırlarken bugün nasıl bir pozisyonda mevkilerini korumakta olduklarından haberiniz var mı? Ben belki haberiniz yoktur diye buradan paylaşmak istedim değerli arkadaşlar.

Bakın, bu yapılara karşı lütfen yargı daha hassas ve daha dikkatli olsun. Elimizdekilerin hiçbirisi fasa fiso değil, bunlar evraktır, belgedir, daha fazlasını da getirebilirim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, ismimi zikrederek bana açıkça sataşmıştır. Bunlarla alakalı açıklama istemesi, ben “Neyi ima ediyorsunuz?” deyince farklı bir şekilde söylemesi, ismimi zikretmesinden dolayı bana, şahsıma açıkça bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Muş, ben size sataşmadım, soru sordum.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti devleti terör örgütlerine karşı kararlı şekilde mücadele eden bir devlettir ve AK PARTİ Hükûmeti de terör örgütleri arasında ayrım olmaksızın hepsine karşı aynı kararlılıkla mücadeleyi sürdürmektedir, sürdürecektir de.

Bahsedilen terör örgütüyle ilgili yüzlerce, binlercesi tutuklanmış, şüpheli olanları sınır dışı edilmiş, yetmemiş, Fırat Kalkanı Harekâtı’yla beraber bu örgüte koalisyon güçlerinin vuramadığı darbeyi Türkiye Cumhuriyeti devleti tek başına vurabilmiştir. Sanki bunlar yokmuş gibi, sanki Türkiye bu operasyonları yapmamış gibi, gerçekten -Türkiye Cumhuriyeti’nin Parlamentosunda, Meclisinde bulunuyoruz- bir üyenin buradan imalarda bulunarak kendi ülkesini bu denli suçlayacak kadar bu tarzda bir konuşma yapması ne bu kürsüye ne bu Parlamentoya ne de milletvekilliğine yakışmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti DAEŞ’e karşı en zor şartlarda, darbe atlatmış bir Türkiye Cumhuriyeti devleti kararlılığından en küçük bir taviz göstermeden bu operasyonu yapmıştır ama burada sanki bunlar olmamış gibi, efendim, gazete kupürleri gösteriliyor, “Bu niye bırakıldı? Bu nasıl çıktı?” Mahkemeye sorun onları. Kimse bu sayın milletvekiline mahkemeyi anlatamazmış, mahkeme siyasallaşmış, şöyle olmuş böyle olmuş. Değerli dostlar, onlarcasını tutuklayan, Fırat Kalkanı Harekâtı’nı yapan devlet, Türkiye Cumhuriyeti buna en ağır darbeyi vurmuştur.

Sayın Erdem, size bir şey söyleyeyim. Bu konuşmayı yadırgamadım, niye biliyor musunuz? “İran ile Türkiye arasında savaş çıkarsa İran’ı tutarım.” diyen bir milletvekilisiniz siz. O açıdan, bu konuşma size yakışmıştır.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Haydaa…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Böyle bir şeyin olmadığı belli ya, onun lafı olmadığı belli ya, yapmayın Mehmet Bey.

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erdem. Bir dakika, sorayım bir…

EREN ERDEM (İstanbul) – Türkiye’yi suçladığımı iddia etmiştir. Aynı zamanda, söylemediğim bir sözü bana isnat etmiştir.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

3.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir kere, AKP Grup Başkan Vekiline iftira hiç yakışmadı. Elimde o sözü benim söylemediğime dair mahkeme kararım var. Odanıza yolladığım zaman bu kürsüye çıkıp benden özür dilemenizi istirham edeceğim. Biraz sonra muhtemelen makamınıza o mahkeme kararını da yollayacağım. Onun, sizin parayla beslediğiniz troller tarafından uydurulmuş, hazırlanmış bir şey olduğu… Sizin mahkemenizin verdiği o kararı da getireceğim. Bakın, o kararı da size getireceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nereden biliyorsun trolleri bizim beslediğimizi?

EREN ERDEM (Devamla) - O kararı getirdiğim zaman, sizden de utanç duyarak burada özür dilemenizi istirham ediyorum, onu söyleyeyim.

Bir diğeri, her konuda çıkıyorsunuz, aynı ağızla, “Efendim, Türkiye’yi suçladı.”

Değerli arkadaşlar, Türkiye’yi suçlamıyoruz, diyoruz ki…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne yapıyorsunuz?

EREN ERDEM (Devamla) – Biz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Bu insanlarla ilgili iddialar elimde, iddianameler elimde. Ben bugüne kadar hiç boş atmadım, hep belgeyle konuştum, çıkarırım burada da o belgeleri gösteririm. Arabasından TNT çıkmış adamı serbest bırakan savcı bu ülkeye ihanet eden bir savcıdır. Ben size o savcının yapmış olduğu bu işin nedenlerini soruyorum. Çıkıp da böyle, tabiri caizse, seçim zamanı köy kahvesinde demagoji ve ajitasyon yaparcasına, böyle bir üslupla konuşmayı da size yakıştıramadım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Köy kahvesinde görüntü çeken sizsiniz Sayın Erdem.

EREN ERDEM (Devamla) – Bakın, yalan söylemek size yakışmaz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Biz yalan konuşmayız, merak etmeyin.

EREN ERDEM (Devamla) – Kalkıp burada, defalarca tescil edilmiş bir hadise üzerinden hep kendi kendinizi aklamaya çalışıyorsunuz. Siz, önce, bu serbest bırakılmış teröristlerin neden serbest bırakıldığı sorusuna cevap verin. Yaptığınız iş doğru değil. Biz, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Fırat Kalkanı operasyonunda ve önümüzde gerçekleşecek herhangi bir operasyonda IŞİD adlı terör örgütüyle vereceği her mücadeleyi büyük bir muhabbet ve büyük bir destekle selamlıyoruz ama içeride de yargının aynı şekilde mücadele etmediği kanaatimizi buradan paylaşıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şeyi ifade etmek isterim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bizim mahkemelerimiz yok, bizim mahkememiz yok, Türkiye Cumhuriyeti devletinin mahkemeleri vardır, onlar da Türk milleti adına karar verir, bunu özellikle belirtmek istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kayıtlara geçti.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve arkadaşları tarafından, terör örgütleri tarafından kaçırılan askerlerin akıbetinin araştırılması amacıyla 11/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Ekim 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneri üzerinde diğer siyasi parti grupları adına ilk söz Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıp askerlerle ilgili verilen araştırma önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, yanlış duymadınız, kayıp askerler merkezli bir araştırma önergesi. Biraz merkezinden kaydırıldı ama hakikaten Türk milletinin otuz beş yıllık sürecinde, terörle mücadele sürecinde başına musallat olan bu çok uluslu, çok odaklı terör belasının ülkemize sadece ekonomik, askerî, efendim, kültürel, sosyolojik sıkıntılar açtığı değil, aynı zamanda sosyopatolojik sonuçlar da doğuran böyle etkileri de var. Nedir bu? Vakit az ama bunun çerçevesini ben biraz genişleteyim: Sadece kayıp olan askerlerimiz yok; gerçekten, kolluk kuvvetimizin birçok kesiminden var, hatta sivil vatandaşlarımızdan da var. Yani şu veya bu isim adı altında, IŞİD’di, PKK’ydı, PYD’ydi, YPG’ydi, efendim, uluslararası bağlantısı olan, bütün Türkiye’nin üzerine musallat olmuş, her türlü bölgede birilerinin adına hâkimiyet kurmaya çalışan terör örgütlerinin hepsinin bu işte gerçekten tercih ettikleri yöntemlerden biri de sivil ya da askerî veya kolluk kuvvetinden birilerini almak, kaçırmak, efendim, zapturapt altında tutmak, şantaj malzemesi yapmak. Şimdi, bunu nereden biliyoruz? Tabii, ben Savunma Komisyonu üyesiyim aynı zamanda. Gerek Komisyonumuza gelen bilgiler, belgeler ışığında gerekse seçim bölgemden bireysel başvurular noktasında aldığım istihbarat neticesinde bu sonucu çok net bir şekilde… Hatta görüştüğümüz aileler dahi olmuştur bu alanda. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü bir devlettir, kurumlarıyla, efendim, yapısıyla, bu tür musibetlerin üstesinden gelecek bir potansiyele sahiptir. Bizden istenenler bellidir.

Bakın, değerli milletvekilleri, hem ilahi metinlerde hem de evrensel anlaşmalarda insanın en temel hakkı yaşama hakkıdır. Şimdi, biz bu evlatlarımızı, esir olduklarını varsaydığımız bu yavrularımızı bir an önce sağ salim bir şekilde -sivil kaçırılan vatandaşlarımız da dâhil- ailelerinin yanlarına tekrar götürülmesi noktasında üzerimize düşen her şeyi yapmak zorundayız. Bunu yaparken, bakın, kamuoyuyla, medyayla, şununla, bununla paylaşmanın bir âlemi yok. Bana bir ailenin söylediği: “Ne olur, karıştırılmasın, siyasi malzeme yapılmasın.” Hele hele medyada birtakım “fotoshop”larla da iyice… Toplumu, öncelikle anne babayı Allah korusun… Çünkü umut gerçekten anne babanın en büyük beklentisi, hâlâ sağ olduklarına inanıyorlar ki bizim de inancımız o yöndedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – İnşallah, er geç, bir gün ailelerine kavuşacaklar.

Bize düşen, sistematik bir şekilde ailelerle iş birliği hâlinde, gerçekten bunların bir an önce o hain odakların elinden alınıp ailelerine teslim edilmesidir diyorum.

Bu temennilerle saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, söz sırası Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi iktidar, artık bir güç anlayışı üzerinden iç ve dış siyaseti belirlemekte ve bu güç siyaseti kapsamında, ele geçirmiş olduğu medyayı havuzlaştırarak ve bunlara destek veren belli trollleri kendi güdümüne alarak toplumsal algı yönetimi yapmaya çalışmaktadır.

Özellikle “Ailelerle iş birliği içerisine girilmelidir.” dedi benden önceki değerli hatip ama şu unutulmamalıdır ki yaklaşık bir yıldır insan hakları kurumlarıyla birlikte, bir şekliyle sivil ya da asker bu çatışmalı ortamda çocukları -adına ne söylerseniz söyleyin- esir veya alıkonulmuş aileler şu Meclise gelmekteler insan hakları kurumlarıyla birlikte ve siyasi iktidar onun emriyle gitmiş, çatışmış, bir şekliyle çatıştığı kişilerin eline düşmüş askerlerin ailelerine ve insan hakları kurumlarına randevu vermemektedir. Şimdi, düşünsenize, bizim partimiz, son altı ayda üç defa insan hakları kurumlarıyla birlikte şu Meclis çatısı altına gelen, esir düşmüş askerlerin ve sivillerin veya kamu görevlilerinin aileleriyle görüşmüş, elinden gelen muhalefeti yapabileceğini ve bu konuda iktidarın adım atması için siyasetten ve siyasi hassasiyetlerden bağımsız pozisyon takınacağını ve bu konuda atılacak adımlara destek vereceğini söylemiştir. Ama siyasi iktidar ve onun Meclis grubu randevu dahi vermiyor bu ailelere.

Şimdi, 19 Aralık 2016 günü görüntüleri sosyal medyaya düştüğü zaman Sefter Taş’ın şurada siyasi iktidar sıralarında oturup, AKP Grubunda oturup, bağırıp çağıran, Hükûmetten celallenerek bu konuyu gündeme getirdiğimiz için cevap verenler şu anda suspus olmuşlar, mahcup bir edayla sadece yerelden bir askerî yetkiliyi bunların ailelerine göndererek mümkün olduğunca ortamı soğuttular, kamuoyunun dikkatinden kaçırdılar, medyanın gündeminden düşürdüler, havuz medyalarıyla o dönemki algıyı yönettiler. Vallahi o dönem yanan çocuk sizin çocuğunuzmuş, o dönem yakılan asker sizin askerinizmiş.

Ne diyordu dönemin Hükûmet sözcüsü: “Bu video görüntüleri ilgili TSK’dan teyit edilmiş değildir.” Teyit edilmemiş olması yalan olduğu anlamına gelmez ki. Kusura bakmasınlar medyada bazı arkadaşlar da ayaklarını denk alsınlar, uyduruk görüntülerle halkı galeyana sürükleyemezler. İşte, siyasi iktidarın emriyle çatışmalara sürülen, hatta sınır dışına sürülen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) - …askerlere siyasi iktidarın vermiş olduğu değer budur diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, öneri üzerinde son söz Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’a aittir.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde DAİŞ ve bölgedeki diğer terör örgütlerinin elinde bulunduğu iddia edilen askerlerin akıbetlerinin araştırılması, o askerlerin sayısı ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulması talep edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, özellikle son on beş yılda gerçekleştirdiği atılımlar sayesinde güçlendikçe, her alanda önemli ilerlemeler sağladıkça bölgemiz üzerinde planları olan küresel güçlerin ve onların taşeronu olan terör örgütlerinin hedefi hâline gelmiştir. Kırk yıla yakın bir zamandır ülkemiz özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgemiz’de yaşayan vatandaşlarımızı hedef alan PKK’yla mücadelemiz sürerken diğer taraftan Orta Doğu’da kurdurulan ve maşa olarak kullanılan DAİŞ terör örgütüyle de mücadele etmek zorunda kalmış, 15 Temmuz sonrası da FETÖ terör örgütüyle mücadele eden bir ülke olarak dünyanın en geniş terör operasyonlarını gerçekleştiren bir ülke konumuna gelmiştir.

Ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru için güvenlik güçlerimiz, askerimiz, polisimiz canı pahasına gerek yurt içinde gerekse de sınır ötesinde operasyonlar düzenlemektedir. Tabii, bu operasyonlarda şehit de vermekteyiz, yaralanan askerlerimiz de olmakta. Bu operasyonlarda kendileriyle iletişimin kesildiği askerlerimizin olduğu da zaman zaman gündeme gelmektedir. Böyle bir durumda askerlerimizin kurtarılması için gerekli operasyonlar yapılmaktadır. Şunu herkes bilmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti devleti ve onun ordusu hiçbir askerini geride bırakmaz. Bununla ilgili olarak gerekli tedbirler, alınması gereken ne varsa alınmaktadır ve bundan sonra da alınmaya devam edecektir.

Araştırma önergesinde terör örgütlerinin elinde bulunan asker sayısı ve kimlik bilgilerinin tespiti gibi bir husus istenmektedir. Terör örgütleri kendilerini güçlü göstermek için çeşitli propaganda yöntemlerine başvurmaktadırlar. İşte, bundan dolayı bu tür bilgilerin, askerlerin kimlik bilgilerinin açıklanmasının ya da sayısının belirtilmesinin -iddia edilen askerlerle ilgili olarak- böyle bilgilerin kamuoyuna açıklanmasının özellikle terörle mücadele operasyonları açısından, o operasyonlara katılan askerlerimiz, polisimiz açısından, onların moral ve motivasyonu açısından sakıncalı olabileceği hepinizin malumudur. Eğer iddia edildiği gibi böyle bir durum söz konusu ise bu husus Genelkurmay Başkanlığımız, Millî Savunma Bakanlığımız tarafından askerlerin aileleriyle zaten paylaşılmaktadır. Nitekim, Sefter Taş’la ilgili olarak da Genelkurmay Başkanlığı yetkilileri aileye bilgiyi vermişlerdir, aile de durumu metanetle karşılamış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …ve “Vatan sağ olsun.” demiştir.

Terörle mücadele açısından ve güvenlik güçlerimizin moral, motivasyonu açısından ve terörün, terör örgütlerinin istediği ortamın oluşmaması açısından böyle bir Meclis araştırması komisyonunun hukuken de Mecliste kurulmasının mümkün olmadığı kanaatindeyim. Bu nedenle grup önerisinin aleyhindeyim.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- (10/601) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyona üye seçimi

BAŞKAN – Yurtdışına Kaçırılan Kültür Varlıklarımızın Belirlenerek İadelerinin Sağlanması ve Mevcut Kültür Varlıklarımızın Korunması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi yapılacaktır.

Komisyon üyelikleri için siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesini okutup oylarınıza sunacağım.

Yurtdışına Kaçırılan Kültür Varlıklarımızın Belirlenerek İadelerinin Sağlanması ve Mevcut Kültür Varlıklarımızın Korunması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Maksadıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10/601)

Adı Soyadı                                                                  Seçim Çevresi

                                               AK PARTİ (7)

Nevzat Ceylan                                                                                     Ankara

Ayhan Gider                                                                                       Çanakkale

Mehmet Galip Ensarioğlu                                                                       Diyarbakır

Durmuş Ali Sarıkaya                                                                             İstanbul

Ceyda Bölünmez Çankırı                                                                       Mardin

Nihat Öztürk                                                                                       Muğla

Mustafa İsen                                                                                       Sakarya

                                               CHP (3)

Zülfikar İnönü Tümer                                                                            Adana

Serdal Kuyucuoğlu                                                                               Mersin

Gürsel Erol                                                                                         Tunceli

                                               HDP (1)

Nihat Akdoğan                                                                                     Hakkâri

                                               MHP (1)

Ruhi Ersoy                                                                                         Osmaniye

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, 16 Ekim 2017 Pazartesi günü saat 14.30’da Ana Bina, 2’nci kat, 511 numaralı Meclis araştırması ve soruşturması komisyonları toplantı salonunda toplanarak, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici 1’inci madde dâhil 17 ile 39’uncu maddeleri kapsamaktadır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, tabii, Bakanlık yerinde oturuyor, Komisyon yerinde oturuyor ama burada 50 milletvekili var. Parlamentoda milletvekili yok.

BAŞKAN – Bu, bütün gruplar için caridir.

Teşekkür ediyoruz.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - AKP’de 6 kişi var.

BAŞKAN – Şimdi, ikinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’a aittir.

Sayın Demirtaş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır, lütfen süresinde tamamlayalım.

CHP GRUBU ADINA ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş davalarında zorunlu ara buluculuğu içeren kanun tasarısı üzerindeki görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım.

Öncelikli olarak Aliağa’da bugün meydana gelen iş kazası sonucu yaşamını yitiren 4 işçimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Evet, taraflar arası uzlaşmayı ilke edinen ara buluculuk, özü itibarıyla bizim de itiraz etmediğimiz bir konudur. Tam tersine, toplumda uzlaşma kültürünün artmasını son derece önemli ve değerli bulmaktayım. Yine dava sayısının azaltılmasının, hızlı, etkin ve az masrafla yürütülen bir yargı sürecinin elbette destekçisi oluruz. Ancak bugün konuştuğumuz zorunlu ara buluculuk tüm bu amaçları karşılayabilir mi? Yani bu mekanizmayla dava sayısı azaltılabilir mi? İşçiler yasal haklarını daha hızlı, daha etkin ve daha az masrafla elde edebilirler mi? Maalesef, bütün bu soruların cevabı “hayır”dır. Tasarı bu hâliyle, iş yasalarının işçiyi koruma ilkesine aykırı şekilde, çalışanların adalete erişiminde çok büyük bir engel olacaktır. Bu hâliyle hızlı, etkin ve daha az masrafla yargılama yapılamayacağı gibi, iş davalarında da sayının patlayacağını düşünmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, 13,5 milyon kayıtlı ve kayıt dışıyla birlikte yaklaşık 20 milyon işçinin olduğu ülkemizde, AK PARTİ Hükûmetinin yanlış politikaları sonucu, iş ve çalışma yaşamının çözülemeyen, son derece önemli ve büyük sorunları vardır. Kayıt dışı çalışma, taşeron işçiliği, iş kazaları ve meslek hastalıklarında kırılan rekorlar, sendikalaşmanın önündeki engeller, kadın ve çocuk işçiliği, çalışma sürelerinin uzunluğu gibi sorunlar gün geçtikçe çözüleceğine maalesef büyümektedir. OECD verilerine göre Türkiye, brüt ortalama kazanç sıralamasında 33 ülke arasında 32’nci sıradadır; çalışma mesaisinin en uzun olduğu ülkeler sıralamasında 1’inci sırada, iş gerginliğinde yüzde 76’yla yine 1’inci sıradadır.

Ülkemiz maalesef, 2017 yılı Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Küresel Haklar Endeksi’ne göre işçi hakları bakımından 139 ülke içerisinde en kötü 10’uncu ülkedir. Bu rakamlar, AK PARTİ hükûmetlerinin iş ve çalışma yaşamının sorunlarını çözemediğini açıkça göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetlerinin yanlış politikaları sonucu iş ve çalışma yaşamında böylesine büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. Yani bu mevcut sistem sorun üretmektedir, bu sorunlar da dava üretmektedir. Sayın Bakan, ne yaparsanız yapın, iş ve çalışma yaşamındaki bu ağır ve büyük sorunları çözmeden yargıdaki dava yükünü azaltamazsınız ve yargıyı hızlandıramazsınız. Yani önemli olan sineklerle uğraşmak değil bataklığı kurutmaktır yani sorunları çözmektir.

Öte yandan, değerli milletvekilleri, yargı sistemimizin de maalesef, çok büyük yapısal ve zihinsel sorunları vardır. İş mahkemelerindeki sorunlar da aslında, genel anlamda yargının bir parçası olan sorunlardır.

Sayın Adalet Bakanı Komisyonda yapmış olduğu konuşmada, 2016 itibarıyla hukuk uyuşmazlıklarının yüzde 15’inin iş uyuşmazlıklarından kaynaklandığını, Yargıtayın iş yükünün yüzde 30’unun iş uyuşmazlığı olduğunu, iş davaları süresinin ise ortalama dört yüz otuz dört gün olduğunu ve zorunlu ara buluculuk ile yargının iş yükünün hafifletileceğini, davaların daha kısa sürede, daha etkin ve daha az masrafla çözüleceğini, amaçlandığını ifade etmiştir.

Değerli milletvekilleri, aslında, Sayın Bakan bu rakamlarla bir itirafta bulunmuştur. Neyi itiraf etmiştir? AK PARTİ hükûmetlerinin yanlış politikaları sonucu ve yapmış olduğu büyük hatalar sonucu kalitesiz bir yargı sistemi olduğunu itiraf etmiştir, yargının sapır sapır döküldüğünü itiraf etmiştir, bu yargı sistemiyle işçilerin adalete erişemediğini itiraf etmiştir ve değerli milletvekilleri, aslında, bu itirafla yargının iflas ettiği itiraf edilmiştir. Peki, iş mahkemelerindeki bu sorunların çözümü için ne önerilmektedir? Zorunlu ara buluculuk sistemi önerilmektedir. Zorunlu ara buluculuk ise aslında yargının özelleştirilmesidir değerli arkadaşlarım. Evet, bu sistemle iş yargısı âdeta özelleştirilmektedir. Ne yapılmaktadır? Adalet dağıtımı zorunlu olarak hâkimlerin elinden alınarak ara buluculara verilmektedir ve adalet taşeronlaştırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ara buluculuk sistemi, dünyada her şeyden önce gönüllülük esasına dayanır, bizde ise dava öncesi bir zorunluluk olarak işçilere dayatılacaktır, bu dayatmanın ise çok büyük sakıncaları olacaktır. Ara buluculuk sistemi, özü itibarıyla aslında bir pazarlık sistemidir; işçi zorla bu pazarlık masasına oturtulacaktır, işçinin anasının ak sütü gibi helal olan bu haklar pazarlık konusu yapılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, iş davalarında davayı açanların yüzde 99’u işçilerdir. On sekiz yıllık meslek hayatımda, avukatlık hayatımda bir işverenin bir işçiye dava açtığını görmedim, hep işçiler dava açmışlardır. Yani aslında, dava konusu olan, işçinin yasal haklarıdır. Düzenlemeye baktığımızda ise ortaya çıkan şudur: Ara bulucular işveren ile işçiyi yan yana getirecekler ve diyeceklerdir ki “Ey işçi, senin 50 bin lira alacağın var, bu senin hakkın ama Türkiye’deki davalar iki, üç yıl uzuyor. Bu sistem bozuk, davayı kazanıp kazanmayacağın da belli değil, gel sen, 20 bin liraya razı ol” diyeceklerdir. Yani işçinin yasal hakları üzerinde tam bir at pazarlığı yapılacaktır. Oysa zaten, işveren yasalara göre bu hakları ödemek zorundadır. Şimdi, ara bulucu, bu şekilde işçiyi alacaklarından vazgeçirmeye zorlayarak, vazgeçirmeye çalışarak aslında işverenin avukatlığını yapmış olacaktır.

Tekrarlıyorum: Bakın, tasarı bu şekilde geçerse ara bulucular işverenlerin, kötü niyetli işverenlerin avukatlığını yapacaklardır yani ara bulucular ölümü gösterip sıtmaya razı edeceklerdir. Değerli arkadaşlarım, bu kabul edilemez, edilmemelidir.

Peki, pazarlık kimlerin arasında yapılacaktır? Ekonomik anlamda güçlü olan ve her türlü hakkını bilen, avukat tutan işveren ile işten haksızca çıkartılmış ve hiçbir hakkını alamamış, hiçbir hakkını bilmeyen, avukat tutamayan, belki cebinde tek kuruş dahi parası olmayan işçi arasında yapılacaktır. Eşit olmayanlar arasında yapılan pazarlıkta güçsüz olanın taviz vereceği çok açıktır ve haklarını alamayacağı çok açıktır.

Yani değerli arkadaşlarım, bu sistem işçinin yasal haklarının önemli bir bölümünü kaybedeceği bir sistemdir. Dolayısıyla tasarı bu hâliyle geçerse kul hakkı yenecektir. Bu tasarıya “evet” oyu verecek olan arkadaşlarımıza söylüyorum: Bu kul hakkının yenmesine müsaade etmeyin, lütfen. Bu tasarı bu hâliyle son derece yanlıştır.

Değerli arkadaşlarım, yine bir başka konu da zorunlu ara buluculuk sistemi yargıdaki iş yükünü hafifletmeyecek, tam tersine dava sayısını patlatacaktır. Neden bunu söylüyorum? Bakın, bu sistem yasalara uymayan, işçiyi fazla çalıştıran, ücretlerini ve haklarını ödemeyen, kötü niyetli işvereni koruyan bir sistemdir. Ara bulucu bu kötü niyetli işverenin borçlarını düşürmeye çalışacaktır. Bu şekilde, işçilerin hakları ara bulucular tarafından düşürülüp kötü niyetli işveren de kârlı çıkınca dürüst işveren de diyecektir ki: “Ya, niye ben yasal haklarımın tamamını ödüyorum? Ben de ödemem. Nasıl olsa ara bulucu var, ara bulucu borçları düşürüyor.” Dolayısıyla zorunlu ara buluculukla kötü niyetli işveren mükâfatlandırılacak, dürüst işveren ise cezalandırılacaktır. Yani dürüst işverenler bu şekilde yasaları çiğnemeye teşvik edilecektir. Bu da bana göre, iş davasında, iş yargısında dava sayısını patlatacaktır.

Yine, değerli arkadaşlarım, bir başka konu ise dava sürelerinin kısalacağı iddiasıdır. Bana göre, bu sistemde yine dava süreleri uzayacaktır çünkü bu tevzi sisteminden sonra, bir aylık süre içerisinde ara bulucu bu sorunu çözmek zorunda. Bir aylık süre içerisinde tebligat nasıl yapılacak? Bakın, bu sistemde tebligatı dahi bir ayda yapması mümkün değil dolayısıyla bu şekliyle ara buluculuk mekanizması, işçinin adalete erişiminde bir engel olacaktır. Biz bu sebeple, tasarının geri çekilmesi yönünde görüşümüzü ifade ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun 60’a göre.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ara vermeden önce burada yaşanan bir tartışmada, benim Sayın Erdem’le alakalı gündeme getirdiğim bir konu hakkında, beni yalancılıkla itham etmişti ve bir mahkeme kararı olduğundan bahsetmişti, bana hemen göndereceğini söyledi. Şunu peşinen söylemek isterim ki hâlâ bana ulaşan bir mahkeme kararı bulunmamaktadır fakat benim ifade ettiğim, attığı “tweet” buradadır, 26/11/2011 tarihinde bu “tweet” atılmıştır. “Eğer İran-Türkiye karşı karşıya gelirse, Türkiye’ye karşı, İran safında olurum! İran düşerse bütün doğu düşer.” diye bir “tweet”tir. Daha sonra tepkiler gelmiş, bunun üzerine Doğan Haber Ajansına bir açıklamada bulunuyor Sayın Erdem, orada da diyor ki: “2011 tarihinde atılan sıralı “tweet”in arasından cımbızla seçilmiş ve anlam bütünlüğü koparılmış bir tweettir.” Yani “cımbızla seçilmiş” ne demek? Bu “tweet” atılmış ve atıldığını da kendisi burada kabul etmektedir. Bunu Genel Kurulun ve kamuoyunun takdirine sunmak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Kalaycı’ya aittir, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Tasarı, bilindiği üzere, iş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama süreleri ile dava şartı olarak ara buluculuğa ilişkin hükümleri kapsamaktadır. İş uyuşmazlıklarının hem çalışma hayatının hem de yargının gündeminde önemli bir yeri vardır. İşçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların çeşidi ve sayısındaki artış iş mahkemelerinin yükünü de artırmıştır. 2016 yılı adalet istatistiklerine göre, iş mahkemelerinde davaların karara bağlanabilme süresi ortalama dört yüz otuz dört güne yükselmiş olup temyiz aşaması da dikkate alındığında davaların sonuçlanması iki üç yılı alabilmektedir. İş yargısının artan iş yükü ve davaların sonuçlanmasının gecikmesi farklı çözüm yolu arayışlarını gündeme getirmektedir. Mahkemelere gelen iş yükünü hafifletmek ve vatandaşların haklarına daha hızlı sürede kavuşmalarını sağlayabilmek açısından uzlaşma, müzakere ve ara buluculuk kültürünün gelişmesi ve alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin uygulanması ülkemizin hukuk düzenine olumlu yönde katkı sağlayacaktır.

Tasarıyla hukuk sistemimize ilk defa “zorunlu ara buluculuk” kavramı girmektedir. Kanundan, bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan işçi ve işveren alacak ve tazminatı ile işe iade taleplerinde dava açılmadan önce ara bulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak öngörülmektedir. Zorunlu ara buluculuk bazı hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde yargılamayı hızlandırmak ve mahkemelerin iş yükünü azaltmak adına çok önemli bir yöntem olsa da bu kurumun bireysel iş uyuşmazlıklarının çözümünde beklenen amacı sağlayamayacağını düşünmekteyiz. Ülkemiz şartları, işçi ve işveren taraflarının yargılamaya bakış açısı göz önüne alındığında, tarafların ara buluculuk yöntemine başvurduktan sonra anlaşamaması nedeniyle yeniden dava yoluna başvuracakları ve bu yöntemin uyuşmazlığın çözümünün gecikmesine engel bir yöntem olmayacağı, işçinin alacağına kavuşması bakımından ilave bir külfet yaratabileceği değerlendirilmektedir.

Ara buluculuk gibi alternatif uyuşmazlık yöntemleri, tarafların eşit olduğu ve sözleşme serbestisinin geçerli olduğu hâllerde kendisinden beklenen faydaları gösterecektir. Bununla birlikte, iş hukukunda taraflar arasında bir denge veya eşitlik olup olmadığının en çok tartışılan husus olduğu kanaatindeyiz. İş hukukunun kamu düzeni ve toplumsal barışla da yakından ilişkili olduğu düşüncesiyle, zorunlu ara buluculuğun ve buna bağlı olarak çoğu zaman eşit olmayanlar arasında yürütülen müzakere sisteminin, son derece iyi ve adil bir şekilde düzenlenmediği durumlarda sadece iş hukuku açısından değil, toplumsal huzurun tesisi bakımından da uygun olmadığı düşüncesindeyiz. Dolayısıyla tarafların hak ve hukukunu haleldar etmeyen ve adaletin tesisi adına sağlıklı işleyen bir ara buluculuk mekanizması inşa edilmelidir. Eğer işçi-işveren arasındaki dava ve uyuşmazlıkların yargıyı bu derece meşgul etmesi istenmiyorsa öncelikle çalışma hayatının etkin bir şekilde ve yeterince denetlenmesi, taşeron uygulamasının istisnai hâle getirilmesi, profesyonellikten ve kurumsallaşmadan uzak küçük iş yerlerinin fazlalığının önüne geçilmesi, etkin bir sendika ve toplu sözleşme düzeninin kurulması, işçinin iş yeri yönetimine katılması anlayışının güçlendirilmesi gerekmektedir.

Ülkemizde sendikalaşma oranı oldukça düşüktür. İşçinin arkasında haklarını koruyan bir örgütün olmaması, işçiyi işveren karşısında daha güçsüz konuma getirmekte ve iş ilişkisi devam ederken haklarını alamayan işçiler iş sözleşmeleri sona erdiği zaman yargı yoluna başvurmaktadır. Bu durum da bireysel iş uyuşmazlıklarının sayısını artırmaktadır. Sendikalaşmayı zorlaştıran, sendikal örgütlenmeyi zayıflatan politikalar terk edilmelidir. Çağdaş normlarda endüstri ilişkilerinin tesisi için sendikalı işçilerin ve toplu sözleşmeli iş yerlerinin artırılmasına destek sağlayacak düzenlemeler getirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde çalışma hayatıyla ilgili çözüm bekleyen birçok sorun bulunmaktadır. İşçilerin kıdem tazminatından esnek çalışmaya, işçi kiralamadan taşeron kadroya kadar birçok sorun acil çözüm beklemektedir. Son yıllarda artan güvencesiz ve kuralsız çalışma biçimleri, kayıtsız çalışma ve uzun çalışma süreleri, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması, bunların ihmal edilmesiyle denetim ve yaptırım eksikliği çalışma barışının bozulmasında, iş uyuşmazlıklarının ortaya çıkmasında da önemli faktörlerdir. Bu itibarla, toplumun tüm kesimlerine insana yaraşır iş fırsatlarının sunulduğu, iş gücünün niteliğinin yükseltilip etkin kullanıldığı, çalışma şartlarının iyileştirildiği, ücret-verimlilik ilişkisinin güçlendirildiği, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlandığı bir çalışma hayatı ve iş gücü piyasasının oluşturulması için gerekli yapısal reform ivedilikle yapılmalı ve önlemler alınmalıdır.

Çalışma hayatı, işçi ile işveren haklarının dengeli bir şekilde korunması yanında işin korunmasını da dikkate alan politikalar çerçevesinde tanzim edilmelidir. Çalışma hayatıyla ilgili yapısal sorunlara yıllardır duyarsız kalınması çalışanların motivasyonunu, verimini ve çalışma barışını olumsuz etkilemektedir.

Taşeron işçilik çalışma hayatının en temel sorunu hâline gelmiştir. AKP döneminde taşeron işçilik uygulaması yaygınlaşmış, kamuda girmediği alan kalmamıştır. Ülkemizde yüz binlerce işçi, insanca çalışma koşullarından uzak, ağır çalışma koşullarında, iş güvencesinden yoksun biçimde, izin hakkı ve fazla mesai verilmeden, günde on iki saati bile aşan sürelerde, hakları ihlal edilerek taşeron şirketleri vasıtasıyla çalıştırılmaktadır. İnsan onuruna yaraşır, düzgün iş tanımını yok sayan taşeron işçilik uygulaması, çalışma hayatının dengelerini bozmuş, ekonomik ve sosyal olarak büyük bir tahribata neden olmuştur. Taşeron işçiler yıllarca aynı kurumlarda çalışmaktadır. Taşeron şirketler değişmekte ancak işçi aynı kalmaktadır. Bu işçiler kurumun işçisi durumundadır, ödemeler kamu tarafından yapılmaktadır. O hâlde işçi simsarlığına ne hacet vardır? Elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyen birtakım patronlara neden komisyon ödenmektedir? Kamuda taşeron sistemine son verilmeli ve işçi simsarlarına aktarılan paralar işçilere verilmelidir. Yargı, taşeron uygulamalarının hileli olduğu ve taşeron işçilerinin işe girdiği tarihten itibaren kamu işçisi olduğu yönünde kararlar vermiştir. Bu kararlar hiç dikkate alınmamaktadır. Taşeron işçileri yıllardır oyalanmakta ve sürekli de aldatılmaktadır. Şu işe bakın: Taşeron sisteminin kölelik olduğunu, taşeron uygulamasının çile uygulamasına döndüğünü, işi daha ucuza yaptırmak için taşeronluk sisteminin acımasız bir şekilde kullanıldığını, işçilerin köleleştirildiğini yıllardır söyleyenler bizzat bakanlardır, AKP hükûmetleridir ama bu sömürüden, bu kölelik düzeninden bir türlü vazgeçmeyen ve vazgeçmeye de niyeti olmayan yine Hükûmettir.

Taşeron işçilere kadro verileceği sözlerine karşın bugüne kadar bir şey yapılmamıştır. Başbakanlar, bakanlar hep söz vermiş, sürekli “Çalışıyoruz, sona gelindi.” gibi laflar edilmiştir. Acaba yıllardır neye çalışıyorlar? Hükûmet, sıra vergi koymaya gelince anında görüntü vermektedir, jet hızıyla ve acımasızca vergileri artırıp peş peşe vergi zamları yapıştırmaktadır. Hükûmet, taşeron işçilere verdiği sözü artık tutmalıdır. Son olarak, 2017 yılı sonuna kadar düzenleme yapılacağı yine bakanlar ve Sayın Başbakan tarafından bizzat açıklanmıştır. Yeni yıla girmeden bu konunun çözüleceği müjdesinin verilmesi taşeron işçileri ve bağlı bulundukları sendikalar tarafından yine büyük heyecanla karşılanmıştır ancak taşeron işçilerin yine oyalanmakta ve yine aldatılmakta olduğu anlaşılmaktadır. Zira Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeye başlanan torba tasarının 74’üncü maddesinde, kamu idarelerinin taşeron işçi alımı için ihaleye çıkılmadan önce çalıştırılacak personel sayısı ile ücret ve mali ödemelere ilişkin tavanların tespitini de kapsayan uygun görüş almaları öngörülmektedir ve bu maddenin yürürlük tarihi 1 Ocak 2018 olarak düzenlenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kalaycı, grup adına konuşma sürenizi doldurdunuz, aynı zamanda şahıslar adına talebiniz var. Şahıslar için sözlere başlıyoruz, beş dakika da onun için size süre vereceğim.

Buyurun.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir taraftan, yeni yıla girmeden taşeron işçilerin konusu çözülecek müjdesi verilirken diğer taraftan, yeni yılın başında yürürlüğe girmek üzere taşeron işçi alımı ihalelerine yönelik yeni bir düzenlemeye girişilmesi AKP Hükûmetinin büyük çelişkisini, tutarsızlığını ve gerçek niyetinin ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu kadar da olmaz, yeter artık, taşeron işçilerle alay etmeyi bırakın. Taşeron işçilerle oyun oynamayın. Ne yapacaksanız, artık getirin şu düzenlemeyi. Hükûmeti bu konuda samimi ve dürüst olmaya davet ediyorum. Taşeron işçilerin her geçen gün artan sorunları artık çözüme kavuşturulmalı, çalışma şartları ve ücretleri acilen iyileştirilmelidir. Bu kölelik sistemine, bu sömürü düzenine artık son verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, geçici ve mevsimlik işçilerin çalışma sürelerinin uzatılacağına dair protokol imzalayan ve söz veren ama imzaladığı protokole uymayan ve verdiği sözü yerine getirmeyen de AKP hükûmetleridir. Belediyeler, şeker fabrikaları, çay fabrikaları, orman idaresi, tarım işletmeleri ve demir yolları gibi çeşitli kamu idarelerinde geçici işçi, muvakkat işçi, kampanya işçisi ve mevsimlik işçi olarak yıllardır çalışan işçiler bir türlü kadroya alınmamışlardır. 30 Mayıs 2015 tarihinde, dönemin Başbakanı ve Çalışma Bakanı işçilerin huzurunda, geçici işçilerin çalışma sınırının kalkacağını müjdelemiştir. Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü’nün 9’uncu maddesine de bu amaçla hüküm konulmuştur. Bu konunun Parlamentoya sunulacağı ve hızlı bir şekilde yasalaştırılacağı açıklanmıştır. Seçimler öncesi müjde verilmiş, söz verilmiş ama seçimler geçince geçici işçiler görmezden gelinmiştir. Geçici ve mevsimlik işçiler Hükûmetten dert yanmakta ve hayal kırıklığına uğradıklarını söylemektedir. Hükûmeti geçici ve mevsimlik işçilere verdiği sözün arkasında durmaya davet ediyorum. Geçici ve mevsimlik işçiler, çalışamadıkları dönemde iş bulamamaktadır zira altı aylığına nasıl iş bulsunlar? Soruyorum, çalışamadıkları aylarda bu arkadaşlarımız ailelerini nasıl geçindirecekler hiç düşünüyor musunuz? Bu arkadaşlarımız emeklilik sorunu da yaşamaktadır. Prim gün sayısını doldurabilmeleri çok zordur; zira 5 ay 29 gün çalışmayla emekli olunabilmesi için kırk yıldan fazla çalışmak gerekmektedir.

Aslında, geçici ve mevsimlik işçilerin çoğu kamunun asıl işlerinde çalışmaktadır. Şu garipliğe bakın ki kamu kurumları, bu işçileri çalıştırmadıkları dönemde personel ihtiyacını taşeron işçilerle ve İŞ-KUR elemanlarıyla gidermektedir. Geçici ve mevsimlik işçilerin daimî çalıştırılmaları hâlinde bir taraftan hizmet alımı ihalesine gidilmesine ihtiyaç kalmayacak, bir taraftan da kadro sorunu çözüleceği için iş yerlerindeki verim artacaktır. Yıllardır başarılı olarak çalışan, bilgi, beceri ve deneyimleriyle iş yerine faydalı olan bu işçilerin daimî çalışmaları mutlaka sağlanmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi, kamuda çalışan geçici ve mevsimlik işçilere kadro verilmesini yıllardır gündeme taşımış, bu arkadaşlarımıza kadro vermeyi taahhüt etmiş ve öteden beri birçok kanun teklifi de vermiştir.

Buradan Hükûmete çağrıda bulunuyorum. Taşeron işçilerle ilgili yıl sonuna kadar getirileceği söylenen düzenlemede geçici, muvakkat, kampanya ve mevsimlik işçilere de yer verelim. Taşeron işçilere de, geçici ve mevsimlik işçilere de öyle uyduruk değil, tapu gibi kadro verelim, haklarını verelim diyorum.

Tasarının hayırlara vesile olmasını diliyor, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kalaycı.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli.

Buyurun Sayın Sürekli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İzmir’imizde, Aliağa’mızda bugün patlamada yitirdiğimiz 4 işçimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum; 2 yaralımız var, onlara acil şifalar diliyorum.

Evet, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 1950 yılında çıkmış, üstünden altmış yedi yıl geçmiş. Bu altmış yedi yılda istihdam artmış, nüfus artmış, küreselleşmenin etkisiyle büyük dönüşümler yaşanmış. Tabii, bunun sonucu olarak iş uyuşmazlıklarının da çeşitliliği ve adedi artmış bulunmaktadır. Bugün, 2016 yılı istatistiklerine baktığımızda, 3 milyon 535 bin hukuk uyuşmazlığının yüzde 15’inin iş uyuşmazlığı olduğunu tespit etmiş bulunmaktayız. Bunların yüzde 89’u, ara buluculuğa giden uyuşmazlıkların yüzde 89’u iş uyuşmazlığı. Bunların çözümlenmesi yüzde 93 oranında başarıyla sonuçlanıyor ve yüzde 95’i bir günde sonuçlanıyor. Tabii, burada yapılan eleştirilere en büyük cevap da, en güzel cevap da bu. Bu sebepledir ki başarılı olmuş bir uygulamayı ihtiyari olmaktan çıkarıyoruz, zorunlu hâle getiriyoruz; bundan sonra ara buluculuk dava açma şartı oluyor, zorunlu hâle geliyor.

Tabii, bu düzenlemenin 17’nci maddesinde önemli bir kazanım var. Taraflar anlaşamazsa ara bulucu çözüm önerisi getirecek, bu da uyuşmazlığın ivedi olarak çözülmesini sağlayacak. İşte, bu da yasanın getirdiği en önemli kazanım.

Diğer yandan, bu düzenlemelerle ara buluculuk profesyonel bir noktaya taşınıyor. Ara bulucular kendi unvanlarıyla birlikte uzmanlık alanlarını da kullanabilecekler ve bu reklam yasa kapsamı dışında kalacak.

Yine, yapılan düzenlemeyle 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nda bir değişiklik yapılıyor, ara buluculuk anlaşmasının icra edilebilirlik şerhi sulh hukuk mahkemesine başvurularak oradan alınıyor. Eğer taraflar anlaşmışlarsa, kanuni temsilcileriyle birlikte bu anlaşmayı da imzalamışlarsa buna da gerek kalmıyor, bu ilam niteliğinde sayılıyor. Bu da önemli bir kazanım.

Yine, ara buluculuk sözleşmelerinde getirilen bir yenilik: Taraflar bizzat katılabilecekleri gibi kanuni temsilcileri, vekilleriyle birlikte de katılabilecekler.

Yine, gerekli duyulan hâllerde buralarda uzmanlar çağrılacak ve onlar da katkı sunacaklar. Bu da tabii ki çözüm noktasında ivedilik kazandırıyor.

Yine, yapılan bir değişiklikle ara buluculuk büroları kurulmaktadır. Adliyelerde, Adalet Bakanlığının uygun göreceği adliyelerde ara buluculuk büroları kuruluyor ve bunlar da ara bulucunun görev yaptığı sulh hukuk mahkemesinin gözetimi ve denetimi altında görev yapıyorlar. Bunlar da önemli bir kazanım.

Yine, taraflar anlaştıkları hususları anlaşmada açıkça zikrederlerse burada dava açma yasağı geliyor. Bu konuda ileride taraflar bir daha dava açma yasağına tabi olacaklar.

Bir de önemli bir husus var: Buralarda uygulamada yaşanan sorunları gidermek üzere işçi ve işveren konfederasyonlarının temsilcileri Arabuluculuk Kurulunda temsil edilecek.

Bu yasa tasarısıyla ilgili gelen eleştirilerden biri de bu yasa tasarısıyla ilgili kurumlardan görüş alınmadığı, katılımın olmadığı yönündeydi. Bakanlığımız bu yasa tasarısını 23 Mart 2016 tarihinde internet sitesinden paylaşmış, ilgililere duyuruda bulunmuş, ilgililere davetler gitmiş ve 234 kurum bu yasa tasarısıyla ilgili görüş bildirmiştir ve yeterince tartışılmıştır.

Bu yasa ara buluculuk konusuna hız getirecektir. İş uyuşmazlıklarında, çözüm noktasında büyük bir ivme kazandıracaktır ve yargının dosya yükü azalmış olacaktır diyorum, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sürekli.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun söz talebi bize geç ulaşmıştır. Şahıslara geçtikten sonra grup konuşmaları yapılmamaktadır. Ancak bütün grupların mutabakatı ve aynı zamanda da bunun emsal teşkil etmemesi üzerine ben Sayın Yıldırım’a grubu adına söz vereceğim.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; iş yaşamıyla ilgili geçen haftadan beri başlamış olduğumuz 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz. İş yaşamındaki ihtilafları, problemleri gidermeye dönük her türlü yasa tasarılarına içtenlikle destek vermek isteriz. Ancak şimdi yargısal bir süreci ilgilendirdiği için ifade edeyim, 2013 yılında bu ülkede farklı araştırma şirketleri tarafından yapılan anketlerde yargıya güven -en güvenilen kurumlar arasında olmasa bile- yüzde 70’in altında çıkmamıştı. Yargıya güven, bu ülkede toplum içerisindeki, toplum nazarındaki güven oranı yüzde 70 üstüydü. Ancak son bir yılda 2 araştırma şirketinin yargıya güvenle ilgili yapmış olduğu kamuoyu araştırmasında birinde yüzde 32, diğerinde 29’a düşmüş olması bu ülke veya bu ülkedeki yargı kurumu adına oldukça üzüntü vericidir.

Düşünün, normalde toplumsal yaşamın hiçbir alanı siyasi iktidar tarafından siyasallaştırılmamalı ve ona dönük güven azalmamalıdır. Şimdi, eğitim siyasallaşırsa bir yere kadar tolere edilebilir; sağlık, ulaştırma, çevre, kadın politikalarının siyasallaştırılmasının bir nebze olsun -normalde hiçbirinin olmaması lazım da- tolere edilebilir bir tarafı vardır. Ancak yargının siyasallaşması, insanın kendi ülkesine, devletine olan aidiyet ve sahiplenme duygusunun, yargıya intikal eden yaşamış olduğu hukuki süreçlerle ilgili umudunun kırılması anlamına gelir. Bu yönüyle gerek 2010 Anayasa değişikliği sonrası yargının siyasallaşmasını hızlandıran süreçte siyasi iktidarın sorumluluğu vardır gerekse 15 Temmuz darbesinden sonra bu ülkede görev yapan savcı veya hâkimlerin yüzde 35’inden fazlasının görevden atılmış ve bunların önemli bir kısmının tutuklanmış olması bile başlı başına siyasi iktidarın siyaseten sorgulanmasını gerektiren bir durumdur.

Dün Sayın Bakan buradayken özellikle eş genel başkanımızın Anayasa Mahkemesinde görülen itirazıyla ilgili Bakanlıktan istenen bir görüşe verilen cevabın bizim açımızdan kabul edilemez olduğunu ifade etmiştim. Ve Bakanlık, Adalet Bakanlığı bundan üç buçuk ay önce milletvekili olmaktan kaynaklanan tüm hakların devam ettiği ve “Yasama faaliyetlerine katılımın engellenmesinde hiçbir hak kaybı yoktur.” diye bir görüş bildirmiş Anayasa Mahkemesine.

Bunun üzerinde ısrarla durmamızın temel sebebi şudur: Bu Parlamentonun 10 üyesi tutukludur, bırakın bu tutuklu olan 10 üyenin yasama faaliyetlerine katılımının önünde engelin bulunmamasını, her gün her birimize; size, bize, bu Parlamentonun bütün üyelerine Parlamento gündeminin iletilmesiyle ilgili bir adım yoktur. Dün Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş Meclis Başkanlığına vermiş olduğu dilekçesinde: “Bizim yasama faaliyetlerine katılımımızın önünde eğer Adalet Bakanlığının iddia ettiği gibi bir engel yok ise gündeminden dahi haberdar olmadığımız bu yasama faaliyetleriyle, Meclis çalışmalarıyla ilgili bizi bilgilendirmeyi ve her birleşimle ilgili, her Genel Kurul çalışmasıyla ilgili bizi bilgilendirmeyi düşünüyor musunuz?” Çok mütevazı bir şey ve biz, içtenlikle, Meclis Başkanlığının vereceği cevabı merakla bekliyoruz

Yine, değerli arkadaşlar, yargıya güvenin yüzde 30’ların altına düştüğü, aynı şekilde yargıya siyasallaşma illetinin bulaştığı konusunda genel bir toplumsal kanaatin oluştuğu bu süreçle alakalı olarak bir hususu sizin bilgilerinize sunmak istiyorum hazır Sayın Bakanımız buradayken.

Sayın Bakan, son on ay içerisinde tutuklu milletvekillerinin, hatta tutuksuz yargılanan milletvekillerinin dosyalarıyla ilgili olarak Bakanlığınızın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bilgi istiyor resmî yazıyla. Onların önemli bir bölümünü beraberimde getirdim. Bunu Anayasa'nın ya da Türk Ceza Kanunu’nun ya da herhangi bir yasanın hangi maddesinden yetki alarak yapıyorsunuz? Mesela, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına “Halkların Demokratik Partisi Milletvekili Selahattin Demirtaş hakkında Bakırköy 7. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davada bugüne kadar görülen tüm duruşma tutanaklarının bir örneğinin gönderilmesi; iki, duruşmanın sonraki tarihlere bırakılması hâlinde takibi yapılarak duruşmanın görülmesi sonrasında düzenlenen tutanakların gönderilmesi; evrakın karara çıkması hâlinde gerekçeli kararın bir örneğinin bize gönderilmesi…” Hangi hakla? Hangi anayasal düzlemde, hangi yasal düzlemde? Bu bile başlı başına siyasetin yargıya müdahalesi anlamına geliyor mu, gelmiyor mu? Sadece bu mu?

Bakın, aynı şekilde Yusuf Çelik imzalı, Bakanlık adına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazılmış Figen Yüksekdağ Şenoğlu’yla ilgili bir yazı, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkeme Başkanlığından aynı bilgi isteniyor.

Yine, aynı şekilde, Çağlar Demirel’le ilgili, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına, bugüne kadar Mardin 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki bütün duruşma tutanaklarının gönderilmesi…

Aynı şekilde, İdris Baluken’le ilgili olarak özellikle Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu olduğu dosya…

Bir de Sayın Bakan, Ceza İşleri Genel Müdürlüğünüz hızını alamamış, Urfa’daki bütün milletvekillerinin -bakın, şu belge- Urfa’da yargılanan milletvekillerinin bütün dosyalarıyla ilgili bilgi, belge, duruşma tutanaklarını isteyen tek bir yazı yazmış; buyurun. Tek tek sıralamama gerek yok; Viranşehir, Urfa 2. Ağır Ceza, Urfa 5. Ağır Ceza, Urfa 3. Asliye, 2. Asliye, 7. Asliye… Tek tek istenmiş.

Gerçekten gerekçesini öğrenmek istiyoruz; eğer toplumda oluşan genel kanaatin, yargıya duyulan güvenin yüzde 30’ların altına düşmesi ve yargının siyasallaşmasıyla ilgili kanaatin yersiz olduğunu söylüyorsanız, Bakanlığınız tarafından, bizzat tarihleri ve belgeleri bende olan -fotokopilerini aldım- bunların yazılmasının temel sebebinin ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Biz bir şeyi iyi biliyoruz: Eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimizin tamamı hakkında düzenlenen fezlekeler ve tutuklanmalarına sebep olan dosyalar, yapmış oldukları konuşmalar ve siyasetçi olmaktan kaynaklı yürütmüş oldukları siyasi etkinliklerdir. Bu konuda toplumun büyük bir kısmı da sadece konuşmalarından ve siyasi etkinliklerinden tutuklu olduklarını ve yargılandıklarını iyi biliyor. Çünkü iddianamelerin tamamında yapmış oldukları konuşmalar ve katıldıkları siyasi etkinlikler konu edilerek… Kaldı ki başta eş genel başkanlarımız olmak üzere milletvekillerimizin büyük bir çoğunluğunun dava iddianamesine konu olan konuşmalarının büyük bir çoğunluğu Mecliste de yapılmış konuşmaların tekrarı niteliğinde ve Anayasa 83/1’e göre yasama sorumsuzluğu kapsamındadır. Arkadaşlarımızın avukatları -bakın biri Muş’ta, biri Bingöl’de, biri Diyarbakır’da; örnekleri var- şunu talep ediyorlar: “Bakın, siz şu konuşmayı davaya konu etmişsiniz ama ondan önce bu konuşmayı Mecliste yapmış; bu, yasama sorumsuzluğu kapsamındadır ve Anayasa 83/1’e göre sizin bu davayı düşürmeniz lazım.”

Sayın Bakan, mahkeme ara kararında evlere şenlik bir karara imza atıyor: “Yasama sorumsuzluğu kaldırılmıştır.” Güler misiniz, ağlar mısınız? Anayasa 83’e göre tanınmış olan yasama sorumsuzluğu öyle kaldırılıp indirilebilen bir şey midir? Yasama sorumsuzluğu nasıl kaldırılır? Bu bir mahkemenin ara kararına yansıyor.

Aynı şekilde, bakın, İdris Baluken’le ilgili, birçok arkadaşımızın duruşmalarıyla ilgili garabet noktalar var. İdris Baluken arkadaşımız, grup başkan vekilimiz Diyarbakır’da tutuklu olduğu dosyadan iki iddiayla yargılanıyor. Bir: Korucuları ölümle tehdit ettiği konusunda atmış olduğu “fake” bir hesaptan “tweet” dosyaya konuyor, avukatlar ve İdris başkan itiraz edince Bingöl Emniyet Müdürlüğünden bilgi isteniyor ve “Elimizde böyle bir delil yok.” yazısı geliyor.

İkincisi ise: İdris Bey’in bir cenaze törenine katılması suça konu ediliyor. Aynı gün o saatlerde, mahkeme tutanağında, 2011 yılında burada İdris Naim Şahin hakkında gensoru verilmiş ve İdris Bey konuşma yapıyor. Bunlar çürütülmüş olmasına rağmen hâlâ mahkeme mütalaa veriyor ve İdris Baluken’e kırk yedi yıl hapis istiyor.

Evlere şenlik bu yargının ne bu ülkeye ne siyasi iktidara ne millete hiçbir faydasının olmadığını söylüyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sisteme giren sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Evet, Sayın Gürer, buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, infaz koruma memurları ve zabıt kâtipleri, mübaşirler, yazı işleri müdürleri ile teknik hizmetler sınıfında çalışanlar yani Adalet çalışanlarının görevde yükselme, çalışma süresi, ücret adaletsizliği, sağlığı tehdit eden çalışma ortamı ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, can güvenliğinin sağlanması gibi sorunlarının çözümüne yönelik yeni bir yargı paketi çıkarılması düşünülmekte midir?

İkinci sorum da: Ülkemizde kadın cinayetleri son yıllarda artış göstermiştir. Kadın cinayetleri işleyenlerin kaçının işsiz olduğu, kaçının geliri olmadığı yönünde soruma, suç faillerinin meslek ve meşguliyetleri ile gelir durumları esas alınarak bilgi derlemesi yapılmadığı ve soru önergemize konu edilen hususlarda ayrıntılı istatistiki verilerin bulunmadığı bildirilmektedir. Oysa böyle verilerin çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda, suçun doğuşuna yönelik bir verinin olması ve onunla mücadele için değerlendirilmesinin doğru olacağını, bu yönde de Bakanlığın neden böyle istatistiki bilgileri derlemediğini sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, olağanüstü hâl döneminde kaç avukat gözaltına alınmıştır? Gözaltına alınan avukatlardan kaç kişi tutuklanmıştır? Kaç avukat serbest bırakılmıştır? Bugün itibarıyla cezaevlerinde tutuklu bulunan avukat sayısı kaçtır? Tutuklu avukatlardan iddianame düzenlenmeyen avukat var mıdır? Varsa kaç avukat hakkında hâlen iddianame düzenlenmemiştir?

Ülkemizde kaç engelli vatandaş cezaevinde bulunmaktadır veya gözaltında tutulmaktadır? Kaç engelli vatandaş çalıştıkları kurum ve kuruluşlardan ihraç edilmiştir?

Takdir edersiniz, 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle hâkimlerle ilgili hâkim, savcı sınav barajı kaldırıldı. Alınan hâkimlerde en düşük puan kaçtır?

Teşekkür ediyorum. Saygılar.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim.

Sorum Orman Bakanımıza olacak.

2003 yılında tasarruf tedbirleri kapsamında kapatılan 25 orman işletme müdürlüğü 4 ilaveyle birlikte yeniden açılmıştır. Sadece Giresun Bulancak Orman İşletme Müdürlüğü kapsam dışında tutulmuştur. Bu müdürlüğün kapatılmasından sonra sorumluluk alanında bulunan ve dünyada eşi benzeri olmayan ağaç ve bitki türlerinin yaşadığı Paşakonağı, Ambardağı, Bicik’ten oluşan 84 bin hektar ormanlık alan, 13 bin hektarı mera ve yaylak 80 orman köyü sahipsiz, korumasız kalmış; yörede yaşayan ve orman üretiminde çalışan köylüler de elde ettikleri gelirlerden maalesef olmuşlardır.

Bulancak Orman İşletme Müdürlüğünün kapatılmasının bugüne kadar açıklanmamasının hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu’ndan müdürlüğümüzün hiç zaman geçirilmeden derhâl açılmasını yöre halkı adına talep etmekteyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet Bakanına soruyorum.

OHAL döneminde kaç hâkim ve savcı görevden alındı ve bu “FET֒cü” olarak nitelendirdiğiniz hâkim ve savcıların şu ana kadar açtığı davalar konusundaki gelişmeler nelerdir? Kaç kişi mağdur edilmiştir?

Yine, kumpas davalarında intihar eden Ali Tatar’la ilgili -şu anda basına yansıyan- o dönemdeki yargıçların byLock kullandığını söylüyorlar. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Onun ailesinden özür dilemeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir daha sorun bakalım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bu denetimli serbestlik süresinin uzatılarak cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü sayısının artması nedeniyle yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Yani denetimli serbestlik süresi üç yıldan beş veya altı… Bu şekilde bir düşünceniz var mı veya böyle bir çalışma var mı?

Bir başka soru: Adalet Bakanlığı bünyesinde alınan tüm bu çiçeklerin bedelleri yani tören çelengi, salon çiçekleri; açılış, kutlama, cenaze çiçekleri; hediyeler ve bahşişlerin masrafları ne kadardır, maliyeti nereden karşılanıyor?

Bir başka sorumuz: Bakanlığınızca satın alınan tüm çiçekler hangi çiçekçiden satın alınıyor? Bunun sahibinin AK PARTİ’yle bir ilişkisi var mıdır yok mudur? Daha önce Adalet eski Bakanı Bekir Bozdağ’ın döneminde bulunan çiçekçiyle mi siz koltuğu devraldıktan sonra da çalışılıyor yoksa çiçekçi değiştirildi mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıhan…

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Bakan, Nuriye ve Semih’in durumları konusunda kamuoyuna yansıyan bilgiler hepimizin malumudur. Ancak Nuriye’yle ilgili olarak, yoğun bakımdan alınarak hastanede normal tutuklu servisine aktarıldı. Kendisiyle bu sabah Genel Başkan Yardımcımızın yaptığı görüşmede olanaklarının son derece sınırlı olduğu bir yerde tutulduğu, cezaevine dönmek istediği ve refakatçisiyle birlikte olmak istediği yolunda talepleri var. “On altı gündür yıkanma olanağım olmadı.” diyor, “Yanımda başkaları varken rahat hareket edebilmem de olanaksız.” diyor.

Bu sorunun temel çözümünün, sizin de bilginiz içinde olduğu gibi, esas olarak görevlerine iade olduğu açıktır. Yargılama sürecine ilişkin söyleyebilecek herhangi bir sözümüz yoktur. Ancak, bir an önce komisyonun bu 2 gencin durumlarını gözden geçirmesi iradesi doğru olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Bakan, Sayın Şenal Sarıhan’ın bıraktığı yerden devam etmek istiyorum. Sabahki ziyarette ben de vardım. İfade edildiği gibi, çok ağır koşullar içerisinde Nuriye Gülmen ve kendisi hakkında verilmiş bir heyet raporu var. Bu heyet raporuna göre refakatçi bulunması gerekiyor yanında. Cezaevinde bu refakatçisi olmuş ancak bu defa, şartları ağırlaştığı için hastaneye getirilen Gülmen’in refakatçiye ihtiyacı olmadığı yönünde yeni bir rapor verilmiş. Ne çelişkidir bu?

Bunun yanı sıra, ilk geldiğiniz gün, bu salona geldiğiniz gün kürsüde konuşuyordum, sizin vicdanınıza seslendim, “Siz Hükûmetin vicdanısınızdır.” dedim ve bu anlamda Nuriye Gülmen’in ve Semih Özakça’nın yaşadıklarına dikkatinizi çekmek istedim. Ancak aradan geçen süre vicdanınıza ilişkin beklentilerimizi boşa çıkarmış gözüküyor. Ben davetimi yineliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruları cevaplandırmak üzere Adalet Bakanı Sayın Abdulhamit Gül’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün Korkuteli Cumhuriyet Savcımız Kadir Küçüköner’e yapılan menfur saldırıyı şiddetle kınıyorum. Çok şükür sağlık durumu iyiye gidiyor, bugün de telefonla görüştük, inşallah yakın zamanda sağlığına kavuşacak.

Diğer bir üzücü olay: Yine bir meslektaşımıza, Kocaeli’de yine mesleği, görevi başında Avukat Mehmet Samim Geredeli’ye karşı yapılan saldırıyı da şiddetle kınıyorum. Hayatını kaybetti, taziyelerimi iletiyorum. Her iki olayın failleri de tespit edilmiş, gerekli soruşturmalar adli makamlarımızca yapılmaktadır. Ben yargı camiamıza başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Sayın Gürer’in sorularıyla ilgili… Adalet çalışanlarımızın özlük haklarıyla, güvenliğiyle ilgili her zaman çalışmalarımız artırılıyor ve adliyelere gönderilen ödenekler de… Yargı mensuplarımızın ve adliye çalışanlarımızın güvenliğine yönelik her türlü tedbirler de ödeneklerle sınırlı olmaksızın yeterli şekilde adliyelerde alınıyor. Bu hususta da yaptığımız tüm toplantılarda, varsa eksiklikler bunların da bildirilmesi ve gereğinin yapılması konusunda hem Emniyetimiz hem Bakanlığımız hem maddi olarak hem diğer konularla ilgili gerekli çalışmaları yapıyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kanun tasarısı geçen yıl çekilmişti. O tekrar gündeme gelecek mi?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Özlük haklarıyla ilgili de iyileştirmeler artırılarak devam ediyor. En son, biliyorsunuz, KHK’da ceza infaz koruma memurlarımıza yönelik bir iyileştirme yapıldı, yıpranma payı getirildi. Bu hususlarla ilgili her zaman, bugüne kadar olduğu gibi, çalışmalarımız devam ediyor. Dikkat ederseniz, takdir ederseniz… Merdiven altlarındaki adliyelerin AK PARTİ hükûmetleriyle birlikte çok güzel fiziki imkânlara kavuştuğunu ve her türlü güvenlik ve fiziki ortamların sağlandığını hepimiz takdir ederiz. Bu konuda yine de daha iyisi mümkün diyoruz ve onlarla ilgili çalışmalarımız da elbette devam ediyor.

Kadın cinayetleriyle ilgili bir hususta yine istatistikler… Bu hususta çalışmalar devam ediyor. Bilgi İşlem Dairesi ve Adli Sicil Genel Müdürlüğü de bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan “Bu konuda bir çalışma yapılmadı.” diye yazılı yanıt verdiniz.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Tanal’ın “OHAL döneminde kaç avukat gözaltına alındı, tutuklandı?” diye bir sorusu vardı. Gelen bilgilere göre 507 avukat hakkında tutuklama kararı verildi.

Diğer hususlarla ilgili -kaç engelli olduğuna ilişkin hususu, en düşük hâkim puanını ve diğer hususlardaki yine bilgiyi sizlere yazılı olarak iletiriz.

Çiçek meselesinden, böcek meselesinden ziyade diğer konular var, o hususlarla ilgili de çok merakınızı mucip şeyleri ben de ilgilenir, sizlere iletirim.

Denetimli serbestlik süresiyle ilgili bir çalışma şu an için bulunmamaktadır.

Sayın Bektaşoğlu’nun Orman Bakanımıza iletmiş olduğu soruyu ben de kendilerine ileteceğim ve Sayın Bektaşoğlu’na bu hususla ilgili bir konunun iletilmesini ben de takip edeceğim.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bu çok önemli efendim. Teşekkür ederim.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Tüm’ün “OHAL’de kaç hâkim, savcı görevden alındı?” şeklinde bir sorusu vardı. 3.906 görevden uzaklaştırılan hâkim, savcı var. Bunlarla ilgili de elbette kurulun vermiş olduğu karara karşı tekrar itiraz yoluna ve yine mahkemede yargı denetimine açık şekilde bir yargılama yoluna da ilgililer başvurabiliyorlar.

Sayın Sarıhan’ın, Nuriye Gülmen hakkında vermiş olduğu bir soru vardı, “Niçin yoğun bakımdan normal odaya alındı?” diye bir soru ifade edildi. Sağlık Bakanlığı, ilgili başhekim ve doktorlarımızın sürekli nezaretinde yürütülen muayene ve tetkikler devam etmektedir. Heyetin yapmış olduğu inceleme sonucunda, yoğun bakımda enfeksiyon riski dikkate alınmak üzere normal odaya, tutuklu odasına alınması yönünde hekimlerimizin vermiş olduğu bir tespit ve tavsiye üzerine alınmıştır çünkü “Yoğun bakımda enfekte olma riski daha yüksek.” diye ifade edilmiş. Bunun üzerine ve…

Yine refakatçi konusunda bir diğer milletvekilimizin de sorusu vardı, onu da ifade etmiş olayım. Bildiğim kadarıyla refakatçinin de -yine farklı bir şey varsa ben ilgililerden alıp ifade ederim- bulunması, yıkanma veyahut da diğer hususlarla ilgili, beşerî, insani ihtiyaçlarla ilgili destek olması anlamında da orada bir imkân sağlanacağı hususunda bir bilgi ifade edilmişti. Umuyorum, hem enfekte olma, enfeksiyon riskinin ortadan kalkması adına hem de refakatçi konusunda daha sağlıklı, elverişli bir imkân sağlanacaktır. Bize hem Sağlık Bakanlığımızdan… Çünkü bu, hekimlik bir konu; değerli 2 milletvekilimizin de sorusu benzer şekildeydi. Dolayısıyla bu hususların hepsi Sağlık Bakanlığı ve hekimlerimizin nezaretinde yapılmakta. Adalet Bakanlığı olarak, bu hususlar sağlıkla ilgili konu olduğu için, onların vermiş olduğu raporlar doğrultusunda sadece gerekli imkânlar sağlanmaktadır.

Bir diğer konu göreve iadeyle ilgili -yine Sayın Sarıhan’ındı galiba soru, yanlış almadıysam- Komisyonun karar vermesiyle ilgili bir talep. Elbette Komisyon bağımsız bir şekilde çalışıyor. Şunu ifade etmek isterim: Bu Komisyon KHK’yla kurulmuştu. Daha önce, KHK’yla atılan, ihraç edilen bir kamu görevlisinin dönmesine yönelik hiçbir hukuki yol yoktu. Bunu, Hükûmetimiz, ola ki idare yanılabilir ve idarenin işlemleri hukuka uygun bir şekilde denetlensin düşüncesiyle yargı yolunu açmıştır. Nasıl olacak? Olağanüstü Hâl Komisyonu bunun bir kararını verecek. OHAL Komisyonunun vermiş olduğu karara karşı da idari yargı yolu açıktır. Dolayısıyla ilgililer bu karara karşı da farklı bir karar çıkması hâlinde yargı yoluna başvurabilecektir. Daha önceden böyle bir şey var mıydı? Yoktu, kanunla görevine son verilmişti. Dolayısıyla bu gibi durumlarda, ihraç edilen kamu görevlilerine karşı bu yargı yolu da açılmıştır. Komisyonun bu 2 isimle ilgili… Bizim Adalet Bakanlığı olarak -yani az önce de söylendi- davalarla ilgili bir yorum yapma, ilgilenme ya da tavsiye, telkinde bulunma imkânımız bulunmamaktadır. OHAL Komisyonuna bu anlamda 2 isimle ilgili sağlık durumlarının hangi durumda olduğunu, hayati konuyla ilgili gelen raporları ifade ettik çünkü 100 bin civarında başvuru var. Bu hususla ilgili karar verilmesi hâlinde ivedilikle verilmesini Adalet Bakanlığı olarak bir adalet, vicdan anlamında Komisyona biz iletmiş olduk. Elbette karar Komisyonun takdirinde olan bir karardır ama farklı bir karar verilmesi hâlinde ilgililerin elbette yargı yoluna da başvurması mümkündür. Göreve iadesi verilmesi hâlinde de bağlayıcıdır idareyi, göreve başlayacaktır. Farklı durumda da olması hâlinde yargıya başvurma imkânı vardır. Bu husus AİHM nezdinde de verilen kararlarla değerlendirilmiştir. Yargının verdiği bir süreç. Bizler Adalet Bakanlığı olarak insani boyutuyla ilgili Tabipler Odasının, hekimlerin, milletvekillerinin görüşmesi anlamında kanunun verdiği imkânları bu hususta insani boyutuyla takdir etmeye gayret ediyoruz. İnsanımız hepimize emanettir, can hepimizin canıdır. Dolayısıyla bu konuda hepimizin duyarlılığı aynıdır. Bir başka boyutuyla, mahiyetiyle az ya da farklı değildir. Onu ifade etmek isterim.

Hâkim, savcı alımında en düşük puan tüm zamanlarda 54, son sınavda en düşük puan 63, avukatlıktan yapılan sınavda olmuş.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Yıldırım’ın çok küçük bir sorusu olacakmış.

Buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Bakanıma bir soru sormak istiyorum.

Gerçi yarın Sağlık Bakanına ben bu soruyu soracağım ama… “Sağlık Bakanlığına atanan 12.500 kişiden sadece 9.267 kişinin güvenlik soruşturması tamamlandı ve bu kişiler 3 Ekim tarihi itibarıyla göreve çağrıldı. Ben ise güvenlik soruşturması henüz tamamlanmayan 3.233 kişiden biriyim.” Yani sonuçta şunu sormak istiyorum: Güvenlik soruşturmasını Adalet Bakanlığı mı yapıyor, yoksa Sağlık Bakanlığı mı yapıyor? 9.300 kişi atandı. Bu güvenlik soruşturması bekleyen insanlar neye göre, hangi kritere göre bekliyor? Bu konuda ivedi olarak bir yanıt istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Adalet Bakanımız onu Sayın Sağlık Bakanımızdan sorar herhâlde.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Evet, soralım.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Sayın Yıldırım, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

17’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

 Ahmet Yıldırım                         Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

           Muş                                 Gaziantep                                 Van

Meral Danış Beştaş                   Saadet Becerekli Dirayet Taşdemir                                                       Adana                                  Batman              Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben bugünkü konuşmamı madde üzerinde yapmayacağım. Bugün, dünyaca ünlü Kürt yazar Mehmed Uzun’dan aslında biraz söz etmek istiyorum. Mehmed Uzun’un bugün ölümünün üzerinden on yıl geçti, kendisini bir kez daha burada saygıyla anıyorum, Allah’tan rahmet diliyorum. Mehmed Uzun verdiği bir demeçte kendisi için “Ben yasaklı bir dilin yazarıyım.” demişti. Mehmed Uzun kendi dilinde yani ana dili olan Kürtçede yazabilmek için sürgünü yaşamak zorunda kaldı, yıllarca memleket hasreti içerisinde kitaplarını yazdı, sürgün hayatına mecbur kaldı. Tabii ki Mehmed Uzun’un sürgünde yaşamasının nedeni, o dönemde hâlâ devam eden asimilasyon ve inkâr politikalarıydı. Mehmed Uzun’un yirmi dile çevrildi kitapları, onlarca Kürtçe, İsveççe ve Türkçe kitap yazdı. Mehmed Uzun’un kitaplarını Türkçeye çeviren kişi Muhsin Kızılkaya’ydı, kendisi de bir dönem AK PARTİ’den milletvekili olmuştu. Biliyorsunuz, ki tabii o dönemler Mehmed Uzun’dan, mağduriyetlerden söz etmek revaçtaydı, AK PARTİ de bu toplumsal mağduriyetleri oldukça uzunca bir dönem kendi politika çıkarları için kullandı. Dolayısıyla o dönem Mehmed Uzun ve Mehmed Uzun gibi mağduriyet yaşayan, zulüm yaşayan kişilerden söz etmek oldukça revaçtaydı. Çoğu zaman meydanlarda ve bu kürsülerde onlardan söz edildiği zaman bu kürsülerde de bolca alkışlanıyordu ama bugün, gelin görün ki aynı iktidarın atadığı, daha doğrusu görevlendirdiği kayyumlarca, aslında onların aracılığıyla bu Mehmed Uzun ve Mehmed Uzun’un yarattığı değerlere ciddi bir saldırı var. Tabii, bugün, Kürt kültürüne, Kürt tarihine, Kürt edebiyatına ve Kürtlerin yarattığı değerlere saldırmak aslında bir makul olma ölçüsü çünkü bunu yapanlar ve kayyumlar da bu asimilasyon siyasetinde derinleştiklerinde ne kadar takdir toplayacaklarını biliyorlar. Onun içindir ki Mehmed Uzun’un isminin verildiği Diyarbakır’daki Yenişehir Parkı’nda tabela kaldırıldı. Getirilen yoğunca eleştiri ve baskı sonucunda kayyum bu yaptığı kararda geri adım attı ama bu sefer de Mehmed Uzun’un aslında yıllarca sürgünü göze aldığı dili olan, Kürtçe olan tabela değiştirilerek Türkçe yazıldı. Tabii, bu uygulamalar sadece Mehmed Uzun şahsında yaşanmıyor, kayyumlar belediyeleri gasbettiğinden beri bu uygulamalar oldukça Kürt kültürü ve tarihi üzerinde yoğunca yaşanıyor.

Diyadin Belediyesine atanan kayyum da ilk göreve başladığında ilk önce, Diyadin Belediyesinde Kürtçe ve Türkçe yazılan (…)(x) veya Diyadin Belediyesi yani çok dilli belediyecilik anlayışımızın bir yansıması olan tabelayı kaldırmıştı. Yine Doğubayazıt Belediyesine atanan kayyum ilk önce ne yapmıştı? Ahmedi Hani’nin şehir merkezinde yıllardır olan anıtını kaldırmıştı, buna saldırmakla göreve başlamışlardı.

Tabii, bütün bunların asimilasyon politikalarının bir devamı, derinleştirilmiş bir hâli olduğunu bizler çok iyi biliyoruz. Mehmed Uzun ve Ahmedi Hani öyle saldırılarak, tabelalarda kaldırılarak yok edilemez, izleri silinemez çünkü Ahmedi Hani de Mehmed Uzun da hakikatin diliyle bugüne kadar tüm asimilasyon politikalarına karşı mücadele ettiler, direndiler, bundan sonra da bunu sürdürmeye devam edecekler çünkü bizler biliyoruz, kayyumlar geçicidir, kayyumların bıraktığı izler de geçidir ama Ahmedi Hani de Mehmed Uzun da yıllardır bu coğrafyada, bu halkların ortak mücadelesinin dili olarak, hakikatin dili olarak devam ediyorlar. Dolayısıyla öyle kolayca silinemezler, bizler bunu biliyoruz. Ama bu politikanın deşifre edilmesi ve bu asimilasyon politikaları karşısında da olduğumuzu bir kez daha ifade etmek için buna değinmek gereği duydum.

Biliyorum, biz bunları ifade ettiğimizde siz bu kürsüye çıkıp yine aynı hamaset laflarıyla şunu ifade edeceksiniz, diyeceksiniz ki: “Bizim Kürt vatandaşlarımızla bir sorunumuz yok.” Ama biz de gerçekten merak ediyoruz, o zaman şu sorunun cevabını almak istiyoruz: O kayyumlar geldiğinde neden ilk önce tabelalardan, Kürtçe dilinden, tarihinden, anıtlardan başladı? Yoksa siz de Ahmedi Hani’yi terörist olarak mı görüyorsunuz? Bu sorunun da cevabını bekliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, 60’a göre size söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada Mehmed Uzun’la ilgili bilgiler çarpıtılmaktadır. Konunun aslı şöyledir: Bundan epeyi bir zaman önce bir belediye meclis kararı alınıyor. O dönem vali tarafından bu karar onaylanmıyor fakat oradakiler bu parkın ismini bu şekilde asıyorlar yani fiilî bir durum oluşturuyorlar yani yasal süreç tamamlanmamış. Daha sonra kayyum atanınca uygulanan ve uygulanmayan meclis kararlarına bakıyor. Uygulanan meclis kararları var, onaylanmış, yasal süreci tamamlanmış, bir de yasal süreci tamamlanmayanlar var. O, yasal süreci tamamlanmayan bir işlemdir. Ondan dolayı indirildi. Yasal süreç tamamlanıp tekrar oraya asıldı. Burada hatibin iddia ettiği gibi Kürtlerin değerlerine, Kürt vatandaşlarımızın veya bir yazarımızın veya bir şairimizin etnik kökeninden dolayı ona karşı bir husumet, sırf ona karşı bir öfkeden dolayı isminin indirilmesi söz konusu değildir, olamaz. Türkiye’de yaşayan her bir vatandaşımız hepimizin ortak değeridir. Orada tamamlanmayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Anıtlar niye yıkıldı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, izah edeyim biraz eğer bir dakika daha verirseniz…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Bir de anıt yıkılmasına cevap verin Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Orada Mehmed Uzun’la alakalı değil, fiilî durum oluşturulmuş…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Tamam, niye anıtlar yıkıldı? Roboski anıtı, Ahmedi Hani anıtı niye yıkıldı, ona da cevap verin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …yasal süreç tamamlanmamış, kayyum geldikten sonra yasal süreç tamamlanıp tekrar parkın ismi yerine asılıyor. O da yine… Bu sürecin bilinmesi lazım.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Ama Türkçeleştirilerek.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir diğeri Sayın Başkan, ben bunu defaatle burada ifade ettim. Bakın, insanların etnik aidiyetlerinden dolayı sürekli bir şeylerin gündeme getirilmesi doğru değil. Türkiye 80 milyon vatandaşıyla birdir, beraberdir, bir bütündür, kimsenin etnik kökeninden dolayı farklı bir muameleye tabi tutulmasını biz asla kabul edemeyiz. Ama sürekli birileri, sanki etnik kökenden dolayı Türkiye’de bir şeyler oluyor, bunun üzerinden bir siyaset geliştirmeye çalışıyor. Bunu yanlış buluyoruz. Bu doğru bir yöntem değildir, doğru bir yol değildir. Ülkesiyle, milletiyle, 80 milyon vatandaşıyla Türkiye Cumhuriyeti devleti bölünmez bir bütündür.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Başkan, bizi etnik kimlik üzerinden siyaset yapmakla suçladı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Öyle yapıyorsunuz canım.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Buna bir cevap verme hakkımız var.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Öyle yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Size ne söyledi?

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Arkadaşa yerinden söz verirseniz; Dirayet arkadaşımız cevap verecek.

BAŞKAN – Arkadaşa yerinden bir dakika süre vereyim.

Buyurun.

30.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Biz burada hayali şeylerden söz etmiyoruz, kayyumların yaptıkları uygulamalardan söz ediyoruz.

Sadece Mehmed Uzun Parkı’na verilen ismin yani Kürtçe yazılan tabelanın Türkçe olarak değiştirilip oraya asılmasından değil, Ahmedi Hani Anıtı’nın yıkılmasından, Roboski Anıtı’nın kaldırılmasından, Ceylan Önkol’un isminin parktan silinmesine kadar yaşanan bütün bu süreç tesadüfi değildir. Öyle hamasetî laflarla, yani başka anlamlar yüklenerek burada anlatılması gerçeği örtbas edemez. Biz burada sizin yaptığınız uygulamaları ifade etmek istiyoruz ve bunları ifade ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 17- 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine "gerçekleştiren,” ibaresinden sonra gelmek üzere "tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen,” ibaresi ve (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

"e) İdare: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan idare ve kurumlar ile 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahalli idareler ve bu idareler tarafından kurulan işletmeleri, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmelerini, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları,”

Ömer Süha Aldan                         Necati Yılmaz                      Mehmet Gökdağ

       Muğla                                      Ankara                                   Gaziantep

   Zeynel Emre                            Namık Havutça                Cemal Okan Yüksel

      İstanbul                                    Balıkesir                                   Eskişehir

  Kemal Zeybek                            Gülay Yedekci                         Kazım Arslan

      Samsun                                     İstanbul                                     Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan.

Buyurun Sayın Aldan. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nı görüştüğümüz bir günde Aliağa’da patlamada 4 emekçimizi yitirdik; buradan onlara Allah’tan rahmet diliyorum. Kanun çıkardığımız kadar iş güvenliğine de önem vermemizin önemini bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesinde yeni bir bent getiriliyor, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde ara bulucunun çözüm önerisi getirebileceğine dair. Şimdi, burada önemli bir sorun var, teknik anlamda bir sorun var: İşçi ne kadar tazminata hakkı olduğunun farkında değil, henüz onun hesaplanması söz konusu değil çünkü yasal bir mesnede dayanmamış, bir işlem yapılmamış, bir bilirkişi incelemesi olmamış. Bu noktada, belli bir sürede ne kadar bir tazminat sonucunu yaratacağı bilinmeden ara bulucuya çözüm önerisi getirme hakkı vermek işçinin hak kaybına neden olabilecek sonuçlar doğurabilecektir. Bu anlamda, ben özellikle bu düzenlemenin mevzuatta, uygulamada pek çok sakıncalar yaratacağı düşüncesindeyim.

Öte yandan, böyle bir düzenleme getirilmiş olması kıdem tazminatının uzun vadede sınırlandırılmasına yönelik olarak bir alt yapıyı da teşkil etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki ileriki aşamalarda kıdem tazminatı sınırlandırılacak, emekçilerin önemli derecede hakları ellerinden alınacak ve bunu hesaplamada artık sorun çıkmayacağı için de ara bulucunun kolaylıkla bu sonuca varmasına olanak sağlanacaktır ki bunu da gelecek açısından, emek dünyası açısından endişe verici buluyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Kadri Enis Berberoğlu bir ameliyat geçirdi, öyle hayati tehlikeye neden olacak bir şey değil, gerekli olan bir ameliyattı. Buradan kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletmekteyim. Genel Kurulda bu aşamadan sonra Kadri Enis Berberoğlu’nun hukuksal durumuna ilişkin bir saptamada bulunmakta yarar görüyorum, o da şudur: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Dairesi iki önemli karar vermiştir bozmada. Bir tanesi, casusluk suçunun oluşabilmesi için Yargıtayın 1942’den bu yana yerleşmiş içtihatlarına göre mutlaka karşı bir devlet olmasını, o karşı devlet ile casusluk yapanın anlaşma sağlamasını şart koşmuştur. Bu noktada ortada bir devlet olmadığına göre casusluk suçunun unsurlarının oluşmadığı düşüncesini dile getirmiştir. İkinci olarak bir suçun, devlet sırrı kapsamında bir belgenin sayılabilmesi için önceden ifşa edilmemiş olmasını da koşul olarak ortaya koymuştur. Yani 29 Mayıs 2015 günü Cumhuriyet gazetesinde Can Dündar tarafından yayınlanan haberin içeriği daha önce başka bir kişinin, grubun eline geçmiş ise bu takdirde devlet sırrı aleyhine suçların unsurları oluşmayacaktır.

Bu noktada, önemli bir belgeyi bugün basın toplantımızda açıkladık. Şöyle bir konu var: 25 Haziran 2015 günü Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Ergün Diler bir haber yapmış, demiş ki: “Malum yapıya ait 4 kişi -isimlerinin ve soyadlarının baş harflerini vererek- bunlar Hollanda’ya gittiler. Hollanda’da ana muhalefet partisi Hristiyan Demokrat Partinin Pieter Omtzigt isimli mlletvekiliyle temas kurdular ve 19 Ocak 2014 günü Adana’da MİT tırlarının aranmasına ilişkin bütün bilgi ve belgeleri bu Hollandalı milletvekiline teslim ettiler.” ve bunun üzerine Hollanda’daki o milletvekili de açıklama yapmış, kendisine gelen, ayrıntı içeren arama tutanakları, jandarmanın kriminal tutanaklarının hepsini Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanı ile Hollanda İstihbarat Şefine teslim etmiş. Buna ilişkin bütün belgeler elimizdedir. Bu noktada artık Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan, bu devlet sırrı sayılan belge çok daha önceleri Hollanda devletinin elindedir. Bu işi fazla uzatmamak gerekmektedir. Bir an önce Enis Berberoğlu’nun özgürlüğüne kavuşturulması önemlidir, artık suçun unsurları tamamıyla ortadan kalkmıştır.

Milletvekillerinin tutuksuz yargılandığı günler yaşamak dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oylamadan önce bir karar yeter sayısı talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunmadan önce karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.19

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mücahit DURMUŞOĞLU(Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerinde Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet, yerinde.

Şimdi, 17’nci madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesinde geçen “bu idareler” ibaresinin “bunlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

     İsmail Faruk Aksu                      Kamil Aydın                       Baki Şimşek

           İstanbul                                Erzurum                                 Mersin

         Ruhi Ersoy                     Ahmet Selim Yurdakul

          Osmaniye                               Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım.

Öncelikle, TÜPRAŞ Aliağa Rafinerisindeki bakım çalışmaları sırasında meydana gelen patlamada hayatını kaybeden 4 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlarımıza da acil şifalar dilerim.

Muhterem vatandaşlar, ne zaman alın teri ve tabiri yerindeyse tırnaklarıyla kazıyarak evine ekmek götüren insanımızın uğradığı mağduriyetlerle ilgili bir konuyla karşılaşsam aklıma Kur’an-ı Kerim’in özü diye ifade edilen ve kabul edilen şu sözü gelir: “Benim karşıma kul hakkıyla gelmeyin.” Eğer idarecilerden patronlara bu söz anlaşılır ve hayatın bir parçası hâline getirilirse esasen üzerinde istişare edilecek hiçbir mesele kalmaz. Lakin çoğu sohbetlerde saunalı rezidanslar ve et restoranları konuşulurken işçi kardeşlerim, emekli ve dar gelirli insanlar “En uygun fiyatlı kuru bakliyat hangi markettedir?” diye konuşuyorsa o ülkede gelir paylaşımında büyük bir adaletsizlik var demektir.

Vatandaşın çocuğu sınavdan sınava koştururken ve bunalımlara göğüs gererken bazıları bir asgari ücretlinin kırk aylık ücretini bir senelik okul parası olarak ödeyebiliyor.

Dar gelirli vatandaşlarımız bugün bir ev sahibi olmaktan vazgeçti, ev kiralarını dahi ödemekte güçlük çekiyor. Devlet mekanizmasını yöneten Hükûmet, vergilerini gelire göre toplayıp vicdanları teskin etmekte maalesef geç kalıyor. Her sene değişen eğitim sistemi gibi bundan sonra her sene değişen vergi rejimi gündeme gelecekse, şimdiden uyarmak isterim ki ülkemiz yatırım çekmekte çok zorlanacaktır.

Sayın milletvekilleri, değerli vatandaşlar; belirsiz vergi rejimleri ve vicdanları yaralayan uygulamalar kendi girişimcilerimizi de yatırım kararı almaktan maalesef engellemektedir. İç pazardaki talebi incelediğinde yatırım yaparak kapasitesini artırabilecek bir iş adamı yatırımlarını başka bir ülkeye kaydırmak istiyorsa bu noktada ülke olarak sosyolojik, ekonomik, hatta güvenlik penceresinden bir değerlendirme yapma zamanı gelmiştir. Bankalar ağızlarını “risk” kelimesiyle açıyorsa, vatandaşın ekonomiyle ilgili endişeleri günden güne artıyorsa şapkamızı önümüze koyalım ve neyin yanlış gittiğini bir bir soralım. Adam kayırmak ve sorumluları kollamak yolunda gidersek bir yanımız hep eksik kalacak. Arzu ettiğimiz müreffeh ülke seviyesine çıkabilmek için her sorunu kaynağında çözmeli ve sorumluları bularak ülkemizin şahlanmasına engel olmalarının önüne geçebilmeliyiz. Eğitimden iş hayatına, adaletten ticarete kul hakkını gözettiğimiz sürece yolumuz açıktır.

Sevgili vatandaşlar, ülkemizin son kalesi milliyetçi ve ülkücü camianın bir mensubu olarak özellikle Kerkük ve Musul hassasiyetimiz hakkında da birkaç kelam etmek isterim. Bizler tarihi zaferlerle dolu bir milletin mirasıyla doğuyor, büyüyor ve nihayetinde ahirete göçüyoruz. Her adımda atalarımızın bize bıraktığı o şerefli ada yakışır kararlar almalı ve evlatlarımıza da o şerefli adı, “Türk” adını gurur duyacak bir şekilde miras bırakmalıyız. Dolayısıyla, kimse bize “Kerkük bizim işimiz değil.” demesin, kimse bize “Musul’daki Türklerin dertleriyle dertlenme.” demesin. Eğer bu coğrafyada hayatta kalmak istiyorsak nerede olursa olsun bütün Türklerin arkasında olmalı, hayat hakkını ve haklı mücadelelerini her ne pahasına olursa olsun savunmalıyız. Ancak bu şekilde varlığımızı koruyabiliriz, ancak bu şekilde büyük bir devlet olabiliriz.

Konuşmama son verirken büyük Türk milletine sevgi ve saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18’inci maddede ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

     Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul             Meral Danış Beştaş

             Muş                                 Gaziantep                               Adana

  Bedia Özgökçe Ertan                  Saadet Becerekli                Behçet Yıldırım

             Van                                   Batman                              Adıyaman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

       İsmail Faruk Aksu                    Kamil Aydın                      Baki Şimşek

             İstanbul                              Erzurum                               Mersin

      Fahrettin Oğuz Tor              Ahmet Selim Yurdakul                 Ruhi Ersoy

         Kahramanmaraş                         Antalya                            Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Gerçi konuşacağım şey yine tütün meselesi olacak çünkü yarın komisyonda tütün görüşülecek. Bu hassasiyeti de şimdiden belirtmek için tütün üzerine konuşacağım affınıza sığınarak.

İki gün önce Adıyaman tütününün yasaklanmasına ilişkin Maliye Bakanıyla görüşmek üzere Meclise gelen 10-12 kişilik heyet Sayın Maliye Bakanıyla görüştü AKP milletvekilleriyle birlikte ve şu açıklamayı yaptılar: “Heyet olarak Maliye Bakanımız Sayın Naci Ağbal ile görüşüldü, Sayın Bakanımız çiftçilere ilişkin herhangi bir kısıtlamanın olmayacağını, kanun tasarısında bulunan ve çiftçilere yönelik kısıtlamalar içeren maddelerin önerge verilerek komisyon görüşmeleri sırasında düzeltileceğini ifade etti. Bunun yanı sıra sorunun kalıcı biçimde çözülmesi ve üretimin kayıt altına alınması için yeni bir çalışma başlatacağını belirtti. Heyetimiz de bu konuda Bakanımızla görüşlerini paylaştı. Konuya ilişkin önerilerimizi dinleyen, çözümü yönünde adım atılması talimatını veren Bakanımıza buradan teşekkür ederiz. Mevcut torba yasada zaten tütün üretimine bir kısıtlama yok.”

Sorun şu ki ürettiği tütününün satılmasına ilişkin yasaklar, cezalar getirilmek isteniyor. Durmadan “Üretici mağdur olmayacak." diyorsunuz. Peki, ne yapıyorsunuz ki mağdur olmayacak, bunu açık bir şekilde dile getirin? Bakın, altını çizerek söylüyorum: Burada önemli olan tütün üreticisinin ürettiği tütün değil, tütünü satabilmesi. Sosyal medyadan takip ediyoruz, halk diyor ki: “Ürettiğim tütünü satamadığımda açlıkla boğuşan çoluk çocuğuma tütün mü yedireceğim, ne yapacağım ürettiğim tütünü?” Biz şunu iyi biliyoruz ki: Ölümü gösterip sıtmaya razı edeceksiniz ama yazıktır, günahtır, bu halkın ekmeğinden elinizi çekin diyorum. Emin olun ki Adıyaman halkının sizden başka hiçbir beklentisi yok, lütfen bu tütün meselesini önemseyelim. Bu yasakların getirileceğini ta birinci ayda 134’üncü Kaçakçılık İstihbarat Koordinasyon Kurulu toplantısında İçişleri Bakanı dile getirmişti, arkasından Maliye Bakanı dile getirmişti. Biz bunu sekiz-dokuz ay öncesinden öngörmüştük, bu tütün yasağının geleceğini tahmin ediyorduk. Yarın komisyonda görüşülecek, öyle iyileştirmeler, “Altı yıldan beş yıla indiriyoruz, bilmem, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, toplantı üzerine toplantı yapıyoruz." demeyin, halka net bilgiler verin, net taahhütlerde bulunun diyorum.

Gene bakın, her gün bize mesajlar geliyor, “Tütünü götürdüm arabamda yakalandı, şurada tütünüme el konuldu, şu kargo şirketinde el kondu.” gibi bize şikâyetler geliyor. Aynı şekilde, diyoruz ki: Tütün, yalnız, Adıyaman’ın neresinde üretilecek? Ova köylerinde, Besni’de, Samsat’ta, Kâhta’da tütün üretimine izin verilecek mi, yoksa sadece dağ köyleriyle mi sınırlı kalacak?

Küçük esnaf hem il içinde hem de il dışında tütününü rahatlıkla pazarlayabilecek mi diyoruz?

Torba yasa tasarısının 68’inci ve 69’uncu maddelerini tamamen torba yasadan çekmeyi düşünüyor musunuz? Cezaların şiddetini azaltmak iyileştirme midir diyoruz? Tütünün vergilendirilmesi nasıl olacak? Halk vergiden kaçmıyor, makul bir vergi istiyor. Tütün üreticisini, ilgili dernekleri, mesela Tütün Platformu ve küçük esnafı dinleyecek misiniz diyoruz, onlarla bir toplantı yapmayı düşünüyor musunuz? Gerçi toplantılardan bir sonuç aldığımız yok.

Maliye Bakanı yine iyileştirmeden bahsetmiş. Halk bu söylemleri çok defa duydu. Bakanın açıklamasının altına imza attığınız metin uygulanmazsa ne yapmayı düşünüyorsunuz? Adıyamanlı vekil arkadaşlara soruyorum: “Efendim, sorun bizi aşıyor -ki sosyal medyada böyle paylaşımlar dolaşıyor- elimizden geleni yaptık ama istediğimiz olmadı.” deyip köşeye mi çekileceksiniz, yoksa istifa etme erdemliliğini gösterecek misiniz?

Tütün Adıyaman’da siyasetüstü bir konudur, herkes, sağcısı, solcusu bu işle ilgileniyor, yalnız bu konuda MHP’nin bir eksikliği var, MHP bu konuda hiç topa girmedi. MHP’li seçmeni de ilgilendiriyor, onların da bu konuda mutlaka bir şeyler yapması gerektiği düşüncesindeyim.

Adıyaman Valiliği il genelinde bir ay süreli toplantı yasağı koydu. Türkiye kamuoyu eğer bugün tütünle ilgileniyorsa, bir ses getirmişse bu, halkın yaptığı direnişle oluştu. Bakanlıklar ilgileniyorsa halkın isyanındandır. Halk, üretici ve küçük esnaf isyandadır. Halkın kendiliğinden oluşan bu onurlu direnişlerini selamlıyor, onların yanında olduğumu belirtiyorum.

Tütün baronlarının yani yabancı şirketlerin etkisi nedir bu yeni yasada? 10-15 liraya içilecek bir sigarayı millet 2,5-3 liraya içiyorsa rahatlıkla içebilmeli. Dolayısıyla da ciddi bir piyasa ve potansiyel oluşmuş durumda. Bir hekim olarak sigara reklamı yaptığımı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, bir dakikalık süre verseniz.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – …teşvik ettiğimi sanmayın. Önceki konuşmalarımda da belirttiğim gibi, sağlık açısından sigara içilmesine karşıyım ancak kapalı alanlarda sigara içme yasağını destekliyorum. Konu rekabet olunca…

HASAN SERT (İstanbul) - Sayın Başkan, bir beş dakika daha…

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Şimdi bitiriyorum.

Bakın, bir hekim olarak sigaranın reklamını yaptığımı, teşvik ettiğimi sanmayın. Önceki konuşmalarımda belirttiğim gibi -çünkü tütün üzerinde birkaç defa konuştum- sağlık açısından sigara içimine karşıyım ve içmiyorum da. Hatta mevcut iktidarın kapalı yerlerde sigara içme yasağını içtenlikle desteklediğimi de söyledim. Ama konu rekabet olunca -baronlar mı, halk mı olacağı- ben tercihimi halktan yana koyuyorum, siz baronlardan yana koyuyorsunuz tavırlarınızı. Eğer baronlardan yana değilseniz yarın bu 68 ve 69’uncu maddeyi torbadan kaldırırsınız.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Usta, söz vereceğim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, her zaman Adıyaman halkının sesine kulak verildiğine ve tütünle alakalı meselenin de çözüleceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Tabii, Sayın Yıldırım’ın kürsüde bize de zaman zaman atıfları oldu, hatta bizim açıklamalarımızdan da pasajlar okudu. Ben hassasiyetine teşekkür ediyorum.

Şunu ifade edeyim ki tütünün, özellikle sarmalık kıyılmış tütünün tabii ki Adıyaman için ne ifade ettiğini Adıyaman milletvekilleri olarak çok yakinen biliyoruz. Bu anlamda, halkın gündemine girmeden önce torbaya girer girmez bu konuyla ilgili çalışmaları milletvekili arkadaşlarımızla biz başlattık. Daha gündeme gelmeden, Adıyaman’da konuşulmadan Sayın Başbakanımızdan randevu aldık, milletvekillerimizle birlikte Başbakanımızla görüştük. Maliye Bakanımızla birkaç defa üst üste görüştük. Diğer ilgili bakanlıklarla, Tarım Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanıyla bu konuda görüşmeler yaptık ve bu anlamda el emeği, göz nuru olan bu ürünün Adıyaman için hassasiyetini dile getirdik. Adıyaman üreticisinin, çiftçisinin -sadece Adıyaman da değil, aslında Bitlis var, Muş var, Diyarbakır var, Hatay Yayladağı’na kadar pek çok alanda var- o hassasiyetini dile getirdik ve bu anlamda, sağ olsun, Sayın Başbakanımızın da talimatları oldu, Sayın Maliye Bakanımız da bunu hassasiyetle dikkate aldı.

Dün değil önceki gün Adıyaman’dan gelen tüm STK’larımızla, STK temsilcilerimizle birlikte Maliye Bakanımıza tekrar gittik. Orada da söyledi, Sayın Başbakanımız da söylemişti ve biz de açıklamıştık: Üreticiyi asla mağdur etmeyeceğiz. Küçük, fukara, gariban çiftçiyi asla ve asla mağdur etmeyeceğiz. Bu anlamda, tabii ki tütün baronlarına karşı da devletin yasal zeminde ele alması gereken hassasiyetlerin, konuların olduğunu, bunun da ele alınacağını ama kesinlikle üreticinin mağdur edilmeyeceği noktasındaki taahhütlerini ben burada da ifade edeceğim. Bizler de bunun takipçisiyiz. Komisyonda önerge verilmek suretiyle inşallah bu düzeltilecektir. Buradan bütün hemşehrilerimizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Çekin torbadan o zaman.

BAŞKAN – Adıyaman’ın her zaman yanında olduk, Adıyaman halkının her zaman sesine kulak verdik, onların eli, kolu, ayağı olduk, onların ne sorunu varsa birinci derecede kendi sorunumuz gibi hissederek bütün bu sorunları nasıl çözdüysek tütünle alakalı meseleyi de çözüyoruz.

Ben tekrar sizlere de Adıyamanlı kardeşlerime de bir kez daha teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Meseleyi yaratan sizsiniz. Kim hazırladı bunu? Biz mi yaptık bu yasayı?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sanki başkası hazırlamış gibi anlatıyorsunuz.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Yerimden 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

Bir saniye… Sayın Usta, size de söz vereceğim de…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

İlgili olduğunuzu söylediniz, bakın, bu şubat ayında İçişleri Bakanı bunu gündeme getirdiği zaman bugünkü gibi yalnız Maliye Bakanlığıyla değil, dört tane bakanlıkla görüşme yaptınız ama sonuç sıfır.

BAŞKAN – Sonuç alıyoruz.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Halk artık bu toplantılardan bıkmış, sizden taahhüt istiyor, sizden 68, 69’u torbadan çıkarmanızı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim koymuş torbaya? Hangi iktidar koydu o torbaya onu?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Bir şey yapın. Yani yoksa “Şöyle yaptık, böyle yaptık…” Adıyaman’da her şeyi yaptığınızı söylüyorsunuz, Adıyaman’ın dört yanı suyla çevrili, Adıyaman susuzluktan kıvranıyor.

BAŞKAN – Onları da gene biz çözüyoruz, rahat olun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Acaba hangi sorunu çözdünüz ki tütün sorununu çözeceksiniz?

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yalnız, tabii, sorunların çözüm yeri burası. Asıl, eylem yapmak da sorunları çözmüyor, sorunlar burada ilgili mercilere iletilince makul bir düzeyde çözülüyor, çözülecek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye bu sorunu yarattınız?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, size de söz vereceğim. Sayın Usta’nın önce bir söz talebi vardı, sonra size söz vereceğim.

Tekrar teşekkür ediyorum.

32.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce hatip “Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda topa girmedi.” dedi. Biz konuyla ilgili olarak çalışıyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi toplumu ilgilendiren hiçbir konuya kayıtsız kalmaz elbette. Hatta bugün arkadaşlarımız, sektörün de bir kısım taraflarını çağırarak toplantılar da yaptı.

Bir defa, niye böyle bir tedbir alınmaya çalışılıyor, onu da önce bir anlamamız lazım. Yani, bu, hakikaten üretim açısından önemli. Üretimden yanayız yani burada sabahtan akşama kadar “üreten ekonomi” diyoruz biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Dolayısıyla, burada, üretimde bir sıkıntı olmaması lazım, üreticinin mağdur olmaması lazım. Ciddi tütün ithalatımız var, hatta ithalatı ikame edici tedbirlerin alınması lazım. Meseleye bakışımız budur.

Ancak, tabii, sadece tütün üretimi değil, sigaranın geneliyle ilgili de Türkiye'nin sorunları var. Ciddi bir kayıt dışılık var, yüzde 20’ye yakın bir kayıt dışılık var. Hükûmet aslında kayıt dışılığı, tütün üretimi anlamında demiyorum, diğer kayıt dışılığı çözemediği için şimdi biraz bu tarafın üzerine gidiyor. Oradaki kayıt dışılığın azaltılmasına ilişkin tedbirler alınması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Bitiriyorum hemen.

BAŞKAN – Bitirelim efendim.

ERHAN USTA (Samsun) – Dolayısıyla, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak şimdi, burada hemen bu konuyu işin… Plan Bütçe Komisyonunda görüşülüyor. Kurul üyesi arkadaşlarımız var, Komisyondaki arkadaşlarımız var, konu çalışılıyor. Ama biz de uygun bir çözüm bulunmasından yanayız. Ama ülkenin bütün meselelerini hep birlikte düşünerek bir çözümün taraftarı olmak lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Kesinlikle. Teşekkür ediyoruz.

Maksat tütünün yasal altyapıya kavuşması. Özellikle İran’dan, Gürcistan’dan, farklı ülkelerden de kaçak yollardan gelen tütünü engellemek; kendi yerli üreticimizi korumak, fakir fukara, 2-3 dönümde tütün eken çiftçiyi mağdur etmemek, asıl gayemiz o. Onu da inşallah sağlayacağız.

Sayın Altay, size söz veriyorum.

Buyurun.

33.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Elbette bir Adıyaman evladı ve Adıyaman Milletvekili olarak Adıyaman bölgesindeki çiftçilerimizin, tütün üreticilerimizin yaşadığı sorunla ilgili refleks göstermenizi çok doğal ve saygıyla karşılıyorum. Ancak unutulmaması lazım ki Adıyaman’da rahatsızlık yaratan bu durum AK PARTİ Hükûmetinin Meclise getirdiği bir kanun tasarısıdır. Dolayısıyla biraz önce kürsüden “Bu ve benzer sorunları biz çözeceğiz.” derken ben buradaki “biz”den kastın AK PARTİ değil…

BAŞKAN – Adıyaman milletvekilleri olarak…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, hayır. Türkiye Büyük Millet Meclisini işaret ettiğinizi düşünüyorum. Aksi durumda bir yanlış olmuş olur. Tutanaklara da böyle geçmesi, sizin söylediğiniz şekliyle geçmesi o görevi kötüye kullanmanız anlamına gelebileceği için… Anladığım doğrudur, değil mi? “Biz” derken Türkiye Büyük Millet Meclisini kastettiniz.

BAŞKAN – Tabii ki bütün sorunların çözüm yeri burasıdır ama Adıyaman milletvekilleri olarak Adıyaman’ın sorunlarını çözme noktasında vesile olmak, onların çözümü için efor sarf etmek de bizlerin asli görevidir.

Evet, çok teşekkür ediyorum. Bütün Adıyamanlıları da hemşehrilerimi de saygıyla, muhabbetle selamlıyorum bu arada.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 18’inci maddesiyle ilgili verilen önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta tasarının birinci bölümü üzerinde yaptığım konuşmada -ifade ettiğim üzere- iş mahkemelerinde davaları azaltmanın yolunun kayıt dışı ekonomiyi küçültmekten, işsizliği azaltmaktan, iş kazalarını önlemekten, İş Kanunu’ndan kaynaklanan kıdem tazminatı, izin ücreti, fazla mesai ücreti, tatil ücreti, resmî tatil ve bayram ücreti ihlallerine son vermekten, taşeronluğa son vermekten ve özelleştirme uygulamalarından vazgeçmekten geçtiğini belirtmiştim. Dün ve bugün basında yer alan iki üç haber, sorunun teşhisi ve çözümü için yeterli olacaktır. Kayseri’de başına tuğla düşen işçi, yine Kayseri’de inşaat iskelesinin çökmesiyle de başka bir işçi hayatını kaybetmiştir. Biz tuğla düşmesini, iskele çökmesini, asansör facialarını unutmadık, halat kopmasını unutmadık. Bugün TÜPRAŞ Aliağa’daki iş kazası neticesinde 4 işçimiz vefat etti, Allah’tan rahmet diliyorum. Bunları önleyemezsek dosya sayısını azaltamayız, gerçek budur. Kıdem tazminatını, işçi ücretini teminat altına almaz isek dosya sayısını azaltmamız mümkün değildir. Bugün ekonominin lokomotifi, kaçak işçiliğin, iş kazalarının, kayıt dışılığın en yoğun olduğu inşaat sektörüdür. Ekonominin lokomotifini sanayi yapmadığımız müddetçe hukuk davalarını azaltmamız asla mümkün değildir.

Bu tedbirlere ilave olarak eğitime çok büyük önem vermeliyiz. Eğitim, insanımıza sevgi ve saygıyı, insan haklarına saygıyı, demokrasiye inancı, hür bir vicdanı, emeğin, kul hakkının kutsallığını, vergi ve prim ödemenin bir vatan görevi olduğunu, kaçak sigortalı çalıştırmanın, eksik prim ve vergi ödemenin hırsızlık olduğunu ve Allah indinde de affının mümkün olmadığını, dürüstlüğü aşılayamıyorsa ne yapsak boştur.

Güncel olması nedeniyle, vasıtanızla, buradan Millî Eğitim Bakanına da sormak istiyorum: Sayın Bakanım, müfredat değişti. Değişen müfredatta, kaçak sigortalı çalıştırmanın, eksik prim ve vergi ödemenin, işçinin ücretini eksik ödemenin, fazla mesaisinden, tatil, bayram ücretinden çalmanın, kıdem tazminatını iç etmenin hırsızlık olduğu, kul hakkı olduğu, Allah indinde de affının mümkün olmadığı hususları açık açık yer almakta mıdır mevcut müfredatınızda? Yer almıyorsa vay hâlimize, ne yapsak boşu boşunadır. “Emekçinin hakkının alnının teri kurumadan ödenmesi” yüce buyruğu şuurlu olarak öğretilmiş olsaydı bugün 3,5 milyon kişi mahkeme kapılarında yıllarca beklemezdi. Bu sebeple, işsizliğin rekor kırdığı günümüzde bu yüce kutsal değerleri şuurlu şekilde öğretmek Millî Eğitimin öncelikli ve en önemli görevi olmalıdır diyorum.

Benim alanım diyanet değildir. Sayın hocam da burada. Bu konuda kelam ederken de tabii çok dikkatli davranırım ancak yüce dinimizin yarısı ibadet ise diğer yarısı da muamelat olarak ifade edilir, değil mi hocam?

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Doğrudur.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Devamla) – 2016 sonu itibarıyla ceza uyuşmazlıkları hariç 3,5 milyon hukuk uyuşmazlığı varken takip ettiğim kadarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı işçi-işveren ilişkileri üzerinde yeterince durmamaktadır hocam. Bunu özellikle sizden rica ediyorum. Oysa bu konular her ortamda, hutbelerde sık sık dile getirilmelidir diye düşünüyorum.

Sayın Bakanım, sizin gayretinize ilaveten, Maliye Bakanlığı başta olmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, diğer bakanlık ve kurumlara da büyük görevler düşmektedir. Eş güdüm hâlinde çalışarak gerekli yasal ve diğer tedbirler alınmadığı müddetçe beklenen başarı elde edilmeyecektir.

Bir de şunu söylemek istiyorum: Bazı milletvekili arkadaşlarımız burada çok abartılı konuştu ara buluculukla ilgili olarak. Binlerce uyuşmazlığın bir günden daha kısa bir sürede sonuca ulaştığı gibi fevkalade abartılı konuştular. Bu beyanlar doğru ise devletin bütün istatistikleri yanlıştır. 2013’ten günümüze 17 bin dosya çözülmüş. Bu, mevcut dosyanın binde 4’üdür. Ara buluculuk olmasaydı da zaten çözülecekti. Dolayısıyla böyle abartılı konuşmak yerine gerçekleri ifade etmek gerektiğini söylüyorum.

Hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, 18’inci madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 18’inci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 18- 6325 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “taraflar da” ibaresi “taraflar ile görüşmelere katılan diğer kişiler de” şeklinde değiştirilmiştir.

 

 

       Ömer Süha Aldan                  Necati Yılmaz                  Mehmet Gökdağ

               Muğla                              Ankara                              Gaziantep

           Zeynel Emre                     Namık Havutça Cemal Okan Yüksel               İstanbul                            Balıkesir                             Eskişehir

         Kemal Zeybek                    Gülay Yedekci                    Kazım Arslan

              Samsun                             İstanbul                              Denizli

          Ceyhun İrgil

               Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, biz burada işçi açısından önemli hak kayıplarını içeren bir yasa tasarısını görüşürken bu sabah ne yazık ki TÜPRAŞ’ta 4 işçi yaşamını yitirdi. İşçilerimize rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum ve sormak istiyorum: Biz muhalefet üyeleri olarak milletimize rahmet ve başsağlığı dilemekten artık utanır hâle gelmişken siz iktidar üyeleri de aynı utancı yaşıyor musunuz? Soruyorum çünkü iş kazalarının nedeni bellidir; ihmal, tedbirsizlik ve denetim eksikliği. Önlenmesi mümkün bir durum ölüme sebebiyet veriyorsa buna kaza değil cinayet denir.

TÜPRAŞ’ta bu sabahki işçi ölümlerinin nedeni neydi peki? Yapılan açıklamaya göre bu bir iş kazasıydı ve bu iş kazasının nedeni depolama alanındaki nafta tankında gaz sıkışması sonucu gerçekleşen bir patlamaydı. Elbette soruşturmanın neticesinde ortaya çıkacaktır ancak gaz ölçümlerinde, izolasyonda veyahut gaz boşaltımında bir ihmal veya tedbirsizlik olmasaydı acaba bu patlama olacak mıydı? “Bu çağda iş kazalarının önüne neden geçilemiyor?” konusu anlaşılamaz bir hâldedir. İnsan yaşamını öncelemeyen vahşi kapitalist büyüme ve kâr etme hırsı oldukça iş cinayetleri bitmeyecektir.

Bakınız, işçi sağlığı ve iş güvenliği Meclisin 2017 yılındaki raporlarına göre, ocak ayında en az 161, şubatta 133, mart ayında 152, nisanda 151, mayısta 147, haziranda 170, temmuz ayında 207, ağustosta 217, eylül ayında 147 işçi yaşamını yitirdi ve 1 Ekimden bu yana bugün TÜPRAŞ’ta ölen 4 işçiyle birlikte hayatını kaybeden işçi sayısı 11 oldu. Toplamda bu yıl bugüne kadar en az 1.496 işçi yaşamını yitirdi.

Hatırlanacağı üzere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 13 Mayısta “Hedef sıfır kaza” sloganıyla bir iş güvenliği kampanyası başlatmıştı. Dört aylık kampanya -belki bir çoğunuz fark etmediniz- 12 Eylülde bitti ve “Hedef sıfır kaza” kampanyasının yürütüldüğü dört ayda toplam 753 işçi yaşamını yitirdi. Öncelikli hedefi inşaat olan kampanya sürecinde ölen inşaat işçisi sayısı da 167’dir. Her ne kadar Bakanlık güvenilir bir istatistiğe sahip olduğunu söylese de bir açıklama yapılmadığı için resmî sayıyı hâlâ bilmiyoruz ve “Hedef sıfır kaza” kampanyası sürecinde ne tür denetimler yapılmıştır, ne gibi sonuçlar elde edilmiştir, Bakanlığın bu kampanyayı sürdürme niyeti var mıdır, bunu da bilmiyoruz.

Öte yandan, eğer biz sosyal bir devlet isek, bir hukuk devleti olduğumuz iddiasında isek temel siyasetimiz işçiyi koruma yönünde olmalıdır. Oysa bugünkü uygulamalara baktığımızda, işçiyi korumama üzerine bir siyaset inşa edilmiş durumda. Bugünkü iktidar anlayışı, patron ve sermaye odaklıdır. Maalesef her geçen gün taşeronlaşan ve kendi ülkesinde patronların kölesi hâline getirilen işçiler için bu iktidarın insani ve hukuki bir çözüm niyeti yoktur. Kayıt dışı, güvencesiz ve esnek çalışma, taşeronlaşma, asgari ücrete mecbur kılma, sendikalaşmaya ket vurma ve kiralık işçilik bu iktidarın işçilere dayattığı, gerçek sorundur. Bunları çözmedikçe işçi dostu bir iktidar olarak anılmayacaksınız ve işçi dostu bir iktidar da olamayacaksınız.

Arkadaşlar, iş konusu açılmışken bugün Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Komisyonu üyeleriyle birlikte “İşimi geri istiyorum.” diyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yla ilgili, Nuriye Gülmen’in sağlık durumu hakkında bilgi alabilmek için yani -siyaset dışı, sağlık- insani bir çabayla hastaneye gittik. Fakat Adalet Bakanlığından iznimiz çıkmadığı için Nuriye Gülmen’le görüşme fırsatımız olmadı, ancak oradaki doktorlarıyla görüşme fırsatımız oldu. Buradan, bu Meclis kürsüsünden tekrar son kez… Bir daha söz gelir mi bu konuda bana, bilemiyorum. Çünkü bugün çok ölümcül, kritik bir noktaya gelindi, nöropati dediğimiz bulguları başladı. Yetkililere, ilgili kurumlara da ilettik. Arkadaşlar, bu konu çok insani ve vicdani bir konu. Bu konu ayrıca sizin iktidarınızı ve ülkemizi de gelecekte çok zora düşürecek bir konu. Bu konuda bu tür inatlaşmaya gerek yok. Bir an önce insani olarak bir şeyler yapın, bir hekim olarak sizden rica ediyorum çünkü bir daha onlar için uyarı yapacağımız bir zaman kalmamış olabilir.

Teşekkür ediyorum. Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     

Ahmet Yıldırım                          Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

           Muş                                 Gaziantep                                 Van

 

  Mehmet Ali Aslan                    Saadet Becerekli            Meral Danış Beştaş

         Batman                                 Batman                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan.

Buyurun Sayın Ali Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan ve sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Yeni yasama döneminde aramızda olmayan Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün tutuklu milletvekillerini de buradan saygıyla selamlıyorum.

Dün konuşma sırası gelmedi. Dün, Hazreti Hüseyin’in şehadet günüydü; 680’de, 10 Ekimde katledilmişti. Kendisi kan dökülmesin diye, fitne olmasın diye, barış için, sulh için Kerbelâ’ya gitmişti ama maalesef 72 arkadaşıyla şehit edildi. Dün ne tevafuktur ki 10 Ekim, yine “barış” diyen insanların iki yıl önce katledildiği Ankara Gar katliamını anmaya giderken maalesef polis müdahalesiyle karşılaştık ve çok doğaldır ki insanlar taziye sunar, üzülür, ağlar, anar. Herkesin elinde karanfil vardı. Yani 200 insan yoktu orada ama o anmaya gelen insanlara maalesef müdahale edildi.

Tabii, Peygamber (ASM) Hazreti İbrahim, oğlu ölürken ağlamıştır. Bakın, o 10 Ekimde de 9 yaşındaki Veysel Atılgan katledilmiştir, elbette ki annesi, kardeşi, akrabası gidip ağlayacaktır. Devlet erkânının, Hükûmetin, bütün partilerin ve resmî görevlilerin gidip orada anma yapması gerekirken, taziye dileklerini iletmesi gerekirken müdahale edilmesini şiddetle kınıyorum.

Bakın, bir hadisişerif var; diyor “…”(x)Yani insanlar yöneticilerinin dini, karakteri, fıtratı üzerinedir. Eğer yöneticiler, polise taziye anmaya müdahale emri verirse Aysel Tuğluk’un annesi gibi, Hatun Tuğluk annemiz gibi işte, insanlar, taraftarlar onu bir mesaj olarak algılar ve bu sefer mezarlara, cenazelere müdahale ederler. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerekiyor. Bu yapılanın insanlıkla, İslamiyet’le, hukukla, yakından uzaktan ilgisi yoktur.

Peygamber (ASM) geçen bir cenazenin önünden ayağa kalkmıştır. Sahabe “O bir Yahudi cenazesidir, neden ayağa kalktınız?” dedi. “…”(x) demiştir, yani “O da bir insandı. Cenazeyi gördüğünüz zaman ayağa kalkınız, saygı gösteriniz.” diye buyurmuştur. Dolayısıyla, referans alınması gereken budur. Bakın, o dönemde en çok İslam’a, en çok Müslümanlara saldıranlar Yahudilerdir ama buna rağmen, Peygamber (ASM) kalkıp saygı göstermiştir. Aynı fikirde, aynı partide, aynı ideolojide olmayabiliriz ama birbirimize saygı göstermek zorundayız.

Bir şey göstermek istiyorum. Herhâlde bu yazıyı bilmeyen yoktur; burada Arapça “Allah” yazıyor. Biraz daha uzaktan çekilmiş fotoğraf, kendim çektim. Kağıthane Belediyesinde, Okmeydanı’nda, Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinin arkasında, rögar kapaklarında “Allah” yazıyor. Bunlar, maalesef, kanalizasyon kapakları ve insanlar üzerine basıp geçiyor; bakın, çok işlek bir yerde insanlar maalesef üzerine basıp geçiyor. 2006’da, 2012’de, 2014’te Sivas Belediyesinde, Kadıköy iskele girişinde, yine bu şekilde -basına yansımasına rağmen- “Allah” yazısı görünmesine rağmen bununla ilgili bir soruşturma başlatılmamıştır ve toplatılmamıştır. Sakın “Benzerlik.” falan demeyin. Bu normalde “nesih hat yazısı” dediğimiz Arapça nesih hattıdır. Buradaki de kûfi yazıdır, yani kûfi dediğimiz köşegen Arapça yazıdır ve hâlâ Kağıthane Belediyesinin rögar kapaklarında bunlar durmaktadır. Oradaki esnaf, Suriyeli çocukların rögar kapağını öptüklerini görünce gidip Suriyeli çocuklara dedi ki: “Neden öpüyorsunuz?”, onlar da dedi ki: “Burada ‘Allah’ yazısı yazıyor.” Oradaki esnaf belediyeye ve Beyaz Masa’ya şikâyette bulunduğu hâlde hâlâ bu rögar kapakları toplatılmış değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - Burada bir amaç vardır. Yani ben bunu Hükûmet yaptı demiyorum, iktidar yaptı demiyorum ama bu tesadüfi bir şey değildir. Bunu basan, üreten firma bununla neyi amaçlamıştır, ne kadar üretmiştir, Türkiye'nin nerelerine dağıtmıştır? Lütfen bu konuda Hükûmete ve iktidara gerekenlerin yapılmasıyla ilgili ben ricada bulunuyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 19’uncu maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 19 – 6325 sayılı Kanunun 6ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(3) Daire Başkanlığı, arabulucuların uzmanlık alanları ile uzmanlığa ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

      Ömer Süha Aldan                          Necati Yılmaz                      Mehmet Gökdağ

              Muğla                                      Ankara                                   Gaziantep

         Zeynel Emre                            Namık Havutça                Cemal Okan Yüksel

            İstanbul                                    Balıkesir                                   Eskişehir

        Kemal Zeybek                            Gülay Yedekci                         Kazım Arslan

             Samsun                                     İstanbul                                     Denizli

         Mehmet Tüm

            Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sözlerime 10 Ekimde barış, emek ve demokrasi için toplanan ve katledilen o güzel insanları anarak başlamak istiyorum.

10 Ekim 2015’te Ankara’nın göbeğinde ülkemizin en büyük katliamı yaşandı. Bir zamanlar iktidarın da besleyip büyüttüğü IŞİD terör örgütü Ankara’da 102 insanımızın canını aldı. Patlama sonrası polisin orada yaralılara TOMA ve biber gazıyla müdahale ettiğini hepimiz büyük bir üzüntüyle görmüştük. Katliamdan tam iki yıl sonra dün polis yine aynı şekilde insanlara plastik mermi ve gazla müdahale etti. Aynı zihniyet ne yazık ki bugün de devam ediyor. İki yıl önce gar meydanında yaralılara saldıran insanlık dışı zihniyet, iki yıl sonra yine gar meydanında bu kez yakınlarını kaybetmiş insanlara saldırdı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, size soruyorum: 10 Ekim 2015-10 Ekim 2017 değişen bir şey var mı? Aynı zulüm, aynı baskı, aynı TOMA’lar, aynı biber gazı devam ediyor değerli arkadaşlar. Dün İnşaat Mühendisleri Odasının içine biber gazından girilmiyordu. Dünyanın neresinde 102 insanın ölümü için düzenlenen bir anma etkinliğine saldırılır? Dün acılı ailelere aynı acıyı yeniden yaşattınız. Bu insanlık dışı tutumunuzdan bir an önce vazgeçiniz. İnsanların, en azından kaybettiklerini anmalarına saygı gösterin.

Değerli milletvekillerim, sizin iktidarınızda en başta işçiler ve emekçiler mağdur edildi. Sosyal devlet, işçinin haklarını gözeten devlettir. Ama bu tasarıda bırakın işçileri korumayı, kazanılmış hakları tümden gasbediyorsunuz. “İş uyuşmazlıkları önce zorunlu ara buluculara götürülsün.” diyorsunuz. İşçilerin ödenmeyen alacakları konusunda yandaş patronlarınızın elini güçlendiriyorsunuz. Bu tasarıyla, patronlarınız, ödemedikleri mesai ücretlerine, yatırmadıkları sigorta primlerine, kıdem tazminatlarına yasal olarak el koyacaklardır. Üstelik işçilerin buna karşı dava açmaları geciktirilecektir.

Değerli milletvekilleri, iktidar bu tasarıyla işçi alacaklarına göz dikmiştir. Bu tasarıyla birlikte işçilere zorunlu ara buluculuk getiriliyor. Pazarlık, hak arama yolu değildir. Pazarlığın olduğu yerde yasaların ve hakların yeri yoktur. Eli güçlü olan her zaman kazanır. Ücret alacakları, kıdem tazminatları bu tasarıyla artık pazarlık konusu olacaktır. Ara bulucunun işçilerin sorunlarını çözeceğini söylüyorsunuz. Bu sistemde ara bulucu işçiye “Git, patronun elini öp, sana para da verecek, dava açarsan kazanamazsın.” diyecektir. İşçinin ara bulucuyla görüştüğü şeyleri açıklaması da suç sayılacaktır. İşçi diyelim ki ara bulucuyla anlaşamadı, yargı yolu açık ama Yargıtay yolu kapalı olacaktır. Değerli milletvekilleri, bunun adı açıkça bir hak gasbıdır, işçilerin kazandığı hakları bu tasarıyla bir anda yok olacaktır.

Değerli milletvekilleri, sizler iktidara geldiğiniz günden bu yana mazlumlara, işçilere, köylülere, emekçilere hep zulmettiniz, haklarını gasbettiniz; yetmedi, OHAL’i bahane ederek 120 binden fazla emekçinin haklarını tümden elinden aldınız, gasbettiniz. Seçim yaklaşınca “Taşerona kadro vereceğiz." diye övündünüz. Seçimin üzerinden iki yıl geçti ama sözleriniz yalandan öteye geçmedi.

“OHAL’le tüm sorunlar çözülür." dediniz. OHAL’le intiharlar arttı, iş cinayetleri arttı, işsizlik arttı, mağduriyet arttı, insan haklarını askıya aldınız. Bu ülke, ne 27 Mayısta ne 12 Martta ne 12 Eylülde böyle zulüm ve baskı görmedi. Tarihte, işçi düşmanı iktidarınız asla unutulmayacaktır. Bu topraklarda emek, barış ve demokrasi mutlaka kazanacaktır.

Nazım Hikmet diyor ki: “Sana düşman, bana düşman/ Düşünen insana düşman/ Sevgilim, vatan ki bunların evidir/ Bunlar vatana da düşman." diyor.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 19’uncu maddesinde geçen “uzmanlığa” ibaresinin “uzmanlıklara” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

          İsmail Faruk Aksu                      Kamil Aydın                  Baki Şimşek

                İstanbul                                Erzurum                            Mersin

       Ahmet Selim Yurdakul                    Ruhi Ersoy

                 Antalya                               Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Baki Şimşek.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 19’uncu maddesi üzerinde verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, İzmir Aliağa TÜPRAŞ Rafinerisinde çıkan patlamada hayatını kaybeden emekli işçilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Tabii, İş Kanunu’nu görüştüğümüz bir sırada yine iş güvenliğinin ve gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu ekmek mücadelesi veren 4 insanımız hayatını kaybediyor. Biz her olaydan sonra “Gerekli tedbirler alınacak, araştırmalar yapılacak, soruşturmalar yapılacak ve insanlar, suçlular cezalarını çekecek.” diye konuşuruz ama maalesef olaydan sonra bunlar unutulur, aradan birkaç ay, birkaç hafta geçmeden yeni bir iş kazası ve yeni ölümlerle karşı karşıya kalırız.

Ben bugün mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını konuşmak istiyorum. Özellikle doğudan ve güneydoğudan, Türkiye’nin her yerinden ekmeklerini kazanmak üzere göç eden ve oralarda ekmek mücadelesi veren mevsimlik tarım işçileri, elektriği olmayan, içecek suyun bulunmadığı, tuvalet ve banyo bulunmayan mekânlarda, özellikle seçim bölgem olan Mersin’de, Devlet Su İşlerinin kanallarının kenarında gerçekten 2017 yılına yakışmayacak şartlarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Ben, seçim bölgemde dolaşırken bu insanları ziyaret ettiğim zaman gerçekten utanıyorum bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaş olarak. Suriyelilere tanıdığımız hakları… Suriyelilerin bir çoğuna devlet maaş ödüyor, sosyal yardım yapıyor, prefabrik ev veriyor veya kamplarda bunların yaşamlarına, yaşam mücadelelerine destek veriyor. Ama maalesef, doğudan, güneydoğudan gelen insanlar bu haklardan mahrum olarak yaşıyorlar, çadırlar içerisinde yaşam mücadelesi veriyorlar, kışın soğuğunda çocuklarıyla -çıplak ayakla- o kanalların kenarlarında yaşıyorlar. Gerçekten içecek su bile… O kanallardaki suyu alıp içiyorlar. O bölgede yaşayanlar, özellikle Urfa’dan, Adıyaman’dan gelen insanlarımızın ne şartlar altında yaşadıklarını hepsi geldikleri gördükleri zaman göreceklerdir.

Hünkâr Hacı Bektaş; Veli “Öl, söz verme; öl, sözünden dönme.” diyor. Hükûmetimiz taşeron işçilerle ilgili gerek 7 Haziran seçimlerinde gerek 1 Kasım seçimlerinde, seçim meydanlarında çok sayıda söz verdi. Bugün yine, yılbaşından önce taşeron yasasının çıkacağı konuşuluyor ve bu vaadin yerine getirileceği konuşuluyor ama tabii taşeron yasası çıkmadan insanlarımızı hayal kırıklığına uğratmasın. İçi boş bir yasanın çıkmasının bir mantığı yok. Taşeron yasasında işçilere grev hakkı, sendika hakkı, toplu sözleşme hakkı, maaşlarında ve sosyal haklarında iyileştirme vermedikten sonra; bu yasayı bu hâliyle çıkartıp beş yılda bir sözleşme, yeniden sözleşme ve hiçbir sosyal hak vermedikten sonra bu yasanın bu hâliyle çıkmasının insanlara bir faydası olmayacaktır.

Ben Meclis çalışmalarıyla ilgili bir başka sıkıntıyı aktarmak istiyorum. Ben Bayındırlık Komisyonu üyesiyim, iki yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Bayındırlık Komisyonu üyesi olarak görev yapıyorum. Benim Komisyonum maalesef iki yıldır iki defa kahvaltı yapma dışında bir toplantı yapmadı. Hiçbir konu Bayındırlık Komisyonunun toplantısında gündeme gelmedi. Torba yasayla Plan ve Bütçe Komisyonuna getiriliyor, Bayındırlık Komisyonu üyelerinin haberi bile olmadan bu yasalar oradan Meclise sevk ediliyor. Eğer bu yasalar sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek gelecekse -Meclisteki diğer komisyonların durumu da Bayındırlık Komisyonundan farklı değil- o zaman diğer bütün komisyonlar kapatılsın, sadece Plan ve Bütçe Komisyonu görev yapsın. Bu şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinin verimli bir çalışma yapabilmesi mümkün değil.

Vatandaşın gündemi farklı tabii, günde yüzlerce telefon alıyoruz. Bizi arayan insanların yarısı “İşsizim, bana iş bulun.” diyor, yarısı -üniversite öğrencileri için şu anda okulların kayıt dönemi- “Bana yurt çıkmadı, yardımcı olun, torpil yapın, sıram gerideyse öne aldırın.” diyor, yarısı “Hastanede sevk yapılmıyor, doktor yok, uzman yok, benim sağlık sorunum var, devreye girin.” diyor. Maalesef 2017 Türkiyesi’nde bunlarla mücadele ediyoruz.

Türkiye'nin sorunlarını çözmek için, Meclisin itibarını kazandırmak için… Şu anda ne yargıya güven var ne Meclise ne milletvekiline ne devlet memuruna güven var. Meclisin itibarını ve yargının itibarını kazandırmak bütün milletvekillerinin görevi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) – Onun için, ben yüce Meclisin daha verimli çalışmasını temenni ediyorum.

Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi 19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde ilk ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     

      Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

              Muş                                 Gaziantep                                 Van

    Meral Danış Beştaş              Mahmut Celadet Gaydalı          Saadet Becerekli

            Adana                                   Bitlis                                  Batman

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahiplerini okutuyorum:

 

       Necati Yılmaz                       Mehmet Gökdağ                 Namık Havutça

            Ankara                               Gaziantep                             Balıkesir

       Gülay Yedekci                        Kazım Arslan                Ömer Süha Aldan

           İstanbul                                Denizli                                  Muğla

        Zeynel Emre                         Kemal Zeybek             Cemal Okan Yüksel

           İstanbul                                Samsun                              Eskişehir

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılına başlamış bulunmaktayız. Meclis açıldı fakat eksik ve yaralı olarak açıldı. Halkın iradesiyle Meclise gönderilmiş milletvekilleri hâlâ cezaevindeler. Bu Parlamentonun üçüncü büyük partisinin eş başkanları üç yüz kırk bir gündür yani on bir aydır cezaevindeler. Toplamda 9’u bizim partimizden, 1’i ana muhalefet partisinden olmak üzere 10 milletvekili olmadan açılmıştır bu Meclis ve çalışmalarına başladığı ilk gün Siirt Milletvekilimiz Besime Konca’nın milletvekilliği düşürülmüştür. Bu yaşananlar, çatısı altında bulunduğumuz Parlamentoya zarar vermektedir. Milletin seçtiklerinin bu göreve devam edip etmeyeceğine yine millet karar verir ve yerleri cezaevleri değil, milletin Meclisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Eş Genel Başkanım Sayın Selahattin Demirtaş on bir aydır cezaevinde ve hâlâ tutuklu olduğu dosyadan mahkemeye çıkarılmış değil, hatta mahkemenin ne zaman yapılacağı dahi belli değil. Tutuklu dosyası dışında kalan diğer dosyalar nedeniyle 73 duruşması yapıldı. Bu duruşmaların hepsine mahkemede bulunma talepleri iletildi fakat mahkemeler farklı gerekçelerle, mahkemede hazır bulunma ve kendini mahkeme salonunda savunma taleplerini reddettiler.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da görülen duruşmasında yine bu talebi reddedildi. Gerekçe olarak ise yargılama gideri gösterildi. Yani “Sayın Selahattin Demirtaş’ı Edirne’den mahkemeye getirmek masraflı olur.” denilerek reddediliyor. Resepsiyonlar için yüz binlerce lirayı bulabilen devletin tutsak Eş Genel Başkanımızla ilgili böyle mazeretler sunması komik ve akıl dışıdır.

Buradan Adalet Bakanına soruyorum: Kim engelliyor Demirtaş’ın mahkemeye çıkmasını, Adalet Bakanı mı, İçişleri Bakanı mı, Maliye Bakanı mı, yoksa bir üst akıl mı? “HDP’liler mahkemelerden kaçıyor.” diye propaganda yapılıyordu. “Yargıdan kaçıyorlar.” deniliyordu. Sormak istiyorum sizlere: Mahkemelerden kaçan kim acaba?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın Ankara’daki duruşmasında mahkemeye getirilme talebinin reddedilmesine bir başka gerekçe olarak da güvenlik gösteriliyor. Demirtaş’ın tutuklu olduğu dosya ise “Diyarbakır güvenli değil.” diye Ankara’ya taşınmıştı. Şimdi, Ankara’daki başka bir dosyadaysa “Güvenliği sağlayamayız.” denilerek mahkemede bulunma talebi reddediliyor. Bunun adı, kişiye göre kural koymaktır. Neden Demirtaş’ın konuşmasından korkuluyor? Demirtaş mahkemeye çıkıp kendisini savunmak istiyor. “Hayır, sen mahkemeye çıkamazsın, kendini SEGBİS ile savun.” denilerek adil yargılanma hakkı elinden alınıyor. Demirtaş “Ben mahkemenize gelip kendimi savunmak istiyorum.” demektedir.

Değerli milletvekilleri, hukukun yok olduğu bir ortamda kanun tasarısı hazırlamanın da bir ehemmiyeti yoktur. Hukuk, mazlumun hakkını korumaktan imtina ediyorsa hukukun bizzat kendisine de ihtiyaç yoktur. Bakın, OHAL ilanıyla birlikte binlerce insan görevinden ihraç edildi. Bu insanlar neden ihraç edildi? “Devlet gözünde bir suç işlediler ki ihraç edildiler.” Mademki KHK’lerle ihraç edilecek kadar bir kanıta ve kanaate sahipsiniz o zaman gelin dava açın. Dava açmıyorsunuz çünkü suç bulamıyorsunuz. İhraç ediyorsunuz çünkü devlet gözünde suçlular. Arkadaşlar, böyle düzen olmaz, böyle bir hukuk anlayışı olmaz. Bu hukuk dışı anlayış, “Ne istediniz de vermedik?” diyenlere özrü reva görüp barış bildirisine imza atanları yargılayan hukuk anlayışıdır. Bu hukuk anlayışı, yolsuzluk yaptığı iddia edilen bakanları bir anda temize çıkarıp bir yıldır tutsak bulunan Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ı mahkemeye çıkarmayan hukuk anlayışıdır.

Kısacası, sizin hukuk anlayışınız, sizden olanları koruma, olmayanları cezalandırma anlayışıdır. Bu da haklının adaleti değil, güçlünün adaletidir.

Bizde bir deyim var (x) Bunun hikâyesi de selden su değirmeni yıkılıp tarumar olmuştur ama değirmenci, enkaz altında taşlar dönerken “tak tak” diye ses yapan düzeneği aramaktadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Çanakkale Milletvekili Bülent Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu an görüşülmekte olan kanun tasarısı, İş Kanunu’yla ilgili birçok düzenlemeyi barındırmaktadır. Bu tasarının en önemlisi de ara buluculuk düzenlemesidir. Hükûmet, söz konusu ara buluculukla ilgili kanun tasarısının yasalaşması hâlinde, işçilerin haklarının daha iyi korunacağını ve işçilerin haklarını daha kısa sürede elde edeceğini iddia etmektedir. Gerçekten, kanunun yürürlüğe sokulma amacı, işçilerin haklarını korumak mıdır, yoksa on beş yıldır olduğu gibi takiyeyle gerçekleri gizleyip işçilerin tam karşısında yer alıp sermayenin çıkarlarını korumak mıdır?

Söz konusu kanun tasarısı, işçinin birçok hakkını yasal yollardan aramadan önce Arabuluculuk Kuruluna başvurmasını zorunlu hâle getirmektedir. Arabuluculuk Kuruluna müracaat etmeniz durumunda, mahkeme masraflarının haricinde Arabuluculuk Kurulu için ayrıca bir ücret ödemeniz gerekmektedir. Bu da işçinin hakkını aramasının önünde yeni bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ayrıca, uzlaşma, iki eşit taraf arasında gerçekleşir. Eşit olmayan taraflar arasında uzlaşma gerçekleşmeyecek, güçlü taraf, görece zayıf taraf üzerinde tahakküm kuracaktır ve Arabuluculuk Kurulunda uzlaşma yerine iş veren tarafın işçi üzerinde kuracağı tahakküme şahit olacağız maalesef. Bu yasa, bizi sosyal devlet ilkesinden uzaklaştıracak ve eşit güce sahip olmayan tarafları karşı karşıya getirecektir.

Örneğin Arabuluculuk Kuruluna başvuruda bulunan işçinin 20 bin TL tutarında işçilik hakkı olduğunu varsayalım. İşçi ara buluculuğa başvuracak ve başvuru masrafını ödeyecek. Daha sonrasında işveren, işçiye hakkı olan tazminat ve hakkın çok altında teklifte bulunacaktır. İşçinin düşüncesi de bu teklif karşısında “Ben zaten ara buluculuk için masraf yaptım. Şimdi bu teklifi kabul etmezsem mahkeme için yeniden masraf yapacağım. Buna da maddi olarak gücüm yok. En iyisi ben bu teklifi kabul edeyim.” olacaktır. Görüldüğü üzere, burada kâğıt üstünde bir uzlaşma olmasına rağmen gerçeğe baktığımızda güçlü tarafın zayıf taraf üzerinde tahakküm kurduğunu ve isteklerini kabul ettirdiğini görüyoruz.

Ayrıca, Türk yargısının nasıl yürütüleceğine ilişkin usulleri belirleyen Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yargılama sırasında iki tarafın uzlaşmasını engelleyen bir düzenleme bulunmamaktadır. Her iki taraf da yargılamanın yürütüldüğü esnada şartlarda anlaşıp uzlaşabilmektedir. Bu nedenle tarafların uzlaşmasını sağlamak amacıyla yeni bir kurumun icat edilip bir de bu kurumun zorunlu hâle getirilmesinin herhangi bir gereği bulunmamaktadır. Tarafların yargılama esnasında uzlaşmasının önünde herhangi bir engel olmamasına rağmen zorunlu hâle getirilen arabuluculuk kanunu yargılama sürelerini kısaltmayacak, aksine, yargılama sürelerini uzatacaktır. Eğer Hükûmet, yargılama sürelerini kısaltmak istiyorsa mahkeme ve hâkim sayılarını artırmalı, gereksiz yere açılan ve yargılamayı herhangi bir şekilde olumlu yönde etkilemeyen duruşmaların yapılmasının önüne geçmeli, hâkim ve savcı alınırken kişilerin akrabalarına veya referanslarına bakmak yerine, liyakate önem vermesi gerekmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, bu kanun ne yargılamanın kısalmasına ne işçinin hakkını daha rahat elde etmesine hizmet edecektir. Bu kanun, işçiye, emekçiye ve emeğe hizmet etmeyecektir. Bu tasarıyla, iddia ettiğinizin aksine, işçinin haklarını görmezden gelmiş olacaksınız. Bu bağlamda, sizi işçinin, emekçinin taleplerini duymaya, dinlemeye davet ediyoruz.

AKP Hükûmetini günü kurtaracak politikalar üreterek ülkemizi OHAL’le yönetmeye değil, adaletli yönetmeye davet ediyoruz. OHAL’le üretilen politikalar gibi, bu yasa değişikliği de işçiyi, emekçiyi, emeği, kısaca ülkemizi baskı altına alacaktır diyorum.

Bu tasarıya bu hâliyle karşı çıktığımızı bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

20’nci madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 20’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 20 – 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere “İşçi her halükarda bu görüşmelere vekili ile birlikte katılır. İşveren bu görüşmelere vekili aracılığıyla ya da vekili ile birlikte katılabilir.” ibaresi eklenmiş ve mevcut ikinci cümle madde metninden çıkarılmıştır.

 

        İsmail Faruk Aksu                 Ruhi Ersoy                        Kamil Aydın

               İstanbul                        Osmaniye                              Erzurum

            Baki Şimşek                 Muharrem Varlı

                Mersin                           Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Adana Milletvekili Muharrem Varlı.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa üzerinde epeyce konuşuldu, haktan, hukuktan, alın terinden, işçinin haklarından bahsedildi ama bir hak ve hukuk, bir alın teri daha var ki ben konuşmazsam zaten burada bunu da çok fazla gündeme getiren de yok, çiftçinin hakkıyla, hukukuyla alakalı da hiç kimsenin söz ettiği yok.

Şimdi, mısır hasadı başlamadan hemen önce burada yapmış olduğum konuşmada dedim ki: “Mısır hasadına giriliyor, bu fon meselesini bir düzene koysun Hükûmet, dışarıdan ithal mısır girmesin, dışarıdan ithal buğday girmesin.” Sanki biz bunu söylememişiz, tam tersini söylemişiz gibi tam mısır hasadı başladı, Tarım Bakanı da zaten yeni atanmıştı, nasıl olduysa getirdiler önüne, dışarıdan mısır ve buğday ithalatını bir anda imzaladı ve 1 milyon da büyükbaş hayvan ithal edilmesinin imzası atıldı. Yani şimdi anlamadığım şu veya sizin anlamak istemediğiniz veya Tarım Bakanının ve Bakanlık yetkililerinin anlamak istemediği şu: Yani burada üreticiyi mi cezalandırmak istiyorsunuz, yoksa üreticinin sırtından para kazanıp da piyasayı yükseltenleri mi cezalandırmak istiyorsunuz? Bence yaptığınız uygulamayla tamamen üreticiyi cezalandırıyorsunuz.

Burada anlattım, tekrar anlatıyorum: Bakın, mısır hasadı başladığında mısır getirmek -üreticinin köküne ayran suyu dökmek derler ya- üreticinin köküne ayran suyu dökmekten başka bir şey değildir. Yani enflasyon yüzde 10’larda seyrederken Ofisin açıkladığı rakam da çok komik bir rakam, sadece yüzde 2 artışla mısır fiyatı açıkladı Ofis. Yani bu mudur çiftçinin hakkı?

Şimdi, Sayın Tarım Bakanına ve Tarım Bakanlığı yetkililerine buradan seslenmek istiyorum: Bakın, mısır, hasada başlanmadan bir ay önce 85 kuruşken hasat başladığında, dışarıdan ithal mısır gelecek imzası atıldığında birdenbire 71 kuruşa düştü, arada 14 kuruş çiftçinin zararı var. Bu 14 kuruş kimin cebine gitti, biliyor musunuz? Paradan para kazananların cebine gitti; faiz lobisinin, faizcilik yapanların, faizden para kazananın, paradan para kazananların cebine gitti. Şu anda mısır fiyatı tekrar 76 kuruşa, 77 kuruşa, 80 kuruşa kadar yükseldi ama üreticinin elinden çıktı, üreticinin elinde kalmadı. Kimi cezalandırdınız ey Tarım Bakanı ve Tarım Bakanlığı yetkilileri, kimi cezalandırdınız? Soruyorum ben size.

Buğday 90 kuruşa kadar düştü, şu anda buğday 1,1 kuruş. Üreticinin elinde buğday kalmadı. Kimi cezalandırdınız, kim kazandı, kim kaybetti? Ya, elli sefer burada söylüyorum, çözümü de söylüyorum ama anlamak istemiyorsunuz. Güya enflasyon düşecekmiş. Yani, enflasyonu düşürmek üreticiyi bitirmekle mi alakalı? Peki, ben size soruyorum: Glikoz mu ucuzladı, nişasta mı ucuzladı yoksa çubuk kraker mi ucuzladı, badem kraker mi ucuzladı, ekmek mi ucuzladı, hangisi ucuzladı değerli arkadaşlarım? Allah rızası için biri bana izah etsin bunu ya. Yok, hiç birisi ucuzlamadı, aksine arttı ama çiftçinin ürettiği, alın terini, emeğini koyduğu buğdayı, mısırı düştü, düştü, düştü, çiftçiyi öldürecek pozisyona geldi.

Et fiyatları… Et fiyatlarını düşürmek için ithal hayvan gelmesine müsaade ettiniz. Şimdi, tekrar söylüyorum, bakın, hesap ortada. Büyükbaş hayvanı karkas et olarak 25 liraya kestiriyor üretici. Tekrar ediyorum, 25 liraya kestiriyor, 20 lira ile 25 lira arasında değişiyor bu rakam. Niye 25 lira? Üst sınır olduğu için olduğu için 25 lirayı söylüyorum, alt sınır 20 liraya kadar gider yani randımanına göre değişir. E, şimdi, et ne kadar kasapta, markette? 50 lira. Bu 25 lira nerede arkadaşlar? Bu 25 lirayı niye sorgulamazsınız, bu 25 liranın peşine niye düşmezsiniz de üreticinin tepesine tepesine balyoz gibi vurursunuz? Yani, insanlar üretmekle hata mı yapıyorlar, bu ülkenin insanlarını doyurmakla hata mı yapıyorlar? Bakın, elli yıl sonra ne mazot kâr eder ne elektrik kâr eder ne enerji kâr eder. Elli yıl sonra dünyanın en önemli şeyi tahıl olacak yani gıda olacak ama bunun farkına varamadılar hâlâ.

Yeni atanan Sayın Tarım Bakanı, belki çok başarılı bir belediye başkanı olabilir, çok başarılı bir tabip de olabilir ama lütfen tarımdan anlayan bir insanı getirin tarımın başına, Allah rızası için ya.

Hepinize sayılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyor, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım                           Mahmut Toğrul               Bedia Özgökçe Ertan

         Muş                                      Gaziantep                                      Van

Saadet Becerekli                             Hüda Kaya                    Meral Danış Beştaş

      Batman                                     İstanbul                                      Adana

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 21’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, bu sabah İzmir Aliağa’da hayatlarını kaybeden, iç acıtıcı bir iş kazasına kurban giden emekçilerimizi, işçilerimizi rahmetle anıyorum, Allah’tan rahmet diliyorum. Fakat ülkemizde bu ne ilk ne de son maalesef. Soma’yı unutmuyoruz, Torunlar cinayetini unutmuyoruz, Şirvan maden cinayetini unutmuyoruz; bunun gibi pek çok iş yerinde başta inşaat sektörü olmak üzere, tekstil olmak üzere, mevsimlik işçiler olmak üzere pek çok iş alanında insanlarımız, yoksullarımız, emekçilerimiz, işçilerimiz patronların hırsına, rantına, kârına kurban edilmeye devam ediyor.

Dünü hatırlatacağım tekrar. Dün -evet, pek çok arkadaşımız ifade ettiler- Ankara katliamının anmasına devlet güvenlik güçlerimiz saldırdılar, her zamanki gibi, alışageldiğimiz gibi. Anmaya karşı çıkıyorsunuz. Bir terör örgütünün 100 küsur insanımızı Türkiye’nin başkentinde katletmesine karşı çıkıyorsunuz. Bir terör örgütünün gündem edilmesine, afişe edilmesine, ifşa edilmesine tahammül edemiyorsunuz. Ama ben bizzat kendim de yaşadığım gibi, İstanbul’da Torunlar cinayeti –“cinayet” diyorum, bu, bir iş cinayetidir- yaşandığında, Soma’da iş cinayeti yaşandığında, bunun gibi pek çok yoksulumuzun, işçimizin, taşeronların hayatını kaybettiği, acılarımızın yüreğimizi dağladığı günlerde acılarımızı ifade etmek için, patronların korunmasını protesto için Taksim’e, İstiklal’e veya Torunlar’ın önüne, her neresiyse gittiğimizde en şiddetli gazlara, saldırılara muhatap olduk.

Burada iş düzenlemeleriyle ilgili maddeler görüşülüyor. On beş yıldır bu ülkede iş cinayetleri tavan yaptı arkadaşlar. Bakıyoruz, iş düzenlemesiyle ilgili kanun tasarısının içeriğine şöyle bir göz atıyorsunuz. İşçilere ne getiriyor? Hayatlarını garantiye mi alıyor? Sosyal güvencelerini mi geliştiriyor? Daha insanca yaşama haklarını mı kazandırıyor? Kıdem tazminatları noktasında onun, bunun, üçüncü şahısların vicdanına mı terk ediyor? Hangi geleceğini güvence altına alıyorsunuz? Soyut ifadelerle, dün olduğu gibi, Soma’da, Şirvan’da, Torunlar’da olduğu gibi yine patronları korumaya devam ediyorsunuz. On beş yıllık politikada biz bunu görüyoruz. İşçinin hakkını savunmak için sesimizi çıkardığımızda polis yine bize saldırıyor. Barış isteyenlere saldırı gerçekleştiğinde, biz onların sesi olmaya çalıştığımızda polis yine bize saldırıyor.

İktidarın, terörle arasına mesafe koyması gerekiyor; işçileri, emekçileri ezen egemenlerle, patronlarla arasına mesafe koyması gerekiyor. İşçimize artık sahip çıkalım, bu yasalarla, bu soyut ifadelerle, iddialarla işçilerimizi, yoksullarımızı zalimlerin, kurtların pençelerine terk etmeyelim arkadaşlar.

Bakın, o kadar çok derdimiz var ki. Bugün, aynı zamanda, Dünya Kız Çocukları Günü. Pek çok dert var anlatacak. Bakın, daha hiç bakamadım, dünya kadar problem var ama çocuk işçilerin dramı da ayrı bir mesele. Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmeleri, bu geleneğin… Bu kanunlarla onların geleceğini güvenceye alması, bunları yapması gereken iktidar, yine patronun lehine çalışıyor, yine zenginlerin lehine çalışıyor, yine uluslararası savaş ticareti yapanların lehine çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Ülkemizin yararına, yoksulumuzun, kadınlarımızın, çocuklarımızın yararına politika üretmenin zamanı artık geçti arkadaşlar. 80 milyon insanımıza eşit, özgür, barış dolu geleceği hep birlikte sağlamamız gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’unci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Burada bir şeye açıklık getirmek gerekiyor. Bizim, terörle aramıza mesafe koymamız gerektiğini ifade etti hatip. Bunu şiddetle reddettiğimizi söylemek isterim. Terörle arasına mesafe koyacak birisi varsa o da ait olduğu partidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, geçenlerde Muğla’da yapılan operasyonda 5 terörist etkisiz hâle getirildi. Bugün onların cenazesini almaya giden 2 HDP’li milletvekili var, şu an burada değiller.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ben partimizi terörle itham ettiği için söz hakkı istiyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Buradan, o 5 terörist, kimleri katletmeye gidiyordu? İnsanımızı, masumları, sivilleri ama o cenazelere sahip çıkan, Halkların Demokratik Partisi, başka kimse yok orada. İlla terörle arasına birisi mesafe koyacaksa o da sizsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım, yerinizden vereyim, buyurun.

35.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, iki gündür, iktidarın havuz medyası üzerinden oluşturmuş olduğu algı yönetimine dikkat çekiyoruz. 2 arkadaşımız, tam bir haftadır, işkence iddialarını araştırmak üzere Muğla Valiliği, Muğla Emniyet Müdürlüğü, aynı şekilde, Muğla Başsavcılığı, Barosu ve Tabip Odasına, randevu almış ve partimiz adına heyet olarak gitmişlerdir, Genel Merkez heyetimizle birlikte.

Dün önce Vali randevu verdi, sonra randevusunu geri aldı. Savcılıkla, Baroyla ve Tabip Odasıyla görüşmeler yapılmış ancak cenaze almaya giden aileler, ölenlerin neden öldürüldükleri, hangi sebeple öldürüldükleri henüz açıklanmadığı için, otopsi raporlarını alamadıkları için, sadece Adli Tıp Kurumuyla görüşmeye giden vekillerimizle ilgili, eksik bilgi üzerinden bu iftiraları atmayı herhâlde adet hâline getirdi Sayın Grup Başkan Vekili. Durum bundan ibarettir ve Valiliği arayıp...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bir...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hangi iftira, adli tıbbın önündeler ya! Adli tıbbın önündeler Sayın Yıldırım, burada bak fotoğrafları.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Valiliği arayıp bu konuda bilgi alırsa daha doğru, daha sağlam bilgiyle konuşabilir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Yıldırım, burada bak, cenazeleri almaya gitmişler.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Kaya...

HÜDA KAYA (İstanbul) – Şahsım üzerinden partimi de itham etti, beni de, konuşmamı itham etti, cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söz aldı, cevap verdi Grup Başkan Vekilin.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kaya, Grubunuzu ve partinizi itham etti.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yok, ben şahsi olarak...

BAŞKAN – Hayır, şahsınıza bir şey söylemedi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bir açıklama yaptı, sataşmadan cevap vermedi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben sadece giden heyetle ilgili bir konuya cevap verdim.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hayır, sataşmadan cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, tamam, grup adına, Grubu itham etti, şahsınızı ilzam etmedi; Grubunuz adına da Grup Sözcünüz cevap verdi, kusura bakmayın Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bunun cevabını vermek zorundayım Başkan.

BAŞKAN – Hayır, cevabını Grubunuzun Sözcüsü, Grup Başkan Vekili verdi.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Onun cevabı farklı, benim cevabım farklı.

BAŞKAN – Partinizi ve Grubunuzu söyledi, ilzam etti, ben de ona söz verdim.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Direkt beni itham eden...

BAŞKAN – Hayır, sizin şahsınızı ilzam eden ne oldu? Ben tutanaklara bakacağım, şahsınızla ilgili bir şey varsa vereceğim, söz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bakın, Hüda Hanım’ı anarak onu ve partisini töhmet altına bırakan şeyler söyledi.

BAŞKAN – Ben bakacağım, varsa Hüda Hanım’a ilişkin, vereceğim, tamam.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamam, peki.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 21’inci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 21- 6325 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(3) Arabuluculuk ücretini karşılamak amacıyla adli yardıma ihtiyaç duyan taraf arabuluculuk bürosunun bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesinin kararıyla adli yardımdan yararlanabilir. Bu konuda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanununun 334 ila 340 ıncı maddeleri kıyasen uygulanır.”

 

    Ömer Süha Aldan                Necati Yılmaz                       Mehmet Gökdağ

           Muğla                             Ankara                                   Gaziantep

       Zeynel Emre                   Namık Havutça                   Cemal Okan Yüksel

          İstanbul                          Balıkesir                                  Eskişehir

      Kemal Zeybek                   Gülay Yedekci                         Kazım Arslan

          Samsun                           İstanbul                                    Denizli

      Mahmut Tanal                      Bülent Öz

          İstanbul                         Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Zeynel Emre.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şüphesiz, söz konusu yasa tasarısı önemli bir tasarı. Ancak şu bir gerçek ki vatandaşın burada bugün konuşulan yasa tasarısına ilgisi çok çok düşük düzeyde, açıkçası pek de kimsenin umurunda değil. Niye değil? Bunun birkaç nedeni var tabii ama birincisi de şu: İçinde yaşadığımız durum itibarıyla Anayasa’nın, kanunların, tüzüklerin, yönetmeliklerin, İç Tüzük’ün çok da öneminin kalmadığı, istendiği zaman uygulandığı, istenmediği zaman uygulanmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Benim aslında burada yaptığım konuşmalar, birbirinin devamı niteliğindeki konuşmalar hâlini aldı. Burada yaptığım konuşmaları geneli itibarıyla size uzanan bir yardım eli olarak da düşünebilirsiniz, bunda aslında bir sorun yok çünkü bence sizler de artık bu işin mağdurusunuz. İktidar partisi mensubu mağdurları olarak burada bulunuyorsunuz çünkü yetkileriniz elinizden alınıyor bir bir ve ses çıkartamıyorsunuz fakat bu mağduriyet yanlış anlaşılmamalı, mağduriyet bir haklılığı getirmiyor, haklı olmadığınız gibi bu durumda sizin de suçunuz var.

Bugün yaşananları türlü isimlerle andık, dedik ki: “Bir iktidarsızlık problemi var.”, “Adaletsizlik var.” Aslında, bugün burada bir boyutuyla da ele almak istiyorum, bu defa kuralsızlıktan bahsetmek istiyorum. Bugün yaşanan şey, normların, kuralların çöküşüdür aslında. Artık normların yerini kararlar almıştır. Bunun adı da kuralsızlık, kural tanımazlıktır.

Bakın, aynı yargılamalarda bir gazeteci pekâlâ bırakılabiliyor, aynı şartlardaki başka bir gazeteci bırakılmıyor. Tutuklanan salınıyor, salınan tutuklanabiliyor. ByLock önemli bir delil mi? Önemli bir delil ama byLock çıkan aynı şartlarda iki vatandaştan biri tutuklanabiliyor, diğeri tutuklanmıyor. O sırada herhangi bir nedenle tahliye kararı veren hâkim, bakıyorsunuz, sürülüyor, kovuluyor. Aslında sanki bir barajın çatırdayan duvarlarını çıplak ellerinizle tutuyor, kaçınılmaz çöküş karşısında kuralları, teamülleri, tüzükleri, normları, esasları çiğnemek pahasına beyhude çabalıyorsunuz, altında kalacağınız göçüğü de büyütüyorsunuz.

Daha yeni bizim milletvekilimiz Enis Berberoğlu’yla ilgili mahkeme bir karar verdi, hiç öyle usulden falan değil, esastan işi bozdu, esastan “verilen karar yanlış” dedi ama tahliye kararı veremedi, “neme lazım” dedi, kararı veren mahkemeye havale etti.

Bakın, genel seçim yapılıyor, referandum yapılıyor, sandık kuruluyor, oy verilecek kurallar uygulanmıyor, oy sayılacak kurallar tanınmıyor, YSK, kendi hukukunu çiğniyor ve kimse sahip çıkamıyor.

Yerel seçim yapılmış, adamın görev süresi devam ediyor ama işine devam edemiyor, kovulmuş, kuraldan, esastan, takvimden eser yok yine. Mecliste komisyon kuruluyor, araştırma yapacak, tüzük berhava ediliyor, kimsenin umursadığı yok. Danıştay bir karar alıyor. İlgili bakan diyor ki: “Aynı istikamette devam edeceğiz.” Büyüklerine özeniyor hâliyle. Kimseden ses yok. Danıştay Başkanına sorsanız “Bütün suç ana muhalefet partisinde.” diyor. Anayasa Mahkemesi, daha önce kendi verdiği emsal kararlara uyamıyor. Meclis Başkanlığı, Parlamento protokollerini ihlal ediyor, bunu özürle geçiştiriyor. OHAL ilan edilmiş, Anayasa 119, 120, 121 çok açık, Anayasa çiğneniyor, OHAL’e bile uygun davranılmıyor ancak hiçbir şey de olmuyor.

Diplomaside nezaket kuralları altüst olmuş durumda, bir bakıyorsunuz tehditkâr üsluplar, nobran, yıkıcı, uzlaşmaz bir dil kullanılıyor. Zarar yine ülkenin ancak hiç kimse de dur diyemiyor. Keza bunun gibi birçok veri var.

Bakın arkadaşlar, biz bunları söylüyoruz ancak benim ve milletvekili arkadaşlarımın burada söyledikleri vatandaşta yeterince karşılık bulamıyor, bunun da farkındayız. Tabii, vatandaşımız geçim derdinde, yaşamını idare etme telaşı içerisinde; ülkemiz terör saldırıları altında, açıkçası hayatta kalma ve yaşamını idare etme kaygısı içerisinde çok fazla bu meselelere ağırlık veremiyor, bunun farkındayız. Tabii bu da aslında bir şekilde yönetenler açısından oldukça kolaylaştırıcı bir işlev görevi görüyor, yönetenlerin işine geliyor bu durum. Bugün dünya üzerinde kötü yaşam koşulları yaşayan toplumlara bakın, çoğunlukla, yönetenleri eleştirmeyen, sorgulamayan, değiştirmeyen insanlardan oluşuyor maalesef.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şu anda, Allah aşkına, Genel Başkanınız Tayyip Erdoğan’ın Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında televizyona çıkıp konuşmasına ne mâni var? Konuşsalar da gerçekleri, bu millet aydınlansa, karar verse; manipüle edilmeden gerçekleri konuşsalar kime ne zararı var? Siz Genel Başkanınıza bunu söyleyebiliyor musunuz? Geçmişte, on beş, yirmi yıl önce liderler televizyonda tartışırdı. Zaman geçtikçe demokrasinin ilerlemesi lazım, bizde niye geriliyor? Siz kalkıp da Genel Başkanınıza soramıyor musunuz, siz neden korkuyorsunuz? Çıkın Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına, kim haklı kim haksız ortaya çıksın, değil mi arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Bunları sorgulamadan, halkımıza eşit şartlarda sunamadan doğrunun anlaşılması da çok güç.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Az önce Genel Kurulda yapılan konuşmaların bir tanesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kullanmış olduğu kanalizasyon, su gideri kapaklarında “Allah” lafzının olduğuyla ilgili bazı dokümanlar burada paylaşıldı. Konunun aslı şudur: Kapakların üzerinde Büyükşehrin ya da İSKİ’nin logosu kullanılıyor. Son ve bu bahsedilen kapaklar dökme kapak ve bunları döken firmanın logosu tersten okunduğu zaman “Allah” lafzı gibi görünebiliyor. İsmini vermeyeyim firmanın, “m” var bir tanesinde, bir de “d” var, ikisini birleştiriyorlar, tersten bakınca sanki öyle bir şey gibi algılanıyor. Bu kapaklar son on yıldır kullanılmıyor. Dökme kapak olduğu için bunları hırsızlar çalıyor. Son on yıldır, 2006’dan itibaren kullanılan kapaklar dökme değil, sıkıştırılmış, kompozit kapaklar kullanılıyor. Onların üzerine de zaten herhangi bir firmanın logosu konulmuyor, sadece İSKİ’nin logosu konuluyor. Bunu da Genel Kurulla paylaşmış olayım.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Ben bu konuda…

BAŞKAN – Sayın Aslan, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

37.- Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Yani Kâğıthane Belediyesinin ve Büyükşehrin logosu belli, ortada. Şu kırmızı yerler ise, bakın, büyütülmüş ve kendi çektiğim resimler. Asla söylenen, Sayın Grup Başkan Vekilinin söylediği gibi değil. Hem bu, az önce de söyledim, nesih yazı tipidir, bu da kûfi yazı tipidir. Böyle bir tesadüf mümkün değildir. Yani kesinlikle… Sadece İstanbul’da değil Sivas Belediyesinde de, 2006’da Sivas’ta bu kapaklar bulunmuş ve zamanında da bunlar basına da düşmüş şeyler. Yani böyle altyapısını… Daha doğrusu, tam kanıtlamadan iddia ettiğim şeyler değil bunlar. Yani bu yanlışı düzeltelim. “Allah” isminin yükseklerde olması gerekiyor, başımızın üstünde olması gerekiyor. Ha, velev ki öyle bir şeyse de toplatılsın çünkü yanlış anlaşılmalara mahal veriyor ve bizi incitiyor.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Muş…

38.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben polemik yapmak istemiyorum beyefendiyle fakat ısrarla aynı şey söyleniyor.

Bakın, onu tersten okuduğunuz zaman öyle o. Bu kapaklar son on yıldır kullanılmıyor. Büyükşehir Belediyesi farklı bir kapağa geçti ve bunlarla alakalı da gördüklerini topluyorlar. Diğer gösterilen kapakta da Kâğıthane Belediyesinin logosu o. Yani böyle bir şey olabilir mi ya? Arkadaşlar, aklımızla alay etmeyelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun, size de söz vereyim.

39.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, kanalizasyon kapaklarında “Allah” yazıyor algısı varsa buna göz yummamak gerektiğine ve bu kapakların toplatılmasında fayda olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Tabii, böyle bir tartışma belki garip ama bir kasıt şüphesiz yoktur, ben eminim. Lakin böyle bir algı varsa, Cenab-ı Allah’ın adının yerlerde süründürülmesine de göz yummamak lazım. Bu kapakların -böyle bir algı yaratılıyorsa, ben kendim görmedim ama- toplatılmasında fayda var ve bu tartışmayı bitirmekte de fayda var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bitiriyoruz, teşekkür ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, 21’inci madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 21’inci maddesinde geçen “taraf” ibaresinin “taraf ya da taraflar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İsmail Faruk Aksu                          Kamil Aydın                            Baki Şimşek

                İstanbul                                    Erzurum                                     Mersin

              Ruhi Ersoy                        Ahmet Selim Yurdakul                       Erhan Usta

               Osmaniye                                   Antalya                                     Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Erhan Usta konuşacaktır.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Hazır Adalet Bakanımız buradayken ben aslında bu maddede FET֒yle, hain FETÖ örgütüyle yapılan mücadeledeki bazı aksaklıklar üzerinde durmak istiyorum.

Şimdi, ilk konu -ve aslında artık bir yara hâline geldi- bu tutuklu er, erbaş, askerî öğrenci meselesi.

Şimdi, Sayın Bakan, dosyalarına bakıyorsunuz, birçoğunun -bunların dosyaları bize getirildiği için biliyorum- hakikaten dosyalarında bir şey yok. Bir defa, bir erin, bir askerî öğrencinin darbeci olması diye bir şey düşünmek zaten akla ziyan bir şey. Aileler mahkemelere gidip gelmekte, perişan olmuş. Aile Diyarbakırlı, çocuğu Ankara’da askermiş; buraya git-gel. İnanın birçoğu komşusundan para alarak buralara geliyor. Yatacak yeri yok; parkta yatanlar, bir başka ailenin yanında yatanlar… Yani, bunlar nihayetinde devlete emanet edilmiş kişiler. Bunlar kendi komutanlarını kendileri seçmedi, birliklerini kendileri seçmedi. Tatbikat var diye alınmış bu çocuklar, götürülmüş. Ve silah kullanmamış; bakın, silah kullanmadığı hâlde olanlar var. Bunların hepsi, tabii birçoğu sizlere gelemediği için, bize çok fazla geliyorlar ve biz bunları biliyoruz.

Şimdi, biz demiyoruz ki bunlar yargılanmasın ama bu öğrencileri, bu çocukları, bu erleri, erbaşları, askerî öğrencileri -her neyse- tutuksuz yargılama imkânı yok mu? Niye bunlar tutuksuz yargılanmıyor? Devletin eli kolu uzun. Bunlar gariban çocuklar zaten, bunların bir yere kaçacak hâli filan da yok, yani ülkeyi terk edecek hâli yok. Mahkeme vakti geldiğinde bunların kendileri de gelecektir, gelmezse de devlet getirir. Lütfen bu konuda bir adım atılsın ve bu drama bir son verilsin. Burada insanımızı devlete küstürmeyelim yani bu drama bir son verelim.

Şimdi, diğer bir husus: O hain gecede hayatını kaybeden bir kısım askerlerimiz var, özellikle erlerimiz. Bunlar hain damgası yemiş erler. O günün sıcaklığı içerisinde zaten herkes… Yani Allah yaşatmasın bir daha, o esnada şu oldu, bu oldu, her ne olduysa… Bunların birçoğu zaten -şimdi ortaya çıktı ki- millete, vatandaşa ateş etmediği için komutanları tarafından öldürülen erler fakat devlet bunlara hain gözüyle baktı. Yirmi gün sonra, yirmi beş gün sonra çöp poşetleri içerisinde çocuklarını aldı aileler. Bunlar kolay şeyler değil. Erzurum’da bir olay var, isterseniz isim verebilirim, çocuğunu gömecek yer bulamadı. Böyle bir şey var mı? Şimdi, daha sonradan raporlar ortaya çıktı, silahından ateş edilmemiş, elinde bir barut izi yok, hiçbir şey yok. Bu çocuklar hain damgasını yiyorlar, aileler çok perişan. Bunlarla ilgili, bu durumda olanlarla ilgili lütfen bir şey yapılsın, inceleme yapılsın, bunların itibarları iade edilsin. Aileler artık çocuklarının gittiğine filan yanmıyor fakat itibarlarının iade edilmesi son derece önemli bir husus.

Diğer bir husus, 18-20 bin öğrenciyi ilgilendiren bir şey, askerî öğrenciler, kursiyerler. Şimdi, tabii, ben bunun hakikaten böyle olduğunu bilmiyorum. Ben bu anlamda hiç asker olmayı, subay olmayı filan düşünmedim nedense. Şimdi, birçoğuna bakıyorsun, bunlar üniformalarına âşık çocuklar. Askerî öğrenci olmuş, dışarıdan gelip askerî okula girmiş veya üniversiteyi bitirmiş, daha sonradan kursiyer olarak gelmiş, askeriyede bir kurs aldıktan sonra işte subay olacak, astsubay olacak, her ne olacaksa. Şimdi, devlet işin bir kolaycılığına kaçtı, ne dedi? Dedi ki: “Kardeşim, ben sizin hepinizin hakkını alıyorum elinizden.” Hiçbir şekilde bir soruşturma yapmaksızın bu öğrencilerin tamamı hak kaybına uğratıldı. Ha, orada hemen şimdi şöyle bir savunma yapılıyor, deniliyor ki: “Efendim, işte biz bunların -öğrenci olanlar için- bir kısmına denkliği olabilecek diplomalar verdik.” Bunların hiçbiri bir defa bu çocukların -birçoğu da yüksek puanlarla girmiş- girebileceği okullara denk okullar değil, bir. İkincisi: Diploma verilenler ve okula verenlerde o “KHK” ismi yazılıyor; bu çocuklar damgalanmış, bu çocuklara hiç kimse iş vermeyecektir.

Şimdi, bu kadar sıkıntılı bir dönemde, yine gençlerimizin hayallerini kırmayalım, aileleri perişan etmeyelim. Buraya bir bakılması lazım. Burada yapılması gereken şey… Bunların içerisinde FET֒cü olan var mıdır, elbette vardır ama yeni aldıklarımızın içerisinde de FET֒cü olabilir. Devlet kolaycılığa kaçmaz. Güvenlik soruşturması yapılsın, suçlu olanlar sadece atılmakla da kalmasın, öyle bir suçun içerisine bulaştıysa bunlar cezalandırılsın. Ancak burada yapılması gereken şey, böyle toptan 20 bin genci cezalandırmak yerine, güvenlik soruşturması yapılarak… Birçoğu ÖSYM sınavıyla girmiş belli puanla, diyorlar ki çocuklar bize, dilekçeleri var: “Biz kameralı mülakatlarla girdik.” Buna, dolayısıyla, bir bakmak lazım. Ve bunlar OHAL Komisyonuna başvuramıyorlar, mahkemelere başvuramıyorlar. Bunların mahkemeye başvurmama gibi bir şeyinin olmaması lazım, OHAL Komisyonuna başvurmama gibi bir durumun da olmaması lazım.

Diğer bir husus -geçen gün size ifade ettim- kurumlar şu anda her şeyi OHAL Komisyonuna havale etmiş durumda. Mahkeme kararlarını dahi kurumlar uygulamıyor. Böyle bir şey olmaz, mahkeme kararlarının uygulanması lazım.

Şimdi sürem bitti. Bu şikâyet ve itiraf mekanizması tam bir kıyıma dönüştü. Bakın, FET֒cü böyle, kendisini kontrol ederek bir kısım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Çok affedersiniz Sayın Başkanım, süre vermezseniz de bu şekilde konuşabilirim ama…

BAŞKAN – Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Şimdi, itiraf ediyor, itiraf ettiği hiçbir şey yok esas itibarıyla. Bakın, ben bunu hâkimlerden dinledim. Bunları size anlatmıyor olabilirler çünkü memleket o havada değil. Hâkimler söylüyor bunu, “Hiçbir şey itiraf etmiyor fakat itiraf mekanizmasından faydalanıyor.” diyor. Bilinen şeyleri söylüyor. O arada ne yapıyor biliyor musunuz? 10-20 kişiyi de mağdur ediyor. FET֒cü dışarıda, milletin evladı yani hakikaten bu örgütle hiçbir alakası olmayanlar işinden oluyor, gücünden oluyor. Bunlara dikkat etmemiz lazım, mahkemeleri iyi çalıştırmamız lazım, adil yargılamanın önündeki engellerin aşılması lazım.

Ve bu “isim ver” baskısı, bakın, iyi niyetli olabilir, ben burada kötü niyet var demiyorum, mücadele için yapılıyor. Ama mücadelede şimdi o kadar çok aksayan yön var ve mağduriyet oluşuyor ki FETÖ ellerini ovuşturuyor yani FET֒nün hoşuna gidiyor şu anda yapılan bazı işler. Dolayısıyla, bu “isim ver” baskısından da biraz kurtarmamız lazım. Adamın verdiği isimlerin hiç aslı astarı yok. İtirafta bulunuyor, iftirada bulunuyor daha doğrusu, iftirası asılsız çıkıyor ama iftirayı atana hiçbir şey yok, ondan sonra öbür tarafta insanlar kendilerinin suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışıyorlar.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, tutanaklar geldi mi?

BAŞKAN – Henüz gelmedi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – O zaman, yerinden…

BAŞKAN – Tamam, yerinden söz verelim.

Sayın Kaya, size İç Tüzük 60’a göre pek kısa bir söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Öncelikle grup sözcüsü Sayın Mehmet Muş, kendisinin iktidar sıralarında oturduğunu zannediyor sanıyorum. İktidarla ilgili bir muhalefet yaptığımızda her seferinde AKP sıralarından buna cevap verilmesi uygun değildir. Burada Hükûmet temsilcileri var, onlar cevabını verirler. AKP’yle ilgili bir savunma gerekiyorsa da kendileri söz alırlar.

Fakat ben konuşmamda şunu belirtmiştim: İktidarın, dün de bugün de patronların yanında olduğunu ifade ettim. Muğla’da soyularak işkence edilen işçilerin, paralarını istedikleri için, paralarını vermekten imtina eden patronlarının, müteahhidin ihbarıyla yakalandığına dair iddialar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (İstanbul) - Bir gün, yakın zamanda, bunun gerçek olduğu ortaya çıktığında nasıl bir cevap vereceksiniz? Zamanında sabık bakanlardan olan İdris Naim Şahin Roboski’de katledilen çocuklar için de aynı şeyi söylemişti, ondan sonra bugünkü akıbetini hep beraber görüyoruz. Zulüm ilahi metinlerde, işkence Kur’an’da kesinlikle eşrefimahlukat olan insana ve bütün canlılara, kim olursa olsun yasaktır, kesinlikle yasaklanmıştır. Bu zulüm bir suçtur, insanlık suçudur, işkenceyi kimse savunamaz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakanın bir söz talebi var.

Buyurun.

41.- Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Sayın Usta’nın, yargılamalarla ilgili bazı ifadeleri oldu. Bu hususta öncelikle, prensip olarak şunu ifade etmek isterim: Anayasa 138’e göre, görülmekte olan davalarla ilgili, bu hususların değerlendirilmesinin, bu hususlarla ilgili müzakere edilmesinin çok doğru olmadığını düşünüyorum.

Diğer bir konu: Yargı içerisinde de ilk derece, istinaf, Yargıtay, elbette her mahkeme yüzde yüz doğru karar verir diye bir hüküm yok. Nitekim, bu yüzden, kanun yolları vardır. Yerel mahkemeye karşı istinaf yolu getirildi, Yargıtay var, diğer yollar var. Ama varsa da bir iki hata uygulamada ya da bir iki vatandaşın beyanıyla bütün yargı üzerinde... Yani 15 Temmuz gibi bir darbe girişimi üzerindeki yargılamalarda, bu anlamda, işte, algıyı farklı yöne çekecek bu tür birtakım ifadelerde daha dikkatli olmamızda fayda var diye düşünüyorum.

Tutuklu er, erbaşla ilgili, bildiğimiz kadarıyla, yaklaşık 300 tutuklu er, öğrenci olduğu hususunda bilgi geldi. Elbette yargılamayı savcılık ve mahkemeler yaptığı için bizimkiler kamuoyuna yansımış bilgilerden derlenmiş bilgiler çünkü bağımsız bir şekilde yürüyor. Ama burada da, şehitlerimizde ve yaralılarda olduğu gibi, yaralama ya da ölüm hadiseleriyle ilgili, hangi silahtan çıktı, bunların yargılaması yapılıyor. Hiçbir mahkeme “Tutuklu er olsun, er tutuklansın.” diye bir şeye girmez, gerçeği araştırıyor. Dolayısıyla, bu konularla ilgili yargılamalarda, Türkiye’nin bekasına yönelik bu tür yargılamalarda fedakârca çalışan yargı mensuplarımızın varsa da bir iki hatası, bunlar kanun yollarıyla, avukatlarla, savunma hakkıyla elbette her zaman dile getirebilir. Bu hususta tüm yargılamaları böyle töhmet altına alacak şekilde -millî beka meselesi anlamındaki bu tür yargılamalarda- bu tür beyanlar, yargılamayı farklı şekilde olumsuz olarak etkileyebilir diye düşünüyorum.

Son olarak, OHAL Komisyonu çalışmaya başladığı için kurumların kendi uhdesinde bulunan dosyalar talep edilmekte, bunlarla ilgili karar verilmekte. Kurumların karar vermesini engelleyici bir durum yoktur ama kurumların verdiği karara karşı yargı yolu yok. Dolayısıyla, OHAL Komisyonu çalışmaya da başladı. Bir an evvel yargı yolunu açmak adına çok önemli bir reform, dolayısıyla OHAL Komisyonunun bu kararı vermesi için kurumların yardımcı olması da doğal çünkü ona karşı yargı yolu da açık. En azından, varsa mağdur olduğunu iddia eden, bu yargı yoluna başvurabiliyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun.

42.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Bakana teşekkür ederim tabii ki değerlendirme yaptığı için ancak bir defa şu şeyi kabul etmek mümkün değil, böyle algıyı farklı yerlere götürmek filan, yani öyle bir şey yok. Biz burada spesifik olarak bütün mahkemeleri töhmet altında bırakacak, bütün yargılamaları töhmet altında bırakacak… Buradan nasıl bir sonuç çıkardılar kendileri, onu bilemiyorum; öyle bir şeyimiz asla olamaz yani. Ama burada ben spesifik birkaç konudan bahsediyorum. Buralarda adil yargılamanın önünün açılması siyasetin işidir. Mahkemeler elbette bağımsızdır, biz mahkemelere bir şey yapılsın filan demiyoruz ancak yani söylenenleri kulak ardı etmek de mümkün değil. Neyse, daha fazlasını söylemeyeceğim, onu gerekirse Sayın Bakanla ayrıca konuşuruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ERHAN USTA (Samsun) – Pardon. Ben, bu açıklamaya rağmen, söylediğim her şeyin arkasındayım; hiçbir şekilde, onların hiçbirisi cevaplanmış değil. OHAL Komisyonu konusu da, biz de zaten tam da onu söylüyoruz, “OHAL Komisyonuna müracaat edemiyorlar.” diyorum. Müracaat edilmesinin önünü açmak lazım. OHAL Komisyonundan milletin de beklentisi var, siyaset kurumu olarak bizim de beklentimiz var.

BAŞKAN – Teşekkürler.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN - 22’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

   Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

           Muş                                 Gaziantep                                 Van

Meral Danış Beştaş                   Saadet Becerekli            Ayşe Acar Başaran

         Adana                                  Batman                                 Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran konuşacaktır.

Buyurun Sayın Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki üç gündür yasa tasarısı üzerinde bolca konuşuyoruz. Ben yine en sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Bu yasa tasarısı hiçbir şekilde işçiler lehine değildir ve derhâl geri çekilmesi gerekiyor. Ancak, bununla beraber ben yargının içerisindeki durumdan biraz söz etmek istiyorum.

Türkiye’de yargı iki şekilde işliyor. Birincisi; Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesine saldıran saldırganlarla ilgili olarak jet hızıyla iddianame hazırlanması, jet hızıyla dava açılması ve jet hızıyla tahliye verilmesi. İşte yargı bir koluyla yandaşlarına karşı böyle hızlı, seri bir şekilde işliyor. Ama bir taraftan da yargı nasıl işliyor? Mesela, Manisa’da 2015 yılında tutuklanan yöneticilerimiz var, daha birkaç gün önce iddianameleri henüz hazırlandı. Her nasılsa, gece baskınlarıyla, sanki eğer gözaltına alınmazlarsa, hemen tutuklanmazlarsa hak kaybına neden olacakmış gibi bir yanılsamayla gözaltına alınıyorlar ama üç yıla yakın bir süre boyunca hiçbir şekilde haklarında iddianame hazırlanmıyor. Yine bunun yanında, zaten defaaten söyledik, Sayın Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş bir gece operasyonuyla alındı ancak bir yıldan fazla tutuklu olmasına rağmen henüz hakkındaki dava görülmüş değil. Yine bununla beraber, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat, Ömer Çelik gibi gazetecilerden ilk dalgada tutuklananlarla ilgili olarak henüz bir iddianame hazırlanmış değil. Bunun yanında, değerli arkadaşlar, Türkiye-Almanya arasında krize neden olan Deniz Yücel vardı. Gözaltına alındı, tutuklandı, Türkiye-Almanya arasında bir krize neden oldu ama iki yüz yirmi yedi gündür tutuklu, henüz hakkında bir iddianame yok. Yine, Doğubayazıt’ta gözaltına alınıp tutuklananlar var. TUHAD-FED yöneticileri, DTK, HDP’lilerden oluşan 6 kişi 2015 yılında gözaltına alındı, tutuklandı; 2017 yılındayız, hâlâ haklarında hazırlanmış bir iddianame yok.

Tabii, bunu biz söylediğimizde şöyle bir savunma yapılıyor: “FET֒cü hâkimler, FET֒cü savcılar...” Peki, sizin cemaatle yapmış olduğunuz ortaklığın sonuçlarına biz katlanmak zorunda mıyız halk olarak? Bunu yaratan sizsiniz, yargının her yerine cemaati yerleştiren sizsiniz. Peki, bunun sorumluluğunu niye halka yüklüyorsunuz? Niye aylarca, hatta yıllarca, insanlar tutuklu kalmalarına rağmen haklarında iddianameler düzenlenmiyor? Bakın, bu adil yargılanmanın tamamen ihlali demektir ama İçişleri Bakanı çok rahat çıkıp “Bir yılda 30 bin kişiyi tutukladık.” diyebiliyor. Müjde gibi söylüyor bunu, 30 bin kişiyi tutukladığını. Peki, tutuklamak esas mıdır? İnsanları tutuksuz da yargılayamıyor muyuz? Bunun önünde bir engel var mı? Hayır. Ama mesele, tutukluluğu da ceza hâline getirme meselesidir; mesele, Türkiye'yi çepeçevre bir cezaevi hâline getirmektir.

Biz Türkiye'de yerel yöneticilerin, hatta merkezî yöneticilerin cezaevi yapımlarını müjde olarak verdiklerini de biliyoruz, müjde gibi açıklıyorlar; tesis açar gibi, fabrika açar gibi “Şu kadar kapasiteli cezaevi açıyoruz.” diyorlar ve diğer bütün ülkelerin de bizi kıskandığını iddia ediyorlar. Demokrasiden nasibini almamış bir ülke hâline geldik, üçüncü sınıf bir dünya ülkesi hâline geldik ama bütün dünyanın bizi kıskandığını zannediyoruz.

Değerli arkadaşlar, eğer konuşulacak bir şey varsa bunları konuşmamız gerekiyor.

En son olarak bir kişiden daha söz edeyim: İdil Belediye Eş Başkanı Nevin Oyman Girasun bir yıldır tutuklu, bir yıldır cezaevinde, iddianamesi hazırlanmadı. Bakın, 5 yaşında bir çocuğu var, Diyarbakır’da yaşıyor ama Nevin, kasıtlı olarak, ayrıca cezalandırılmak için Alanya Cezaevine sürgün edildi ve bu tek değil, daha bunun gibi onlarcasını sayabiliriz aileleri Diyarbakır’da, Batman’da, Van’da; kendileri Edirne’de, Tekirdağ’da, Rize’de. Bu, kişinin yanında bir de aileyi cezalandırmaktır. Bu yol, yol değildir. Bu yoldan en kısa zamanda vazgeçip demokratik hukuk devleti ilkelerine geri dönmek gerektiğini… Aksi takdirde, dediğim gibi, tarih unutmaz, mutlaka bunun hesabını bir gün o iktidarlardan sorar diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 22’nci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 22- 6325 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"(6) Arabuluculuk müzakerelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları vasıtasıyla katılabilirler. Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayabilecek uzman kişiler de müzakerelerde hazır bulundurulabilir.

(7) Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde arabulucu bir çözüm önerisinde bulunabilir.

(8)      Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya da hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil eder.

Komisyon, arabuluculuk müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar.

(9)      Komisyon üyelerinin arabuluculuk faaliyeti kapsamında yaptıkları işler ve aldıkları kararlar sebebiyle açılacak tazminat davaları, ancak Devlet aleyhine açılabilir. Devlet ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan üyelere ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.

(10) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir. "

     

Necati Yılmaz                           Mehmet Gökdağ                 Namık Havutça

         Ankara                               Gaziantep                             Balıkesir

    Gülay Yedekci                         Zeynel Emre                     Kemal Zeybek

        İstanbul                                İstanbul                                Samsun

     Kazım Arslan                           Bülent Öz                Cemal Okan Yüksel

         Denizli                               Çanakkale                             Eskişehir

    Mahmut Tanal                      Ömer Süha Aldan

        İstanbul                                 Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Necati Yılmaz konuşacaktır.

Sayın Yılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının genel gerekçesinde, bugüne kadar ara bulucuya götürülen hukuk davalarının yüzde 89’unun iş uyuşmazlıkları olduğu ve bunların yüzde 93’e yakınının anlaşmayla sonuçlandığı ve bu anlaşmanın -süresinin- yüzde 95’inin de bir gün veya daha az süren müzakereler neticesinde gerçekleştiği söylenmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu oranlar elbette önemlidir. Ancak, ara buluculuğu zorunlu hâle getirmek için yeterli midir, bu soruyu sormak lazım. Uzlaşılan bu uyuşmazlıklarda bir memnuniyet araştırması var mıdır? Anlaşma sağlayan işçiler haklarını alarak mı, yoksa çaresizlik içinde haklarının bir kısmından vazgeçerek, mecbur kalarak mı anlaşmışlardır? Bu konuda bir verinin olması gerekir. Maalesef, Bakanlık bu konuda bir çalışma yapılmadığını söylüyor.

Evet, sayın milletvekilleri, soruyoruz: Ara buluculuk yasasında diğer tüm ihtilaflar bakımından ihtiyari bir alternatif çözüm yolu olarak kalmakta devam eden ara buluculuk, bu tasarıyla sadece ve sadece işçi alacakları bakımından zorunlu bir yol hâline getiriliyor. Zorunlu ara buluculuk iyi bir çözüm yoluysa neden tüm ihtilaflar için değil de sadece işçi alacakları bakımından zorunlu bir yoldur?

Yine soruyoruz: Diğer alacaklar bakımından genel zaman aşımı süresi on yıl olarak kalmaya devam ederken bu tasarıyla işçi alacaklarında zaman aşımı süresi neden beş yıla indiriliyor? Ve yine, hak arama hürriyetini düzenleyen “Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” diyen Anayasa’nın 36’ncı maddesi yürürlükte olmasına rağmen ara bulucuya başvurmayan işçinin mahkemeye başvurma hakkı neden elinden alınıyor?

Soruyoruz: Giderilmesi mümkün olmayan dava şartı noksanlıklarında verilecek kesin sürede bu noksanlığın tamamlanabileceği hükmünü amir olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115’inci maddesine rağmen ara bulucuya başvurmayan işçinin davasının reddedilmesi kuralı neden getiriliyor?

Soruyoruz: 3.500 KİT çalışanının memur statüsü elinden alınıp neden işçi hâline getiriliyor?

Tüm bunlar gösteriyor ki eşitlik ilkesini ihlal eden bu yasa alın terine düşman bir yasadır, alın terini gasbeden bir yasadır.

Sayın milletvekilleri, emek örgütlerinin, baroların, Türkiye Barolar Birliğinin bu tasarıya desteği yoktur. Bu tasarı sadece işveren temsilcileri tarafından desteklenmektedir. Diyorlar ki: “İş davalarının yüzde 98’inde işçiler haklı çıkıyor. İşçi alacakları işveren üzerinde ciddi yük oluşturuyor.” Elbette ki işçi, hakkı olduğu sürece bu davaları kazanmaya devam edecektir.

Bu tespitle, uzun süre yargılama süreçlerinin ve pahalı adaletin kıskacında, güçlü işveren karşısında yoksulluk ve çaresizlik içinde olan işçiyi haklarından vazgeçmeye mecbur etmek için bu tasarı hazırlanmış ve Hükûmete kabul ettirilmiştir. “Biz OHAL’i sermayenin rahatı için ilan ettik. OHAL’i biz iş dünyamızın daha iyi çalışması için getirdik.” diyen Hükûmet, bu tasarıyla emek düşmanlığında fütursuzlaşmıştır.

İşçinin kıdem tazminatına göz diktiğini inkâr etmeyen bu Hükûmet, alın terinin, helal kazancın, emeğin karşısındadır.

Evet, Sayın Bakan, sadece “İşimi istiyorum.” diyen 2 eğitim emekçisinden daha davaları açılmadan 2 terörist yaratan, haklarında verilmiş bir karar olmaksızın insanlık dışı uygulamalarla cezalandıran sizsiniz. Artık herkes biliyor ki sadece alın terine değil, demokrasiye de karşısınız.

OHAL koşullarında ülkeyi yönetmek için sivil darbe yapmakta fırsatçısınız.

Kamu çalışanına maaş artışında yüzde 4’çü, vatandaştan vergi toplarken tam 10 katçısınız. Biz de sizin emek karşıtı, neoliberal politikalarınızdan beslenen bu tasarınıza karşıyız.

Sayın Bakan, ortada bir dolu adaletsizliğiniz var. En son, Enis Berberoğlu’nun hakkında verilmiş bir bozma kararı var. Bu bozma kararı orta yerde dururken, bu gerekçeler orta yerde iken ya bu tahliye kararını vereceksiniz ya da o adliye binalarını yıkacaksınız, bu Bakanlığı kaldıracaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Varlığınıza bir anlam katacaksınız çünkü daha fazla hukuku bu denli ayaklar altına alamazsınız diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 22’nci maddesinde geçen “Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayabilecek uzman kişiler de müzakerelerde hazır bulundurulabilir” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

     İsmail Faruk Aksu                      Kamil Aydın                  Baki Şimşek

            İstanbul                                Erzurum                            Mersin

          Ruhi Ersoy                    Ahmet Selim Yurdakul

           Osmaniye                               Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Erkan Haberal.

Buyurun Sayın Haberal. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tasarıyla ilgili en çok tartışılan husus, zorunlu ara buluculuk uygulamasının getirilmesidir. Ara buluculuk yönteminin uyuşmazlıkları mahkeme önüne taşımadan, kısa sürede ve gizlilik içerisinde çözebilmesi, ayrıca çatışmacı değil uzlaşmacı bir karakterinin olması müessesenin olumlu yönüdür.

Düzenlemeyle, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi alacağı ile işe iade talebiyle açılacak davalarda dava açılmadan önce ara bulucuya başvurmak zorunlu hâle getirilmektedir. Gerekçe olarak ise yargılamanın kısa sürede ve daha az masrafla bitirilebileceği, sosyal barışa katkı sağlanacağı, gizlilik ilkesi nedeniyle sınırların korunacağı ve benzeri şeyler gösterilmektedir. Ne var ki ara buluculuk müessesesi gönüllülük ve isteğe bağlılık esasına dayalı, tarafların süreçte eşit haklara ve imkânlara sahip olduğu, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olduğu için ara buluculuk müessesesinin dava şartı olarak düzenlenmemesi yerinde olacaktır.

Tasarının geneli üzerinde yaptığımız değerlendirmede belirtildiği üzere, ara buluculuk müessesine karşı değiliz. Hatta seçim beyannamemizde, yargıya gidilmeden uyuşmazlıkların çözümünü sağlayacak mekanizmaların hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmiş, bu ve benzeri müesseselerin, adaletin hızlı ve adil tesisine katkı sağlayabileceği öngörülmüştür. Bununla birlikte, asıl önemli olan husus, tarafların hak ve hukukunu haleldar etmeyen ve adaletin tesisi adına sağlıklı işleyen bir ara buluculuk mekanizmasının inşa edilmesidir. Şayet işçi-işveren arasındaki dava ve uyuşmazlıkların yargıyı bu derece meşgul etmesi istenmiyorsa öncelikle çalışma hayatının etkin bir şekilde ve yeterince denetlenmesi, taşeron uygulamasının istisnai hâle getirilmesi, etkin bir sendika ve toplu sözleşme düzeninin kurulması, işçinin iş yeri yönetimine katılması anlayışının güçlendirilmesi gerekmektedir.

Genel olarak ifade etmek gerekirse ara buluculuk gibi alternatif uyuşmazlık yöntemleri, tarafların eşit olduğu ve sözleşme serbestisinin geçerli olduğu hâllerde kendisinden beklenen faydaları gösterecektir. Bununla birlikte, iş hukukunda taraflar arasında bir denge veya eşitlik olup olmadığının en çok tartışılan husus olduğu kanaatindeyiz.

Tasarıya göre, yetki itirazını ara bulucu veya kurulacak büro değil, sulh hukuk mahkemeleri değerlendirecektir. Yetki itirazının yapılacağı sulh hukuk mahkemeleri sayısı azaltılmış ve kendi ellerindeki işleri bile yetiştiremez hâle gelmiştir. Bu iş yüküne bir de yetki itirazları eklendiğinde, basit bir yetki uyuşmazlığı için gidecek dosyalar anılan mahkemelerde yığılacak, yıllar içindeki birikimle uzun süreler bekleyecek ve uyuşmazlıkların çözümü uzayacaktır.

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işbu kanunun nasıl uygulanacağı hususunda netlik yoktur. Asıl işveren-alt işveren ilişkisi işe iade bakımından değerlendirilmiş ancak işçilik alacakları bakımından dikkate alınmamıştır. Bu çerçevede, ara buluculuk zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. İşçi, sahip olduğu haklarına ilişkin olarak müzakereye zorlanmamalıdır.

Bununla birlikte, gönüllü olarak ara buluculuğa başvuruyu teşvik edecek düzenlemeler güçlendirilmelidir. Zorunlu müeyyidelerin ve yasal yükümlülüklerin uygulanmamış olmasından kaynaklı hususlar bu kapsama girmemelidir. Ara buluculuk yerine, bazı ülkelerde örnekleri olduğu gibi, mahkeme önünde, yargılama öncesi bir uzlaşma safhasının öngörülmesi de mümkündür. Bu uygulamada ara bulucu yerine hâkim görev yapacaktır. Şayet kalacaksa zorunlu ara buluculukta etkin bir adli yardım uygulaması veya ara buluculuk görüşmelerinde işçinin avukatla temsil edilmesi zorunluluğu getirilmesi söz konusu edilmelidir.

Zorunlu ara buluculuğun sadece işçi sendikalarına üye işçiler için söz konusu olacak şekilde düzenlenmesi de mümkündür.

En nihayetinde, önemli olan, çalışma hayatının ve iş mevzuatının tüm tarafların hakkını ve hukukunu adil hâle getirecek, işçiyi koruyacak bir sistemi inşa etmesidir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım                           Mahmut Toğrul               Bedia Özgökçe Ertan

         Muş                                      Gaziantep                                      Van

Saadet Becerekli                           Mithat Sancar                  Meral Danış Beştaş

      Batman                                      Mardin                                       Adana

İbrahim Ayhan

     Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mardin Milletvekili Mithat Sancar.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın en önemli düzenlemesi mecburi ara buluculuk sistemidir. Bunu konuşmacılar dile getirdiler.

Evet, bu mecburi ya da zorunlu ara buluculuk sistemi nasıl bir sistemdir, neden getiriliyor, bunlar üzerinde değerlendirmelerde bulunacağım. Süre çok sınırlı.

Sadece şunu hatırlatayım: İş mahkemeleri ve iş hukuku, genel olarak iş hukuku, sosyal devlet ilkesinin ışığında güçlenmiş, yerleşmiş alanlardır. İş hukukunun temel özelliği işçiyi korumaktır. Biz üniversitede iş hukuku derslerini okurken bize ilk söylenen cümlelerden biri, iş hukukunun işçiyi koruma hukuku olduğudur. Neden işçiyi korumak amacına dönüktür iş hukuku? Çünkü iki taraf var iş ilişkisinde, işçi ve işveren. İşverenin orantısız, kıyaslanamaz büyük gücü vardır, işçininse emeğinden başka bir imkânı yoktur. Bu nedenle işçiyi koruyucu düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. İş hukukunun temeli de bunun üzerine oturtulmuştur. Daha doğrusu iş hukuku bu temel üzerine oturtulmuştur.

İş mahkemelerine gelince: Aslında, iş yargılaması ya da iş mahkemeleri de iş hukukunun bu özelliğinin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Tesadüf eseri, benim ilk akademik çalışmam, yüksek lisans tezim aynı zamanda iş mahkemelerini de içeren bir konudaydı. İş mahkemelerini o zaman da çalışmıştık ve belirttiğimiz şuydu: İş yargılamasının temel özelliği işçi haklarını korumaya dönük bir ruhla işlemesidir. İş yargılaması, en temel ilke olarak işçi lehine yorum ilkesini kabul eder, bu çerçevede yargılamayı yürütür. Şimdi, eğer siz zorunlu ara buluculuk sistemini getirirseniz, iş hukukunun da iş yargılamasının da bu temel özelliklerini çok büyük ölçüde budamış olursunuz.

Esasen, ara buluculuk sisteminin kabul edildiği ülkelere baktığımızda bu kadar net ve çıplak zorunlu bir sistemin olduğu bir örneği göremezsiniz. Çeşitli ülkelerde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Bazı ülkelerde ara buluculuk sistemi yarı mecburi olacak şekilde, mahkemelerin işin içine katıldığı bir yöntemle de uygulanıyor. Ama dava şartı hâline getirilmiş bir ara buluculuk sisteminin olduğu ülke benim bildiğim kadarıyla yoktur. İlk defa, bu konuda Türkiye bu kadar net bir düzenleme getiriyor.

Ara buluculuğa zorlamanın çeşitli olumsuz sonuçları olacaktır işçiler için. Bir defa, ara buluculuk konusu olacak uyuşmazlıkların neredeyse tamamı işçilerin alacaklarıyla ilgilidir. İşçilerin alacakları da kanunlarda net bir şekilde tespit edilmiştir. Bunların mahkeme aracılığıyla hüküm altına alınması ve işçilerin bu haklarına ulaşması pekâlâ iyi işleyen bir yargı sisteminde kısa sürede gerçekleşebilir. Şimdi, yargı sistemi kötü diye, geç ve bozuk işliyor diye böyle bir sistemi getirirseniz, ara buluculuğu zorunlu hâle getirirseniz aslında, açıkça faturayı işçiye kesmek istediğinizi de ortaya koymuş olursunuz. Bakın, ara buluculuk sisteminin kabul edildiği ülkelerde iş uyuşmazlıklarıyla ilgili böyle bir düzenleme yer almaz. Bir tek İtalya’da 2000’li yıllarda denendi fakat şu anda iş uyuşmazlıkları için zorunlu ara buluculuk orada da uygulanmıyor, ara buluculuğun zorunlu gibi göründüğü ülkelerde de hukuki ve ticari alanlarla sınırlı tutuluyor. Yapılması gereken şey, iş hukukunu sosyal devlet mantığından uzaklaştırmak değil, işçilerin kazanımlarını gasbetmek değil, etkili, adil ve tarafsız bir yargı sistemi kurmaktır.

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 23 - 6325 sayılı Kanun’un 17’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde ve ikinci fıkrasında yer alan "taraflar veya vekillerince” ibareleri "taraflar, kanuni temsilcileri ya da avukatlarınca” şeklinde değiştirilmiştir.

"d) Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının tespit edilmesi.”

        Necati Yılmaz                           Mehmet Gökdağ                          Zeynel Emre

             Ankara                                    Gaziantep                                   İstanbul

       Namık Havutça                        Cemal Okan Yüksel                     Kemal Zeybek

            Balıkesir                                   Eskişehir                                    Samsun

        Gülay Yedekci                            Mahmut Tanal                              Bülent Öz

            İstanbul                                    İstanbul                                  Çanakkale

         Kazım Arslan

             Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Kemal Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün, TÜPRAŞ’ta 4 işçinin ölümü bizleri derinden üzdü. Ölen emekçilere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Tabii, bugün İş Mahkemeleri Kanun Tasarısı’nın -yani Arabuluculuk Yasası’nın- 23’üncü maddesinde söz almış bulunmaktayım.

Ben de bir işveren olarak işçinin aleyhine olan yasa değişikliğini doğru bulmuyorum. Ceza ve hukuk yargılaması aleni olduğu hâlde, ara buluculuk görüşmeleri tam tersine gizlidir. Ara buluculuk büroları, yakın kişilere kazanç sağlamaya, ticari müesseselere dönüşmeye ve büro tekelleşmelerine yol açacaktır. Ara bulucunun, taraflar arasından biriyle yakınlığı olmamalıdır. İşçi ve işveren arasındaki sorunları aza indirmek istiyorsanız: İşverenin vergi ve sigorta prim yükü hafifletilmelidir. Hukuki sorumluluk sigortası kabul edilmelidir. İş Teftiş Kurulu bağımsız hâle getirilmeli, işçi ve işveren temsilcileri korunmalı, kurumlarda yer verilmelidir.

Çıkarılan kanunlar, uyuşmazlıkların azaltılması yerine daha çok çoğalmasına neden olacaktır. Ara buluculuk, iki tarafın gönüllülük ilkesine göre olmalıdır. Sosyal devlet, sorunları azaltıcı, taraflara cazip gelebilecek avantajları sağlamalıdır. Taraflar süreci yürütürken eşit olduklarını, eşitliği hissettikleri zaman olumlu sonuçlar elde etmek mümkündür. İşçinin, işverenin karşısında ekonomik olarak güçsüz olduğu yaşamımızın bir gerçeğidir.

On beş yıldır, mevcut hükûmetlerin iş ve sosyal hayatta adalet yapısını büyük bir ölçüde bozması mahkemelerin yükünü daha çok artırmıştır. Yerel yönetimlerin en hukuksal alanları da ara bulucular olarak muhtar ve köy ihtiyar heyetleriydi. Mahkemelerin iş yükünü bir şekilde azaltıyor, köydeki anlaşmazlıklarda taraflar arasında ara buluculuk yapabiliyorlardı. Mahkemelere sorunlar intikal etmeden çözülebiliyordu. Mahkemelerin yükü daha az oluyordu. Ne yazık ki on beş yıllık siyasal iktidar ve Hükûmet, yerel yönetimlerde, bütünşehir yasasıyla muhtar ve köy ihtiyar heyetinin yetkilerini almasıyla büyük uzlaşmazlıkların çoğalmasına neden olmuştur.

Bu kanun tasarısı, aynı zamanda, Hükûmetin emeğe ve çalışana olumsuz bakışının yansımasıdır. Taşeron işçiliği yaygınlaştırdınız ve geçici çalışanları iş hayatına soktunuz. Sosyal güvenliğin kapsamını yaptığınız her yasayla daraltıyorsunuz. İktidarlarınız döneminde, rantçıyı, zengini daha zengin, işsizliği daha çok artıran politikalarla, emekçiyi de bulunduğu işte köle, bir lokma ekmeğe muhtaç hâle getirmeye çalışıyorsunuz. İktidarlarınız döneminde, işçiye sosyal bir baskıyla ve devletle olmadık olayları yaratıp çalışmaları tıkadınız, adaletin önünü tıkadınız, hukuksal alanlarımızı daralttınız, mahkemelere daha çok yük getirdiniz. Bu anlayış, bugünkü siyasal iktidarın, ideolojinin görüşüdür; faturasını da işçiye çıkarmak istiyorsunuz. İşçi dünyanın her yerinde emekçidir. Emeğe saldırmak, onun iş gücünden kazanmak insanlığa ihanettir, lokmaya ihanettir. O yüzdendir ki bu tasarının işçi lehine olmadığını ve işçinin aleyhinde bir yasa tasarısı olduğunu, işçiyi daha çok köleleştireceğini düşünüyoruz ve bu sözlerimle Hükûmetin yanlış yaptığını söylemek istiyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

23’üncü madde üzerinde son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                         Kamil Aydın                            Baki Şimşek

      İstanbul                                    Erzurum                                     Mersin

    Ruhi Ersoy                        Ahmet Selim Yurdakul                  Mehmet Parsak

     Osmaniye                                   Antalya                           Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 23’üncü maddesine dair Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi bu vesileyle saygılarımla selamlıyorum.

Söz aldığım tasarıya ilişkin konuşmamıza geçmeden önce, vahim bir tesadüfle, İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nı görüştüğümüz bir günde Aliağa’da kaybettiğimiz 4 vatandaşımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına ve aziz Türk milletine de başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Yine, dün Korkuteli Cumhuriyet Savcımıza yönelik olarak bir saldırı gerçekleştirildi. Bu Gazi Meclisin çatısı altında, söz konusu saldırıyı da kınıyorum ve Saygıdeğer Cumhuriyet Savcımız Kadir Küçüköner’e de geçmiş olsun dileklerimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 23’üncü maddesine geçmeden önce, genel olarak ara buluculuk müessesesini doğru bulduğumuzu ve ara buluculuk müessesesinin Türk milletinin, toplumumuzun değerlerine ve dokusuna uygun olduğunu değerlendirdiğimizi; bununla birlikte, işbu kanun tasarısıyla ara buluculuk müessesesine yönelik olarak kimi sıkıntı doğurabilecek durumların da söz konusu olduğunu, bunun özellikle zorunlu hâle getirilmesi ve zaman aşımı süresine ilişkin müesseselerine yönelik olduğunu, buna ilişkin gerek Komisyon aşamasında gerekse Genel Kurul aşamasında grubumuz adına söz alan hatiplerimizin çok yerinde, isabetli tespitler yaptığını bir kere daha ifade etmek istiyorum.

23’üncü maddeyle ise iki temel düzenleme getirilmekte. Bunlardan bir tanesi, Arabuluculuk Yasası’nın 17’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinin “Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının tespit edilmesi.” şeklinde değiştirilmesi. 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nun yürürlükteki, mevcut 17’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (d) bendinde yer alan “Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince uzlaşma kapsamına girmeyen bir suçla ilgili olduğunun tespit edilmesi.” İbaresinin de yürürlükten kaldırıldığını, başka bir deyişle, ara buluculuk faaliyetinin bu kapsamda sona ermeyeceğini ve ara buluculuk faaliyetinin bu kapsamda da devam edeceğinin düzenlendiğini yani ara buluculuk faaliyetinin ve genel olarak ara buluculuğun bu anlamda genişletildiğini görüyoruz. Bu yönüyle tasarının 23’üncü maddesi bu bakımdan bize göre de isabetlidir ve doğrudur, onu ifade etmek istiyorum.

Ancak bu maddenin ikinci bölümü itibarıyla, gene 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nun 17’inci maddesinin (2)’inci fıkrasında yer alan “taraflar veya vekillerince” ibaresinin “taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca” şeklinde değiştirilmesi önerilmek suretiyle, bir taraftan vekil-avukat kavram kargaşasına ve müphemliğine son vermesi itibarıyla isabetli bir yaklaşım olduğunu, öbür taraftan da yine isabetli bir şekilde, olması gerektiği gibi, ara buluculuk faaliyetinde etkin bir rol üstlenecek olan avukat meslektaşlarımızın haklarının o yönüyle genişletildiğini görüyoruz.

Genel anlamda da bu ara buluculuk müessesesi doğru bulunduğuna göre ve uyuşmazlıklar mahkemelere gidip daha uzun süreyle ve çeşitli uyuşmazlıklar marifetiyle tarafların birbiriyle karşı karşıya gelmesi suretiyle çeşitli sosyal problemlere de meydan vermeden, bir ara buluculuk faaliyeti kapsamında, daha kısa süre içerisinde, daha hızlı ve haklarına daha fazla kavuşabilecekleri mahiyette çözüme kavuşması elbette ki isabetlidir. Bunu da yapacak olan elbette ki en fazla hukukçular ve bu anlamda avukatlar olmalıdır. Bunun da bu yönüyle doğru olduğunu değerlendirmekle birlikte, bundan hareketle, bundan ilhamla meslektaş olduğumuz avukatların önemli sıkıntılarının olduğunu da bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Nitekim, biz 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra, gerek Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak kurmuş olduğumuz Anayasa Komisyonunda gerekse sonrasında netice de ortaya koymuş olan Anayasa değişikliği çalışmalarında bu meselenin bir anayasal müesseseye dönüştürülmesi suretiyle, şu anda mevcutta olan ve bundan sonra olabilecek sorunların giderilmesine yönelik bir anayasal temel, bir anayasal dayanak oluşması yönünde önemli mesafeler almıştık ama bir şekilde olumlu neticeye bağlanamadı.

Buna ilişkin, hâlen bunun olumlu bir şekilde anayasal müesseseye kavuşturulması yönündeki umudumuzu da muhafaza ettiğimizi ifade ederek önergemizin kabulüyle sizleri bir defa daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir.

Önergelere geçmeden önce, sayın milletvekilleri, çalışma süremizin sonuna yaklaşmış bulunuyoruz. İç Tüzük’ün 54’üncü maddesine göre, bugünkü birleşim malum, saat 21.00’de sona ermektedir. Sıradaki 25’inci madde üzerinde iki önergenin gerekçesinin okutulacağı, 31’inci maddeye kadar da önergelerin verilmemesi sebebiyle çok kısa süre içerisinde bu çalışmaların bitirileceği anlaşılmaktadır. Söz konusu maddelerin oylamalarının Genel Kurulun çalışma saatini kısa süre aşacağı görülmektedir.

İç Tüzük’ün 55’inci maddesi hükmüne göre, 30’uncu maddenin oylamasının tamamlanmasına kadar oturumun uzatılmasını ben oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Dolayısıyla 30’uncu maddenin oylamasına kadar çalışma süremizi uzatmış bulunuyoruz.

Evet, 24’üncü madde üzerindeki önerge işlemlerine başlamıştık.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum şimdilik:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

      Ahmet Yıldırım                    Meral Danış Beştaş                Nihat Akdoğan

              Muş                                    Adana                                 Hakkâri

      Saadet Becerekli                      Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

            Batman                               Gaziantep                                 Van

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

        İsmail Faruk Aksu                           Erhan Usta            Mustafa Kalaycı

               İstanbul                                    Samsun                            Konya

        Fahrettin Oğuz Tor              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu      Baki Şimşek

          Kahramanmaraş                                Hatay                            Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen, Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, tabii, içeride rehin tutulan sayın eş genel başkanlarım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, herkes işçilerin haklarıyla söze başlarken ben kendim, bölgemde son sekiz ay içerisinde katledilen insanlara ilişkin görüşlerimi dile getirmek için buradayım.

Değerli arkadaşlar, özellikle Hükûmetin son süreçle birlikte, bölgeyi tamamen askere, polise terk ettiğini hepimizin bilmesi gerekiyor. 2016’da Yüksekova’da Jiyan Mobilya’nın önünde 4 insanımız katledildi. Katledilen insanlarımızın adı Rahmi Safalı, Necdet İşözü, Serhat Buldan, Aydın Tümen. Aradan bir yıl geçti, bunları katleden polis tahliye edildi. 4 can hayatını kaybetmiş, hesap verilmeden o polis bugün yani aynı tarihe denk gelecek şekilde, nispet yaparcasına o insan tahliye edildi.

Gene, 8 Temmuz 2017’de Yüksekova’da evine baskın yapılan Necmettin Fendik polislerce vuruluyor, hastanede hayatını kaybediyor. Buna ilişkin tek bir soruşturma açılmış değil, onu katleden polis açığa alınmış değildir.

Hakeza, gene 31 Temmuz 2017 tarihinde, Hakkâri merkeze bağlı (Talê), Oğul köyünde 4 vatandaşımız silahlı insansız hava aracıyla vuruluyor, 1’i hayatını kaybediyor. Hükûmetin yaptığı tek şey, bir anda orada algı yönetimi yaratılarak hayatını kaybedenlerin terörist olduğu… Daha sonra tekrardan bu dönüştürülüyor, “iş birlikçi”; tekrardan geriye dönülüyor, “Hayır, efendim, biz hiçbir sivili katletmedik…” Peki, Mehmet Temel, devletten ihale alan biri, devletin okullarının bugün bile tesisat ihalelerini alan bir insan. Onu siz hangi saikle… Türkiye’nin en sıkı arama noktası, Depin arama noktasından bu 4 insanın 4’ü birlikte oradan geçiyor; bu insanlar madem ki örgüt üyesi neden orada gözaltına alamadınız, neden gözaltı işlemi yapılmadı? Bunları da sormak istiyorum. Birisi zaten devletten emekli olan, iki yıl önce devletten emekli edilen bir insan.

Gene 30 Eylül tarihinde Yüksekova’da… O çatışma sürecinden sonra bütün bölgede arama tarama yapılıyor, geçen ay içerisinde orada 7 yaşında bir çocuk hayatını kaybediyor. Diyorlar ki: “Orada mühimmat kalmış.” Devletin en korunaklı karakolunun olduğu yerde, bütünüyle alanın korunduğu bir yerde bu çocuğun hayatını kaybetmesini siz hangi saikle… Diyeceksiniz ki “Mühimmat…” Orada arama tarama işlemlerini sizler yaptınız, devlet yaptı; orada çocuklar mühimmat bulup ellerinde patlıyorsa bunun sorumlusu bu Hükûmettir.

Diğer bir şey: Daha dün, Şemdinli’nin bir köyü, oradan vatandaşlar kendi köyüne döndüğü sırada Durak Karakolu’nun hemen bitiminde “dur” ihtarına uymadı diye orada yine 2 kişinin içerisinde olduğu bir araç taranıyor, 1 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Oradaki yaralı olan vatandaşın söylediği şu: “Şemdinli’den Yüksekova yönüne giderken karakol yakınından daha önce dönüş yaptığımız yerden geri döndük. Döndüğümüz esnada askerlerin bağırışlarını duyduk, sonra da arabaya ateş ettiler. Ateş ettiklerinde seyir hâlindeydik. Çetin’in vücuduna kurşunların isabet etmesi üzerine…” O insanlarımızdan 1’i hayatını kaybetti.

Şimdi şunu söylüyorum: Bakın, bölgeyle ilgili hazırladığımız raporlar var. Burada hiçbir partinin bölgeye dair yaptığı tek bir araştırması yok. Bölgede, orada yaşayan insanlar da bu ülkenin vatandaşları değil mi? Ve dolayısıyla bunların hiçbirini ilimizin hak etmediğini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Buradaki Hükûmetin bir an önce bu güvenlikçi politikadan vazgeçmesi gerekiyor. Vatandaşını terörist olarak görmemeli.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 24’üncü maddeyle 6325 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında birtakım değişiklikler yapılmakta. Buraya çıkan her hatip, her konuşmacı ara buluculuk müessesesinin veyahut da kurumunun oluşturulmasıyla ilgili genel kanaatin olduğunu ancak böyle bir kurulun kurulmasına mecburiyet getirilmesinin doğru olmadığını söylemektedir. Bu 18’inci maddedeki değişiklikle, taraflar ve avukatları ile ara bulucuların birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılacak ve ara buluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacaktır. Güzel, doğru bir karar, olması gereken de bu. Anlaşıldıysa zaten dava açılmasına da gerek yok. Ancak, 24’üncü maddeyle, bu tasarının özünü teşkil eden ara buluculuğun bir dava şartı hâline getirilmesinin gerektirdiği bazı düzenlemeler yapılmakta. Ara buluculuğu desteklediğimizi ancak zorunlu olmaması gerektiğini de düşünüyoruz.

Tasarıyla, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi alacak ve tazminatları için ara bulucuya başvurulmuş olması dava şartı hâline getirilerek, böylelikle ara buluculuk yöntemiyle uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan, kısa sürede, ilgili tarafların bilgilerini koruyarak gizlilik içinde çözümleneceğinin amaçlandığı söylenmektedir. Daha önceden de belirttiğimiz gibi, bu yöntem zorunlu hâle getirilerek güçlü işverenlerin etkisinde kalabilecek olan ara bulucular ve teknik olarak haklarının neler olduğunun bilincinde olmayacak işçilerin taraf olduğu sorunların çözümünde adil bir sonuç alınabilmesi mümkün görünmemektedir.

Yine, gizlilik ilkesi içerisinde yürütülmesi hedeflenen ara buluculuk süreci, yargılamanın en büyük güvencesi olan alenilik ilkesine aykırı düşmektedir. Temelden büyük eksiklere sahip olan ara buluculuğun beklenen faydayı sağlaması, zannedersem, mümkün olmayacaktır. Kaldı ki Komisyon toplantılarında da dile getirildiği gibi, gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda, ara buluculuk gibi alternatif çözüm yollarıyla elde edilen işçi alacaklarının miktar olarak mahkeme önünde elde edilenlerden daha düşük olduğu ortaya konulmaktadır. Bir başka deyişle, işçileri mağdur etmeden kısa sürede çözümün amaçlandığı ara buluculuk sistemine ait sayısal veriler, işçilerin mahkemeyle elde edilen sonuçlara göre mağdur olduğunu net bir şekilde göstermektedir. Kanun tasarısıyla iş davalarının neredeyse tamamında ara buluculuk zorunlu hâle getirildiğinden yılda yaklaşık 450 bin iş davasının açıldığı ve görüldüğü ülkemizde ara bulucuya gidecek uyuşmazlıkların neredeyse yüzde 90’ının iş uyuşmazlıklarından dolayı meydana geleceği belirtilmektedir.

Ayrıca, bu tasarının bir başka yanı olan işçi konfederasyonları ile işçi temsilcilerinin yetersiz sayıda temsil edilmesini de ileriki maddelerde -27’nci maddede de- gözlemek mümkündür. Yani burada, işçiler yeteri derecede bu kurulda temsil edilmemiştir. Bu da adaletsizliği göstermektedir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

24’üncü madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 24- 6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “asıl uyuşmazlık hakkındaki görev ve yetki kurallarına göre belirlenecek olan mahkemeden” ibaresi “arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “üzerinden de yapılabilir” ibaresi “üzerinden yapılır” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“(4) Taraflar ve avukatları ile arabulucunun beraber imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır.

(5) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.”

 

          Bülent Öz                           Necati Yılmaz                  Mehmet Gökdağ

          Çanakkale                               Ankara                              Gaziantep

     Ömer Süha Aldan                     Namık Havutça            Cemal Okan Yüksel

             Muğla                                 Balıkesir                             Eskişehir

       Kemal Zeybek                        Gülay Yedekci                    Mahmut Tanal

            Samsun                                İstanbul                               İstanbul

        Kazım Arslan                        Sibel Özdemir                      Zeynel Emre

            Denizli                                İstanbul                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın ben de 24’üncü maddesi üzerine söz aldım ve yüce heyetinizi ben de saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, elbette, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü vesilesiyle tüm kız çocuklarımızın nitelikli örgün eğitime kavuşması ve kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir meslek sahibi olmaları, iş yaşamına dâhil olmalarının önündeki tüm engellerin kaldırılması, eşit fırsatların sunulması çağrısında bulunuyorum. Tabii ki kız çocuklarımız başta olmak üzere tüm çocuklarımızın özgür, eşit, insan hakları temelinde yaşam güvencelerinin olmasını da temenni ediyorum.

Görüştüğümüz tasarının gerekçesinde -benden önceki birçok hatibin de değindiği gibi- iş yargılamasının özelliği, işçi-işveren arasındaki ilişkinin niteliği, iş mahkemelerinin iş yükü ve iş davalarının ortalama görülme süreleri nedeniyle 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun yeniden ele alınması gerektiği savunulmaktadır.

Toplumsal kültür ve ihtilafların çözümünde uzlaşmanın temel yöntem olarak benimsenmesi ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesi elbette bizim de temel bir yaklaşımımızdır ancak görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla, işçi ve işveren alacak ve tazminatı ile işe iade taleplerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvuru zorunluluğu getirilmektedir. Bizler, iş davalarının görülme sürelerinin kısaltılmasına ve mahkemelerin iş yükünün azaltılmasına yönelik düzenlemeleri elbette destekliyoruz fakat ara buluculuğun bir ön şart olarak, bir zorunluluk olarak düzenlenmesini kabul etmiyoruz. Çünkü ekonomik olarak zayıf, alacağını ve haklarını tam olarak bilmeyen işçinin işverenle eşit haklara ve araçlara sahip olmadığı aşikârdır. Düşük ücretle çalışan, işsiz olan ve zorunlu ihtiyaçlar için bir an önce finansal bir kaynağa ihtiyaç duyan işçinin, haklarının bir kısmından feragat ederek imzalayacağı uzlaşma tutanağı işçinin gerçek iradesini ortaya koymayacaktır. Ayrıca, gönüllülüğü ve isteğe bağlılığı ortadan kaldırması ve taraf iradelerinin eşit olmaması nedeniyle bu temel düzenleme ara buluculuk kurumunun doğasıyla da çelişmektedir. İşte bu nedenlerle amaç işçinin alacağına kısa sürede kavuşması, işine kısa sürede iadesi ise yargılamayı hızlandıracak yöntemlerin geliştirilmesinin daha uygun bir çözüm olacağını biz savunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi ülkemizin içinden geçtiği büyük ve temel sorunlar palyatif ve kısa vadeli çözümlerle, kısa vadeli düzenlemelerle çözülemedi ve bundan sonra da çözülemeyecektir. Bizler ülkemizin, yurttaşlarımızın, gençlerimizin, çalışanlarımızın güvence içinde, geleceğe güvenle, umutla bakmaları için çözüm önerileri sunduk ve sunmaya da devam ediyoruz. Ancak bizim bu çabalarımız vesayet altındaki Hükûmet ve iktidar partisi tarafından dikkate alınmaya cesaret edilmemektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz bugün gerçekten tarihinin en büyük krizini yaşıyor. Ülkemizde bir yönetim boşluğu ve bir yönetim sorunu vardır. “Benim dediğim olur, ben en iyisini düşünüyorum.” dedikçe ülkemiz daha büyük krizlere sürükleniyor. Bir kişinin “ben tek başıma ülkeyi yöneteceğim” yaklaşımının ülkemizi getirdiği felaketi maalesef hep birlikte yaşıyoruz. 80 milyon, telafisi mümkün olmayan bedeller ödemek durumunda kalıyoruz. Toplumsal barışımız sorunlu, ekonomi sorunlu, dış politika sorunlu; işte hepimizin gözlerinin önünde, ülkemizin itibarının ve saygınlığının nasıl zedelendiğine şahit oluyoruz. Hukuk sistemimiz keza sorunlu, eğitim sistemimiz sorunlu, devlet yönetimi liyakat sahibi olmayan kişilere teslim edilmiş durumda.

Bu sorunların çözüm yolu, hukuk devletinden, parlamenter demokrasiden, liyakatten ve bunları özgürce tartışmaktan geçiyor. İşte uluslararası ve özellikle de Avrupa Birliği ülkeleriyle ilişkilerimizin itibarlı ve saygın temelde geliştirilmesi, çağdaş, dünyanın evrensel kabul görmüş değerlerini hâkim kılmadan ve elbette en önemlisi nitelikli bir eğitim sistemini hâkim kılmadan biz bunda başarılı olamayacağız.

Değerli milletvekilleri -evet, sürem de azaldı- işte eğitim sisteminin gelmiş olduğu nokta hepimizin gözleri önünde. On beş yıl içinde 6 bakan ve 14 kez değişen ve bir sorun yumağına dönüşen eğitim sistemi. İşte hepimiz şahit olduk, Sayın Bakan da bizlerle birlikte canlı yayında eğitim sisteminin değiştiğini öğrendi.

Görüldüğü gibi, bizler hep birlikte bu Parlamentonun üyeleri olarak ortak akılla, tek kişinin vesayetinden kurtularak bizden çözüm bekleyen vatandaşlarımızın sorunlarını öncelemeli ve yasama organımızın saygınlığını korumalıyız.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Günün son konuşmasıydı zannediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 25’inci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 25 - 6325 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "ve uygulamalı” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(4) Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı bulunan arabulucuları, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına gönderir. Bir arabulucu, en fazla üç komisyon listesine kaydolabilir.”

        Kemal Zeybek                              Gülay Yedekci                              Bülent Öz

             Samsun                                       İstanbul                                  Çanakkale

            

Serdal Kuyucuoğlu                     Kazım Arslan                    Mahmut Tanal

         Mersin                                 Denizli                                İstanbul

      Ömer Süha Aldan                            Necati Yılmaz                      Mehmet Gökdağ

              Muğla                                        Ankara                                   Gaziantep

         Zeynel Emre                              Namık Havutça                Cemal Okan Yüksel

            İstanbul                                      Balıkesir                                   Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Altay, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın çerçeve 25’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 25 - 6325 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fırkasının (ç) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (e) bendinde yer alan "ve uygulamalı” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

ç) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkûm olmamak,

(4) Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabulucuları, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına gönderir. Bir arabulucu, en fazla üç komisyon listesine kaydolabilir.”

     

Mehmet Muş                          Mehmet Doğan Kubat                Necip Kalkan

        İstanbul                                İstanbul                                  İzmir

   Zekeriya Birkan                         Ayşe Keşir            İsmail Emrah Karayel

          Bursa                                   Düzce                                 Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Uygun görüşle takdire sunuyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Mehmet Muş ve arkadaşlarının önergesinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Ara bulucular siciline kayıt olabilme şartlarında değişiklik yapılarak kasten işlenmiş bir suçtan mahkûm olmamak şartı, kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkûm olmamak şeklinde değiştirilmektedir.

Ayrıca önergeyle, tasarının TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildiği tarihten sonra Resmî Gazete'de yayımlanan 691 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9’uncu maddesiyle maddenin 2’nci fıkrasına eklenen bent sebebiyle değişen teselsüle uyum sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuduğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çalışma süremiz sona erdiğinden, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek üzere, 12 Ekim 2017 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.21



(x) 491 S.Sayılı Basmayazı 4/10/2017 tarihli 3’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) )Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.