TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           4’üncü Birleşim

                                                                                    5 Ekim 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.-  YOKLAMA

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, belediyelere atanan kayyumlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 2 Ekim Dünya Şiddetten Kaçınma Günü ve Özgecan Aslan davasındaki son duruma ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’in, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü nedeniyle bütün öğretmenlerin önünde saygıyla eğildiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Bahriye Üçok’u saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, yeni yasama yılının hayırlar getirmesini temenni ettiğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  İran’a yaptığı resmî ziyarete ve Müslüman ülkelerin birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Hükûmetin Irak’ın kuzeyinde yapılan sözde bağımsızlık referandumuyla ilgili net bir tavır sergileyerek akıcı bir dış politika ortaya koymak zorunda olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, bir televizyon kanalına telefonla bağlanarak güneydoğuda yaşananları anlatan Ayşe öğretmene verilen hapis cezasının onandığına ve AKP’nin adalet ve insanlık anlayışını milletin takdirine bıraktığına ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, FETÖ davalarının sonuna kadar takipçisi olduklarına ve 15 Temmuz şehitlerini tekrar rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ne ve eğitim sisteminde sorunların arttığına ilişkin açıklaması

6.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın Çanakkale Belediye Meclisinde sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, halk eğitim merkezlerinde kurs veren yaklaşık 22 bin kadrosuz usta öğreticinin kendilerine kadro verilmesini istediklerine ilişkin açıklaması

8.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve motorlu taşıtlar vergisine 2018 yılbaşı itibarıyla yüzde 40 zam yapılmasına ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Gebze-Çayırova-Darıca bağlantı yollarının ne zaman tamamlanacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun mahkeme kararıyla görevinden alınmasına ve iktidarın yargı eliyle odalar üzerinde baskı oluşturmasını kınadığına ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Ümraniye ilçesi Yukarı Dudullu Mahallesi’nin sorunlarına ilişkin açıklaması

12.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in motorlu taşıtlar vergisi zammına dair açıklamalarına ilişkin açıklaması

13.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Hakkâri Yüksekova’da şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, terörle haklı mücadelenin aralıksız ve büyük bir kararlılıkla devam ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

15.- Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın, Atatürk Kültür Merkezinde Elâzığ Tanıtım Günlerinin başladığına ve emeği geçen herkese şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

17.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Hakkâri Yüksekova’da şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve muharrem ayı nedeniyle bütün ehlibeyti rahmetle andığına ilişkin açıklaması

18.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

19.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, muharrem ayına ve Hazreti Hüseyin ile yârenlerini saygıyla andığına ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, haram ayları içinde bulunduğumuza ve bugün de Orta Doğu coğrafyasının birileri tarafından bütünüyle Kerbelâlaştırılmak istendiğine ilişkin açıklaması

21.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 6 Ekim 1990 tarihinde bombalı bir saldırı sonucu hayatını kaybeden Bahriye Üçok’u saygıyla andığına ilişkin açıklaması

22.- Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun, Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün 491 sıra  sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanlığının, 29/1/2016 tarihinde esas komisyon olarak Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonuna havale edilen, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin verdiği (2/588) esas numaralı 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1195)

 

 

 

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Gnubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, fındık üreticilerinin sorununun araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 20/9/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve arkadaşları tarafından, eğitim müfredatının, ders kitapları ve diğer materyallerin tekçi, cinsiyetçi ve şoven içerikten arındırılması amacıyla 21/9/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve arkadaşları tarafından, Millî Eğitim Bakanlığının kamuoyunda tartışma yaratan bazı okulların yıkım kararının araştırılması amacıyla 5/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in 491 sıra  sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5 Ekim 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşimini açıyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, kayyumlar hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’e aittir.

Buyurun Sayın Yiğitalp.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, salonda da biraz sükûneti sağlarsanız…

BAŞKAN – Bir müsaade edin.

Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, belediyelere atanan kayyumlara ilişkin gündem dışı konuşması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü. Ancak, aynı zamanda Dünya Emekçi Öğretmenler Günü olduğu gibi, ülkemizde 1.128 akademisyene beş bin altı yüz kırk yıl gibi ceza istenen bir süreçten geçiyoruz. Yine, Ayşe öğretmen sadece “Çocuklar ölmesin. Haberiniz var mı, farkında mısınız, çocuklar ölüyor?” dediği için hakkında ceza istendi ve verildi. Bir öğretmen ve onun da yine cezası… Barış isteyenlerin “Bu ülkede artık ölüm olmasın.” diyenlerin cezalandırıldığı ve beş bin altı yüz kırk yıl gibi bir ceza istendiği, bu ülke tarihinin en karanlık, en kirli ve en zehirli dönemlerinden geçiyoruz.

Bu yetmiyormuş gibi, bununla birlikte, bizim belediyelerimize atanan kayyumlarla ilgili aslında söz almıştım ama akademisyenler için istenen beş bin altı yüz kırk yıllık cezaya bakınca kayyumlar üzerindeki politikaların akademisyenlere kadar sirayet ettiği ve bir bütün olarak her gün daha nasıl kötü olunabilirin yanıtlarını bilfiil tecrübe ettiğimiz bir dönemden geçiyoruz.

Bizim belediyelerimize kayyumlar atandı 20 Temmuz darbesiyle birlikte ve belediyelerimize atanan kayyumlar oraları karakola dönüştürdü, halkla olan hizmet ayağı bilfiil emniyet teşkilatı gibi faaliyet hâlinde. O yetmedi, cenazelere bile araç verme konusunda her türlü ambargoyu uyguluyor.

Peki, buna rağmen, bu kadar kayyumlar atandı… Bakın, biz yirmi yıldır belediyecilik yapıyoruz, yirmi yıl boyunca, 7/24, her gün ama her gün denetime tabi tutulan belediyelerimizde bir gün bir kuruşluk yolsuzluğa rastlanmadı, bir gün bir kuruş yolsuzluk olmadı ama kayyumlarınız, 9 kayyumunuz on ay içerisinde yolsuzluktan görevden alındı. Bu kayyumlar nereden alındı, niye alındı ve nerede görev yapıyor, idari soruşturmaya tabi tutuldu mu, herhangi bir adli soruşturmaya tabi tutuldu mu; bunların cevabı yok.

Başkan bu şekilde bir…

BAŞKAN – Siz devam edin lütfen.

Buyurun.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bizlerin, bu halkın, bu Türkiye halklarının her gün çözüm olarak Meclisi adres gösterdiği bir yerde, ne yazık ki baktığınızda, bir çözüme dair en ufak bir yaklaşım, bir refleks yok, günü geçirme, günü kurtarma ve artık tek kişinin her türlü kararına biat ve itaat etmeyle geçiyor.

Bakın, bizim kayyumlarımız atandığında AKP’nin belediyeleri buna alkış tutmuştu ve sessizce izlemişti. Aslında o AKP’nin Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş -cemaatle ilişkisi üzerinden- cemaate karşı açılan savaştan sonra “Ben burada vatan haini mezarlığı yapayım.” bile demişti. O kadar ağır, insanın aklını zorlayan kötülükleri bile önerdi. Buna rağmen, bu tekçi zihniyetten kaynaklı şu anda görevden alındı ya da istifa ettirildi.

Bizim vekilliklerimiz alındığında, dokunulmazlıklarımız için 3 partinin ortak birliğiyle komisyon oluşturulduğunda “Nasıl olsa HDP’dir, DBP’dir, Kürtlerdir, bizim için problem değil, onlar tutuklanabilir, onlar yargılanabilir, vekilliği de düşebilir, belediyelerine de kayyum atanabilir.” dendi. CHP’nin de 1 milletvekili tutuklandı. Belediyelerimize kayyum atandığında AKP’nin belediyelerine de kayyum atandı.

Şunu söylemek istiyorum: Bir insana yapılan kötülüğe ya da bir halka yapılan kötülüğe, bir anlayışa yapılan kötülüğe karşı sessiz kaldığınızda, o, sizin kapınıza da gelir, isteseniz de istemeseniz de siz de bundan etkilenirsiniz, tıpkı Kadir Topbaş’ın etkilendiği gibi. Oysa o kadar da en kötü önermelerinde de bulunmuş olmasına rağmen…

Diyarbakır’da, Yenişehir ve Kayapınar’a atanan kayyumlar görevden alındıktan sonra yerine gelen kayyumlar… Bakın, o atanan kayyumlar nereye gitti? Biri, Yenişehir’deki, İstanbul’a kaymakam olarak gitti, Yenişehir’den alınan kayyum İstanbul’a yine kaymakam olarak gidiyor. Kayapınar’a atanmış olan kayyum oradan alındı, yolsuzluktan alındı Mersin’e gitti. Yolsuzluktan alındı, bakın, ısrarla altını çiziyorum, yolsuzluk yapıldı, yolsuzluk. Bu, sıradan bir olay değil ha. Bu, Kürt’ün tutuklanması kadar şey değil, siz, Kürt’ün tutuklanmasını normal görüyorsunuz, vekilliklerinin düşürülmesini normal görüyorsunuz, belediyelerine kayyum atanmasını normal görüyorsunuz ama iş artık kontrolden çıktı. Biz sizi uyardığımızda, “Uçuruma geliyoruz.” dediğimizde görmediniz. Bakın, uçurumun dibine geldik. Ve uçurumun dibinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …hâlen aynı refleksleri göstermenizi de gerçekten hayretle izliyorum ve buradan bizi izleyen bütün halkımıza selamlarımı söylüyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, 2 Ekim Dünya Şiddetten Kaçınma Günü ve Özgecan davasındaki son durum hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 2 Ekim Dünya Şiddetten Kaçınma Günü ve Özgecan Aslan davasındaki son duruma ilişkin gündem dışı konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2 Ekim Dünya Şiddete Hayır Günü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yolu barıştan ve adaletten geçenleri, şiddetsiz bir dünya özlemi çekenleri, eylem ve söylemleriyle şiddetin bir parçası olmayanları saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, son on beş yılda maalesef her alanda şiddetin her geçen gün arttığına tanık oluyoruz. Şiddet nerede mi? Şiddet her yerde; evde, sokakta, hastanede, otobüste, dolmuşta, aklınıza gelebilecek her yerde şiddet sürekli tırmanıyor. “Şiddetin artmasında en çok kimin payı var?” diye sorarsanız, kuşkusuz devleti yönetenlerindir.

Bakın, hepimizin bir dönem çok yakından takip ettiği ve yüreklerimizi yakan Özgecan Aslan davasını hatırlarsınız. O davadaki son durumu sizinle paylaşmak istiyorum: Yargıtay bir sanık hakkında verilen bir kararı bozdu ve sanık geçen hafta Mersin’in Tarsus ilçesinde yeniden yargılandı ve hâkim karşısına çıktı. Yargıtayın bozma kararının gerekçesini biliyor musunuz? Anlatayım. Yargıtay dedi ki: Her gün on binlerce kadının zorunlu olarak bindiği dolmuş zorunlu toplu yaşam alanı değildir. Bakın, on binlerce kadının bindiği dolmuşu Yargıtay, zorunlu toplu yaşam alanı kabul etmedi ve bu nedenle tecavüz suçu toplu taşım aracında işlendiği için yapılan ceza artırımını iptal etti ve maalesef, Tarsus mahkemesi de buna uydu. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı şudur: Kadınlar artık toplu taşım araçlarına güvenle binemeyeceklerdir. Bu karar, kadını eve bağlamak isteyen siyasi ideolojiye hizmet etmektedir ve asla kabul edilemez. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer AKP Hükümeti ve milletvekilleri olarak sizler bu duruma samimi olarak karşı çıkıyorsanız derhâl bir yasal düzenlemeyle toplu taşım araçlarını devlet güvencesine almak zorundayız ve buraların zorunlu ortak yaşam alanı olduğunu yasal düzenlemeyle bildirmeliyiz. Böylece, burada yaşanan taciz ve tecavüzlerin cezası daha fazla artırılabilir ve caydırıcı olabilir.

Toplu taşım araçlarında saldırıları önlemenin yolu, otobüsleri, trenleri haremlik-selamlık olarak ayırıp kadınların bindiği otobüsleri pembeye boyamak asla değildir. Bu uygulamanın tacizleri önleyeceğine inanmak ise, en hafif deyimiyle saftirikliktir, ancak ve de ancak ideolojik bir planın parçası olabilir.

Bakın, iyi dinleyin, 2017 yılının sadece ilk dokuz ayında 285 kadın öldürüldü. Bu sayı, geçtiğimiz yıl, 317’si silahla olmak üzere 397’ydi. Bakın, bunlar sadece basit rakamlar değil, candan bahsediyorum ve kadından bahsediyorum.

2017 yılının ilk beş ayında 38 kadına tecavüz edildi -bizim bildiğimiz rakam, birçoğu da bunu söylemiyor- 50 kadın tacize uğradı. İnanıyor musunuz bu rakamlara? Kat kat daha fazlasıdır, çok çok daha üstündedir.

Eh, Cumhurbaşkanının “Racon kesilecekse ben keserim.” diyerek mafya dilini kullandığı bir ortamda şiddetin azalacağını düşünen varsa yanılıyor. Herkes kendi alanında racon kesmeye kalkarsa, şiddetin geleceği noktayı tahayyül bile edemiyorum. Eğer Cumhurbaşkanı racon keserse, birileri de aracın içerisinde birilerini döver, öldüresiye döver ve bunu sosyal medyada yayınlamayı marifet sayar. Birileri birine etek giydirir, kendi kendini vurdurur, raconunu keser ve bunu da sosyal medyada yayar, siz de ancak bunu ağzı açık izlersiniz. O yüzden bunlara “Dur.” demek lazım.

Bakın, şiddet sağlık alanında da her geçen gün artıyor. AKP’li Başbakan, Sağlık Bakanı “Profesörler ayağınıza gelecek. Hele bir hastayı geri çevirsin, alnını karışlarım o doktorun.” dediğinde, her geçen gün doktora ve sağlık çalışanına yönelik şiddet artıyor.

Biz “Ne olur şiddeti engelleyin.” deyince, TRT bizi duydu, keşke duymaz olaydı, bir program hazırladı, keşke hazırlamaz olaydı. Ve o programı izleyenler doktor dövmenin eğlenceli bir iş olduğunu zannettiler. O programı izleyenler, doktor dövmenin sıradan bir iş olduğunu algıladılar ve doktoru dövüp hastanelik edenlerle röportaj yaparak “Nasıl dövdün o doktoru?” dediklerinde, “Öyle bir dövdüm ki elim acıdı, bir ben vurdum, bir dayıoğlu vurdu.” dedi.

Arkadaşlar, siz şiddet dilini bırakmadıkça biz bir yere varamayız.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Gündem dışı üçüncü söz, Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle söz isteyen Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Özdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’in, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri ve bizleri televizyonları başından izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Yeryüzünde Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle ilk inşa edilen yapı bir mescittir ve bu mescit bugün hâlâ ayaktadır ve yüz binler, milyonlar her yıl bu yapıyı ziyaret etmek ve burada ibadet etmek amacıyla buraya üşüşmektedirler, buraya gitmeye özen göstermektedirler. Bu yapının adı Kâbe ve Kâbe’nin içinde bulunduğu kompleksin adı da Mescid-i Haram’dır.

Hazreti Peygamber’in de Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde kaldığı üç günlük süre içerisinde yine ilk inşa ettiği yapı bir mescittir ve hâlâ bu mescit ayaktadır ve yine, yüz binler, milyonlar tarafından ziyaret edilmektedir. Kubâ köyünde inşa edildiği için oranın ismiyle anılan bu mescit de Mescid-i Kubâ’dır ve üç gün sonra Hazreti Peygamber’in Medine içlerine seyahatinden sonra yaptığı ilk yapı da yine bir mescittir ve Mescid-i Nebevi olarak bugün Müslümanların en kutsal ikinci mabedi olarak hizmet vermektedir.

Bu mescit anlayışı biz Müslüman olduktan sonra da Müslüman olan milletimiz tarafından özümsenmiş ve en tatlı ifadesini galiba Gazneli Sultan Mahmut’un şu sözlerinde bulmuştur… Meşhur İslam tarihçisi, müsteşrik, oryantalist Philip K. Hitti bu sözü zikreder ve bizim milletimizi övgüyle orada satırlarca anar. Gazneli Mahmut şöyle diyordu: “Ben bir köşk veya saray yaptırır da kenarına bir mescit veya cami yaptırmazsam kıyamet günü Allah’ın yüzüne nasıl bakarım?” İşte bu anlayışla bizler cami mimarisini bir külliye anlayışına oturtmuş ve yerleşim birimlerini de -şehirleri, köyleri, mahalleleri, kasabaları- caminin etrafında konuşlandırmış bir milletin çocuklarıyız. Cami sadece cami olarak değil, bizim anlayışımızda şifahanesiyle, tabhanesiyle, hanıyla, hamamıyla, arastasıyla, çarşısıyla bir komplekse dönüşmüştür. Onun için Gazneli Sultan Mahmut’un herhâlde bu anlayışını şair dizelerine şöyle dökmüştür Sakarya’ya seslenen şiirinde: “Hani Yunus Emre ki kıyında geziyordu / Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?” Bu şekilde bir ifadeyle bu anlayışı sergilemeye çalışmıştır.

İngiliz bir seyyah da İstanbul’u gezdikten sonra seyahatnamesine şu satırları karalamıştı, diyordu ki: “Hayret ediyorum, İstanbul’da camiler muhkem, kavi ve yüzyıllara dayanacak şekilde yapılmışken evlerse basit, sade ve insanın, dünyanın geçiciliğine işaret eder tarzda yapılmıştır ama sakın bu sizi yanıltmasın, bu sade, basit yapılar İngiltere’de Londra Thames Nehri kenarındaki yapılar kadar pahalıdır.”

Tabii, cami sadece kompleks ve tarihten ibaret değildir. Camiler sosyal hayatın sigortası konumundadırlar, toplum barışının temel yapısı konumundadırlar, ilk eğitimimizi aldığımız, ilk manevi duyguları tattığımız birer tapu hükmündedirler. Nerede bir cami varsa, nerede bir minare yükseliyorsa orası bizimdir, biz oradan mutlaka yolumuzu düşürerek geçmişizdir. Minarenin olmadığı, caminin olmadığı neresi varsa biliniz ki biz oraya ayak basmamışızdır, oradan geçmemişizdir, ondan dolayı da orada ne minare yükselmektedir ne cami kubbeleri çil çil serpiştirilmiştir.

Camiler çok önemli kurumlardır, hâlen görevlerini icra etmektedirler fakat -camilerin inşasında küçük bir tenkit olarak burada zikretmekte yarar var- ne yazık ki artık camiler şehrin kalbine değil, mahallenin merkezine değil kenarlara iliştirilmektedir, bodrum katlarına sığıştırılmaktadır.

Bu yanlışa da burada işaret ederek sözlerimi noktalıyor, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nı kutluyorum, tebrik ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Sayın milletvekilleri, yerlerinden bir dakika söz talebinde bulunan sayın milletvekillerine şimdi söz vereceğim.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Tezcan, Sayın Akın, Sayın Atıcı, Sayın Sürekli, Sayın Gürer, Sayın Enç, Sayın Özdiş, Sayın Yalım, Sayın Tarhan, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Tanal, Sayın Tüm, Sayın Ilıcalı, Sayın Yıldırım, Sayın Açıkkapı ve bugün Dünya Öğretmenler Günü olması nedeniyle ve kendisi de bir öğretmen olduğu için 16’ncı olarak Sayın Havutça’ya söz vereceğim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü nedeniyle bütün öğretmenlerin önünde saygıyla eğildiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Söz vermeden önce, ben de bütün öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum, önlerinde saygıyla eğiliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Tezcan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, yeni yasama yılının hayırlar getirmesini temenni ettiğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a yaptığı resmî ziyarete ve Müslüman ülkelerin birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olması gerektiğine ilişkin açıklaması

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyorum, öğretmenlerimizin de ellerinden öpüyorum.

Yeni yasama yılımızın bize, milletimize ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, dün, resmî ziyaretini gerçekleştirmek için İran’daydı. Burada enerjiden turizme, kara yolu taşımacılığından savunma sanayisine her türlü alanda, yoğun bir şekilde, ilgili kurum ve bakanların çalışmasını teşvik ettiler. İki ülke arasında yerli parayla ticaret yapılması kararlaştırıldı. Bölgemizi kaosa sürüklemek adına yapılan sözde bağımsızlık referandumuyla ilgili de görüş birliği vurgulandı.

Müslümanlar İslam tarihinde ilk defa küresel boyut taşıyan bir mezhep çatışmasıyla karşı karşıyadırlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın yapmış olduğu bu ziyaret, uzun yıllardır Müslüman ülkeler arasında fitne tohumu eken, mezhep çatışmalarını körüklemeye çalışan zihniyete karşı verilmiş en yerinde cevaptır. Bizler de Müslüman ülkelerin birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olması, değişik ideoloji ve inançlara sahip olanların müşterek noktalarda aynı görüş ve stratejiyi takip etmeleri için bir araya gelmeliyiz diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akın…

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Hükûmetin Irak’ın kuzeyinde yapılan sözde bağımsızlık referandumuyla ilgili net bir tavır sergileyerek akıcı bir dış politika ortaya koymak zorunda olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Irak’ın kuzeyinde yapılan sözde bağımsızlık referandumuyla ilgili İktidar partisi ne referandum öncesinde ne de sonrasında net bir tavır sergilemiştir. Cumhurbaşkanı “Vanaları kapatırız.” derken Ekonomi Bakanı ekonomik ambargonun tehlikeli bir söylem olduğunu söyledi. Son olarak da AKP’li bir milletvekili referandum için “Ne kadar yok sayarsanız sayın orada artık bir irade beyanı var.” dedi. Türkiye’nin bekasını tehdit eden böylesine ciddi bir konuda iktidarın nabza göre şerbet verme tutumu asla kabul edilemez. Hükûmet bir an evvel net bir tavır sergileyerek derhâl akıcı bir dış politika ortaya koymak zorundadır. Millî çıkarlarımıza ve bağımsızlığımıza zarar verecek, kandırılmaya, aldatılmaya fırsat veren, günü kurtarmaya çalışılan politikalardan vazgeçilmelidir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Atıcı…

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, bir televizyon kanalına telefonla bağlanarak güneydoğuda yaşananları anlatan Ayşe öğretmene verilen hapis cezasının onandığına ve AKP’nin adalet ve insanlık anlayışını milletin takdirine bıraktığına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık iki buçuk yıl önce bir televizyon kanalına telefonla bağlanarak güneydoğuda yaşananları anlatan Ayşe öğretmen, sadece “Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.” dediği için, hakkında terör propagandası nedeniyle dava açıldı. Dava geçtiğimiz günlerde sonuçlandı, Yargıtay aşaması bitti ve Ayşe öğretmene verilen bir yıl üç ay hapis cezası onandı.

Bu sözler sarf edildikten sonra Ayşe öğretmen iktidar medyası tarafından linç edildi, hatta öğretmen olmadığı söylendi, terör örgütü üyesi olduğu söylendi.

“Oluk oluk kan akıtacağız.” diyerek topluma şiddeti aşılayan mafya bozuntuları sokakta serbest dolaşırken “Çocuklar ölmesin.” diyen bir öğretmen şimdi kendi çocuğunu hapishanede doğurmak zorunda. AKP’nin adalet ve insanlık anlayışını milletimizin takdirine bırakıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sürekli…

4.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, FETÖ davalarının sonuna kadar takipçisi olduklarına ve 15 Temmuz şehitlerini tekrar rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben de Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyorum, bütün öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum.

15 Temmuz kanlı darbe girişiminde Sayın Cumhurbaşkanımızın canına kastetmek üzere yola çıkan kanalizasyon timi için mahkemelerimiz dün çok önemli bir karar verdi. Her ne kadar bu hainler hukuka, demokrasiye ve Anayasa’ya karşı darbe girişiminde bulunsalar da hukuk ve Anayasa çerçevesinde yargılamaları yapıldı, gereken cezaları aldılar. Aziz milletimizin vicdanında cezaları çoktan infaz edilmiş olan hainler bu dünyadaki cezalarını almış olsalar da ahirette bu millete borçlarını ödemeye devam edecekler. Tüm darbeci hainlerin, bir an önce, hak ettikleri cezayı alacağına milletimizin inancı tamdır.

FETÖ davalarının sonuna kadar takipçisiyiz, Pensilvanya’daki teröristbaşının iadesini bekliyoruz. 15 Temmuz şehitlerimizi tekrar rahmetle yâd ediyor, Rabb’im bir daha bu millete böyle günler göstermesin diye niyaz ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gürer…

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’ne ve eğitim sisteminde sorunların arttığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Dünya Öğretmenler Günü’dür. Ne yazık ki ülkemizde hâlen 300 bin atama bekleyen öğretmen vardır, 100 binin üzerinde öğretmen açığı ise kapatılmamıştır, eğitim sistemimizde ise sorunlar artmaktadır. AKP hükûmetleri altı kez Millî Eğitim Bakanı, üç kez müfredat değiştirmiştir. AKP hükûmetleri sürekli sistemle oynayarak eğitimin canına okumuştur. Müfredat, Mustafa Kemal Atatürk değerleri ve bilimsellikten uzaktır. Öğretmenler için de özlük hakları iyileştirilmemiş, öğretmenlerin kendini güvende hissedecekleri, yeterli ücret alacakları ve özlük haklarının düzenleneceği bir sürece girilmemiştir. Eğitimde ise çağdaş, laik, bilimsel eğitim geleceğimiz için doğru ve gerekli olan tek yoldur, bu yola da Hükûmetin bir an önce uygulamalarıyla dönmesini diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Enç…

6.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın Çanakkale Belediye Meclisinde sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – “Konuşma!” “Kes!” “Ahlaklı ol!” Bu sözler Belediye Başkanının ağzından çıkıyor ve bunu kadın bir belediye meclis üyesine söylüyor ve kadın belediye meclis üyesi toplantıyı terk etmek zorunda kalıyor. 2002’den beri Çanakkale Belediyesini yöneten Ülgür Gökhan’ın ağzından çıkan sözler bunlar. Bu sözleri nedeniyle kendisini kınıyorum. Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanımızı diktatörlükle, derebeylikle suçlayanların da dönüp yüzlerini bir Çanakkale Belediyesine bakmalarını istiyorum ve ayrıca, Çanakkaleli Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızdan da bununla ilgili açıklama bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim bende.

Sayın Özdiş.

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, halk eğitim merkezlerinde kurs veren yaklaşık 22 bin kadrosuz usta öğreticinin kendilerine kadro verilmesini istediklerine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanına. Halk eğitim merkezlerinde kurs yerini kendileri bulup kira, elektrik, su ve diğer tüm giderlerini kendileri karşılayan, iş güvencesi, kıdem tazminatı güvencesi olmayan, el sanatları, giyim, nakış gibi branşlarda kurs veren yaklaşık 22 bin kadrosuz usta öğreticilerin durumu perişan. Diyanette bu şartlarla çalışırken kadro alan 20 bine yakın usta öğretici gibi, aynı haktan faydalanarak kendilerine kadro verilmesini istiyorlar. Umarım Sayın Bakan dikkate alır, gereğini yapar.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Özdiş.

Sayın Yalım...

8.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve motorlu taşıtlar vergisine 2018 yılbaşı itibarıyla yüzde 40 zam yapılmasına ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Türk milletimizi selamlıyorum. Başta babam olmak üzere bütün öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Geçen hafta Sayın Maliye Bakanının açıklamalarıyla motorlu taşıtlar vergisinde yüzde 40 zam yapılacağı açıklandı 2018 yılbaşı itibarıyla. Vatandaşı zorla aldığı aracına bindirmeyeceksiniz. Bu vatandaşın küçük bir aracını çok mu gördünüz? Aracını sattıracaksınız. Çekin bu zammı geriye diyorum. TEFE, TÜFE’yi yüzde 8,8 açıklıyorsunuz, yoksa biz mi görmüyoruz, bilmiyoruz; yüzde 40 zam yapıyorsunuz. Taşerona kadroyu vermiyorsunuz ama taşeronun bindiği eski arabayı da sattırıyorsunuz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Topal yerine Sayın Tarhan...

9.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Gebze-Çayırova-Darıca bağlantı yollarının ne zaman tamamlanacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Daha önce defalarca dile getirmemize rağmen Kocaeli-Çayırova-Bayramoğlu sapağında aylardır devam eden yol çalışmaları hâlen bitmemiştir. Gündüzleri nüfusu 50 ilden büyük olan Gebze’de yol çalışmalarının bitirilmemesi nedeniyle trafikte çok büyük sorunlar yaşanmaktadır. Sorun yumağı hâline dönüşen Gebze-Çayırova-Darıca bağlantı yolları ve köprü çalışmaları nedeniyle vatandaşlarımız saatlerce trafik çilesi çekmektedir. Yol ve köprü yapımlarıyla övünen iktidar, Gebze-Çayırova-Darıca bağlantı yollarını ne zaman tamamlayacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Kuyucuoğlu...

10.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun mahkeme kararıyla görevinden alınmasına ve iktidarın yargı eliyle odalar üzerinde baskı oluşturmasını kınadığına ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının açtığı dava üzerine mahkeme kararıyla görevinden alınmıştır. Odalar anayasal kurumlardır. Hem Bakanlığın açtığı dava hem de mahkemenin aldığı karar Anayasa’ya aykırıdır. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ülkemizdeki imar rantlarına, çarpık kentleşmeye, doğa ve çevre katliamlarına, özelleştirme talanlarına, antidemokratik uygulamalara, devletin zarara uğratılmasına karşı çıkmış ve sanırım bütün bunlar iktidarı rahatsız etmiştir. Meslek odaları her zaman ülke çıkarları için çaba göstermişlerdir. Bakanlığın ve iktidarın yargı eliyle odalarımız üzerinde oluşturmaya çalıştıkları baskılarını kınıyor, bu baskılara bir an önce son vermelerini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Tanal…

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Ümraniye ilçesi Yukarı Dudullu Mahallesi’nin sorunlarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İstanbul ili Ümraniye ilçesi Yukarı Dudullu Mahallesi’nin nüfusu 20 bindir. Bu 20 bin nüfuslu olan Yukarı Dudullu Mahallemizde lise yoktur, vatandaşımızın liseye ihtiyacı vardır. 20 bin nüfuslu Yukarı Dudullu Mahallemizin hastaneye ihtiyacı vardır, hastanesi yoktur. 20 bin nüfuslu Yukarı Dudullu Mahallemizde emniyet binası yok, emniyetle ilgili ciddi sorunları var. Yukarı Dudullu Mahallemizde imar sorunu var ve imar sorunu halledilemiyor; tapu sorunları var, tapu sorunu halledilemiyor. Yukarı Dudullu Mahallemizde vatandaşımızın yaşam kalitesini daha yükseltme açısından ve bunun gelişimini sağlama açısından çok fonksiyonlu kültür merkezine ihtiyacı var, kültür merkezi yapılmıyor.

Yukarı Dudullu Mahallemizin bu mağduriyetleri ne zaman giderilecektir? Siyasi iktidardan, bakanlıktan bunun giderilmesini talep ediyorum. Selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tüm…

12.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in motorlu taşıtlar vergisi zammına dair açıklamalarına ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek motorlu taşıtlar vergisi zammına ilişkin “Hiçbir Hükûmet durup dururken vergileri artırmaz. Terörle mücadele için önümüzdeki sene 17-18 milyar liralık ilave bir harcama yapılacak. Biz bir tercih yaptık. Kamu harcamalarını, vergiyi tabana yayarak vergi gelirleriyle yapalım dedik.” açıklamasında bulunmuş ve yeni vergi zamlarının olacağını ifade etmiştir. Sayın Maliye Bakanına soruyorum: Savunma giderleri vergiyle karşılanacaksa öncelikle millete küfreden Cengiz İnşaatın 424 milyon borcu da tahsil edilecek midir? Terörle mücadele giderlerini karşılamak için Cumhurbaşkanlığına ait örtülü ödenek bütçesinden bir kısıtlamaya gidilecek midir? Giderleri karşılamak için vergiyi tabana yaymak yerine, zenginliği tabana yaymayı hiç düşündünüz mü?

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

13.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Hakkâri Yüksekova’da şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, terörle haklı mücadelenin aralıksız ve büyük bir kararlılıkla devam ettiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkürler Başkanım.

Kuzey Irak’taki korsan referanduma ülkemizin sert çıkışı sonrası terör örgütü PKK’nın saldırıları sistematik bir biçimde arttı. Son olarak Hakkâri Yüksekova’da 4 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, tedavileri devam eden 4 askerimize acil şifalar diliyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve devletimizin ilgili birimlerinin her fırsatta belirttiği üzere, terörle haklı mücadelemiz aralıksız, büyük bir kararlılıkla devam etmektedir, en son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar bu mücadele devam edecektir. Bu amaç doğrultusunda tüm güvenlik güçlerimiz omuz omuza bu mücadeleyi büyük bir azimle sürdürmekte, masum hiçbir vatandaşımıza zarar verilmemesine ayrıca dikkat etmektedirler. Bölgede yaşayan halkımızın da verdiği büyük destekle inşallah çok kısa sürede bu hainlerin kökü kazınacaktır.

Gerek içeriden gerek dışarıdan gelen bütün bu tehditlere rağmen Cumhurbaşkanımızın bir ilke olarak benimsediği ve her fırsatta dile getirdiği tek millet, tek bayrak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – …tek vatan, tek devlet anlayışı millî iradenin bizlere verdiği güçle Hükûmetimiz, belirlenen hedeflere en kısa sürede ulaşacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ilıcalı.

Sayın Yıldırım…

14.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – AKP’nin 2002 seçim bildirgesinde “Öğretmenlik mesleğinin toplumda hak ettiği itibarı yakalayabilmesi için öğretmenlerin nitelikleri artırılacak. Buna paralel olarak özlük hakları ve çalışma şartları iyileştirilecektir.” ifadesi yer almaktadır ama on beş yıllık iktidarları süresince öğretmenlerin sorunu giderek büyümüş, 10 binlerce öğretmen KHK’larla ihraç edilmiş, binlercesi açığa alınmış, sürgün edilmiş, itibarsızlaştırılmış, saymakla bitmeyecek kadar hak kaybına uğramışlardır. Hukuksuz bir şekilde işleri ellerinden alındığı için bedenlerini ölüme yatıran Nuriye ve Semih görmezden gelinmiştir.

Okullarda minnacık çocuklara cihat ve şiddet aşılanırken “Çocuklar ölmesin.” diyen Ayşe öğretmene hapis cezası verilmiştir. Defalarca değiştirilen eğitim sisteminden yine en çok öğretmenlerimiz etkilenmiştir.

Siyasi hedefleri için öğretmenlerimize her türlü baskı, hukuksuzluk ve hak kaybı yaşatanları kınıyor, eğitim ve bilim emekçilerinin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Açıkkapı…

15.- Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın, Atatürk Kültür Merkezinde Elâzığ Tanıtım Günlerinin başladığına ve emeği geçen herkese şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; dün itibarıyla başkentte “Elâzığ Tanıtım Günleri” Atatürk Kültür Merkezinde başlamış bulunuyor. Tarihî süreç içerisinde, bulunduğu sosyal, siyasal, kültürel konuşlandırmalarla ülkemizin esaslı kodlarını ifade eden Elâzığ’ımız bütün ilçeleriyle ciddi bir tanıtıma tabi tutulmaktadır. Emek ve gayret mahsulü çalışmanın ana hedefi, yaşadığımız kenti bütün bir dünyaya tanıtmaktır. Bu bağlamda, değerli milletvekillerimizin ziyaretleri bizim için çok büyük bir değer taşımaktadır. Bu sayede, eşi bulunmaz Ağın’ımızı, Keban’ımızı, Baskil’imizi, Sivrice’mizi, Maden’imizi, Alacakaya’mızı, Arıcak’ımızı, Palu’yu, Kovancılar’ı ve Karakoçan’ımızı bütün bir dünyanın huzuruna getirmiş bulunmaktayız. Desteğinize şimdiden teşekkür ediyor, bu etkinliği hakkıyla düzenleyen ve Elâzığ’ımızı ifade eden herkese ve her kesime yürekten şükranlarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Havutça, buyurun.

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, buradan bütün öğretmenlerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Sayın Başkan, öğretmenlerimiz Sayın Millî Eğitim Bakanımızdan -bugün 450 bin öğretmen atama beklerken- öğretmen alımlarında doğrudan torpil anlamına gelen mülakata dayalı sözleşmeli öğretmen alımlarının durdurulmasını bekliyor. OHAL’in giyotini gibi işleyen kanun hükmündeki kararnamelerle ihraç edilen 45 bin öğretmenimiz mesleğine dönmeyi bekliyor. Öğretmenlerimiz, sendikal çalışmalarının bir suç aleti gibi, suç öğesi gibi görülmesine artık son verilmesini istiyor. Öğretmenlerimiz, bilimsel, özgür aklı ve bilimi, bilgiyi öne alan laik eğitim sisteminin okullarımızın müfredatlarında artık kesinlikle yer almasını bekliyor. Ve öğretmenlerimiz, en çarpıcı bir şekilde de artık yoksullukla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi sayın milletvekilleri, söz talebinde bulunan sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Aydın Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Toğrul da Halkların Demokratik Partisi Grubu adına konuşacak, yetkililer.

Sayın Aydın’dan başlıyoruz.

Buyurun Sayın Aydın.

17.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Hakkâri Yüksekova’da şehit olan 4 askere Allah’tan rahmet dilediğine, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ve muharrem ayı nedeniyle bütün ehlibeyti rahmetle andığına ilişkin açıklaması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, ben de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, özellikle, bu hafta boyunca terörle yoğun mücadele sırasında cennetin efendileri arasına giren şehitlerimize Allah’tan rahmet, yüce Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Aynı zamanda bugün -biraz önceki konuşmacıların da ifade ettiği gibi- 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü. Bu vesileyle bizlere bir harf değil, çok harfler öğreten öğretmenlerimizin bu gününü kutluyorum. İnşallah, bu günübirlik kutlama dışında, öğretmenlerimizin sürekli bize iletilen sıkıntılarına da çözüm üretilmesi noktasında bir iradenin konulmasını talep ediyorum. Bunları birkaç ana başlık altında toplamak gerekirse: Gerçekten genç bir nüfusumuz var, yetişmiş bir öğretmen kadromuz var, bekleyenlerimiz var, 400 bin civarında gencimiz bu umutla beklemekte. Bunlara bu günde, bu günün anlamına, önemine binaen bir müjde verilebilir, bu yavrularımıza kadro tahsisi yapılabilir.

Aynı zamanda, “sözleşmeli öğretmenlik” adı altında atanan kardeşlerimizin de, yavrularımızın da gerçekten çok büyük sıkıntıları var. Bunların en önemlisi, özellikle terörle yoğunlukla mücadele altında olunan bölgelerde eş durumları tayininde böyle günübirlik, palyatif çözümler üretmektense, yani “Ya iş ya eş kardeşim, tercihini yap.” demektense -çünkü bu, emeğe saygısızlıktır- bunlara gerçek bir çözüm üretme noktasında da böyle bir talepte bulunuyorlar, arz ediyoruz biz de.

Bu arada, görevden alınan eğitimcilerimiz var, idarecilerimiz var. Yani sadece bir sendikanın üyeliğini esas alarak atamaların uygunsuz bir şekilde yapılması noktasında da tekrar, Sayın Bakanımızın bize daha önce söz verdiği üzere -bunların mahkeme kararlarıyla döndüğünü görüyoruz, biliyoruz- bunların da tekrar göreve iade edilmesini özellikle, hassaten rica ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen. Bitti mi?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Elbette.

Bir dakika daha ek süre veriyorum.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Evet, bu arada, tabii, haram aylarımızdan muharrem ayının idrakindeyiz. “Öğretmenlik” deyince tabii, Hazreti Ali’yi geçmek doğru olmaz diyorum. O, sadece ehlibeytin kapısı değil, ilim kapısı aynı zamanda. O, bir harf öğretenin kırkyıl kölesi olduğunu simgesel bir şekilde ifade eden bütün ehlibeyti de burada rahmetle, minnetle anıyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın Toğrul, buyurun.

18.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün Dünya Öğretmenler Günü. Evet, öğretmenlerimiz sadece sanki bir teknik görevi icra ediyorlarmış gibi itibarları törpüleniyor, çok tatil yapıp az iş yapanlar olarak itibarları zedeleniyor ve öğretmenlik mesleği sanki herkesin yapabileceği bir meslekmiş gibi algılanıyor. Oysa aslında öğretmenler geleceğin nasıl kurgulanacağını, nasıl bir yaşam istediğinizi bizlere öğreten belki de ilk bireylerdir, hepimiz öğretmenlerin eseriyiz.

Sayın Başkan, maalesef AKP döneminde öğretmenlerimize büyük itibar kaybettirilmiştir. Öğretmenlerimiz güvencesiz çalıştırılmakta, özellikle 2016 Temmuzdan bu yana büyük bir baskı ve zulüm politikası altındadırlar. Şu ana kadar ihraç edilen toplam 33.138 öğretmen bulunuyor. Haklarında en ufak bir soruşturma yapılmadan doğrudan açığa alındılar. Yine, öğretmenlerimiz, özellikle başta Kürtlerin yoğun yaşadığı coğrafyada 11 bin civarında öğretmen üç ay ile altı ay arasında sorgusuz sualsiz açığa alındılar. 5.500 civarında öğretim üyesi aynı şekilde. Yani öğretmenler gerçekten büyük bir baskı ve zulüm altında. En sonunda geçen eğitim öğretim yılının açılışına birkaç gün kala bölgede 1.100 civarında öğretmen sürgün edildi. Yani 1980’lerdeki sürgün furyası maalesef bu dönemde de yine yaşandı. Biz öğretmenlerimize gereken değerin verilmesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Toğrul, ek süre veriyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öğretmen açığı olmasına rağmen şu anda 438 bin öğretmenin açıkta olduğunu, işsiz olduğunu ifade etmek isterim. Yine, öğretmenliğe atamalar maalesef keyfî sınavlarla, keyfî şekilde bir kadrolaşma aracı olarak kullanılıyor. Bunların giderilmesini diliyoruz. Öğretmenlerin haklı mücadelesinin her zaman yanında, haklarını alana kadar yanlarında olacağımızı ifade ediyoruz.

Sayın Başkan, dün sizin takdirlerinize sunulmuştu. Muğla’da 7 vatandaşın çırılçıplak soyularak medyaya teşhir edildiği ifade edilmişti ve işkenceden geçirildiği söylendi. Bugün, Muğla’da 7 kişiden 5 kişinin öldürüldüğü söyleniyor ve bu kişilerin dün teşhir edilen kişiler olduğu sosyal medyada yer alıyor. Eğer böyleyse sağ yakalanıp infaz edilme durumu söz konusudur. Sayın bakanlığı bu konuda bir açıklama yapmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gök…

19.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, muharrem ayına ve Hazreti Hüseyin ile yârenlerini saygıyla andığına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Dünya Öğretmenler Günü’nde bütün öğretmenlerimizi bir kez daha saygıyla, minnetle selamlıyorum. Başta bizi yetiştiren öğretmenler olmak üzere, gençlerimizi hayata hazırlayan tüm öğretmenlerimizin aslında hak etmedikleri bir yaşam düzeyi içerisinde olduklarını tekrar hatırlatıyoruz ve öğretmenlerimizin sorunlarının çözümü konusunda hepimizin ortak bir çaba göstermesi gerektiğinin bir kez daha altını çizerek tüm öğretmenlere tekrar saygılarımızı, sevgilerimizi ifade ediyoruz.

Sayın Başkan, aşure, muharrem ayı, muharrem ayı bir matem ayı olarak kabul edilir Hazreti Hüseyin’in ve 72 yâreninin Yezit zalimine dalkavukluk yapmak yerine, onursuzca yaşamayı tercih etmeleri söylendiği hâlde onlara direnerek onurlu bir hayatı seçmeleri, onlara direnmeleri, hayatı pahasına ona boyun eğmeyerek onurluca ölmeyi seçtiği bir günün adıdır. Bu ayda sağlığı yerinde olanlar oruç tutarlar. Matemden amaç kendine eziyet etmek değildir, tam da kötülük ve katliamların bir daha olmasını önlemek ve onları unutturmamaktır. Kerbelâ katliamında hasta olan Zeynel Abidin’in kurtulması da Hazreti Muhammed’in soyunun devam etmesi nedeniyle Allah’a şükretmek için bir fırsat olarak tanınmıştır. Bu nedenle, muharrem matemi aşure geleneğiyle biter. Dünya tarihine baktığınızda, dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine önemli ve derin anlam yüklü ölümlerin ardından matem ve arkasından bir şükran olarak sunulan bir aşurenin iç içe geçtiği bir tören yoktur.

İmam Hüseyin Kerbelâ’da gerçek dini, İslami ahlakı, zalime boyun eğmemeyi, onurlu duruşu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) - …erdemi, hürriyeti, adaleti, dürüstlüğü temsil ederken karşısında bulunan Yezit, zorbalığı, güç ve iktidar uğruna insanları katledecek bir yapıyı temsil etmektedir.

Günümüzde de zalimler var. Bu direnç ve Hazreti Hüseyin’in gösterdiği onurlu davranış ve hayatları pahasına ölümü tercih eden bir anlayış bugün de zalimlere karşı sürdürülen bir tavır olarak geliyor. Zalimler var ama zalimlerin karşısında adaletsizliğe karşı direnecek milyonlarca insan da var. Hazreti Hüseyin’in bu ölümü, yârenlerinin ölümü unutulmadı, unutulmayacak. Onların ölümü, zalimlere karşı mücadele için bizlere her zaman saygıyla anılması gereken bir hatıra olarak kalmıştır.

Hazreti Hüseyin’i ve yârenlerini tekrar saygıyla andığımızı ifade ediyoruz.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Bostancı, buyurun.

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutladığına, haram ayları içinde bulunduğumuza ve bugün de Orta Doğu coğrafyasının birileri tarafından bütünüyle Kerbelâlaştırılmak istendiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Bugün Dünya Öğretmenler Günü. Bütün dünya öğretmenlerinin ve öğretmenlerimizin bu gününü kutluyorum. Öğretmenlik mesleğinin bir ayağı gerçekten bütün dünyadır -o bakımdan da bugünün ayrı bir önemi var- bir ayağı da kendi toprakları, kendi kültürüdür Mevlâna’nın pergeli gibi. Bizim öğretmenlerimiz tam da bu anlayışa uygun şekilde, bizim de insanlığın bir parçası olduğunu unutmaksızın ama aynı zamanda bu coğrafyanın duyarlılıkları, kültürü, geçmişi, tarihi ve geleceği istikametinde çocuklarımızı yetiştiriyorlar. Onlara buradan şükranlarımı sunuyorum.

AK PARTİ iktidara geldiğinde Türkiye’nin nüfusu ile bugünkü nüfusu arasında yaklaşık yüzde 25’lik fark var. Biz bu süre içerisinde öğretmenlerin sayısını yüzde 100’den daha fazla artırdık. Matematiğe bile dönüştürdüğünüzde öğretmenlere ne kadar yatırım yaptığımız, esasen öğrencilerimiz ve geleceğimiz için bunu yaptığımızın önemli unsurlarından birisi budur. Nüfus yüzde 25 artmış öğretmenlerin oranı yüzde 100’den daha fazla artmış. Bunun neticesi, her öğretmene daha az öğrencinin düşmesi ve öğretmenlerimizin öğrencileriyle daha yakın ilişkiler kurması; eğitimin en temel unsurlarından birisi, bunu sağlamaya dönük bir planlama, bir düzenleme yapmışız.

Çok sayıda okul açıldı. Türkiye’nin eğitim kalitesini artırma, modern ve bilimsel esaslar üzerinde eğitimin sürdürülmesi doğrultusunda AK PARTİ on beş yıldan bu yana büyük bir çaba gösterdi. Bu topraklarda “eğitim” dediğinizde, eğitime ilişkin müfredattan tutun yapılıp edilenler elbette eleştiriden vareste değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çünkü işin derin tarihsel temelleri vardır, geleceğe ilişkin perspektifler vardır. Biz modernlik esasında bilimsel kriterlere uygun her tür eleştiriye açık olduğumuzu ama tabiri caizse apolojetik, nalıncı keseri gibi yapılan eleştirilerin de hem bunu yapanlara hem de memlekete faydası olmadığını buradan hatırlatmak isterim.

İçinden geçtiğimiz süre haram ayları, Kerbelâ’ya ilişkin acıları ortaklaşa bir şekilde hatırladığımız ve tüm o tarihî hatırlayışlar üzerinde aşure, bir semboldür. Halkımızın bunda ortaklaştığı bir süreci yaşıyoruz.

Esasen geçmiş, bize gelecek için de bir fikir verir. Bugün Orta Doğu coğrafyası birileri tarafından bütünüyle Kerbelâlaştırılmak isteniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İnanıyoruz ki ve ümit ediyoruz ki Orta Doğu’nun halkları tıpkı aşurede ortak oldukları gibi bu çirkin oyunu bozacaklar, her birinin özgürlüğünün ve iradesinin birbirine bağlı olduğu bir perspektifte Orta Doğu için çaba göstermeye devam edeceklerdir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunun İç Tüzük’ün 34’üncü maddesi uyarınca vermiş olduğu bir tezkeresi vardır; okutuyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanlığının, 29/1/2016 tarihinde esas komisyon olarak Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonuna havale edilen, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin verdiği (2/588) esas numaralı 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1195)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin verdiği (2/588) esas numaralı 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, 29/1/2016 tarihinde tali komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, esas komisyon olarak da Komisyonumuza havale edilmiştir.

Söz konusu teklif incelendiğinde kanunlaşması hâlinde bütçe gelir-gider dengesinde önemli değişiklikler yapabileceği değerlendirilmektedir.

İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin birinci fıkrası “Bir komisyon, kendisine havale edilen tasarı veya teklifi, başka bir komisyonun ihtisası dahilinde görürse, gerekçeli olarak tasarı veya teklifin o komisyona havale edilmesini isteyebilir.” hükmünü amirdir.

Bu itibarla, söz konusu kanun teklifi Plan ve Bütçe Komisyonunun ihtisas alanıyla ilgili olduğundan, teklifin Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmesini arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Mehmet Habib Soluk

                                                                                            Sivas

                                                                                  Komisyon Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, okunmuş bulunan tezkeredeki Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunun talebi Plan ve Bütçe Komisyonunca da uygun bulunduğundan, bu istem İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca yerine getirilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi siyasi partilerimizin grup önerilerini görüşmeye başlıyoruz.

İlk olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisini görüşeceğiz. Bu öneriyi okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Gnubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, fındık üreticilerinin sorununun araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 20/9/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                        Erhan Usta

                                                                                           Samsun

                                                                         MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

20 Eylül 2017 tarih, 2356 sayı ile TBMM Başkanlığına verilen MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın verdiği “fındık üreticilerinin sorununun araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla” Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin 5/10/2017 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacak.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bugün fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılmasına yönelik bir araştırma önergesi verdik, şimdi onun gerekçesini açıklayacağım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Fındık, hepimizin bildiği gibi, Karadeniz Bölgesi için çok önemli bir ürün. Karadeniz’de zaten bir çay var, bir fındık var; onun dışında sanayi çok sınırlı, turizmle ilgili de yeni yeni bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla Karadeniz açısından çok önemli fındık, aslında Karadeniz açısından önemli olduğu kadar Türkiye açısından da önemli. Tabii, dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini, ihracatının yüzde 75’ini Türkiye olarak biz yapıyoruz. 8 milyon kişi üretimden ihracata kadar bu zincir içerisinde bu işten bir şekilde ekmek yiyor. 2 milyar dolar civarında da bir ihracat var ve burada hiçbir şekilde de; hemen hemen neredeyse girdilerin tamamı yerli diyebileceğimiz, belki gübre, ilaçta bir miktar yabancı girdi var ama onun haricinde tamamen katma değeri yurt içerisinde kalan bir ürün.

Şimdi, fındıkla ilgili bana göre en büyük sorun; fındığın bir sürü yapısal sorunu var ama fındık meselesini biz hep yumurta kapıya gelince konuşuyoruz. Yani hasat ortaya çıkıyor, fındık fiyatları düşüyor, üretici mağdur oluyor, bu fındıkla ilgili neler yapılacak, neler yapılması gerekir hususu… Hâlbuki fındığın yapısal sorunları var ve bu yapısal sorunların çözülebilmesi için de bu dönemde değil de önceden -işte, o yüzden araştırma önergesi verdik- etraflı bir şekilde bu konunun çalışılması lazım ki bu sorun çözülsün. Yani stratejik bir ürünün… Yani elimizle fındık meselesinde ciddi bir şekilde hem üretici mağdur oluyor hem de ülke olarak yeteri kadar döviz girdisi elde edemiyoruz. O yüzden bunu, bu meseleyi etraflıca konuşmak lazım, o sıcak iklimin dışındaki vakitlerde konunun konuşulması lazım, dolayısıyla kalıcı çözümleri konuşmamız lazım.

Şimdi, bir defa, ilk önce fındık üreticisi yoksullaşıyor. Fındıkta verim düşük. Mesela verimin artırılması için alınması gereken tedbirler var. Hem dünya ortalamasına göre düşük verimimiz hem de verim giderek düşüyor, bunu bir görmek lazım. Çok dalgalı, iklime çok duyarlı hâlde. Belki bunu bir miktar buradan çıkarmak lazım. Fındık ağaçlarının gençleştirilmesi ihtiyacı var. Önümüzdeki dönem için ciddi riskler sunuyor bu. Yani bugün 2 milyar dolar ihracat filan diyoruz, eğer bu şekilde giderse, bu tedbirler alınmazsa önümüzdeki dönemde ihracatın çok daha fazla düşme ihtimali var.

Girdi fiyatları, ilaçlamadan gübrelemeye kadar, toplatmaya kadar girdi fiyatları yüksek. Özellikle bu yıl fındık üreticisi fındığını maliyetinin altında vermek durumunda kaldı ve bunun da tek sorumlusu Hükûmettir. Niye Hükûmettir? Çünkü zamanında tedbirler alınmadığı için fındık üreticisi mağdur olmuştur. Bir monopson var, tek alıcılı bir piyasa var ve o da yabancı. Bir tane yabancı firma Türkiye’deki, yurt içerisindeki bütün fındık fiyatlarını belirliyor, o zincir bir şekilde geliyor ve üreticiyi mağdur ediyor, maliyetinin altında bir fiyatla üretici ürününü satmak durumunda kalıyor. Dolayısıyla, ilk önce yapmamız gereken şey, bir defa bir garanti fiyatın uygulanması lazım. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde bu var yani fiyat garantisi vermemiz lazım. Bunu düzenleyecek de düzgün çalışan bir müdahale kurumunun olması lazım piyasada. Yoksa yani yüzbinlerce satıcı var, üretici var; tek bir tane alıcı var. Onun karşısında zaten bir örgütlenme imkânı da yok. Dolayısıyla fiyatı o yabancı firmanın -ismini vermek gerekmez- istediği gibi belirlemesine imkân verilmemesi lazım, devletin bu konuyu düzenlemesi lazım.

TMO bu işi maalesef başaramıyor, TMO piyasaya geç giriyor, randevu sistemiyle çalışıyor; 10 lira fiyat açıkladı, 8 liradan fındık satılıyor. Alım merkezlerinin daha fazla kalıcılaştırılması lazım. Fide hakkıyla ilgili yüzde 10’dan yüzde 3’e düşürüldü, buralarda problemler var.

Şimdi, dolayısıyla bu tekelleşmenin önüne geçecek tedbirlerin Hükûmet tarafından mutlaka alınması lazım.

Diğer yapılması gereken bir şey: Depolama imkânı yok. Emanete fındığını vermek durumunda kalıyor üretici, parasını da aldığı yok yani fındık üreticiden çıkıyor, çikolata olarak biz bunları yemeye başlıyoruz, bütün dünya yiyor ama hâlâ ne ortada bir fiyat var ne de parasını alabilmiş. Depolama imkânı olsa ürününü arz etmediği zaman piyasaya fiyatların bir miktar yükselmesi gibi bir sonuçla mutlaka karşılaşabiliriz. Dolayısıyla, fındığın işlenmesi çok önemli. Karadeniz’e özel teşvikler vermemiz lazım. Fındık işleme ünitelerinin kurulması için çok özel teşviklerle fındığın katma değerini yükseltmemiz lazım. Dolayısıyla, fındık ihracat fiyatlarını, bu da biraz fantezi geliyor, yani yurt içi fiyatlarını bile bir yabancı firma tespit ederken ihracat fiyatı Türkiye’de nasıl tespit edilsin? Ama, bunu da mutlaka yapılması gereken bir şey olarak görüyoruz.

Son söz olarak, fındığa sahip çıkılsın. Bu, bizim için altın değerinde bir üründür. Bunu, fındığı, kambur olarak görmemek lazım.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerine ikinci olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan konuşacak.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aynı zamanda, biliyorsunuz, bu çalışma yılına gene buruk başlıyoruz, eksik başlıyoruz. Eş Genel Başkanlarımız ve milletvekillerimizin rehin durumu devam ediyor. Bu, Meclisin itibar ve meşruiyet durumunu ortaya çıkarıyor. Meclisin, Meclis Başkanının bu konuda bugüne kadar sessiz kalmış olması, Meclis tarihine bir kara leke olarak geçecek, bunun bilinmesini istiyoruz ve Eş Genel Başkanımıza burada hürmetlerimizi, saygılarımızı, sevgilerimizi bildiriyoruz.

Aynı zamanda, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü. Her konuşan milletvekili arkadaşımız öğretmenlerin ellerinden öptüklerini ifade ettiler. Ama, ancak burada kanun hükmünde kararnameler çıkarıldı, bu kararnamelerle on birlerce öğretmen şu an ya sürgün edildi ya işlerinden ihraç edildi ya disiplin cezaları aldılar. İşte Ayşe öğretmen gibi, sırf barışı istediği için, sırf “çocuklar ölmesin” dedikleri için maalesef şu an içeri atılmış durumdalar.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Fındıkla ne alakası var bunların ya.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Dolayısıyla burada öğretmenlerimizin Dünya Öğretmenler Günü’nü kutlarken bu riyakârlığı da kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, fındık üreticisi sürekli üvey evlat muamelesi görüyor. Fındık üreticisi olarak aslında ülkemiz dünyada sayılı ülkeler arasında olmasına rağmen, fındık üreticileri AKP hükûmetleri tarafından bugüne kadar neredeyse göz ardı edilmiş, ikinci plana atılmışlardı. Ya komisyoncuların insafına havale edilmişlerdi ya da tek taraflı belirlenen fiyatlarla “Ya bu fiyatı kabul edersin ya da ne halin varsa gör.” dercesine gayriciddi yaklaşımlarla karşı karşıya kalmışlardır.

Evet, Karadeniz insanımızın iki kalem üretim imkânı var; biri çay, biri de fındık. Fakat, fındık konusunda gerçekten AKP hükûmetlerinin bütün üreticilere yaklaşımında, çiftçilere yaklaşımında, emekçilere yaklaşımında olduğu gibi hep rantçı ve hep çıkarcı minval üzerine olduğu için burada da Hükûmet gerekli sorumluluğunu yerine getirememiş ve fındıkta ülkemizin elde etmesi gereken, hak etmesi gereken ve üreticimizin hak etmesi gereken yerde olmadığını üzülerek görüyoruz. Hükûmeti bu konuda ciddiyete davet ediyoruz. Fındık üreticisine sahip çıkılması gerekiyor. Bir program dâhilinde, bir program çıkarılıp fındık üreticinin ihtiyaçlarının, sorunlarının tek taraflı değil, fındık üreticisiyle birlikte tartışılması lazım, konuşulması lazım. Ama siz fındık üreticisini bir tarafa koyar, kendi kafanıza göre, kendinize menkul düşüncelerinizle, her konuda olduğu gibi -eğitimde, sağlıkta, yargıda, bütün konularda- tek taraflı davranır ve muhalefeti dinlemezseniz, üreticiyi dinlemezseniz işte ülkenin geleceği nokta budur. Bu rantçı mantıktan vazgeçilmesi lazım. Üreticimizin desteklenmesi gerekiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin üzerinde üçüncü olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Bektaşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri fındık üreticileri adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün tabii bütün Karadeniz’i yakından ilgilendiren, ülkemizin en büyük tarımsal ürünü olan fındıkla ilgili bu üç dakikada sizlere nelerden bahsedeceğim bilemiyorum.

Aynı zamanda, bugün Dünya Öğretmenler Günü. Elleri öpülesice bütün öğretmenlerimizi de saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, fındık hem sanayi hem tarım hem de ihracat ürünüdür. Bu özelliğiyle tektir. Dünya fındık tüketiminin büyük bir bölümü Avrupa ülkeleri tarafından yapılmakta, önemli ölçüde çikolata ve şekerleme sanayisinde ham madde olarak kullanılmaktadır.

Dünya fındık ihracatının son altı yıllık ortalaması 660 bin ton civarındadır. Türkiye'nin bu süreçteki payı ortalama yüzde 76’dır. Ülkemizde 700 bin hektar alanda fındık yetiştirilmektedir. 500 bin dolayında fındık üreticimiz mevcuttur. Ülkemiz, dünya fındık üretiminin yüzde 60’ını, ticaretinin ise yüzde 70’ini tek başına sağlıyor. Türkiye fındıktan 2016-2017 üretim sezonunda 1,8 milyar dolar civarında ihracat geliri elde etmiştir, bu bakımdan çok önem arz etmektedir. 7 milyon Karadenizlinin hayatını doğrudan ilgilendiren bir üründür. 6 ilin ekonomisi fındıktan gelen gelire bağlıdır, 6 ilin ekonomisi fındığa bağlı olarak çarkı dönmektedir. İnsanımız için hem de bölgemiz için fındık çok stratejik bir üründür. 39 tarım ürününden elde edilen ihracat gelirini fındık tek başına elde etmektedir, bu bakımdan çok önem arz etmektedir. Tek başına fındığın ülkemize getirdiği döviz 40’a yakın tarım ürünleri içinde en önemli ve tek başına yeterlidir, toplamından fazladır.

Tüm bunlara rağmen Türkiye'de ihracat süresini kapsayan millî bir fındık politikamız hâlâ maalesef, net olarak oluşmamıştır. Bu ürünün ve dolayısıyla, üreticinin kaderini yabancı alıcılar ve onlar adına alım yapanlar belirlemektedir. Son zamanlarda bu ayyuka çıkmış durumdadır. Siyasi iktidar buna çanak tutmaktadır. Fındığın yeni Zapsu’larını yarattılar. Örneğin, 2007 yılından sonra en büyük fındık alıcısı ve mamul üreticisi olan Ferrero Türkiye'de tekelleştirildi. Bu firma önce yerli alıcılarla ortaklık kurdu, ardından da kendi fabrikalarını Türkiye sathımahailine yaydı. Bu firma serbest piyasayı kendi istediği fiyatlarla oluşturup manavlar üzerinden alım yapıyor. Bu firma ithalat yoluyla alıcıyken şimdi maalesef ihracatçı konumuna geldi. Tarihinde ilk defa bu sezon fındığın maliyeti, fiyatı, rekoltesi, alıcı kurumu belli olmadan üretici bahçeye girdi. Yeni bir fiyat açıklanmadı. Bu da fındık tarihinde bir ilktir değerli arkadaşlar. Geçen yıldan bu yana işçi, gübre, taşıma ve diğer üretim maliyetlerinin tümü ikiye katlanmasına rağmen 1 kilo fındığın maliyeti ortalama 8 TL civarında oldu. Serbest piyasada fındık şu anda 9 lira civarında. Maliyetine satılan tek ürün fındıktır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Geçerken bir dakika geç gitti ama.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Bir dakika geç geldim.

BAŞKAN – Gelmeseydiniz.

Bir dakika ek süre vereyim size.

Buyurun.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Oysa fındık iki sezon önce, değerli arkadaşlar, 20 liraya gitmişti. Geçen sezon fındığımız 16-17 TL civarındaydı. Ama yabancı firma piyasada tek olduğu için manipülasyon yaparak fındık fiyatlarını 8 liraya kadar düşürdü. AKP, bütün bu ısrarlarımıza rağmen müdahale etmedi, seyirci kaldı. Böylece üreticinin cebine ve bölgemize kiloda 7 lira az para girdi. Üreticimizin ve ülkemizin kaybı 100 milyon dolar civarında oldu. CHP iktidarında fındık hak ettiği değeri, üretici emeğinin karşılığını alacaktır; FİSKOBİRLİK ve bağlı kooperatifleriyle aktif, etkin biçimde piyasa oluşturulacaktır. Üretici adına fındık fiyatlarını düzenleyeceği gibi mamul üretimi de yaparak katma değer ve istihdam yaratacaktır. Fındığın ve üreticinin, ülkemizin, fındığın yerli sermayesinin hak ve menfaatlerini savunan tek parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Genel Başkanımız ve bölge milletvekillerimiz her fırsatta konuyu gündeme taşıyor. Geçen yıl fındık çalıştayı yaptık, bu yıl fındık için yürüdük, Genel Başkanımızın katılımıyla da fındık mitingi yaptık.

Fındığın başkenti Giresun’dur. Fındığın başkenti olan Giresun milletvekili olarak bütün konuşmalarımda bunu dile getirmeye çalıştım. Değerli arkadaşlar, fındık için de adalet istiyoruz. AKP en çok oyu yüzde 70’lere varan oranla fındık bölgesinden alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bektaşoğlu.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Artık fındık üreticisi bu desteği gözden geçirecektir. Karadeniz’den doğan bu parti Karadeniz’den batacaktır. Bitişine de mağdur ettikleri fındık üreticisi karar verecektir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde şimdi de son olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Cemal Öztürk konuşacak.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından verilen fındıkta sorunların araştırılması önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Fındık tarımsal üretimimizde en değerli ürünümüz kuşkusuz. Tek başına ihracatımızın da yaklaşık yüzde 20’sini fındıktan karşılıyoruz. Bugün ülkemizin ticari anlamda 15 ilinde ama totalde yaklaşık 35 ilinde fındık üretiliyor. 700 bin hektar alanda 500 bin üretici ailemiz fındıkla iştigal ediyor. Dünya fındık üretiminin bir zamanlar yüzde 75-80’ini tek başımıza karşılıyorduk ama maalesef son yıllarda diğer ülkelerdeki fındık üretiminin artışıyla beraber bu yüzde 67’lere kadar, hatta 65’lere kadar düşmüştür.

Fındık üretiminde yıllar itibarıyla bir istikrar göremiyoruz çünkü doğal şartlara tabi olarak fındıkta rekolte her yıl değişiklik gösteriyor ama son on yılın ortalaması 550 bin ton civarındadır. Bu seneki tartışmaların ana ekseni de bu sene rekoltenin geçen seneye göre yüzde 60 civarında yükselmesidir. Geçen sene 420 bin ton olan fındık üretimi 2017 yılında 675 bin ton olarak tespit edilmiştir.

Fındıkta Hükûmetimiz 2009’dan sonra 2017 yılında müdahale alımı yaparak Toprak Mahsulleri Ofisine görev vermiş ve eylül ayında Toprak Mahsulleri Ofisi fındık almaya başlamıştır ki fındıkta Giresun kalite müdahale alım fiyatını 10,5 TL, levant kalite fındık fiyatını da 10 TL olarak 50 randıman üzerine Toprak Mahsulleri Ofisi ilan etmiş ve alımlara başlamıştır.

Sözün burasında Toprak Mahsulleri Ofisinin elemanlarını, Genel Müdür başta olmak üzere, tebrik ediyorum çünkü canhıraş bir şekilde, gece gündüz fındık bölgesinde fındık alımına devam ediyorlar.

Tabii, muhalefetten arkadaşlarımız diyorlar ki: “AK PARTİ Hükûmetleri -fındıkta gelinen nokta Türkiye için- tarafından fındığa destek verilmiyor.”

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında fındık fiyatları 1,5 liraydı bugünkü rakamla ve dolar olarak da 90 sente tekabül ediyordu. Ben 2003 yılında Genel Müdürdüm FİSKOBİRLİK’te ve 1,5 liradan fındık satamıyorduk. Ama bugünkü tartışılan noktada bile 10,5 lira olan Giresun kalite fındığın dolar olarak değerini takdirlerinize bırakıyorum.

Fındıkta sorunlar elbette var. Bu sorunlar geçmişte de vardı, bugün de var, gelecekte de olacaktır çünkü fındık gerçekten çok önemli bir ürünümüz ama bu sorunları aşmak için Hükûmetimiz canhıraş şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre vereyim, tamamlayın Sayın Öztürk.

CEMAL ÖZTÜRK (Devamla) - Hükûmetimiz fındıkta müstahsilimizi desteklemeye devam ediyor ve gelecekte de devam edecek. Bu seneki tartışmaların arızi olduğunu, geçici olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bu piyasa fiyatları, inanıyoruz ki Toprak Mahsullerinin ilan ettiği müdahale fiyatının da üstüne çıkmak zorunda kalacak çünkü Türkiye’de, doğru, rekolte yüksek ama gerek İtalya’da gerek Gürcistan’da beklenen rekoltenin olmadığını bütün piyasa biliyor. Müstahsilimiz rahat olsun, hükûmetlerimiz her zaman yanındaydı, bundan sonra da yanlarında olmaya devam edecek.

Yine, alan bazlı desteğimiz -Bakanlar Kurulu karar almıştır- bu sene de uygulanacaktır. O bakımdan, önümüzdeki günlerde fındık fiyatlarının beklenenin üstüne çıkacağını tahmin ediyor ve önergenin aleyhinde olduğumuzu belirterek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bence bu olmadı.

BAŞKAN – Öneri kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bence olmadı bu iş. Bunun partisi yok ki Sayın Başkanım, siz ağırlığınızı koyun, bari siz kabul ettirin.

BAŞKAN – Şimdi Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin görüşmelerine başlıyoruz.

Grup önerisini okutuyorum:

2.- HDP Grubunun, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve arkadaşları tarafından, eğitim müfredatının, ders kitapları ve diğer materyallerin tekçi, cinsiyetçi ve şoven içerikten arındırılması amacıyla 21/9/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                            Ahmet Yıldırım

                                                                                   Muş

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

21 Eylül 2017 tarihinde, Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul ve arkadaşları tarafından verilen 5432 sıra numaralı, eğitim müfredatının, ders kitapları ve diğer materyallerin tekçi, cinsiyetçi ve şoven içerikten arındırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5/10/2017 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul.

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle Genel Kurulu, ekranları başında bizi izleyen tüm yurttaşlarımızı ve şu an iradeleri gasbedilerek rehin tutulan Eş Genel Başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş, Sayın Figen Yüksekdağ başta olmak üzere vekil arkadaşlarımızı, belediye başkanlarımızı saygıyla hürmetle selamlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü. Bugün vesilesiyle öğretmenlerimizin gününü kutlar, yeni başlayan eğitim öğretim yılının başarılarla dolu olmasını dilerim.

Öğretmenlik aydın kimliği olan, özel ihtisas gerektiren bir meslektir. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” sözü İslam inancının eğitim öğretime verdiği değeri göstermesi açısından önemli bir sözdür lakin bugün AKP’nin geldiğimiz noktada, on beş yıllık süreçteki eğitim politikaları öğretmeni köle durumuna düşürmüştür. Her şeyden önce öğretmenlik mesleği itibarsızlaştırılmış, öğretmen sanki abeceyi öğreten bir kişiliğe indirgenmiştir. Öğretmen aydın kimliği gereği öğrencisinin içinde bulunduğu, onun gelişimini etkileyen her türlü toplumsal, siyasal, ekonomik sorunları düşünmek, gerekirse itiraz etmek ve çözüm önerileri geliştirmekle mükelleftir ama AKP, düşünen, itiraz eden öğretmen yerine itaat eden öğretmen dayatmasında bulunmaktadır. Bugün Ayşe Öğretmen “Çocuklar ölmesin.” dediği için ceza alabilmektedir. AKP aynı zamanda öğretmenliği teknik bir mesleğe indirgemeye çalışmaktadır. Öğretmenler az çalışan, çok tatil yapan bir meslek olarak itibarsızlaştırılmakta, mali ve özlük hakları gasbedilmektedir. Öğretmenlerin atamaları ve atama sırasındaki sınavlardaki sorular aslında her şeyi açığa çıkarmıştır ama özellikle 16 Temmuz 2016’dan bu yana OHAL ve KHK’larla öğretmenler üzerinde âdeta terör estirilmektedir. 33 bin öğretmen görevinden ihraç edilmiştir, Semih ve Nuriye sadece “İşimizi istiyoruz.” dediği için bugün açlığa terk edilmektedir. 5.500 civarında akademisyen… Özellikle “Barış istiyoruz, barış olsun bu ülkede.” diyen akademisyenlere bin yılları aşan cezalar dayatılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin on beş yıllık iktidarı döneminde hiç kuşkusuz en büyük zararı eğitim alanı görmüştür. AKP’nin neredeyse eğitim politikası iflas etmiştir. Topluma devrim niteliğinde “değişim” adı altında müfredat masalları anlatılmakta oysa baktığımızda yeni müfredat diyoruz -tırnak içinde söylüyoruz “yeni”yi- aslında hiçbir yenilik yok. Hâlihazırda tekçi, cinsiyetçi, merkezci, militarist, şovenist içeriğe sahip olan müfredatın yani 1980 darbesinin eseri olan müfredatın, AKP’nin onun ruhuna el Fatiha okumuş hâlini dayatıyor. Müfredat sadece bir dersin nasıl işleneceğini gösteren bir belge değildir. Müfredat, deyim yerindeyse eğitim öğretim sisteminin anayasasıdır. Gerçi, bakın Türkiye'nin Anayasası’na, müfredatı da tabii ki bundan farklı olmayacaktır. AKP “yeni müfredat” adı altında kendi rejimini yüceltiyor, meşruluğu tartışmalı Anayasa değişikliğini yeniden bizlere ifade etmeye çalışıyor.

Değerli arkadaşlar, yeni müfredatta birçok ders kitabında âdeta kölelik dayatılmakta, cinsiyetçilik dayatılmaktadır. Özellikle “Ailenin reisi erkektir, erkeğe itaat etmek kadının görevidir, örtünmek kadına şeref katmıştır.” gibi içeriklerle âdeta ders kitapları zehirlenmiştir. Evrim teorisi ders kitaplarından öğrencilerin kafasını karıştırdığı gerekçesiyle çıkarılıyor, hâlbuki kafa karışıklığı yaratan AKP’nin kendisidir. Bugün, eğitim sistemi bir sınav sistemine indirgenmiştir. Eğitim sistemindeki, sınav sistemindeki değişikliklere baktığımızda da aslında AKP’nin ne yapmak istediği kolayca anlaşılıyor. AKP, kendi dünya görüşü çerçevesinde yeni cihadist bir müfredat dayatıyor.

Değerli arkadaşlar, ne diyor yeni müfredatta?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika...

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Toğrul, bir dakika…

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – “Cihat, Allah yolunda yapılan bir savaştır.” diyor. Bunun aynısını IŞİD de söylüyor, El Nusra da söylüyor, Ahrar El-Şam da söylüyor, onlar da “Allah yolunda savaşmak cihattır.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, Bakan çıkmış “En demokratik, en bilimsel, en çağdaş müfredattır.” diyor. Sayın Bakan, neyin üstünü örtüyorsun, neyi anlatmaya çalışıyorsun? Sizin, bir defa, bu söylediğiniz yeni bir müfredat değil, tam tersi, aslında, AKP’nin şu anda topluma dayattığı zorbalığın öğrencilerimize, öğretmenlerimize dayatılmış bir hâlini yaşıyoruz. Laiklik tamamen yok ediliyor, Atatürk çıkarılıp yerine Tayyip Erdoğan ikame ettiriliyor. Aslında, yeni müfredatta yaşanılan şey budur. Laiklik, Hak getire. Tamamen cinsiyetçi, ırkçı, şovenist bir programla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, bizim bu önergemizin tüm parti grupları tarafından desteklenmesi ve… Eğitim bir ülkenin en temel direğidir, buna yönelik ortak bir kararla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – …bu konuyu nasıl aşacağımız konusunda bir fikir birliği yapmamız gerekir diyorum, tüm grupları da bunu desteklemeye çağırıyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde ikinci olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Gazi Meclisin Saygıdeğer Başkanı, değerli milletvekili arkadaşlarım; söz konusu araştırma önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitimde mesafe katetmiş ülkelere baktığımızda, gerçekten, en çok dikkati çeken çok önemli bir faktör var, o da gerek müfredat gerekse uygulanan programlardaki sürekliliktir. Yani diğer bir ifadeyle, eğitimde istikrar süreklilikle kazanılır. Yani bir programa bağlılık ne kadar devam ederse… Zaman zaman, gerekirse çok ufak tefek düzeltmeler dışında radikal değişikliklerin, dönüşümlerin yapılmadığı eğitim sistemlerini uygulayan ülkelere baktığımızda çok başarılı olduklarını rahat bir şekilde görmekteyiz ama maalesef bizde ise ilköğretimden yükseköğrenime kadar uzun bir süreci kapsayan programlara baktığımızda her zaman sorunlarla, kargaşalarla ve kaotik durumlarla karşılaştığımız çok açık bir şekilde görülmektedir. İşte, yavrularımız, hepimiz o süreçten geçtik ebeveynler olarak, gerek ortaöğretimdeki LGS’yle başlayıp SBS, OKS ve TEOG’a kadar giden süreçte gerekse üniversite sınavlarındaki ÖSS’yle başlayan, bugün, YGS’ye, LYS’ye kadar giden süreçte karşılaştığımız sorunlar bunun çok açık bir delilidir.

O zaman, hem bir eğitimci tecrübesiyle hem de Komisyon üyesi olarak, partim adına çok kısa bir iki şey söylemek istiyorum: Tabii ki ilerleyen dönemlerde bunu çok net, açık bir şekilde tartışacağız, konuşacağız ama ne olur, eğer eğitimde başarılı olmak istiyorsak üç önemli ana hususa dikkat etmemiz gerekiyor. Bir, eğitim girdilerinde eşitlikçi bir tavır sergilememiz lazım yani eğitim imkânı sunarken ne bölgesel ne kitlesel ne herhangi bir ayrıma gerek duymadan bütün eğitim imkânlarını eşit sağlamak lazım, müfredatı eşit sağlamak lazım, öğretmen kalitesini eşit sunmak lazım, okul imkânlarını eşit sunmak lazım. Bunlar eğitim girdileridir. Burada, ileride söyleyecek bir lafımız olsun diye bunu eşitlikçi bir mantıkla herkese -çünkü biliyorsunuz, çok temel bir haktır eğitim hakkı- bunu sunmak zorundayız.

İkincisi, sunduğumuz bu eğitim girdilerinin ölçme değerlendirme noktasında ise adaletli, adil olmak zorundayız. Kişisel değerlendirmelere tabi tutmadan, tamamen objektif bir kriterle genel değerlendirmeye tabi tutmak zorundayız.

Üçüncüsü de -bu Türkiye için çok önemli- ne olur, biz siyasi figürler olarak, idareciler olarak -özellikle Hükûmete çok iş düşüyor- istihdam noktasında, okulların hangi istihdam alanlarında istihdam edileceği noktasında kesin bir tavır sergilememiz gerekir. Bir çocuk hangi liseye gidecekse hangi üniversiteden çıkacağını bilmeli, hangi işte istihdam edileceğini bilmeli diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine üçüncü olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Akaydın konuşacak.

Buyurun Sayın Akaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Kürsüye gelene kadar süreyi başlatmıyoruz Sayın Akaydın, uzaktan geliyorsunuz epeyce.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Zaten üç dakikaya inmiş Başkanım, kısaltsanız ne olur?

BAŞKAN – İşte, o yüzden başlatmıyorum.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Otuz saniye konuşur ineriz aşağıya.

BAŞKAN – Özetlersiniz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Zaten hep özet geçiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de öncelikle eğitim emekçisi arkadaşlarımın bu çok özel gününü kutlayarak ve yeni eğitim öğretim döneminde öğrencilerimize, öğretmenlerimize başarılar dileyerek söze başlamak durumundayım.

Değerli arkadaşlar, eğitim, bir toplumun geleceğini belirleme ve ekonomik refahını sağlamakta gerekli olan en önemli faaliyettir hepinizin bildiği gibi. Millî eğitim stratejisi gerçekte bir endoktrinasyondur. Amaç, evrensel değerleri millî değerlerle bütünleştirip çocuklarımıza çağdaş bir zihin kazandırmaktır. Ülkemiz için bunun sınırları Atatürk devrimleriyle çizilmiş, laik, bilimsel ve çağdaş eğitim sistemi Anayasa'da da karşılığını bularak cumhuriyetin en önemli söylemlerinden biri olmuştur. Atatürk’ün bu konudaki en önemli söylemleri “Hayatta en hakiki gösterici ilimdir, fendir.” ve “Ben size miras olarak dogmaları bırakmıyorum, benim manevi mirasım bilim ve akıldır.” söylemleridir. Hâl böyleyken, cumhuriyet tarihinde ilk kez bu ilkelerin dışına çıkan bir eğitim programı -ben “müfredat” demiyorum, Türkçe karşılığıyla “eğitim programı” diyorum- dayatılıyor. Bu dayatma demokratik diye süslense de tamamen yandaş bir sendika tarafından biçimlendiriliyor. Hurafelerle ve dogmalarla dolu bir müfredat veya eğitim programı. Toplumun bütün alakadarlarını kapsayan bir şûra toplanmamış. Eğitim programı hazırlama konusunda bilim alanında çalışan hiçbir bilim adamının görüşü, üniversitelerin görüşü yok, EĞİTİM-SEN dışında eğitimle ilgili herhangi bir sivil toplum kuruluşunun görüşü yok, velilerin görüşü yok. Bu kadar önemli bir konuda Sayın Bakan geçtiğimiz ocak ayında çıkıp diyor ki: “Biz 100 bin kişinin görüşünü aldık.” Bu 100 bin kişi kimlerden oluşuyor, bu 100 bin kişinin içinde eğitimle ilgili bir katkısı olan insanlar var mı, bunların hiçbiri bilinmiyor ve geçtiğimiz Temmuz ayında önümüze bir yeni eğitim programı dayatılıyor.

Değerli arkadaşlar, Atatürkçülük ve Atatürk ilkeleri, programda âdet yerini bulsun anlamında önemsizleştirilmiş. Atatürk’ün en önemli ilkesi laikliğin içi boşaltılmış. Dogmalarla, hurafelerle dolu bir din, ahlak eğitimi çocuklarımıza dayatılıyor. Cihat gibi çok kritik bir kavram, âdeta İslam’ın şartı gibi müfredata konuluyor. Mezhepçi bir din anlayışını, cinsiyet ayrımcılığını körükleyici bir dayatma eğitim programına konuluyor.

Canlılığın kökeni ve canlıların evrimi programdan çıkarılmış. Dünyada 200 binin üzerinde bilimsel makaleyle desteklenmiş bu öğretinin yok edilmesi demek, en azından biyolojik bilimlerde yeterli meslek adamı yetiştiremezsiniz demek, buna ben dâhil, tıp doktorları da dâhil.

Değerli arkadaşlarım, daha eğitimle ilgili söyleyecek çok şeyler var, ama bu kısacık üç dakikalık konuşmada bunlara değinmek mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA AKAYDIN (Devamla) – Hepinize sabrınız için teşekkür ediyorum.

Sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akaydın.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini okutacağım ve işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve arkadaşları tarafından, Millî Eğitim Bakanlığının kamuoyunda tartışma yaratan bazı okulların yıkım kararının araştırılması amacıyla 5/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ekim 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/10/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                              Levent Gök

                                                                                 Ankara

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve arkadaşları tarafından, Millî Eğitim Bakanlığının kamuoyunda tartışma yaratan bazı okulların yıkım kararının araştırılması amacıyla, 5/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1393 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5/10/2017 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Gaye Usluer konuşacak.

Buyurun Sayın Usluer. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA GAYE USLUER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni yasama yılının Türkiye Büyük Millet Meclisi için, ülkemiz için, demokrasimiz, cumhuriyetimiz, bu ülkede yaşayan herkes için ve bütün dünya için barışın merkezi olmasını diliyorum.

Geçtiğimiz hafta yeni eğitim öğretim yılı başladı ancak yaklaşık 18 milyon öğrenci için ve onların anne babaları için umuttan çok kaygıyla başladı yeni dönem. Peki, bizler seçilmişler olarak “Çocuklarınız emin ellerdedir, içinizi ferah tutun, en iyi imkânlarla en iyi eğitimi alacaklar.” diyebiliyor muyuz bu insanlara? Hayır. Çünkü eğitim sistemimiz, on beş yıllık iktidar partisinin sayesinde âdeta bir kâbusa döndü. Kusura bakmayın ama evet, hepinizin tek tek payı var bu günahta.

Eğitimde on beş yılı özetleyecek olursak: Kadrolaşma, mevzuat değişiklikleri, cemaatlerle yapılan iş birliği, müfredatı en az iki kez değiştirme ve altı kez değişen Millî Eğitim Bakanı. Soruyorum sizlere: Bu sistem çocuklarımızda umutsuzluk, velilerimizde kaygı oluşturuyorsa bu vebal kimin? Bu vebalden kurtulmanın yolu bir gecede “Artık bu TEOG’u istemiyorum, bu TEOG ne yahu?” diyerek TEOG’u kaldırmak olabilir mi? Geleceği çalınan nesillerin mağduriyeti bir gün değil, ne yazık ki bir ömür sürecek. Sınavların adının ne olduğu önemli değil, LGS, SBS, OKS, TEOG… Bunların hepsi sizin iktidarınız zamanında gündeme gelen sınav sistemleri.

Değerli milletvekilleri, eğitimi paydaşlar olmadan kimse kendi keyfine göre düzenleyemez, değiştiremez. Bakın, müfredatı değiştirdiniz, bilimsel mi? Değil. Laik mi? Hiç değil. Kimden görüş aldınız? O hiç belli değil. Hangi akılla, hangi metotla ve hangi referansla yapıyorsunuz bunu? Kılavuzunuz kim, lütfen açıklayın, bunu hepimiz bilelim. Bir türlü eğitim sistemini yoluna koyamadınız ve bu akılla eğitim sisteminin daha da yoluna koyulmayacağı açıkça görülüyor.

Bir gece ansızın “TEOG kalkacak.” diyor AKP Genel Başkanı, vallahi bizim gibi, 80 milyon vatandaş gibi Millî Eğitim Bakanı da televizyon izlerken duyuyor TEOG’un kaldırılması gerektiğini; eyvah ki eyvah! Yerine ne koyacağız belli değil. Hiç kimsenin haberi yok. Bu ülkeyi kim yönetiyor? Diyorum ki sizlere: 80 milyon kişinin aklı 1 kişinin aklından elbette ki daha büyüktür.

Acaba her yere imam-hatip açmak mı bir marifet yoksa her okul için nitelikli eğitimi hedeflemek mi? Bakın, imam-hatiplerde bu yıl üniversiteye giriş beşte 1 oranında, buna ne diyeceğiz? Velilerimiz her sene, çocuğunun okulu, öğretmeni değişecek mi diye düşünmekten dert küpü oldu.

FET֒yle eğitim olmaz dedik, şimdi de yeni iş birliği protokolleri yaptınız. Kiminle? Ensar’la. Kiminle? TÜRGEV’le. Kiminle? TÜGVA’yla. “Bir defadan bir şey olmaz.” dediniz, hiçbirimiz unutmadık ama her gün, her gün tarikat ve vakıf yurtlarının yeni istismar haberleri gelmeye devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, artık cahilliğe övgü dönemi bitti, bizler de artık sadece eleştirmekle kalmayacağız, eğitim sistemindeki gerici, cinsiyetçi, dogmatik olan bütün içeriği kaldırmak için el birliğiyle çalışacağız. Kiminle çalışacağız? Velilerle çalışacağız. Kiminle çalışacağız? Öğretmenlerle çalışacağız. Kiminle çalışacağız? Bu ülkedeki 18 milyon öğrenciyle çalışacağız. Kiminle çalışacağız? Ayşe öğretmenlerle birlikte çalışacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bakın, okullar açıldı ve okulların açıldığı gün birçok okulda öğrencilere denildi ki: “Kusura bakmayın, okulunuz kapatılıyor, yıkılacak. Kendi başınızın çaresine bakın.”

Ben buradan son söz olarak şunu demek istiyorum: Bu ülkenin çocuklarına bunu yapmaya hakkınız yok, müfredat meselesi memleket meselesidir. Gelin, ortak akılla çağdaş, laik, demokratik eğitim için hep birlikte mücadele edelim.

Hepinize saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usluer.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin üzerinde ikinci olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu konuşacak.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, benden önce bu kürsüye çıkan arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi bugün 5 Ekim Öğretmenler Günü. Herkes geldi, kutladı ama diyoruz ki bu kutlamaların, özellikle bu özel günlerin altı doldurulmadığı müddetçe yalnızca söylemden ileriye gidemeyecek, her sene o vakit geldiğinde böyle, tekraren söylenip rafa kaldırılacak. Günümüzde olduğu gibi de şu anda olduğu gibi de her yıl biz aynı şekilde öğretmenlerimizin ne kadar değerli olduğundan bahsediyoruz ama onlara sunduğumuz hizmetler bakımından, onlara gerçekten verdiğimiz değer bakımından bırakın bir adım ileriye gitmeyi, bırakın yerimizde durmayı, geriye gitmeye başladık. Bunu özellikle paylaşmak istiyorum.

Öğretmen dediğimizde, gerçekten Millî Eğitimin yükünü tek başına omuzlarında taşıyan silahşorlardan bahsediyoruz, dava insanlarından bahsediyoruz çünkü sınıfa girdiği zaman gözü eğitimden başka, öğrencilerinden başka, geleceğe hazırlayacağı çok kıymetlisi gözünün nurlarından başka hiçbir şeyi düşünmüyor. Ama iktidar olarak baktığımızda on beş yıldır en ezilen kesimin de öğretmenler olduğunu gördük, en fazla hırpalanan sistemin de eğitim sistemi olduğunu gördük. Eğitimde tutarlılık, geçerlilik, güvenilirlik çok önemlidir. Ama bütün tutarsızlığın, geçerli olmayan bütün uygulamaların ve güvenilir olmayan yine birtakım kuralların ve istikrarın olmadığını da biz yine burada gördük. Onun için diyoruz ki eğer bir söz veriyorsak yapılması lazım. 100 bin ücretli öğretmen var, hâlâ derse giriyorlar, bizim artık bunları daha çok dikkate almamız gerekiyor.

Evet, eğitimin kalitesine baktığımızda, maalesef, bu kalitenin de gittikçe düştüğünü görebiliyoruz ve sistemin de değiştiğini görebiliyoruz. Bu kürsüden seslenirken, bu güzel ülkeye seslenirken daha iyi neler yapabilirizin ve daha fazla nasıl katkıda bulunabiliriz ve dünya sıralamasında en başa oturmak için neler yapabilirizin kaygısını paylaşmamız gerekiyorken burada hâlâ ve hâlâ yapılan yanlışların şu şekilde düzeltilmesi gerektiği üzerine konuşuyoruz. İnşallah, bundan sonra bunları tartışmak ümidiyle diyoruz ve teşekkür ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin üzerinde son olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü de kutluyorum.

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, 1994 yılında UNESCO ve ILO’nun ortak kararıyla ilan edilmiş bir gün. Özellikle öğretmenler gününün belirlenmesinin en önemli nedeni de öğretmenlerin toplumsal statüsünün tanınmasına yönelik önemli bir aşamayı ifade etmesidir. Dolayısıyla öğretmenlerin toplumsal statüsünün, öğretmenlerin hak ve özgürlüklerinin, demokratik haklarının da bilinmesi açısından oldukça yararlı ve faydalıdır. Fakat dünyada böyle bir durum söz konusuyken Türkiye gerçeğine baktığımız zaman, bu gün kabul edilmekle beraber uluslararası sözleşmelerden kaynaklı, Türkiye’de hâlen resmî bir şekilde Dünya Öğretmenler Günü kabul edilmemiştir. Ne edilmiştir? 12 Eylül faşist cunta rejiminin 12 Eylülden sonra 24 Kasımı Türkiye’de Öğretmenler Günü kabul etmesi bunu resmiyete geçirmiştir. Dolayısıyla bu bile başlı başına büyük bir paradoks, başlı başına büyük bir çelişkidir. Yani öğretmenler adına büyük methiyeler düzmek, öğretmenlerin ellerinden öpülesi birer insan olduklarını söylemek şüphesiz önemli ama öğretmenin temel sorunlarına değinmek ve onların en azından gününü resmiyette kabul etmek bu samimiyetin ve bu yaklaşımın da bir parçası olarak değerlendirilmek durumundadır.

Tabii, tüm bunlar olurken, işte arkadaşlar da az önce ifade ettiler, 1.128 akademisyene dün beş bin altı yüz kırk yıl ceza istendi; e, bunlar da öğretmen. Diğer yandan 30 binin üzerinde öğretmen ihraç edilmiş son bir yıl içerisinde ve on binlerce öğretmen hukuksuz bir şekilde soruşturmaya tabi tutulmadan açığa alınmış. Bu bayramda, Kurban Bayramı’ndan iki gün önce, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Mardin, Şırnak, Batman illeri başta olmak üzere, burada görev yapan 1.130 öğretmen il dışına sürgün edilmiştir. Hiçbir soruşturma yapılmadan, bakın, tüm bunlar önemli. Yani bir yandan öğretmenleri savunacaksınız, bunun toplumsal geleceğimiz açısından önemli olduğunu söyleyeceksiniz, diğer taraftan da öğretmenlere böylesi hak gaspları, böylesi saldırıları gerçekleştireceksiniz. Bu kesinlikle kabul edilebilir bir şey değildir.

Bu anlamıyla da ben tekrardan öğretmenlerimizin, özellikle insanca ve onurlu bir şekilde mücadele eden tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime yirmi dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini görüşmeye davet ediyorum.

Buyurun.

Kapanma Saati: 15.42

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı. Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, son yapılan İç Tüzük değişikliği uyarınca maddeler üzerinde verilen önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım. Aynı mahiyetteki önergelerin ise en kısa olanını okutup diğer önergelerin imza sahiplerini okutarak birlikte işleme alacağım. İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca değişiklik önergeleri artık bir defa okunacaktır. Önergelerin fotokopileri ise gruplara dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

   Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

           Muş                                 Gaziantep                                 Van

   Saadet Becerekli                     Behçet Yıldırım                  İbrahim Ayhan

         Batman                               Adıyaman                             Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Ayhan konuşacak.

Buyurun Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (1/850) esas numaralı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hukukun atası Roma hukuku “Birbirleriyle ilgisi olmayan yasalar tek bir yasada toplanamaz.” der. Bugün torba kanun uygulaması giderek yaygınlaşmış, neredeyse kanun çıkarmanın tek yöntemi gibi uygulanmaya başlanmıştır. Bu uygulama artık, Anayasa’nın 36’ncı maddesinde hükme bağlanmış olan hak arama hürriyetinin sınırlandırıldığı, hatta ortadan kaldırıldığı bir noktaya doğru gitmektedir. Gerçekten, hukukçular için, uygulayıcılar için, hakkını aramak isteyen kişiler için çıkan kanunları takip edebilmek, kanunlarda yapılan değişikliklere hâkim olabilmek giderek zorlaşmaktadır. Toplum bu yasalara “torba” adını yakıştırmıştır. Genellikle konusu belli olmayan, içeriğinde birbirleriyle ilgili veya ilgisiz birçok yasada değişiklik yapan hükümler bulunan torba veya çuval niteliğindeki yasa söz konusudur.

Tüm itiraz ve uyarılarımıza rağmen Komisyondan geçen ve yargının Arabuluculuk Kurulu eliyle taşeronlaştırılması ve özelleştirilmesi anlamına gelen toplam 40 maddelik İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın çıkış temelinde AKP’nin son on beş yıllık emek ve işçi düşmanı politikaları olduğunu düşündüğümüz için öncelikle bu politikaları teşhir etmenin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakan Binali Yıldırım, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 10’uncu Avrupa Bölge Toplantısı açılış töreninde bir konuşma yaptı, konuşmasında “Şimdi, iş yeri, işin devamı işverenin ne kadar sorumluluğundaysa çalışanların, çalışanları temsil eden sendikaların da o kadar sorumluluğundadır.” diyerek işçi ve patronu eşitleyen bir yerden konuştu. Emek gücünü patrona satmak zorunda olan işçiye, patronun kâr maksimizasyonunu sağlamak için bütün sömürü mekanizmalarını kullananların zenginleştiği bir ülkede siz nasıl olur da patron ile işçiyi eşitleyerek aynı sorumluluğu yüklüyorsunuz? Türkiye’de yoksulluk ve zenginlik sürekli olarak uçlarda birikirken, uçlar arasındaki makas her geçen gün büyürken yapılan bu konuşma, Hükûmetin sermaye seviciliğinin yakın kanıtıdır. İşçi dostu gibi görünen, işçinin hakkını hukukunu savunuyormuş gibi yapıp sermayenin lehine yasalar çıkarmak da sizin ustalaştığınız bir işe dönüştü. Eylül ayı itibarıyla TÜRK-İŞ 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 4.960 TL olduğunu açıkladı ve bu ülkede asgari ücret 1.404 lira yani yoksulluk sınırı asgari ücretin 3,5 katı artmış durumdadır. Peki, nasıl oluyor da bir işçi ve patron aynı sorumluluğa sahip oluyor?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu da İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi Projesi’nin bir oteldeki kapanış konferansına katıldı, burada iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla ilgili istatistiklere ulaşılamadığı yönündeki iddialara ilişkin olarak “Bu istatistiklerin güvenirliliği anlamında ufak bir kuşku ve boş bir nokta söz konusu değil, Bakanlık olarak istatistik anlamında herhangi bir sıkıntı olmadığını, Türkiye’nin geleceğine dair bütün politikaları istatistiksel verilerle ortaya koyduğumuzu belirtmek istiyorum.” demişti. Sayın Bakana hatırlatmak istiyoruz: Dört ay süren Sıfır Kaza Projesi’nde “iş kazası” adı altında işlenen en az 757 iş cinayeti tespit edildi. Bu ölümlerin en az yüzde 67’sinin de kampanyanın ekseninde yer alan inşaatlarda gerçekleştiğini de buradan bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisin hazırladığı verilere göre, her gün güncellenen bilgiler ışığında 2017 yılının ilk dokuz ayında yaşanan iş cinayetleri şöyle: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 133, mart ayında 152, nisan ayında 151, mayıs ayında 147, haziranda 170, temmuzda 207, ağustosta 217, eylül ayında ise 147 işçi yaşamını yitirdi. 2017 yılının ilk dokuz ayında iş cinayetleri sonucu en az 1.485 işçi sizin sermaye seviciliğiniz yüzünden hayatını kaybetti. Şimdi soruyorum, iş kazası sonucu yaşamını yitirmiş tek bir patron var mıdır?

Saygılar, teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 1 – (1) Bu Kanunun amacı; iş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ile yargılama usulünü düzenlemektir.

 

Ömer Süha Aldan                          Necati Yılmaz                      Mehmet Gökdağ

        Muğla                                      Ankara                                   Gaziantep

 

   Zeynel Emre                            Namık Havutça                Cemal Okan Yüksel

      İstanbul                                    Balıkesir                                   Eskişehir

           

  Sibel Özdemir                            Kemal Zeybek                        Gülay Yedekci

      İstanbul                                     Samsun                                     İstanbul

 

  Mahmut Tanal                            Kazım Arslan                               Bülent Öz

      İstanbul                                     Denizli                                  Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 1’inci maddesi tabii kanunun amacını açıklamakta ancak bu kanunun amacının içerisinde -Sayın Bakan da uzun süre avukatlık yaptığı için bilebilecek durumda- gayet rahat, iş hukuku dersleriyle ilgili…

Ama dinleyen yok Sayın Başkanım, ben boş konuşuyorum herhâlde.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dinliyoruz Sayın Tanal.

BAŞKAN – Siz buyurun, siz buyurun dinliyorum.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakanın dinlemesi lazım, dinlemiyor.

BAŞKAN – Siz lütfen Genel Kurula hitap edin, devam edin konuşmanıza.

MAHMUT TANAL (Devamla) – O zaman süreyi yeniden başlatacak mısınız, mümkün mü?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Bakanın bir kulağı sizde, bir kulağı orada.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sayın Bakanım, sizlerle ilgili ama, kusura bakmayın sohbetten…

BAŞKAN – Sayın Tanal, siz lütfen Genel Kurula hitap edin, gerekli uyarıları ben yaparım.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Benim elimdeki “İş Hukuku”, Profesör Doktor Nuri Çelik Hocanın kitabı. Bu, iş hukuku dersleriyle ilgili, hukuk fakültelerinde öğretilen dersle ilgili. Gayet rahat, meslek içi eğitim kanunuyla ilgili… Stajyer öğrencilerle ilgili, çıraklarla ilgili iş kazaları haddinden fazla. Bu kanunla ilgili düzenleme iş mahkemelerinin kapsamına almış değil. Sizden rica ediyorum yani gerek bu stajyerleri gerekse aynı zamanda bu kursiyerleri, bunları da çıkabilecek olan iş kazalarından dolayı iş mahkemelerinin görev alanına almakta yarar var. Burada asliye hukuk mahkemesi, iş hukuk mahkemesi açısından büyük bir kargaşa var; bu kargaşaya son vermek lazım.

Gelelim… Sayın Bakan dünkü açıklamalarında “Evet, biz yargımıza güveniyoruz.” dediler. Güzel bir temenni. Kendisi aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Kurulunun da Başkanı, Anayasa’dan doğan, kaynaklanan doğal bir başkan. Şimdi, ben şunu size söylemek isterim, gündemde çok tartışılan bir konu: Anayasa’mızın 38’inci maddesi “Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” der. MİT tırları davası, MİT tırları olayı ne zaman oldu? 1 Ocak 2014’te bir sefer, birinci olay; ikinci olay 19 Ocak 2014. 1 Ocak 2014, 19 Ocak 2014; iki sefer oldu bu olay yani iki sefer MİT tırları yakalandı, MİT tırları denilen araçlar. Peki -MİT tırlarının- MİT’le ilgili, MİT’in silah taşıma, silah sahibi olabilme, nakliyat işi kanunu ne zaman bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleşti? Nisan 2014’te. Nisan 2014’te kadar MİT’in silah taşıma yetkisi var mıydı, nakliyat, transfer etme yetkisi var mıydı? Yoktu. Peki, olmayan bir yetkiyle, MİT’in böyle bir silah nakliyatı, taşıma hadisesinden dolayı suç işlenmiş olmuyor mu? Oluyor. Peki, arkadaş, biz şimdi Türkiye’de yargı arıyoruz, savcı arıyoruz. Hâlen Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanunlaşmayan bir olaydan dolayı MİT’in bu şekilde şehirler arası transfer yapması suç değil midir? Suçtur. Neden işlem yapmıyorsunuz?

İkinci bir husus: Bakın, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Başkanısınız. Ben sizin vasıtanızla… Şu anda eğer izin sizden alınması gerekiyorsa sizden izin alalım. Ben geçen gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyla görüşmek istedim. Görüşme istemimin konusu da şuydu: İstanbul Adliyesi büyük bir alışveriş merkezine benzemiş; lokantası, restoranı, kuaförü, berberi, ayakkabı boyacısı ne ararsanız var, dosyalar yerde sürünüyor. Başsavcıyla görüşmeye gittim. Başsavcı gayet rahat o koridora bizi sokmuyor, milletvekili olarak beni sokmuyor. Yani orada sekretaryası var, sekretaryasına ulaşayım dedim, sekretaryasına da ulaştırmadılar. Sekretaryası koridora geldi “Notunuzu alayım.” dedi.

Şimdi Değerli Bakanım, bir milletvekili o adliyenin sorunlarıyla ilgili başsavcıyla görüşmek istiyor, sekretaryasına alınmıyoruz, koridorlarda not alınıyor. Hâlen beni arayacaklar. Aradılar, dediler ki: “Efendim, başsavcı vekiliyle görüşebilir misiniz?” Başsavcı vekiliyle görüşmek istemiyorum, ben başsavcıyla görüşmek istiyorum. dedim. Hâlen şu anda başsavcıdan telefon bekliyorum, aşağı yukarı bir on beş günlük süre geçti. Sizden rica ediyorum. İstanbul -Cumhuriyet Başsavcılığı- Çağlayan Adliyesinde dosyalar koridorlarda. Orası alışveriş merkezi mi, adalet sarayı mı? Adalet sarayına yakışır bir vaziyette adalet hizmetlerinden yararlanmak istiyor vatandaşımız. Orası alışveriş merkezi değil, adaletin tecelli yeri.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Milet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 1'inci maddesindeki "kuruluş, görev, yetki ve” ibaresinin "kuruluşunu, görev ve yetkileri ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       İsmail Faruk Aksu                Zühal Topcu                       Baki Şimşek

             İstanbul                          Ankara                                 Mersin

 

           Mustafa Mit                     Ruhi Ersoy                         Arzu Erdem

              Ankara                         Osmaniye                              İstanbul

 

        Deniz Depboylu

               Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılınmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy konuşacak.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İş Kanunu’yla ilgili yapılan tartışmalar ve bu kapsamda gelen önergelerden, 1’inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum.

Söz aldığım konu aslında bizi bir yönüyle memnun eden, bir yönüyle de eksik bulduğumuz bir husus; öncelikle onu izah etmek istiyorum.

İşçi ve işveren arasındaki problemin çözümü için uzlaşma kurulunun oluşması, bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2015 Seçim Beyannamemizde “Ferdî iş uyuşmazlıklarının işçi, işveren ve kamu temsilcilerinden oluşan bir ara buluculuk sürecinden geçmesi sağlanarak yargıya gitmeden çözümüne yardımcı olacak düzenlemeler yapılacaktır.” şekliyle vaat ettiğimiz konulardan bir tanesi. Fakat bizim bu beyannamemize aldığımız konudaki tavsiye ile şu anki uygulama arasındaki fark “Buraya giden yargıya gidemez.” anlamı çıkmamalı; aynı zamanda, arzu eden işçinin, çalışanın yargı yoluna da başvurabilmesi hak olarak verilmeli. Bu noktada yargının yükü hafifletilirken, uzlaşma kuruluna sorumluluk yüklenirken arzu eden çalışanın “Ben uzlaşma kurulundan ziyade yargıya da gidebiliyorum.” diyebileceği alanlar da bir hak olarak verilebilmeli.

Şimdi, hukukun oluşması süreci; modern hukuk içerisinde devlet ve milletin arasının uzlaşma zemini olarak bilinen modern hukuk tarihiyle beraber bir de halk hukuku olarak bilinen teamüllerin, geleneklerin, örfün, âdetin olduğu ve insanlığın yeryüzü serüveninden bugüne kadar getirdiği bir arada yaşama kültürünün neticesi olarak da bizde oluşan “hak” kavramı ve “hukuk” kavramı medeniyetimizin ürettiği temel umdelerdir. Buradan hareketle, işçinin alın terinin kurumadan hakkının verilmesi kültüründe çalışanın birinci derecede yüceltilmesi meselesi. Bu, siyasi retorik olarak da “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” şekliyle siyasilerin kullandığı bir kavramdır.

Bu meselelere yaklaşırken göz önünde bulundurmamız gereken hususlardan bir tanesi de şu: Bu kapitalist sistemin insan sömürü düzenine karşı Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi kuruluş felsefesini tanımlarken Anayasa’sının temel maddeleri içerisine koymuştur; Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, sosyal bir hukuk devletidir. İşte, buradaki sosyal ve hukuk devleti birbirinin vazgeçilmez tamamlayıcısıdır. Sosyal devlet anlayışının içerisinde, belki dünyanın hiçbir ülkesinde bizim kadar kapsamlı olmayan Sosyal Güvenlik Kurumunun arka planında kuruluş felsefemizle doğru orantılı bir anlayış vardır. Bu, devletimizin kurumsal aklıyla ilgilidir. İşte bu kurumsal aklı son zamanlarda hizmet alımını hızlandırmak, artı çalışanların sosyal haklarının veyahut da sosyal devlet gereği olan hakların verilmesi hususunda da, bir noktada yöneten iradenin tasarruf tedbirleri adına özelleştirdiğini görüyoruz hizmet satın alımı ve taşeronluk müessesesiyle. İşte, bu kamudaki taşeronluk müessesesinin olağanüstü bir yük hâline geldiği gözlemleniyor ama yine Hükûmet tarafından vadedilen taşerona kadro ve sosyal haklar meselesi vardı. Memleketimizin yaşadığı kriz anları ve ülke gündeminin daha farklı millî güvenlik konularına eğilmesi süreci bir yandan devam ediyor, bir taraftan da sosyal devlet anlayışı gereği, normalleşmenin emaresi olarak da biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu taşerona kadro verilmesi sürecinin hızlandırılmasının takipçisiyiz. Bu süreç önümüzdeki günlerde taşerona verilecek kadroların müjdesiyle beraber sosyal devletin gereği olan yaklaşımların da aynı zamanda bir ifadesidir.

Bu kapsamda, bize gelen diğer taleplerden bir tanesi de staj döneminin sigortalı olarak sayılması veyahut da staj yaptığı dönemde -lise yıllarında, yüksekokul yıllarında- çalışan bir işçinin geçmişe dönük staj dönemiyle alakalı uygulamaların da bu kapsamda, geçmişe dönük borçlanmayla bu haklardan istifade edebilme arzularıdır. Bu her iki talep de gayet insani bir taleptir, bizim devlet ile milletimizin arasındaki sözleşmeyi oluşturan Anayasa’mızın temel hükümleri çerçevesindeki sosyal devlet olmanın bir gereğidir.

Sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirdikçe milletimizi daha güçlü, zengin ve bu manada yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkiyi de daha sağlıklı tesis edeceğimizi düşünüyor, bu kapsamda bu önergemizin kabulünü Genel Kurula saygılarımla arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddede üç adet önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım                           Mahmut Toğrul               Bedia Özgökçe Ertan

         Muş                                      Gaziantep                                      Van

Saadet Becerekli                         Behçet Yıldırım                      İbrahim Ayhan

       Batman                                    Adıyaman                                  Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Ayhan konuşacak.

Buyurun Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Tekrardan böyle, üst üste gelip gidiyorum ama…

BAŞKAN – Bugün sizin gününüz, hep siz geliyorsunuz kürsüye.

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Elimde kaldı.

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Türkiye'de uygulanmakta olan OHAL ve KHK rejiminin 1’inci yılını geride bıraktık; özellikle on beş ay, on altı ay filan geçti. Konuyla ilgili Hükûmetin vermiş olduğu beyanatlarda OHAL’den sadece terör örgütlerinin etkilendiğini, başka da kimsenin etkilenmediği söylenmektedir. Oysa işçi hakları ve iş cinayetlerinde Türkiye tam bir üçüncü dünya ülkesi durumuna düşmüş; hak ihlalleri, intiharlar, borçla yaşama, borcu borçla kapatma bir zincire dönüşmüş durumda. İsterseniz size birkaç örnekle bu durumu somutlayalım.

Kamuda yapılan ihraçlara karşı Ankara’da eyleme başlayan eğitim emekçileri Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevleri cezaevi koşullarında 6’ncı ayını doldurdu. Düzce Tekno Maccaferri grevinin 25’inci gününde bizzat devlet grev kırıcılığı yaptı. Jandarma müdahalesi sonucu BİRLEŞİK METAL-İŞ üyesi işçiler gözaltına alınarak mallar fabrikadan çıkarıldı. Elini iş makinesine kaptıran işçi OHAL’de kimliği yanında olmadığı için bir saat Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde acil servisinde bekletildi. Ataması yapılmadığı için yaşam ümidini kaybeden sosyal bilimler öğretmeni İsa Erdoğan intihar ederek yaşamını yitirdi. Kayseri’de ücretlerini alamayan inşaat işçileri çatıya çıktı. Üç aydır ücreti ödenmeyen Avcılar Belediyesi işçilerinden Özgür -soy ismini hatırlamıyorum- bunalıma girdi ve icraların ardından kirayı da ödemeyince intihara kalkıştı. Türkiye’yi getirdiğiniz hâl bununla sınırlı değil elbette. Buradaki hak ihlallerini sıralamaya kalksak belki Genel Kurulu günlerce kilitlemek zorunda kalacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelelim ekonominin hâl ve gidişatına. Karneniz o kadar kötü ki mızrak çuvala sığmıyor artık. TÜİK enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre resmî enflasyon bile çift hanelere yani yüzde 10,68’e yeniden çıktı. Kira, gıda, yol, eğitim, sağlık masrafı da eklenince borç sarmalı içinde yaşayan, gelecekten umudunu kesmiş, depresif bir topluma dönüşmüş durumdayız. Hâl böyle iken torba yasalarla sermayeyi önceleyen, patronları koruyan yasa ve yönetmelikler Meclisin gündeminden hiç eksik olmuyor. Somut bir örnek; 19 Ağustosta yapılan yönetmelik değişikliğiyle turizm, özel güvenlik ve sağlık hizmeti yürüten işlerde çalışan işçiler için gece yedi buçuk saatten fazla çalıştırma yasağı kaldırıldı. Değişiklikle patrona işçiden fazla çalışma onayını dilerse iş sözleşmesinin yapılması sırasında, dilerse fazla çalışma gereksinimi doğduğu anda alabilme olanağı getirildi. Yönetmelikte yapılan değişikliğe göre işçi fazla çalışma konusunda vermiş olduğu onayı dilerse bir ay önceden işverene yazılı bildirimde bulunarak geri alabilecek. Ya, şimdi sormak gerekir. İşsizliğin bu kadar yaygın olduğu bir ülkede hangi işçi bu durumda patronuna “Ben fazla çalışma bildirimimi geri çekiyorum." diyebilecek? Bunu diyecek işçinin hemen kapının önüne konulacağını hepimiz çok iyi bilmekteyiz.

Gelelim “Dünyanın en iyi ekonomilerinden biriyiz.” beyanlarına. İyiyiz de rakamlar hiç bunu göstermemektedir. Türkiye’nin AB’ye 136,3 milyar dolar borcu var yani toplam borçların üçte 1’ine yakın bir rakam. Dış borç ne kadar? 432,352 milyar dolar olarak gerçekleşti. İsterseniz bu konuda biraz ayrıntı verelim. Son altı ayda 30 milyar dolar artan dış borcun üçte 1’i kamudan kaynaklandı. Şubat 2017 sonrası sıcak para girişi daha çok borç olarak gerçekleşti. Kamu kâğıtlarının faizi o kadar cazip ki “Bu da mı faiz lobisinin işi?” diye sormak gerekiyor Sayın Başbakana. Bitmedi, bir örnek daha: 432 milyar dolar dış borcun yüzde 70’i özel sektöre ait. Yani, bunun anlamı şu: Millî gelirin yüzde 52’sine ulaşan borçların dörtte 1’i kısa vadeli. Doların hafif bir kıpırdamasıyla neler olacağını kestirmek de artık sizin takdirinize kalmış diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 2 — (1) İş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca gerekli görülen yerlerde kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenir.

(2)      İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde iş mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. İhtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar Resmi Gazete'de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır.

(3)      İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince, bu Kanundaki usul ve esaslara göre bakılır.

Ömer Süha Aldan                          Necati Yılmaz                      Mehmet Gökdağ

        Muğla                                      Ankara                                   Gaziantep

   Zeynel Emre                            Namık Havutça                        Sibel Özdemir

      İstanbul                                    Balıkesir                                    İstanbul

  Gülay Yedekci                            Kemal Zeybek                         Mahmut Tanal

      İstanbul                                     Samsun                                     İstanbul

   Kazım Arslan                               Bülent Öz

       Denizli                                   Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmamayı tercih ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı üzerine görüşmeler yapmaktayız. 2’nci maddesinde yapılmasını istediğimiz değişiklik önergesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım.

Önergemiz iş mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin bir değişikliğin yapılmasına ilişkindir. İş mahkemelerinin kamu düzeninin sağlanmasında işveren-işçi arasındaki hem diyaloğun pekişmesinde hem barışın sağlanmasında hem de bu yönde oluşan haksızlıkların giderilmesinde çok önemli bir rolü vardır. O nedenle kamu düzeninin en iyi bir şekilde sağlanabileceği ve bu iki kesim arasındaki ihtilafların çabuk bir şekilde, ivedi bir şekilde giderilebileceği bir iş mahkemesi yapısının oluşturulmasının elbette ki çok büyük faydası olacaktır. Eğer bir dava açılıp günlerce, aylarca, yıllarca mahkemede sürünüyorsa, davalar hızlı bir şekilde görülemiyorsa, haklar zamanında alınamıyorsa, şimdi bu alanlarda gerekli olan mahkemeler kurulamıyorsa zamanında, hâkimler atanamıyorsa ve buradaki fiziki şartlar yerine getirilemiyorsa, personel desteği yapılamıyorsa elbette ki o yargının yavaş işleyeceği bir gerçektir. Bir kere, yargımızı bu alandan, bu yapıdan kurtarmak zorundayız. Ara buluculuğa havale etmek suretiyle sorunları çözmek yerine, devletin asli görevi olan adalet anlayışını, görevini iş mahkemeleri kanalıyla sürdürmenin, yerine getirmenin çok büyük faydası olacaktır.

Tabii, mahkemeler görevlerini yaparken bağımsız olmalıdır, tarafsız karar vermelidir. Eğer tamamen Bakanlığa bağlı, yine Hâkimler ve Savcılar Kurulunun inisiyatifinde ve siyasetin inisiyatifinde yürütülen bir yargı yapısı varsa yine o yargı yapısı içinde de gerçek anlamda tam anlamıyla adaletin gerçekleşmesi kesinlikle mümkün değildir. Onun için, öncelikle yargının tarafsız olması ve bağımsız hâle gelmesi noktasında çalışmaların yapılması ve bu Anayasa değişikliğiyle getirilen yanlışlıktan hızla geri dönülmesinin çok büyük faydası olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, yargımızın yapısı öyle bir noktaya gelmiştir ki -bir hukukçu olarak, bir işveren olarak- gerçekten hiçbir işverenin bugün hak aramak için adliyelere gitmediğine ve birçok anlaşmazlıkları kendi arasında çözmeye çalıştığına, hatta alacaklarından da vazgeçtiğine tanık olmaktayız, bunları da görüyorsunuz. Şimdi, siz yargıyı çalışacak bir noktaya getirmezseniz, kadrolarınızı bu şekle sokamazsanız gerçekten hak ve adaletin gerçekleşmesine engel olmuş olursunuz.

Değerli arkadaşlarım, bunun için yargıda ihtisaslaşmaya çok büyük ihtiyaç var. Eğer iş mahkemelerinde çalışacak hâkimleri aynı alanda başından sonuna kadar çalışacak bir hukuk hâkimi olarak, bir iş mahkemesi hâkimi olarak yetiştirip onu değerlendiremezseniz yine iş mahkemelerinde gerçek anlamda beklediğiniz sonuçları alamazsınız. Onun için, hukuk mahkemesinden ceza mahkemesine, ceza mahkemesinden hukuk mahkemesine atanacak hâkimlerle yargıda bir sonuç da alamazsınız Sayın Bakanım, kesinlikle hâkimler kurulunu ve savcılar kurulunu ayırarak iki ayrı kurul hâlinde ve savcıları ancak ceza mahkemelerine atamak yine, ceza mahkemelerindeki hâkimleri de savcı yapmak suretiyle yargıyı daha hızlı, daha iyi bir şekilde sürdürebilirsiniz diye belirtmek istiyorum. Çünkü bu adaletsizliklerin temelinde gerçekten yargının yavaş işlemesi vardır, yargıda gerçek anlamda adaletin gerçekleştirilememesi vardır, yargıdaki bağımlılık vardır, yargıda verilen işaretlere göre verilen kararlar vardır, yargıya müdahale vardır, kesinlikle siyasi iktidar olarak bundan vazgeçmelisiniz.

Bu sebeple hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 2'nci maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

       İsmail Faruk Aksu                      Zühal Topcu                    Baki Şimşek

             İstanbul                                Ankara                              Mersin

        Deniz Depboylu                        Mustafa Mit

               Aydın                                 Ankara

"(2) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde iş mahkemelerinin birden fazla dairesinin oluşturulması halinde bu daireler numaralandırılır. İhtisaslaşmanın sağlanmasını teminen, işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınmak kaydıyla, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir. Kurulun bu yöndeki kararları Resmî Gazete'de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır.”

BAŞKAN – Okunan önergeye komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Komisyon katılmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacak.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine verilen önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iş mahkemeleriyle ilgili kanun tasarısının 2’nci maddesinde işveren ve işçi arasındaki uyuşmazlıklarda ara buluculuk komisyonunun kurulmasını destekliyoruz. Yalnız ara buluculuk komisyonu kurulur iken insanların mahkemeye gidiş süreçlerinin de uzatılmasına Milliyetçi Hareket Partisi olarak karşı çıkıyoruz. İnsanlar eğer ara buluculuk müessesesine gitmek istemiyorlarsa direkt mahkemeye başvurabilmeliler, burada bir zaman kaybı olmamalıdır. Geç gelen adalet hiçbir zaman adalet olmayacaktır.

Ben buradan tutuklu erler ve askerî öğrencilerle ilgili bir örnek size vermek istiyorum Sayın Bakanım. Erkan Ünal diye Mersin Çamlıyayla Sarıkavak köyünden ortaokul mezunu, annesi babası köyde yaşayan bir gencimiz -kendisi de köyde yaşayan- İstanbul’a askere gidiyor, yirmi günlük askerken darbe gerçekleşiyor. Bu gencimiz şu anda hiçbir olaya karışmamasına rağmen on dört ay on beş gündür İstanbul’da cezaevinde yatıyor. Maalesef bununla ilgili bölgemizden çok sayıda şikâyet almaktayız. Tutuklu erler ve askerî öğrencilerle ilgili mahkeme sürecinin bir an önce hızlandırılarak bunlardan suçsuz olanların tahliye edilmesini talep ediyoruz.

Taşeron yasası… Milletin gündemi farklı tabii, bizim gündemimizle milletin gündemi. Hem 7 Haziran seçimlerinde hem 1 Kasım seçimlerinde söz verildi. Bizi her gün çok sayıda… Çünkü en büyük taşeron çalıştıran kurum devlet, belediyeler, hastaneler, orman teşkilatları ve Millî Eğitim. Maalesef bu yasayla ilgili de vatandaşın beklentisi devam ediyor.

İŞKUR’a işçi alımlarıyla ilgili -gerek Millî Eğitim gerek belediyeler gerekse orman işletmelerine- yine vatandaşların beklentisi alımların şeffaf olarak yapılabilmesi. Bunu kurumsal bir statüye kavuşturup bu alımların tamamının noter huzurunda yapılan çekilişlerle yapılmasını talep ediyoruz. Adalet Bakanı olarak da burada en büyük sorumluluğun, adil davranma sorumluluğunun sizde olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu konuda çok sayıda şikâyet var. Biz direkt kurum müdürünü aradığımız zaman bize verilen cevap şu oluyor: “AK PARTİ il başkanlığından bize liste geliyor, bunun dışında hareket edemiyoruz.” Herhâlde bunun tersini söyleyebilecek bu salonda bir tane milletvekili yoktur. Hükûmetin bu konuda adil davranmasını ve Türkiye’de bütün kurumlara yapılan alımlarda şeffaf davranılmasını istiyoruz.

Asgari ücret, maalesef, on beş yıllık AKP iktidarı döneminde 1.400 lira seviyelerinde hâlâ devam ediyor. Asgari ücretlinin yaşam standardı çok düşük, bunun yükseltilmesi lazım. Seçimlerde asgari ücretlilere ve geçim standardı gelir seviyesinin altında olanlara Hükûmetimiz 100 liraya ve 250 liraya konut verileceğiyle ilgili billboardlar astı, bununla ilgili seçim meydanlarında vaatler verdi. Asgari ücretli işçilerimiz 100 liralık konutların ne zaman verileceğini merakla bekliyorlar. Bunu Hükûmetin bir an önce gerçekleştirmesini bekliyoruz.

İş güvenliğiyle ilgili çok sayıda mevzuat değişikliği yapıldı, çok sayıda kararlar alındı ama maalesef iş güvenliği şu anda kâğıt üzerinde alınıyor, fiilî durumda bir iş güvenliği yok. Türkiye, iş kazalarında maalesef Avrupa’da, dünyada en ön sıralarda yer alıyor. Toplumu bilinçlendirmedikten sonra, çalışan işçiyi eğitmedikten sonra sadece kâğıt üzerinde, mevzuata uysun diye alınan iş güvenliği tedbirlerinin hiçbirisinin sonuç vermesi mümkün değil. Türkiye’de yine işçi ölümleri, Avrupa’da, dünyada rekor kırmaya devam edecektir. Bununla ilgili köklü çözüm bulmamız lazım.

Yapı-denetim firmaları kuruldu. Yapı-denetim firmalarında belki demiri, çimentoyu bilmeyen elemanlar çalışıyor, sadece imza atıyorlar. En çok İş kazalarının olduğu inşaatlarda maalesef doğru bir yol izlenmiyor. Bununla ilgili de Hükûmetimizin gerekli tedbirleri almasını bekliyorum.

Ben bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddede dört adet önerge vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

     Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

             Muş                                 Gaziantep                                 Van

 

     Saadet Becerikli                     Behçet Yıldırım                   Sibel Yiğitalp

          Batman                               Adıyaman                           Diyarbakır

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarının 3’üncü maddesiyle ilgili grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Bu maddeyle, kanun tasarısının kalbi olarak görülebilecek ara buluculuk kurumuna başvuru zorunlu hâle getirilmektedir. Öncelikle, ara buluculuk sistemi gönüllülük esasına dayanmalıdır. Her iki taraf da bu süreçte eşit haklara ve imkânlara sahip olduklarını bilmeliler. Oysa işçi ile işverenin hiçbir anlamda eşit olmadığı açıktır.

İş hukukunun temel ilkesi, işçinin korunması ve işçi lehine yorumdur. Ancak, bu düzenlemeyle, işçilerin alacakları ara bulucular yoluyla engellenmek istenmektedir. Bu yüzden, ara buluculuk sisteminin zorunlu hâle getirilmesi, işçi sömürüsünün yasal hâle getirilmesi anlamına gelmektedir. Bu sistem, bu anlamda, işçiyi ölümü göstererek sıtmaya razı etmekten başka bir şey değildir.

Tasarının bu maddesiyle emekçilerin Anayasa’da güvence altına alınmış hak arama özgürlüklerine bir darbe vurulmaktadır. İşveren sendikalarının tasarıya tam destek vermelerinin nedeni de budur. Fakat işçi sendikaları da yayınladıkları bildirilerde ve açıkladıkları görüşlerde tasarıya karşı olduklarını açıklamışlardır, tasarının işçi aleyhinde bir düzenleme olduğunu da açıkça ifade etmişlerdir. Ayrıca, Anayasa ve ILO’nun ruhuna aykırıdır. Sendikalar işlevsizleştirilmeye çalışmakta, iş hukukunun temel felsefesi olan işçiyi koruma ilkesini zedelemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uyuşmazlık türleri arasından sadece iş uyuşmazlıklarında ara buluculuğun zorunlu olması da ayrıca manidardır. Maddenin (9)’uncu fıkrasında düzenlenen ara buluculuk bürosunun yetkisine itiraz ve benzeri yöntemlerle üç haftalık sürenin aşılması mümkündür. Tasarı, birçok dava türünde temyiz hakkını ortadan kaldırarak da işçilerin anayasal hak arama özgürlüğünü daraltmaktadır.

Maddenin (10)’uncu fıkrasına göre, üç dört hafta gibi kısa sürede taraflar arasında sulh yoluna gitmenin imkânı yoktur. İş mahkemelerinde hak ettiğini alabilecek olan bir işçiye yıllarca sürecek olan bir dava süreci ara bulucu tarafından hatırlatılacak ve davadan vazgeçmesi önerilecektir. Şu ana kadarki uygulamalarda, işçinin hak ettiğinden çok daha az miktarlara ikna edildiği görülmektedir. Özellikle taşra kentleri gibi küçük yerleşim yerleri ve büyük şirketlerin davalarında ara bulucunun işveren baskısı altında olacağı da öngörülmelidir. İşçi hem sosyal bir baskıyla hem de hantal yargı sistemiyle tehdit edilmektedir. Yargının hantallığının faturası işçiye, emekçiye kesilmektedir.

Yine, maddenin (12)’nci fıkrası hak arama özgürlüğüne doğrudan müdahaledir. Bu fıkrayı (1)’inci fıkrayla ve diğer fıkralarla birlikte düşündüğümüzde, iradi değil, zorunlu bir dava şartıyla iradeye müdahale vardır. (15)’inci fıkrasında sadece işe iade talebiyle ara bulucuya başvurma hâli düzenlenmiş, işçilik alacakları ve tazminatı için durumun ne olacağı açıkça belirtilmemiştir.

3’üncü maddenin tüm fıkralarında belirtilen ifadelerle iş hukukunda geçerli olan hâkimin takdir yetkisi de ihlal edilmektedir. Somut belge ve bilgilerden oluşan ve tamamen hukuki olan bir alan, işçi aleyhine riskler barındıran bir pazarlık sürecine dönüştürülmüştür. Bu durum da ileride gerçekten çok riskli durumların ortaya çıkmasına neden olabilecektir.

Son olarak, tüm bunlardan dolayı bu tasarıya karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Buradan Eş Genel Başkanlarım Sayın Selahattin Demirtaş’a, Sayın Figen Yüksekdağ’a, diğer milletvekili arkadaşlarıma, büyükşehir belediye başkanlarıma, alt kademe belediye başkanlarıma, cezaevinde olan bütün siyasi tutsaklara saygılar ve sevgiler sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (1)’inci, (2)’nci ve (15)’inci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini; aynı maddenin (10)’uncu fıkrasında geçen "üç hafta” ve "en fazla bir” ibarelerinin sırasıyla "dört hafta” ve "en fazla iki” şeklinde değiştirilmesini; yine aynı maddenin (12)’nci fıkrasında yer alan "Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.” ibaresi ile (18)’inci fıkrasında yer alan "İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir.” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                          Zühal Topcu                            Baki Şimşek

      İstanbul                                     Ankara                                      Mersin

Deniz Depboylu                          Mehmet Parsak                           Mustafa Mit

        Aydın                                 Afyonkarahisar                                Ankara

"(1) Kanuna ve toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.”

"(2) Mahkeme, tarafların arabulucuya başvurup başvurmadığını ve şayet başvurmuş iseler sonucunu re'sen araştırmakla yükümlüdür. Arabuluculuğun zorunlu olduğu durumlarda Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda, tarafların arabulucuya başvurmamış olduğu ortaya çıkarsa, mahkemece davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. Arabulucunun görüşme tutanağını tüm ilgili taraflara tevdi etmesi zorunlu olup, tevdi edilmemesi dava şartı yokluğu anlamına gelmez.”

"(15) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı halinde işe iade, işçilik alacakları ve tazminatı talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerden en az birisinin arabuluculuk görüşmelerine katılmaları gerekir.'

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Tasarının felsefesi, ara buluculuğun mantığı ve Komisyon raporunun dayanakları karşısında katılma imkânından yoksunuz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Komisyon.

Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak konuşacak.

Buyurun Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

3’üncü madde, bu kanun tasarısının özünü teşkil eden ara buluculuğun dava şartı olması durumunu düzenlemektedir. Ara buluculuk müessesesi yargının yükünü hafifletmek ve uyuşmazlıkların süratle hâllini temin etmek bakımından gereklidir. Bununla birlikte, ara buluculuğun dava şartı hâline getirilmesinin özellikle işçi aleyhine bazı olumsuz sonuçları ortaya çıkarabileceğini değerlendiriyoruz. Verdiğimiz önergeyle de kanunun bu gibi mahzurlarının giderilmesi ve daha uygulanabilir hâle getirilmesini öngörmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, uygulamada iş mahkemelerinin yükünü en çok artıran dava türünü sendikalar tarafından organize edilen ve “seri davalar” olarak da anılan toplu iş sözleşmelerinden kaynaklı davalar oluşturmaktadır. Önergemizle, (1)’inci fıkradan “bireysel iş sözleşmelerinden kaynaklı davalar” ile “işe iade davaları” ibareleri kaldırılarak toplu iş sözleşmesiyle çalışmayan ve arkasında sendika desteği bulunmayan bir işçinin işveren karşısında uğrayabileceği mağduriyetlerin önüne geçilmesi öngörülmektedir.

Yine tasarıya göre, ara buluculuk görüşmelerinde iki saatin üzerindeki süreler için ara bulucunun ücreti taraflarca eşit olarak karşılanacaktır. Tarafların anlaşamadığı ve bu ücreti ödemekten imtina ettiği durumlarda ara bulucunun hazırladığı tutanağı taraflara verme zorunluluğu ise düzenlenmemiştir. 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu’nda da bu hususta herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

Anılan kanunun 17’nci maddesinin (4)’üncü fıkrasıyla ara bulucuya sadece son tutanağın bir örneğini ara buluculuk faaliyetinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne gönderme yükümlülüğü getirilmiştir. Dolayısıyla işçinin son tutanağı dava dilekçesine ekleyebilmesi veya eklemediği takdirde kendisine mahkeme tarafından verilen bir haftalık süre içerisinde temin edebilmesinin herhangi bir yolu bulunmadığından dava açma hakkı son derece zorlaştırılmaktadır.

(2)’nci fıkraya ilişkin değişiklik önergesiyle, dava dilekçesine uyuşmazlık tutanağının eklenmesi zorunluluğu kaldırılarak tarafların ara bulucuya başvurup başvurmadığının mahkeme tarafından ilgili ara buluculuk bürosu aracılığıyla araştırılması yönünde bir düzenleme getirmek suretiyle olası hak kayıplarının önüne geçilmesi öngörülmektedir.

6325 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinde kendisine verilen yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde ara bulucunun ara buluculuk sicilinden silinmesi yaptırımı öngörülmüştür. Ara bulucunun (10)’uncu fıkrada anılan sürede kendisine verilen uyuşmazlığı çözememe ihtimali iş yoğunlukları dikkate alındığında yüksektir. Bu sebeple söz konusu fıkrada geçen sürenin üç haftadan dört haftaya uzatılması ve bu sürenin zorunlu hâllerde ara bulucu tarafından iki hafta daha uzatılabilmesi suretiyle sonuçlandırılmamış başvuruların ve sicilden silinebilecek ara bulucu sayısının en aza indirilmesi öngörülmektedir.

Diğer taraftan, Avukatlık Kanunu’nda düzenlendiği üzere, dava sonucunda hükmedilecek vekâlet ücreti avukatın emek ve mesaisine karşılık olmak üzere avukata ait olduğundan (12)’nci fıkranın ikinci cümlesinin tasarı metninden çıkarılmasını, savunma hakkının zafiyete uğramaması ve avukatların emeklerinin karşılığını alabilmesi açısından gerekli görmekteyiz.

(15)’inci fıkra ise sadece işe iade talebiyle ara buluculuğa başvurma hâlini düzenlemiş, işçilik alacakları ve tazminat için durumun ne olacağı belirtilmemiştir. Bu hususların da anılan fıkrada düzenlenmesi işçilerin hak kaybının önüne geçilmesi için gereklidir.

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde ise ara buluculuk görüşmelerine işverenlerin birlikte katılmaları yönündeki düzenlemenin anlaşmanın gerçekleşebilmesi için en az bir işverenin görüşmelere katılmasının yeterli olacağı şeklinde değiştirilmesi uygun olacaktır.

Son olarak, (18)’inci fıkraya ilişkin önergemizle işverenin yetkilendirdiği herhangi bir çalışanın da görüşmelerde işvereni temsil edebileceği hükmünün metinden çıkarılması suretiyle ara buluculuk görüşmelerinin gizli kalması ve işçi aleyhine oluşabilecek hak kayıplarının önüne geçilmesi öngörülmektedir.

Bu açıkladığımız gerekçelerle değişiklik önergemizin kabulünü saygıdeğer Genel Kuruldan talep ediyoruz.

Böylelikle önergemize ilişkin sözlerimizi tamamladıktan sonra şehitler diyarı Afyonkarahisar’dan geldiğimizi, cumartesi günü defnettiğimiz Sinanpaşa’daki şehidimizin ardından bugün de yine Bolvadin’den bir şehidimizi daha ne yazık ki toprağa verdiğimizi ifade ediyorum. Şehitlerimize bir kere daha Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Aynı saldırıda gazi olarak şu anda hayatta kalma mücadelesini devam ettiren gazilerimize de bir kere daha Cenab-ı Allah’tan şifa diliyorum.

Genel Kurulu bir kere daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Biz de şehidimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın çerçeve 3’üncü maddesinin (18)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Bülent Turan                    Mehmet Doğan Kubat                Aziz Babuşcu

          Çanakkale                              İstanbul                               İstanbul

 

    Lütfiye Selva Çam                 Gökcen Özdoğan Enç                  Azmi Ekinci

            Ankara                                 Antalya                                İstanbul

 

        Halil Eldemir

            Bilecik

“(18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir.”

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yüksek Genel Kurulun takdirlerine arz ediyorum efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkanım, gerekçe izninizle.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İşverenin yazılı belgeyle yetkilendiği çalışanının arabuluculuk görüşmeleri sonucunda düzenlenecek son tutanağı imzalayabileceği açıkça yazılarak bu konudaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında “arabulucuya” ibaresinden sonraki ibarelerin çıkarılmasını ve yerine “başvurulması taraflar için ihtiyaridir” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulması taraflar için ihtiyaridir.”

 

         Uğur Bayraktutan                  Necati Yılmaz              Mehmet Gökdağ

                Artvin                              Ankara                           Gaziantep

            Zeynel Emre                     Namık Havutça                Mahmut Tanal

               İstanbul                            Balıkesir                            İstanbul

              Bülent Öz                       Kemal Zeybek                Gülay Yedekci

              Çanakkale                           Samsun                             İstanbul

                                                  Kazım Arslan                             

                                                      Denizli

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan konuşacak.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, hâlen mevcut uygulanmakta olan sistemde bilindiği üzere bireysel ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan, kanunundan kaynaklanan işçi ve işveren alacakları ile tazminatlarda, bunun haricinde işten çıkarma davalarında ara bulucuya başvurma zorunluluğu yok. Bize göre, getirilen kanun tasarısının esas kırılma noktası 3’üncü madde Sayın Başkan. Neden 3’üncü madde? Çünkü burada yeni bir sistem getiriliyor. Önceki sistemde ihtiyari olan ara bulucuya gidip gitmemeyle alakalı davacının bir takdir şartı olan husus ortadan kaldırılıyor ve diyor ki: “Mutlaka ara bulucuya gitmek zorundasınız, eğer ara bulucuya gitmezseniz bu bir dava şartıdır, dava reddedilir.” Bunu kabul etmek mümkün değil. Neden dolayı kabul etmek mümkün değil?

Önce, ara bulucu nedir? Ara bulucu aslında bir hakem değildir, ara bulucu bir hâkim de değildir, karar verme organı değildir. O nedenle, ara bulucunun bir hakem gibi, bir hâkim gibi karar vermesi söz konusu olmadığı için ara bulucu ne yapabilir? Ara bulucu ancak tarafların bir araya gelerek karar vermesine yardımcı olabilir, bir karar organı değildir. O nedenle, bir karar ihdası söz konusu değildir. O nedenle, bunu bir dava şartı hâline getirmek, ihtiyari olmaktan çıkartmak bir kere kanunun özüne, tasarının özüne aykırıdır diye düşünüyoruz, bunu kabul etmek mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Aslında, iş yükünü gördüğümüz zaman, dava yoluna gitmeden tarafların bir uzlaşmayla bunu halledebileceğini öngörerek hiç mahkemeye götürmeden ara bulucuyla halletmek iyi gibi gözükmesine rağmen, bunu zorunla hâle getirmek davanın, tasarının, kanunun ruhuna aykırıdır değerli arkadaşlarım, öncelikle bunu belirtmek istiyoruz.

Arkasından söyleyeceğimiz olay şudur: Ara buluculuk -biraz önce de ifade ettiğim gibi- hâkimin vereceği kararın ötesinde bir karardır. Ara bulucunun konusu da şudur: Önceki kanun tasarısı bu Meclisten geçiyorken… Her konuda ara bulucuya gidemezsiniz, ara bulucuya ancak özel hukuka ilişkin işlemlerde gidebilirsiniz.

Şimdi, getirilen bu tasarıda, evet, şöyle düşünebilirsiniz: İş Kanunu’yla alakalı bu değişiklik aslında bir özel hukuk ilişkisidir diye düşünülebilir. Biraz önce değerli milletvekilleri de ifade ettiler, değerli arkadaşlarım, toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar, işveren alacakları, işçi alacakları sadece bir özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan bir fiilî durum değildir, buna başka bir sayfadan bakmalıyız. Aynı anlamda, bir kamu hukuku, bir sosyal hukuk vardır, yani bir toplu hukuk vardır, buna bir özel hukuk çerçevesi içerisinde bakmak doğru değildir. O nedenle, sadece kategorik olarak özel hukuk ilişkisi içerisinde nitelendirilecek bir durumu alıp da böyle bir dava şartına bağlamayı doğru bulmuyoruz, bunu kabul etmiyoruz, bunu ifade etmek istiyoruz. Bu bir alternatif çözüm yolu olmalıdır. Yani vatandaş dava açmadan evvel, evet, düşünebilir, der ki: “Ben bu davayı bu şekilde bir yöntemle izleyebilirim.” ama bunu zorunlu bir hâle getirmek kabul edilebilir bir olay değildir.

Bir başka olay daha vardır. Bakın, biraz önce söyledim, “Ara bulucu bir hakem değildir.” dedim, “Ara bulucu aynı zamanda bir hâkim de değildir.” dedim. Ama siz şimdi bu kişileri, tarafları eğer böyle bir dava şartına zorlarsanız… “Silahların eşitliği” diye bir olay vardır, ekonomik anlamda güçlü olmayan, bir anlamda gelecek kaygısı duyan işçiyi siz bir anlamda bir aslanın önüne atıyorsunuz işverenle beraber, diyorsunuz ki: “Gelin, oturun, burada anlaşın ve mahkemeye gitmeyin.” Buradan ne derecede sağlıklı bir karar çıkabilir? Bu ancak neye yarayabilir arkadaşlar? Silahların eşitliği olmadığı için, işveren ve işçi aynı eşit koşullarda ara bulucunun önüne gidemeyeceği için, ara bulucunun önünde kendi geleceğini tartışamayacağı için…

Düşünsenize, bir işçi otuz yıl kamuda çalışmış veya özel hukuk ilişkisi içerisinde bir işverenin yanında çalışmış, siz ona diyorsunuz ki: “Davaya gitmeden evvel mutlaka ve mutlaka ara bulucuya git.” Bunu kabul etmek mümkün değildir değerli arkadaşlarım, yani bunun daha doğrusu pratik faydası yoktur. Şunu diyebilirdiniz: “Evet, bu bir alternatif yoldur.” Bu konuda bir yasal düzenleme yapmanıza da gerek yoktu, bunu buraya neden koyduğunuzu anlayamıyorum, neden böyle bir zaruret hâline ihtiyaç duyduğunuzu anlayamıyorum. Kanunun ruhundaki amaç, iş hukukunun temeli aslında işçinin hukukunu koruyabilmektir. Biz burada bu düzenlemeyle işçinin hukukunu koruyabiliyor muyuz? Buna ilişkin gerekçeye de baktım, tasarıya ilişkin Hükûmet tarafından getirilen gerekçeleri de inceledim, afaki birtakım şeyler var ama somut gerekçeler, gerçekten işçinin geleceğiyle alakalı, işçinin güvencesiyle alakalı 3’üncü maddede hiçbir şey yok değerli arkadaşlarım. Aslında 3’üncü madde, biraz önce söylediğim gibi, temel direk, asıl kırılma noktası ama getirilmek istenen şeyle zorunlu hâle getirilerek işçiye bir yandan da yük çıkartılıyor.

Bu konuda oylarınızla bu değişikliği kabul edeceğinizi umuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Daha önce kabul edilen önergeler doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin tasarıdan çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Necati Yılmaz                           Mehmet Gökdağ                          Zeynel Emre

       Ankara                                    Gaziantep                                   İstanbul

  Namık Havutça                           Gülay Yedekci                        Sibel Özdemir

      Balıkesir                                    İstanbul                                     İstanbul

     Bülent Öz                               Kemal Zeybek                         Mahmut Tanal

     Çanakkale                                   Samsun                                     İstanbul

   Kazım Arslan                              Veli Ağbaba                                      

       Denizli                                     Malatya                                         

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba konuşacak.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben ilgili madde üzerinde konuşmadan önce hem kendi seçim bölgemi hem de kardeş ilimiz Adıyaman’ı çok yakından ilgilendiren iki şey için, âdeta hayati önem taşıyan torba yasadaki tütünle ilgili konuşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Adıyaman ve Malatya’nın belli bölgelerinde tütün çok önemlidir. Yoksul tütün üreticisi kendi elleriyle yaptığı, terasladığı arazilerde ekim yaparak geçimlerini sağlamaya çalışmakta. Adıyaman ve Malatya’da yaklaşık 150 bin insan geçimini tütün ekiminden sağlamakta. Eğer bu değişiklik kabul edilirse bu üreticilere “Aç kalın, ölün.” denilmektedir.

Bu bölgede tütün ekimi dışında başka hiçbir şey yetişmemektedir. Ortalama tütün ekilen araziler 1-2 dönümdür. Özellikle Adıyaman’ın dağlık bölgelerinde, Çelikhan bölgesinde, merkeze bağlı köylerde maalesef arazi olmadığı için çiftçi tütünden başka bir şey ekmemektedir ve yıllardan beri de geçimini bundan sağlamaktadır. Bu değişiklikle Türkiye’de yoksul üretici yok edilmekte, uluslararası şirketlerin çıkarları korunmaktadır. Burada açıkça söylüyoruz değerli milletvekilleri, bu değişiklik büyük firmaların talebiyle yapılmaktadır, büyük sigara tekellerinin istemiyle bu değişiklik yapılmaktadır. Tamamen bu teklifi büyük sigara üreticileri, büyük tekeller yapmış ve hazırlamış, Hükûmetin önüne koymuştur. Hükûmet de torba yasayla Meclisin huzuruna getirmiştir. Bu topraklarda yaşayan insanlara “Ey Çelikhanlı, Bulamlı çiftçi, ey Kurucaovalı, Fındıklılı, Mızgılı üretici, sen tütün ekme, sen aç kal, çünkü ben büyük sigara üreticilerine söz verdim, Adıyaman’daki Abuzer dayıya, Malatya’daki Ali dayıya tütün ektirmeyeceğim diye söz verdim.” denilmekte. Kim üretecek peki? Amerika’daki, İngiltere’deki büyük tütün fabrikaları, büyük sigara fabrikaları.

Değerli arkadaşlar, sanmayın ki Adıyaman’da, Malatya’da tütün üreticileri zengin, sanmayın ki onlar Mercedes’e biniyor, sanmayın ki onlar yalılarda, yatlarda oturuyor. Onlar sadece ve sadece geçimlerini çıkarmakta, sadece ve sadece çocuklarının ekmek parasını çıkarmakta.

Getirilen değişiklik eğer yasalaşırsa Adıyaman tam anlamıyla bir cezaevine dönüşecek. Tütün satanlar, satışa arz edenler, bulunduranlar veya nakledenler üç yıldan altı yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak ve bunları yapanlara 5 bin liradan 50 bin liraya kadar para cezası uygulanacak.

Değerli arkadaşlar, bunun açık anlamı, hepinizin bildiği gibi “Siz üretmeyin, benim söz vermiş olduğum uluslararası üreticiler üretecek.”tir. Şimdi, Malatya’daki, Adıyaman’daki yoksul tütün üreticisi hiç kimseden bir destek görmeden, çocuğuna bakmayıp tütünlere bakarak tütün üretmekte ve sadece kendi ailesinin nafakasını çıkarmaktadır. Tütün Adıyaman’da gelin için çeyiz parasıdır; öğrenci için kalemdir, defterdir, kitaptır; orada yaşayan genç için yemek parasıdır. Bu imkânları maalesef üreticinin elinden alınmaya çalışılmakta.

Değerli arkadaşlar, Osmanlı’nın son döneminde, çöküş döneminde en önemli kurumlardan birisi Reji İdaresiydi. Osmanlı borç batağına saplandığında, 1800’lü yılların sonunda tütün ekimi, satışı ve ticareti yabancıların egemenliğindeki Reji İdaresine verilmişti. Reji İdaresindeki kolcu birlikleri üreticilerin korkulu rüyasıydı. Birçok halk türküsünde kolcuların zulümleri yer almaktadır.

Değerli arkadaşlar, âdeta yıllardan sonra tekrar bir reji idaresi kurulacak ve Türkiye’de ekim yapan üreticiler yabancıların eline mahkûm edilecektir. Bu yasanın geçmesine izin vermemeliyiz değerli arkadaşlar.

Bakın, geçmişte, TEKEL, maalesef bütün uyarılara rağmen peşkeş çekildi, 200 küsur milyon dolara satılan TEKEL birkaç yıl sonra 3 milyar dolara satıldı ama olan Türkiye’deki üreticiye oldu.

Türkiye’de maalesef geçtiğimiz yıllarda birçok bölgenin ana geçim kaynağı olan tütünden şimdi sadece birkaç bölge geçimini sağlamakta ve bu yasa eğer şimdi geçerse Adıyamanlı, Malatyalı, Doğanşehirli açlığa mahkûm edilecektir.

Buradan bir kez daha söylüyoruz: Sizler Amerika’daki Johny’nin değil, Adıyaman’daki Abuzer dayının yanında olun. O alın teriyle, emeğiyle üretmiş olduğu tütününü elinden almayın. Zaten hiçbir katkınız yok, zaten üreticiye hiçbir şey vermiyorsunuz, bir de tütününü elinden almayın çünkü o tütün onun için çocuğundan daha kıymetlidir.

Bu yasanın tekrar tartışılmasını ve geri çekilmesini hem Adıyaman’a gidip Adıyaman’a dost, kardeş bir milletvekili olarak hem de Malatya milletvekili olarak sizden talep ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “uyuşmazlıklarda” ibaresinin “uyuşmazlıkların çözümünde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                          Zühal Topcu                            Baki Şimşek

      İstanbul                                     Ankara                                      Mersin

Deniz Depboylu                            Mustafa Mit                             Arzu Erdem

        Aydın                                      Ankara                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini, ekranları başında bizleri izleyen tüm milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dün Hakkâri’nin Yüksekova ilçesi Esendere bölgesinde askerî aracın geçişi sırasında PKK’lı teröristler tarafından yerleştirilen el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 4 askerimiz şehit olmuştur. Son bir haftadır yaşanan terör olaylarında ise 14 askerimiz şehadete kavuşmuştur.

Son zamanlarda ülkemiz iç ve dış kaynaklı sorunlarla karşı karşıya kalmakta, PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadeleye devam etmektedir. Millî varlığımızı ve toprak bütünlüğümüzü tehdit eden gelişmeler ne yazık ki ardı ardına gelmektedir. Vatan ve millet aşkı için bu aziz topraklarda hayatını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır, gazilerimize şifa ve uzun ömürler diliyorum. Büyük Türk milletimizin başı sağ olsun.

Bundan bir hafta önce Bingöl’deydim ve Bingöl’de yaptığım ziyaretler sonucunda, korucularımızla yakın temaslar hâlindeydim. Liderimizin görevlendirmesi ve talimatları sonucunda bilhassa hassasiyetimiz olan şehit, şehit yakınlarımız, gazilerimiz ve korucularımızla ilgili yaptığımız çalışmalarda, özellikle, devletimizin bu konuya daha büyük hassasiyet göstermesi gerektiğini tespit etmiş bulunmaktayız. Bölgede yaptığımız çalışmalarda, bilhassa korucuların çok zor koşullar altında görev yaptığını, tabiri caizse, çıplak bedenlerini teröristlere karşı vatanın önüne siper ettiklerini gördüm. Çok zor koşullarda, sadece bir köz çayıyla bütün geceyi geçirdiklerini gördüm. Kulelerinin ne kadar sağlıksız olduğunu yine aynı şekilde gördüm. Buradan, özellikle, iktidar partisine ve devlet yetkililerine seslenmek istiyorum: Bingöl dâhil olmak üzere her ilimizde o kadar fazla, vatanı, milleti için şehadete kavuşmayı göze alan gönüllü korucularımız var ki bunlarla ilgili gerekli düzenlemeler yapılmalı, özlük hakları verilmeli, gerekli koşullar da mutlaka sağlanmalı.

Bingöl’ün merkeze bağlı Elmalı köyünde… Milliyetçi bir köydür burası, yaklaşık yüzde 90-95’i her zaman milliyetçi bir tavır içerisinde. Girişe de şehadete kavuşan şehitlerimizin resimlerini asmak suretiyle, PKK’nın da saldırıları altında kalmak suretiyle orada varlıklarını sürdürmeye çalışan bir köy burası. Okullarını ziyaret ettim, okul harabe hâlde. Kadınlar, anneler, babalar çocuklarını okula gönderemiyorlar. Özellikle kış aylarında, soğukta o çocuklar okula gidemediği için sıkıntı var. PKK’nın daha ağırlıklı olarak hâkimiyet kurduğu bir köydeki okul ise tam tersi, tam teşekküllü, tam donanımlı; bu çok büyük bir soru işareti. Ben buradan seslenmek istiyorum: Elmalı köyündeki o harabe hâldeki okulun yapılması gerekiyor, sağlık ocağına da mutlaka hemşire takviyesi yapılması gerekiyor.

Türkiye, başta Kerkük olmak üzere tarihî Türkmen kentlerine zorla el konulması girişimleriyle de aynı şekilde karşı karşıya kalmıştır. Buna, ülkemiz başta olmak üzere Türkmeneli’ndeki soydaşlarımızın varlığıyla ilgili hiçbir şekilde müsaade edilmeyeceğini belirtmek isterim. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de dediği gibi, en başta 5 bin ülkücü Türkmeneli’yle ilgili mücadele için hazırdır, bunu da kürsüden dile getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu kanun tasarısıyla birçok konuda değişiklik yapılmaktadır. Tasarının başlığı her ne kadar “İş Mahkemeleri Kanunu” olsa da yine bir torba yasayla karşı karşıyayız. Torba yasaların sıkıntılarını buradan defalarca konuştuk. Bu konuyla ilgili alelacele kararların verilmesinin daha sonra sancılara yol açtığını, bu sancıların giderilmesinin de tekrar değişiklikle olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunlar aslında hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerine yorgunluk ve yük getirmekte hem -ortaya çıkan- milletimiz için faydalı düzenlemeler yapalım derken bu faydalı düzenlemelerin yanında ardından da aksaklıklar getirmektedir. Onun için, yapılacak olan her düzenlemeyle ilgili değerlendirmelerin komisyonlarda sağlıklı bir şekilde yapılması, yapıldıktan sonra istişare edilmesi, istişarenin sonucunda da kalıcı kanunların konulması gerekmektedir. Bunu da buradan özellikle vurgulamak istiyorum.

Genel Kurulu ve aziz Türk milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.19

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

4’üncü madde üzerinde önerge işleminde kalmıştık.

Madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “yükümlüdür” ibaresi “mükelleftir” olarak değiştirilmiştir.

 

   Ahmet Yıldırım                Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

           Muş                           Gaziantep                                 Van

 

   Saadet Becerekli                                                   Behçet Yıldırım

         Batman                                                                 Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımı ve burada olması gerekirken, haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan eş genel başkanlarımı ve milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz arkadaşlar, salı günü ben buradan tütün konusunda bir açıklama yapmıştım, pazartesi günü Adıyaman gerçekten çalkalanmıştı, bir yürüyüş yaptı, gerek o yürüyüş olsun gerekse sosyal medyadaki dayanışma olsun Hükûmet üzerinde bir şeyler hissettirdi ama şu anda sosyal medyada kirli bilgiler dolanıyor, “Vay efendim torba yasadan çıkartıldı, yok efendim bu yasa çıkmayacak.” gibi yalan yanlış bilgiler var. Eğer bir değişiklik varsa bir Hükûmet yetkilisi gelsin buradan net söylesin, yoksa Adıyaman halkından ricamdır dayanışmanızı büyütün, bu yasa geri çekilinceye kadar, bu yasa torbadan çıkıncaya kadar direnişinizi yapın; sizi destekliyorum ve bütün Türkiye emekçileri sizinledir. Buradan size saygılar gönderiyorum.

İki buçuk aylık tatilden sonra yeni yasama yılına geldik. HDP olarak bu iki buçuk aylık tatil süresince hep halkımızın arasındaydık Van'dan Edirne'ye kadar. Adalet ve vicdan nöbetlerinde, halkla buluşma mitinglerinde bu yaz durmadan çalıştık. Halkın bize en çok sorduğu soru, Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız ne zaman tahliye olacak sorusu idi. Bu soruya cevap vermek çok zor değil. Türkiye'de adil bir yargılama süreci olsaydı tutuklanmaz, bugün zaten aramızda olurlardı. Gerçi tutuklama demek yanlış, iktidar kendisine en büyük rakip olarak gördüğü Parlamentonun üçüncü büyük partisine resmen darbe yaptı. Haksız, hukuksuz bir şekilde 4 Kasımda siyasi bir darbeyle arkadaşlarımızı tutukladı, daha doğrusu rehin aldı; bizim gözümüzde de, halkın gözünde de, bu böyledir, onlar birer siyasi rehindir, dünya âlem de bunu böyle biliyor, içinizde böyle düşünenlerin olduğundan da eminim. Bir yılı aşkın süredir daha doğru dürüst mahkemeye bile çıkarılmadılar.

Adalet Bakanımız buradaydı, şu anda göremiyorum kendisini, dün sormuştum bugün sorumu yineliyorum: Sizce yargımız tarafsız ve bağımsız mı? Bunu herkes gibi siz de iyi biliyorsunuz ki yargı tamamen saraya bağlı, adalet, tırnak içerisinde adalet bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmış. Bu durumdan çok hoşnut olduğunuzu sanmıyorum ama maalesef gerçek bu.

Şimdi, arkadaşlar, bu iş mahkemeleri meselesine gelince… Bu kanun tasarısı, iktidarın özellikle son iki yıldır hukuktan, adaletten ve özgürlükten vazgeçip tamamen güvenlikçi politikalarla devleti yönetmeye çalışmasının bir parçasıdır. Bu yasa tasarısının mantığı, mahkemelerin yani yargının iş yükünü hafifletmek, yargılama yoluna gitmeden en kısa zamanda, en seri hâlde çözümü sağlamak.

Peki, daha hızlı, daha seri bir yargılamanın alt yapısı işçinin, emekçinin hak taleplerini tırpanlamak mıdır? Bunun başka bir yolu yok mu? Bu savaş politikalarına ayıracağınız parayı, zamanı, mesaiyi gerçekten adalete, hukuka ayırsaydınız işçinin, emekçinin hak kaybı üzerinden bir tasarı getirme ihtiyacı da duymazdınız.

Bu son birkaç yıldır güvenlik harcamalarınızı bir göz önüne getirin, onunla değil binlerce, milyonlarca işçinin hak taleplerini en kısa sürede, seri hâlde mahkemeler aracılığıyla çözüme ulaştırabilirdiniz. Bu kadar güvenlik personeli istihdam edeceğinize bunların yerine hâkim, savcı istihdam eder, hem mahkemelerin iş yükünü hafifletir hem de işçiyi mağdur etmezdiniz.

Binbir emek, binbir cefayla burada insanın en kutsalı yani alın teri, emeği üzerinde konuşuyoruz. İşçi, alacağını, emeğinin hakkını işverenden alamamış, mahkemeye başvurmaya gelmiş, siz ona adliye kapısında bir daha işvereni adres gösteriyorsunuz, bir nevi işveren lehine işçiyi anlaşmaya mecbur bırakıyorsunuz. Bu tasarının özü, mantığı budur.

Netice itibarıyla, işçileri, hak taleplerine ilişkin bir problemi hızlı çözmek ile adil çözmek arasında bir tercihe zorlamaya kalkmayın. Bu, işçi açısından hakkından feragat edeceği bir duruma doğru gitmek mecburiyetinde bırakılmak olacaktır. Bu kadar fazla dosyanın ve bu kadar geciken adaletin sebebi gariban işçi değil, bunun sorumlusu öncelikle işveren, sonra bu sistemi denetlemeyen, sosyal devletin gereğini yerine getiremeyen devletindir diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısının 5’inci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 5- (1) iş mahkemeleri;

a)       5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile iş yerinde staj görenler ve işçi statüsünde çalışanlar ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,

b)       İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,

c)       Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.

 

    Necati Yılmaz                Mehmet Gökdağ                 Namık Havutça

         Ankara                         Gaziantep                             Balıkesir

 

     Zeynel Emre                  Kemal Zeybek                    Mahmut Tanal

        İstanbul                          Samsun                                İstanbul

 

    Gülay Yedekci                 Kazım Arslan                          Bülent Öz

        İstanbul                          Denizli                             Çanakkale

BAŞKAN – Sayın Gök, söz talebiniz mi var?

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 6 Ekim 1990 tarihinde bombalı bir saldırı sonucu hayatını kaybeden Bahriye Üçok’u saygıyla andığına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 6 Ekim 1990 yılında ülkemizin ilahiyat fakültesinin ilk kadın hocalarından, öğretim üyelerinden Bahriye Üçok bombalı bir saldırı sonucu hayatını kaybetti. Hayatını müspet ilime ama bir yandan da İslam’ın doğru öğretilmesine adamış olan Bahriye Üçok sayısız kitaplarıyla Türkiye’de aydınlanmanın da öncüsü olmuştur. Özellikle yazdığı kitaplarla, verdiği derslerle İslam dinimizin güzel yönlerini her türlü biçimde ortaya koymuş ve yazdığı kitaplarla da emsalsiz bir İslam tarihi araştırmacısı olmuştur. 6 Ekim 1990 yılında alçakça katledilen Bahriye Üçok’u saygıyla andığımı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Bahriye Üçok’u saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Sayın Hocamız Bahriye Üçok’u Divan olarak saygı ve sevgiyle anıyoruz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen konuşacak.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yasaları Parlamento çıkarıyor ama bazen Parlamentonun çıkardığı yasaların dışında da yasalar çıkıyor. Önemli olan, çıkan yasaların neyi sağlamaya yönelik olduğu. Yasaların içerisinden adaleti bulup çıkaramadığınız sürece o yasalar yalnızca matbaacıyı bağlar. Yasanın matbaacıyı bağlaması da hiçbir hukuki anlam ifade etmez. Hukuk güvenliğinin, hukuk güvencesinin olmadığı bir ülkede yasa yapmanın da bir anlamı yoktur. Yasayı vicdanınızda yerleştirebileceğiniz bir adalet duygusu var ya, eğer oraya yerleştirebiliyorsanız o zaman bir anlamı olacaktır; yoksa şimdi burada yasa çıkarıyoruz ama AKP Genel Başkanı diyor ki: “Biz zaten OHAL’i sırf işçiler greve gitmesin, siz rahat çalışasınız diye ilan ettik.” O hâlde bugün burada bu yasanın Parlamento gündemine gelmesinde işçi haklarının korunması gibi bir gerekçe söz konusu değil demek ki. OHAL devam ettiğine göre, işçi hak aramaya kalkarsa zaten hakkını arayacağı için de OHAL yasası gereği işleyecek. İşçi, hakkını gider Marko Paşa’nın yanında arar.

Değerli milletvekilleri, aslında üzerinde durulması gereken en önemli gerçeklerden birisi şu; net, berrak: Türkiye’nin birincil sorunu hukuk devleti sorunudur. Hukuk devleti olmadığınız sürece yolsuzluklarla bu ülke boğuşur hâle gelir.

Şimdi, ben buradan yüce Parlamentoya bir öneride bulunmak istiyorum. Hani yolsuzluklardan şikâyetçisiniz ya; mi acaba? Şikâyetçi olduğunuzu söylediniz, öyle iktidar oldunuz ama ondan sonra bu iddiayı unuttunuz. Eğer bu yolsuzluklardan gerçekten şikâyet etmeye hâlâ devam ediyorsanız, bunlarla ilgili bu Parlamentonun, bu ülkenin, yürütmenin gereğini yapmasını istiyorsanız benim bir önerim var size. Gelin, yolsuzluklarla mücadele başkanlığı diye bir başkanlık kuralım. O başkanlık gerçekten bu ülkede her nerede tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen birisi varsa, bir namussuz, bu ülkenin tüyü bitmemiş yetiminin hakkına müdahale eden bir yolsuz varsa onun yakasına yapışsın. Gelin, bunu kuralım, bir yolsuzluklarla mücadele başkanlığı kuralım ama bu konuda samimi olmadığınızı göreceğiz. İlerleyen günlerde de bunu yasa teklifi olarak bu Parlamentoya getireceğiz.

Bir başka önerim daha, işçilerin haklarıyla ilgili, işçilerle ilgili ihtisas mahkemeleri kuruyoruz, gayet güzel. Peki, bu işçilerin haklarını, hukuklarını korumak için böyle bir düzenlemeye gidiyoruz, o zaman bu ülkenin birincil problemi olan yolsuzluklarla ilgili bir mahkeme neden kurmuyoruz? Gelin, bir ihtisas mahkemesi kuralım, bu işçinin hakkını gasbeden, köylünün, yoksulun, bu ülkenin vergi veren, namuslu insanlarının haklarını gasbedenlere ilişkin de bir ihtisas mahkemesi olsun, bunları yargılasın. Zimmetine para mı geçirmiş, resmî evrakta sahtecilik mi yapmış, ihaleye fesat mı karıştırmış, işçi hakkını mı yemiş, taşeron işçi statüsü içerisinde işçileri çalıştırmış, ondan sonra şirketi kapatmış, sahte belgelerle şirketler mi kurmuş? Gelin, bunları da hızlı bir şekilde yargılayacak bir yolsuzlukla mücadele mahkemesi kuralım. Gerçekten samimi bir niyetiniz varsa bütün bunlara ilişkin tekliflerimizi Parlamentonun gündemine biz getirelim; siz de gelin, bunlara “Evet.” deyin. Ama ben inanıyorum ki bunların hiçbirisinin arkasında durmayacaksınız. Niye? Dursaydınız…

Gayrettepe metro ihalesinde sahte belgeyle ihaleye katılan firmanın yeterlilik belgesi olmamasına rağmen ihaleye katılmasını buradan söylememize rağmen hiç duymadınız. Bir yıl oldu; bir firma sahte belgeyle, yetersiz belgeyle ihaleye katıldı; devasa bir ihale aldı ve gerçekten fiyatların, normal, rayiç bedellerin yaklaşık yüzde 40’ı üzerinde bir fiyatla aldı ama hiç sesiniz çıkmadı.

Üçüncü havalimanında Sayıştay artık daha ne yapsın? Sayıştay uzmanlarına teşekkür ediyorum ama gerçekten bundan daha öte ne yapsınlar? Belgeli, hesaplı kitaplı rakamlar koydular önünüze. Sayıştay raporları diyor ki: “Üçüncü havalimanında milyar dolarları aşan yolsuzluklar var.” Gelin, bu yolsuzlukların üzerine gidecek bir komisyon kuralım; gelin, bunları yargılayacak bir mahkeme oluşturalım, bu konuda bir ihtisas mahkemesi oluşsun diyoruz, onu da duymazlıktan geliyorsunuz. Yolsuzlukları duymuyorsunuz ama vatandaştan vergi toplamak için enteresan fikirler ortaya atıyorsunuz.

Bakın, diyorsunuz ya hani: “Biz bu MTV’yi -motorlu taşıtlar vergisini- savunma harcamaları artacak, onun için istiyoruz.” Peki, Varlık Fonu’na Savunma Sanayi Fonu’ndaki 3 milyar lirayı niye aktardınız? Hani iki aylık aktarmıştınız, niye geri iade etmediniz? Varlık Fonu’ndaki 3 milyar liranın 1 milyar lirasını niye harcadınız? O 1 milyar lira kime gitti?

Velhasıl, söylediklerinize siz de inanmıyorsunuz ama vatandaşın inanmasını bekliyorsunuz. Vatandaşın da inanmayacağını 2019’da göreceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinde geçen “sözleşmeden veya” ibaresinin “sözleşmeden ya da çözümünde” şeklinde değiştirilmesini ve “her türlü” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                          Zühal Topcu                       Deniz Depboylu

      İstanbul                                     Ankara                                       Aydın

    Mustafa Mit                               Baki Şimşek

       Ankara                                      Mersin                                          

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinde vermiş olduğumuz önergemiz üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iş ve işverenler arasındaki uyum ve anlaşmazlık sorunlarının üzerinde durduğumuz bu kanun önergesinde ben bugünün Dünya Öğretmenler Günü olduğunu da hesaba katarak ve işveren eğer Millî Eğitim Bakanlığıysa çalışanları öğretmenlerin de sorunları olduğunu burada sizlere bir kez daha hatırlatmak istiyorum ve bu sorunların birkaçına değinmek istiyorum.

Verilere göre bugün öğretmen ataması bekleyen, KPSS’ye başvurmuş fakat öğretmen olarak ataması yapılmamış üniversite mezunlarımızın sayısından bahsetmek istiyorum. Bu 2016 verilerine göre 438.134. Mayıs 2016’da Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı atanmayı bekleyen öğretmen sayısının 349.277, buna karşın Bakanlığın ihtiyaç duyduğu öğretmen sayısının 66.574 olduğunu açıklamıştı. Yani bu açıklama 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan öğretmen ihraçlarından önce yapılmış bir açıklamaydı. Tüm kanun hükmündeki kararnamelerle birlikte Millî Eğitim Bakanlığından ihraç edilen öğretmenlerin sayısı da 33.973’e ulaştı ve nihayetinde biz bunları toplarsak, demek ki şu anda Millî Eğitim Bakanlığının 100 bin civarında öğretmen açığı var diyebiliriz son alımları hesaba katmazsak.

Sayın İsmet Yılmaz Millî Eğitim Bakanımız da 80 bin öğretmenin alımının yapılacağını bize önceden duyurmuştu ve şimdi 40 bin öğretmen adayı atama beklemekte. Ağustos ayında atanacağı söylenen 10 bin öğretmen ataması ne zaman yapılacak? Öğretmen adaylarımız öncelikli olarak bunu beklemekte.

Yine, Yükseköğretim Kurumunun istatistiklerine göre 2016 yılı itibarıyla öğretmen olabilmek amacıyla sadece eğitim fakültelerinde okuyanların sayısı da 228.279. Buna okuyanları, mezun olacak diğer alanlardaki, mesela fen edebiyat fakültesi mezunları var, ilahiyat fakültesi mezunları var ve yine insan ve toplum bilimleri mezunları var; bunlar pedagojik formasyon alarak öğretmenliğe de başvuruyorlar, bunları da eklediğimizde sayı epey artıyor.

Peki, ben merak ediyorum, bütün bu kadar öğretmen adayı hazırlanıyor ve öğretmen olmayı beklerken ücretli olarak alınan öğretmen adaylarının hangi bölümlerden mezun olduğu, gerçekten de bütün bu hak etmiş olanların dışında öğretmenliğe atananlar var mı, bunların bir kere incelenmesi gerekiyor.

Yine, KPSS 2019 yılında kaldırılıyor ve kamu kadrolarına atama merkezî sınavıyla yerleştirme sisteminin yerine yeni bir sınav sistemi getiriliyor. Bu sınav sisteminin adı, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ÖABT tarzında yapılacak olduğunun açıklandığı bir öğretmenlik alımı, bir sınama sistemi getiriliyor. Burada, her bakanlık, bu sisteme göre, alanına göre alacağı öğretmenlere alanında sorular soruyor. Tamam, bunda bir sıkıntı yok ama bir de mülakat sistemi geliyor. Güvenlik soruşturması zaten olmalı ancak mülakat sistemi noktasında TÜRK EĞİTİM-SEN’in yaptığı bir araştırma var ki bu 2016’da öğretmenlerin, sözleşmeli öğretmen olmak için bu mülakat sistemine girenlerin yüzde 98’i böyle bir mülakat sistemini şeffaf bulmamışken, 15 Temmuzdan sonraki yaşadığımız memur alımlarındaki mülakatlarda yaşanan sıkıntıları, sorulan soruları da düşünürsek bu bizde ve öğretmen olarak alınacak olan adaylarda endişe yaratıyor.

Yine, tabii, öğretmenlerin bir öğretmen odasında kadrolu, ücretli, sözleşmeli, farklı farklı statüde olmaları yine ayrı bir sorun.

Tabii ki öğretmen arkadaşlarımızın burada dile getirilecek çok sorunu var, ben sadece atama bekleyenlerle ilgili görüştüm ama şu anda hâlihazırda görevde olan öğretmen arkadaşlarımızın sorunlarını da inşallah uygun bir zamanda tekrar tartışır, onlara da bir çözüm buluruz diyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinde geçen “nedeniyle” ibaresi “sebebiyle” olarak değiştirilmiştir.

 

      Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul           Bedia Özgökçe Ertan

              Muş                                 Gaziantep                                 Van

      Saadet Becerekli                     Behçet Yıldırım                   Sibel Yiğitalp

            Batman                               Adıyaman                           Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Kanunu üzerinden söz aldım ama ben biraz baktım, şimdi, İş Kanunu üzerinden AKP’nin karnesini çıkarmak istedim. 2002’den bu yana en az 18.400 kişi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş.

Çok komik bir şey demiyorum, 18.400 insanın iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğinden bahsediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bana mı diyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Evet, size söylüyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmayın.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Yani tebessüm ederek dinleyeceğiniz bir konu değil bence.

Ayrıca, şimdiye kadar, bakın, taşeronlaşma oranına bakacağız. AKP iktidara geldiğinde 387 bin kişi taşeron elamanıyken bugün 2 milyon kişiyi aşmış ve her seçim döneminde de kadro sözü vermiş. Bunun dışında güvencesiz iş gücü ve emekleri değersizleştiren, sendikalaşmayı yok eden bir siyaset izliyor. Bakın, 2001 yılında sendikalaşma oranı yüzde 57,2 iken bugün -ocak ayında- sendikalaşma oranı yüzde 12,8’e düşmüş.

Yine, bunun dışında, işsizlik oranına baktığımızda, 2000 yılında işsizlik oranı yüzde 6,5 iken 2017 yılında işsizlik oranı yüzde 12,6 oranına kadar yükselmiş. Yani 4 kişiden 1’i işsiz. Ve yine grev hakkı gasbedilmiş durumda çünkü millî güvenliği bozucu olarak nitelendirilmiş ve 15 kez grev hakkı yasaklanmıştır.

Bir de Kürt işçilerin yaşadığı ırkçı nefret suçlarından bahsedeyim. Son üç ayda ağustos, temmuz ve eylül ayında Türkiye’nin birtakım kentlerinde ırkçıların, nefret suçu işleyen ırkçıların saldırısına maruz kalmış Kürt işçileri. Bunu ağustos ayında yapmışlar, eylül ayında yapmışlar ve en sonunda Bursa’da yapılmış. Bakın, 2 Haziranda Bursa’da Nilüfer ilçesinde yine bir grup ırkçı Kürt işçilerine saldırmış, inşaat işçilerine ve orada yine linç etmeye çalışmışlar. 18 Ağustos 2017’de de yine Kütahya’da Altıntaş Barajı’nda yine çalışan Kürt işçilere bir grup ırkçı saldırmış ve oradaki Emniyet, kolluk güçleri üzerinden olay yatıştırılmaya çalışılmış. En kötüsü de 1 Eylülde Urfa’da, Urfa’dan Samsun’a giden fındık işçisi 2 kadın -biri 36 yaşında olmak üzere- 36 yaşındaki Perihan Akın ve 27 yaşındaki Nurcan Patak kaldıkları çadırda silahlı saldırıya uğradılar ve Viranşehirli olan Perihan Akın yaşamını yitirdi.

Ben bunları niye söyledim? Nefret siyaseti izlendiği için söyledim. Bunları söylerken bir taraftan işçi cinayetleri bu kadar artıyor, taşeronlaşma var, insanlar geleceğe korkunç güvencesiz bakıyor, kaygı içinde yaşıyorken yerinden yurdundan zorla mülteci edilen Kürtler de başka yere çalışmaya gittiğinde izlenen nefret siyaseti üzerinden iş güvenliği, iş güvencesi yok. Bu, hayatın her alanına öyle bir sirayet etti ki üç hafta önce Sayın Aysel Tuğluk’un annesi, Ankara’da, bu ülkenin başkentinde gömüldüğü yerden çıkarıldı çünkü her dakika ve her saniye buradan insanlar, ırk üzerinden nefret siyaseti izlemeye başladı. En tehlikeli döneme girdik. İnsanlar illiyeti üzerinden, etnik kimliği üzerinden lince tabi tutuluyorsa ve lince uğruyorsa burada oturup herkesin düşünmesi gerekir.

Bakın, bize bu ülkenin Cumhurbaşkanı Kandil’in yolunu gösterdi. “HDP, Kandil’e gitsin.” dedi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz tercih ettiniz, siz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Biz bu ülkenin 3’üncü büyük partisiyiz, legal, meşru, demokratik siyaset izleyen bir partiyiz ve bizim milyonlarca seçmenimiz var ve milyonlarca seçmene siz yol olarak Kandil’i gösteriyorsunuz. Dolayısıyla Kandil’i gösterdiğiniz için Kandil’e giden herkesten de siz sorumlusunuz çünkü demokratik siyasetin bütün zeminini yok ediyorsunuz. İnsanları tutuklayarak…

Bakın, Muğla’da 7 tane Kürt diye çırılçıplak soyuldu ve ne olduğunu henüz bilmiyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 7 tane kim?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – 7 tane Kürt.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürt mü?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Vay be!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ne olduğunu bilmiyoruz. Velev ki sizin dediğiniz gibi PKK’li olsun. Bu devlet…

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, lütfen etnik kimlik üzerinden konuşmalarınızı sürdürmeyin çünkü ne olduğu henüz bilinmiyor.

SİBEL YİĞİTALTP (Devamla) – Konuşmak istemiyorum ama bakın, ben size söylüyorum.

BAŞKAN – İki gündür bu işle uğraşıyoruz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Tamam, ben de soruyorum.

BAŞKAN - Lütfen… Yani…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ben de soruyorum: Kimdir, nedir, niçin orada çırılçıplak soyuldu, neden ters kelepçe yapıldı?

BAŞKAN – O zaman “Kürt” diye demeyin.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ama şimdi öyle yazıldı, basın yazdı, ben yazmadım, sosyal medya hesaplarında böyle geçiyor.

BAŞKAN – Basın öyle yazmıyor, sizin dediğiniz gibi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “7 terörist” diyor basın.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Sayın Başkan, ben geçmiyorum. Bakın, lütfen…

BAŞKAN – Tartışmak istemiyorum sizinle. Lütfen doğru telaffuz edelim.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Lütfen… Ama ben bir şey anlatıyorum. Ben kendi telaffuzumu söylemiyorum. Sosyal medyada geçen yaklaşımları söylüyorum. Ben, Samsun’da Kürt olduğu için öldürülen Perihan’dan bahsediyorum ve Aysel Tuğluk’un annesi mezardan çıkarıldı diyorum. Siz bunları niye görmezden geliyorsunuz? Bunlar bu ülkenin ayıbı değil mi? Yani yedi nesil bundan utanacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Yedi nesil mezardan cenaze çıkarıldığı için utanacaktır ve biz buna rağmen bilgi ve siyaset düzeyi…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

Yani burada konuşmak istemezdim ama bahsedilen olayın yakın tanığı olduğum için ve başından itibaren hem Adalet Bakanımız hem İçişleri Bakanı hem de benim olduğum bir üçgen içinde o olayı, o süreci yaşadığımız için söylediklerinize katılabilmem mümkün değil en azından Hükûmet ayağı açısından. Hükûmet adına Sayın Bakan burada, benim cevap vermem doğru olmaz. Ama Sayın Bakan burada. Sayın Bakanın, İçişleri Bakanının ve benim olduğum bir süreç olduğu için anlatmak gereğini hissettim. Hükûmet burada, Cumhurbaşkanı da Başbakan da gerekli hassasiyeti göstermiştir.

Yapılan ırkçı saldırıyı kınayalım. Ben de kınadım. İnsan olan kınar zaten.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ben bir şey sorabilir miyim Başkan? Ama ben bir şey sormak istiyorum.

BAŞKAN – Ama burada Hükûmetin politikası ile yapılan ırkçı saldırıyı birbirine karıştırmamak gerekiyor.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir şey sormak istiyorum Başkan. BAŞKAN - Lütfen…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Hayır, bir şey sormak istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verir misiniz…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Lütfen, Başkan, yanlış anlaşılmaması için bir açıklama yapmak istiyorum da…

BAŞKAN – Buyurun.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Peki, Ankara Valisi, Ankara Emniyet Müdürü…

BAŞKAN – Bakın, olayı sizinle tartışmayacağım.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Sayın Bakan buradayken soruyorum…

BAŞKAN – Sizinle asla olayı tartışmayacağım.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bunlara dair, bir cenazenin mezardan çıkarılmasına dair işlem yapıldı mı? Bunu soruyorum. Yapıldı mı?

BAŞKAN - Sayın İçişleri Bakanı da buradan gerekli açıklamayı yaptı, yakından da tanığıyım olayın. Lütfen… Yani bunu, Hükûmet politikasını ırkçı yaklaşım olarak değerlendirmemiz gerçekten haksızlık olur.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye bizi terörizmle suçluyorsunuz o zaman?

BAŞKAN – Gerçekten haksızlık olur.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Niye bize yol gösteriyorsunuz o zaman?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu ülkede 80 milyon vatandaş beraber yaşıyoruz. Türk’ü, Kürt’ü terör bağlamında ayırırken etnik dille konuşamayız. Az önceki konuşmacının aynen ifadesi: “7 Kürt, Kürt olduğu için yere yatırılarak üzerleri soyuldu.”

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Evet, kayıtlara geçen bilgileri söylüyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - 7 Kürt değil. 7 tane canlı bomba iddiasıyla terörist yere yatırılmıştır. Yapılan yanlış varsa, bunun da en iyi şahidi sizsiniz, ilgili bakan aranmıştır, bununla ilgili çalışma başlatılmıştır.

BAŞKAN – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - En tehlikeli dil bu dildir. Bu dilin de yeri Meclis değil, Kandil’dir Sayın Başkan. (HDP sıralarından gürültüler)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne diyorsunuz siz ya? Şimdi bu nedir yani?

BAŞKAN – Bakın, sayın milletvekilleri, Sayın Yiğitalp, burada ben de duydum…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Çırılçıplak soyulması normal mi?

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ikaz edin. Bu nasıl bir dil?

BAŞKAN – Ben konuşuyorum saygılı olun lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Çırılçıplak soyulması normal mi?

BAŞKAN – Burada, 7 tane Kürt öldürüldü… (HDP sıralarından gürültüler)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne demek bu yani?

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri… Ben konuşabilir miyim… İzin verir misiniz acaba…

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Doğru mu onun yaptığı?

BAŞKAN – Burada Sayın Yiğitalp “7 tane Kürt öldürüldü Muğla’da.” dedi.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – “Öldürüldü” demedim.

BAŞKAN – Şimdi bu olayı iki gündür yine buradaki grup başkan vekilleriyle birlikte İçişleri Bakanı nezdinde takip ediyoruz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – “Öldürüldü” demedim, “Çırılçıplak soyuldu.” dedim.

BAŞKAN – O ayrımı yapın. Teröristlerle Kürtlerin ayrımını yapın. Bu ülkede hepimiz Türk ve Kürt olarak kardeşçe yaşamaya mecburuz ama teröristlerle yaşamaya mecbur değiliz. Bu ayırımı yapın lütfen.

Buyurun Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, hatibin ifadesine dikkat edilirse yapılan işleme yöneliktir, yoksa etnik kimliğine yönelik değildir. Yapılan işlem, dün kim olursa olsun…

BAŞKAN – Hayır, yapılan işleme karşı… O başka bir şeydi. Burada sadece “7 tane Kürt” dedi, itiraz ettiğim nokta budur.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, kendimizi ifade etmemize bir müsaade edin, bizim cümlelerimiz bitsin, ondan sonra yine itiraz edin.

BAŞKAN – Tamam, peki, buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bakın, orada yapılan işlem, 7 insanın ters kelepçe takılarak, soyularak halka teşhir edilmesidir. Asıl dikkat çekilmesi gereken nokta bu. Bizim de aslında dikkat çektiğimiz nokta bu ama Sayın Turan son otururken ettiği cümleyle, bizler legal demokratik alanda bu kadar ısrar ediyorken kendisinin Cumhurbaşkanının da tesirinde kalarak bize, 6 milyon oyla buraya gelmiş Meclisin üçüncü partisine, beraberinde düşünürseniz bunun sempatizanı, çocuklarıyla beraber 20 milyon insana eğer Kandil yolunu gösteriyorsa ve bunu bizim tercihimiz gibi göstermeye çalışıyorsa sizin buna itiraz etmeniz lazım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, elbette öyle bir şey yaparsa itiraz ederim ama kastı o değildi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama bakın bir grup başkan vekilidir.

BAŞKAN – Ayrıca da Cumhurbaşkanının etkisi altında kalmasında eleştirilecek hiçbir mahzur yok çünkü Genel Başkanıdır.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – O zaman biz de muhalefet olarak itiraz ediyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, o zaman yapılan işi siz de onaylıyor musunuz? 20 milyon insana Kandil’in yolunun gösterilmesi…

BAŞKAN – Sayın Toğrul, bakın, bana bu soruyu sormaktan sizi men ediyorum ve başka da hiçbir şey söylemiyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama bakın siz onun yerine ifade ediyorsunuz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – O insanlar canlı bombaydı, canlı, canlı! Neyi savunuyorsunuz siz ya?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne canlı bombası ya?

BAŞKAN – Orada, Sayın Sibel Yiğitalp’in kürsüde söylediği şey olayın şekli değil “7 tane Kürt öldürüldü.” dedi. İtirazımız bunadır.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – “Öldürüldü.” demedim, “Çırılçıplak soyuldu, ters kelepçe yapıldı.” dedim.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Neyi savunuyorsunuz siz? Hepsi canlı bombaydı onların, canlı bomba!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İtiraz bunadır, kapatıyorum konuyu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ismim geçti.

BAŞKAN – Sayın Bülent Turan, lütfen…

Bütün grup başkan vekilleri de bu olayla ilgili olarak, bütün partilerin grup başkan vekilleri de arka tarafta, bu olayda yapılan şeyleri netleştirme, açığa çıkarma çalışmalarını, uğraşlarını da biliyor.

Bu konuda noktayı koyalım lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama dünkü olayın biçimini hepimizin kınaması lazım, kim olursa olsun.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bu memlekette hiçbir insan çırılçıplak soyulmayı, işkenceyi hak etmiyor.

BAŞKAN – O başka bir şey, konumuz o değil Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hatibimiz bunu ifade etmeye çalıştı.

BAŞKAN – Konumuz o değil, Yiğitalp onu demek istemedi. Lütfen…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye başka bir şey oluyor?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, iki farklı konu var, bir tanesi şu: Az önceki konuşmadan yola çıkarak sanki biz işkenceye göz yumuyormuşuz gibi davrandığımızı iddia ediyor arkadaşlarımız.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye peki kan banyosu yapanlara bir şey yapmadınız?

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dinleyeceksiniz, sakin…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye yapmadınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dinleyeceksiniz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Allah Allah… Dinliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, lütfen… Rica ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dün, sizin Başkanlığınızda, HDP dâhil tüm grup başkan vekilleri konudan rahatsızlık duyduklarını ifade ettiler.

BAŞKAN – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sizden talebimiz doğrultusunda Bakanlığı aradınız ve işkencenin asla AK PARTİ hükûmetleri döneminde kabul edilemez bir eylem olduğunu ifade ettiniz.

BAŞKAN – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kaldı ki son on beş yılda işkenceyle nasıl mücadele ettiğimizi herkes bilir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Biliyoruz!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu ülkede on beş, yirmi sene önce işkence her gün gündemken, her gün manşetlerdeyken ufak tefek istisnalar hariç olmak üzere artık gündemde olmadığını biliyoruz. İşkenceye karşıyız her hâliyle beraber. Hukuk zemininde mücadele etmeyi, teröristlerle mücadele etmeyi görev biliyoruz.

Ancak en tehlikeli dil, az tehlikeli gözükendir. Az önce sayın hatip, bir daha söylüyorum, “7 terörist” demedi.

BAŞKAN – “7 Kürt” dedi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Teröristin hakkı” demedi, “7 Kürt yere yatırılarak soyuldu.” dedi.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben de diyorum ki: Bu dil, tehlikeli bir dil. O insanlar Kürt olduğu için değil, Türk olduğu için de değil, terör ihtimalinden dolayı, canlı bomba düzeneği var diye yere yatırıldılar.

BAŞKAN – Evet.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Onun için fotoğrafları çekilip atıldı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Eylemin fazla abartılmış olması, yanlış yapılmış olması tahkikata konudur. Bunun tarafındayız.

Ancak yere yatırılanların, terör iddiasından dolayı olmadığını gösterip de “Kürtlerden dolayıymış.” diye söylemek Kürtlere en büyük ihanettir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ona biz karar veririz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha söylüyorum, bu dilin yeri Kandil’dir. Bu, demokratik bir dil değildir, Kürtlere ihanettir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bakın, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ben, biraz önce, hatibin amacının ne olduğunu ifade etmeye çalıştım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Mahmut Bey, geri alsın o ifadeyi.

BAŞKAN – Sayın Turan…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hiç kimsenin ama hiç kimsenin buradaki bir milletvekilini veya onu temsil eden halkı bir yere davet etme hakkı yoktur. Bu dili şiddetle reddediyorum. Bizim dile getirmek istediğimiz, kim olursa olsun bu topraklarda hiçbir insanın işkenceyi, çırılçıplak soyulmayı ve teşhir edilmeyi hak etmediğidir.

BAŞKAN – Aynı şeyi söylüyorsunuz. “İşkenceye karşıyız.” diyorsunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Söylediği dil…

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

Bitti. Konumuz bu değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yeteri kadar konuştuk, tartıştık arkada da şimdi burada da.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, şunu diyeceğim Sayın Başkan: Anlaşılmayan bir şey yok aslında. İşkenceye karşıyız.

BAŞKAN – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ancak, bir daha diyorum, etnik kimliğinden dolayı bir insanın işkenceye tabi tutulduğunu iddia etmek de işkence yapan kadar sorumsuz bir davranıştır.

BAŞKAN – Peki, tamam, teşekkür ederim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bu ülkede nicesi böyle yaşanmıştır, nicesi yaşanmıştır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Mahmut Bey, o dil tehlikeli bir dil, uyarmanız lazım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kürt’e benziyor diye Atatürk büstleri gençlere öptürülmedi mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O işi yanlış yapan polisin hatalı tavrı, seninkinin yanında masum bir şey.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz, peki, dünkü muamelelerle ilgili bir işlem yaptınız mı, hâlen kamuoyuyla paylaşılmış bir işleminiz var mı?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde üç önerge bulunmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE6- (1) İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ve işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir.

(2) Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

(3) İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

(4) İş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin olarak diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

(5) Bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.

        Necati Yılmaz                           Mehmet Gökdağ                          Zeynel Emre

             Ankara                                    Gaziantep                                   İstanbul

       Namık Havutça                           Kemal Zeybek                        Gülay Yedekci

            Balıkesir                                    Samsun                                     İstanbul

         Kazım Arslan                             Mahmut Tanal                              Bülent Öz

             Denizli                                     İstanbul                                  Çanakkale

 

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Sayın Mehmet Tüm konuşacak.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, muharrem ayındayız. Buradan Kerbelâ’nın acısını yüreğinde hisseden, Hazreti Hüseyin’in zalime karşı başkaldırışını rehber edinen ve mazlumun yanında olan herkesi yürekten selamlıyorum.

Bu olay, bin üç yüz yıl önce gerçekleşse de aynı zihniyet, günümüzde de değişik biçimde devam etmektedir. Zalimler, iktidarını sağlamlaştırmak için bugün de masum insanların canıyla, kanıyla, malıyla oynamaktadırlar. İşte OHAL tablosu ortada. Yüz binlerce insan, haksız hukuksuz bir şekilde işlerinden edildi. Bu insanlar, aç bırakıldı, aileleriyle birlikte âdeta açlığa terk edildi. Emekliler her gün artan hayat pahalılığı içinde yaşam savaşı veriyor; çiftçiler, öğrenciler, esnaflar yine öyle. Nuriye ve Semih, iki yüz on bir gündür açlık grevinde, haksızlığa karşı bedenlerini ortaya koydular, ölümle pençeleşiyorlar. Bugün işçiler açısından aynı durumla karşı karşıyayız.

Sosyal devlet, güçlü işveren karşısında işçinin haklarını koruyan devlettir. İş mahkemeleri, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlığı işçiyi korumak amacıyla çözmek için kurulmuştur ama bu torba kanunda yer alan zorunlu ara buluculuk sistemi, işçiyi korumak bir yana işçinin kazanılmış haklarını da gasbetmektedir. AKP iktidarının uyguladığı politikaların amacı da işte budur. On beş yılda cumhuriyet tarihi boyunca kazanılan tüm hakları birer birer gasbettiniz.

AKP döneminde kaç işçi iş cinayetinde hayatını kaybetti, sizler bunu biliyor musunuz? Resmî rakamlara göre tam 20 bin işçi iş cinayetinde can verdi, onlarla birlikte ailelerinin hayatı da sönüp gitti. Mayıs ayında “hedef sıfır kaza” kampanyası başlattınız. Bakan dört ayda sıfır kaza sözü verdi ama ne yazık ki dört ayda ülkede iş kazaları katliamla sonuçlandı. 750 işçi bu süreçte hayatını kaybetti, üstelik ölenlerin 50’den fazlası çocuk yaştaydı. Bunların sorumlusu elbette ki sizin iktidarınızdır. Bir bakanın verdiği sözü tutmadığı zaman yapması gereken tek şey istifa etmesidir. Bakın, dün Hollanda Savunma Bakanı “2 askerin ölümünden sorumluyum.” dedi ve istifa etti. Burada 753 candan söz ediyorum ama ne yazık ki hiçbir bakanın umurunda bile değil. Soma’da 301 insan öldüğünde “fıtrat” dediniz, şimdi her ay ülkenin bir yerinde bir Soma yaşanıyor ama kimsenin sesi soluğu çıkmıyor.

Bize işçi haklarını anlatmayın, “İşçi dostuyuz.” sakın demeyin. İşçiler en çok sizin iktidarınız döneminde mağdur edildi. Geçmişte grev yaparken boy boy fotoğraf veren AKP’nin Genel Başkanı “OHAL’den istifadeyle grevleri yasakladım.” diyor. Kendi yandaşlarınız, işçileri daha çok sömürsün diye mi grevleri yasaklıyorsunuz?

Devrik Başbakan Davutoğlu, bundan yaklaşık iki yıl önce, 28 Ekim 2015’te “Taşeron işçisi olanları kadroya alacağız.” diye söz verdi. İki yıl önce taşerona kadro sözü verdiniz ama sözler yalan oldu ve bu insanları aldattınız. Tekrar seçim yaklaşınca insanları kandırmaya devam edecek misiniz? Artık halkımız sizin yalanlarınıza asla inanmamaktadır.

Tarih, işçiyi tekmeleyen Yusuf Yerkelleri, millete küfreden Cengizleri, işçiye asgari ücreti çok görüp lüks ve şatafat içinde yaşayanları, OHAL’den istifadeyle işçilerin sesini kısanları, halkın parasıyla kaçak saray diktiren Muaviye’yi, zulümle hüküm sürmek isteyen Yezid’i değil, tüm bu karanlığa karşı insanlık için direnen Hüseyinleri yazacaktır. Biz, Hüseyinlerin yolundayız. Biz, işçinin, emekçinin yanındayız. Biz, sosyal devletten, haktan hukuktan, adaletten yanayız. Biz, mağdurdan yanayız.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasındaki “ile” ibaresinden sonra gelmek üzere “birlikte” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

     İsmail Faruk Aksu                      Zühal Topcu                        Mustafa Mit

           İstanbul                                Ankara                                 Ankara

      Deniz Depboylu                 Ahmet Kenan Tanrıkulu                Baki Şimşek

             Aydın                                   İzmir                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 6’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu maddenin gerekçesinde hukuki yönden birtakım uyarlamalar yapılıyor olsa da görüştüğümüz maddedeki düzenlemeler ileride bazı hak kayıplarına neden olabilecek sıkıntıları da doğurabilecektir. Eğer iş hayatında düzenlemeler yapılması isteniyorsa mevcut çalışma sistemimize, çalışma hayatımıza da kısaca bir göz atmamızda yarar olacaktır. Bugün hâlen devam eden güvencesiz çalışma biçimlerine, maalesef son verilememiştir. Yine tüm taşeron işçilerimiz, iktidar tarafından yıllar öncesinde söz verilen kadrolarına da maalesef yine kavuşamamışlardır. Kayıt dışı istihdam oranı, son açıklanan bu geçtiğimiz haziran rakamlarına göre bir yılda 0,7 puan artarak yüzde 34,7 oranına ulaşmıştır. Sendikasız çalışma artarak devam ederken sendikal haklarda henüz ILO standartları da yakalanamamıştır.

Değerli milletvekilleri, iş hayatında bu sorunlar devasa boyuttayken çalışanlarımızın ekonomik ve sosyal şartları da giderek ağırlaşmaktadır. Son açıklanan enflasyon rakamlarına bakarsak, ki bunlar eylül ayı rakamları, bu tespitimizi doğrular nitelikte bulgularla karşılaşırız. Eylüldeki tüketici enflasyonu 0,65, yurt içi üretici enflasyonu 0,24 artmış ve bunların kümülatif, bir yıllık artışları TÜFE’de yüzde 11,2, ÜFE’de de yüzde 16,3 olmuştur. Demek ki, özellikle tüketici fiyatlarındaki artışlar 2004 yılından bu yana rekor seviyede artışlara denk gelmektedir. Yıla yüzde 6,5’lik enflasyon hedefiyle başlayan ekonomi yönetimi, bu yeni açıklanan, geçtiğimiz günlerde açıklanan OVP’yle enflasyonun yüzde 9,5 olacağını kabul etmiş durumdadır kendi belgelerine göre. Ancak önceki yılların eylül, aralık aylarına baktığımız zaman gerçekleşen enflasyon yaklaşık yüzde 2’ler civarında. Demek ki, bugünden ileriye doğru baktığımız zaman, 2017’nin tamamında maalesef ıskalanmış bir hedefle karşı karşıya kalacağız ve bu yılı da yine çift haneyle bitireceğimiz anlaşılmaktadır.

Çalışanlarımıza, iş hayatımıza, açıklanan OVP’yle müjdeli bir haber de yoktur. İçine baktığımız zaman, bunun yerine dolar bazında gerileyen bir millî gelirle karşı karşıyayız, yüksek enflasyon, işsizlik ve yüksek vergi zamlarıyla sonuçta geçim mücadelesinin de ağırlaştığı bir üç yıl vadedilmektedir. Üstelik yeni OVP, iktidarın bir zamanlar ağzından düşmeyen 2023 hedeflerini de neredeyse yerle yeksan etmiş ve hedefler ortadan buharlaşmış, kaybolmuştur. Yani 2020 yılında kişi başına gelir 13 bin dolar öngörülürken sadece üç yıl sonra, 2023 yılında 20 bin dolar seviyesine nasıl ulaşacağımız konusunda da maalesef elimizde bir veri ve done bulunmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu OVP’yle birlikte açıklanan vergi zamları bütün gözleri Maliye Bakanlığına çevirmiştir. Maliye Bakanlığı, bütçesini hesaplı bir şekilde kullanamayıp yılın sekiz ayında yine yaklaşık 25 milyar lira açık vermiştir. Bu açıkları da vergi ve diğer zamlarla kapatmayı düşünenler, ülkemizin şu gerçeğini de görmezden gelmektedirler: Maalesef, yine baktığımız zaman, en zengin kesim ile en fakir kesim arasında yaklaşık 7,6 katlık bir fark vardır ve nüfusumuzun 30 milyonu iki günde bir sofrasına et, balık, tavuk götürememektedir.

Hâl bu vaziyetteyken politikaları sadece zam yapmaktan yana değil, hayat ve geçim mücadelesini kolaylaştırmak yönünde uygulamamız gerekir diye düşünüyorum ve Genel Kurulu bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde geçen “ilişkin olarak” ibaresi “dair” olarak değiştirilmiştir.

Ahmet Yıldırım                           Mahmut Toğrul               Bedia Özgökçe Ertan

         Muş                                      Gaziantep                                      Van

Behçet Yıldırım                         Saadet Becerekli         Mahmut Celadet Gaydalı

     Adıyaman                                   Batman                                       Bitlis

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu gerekçeyle, başta kayyum hukukuyla yedi buçuk yıl cezaya çarptırılan Bitlis Belediye Eş Başkanımız Hüseyin Olan ve Mutki Belediye Eş Başkanımız Özcan Birlik olmak üzere, bütün siyasi tutuklulara saygılarımı sunarım.

Değerli milletvekilleri, ömrünü Kürt halkının özgürlüğü için mücadeleyle geçiren değerli halk önderi Celal Talabani’ye Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve tüm Kürt halkına başsağlığı diliyorum.

Yine, değerli Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletirim.

Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz, sayın öğretmenlerimize de sabır ve metanet diliyorum, hepsini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin en büyük söylemlerinden biri, “üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü” idi. Bugün toplum nezdinde bakıldığında, yargıya, hukuka ve adalete olan güven neredeyse tamamen yok olmuştur. Adalete güvenen sadece küçük bir zümre kalmıştır, bunun dışında hukuka güven ve inanç yoktur, bu demek oluyor ki kendi hukukunuzun üstünlüğünü kurmuşsunuz.

Halkın hukuka ve adalete olan inancının bu denli düşmesinin nedenlerinden biri de akla ve mantığa aykırı kanun çıkarma tekniğidir. Her düzenlemeyi torba yasa mantığıyla hazırlamak problemleri çözemez.

Bu kanun tasarısında da açıkça görüldüğü üzere, aslında hukuk ya da yargı mekanizması gereksizleştirilmekte, yargının görevi, KHK’larla ihraç edilenlerde olduğu gibi ya komisyonlara devredilmekte ya da bu tasarıdaki gibi ara buluculara verilmektedir. Yargıçların görevlerini hafifletmek adına kendi özerk mahkemelerinizi kuruyorsunuz. Çok ilginçtir ki “hukuk devletiyiz” diye övünen yapı, hukuk yoluyla hakkını aramak isteyenlere hep engeller çıkarmaktadır. Kanun tasarısının adı “İş Mahkemeleri Kanunu” ama ortada mahkeme yok çünkü tasarı, aslında, mahkeme sürecini ara bulucular eliyle tamamen kaldırmaktadır. Bir hukuk devleti, işçinin açtığı davayı işverene yönelik bir tehdit olarak algılayamaz. Şimdi hakkını bile aramaktan aciz bir toplum yaratmaya çalışıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, iktidar, her tasarısında biraz daha zorba anlayış sergilemektedir. Her tasarınızda insanlara kendi hakları üzerinden bir zorunluluk getirilmektedir. Emekçiye ve işçiye seçme ya da iradelerini kullanma fırsatı verilmemektedir. Daha önce çıkarılan zorunlu bireysel emeklilik olsun, şimdi çıkarılmak istenen zorunlu ara buluculuk olsun, toplumu ve emekçileri hep bir şeylere mecbur kıldırmaya çalışmakta, iktidar eliyle herkes zorlanmaktadır. Bu zorba anlayıştan vazgeçmek gerekmektedir. İktidar, bir ara buluculuk kurumu kurmak istiyorsa tabii ki kursun ama bırakın, oraya başvurmaya hakkını arayan insanlar karar versin.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadar AKP Hükûmetinin iki doğru beyanını da inkâr etmemek lazım. Birincisi, muhalefet için “yalan makinesi lafını kullandı; doğru, yalan makinesi, yalancıyı ve doğru konuşanı ayırt etmek için icat edilmiş bir makinedir.

İkincisi, metal yorgunluğu. Teknik olarak çok doğru bir açıklama. Metal yorgunluğunun sonraki evreleri, metalde akma ve kokmadır. Daha doğrusu, bu evreye gelen metal, özelliklerini yitirir, bu durumda olan metaller hurda olurlar ve diğer hurda metallerle bir potada eritilerek yeni alaşımlar elde edilir. Buna “geri dönüşüm” diyoruz. Sizin potanızdan artık pik mi çıkar yoksa pirit mi çıkar bilmiyorum ama siz hâlâ pirit yapmaya çalışıyorsunuz. Malum, İngilizler piriti “fool’s gold” yani “aptalların altını” olarak tarif ederler. Zannedersem sizin potanızdan pik çıkacak herhâlde, İsveç çeliği çıkacak hâli yok ya. Bu da genelde atık su borusu imalatında kullanılır.

Bir de Öğretmenler Günü dolayısıyla buna da değinmeden geçemeyeceğim. TEOG için bir yetkili çıkıp “TEOG’la mı geldik?” deyip halkın aklıyla alay etmiştir. Siz TEOG’la gelmediniz ama TEOG’u siz getirdiniz, inşallah TEOG’la da gideceksiniz.

Hepinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddede üç adet önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 7- (1) İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.

(2) Davaların yığılması durumunda, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.

(3) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.

(4) Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar.

(5) Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır.

 

        Necati Yılmaz                       Mehmet Gökdağ                 Namık Havutça

            Ankara                               Gaziantep                             Balıkesir

        Kemal Zeybek                        Gülay Yedekci                    Kazım Arslan

            Samsun                                İstanbul                                Denizli

        Mahmut Tanal                           Bülent Öz                         Engin Özkoç

            İstanbul                              Çanakkale                              Sakarya

         Zeynel Emre

            İstanbul

BAŞKAN – Okutulan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç konuşacak.

Buyurunuz Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten burada konuşulan her konunun çok önemli olduğuna inanıyorum. Ancak ben Sakarya Milletvekiliyim. Sakarya Milletvekili olarak 17 Ağustos 1999 gecesinde saat üçü beş geçe Sakarya büyük bir depremle sarsıldı ve Sakarya’da 4 bine yakın vatandaşımız enkaz altında kaldı ve hayatlarını kaybettiler. O gece ölülerimizi kefensiz defnettik, çocuklarımızın ve kadınlarımızın arkasından gözyaşı bile dökemedik. Bu kadar sıkıntılı bir dönemin üzerinden on sekiz yıl geçti. On sekiz yıl sonra, dün Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki Mamak Belediyesinin kentsel dönüşüm kura çekimi töreninde “Adapazarı depreminde 17 bin kişi hayatını kaybetti. Yüz yıl boyunca bu depremlerin olduğunu bile bile, toprağın altında hareket olduğunu bile bile bizler neden bunun önlemini alıp rahat etmiyoruz ki?” dedi.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sakarya Milletvekili olarak buradan hem Meclisime hem de Türkiye’ye sesleniyorum. Biz Sakarya Valiliğinin bir il brifingini elimize alarak onu ilk önce Sakarya Valisine sorduk. Sakarya Valiliğinin il brifinginde İl Millî Eğitim Müdürü diyor ki: “21 tane okul Sakarya’da şu anda olacak ilk depremde yıkılacaktır, 39 tane okulun güçlendirilmesi gerekir, 190 tane okul da deprem güvenliği bile ölçülmeden o şekilde tutuluyor.” Yani bugün Sakarya’da bir deprem olsa Sakarya’daki depremde ilk yıkılacak 21 tane okul var ve çocuklarımız enkazın altında kalacak, ölülerimizi tekrar kefensiz toprağa vermek zorunda kalacağız.

On beş yıldan beri Hükûmette olan ve bu Hükûmeti temsil eden bir Bakan “Neden buna tedbir almıyoruz?” diyor. Ben de soruyorum: Sahi, Sayın Bakanım, neden tedbir almıyorsunuz? O gün koyduğunuz vergilerle 60 milyar liralık bir deprem vergisi topladınız yani bu, eski rakamla 60 katrilyon lira yapıyor. O okulların bugün tamiri için istenen ödenek eski parayla 135 trilyon lira. Peki, 135 trilyon lira değmiyor mu canlar için, çocuklarımız için, kadınlarımız için, aileleri için? Bunun için daha ne bekliyorsunuz? “Trilyonlarca, katrilyonlarca liralık yatırım yaptım.” derken, yüzünüz hiç kızarmadan, hiç sıkılmadan, hiç vicdan azabı duymadan “Neden harekete geçmiyoruz?” diye halkımıza mı soruyorsunuz? Ne yapacak halkımız? Kendi ceplerinden topladıkları paraları bir araya getirip, 135 trilyon lirayı ödeyip çocuklarını o okula gönderecekler mi; yoksa o paraları olmadığı için, geçim derdinde oldukları için çocuklarını okula mı göndermeyecekler? Devlet bu ciddiyette mi bakacak Türkiye Cumhuriyeti’ndeki çocukların geleceğine ve hayatlarına?

Size Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden sesleniyorum. Valiye bildirdim, milletvekillerine bildirdim, bakanlarımıza bildirdim, soru önergesi verdim ve gelen cevapta “Evet, bu okullar ilk depremde yıkılır.” dedi Sayın Bakan. Buna rağmen bu suçu, vebalini halka atıyorsanız ben Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden bir kere daha söylüyorum, bunun vebali sizindir ama sizin torunlarınıza da bütün birliğinize de ailenize de partinize de yeter. Kıymayın Sakarya’nın çocuklarına, kıymayın Türkiye'nin çocuklarına. Yola, sağa, sola harcadığınız parayı çocuklarımızın hayatına ve geleceğine harcayın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin (4)’üncü fıkrasında geçen “tebliğinden” ibaresinin “tebliğ edildiği tarihten” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                          Zühal Topcu                       Deniz Depboylu

      İstanbul                                     Ankara                                       Aydın

    Mustafa Mit                               Baki Şimşek

       Ankara                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit konuşacak.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bütün öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü de tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’yla 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu kaldırılmakta, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri dikkate alınarak yeni bir İş Mahkemesi Kanunu getirilmektedir. 6325 sayılı Kanun’da, hukuk uyuşmazlıklarında ara buluculuk konusunda iş uyuşmazlıkları ihtiyari olarak ara bulucuya götürülmekteyken bu düzenlemeyle zorunlu ara buluculuk mekanizması getirilmektedir. Ara buluculuk usulü, uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan kısa sürede çözümlenmesine yönelik bir uygulamadır. Düzenlemeyle bireysel veya toplu iş sözleşmelerine dayanan işçi alacağı ile işe iade talebiyle açılacak davalarda dava açılmadan önce ara buluculuğa başvurmak zorunlu olacaktır.

İş hukukunun ve iş yargısının amacı, şüphesiz işveren karşısında daha zayıf ve korumasız olan işçiyi korumanın yanında, sağlıklı bir iktisadi ortamın da sağlanmasıdır. İşçinin korunması ilkesi ile işletmenin korunması anlayışı arasında yeni bir denge arayışını anlayışla karşılamakla birlikte, işçinin korunması ilkesinin göz ardı edilmesini veya terk edilmesini doğru bulmuyoruz.

Getirilen ara buluculuk gibi alternatif uyuşmazlık yöntemleri, tarafların eşit olduğu ve sözleşme serbestisinin geçerli olduğu hâllerde kendisinden beklenen faydayı gösterecektir. Hâlbuki, işçi, işveren karşısında sadece ekonomik değil, sosyal olarak da daha zayıf ve güçsüz konumdadır. Taraflar arasındaki eşitsizliğin herkes tarafından görüldüğü bu alanda ara buluculuk zorunlu olmaktan çıkarılmalı, ihtiyari olmalıdır. Ara buluculuğa başvuruyu teşvik edecek hükümler getirilmek suretiyle, düzenleme daha da güçlü bir hâle getirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, getirilen düzenlemenin 7’nci maddesi yargılama usulü ve kanun yollarını düzenlemektedir. Yargılamanın uzun sürelere yayılması, emeğiyle hayatını devam ettiren işçi için kabul edilmez sıkıntılara sebep olmaktadır. Bu sürelerin kısaltılması suretiyle hak ve adaletin bir an önce teslim edilmesi kamu düzeni ve sosyal barışa katkı sağlayacaktır.

Maddenin (1)’inci fıkrasıyla basit yargılama usulü benimsenmektedir. Bu usulle, yargılama daha kısa süre içerisinde çözüme ulaştırılacaktır. İş mahkemelerinde verilen kararlar aleyhine kanun yoluna başvurma süresinin ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlayacağı hükme bağlanarak tartışma konusu olmaktan çıkarılmaktadır.

Diğer taraftan, bu maddeyle “İş mahkemesi kararları, ivedilikle karara bağlanacak.” hükmü sebebiyle Yargıtayda veya istinaf mahkemelerinde adli tatilde de incelenebilecektir. İşe iade davalarında üst mahkeme olarak sadece istinaf mahkemesinin gösterilmesi, Yargıtay yolunun kapalı olması yerinde değildir çünkü Yargıtay aynı zamanda bir içtihat kapısıdır ve içtihat mercisidir. Hukukun şekillenmesi açısından içtihadın son derece önemli olduğu da açıktır. Yargıtayın bu işlevinin ortadan kaldırılması, iş hukukunun önemli bir kaynaktan yoksun kalmasına sebep olacağından düzenlemenin yeniden ele alınması yerinde olacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinde geçen “yığılması” ibaresi “birikmesi” olarak değiştirilmiştir.

Ahmet Yıldırım                           Mahmut Toğrul               Bedia Özgökçe Ertan

         Muş                                      Gaziantep                                      Van

Saadet Becerekli                         Behçet Yıldırım                          Garo Paylan

       Batman                                    Adıyaman                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan konuşacak.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu hafta, Beyaz Show programına katılan namıdiğer Ayşe Öğretmen, terör örgütü propagandası suçundan bir yıl üç ay hapis cezasına mahkûm oldu. Değerli arkadaşlar, Ayşe Öğretmen bu konuşmayı hangi tarihte yapmıştı? 8 Ocak 2016 tarihinde yani çatışmaların yoğunlaştığı, barış ikliminin yok olduğu, şehirlerimizin yakılıp yıkıldığı, insanların öldüğü, mağdur olduğu bir dönemde yapmıştı. O günlerde biz Meclis kürsüsünde defalarca dedik ki arkadaşlar: “Bakın, barış süreci tarumar edildi, çatışmalı bir iklim var ve biz buna bakmıyoruz; pek çok provokasyon var, bir darbe dinamiği devrede olabilir.” Hiçbiriniz ilgilenmediniz. Ne Suruç’a baktınız ne Ceylanpınar’daki 2 polisimizin öldürülmesine baktınız ne havalimanı bombalamalarına baktınız ve bir darbe dinamiği bizi içine çekti ve nihayetinde, darbe girişimi oldu. Ne mutlu ki başarısız oldu ama darbe dinamiği hâlâ devam ediyor. O günlerde vicdanlı bir ses televizyona çıktı ve şunları dedi, aynen okuyorum: “Bu ülkenin doğusunda, güneydoğusunda neler olup bittiğinin farkında mısınız? Çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor. Sanatçı olarak, insan olarak bir şekilde, yaşananlara siz de sessiz kalmamalısınız ve bir şekilde, dur demelisiniz. Ayrıca, bir şeyi daha söylemek istiyorum: Ölen çocuklara sevinen zavallı insanlar var. Ben o insanlara, daha doğrusu, biz bu insanlara hiçbir şey söyleyemiyoruz, ‘Yazıklar olsun.’ demekten başka. Bir şeyi daha söylemek istiyorum, kusura bakmayın, ben öğretmenim, öğrencilerini terk eden öğretmenlere seslenmek istiyorum: Bir daha oralara nasıl dönecekler; o güzel, masum, tertemiz yürekli çocukların yüzüne, gözlerinin içine nasıl bakacaklar? Ben konuşamıyorum gerçekten. Bu arada yaşananlar ekranlarda, medyada çok farklı aktarılıyor. Yani gerçekten konuşamıyorum. Sessiz kalmayı insan olarak ben… Biraz daha hassasiyetle yaklaşın, görün, duyun artık. Bize el verin. Yazık! İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın. Söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ediyorum.” Stüdyoda alkışlar kopuyor canlı yayında. Ayşe Öğretmen “Aslında, bir şey daha söylemek istiyorum, duygu yoğunluğumdan dolayı hiçbir şey söyleyemiyorum. Siz de fark ediyorsunuz, sesim titriyor. Bomba seslerinden, kurşun seslerinden… İnsanlar susuzlukla, açlıkla mücadele ediyor. Özellikle bebekler, çocuklar… Lütfen, siz de duyarlı olun, sessiz kalmayın, rica ediyorum.” diyor ve stüdyodan alkışlar kopuyor. Bunun üzerine, hemen ardından -tabii, bu vicdanlı seslere tahammülümüz yok o günlerde maalesef- terör örgütü propagandası suçundan beş yıla kadar hapis istemiyle soruşturma açılıyor. Beyazıt Öztürk vareste tutuluyor ve Ayşe Öğretmen yargılanmaya başlanıyor.

Değerli arkadaşlar, şu söylenenlerin altına burada imza atmayacak hiç kimse var mı? “Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın, insanlar ölmesin.” diyor bir öğretmen ve bunu Sayın Cumhurbaşkanı da biliyorsunuz barış süreci günlerinde defalarca söylüyordu, AK PARTİ sözcüleri defalarca söylüyordu. Bunu çatışmalı günlerde, en çok ihtiyacımız olan günlerde vicdanlı bir ses söylüyor ve terör örgütü propagandası suçundan yargılanıyor ve arkadaşlar, Sayın Bakan; bu hafta bu öğretmen mahkûm oluyor. Gerekçede diyor ki: “Terör örgütü propagandası yaptın sen.”

Değerli arkadaşlar, bakın, barış günlerinde, iyi günlerde, romantik günlerde barış güzellemesi yapmak kolaydır; önemli olan, zor günlerde, çatışmalı günlerde bu tip seslere ihtiyacımız vardır ve bizim bu sesleri büyütmeye ihtiyacımız var, susturmaya değil. Ayşe Öğretmenin sesi büyürse bu ülkeye barış gelecek; Ayşe Öğretmenin sesi büyürse o taşlaşmış, kurumuş vicdanlarımız çözülecek ve belki hep beraber, özellikle bu ülkenin Meclisinin milletvekilleri olarak hep beraber bir barış yolu bulabileceğiz.

Bakın, o günlerde terör örgütü bir çorap başımıza ördü, o günlerde Ayşe Öğretmen bize seslendi, biz duymadık ve darbe girişimini yaşadık. Eğer bugünlerde de biz bu tip vicdanlı sesleri cezalandırırsak emin olun daha başımıza çok çoraplar örülür.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 8- (1) Diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, aşağıda belirtilen dava ve işlerde verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz.

a) 4857 sayılı Kanunun 20 nci maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davalarında verilen kararlar.

b) İşveren tarafından toplu iş sözleşmesi ya da işyeri düzenlemeleri uyarınca işçiye verilen disiplin cezalarının iptali için açılan davalarda verilen kararlar.

c) 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun;

1) 24 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları,

2) 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası,

3) 53 üncü maddesinin birinci fıkrası,

4) 71 inci maddesinin birinci fıkrası,

kapsamında açılan davalarda verilen kararlar.

ç) 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun;

1) 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrası,

2) 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrası,

kapsamında açılan davalarda verilen kararlar.

 

      Necati Yılmaz                       Mehmet Gökdağ                 Namık Havutça

           Ankara                               Gaziantep                             Balıkesir

       Zeynel Emre                         Kemal Zeybek                    Mahmut Tanal

          İstanbul                                Samsun                                İstanbul

      Gülay Yedekci                        Kazım Arslan                          Bülent Öz

          İstanbul                                Denizli                             Çanakkale

    Ömer Süha Aldan                  Cemal Okan Yüksel                             

           Muğla                                Eskişehir                                   

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Sayın Namık Havutça konuşacak.

Buyurun Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 8’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önergenin üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, Türkiye’de şu anda 12,5 milyon civarında işçimiz var ve bu işçilerin sadece 1,5 milyonu sendikalı. Yani iktidarınız döneminde işçilerin hakları, özlük hakları, sendikal hakları inanılmaz derecede aşağıya vurmuş ve dibe vurmuş bir durumda ve şu anda da işten atmalar, ihraçlar sebebiyle, İstanbul’da yapılan ILO Avrupa Bölge Toplantısı bu gerekçeyle Avrupa sendikaları tarafından protesto edilmektedir. Gerekçeleri de şudur: Kanun hükmünde kararnamelerle işten çıkarılan, işsizliğe sevk edilen çalışanların hukuki gerekçelerini ortaya koymamanız sebebiyle ve onlara hukuki denetim yapılmaması nedeniyle şu anda o toplantı protesto edilmektedir. Avrupa işçi sendikaları tarafından şu anda ILO toplantısına katılım olmamıştır.

Sayın Bakan, bu çok önemli, lütfen dinler misiniz. Bir olaydan bahsediyorum. Bakın, OHAL uygulamaları vasıtasıyla kanun hükmünde kararnameler giyotine dönüştü, giyotine. Sayın Bakan, kulak verirseniz çok önemli bir vakıayı söylüyorum. İbrahim Kaboğlu, anayasa hukuku profesörü ve Uluslararası Anayasa Hukuku Derneğini kurmuş bir şahsiyet ve soruyor meydanlarda ve bana da söylüyor. Beraber birçok panellere katıldık. “Ben hangi gerekçeyle ihraç edildim. Bunun hukuksal dayanağı nedir?” diyor. “Mahkemeleriniz yanlı, hâkimler talimat alıyor, birçok şeyler söyleniyor.” diyor, “Razıyım ben buna.” diyor, “Ben yargılanmak istiyorum.” diyor.

Arkadaşlar, Türkiye’nin insan hakları alanında bayrak olmuş bir ismi anayasa hukuku profesörü mesleğinden ihraç ediliyor, pasaportuna el konuluyor, şu anda uluslararası toplantılara katılması gerekiyor, yurt dışında -kürsüsü var- ders veriyor birçok yerde, yurt dışına çıkamıyor. Sayın Bakan, siz bu ülkenin Adalet Bakanısınız ve size soruyorum burada, Türkiye yüce Meclisinin huzurunda soruyorum: İbrahim Kaboğlu hangi hukuksal dayanakla ihraç edildi?

İki: Pasaportuna neden el kondu?

Üç: Yurt dışına neden çıkamıyor? SGK’yla ilişkisi neden kesildi? Bu FET֒cü mü? Ortada bir belge var mı? İnsanlar bu kadar ucuz mu harcanıyor bu ülkede? Kolay yetişmiyor bu insanlar.

Sayın Bakan, sizden istirham ediyorum. Kim yapmış, ne yapmış… Biliyorsunuz, bir kanun hükmünde kararnameniz var, “Fetullah Gülen hain çetesiyle iltisakı, irtibatı, aidiyeti olanlar ihraç edilir.” dediniz; doğru. Peki, şimdi soruyorum: İbrahim Kaboğlu’nun FETÖ denilen bu hareketle iltisakı, irtibatı, aidiyeti var mı? Varsa ortaya koyun. “Yargılanayım ben.” diyor.

Tabii, işçilerle de ilgili, çalışanlarla da ilgili birçok hak gaspı var şu anda. Bakın, işçi arkadaşlarımızın şu anda dev şirketlerle ara buluculuk vasıtasıyla karşı karşıya getirilmesi günümüzün şartlarında, Türkiye'nin koşullarında asla uygun değildir.

Bakın, OHAL kararnameleriyle siz kendiniz bunu ifade ediyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı işadamları toplantısında -az önce söylendi- ne diyor işadamlarına? “Ne istiyorsunuz? Şu anda işçilerin her türlü grevini, her türlü hak almalarını, her türlü sendikal hareketi biz zaten öteliyoruz, engelliyoruz. Sizin için bu OHAL uygulamalarının ne sakıncası var?” Yani diyor ki: “Şu anda biz emek dünyasını, çalışanları zapturapt altına aldık.” Şimdi de bu yasayla, İş Mahkemeleri Yasası’yla işçilerimizi dev şirketlerin, güçlü canavarların karşısında hukuki olarak korumasız hâle getiriyoruz. Bu, şu anlama geliyor: Türkiye'nin koşullarında, emek dünyasında bir kez daha kuşu kurdu teslim etmek anlamına geliyor. Şu anda bu, çalışma yaşamında işçilerimize, emek dünyamıza bir kez daha darbe vuracaktır diyorum.

Ve son söz olarak da Sayın Bakan, İbrahim Kaboğlu Hocanın durumunun derhâl değerlendirilerek bir örnek olay olarak ele alınmasını ve idarenin yaptığı her türlü eylem ve işlemin hukuki denetime tabi olduğunu; yetki, şekil, sebep, konu, maksat unsurları yönünden incelenmesinin zorunlu olduğunu ifade ediyor ve sizden ve Adalet Bakanlığından, hocanın durumunu özel olarak ele almanızı istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 8'inci maddesinin (1)'inci fıkrasının (a) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

  İsmail Faruk Aksu                      Zühal Topcu                  Deniz Depboylu

        İstanbul                                Ankara                                  Aydın

      Mustafa Mit                           Baki Şimşek

         Ankara                                 Mersin

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin iş yükünü hafifletmek için Yargıtay 22. Hukuk Dairesi kurulmuş ve bu daire işe iade talepli açılan davaların temyiz mercisi olarak belirlenmiştir. Daha sonra Yargıtay 7. Hukuk Dairesi de işçi alacakları davalarında özel yetkili daire olarak görevlendirilmiş ve işe iade ve işçilik alacakları kaynaklı dava dosyaları bu daireler arasında bölüştürülmüştür. Zamanla bu üç daire arasında dahi büyük görüş ayrılıkları meydana gelmiş, bu tür davalarda içtihat birliği sarsılmıştır.

Yargıtay çatısı altındaki dairelerin dahi içtihatta birlik sağlamakta güçlük çektiği gerçeğinin yanı sıra, aralarında hiçbir koordinasyon bulunmayan bölge adliye mahkemelerinde birbirinden ciddi derecede farklılaşan kararların alındığı dikkate alındığında, içtihat birliğinin sağlanabilmesi için bir üst düzey mahkemenin bulunmasının zorunlu olduğu ortadadır. Bu içtihat birliğini sağlayabilecek tek merci ise kuşkusuz Yargıtaydır.

Bu çerçevede, tasarının 8’inci maddesinin (a) bendiyle getirilmek istenen düzenlemenin uygulamada birliği ve yargıya olan güveni daha da sarsacak nitelikte olduğu açıktır. Bu gerekçeyle, önergeyle söz konusu (a) bendinin tasarıdan çıkarılması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinde geçen "diğer” ibaresi “başka” olarak değiştirilmiştir.

      

   Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul Bedia Özgökçe Ertan               

           Muş                                 Gaziantep                                 Van               

   Saadet Becerekli                     Behçet Yıldırım                           Ziya Pir

         Batman                               Adıyaman                           Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Ziya Pir konuşacak.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum ve özellikle Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen şu anda hâlâ cezaevinde rehin tutulan milletvekillerimizi, başta Selahattin Demirtaş ve Sayın Yüksekdağ olmak üzere hepsini buradan saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki biz burada selam verirken herkese selam veriyoruz. Bizim gözümüz karadır, biz verebiliriz ama sizler biraz daha dikkatli olun çünkü daha önce Batman’da konuşma bile yapmadan sadece “Sevgili Batmanlılar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.” dediği için bir milletvekilimizin vekilliği iki gün önce burada düşürüldü. Bunu da tasvip etmediğimizi, ayıpladığımı buradan dile getirmek istiyorum.

Biraz önce burada, Sayın Başkan, bir tartışma yaşandı, bir hareketlilik oldu, o konuyla ilgili de birkaç kelam etmeden geçemeyeceğim. Şimdi, hatırlarsınız ki… Özellikle sizin milletvekilleriniz, biraz önce buradaydı, Sayın Diyarbakır Milletvekiliniz, o çok iyi bilir; 1990’lı yıllarda bugünlerin yanlışlarını icra edenlerin, ağababalarının yanlışlarını o görmüştür, zaman zaman dile de getirmişti. Şimdi, o zaman o yanlışları yapanlar yaparken buradaki siyasi irade hep şunu söylüyordu: Bütün sıkıntılara rağmen dağdakileri ovaya davet ediyordu siyaset yapmaya. Ama bugün geldiğimiz noktada, buradan bu partinin Sayın Genel Başkanı ve biraz önce grup başkan vekili bizlere, bizim partimize ve bizim seçmenlerimize Kandil’in yolunu gösteriyor. O zaman bile siyasi zekâ vardı birilerinde, AK PARTİ’nin kuruluşunda -ben biliyorum- siyasi zekâ bir yerlerdeydi ama bugün geldiğiniz nokta, birilerine dağların yolunu gösterme noktası, bu partinin gelmiş olduğu siyasi zekâsının seviyesini hepimize burada tekrar göstermiş oldu. Ben AK PARTİ adına gerçekten üzülüyorum. Gerçekten üzülüyorum; daha on sene önce, üç sene, dört sene önce farklı noktadayken, farklı bir seviyedeyken bugün gelmiş olduğunuz seviye beni gerçekten üzmektedir.

Değerli arkadaşlar, siz siz olun Türkiye’de “devletin bekası”, “terör operasyonu” ya da “canlı bomba” kavramları kullanıldığında gözlerinizi, kulaklarınızı kapatmayın. Siz siz olun kapatmayın çünkü gözlerinizi, kulaklarınızı açarsanız çok farklı şeyler duyabilirsiniz. Her şeyin doğru olmadığını… İşte, bir bakan “canlı bomba” dedi diye ya da bir vali “canlı bomba” dedi diye buna gözünüz kapalı inanmayın.

Bu sene 21 Martta “Nevroz” kutlamaları Diyarbakır’da yapılacaktı. Malatya’dan gelen bir genç katledildi sabahın saat sekiz buçuklarında. Valiliğin yapmış olduğu ilk açıklama: “Canlı bomba.” O zaman insanları susturmaya çalıştılar ama özgür basının orada olduğu gözlerinden kaçmış; görüntüler, fotoğraflar ortaya çıktı. O gencin, Kemal’in, Malatyalı Kemal’in canlı bomba olmadığı ortaya çıktı çünkü üstünü kendisi soymuştu, “Ben canlı bomba falan değilim.” dedi. Buna rağmen, o çocuk orada polisler tarafından katledildi.

Bu yüzden sevgili arkadaşlar -vaktim az- Sayın Bakan da buradayken bir konuya daha değinmek istiyorum. Benim hemşehrim, komşu köylüm Necmettin Hoca bundan birkaç ay önce Tunceli’de katledildi. Olayı ben ikinci gününden itibaren -aileyle irtibattayım- takip ettim. Tunceli Milletvekilimiz Sayın Önlü’yle birlikte elimizden geleni yaptık.

Elbette bizim kulaklarımız, gözlerimiz, kollarımız devletinki kadar uzun değil ama burada bizim kulağımıza gelen bazı bilgiler var. Sayın Bakan da burada. Aileye de bunu borçluyuz. Bu konunun, o sürecin araştırılması gerekiyor Sayın Bakanım. Bunu hepimiz o aileye borçluyuz, o öğretmene, o canımıza borçluyuz. Bize kötü kokular geliyor oradan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA PİR (Devamla) – Kim o çocuğun…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Bir dakika verir misiniz?

BAŞKAN – Bitiriyor musunuz, bir dakika vereyim mi?

ZİYA PİR (Devamla) – Buradan kayıtlara geçsin.

Kim o çocuğu takip etti, kim Tunceli’de yolda o çocuğu vurdu ve…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkanım, bir dakika verin, ses duyulsun ya.

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre vereyim size Sayın Pir.

ZİYA PİR (Devamla) – Çok fazla şeye gerek yok, zaten anlaşıldı. O çocuğu Siverek’ten itibaren kim takip etti, kim durdurdu ve kim öldürülmesini emretti? Bunun araştırılması gerekiyor. Bize çok kötü kokular geliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “AK PARTİ’nin geldiği yer tartışmaya açık bir yerdir.” dedi sayın konuşmacı. İfade etmek isterim, izin verirseniz.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı buyurun iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce Sayın Pir’i dikkatlice dinlemeye çalıştım.

Bakınız, AK PARTİ kurulduğu zaman demokratik siyasetten bahsediyordu, “İşkenceye sıfır tolerans” diyordu. Biz aynı yerdeyiz. Demokratik siyaseti savunuyoruz, “sıfır işkence” diyoruz ve gerçekten, vekillerimizin de büyük katkısıyla işkenceye karşı muazzam bir yasa değişikliği yaparak, uygulamalarda ciddi tedbir alarak bu konuyu Türkiye’nin gündeminden düşürdük. On beş yıl içerisinde işkenceyle ilgili nereden nereye geldiğimizi toplumumuz da sizler de çok yakından takip ediyorsunuz ancak dünkü meseleyi lütfen, suistimal etmeyelim. Dünkü meseleyi 4 grup başkan vekili -HDP’ninki dâhil, MHP’si, CHP’si, AK PARTİ’si- bir araya geldik, konuştuk; tasvip etmiyoruz, işkencenin her türlüsüne karşıyız. “Bu yanlış.” diyoruz, bunu söylüyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Gereğini yapın Sayın Başkan Vekili.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Haklısınız fakat bir o kadar daha tehlikeli olan şu: Siz bu kürsüden “7 insan Kürt olduğundan dolayı yere yatırıldı.” derseniz bu tehlikeli bir dil, bu yanlış bir dil.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Aynı konuya döndü ya!

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ziya Bey demedi ki onu.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Biz, hiç kimseye “Kandil’e git.” demiyoruz. Meclis burası.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Genel Başkanınız söyledi.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bu ülkenin bayrağını seven, milletini seven, devletini seven kim varsa Meclise gelsin ama siz, Mecliste iş yapmak, demokratik rejimde olmak yerine “7 insanı Kürt olduğu için yatırdılar yere.” derseniz bu dil tehlikeli bir dil; Kürtlere de faydası yok, partiye de faydası yok, kimseye faydası yok.

O zaman şunu deriz: Siz, sadece ırkçı bir ayırımla, sadece etnik milliyetçi anlayışa dayanarak bir parti anlayışı yaparsanız bunun demokratik rejimde yeri yok, bunun adresi Kandil’dir. Mesele, bir partiye Kandil’i göstermek değildir, mesele, tehlikeli dile, Kandil diline “Yerine git.” demektir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanının, AKP Genel Başkanının hangi tarihte HDP’lilere Kandil’in yolunu gösterdiğini hepimiz hatırlıyoruz. Bu Meclisin açıldığı birinci gün eş genel başkanları hukuksuz bir şekilde, milletvekilleri hukuksuz bir şekilde, belediye başkanları hukuksuz bir şekilde cezaevine tıkıldığı bir günde, biz, Eş Genel Başkanımızın rehin tutulduğu cezaevinin önünde Meclisin açılışına gittik. O gün de kullanıldı. Bu, demokratik bir haktır. Biz demokratik hakkımızı kullandık.

O zaman, Sayın Bülent Turan, Sayın Cumhurbaşkanını, AKP Genel Başkanını tekzip mi ediyor? Bunu bize açıklasın.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Turan, burada olan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben cevap verebilirim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika… Müsaade eder misiniz.

Sayın Turan, burada, Sayın Yiğitalp’in konuşması üzerine…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O dili kınamaları lazım.

BAŞKAN - … biraz önce söylediklerini çok iyi bir şekilde, net bir şekilde açıkladı, “Bu dili kullanmayalım.” dedi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, bakın, son konuşmayı referans alarak sataşmadan çıkıp üç konuşma öncesine gidersek…

BAŞKAN – Hayır, hayır. Öyle bir şey yapmadı Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) -… biz de gerekçelerimizi tekrar ederiz.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ziya Bey öyle demedi ki. Ziya Bey demedi onu.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Toğrul…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ziya Bey ne dedi?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) –Bakın, biz dedik ki… Biz, orada o uygulamaya karşı çıktık.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, bakın, bu sözlerinizden dolaylı olarak ben de rahatsız oluyorum çünkü söz veren benim, yöneten benim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Ziya Bey ne söyledi?

BAŞKAN – Sayın Paylan, konuşuyorum.

Yöneten benim. Sayın Pir’in sataşması üzerine kalktı, ona cevap verdi. Demek ki kendisi yeteri kadar ikna edemediğini düşünmüş olacak ki -söylediği şeyden anladığım o- tekrar etti, öyle mi Sayın Turan?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Edemedi, evet.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Hiç ikna edemedi, “yeteri kadar” değil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, bu polemiği niye uzatıyoruz bilmiyorum. Mesele şu: Sayın Pir konuşmasında “AK PARTİ on beş sene önceki yerinden çok farklı yere geldi.” dedi.

BAŞKAN – Evet, bunu söylediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben bu sataşmadan söz aldım, bunda yanlış bir şey var mı sayın tebessüm eden arkadaşımız, var mı bunda yanlış bir şey? Yok.

BAŞKAN – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - O yüzden çıktım

BAŞKAN – Evet, ben size söz verdim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama bir şey söylüyorum: Ben Mahmut Bey’in de aklıselimine inanıyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – AK PARTİ on beş yıl önceki yerinde değil, bu ekstra bir tartışmayı açar.

BAŞKAN – Ama Sayın Toğrul, lütfen, bakın… Yani bunu hiç polemik konusunu yapma taraftarı değilim. Her şey gayet net bir şekilde cereyan ediyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan… Sayın Toğrul…

Ben Sayın Toğrul’un da buradaki aklıselimine inanıyorum. Vekiller hata yapabilir. Bize düşen, bu hatayı telafi etmektir, bunu toparlamaya çalışmaktır.

BAŞKAN – Evet.

GARO PAYLAN (İstanbul) – “Cumhurbaşkanı da hata yapabilir.” der misiniz? “AKP Genel Başkanı da hata yapar.” der misiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O kürsüden “7 insan Kürt olduğu için yere yatırıldı.” derseniz, bu kınamayı gerektirir, bu revizeyi gerektirir, bunu söylemeye çalışıyorum.

Kendilerinin takdirleri.

BAŞKAN – Ben de bu cümleye itiraz ettim, şimdi de ederim böyle bir cümleye.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hiçbir şey yokken eğer bir parti genel başkanı da Kandil’in yolunu gösteriyorsa bu, demokratik siyaset alanına müdahaledir, bunu da böyle göreceğiz tabii.

BAŞKAN – Ama şu anda başka türlü bir şey söylüyorsunuz, başka türlü bir ısrar ediyorsunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama öyle şey olur mu Sayın Başkan?

BAŞKAN - Lütfen, gündeme sahip çıkalım, başka bir konuya sıçratmayalım tartışmayı.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Devam edelim Sayın Başkan.

BAŞKAN - 9’uncu maddede üç adet önerge vardır. Önergelerin üçü de aynı mahiyettedir. Bu önergeleri birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde geçen “hallerde” ibaresi “durumlarda” olarak değiştirilmiştir.

 

      Ahmet Yıldırım                       Mahmut Toğrul Bedia Özgökçe                

              Muş                                 Gaziantep                                 Van

      Behçet Yıldırım                     Saadet Becerekli

          Adıyaman                               Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

     İsmail Faruk Aksu                       Mustafa Mit                       Zühal Topcu

           İstanbul                                Ankara                                 Ankara

      Deniz Depboylu                        Baki Şimşek

             Aydın                                  Mersin

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

             Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

      Mehmet Gökdağ                      Namık Havutça            Cemal Okan Yüksel

          Gaziantep                              Balıkesir                             Eskişehir

        Zeynel Emre                         Kemal Zeybek                   Gülay Yedekci

           İstanbul                                Samsun                                İstanbul

        Kazım Arslan                           Bülent Öz                          Ahmet Akın

            Denizli                               Çanakkale                             Balıkesir

       Mahmut Tanal                        Necati Yılmaz

           İstanbul                                Ankara

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, iş hukuku üzerinde bir tartışma yürütüyoruz ama gerçekten hukukumuzun, yargımızın ne aşamaya geldiğini biraz, somut iki örnek üzerinden açıklamak istiyorum.

Sayın Adalet Bakanım, beni dinlerseniz size iki vakayı aktarmak istiyorum.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Toğrul, lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Peki.

Sayın Başkan, 16/9/2015 tarihinde, Kahramanmaraş Pazarcık ilçesinde Tekin Yasin gözaltına alınmış, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış. Beş gün imza verilmiş. Beş gün, her gün karakola gidiyor, imza atıyor. Tarih ne? 16/9/2015. Defalarca savcıya dilekçe veriyor, “Benim beş gün, her gün karakola gitmem benim çalışmamam anlamına gelir; kişisel özgürlüğümün -hakikaten seyahat özgürlüğü, bir sürü özgürlük- hakkımın tamamen gasbı anlamına gelir.” diyor. Ancak maalesef, hakkında hâlâ bir dava dosyası oluşturulamamış. Yani gözaltına alınmış, serbest bırakılmış ama beş gün sürekli karakola gitmek zorunda.

Bu arkadaşımız tekstil fabrikasında çalışıyormuş o zaman, ayrılmak durumunda kalmış çünkü ikamet ettiği yer ile karakol arasında -Pazarcık küçük bir ilçe- 5 kilometre mesafe var, taşıma yok, yürüyerek gidip gelmek zorunda.

Sayın Başkan, bu kadar uzun bir süre, bir insanın, beş gün boyunca sürekli karakola gitmesi ve hâlâ hakkındaki olayın bir kovuşturmaya dönüştürülmemesi, mahkeme önüne çıkarılmaması sizce hukuka uygun mudur?

Size ikinci bir örnek daha vermek istiyorum. Yine Pazarcık değerli arkadaşlar. Bizim Pazarcık ilçe başkanı, Halkların Demokratik Partisi Pazarcık ilçe başkanı. Almanya’da bir trafik kazası geçirmiş, malulen emekli olmuş, Türkiye'ye dönmüş, memleketine dönmüş ve Halkların Demokratik Partisi ilçe başkanı olmuş. İki ayağı sakat, tekerlekli sandalyeye mahkûm, tekerlekli sandalyede. Ancak başka zamanlarda, kendi yaşamını, faaliyetlerini 2 kişinin yardımıyla faaliyetlerini yürütebilir. Gözaltına alınıyor. Gözaltındayken tekerlekli sandalyeden düşüyor, kalçasını kırıyor değerli arkadaşlar ve bunun üzerine serbest bırakılıyor ama iki gün denetimli serbestlik ve bu arkadaşımız yurt dışından emekli olduğu için tedavi masraflarını kendi cebinden ödüyor. Ancak bunu Almanya’ya giderse oradan tahsil edebilecek; yurt dışı yasağı var ve biliyorsunuz ki belirli dönemlerle o ülkeye giriş-çıkış yapması gerekiyor.

Defaatle biz dilekçeyle başvurduk, dedik ki “Bu vatandaş bu hakkından mahrum olmasın. Tedavi masraflarını bile ödeyemiyor ve bir yol bulunur, kefaletle, dönme garantisiyle, bir şekilde bu insan bu hakkından mahrum edilmez.” Ama, değerli arkadaşlar, şu ana kadar biz yol alamadık.

Sayın Bakan bu kişilerin isimlerini sizlere arada iletmek isterim. Lütfen, bununla ilgilenin. Bu hukuk bu şekilde adalet dağıtmaz; bu hukuk, bu yargı bu şekilde ihtiyaçlarımızı karşılamaz.

Değerli arkadaşlar, bir diğer konu, cezaevlerinde feryat yükseliyor. Cezaevlerinde son dönemde… Bülent Turan biraz önce dedi ki: “İşkenceye sıfır tolerans.” Çok önemli ama cezaevlerinden işkence sesleri geliyor değerli arkadaşlar. En son Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevinde kötü muamele ve işkenceye dair tanık ifadeleri var; çocukların babaları için, evlatları için ve kardeşleri için verilmiş tanık ifadeleri var. İçeride işkence olduğu söyleniyor, haklarının gasbedildiği, süngerli odaya götürülüp dayak çekildiği söyleniyor. İddiadır ama bunlar ciddi iddialardır Sayın Bakan. Bunlarla ilgilenmeniz gerekir. Eğer bunlarla ilgilenemezsek, bunları rutin gibi görürsek maalesef, gerçekten çok daha fena şeyler yaşayabiliriz.

Bir diğer konu, cezaevlerinde bu tek tip dayatması şu veya bu şekilde başlamış ve tutuklulara işkenceye dönüştürülmeye başlanmış. Elbiseler alınmamaya başlıyor, ortak alanlara çıkarılmıyor, spor hakları gasbediliyor. Bunları da bilginize sunmak istiyorum Sayın Bakan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Bakan, özellikle belirttiğim 2 şahısla ilgili de sizlere bilgi vermek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

Sayın Bakan bir açıklama yapmak istiyor.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sürekli “Yargıya müdahale ediliyor.”, “güdümlü yargı” gibi şeyleri duyuyoruz. Ama “Şu dosyada şu oldu; bu kişiyle ilgili şöyle bir karar verildi; şunun ismi şudur, şu dosya budur.” diye burada bizim yargıya talimat vermemizi âdeta ister mahiyetteki bu tür taleplerin karşılanması mümkün değil. Yargı bağımsız. Bu konuda bizim yapabileceğimiz tek husus var: Ancak idari olarak, Bakanlık olarak yapılabilecek ne varsa -kanunun vermiş olduğu yetki- onlarla ilgili bir tasarruf, takdir hakkını elbette tüm vatandaşlarımız lehine kullanabiliriz. Ama onun haricinde yürütülen davalarla ilgili, soruşturmalarla ilgili bir talimat ya da farklı bir karar vermemiz mümkün değil. Bizler de yine verilen kararları duruşma esnasında, sonrasında basından takip edebiliyoruz. Dolayısıyla bu konularla ilgili herhangi bir talimat ya da “Şu şekilde karar verin, tutukluluğu kaldırın, tutuklayın, adli kontrol verin.” şeklinde bir şey olmaz. Ama kanuni, yasal anlamda bu hususlarla ilgili bir eksiklik varsa bunları ilgili arkadaşlarımız not alıyor tüm bürokrat arkadaşlarımız, Bakanlık olarak, elbette bunlarla ilgili yapılabilecek hususlar varsa onlara bakarız ancak yargıya hiç kimse bu hususta bir talimat vermesi mümkün değil.

Değerli milletvekillerimiz, Avrupa’daki bağımsız kurullar tarafından sürekli cezaevleri inceleniyor, ortak iş birliği var. Bu hususlarla ilgili işkenceye sıfır tolerans… Bu iddiaların hiçbir geçerliliğinin olmadığını düşünüyoruz. Bizim kayıtlarda da sürekli denetim var ancak somut, şu koğuşta şu, vesair uygulama varsa bunların her zaman biz incelemesini yapıyoruz. Bakanlığımız, infaz korumalarımız bu konuda hassas. Somut iddialar varsa onları da değerlendiririz.

Çok teşekkür ediyorum Başkanım size.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın açıklamasına teşekkür ediyorum ama kayıtlara geçsin diye…

Sayın Bakan, üç yıl boyunca davaya dönüşmemesi ve beş gün boyunca her gün adli kontrol, gerçekten özgürlüğe, insan haklarına, seyahat hakkına, yaşam hakkına sizce aykırı değil mi? Üç yıl boyunca beş gün… Bu arkadaşımızın ilçe dışına çıkma şansı yok. Bakın, ilçe başkanımızla ilgili de somut söyledim.

BAŞKAN – Sanıyorum bu aşamada Sayın Bakanımızın da yapacağı bir şey yok, yaparsa yargıya müdahale etmiş olacağız.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama yargıyı hızlandırmak…

BAŞKAN – Sayın Bakan da bunu açıkladı zaten.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bakın, geç gelen adalet, adalet değildir. Şimdi, bu insanın belki yarın davası hızlanmış olsa mahkemeye çıkacak, serbest bırakılacak. Beş gün biz bu insanın özgürlüğünü kısıtlamış olmaz mıyız Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Sayın Bakan da dedi ki: “Zaten çabuk ve adil yargılamada bir problem varsa…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İşte, var Başkanım, örnek veriyorum.

BAŞKAN - …bunu biz görür ve ona göre yasal tedbirlerini alırız. Bizim görevimiz sadece bu sorumluluktadır.”

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ben de tam onu hatırlatmak zorundayım.

BAŞKAN - Sayın Bakan, ben açıklamak zorunda kaldım ama eklemek istediğiniz bir şey varsa size de söz vereyim.

Buyurun.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İdari olarak -dün de ifade ettiğim gibi- Hâkimler Savcılar Kurulu teftişlere başladı. Yoğun olarak dosyalar, duruşma günlerinin çok uzun verilmesi ya da yargılamanın uzamasıyla ilgili hususlarla alakalı teftişler, denetimler yapılıyor. Tüm bu hususlarla ilgili aldığımız konuları da inceleriz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İddianame hazırlanmamış Bakanım.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Not sistemi, terfilerle ilgili ancak bunlar dikkate alınır, alınacaktır ama onun haricinde “Şöyle bir karar verin, böyle bir şey verin.” gibi bir talimatımız olamaz. Ama yargının üzerindeki yük… Yaklaşık 6 milyon ceza ve hukuk dosyası var yılda. Biz yargının üzerindeki bu yükü tamamıyla, köklü olarak kaldırmak adına, işte bugün konuştuğumuz kanun da budur, diğer hususlarla ilgili uzlaşma, ceza ve hukuk davalarında yargının yükünü azaltacak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunu kamuoyuyla da paylaşacağız. Umuyorum asıl, kalıcı sorunları da çözmüş olacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci olarak Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu.(MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 9’uncu maddesi üzerinde grubumuz adına verilen önergeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 9’uncu maddesinde yapılan düzenlemeyle, uygulamada herhangi bir tereddüde meydan vermemek amacıyla, kanunda hüküm bulunmayan hâller bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na genel bir atıfta bulunulmaktadır. Böyle, teklifin hazırlık aşamasında gözden kaçan konular var ise bunlara yönelik uygulamada karşılaşılabilecek sorunlara önlem almak amacıyla yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, yetmiş yıla yakın bir süredir uygulamada olan İş Mahkemeleri Kanunu’nun günümüzün ihtiyaçları doğrultusunda ilgili taraflarca beklentileri karşılayacak şekilde güncelleştirilmesi zorunluluktu. Ancak bunu yaparken öncelik de sistemin aksayan yönlerini tespit ederek gerekli düzenlemelerin yapılması olmalıydı.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamelerimizde pek çok defa vurgulamış olduğumuz sendika ve toplu sözleşme sisteminin etkin ve ilgili tarafların ortak bir zemin üzerinde beraber çalışabileceği bir hâle getirilmesi, çalışma hayatına ilişkin denetimlerin planlı ve amaca uygun olarak yapılabilmesi, işçilerin sosyal haklar ve temsil konularında daha bilinçli olması gibi temel konularda sistematik iyileştirmeleri içerecek kanun çalışmaları yapılmış olsaydı, şu an, pek çok eksiklik olduğu tespit edilerek komisyon toplantılarında dile getirilen teklif tartışılmadan kabul edilmiş olacaktı.

Teklifle getirilen sistemde yer alan zorunlu ara buluculuk sonucunda varılacak karar, teknik olarak haklarının ne olduğu konusunda yeterince bilgi sahibi olmayan işçinin lehine olmayacaktır. İşçi, ara buluculuk sonunda nihai karara varılmak zorunda olduğunu düşünerek mutlaka bir karara varılması gerektiğini düşünebilecektir. Genel hukuki yaklaşım ve kamu vicdanı açısından yıllardır süregelen, güçsüz olduğu düşünülen tarafın haklarını korumaya yönelik yaklaşımın değiştiği burada açıkça görülmektedir.

Teklifin gerekçesinde “Ara buluculuk sistemiyle iş uyuşmazlığı kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenecek, işçinin alacağına kavuşma süresi ciddi bir biçimde kısalacak, ara buluculuk kurumuyla taraflar bir masa etrafında buluşacak ve başka uyuşmazlıkların doğması engellenerek uyuşmazlık temelden sonlandırılmak suretiyle sosyal barışa katkı sağlayacak.” denilmektedir.

Amacınız, ne olursa olsun kısa sürede bir sonuca varmak ise evet, teklif bunu mümkün kılmaktadır çünkü yukarıda bahsettiğimiz gibi işçi tarafından atılacak adımlar oldukça kısıtlanmıştır. Özellikle, güçlü işverenin etkisinde kalabilecek olan ara bulucuların işçi lehine hareket edebilmesi oldukça zor olacaktır. Sendikalar güçsüzleştirilmiş, taşeron sistemiyle sendikasızlaşmaya gidilmiştir. Sendikalar güç kaybına uğratıldıktan sonraki dönemde hak arama yerine yönetime yakın olma politikaları gütmek zorunda kalmışlardır.

Teklifle getirilen bir başka konu ise kamu iktisadi teşebbüsleri personeliyle ilgilidir. KİT personeline ait davaların iş mahkemelerinde görüşülmesiyle binlerce kişinin özlük hakları bir anda değişecektir. Böylesi bir değişikliğin etki analizi yapılmadan, ilgili tarafların görüşü alınmadan yapılmasının bir tek nedeni olmalıdır; o da KİT’leri Varlık Fonuyla ilişkilendirerek personelinin keyfiyete bağlı bir şekilde, istenildiğinde tazminatının verilip işten çıkarılması ve yerine kadrolaşma yapılmasıdır. Teklifte işçi olarak anılan personelin haklarını bir madde içerisinde geçirip yok saymak hem etik ahlaka hem de kul hakkına saygısızlık olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi olarak Komisyon toplantısında da ilgili milletvekillerimizin belirttiği gibi...

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu, size bir dakika ek süre vereyim.

Tamamlayın lütfen.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

…devletimizin görevini hızlı ve adil bir biçimde yerine getirmesine imkân sağlayacak her türlü uygulamayı desteklemeye devam edeceğiz ancak temel hak anlayışımıza aykırı olduğunu düşündüğümüz maddeler için muhalif olduğumuzu belirtir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son konuşmacı olarak Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın’ı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine grubum adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Her ne kadar adı “İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı” olarak söylense de iş hukukundan oldukça uzak bir yasa tasarısını görüşüyoruz. Kamuoyunda da “Arabuluculuk Yasası” olarak bilinen bu yasayla 15 milyon işçimiz AKP’nin OHAL düzenlemeleriyle hak arama mücadelesinden yoksun olacaklar. Ara buluculuğun zorunlu hâle gelmesiyle zayıf konumdaki işçi, durumuyla ölçüşemeyecek derecede olan, güçlü işveren karşısında ara bulucu huzurunda bir araya gelecekler. Her ne kadar başvuru sonrasında çözüm zorunlu olmasa da bu sürenin, zayıf konumdaki işçi aleyhine işleyerek işçinin hak kayıplarıyla sonuçlanması kuvvetle muhtemeldir.

Türkiye’de binlerce uyuşmazlık konusu varken iş uyuşmazlıklarının zorunlu olarak ara buluculara devredilmesi, havale edilmesi, Hükûmetin yıllardır uyguladığı sendikasızlaştırma politikasının bir sonucudur. Anayasa’mızda da belirtildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir ve sosyal devletin de gereği olarak zayıf durumdaki işçimizi korumak zorundadır. İşçi hukuku da işçi koruma felsefesine göre düzenlenmiştir. Yapılacak olan yeni düzenlemenin lafzi olarak da ruhuyla da işçilerin haklarını koruması anayasal bir zorunluluktur. Dolayısıyla güçlü işveren karşısında zayıf işçinin korunmaya muhtaç olduğu ya da farzımisal, silahların eşit olmadığı iş hukuku uyuşmazlıklarında zorunlu ara buluculuğa gidilmesi kabul edilecek bir durum değildir. “OHAL’i iş dünyamız rahatça çalışsın diye yapıyoruz.” diyen AKP Genel Başkanı, iktidarın kimin tarafında olduğunu zaten açıkça belirtmişti. “OHAL’den 1 kişi bile mağdur olmamıştır.” deseler de 15 milyon işçinin bu yasayla mağdur olacağı kesindir.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumunun yayımlamış olduğu gelir ve yaşam koşulları araştırmasına göre, 2016’da, bir önceki yıla göre en zengin yüzde 20’nin millî gelirden aldığı pay 0,7 puan artarak yüzde 47,2’ye ulaştı. Bu rapor, zenginin daha da zengin, fakirin daha da fakir hâle gelmesinin AKP’nin politikası olduğunu açık ve net gösteriyor. Büyümeden sadece işçi ve emekçiye pay vermeyen Hükûmet, bu politikalarıyla hem işçileri hem de Türkiye’yi mağdur ediyor.

Uluslararası arenada da iktidarın işçi ve sendikal haklarından yana politikaları eleştiri konusu oldu. OHAL süresince yaşanan haksız tutuklamalar, ihraçlar, açığa alınmalar, sendikal hakların engellenmesi nedeniyle, birçok sendikanın kapatılması nedeniyle ILO’nun 10’uncu Avrupa Bölge Toplantısı’na uluslararası birçok sendika katılmayarak AKP’yi protesto etti. Maalesef, AKP Hükûmeti politikalarıyla ülkemizin saygınlığını yurt dışında da götürmek için elinden geleni yapıyor.

Değerli arkadaşlarım, iktidarı, en azından bu konuyla ilgili, işçilerimizi mağdur etmeyecek bir düzenleme yapmaya davet ediyorum. Hâlihazırda 15 milyon civarında işçinin bulunduğu ülkemizde, 1950 yılından beri yürürlükte olan İş Mahkemeleri Kanunu’nun yeni gelişmelere, ihtiyaç ve düzenlemelere uygun şekliyle güncellenmesi en doğrusu olacaktır.

İşçinin korunması ilkesi ile işletmenin korunması anlayışının arasında yeni bir denge arayışını anlayışla karşılamak elbette mevcut. İşçinin korunması ilkesinin göz ardı edilmesi ise asla kabul edilecek bir durum değildir.

Genel olarak ifade etmek gerekirse ara buluculuk gibi alternatif uyuşmazlık yöntemleri tarafların eşit olduğu hâllerde yapılır. Eğer bu eşitsizliği giderecek ve işverenle tarafları bir araya getireceğinizi düşünüyorsanız çalışma hayatının etkin bir şekilde ve yeterince denetlenmesi gerekir. Etkin bir sendika ve toplu sözleşme düzeninin kurulması gerekir. Bunun gibi bir ara buluculuk, yargının iş yükünü zaten azaltacak ve ara buluculuklara ihtiyaç kalmayacaktır. Bu düzenleme, bu hâliyle ülkedeki toplumsal adaletsizliğe ve yargının sorunlarına çözüm olmayacağı gibi işçilerin ve emekçilerin aleyhine yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akın.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım                           Mahmut Toğrul               Bedia Özgökçe Ertan

         Muş                                      Gaziantep                                      Van

Saadet Becerekli                         Behçet Yıldırım                                                       Batman                                    Adıyaman                                        

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İşbu kanun tasarısının 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na ilişkin bundan önceki birçok maddede yapılan değişiklikler ilkesel olarak kabul edilmediğinden, bu maddenin de kabulü mümkün olmayıp tasarıdan çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinde öngörülen değişikliğin aşağıdaki şekilde düzeltilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 10- (1) 30/1/1950 Tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 5521 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış kabul edilir.

          Necati Yılmaz                           Mehmet Gökdağ                          Zeynel Emre

               Ankara                                    Gaziantep                                   İstanbul

         Namık Navutça                        Cemal Okan Yüksel                     Kemal Zeybek

              Balıkesir                                   Eskişehir                                    Samsun

          Gülay Yedekci                            Kazım Arslan                         Mahmut Tanal

              İstanbul                                     Denizli                                     İstanbul

             Bülent Öz                                Yaşar Tüzün

             Çanakkale                                   Bilecik

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün konuşacak.

Buyurun Sayın Tüzün.(CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım, sevgili milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili bir konuşma aldım.

Önerge okundu, önergemize Komisyon katılmadı, Hükûmet katılmadı, zannediyorum az sonra oylanacak, Genel Kurul da katılmayacak. Dolayısıyla, önergenin içeriğinden daha çok, özellikle şu an Türkiye'nin gündeminde olan seçim bölgem Bilecik ilinin Bozüyük ilçesinin Muratdere köyündeki vatandaşlarımızın sorunlarını da gündeme getirmek, bölge vekili olarak bu sorumluluğu paylaşmak istedim.

Sevgili arkadaşlar, siyasetin dışında, siyasetten öteye bir sunum yapmak istiyorum size. 9 Eylül tarihinde yani bir ay önce, Kütahya Milletvekilimiz Divanda oturuyor, onun seçim bölgesi olan Kütahya ilinin Domaniç ilçesinde bir orman yangını çıktı. Bu yangın ilk etapta gerçekten küçük bir yangındı. Sonra, köylülerimiz, vatandaşlarımız orman işletme müdürlüğüne, bölge müdürlüğüne, genel müdürlüğüne müracaat ediyor, “Ya, daha büyük yangınlar var, siz gerekli önlemleri köylü olarak yaparsınız.” diyerek ilk anda müdahale edilmiyor. Sonrası, rüzgârla birlikte bu yangın çok ciddi bir şekilde büyüyerek Bilecik ilimizin Bozüyük ilçesi sınırlarına kadar gelmiştir. Biz milletvekili olarak, diğer milletvekili arkadaşım Halil Bey’le birlikte… Belediye başkanlarımız, il genel meclisi üyelerimiz, çevre illerden orman işletme müdürlükleri “Gerekli organizasyonu yaptı.” derlerse biz bu konuda yaptığımıza inanıyoruz… Ancak bir koordinasyon bozukluğuyla birlikte, gelen vidanjör, itfaiye, dozer, kepçe, hatta ve hatta helikopter müdahale edemedi arkadaşlar ve bu yangın altı gün süreyle devam etti, bölgede yangından dolayı 500 hektara yakın ağaç, hepsi yandı gitti. O diğer bitkilere, canlılara girmek istemiyorum.

Şimdi “Burada bir rant meselesi söz konusu.” diye kamuoyunda tartışıldı durdu. Evet, arkadaşlar, maalesef bu yangından hemen sonra, hepinizin yakinen bildiği Eskişehir’den Bursa’ya giderken, Bursa’dan da Eskişehir-Ankara istikametine gelirken Mezitler Boğazı dediğimiz, o güzel, doğal cennet köşesi dediğimiz ve bölgenin oksijen aldığı yerde bir firma bakır madeni ocağı ruhsatı almış, bununla ilgili ÇED işlemlerini başlatmış bulunuyor. Bir tarafta 500 hektara yakın yangın var, bu yangının söndürülmesi çeşitli sebeplerden dolayı geciktiriliyor, hemen yirmi gün sonra da ilgili ruhsat sahibi firma bakır madeni ocağı açmak için girişimlerde bulunuyor. Sevgili arkadaşlar, 210 bin hektarlık bir ocak ruhsatı söz konusu. Burada 72 bin adet ağacımız yok olacak. Önceki gün Bilecik İl Genel Meclisi üyelerimiz, AKP’lisi, MHP’lisi, CHP’lisi -hiç fark etmez- 20 arkadaşımız bölgeye gitti, burada incelemelerde bulundu, bu ruhsatın iptal edilmesi gerektiği noktasında karar verdi ama ilgili şirketin yetkilileri “Biz Bakanlıktan gerekli girişimlerimizi yaptık, bizim işimiz yukarıdan bağlandı, siz bize karışamazsınız.” düşüncesiyle çalışmalarına devam ediyor.

Sevgili milletvekilleri, bu ormanlar hepimizin, buralar millî servetimiz ve bölgemizin oksijen deposu; gelin, bu ormanlara kıymayalım. Şu anda Bozüyük ilçemizin Muratdere köyü sakinleri burada eylem yapıyor, aç ve açıkta bekliyorlar. İnsanlarımızın bu mağduriyetini gidermek Parlamento olarak, yüce Meclis olarak bizim görevimizdir. Bunun siyasi bir tarafı yok, sizlerden rica ediyorum.

Sayın Bakanım, Hükûmet adına oturuyorsunuz. Bölgemizle ilgili, Bilecik’le ilgili böyle bir sorun var; gelin, bu sorunu hep beraber çözelim; bu ruhsatın iptal edilmesi konusunda gerekli Bakanlığa, gerekli genel müdürlüğe Hükûmet adına talimatlarınızı verin ve Bilecik’imizin bu doğal zenginliğini, bu millî servetini el birliğiyle kurtaralım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzün.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kavuncu, buyurun.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Efendim, sayın hatip Domaniç yangınından dem vurarak bu yangınla ilişkili bir kasıtla çıkarıldığı, yeterli müdahale edilmediği yönünde imalarda bulunmuştur. Kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun, Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün 491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; evet, Domaniç bölgemizden başlayan, daha sonra da Bilecik sınırlarına yayılan, içimizi yakan bir orman yangınıyla karşı karşıya kaldık. Tabii bu yangınla ilişkili koordinasyon, müdahale ve diğer konularda olan aksaklıkları konuşmak, dile getirmek, çözüm aramak hepimizin set üstü bir görevi ama sayın hatibin biraz evvel konuşmasında -eğer yanlış anladıysam düzeltelim ama ben öyle anladım- “Ormanlarımıza kıymayalım.” diyerek sanki oradaki ormanın kasıtlı olarak birilerine rant vermek amacıyla çıkarıldığı yönünde imaları var. Bu, şiddetle reddedilecek ve kendisini ispata davet edilecek bir konudur. “Helikopterlerden müdahale edilmedi.” diyorsunuz. Bizzat Orman Genel Müdürüyle havada ben vardım. Gecenin ikisinde, iki buçuğunda Halil Vekilimizle birlikte Bozüyük’ün Camiliyayla köyünde biz vardık.

Ve bu bölgelerde fedakârca çalışan Orman mensuplarımıza devletin bütün imkânlarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - …oraya yığan Orman Müdürlüğümüze de büyük haksızlık yapıldığı kanaatini taşıyorum. Bu noktada gereken müdahale yapılmıştır. Aksaklıklar olabilir, bunlara bakılır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kavuncu.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, bir ilave...

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir cümle de Yaşar Bey ilave etsin.

BAŞKAN – Buyurun.

23.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım, dediği bölgede ben de bölgenin milletvekili olarak oradaydım. Türkiye Cumhuriyeti Orman Genel Müdürlüğünün bir tek helikopteri vardı. Gece saat 19.00’da hava karardıktan sonra o da çalışmaz oldu.

BAŞKAN – “Havadaydım.” diyor sayın milletvekilimiz.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Efendim, 12 tane helikopterle müdahale ettik.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sonra yapıldı.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – 12 tane helikopter, 4 tane uçak. Yazık!

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, beşinci günden sonra müdahaleler başladı, helikopter sayısı arttı. Mesele şu: Şu anda o bölgede, o köyde -sayın milletvekilimiz de biliyor, Bilecik’i de yakından ilgilendiren bir konu- 210 bin hektarlık 72 bin adet ağacın kesileceği bir ruhsat söz konusu. Çalışmalar devam ediyor. Kütahya Milletvekilimiz olduğu için bilgisi olmayabilir değerli arkadaşımızın. Dolayısıyla bunun durdurulması noktasında talebimizi Hükûmete ilettik.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Tüzün, bir helikopterle müdahale edildiği bilginizi…

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika… Sayın Kavuncu, bir dakika…

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, 10’uncu maddeyle ilgili gruplarca ortak bir karar alındı, sonradan da yangın konusuyla ilgili geçmiş olsun dilekleri filan iletilecek biliyoruz fakat bir polemik başlatıldı. Bu doğru değil efendim.

BAŞKAN – Müdahale edeceğim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani hatip yanlış yapmıştır, karşılığında cevap ver, ondan sonra tekrar sataşmadan cevap ver…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, Sayın Tüzün konuştu, Sayın Kavuncu da ona cevap verdi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz de sandık ki şu anda bir yangın var. Yani maalesef…

BAŞKAN - Doğal haklarını kullandılar, Tüzük’ten kaynaklı doğal haklarını kullandılar Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu konuda özen göstermesi gerekir milletvekili arkadaşlarımızın.

BAŞKAN – Haklısınız Sayın Akçay ama…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuşmacılarımız çekildi, önergelerimiz… Böyle yapılmaması lazım.

BAŞKAN – Sayın Akçay, bakın, şimdi Sayın Tüzün önerge üzerinde konuştu, Sayın Kavuncu ona cevap verdi, bitti mesele.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Önerge üzerinde konuşulmadı efendim, önergeyle ilgili konuşma olmadı.

BAŞKAN – Bu söz hakkını vermek zorundaydım sayın milletvekillerine.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Diğer gruplar olarak… Yanlış yapıldı yani.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Verdiğimiz sözün arkasında duralım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Erkan Bey haklı Sayın Başkan. Bu konuda prensip kararı almıştık ama böyle bir hatalı uygulama oldu.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 491) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 491 sıra sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin 2’nci fıkrasında geçen “bu kanuna” ibaresinin “bu kanun hükümlerine” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

  İsmail Faruk Aksu                      Zühal Topcu                  Deniz Depboylu

        İstanbul                                Ankara                                  Aydın

      Mustafa Mit                           Baki Şimşek

         Ankara                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum Sayın Akçay?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklikle, madde hükmünün daha açık ve anlaşılır hâle getirilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.39

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:19.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

491 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, 461 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmek için 10 Ekim 2017 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, iyi hafta sonları diliyorum.

Kapanma Saati: 19.44



(X) 491 S.Sayılı Basmayazı 4/10/2017 tarihli 3’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.