TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                            2’nci Birleşim

                                                                                         3 Ekim 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Ürdün Temsilciler Meclisi Başkan Vekili Atef Tarawneh ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Samsun Milletvekili Ahmet Demircan’ın bakan olması nedeniyle Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi’ndeki boşalan üyelik için Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanlığınca aday gösterilen İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın üyeliğine ilişkin tezkeresi (3/1189)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Taha Özhan ve Başkan Vekili Cemalettin Kani Torun’un, ABD, Katar ve İsviçre ziyaretlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 20/7/2017 tarih ve 41 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1191)

3.- Başbakanlığın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/05/2017 tarihli ve E: 2017/43 ve K: 2017/125 sayılı kararının, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 04/07/2017 tarihli ve E: 2017/1143 ve K: 2017/1121 sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmesi nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin tezkeresi (3/1190)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman başkanlığındaki bir heyetin, Rusya Federal Meclisi Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matvıenko’nun vaki davetine icabeten Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 137. Genel Kurulu Toplantısı’na katılmak üzere Rusya’ya resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1192)

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 20 Temmuz 2017 tarihli toplantısında aldığı bazı milletvekillerinin izin talepleri ile ödenek ve yolluk verilmesiyle ilgili kararlarına ilişkin tezkeresi (3/1193)

6.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Başkanlık Divanının 12 Eylül 2017 tarihli toplantısında milletvekili izin taleplerine ilişkin olarak Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir ve Şırnak Milletvekili Leyla Birlik’in ardışık on günü aşan izin taleplerinin, bu milletvekillerinin sair süreçte yasama faaliyetine katılımı ve izin taleplerinin zamanında yapılması dikkate alınarak kabulünün ayrı ayrı Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin tezkeresi (3/1194)

 

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/269) esas numaralı Toplumsal Barış ve Demokrasinin Tesisi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/105)

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 15 Temmuz gecesi halkın en büyük gücün kendisi olduğunu gösterdiğine, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’i sevgiyle andığına, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını ve yeni hicri yıl ile muharrem ayının huzur ve bereket getirmesini dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Fransa’daki elim kazada ve Las Vegas’daki katliam sonucunda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

 

VI.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Adıyaman’daki tütün sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kerbelâ olayına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Nurettin Aras’ın, Hazreti Hüseyin’in şehadeti ve aşure olayının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılında vatandaşların huzur ve refahını artıran politikaların hayata geçirilmesini dilediğine ve ülkeye kötü bir tablo yaşatan bu iktidara hep birlikte “Dur.” diyeceklerine ilişkin açıklaması

 

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Üsküdar’ın Kirazlıtepe Mahallesi’ndeki kentsel dönüşümle ilgili sorunların bir an önce halledilmesini beklediğine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa Karacabey Canbolu Deresi’nde yaşanan toplu balık ölümleri konusunda yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, tek kişinin aldığı bir kararla TEOG’un kaldırılmasına ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın istifa etmesine ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, yeni yasama döneminin hayırlı olmasını dilediğine ve Hükûmetin bütçe harcamaları konusunda açıklama yapmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun İstanbul’da yapılan 10’uncu Avrupa Bölge Toplantısı’nın boykot edilmesine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, atama bekleyen hekimlerin atamalarının bir an önce yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet ve 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

10.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Millî Eğitim Bakanından yeni eğitim ve öğretim müfredatı, imam-hatip okulları ve taşımalı eğitim konularıyla ilgili bazı sorularına cevap istediğine ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, “OHAL’den zarar gören kimse olmamıştır.” ifadesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Hükûmetin hayvancılık politikalarının yetersiz ve yanlış olduğuna ve getirilen yöntemlerle etin ucuzlamasının mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

13.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, muharrem ayına ve bu ülkede sessiz sedasız oruç tutulduğuna, ibadetlerin yapıldığına ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, bu yasama yılında da demokrasiyi ve etkin parlamentoyu savunmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, yeni yasama yılının hayırlı olmasını dilediğine ve Mersin’de yaş meyve üreticilerinin sorunlarıyla ilgili Hükûmetten taleplerine ilişkin açıklaması

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, 26’ncı Dönemin Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Genel Kurulu ziyaret eden Talas Belediye Başkanı ve muhtarlara “Hoş geldiniz.” dediğine ve Kayseri Büyükşehir Belediyesinin toplu taşıma ücretlerine zam kararından bir an önce vazgeçmesini istediğine ilişkin açıklaması

18.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

19.- Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

20.- Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

21.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve Üçüncü Yasama Yılının da vekiller açısından sıkıntılı geçeceğini düşündüğüne ilişkin açıklaması

 

 

 

22.- Gaziantep Milletvekili Canan Candemir Çelik’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

23.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve muharrem ayının insanlığa barış, kardeşlik, huzur getirmesini dilediğine ilişkin açıklaması

24.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve Genel Kurulu ziyaret eden Talas Belediye Başkanı ile muhtarlara AK PARTİ Grubu adına “Hoş Geldiniz.” dediğine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 26’ncı Dönem milletvekilleri olarak Üçüncü Yasama Yılında da Türk milletinin ümitlerini ve beklentilerini karşılamak için çalışma azminde olduklarına ve Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine, Fransa’da ırkçı bir saldırı sonucu çıkan yangında yaşamını yitiren 3 yurttaşımıza Allah’tan rahmet dilediğine, Las Vegas’ta 58 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamı kınadığına, HDP eş genel başkanları başta olmak üzere belediye eş başkanı veya parti yöneticilerine dönük siyasi soykırım operasyonlarını bir kez daha kınadığına ve Katalonya halkının iradesini saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’i şahsı ve CHP Grubu adına rahmetle andığına ilişkin açıklaması

28.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının ve muharrem ayının hayırlı olmasını ve Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’in ailesine ve Meclise baş sağlığı dilediğine, Las Vegas kentinde yaşanan terör saldırısını şiddetle kınadığına, Fransa’daki kundaklamada hayatını kaybeden 3 yurttaşımıza Allah’tan rahmet dilediğine ve muharrem ayına ilişkin açıklaması

30.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, siyasallaştırdığı yargı marifetiyle halk iradesine saldırı düzenleyen ve bir sömürge hukuku işleten siyasi iktidardan er geç demokratik yollardan hesap sorulacağına ilişkin açıklaması

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Meclisin en önemli denetim mekanizmalarından olan sözlü soruların Anayasa değişikliğiyle 2019’dan sonra artık uygulanmayacak olmasına ilişkin açıklaması

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, SEGBİS sisteminin yargılamada yetersiz kalması, yüz yüzelik ilkesinin bertaraf edilmiş olması ve savunma hakkının etkin kullanılmamasının yol açtığı sorunların giderilmesi amacıyla 3/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 3/10/2017 Salı günkü birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip 12/10/2016 tarihinde dağıtılan 399 sıra sayılı Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nun gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve rapor üzerindeki genel görüşmenin Genel Kurulun 3/10/2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu raporun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 4/10/2017 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

 

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Erkan Kandemir’in, telekomünikasyon, internet ve bilişim sektöründe kaydedilen gelişmelere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/47) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

2.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, HES inşaatları kapsamında yapılması gereken peyzaj çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/59) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

3.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, çimento fabrikalarında lastik yakılmasına ve oluşan çevre kirliliğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/76) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

4.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Karadeniz Bölgesi’ndeki HES’lere ve doğaya etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/95) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

5.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Balıkesir’de kurulan bir tesisin çevreye olası etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/104) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

6.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak’ın, Antalya’da kış aylarında yaşanan hava kirliliğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/122) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’ye bağlı bir mahalledeki kentsel dönüşüm çalışmalarına ve tarihi yapılar ile ilgili incelemelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/144) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Tuz Gölü’nün dip temizliği ile atıklardan arındırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/166) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, tapu çalışanlarının sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/173) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

10.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki katı atık arıtma tesisine ilişkin sözlü soru önergesi (6/265) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

11.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki katı atık arıtma tesisine ilişkin sözlü soru önergesi (6/266) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

12.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki katı atık depolama sahasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/267) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

13.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki ÇED uygulamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/272) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

14.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların hizmet binalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/317) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

15.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Uzungöl bölgesi ile ilgili imar çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/325) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, küresel ısınmanın etkilerine ve alınacak önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/348) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

17.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adana’nın Ceyhan ilçesindeki atık su arıtma tesisinin yaydığı kokuya ilişkin sözlü soru önergesi (6/351) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

18.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adıyaman’ın Kahta ilçesindeki atık su arıtma tesisinin çalışmamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/352) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

19.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Sürmene Çamburnu Kutlular Düzenli Katı Atık Depolama Sahası’na ilişkin sözlü soru önergesi (6/393) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

20.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, nişasta bazlı şeker üretim kotasının artırılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/436) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

21.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kentsel dönüşüm alanlarında yer alan tarihî yapılara ilişkin sözlü soru önergesi (6/476) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

22.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, koruma altına alınan alanlara ve denetimlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/484) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

23.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, şans oyunlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/495) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

24.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, sivil memurların özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/501) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

25.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ilindeki Kızılca Deresi’ne dökülen atığa ve alınan önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/504) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

26.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, engellilerin erişebilirliklerinin sağlanmasına yönelik kamu kuruluşları ve belediyeler tarafından yapılan çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/608) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

27.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, KPSS-2016/1 yerleştirme işlemleri kapsamında Bakanlığa yerleştirilen mimar ve mühendislerin atamalarının yapılmamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/665) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

28.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde Kızılca Deresi Islah Projesi’ne ilişkin sözlü soru önergesi (6/682) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

29.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda yürütülen çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/693) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

30.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de taşra teşkilatı bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/715) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

31.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, kentsel dönüşüm çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/722) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

32.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin Aladağlar Milli Parkı’nda ve Bor ilçesinde bazı ağaç türlerinde görülen kurumaların önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/749) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

33.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 2000 yılından itibaren özelleştirilen şeker fabrikalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/754) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

34.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, mülteciler için yapılan harcamalara ve bu harcamaların denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/775) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

35.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, asbestli ürünlerin kullanıldığı binaların yıkımında ek önlem alınıp alınmadığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/786) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

36.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ÇED sürecinden muaf tutulan projelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/793) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

37.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2016 yılında havası temiz il kapsamına alınan illere ve hava kirliliğiyle mücadeleye ilişkin sözlü soru önergesi (6/795) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

38.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerel basının desteklenmesine yönelik çalışmalara ve resmî ilan alan yerel basın kuruluşlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/807) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

39.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kentlerdeki çok katlı yapılara sınırlama getirilmemesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/821) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

40.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ülkemizde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/824) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/2, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18) (S. Sayısı: 399)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, TBMM’de düzenlenen iftar davetine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/14740)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2002-2017 yılları arasında yıllara göre işsizlik oranı, dış ve iç borç miktarı ile ithalat ve ihracat oranlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/14938)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2017 yılından itibaren yapılan ihalelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın cevabı (7/15014)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Doğal Afet Sigortalar Kurulu yöneticilerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/15303)

5.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, 26. Yasama Dönemi’nde verilen soru ve Meclis araştırması önergeleri ile kanun tekliflerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/15446)

 

3 Ekim 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Ürdün Temsilciler Meclisi Başkan Vekili Atef Tarawneh ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın İsmail Kahraman’ın konuğu olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Ürdün Temsilciler Meclisi Başkan Vekili Sayın Atef Tarawneh ve beraberindeki heyet şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine yüce Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

III.- YOKLAMA (Devam)

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 15 Temmuz gecesi halkın en büyük gücün kendisi olduğunu gösterdiğine, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’i sevgiyle andığına, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını ve yeni hicri yıl ile muharrem ayının huzur ve bereket getirmesini dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün yasama yılının ilk çalışma haftasına başlıyoruz. Bu süreçte, bütün iyi dileklerimle ve ülkemizi önceleyen yaklaşım ve davranışlarla siyasete, Gazi Meclise yakışan adımlar atacağımızdan hiç kuşku duymuyorum.

Sayın milletvekilleri, bu coğrafyada bin yıllık siyasi tarihe ve devlet geleneğine sahibiz. Asırları aşıp gelen güçlü inanç değerlerimiz var. Bu birikimin gücüyle her zaman var olmayı başardık. Büyük bedeller ödeyerek elde ettiğimiz ve Atatürk’ün lideri olduğu cumhuriyetimizle girdiğimiz kurtuluş ve kuruluşun emanetini taşımak zorundayız. Bu yüzyılın başından itibaren ülkemizi kontrol etmeye çalışan istismarcı güçler ve onlarla iş birliği yapanlar, ayaklarının altındaki zeminin kaydığını hissetmeye başladılar, buna karşı direndiler, önlem almaya çalıştılar, terör üzerinden oynadıkları oyunda da kaybettiler. Demokratik siyaset, teröre dayanan siyaseti etkisizleştirdi. Sonra, bürokratik siyaset üzerinden yaptıkları entrikalarla da başarısız oldular. Devlet içinde güçlenen demokratik merkezin kararlı duruşuyla dağıldılar. 15 Temmuzdaysa en alçakça kalkışmalarını yaptılar ancak yine başaramadılar. 15-16 Temmuz gecesi bu halk birlikte, bize en büyük gücün kendisi olduğunu bir kez daha gösterdi. İnanıyorum ki bu gücün Gazi Meclisteki temsilcileri olan bizler, yeni yasama yılında yaptığımız tüm çalışmalarda bu gerçeği unutmayacağız.

Bu vesileyle 15-16 Temmuz gecesi bizlere liderlik yapan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da bir kez daha saygılarımı sunuyorum.

Gerçek şudur ki, 15 Temmuz ve sonrası halkın siyasal sistem üstündeki gücü artmış, demokratik devlet aklının gelişmesine imkân tanınmış ve devletin millî ve yerli karakteri güçlenmiştir. Yerli ve millî olmanın kapsayıcı, kuşatıcı ve 21’inci yüzyılda da tüm küresel emperyal duruşları tehdit eden bir gücü vardır. Yerli ve millî olmak Batı medeniyeti karşıtı bir söylem değildir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin demokratik bütünlüğü tek seçeneğimiz ve kurtuluşumuzdur. Ülke bütünlüğünü korumak, terörle ve FET֒yle mücadele etmek ve devleti demokratik yoldan güçlendirmek kırmızı çizgilerimizdir. Bu aziz milletimizin yüz yıllarca süren adalet ve hakkaniyet mücadelesi bundan sonra da yüzyılımızı belirleyen dinamik olacaktır. Dünyayı ve bölgemizi sahte özgürlük söylemleriyle yeni bir kaos ve düşmanlık sürecine götürmek isteyenler, elbet ve elbet milletin çelik iradesinde eriyip gidecektir. Evet, dünya 5’ten büyüktür.

Sayın milletvekilleri, Meclisimizin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm başkanlarımızı saygıyla anıyorum.

Meclisimizde görev yapan devlet ve siyaset adamlarını saygıyla selamlıyorum.

Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Abdulkadir Yüksel’i sevgiyle anıyorum.

Yüce Meclisimizin Üçüncü Yasama Yılının ülkemize, milletimize, tüm milletvekillerimize ve tüm çalışanlarımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Ayrıca sayın milletvekilleri, yeni hicri yılın ve muharrrem ayının ülkemize, devletimize ve milletimize huzur ve bereket getirmesini diliyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, gündem dışı konuşmalara geçeceğiz. Daha sonra, önceden olduğu gibi on beş dakika, 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika olmak üzere söz vereceğim. Yalnız, sevgili milletvekili arkadaşımız Sayın Abdulkadir Yüksel için söz almak isteyen Gaziantep milletvekillerimize de ayrıca yerlerinden birer dakika süreyle söz vermek düşüncesindeyim.

Şimdi, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adıyaman’daki tütün sorunu hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’a aittir.

Üçüncü Yasama Yılının ilk gündem dışı konuşması size nasip oldu.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

VI.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Adıyaman’daki tütün sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sözlerime başlamadan, canların yasımuharrem ayında tuttukları orucun Hak nezdinde kabulünü, ayrıca yeni yasama yılının Türkiye halklarına onurlu bir barış getirmesini diliyorum.

Bu yasama yılında aramızda bulunması gerekirken haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevlerinde tutulan, başta eş genel başkanlarım olmak üzere tüm vekil arkadaşlarımın en kısa zamanda aramızda olmalarını temenni ediyorum.

Bu yasama yılında, önümüzdeki günlerde 130 maddelik torba yasa geliyor. Bu torbayla da Adıyaman tütününe yasak geliyor ve bu, şimdiden Adıyaman’ın gündemine bomba gibi düştü. Adıyaman halkı, üreticisi tütüne yasal güvence beklerken yabancı sigara fabrikalarına, firmalarına güvence, Adıyaman tütününe yasak geliyor. Bu bir yasa tasarısı değil, açıkça Adıyaman’ın ölüm fermanıdır. Adıyamanlının sadece tütünü yasaklanmıyor, yaşamı, ekonomisi çökertiliyor, âdeta nefessiz bırakılıyor. Adıyaman için olmazsa olmaz olan, tek geçim kaynağı diyebileceğimiz tütün için üretiminden, nakliyesinden, satışından, içimine kadar kabul edilemez yasaklamalar, cezalar veya yaptırımlar söz konusu. Bu konuyu Adıyaman halkı iki gün önce sosyal medyada yayarak deyim yerindeyse sokaklara döküldü, dün sabah saatlerinden itibaren demokratik tepkilerini dile getirdiler. Tütün, Adıyaman için siyasetüstü bir konudur; sağcısıyla solcusuyla, köylüsüyle memuruyla, Sünni’siyle Alevi’siyle, Meclise getirilmesi beklenen torba yasaya karşı olduklarını haykırdılar.

Bu kabul edilemez yasa tasarısının gündeme geleceğini şubat ayında yine bu kürsüden dile getirmiştim. AKP’nin Adıyaman’ın tütününü yasaklayacağını daha önce söylemiştim ki maalesef haklı çıkıyorum. Bakanlar, özellikle İçişleri Bakanı, Maliye Bakanı tütün için yasaklamalar getireceklerinin işaretlerini ta o zaman vermişlerdi. Hatta tütüne terör suçu kapsamında yaklaşımlar göstermiş, havuz medyası da tütünü âdeta terörist ilan etmişti.

Adıyaman’ın bu önemli sorunu bugün çok daha ciddi boyutlara varmıştır. Sadır ekiminden içimine kadar çeşitli zorluklar ve cezalar içeren torba yasa tasarısının 68’inci ve 69’uncu maddelerini kabul etmek, sessiz kalmak mümkün değildir. Bu torba yasa tasarısı komisyona ve Meclise gelmeden halkımız tepkisini göstermeye başlamıştır; aynı duyarlılığı bizlerden yani Meclisten ve Meclisteki Adıyamanlı vekillerden beklemektedir. AKP’nin cevval vekilleri gazete haberlerine tepki koyarken çok cesurdular. Şimdi kendi partileri tütüne yasak getiriyor. Aynı cesareti yine Adıyaman halkı, Adıyamanlılar için göstermeleri gerekiyor. Adıyaman milletvekillerinin bu yasa tasarısına karşı açık tutum almaları ve “Biz bu yasa tasarısını kabul etmeyeceğiz.” demeleri gerekiyor. Öyle, “Görüşeceğiz.” “Görüşüyoruz” “Toplantı hâlindeyiz.” demesinler, net bir şey söylesinler.

Dün Adıyaman’da yapılan, 5 bin kişinin katıldığı onurlu, haklı yürüyüşü istismar, provokasyon ve siyasi rant sağlama düşüncesiyle yapılmış olarak değerlendiren AKP milletvekillerine buradan sesleniyorum: Sizler makam, mevki, koltuk derdinde olabilirsiniz ama Adıyaman halkı emeğinin, ekmeğinin, rızkının derdinde. Onların haklı taleplerini ve yürüyüşlerini anlamlı buluyor, emeği geçenleri kutluyorum; Mecliste de sorunlarının takipçisi olacağımı belirtiyorum. Eğer bu yasa geçerse değil 5 bin, yüz binler yürüyecektir.

İktidar vekilleri, söz verebilecek misiniz? Şimdi, bu tütüne getirilmesi düşünülen yasakları torbadan çıkarabilecek misiniz? Niye susuyorsunuz? En azından bugünlük, çıkıp bu kürsüden taahhütte bulunmanızı istiyorum. AKP milletvekilleri yasağı engellemezse halka ne diyecekler? Adıyaman halkı sizden net bir taahhüt bekliyor, haberiniz olsun.

Bu problemin çözümü, küçük çiftçiye, üreticiye yasak değil, mevcut üretim şeklini yasal hâle getirmektir. Üreticiyle, esnafla görüşülsün, ilgili STK’larla, odalarla görüşülüp ortak bir çözüm bulunabilir. Makul bir vergilendirme yapılıp denetimi… Kimsenin denetimden, vergiden kaçtığı yok. Küçük üreticiyi destekler tarzda yasal düzenlemeler yapılabilir. Her türlü teşvik ve desteği sermaye şirketlerinin yerine kendi bölgesinde, kendi yaşam alanında istihdam yaratmış, geçimini sağlayan tütün üreticisine vermek gerektiği kanaatindeyim. Bu nedenle, Hükûmeti, bu konuda Adıyaman’ın tütün üreticisinin sesini duymaya ve gelenek hâline gelmiş, binlerce ailenin geçim kaynağı olmuş küçük üreticileri dinlemeye davet ediyorum. Hükûmete ve yasaklamanın öncülüğünü yapan Karadenizli bakanlara buradan sesleniyorum: Adıyaman’ın özellikle dağ köylerinin, Çelikhan ilçemizin ana gelir kaynağı olan tütünden elinizi çekin. Giresun için fındık ne demekse, Rize için çay ne demekse Adıyaman’ın Çelikhan ilçesi için de tütün o demektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Boynukara…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – İzin verirseniz kısa bir açıklama yapmak istiyorum 60’a göre.

BAŞKAN – Adıyaman milletvekili olarak…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika…

LEVENT GÖK (Ankara) – Başkanım, gündem dışı konuşmalarda Hükûmet cevap verir. Yani burada böyle bir usul yok Sayın Başkan.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bu konu gündeme geldiği andan itibaren, AK PARTİ Adıyaman milletvekilleri olarak Sayın Başbakanımızla, Sayın Maliye Bakanımızla, Sayın İçişleri Bakanımızla, Sayın Tarım Bakanımızla, Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanımızla ayrı ayrı görüştük. Bu görüşmeleri, pazar günü, yeni yasama yılının açılışı sırasında yaptık. Hükûmetimiz konuyu dün Bakanlar Kurulunda da görüştü. Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla çiftçiler açısından mevcut durumun korunması, nakil işlemleri açısından yine mevcut durumun korunması ve 50 kilo için mevcut durumun korunması konularında, mevcut tasarının ilgili maddelerinin revize edilmesine ilişkin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – …mevcut tasarıdaki maddelerin değiştirilmesine ilişkin Sayın Başbakanımızın talimatı vardır, Maliye Bakanımız buna ilişkin çalışmaları yapmaktadır. Komisyona gelmeden bunların çözüleceğini bekliyoruz. O şekilde bize açıklama yapıldı, söz verildi.

Bizim derdimiz çiftçinin korunması, buna özen gösteriyoruz. Adıyamanlı çiftçiler, ziraat odalarının yöneticileri ve Adıyamanlı milletvekilleri birlikte hareket ederek bu sonuca ulaşmışlardır, bu tutumlarıyla da Adıyaman’ı karıştırmak isteyen istismarcılara izin vermemişlerdir. İstismarcıları ciddiye almayan Adıyamanlıların hepsine teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boynukara.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, siz Sayın Boynukara’ya söz verdiğiniz zaman ifade ettim ama belki siz duymadınız ve o sırada sayın konuşmacı başladı. Gündem dışı konuşmalarda, gündem dışı konuşmalara Hükûmet cevap verebilir. Dolayısıyla…

BAŞKAN – Adıyaman milletvekili…

LEVENT GÖK (Ankara) – Olabilir, ama şimdi…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bakın, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bakın, burası Genel Kurul, Adıyaman’la ilgili bir problem var, hepimiz izliyoruz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, şimdi şunu rica ediyoruz…

BAŞKAN – Ben bitireyim sözümü, sonra size vereceğim sözü.

Sayın Behçet Yıldırım konuyu gündeme getirdi, Sayın Boynukara da bir açıklama yapmak istedi, sadece bunu yerine getirdim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tabii, elbette...

BAŞKAN – Bu önemli değil, hangi partiden olursa olsun bu davranışı gösteririm, bundan da emin olun lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şöyle, şundan dolayı ifade etmek istiyorum: Yani İç Tüzük’e göre yöneteceğiz elbette Meclisimizi ama Meclisimizin de uyması gereken kurallar var, konular var. Yani sayın konuşmacı konuştuğu zaman Hükûmetten bir kişi eğer bu konuya cevap vermek isteseydi o dediğiniz olabilirdi ama sayın konuşmacı Hükûmeti temsil etmiyor. İç Tüzük’ümüz de “Gündem dışı konuşmalara…”

BAŞKAN – Çok yaptık bunun örneğini Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – “…Hükûmet cevap verebilir.” diyor. Ben bunu hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Bunun örneğini, bu tarz çalışmanın örneğini çok yaptık. Daha ilk günden, ilk saatten birbirimizin sözüne, ifadesine saygı duymayı siz de benim kadar istersiniz, buna eminim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir daha dikkatli olunması kaydıyla hatırlatıyorum Sayın Başkan. Ama önemli olan şu: Yani gündem dışı konuşmaları Hükûmetin de izlemesi gerekir.

BAŞKAN – O da Hükûmetin sorumluluğunda olan bir şey, evet.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani söyleyecek sözü olan bir Hükûmetin burada ifadesi etmesinde bence daha yarar vardır. İç Tüzük bunu amirdir, ancak Hükûmet cevap verebilir.

BAŞKAN – Çok örneğini yaptık Sayın Gök.

Peki, teşekkür ederim.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Başkanım…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamam, bu konuyu kapatıyorum.

VI.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kerbelâ olayına ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, ortak acımız, matemimiz Kerbelâ olayı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

AK PARTİ Gaziantep Milletvekili Sayın hemşehrim Birecik Belediye Başkanımız Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Kerbelâ hak aramanın ve özgürlüğün destanıdır. Kerbelâ sabrın, teslimiyetin ve adanmışlığın azametidir. Kerbelâ’yı uzaklarda arama. Kerbelâ, kötü ile zalimin, mazlum ile lanetlinin, kutsal ile karanlığın, karanlık ile aydınlığın hesaplaşmasıdır. İmam Hüseyin burada kutsallığı, mazlumun aydınlığını temsil etmektedir. Zalimlere seslenmek lazım: “Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.”

Kerbelâ sadece bir iktidar mücadelesi olarak görülemez ve değerlendirilemez. Hak gelince zail olması gereken batılın yeniden uyandırılmasıdır Kerbelâ’da olan. O nedenledir ki günümüzün dünyasının en kanlı coğrafyası yani Orta Doğu coğrafyasında akan kan, aslında Hazreti Hüseyin’in dinmeyen kanıdır. Bu kan, zulmedenlerin, hakka, hukuka ve adalete inanmayanların akıttığı kandır. Oysa Hazreti Hüseyin “Ben zulme karşı adaletin savaşını verirken zalim olan birisinin bu harekâta katılmasını istemiyorum.” demiştir. Ne zaman? Şehadetinden çok kısa bir süre önce, üstelik şehit olacağını bilerek. Böylece zalimlerin kendisiyle birlikte olamayacağını şehadetinden önce söyleyerek bir vasiyeti tarihe bırakmış oldu.

Dolayısıyla, bizim, Hazreti Hüseyin’in yaşamına ve nefes verdiği Kerbelâ’nın kumuna düşen kanına baktığımızda görmemiz gereken husus, kin ve nefret olmamalıdır. Hazreti Hüseyin’in dilinde, fikrinde, irfanında kin ve nefret yoktur. Babası Hazreti Ali gibi ve babasının bildiği her şeyi öğrendiği dedesi Sevgili Peygamberimiz gibi Hazreti Hüseyin de mutlak adalet savaşçısıdır. “Ali’den başka yiğit, Zülfikar’dan keskin kılıç yoktur.” denilirken aslında kastedilen, bir savaş aracı olarak kılıcın keskinliği değildir, Hazreti Ali ve evlatlarının adaletli olduğudur, Hazreti Ali ve evlatlarının tüm kararlarının hakkaniyetten ve adaletten yana olmasıdır yani İslam’dan ve onun Peygamberi Hazreti Muhammed’in ilminden yana olmasıdır. Elde tutulan Zülfikar, doğruluk, dürüstlük, yüksek ahlak ve adalet demektir. Zülfikar’da kindarlık, düşmanlık, ötekileştirme, “sen-ben” ayrımı bulunmamaktadır. Zülfikar’da “biz” vardır, eşitlik vardır, kardeşlik vardır, mutlak bir adalet vardır.

Biz de adaletin savaşını verirken şehit düşen Hazreti Hüseyin gibi olmalıyız. Eğer biz adilsek adalet mücadelemizin bir anlamı vardır. Biz Sünni’siyle, Şii’siyle, Alevi’siyle tüm İslam dünyası olarak bunu şu ana kadar başaramadık ama tüm amalarımızı, lakinlerimizi, ancaklarımızı geride bırakıp İslam dünyasının sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel geri kalmışlığının ortak çözümlerini üretmeliyiz. Barış, adalet, kardeşlik dini olan İslam’ın hüküm sürdüğü coğrafyadaki kanın, gözyaşının, eşitsizliğin karşısında çaresizliğimizin nedenleri üzerine soğukkanlılıkla düşünmeli, akılcı bir yol bulmalıyız.

İnsanlık tarihinin en acı katliamlarından birisi olan Kerbelâ, haksızlığa karşı göstereceğimiz cesaretin, zulme karşı kuracağımız umudun adıdır. Unutulmamalıdır ki günümüzün yezitleri karşısında sessiz kalanları, tiranlar karşısında susmayı kabul edenleri, zulüm sahipleriyle bir olanları tarih yazmayacaktır. Tarih, haksızlığa karşı dilsiz şeytan olmayanları yazmıştır ve yazmaya da devam edecektir. Allah’ın bizleri zulmün karşısında susturmamasını, Allah’ın bizi adaletten yana olanlardan eylemesini, dilsiz şeytan kılmamasını diliyorum. Allah yasımızı ve matemimizi kabul eylesin.

Müslümanların etnik kimlik ve inanç farklılıkları gerekçesiyle birbirlerine uyguladıkları zulme ve zulümden faydalanan kimi çevrelere karşı, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’mizin demokratik, laik, sosyal hukuk devleti kimliğinin tüm İslam dünyasına rehber olmaya devam edeceğine inanıyorum.

Hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Gündem dışı üçüncü söz, Sevgili Peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin’in şehadeti, âşûrâ olayının yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Iğdır Milletvekili Nurettin Aras’a aittir.

Buyurun Sayın Aras. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Iğdır Milletvekili Nurettin Aras’ın, Hazreti Hüseyin’in şehadeti ve aşure olayının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kerbelâ olayının 1.378’inci yıl dönümünü anıyoruz.

Şam’ı, garibanı geride bıraktık. Vahiy ailesinin Rum esirler gibi şehir şehir dolaştırıldığı günleri yaşıyoruz. Bir müddet sonra, Hazreti Hüseyin ve esirler Şam’a, Yezid’in sarayına getirilecek. Hazreti Hüseyin’in kesik başı Yezid’in önüne bırakılacak, Yezid de elindeki çubukla Hazreti Hüseyin’in dudaklarına vuracak, dudaklarıyla oynayacak ve şöyle söyleyecektir: “Bedir’de Huneyn’deki atalarım sağ olsaydı, bunu görselerdi ‘Oğlumuz Yezid çok büyük bir iş başardı.’ derlerdi.” Bundan da anlaşılıyor ki Hazreti Resulullah’ın getirdiği ahlaki faziletler Emevilerin yüreklerindeki çirkinliği ve Bedir’deki, Huneyn’deki kinlerini kıl kadar temizlememiştir. Hilafetin ve velayetin yetkin mahzarı Hazreti Hüseyin’e düşmanlık eden binlerce insan cenneti kazanmak maksadıyla Kerbelâ’ya gelmişlerdi. Hazreti Hüseyin’in kanını dökerek Allah’a yakınlaşmak istiyorlardı. Bu oyunu ve düzeni kuran ise meşum Emevi saltanatının öncü siyasetçileriydi.

Peki, buraya nasıl gelinmişti? Hazreti Ali’nin şehadetinden sonra, Şam beldesi hariç diğer bütün İslam beldeleri Hazreti Hasan’a biat etmişlerdi. Muaviye’nin biat etmeyi bırakın bu esnada Hazreti Hasan’a tazyiklerini görüyoruz. Hazreti Hasan’ın hilafeti kendisine terk etmesini istiyordu. Bu konuda mektuplar yazıyor, bu konuda elçiler gönderiyor, bu konuda Hazreti Hasan’ın etrafındaki güçleri para gücüyle boşaltmaya çalışıyordu ve bunda da önemli ölçüde muvaffak olmuştur. Zaten Muaviye, zekâsı ve şeytani düşünceleriyle saltanat yönetimini bir İslami yönetim gibi halka kabul ettirmişti. Hazreti Resulullah’ın dediği gibi Allah’ın dinini insanları aldatma kaynağı, Allah’ın kullarını kulağı küpeli köleler hâline getirmişti, Allah’ın malını da kendi malı hâline getirmişti. Değerli milletvekilleri, hak ile batıl birbirine karışmıştı.

Hazreti Hasan şunu anlamıştı: Çok Müslüman kanı dökülecekti. Bu yüzden hilafetten imtina ederek iktidarı Muaviye’ye bıraktı. Tabii, Hazreti Hasan’ın sulhunda ibret alınacak çok şey var. Hem İslam kanının dökülmesini önledi hem de batıl olarak çok önemli bir güce kavuşan Muaviye’nin halk tarafından sınanmasını istedi. Eğer Muaviye’nin tek hedefi iktidarı ele geçirmek olsaydı Hazreti Hasan’ın kenara çekilmesiyle birlikte bu emeline kavuşmuştu. Demek ki Muaviye’nin başka emelleri de vardı. Zira, hem Hazreti Hasan’ın dostlarını idam ettiriyor, sürgünlere gönderiyor, zindanlara atıyordu hem de sonunda Hazreti Hasan’ı da zehirleterek öldürttü. Nihayetinde de oğlu Yezid’i başa geçirerek biat almaya başladı. Yezid’e de vasiyetinde “Hazreti Hüseyin’den mutlaka biat almalısın.” dedi.

Tabii ki Hazreti Hüseyin, aynı zamanda nübüvvet aracılığıyla kişiliğine nakşedilen eşsiz karakterin, paha biçilmez seciyenin, vahyin memesinden emdiği terbiyenin, yine Kur’an’ın indiği mekândan aldığı yüksek eğitimin sayesinde bu tür bir rezalete, dünyanın aldatıcı lezzetlerine asla izin vermezdi ve kıyam etme kararı aldı. Kıyam ederken de dedi ki: “Ben, zalimlerle birlikte…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir dakika daha verelim Sayın Başkan eğer arkadaşlar da razı olurlarsa.

BAŞKAN – Peki.

Bir dakika daha ek süre veriyorum.

Tamamlayın lütfen Sayın Aras.

NURETTİN ARAS (Devamla) – Tarihte tabii ki bu türden gaddarca gerçekleşen savaşlar, cinayetler olmuştur. Bu cinayetlerin tümü, savaşların tümü tarihin derinliklerine gömülüp gitmiştir. Birinin sırf mazlum olarak öldürülmesi onun tarihin hafızasında kalıcı olmasını gerektirmez ancak Hazreti Hüseyin için durum çok farklıdır. Çünkü tarihin yüzüğünde yüzük taşı gibi parlayan cihat ve içtihat, kıyam ve ikdam kadrinin ilk örneği tabii ki âşûrâ vakasıdır. Zira Hazreti Hüseyin, Allah’ın dinini ihya etmek için kıyam etmiştir. Allah indinde de, ilahide de ölümü olmayan diri olduğuna göre Hazreti Hüseyin de Allah’ın dinini ihya eden birisi olarak asla ölmeyecektir, âlem levhasında adı daima kayıtlı kalacaktır.

Ben de kardeşimiz Abdulkadir Yüksel’in ölümü nedeniyle ailesine sabırlar diliyorum. Bana hususen Antep’te ehlibeytle ilgili yardım etmişti. Allah bugünlerin şehidi Hazreti Hüseyin’e Abdulkadir Yüksel kardeşimizi komşu etsin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aras.

Sayın milletvekilleri, şimdi talepte bulunan sayın milletvekillerine birer dakika yerlerinden söz vereceğim. Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Özdemir -sizinle başlıyoruz- Sayın Tanal, Sayın Kayışoğlu, Sayın Adıgüzel, Sayın Aydın, Sayın Engin, Sayın Atıcı, Sayın Taşkın, Sayın Arslan, Sayın Tüm, Sayın Gürer, Sayın Akyıldız, Sayın Doğan, Sayın Çamak, Sayın Bektaşoğlu ve Sayın Arık.

Sayın Özdemir, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılında vatandaşların huzur ve refahını artıran politikaların hayata geçirilmesini dilediğine ve ülkeye kötü bir tablo yaşatan bu iktidara hep birlikte “Dur.” diyeceklerine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılında ülkemizin içinde bulunduğu sorunlara çözüm üretilmesini, vatandaşımızın huzur ve refahını artıran politikaların hayata geçirilmesini diliyorum. Ancak eğitim başta olmak üzere, ekonomi, dış politika ve kalkınma politikalarında iktidar partisinin ülkemizi getirdiği kötü tabloyu hep birlikte yaşıyoruz: İşte Millî Eğitim Bakanının okullar açılırken eğitim sisteminde değişikliğe gidileceğini öğrenmesi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının kadın sorunlarına karşı ilgisizliği, Ekonomiden sorumlu Bakanın vergi ve gelirler konusunda tutarsızlığı ve kendisinin yok sayılması… Motorlu taşıtlar vergisi sorulduğunda “MTV müzik televizyonu mu?” diyerek dalga geçen bir Başbakanın ve partisinin ülkemizi yönetecek bir iradesi kalmamıştır. Hukuksuz, kuralsız, liyakatsiz bir yönetim anlayışının faturasını öğrencilerimize, gençlerimize, emekçilerimize, üreticilerimize ödeten bu iktidara hep birlikte dur diyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Tanal...

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Üsküdar’ın Kirazlıtepe Mahallesi’ndeki kentsel dönüşümle ilgili sorunların bir an önce halledilmesini beklediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Efendim, Genel Kurulda Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı da var, kendisi Üsküdar ilçemizin Kirazlıtepe Mahallesi’ndeki kentsel dönüşümle ilgili sorunları yerinde incelemek için gitmişti. Ancak TOKİ Fikirtepe’de vatandaşın arsasını metrekaresini 11 bin TL’ye alırken Boğaz manzaralı olan Kirazlıtepe’de metrekaresini 3.000-3.500 liraya almaktadır. Bu zulme ne zaman son vereceksiniz? Tabii ki her planlamanın bir kâr getirisi olur ama kâr getirisinin Kirazlıpete’de oturan vatandaşımıza verilmesi gerekirken üçüncü şahıslara dağıtılması hak, nesafet ve adaletle bağdaşmamaktadır. Kirazlıtepe’nin tapu, imar sorununun bir an önce halledilmesini bekliyorum.

Saygı ve hürmetlerimi sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kayışoğlu...

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa Karacabey Canbolu Deresi’nde yaşanan toplu balık ölümleri konusunda yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Bu yıl Bursa Karacabey Canbolu Deresi’nde 3 kez toplu balık ölümleri yaşandı. Aslında toplu balık ölümleri Bursa’nın kronik bir sorunu hâline dönüştü. Bursa’da her yıl Yenişehir Kocasu, İznik Gölü ve Karacabey Canbolu’da balık ölümleri yaşanıyor. Her olaydan sonra yetkililer sorularımıza açıklayıcı cevap vermedikleri gibi, bugüne kadar bu katliamlara karşı önlem almıyor, denetim yapmıyor, sorumluları da açıklamıyorlar. Balıkların dili yok diye bu zulüm niye? Bir daha Bursa’da toplu balık ölümü yaşanmasın diyor, yetkilileri göreve davet ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel...

5.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, tek kişinin aldığı bir kararla TEOG’un kaldırılmasına ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın istifa etmesine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

80 milyon vatandaşın kaderi, bir partinin genel başkanının iki dudağı arasında. Akşamdan sabaha tek kişinin aldığı bir kararla TEOG kaldırıldı. Yeni eğitim öğretim yılı başlamasına rağmen bugün hâlâ 1 milyonu aşkın öğrencinin liselere nasıl yerleşeceği belirsiz. YÖK Başkanı, üniversite sınavları için değişiklik konusunda “Bu yıl öngörmüyoruz.” dedi. Bir hafta geçmedi, öğrendik ki yapılan değişiklik bu yıldan itibaren geçerli olacak. 4 milyondan fazla oy alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı istifa etti. Sağlık sorunları bahanesini yalanlayan Kadir Topbaş “İnsan her şeyi affeder, adam yerine koyulmamayı affetmez.” demişti. Bu ülkenin vatandaşları, bizler bu istifanın hangi pazarlıklar sonucu gerçekleştiğini bilmiyoruz.

Ben buradan bir kez daha sesleniyorum: Tek bir kişinin “Her şeyi ben bilirim.” kibrinin bedelini 80 milyona ödetmekten vazgeçin; ortak akla, vicdana ses verin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Aydın…

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, yeni yasama döneminin hayırlı olmasını dilediğine ve Hükûmetin bütçe harcamaları konusunda açıklama yapmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeni yasama döneminin hayırlı olmasını diliyorum ancak bu yasama döneminin halkımız için pek de hayırlı olacağını düşünmüyorum. Belli ki Hükûmet har vurup harman savurduğu 2017 yılı bütçesinin faturasını halkımıza çıkaracak. Açıklamalara göre, Hükûmet, zamları yola çıkardı bile. Yılbaşında 45,2 milyar TL olarak planlanan 2017 bütçe açığı 89,2 milyar TL’ye uzanıyor. Bu para nerelere harcandı? Hükûmetin bunu halkımıza açıklaması gerekiyor ama açıklamıyor. Ayrıca, bütçe dışı verdiği garantilerle imza attığı sözleşmeleri ticari sır gerekçesiyle de açıklamıyor çünkü açıklarsa hangi şirkete döviz kuru üzerinden ne ödeyeceği ortaya çıkacak. Biz, Hükûmetin, zamdan önce bütçeyi nerede harcadığını, bizim de halk adına yaptığımız bu bütçeden hesap sormamız gerektiğini düşünüyor, bunun açıklanmasını talep ediyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Engin…

7.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun İstanbul’da yapılan 10’uncu Avrupa Bölge Toplantısı’nın boykot edilmesine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun 10’uncu Avrupa Bölge Toplantısı İstanbul’da yapılıyor. Bu toplantı Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonunun ortak girişimiyle boykotla başladı. Boykotun nedeni olarak ise Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün yok edilmesi gibi gerekçeler gösterildi. Toplantıya 51 üye ülkeden sadece Bosna-Hersek, Azerbaycan, Kazakistan ve kısmi olarak Rusya katılıyor.

Buradan AKP yöneticilerine sesleniyorum: Şimdi, siz “Bu boykotun kıymetiharbiyesi yoktur.” diyebilirsiniz, Türkiye'nin uluslararası arenada nasıl itibar ve prestij kaybettiğini, politikalarınızın ülkemize ve halkımıza nasıl ağır bedeller ödettiğini görmezden gelip toplantıda kendiniz çalıp kendiniz oynayabilirsiniz. Ama unutmayınız ki sizler kendiniz çalıp kendiniz oynadıkça bütün dünya AKP Türkiyesindeki demokrasinin sefaletini daha iyi görüyor ve daha iyi anlıyor.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, atama bekleyen hekimlerin atamalarının bir an önce yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hastaların doktor beklediği, doktor olmadığı için öldüğü veya sakat kaldığı bir ortamda yaklaşık 2.500 yeni mezun hekim atama beklemektedir. Güvenlik soruşturması bahane edilerek hekimler dört beş aydır bekletiliyor. Uçan sinekten haberi olması gereken devletimizi yönetenlerin, bir güvenlik soruşturmasını dört beş ayda tamamlayamaması ya âcizliktir ya da kasıtlıdır.

AKP Hükûmeti kendine muhalif olan hekimleri atamayarak halka âdeta zulüm yapmaktadır. Güvenlik soruşturmalarının adil, tarafsız ve süratle yapılarak genç hekimlerimizin bir an önce atanması gerekmektedir. AKP’nin hekimler arasında bile ayrım yapması üzücü ve düşündürücüdür. Genç hekimler bir an önce atanmalı ve hastalarla buluşturulmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Taşkın…

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet ve 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesidir. Ölüm eski bir şeydir ama başa gelince yeni görünür. Hepimiz ölümle nişanlıyız ve her insan ölecek yaştadır. Öleceğimizi bildiğimiz hâlde ondan gaflet etmemiz akla ziyandır. Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi “Neylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanmadın olacak. Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak. Taht misali o musalla taşında.”

Geçen hafta aramızdan ayrılan Gaziantep Milletvekilimiz Çok Değerli Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailesine ve yakınlarına bir kez daha başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Bu vesileyle, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının Meclisimize, ülkemize ve aziz milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

10.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Millî Eğitim Bakanından yeni eğitim ve öğretim müfredatı, imam-hatip okulları ve taşımalı eğitim konularıyla ilgili bazı sorularına cevap istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Millî Eğitim Bakanına soruyorum:

1) Yeni eğitim ve öğretim müfredatının içinden Büyük Önderimiz Atatürk’ün ismini çıkardınız. Bundaki amacınız nedir?

2) Bu yılki eğitim ve öğretim döneminde fen ve matematik ağırlıklı bir eğitim yerine daha çok imam-hatip ağırlıklı bir eğitim sistemi oluşturdunuz. Bu değişikliğe neden ihtiyaç duydunuz?

3) Ülkemizde milyonlarca imam-hatip mezunu var. Bunları nerede çalıştırmayı düşünüyorsunuz?

4) Fen, matematik, teknik ve meslek okullarını öncelikle açmak yerine neden hep imam-hatip okulları açıyorsunuz?

5) Yeni eğitim müfredatında dinî motiflerin öne çıkarıldığı görülmektedir. Buna neden gerek duydunuz?

6) Taşımalı eğitimin faydalı olmadığı bir gerçektir. Eğitim ve öğretimin verimini ve kalitesini düşürdüğü hâlde bundan ne zaman vazgeçeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Tüm…

11.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, “OHAL’den zarar gören kimse olmamıştır.” ifadesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“OHAL’den zarar gören kimse olmamıştır.” diyenlere sesleniyorum: Yüz bini aşkın kamu görevlisini tek gecelik kararlarla ihraç ettiniz; yetmedi, hak arama yollarını kapattınız. Milletvekillerini cezaevine attınız. “Bir komisyon kurulacak.” dediniz, altı ay sonra ancak kurabildiğiniz komisyonun etkili bir hak arama yolu olmadığını kendiniz itiraf ettiniz. Grevlere müdahale ettiniz, mitingleri yasakladınız, televizyon kanallarını kapattınız, üniversitelerde akademisyen avına çıktınız; yetmedi, heykelleri ablukaya aldınız, türküleri bile yasakladınız. OHAL sürecinde işinden, ekmeğinden edilen 30’u aşkın insanı intihara sürüklediniz. Siz unutturmaya çalışsanız da 2 gencecik insan, Nuriye ve Semih aylardır işleri, ekmekleri, onurları için direniyorlar. Bunlara rağmen siz hâl⠓OHAL’den kimse zarar görmedi.” diyorsunuz. Gelin, o cümleyi “OHAL’den zarar gören hiçbir yandaşımız olmamıştır.” diye düzeltin de bir kerecik olsun dürüst olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Hükûmetin hayvancılık politikalarının yetersiz ve yanlış olduğuna ve getirilen yöntemlerle etin ucuzlamasının mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan Eşref Fakıbaba et fiyatlarının ucuzlayacağını, Et ve Süt Kurumunun marketlerde reyon açacağını söyledi; önceki bakan “Et ucuzlayacak.” dedikçe zam geldi. Et ve Süt Kurumu on üç yıl özelleştirme kapsamında kaldı, içi boşaltıldı, 2014 yılında özelleştirme kapsamından çıkarıldı. Kurum, satış noktaları açtı, et yetiştiremedi; marketlere reyon açarsa kısa sürede talebi karşılayamayacak, raflar boş kalacaktır, marketlere kira bedeli ödeyecektir. Önce, et sağlamak gerekir. İthal et çözüm değildir. Hükûmetin hayvancılıkta politikaları yetersiz ve yanlıştır. Yoksulun kısa vadede ucuz ete erişmesi mucizedir. Çözüm, sözleşmeli ve aile tipi besiciliği desteklemek, girdi fiyatlarını düşürmek, hibe ve teşviki gerçek ihtiyacı olana vermektir. Hayvancılıkta köyü ve üreticiyi desteklemek gerekir. Getirilen yöntemlerle etin ucuzlaması mümkün olmadığı gibi halkın da ucuz ete erişmesi mümkün değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Akyıldız…

13.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, muharrem ayına ve bu ülkede sessiz sedasız oruç tutulduğuna, ibadetlerin yapıldığına ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bildiğiniz gibi, muharrem ayındayız ve bu ülkede sessiz sedasız bir oruç tutuldu, ibadetler yapıldı, ne sokak iftarları ne davul zurnayla milletin birbirini rahatsız etmesi ne mesailerin aksaması. “Allah’tan ve adaletten başkasına boyun eğmemek, zalime ve zulmüne biat etmemek, hürriyet ve hakkaniyet yolunda can korkusuna düşmemek, işte budur benim yolum. Selam olsun yolumun yolcularına, selam olsun Hakk’a teslim olup ona gönülden inananlara. Ne mutlu benim için matem tutanlara, ne mutlu fikrimi çerağ gibi rehber edip gerçeğe yürüyenlere. Kerbelâ meydanında Hak için kendini kurban eyleyen Şahı Merdan oğlu İmam Hüseyin’im ben.” Zalimin ve zulmünün karşısında dik duruşu, mazlumların sessiz ve ölümcül bir çığlığına dönüşen direnişi, davası uğruna kanını sebil eden, davası uğruna canını feda eden İmam Hüseyin’in ve ehlibeytin yanındayız biz; Yezid’in ve günümüz Yezidlerinin yanında değiliz.

BAŞKAN – Bizden de selam olsun Sayın Akyıldız.

Sayın Doğan…

14.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, bu yasama yılında da demokrasiyi ve etkin parlamentoyu savunmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Parlamentonun itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı, fiilî ve hukuki olarak etkisizleştirildiği bir dönemin ardından yeni yasama yılını açtık. Biliyoruz ki demokrasilerin olmazsa olmazı etkin bir parlamentodur. Biz bu yasama yılında da demokrasiyi ve etkin parlamentoyu savunmaya devam edeceğiz; çocuklarımıza, kadınlarımıza yine sahip çıkacağız; laikliği, bilimsel ve laik eğitimi yine bu kürsüden savunacağız; işçilerin, KHK’yla haksız bir şekilde ihraç edilenlerin sesi olmaya devam edeceğiz; cezaevlerindeki gazetecilerle, aydınlarla, halkın oylarıyla seçilen milletvekilleriyle dayanışma içinde olacağız; onları yalnız bırakmayacağız; Avrupa Birliğini ve demokratik değerleri sonuna kadar sahiplenmeye devam edeceğiz; doğayı yağmalayanlara, şehirleri kimliklerinden kopararak yaşam alanlarını betonlaştıranlara Mecliste yine karşı duracağız; yeni yasama yılında ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin karşısında durmayı sürdüreceğiz; sorunları görülmeyen azınlıkların ve tüm ötekilerin seslerini Parlamentoya yine taşıyacağız.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

15.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, yeni yasama yılının hayırlı olmasını dilediğine ve Mersin’de yaş meyve üreticilerinin sorunlarıyla ilgili Hükûmetten taleplerine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; yeni yasama yılının hayırlı olmasını dilerim.

İki hafta önce Mersin’de şeftali üretiminin en fazla yapıldığı Tepeköy, Sarılar ve Kocayer köylerini ziyaret ettim. Buradaki üreticilerimiz isyan etmektedir. Meyve suyuna 30 kuruştan, sofralık şeftali ise 40 kuruştan satılmış. Üreticilerimiz bunu tamamen tekelleşmeye bağlıyor. Bu anlamda, zor durumda olan çiftçilerimizin Hükûmetten talepleri var:

1) Tekelleşmenin önüne geçmek için tedbirler alınmalı.

2) Üreticilerimizin banka borçları faizsiz olarak ertelenmeli.

3) Bu yörenin özellikle iki yıldır belası olan Akdeniz meyve sineğiyle topyekûn ve etkin bir mücadele yürütülmeli.

4) Konsantre meyve suyu ithalatına son verilmeli.

5) Yaş meyvede kesinlikle taban fiyat belirlenmeli ve üreticilere teşvik verilmeli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

16.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, 26’ncı Dönemin Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün ilk çalışma günümüz. Bugün ettiğimiz yeminde de yer alan devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın bölünmez bütünlüğünü koruyacağımıza, Atatürk devrimlerine, laik demokratik cumhuriyete, parlamenter sisteme bağlılığımıza dair verdiğimiz sözleri ve diğer cümleleri bir kez daha hatırlatıyor ve millî iradenin tecelligâhı olan yüce Meclisin çatısı altında yer alan bütün arkadaşlarımın da bir kez daha hatırlamasını istiyoruz. Çünkü ülkemizin, milletimizin var ya da yok olması bu sözlerin gereğini yapıp yapmamamıza bağlı. Ülkemiz bu değer ve erdemlerden uzaklaştıkça neler olduğunu hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz. Bu kaos ortamından çıkışın tek yolu cumhuriyet ve demokrasiye sıkı sıkıya sarılmaktır, bunu yapacağız ve yapmak zorundayız. Bu dönemde de halkımızdan aldığımız güçle, azim, kararlılık, inanç ve haklılıkla güzel ülkemizin hak ve menfaatlerini koruyacağımıza, milletimize hizmet edeceğimize söz veriyoruz.

Bu duygularla 26’ncı Dönemin Üçüncü Yasama Yılını temsil ettiğimiz aziz milletimize ve Giresun’umuza hayırlar getirmesini diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Son olarak Sayın Arık, buyurun…

17.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Genel Kurulu ziyaret eden Talas Belediye Başkanı ve muhtarlara “Hoş geldiniz.” dediğine ve Kayseri Büyükşehir Belediyesinin toplu taşıma ücretlerine zam kararından bir an önce vazgeçmesini istediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kayseri’den gelen Talas Belediye Başkanımız ve Talas’tan gelen muhtarlarımız Genel Kurulumuzu izliyorlar. Kendilerine öncelikle hoş geldiniz diliyorum.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi, memleketim Kayseri’de toplu taşıma ücretlerine yüzde 25 oranında zam yaptı. Oysaki Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı “2017 yılı ulaşım yılı olacak.” demişti, meğerse zam yılı olacakmış. Son yaptıkları zamla gösterdiler ki ulaşım yılındaki amaçları halkın cebindeki üç kuruşa göz dikmekmiş. AKP’liler işçiye, memura, emekliye yüzde 3’ü çok görüp kaşıkla verdiğini kepçeyle almaya devam ediyorlar, sonra da halkın aklıyla alay edercesine “Zam değil, düzenleme.” diyerek halkı kandırmaya çalışıyorlar. Kayserili hemşehrilerim adına alınan bu zam kararından bir an önce vazgeçilmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sevgili arkadaşımız Abdulkadir Yüksel’i anmak adına sisteme giren Gaziantep milletvekillerine söz vereceğim.

Sayın Erdoğan buyurun.

18.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çok değerli arkadaşlar, Parlamentomuzun çok değerli bir üyesini, Meclis tatilde olmasına rağmen 25 Eylül Pazartesi günü odasında çalışırken fenalaşması üzerine kaybettik, Allah rahmet eylesin. Çok değerli bir kardeşimizdi.

Bütün parti gruplarına, bütün milletvekillerine çok teşekkür ediyorum. Ailesi hepinize selam ediyor, hepinize çok teşekkür ediyor. Eşi ve 3 çocuğu sizlere minnet borçlu olduklarını ifade ettiler; bunu bildirmemi özellikle istediler çünkü telefonla aramayan vekilimiz kalmamış, her parti grubundan arkadaşları aramış. Ben Levent Gök’e de ayrıca teşekkür ediyorum, bizimle beraber cenazeye katıldı, Birecik’e kadar geldi. Tüm katılan, taziye bildiren, cüz okuyan, hatim indiren, bizleri arayan, iyi dileklerini ileten tüm Parlamento heyetine teşekkür ediyorum, herkes sağ olsun. Vekilimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Sayın Koçer…

19.- Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gaziantep Milletvekili, değerli insan Abdulkadir Yüksel kardeşimizi Mecliste çalıştığı sırada görev başında kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Abdulkadir Yüksel kardeşimize Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına başsağlığı diliyorum, mekânı cennet olsun. Gaziantep’e ve ülkemize yaptığı hizmetler hiçbir zaman unutulmayacaktır.

Abdulkadir Yüksel kardeşimizi görev yaptığı Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugün bir kez daha saygıyla, rahmetle anıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Uzer…

20.- Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

AHMET UZER (Gaziantep) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Çok değerli bir milletvekilimizi kaybettik. İyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir arkadaş, gerçekten mükemmel bir insandı; ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. On yıllık belediye başkanlığından sonra iki yıldan beri Mecliste beraber mesai yaptık. Gerçekten de çok deneyimi olan çok değerli bir arkadaşımızdı. Kendisini rahmetle yâd ediyoruz. Ben, bizleri arayarak taziyelerini ileten bütün milletvekili arkadaşlarımıza –tüm gruplardan- teşekkür ediyorum. Allah mekânını cennet etsin diyorum.

BAŞKAN – Amin.

Sayın Toğrul…

21.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve Üçüncü Yasama Yılının da vekiller açısından sıkıntılı geçeceğini düşündüğüne ilişkin açıklaması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de Gaziantep Milletvekili Sayın Abdulkadir Yüksel’in vefatından derin üzüntü duyduğumuzu ifade ediyorum. Kendisine rahmet, yakınlarına, ailesine sabır ve metanet diliyorum.

Sayın Başkan, bugün 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılı. Üçüncü Yasama Yılının da İkinci Yasama Yılı gibi vekiller açısından sıkıntılı geçeceğini, vekillerin rehin alınacağı ya da vekilliklerinin düşürüleceği ve bunun da sizler aracılığıyla olacağını görüyoruz. Bundan büyük üzüntü duyduğumu ifade ediyorum, bu durumu kınadığımı, kabul etmeyeceğimizi ifade ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Candemir Çelik…

22.- Gaziantep Milletvekili Canan Candemir Çelik’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

CANAN CANDEMİR ÇELİK (Gaziantep) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; geçtiğimiz hafta içerisinde geçirmiş olduğu kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Abdulkadir Yüksel kardeşimize, dava arkadaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu süreç içerisinde bizleri ve aileyi yalnız bırakmayan Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Meclis Başkanımıza ve bütün gruplarımıza, milletvekillerimize yürekten teşekkür ediyorum.

Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber… Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?” diyerek sayın vekilimize tekrar Allah’tan rahmet diliyor, hepinize şükranlarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Bizler de Divan olarak bir kez daha Abdulkadir kardeşimize, arkadaşımıza Allah’tan rahmet diliyoruz.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, söz talebim vardı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Mehmet Gökdağ var efendim. Mehmet Bey de Antep Milletvekilimizdir.

BAŞKAN – Özür dilerim.

Şu cümlemi bitireyim, size de söz vereyim.

Mekânı cennet olsun, ailesine sabırlar diliyoruz.

Tekrar özür dilerim.

Sayın Gökdağ, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve muharrem ayının insanlığa barış, kardeşlik, huzur getirmesini dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) - Evet, biz de değerli milletvekili arkadaşımız Abdulkadir Yüksel’in ölümünden gerçekten büyük üzüntü duyduk. Ben kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Ayrıca mazlumların zalime direncinin tarihsel sembolü muharrem ayının, bir daha bu tür acıların yaşanmaması dileğiyle insanlığa barış, kardeşlik, huzur getirmesini yürekten diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Elitaş siz grup adına mı konuşacaksınız yoksa şahsınız adına mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şahsım adına konuşacağım izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

24.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ve Genel Kurulu ziyaret eden Talas Belediye Başkanı ile muhtarlara AK PARTİ Grubu adına “Hoş Geldiniz.” dediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gaziantep Milletvekilimiz Abdulkadir Yüksel geçen hafta Hakk’ın rahmetine kavuştu, ebediyete uğurladık. Allah’tan rahmet diliyorum. Genç bir arkadaşımızdı, çalışkan bir kardeşimizdi.

Buradan tüm siyasi parti gruplarına ve değerli milletvekillerine acımızı paylaştıkları için teşekkür ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi, Halkların Demokrasi Partisi grup başkan vekilleri ve milletvekili arkadaşlarımız doğrudan arayarak başsağlığı dileklerini ilettiler. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Gök ve Gaziantep Milletvekilimiz Mehmet Bey, değerli milletvekilimizi uğurlamak için bizimle birlikte orada bulundular. Tüm milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Talas Belediye Başkanımızla birlikte buraya gelen değerli muhtarlarımıza da AK PARTİ Grubu adına hoş geldiniz dileklerimi iletiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tekrar Allah rahmet eylesin.

Şimdi, söz talebinde bulunan grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 26’ncı Dönem milletvekilleri olarak Üçüncü Yasama Yılında da Türk milletinin ümitlerini ve beklentilerini karşılamak için çalışma azminde olduklarına ve Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çatısı altında bulunmaktan büyük kıvanç duyduğumuz Gazi Meclisimiz tarihî varlığını, bugününü ve geleceğini büyük bir başarı ve mücadele azmiyle tescil etmiştir. Bu vizyonla 26’ncı Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi mensubu milletvekilleri olarak Üçüncü Yasama Yılında da büyük Türk milletinin ümitlerini ve beklentilerini karşılamak için gecemizi gündüzümüze katarak çalışma azmindeyiz. Bu yasama döneminde zorluklarla dolu ekonomik, sosyal, güvenlik, terörle mücadele ve dış politika gündemleriyle karşı karşıyayız. Bu mukaddes çatı altında milletimizin birliği, devletimizin dirliği, vatanımızın bütünlüğü için samimiyetle çalışarak sorunlara kalıcı çözümler üreteceğimize inanıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği üzere “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.”

Coğrafya alın yazısıdır. Dünyanın en zor coğrafyasındayız. Bu coğrafyayı şehit kanlarıyla sulayıp vatan yaptık. Gazi Meclisin mensubu milletvekilleri günü geldiğinde canı pahasına müdafaadan kaçınmayacaktır. Millî Mücadele yıllarında zalimlere karşı Türk milletinin zafer kılıcı olan Meclisimiz olarak, demokrasi düşmanlarına, Türkiye’ye kefen biçme hevesinde olanlara en güçlü mesajı buradan birlik ve beraberlik içerisinde vermeliyiz. Oyalanacak vaktimiz de yoktur, israf edilecek değerimiz de yoktur. Bir taraftan ülkemizin ve milletimizin tarihî hak ve çıkarlarına tek yürek hâlinde sahip çıkmalı, diğer taraftan milletimizin sorunlarına ve beklentilerine dair düzenlemeleri hayata geçirmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu çerçevede, faaliyetlerini millî bir bilinçle sürdüren tüm milletvekillerimize yeni yasama yılında başarılar diliyorum, Cenab-ı Allah hepimizin yardımcısı olsun.

Ayrıca, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Adalet ve Kalkınma Partisi Gaziantep Milletvekili arkadaşımız, güzide ve munis şahsiyet Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet; ailesine, Adalet ve Kalkınma Partisine , Gaziantep’e ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Yıldırım…

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine, Fransa’da ırkçı bir saldırı sonucu çıkan yangında yaşamını yitiren 3 yurttaşımıza Allah’tan rahmet dilediğine, Las Vegas’ta 58 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamı kınadığına, HDP eş genel başkanları başta olmak üzere belediye eş başkanı veya parti yöneticilerine dönük siyasi soykırım operasyonlarını bir kez daha kınadığına ve Katalonya halkının iradesini saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de öncelikle 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının bütün ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Yine, Fransa’da ırkçı bir saldırı sonucu -kundaklama olduğu iddia edilen- çıkan yangında 3 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum, bütün Türkiye’ye ve ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Aynı şekilde, dün Amerika Birleşik Devletleri Las Vegas’ta bir saldırıda şimdiye kadar 58 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamı da kınadığımızı belirtiyorum.

Sayın Başkan, bugün 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılını açmış olduk. Ancak unutulmamalıdır ki eksik toplanıyor ve halk iradesinin yansıma mekânı olan burada halk iradesinin önemli bir bölümünün oyuna veya desteğine, vekâletine mazhar olmuş olan partimizin 2 eş genel başkanı, 2 grup başkan vekiliyle birlikte 9 milletvekili tutukludur. Bunu sıklıkla dile getirdik, yine söyleyeceğiz, bu Meclisin utancıdır. Çünkü 1990’lı yıllarda bile 1990’lı yıllardaki o faşist yöntemleri uygulayan siyasi zihniyetce bir defa vekillik düşmeden, ki vekillik düşürülürken de herkese ayrı ayrı söz hakkı, savunma hakkı vermeden böyle bir pespaye yönteme meyledilmemişti. Düşünün, Parlamentonun 3’üncü büyük partisi, 2’nci büyük muhalefet partisinin eş başkanları, grup başkanlarıyla birlikte 9 milletvekili, bir de ana muhalefet partisinin milletvekiliyle birlikte 10 milletvekili tutukludur; bu, Parlamentonun alnına çalınmış bir kara lekedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Bunun karşısında durduk, bunun mücadelesini verdik. Biz, Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere, bütün söylemlerinin ve yaptıkları etkinliklerin arkasındayız; aynı söylem ve etkinliğin sadece destekleyicisi ya da arkasında olanı değil, sahibiyiz. Onların bütün etkinlikleri bizim de etkinliğimizdir. Bu anlamda eş genel başkanlarımız başta olmak üzere bütün siyasi tutsaklara, belediye eş başkanı veya partimizin diğer yöneticilerine dönük geliştirilmiş siyasi soykırım operasyonlarını bir kez daha yasama yılının açılışında kınayarak özellikle konuşmamı bitirmek istiyorum.

Bir de, önceki gün Katalonya’da yapılan referandumda Katalonya halkının açığa çıkarmış olduğu iradeyi de saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özel...

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’i şahsı ve CHP Grubu adına rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gaziantep Milletvekilimiz rahmetli Abdulkadir Yüksel’i bir kez daha buradan hem şahsım adına hem grubumuz adına rahmetle anıyoruz.

Kendisi eczacı meslektaşımdır. Siyaset sırasında, Birecik’teki Belediye Başkanlığı görevi sırasında eczacı meslektaşları için, siyasi parti ayrımı olmaksızın hepimizin son derece takdir ettiği çalışmaları olmuştur. Parlamento çatısı altında buluştuk ve eczacı milletvekilleri olarak bir araya gelebildiğimiz kısıtlı birkaç toplantıda da meslek adına koyduğu tavrı, uzlaşmacı kişiliği, vefatından sonra hem eczacılık camiasında hem siyaset camiasında kendisiyle ilgili yapılan değerlendirmelerin tamamı tertemiz ve kocaman bir kalbe işaret ediyor. Allah gani gani rahmet eylesin. Ben böyle bir meslektaşımı ve Parlamento böyle bir milletvekilini bu kadar zamansız kaybettiği için derin bir üzüntü içinde olduğumuzu bir kez daha tekrarlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gök, buyurun.

28.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının ve muharrem ayının hayırlı olmasını ve Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içte ve dışta çok yoğun sorunlar yaşadığımız bir süreçte 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılına başlıyoruz. Yasama yılımızın Parlamentomuza, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Elbette bugün hepimizi üzen bir açılış gerçekleştiriyoruz. AK PARTİ Grubu bir eksikle bugün toplandı. Geçtiğimiz hafta içerisinde çok zamansız bir şekilde aramızdan ayrılan, hepimizin çok sevdiği, nezaketiyle, karşılıklı ilişkilerimizde bir saygınlığı beraber yürüttüğümüz değerli kardeşimiz Abdulkadir Yüksel’in vefatı hepimizi derinden üzdü. Hele bir de çalışma yaparken böyle bir rahatsızlığı aniden geçirerek hayatını kaybetmesi hepimizin ne denli yorucu ve stresli bir işle uğraştığının bir göstergesi. Abdulkadir Yüksel gövdesini ortaya koydu, bedenini ortaya koydu, görevini en iyi şekilde yapmaya çalıştı, maalesef hayatını kaybetti. Tüm sevenlerine, AK PARTİ Grubuna, ailesine bir kez daha başsağlığı diliyoruz ve kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu arada muharrem ayı içerisindeyiz. Muharrem ayı, acıların azaltıldığı, güçlüklerin üstesinden gelindiği, haksızlığa karşı mücadelenin yükseldiği bir sürecin bize müjdecisi. Muharrem ayının tüm İslam âlemine ve ülkemize hayırlı olmasını dileyerek tekrar yasama yılımızın başarılı geçmesini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Turan…

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının hayırlı olmasını dilediğine, Gaziantep Milletvekili Abdulkadir Yüksel’in ailesine ve Meclise baş sağlığı dilediğine, Las Vegas kentinde yaşanan terör saldırısını şiddetle kınadığına, Fransa’daki kundaklamada hayatını kaybeden 3 yurttaşımıza Allah’tan rahmet dilediğine ve muharrem ayına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 26’ncı Dönem Üçüncü Yasama Yılının ülkemize, milletimize ve çatısı altında görev yapmaktan onur duyduğumuz Gazi Meclisimize hayırlı olmasını ümit ediyorum. Umarım bu yeni dönem, millî birlik ve beraberlik içerisinde bu ruhla beraber milletimize hizmet etmekten bizi geri koymaz, daha yoğun, daha beraber çalışma imkânı bulabiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yeni yasama yılına ne yazık ki değerli bir kardeşimizin, vekilimizin, dostumuzun eksikliğiyle başlıyoruz. Geçtiğimiz hafta Antep Milletvekilimiz Abdulkadir Yüksel Hakk’ın rahmetine kavuştu. Birecik’te on yıl belediye başkanlığı yapan, halkın kalbinde yer edinmiş Sayın Yüksel deneyimli bir siyasetçiydi. Yüksel gibi bir ismin vefatı Meclisimiz için de bir kayıptır.

Bu vesileyle vekilimizin ailesine, seçmenlerine, Gaziantep’e ve Meclisimize başsağlığı diliyorum. Bu arada, o süreçte bizi hiç yalnız bırakmayan tüm milletvekillerimize, tüm gruplarımıza da teşekkür etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Amerika’nın Las Vegas kentinde bir konserde, malumunuz, bir saldırı oldu ve 59 Amerikan vatandaşı hayatını kaybetti. Bu terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. Saldırıda hayatını kaybeden insanlar için Amerikan halkına başsağlığı diliyoruz.

Fransa’daki kundaklamayı da yakından hep beraber takip ettik. Burada da hayatını kaybeden 3 vatandaşımız var. Bununla ilgili de ölenlere Allah'tan rahmet diliyoruz, tüm ailelerine sabırlar niyaz ediyoruz ve Hükûmetimizin bu konuda süreci yakından takip ettiğini beyan etmek istiyorum sizlere.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca muharrem ayının içerisindeyiz malumunuz. Muharrem ayı, biz Müslümanlar için çok özel bir ay; ders alacağımız, hüzne boğulacağımız, çok farklı hatıraların, acı hatıraların yaşandığı bir ay. Ben bu vesileyle muharrem ayının hüzünden öte, ders alınarak, ibret alınarak yeni fotoğraflara vesile olmasını, yeni sonuçlara vesile olmasını ümit ediyorum, tekrar anmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak Fransa’daki elim kazada ve Las Vegas’daki katliam sonucunda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de Divan olarak hem Fransa’daki elim kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza hem de Las Vegas’daki bir katliam sonucunda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Amerikan halkına da başsağlığı dileklerimizi sunuyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Mehmet Özhaseki, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 2, 12, 15, 16, 24, 33, 42, 44, 98, 99, 100, 104, 125, 132, 140, 143, 144, 162, 180, 192, 195, 199, 203, 205, 285, 309, 320, 327, 334, 335, 352, 355, 369, 380, 387, 389, 401, 415 ve 418’inci sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Samsun Milletvekili Ahmet Demircan’ın bakan olması nedeniyle Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi’ndeki boşalan üyelik için Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanlığınca aday gösterilen İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın üyeliğine ilişkin tezkeresi (3/1189)

3/8/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Samsun Milletvekili Ahmet Demircan’ın bakan olması nedeniyle, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi’ndeki boşalan üyelik için Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanlığınca aday gösterilen İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın üyeliği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin (a) fıkrası uyarınca Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Taha Özhan ve Başkan Vekili Cemalettin Kani Torun’un, ABD, Katar ve İsviçre ziyaretlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 20/7/2017 tarih ve 41 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1191)

11/8/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Taha Özhan ve Başkan Vekili Cemalettin Kani Torun'un ABD, Katar ve İsviçre ziyaretleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 20/7/2017 tarih ve 41 sayılı kararıyla uygun bulunmuştur.

Söz konusu ziyaretler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakanlığın Anayasa’nın 84’üncü maddesine göre Siirt Milletvekili Besime Konca’nın kesin hüküm giydiğine dair kesinleşen mahkeme kararı hakkında bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunuyorum:

3.- Başbakanlığın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/05/2017 tarihli ve E: 2017/43 ve K: 2017/125 sayılı kararının, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 04/07/2017 tarihli ve E: 2017/1143 ve K: 2017/1121 sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmesi nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin tezkeresi (3/1190)

3 Ağustos 2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Siirt Milletvekili Besime Konca'nın terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/5/2017 tarihli ve E: 2017/43 ve K: 2017/125 sayılı kararının, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 4/7/2017 tarihli ve E: 2017/1143 ve K: 2017/1121 sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmesi nedeniyle; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 84'üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi yazı sureti ve eki dosya ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                       Bekir Bozdağ

                                                                               Başbakan Yardımcısı

(HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Böylece, Anayasa’nın 76’ncı maddesi kapsamında milletvekili seçilmeye engel bir suça ilişkin olan ve Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince bilgiye sunulan kesinleşmiş mahkeme kararı doğrultusunda Siirt Milletvekili Besime Konca’nın milletvekilliği düşmüştür.

Bilgilerinize sunulur. (HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır, okutup oylarınıza sunacağım…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, milletvekili arkadaşımızın vekilliği düşürülüyor, her birimiz birer dakika söz almak istiyoruz.

BAŞKAN – Ben takdir edersem söz veririm size.

Evet, okutuyorum:

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman başkanlığındaki bir heyetin, Rusya Federal Meclisi Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matvıenko’nun vaki davetine icabeten Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 137. Genel Kurulu Toplantısı’na katılmak üzere Rusya’ya resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1192)

25/9/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman başkanlığındaki heyetin Rusya Federal Meclisi Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matvienko'nun vaki davetine icabeten Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 137. Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere Rusya'ya resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, sizi dinliyorum.

Buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, siyasallaştırdığı yargı marifetiyle halk iradesine saldırı düzenleyen ve bir sömürge hukuku işleten siyasi iktidardan er geç demokratik yollardan hesap sorulacağına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, maalesef, yine bir kadın milletvekilinin vekilliğinin düşürülme tezkeresini okutma işi size düştü. Sizin açınızdan gerçekten üzüntü verici bir durum, bir kadının bir kadın için böyle pespaye bir kararla vekilliğinin düşürülmesine sebep olacak tezkereyi çok alelade bir işmiş gibi okutması.

BAŞKAN – “Pespaye iş” derken hangisini kastediyorsunuz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Mahkeme kararı için söylüyorum.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz açılış konuşmasında değerli bir konuşma yaptınız, dediniz ki: “15-16 Temmuz gecesi bu halk en büyük gücün kendi gücünün olduğunu bütün ülkeye, dosta, düşmana göstermiştir.” Aynen bugünkü iktidarın halkın gücünü nasıl derdest ettiğini, halk iradesine nasıl saldırdığını, siyasallaştırdığı yargı marifetiyle muhalefet partisi milletvekillerine nasıl yargı saldırısı gerçekleştirdiğini ibretle izliyoruz. Çünkü bunun adı yargı falan değil. Bakın, bu karar açıklanmadan bir buçuk ay önce Batman AKP Milletvekili o mahkemenin başkanıyla poz vermiştir. Hem de makamında poz vermiştir, mahkemede poz vermiştir; adliyede mahkeme başkanının odasında. Böyle siyasallaşmış bir yargının kararı bizim için esas alınabilecek bir karar değildir. Eğer hukuktan söz edilecekse ancak bunun adı “Kürde karşı, siyasi iktidarın sömürge hukukudur.” Halk iradesini çiğneyen, halk iradesini hiçe sayan, siyasallaştırdığı yargı marifetiyle halk iradesine saldırı düzenleyen ve bir sömürge hukuku işleten siyasi iktidardan er geç, demokratik yollardan, bunların hesabı sorulacaktır diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki ben görevimi yapıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen, işlemlerim var, bitirip söz veririm; takdir ederim söz verip vermemeyi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, milletvekillerinin izin talepleri ile ödenek ve yolluklarına ilişkin iki tezkeresi vardır, okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 20 Temmuz 2017 tarihli toplantısında aldığı bazı milletvekillerinin izin talepleri ile ödenek ve yolluk verilmesiyle ilgili kararlarına ilişkin tezkeresi (3/1193)

24/7/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 20 Temmuz 2017 tarihli toplantısında milletvekili izin talepleri ile ödenek ve yolluklarına ilişkin olarak ekli hususlar kararlaştırılmıştır.

Genel Kurulun onayına ayrı ayrı sunulur.

Saygılarımla.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

6.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Başkanlık Divanının 12 Eylül 2017 tarihli toplantısında milletvekili izin taleplerine ilişkin olarak Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir ve Şırnak Milletvekili Leyla Birlik’in ardışık on günü aşan izin taleplerinin, bu milletvekillerinin sair süreçte yasama faaliyetine katılımı ve izin taleplerinin zamanında yapılması dikkate alınarak kabulünün ayrı ayrı Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin tezkeresi (3/1194)

22/9/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 12 Eylül 2017 tarihli toplantısında milletvekili izin taleplerine ilişkin olarak; Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir ve Şırnak Milletvekili Leyla Birlik'in ardışık on günü aşan izin taleplerinin, bu milletvekillerinin sair süreçte yasama faaliyetine katılımı ve izin taleplerinin zamanında yapılması dikkate alınarak kabulünün ayrı ayrı Genel Kurulun onayına sunulmasına karar verilmiştir.

Saygılarımla.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Başkanlığın okunan tezkerelerine konu Başkanlık Divanı kararlarını ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

“Başkanlık Divanının Genel Kurula sunulacak izin talepleri ile ödenek ve yolluklara ilişkin 20/7/2017 tarihli kararlarının ilgili kısmı.

1- Ağrı Milletvekili Leyla Zana'nın Anayasa'ya uygun ant içmeyerek milletvekilliği görevine başlamaması ve aralıksız iki ayı aşan (212 birleşim) devamsızlığı sebebiyle İç Tüzük’ün 154'üncü maddesi hükmü kapsamında 17/11/2015 ila 30/4/2017 dönemine ilişkin ödenek ve yolluğunun verilmemesinin Genel Kurula teklif edilmesine,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“2- Aşağıda belirtilen milletvekillerinin ardışık on günü aşan izin taleplerinin bu milletvekillerinin sair süreçte yasama faaliyetine katılımı ve izin taleplerinin zamanında yapılması dikkate alınarak kabulünün İç Tüzük’ün 151'inci maddesine göre ayrı ayrı Genel Kurulun onayına sunulmasına, bu kapsamda;

a) Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun'un, kızının rahatsızlığı nedeniyle 8/6/2017 tarihi itibarıyla ardışık on üç gün süreli izin taleplerinin kabulüne,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“b) İstanbul Milletvekili Erdal Ataş'ın, seçim bölgesinde yapacağı siyasi çalışmalar ve katılacağı bir dizi etkinlik nedeniyle 6/6/2017 tarihi itibarıyla ardışık on üç gün süreli izin taleplerinin kabulüne,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“c) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya'nın, seçim bölgesinde yapacağı çalışmalar ve ramazan etkinlikleri nedeniyle 23/5/2017 tarihi itibarıyla ardışık yirmi üç gün süreli izin taleplerinin kabulüne,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“d) Mardin Milletvekili Erol Dora'nın, İsveç'in Stockholm şehrinde aile ziyareti ve seçim bölgesindeki esnaf toplantılarına katılması nedeniyle 29/5/2017 tarihi itibarıyla on bir gün süreli izin taleplerinin kabulüne,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“3) Mazeretleri nedeniyle;

a) Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in 17/7/2017 tarihinden itibaren on bir gün izinli sayılmalarının İç Tüzük’ün 151’inci maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasına,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“b) Şırnak milletvekili Leyla Birlik’in 17/7/2017 tarihinden itibaren on bir gün izinli sayılmalarının İç Tüzük’ün 151’inci maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasına,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.18

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma Kaplan HÜRRİYET (Kocaeli), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından, SEGBİS sisteminin yargılamada yetersiz kalması, yüz yüzelik ilkesinin bertaraf edilmiş olması ve savunma hakkının etkin kullanılmamasının yol açtığı sorunların giderilmesi amacıyla 3/10/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3/10/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/10/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                             Muş

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

3 Ekim 2017 tarihinde, Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş ve arkadaşları tarafından (5495 sıra numaralı) SEGBİS sisteminin yargılamada yetersiz kalması, yüz yüzelik ilkesinin bertaraf edilmiş olması ve savunma hakkının etkin kullanılmamasının yol açtığı sorunların giderilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3/10/2017 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacak.

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

Süreniz beş dakika. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce halk iradesinin temsiliyeti tekrar eksiltildi. Siirt Milletvekilimiz Besime Konca’nın milletvekilliğinin, tümüyle siyasi bir kararla, AKP iktidarının ve AKP Genel Başkanının talimatları doğrultusunda, Batman Ağır Ceza Mahkemesinde ve istinaf mahkemesinde bir haftalık bir süreyle kesinleştirildikten sonra Meclisin ilk iş günü düşürüldüğünü, bunu kınadığımızı, bu kararın meşru olmadığını ve tanımadığımızı belirterek sözlerime başlamak istiyorum. Besime Konca bizim milletvekilimizdir, halkın iradesidir. Meclisin bu tutumunun da kesinlikle kabul edilebilir bir yanı yoktur.

Değerli milletvekilleri, SEGBİS sistemi şu anda tam anlamıyla adil yargılamanın önünde ciddi bir engel olarak duruyor. Eş Genel Başkanlarımız Demirtaş ve Yüksekdağ başta olmak üzere, diğer bütün milletvekillerimiz ve şu anda cezaevinde tutulan herkes için aslında ortaya konulan bir sistem. Bunu şöyle tanımlayayım: FaceTime ya da Skype’la bağlanmayı biliyorsanız SEGBİS sistemi de öyledir -ve yargılamalarda buna ilişkin soru önergeleri de verdik, tabii ki yanıt alamadık- ve burada yargılama tümüyle aslında teknolojik bir ortamda ve savunma hakkının kullandırılmaması söz konusu.

Demirtaş’ın dosyası özel olarak da saraya bağlı bir ekip tarafından takip ediliyor ve bu ekibin verdiği talimatlar mahkemeye iletiliyor, bu çok açık. Bunu nasıl anlıyoruz diyeceksiniz, Demirtaş’a özel hazırlanan KHK hükümleriyle anlıyoruz. En son olarak, mahkemelerin atıf yaptığı 694 sayılı KHK’nin 147’nci maddesinde SEGBİS uygulaması genişletildi ve “Sanıklar -onlar “sanık” diyor ama biz “rehinler” diyoruz- Demirtaş ve tüm milletvekilleri SEGBİS’e çıkmazsa susma hakkını kullanmış olacak.” deniyor.

Şimdi, bir kere, bu “Adil yargılamayı yapmıyoruz. Biz seni yargılamıyoruz, yargılayamıyoruz.” demektir çünkü susma hakkını kullandırmak “Sen konuşmasan da ben sana ceza vereceğim…” Çünkü Demirtaş konuştukça, vekiller konuştukça iktidarın suçları ortaya çıkacak, açığa çıkacak ve bunları kapatmaya yönelik bir sistem olarak önümüzde duruyor.

Demirtaş -biz de Şırnak’taki davasını izledik- ısrarla, mahkemelere çıkıp konuşma isteğini ifade etmesine rağmen mahkemeler SEGBİS’e zorla getirme kararı verecek kadar büyük bir garabete imza attılar. Türkiye tarihinde ilk kez, Demirtaş’la ilgili, SEGBİS’e zorla getirilme ve zorlaması yapılıyor. Peki, SEGBİS’e gerçekten… Öyle tuhaf ki “Sen duruşmaya gelme, konuşma, düşüncelerini söyleme, suçlamalara cevap verme, SEGBİS’e bağlan, bağlanmıyorsan da seni susmuş kabul ediyoruz.” diyorlar ve bu, bütün tutuklulara şu anda dayatılan bir sistem aynı zamanda.

Bunun adı “Biz seni konuşmasan da yargılarız, ceza veririz.” demektir, bunun adı şantajdır. Yargı bir şantajın aracı olmaktadır. Savunma hakkının olmadığı bir yerde asla adil yargılama yoktur. Ortada bir suç olduğu iddiası da boş bir safsatadır.

Demirtaş susma hakkını kullanmak istemiyor, Demirtaş konuşmak istiyor. Demirtaş zaten susmadığı için, susturulamadığı için şu anda o ve milletvekillerimiz cezaevinde rehin olarak tutuluyor. Siz Demirtaş’ı susturamayacaksınız. Şu anda bütün çabalarınıza rağmen halkın sevgisi de ilgisi de desteği de artarak devam ediyor.

Siz yüz yüze savunmayı ortadan kaldırıyorsunuz SEGBİS’le ve bu KHK’yle Anayasa ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu tümüyle yürürlükten kaldırılıyor çünkü burada… Şunu özellikle söylemek isteyelim: Ne Demirtaş ne hiçbir milletvekilimiz ve diğer siyasiler bu zorbalık karşısında -bunun adı zorbalıktır- susmayacak ve bunu teşhire devam edecektir diyorum.

Yani son olarak -tabii beş dakikada ne anlatılır bilmiyoruz ama- şu safsatayı halka anlatanlara da bütün Türkiye halkına söylüyorum: Demirtaş’ın mahkemedeki sözleriyle yargılanmaktan korkuyorlar. Bu, Demirtaş’ın yargılanmadığının ilanıdır, bir yıldır -4 Kasımda bir yıl dolacak- tutuklu olduğu mahkemenin daha duruşma günü belli değil. Ona özel bir mahkeme heyeti tahsis edilmiş ve bu mahkeme heyeti yargılamamak için dosyayı sürüncemede bırakmaya devam ediyor.

Sayın Başkan, bir dakika toparlamam için…

BAŞKAN – Buyurun bir dakika.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şöyle özetleyeyim değerli arkadaşlar: Şu ana kadar tutuklu olduğu duruşmadan çıkmadı mahkemeye, diğer milletvekilleri de çıkarılmıyor, SEGBİS’e zorlanıyorlar. Bunun adı şudur genel olarak: “Biz milletvekillerini kendi çizdiğimiz rotaya göre, konuşturmadan, SEGBİS’e zorlayarak, mahkemeye getirmeden…” “Paramız yok.” diyorlar zaten. Bu büyük bir ayıp zaten, parayı biz veririz, siz rahat olun. Siz cezaevine götürürken özel uçaklarla götürdünüz, şimdi mahkemeye getirmek için bir de “Para yok.” gibi trajikomik bir gerekçeye sığınıyorsunuz. 6-6,5 milyon ve totalde 20 milyon insanın iradesini şu anda cezaevinde tutuyorsunuz ve üstüne üstlük konuşmasına da izin vermiyorsunuz. Bütün dünyaya ve Türkiye yurttaşlarına şunu söylemek istiyorum: Şu anda Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın ve 9 milletvekilimizin cezaevinde olmasının talimatı AKP Genel Başkanı ve AKP Hükûmeti tarafından verilmiştir. Siyasi rakiplerini cezaevine kapatarak meydanı boşaltmaya çalışıyorlar ama biz tek bir kişi kalsak bile bu meydan size kalmayacak, bu meydan her zaman dolu olacak.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök konuşacak.

Buyurun Sayın Gök.

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz aylar içerisinde buradan apar topar geçirilen İç Tüzük değişikliğinin ilk uygulamasını yapıyoruz. Türkiye'nin en önemli sorunlarının görüşülmesine ve muhalefetin sesinin çıkmasına olanak sağlayan grup önerilerini, her partiden onar dakika konuşma imkânının toplamda kırk dakikayla olduğu grup önerilerini toplamda on dört dakikaya indiren bir uygulamanın ilk, birinci dakikasındayız, şu hâlimize bakın.

 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis konuşmak için vardır, Meclis söz söylemek için vardır. Sözü olan, iddiası olan, konuşacağı konusu olan gelir, buradan konuşur.

Şimdi, çok önemli bir konuda, SEGBİS gibi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’nin yargılamada yarattığı sorunların görüşülmesi gibi bir konuda biz üç dakikada görüşlerimizi ifade edeceğiz. Ya bu kadar ucuz mu değerli arkadaşlar? Türkiye’yi bu kadar ucuz mu görüyorsunuz? Türkiye bu kadar bedava mı yönetiliyor? Yani Türkiye’nin en önemli sorunları buraya gelecek, gerekçesini açıklamak isteyen, grup önerisini veren beş dakika; diğer partiler üç dakika… Değerli arkadaşlarım, şu anda yaşadığımız, Meclisimiz açısından bir utanç vesilesidir, utanç. Konuşulacak konular burada konuşulacak, sokakta değil burada konuşulacak. Bu olanağın yitirildiği bir tablo iyi bir tablo değildir. Bundan eminim ki iktidar partisi ve bu İç Tüzük değişikliğini destekleyen Milliyetçi Hareket Partisi, bir an önce bu uygulamadan vazgeçilmesi konusunda bir irade, tavır geliştirirler. Şu ana kadar konuştuk, kaldı süremiz bir dakika ve biz bir dakikada da bu önerge üzerinde görüşlerimizi açıklayacağız. Nasıl olacak bu? Yeterli mi? Değil.

İlgilinin yüz ifadesini göreceksiniz SEGBİS sisteminde, vücut hareketlerini, tavır ve davranışlarını gözlemleyeceksiniz. İlgilinin duygularını anlamaya ve söylediklerini dinlemeye çalışacaksınız. Değerli arkadaşlarım, ceza yargılamasında ve bütün yargılamalarda en önemli usul, hâkimin sanıkla ya da davanın taraflarıyla yüz yüze gelmesi ilkesidir. Hâkim, orada vücut dilini görecektir, tıpkı sizin beni gördüğünüz gibi. Bakacaktır sanığa ya da davanın taraflarına, vücut dili söylediklerinin dışında da bir şey anlatıyor mu anlatmıyor mu? Hâkim bunları nasıl değerlendirecek? Televizyon kanalından kendisine yansıyan bir görüntüyle bunları izleyecek, mekanik bir görüntü yani biz işin inceliğini kaldırıyoruz, bir mekanik görüntüyle hâkime “Sen bunları yorumla.” diyoruz. Böyle bir tablo dünyanın hiçbir yerinde olmadı değerli arkadaşlarım, hiçbir yerinde olmadı. Giderek ağırlaşan, adil yargılama hakkını etkileyen bu hususların tümü adil yargılama hakkının ihlalidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, konuşmak istiyoruz.

BAŞKAN – Peki, bir dakika daha süre vereyim size.

Tamamlayın lütfen.

LEVENT GÖK (Devamla) – Yani, bunlar konuşulmazsa değerli arkadaşlarım, biz nelerde buluşacağız?

Şimdi, burada şu konuştuğumuz dahi meramımızı anlatmaya yetmiyor değerli arkadaşlarım. Şimdi, bu bakımdan, tekrar bu İç Tüzük değişikliğinin, her partinin onar dakika ifadesini bulduğu grup önerilerinin düzenlenmesi zorunlu değerli arkadaşlarım, İç Tüzük değişikliğinde yaptığınız diğer antidemokratik uygulamalar gibi.

Buradan bir şey çıkmaz, hayırlı sonuçlar çıkmaz. Yaşayarak göreceğiz. Bu İç Tüzük değişikliği, ayrıca, bir anda size süratli bir çalışma olanağı da sağlamayacak. Uluslararası anlaşmalarda göreceğiz, başka diğer anlaşmalarda göreceğiz yani bu muhalefetin sesini oradan kıs, buradan kıs; bir şey konuşulmasın, o duyulmasın, bu duyulmasın. Bunların tümü yanlıştır değerli arkadaşlarım.

Bu önerge haklı bir önergedir, gerçekçi bir önergedir. Yargılamada karşılaşılan usulsüzlükleri, hataları, bunları araştırmaktan niye kaçınalım değerli arkadaşlarım? Bunu AK PARTİ de verebilir, MHP de verebilir, biz de verebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Devamla) – Yani, bunları araştıralım. Meclis zaten bunları araştırma yeri değil midir? Meclis bunların konuşulacağı yer değil midir? Mecliste bu sesler çıkmayacaksa nerede konuşulacak değerli arkadaşlarım?

Ben bir sayfa not hazırladım, daha iki cümlesini sizlerle paylaşamadım; bundan büyük üzüntü duyuyorum.

BAŞKAN – Sayın Gök, teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Devamla) – İktidar partisinin bu yapıcı söylemlere, haklı uyarılara ihtiyacı yok mudur?

Ülke dökülüyor; eğitimde dökülüyor, dış politikada dökülüyor.

BAŞKAN – Sayın Gök...

LEVENT GÖK (Devamla) – Bütün kurumlarımız çökmüş durumda. Başbakan ayrı telden, bakan ayrı telden, Cumhurbaşkanı ayrı telden...

Değerli arkadaşlar, bu gidişat iyi bir gidişat değil.

BAŞKAN – Sayın Gök, teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuya geçelim.

BAŞKAN – Artı bir dakika daha süre verdim size.

Lütfen...

LEVENT GÖK (Devamla) – Bakın, yasama yılının bu ilk gününde ben sizlere tarihî bir çağrıda bulunuyorum: Gelin, bu yapılan antidemokratik değişiklikleri tekrar baştan görüşelim ve Parlamentomuza, ülkemize yakışır bir İç Tüzük’ü beraber hazırlayalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İnşallah.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu anlamda verilen önergeyi desteklediğimizi ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun konuşacak.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, HDP grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında Gaziantep Milletvekilimiz Abdulkadir Yüksel ağabeyi rahmetle, minnetle bir kez daha anıyorum, mekânı cennet olsun, Cenab-ı Hak geride kalanlara sabırlar versin.

Evet, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi yani kısaca SEGBİS olarak tanımlanan bu sistem, aslında 21’inci yüzyılın gerektirdiği teknolojik imkânları kullanarak vatandaşların daha hızlı ve daha etkin bir şekilde hukuk sisteminden faydalanmasını sağlamak amacıyla oluşturuldu, 21 Eylül 2011’de Resmî Gazete’de yayınlanan yönetmelikle birlikte de kullanılmaya başlandı, tabii akabinde de bir genelge söz konusu. SEGBİS yargı çevresi dışında bulunan ya da mahkemede hazır bulunamayan kişilerin video konferansıyla dinlenmesi ve ifadelerinin kayıt altına alınmasını sağlamakta, SEGBİS’le hem ifade alma ve sorgu işlemleri hem de duruşmalar videoyla kayıt altına alınabilmektedir.

Anayasa’mızın yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141’inci maddesinin son fıkrasında yargılanmanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hatta hiç yapılmasın ya, gerek yok, ceza verilmiş zaten.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – …yargı organlarının görevi olarak belirlenmiş olup SEGBİS kullanımıyla bu görevin daha etkin olarak yerine getirilmesi amaçlanmakta.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Masraf… Doğrudan saray, mahkeme kararlarını versin, hiçbir masrafınız olmaz o zaman.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında belirtilen makul sürede hâkim önüne çıkarılma…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kanun dışında bir şey söyleyin ya, bunları biz biliyoruz.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Mahkemeleri de kaldırın.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – …6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında belirtilen kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek mahkeme önünde makul sürede yargılanma ilkeleri doğrultusunda insan hakları ihlalleri önlenmekte, dolayısıyla ülkemizin imza attığı sözleşmelere bu manada bağlılık oluşmaktadır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Asla bir bağlılık yoktur. Bütün ihlalleri yapıyorsunuz.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Tabii, çıkarılan yönetmelik -bu yönetmeliğin dayanak noktası- 2004 yılındaki 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, aynı şekilde, 2005 tarihli 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 2007 tarihli 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’na dayanılarak hazırlanmıştır.

SEGBİS içerisinde görüntü ve sesin aynı anda, güvenli bir şekilde iletilebilmesi ve kaydedilmesi gerekmekte. Tabii, görüntünün de ilgilinin yüz ifadelerini, vücut hareketlerini, tavır ve davranışlarını gözlemlemeye, ses ve ilgili duygularını anlamaya ve söylediklerinin anlaşılır şekilde dinlenmesine imkân verecek nitelikte olması gerekiyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Öyle bir niteliği yok.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Yani, buradaki maksat kişinin bu devirde, bu yüzyılda mahkemede kendisini ifade edebilecek ortamı oluşturmayı içermek. Bunun SEGBİS’te sağlanabildiğini düşünüyoruz ve bu çerçevede HDP’nin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildirir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – 60’a göre bir söz talebim vardı Başkan, rica etsem.

BAŞKAN – Şimdi bu işleme başladım, sizin söz talebiniz bir önceki birleşimdeydi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben yine istedim de dikkatinizi çekemedim.

BAŞKAN – O birleşimde kaldı.

Evet, Halkların Demokratik Partisi grup…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16:51

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, şimdi bir Danışma Kurulu önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 3/10/2017 Salı günkü birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip 12/10/2016 tarihinde dağıtılan 399 sıra sayılı Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nun gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve rapor üzerindeki genel görüşmenin Genel Kurulun 3/10/2017 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu raporun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 4/10/2017 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 3/10/2017 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                            İsmail Kahraman

                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

               Bülent Turan                                   Levent Gök

      Adalet ve Kalkınma Partisi                  Cumhuriyet Halk Partisi

          Grubu Başkan Vekili                        Grubu Başkan Vekili

 

             Ahmet Yıldırım                                 Erkan Akçay

    Halkların Demokratik Partisi               Milliyetçi Hareket Partisi

          Grubu Başkan Vekili                        Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun;

3/10/2017 Salı günkü (bugün) birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip 12/10/2016 tarihinde dağıtılan 399 sıra sayılı Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nun, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınması ve rapor üzerindeki genel görüşmenin Genel Kurulun 3/10/2017 Salı günkü (bugün) birleşiminde yapılması, bu raporun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

4/10/2017 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi;

önerilmiştir.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/269) esas numaralı Toplumsal Barış ve Demokrasinin Tesisi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/105)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/269 esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla

                                                                         Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun Sayın Tanrıkulu, süreniz beş dakika.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yeni yasama yılının da Türkiye’ye hayırlar getirmesini diliyorum.

Öncelikle, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz milletvekili dostumuz Abdulkadir Yüksel’i rahmetle anıyorum. Ailesine ve AK PARTİ camiasına da baş sağlığı diliyorum ama Sayın Başkan, bugün başka bir milletvekili de siyaseten öldü. Bir kadın milletvekili ve size denk düştü ama nedense onunla ilgili konuşmaya kimseye izin vermediniz.

Bu arada, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı, Genel Sekreteri, Irak Cumhuriyeti’nin önceki Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin, biraz önce, rahmete gittiğini öğrendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – O, Kürtlerin “Mam Celal”iydi. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum ve tüm Kürtlere, tüm halkına, tüm yurttaşlarımıza, dünya halklarına da başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, evet, benimle ilgili bir İç Tüzük değişikliği oldu. Bundan sonra konuşamayacağım bir yıl boyunca bu madde bağlamında çünkü her milletvekili bir kez konuşacak. (2/269) esas numaralı Teklif’im üzerine söz aldım ama bu teklifle ilgili olarak… Zaten eklerde var, mutlaka okursunuz. Biraz sonra reddedeceksiniz zaten ama beni yaralayan bir meseleye burada değinmek istiyorum.

Mehmed Uzun belki AK PARTİ sıralarına bir şey ifade etmiyordur ama Kürt dilinin en önemli yazarlarından bir tanesiydi. Çok kısa yaşamında 20’ye yakın roman, deneme eseri bıraktı. Çok genç yaşta yaşamını yitirdi. Yurt dışında sürgündeydi. Kanser olduğunu öğrenince Diyarbakır’a geldi. Üç ay ömrü kalmıştı ve Diyarbakır’da doktorlar, sevenleri onu daha sonra, daha uzun yaşattılar Diyarbakır’da ve Diyarbakır’a defnedildi, Dicle Nehri’ne nazır bir mezarlıkta şimdi yatıyor. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Ama dün, benim içimi yaralayan çok önemli bir hadise oldu değerli arkadaşlar. Şu, Diyarbakır’da Mehmed Uzun Parkı’nın açılışındaki fotoğraf, şu da aynı fotoğraf -Diyarbakır Yenişehir Belediyesinde kayyum var- bu da dün çekilmiş fotoğraf değerli arkadaşlar. Bu da açılışta Mehmed Uzun’un anısına dikilen anıt, harflerden oluşuyor. Onun dile, ana dile yaptığı vurgu nedeniyle böyle bir anıt yapılmıştı. Evet, şu anda isim yok parkta, biraz önce de baktırdım ve bu anıt da sökülmüş, gelmeden önce bir daha teyit ettim. Yenişehir Belediyesi bir açıklama yapmış “Bizimle alakalı değil.” diye. Yarım saat önce -bende kayıtları var- tekrar oraya gittiler, aynen bu şekilde, önceki gün var ama yok şu anda.

Değerli arkadaşlar, bakın, eğer bölücülükse, bölücülükse, gerçek anlamda bölücülükse bu kayyumların yaptığı bölücülüktür. Mehmed Uzun’un adından ne istiyorsunuz, ne istiyorsunuz? Bütün Kürtlerin neredeyse ortak duygusuna hitap eden Kürtçenin en önemli yazarından ne istiyorsunuz, adından ne istiyorsunuz? Nedir sizlerin bu adla alıp veremediğiniz, nedir? Nedir bu kayyumların yaptığı, nedir?

Değerli arkadaşlar, bakın, size Ceylan Önkol’u da söyleyeceğim. Bakın, Ceylan Önkol’un Lice’de bir parka adı verilmişti, adını kaldırdılar; benim çok yakından tanıdığım, ailesini çok iyi bildiğim ve hunharca öldürülen Fırat Sımpil’in adı koyuldu. Yahu kayyum; ne yapacaksan yap, Fırat’ın adını da koy bir parka ama Ceylan’ın adını niye kaldırıyorsun, neden kaldırıyorsun Ceylan’ın adını? Bunun Kürtlerde hangi duyguya yer açacağını bilmiyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, sizin sonuçta geldiğiniz nokta bu. Kayyumlar sizin vicdanınızı aldı götürdü, vicdanınızı.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Hadi git oradan be!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Vicdanınızı aldı, götürdü.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Hadi git oradan be!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bunu söyleyen kimdir, biliyor musunuz? Muhsin Kızılkaya’dır. Sen git oradan, sen git, tamam mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bu sözleri söyleyeceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ilk günden böyle bir üslup olmaz ki ya!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sen git oradan, sen git!

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Eğer vicdanı olan -Kürt söylemiyorum- bir milletvekili varsa bu kürsüden, buradan Mehmed Uzun’un adının silinmesine benden daha fazla karşı çıkar, vicdan varsa eğer çıkar, bu kürsüden, varsa.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, teşekkür ederim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ben, burada bunları kayıt altına alınması için söylüyorum…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söylemiyorsunuz bağırıyorsunuz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ama vicdanınızı kaybetmişsiniz, bunu bilin. Vicdanınızı kaybetmişsiniz.

Kalkın bir şey söyleyin, hepinize sataşıyorum, gelin söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, müsaade ederseniz ben idare edeyim Genel Kurulu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Cevap verilir de tazminat doğuyor sonra işte.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Otur yerine.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Utanmazlık yapma!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Konuşma! Terbiyesizlik yapma!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yapma utanmazlık.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Konuşma oradan!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yapma utanmazlık!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Terbiyesiz sensin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Utanmazlık yapma!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sensin utanmaz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Utanmazlık yapma diyorum sana.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Terbiyesizlik yapma utanmaz!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ilk günden bu olur mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, ilk gün böyle bir şeye muhatap olmayalım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Terbiyesiz!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sen terbiyesizsin!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ben Mehmet Uzun’dan bahsediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, lütfen yerinize geçer misiniz, süreniz bitti.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Terbiyesiz sensin!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sensiz terbiyesiz!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Utanmaz!

EJDER AÇIKKAPI (Elazığ) - Ahlaksız herif!

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, yerine geçer mi artık?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ne yapacaksın!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sen ne yapacaksın? Sen ne yapacaksın?

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.11

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fatma Kaplan HÜRRİYET (Kocaeli), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun İç Tüzük'ün 37’nci maddesine göre vermiş olduğu kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI (x)

1.- İstanbul Milletvekili Erkan Kandemir’in, telekomünikasyon, internet ve bilişim sektöründe kaydedilen gelişmelere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından sözlü soru önergesi (6/47) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

2.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, HES inşaatları kapsamında yapılması gereken peyzaj çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/59) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

3.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, çimento fabrikalarında lastik yakılmasına ve oluşan çevre kirliliğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/76) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

4.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Karadeniz Bölgesi’ndeki HES’lere ve doğaya etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/95) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

5.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Balıkesir’de kurulan bir tesisin çevreye olası etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/104) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

6.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak’ın, Antalya’da kış aylarında yaşanan hava kirliliğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/122) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’ye bağlı bir mahalledeki kentsel dönüşüm çalışmalarına ve tarihi yapılar ile ilgili incelemelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/144) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Tuz Gölü’nün dip temizliği ile atıklardan arındırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/166) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, tapu çalışanlarının sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/173) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

10.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki katı atık arıtma tesisine ilişkin sözlü soru önergesi (6/265) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

11.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki katı atık arıtma tesisine ilişkin sözlü soru önergesi (6/266) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

12.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki katı atık depolama sahasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/267) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

13.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki ÇED uygulamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/272) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

14.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların hizmet binalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/317) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

15.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un Uzungöl bölgesi ile ilgili imar çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/325) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, küresel ısınmanın etkilerine ve alınacak önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/348) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

17.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adana’nın Ceyhan ilçesindeki atık su arıtma tesisinin yaydığı kokuya ilişkin sözlü soru önergesi (6/351) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

18.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adıyaman’ın Kahta ilçesindeki atık su arıtma tesisinin çalışmamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/352) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

19.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Sürmene Çamburnu Kutlular Düzenli Katı Atık Depolama Sahası’na ilişkin sözlü soru önergesi (6/393) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

20.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, nişasta bazlı şeker üretim kotasının artırılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/436) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

21.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kentsel dönüşüm alanlarında yer alan tarihî yapılara ilişkin sözlü soru önergesi (6/476) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

22.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, koruma altına alınan alanlara ve denetimlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/484) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

23.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, şans oyunlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/495) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

24.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, sivil memurların özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/501) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

25.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ilindeki Kızılca Deresi’ne dökülen atığa ve alınan önlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/504) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

26.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, engellilerin erişebilirliklerinin sağlanmasına yönelik kamu kuruluşları ve belediyeler tarafından yapılan çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/608) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

27.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, KPSS-2016/1 yerleştirme işlemleri kapsamında Bakanlığa yerleştirilen mimar ve mühendislerin atamalarının yapılmamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/665) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

28.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde Kızılca Deresi Islah Projesi’ne ilişkin sözlü soru önergesi (6/682) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

29.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda yürütülen çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/693) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

30.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de taşra teşkilatı bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/715) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

31.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, kentsel dönüşüm çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/722) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

32.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’nin Aladağlar Milli Parkı’nda ve Bor ilçesinde bazı ağaç türlerinde görülen kurumaların önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/749) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

33.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 2000 yılından itibaren özelleştirilen şeker fabrikalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/754) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

34.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, mülteciler için yapılan harcamalara ve bu harcamaların denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/775) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

35.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, asbestli ürünlerin kullanıldığı binaların yıkımında ek önlem alınıp alınmadığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/786) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

36.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ÇED sürecinden muaf tutulan projelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/793) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

37.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2016 yılında havası temiz il kapsamına alınan illere ve hava kirliliğiyle mücadeleye ilişkin sözlü soru önergesi (6/795) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

38.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerel basının desteklenmesine yönelik çalışmalara ve resmî ilan alan yerel basın kuruluşlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/807) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

39.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kentlerdeki çok katlı yapılara sınırlama getirilmemesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/821) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

40.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ülkemizde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/824) ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin cevabı

BAŞKAN - Soru-cevap işlemine ayrılan süreyi daha verimli kullanmak için, gruplar arasındaki uzlaşıyı da dikkate alarak, önergelerin okunma işlemi yapılmayacaktır. Önergeler tam metin hâlinde Tutanak Dergisi’nde bastırılmaktadır. Ayrıca, cevaplanacağı önceden bildirilen soru önergelerinin özet bilgilerini içeren liste gruplara dağıtılmıştır.

“Sunuşlar” bölümünde belirttiğim üzere, birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini cevaplandırması için Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Mehmet Özhaseki, kürsüye davet ediyorum sizi.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sırayla bendeki sorulara cevap vermek istiyorum.

1 adet Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, 8 adet Başbakanlık ve 31 adet de Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ait soru önergesi var.

İstanbul Milletvekili Sayın Erkan Kandemir’in (6/47) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Sabit telekomünikasyon altyapısının geliştirilmesi temelli fiber altyapı oluşturulmaktadır. Bu konuda ikinci düzenlemelerimizi yayınladık. Bu çerçevede, yetkilendirilen işletmelere kullanım onayları vererek altyapı kurmalarını sağlıyoruz. Bu düzenlemelerle fiber altyapı yatırımlarının önündeki engelleri kaldırdık ve kamu kurumlarının işletmecilerinden talep ettikleri geçiş hakkı bedellerine üst sınır getirilmiştir. Yapılan düzenleme ve uygulamalar sonucunda fiber abone sayısı 2010 yılında 71.717 iken 2017 yılının ikinci çeyreği itibarıyla 2.1 milyona ulaşmıştır. Ayrıca, yapılan düzenlemelerle sektörde tam rekabet sağlanmış ve işletmecilerin tarife ve uygulamalarına yönelik düzenlemeler tamamlanmıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/436) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Avrupa Birliğinde nişasta bazlı şeker türlerinden sadece biri için kota tahsis edilmekte, glikoz ve kristal fruktoz gibi diğer türler kota uygulamasına tabi olmaksızın üretilip pazarlanmaktadır. Ayrıca, kotalar ülkemizde olduğu gibi ticari bazda değil, kuru madde bazında belirlenmektedir. Ülkemizde ise tüm nişasta bazlı şeker türleri için kota tahsis edilmektedir.

4634 sayılı Şeker Kanunu bunların toplam kotadan alacağı payı sınırlamış, yeni nişasta bazlı şeker fabrikası kurulması için Şeker Kurumundan kota temini zorunluluğunu getirmiştir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/495) esas numaralı soru önergesine cevap: Millî Piyango İdaresince düzenlenen şans oyunlarını oynayan kişi sayısının tespiti fiilen mümkün olmamakla birlikte, 2014 yılından bu yana şans oyunlarına ait satılan, oynanan bilet kolon adetleri 2014 yılında 2 milyar 393 milyon 797 bin 113, 2015 yılında 2 milyar 270 milyon 591 bin 703, 2016 yılı 22/7/2016 tarihi itibarıyla 1 milyar 266 milyon 368 bin 229’dur.

Devlet eliyle oynatılan şans oyunları bağımlılık yaratacak nitelikte değildir, yazılı ve görsel medyada reklam yapılmamaktadır; 18 yaşın altındaki kişilere bilet satışına ve ikramiye ödenmesine izin verilmemektedir; okul, yurt, ibadethane, gençlik merkezi gibi yerlerin yakın çevresine bayilik verilmemektedir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Millet evini satıyor İddaa oynayacağım diye Sayın Bakan, nasıl bağımlılık yaratmıyor?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Yine, Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer’in…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Şu kumarı kaldıralım devlet…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Değerli Vekilim, her bir soru-cevapta başlayacaksak işimiz zor yani.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, sorulara karşı…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Bakın, şöyle, müsaade ederseniz bu çevre işiyle ilgili de birtakım cevaplar vereceğim ama işin başında peşinen şunu söyleyeyim: Burada bulunan milletvekili arkadaşlarımızdan herhangi birisi telefonla çevreyle ilgili benden bir talepte bulunduğunda, telefonuna çıkmazlık etmediğim gibi, o işi takip etmediğim hiçbir olay da olmamıştır. Geldiklerinde, orada oturup, çay, kahve içip bire bir çevreyle ilgili bütün problemlerini takip ediyoruz, bundan emin olun.

Evet, o cevaplar resmî cevaplardır, bana verilen kurumların cevaplarını ben size aktarıyorum ama çevreyle ilgili bir şikâyet olduğunda sizlerden rica ediyorum, lütfen telefon edin ve takip edelim bire bir. Özellikle de rica ediyorum.

Yine, Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/501) esas numaralı soru önergesine cevap: Emniyet teşkilatında, Emniyet Hizmetleri Sınıfı Dışındaki Görevli Personelin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Yönetmelik taslağının yürürlüğe girmesini müteakip, emniyet teşkilatındaki sivil personelin görevde yükselmesine dair uygulamalar mümkün olacaktır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/715) esas numaralı soru önergesinin cevabı: 3046 sayılı Kanun’un 17’nci maddesinde “Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının taşra teşkilatı, bu Kanunla birlikte teşkilat kanunları, İl İdaresi Kanunu ile belirlenen esas ve usullere göre kurulur.” hükmü yer almaktadır. Bu çerçevede taşra teşkilatı kurulması, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun teşkilat kanununda taşra teşkilatı kurulabileceğine dair hüküm bulunması ve bu hususa ihtiyaç duyulması hâlinde mümkün bulunmaktadır.

Yine, Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/754) esas numaralı soru önergesinin cevabı: 2000 yılından bugüne kadar üç adet şeker fabrikasının farklı oranlardaki kamu hisselerinin özelleştirilmesi işlemleri gerçekleştirilmiştir. Amasya Şeker Fabrikasında kamu hissesi yüzde 15, 2004 yılında; Baha Esat Tekand Kütahya Şeker Fabrikası, özelleştirilen kamu payı yüzde 56, 2004 yılında; Adapazarı Şeker Fabrikası Anonim Şirketi özelleştirilen kamu payı yüzde 95,37 2005 yılında. Özelleştirme sonucu üretim faaliyeti sona eren herhangi bir şeker fabrikası bulunmamaktadır. 99 depreminde hasar gören ve yedi yıl atıl durumda kalan Adapazarı Şeker Fabrikasıysa özelleştirme sonrası faaliyete başlamıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/775) esas numaralı soru önergesinin cevabı: 28/4/2011 tarihinden bu yana devam eden Suriye insani krizinde ülkemize sığınan geçici koruma altındaki Suriyeli misafirlerimize 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uyarınca yürürlüğe konulan 2014/6883 sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği’yle ilgili mevzuat çerçevesinde bakanlık, valilik ve ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı koordinesinde verilen her türlü eğitim, sağlık ve benzeri hizmetler hâlihazırda devam etmekte olup yapılan harcamalar Sayıştay denetimlerine tabidir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/807) esas numaralı soru önergesinin cevabı: 2016 yılı sonu itibarıyla basın ilan kurumunda görev alanında 616 ve valiliklerin görev alanında 540 olmak üzere resmî ilan yayınıyla alakalı gazetelerin Türkiye genelindeyse sayısı 1.156’dır. Türkiye İstatistik Kurumunun yazdığı medya istatistiklerine göre 2016 yılı sonu itibarıyla yurt genelindeki gazete ve dergi sayısı toplamı 6.265 adettir. Dolayısıyla resmî ilan ve reklam yayınlamaksızın yayın hayatını sürdüren gazete ve dergi sayısı 2016 yılı itibarıyla 4.358’dir. Yerel basının desteklenmesi kapsamında Basın İlan Kurumu tarafından KOSGEB’le birlikte Yazılı Basının Dijital Reklam Piyasalarına Entegrasyonu Projesi ve muhtelif kalkınma ajanslarıyla birlikte yazılı basın işletmelerine yönelik eğitim projesi yürütülmüştür. Ayrıca gazete işletmelerinde KOSGEB yatırım ve destek programlarının tanıtımı bölge toplantıları ve İstanbul’daki yerel gazetelerin mevcut durumu ve değer zinciri göstergelerinin araştırılmasına dair çalışmalar yapılmıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/824) numaralı esas soru önergesi: Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı sermayeli şirketlerin faaliyet alanları toptan ve perakende ticaret, gayrimenkul, imalat sanayi, ulaştırma, haberleşme ve depolama hizmetleri, inşaat, otel, lokanta, elektrik, gaz ve su; tarım ve avcılık, ormancılık, madencilik ve taş ocakçılığı; sağlık işleri, eğitim ve sosyal hizmetler, kiralama, mali aracı kuruluşların faaliyetleri ile diğer toplumsal, sosyal ve kişisel hizmetler gibi alanlardır. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 3’üncü maddesi kapsamında, yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye’de doğrudan yatırım yapılması serbest olup söz konusu yatırımcılar yerli yatırımcılarla aynı hak ve yükümlülüklere tabidir. Yabancı sermayeli şirketlere denetim ve çevre yetkilerinin izlenmesi konusunda yerli firmalardan farklı bir uygulama yoktur.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/59) esas numaralı soru önergesine cevap: HES projelerinin inşaat çalışmaları sürecinde tahrip olan ve zarar gören doğayla ilgili çevreye uyum sağlayan bir arazi morfolojisinin tasarlanması ve tahrip edilen yüzeylerin bitkilendirilmesi amacıyla HES projelerinin ÇED süreci içerisinde eş zamanlı bir peyzaj çalışması yapılması da istenmektedir. Peyzaj onarım çalışmaları, inşaat süresi öncesi, inşaat sırası ve inşaat sonrası dönemde olmak üzere üç aşamada değerlendirilmekte ve raporlanmaktadır. Söz konusu raporlar, HES projelerinin ÇED inceleme değerlendirme komisyonlarında görev alan Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından onaylanmaktadır. İlgili rapor, peyzaj onarım planı ya da peyzajı eski hâline getirme planı olarak proje başlamadan hazırlatılmakta ve ÇED raporunun ekinde de yer alması sağlanmaktadır. ÇED, bir izin hükmü taşımadığından HES projeleri hakkında verilen ÇED kararları da inşaat izni yerine geçmemektedir. HES projelerinin inşaat ve işletme aşamalarında ortaya çıkabilecek etkiler değerlendirilerek gerek proje tanıtım dosyalarında gerekse ÇED raporlarında projeden kaynaklı meydana gelebilecek olumsuz etkilerin önlenmesi, alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi ve muhtemel zararların karşılanması amacıyla gerekli çalışmalar yaptırılarak taahhütler alınmaktadır. Bununla birlikte, Bakanlığımız, hem taşra teşkilatı hem de merkezinde bulunan izleme ve kontrol birimleri “ÇED Olumlu” ve “ÇED Gerekli Değildir” kararları verilen projeler için gerek inşaat gerekse işletme dönemlerinde izleme ve kontrol çalışmaları yapmaktadır. Bu kontrol faaliyetleri sonucunda taahhütlere uymadığının tespit edilmesi hâlinde meri mevzuat uyarınca gerekli ceza ve müeyyideler ve idari yaptırımlar uygulanmaktadır.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/76) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Bakanlığımızca yayınlanan Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği kapsamında atık geri kazanımı ya da bertarafı faaliyetinde bulunmak isteyen ve yönetmelik kapsamında yer alan işletmelere başvuruların uygun bulunması hâlinde Çevre İzin ve Lisans Belgesi düzenlenmektedir.

Ayrıca, çimento fabrikalarının emisyon kaynakları, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği gereğince her iki yılda bir akredite kuruluşlar tarafından ölçülerek raporlanmak zorundadır. Bakanlığımızca yapılan denetimlerde bu raporlar incelenir, limit değerlerin aşılması durumunda söz konusu tesislere idari yaptırım uygulanır. Ayrıca, hâlihazırda ülkemizde bulunan tüm çimento fabrikalarının bacalarındaki emisyon değerleri anlık olarak sürekli izlenmekte ve ölçüm sonuçları Bakanlık merkez ağından takip edilmektedir. Limit aşımı olması durumunda söz konusu tesise müdahale edilmektedir. Bakanlığımız tarafından çevrimiçi izlenmesi yapılan atık yakan ya da yakmayan tüm çimento fabrikalarına ve geçici faaliyet belgesiyle Çevre İzin ve Lisans Belgesi verilmiş çimento fabrikalarına ilişkin listeler, talep edilmesi hâlinde, sayın milletvekiline de takdim edilecektir.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/95) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Bakanlığımız, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesiyle ilgili alınacak önlemlerin seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolü sürdürerek çalışmaları yürütmekle yükümlüdür.

ÇED bir izin hükmü taşımadığından HES projeleri hakkında verilen ÇED kararları da inşaat izni yerine geçmemektedir. Bu bağlamda, diğer bütün projelerde olduğu gibi, HES projelerinde de söz konusu çevreye bırakılması muhtemel atık, emisyon ve deşarjların ilgili kriterleri sağlayacağı garanti edilir. Bu durum da yapılan modelleme çalışmalarıyla gösterilir. Her modelleme çalışması için mutlaka en kötü durum senaryosu öngörülür ve bu durumun sonuçlarına göre varsayımlar ve değerlendirmeler yapılmaktadır. Faaliyet sırasında yapılan izleme çalışmalarıyla da yönetmelikle belirlenen sınırlar içerisinde deşarj yapıldığı kontrol edilir. Bu sayede, faaliyete bağlı çevresel etkilerin makul seviyelerde kalacağından emin olunur.

Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Ok’un (6/104) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Balıkesir ili Dumanca mevkisinde Varaka Kâğıt Sanayi AŞ tarafından yapılması planlanan Kâğıt Üretim Tesisi ve Enerji Santrali Projesi’ne ilişkin, ÇED yönetmeliği kapsamında, 1/4/2015 tarihinde Bakanlığımıza başvuru yapılmıştır. Projenin kurulacağı alan ve projenin türü dikkate alınarak ilgili kamu kurum ve kuruşlarından inceleme, değerlendirme komisyonu oluşturulmuştur. Proje alanı 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında sanayi ve depolama bölgesinde, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli imar planında sanayi alanlarında, enerji santrali olarak planlanan alan da trafo ve enerji üretim tesis alanlarında, kömür stok sahası olarak planlanan alan da sanayi depolama alanında kalmaktadır.

Projeye ilişkin hazırlanan ÇED raporu, ilgili mevzuatlar kapsamında, inceleme, değerlendirme komisyonu üyesi kurumlar ve Bakanlığımızca değerlendirilmiş, yeterli bulunmuş, Bakanlığımızca 9/10/2015 tarihinde ÇED olumlu kararı verilmiştir. ÇED olumlu kararı, Balıkesir İdare Mahkemesi tarafından 2016/713 no.lu kararla iptal edildiğinden, iptal gerekçeleri doğrultusunda revize edilmek suretiyle yeniden hazırlanan ÇED raporu da Bakanlığımıza sunulmuştur.

Balıkesir İdare Mahkemesinin 2016/713 sayılı kararı dikkate alınarak komisyon üyesi kurum, kuruluşlar arasına Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü de eklenmiştir.

Proje kapsamında oluşturulacak emisyonların Balıkesir Havaalanına ve Havalimanına iniş-kalkış yapacak uçaklara etkisinin değerlendirilmesine yönelik olarak Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümüne Hava Kalitesi Kümülatif Etki Değerlendirme Raporu hazırlatılmıştır. Bahse konu projeye ilişkin 2/9/2016 tarihinde verilen ÇED olumlu kararının iptali ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin Balıkesir İdare Mahkemesinde Bakanlığımız aleyhine açılmış olan dava süreci de devam etmektedir.

Antalya Milletvekili Sayın Çetin Osman Budak’ın (6/122) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Antalya ilinde özellikle kış aylarında ısınma amaçlı yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliğinin önlenmesi için kriterler, ilgili yönetmelik doğrultusunda mahallî çevre kurulu kararıyla belirlenmiştir. Antalya’da uyulmasına karar verilen bu değerler, belirlenmiş değerlerin iyileştirilmiş hâlidir. 2014 yılında Bakanlığımız tarafından başlatılan ve 2016 yılında tamamlanan Antalya ili içerisinde “Hava Kalitesi Ön Değerlendirme Projesi” kapsamında kirletici envanteri oluşturulmuş, emisyon yükü hesaplanmış, hava kirletici kaynaklar dikkate alınarak belirlenen noktalarda ölçümler gerçekleştirilmiş ve hava kalitesi modellemesi yapılmıştır. Proje çıktılarına göre Antalya iline ilave 4 adet daha hava kalitesi izleme istasyonu kurulumu yapılacaktır.

Bakanlığımız, ilgili yönetmelik uygulama yetkisini Antalya Büyükşehir Belediyesine vermiştir. Her türlü katı yakıtın Antalya Büyükşehir Belediyesine ait, Bakanlığımız tarafından akredite olmuş yakıt laboratuvarında analizleri yapılarak standartları sağlayanların girişine izin verilmektedir. Ayrıca doğal gaz sistemine geçişle ilgili çalışmalar da hız kazanmıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/144) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Niğde Kentsel Dönüşüm Projesi’nde tescilli yapılar ve mağaralar ilgili kurumlarla iş birliği hâlinde incelenmiş, soru önergesine konu olan camiler proje alanında korunmuş ve bu yapılarla ilgili herhangi bir yıkım faaliyetinde bulunulmamıştır. Ayrıca ilgili belediyeden istenen görüş yazısında -özetle- Efendibey Mahallesi, kentsel dönüşüm projesi alan sınırları içerisinde kalan tescilli yapılarla ilgili gerekli araştırmaların yapıldığı, ilgili kurum olan Nevşehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından söz konusu parsel ve yapılar etrafında koruma sınırları getirildiği ve bu sınırların (1/1000) ölçekli uygulama imar planlarına işlendiği, il müze müdürlüğüyle koordinasyon içerisinde yıkım çalışmalarının sürdürüldüğü, alan içerisinde Fesleğen, Sürmeli, Dutlu ve Çınarlı camilerinin proje kapsamında korunacak yapılar arasında yer aldığı belirtilmiştir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/166) esas numaralı soru önergesinin cevabı: 2001 yılından itibaren Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yer alan 9 akarsu ve 3 göl olmak üzere 12 noktada aylık periyotlarla fiziksel, kimyasal ve biyolojik izleme çalışmaları yürütülmektedir. Bölgedeki Altınekin, Kulu ve Zincirlikuyu arıtma tesisleri aktif hâlde çalışmakta olup faaliyete geçtikleri yıldan itibaren izleme çalışmaları da aylık olarak devam etmektedir.

Ayrıca Tuz Gölü Su Kaynakları İzleme Projesi, Tuz Gölü Yönetim Planı, Tuz Gölü Biyolojik Çeşitliliğin Tespiti Projesi de yaptırılmıştır.

Tuz Gölü’nde Üreyen Flamingo Kolonilerinin Sayımı, İzlenmesi ve Popülasyonlarının Belirlenmesi Projesi de 2016 yılında başlatılmıştır.

Sonuç olarak ortalama 60 santimetre civarında tuzlu sudan oluşan ve tuz tabakasıyla kaplı olan Tuz Gölü’nde dip çamurunun varlığına ilişkin herhangi bir tespit bulunmamaktadır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kanalizasyonlar nereye gidiyor? Sorayım onu da.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Tamam.

Hakikaten bir sıkıntı varsa gelin orada… Doğrusu, bana verilen cevapları okuyorum, dürüst olmak lazım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakanım, 2000 yılına kadar Konya kanalizasyonu ve atık sular, fabrikadan deşarj edilen atıklar Tuz Gölü’ne aktı.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun lütfen.

Karşılıklı konuşmayalım lütfen Sayın Gürer.

Buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Ben zaten sayın vekilimizin dediğini anladım, mesajını da aldım. Bunlar, hakikaten, bana arkadaşlarımızın, teknik elemanların yazdığı bilgiler, ben bunları size aktarıyorum. Ancak bunlarla ilgili yanlış bilgi varsa, lütfen, bir telefon açın, buyurun, bir çay kahve içelim, takip edelim. Bu çevre hepimizin yani. Onun için ben özellikle sizi davet ediyorum bu konuda, bunun özelini bilen sizsiniz.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/173) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Niğde Tapu Müdürlüğünün hâlihazırdaki fiziki mekânı, diğer tapu müdürlüklerinde hizmet sunulan alanlara kıyasla daha dar ve sıkışık durumdadır, valilik konağının bitişiğinde ve merkezî bir yerde yer aldığından bugüne kadar hizmet sunumu gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak artık ihtiyaca cevap veremediği için Kırbağları Mahallesi 56 ada, 14 parselde tapu ve kadastro müdürlüklerinin ortak ihtiyacına cevap verebilecek bir taşınmaz, kurumumuza, tahsis edilmiş ve imar planlarında gerekli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. İnşa edilecek binanın yatırım programına alınmasına ilişkin, Kalkınma Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunulmuş, süreç hâlen devam etmektedir.

Mesleki eleman yetiştirecek okullar da şu aşamada yeterli olarak değerlendirilmektedir. Hâlihazırda Gazi Üniversitesinin dört yıllık Tapu Kadastro Yüksekokulu, bu yıl ilk mezunlarını verecek olup iki yıllık Ankara Gazi Üniversitesi Polatlı Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Atça Meslek Yüksekokulu, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sarıgöl Meslek Yüksekokulu, Kahramanmaraş Sütçü İmam Göksun Meslek Yüksekokulunda tapu kadastro bölümleri mezun vermeye devam etmektedir. Okullardan mezun olan öğrencilerimizin büyük çoğunluğu, KPSS puanlarına göre Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne yerleşmektedir. Ayrıca gerek eğitim müfredatının oluşturulmasına katkı yapılması gerekse mesleki dersler için eğitici görevlendirme suretiyle bu okullar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından desteklenmektedir.

Tapu çalışmalarının sorunlarına Bakanlık olarak her zaman duyarlılık gösterilmiş ve gösterilmeye de devam edilmektedir. Bu amaca yönelik olarak 2015 yılı içerisinde, çalışan memnuniyetine yönelik birkaç etaplı çalışmalar sürdürülmektedir.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/265) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Sürmene ilçesi Çamburnu Mahallesi Kutlular mevkisindeki katı atık arıtma tesisine ait havuz duvarları sahanın yapımı aşamasında mevzuata uygun olarak çizilen projelere istinaden inşa edilmiş olup söz konusu yapım işinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüz tarafından gerekli kontroller yapılmıştır. Söz konusu arıtma tesisi biyolojik arıtma olduğundan bakteri ve mikroorganizmalar tarafından arıtma işlemi yürütülmekte ve su içerisindeki bakteri ve mikroorganizmalar, çöp suyu içerisindeki organik bileşikleri parçalayarak suyun arıtımının zararsız hâle getirilmesini sağlamaktadır. Dolasıyla havuz duvarının yıkılmasıyla birlikte toksik ve ağır metallerin toprağa tedavisi mümkün olmayan zararlar verdiği iddiası da doğru olmamakla birlikte, olayın meydana geldiği gün Sürmene Cumhuriyet Başsavcılığı, 2011/1285 sayılı dosyayla konuyla ilgili soruşturma başlatmıştır.

Ayrıca söz konusu suyun, çevresindeki tarım arazileri üzerinde herhangi bir kirliliğe yol açıp açmadığının araştırılması hususunda Trabzon Tarım İl Müdürlüğü tarafından yapılan analizler sonucunda ise havuzdan akan suyun tarım arazileri üzerinde herhangi bir kirlilik oluşturmadığı ve yalnızca bakır oranının tüm numunelerde yüksek çıktığı belirtilmiştir. Depolama alanının daha önceden bakır madeni olduğu düşünüldüğünde bu oranın yüksek çıkması da normal sayılmaktadır.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/266) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Sürmene Çamburnu Kutlular Düzenli Depolama Sahası, 2005 yılında ÇED olumlu belgesi almıştır. Saha ömrü yaklaşık olarak 1,5 milyon metreküp olarak planlanmış olup sahanın konik şeklinde coğrafi konumundan ötürü kademeli olarak çöp doldurdukça yukarıya doğru inşası devam ettirilerek depolama işlemlerine devam edilmektedir. Söz konusu alan içerisinde Ek 1 Lot Projesi planlanmış olup bu kapsamda 6/1/2017 tarihinde valilik oluru ile “Ek lot projesi için ÇED gerekli değildir.” kararı verilmiştir.

Söz konusu tesis, ikinci sınıf düzenli depolama alanı olup evsel atıklar dışında sahaya başka hiçbir atık kabul edilmemektedir. Bu nedenle oluşan sızıntı sularının karakteristiği de evsel niteliklidir. Depolama sahasının bulunduğu bölgenin, coğrafi konumundan ötürü fazla yağış aldığı bilinen bir gerçektir. Sahaya yağan aşırı yağış miktarındaki yağmurdan ötürü oluşan sızıntı suları, arıtma tesisi kapasitesinin yetersiz kaldığı durumlarda tankerlerle derin deşarj sistemine taşınmaktadır. Yönetmelik gereğince derin deniz deşarj sistemleri de atık su arıtma tesisleri gibi bir arıtma yöntemidir. Bu itibarla çöp sızıntı suları, derin deniz deşarj sistemleri vasıtasıyla bir arıtma işlemine tabi tutularak deşarj edilmektedir.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/267) ve (6/393) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Düzenli depolama sahasında oluşan metal gazının değerlendirilmesi için Trabzon ve Rize İlleri Yerel Yönetimleri Katı Atık Tesisleri Yapma ve İşletme Birliği tarafından metan gazından elektrik üretilmesi işi 14/8/2014 tarihinde ihale edilerek 2,8 MVA kapasiteyle tesis kurulmuştur. Metan gazından elektrik üretim işini alan Zarif Enerji AŞ tarafından EPDK’den gerekli işletme izni alınarak Eylül 2015 tarihinde tesis üretime başlamıştır. Gerek tesis kurulmadan önce gerekse kurulumundan sonra depolama sahasındaki metan ölçümleri düzenli olarak yapılmakta ve elektrik üretimi gerçekleştirilmektedir. Elektrik üretim tesisi kurulmadan önce, sahada oluşan metan gazı, gaz toplama bacalarıyla toplanmakta ve “flare”le yakılarak atmosfere bırakılmaktaydı. Depolama tesisiyle birlikte, ilgili olarak, tesisin ÇED yönetmeliğindeki eşik değerleri altında kalması nedeniyle “kapsam dışı” yazısı alınmış olup EPDK’den de işletme izni alınmıştır.

Depolama sahasına yakın yerleşim yerleri konusu, tesise ait ÇED sürecinde değerlendirilmiş olup bu sürecin sonucunda işletmeyle ilgili ÇED olumlu kararı da verilmiştir.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/272) esas numaralı soru önergesi: Çevresel etki değerlendirmesi gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin ve seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolü sürdürülebilecek çalışmaları kapsamaktadır. Bakanlığımızca yeterlilik verilmiş kurum ve kuruluşlar, ÇED başvuru dosyası, ÇED raporu, proje tanıtım dosyası hazırlamak ve sunmak, ÇED olumlu kararı alınan projelerin başlangıç ve inşaat dönemine ilişkin süreçte komisyonca belirlenecek periyotlarda yatırım sürecinde kaydedilen gelişmelerle ilgili bilgilendirmeyi yapmakla sorumludurlar. Söz konusu kurum ve kuruluşlar, proje sahibi tarafından yetkilendirildiğine dair vekâletnameyle Bakanlığımızda ÇED sürecini yürütürler. Bakanlığımızca yeterlilik verilmiş kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanıp sunulan ÇED raporları, projeler konusu, yapılacağı yer ve etki alanı dikkate alınarak ilgili kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, Bakanlık yetkilileri, proje sahibi ve Bakanlıkça yeterlilik verilmiş kurum ve kuruluşlardan oluşan bir komisyon tarafından inceleme, değerlendirme sürecinden geçirilerek karar aşamasına gelir. Dolayısıyla kamuoyunda çıkan, Doğu Karadeniz’de HES’lere ait ÇED raporlarının gerçeği yansıtmayarak ekolojik dengeyi gözetmediği yönündeki iddialar asılsızdır. Söz konusu projelere ÇED yönetmeliği raporu kapsamında “ÇED olumlu” veya “ÇED gerekli değildir.” kararı verilmektedir. Yalnız şu uyarıyı yapmam lazım: “ÇED gerekli değildir.” cümlesi, aslında “ÇED raporuna gerek yoktur.” değil, Bakanlıkça değil, ilinde verilecektir manasına gelmektedir yani ilinde müracaat edilip oradan verilenlere “ÇED gerekli değildir.” raporu veriliyor.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/317) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Bakanlığımız merkez teşkilatı önceki yıllarda kiralık binalarda hizmet vermiştir. Aynı şekilde Çevre ve Şehircilik il müdürlükleri ve Tapu Kadastro taşra birimleri bütçe imkânları dâhilinde yatırım programına alınmak suretiyle kendi binalarına kavuşmaktadırlar. Bina kiralamaları, metrekare maliyetleri de belirtilmek suretiyle Başbakanlıktan izin alınarak yapılmaktadır.

Sayın Vekilimiz istedikleri takdirde, listenin tamamı kendilerine kira bilgileriyle birlikte ulaştırılacaktır.

Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen’in (6/325) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Uzungöl Özel Çevre Koruma Bölgesi’ni kapsayan, İller Bankası anonim şirketi tarafından hazırlanan Trabzon ili Çaykara ilçesi Uzungöl 1/5.000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar planı ve 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı Bakanlığımızca onaylanmıştır. Söz konusu koruma amaçlı imar planının tamamı, Uzungöl Özel Çevre Koruma Bölgesi ve üçüncü derecede doğal sit alanının ve bir kısmı da Uzungöl Tabiat Parkı varlıkları sınırları içerisinde kalmaktadır. Bununla birlikte, söz konusu alanda tescilli yapılar ve koruma alanları bulunmaktadır. Bu planla, tabiat ve kültür varlıklarını korurken aynı zamanda turizmi sürdürülebilir hâle getirmek amaçlanmıştır. Bu amaçla, planlama aşamasında birçok araştırma yapılmış, tüm kurum ve kuruluşlardan gelen görüşler dikkate alınmıştır. Yapılan Uzungöl koruma amaçlı imar planında mevcut tarihî doku mümkün olduğunca korunmuştur. Bu amaçla yol genişlikleri, kat adetleri, imar ada şekilleri ve benzeri planlama koşulları mevcut, hâlihazır doku göz önünde bulundurularak planlanmıştır. Ancak Trabzon İdare Mahkemesinin 11/8/2016 sayılı Kararı’yla söz konusu planın yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/348) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Ulusal İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı su kaynakları yönetimi, tarım gıda güvencesi, ekosistem hizmetleri, biyolojik çeşitlilik ve ormancılık afet yönetimi ve insan sağlığı konularına odaklanılmış olup eylemlerin hayata geçirilmesine yönelik olarak ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından çalışmalar yürütülmektedir. Bu çerçevede, 2012-2013 yılları arasında TÜBİTAK iş birliğiyle İklim Değişikliğinin Etkileri ve Uyum Konusunda Farkındalığın Geliştirilmesi Projesi yürütülmüştür. Ülkemiz, Paris Anlaşması kapsamında, küresel iklim değişikliğiyle mücadele için 2030 yol haritasını belirlemiştir. Ülkemiz, hızla gelişen bir ekonomi olarak sera gazı emisyonlarını 2030 yılında yüzde 21’e kadar, artıştan azaltmayı hedeflemektedir. Ulusal katkımıza göre 2030 yılında 246 milyon ton, 2012-2030 yıllarında ise toplam 1 milyar 920 milyon ton sera gazı emisyonu önlenmiş olacaktır.

Adana Milletvekilimiz Sayın Elif Doğan Türkmen’in (6/351) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Kozan ilçesi kentsel atık sularının arıtıldığı atık su arıtma tesisi, stabilizasyon havuzu prensibinde çalışan bir doğal arıtmadır. Stabilizasyon havuzları, organik madde giderme, alg üretimi ve oksijen temini, koliform giderme ve nitrik asit madde giderme amaçlı biyolojik arıtma ünitesi olarak dünyada yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. 1996 yılında işletmeye alınan Kozan Atık Su Arıtma Tesisi, 100 bin eş değer nüfusa göre planlanmış 22 bin metreküp gün kapasitelidir. Adana Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüz ve Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Bakanlığımızca akredite edilmiş laboratuvarlara yaptırılan analizlerde, deşarj suyunun, Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği sınır değerlerini sağladığı görülmektedir. Ayrıca, deşarj suyu direkt olarak sulamada kullanılmamaktadır. Deşarj, en yakın alıcı ortam olan Tabak Deresi’ne yapılmaktadır. Tabak Deresi, Mercimek beldesine yakın bir noktadan Ceyhan Nehri’ne bağlanmaktadır.

Yine, Adana Milletvekili Sayın Elif Doğan Türkmen’in (6/352) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Başbakanlık Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından Adıyaman ili Kâhta ilçesi Belediye Başkanlığına yüzde 100 hibeyle 1992 yılında ihale edilen Kâhta Kanalizasyon Arıtma Tesisi Projesi ve kanalizasyon inşaatı için 23/12/1992 yılında GAP İdaresi ile ihaleyi kazanan MEGASAN İnşaat Sanayii Ticaret AŞ’yle sözleşme yapılarak işe başlanılmıştır. 2009 tarihli, Başbakanlık GAP İdaresi Başkanlığınca çeşitli sebeplerden dolayı sözleşmenin tasfiye edilmesi ve projenin yeniden ihaleye çıkarılması yönünde karar alınmıştır. Gelinen noktada, Bakanlığımız ile Selçuk Üniversitesi arasında imzalanan protokol çerçevesinde yürütülen Ülke Genelinde Evsel/Kentsel Atıksu Arıtma Tesislerinin Mevcut Durumunun Tespiti, Revizyon İhtiyacının Belirlenmesi Projesi kapsamında Kâhta Belediyesi atık su arıtma tesisiyle ilgili durum belirlenmiş olup, atık su arıtma tesisinin mevcut hâliyle gereken deşarj standartlarını sağlayamayacağı belirtilmiş olup 18 milyon 279 bin 121 TL proje bedelli yeni bir atık su arıtma tesisinin yapılması için çalışmalar başlamıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/476) esas numaralı soru önergesinin cevabı: 6306 sayılı Kanun kapsamındaki alanlarda kalan yapılar ile riskli yapıların 2863 sayılı Kanun kapsamında olması durumunda ilgili kültür varlıklarını koruma bölge kurulunun görüşü alınarak uygulama yapılır. 6306 sayılı Kanun kapsamında Niğde ilinde “riskli alan” ilanı gerçekleştirilmiş olup söz konusu alanda yer alan tescilli ve Cumhuriyet Dönemi yapılara ilişkin herhangi bir yıkım kararı bulunmamaktadır; bununla birlikte, alan içerisindeki yapıların tahliye ve yıktırma işlemlerinin yapılması hususlarında Niğde Belediyesine de geçici olarak yetkilendirme verilmiştir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/484) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Ülkemizde bulunan doğal sit alanlarının yeniden değerlendirme sürecinde ekolojik temelli bilimsel araştırma projeleri gerçekleştirilmekte, söz konusu proje sonuçlarına ilişkin idari işlemlerin tamamlanmasının ardından doğal sit alanlarının yeni kategorileri belirlenmektedir. Millî parklar, tabiat varlıkları, parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların tescil, onay ve ilanına ilişkin iş ve işlemler Bakanlığımızca yürütülmektedir. Doğal mağaraların ve doğal sit özelliği taşıyan jeolojik alanların tespiti, tescili ve korunmasına ilişkin araştırma yapılması, envanterinin oluşturulması, yönetilmesi ve korunması amacıyla Bakanlığımız ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında protokol yapılmıştır. Mutlak korunması gerekli hassas “zone” kullanımının yanı sıra yerleşim, sanayi, turizm gibi sektörleri kapsayabilen özel çevre koruma bölgelerinde bahsedilen sektörlerin hassas “zone” alanlarına etkilerini minimize etmek üzere her tür ve ölçekte plan onama ve denetim yetkisi Bakanlığımıza aittir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/504) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Söz konusu olay, 27/6/2016 tarihinde Kızılca Deresi’ne, akış olmayan kısmına yapılan illegal deşarj neticesinde meydana gelmiştir. Dere içerisine deşarj edilen sıvı atıkların Niğde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüzce derhâl numune alınarak aynı gün Bakanlığımız çevre referans laboratuvarına gönderilerek karşılaştırma analizlerinin yapılması istenmiştir. Yapılan analiz sonucunda, deşarjı yapılan sıvı atığın uçucu organik bileşikler, petrol türevi maddeler, organik türde kimyasal maddeler olduğu tespit edilmiştir. Numunelerin yapılan analiz sonuçlarına göre Niğde’nin merkez ilçesi Kızılca Deresi’nden alınan numune ile Özbak Geri Dönüşüm Sanayii ve Ticaret Limited Şirketinden alınan numunelerin sonuçlarının örtüştüğü tespit edilmiştir. Emniyet Müdürlüğünce yapılan tahkikat neticesinde de deşarjı gerçekleştiren kişiler belirlenmiş olup söz konusu kişilerin, adı geçen firmada çalıştıkları tespit edilmiştir. Yapılan bu tespitler uyarınca, adı geçen firmaya Çevre Kanunu’na göre 2 milyon 148 bin 132 TL idari yaptırım cezası uygulanmış, ayrıca Türk Ceza Kanunu kapsamında da kovuşturma yapılması için cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/608) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Bakanlığımızca yapım çalışmaları yürütülen kamu kurum ve kuruluşlarına ait yeni binalarda yürürlükteki engellilere yönelik mevzuata uygun projelendirme yapılmakta olup mevcut kamu kurum ve kuruluşlarına ait binalarda talep edilmesi durumunda mevzuatı kapsamında gerekli incelemeler yapılarak yapılması gereken düzenlemeler ile ilgili proje ve yapım süreçleri il müdürlüğümüzle koordineli yürütülmektedir. Fiziksel çevre koşullarına ilgili idarelerce plan ve yapılaşma aşamasında engellilerin erişilebilirliğinin sağlanması gerekmektedir. Sadece 2016 yılı içerisinde şikâyete konu 382 adet yapı veya inşaatta mevzuat hükümleri kapsamında ilgili idarelerce imar denetimi yapılması talimatlandırılmıştır. Diğer taraftan yol, kaldırım gibi umuma açık mahallerde her türlü ulaşımı ve erişimi zorlaştıran unsurların giderilmesi için bütün valilik ve belediyeler de talimatlandırılmıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/665) esas numaralı soru önergesinin cevabı: KPSS 2016/1 yerleştirme sonucuna göre Bakanlığımız emrine yerleştirilenlerden 2/10/2017 tarihi itibarıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemleri sonuçlananlardan 56 kişinin atamaları yapılmış olup 1 kişinin güvenlik soruşturması işlemleri devam etmektedir. Başka kurumlarda çalışan 2 kişinin, kurumlarınca muvafakat verilmediğinden atamaları yapılamamıştır, 5 kişi, atanma hakkından feragat etmiştir, 3 kişi de müracaatta bulunmamıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/682) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Devlet Su İşleri 4. Bölge Müdürlüğü tarafından dâhilinde yapımı devam eden Niğde İl Merkezi Taşkın Koruma İkmal İnşaatı işi 5/8/2016 tarihinde ihale edilmiş olup sözleşme 18 milyon 860 bin TL bedelli olarak 9/1/2017 tarihinde imzalanmıştır. İş yeri teslimi ve işe başlanması 10/1/2017 olan mevzubahis işin bitim süresi de 26/12/2017’dir.

2/10/2017 tarihi itibarıyla Kızılca Tabakhane Deresi’nde 2.377 metre çift taraflı kârgir duvar inşaatları ile 2.105 metre çift taraflı beton duvar imalatları tamamlanmıştır. Blokaj ve taban betonu çalışmaları eş güdümlü olarak devam ettirilmekte olup korkuluk imalatları devam etmektedir. 6 adet prefabrik menfezin de yapımına başlanmıştır. Kaya Deresi inşaatının 430 metre çift taraflı kârgir duvar imalatları, taban betonu ve korkuluk imalatları tamamlanmış olup 2 adet prefabrik menfez yapımı tamamlanmıştır. Söz konusu iş, süresinde tamamlanacak olup fiziksel gerçekleşme yüzde 85’tir. Tesis tamamlandığında, Kızılca Deresi’nde Niğde-Bor kara yolundan tarihî Sarıköprü’ye kadar olan kısım, taşkın risklerinden korunmuş olacaktır.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/693) esas numaralı soru önergesinin cevabı: Ülkemiz, çok önemli çevre anlaşmalarına imza atarak çevrenin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında küresel sorunlara hiçbir zaman sessiz kalmayacağını göstermiştir. 2004 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne, 2009 yılında Kyoto Protokolü’ne taraf olmuştur. 2010 yılında Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi’ne, 2011 yılında Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı’nı ve İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı’nı yayımlamıştır. 21 Nisan 2016 tarihinde Paris Anlaşması’na imza atmıştır. Ülkemiz, küresel iklim değişikliğiyle mücadele için Paris Anlaşması kapsamında 2030 haritasını da belirlemiştir.

Ülkemiz, hızla gelişen bir ekonomi olarak, sera gazı emisyonlarını 2030 yılında yüzde 21’e kadar, artıştan azaltmayı hedeflemektedir. Ulusal katkımıza göre 2030 yılında 246 milyon ton, 2012-2030 arasında ise toplam 1 milyar 920 milyon ton sera gazı emisyonu önlenmiş olacaktır.

Adana Milletvekili Sayın Zülfikar İnönü Tümer’in (6/722) esas numaralı soru önergesinin cevabı: 81 ilimizin tamamında kentsel dönüşüm uygulamaları yapılmaktadır. 6306 sayılı Kanun kapsamında 52 ilimizde 216 adet riskli alan, yine, 6306 sayılı Kanun kapsamında 25 ilimizde 76 adet rezerv yapı alanı, 5393 sayılı Kanun kapsamında 28 ilimizde 116 adet kentsel dönüşüm, gelişim proje alanı, 5366 sayılı Kanun kapsamında 5 ilimizde de 9 adet yenileme alanı ilan edilmiştir. Toplamda arkadaşlar, değişik adlarla da olsa dönüşüm alanları sayısı Türkiye’de 417’dir yani.

Adana ilimizde 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamında Ceyhan ilçesi Türlübaş, Konakoğlu, Kaltakiye, Aydemiroğlu, Civantayak mahallelerinde 1 adet alan; Çukurova ilçesi Belediye Evleri Mahallesinde 1 adet alan; Seyhan ilçesi Fatih, 2000 Evler, İsmetpaşa mahallelerinde 3 adet alan; Yüreğir ilçesi Cumhuriyet, Koza ve Yeşilbağlar, Köprülü mahallelerinde 3 adet alan riskli alan olarak ilan edilmiştir. Riskli alanlarda dönüşüm çalışmalarını gerçekleştirmek üzere Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Ceyhan, Çukurova, Seyhan ve Yüreğir belediye başkanlıkları geçici olarak yetkilendirilmiştir. Dönüşüm kapsamındaki iş ve işlemler, geçici olarak yetkilendirilen belediye başkanlıkları tarafından yürütülmektedir. Ayrıca, Seyhan ilçesi Fatih mahallesinde 1 adet alan; Yüreğir ilçesi Karşıyaka, Koza, Yeşilbağlar mahallelerinde 2 adet alan rezerv yapı alanı olarak belirlenmiştir. Rezerv yapı alanlarında uygulama çalışmaları gerçekleştirmek için Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Yüreğir Belediye Başkanlığı geçici olarak yetkilendirilmiştir. Bu kapsamdaki iş ve işlemler, geçici olarak yetkilendirilen belediye başkanlığı tarafından yürütülmektedir.

Diğer taraftan, 5393 sayılı Belediye Kanunu uyarınca ilgili idarelerce Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Bakanlığımıza iletilen Kozan ilçesi Mahmutlu ve Yarımoğlu mahallesinde 1 adet; Seyhan ilçesi Barbaros, Bey, Döşeme, Mestanzade, Şehit Duran ve Yenibey mahallelerinde 3 adet alan, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilmiştir; söz konusu alanlarda ilgili belediye başkanlıkları da uygulamayı yürütmektedirler.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/749) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Aladağlar Millî Parkı sınırları içerisinde göknar ağaçlarında meydana gelen kurumalar için Kayseri Orman Bölge Müdürlüğüyle Orman ve Su İşleri Bakanlığı 7. Bölge Müdürlüğü arasında imzalanan protokol çerçevesinde ağaçların zayıflamasına sebep olan ökse otu toplattırılmış ve 30 adet feromon tuzağı asılarak ağaçların kurumasına sebep olan göknar kabuk böceğiyle mücadele edilmektedir. Bu mücadeleler iki yıldan beri uygulanmakta olup kurumalar tamamen bitene kadar da artırılarak devam edecektir.

Özel mülkiyete konu alanlarda bulunan karaağaçlar, mikroskobik boyuttaki bir mantarın yol açtığı “karaağaç hastalığı” denilen ölümcül bir hastalıktan çok etkilenmekte olup mücadele edilmesine rağmen hastalık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tam olarak önlenememiştir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/786) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Yönetmeliğe göre, yıkım çalışmasına başlanılmadan önce yıkım faaliyetini gerçekleştirecek kişi, kuruluş veya firmaların mücavir alan sınırları içerisinde ilgili belediyeye, dışında ise mahallin en büyük mülki amirine başvurarak yıkım izni almaları zorunludur.

Yıkımı yapılacak yapıların içlerindeki geri kazanılabilir malzemelerin öncelikle ayrıştırılması ve geri kazanılması esastır. Bu çerçevede kapı, pencere, dolap, taban ve duvar kaplamaları, döşemeleri ve yalıtım malzemeleri gibi inşaat malzemeleri ile tehlikeli atıklar yıkımı yapılacak yapılardan ayıklanır ve ayrı toplanması; yıkım işlemleri sırasında gürültü, toz ve görüntü kirliliğiyle ilgili olarak yönetmelikte ayrıca belirtilen tedbirlerin alınması zorunludur.

Çalışanların sağlığını ve güvenliğini korumak amacıyla, asbest içeren malzemelerin kullanıldığı binaların yıkımı, sökümü, tamiratı ve tadilatı sırasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan mevzuata uyulması da gerekmektedir.

Ayrıca, Bakanlığımız, 1993 yılından itibaren çevre ve insan sağlığının korunması amacıyla asbest kullanımıyla ilgili yasaklama ve kısıtlama çalışmalarını yürütmektedir. Bu çalışmalar, aşamalı olarak tüm asbest içeren ürünlerin üretimine ve bu ürünlerin piyasaya arzının yasaklanmasına ve kısıtlanmasına yönelik olarak yapılmıştır.

Son olarak, 2010 yılında asbest lifleri ve kasıtlı olarak eklenen bu lifleri içeren eşyaların imalatı, piyasaya arzı ve kullanımı da tamamen yasaklanmıştır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, asbestli borularla içme suyu gidiyor hâlâ. Çoğu yerde asbestli borular kaldırılmadı.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hâlâ, Denizli dâhil. Denizli, Acıpayam, Yazır dâhil.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İller Bankasına sordum, “var” dedi.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Yeni döşeniyor, geçen hafta gördüm daha.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Şöyle Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; ilçelerde, illerde ve beldelerde altyapı yapma işi, bir taraftan SUKAP projesi kapsamında belli nüfusun altındakilerin yüzde 50’si hazineden bağış, hibe olarak, diğer taraftan İller Bankasından kredilendirilerek yapılmaktadır. Ancak bütün belediye başkanı arkadaşlarımızın aynı duyarlılıkta olup, başka türlü işleri bırakarak önce eğer hakikaten asbestli su borusu varsa…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – …insan olarak, sorumluluk taşıyan bir adam olarak önce koşup buraya gelmesi lazım. Öyle bir adam varsa lütfen gelsin.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Size gönderelim mi Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Yani geriden yuvarlak bir şekilde söylemenin bir manası kimseye yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hükûmet de müdahale etsin.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Asbestli su borusu hâlâ bir belediye başkanının beldesinde var ve insanlara su veriyorsa o belediye başkanını Allah ıslah etsin.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Ya geçen hafta döşendiyse…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Geçen hafta döşendiyse size gönderelim mi Sayın Bakan?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Gönderin, hakikaten, kimse o arkadaş gelsin ben yardımcı olayım ona. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MELİKE BASMACI (Denizli) – Denizli Acıpayam Yazır kasabası…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Ona ben yardımcı olacağım, söz veriyorum herkesin huzurunda. Şu anda zaten İller Bankasında krediler bir tek su, kanal vesaireye veriliyor. O yüzden, arkadaşlarımızdan kimin varsa sıkıntısı gelsin, ben bekliyorum.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/793) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Bakanlığımız görev alanları dâhilinde değerlendirilen projelerden kamu yararı kararı gerekçesiyle ÇED raporu aranmayan veya gerekli görülmeyen proje bulunmamaktadır. Bununla birlikte, kamu yararı kararı alınan projelerde de ÇED Yönetmeliği kapsamında gerekli iş ve işlemler yerine getirilmektedir. Diğer taraftan, ÇED sürecinin uygulanmasına ilişkin yasal yükümlülükler ÇED Yönetmeliği kapsamında düzenlenmiş olup Bakanlığımıza veya çevre ve şehircilik il müdürlüğüne yapılacak başvuruyla tüm projeler için proje bazında herhangi bir ayrım gözetilmeksizin yönetmelikle belirlenmiş hükümlere uyulması yasal bir zorunluluktur. Dolayısıyla hiçbir ÇED raporunun mahkeme kararıyla yok sayılması ve projelerin bu şekilde faaliyete geçmesi de mümkün değildir.

Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/795) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Türkiye’de hava kalitesi, şu anda 249 sabit, 4 adet mobil hava kalitesi ölçüm aracıyla günde yirmi dört saat süreyle ve saatlik sonuçlarla izlenmektedir. Isınma kaynaklı başlıca hava kirleticileri olan partikül madde ve kükürtdioksit 81 ilde 223 noktada ölçülmektedir. Hava kalitesinin daha az belirsizlik ve daha çok parametrede ölçülebilmesi açısından hava kalitesi ölçüm istasyonu sayısının 330 olması hedeflenmektedir. AB direktifleri 2008 yılında ulusal mevzuata aktarılmıştır. 2008 yılından beri hava kalitesi sınır değerleri kademeli olarak azaltılmaktadır. Partikül madde ve kükürtdioksit parametreleri için AB sınır değerlerine 2019 yılında ulaşılacaktır. Ayrıca hava kalitesi ölçüm sonuçlarına göre topoğrafik durumu, meteorolojik koşullar, kirletici kaynaklarda meydana gelen değişimlere bağlı olarak saatlik, günlük ya da aylık olarak sürekli değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle “en kirli” ya da “en temiz iller” şeklinde sıralama yapmak söz konusu işin tekniği açısından doğru ve güvenilir bir yaklaşım olmadığından böyle bir sıralama Bakanlığımızca da yapılamamaktadır. Ancak Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği çerçevesinde yayımlanan 2013/37 sayılı Bakanlığımız genelgesi kapsamında illerimizden hava kalitesini iyileştirmeye yönelik eylemlerin yer alacağı temiz hava eylem planlarını hazırlayarak Bakanlığımıza göndermeleri talep edilmiştir. Bu kapsamda temiz hava eylem planları Bakanlığımıza ulaştırılmıştır. Eylem planları kapsamında illerde kirliliğin kaynağında azaltımına ve hava kalitesinin korunmasına yönelik eylemler belirlenmiş olup süreç Bakanlığımızca takip edilmekte ve periyodik olarak izlenmektedir. Çalışmalar taşra teşkilatımız koordinasyonunda hem yerel yönetimler hem de mahalli çevre kurulları aracılığıyla ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği hâlinde yürütülmektedir.

Evet, Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’in (6/821) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Burada sabırla bizi dinleyen milletvekillerine müjde olsun, son cevap arkadaşlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Keyifle dinliyoruz Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Okurum, bir daha baştan başlarım Mahmut Bey.

Kentlerde yapılan kat yükseklikleri imar planı kararıyla belirlenmektedir. Çevre düzeni planlarında yerleşmenin gelecekteki nüfus projeksiyonu öngörülmektedir. Çevre düzeni planlarına uygun olarak yapılan nazım imar planlarında ise nüfus yoğunlukları belirlenmektedir. Planlarda nüfus yoğunluğu, alanın ve bölgenin özelliğine, coğrafyasına, ekonomik ve sosyal gelişimine, dokusuna, risklere ve diğer özelliklerine göre oluşmaktadır. Bunun için bölge veya alan kapsamında araştırma, etüt ve veriler elde edilmektedir. Uygulama imar planlarında da belirlenen nüfus yoğunluğuna göre kat yükseklikleriyle ilgili kararlar alınmaktadır. Uygulama imar planlarında alanın özelliğine göre bazı yerler az katlı, bazı yerler de çok katlı öngörülmektedir. Uygulama imar planlarının bazılarında ise emsal verilerek, yüksekliği serbest bırakılmak koşuluyla, kat yüksekliği ruhsat aşamasında belirlenmektedir. Yapıların yüksekliklerine genel olarak herhangi bir kısıtlama getirmek yerine, yukarıda belirtildiği gibi imar planlarıyla yapı yüksekliklerinin belirlenmesi alanın özelliği açısından daha uygun olacaktır. Ancak Bakanlığımızca yayınlanan yönetmeliklerde yatay yapılaşmayı özendiren hükümler vardır. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “İmar planı değişiklikleri” başlıklı 26’ncı maddesinde, plan değişikliğiyle plana verilen kat adedinin veya bina yüksekliğinin artırılması hâlinde karşılıklı bina cepheleri arasında asgari mesafe koşulu getirilmesi öngörülmektedir. Bu hükümle, kat yüksekliğini artıran plan değişiklikleri sınırlandırılmıştır.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bir yerde 5 katlı, bir yerde 55 katlı binalar var Sayın Bakanım, özellikle İstanbul’da.

BAŞKAN – Sayın Yedekci, lütfen…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Niğde’de bile 16 kat.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Kişiye özel imar veriliyor. Nasıl oluyor bu işler? Hiç bunlara cevap vermiyorsunuz Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Şimdi vereceğim, sürem var.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hadi, bekliyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Niğde’de bile 16 kat oldu Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Bu hükümle, kat yüksekliğini artıran plan değişiklikleri sınırlandırılmıştır.

Ayrıca, aynı maddede genel olarak, kat adedi veya bina yüksekliğini artıran imar planı değişikliklerinin, yörenin yerleşim yerleri, dokusu ve kimliği dikkate alınmak suretiyle, şehrin veya alanın yakın çevresinin silüeti, yapıların güneşe göre cephesi ve yönlenmesi özelliklerini olumsuz yönde etkilememesi esas alınarak yapılması öngörülmüştür.

Değerli Başkanım, benim cevaplarım bunlar ama vaktim olduğu için sadece arkadaşlarımızın sorduğu bir soruya da burada cevap vererek huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum.

Şimdi, imar planlarının yapılması hususunda 1/100.000’liklerin yapılması Bakanlığımıza ait. 1/100.000’liklerden kasıt nedir? Belki de ilgisi olmayan arkadaşların sadece öğrenebilmesi açısından söylüyorum, planın ana karakterleri, nerenin konut olacağı, nerenin tarım alanı olduğu, nerenin ticaret alanı olabileceği, nerede ne kadar nüfus yoğunluğunun yer alabileceği gibi ana plan kriterleri bizim Bakanlığımız tarafından belirlenir. Bu planlar daha sonra ilgili şehirlerin meclisine gönderilir. 1/5.000’likleri büyük şehirlerde büyükşehirler yapar ama bizim 1/50.000’lik ve 100.000’liklere uygun olarak yaparlar. Yani bizim tarım alanı olarak belirlediğimiz bir yeri onların konuta açma imkânları yok veyahut da tersini yapma imkânları da yok. Ana planlamaya karakter olarak aykırı düşecek bir planlama yapamazlar. Ben kuralları söylüyorum sadece, bunların ara ara delindiğine de şahit oluyoruz da…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Biz uygulamaları soruyoruz Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Sizin şikâyetçi olduğunuz konulardan ben de şikâyetçiyim. Müsaade ederseniz, söyleyeyim ben.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Üsküdar Kirazlıtepe ne olacak Sayın Bakanım?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Onu da söyleyeyim, peki. Olur, olur efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Gaziosmanpaşa’yı da söylerseniz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Sonra 1/1.000’likler ilçelere gider. 1/1.000’likler ilçelere gittikten sonra ilçeler de, 1/1.000’likler yapılırken onlar da 1/5.000’liğe aykırı düşmemek üzere plan yaparlar. Arada git geller olur, itirazlar olur; nihayetinde, en sonunda 1/100.000’liklere herkes uymak zorunda kalır. Ancak -Bakanlık olarak- bir Bakan olarak ben en azından iki senedir herhangi bir şehre gidip de resen bir plan yapmıyorum, eline tapusunu alıp gelen insanların tapusunu eline tutuşturup geri gönderiyorum. Sadece riskli alan ilan ettiğimiz yerlerde, kentsel dönüşüm alanlarında yetki bizde olduğu için, çevrenin imarını aşmayacak şekilde, oradaki riskli yapıları da dönüştürebilecek şekilde bir planlamaya gidiyoruz. Çoğu zaman da ilgili belediye başkanı arkadaşlarımızdan emsalleri de sorarak yapıyoruz.

Burada yetki kimde? Büyükşehir meclisinde, ilde, ona bağlı olan ilçelerde. Orada meclis üyeleri, kendi şehirleriyle ilgili, eğer yüksek katlı yapmak istiyorlarsa ona kendileri karar veriyorlar ama konut alanları içerisinde karar veriyorlar.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – 6306 sayılı Kanun’la belediyeleri baypas ettiniz ya Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Bunu tek tek incelemek lazım. Yani, bir yerde eğer hakikaten 5 katlılar var da birisi 15 katlı dikilmişse…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Öyle dikildi Niğde’ye.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – …oradaki vatandaşın kendi belediyesine dönüp “Ne iş arkadaş?” diye sorması lazım, çok açık olarak ifade ediyorum ben bunu.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Bakanım, 6306 sayılı Kanun’la belediyeleri baypas ettiniz.

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) - Bakanlık olarak siz veriyorsunuz kat yüksekliklerini.

BAŞKAN – Sayın Yedekci, lütfen… Usule uygun… Bakın, ikaz ediyorum sizi ama dinlemiyorsunuz ve usule aykırı bir tavır içindesiniz. Lütfen…

Buyurun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Bu konularda fikir teatisinde bulunmak üzere değerli arkadaşlarımızı ben her zaman Bakanlığa bekliyorum. Bir tane bizim Bakanlıktan usule aykırı olarak gönderilen, hiçbir şekilde kanuni olmayan, rant sağlayan bir yükselti verildiğini kimse gösteremez; çok net söylüyorum bunu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kirazlıtepe’yi de bir anlatabilir misiniz Sayın Bakan, Üsküdar Kirazlıtepe…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Kirazlıtepe, İstanbul’da Fikirtepe, Armutlu, bunun dışında birçok alanda kentsel dönüşüm projeleri takip ediliyor. Aslında, doğrusu, o ilin büyükşehir belediyesi ve ilgili ilçe belediyesinin oturarak oradaki vatandaşlarla…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bizimki istifa etmiyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Gülay Hanım, ne olur ya, durun ya, sohbet ediyoruz ya. Vallahi bir şey anlamıyorum söylediğinizden, kusura bakmayın da. Cevap vereceğim ama anlamıyorum ki cevap vereyim.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Şöyle diyorum, niye anlamıyorsunuz Sayın Bakanım…

BAŞKAN – Sayın Bakan…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – İnsanların mülkiyet hakları gasbediliyor diyorum, niye anlamıyorsunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Ya, şu Fikirtepe’yi, Kirazlıtepe’yi soruyor Mahmut Bey, onu anlatıyorum. Siz niye karıştırıyorsunuz ya?

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir konuya açıklık getirmek istiyorum: Şu aşamada eğer sorulara vereceğiniz cevaplar bittiyse size sadece yazılı soru veren sayın milletvekillerimiz soru sorabilir.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Sadece iki cümle söyleyip ayrılıyorum efendim, bitti benimki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kirazlıtepe önemliydi Başkanım, özür diliyorum.

BAŞKAN – Sadece onlar soru sorabilir.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Evet, İstanbul’un birçok yerinde yapılan dönüşümlerde ve Türkiye’deki dönüşümlerde benim temel prensibim şu: Dönüşüm esas. Deprem ülkesiyiz, hazırlık yapmalıyız. Bunun için de ben sanki başımı koydum, her alanda uğraşıyorum, savaşını da veriyorum. Gidip Bakanlık olarak bire bir proje ortağı olarak, çözüm ortağı olarak girdiğim yerler oluyor. Bunları niye yaptığımı hepiniz biliyorsunuz zaten.

Birkaç temel prensibim var; bir: Yerinde dönüşüm esas. Vatandaşın evini yıkıyorsak eğer oradan vermek esas; iki sokak bu taraftan, iki sokak öbür taraftan, fark etmez.

İkincisi: Orada bir vatandaşın eğer evi varsa her birini ev sahibi yapabilmek için çırpınıyorum. Ufak tefek borçlandırmalar olabilir, ufak tefek, yerine göre, arsasına göre, üstündeki binaya göre değerlendirmelerde borçlandıracağımız alan bulunabilir ama benim şahsi olarak ve temsil ettiğim Bakanlığın da şu andaki temel prensibi, ikinci prensibi de, evi yıkılan herkesi ev sahibi yapmak prensibi.

Kirazlıtepe’yi de yakından takip ediyorum. Daha önceden gelişmiş bir ortam var. Oradaki insanların bir kısmının arsası olmadan 3 katlı, 4 katlı ev yaptıklarına şahidiz. Hiç arsa yok kendinde. Bakın, arsa hazinenin, mülkiyet hazinenin, 4 katlı ev yapmış, 4 kardeş oturuyor. Veyahut da zeminde 30 metre yeri var ama 100 metreden 3 kat ev yapmışlar, oturuyorlar. Veyahut da bir vatandaş gelmiş, 500 metre arsası var, üzerine bir tane ev yapmış, oturuyor. Şimdi, bu adamlara hangi kriterlere göre ev vereceksiniz? Birisi işgalci, 4 katlı; birisi 30 metrenin yerine 100 metre yapmış, işgalci, 4 kat evi var; birisi, 500 metre arsası var, üzerinde bir tane evi var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sorun ne biliyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Bunların bütün kriterlerinin tek tek belirlenip doğru ve adaletli şekilde şahıslara evlerini verebilme hususunda büyük bir gayret var. Oradaki en çok niza çıkaran grup… Vatandaşı suçlamak için söylemiyorum, onlarla ben oturdum, görüştüm, yine gidip görüşeceğim, biraz önceki söylediğim prensipleri de uygulamaya çalışacağım, yani kimin evi yıkılıyorsa oradan ev sahibi etmeye çalışacağım, ayrı bir şey. Ancak vatandaş diyor ki: “Ben hazineye de yapsam, burada 4 katım var benim. İşgalciyim ama evimi vereceksin.” En çok niza da oradan çıkıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onu demiyor. Sayın Bakanım, diyor ki: “Fikirtepe’de sen metrekaresine 11 bin TL veriyorsan, benim Kirazlıtepe Boğaz manzarası, deniz görüyor, bundan daha fazla vermen lazım. Fikirtepe deniz görmüyor.” Çünkü Kirazlıtepe’de 3.500 TL veriyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Mahmut Bey, şöyle, oradaki gelişmeleri yakından takip ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, birlikte toplantıya gidebiliriz, bakın, ona da varım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Herkesi ev sahibi yapmaya gayret ediyorum. Gelin, özel sohbette görüşelim. Meclisin huzurunu fazla işgal etmeyelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederiz Sayın Bakan, sağ olun.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.11

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sözlü soru önergelerinin cevaplandırılmasına ayrılan bir saatlik süreden yedi dakika kalmıştı.

Şimdi kalan sürede kısa açıklama talebinde bulunan sözlü soru önergesi sahiplerine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanın verdiği yanıtlardan dolayı teşekkür ederim ama sorularımızın tamamına içerik olarak istediğimiz yanıtları verdiğini söyleyemem. Ülkemizde küresel ısınma etkisi mevsimlik değişimlerle dengesizliklere yol açmaktadır; dolu, don, sel olarak ciddi zarar vermektedir. Su kaynakları doğru kullanılmamaktadır, doğa yeterince korunmamaktadır, çevre kirliliği gerektiği gibi önlenmemektedir. Küresel ısınmaya karşı katı önlemlerin alınması gereklidir. ÇED raporları dikkate alınmamaktadır. Niğde ilinde Akkaya Barajı çok ciddi bir çevre felaketidir. On yıldır yalnız konuşulmakta ve ne yazık ki çözüm üretilmediğinden koku Niğde ve Bor’u sarmıştır, suyun içinde canlı yaşamaz durumdadır, kent de risk altındadır. Niğde Belediyesinin yapacağı arıtma, sorunu çözemeyecektir.

Ayrıca, şans oyunları, nişasta bazlı tatlandırıcılarla ilgili Bakanın yanıtlarını da yetersiz buluyorum. Ülkemizde şans oyunları artık insanların yuvasını yıkacak biçimde yokluk ve yoksullukla yöneldikleri bir alan olmuştur. Bunun daraltılması ve önlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Bakan, açıklamalarınıza çok teşekkür ediyorum.

Bilmiyorum, Bakanlığınız döneminde hiç Trabzon’a gittiniz mi ama lütfeder Trabzon’a gelirseniz -gerçekten gelmenizi de çok isterim; eğer kabul ederseniz ben de sizin yanınızda refakat ederim, rehberlik de yaparım- bu, size verilen bilgilerin ne derece gerçek dışı olduğunu bizzat gözünüzle görürsünüz. Hatta Sayın Bakan, bence lütfedin bir Trabzon’a gelin, hiçbir söylemeyeyim, bir Uzungöl’ü görün, bir Çamburnu’nu görün, bir Yomra ilçesini görün, bir Trabzon merkezi görün.

Bir de 18’inci madde uygulamasının bir kamulaştırma bedeli ödememek için nasıl kötü niyetli kullanıldığını bizzat yerinde görmenizi tavsiye ederim. Sayın Bakan, sizi Trabzon’a bekliyoruz, bu söylediklerinizi, bu anlattıklarınızı yerinde görmenizi tavsiye ediyoruz.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) - Sayın Bakan, kentsel dönüşüm projelerinde plan yapma ve uygulama yetkisi Bakanlığınızda tabii. Bunları geçici olarak belediyelere verdiğinizi ifade ettiniz. Örneğin Adana Köprülü Mahallesi’nde Bakanlığa sunulan proje iki yıl sonra onaylanabildi. Kentsel dönüşüm projelerinin bir an evvel hayata geçmesi adına bu yetkileri büyükşehir belediyelerine vermeniz gerektiğini düşünüyorum.

Kimisi Bakanlığınızca kimisi TOKİ ve ilçe belediyeleri eliyle hayata geçirilmeye çalışılan Adana Yüreğir Sinanpaşa, 2016 yılından bu yana metruk binalarla dolmaktadır. Onun yanı sıra Göl Mahallesi, Gürselpaşa, İsmetpaşa, Kışlak, Başak, Karacaoğlan, Yavuzlar, Akıncılar, Serinevler Mahallesi kentsel dönüşüm alanları da gelişim adına bir süreç beklemektedir ama maalesef bir ilerleme kaydedilmemektedir. Bu konuda ilginizi bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Budak...

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Bakan, verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ederim.

Antalya’nın hava kirliliğiyle ilgili yaptığınız açıklamalara da teşekkür ediyorum ama çözüm o açıklamalarınızın içinde maalesef yok. 4 hava ölçüm istasyonu daha kurulacağı söyleniyor. Antalya’nın iklimini biliyorsunuz. Bütün günün ortalamasını alan sonuçlar gerçek hava kirliliğini göstermiyor. Antalya’daki iklim, ancak akşamdan itibaren yakılan kalitesiz katı yakacaklardan dolayı nefes alınamaz durumda, astım hastalıkları çok arttı. Sadece hava kirliliğinden dolayı önemli sağlık problemlerinin olduğu Antalyalılar tarafından bilinmekte. O yüzden Antalya’ya yapılabilecek en önemli destek, Antalya’da bir an önce doğal gaz hatlarının tamamlanması. Antalya’nın sınırlarına kadar gelen doğal gaz, mahallerine maalesef inemedi. Antalya’nın özellikle kenar mahallelerinde doğal gaz yatırımını yapabilecek bir güce sahip olmayan, ekonomik anlamda güce sahip olmayanlar var; birincisi bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Efendim, çok kısa kaldı.

BAŞKAN – Buyurun.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – İkincisi de Antalya’ya yapılacak kömür yardımlarının da 5.500 kalorinin altında değil, minimum 7.500 kalorinin üstünde olması gerekiyor. Sizin bir talimat vermeniz yeterli. Bu denetimler sıklaştırılırsa nispeten bu konuyla ilgili sıkıntıyı ortadan kaldırırız.

Yine bir konu var Antalya’da: Özellikle taş ocaklarıyla ilgili bütün Türkiye’den çok ciddi sorunların size de iletildiğini biliyorum. Antalya’da Kayabaş köyünde, Korkuteli sınırlarında, Fethiye yoluna sıfır, kara yoluna sıfır bir taş ocağı var ve bu taş ocağında patlamalı çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmayla yoldan geçen araçlara ve yakınında bulunan köye taş yağmuru oluyor. Patlama esnasında köylüler boşaltılıyor, köyler boşaltılıyor, patlama yapılıyor. Yolun sınırındaki olan yerde tarım, özellikle de sera tarımı söz konusu ve buradaki insanlar son derece mağdur ve çözüm üretilemedi maalesef.

Çok vahşi bir şekilde yapılan taş ocağı konusunu da bizzat size buradan iletmek istedim. Bu konularla ilgili sizin de görüşlerinizi almak isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

Kürsüden de cevaplayabilirsiniz, yerinizden de, tercih sizin.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ben de söz istemiştim Sayın Başkan ama.

BAŞKAN – Siz sözlü soru önergesi vermediğiniz için…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Verdim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Kayseri) – Yoktu, Gülay Hanım’ın sorusu yoktu.

BAŞKAN - Bu birleşimde cevaplandırılacak soru listesinde sizin sorunuz yok Sayın Yedekci.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Birkaç tane soru verirseniz Gülay Hanım, kesin konuşursunuz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Çok verdim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Bende yoktu.

Efendim, Niğde Atık Su Arıtma Tesisini dedi herhâlde milletvekilimiz, orada arkadaşlarla sohbet ederken…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Akkaya Barajı.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Akkaya Barajı, tamam.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çevre felaketi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Buradaki bilgilerin bir kısmıyla ilgili benim malumatım olan konular var, bir kısmıyla da bana verilen bilgileri burada aktardım ben. Arkadaşlarımız bunlardan tatmin olmamış olabilirler. Eğer mümkünse, kürsüden randevulaşmak ayıp ama cuma günü burada olan arkadaşlarımızı belli bir saatte bekliyorum. İlgili uzmanları çağıracağım, sizleri dinleyeceğiz orada, beraberce konuşacağız, şehirlerimizdeki sıkıntıların ne olduğunu tespit edip yüz yüze konuşacağız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Saat kaçta Sayın Bakanım?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – On bir iyi mi arkadaşlar? Bu konuda sıkıntısı olan arkadaşları cuma günü on birde bekliyorum. Beraberce, hangi konu olursa olsun, ilgili uzmanları çağıracağım oraya.

Trabzon’la ilgili de Değerli Vekilim, hakikaten gelirseniz memnun olurum. Uzungöl’den ben de şikâyetçiyim, onları beraber konuşalım.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Yaylalar…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Ayder Yaylası’nda mesela bir çalışma başlattık.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bütün yaylalar.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Şöyle söylemek istiyorum: Ayder’de başlayan bu çalışmada, oradaki konutlar nerede olacak, otoparklar nerede olacak, yolların yeni konumu, kaçak yapıların hâlihazırdaki durumu, bütün bunların yıkılıp yeniden yapılabilmesiyle ilgili orada yeni bir koruma amaçlı imar planı çıkarıyoruz, çıkmak üzere. Çıktığı zaman da bire bir uygulayacağımız bu projeler bütün yaylalarda üç aşağı beş yukarı aynı eksen üzerinde devam edecek. Bu aynısı…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Yıkım başlamış.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) – Tabii, başka çaremiz yok, başka türlü temizleyemeyiz zaten.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama izin vermeseydiniz keşke efendim, hem yapılıyor…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MEHMET ÖZHASEKİ (Devamla) –Bana mı soruyorsunuz? Otuz yıldır, kırk yıldır yapılıyor, orada geleneksel yapılar var. Yani, şu andaki bina stokundaki çirkinlik için, son üç beş yıllık birine, belediye başkanına falan hamle etmek doğru değil; bu, bizim kültürümüz, orada yaşayan insanların kültürü. Kimseyi de suçlamak adına söylemiyorum ama bu bizim sorunumuz, hep beraber çözüm bulmak doğru diye düşünüyorum.

Kentsel dönüşüm projelerinde, doğru, yetki bizim Bakanlığımızda, planlama yetkisi bizde. Büyükşehir belediyeleri bu konuda istediklerinde kendilerine yetkiyi veriyoruz ama geçici olarak veriyoruz. Şundan dolayı: Bize getirecekleri evraklarda eğer eksiklik olursa tamamlaması için yeniden kendilerinden istiyoruz. Bizdeki inceleme süresi taş çatlasa bir ay sürüyor, öyle iki sene falan sürmez ama herhangi bir şekilde orada zemindeki sıkıntıyı veya üstteki yapılarla ilgili sıkıntıyı, orada deprem riski olan yapıları tespit etmeyip bize gelip bir dilekçeyle “Burada kentsel dönüşüm yapacağım, hadi izin verin.” diyorsa öyle bir şey yok, on sene de olsa bekler o ama evrakları tamamlaması için mecburen süreler veriyoruz, geldikten sonra da işin planlaması geliyor. Mesela, İstanbul’da gelen kentsel dönüşümlerle ilgili 1 milimetre yoğunluk vermemek adına çırpınıyorum âdeta, vermiyorum da. Ancak, bazen öyle şeyler var ki vatandaşın ev sahibi olabilmesi için ufak tefek artışlar yapıyoruz, kurtarabilmesi için, adamın orada ev sahibi olabilmesi için; çok ufak tefek. Şimdi, Adana gibi, Kayseri gibi -kendi şehrimi de söyleyeyim- yerlerde bazen belediye başkanı arkadaşlarımız bizden yetkiyi istiyorlar, geçici değil de devamlı verirsek hiç ummadığınız şekilde gökdelenler dikiyorlar. Bazı belediye başkanı arkadaşlar, “Ya, burada kentsel dönüşüm yapacağım, şehrimi geleceğe hazırlayacağım, hem mimari açıdan çok güzel bir şey olacak hem de aynı zamanda depremsellik açısından şehrim burada çok daha rahat bir ortama kavuşacak.” diye düşünmesi gerekirken “Buradaki dönüşümden ben kaç para kazanırım? Üstten ne kadar daha alırım? Belediyeme ne gelir?” Kendisine demiyorum. Bu çirkinlikler başlayınca imar rezaletleri ortaya çıkıyor. O zaman diyoruz ki: “Kardeşim, dosyanı hazırla getir, bak geçici olarak sana yetkiyi verdik, sen buradaki imar planlarını yap, getir bir göreyim.” Emin olun, tek tek -nihayetinde yirmi bir yıl belediye başkanlığı yapmış arkadaşınızım- başına geçiyorum, belediye başkanını da çağırıyorum “Şu doğru olmuş mu ya?” diyorum. Hangi partili olursa olsun, hiç önemli değil “Şu olmaz kardeşim, vallahi olmaz.” diyorum, iyilikle gönderiyorum, yeniden yapmasını istiyorum. Gece gündüz bununla uğraşıyoruz, geçici yetki vermemizin tek sebebi bu, başka bir sebebi de yok arkadaşlar.

Antalya’daki hava kirliliğiyle ilgili hakikaten sizin tespitiniz doğru Sayın Vekilim. Buraya eğer doğal gaz gelmezse -aynı şekilde başka Anadolu şehirlerinde bunu çok yaşadık- o kirlilikten kurtulmak çok kolay değil. Hava kirliliğini önleyebilmenin birinci yolu yakıtlar, ikincisi toplu ulaşım araçlarının -bizim bildiğimiz gibi- raylı sistemlere, elektrikli araçlara dönmesi, yapılacak kontroller, sonra evlerde yakılan yakıtlar, sırayla geliyor bu iş. Bunların yetkisini biz Antalya Büyükşehir Belediyesine devrettik, daha önceden devredilmiş bir yetkiden bahsediyorum. Orada kontroller yapılıyor ama daha da sıklaştırılmasında fayda var diye düşünüyorum.

Bunun dışındaki özellerle ilgili cuma günü saat 11.00’de Bakanlığımıza arkadaşları bekliyorum. Bire bir bu konuları konuşalım, yerinde tespit yapalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

Soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

Sayın Gök, söz talebiniz var.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Meclisin en önemli denetim mekanizmalarından olan sözlü soruların Anayasa değişikliğiyle 2019’dan sonra artık uygulanmayacak olmasına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, görüldü ki sözlü soruların cevaplandırılması ve bunun Meclis açısından bir denetim olarak kullanılması ne kadar yararlı oluyor. Milletvekilleri yöreleriyle ilgili sorunları bakana iletiyorlar, bakanla da karşılıklı görüşerek bir anlamda sorunların gündeme gelmesini temin ediyorlar. Meclisin en önemli denetim mekanizmalarından olan sözlü sorular, bildiğiniz gibi, Anayasa değişikliğiyle artık 2019’dan sonra uygulanmayacak. Doğal olarak bunu kayda geçirmek açısından ifade ettim. Mecliste en önemli denetim mekanizmalarından bir tanesinin ne kadar yararlı olduğunu bugün bir kez daha tespit etmiş olduk. Bunu da bu Anayasa değişikliğini gerçekleştirenlere ithaf ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yazılı önergeler var, başka denetim yolları var, onlar denenebilir Sayın Gök.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yazılıya yanıt çok gelmiyor.

BAŞKAN – Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1’inci sırasında yer alan, Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla -Anayasa'nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca- Kurulan (10/2, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 399 sıra sayılı Rapor’u üzerinde genel görüşmelere başlıyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/2, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18) (S. Sayısı: 399) (x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

İç Tüzük’ümüze göre Meclis Araştırması Komisyonunun Raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı önerge sahiplerine aittir. Daha sonra, İç Tüzük’ümüzün 72’nci maddesine göre siyasi parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca istemleri hâlinde komisyon ve Hükûmete de söz verilecek. Bu suretle Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.

Konuşma süreleri komisyon, Hükûmet ve siyasi parti grupları için yirmişer dakika, önerge sahipleri ve şahıslar için onar dakikadır.

Komisyon raporu 399 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi adına Kocaeli Milletvekili Sayın Fatma Kaplan Hürriyet, Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacaklar. Hükûmet adına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Betül Sayan Kaya konuşacaklar. Siyasi parti grupları adına ise Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Düzce Milletvekili Sayın Ayşe Keşir konuşacaklardır. Şahsı adına ise Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu ile Burdur Milletvekili Sayın Bayram Özçelik konuşacaklardır.

Şimdi, ilk olarak, önerge sahipleri adına Kocaeli Milletvekili Sayın Fatma Kaplan Hürriyet’i kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu hakkında görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Komisyonun çalışma usulleriyle ilgili Genel Kurula bilgi aktarmak istiyorum. Komisyon çalışmaları devam ettiği müddetçe yurt içi ve yurt dışında, yurt içindeki değişik illerde yapılan birçok toplantıyı büyük bir özenle ve özveriyle takip ettik. Araştırma konusuyla ilgili birçok konuda görüşlerimizi ve çözüm önerilerimizi sunmaya gayret gösterdik. Ancak, bu toplantılarda verdiğimiz katkılar, öneriler, ne yazık ki Komisyon raporuna gerektiği kadar yansıtılmadı.

Komisyon çalışmaları kapsamında alınan birçok karar, AKP’nin çoğunluk sayısına dayalı olarak, muhalefet partisi üyelerinin görüşü alınmadan hayata geçirildi. Özellikle çalışma planlamaları, dinlenecek uzman kişilerin seçimi, ziyaret edilecek şehirler ve bu şehirlerdeki dinlenecek uzmanların kimler olacağı konusunda Komisyon toplantılarında tartışılmadan kararlar alındı.

Farklı şehirlerdeki ziyaretlerde çok sayıda uzman ve alanında sosyal çalışmacılar ile yerel uygulayıcılardan çok kapsamlı bilgiler alındı. “Bu bilgilerin harmanlanması ve raporda nasıl yer verileceği konusunda tüm Komisyon üyeleriyle birlikte kafa yoralım ve raporu hepimizin hemfikir olacağı şekliyle oluşturalım.” dediğimiz hâlde, maalesef, bu taleplerimiz dikkate alınmadı.

Kısacası, uzlaşma ve iş birliği konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmediğini üzülerek söylemek zorundayız. Örneğin, bizim talebimiz doğrultusunda görüşleri alınmak üzere davet edilen hukukçu ve kadın hakları aktivisti Hülya Gülbahar, Hükûmeti eleştirdiği gerekçesiyle şiddet yüklü bir dile maruz bırakıldı, hatta toplantıdan kovuldu.

Yine, Komisyonun nisan ayı içinde İstanbul’da gerçekleştirilen toplantısında, yine Hükûmeti eleştirdiği için, toplantıya davet edilen çocuk hakları savunucusu bir sivil toplum kuruluşu temsilcisine bazı Komisyon üyeleri tarafından kullanılan dil ve saldırgan üslup Komisyon çalışmalarına da gölge düşürmüştür.

Sonuç olarak, görüşlerin özgürce ifade edilemediği ve buna olanak sağlanmadığı Komisyon toplantılarının sağlıklı sonuçlar üretebildiğini söyleyebilmek, ne yazık ki olanaksızdır değerli arkadaşlar.

Raporu detaylı incelediğimizde görülecektir ki raporun ilk 260 sayfasının yaklaşık 200 sayfası genel olarak Hükûmet programını ve AKP’nin yerel uygulama ve projelerini anlatmaya, tanıtmaya dönük hâle gelmiştir. “Biz Hükûmet olarak ne kadar çok çalışıyoruz, kadın ve çocuklara yönelik çok sayıda projemiz var.” demek adına bu raporda bu kadar geniş yer ayrılmıştır Hükûmet programına.

Peki bu kadar çok önleyici, koruyucu ve yaptırıma dayalı Hükûmet programı ve projeleri vardı da neden boşanmalar artıyor? Neden öldürülen ya da şiddet gören kadın sayısı artıyor? Neden istismara uğrayan çocuk sayısı artıyor? Demek ki yanlış giden bir şeyler var, demek ki bunların dışında daha etkin önlemlerin alınması şarttır diye düşünüyoruz. Raporda olumlu şekilde ifade edilen önemli hususlar da var ancak bunların büyük bir kısmı ne yazık ki hep eksik bırakılmış.

Sizlere Komisyonda yer alan bazı istatistikleri sunmak istiyorum. Türkiye'de en düşük kaba evlenme hızı binde 9,84 gösterilirken kaba boşanma hızı binde 2,77. Avrupa Birliği oranlarına baktığımızda, Türkiye’nin en çok evlenen ülkeler arasında, boşanma oranları itibarıyla da yine boşanma sayılarının en az olduğu ülkeler arasında olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Komisyonda sunum yapan araştırma şirketlerinin verdiği bilgiler ışığında da boşanma oranlarının gelecekte de düşük olacağı anlaşılmaktadır. Yani bizim bu Komisyonda asıl olarak konuşmamız gereken konu boşanma değildir değerli arkadaşlar, çünkü Türkiye'nin boşanmayla ilgili aslında çok da sorunu yoktur. Türkiye'de asıl mesele boşanamama sorunudur. Evlenme kadar boşanma da normal bir süreçtir, boşanma bir tabu değildir; aile bireylerinin mutsuz ve huzursuz olduğu hâlde evliliklerini her koşulda sürdürmelerini beklemek sağlıklı aile açısından doğru bir yaklaşım asla değildir. Asıl tartışmamız gereken ve çözüm bulmamız gereken konular kadını ve erkeği boşanmaya iten nedenlerdir, boşanma süreçlerinin bizim ülkemizde ne kadar sancılı olduğudur. Bu sancılı süreçte zarar gören kadın ve çocukların nasıl korunacağıdır konuşmamız gereken konular.

Türkiye'nin taraf olduğu Kadının Statüsü Komisyonu 60’ıncı Oturum Sonuç Bildirgesi’nde “Ailenin güçlü olması toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıyla mümkün olur. Eşitliğin sağlandığı aile kurumunda bireyler güçlü kişiliklere sahip olur.” denilmektedir. Ancak şu anda konuştuğumuz bu raporun geneline baktığımızda toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarına yeterince vurgu yapılmadığını görüyoruz. Bu, rapordaki en temel eksikliktir değerli arkadaşlar. Toplum içerisinde kadının güçlendirilmesiyle desteklenmemiş aile politikalarının uygulamaya konulması yaşanan sorunları da elbette ortadan kaldırmayacaktır. Taraf olduğumuz sözleşmeler kadınların kalıplaşmış rollerin içine sıkıştırılmaması, bu kalıpların değiştirilmesi için üye ülkelere görevler yüklerken, bu raporda bu konulara yer verilmemiş olması yine büyük bir eksiklik olarak karşımıza çıkıyor.

Komisyon raporunda, ailenin güçlendirilmesine eğitim müfredatında yer verilerek tüm okul hayatının içine yerleştirilecek şekilde planlanması gerekliliği belirtiliyor. Bu, olumlu bir yaklaşım ancak bu komisyon raporunun üzerinden on yedi ay geçtikten sonra bakıyoruz ki yeni bir müfredat hazırlanıyor ve bırakın kadının güçlendirilmesini, ikinci hatta üçüncü plana atıldığını görüyoruz bu yeni eğitim müfredatında. Yine hatırlayın, bu raporun açıklanmasının ardından, altı ay sonra, o dönemin Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ Meclisin gece saatlerine kadar süren bir çalışma gününde “cinsel istismar suçunda mağdur ile failin evlenmesi hâlinde fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesine imkân veren düzenleme” diye bir önerge koydu önümüze. Gerekçe olarak da “Bu komisyon çalışmaları kapsamında, küçük yaşta yapılan evlilikler sonucu oluşan mağduriyetler var, bu mağduriyetleri gidermeliyiz.” dediler ama önergeyi incelediğimizde ne yazık ki bu gerekçeyle hiçbir alakası yoktu. Küçük kız çocuklarının tecavüzcüsüyle zorla evlendirilmesinin önünü açacak facia bir önergeydi. Neyse ki muhalefetin oluşturduğu dik duruş ve peşinden gelen toplumsal muhalefetle birlikte bu önergede geri adım atıldı.

Raporun bütününe baktığımızda, değişik kurumlarca hayata geçirilen ya da uygulanması planlanan eğitim programlarından bahsedilmiştir ama bu eğitim programlarının, ne hikmetse, hep tek taraflı, sadece kadının eğitilmesine dönük programlar olduğunu görüyoruz. Hatta, Şanlıurfa’ya benim de katıldığım bir ziyaret esnasında orada, Şanlıurfa’da bize sunum yapan uzman arkadaş şöyle bir cümle kurmuştu: “Kadınlara yasal hakları konusunda verdiğimiz eğitimler neticesinde kadını bilinçlendiriyoruz ama bir süre sonra eşiyle arasında ufak bir sorun çıktığında ‘Bak, seni boşarım; bak, tazminat haklarım da var, ben haklarımı öğrendim.’ gibi erkeğin tehdit olarak algıladığı diyaloglar yaşanıyor ve bundan dolayı da zaman zaman şikâyetler geliyor.” Yani bu bize gösteriyor ki eğitimler tek taraflı olmamalıdır, tüm bireylerin eğitilmesi önemlidir. Özellikle tarladaki, kahvedeki, camideki, fabrikadaki erkeğin eğitimi, bilinç düzeyinin yükseltilmesi bu açıdan daha da önem kazanmaktadır. Durum böyle olmasına rağmen ne yazık ki raporda bu tür sosyal olgulardan hiç bahsedilmemiş, hatta raporun bir yerinde “Kadınların haklarını öğrenmeleri boşanmaları artırıyor.” diye de bir cümle kullanılmış ama detaylandırılmadığı için ne kastedildiği anlaşılmamış ve yanlış yorumlara da sebep olacak bir cümledir. Bu örneklerde de gördüğümüz gibi, bu raporun ruhu, sorunların tespiti ve getirilen öneriler bütünsel bakış açısını ortaya koymaktan uzaktır. Bu rapor içerisinde belirtilen eğitim müfredatının kadını ötekileştiren bir hâle dönüştürmesi, kız çocuklarını tecavüzcüsüyle evlendirmenin kıyısına getirmesi açısından oldukça sakıncalı bir hâl almıştır değerli arkadaşlar.

Ayrıca, raporun “Boşanma Süreci Danışmanlığı Hizmetine İlişkin Öneriler” başlıklı bölümde, ASP ile Adalet Bakanlığı arasında yapılacak protokolle, boşanma davası açmak isteyen çiftlere boşanma öncesi danışmanlık hizmeti zorunlu hâle getirilmesi şeklinde bazı öneriler sunulmaktadır. Bunun da altyapısı detaylandırılmadığı sürece oldukça sakıncalı sonuçlara sebep olacağını düşünüyoruz. Aile danışmanlığı hizmetlerinin taraf olduğumuz sözleşmeler, CEDAW ve İstanbul sözleşmeleri ilkeleri doğrultusunda mutlaka hükümler ihtiva etmelidir diye düşünüyoruz.

Bir de, ara buluculuk sisteminden bahsedilmektedir. Hollanda ve Almanya’ya yaptığımız ziyaretlerde boşanma sürecinde ara buluculuk sisteminden bize bahsetmişlerdi ama bu raporda geçen ara buluculuk ile yurt dışında bize verilen ara buluculuk birbirinden tamamen farklı uygulamalardır. Bu konular da mutlaka dikkat edilmesi gereken şeylerdir diye düşünüyorum değerli arkadaşlar.

Uzun sözün kısası, her cümlesi farklı bir alana saptırılan, cinsiyet ayrımını körükleyen, çocuk yaşta evlilikler konusunda herhangi bir önlemin alınmasına iştirak etmeyen, kadına yönelik şiddetin yok edilmesine yönelik bir yaptırımı bulunmayan bu rapora asıl düşülecek şerh, bu raporun toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak şekilde yeniden ele alınması, aksi takdirde kabul edilmemesine yönelik olacaktır. Aile Bakanlığının 2016 yılındaki hiçbir hedefini gerçekleştiremediğini kendi raporuyla açıklamasını da hatırlatarak bu komisyon raporunun yeniden gözden geçirilmesini istemek de en doğal hakkımızdır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

Önerge sahipleri adına şimdi de Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacaklar.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge hakkındaki konuşmamı iktidardaki partinin kadın hak ihlallerine yönelik karnesiyle ilgili yapmak istiyorum, zaten grubumuz adına Şırnak Milletvekilimiz Aycan İrmez bizim şerhimiz doğrultusunda rapora ilişkin düşüncelerimizi ifade edecektir.

Değerli milletvekilleri, bilmem farkında mısınız ama bugün bir kadın milletvekilimizin, Siirt Milletvekilimiz Sayın Besime Konca’nın vekilliği düşürüldü. Oradan başlayalım. Bu, vekilliği düşürülen dördüncü kadın milletvekilimiz. İlkin, Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ’la başladı, sonra Diyarbakır Milletvekilimiz Nursel Aydoğan, sonra Van Milletvekilimiz Tuğba Hezer, bugün de Siirt Milletvekilimiz Besime Konca’nın milletvekilliği düşürüldü, bir de Faysal Sarıyıldız vardı, bir erkek vekilimizin de vekilliği düşürüldü.

Aslında, bu düşürme kararı AKP’nin kadın düşmanlığının ilanıdır, ilanlarından bir tanesidir. Besime Konca’nın yargı sürecini yakından izleyen biri olarak şunu söyleyeyim: Ceza verilen dosyada ne var biliyor musunuz? Besime Konca bir cenaze töreninde tek cümle söylüyor: “Sevgili Batman halkı, hepinizi saygıyla selamlıyorum.” Dosyadaki iddia bu ve bununla ilgili Besime Konca üç defa gözaltına alındı, iki defa tutuklandı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Bir uğultu var salonda.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Mahkeme “Ceza verin.” talimatını aldığı için o kadar büyük bir hızla yargılamayı sürdürdü ki iki üç ay içinde iki yıl altı aylık bir ceza verdi “Batman halkı, sizi selamlıyorum.” dediği için ve istinafta ne kadar kaldı biliyor musunuz; bir hafta. Bir hafta istinat mahkemesi tarafında, bölge adliye mahkemesi tarafından onandı çünkü emir büyük yerdendi. Daha Batman Ağır Ceza Mahkemesine karar gelmeden Anadolu Ajansı ve yandaş medya “Besime Konca’nın kararı onandı.” diye haber ilettiler. Çünkü yine emir büyük yerdendi. İşte, bu, AKP’nin kadın düşmanlığının alanlarından biridir. Biz, Halkların Demokratik Partisi olarak hem Meclisteki kadın oranını hem belediye başkanlıklarındaki kadın oranını hem belediye meclis üyeliklerindeki kadın oranını yükselten bir partiyiz. Biz, demokratik siyasette hayatın her alanında olduğu gibi kadınların temsilini olmazsa olmaz bir olgu olarak ve esas olarak görüyoruz. İşte, bu, kadınlara yönelimin, HDP’ye yönelimin önemli bir parçası olarak görülmesi gereken bir olgu.

Tabii ki, kadına düşmanlık sadece bununla sınırlı değil. Daha dün Hatun Ana’nın cenazesini gömdürmediler, Ankara’da gömdürülmedi. “Annelerin gözyaşı akmasın.” diyen iktidar şimdi “Ananızı gömemezsiniz.” diyor. Irkçılığı, faşizmi, ayrımcılığı öyle bir aşamaya getirdiler ki, artık annelerimizi gömemez hâle geldik.

Başka bir kadın, Taybet Ana -burada çok söyledik- bir hafta cenazesi Silopi’de sokakta çocukların gözü önünde bekletildi.

Yine, Cemile Çağırga, 13 yaşında bir çocuk; Cizre’de öldürüldükten sonra, annesi, “Çocuğumun cenazesi bozulmasın.” diye bir hafta dipfrizde bekletti. Cemile Çağırga’nın annesi bunu anlatıyor.

Selamet Menteş Nusaybin’de kendi balkonunda Kanaslarla, büyük silahlarla öldürüldü.

Yine, Erciş’te Hediye Ataman güvenlik güçlerince kendi evinin içindeyken yakıldı, yakılarak öldürüldü. Bu Meclis gündeminde defalarca söylenmesine rağmen hiç kimse, iktidar bunu dikkate almadı.

Peki, başka neler var? O kadar uzun ki… Şu anda Ayşe Öğretmen gündemde. Ayşe Öğretmen “Çocuklar ölmesin.” dediği için bir yıl üç ay hapis cezası aldı. Ve şu anda hamile, çocuğunu cezaevinde doğuracak. Yine kadına düşmanlık, yine faşizm her yerde kol geziyor.

Bizim Muş Milletvekilimiz Burcu Çelik. 3 yaşında Asmin isminde bir çocuğu var. Bir milletvekili ve şu anda çocuğundan ayrı yaşıyor, çocuğuna annesi bakıyor ve Asmin, bir hafta cezaevinde kaldıktan sonra psikolojisi bozuldu, artık kapalı yerlere girmek istemiyor. İşte, bu politikanın dışa yansıması bu şekilde oluyor değerli arkadaşlar. Kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 artarken, bu, şiddete dâhil edilmiyor. Hâlbuki hayatın her alanında kadına yönelik şiddet, kesinlikle AKP’nin kadına yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı tesis ediliyor.

Yine, belediye eş başkanlarına kayyum atanması ve kadın belediye eş başkanlarının tutuklu olması da kadın düşmanlığının başka bir göstergesidir. Yüzlerce kadın merkezi, belediyelerimize bağlı olan kadın merkezi, yine AKP iktidarı tarafından kapılarına kilit vuruldu, sığınaklar kapatıldı.

Şimdi, gelmişler, diyorlar ki…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, bir dakika…

Sayın milletvekilleri, lütfen sessizliğimizi koruyalım, rica ediyorum.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Süremden gitti ama herhâlde verirsiniz.

BAŞKAN – On beş saniye veririm.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Peki, nedir? Yani bunun temelinde yatan ne? Aslında, bunu, iktidardaki partinin yetkilileri her fırsatta söylüyorlar.

Sadece birkaç örnek: Mehmet Şimşek, “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.” demişti.

Yine, Fatma Şahin, “Medya olayları abartıyor, kadına yönelik şiddet algıda seçicilik.” demişti.

Melih Gökçek, “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün?” demişti.

AKP’nin Genel Başkanı, Münevver Karabulut cinayetinde tarihe kara bir not düşmüştü, “Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya…” demişti.

Vecdi Gönül, “Türk kadını evinin süsüdür.” demişti.

Yine, “Kadınsa o da iffetli olacak, mahrem, namahrem bilecek, herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.” demişti.

Recep Akdağ, dönemin Sağlık Bakanı “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.” demişti. Ne tesadüf, bugün kadına yönelik şiddeti, istismarı meşrulaştıran bir yasa tasarısı İçişleri Komisyonunda görüşülürken bir kadın vekilimizin vekilliği talimatla düşürüldü hem de Meclisin ilk iş gününde. Bu da şu mesajı veriyor: “Biz bu politikalarımızda devam edeceğiz.” Kadınlar ölmeye devam edecek, kadınlar siyasetten dışlanmaya devam edecek, kadınlar işsizlikle boğuşmaya devam edecek, kadınlar şiddet görmeye devam edecek. Bir yandan da “Boşanmayı önleyelim.” adı altında, tıpkı müftülüklere nikâh kıyma yetkisi verilmesi gibi, alttan alta da asıl ideolojik yaklaşımı sergilediklerini görüyoruz, biliyoruz, bunu yaşıyoruz ama buna karşı biz tabii ki susmayacağız, bizi bu alanlardan asla dışlayamayacaklar. Biz sadece Mecliste temsiliyet yapan bir partinin mensupları değiliz. Bizler evden, işten, tarladan, fabrikadan geliyoruz; yalnızca Mecliste değiliz, her yerdeyiz. Bizi Millet Meclisinden atabilirsiniz ama Besime Konca’nın vekilliğini düşüremezsiniz. Şu anda internete bir göz atın, yüz binlerce insan “Besime Konca bizim vekilimizdir.” diyor. Evet, bizim vekilimizdir, diğer vekillerin düşürülmesinde olduğu gibi. AKP iktidarı tarihe, aynı zamanda, en çok vekil düşüren, faşizmi tahkim ederken bir partiyi tasfiyeye yönelen, kadın düşmanlığını ayyuka çıkaran ve inanç ayrımını yok sayan, ayrımcılığı körükleyen bir parti olarak geçecek.

Peki, gerçekten buna karşın kadınlar susuyor mu? Bizler susacak mıyız? Hayır. Halkların Demokratik Partisi olarak kadın politikamız hayatın her alanında devam edecek ve biz kadın oranlarını, kadın temsiliyetini, kadın-erkek eşitliğini, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için bütün gücümüzle, bütün inancımızla bu alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu konuda susanların, burada vekillikler düşürülürken bu konuda tek söz etmeyenlerin de tarih karşısında vebali çok ağır olacak. “Biz oy verdik, oy vermedik.” tartışmasını tarih dinlemeyecek, tıpkı Deniz Gezmiş idamında oy verenlerin hâlâ hesabını veremediği gibi.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi Hükûmet adına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Betül Sayan Kaya konuşacak.

Buyurun Sayın Sayan Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi ve heyetinizi saygıyla selamlıyor, böyle önemli bir konuda hassasiyet göstererek aramızda bulunan, katkı veren tüm milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen unsurlarla ve aile kurumunun güçlendirilmesiyle ilgili olarak kurulan Meclis araştırması komisyonumuz ülkemiz adına değerli bir çaba sarf ederek bu raporu hazırladı. Ben, Komisyon Başkanımıza, Komisyon üyelerimize, ayrıca katkı sunan akademisyenlere, kamu görevlilerine ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Aile kurumunun güçlendirilmesine yönelik her türlü çaba, esasen ülkemizin sağlam ve aydınlık geleceğini teminat altına almak için atılmış çok değerli bir adımdır. Biz, güçlü Türkiye'nin yolunun güçlü ailelerden geçtiğine inanıyoruz ve buna yönelik her türlü tedbiri titizlikle almaya gayret ediyoruz. Bakanlıkların yeniden yapılandırılması sürecinde Bakanlığımızın isminin “Aile ve Sosyal Politikalar” olarak belirlenmesi de asla tesadüfi bir tercih değildir.

Burada bir hususun altını özellikle çizmek isterim. Aile kurumunun güçlendirilmesi ve aileye yönelik tehditlerin ortadan kaldırılması için elbette yasal ve idari olarak alınması gereken önlemler var ve biz bu önlemleri eksiksiz yerine getirmeye gayret ediyoruz. Ancak şu gerçeği de unutmamalıyız: Aileyi güçlendirmek, bu kurumu tehdit eden unsurları ortadan kaldırmak hukuki bir mesele olduğu kadar aynı zamanda da bir zihniyet meselesidir. Dünyanın en ağır yasalarını, en mükemmel kanunlarını çıkarabilirsiniz ancak gerekli zihniyet dönüşümünü sağlayamadığınız takdirde bu yasalar kâğıt üzerinde kalmaktan öteye gitmez. Biz bu bakımdan gerekli zihinsel, ahlaki ve tarihî kodlara sahip olan bir medeniyet olmakla övünüyor ve bu medeniyeti sağlam ve güçlü aileler üzerine kurmaya gayret ediyoruz. Sahip olduğumuz bu geleneğin aksine, zaman zaman karşı karşıya kaldığımız şiddet olaylarını da büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Bu olaylara asla bireysel vakalar olarak bakmıyor, her bir olayın sonuna kadar üzerine gidiyor ve takipçisi oluyoruz.

Bu vesileyle, geçtiğimiz günlerde bir magandanın, bir eşkıyanın saldırısına uğrayan kardeşime ve onunla birlikte şiddete uğrayan tüm kadınlara geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Her zaman olduğu gibi bu konunun da sıkı bir takipçisi olarak bu failin kısa sürede yakalanmasını sağlayan emniyet güçlerimize teşekkür ediyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta ifade ettiği gibi kadına şiddet insanlığa ihanettir. Aile kurumunu ele aldığımız bu önemli oturum vesilesiyle, aile bütünlüğünün önündeki en önemli engellerden biri olan kadına şiddetle mücadelede Hükûmetimizin, Bakanlığımızın kararlılığını da vurgulamak ve bu mücadelede herkesin desteğini beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Biz kadına karşı şiddeti insanlığa karşı bir suç olarak görüyoruz ve bu anlayışla da gereken her türlü tedbiri almanın mücadelesi içindeyiz. Konunun ideolojik ayrıştırmalara, yaşam tarzı tartışmalarına ve gündelik siyasi kaygılara alet edilmeden ele alınmasının, meselenin çözümü noktasında elzem gördüğümüz bir husus olduğunun da altını çizmek istiyorum.

Bugün maalesef Kastamonu’dan üzücü bir haber aldık. Bu müessif olay sonucunda bir kadın cinayete kurban gitti. Hepimizi derinden sarsan bu menfur olayla ilgili tüm tahkikatı yapacak ve sonuna kadar takipçisi olacağız.

Değerli arkadaşlar, başta da ifade ettiğim gibi aile kurumunun güçlendirilmesini biz ülkemiz için bir gelecek meselesi olarak görüyoruz. Çünkü bireylerin psikolojik, sosyal ve fiziki ihtiyaçlarının karşılanması, bunun yanında toplumsal değerlerin aktarılması ve neslin devamının sağlanması bakımından ailenin önemi çok büyük. Birey ve toplum için üstlendiği fonksiyonlar bakımından aile, yeri doldurulamayacak bir kurum. Bu nedenle, aile kurumunun korunması, desteklenmesi ve güçlendirilmesi hayati bir öneme sahip. Üstelik, dünyada yaşanan hızlı değişim ve bu değişimin sonuçları aile kurumu üzerinde daha da hassas olmamızı gerektirmekte.

Raporda aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen sorunlu alanlar olarak ailede yoksulluk, iş gücüne katılım, iş ve aile hayatının uyumlaştırılması, şiddet, engelli üyenin varlığı ve çocuğun durumu gibi hususlara dikkat çekildiği görülmekte. Bu nedenle, konuşmamda özellikle bu hususlarda hükûmetlerimizin sosyal politikaları, geliştirilen ve uygulanan hizmet modelleri hakkında genel bilgiler verip konuya ilişkin görüşlerimi de paylaşmak istiyorum.

Hükûmet olarak on beş yıl evvel çıktığımız yolda temel ilkemiz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” ilkesi oldu. Bu kapsayıcı temel felsefe, Hükûmetimizin ve Bakanlığımızın bütün çalışmalarında yol haritası olmuştur ve bu yol haritası doğrultusunda ülkemiz önemli mesafeler katetti. Bu yol haritasının öncelikli başlıklarından biri, doğal olarak sosyal devlet ilkesidir. İhtiyaç sahibi tüm vatandaşlarımız için Bakanlık olarak toplumun tümünü kapsayan sosyal yardım ve sosyal hizmet politikaları geliştirdik. 2016 yılı itibarıyla 32 milyar liralık bir bütçeyi sosyal yardıma ayırdık, bu kaynağı ihtiyaç sahiplerine dağıttık. 2002 yılında ihtiyaç sahibi ailelerimizin sadece 4 yardım türünde temel ihtiyaçları karşılanırken 2017 yılı itibarıyla 34 farklı yardım türünde ailelerimizi destekliyoruz. Bu kapsamda, ihtiyaç sahibi ailelerin gıda, yakacak, barınma, eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılıyor, ayrıca eşi vefat etmiş kadınlara, muhtaç asker ailelerine her ay düzenli yardımlar yapıyoruz. Diğer yandan, 2015 yılının Mayıs ayında Doğum Yardımı Programı başlatılarak annelere 300 lira ile 600 lira arasında değişen tutarlarda ödeme yapmaya başladık. Böylece, dinamik nüfus yapısının korunması yolunda da önemli bir adımı atmış olduk.

Sosyal yardım programlarımızı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kaynaklarıyla ülke genelinde tüm il ve ilçelerde kurulu bulunan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarımız aracılığıyla yürütüyoruz.

Sosyal yardım programlarımızı Bakanlığımız tarafından geliştirilen Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemi üzerinden takip ediyoruz. Sistemin diğer ilgili kurumların veri tabanıyla entegrasyonunda teknik altyapımızı tamamladık. Böylece, sosyal yardım işlemleri daha da hızlanacak, ayrıca yardımlarda mükerrerliklerin önüne geçeceğiz. Bu sistem altyapımızı kullanarak artık sosyal yardım artı dönemini başlatıyor, vaka yönetiminin ilk aşamasına geçiyoruz. Böylece, sosyal yardım için müracaat eden kişilerin sosyal incelemeleri neticesinde tespit edilen ihtiyaçları karşılanacak, aynı zamanda da birbiriyle ilişkili ancak farklı kurumlar tarafından müdahale gerektiren sorunlara ortak müdahaleyi sağlayacak kurumlar arası iş birliğini, yapıyı da kuracağız.

Yoksullukla mücadele alanında da çok önemli gelişmeler kaydettik. Günlük 4,3 doların altında yaşayan nüfusumuz 2002 yılında yüzde 30 iken 2015 yılında bu oran yüzde 1,5’a düşmüştür. 2006 yılından itibaren de kişi başı günlük harcaması 1 doların altında kalan insanımız kalmamıştır.

Bakanlık olarak sosyal yardım ve istihdam bağlantısının kurulmasına da özellikle önem veriyoruz. Devletten sosyal yardım alan hanelerde yaşayan çalışabilir durumdaki bireylerin istihdamı hâlinde bir yıl süreyle işveren sigorta priminin Bakanlığımız tarafından üstlenildiği düzenlemeyi gerçekleştirdik. Bu düzenleme, 2018 yılı başında yürürlüğe girecek. Önümüzdeki dönemde istihdam dostu sosyal yardım modellerine öncelik vereceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aile bütünlüğünün korunmasında kadının güçlendirilmesi son derece önemli. Bu nedenle, geliştirdiğimiz ekonomik destek mekanizmalarında hak sahibi doğrudan kadınlar olarak belirlendi. Bunun bir sonucu olarak düzenli yardım sağlananların yüzde 76’sı kadınlardan oluşmakta. Ayrıca, sosyal yardımlar yıllık proje desteği uygulamasında hak sahibinin kadın olduğu projelere ek kota uyguluyoruz, düzenli geri ödeme yapanların da son bir yıllık ödeme tutarını almıyor, onlara hibe ediyoruz. Yine, yoksulluğun önlenmesi kapsamında, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle kadınlara mikro kredi uygulamasıyla iş yapmaları için mali kaynak sağlıyoruz.

”Kadın” ve “yoksulluk” asla yan yana gelmesini istemediğimiz iki kavram. Bu nedenle, kadın istihdamını ve kadınların girişimci olmasına yönelik her adımı destekliyoruz. Ülkemizde, işveren ve kendi adına çalışanlar içinde kadınların oranı yüzde 14,6. Bu oranı hiç yeterli bulmuyor ve hedefi yüzde 50 olarak koyuyoruz. Kadın girişimciler için iş kurma sürecinde önlerine çıkan engelleri aşmalarına yardımcı olmak üzere kadın iş geliştirme merkezlerini kurduk. Kredi garanti kurumlarına sağlanacak hazine desteği konusunda pozitif ayrımcılık içeren düzenlemeler yaptık. KOSGEB Girişimcilik Destek Programı’ndan daha fazla faydalanabilmelerine yönelik kota getirdik. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında projelerine ayrıcalıklar tanıyoruz. Hükûmet programlarımız ve temel politika belgelerimizde kadının statüsünü güçlendirici eylem planlarını belirledik ve uyguluyoruz.

Diğer yandan, aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesi amacıyla ülkemizde kadın istihdamının artması, çalışma hayatında kadınların kalmaya devam etmesi, ayrıca kadının aile ve iş hayatını uyumlu yürütebilmesine büyük önem veriyoruz. Bu çerçevede, çalışan kadınların hamilelik, doğum, süt izinlerine yeni düzenlemeler getirdik. Çocuk, mecburi ilköğretim çağına gelene kadar her iki ebeveynin de yararlanabildiği esnek çalışma modelini uygulamaya başladık. Kadın istihdamı kapsamında yaptığımız çalışma ve uygulamalarımız sonunda, 2005 yılında 22,7 olan kadının iş gücüne katılım oranını Haziran 2017 itibarıyla yüzde 34,1’e yükselttik. Bu artışı da yeterli bulmuyor ve 2023 vizyonumuzda yer aldığı gibi bu oranı yüzde 41’e yükseltmek üzere çalışıyoruz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; başta da ifade ettiğim gibi, şiddet asla kabul edilemez bir insanlık suçudur. Hükûmetlerimiz döneminde kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele konusunda yasal düzenlemeler yaptık. Başbakanlık genelgesiyle, kadına karşı şiddeti izleme komiteleri kurduk. Ayrıca, 81 ilde de bulunan kadına yönelik şiddetle mücadele il koordinasyon izleme ve değerlendirme komisyonları çalışmalarını sürdürüyor.

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Üçüncü Ulusal Eylem Planı’mızın çerçevesinde biz de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının katılımıyla bir çalışma grubu oluşturduk. Çalışma grubu, öncelikle 6284 sayılı Kanun gereğince yürürlüğe giren mevzuat ve uygulamaları değerlendirecek ve bizlere öneriler getirecek.

Şiddet mağdurlarına yönelik etkin müdahale ve koruma sağlanması hususu son derece önemlidir. Bunun için bilişim teknolojilerinden de etkin bir şekilde faydalanıyoruz. Bu çerçevede, Bakanlık olarak Adalet Bakanlığıyla, UYAP’la teknik entegrasyon çalışmalarımızı tamamladık ve karşılıklı veri paylaşımına başladık, ilgili diğer kurumlarımızla birlikte teknik entegrasyon çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun yanında, Adalet Bakanlığıyla imzaladığımız protokolle teknik takip sistemlerini kullanmaya başladık. İlk aşamada 2 ilde başlayan elektronik kelepçe uygulamamızı Haziran 2017’de 6 ile çıkardık.

Diğer yandan, istismara ve şiddete uğrayan kadınların korunması, güçlendirilmesi ve varsa çocuklarıyla birlikte ihtiyaçlarını karşılamak üzere ülkemiz genelinde 137 kadın konukevimiz hizmet vermekte. Bunun 102’si Bakanlığımıza bağlı ve kadın konukevlerimizde bugüne kadar 120 bin kadın ve beraberindeki 66 bin çocuk, 186 bin kişiye hizmet verdik.

Şiddetle mücadelede yirmi dört saat esasıyla hizmet veren önemli hizmet birimlerimizden biri de şiddet önleme ve izleme merkezleri olan ŞÖNİM’ler. ŞÖNİM’lerimiz şu anda 68 ilimizde hizmet vermekte, bu illeri 81’e çıkarmak üzere çalışıyoruz. ŞÖNİM’lerde bugüne kadar 148 bin kadın, 37 bin çocuk olmak üzere 185 bin kişiye hizmet verdik. Bakanlık olarak kadın-erkek fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi ve kadına yönelik şiddetle mücadele konularında farkındalık ve duyarlılığı artırmak amacıyla eğitim, seminer ve konferanslarımıza devam ediyoruz ve özellikle altını çizmek istiyorum ki bu eğitimlerimizi ağırlıklı olarak erkeklere veriyoruz; jandarmalara, erbaşlara ve bütün savcılıklarda bu eğitimlerimiz devam ediyor.

Ülkemizdeki istatistiki veriler incelendiğinde erken yaşta evliliklerin yıllar itibarıyla azalma eğilimine girdiği görülmekte. Erken yaşta evliliklerin 2002 yılında oranı yüzde 7,3’ken bu oran 2016 yılında yüzde 4,6’ya geriledi. Ancak biz bunu asla yeterli bulmuyoruz, erken yaşta evlilikleri sıfırlamak üzere kararlılıkla mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu sorunun çözümüne yönelik, ilgili kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde Erken Yaşta ve Zorla Evliliklerle Mücadele Ulusal Eylem Planı ve Strateji Belgemizi tamamladık. Diğer yandan, özellikle, erken yaşta evliliklerin oranının yüksek olduğu 8 il için bu yıl içinde ayrı bir saha çalışması yaptık ve her bir ilimiz için özel bir eylem planımızı hazırladık, uygulamaya soktuk. Bu konudaki çalışmalarımızın olumlu sonuçlarını inşallah hep birlikte göreceğiz.

Bu alandaki asıl mücadelenin kız çocuklarının öğrenim hayatına devam etmesi ve takibi yoluyla olacağını düşünüyoruz. Hükûmetlerimiz döneminde bu konuda da büyük başarı elde edilmiştir. Nitekim, ülkemizde kız çocukları için ortaöğretim kademesinde net okullaşma oranı 2002 yılında yüzde 45 iken bu oran 2016-2017 öğretim yılında yüzde 82,4’e yükseldi. Ama biz bu oranı da yeterli bulmuyoruz; hedefimiz, ortaöğretimde kız çocuklarında okullaşma oranını yüzde 100’e çıkarmak. Bakanlık olarak yürütülen eğitim politikalarını desteklemeyi, geleceğimize ışık tutan çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimli bir birey olarak yetişmesini, güçlü kadın, güçlü aile ve güçlü toplum için çalışmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, komisyon raporunda aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen sorunlar arasında ailede engelli bir üyenin olması durumuna da dikkat çekilmiştir. Toplumumuzun önemli bir kesimini oluşturan engelliler uzun yıllar yanlış anlayışlar sonucunda âdeta toplumdan soyutlanmıştı. Bu alanda özellikle son on beş yılda devrim niteliğindeki gelişmeler kaydedildi. Bunun için önemli yasal ve anayasal düzenlemeler yaptık. Zira hükûmetlerimiz döneminde engellilere yönelik hizmetlerde paradigma değişikliğine gidilmiş ve ülkemizin ilk engelliler kanunu çıkarılmıştır. Yapılan düzenlemelerle yüzde 40 ve üzeri engeli olanlardan 18 yaşını dolduranlara, ayrıca muhtaç durumda olan ve 18 yaş altı engelli çocukların yakınlarına düzenli nakdî destek sağlanmakta. Bakanlık olarak engelli ve yaşlılarımızın en fazla ailelerinin yanında iken mutlu ve huzurlu olduklarına inanıyoruz. Bu çerçevede, engelli ve yaşlılarımızın aileleriyle birlikte kalmalarına imkân sağlayan evde bakım aylığı uygulamasını hayata geçirdik. Bugün itibarıyla yaklaşık 500 bin kişiye evde bakım aylığı desteği veriyoruz. Bu kapsamda 2016 yılında 5 milyar lira ödeme yaptık.

Diğer yandan, engellilerimizin eğitimine de ayrıca önem veriyoruz. Özellikle, Engelliler Kanunu’yla yapılan düzenlemelerle özel eğitim hizmetlerinden yararlanan engelli öğrenci sayısında ciddi bir artış sağladık. Özel eğitim okullarında, özel eğitim sınıflarında, kaynaştırma sınıflarında öğrenim gören engelli öğrenci sayısı 2001-2002 öğretim yılında 53 bin iken bugün sayı yaklaşık 306 bin. 2012 yılında dünyada bir ilk olan Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı sistemini uygulamaya koyduk. Böylece, 2002 yılı itibariyle engelli kontenjanında memur olarak çalışan engelli sayısı 5.777 iken 2017 yılı Eylül ayı itibarıyla bu sayıyı 49.873’e yükselttik. Özel sektörde de engelli istihdamının artırılmasını teşvik etmek için gerekli düzenlemeleri yaptık. 2017 yılı Haziran ayı itibarıyla istihdam edilen engelli işçi sayısı kamuda 10.550, özel sektörde ise 93.088’e ulaşmakta. Önümüzdeki dönemde engelli bireylerin sosyal hayata daha aktif katılımlarını sağlamak için gündüzlü olarak hizmet verecek olan engelsiz yaşam merkezleri projemizle sosyal politikalar alanında yeni bir soluk getireceğiz. Bu hizmet aynı zamanda, neredeyse tüm vaktini engelli bireyine ayırmak durumunda kalan ailelere de dokunacak, onlara nefes aldıracak.

Sayın Başkan, değerli üyeler; çocuklara yönelik hizmet politikalarımız da aile bütünlüğünü koruma merkezlidir. Bunun için, ihtiyacı olan aileleri destekliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (Devamla) - Başkanım, ek süre talebim var.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bir on dakika verelim, bir on dakika.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bakan.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Kadın konusunda dert bitmez, bir saat bile verebilirsiniz. Bu ülkede kadınların derdi çok o yüzden saatlerce konuşuruz.

BAŞKAN – Buyurun.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (Devamla) – Sosyal ve ekonomik destekle koruyucu aile ve evlat edinmeye ağırlık veriyoruz. SED hizmeti kapsamında çocuklarımız kuruluş bakımına alınmadan aile birliği içinde desteklenmekte. Bu hizmet kapsamında, 2017 yılı içinde 139.086 çocuğumuzu ailesinin yanında destekledik. Kurumumuzun gözetiminde bakımlarının sağlanması kapsamında, korunmaya muhtaç çocuklarımızı koruyucu aile hizmetinden yararlandırıyoruz, böylece çocuklar aile birliği ve bütünlüğü içinde yetişiyor. Koruyucu aile hizmetinden yararlandırılan çocuk sayımız ağustos ayı itibarıyla 5.330’a, evlat edinilme işlemi gerçekleştirilen çocuk sayımız da 15.676’a ulaşmış durumda.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sorun çok, sorun. Bunlar iyi kısmı, kötü kısmı da var.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Olumlu yanlarını sayıyor.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde medya ve internetin aile kurumu üzerindeki etkileri dikkat çekici. Bu alana uygun sosyal politikalar geliştirmek durumundayız. Esasen, 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle getirilen düzenleme çerçevesinde Nisan 2017’de çok önemli bir adım attık. Bu düzenlemeye göre aile ve çocuk dostu yapım ve diziler mali yönden teşvik edilecek.

Ülkemizde sosyal medya kullanımının yetişkinlerle birlikte giderek daha küçük yaş gruplarında da yaygınlaştığını görüyoruz. Çocukların bu platformlarda duygusal, bilişsel, psikososyal gelişimlerini olumsuz etkileyecek paylaşımların incelenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması amaçlı çalışmalar yapıyoruz. Nitekim, ekim ayının ortalarında, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte, uluslararası çocuk ve bilgi güvenliği etkinlikleri kapsamında dijital oyunlar çalıştayı ve sempozyumunu gerçekleştireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (Devamla) – Medya alanında, aile eğitim programı kapsamında aile ve bireylere bilinçli medya ve internet kullanımı konusunda çalışmalar yapıyoruz.

Bir hususun daha...

Başkanım, iki dakika istiyorum sizden.

BAŞKAN – Size iki dakika süre verdim, son olarak bir dakika daha vereyim, lütfen tamamlayın.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (Devamla) – Maalesef, son dönemde, çarpık ilişkilere yönelik haberlerin medyamızda sık bir şekilde yer aldığına şahit oluyoruz. Konuşmamın başında da ifade ettim, ailenin korunması konusu her şeyden önce toplumsal bir zihniyet meselesi. Bu konuda tabii ki en büyük görev bizlere düşüyor. Biz üzerimize düşen görevleri alıyoruz ancak bu çaba toplumsal bir boyut kazanmıyorsa, sivil toplum akademi camiası, siyaset kurumu ve medyasıyla bu çabayı eğer omuzlamıyorsa o zaman bizim attığımız adımlar da hak ettiği karşılığı bulmaz. Bu da her şeyden önce ailelerimizin birliğini, bütünlüğünü dolayısıyla ülkemizin geleceğini olumsuz yönde etkiler.

Ben bu yüzden buradan bir kez daha bütün medya temsilcilerimize çağrıda bulunmak istiyorum: Gelin, hep birlikte ülkemizin ratingini yükseltmenin çabasında olalım. Bu çarpık ilişkilere dair haberlere yer vermenin ne ülkemize ne de milletimize hiçbir faydası yok. Bu konuda medyamızın gereken duyarlılığı göstereceğine inanıyor ve çalışmalarımıza verdikleri katkılardan dolayı teşekkür ediyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sonunda sansüre bağladın yani.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Kanun hükmünde kararnameyle yasaklanabilir aslında bu tür haberler!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA BETÜL SAYAN KAYA (Devamla) – Aileyi merkez alarak, aile değerlerinin korunmasını gözeterek kadın, genç, yaşlı çocuk, engelli tüm vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizin bir kez daha altını çiziyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına ilk olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Deniz Depboylu konuşacak, Aydın Milletvekili.

Sayın Depboylu, sizin hem grup adına hem de şahsı adına bir konuşma talebiniz var. Kısa bir açıklama yapmak zorundayım. Bu tür birleştirmelerde grup adına son olarak konuşma, şahsı adına ilk olarak konuşma olduğu zaman olabiliyor ancak arkadaşlarımın bana söylediğine göre gruplar arasında bir uzlaşı olduğundan, emsal olmamak kaydıyla sizin sürenizi otuz dakika olarak veriyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 399 sıra sayılı Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerinde konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce, aziz Türk milletini ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Yine, konuşmama başlamadan önce, Fransa-Almanya sınırında yer alan Mulhouse'daki bir sosyal konutta çıkan yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı ve sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlıklı bir toplumu sağlıklı aileler oluşturur. Tarihimizi de iyice incelersek Türk ailesinin dirlik ve düzenlik içinde olduğu devrelerde devletin de dirlik ve düzenlik içinde olduğunu görürüz. Bu bakımdan, törelerimizde aile, ülke, devlet ve millet kavramları iç içe bir manzara gösterir. Aile demek bir noktada düzen demektir.

Son yıllarda hızla yükselen boşanma oranı ve bu sorunun beraberinde getirdiği diğer sorunlar hakkında çözüm üretebilmek için Meclisimizde kurulan araştırma komisyonu çalışmalarını tamamladı ve nihayetinde bize bir rapor olarak iletildi. Tabii ki bu Komisyonun kurulmasında amaç boşanmaları tamamen engellemek değildi. Nihayetinde boşanmak, bir çözüm niteliğinde gerçekleşen süreçlerden biridir. Eğer aile kurumu sağlıklı işlemiyorsa, eşler birbirlerine duyduğu sevgi ve saygıyı tamamen yitirmişse ve aile kurumu içerisinde yaşayan bireyler bu birliktelikten zarar görmeye başladıysa ve özellikle de çocuklar zarar görmeye başladıysa tabii ki boşanma sağlıklı bir sonuç olarak kabul edilebilir. Ancak hızla artan boşanma oranlarına baktığımızda -bir de bir gerçekle karşılaştık ki- boşanmış çiftlerin manidar bir kısmının daha sonra ilk eşleriyle tekrar evlendiğini görmekteyiz. Bu da demek oluyor ki eğer o süreçte kendilerine bir yardım eli uzatılsa veya sorunlarını çözmede onlara yol gösteren birileri olsa belki de bu yıkım yaşanmayacak, o acı tecrübe de yaşanmamış olacaktı.

Bu Komisyon kurulurken bizim de önergemiz vardı. Bu önergeyi sunmamızın amacı, boşanmalara engel olmaktan öte önlem ve yardım mekanizmalarının geliştirilmesini sağlamaktı. Kabul edersiniz ki boşanmada ve aile içi yaşanan sorunlarda en çok etkilenen çocuklar olmakta ve biz, en başta çocuklarımızı da koruma altına almak için onların yaşadığı her türlü sıkıntıda ailelerine destek vererek çocuklarımızın da yaşayacağı sorunların, sıkıntıların önüne geçmek durumundayız.

Yine maalesef, şiddete baktığımızda, özellikle kadına yönelik şiddete baktığımızda en fazla aile fertlerinden geldiğini görüyoruz. Belki kadınların da zaman zaman şiddete başvurduğu… Kadınların hiçbirisi hiç şiddet uygulamamıştır demek belki mümkün değil ama şunu da kabul etmek gerekir ki kadına yönelik şiddete baktığımızda veya diğer şiddet türlerine baktığımızda erkeklerin burada daha fazla rol aldığını da görmekteyiz.

Bu Komisyon çalışmaları boyunca çok detaylı çalışmalar yapıldı, çok detaylı araştırmalar yapıldı. Toplantı sürecine katılan sivil toplum kuruluşlarından örgütlerinden yaptığımız gezilere, yaptığımız multidisipliner çalışmalara katılan katılımcılara şöyle bir baktığımızda, meslekleri, konumları, hepsini dikkate aldığımızda, gerçekten bir aileyi ilgilendirebilecek, bir aile içinde sorun yaşanmasına önlem olabilecek veya sorun yaşayan ailelerin destek alabileceği ya da gidebileceği kurumları da dikkate aldığımızda gayet verimli bir yelpaze içerisinde çalışıldığını düşünmekteyim. Ancak tabii ki bütün bu sorunların çözümüne ulaştıracak bir sonuç çıkarıp çıkarmadığı noktasında biraz temkinli olmak gerekiyor çünkü bazı eksikliklerin olduğu kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 41’inci maddesinde, ailenin korunmasıyla ilgili olarak gerekli tedbirleri almak üzere teşkilat kurmak devletin görevi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla ailelerin yaşayabileceği her türlü sorun için önlem almak ve sorun yaşayan ailelere destek vermek de devletin önemli yükümlülüklerinden biridir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görevleri arasına giren bu sorumluluk için 61’inci Hükûmetten bu yana destek projeleri üretilmekte ve bu projelerin gördüğümüz kadarıyla en önemli, en büyük kısmını kapsayan adıysa Aile Sosyal Destek Programı. Bu ASDEP diye de kısalttığımız Aile Sosyal Destek Programı 61’inci Hükûmette var, 62’de var, 63’te var, devam ediyor böyle, 65’inci Hükûmete kadar hep görüyoruz ama bazen tanımları değişmiş, zannediyorum arada kafalar karışmış biraz ve 2017’ye geldik, Aile Sosyal Destek Programı modelini hazırlayıcı, uygulayıcı bir rol üstlenmiş olan Bakanlığımızın yaptığı çalışmalar içerisinde manidar bir şey maalesef göremiyoruz. Neden? Çünkü yapılan çalışmalar, biz isterdik ki 61’inci Hükûmetten bu yana artık oturmuş olsun, bu ASDEP projesiyle ihtiyacı olan her bireye, her aileye yardım gidiyor olsun ama maalesef, pilot uygulamalar dışında yapılmış belli çalışmalar, yaygın bir çalışma bulunmamakta.

ASDEP projelerinde çalışmak üzere istihdam edilecek personelin yetiştirilmesi amacıyla bugüne kadar yapılan uygulamalar da maalesef hatalarla dolu. En başta, lisansüstü program adı olan “aile danışmanlığı” unvanının, içeriği ve eğitim uygulamaları yetersiz olan sertifika programlarıyla bu programlara katılanlara verilmesi büyük bir haksızlık. Zira siz de hepiniz de biliyorsunuz ki aile danışmanlığıyla ilgili bir lisansüstü programına giren kişi birçok sınava giriyor, ALES’e giriyor, yabancı dil sınavına giriyor; hak ediyor, iki yıl çaba harcıyor, tez sunuyor ancak öte yandan, açılmış bir sertifika programında 465 saatlik bir uygulamayla aynı unvan aile danışmanlığını yapabilecek alt yapıya sahip olmayanlara veriliyor. Bu büyük bir haksızlıktır. Bir kere ben de bu eğitimden, sertifika eğitiminden geçtim ama kesinlikle yeterli olmadığını biliyorum ve bunu büyük bir haksızlık olarak kabul ediyorum.

Bugüne kadar açılmış olan kurslar kimi zaman ticari amaçlarla, denetimsiz olarak açıldı, sadece üniversiteler tarafından açılmadı veya bakanlık tarafından açılmadı ve bu sertifika eğitimlerini veren eğitimcilerin akademik bilgi ve becerileri sorgulanmadı, yeterince denetlenmedi. Yani bu sertifikayı alan arkadaşların kimlerden eğitim aldığı maalesef, hiçbir zaman denetlenmendi, yetersiz kişiler tarafından eğitildiler; eğitildiğini zannedenler de bu uygulamaları açtıkları aile danışma merkezlerinde uygulamaya çalıştı. Kurslara katılan kişilerin bir kısmı aldığı sertifikayla aile danışmanlığı açma yetkisi alarak aile ve evlilik terapileri yapmaya başladı. Ancak sertifika sahibi olan bazı meslek gruplarının eğitimleri ise bunlar için yeterli değildi. Sadece aile danışmanlığı da yapmadı bu kişiler, çocuklara, ergenlere ve yetişkinlere de danışmanlık ve psikolojik hizmetler sunmaya başladılar. Sunulan raporda bu sorunun dile getirilmesi umut verici. Ancak bundan sonra istihdam edilecek personelin görev dağılımında aile danışmanlığı sertifikasına sahip olmaları sebebiyle yanlış istihdam edilmeleri riski bulunmaktadır.

Uygulamada ayrıca ASDEP Projesi’yle ilgili bir bilgi geliyor, inşallah doğru değildir. Bu projede hâlihazırda görev alan arkadaşların masabaşında çalıştığı ve evrak doldurduğuyla ilgili bir bilgi var. İnşallah doğru değildir diyorum çünkü böyle bir çalışmada masabaşı çalışması uygun değildir, sahada çalışılması gerekir, sahada gerekli tespitlerin yapılıp yardım götürülmesi gerekmektedir.

Yine raporda üzerinde durmak istediğim bir konu: Ara buluculuk kavramı ve boşanma danışmanlığı süreci. Her ne kadar “Ara buluculuk hizmeti barıştırma gibi algılanmamalı.” şeklinde raporda belirtilmiş olsa da toplumda yerleşmiş algı bu yöndedir. Çünkü bugüne kadar eşinden şiddet gören veya boşanmak isteyen, birtakım huzursuzluk yaşayan kadınlar veya aileler “Hadi gelin, ara bulalım, sizi barıştıralım. Hadi, eşinin yanına dön, evine dön; barış. Eşindir yapar.” şeklinde yanlış yönlendirmelerle kadın cinayetlerine kadar varan sonuçlarda sorumsuzlukla o sürece sürüklenmişlerdir. O nedenle ara buluculuk bizim toplumumuzda yanlış bir intibaya sahiptir. Yanlış algıların önüne geçebilmek için ara buluculuk yerine, bu hizmeti sunmak yerine, bu isim altında sunmak yerine boşanma danışmanlığı hizmetini yapılandırmak daha doğru olacaktır.

Bu sebeple, boşanma süreci danışmanlığı ve ara buluculuk eğitimi almış ve bu alanda yeterli olan personelin, başvurulması hâlinde sadece söz konusu hizmet kapsamında görevlendirilmesi gerekmektedir. Oluşturulacak birimlerde çalışacak meslek grupları; avukatlar, psikologlar, psikolojik danışmanlar, çocuk gelişimi uzmanı pedagoglar ve sosyal hizmetler uzmanları olmalıdır ve boşanacak aileler, yaşadıkları sorunlara göre bu uzmanlardan hangisine ihtiyaç duyuyorlarsa onlardan gidip yardım alabilmelidir.

Kurumlar arası koordinasyon sorununa değinilmiş raporda. Bu, evet, önemli; zira biz, yaptığımız saha çalışmalarını… Mesela, Bursa’ya gittik. Bursa’da belediyeler muhteşem aile danışma merkezleri açmışlar. Ziyaret ettik. Baktık kaç kişi başvurdu? Çok cüzi bir sayı. Daha sonraki toplantılarda aile hâkimlerine “Böyle bir hizmet var, bugüne kadar hiç yönlendirdiniz mi?” diye sorduğumuzda “Bizim böyle bir şeyden haberimiz yok.” dediler ve yine STK’lara sorduğumuzda, “Sizin bilginiz var mı?” dediğimizde, yine olumsuz cevap aldık. Ee, bu durumda bu çalışmaların, bir şekilde, ihtiyacı olanlara duyurulması gerekiyor. Raporda bu sorun dikkate alınmış ama Millî Eğitim Bakanlığıyla kurulacak koordinasyon önerisi eksik kalmış. Okullarda özellikle çocukların yaşadığı sorunlarla ilgilenen rehber öğretmen, okul psikolojik danışmanlarıyla yapılacak iş birliği, sorun yaşayan ailelerin bu kurum ve kuruluşlardan haberdar olmasını ve yararlanmasını kolaylaştıracaktır. Çünkü, inanın, ailelerin yaşadığı sorunlarla ilgili bilgileri en çok çocuklar rehber öğretmenlerine anlatıp haberdar etmektedirler. Bu şekilde aileye ulaşabilecek okul psikolojik danışmanları, rehber öğretmenler aileleri de yardım almak üzere doğru kurumlara, doğru uzmanlara yönlendirebileceklerdir.

Aile içi şiddet, ihmal, istismarın önlenmesine yönelik öneriler mevcut raporda. Bu konuda özellikle üzerinde durmak istiyorum ki ülkemizde ŞÖNİM sayısı çok az. Bu merkezlerin sayısı artırılmalı, lokasyonları ulaşım açısından stratejik olarak planlanmalı ve hizmetleri konusunda kamuoyu da bilgilendirilmelidir.

Aile işi şiddetin engellenmesi şiddet olgusunun her yönüyle ele alınarak incelenmesi ve mücadelesiyle mümkündür. Geniş kapsamlı tedbir, eğitim ve propaganda kampanyası başarıyı artıracaktır. Şiddetin toplumda yaygınlaşarak kanıksanması, aynı zamanda kötülüğün sıradanlaşmasıdır. O nedenle, toplum içinde yaşanan her türlü şiddet olayıyla mücadele edilmek üzere kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır.

Şiddetle mücadele etmek her birey, kurum ve kuruluşun sorumluluğudur. Şiddetin önlenmesine yönelik yapılacak çalışmalar özellikle küçük yaşta başlamalıdır; okullarda değerler eğitimi, akran ara buluculuğu, öfke kontrolü, problem ve çatışma çözme becerileri olarak erken yaşlarda bireylere kazandırılmalıdır.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri, şiddet uygulayanlara ve istismar suçlularına verilen cezaların caydırıcılık gücüne sahip olmasıdır. Yani, hiçbir şekilde, bu suçu işleyenlere, o ya da bu sebeple ceza indirimine gidilmemelidir.

Yine, çok önemli, sadece cezayla bunu engellemek, önlemek mümkün de değil. Hadi eşinden boşandı, bir daha bir araya da gelmediler ama o kişi gidecek, başka biriyle yaşayacak, evlenecek, çocuğu olacak ama bu şiddete eğilimli davranışları devam edecek. O zaman bunun da önüne geçmek için şiddet suçlularının tamamına tedavi ve rehabilitasyonların zorunlu hâle getirilmesi şarttır, bu çok önemlidir. Bu, suçun tekrarlanmamasını sağlayacaktır. Sadece burada mağduru korumayacak, aynı zamanda suçluyu da stabilize edecek, düzeltecek, onun da yaşamına artı bir değer katacaktır.

Yardım talep eden her birey koruma altına alınmalıdır çünkü bugüne kadar yardım talep edip de ölümle sonuçlanan, yaşamını kaybetmiş olan birçok kadın mevcuttur.

Yine, acil yardım telefon numaraları -bunu çocuk istismarları komisyonunda çok dile getirdik- tek bir numara altında toplanmalıdır ve bu numara öyle kolaylıkta bir numara olmalıdır ki ihtiyaç duyan çocuk, yaşlı, her yaş grubunda kişinin anında aklına gelip tuşlayabileceği bir rakam olmalı, tek bir sistem altında birleştirilmelidir.

Tabii ki bir de erken dönem, diğer bir deyişle erken yaş evlilikleri var. Bu erken yaşta yapılan evliliklerin önlenmesi, engellenmesiyle ilgili de titizlikle çalışılması gerekmektedir. Nihayetinde çocukluk çağında gerçekleşmiş evliliklerin içerisinde şiddetin daha fazla olduğu, bu çocukların şiddete daha çok maruz kaldığı istatistiklerle de bizim bilgilerimizde de bilinmektedir, mevcuttur.

Uluslararası Kadın Araştırmaları Merkezinin yaptığı araştırmaya göre çocuk yaşta evlenen kız çocuklarının diğer yaş gruplarındaki kadınlara göre fiziksel şiddete 2 kat, cinsel şiddete 3 kat daha fazla maruz kaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, çocuk yaşta evlenmiş olan kızlarımızın uğradığı fiziksel şiddetten dolayı eşlerini haklı görme gibi bir durum ortaya çıkabilir çünkü gelişim çağları daha tamamlanmadığı için onların böyle düşünmelerine sebep olabilir. Bu da ne demektir? Eşini haklı görürse bunu anlatmayacaktır. Zaten o yaştaki bir çocuğun korku, utanma duyguları da ön planda olacağı için nihayetinde bu gizli kalacak ve daha kötü sonuçlara gidebilecektir, ilerleyen süreçte belki de ölümüyle sonuçlanabilecektir.

Ayrıca depresif belirtilerin çocukluk çağında evlenenlerde 18 yaş üstü evliliklere göre daha yaygın olduğu, hatta 15-17 yaşındaki evli olan kızlarımızda evli olmayanlara göre çok daha fazla olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Unutmamamız gereken bir nokta var: 14/9/1990 tarihinde imzalanan 9/12/1994 tarihinde 4058 sayılı Kanun’la onaylanmış, 11/12/1994 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi yani Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre özel durumlar hariç 18 yaşına kadar herkes çocuk kabul edilmektedir ve biz bunu imzaladık, yükümlüyüz.

İstatistikler… Çocuk yaşta evliliklerle ilgili istatistikler, evet var. Ben 2016 istatistiğini bilmiyorum, 2014’tekini biliyorum. O da 16-17 yaş arasında 1.670 erkek, 34.629 kız çocuğun evlendiğini bildiren TÜİK. Ama önemli bir nokta var: TÜİK bunu sadece resmî nikâhlara bakarak yapıyor, resmî nikâh kayıtlarına bakarak yapmış. Oysa çok daha fazla, 180 bin civarında olduğuna dair de bir bilgiye sahibiz. Maalesef, ülkemizde çok daha erken yaşta çocuklar resmî olmayan yollarla evlendirilmektedirler.

Sorunun çözümü için de hukuk sisteminde çocuk evliliklerinin tekrar ele alınması gerekmektedir. Zira, Türk Medeni Kanunu’na göre 17 yaşını doldurmamış kızlar, Çocuk Koruma Kanunu’na göre 18 yaşını doldurmamış kızlar, Türk Ceza Kanunu’na göre de 15 yaşını doldurmamış kızlar -bu kelimeyi, tabiri kullanmaktan hiç hoşlanmıyorum ama kanunda böyle- “çocuk gelin” kabul edilmektedirler. Bir kere bunun da -çocuktan gelin olmaz- değiştirilmesi gerekmektedir. Kanunlar arasındaki bu uyumsuzluk geleneksel yaşayışa sahip ailelerin kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmelerine karşı verilen tüm mücadeleleri de sonuçsuz bırakmaktadır. Erken yaşta evlenmek kız çocuğun eğitim hayatını sonlandırmaktadır. Erken evlilik mağdurlarının daha fazla kız çocukları olduğunu hesaba katarsak erken yaş evliliklerin daha çok kız çocuklarının eğitimini yarıda kestiğini öne sürebiliriz. Bunun sonucunda ise toplumda kadın ve erkekler arasında var olan eşitsizlik daha da derinleşecek; kadının sosyal, kültürel, ekonomik hayattaki gücü buna paralel olarak zayıflayacaktır ve bunun önüne geçebilmek için, kız çocuklarımızın eğitimini tamamlayabilmesi için erken yaş evliliklerle ciddi bir şekilde mücadele etmemiz gerekmektedir.

Taraflardan her ikisi de 15 yaşın altındaysa -şimdi, bu çok önemli bir konu, bu raporda çok açıklayıcı bir şey yok bunun için- bu durumda her iki tarafta çocuktur ve bu durumda her iki tarafta istismar mağdurudur. Evlenme ailelerin rızasıyla yapılmışsa bu istismar olayında suç ailelerindir. Bu durumda cezalandırma aileye yönelik olmalıdır çocuklara yönelik değil, çocuklar koruma altına alınmalıdır. Eğer 18 yaş altında bir evlilik gerçekleşmişse o çocukların eğitiminin nasıl devam edeceği noktasında biraz kafa yormamız gerekiyor. 15 yaş altındaki evliliklere yasak diyoruz ama 15 ile 18 yaş arasını ne yapacağız? Şimdi, bu dönemdeki çocukların eğitimi yarım kaldığında ne olacak? Şöyle bir baktığımızda bugüne kadar oluşmuş mağduriyetlerin ele alınacağı bir çalışma da yapılmamış. Bu konuyla ilgili de multidisipliner bir çalışma yapılması gerekiyor. Konuyla ilgili çalışmaların -bence, bize göre, biz böyle düşünüyoruz- Türk Barolar Birliği, Türk Psikiyatri Derneği, Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Türk PDR Derneği ve sosyoloji dalında özellikle aile sosyolojisi alanında uzmanlaşmış akademisyenler tarafından değerlendirilerek uygun ceza yöntemlerinin geliştirilmesi; tabii bununla birlikte, önlemlerin alınacağı ve bu çocukların nasıl koruma altına alınacağı, bu kanunların çocukları en iyi koruma kapsamına alacak şekilde nasıl hazırlanacağı konusunda da bir çalışma yapılması şarttır. Ayrıca bu çocukların eğitimlerini devlet gözetiminde tamamlamalarının sağlanması da çok önemlidir.

Yine, çok önemli bir konu var ki erken yaş evlilikleriyle ilgili. Maalesef bunun raporda tamamen gözden kaçtığını düşünüyorum, gözden kaçtığına inanıyorum çünkü bu ciddi bir konu. 29 Mayıs 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesinin Türk Ceza Kanunu’nun 230’uncu maddesinin resmî evlenme olmaksızın dinsel törenini yaptırma ve yapma suçlarını düzenleyen (5) ve (6) numaralı fıkralarının iptaline oy çokluğuyla karar vermiş olması maalesef erken yaş evliliklerinin ve çok eşliliğin önünü açmıştır. Yani bu kararla ne olmuştur? O zaman için 12’ye 4 oyla kabul edilmiş bir uygulama yani dinî nikâh için gidildiğinde eskiden dinî nikâhı kıyacak olan hoca “Resmî nikâhınız var mı?” diye soruyordu ama artık sormuyor. Bu da özellikle sosyokültürel olarak biraz daha geride kalmış veya eğitim düzeyi daha düşük veya kendi geleneklerine göre küçük yaşta çocuklarının evlendirilmesini yadırgamayan ülkemizin belli kesimlerinde erken yaşta çocukların resmî nikâh olmadan dinî nikâhla evlendirilmesine sebep olmaktadır. Bir kere bu uygulamanın da tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir çünkü bu yaşta yasal olmayan evliliklerle birleşen çocukların kendi çocukları olduktan sonra, aradan belli bir zaman da geçtikten sonra resmî nikâh için başvurduklarında veya doğum için hastaneye gittiklerinde mağduriyetlerinin ikinci kez başlaması demek oluyor ki bununla ilgili birçok sıkıntı yaşayan aileler olduğunu da biliyoruz. Bunun tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor, bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin aldığı kararın tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Nihayetinde biz biliyoruz ki erken yaş evlilikleri hiç de öyle bahsedildiği kadar az değil. Kars, Ardahan, Iğdır’a çocuk istismarını Araştırma Komisyonuyla birlikte gittiğimizde, bu 3 ilden 2’sinde 15-19 yaş arasında doğum yapma oranının yüzde 12,61; bir ilde yüzde 9,7; Türkiye’de de yüzde 5 olduğu valiliklerce bize bildirilmişti. Yani bu durumda bizim çok ciddi önlemler almamız gerekiyor.

İç ve dış göç sorunlarımız var. Suriye’den 3 milyon mülteci kabul ettik. Bu aileler şimdi Türkiye’de kendi başlarına, kendi içlerinde yaşadıkları sorunların yanı sıra; kızlarını evlendirerek, oğullarını evlendirerek hem Türk ailelerinin hem de Suriye ailelerinin birleştiği evlilikleri de görüyoruz, böylece aralarındaki kültür farklılıklarından doğan sorunlar da var. Yine, bu da ileride tabii ki diplomasiye dayalı yaşanabilecek birtakım sorunlarla karşılaşmamıza sebep olabilir. Bu konuda da bence çalışmalar yapılmak durumunda.

Yine, geçici olarak gerçekleşen iç göç hareketleri beraberinde farklı sorunlar yaşayan ailelerimiz var ki özellikle çocukların eğitimiyle ilgili sorunlar yaşıyorlar, bunlar da dikkate alınmalı.

Yine, bir konu daha var ki Suriye’den gelen mülteci ailelere verilen haklarla ilgili. Şimdi, bu haklarla ilgili olarak dikkat etmemiz gereken bir şey var: Eşitlik ilkesi. Mesela, bir telefon geldi bugün bana, dediler ki: “Üniversitede okuyan Türk gençlerine geri ödemeli 425 lira, Suriyelilere geri ödemesiz 1.200 lira ödeniyor.” Şimdi diyebilirsiniz ki “Suriyeliye ödenen bu 1.200 lira bizim vergilerimizden değil, Avrupa Birliğinden gelen katkı paylarıyla…” Eşitlik ilkesini siz görünürde bozduğunuz zaman bunun nedenini hiçbir şekilde açıklayamazsınız ve bu eşitlik ilkesi bozulduğu zaman toplum içerisinde nefrete dönüşmeye başlar ki bunun doğuracağı sonuçlarla da uğraşmak oldukça zordur.

Yine, anlamadığım bir konu -Sayın Bakanımız da buradayken- Suriyeli mültecilere verilen bu haklar, mesela ücretsiz sağlık hizmetleri, Ahıskalı Türklere neden verilmiyor? Bunu da anlamak biraz zor. Bu konuda da çalışılması, çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyim; inşallah yapılır.

Yine, yurt dışında yaşayan ailelerimizle ilgili ciddi sorunlar mevcut. Bu sorunlarla da ilgili çalışma yapmak lazım. Gerçi, bu çalışmaların hem yurt içinde hem yurt dışında yapılması gerekiyor ki onları şöyle sıralayabiliriz:

Aile kurmadan önce evlenecek gençlere evlilik öncesi danışmanlık hizmetlerinin verilmesi lazım.

Evliliklerinin her aşamasında çiftlere yönelik danışmanlık ve terapi hizmetlerinin sunulması.

Ailelerle bütüncül yaklaşımla aile danışmanlığı ve eğitim hizmetlerinin sunulması.

Boşanma aşamasında, ailelere yönelik boşanma danışmanlığı ve ara buluculuk hizmetlerinin verilmesi.

Boşanma davalarının Türkiye'de tanınmasına ve verilerin tutulmasına ilişkin çalışmaların yapılması.

Kültürel bağların ve aidiyetin kuvvetlendirilmesine yönelik çalışmaların yapılması.

Suça karışmış ve cezaevine girmiş vatandaşlarımızın tutukluluk süresince ve ceza süreleri bittiğinde rehabilitasyonla topluma kazandırılmasına yönelik çalışmaların yapılması çünkü yurt dışında bununla ilgili epey bir sorun çıkmıştı karşımıza.

Evlilik yoluyla Türkiye'den farklı ülkelere giden kadın ve erkeklere gittiklerinde karşılaşacakları zorluklarla ilgili olarak danışmanlık hizmeti de verilmelidir. Özellikle dil sorunu, yaşayacakları ülkenin kanun ve ilgili mevzuatı, çalışma ve sosyal güvenlik sorunları, hak ve görevleriyle ilgili eğitim verilmek durumunda.

Ayrıca, raporda belirtildiği gibi, koruyucu Türk ailelerin sayısının artırılması da çok önemli çünkü Türk çocukları ailede bir sorun hissedildiği anda hiç tanımadıkları yabancı ailelere verilmekte, bu da hoş değil.

Yine, ailelerin yapısının bozulmasına sebep olan bağımlılık yapan madde ve alışkanlıklarla da mücadele edilmesi gerekiyor ki 10 yaşa kadar düştü madde kullanımı, biliyoruz. Bununla ilgili de henüz ülkemizde tam yerleşmemiş olan bağımlılık danışmanlığı hizmetlerinin olması gerekiyor, bu çok önemli.

Aile eğitim programlarının yaygınlaştırılması gerekiyor ama bunu yaparken neler yapacağız? Çatışma çözme becerileri, yine aileyle ilgili bilgiler, öfke kontrolü, bunların hepsi verilmeli ama özellikle askerlik döneminde benzeri eğitimlerin erkeklere de verilebilmesi için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri arasında bence bir koordinasyonlu program hazırlanmalı. Zira kadınlar her yerde eğitim alabiliyor ama erkeklere de özellikle bu konularda destek gerekiyor.

Özellikle üzerinde durmak istediğimiz bir konu da aile bütünlüğünde eş durumu tayinleri. Bu konuda çok büyük sıkıntı var. Ailenin birliğini, bütünlüğünü koruyacaksak eşlerin bir arada, ailelerin bir arada durmasını sağlamak lazım; bu konudaki engellerin de ortadan kaldırılması gerekiyor.

Türk kültürümüzün ve dinimizin ahlak, hoşgörü, sağduyu, şefkat, anlayışla yoğrulmuş kadim öğretilerine dayanarak bilimsel yöntemler kullanılarak hazırlanmış değerler eğitimi bireylere, ailelere ve çocuklarımıza mutlaka sunulmalıdır ve bunların da STK'lar tarafından desteklenmesi sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Depboylu.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez konuşacak.

Buyurun Sayın irmez. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 399 sıra sayılı Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz aldım.

Grubum adına söz almışken 4 Kasımda gözaltına alınan, tutuklanan ve bir darbenin sonucu olarak hâlâ cezaevinde bulunan Eş Genel Başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş, Sayın Figen Yüksekdağ ve Grup Başkan Vekillerimiz Çağlar Demirel, İdris Baluken ve diğer tüm milletvekillerinin bu Parlamentonun seçilmiş üyeleri olduklarını ve burada bizimle birlikte olmaları gerekirken cezaevinde rehin tutulduklarını tekrar hatırlatmak ve bunun bu Meclisin utancı olduğunu belirtmek isterim.

Ayrıca, konuşmama geçmeden önce, maalesef, bugün yine bir ilki daha yaşadık: Siirt Milletvekilimiz ve Kadın Meclisi Sözcümüz Sayın Besime Konca’nın milletvekilliğinin düşürülmesi. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında gerçekleştirilen bu hukuksuzluk, AKP zihniyetinin ne menem bir şey olduğunu bir kez daha maalesef gözler önüne sermiştir. Bu Parlamentonun seçilmiş üyesi olan ve burada bizimle birlikte olması gereken arkadaşlarımızın cezaevinde rehin tutulmaları yetmezmiş gibi bir de vekillikleri de düşürülüyor. Hükûmet yetkililerinin dillerinde pelesenk olmuş olan “millî irade” kavramının kuru bir retorik olduğunu buradan bir kez daha maalesef ortaya koydular. Bu tarihî hatalar mutlaka tarih ve hukuk önünde mahkûm edilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Ocak 2016’da kurulan ve yaklaşık dört ay çalışma yürüten ve son derece önemli bir konuyu kendisine konu alan bir Meclis araştırması komisyonunun çalışmalarına ilişkin raporun aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra ancak Meclis Genel Kuruluna gelebiliyor olması başlı başına bir handikaptır. Öyle ki her an farklı bir biçimine tanık olduğumuz kadına yönelik şiddet vakalarının hız kesmeden hatta artarak süregidiyor olması, aslında sorunu çözmek için hemen hiçbir yapısal adımın atılmadığının da önemli bir kanıtıdır.

Değerli milletvekilleri, elbette öncelikle üzerinde görüştüğümüz bu raporun hazırlandığı komisyon çalışmalarının biçimine, yöntemine dair özellikle problemli birkaç noktayı dikkatinize sunmak isterim. Araştırma Komisyonunun üyelerinin belirlenmesini takiben muhalefet partilerinin Komisyon çalışmaları süresince görüşlerine başvurulmasını önerdiği kişilerin ve sivil toplum örgütlerinin büyük bir çoğunluğunun sürece dâhil edilmemesi, çoğulcu bir katılımcılık ilkesinin esas alınmaması, türlü ısrarlar neticesinde Komisyon çalışmalarına dâhil edilen kişilerin ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de Komisyonun çalışmalarına tam olarak katkı vermesine izin verilmemesi AKP hükûmetleri boyunca alışkanlık hâline getirilmiş tahakkümcü yasama faaliyetlerinin bir tezahürü ve yeni bir örneği olmuştur.

Değerli milletvekilleri, toplumun tümünü ilgilendiren bir konu olması, özellikle kadın hakları savunucusu sivil toplum örgütlerinin ilgi odağında olduğu aşikâr olan bu Komisyon çalışmalarında söz konusu sivil toplum örgütlerinin geniş ve nitelikli katılımına izin verilmemesi, bu konuda özen gösterilmemesi eril devlet anlayışının bir yansıması olarak okunmalıdır.

“Meclis” dediğimiz kurum, toplumun tüm farklı kesimlerini çoğulcu karakteriyle barındırması gereken, her kesimin söz söyleme hakkını güvence altına alan bir zemin olmak durumundadır. Aksi durum, tekçi, ataerkil ve antidemokratik uygulamaların devamlılığını pekiştirmekten başka sonuç vermeyecektir. Bir bakıma, bu zihniyet, Komisyonun üzerinde çalıştığı konu bağlamında değerlendirecek olur isek Meclisin çalışma bütünlüğünü zedeleyen bir siyasi şiddet biçimi olarak okunmalıdır.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bizim özellikle önemli şerh koyduğumuz rapor incelendiğinde, özetle “aile” “boşanma” “kadın” “erkek” “şiddet” ve benzeri kavramlara yüklenen anlamlar, bu kavramların içerisinde geçtiği toplumsal problemlere dair nitelikli, ufuk açıcı, sorunları ortadan kaldırmaya dönük anlamlı yapısal değişiklik öngörüleri olan bir bakış açısı göremiyoruz, maalesef.

Ne yazık ki bu rapor, içeriği ve çarpık yanları sorgulanmaksızın, aile kurumunun kuru kuruya yüceltilmesinin bir belgesi niteliğindedir. Evet, aile kurumu toplumsal yaşamın tarih boyunca ortaya çıkardığı ve toplumun devamlılığı anlamında önemli fonksiyonları bulunan ender kurumlardan biridir. Ancak, bugün, 21’inci yüzyıl Türkiyesinde bizim Parlamentoda yapmamız gereken, ülkemizde eşit haklara sahip, özgür bireylerin mutlu ve sağlıklı bir kişisel ve toplumsal yaşamı yürütebilmelerinde çağdaş sosyal devlet ilkesinin neresinde olduğumuzu sorgulamak, bunu özellikle kadınların insan hakları çerçevesinde sorgulayabilmektir.

Değerli milletvekilleri, Komisyonun adında ve raporun kendisinde altı çizilen ve sorun olarak görülen boşanma oranlarının artışı ve boşanma kurumunun büyük bir sorun olarak görülmesi, aslında gerçek sorunu görmezden gelen, boşanmaya giden yolları görmezden gelen, üzerini örtmeye çalışan bir bakışın, bir yaklaşımın ürünüdür. Elbette ki kişiler arasında kurulan evlilik, birlikte yaşam ilişkilerinin sağlıklı, mutlu, özgür, demokratik ve güvenli bir atmosferde sürdürülebilmesi istenir olandır. Ancak asgari demokratik koşulların, asgari özgürlüklerin özellikle de kadının aleyhine olacak bir biçimde sürdürülmesinin ailenin kutsanmasıyla başarılamayacağı da orta yerde durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, boşanma oranlarının Türkiye'de çok yüksek olduğuna ilişkin iddiaların bir karşılığı bulunmamaktadır. Bu durum, Komisyon raporunda da yerini aldığı üzere ilgili araştırmalarca çürütülmüş bir iddiadır. Kaldı ki boşanmak da evlenmek kadar temel bir insan hakkıdır. Burada önemli olan nokta, bireylerin, özellikle kadınların boşanmadan önce, boşanırken ve boşandıktan sonra karşı karşıya kaldıkları hukuki, sosyal, ekonomik, toplumsal ve psikolojik problemlerin giderilmesi konusunda devletin ve hükûmetlerin, kısaca yasa ve uygulamaların nerede durduğudur. Soruna kaynaklık eden önemli noktaların başında burası gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, maalesef insanlar sadece savaş zamanlarında şiddet görmüyor. Böyle düşünürsek yanılırız. Eğer kadınlar ve çocuk yaşındaki genç kızlar evlerde, sokaklarda, okullarda ve iş yerlerinde sık sık şiddetin her türlüsüne maruz kalıyorsa bu, aslında toplumda cinsiyet temelli bir nefret söyleminin, nefret suçunun ve aslında bir savaşın devam etmesidir ve bunun durdurulması gerekmektedir.

Evet, maalesef araştırmalarda ortaya konulan veriler -oransal olarak değişse de- kadınlara yönelik şiddet içerikli davranışların her bir ırk, kültür, dil, ulus ve ideolojilerdeki erkekler tarafından yapıldığını ve kadınların türlü şiddete maruz kaldıklarını göstermektedir. Özellikle erkeğin kadından üstün görüldüğü ve kadın ve erkek rollerinin katı çizgilerle birbirinden ayrıldığı toplumlarda kadınların daha çok istismara maruz kaldıklarına kendi içinde yaşadığımız toplumu baz alırsak sürekli tanık olmaktayız ve mağdur olmaktayız. Diğer bir deyişle, ciddi kapsamlı ve nitelikli bir yapısal planlama olmadığı takdirde şiddet babadan oğula geçmeye devam edecek, mağduriyet de anneden kıza geçmeye devam edecek ve aslında toplum içerisinde şiddet nesilden nesile taşınmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, boşanmalara önemli ölçüde kaynaklık eden ve bizce asıl üzerinde durulması gereken konu olarak aile içi şiddet, başka bir nitelemeyle kadına şiddet erkek tarafından uygulanan şiddeti tarif etmektedir. Tabii, şiddeti, evlilik ilişkisi içerisinde ya da dışında bir bireyin hayatının, bedeninin, psikolojik bütünlüğünün ya da özgürlüğünün güç ya da zor kullanılarak tehlikeye uğratılması biçiminde kabaca tanımlayabiliriz. 1992 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Şiddetin Engellenmesi Bildirgesi’nde, genel anlamda, kadına yönelik şiddet ister özel ister toplumsal yaşamda olsun tehdit, cebren ya da keyfî olarak özgürlükten alıkoymak da dâhil olmak üzere kadına fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar ve acı veren ya da verebilecek cinsiyete dayalı her türlü şiddet hareketi olarak tanımlanmaktadır. Bu genellemeyi aile içerisinde yaşanan şiddet çerçevesinde değerlendirecek olursak, erkek tarafından kadına yönelik şiddet, kadının istemediği hâlde cinsel ilişkiye, ev işlerine zorlanması, aile ve arkadaşlarıyla görüştürülmemesi, çalışma ve okuma hakkının elinden alınması, alaya ve hakarete maruz kalması, aşağılanması ve benzeri çerçevesinde düşünülebilir.

Değerli milletvekilleri, kadınların özellikle aile içerisinde, evlilik ilişkisinde yaşadığı şiddetin, ihmal edilerek şiddete maruz kalma; duygusal, psikolojik şiddete maruz kalma; tehdit, aşağılama, küçümseme, sindirme, bezdirme biçimindeki sözel şiddete maruz kalma; itip kakma, tokatlama, yaralama, dövme, yakma gibi fiziksel şiddet; bunların yanında fiziksel şiddetin bir üst boyutu olan ensest, tecavüz ve fuhşa zorlanma gibi çeşitleri bulunan cinsel şiddet biçiminde çoğaltılabilecek araştırma verilerine ve kriminal verilere yansımış onlarca türüne maruz kaldıkları bilinmektedir. Ne yazık ki erkek tarafından kadına yönelik şiddet sadece fiziksel şiddetle kalmayıp diğer şiddet türleriyle de beraber uygulandığından bu durum birbirini besleyen ve üreten mekanizmalardan oluşan bir şiddet çemberi oluşturmaktadır. Aile içi şiddetin ne derece yaygın olduğu söz konusu olduğunda kadının mağduriyetinin ön plana çıkıyor olmasının elbette ki belirli dayanakları vardır. Şiddete ilişkin araştırma ve vaka oranlarına bakıldığında erkeğin kadına uyguladığı şiddetin ezici biçimde yüksek olduğu bilinmektedir. Tabii, bir noktanın altını özellikle çizmek zorundayız. Aile içi şiddeti ortaya çıkaran etkenlerin yalnızca aile kaynaklı olmadığını, erkek-kadın ayrımcılığını meşru kılan toplumsal, ekonomik, politik, hukuksal ve eğitimsel yapıların da etkili olduğunu söylemek zorundayız. Bunu gözden kaçırmamak zorundayız, bunu gözden kaçırmaya çalışan zihniyetlerle mücadele etmek zorundayız.

Aile, karşılıklı görev ve sorumluluklara dayanan, tarihsel olarak ekonomik ve ideolojik koşullarla değişegelmiş bir yapıdır. Ne var ki aile tarih ötesi, ekonomik ve politik şartlardan bağımsız, mutlak ve ideal bir yapı gibi tariflenmekte. Bu ideal yapının korunması gereği özellikle muhafazakâr siyasetçilerce sıkça gündeme getirilmektedir. Bu siyaset anlayışı aile içindeki iktidar ilişkilerini ve kadın-erkek eşitsizliğini gizleyerek ev içi şiddet, işsizlik, boşanma, yoksulluk gibi konuları ailenin çözülmesiyle açıklamakta, ailenin ne şartta olursa olsun korunmasını öncelemektedir.

Neoliberal politikalar sonucu kısıtlanan sosyal güvenlik ve refah hizmetlerinin aileye, esasen ailedeki kadınlara devredilmesi de ailenin güçlendirilmesi söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bakın, tüm dünyada kentleşme, kadınların iş gücüne katılımının artması, kadınların güçlenmesi ve aile içinde yaşadıkları sorunlara karşı çıkabilmeleri sonucu boşanma oranları artsa da Türkiye, boşanma oranları bakımından OECD ülkeleri arasında sonlarda, 27’nci sırada yer almaktadır. Bu bilgi, Komisyona görüş bildiren uzmanların sunumlarında da teyit edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, taciz ve kötü muameleye dayalı evliliklerde çocuklar da fiziksel ve psikolojik zararlar görmektedir. Şiddet içeren bir evliliğin devlet tarafından çocukların korunması maksadıyla sürdürülmesinin teşvik edilmesi, Türkiye'nin imzacısı olduğu ve taraf devletleri çocukları bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet ve suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye -ırza geçme dâhil- her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korumakla yükümlü olan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne de aykırıdır.

Aslında Türkiye’deki sorun boşanma oranlarının yükselmesi değil, taciz ve kötü muamele içeren evlilikler içindeki kadınların boşanmak istediklerinde eşleri ve aileleri tarafından baskıya ve şiddete maruz kalmaları ve maalesef öldürülmeleridir.

Boşanmak isteyen kadınlar yalnızca şiddet görecekleri korkusuyla değil, sosyal ve ekonomik güvenceden yoksun olacakları için de evliliklerini sürdürmeye mecbur bırakılmaktadırlar.

Elbette ki eşitlikçi bir ilişkinin sürdürüldüğü, kadının çeşitli şiddet biçimlerine maruz kalmadığı demokratik aileler sağlıklı bir toplumun oluşabilmesinde önemli bir role sahiptir. Ancak hepimiz bilmekteyiz ki Türkiye’de içinde bulundukları evlilikleri sonlandırmak isteyen kadınların birçoğu evlilik dışında kendilerini ve hanede birlikte yaşadıkları kişileri idame ettirebilecek ekonomik olanaklara sahip değildir.

Kadınların istihdama katılımı Türkiye’de maalesef yüzde 27,1 gibi düşük bir oranda seyrettiğinden kadınların çoğu evlilikleri boyunca ücretli bir işte çalışamıyorlar. Boşanma durumunda da iş bulmakta güçlük çekiyor, cinsiyetçi iş bölümü sebebiyle düşük ücretli ve güvencesiz, ailelerini geçindirmelerine imkân vermeyen işlerde çalışıyorlar. Devlet ve özel iş yerleri yaygın, ücretsiz ve ulaşılabilir ve nitelikli bir çocuk bakım hizmeti sunmadığından kazandıklarıyla çocuk bakımı masraflarını dahi karşılayamıyorlar.

Değerli milletvekilleri, ön yargılar, toplumsal roller, boşanmış kadınlara yönelik çevre baskısı, kadınların tekrar evlenmeye zorlanmaları sebebiyle, boşanmak, kadınların ancak en son olarak başvurabildikleri bir durumdur. “Aileyi korumak” adı altında kötü evliliklerin devamının özendirilmesi, şiddete karşı koruyucu ve güçlendirici önlemler almak yerine karakollar ve sözüm ona şiddet önleme ve izleme merkezleri aracılığıyla kadınların şiddet uygulayan erkeklerle bir araya getirilerek ara buluculuk yapılması, kadınları güçlendirici, kadın dayanışmasını esas alan destek mekanizmaları bulunmadığından kadınların bir hapishane gibi tarif ettikleri sığınaklara yerleşmek istememeleri kadına yönelik şiddeti önemli ölçüde artırmaktadır. Bu yaklaşımla kurgulanan, kadını değil, aileyi korumayı esas alan politikalar kadınların kötü muameleye maruz kaldıkları evliliklerinin içinde sıkışmasına sebep olmaya devam etmektedir.

Türkiye'de kadına yönelik şiddet her boyutuyla giderek daha da artmakta, ülkenin en can alıcı sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Eril zihniyetin sistematik bir politikası olan kadına yönelik şiddet toplumsal bir şiddet olarak ortaya çıkmaktadır. AKP döneminde -elde edilen verilere göre- 8 bine yakın kadın katledilmiştir. Kadına yönelik şiddetin nedenleri incelendiğinde, erkek şiddetinin üretildiği en büyük kaynağın aile olduğu görülmektedir. Kadın cinayetlerinin failleri incelendiğinde, büyük oranının kadınların eşleri, babaları, nişanlıları ya da erkek kardeşleri olduğu görülmektedir.

Türkiye'de eşi vefat etmiş kadınlar ile boşanmış kadınlar benzer yoksulluk koşullarıyla baş etmeye çalışmalarına rağmen, eşi vefat etmiş kadınlar için sosyal yardım programlarından boşanmış kadınlar maalesef yararlanamıyorlar. Bu durum, devletin sosyal politika oluştururken hak ve ihtiyaç saikiyle değil, kendince kadını ikinci sınıf insan gören bir siyasi anlayışın saikleriyle hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Pek çok ülkede evliliğini sona erdiren kadınlara yönelik sosyal destek programları oluşturulmuştur. Boşanmış kadınların iş gücüne katılımını kolaylaştıracak önlemlerin alınması, tüm bireylere tanınması, gereken yaşlı, hasta ve çocuk bakım hizmetlerinin boşanmış kadınları da kapsayacak şekilde genişletilmesi, maddi, hukuki ve psikolojik destekler, kadınların devam ettirmek istemedikleri evliliklerini sonlandırmalarına yardımcı olmaktadır.

Toplumumuzun bir gerçeği olan aile kurumu, âdeta ulus devlet sisteminin mikro bir prototipi hâline getirilmek istenmektedir ve iktidarcı, baskıcı yaklaşıma sahip antidemokratik bir kurum hâline getirilmiştir. Ancak kadın cinayetleri ve ev içi şiddetin bu denli yoğun olarak üretildiği çarpık aile yapıları, bu gerçekliğiyle ele alınmadığı zaman kadınların öldürülmesini teşvik eden bir kurum hâline dönüşmektedir.

AKP’nin, iktidara geldiği günden bugüne kadını sadece ailenin hizmetkârı olarak gören, kadını ikincilleştiren yaklaşımı, aile içindeki şiddeti daha da görünmez hâle getirmiştir ve kadının aile içinde giderek güçsüzleşmesine hizmet etmiştir. Oysaki yapılması gereken, kadının aile içerisinde siyasal, sosyal ve ekonomik tüm açılardan güçlendirilmesi ve sosyal devletin oluşturacağı kadın politikalarının da buna paralel geliştirilmesidir diyerek sözlerimi bitiriyorum, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrmez.

Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer konuşacak.

Buyurun Sayın Yüceer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Dünya Çocuk Günü’ydü, mutlulukların hep onların olması dileğiyle tüm çocukların Dünya Çocuk Günü’nü kutluyorum. Umarım çocukların yüzünden gülümsemesinin çalınmadığı bir dünya bırakabiliriz onlara, tüm olumsuzluklara rağmen bu umudun hep diri tutulması çok önemli diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, tüm evlilikler ömür boyu sürmek ve mutlu olmak amacı taşırlar ama bazı durumlarda aile ilişkileri arasında sağlıklı bir yapı oluşmayabilir. Bu sorunların çözülememesi, bunların aşılamaması durumunda da boşanma süreci gerçekleşebilir. Boşanma bir travmadır, travmatik bir süreçtir. Gerçekten kişinin ruhsal yapısını etkiler, yaşamını etkiler. Hiç kimse huzursuz olmak için, mutsuz olmak için evlenmez. Daha mutlu, daha huzurlu bir gelecek ümidiyle evlilik kurumunun kurulması ama sonuçta boşanma kararının verilmesi ve boşanma sürecinin gerçekleşmesi çiftler arasında gerçekten çok yıkıcı bir süreç ama daha çok, kadınlar arasında özellikle zorlu ve yıkıcı bir süreç. Bu denli yıpratıcı bir sürecin neden göze alındığı sorulması gereken bir soru. Hiç kimsenin “Ben şu kadar zaman sonra boşanacağım.” diye evlenmediği ve boşanmanın son çare olarak görüldüğü ön kabulüyle eğer bu soruna yaklaşırsak daha sağlıklı bir sonuç alabiliriz diye düşünüyorum.

Şu açık bir tespittir: Boşanmaların kendi başına toplumsal bir sorun olmasından çok, toplumsal sorunların bir uzantısı olduğu gerçeği. Boşanma göç, ekonomik sıkıntılar, kentleşme, geleneksel aile yapılarının çözülmesi, erken evlilik oranlarının yüksekliği ve şiddet gibi nedenlere bağlı bir sonuçtur. Örneğin, 2013 bütçe görüşmesinde dönemin Bakanı Sayın Fatma Şahin ekonomik krizlerin ailedeki boşanma oranlarını yükselttiğini söyleyerek bu tespiti dile getirmiştir.

Boşanmaların en önemli nedenlerinden biri de aile içi şiddet, kadının yaşadığı fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddet. Yani boşanma oranlarının artmasını eğer biz bir sorun olarak ortaya koyuyorsak başta ekonomi ve kadına yönelik şiddet olmak üzere bütün sorunları ortada açık bir şekilde tartışmamız gerekir.

Bir taraftan, ben Komisyonun kurulmasını da ekonomik ve sosyal sorunların derinleştiğinin ve uygulanan politikaların iflas ettiğinin bir itirafı olarak da görüyorum tabii ki. Asıl araştırılması gereken, boşanmaların artmış olmasından öte, bu kadar sorunun içinde bu boşanma oranları nasıl bu düzeyde, bu seviyede kalıyor. Bu da bir soru. Aile içi kadına yönelik şiddetin “Kol kırılır, yen içinde kalır.” atasözünde olduğu gibi saklanması, toplumun, hatta kadınların bunu olağan görmesi ve kadınların özellikle aşırı fedakârlıklarıyla evlilikler sürüyor çünkü mevcut sistemde ekonomik ve sosyal olarak güçsüz kadınların özverisiyle bu evlilikler sürüyor.

Bakın, bir rapor var. 2016 yılı aile yapısı araştırmasına göre yüzde 18 civarında 18 yaşında, altında evlilik var. Yüzde 60 oranında görücü usulüyle evlilik yaşandığı, yüzde 23 oranında da hâlâ akraba evliliklerinin devam ettiği görülüyor. Kendi görüşü sorulmadan, ailesinin kararıyla evlenen kadın oranı ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 15. Bu rakamlar aslında sadece yansıyanı ama bu rakamlar evliliğin yapısında bir sorunumuz olduğunu da gösteriyor; boşanmanın köklerinde evlenme aşamasındaki koşulların olduğu gerçeğiyle de bizi yüz yüze bırakıyor.

Öte yandan, Türkiye’de boşanmak kadar boşanamamak da bir sorun. Örneğin, Mart 2011’de, çocuk cinsiyeti nedeniyle kadın üzerinde oluşturulan psikolojik şiddet, başlık parası ve geleneksel evlilikler hakkındaki komisyon raporunda, özellikle kadınların mutsuz olsa dahi çevre baskısı, baba evine dönmenin hoş karşılanmaması ve ekonomik durumunun yetersiz olması sebebiyle boşanmaya ulaşamadığı ve hatta şiddet gördüğü ifade ediliyor. Bu tespitin ne kadar doğru olduğunu, cinayetlere kurban giden her 5 kadından 1’inin boşanmak istediğini görüyoruz. Ne hazin ki Sayın Bakan da biraz önce ifade etti, Kastamonu’da bugün bir olay gerçekleşti; devletin koruması altında bir kadın… Çoğu zaman bu kadınlar hazin bir şekilde, ya devlet koruması altında ya da devlet korumasına ulaşma aşamasında katlediliyor ve devlet buna sadece seyirci kalıyor.

Değerli arkadaşlar, raporda ve devlet yönetimindeki en büyük açmazı, bütün sorunların çözümüne ailenin kutsallığının vurgulanarak başlanması oluşturuyor. Aile elbette toplumun temeli, elbette çok önemli bir kurum. Buna kimsenin itirazı yok, hiçbirimizin ama toplumsal bir kuruma aşırı bir şekilde kutsiyet atfedilirse, sadece bu perspektiften bakılırsa o zaman gerçek sorunları, diğer şeyleri ıskalamış oluyorsunuz. Boşanma sorunu da bireyler yok sayılarak, temelindeki sorunlar görmezden gelinerek, boşanmanın bir hak olduğu gerçeği ıskalanarak değil, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalara temel alınarak, bireyler ve bireylerin hakları gözetilerek sorunların, özellikle ekonomik sorunların masaya uzun bir şekilde yatırılarak enine boyuna incelenmesiyle ele alınmalı. Ama bu raporda da genel uygulamada da yapılan bu değil. Kafalar yine kuma gömülmekte, diziler, medya vesaire suçlanmaktadır.

Bu bir yüzleşme gerçeğini bize hatırlatıyor. Kadını ikinci sınıf gören zihniyetle, kadını yok sayan zihniyetle yüzleşmek zorundayız. Yalnızca uygulama hatalarıyla da değil, iktidardan ve söylemlerinden kaynaklı sorunlarla da yüzleşilmeli. Ama bu da yeterli değil, toplumsal algıyla ve bu zihniyetle de yüzleşmemiz gerekiyor. İşte, bu raporda olmayan budur. Kolaycılığa kaçılarak tüm sorunlar medya, eğitim gibi belli kaynakların üzerine yıkılmış. Ben demiyorum ki bunlar etken değil, tabii ki çok önemli, muhakkak ki etken ama sorunların asıl kaynağı zihniyettir. İster dinsel anlayıştan olsun ister kültürel farklılıklardan olsun isterse gelenekten olsun, kaynağı ne olursa olsun şu an toplumda kadın ve erkeğin eşit olmadığına dair çarpık, yaygın bir anlayış vardır. Bir de bunun üzerine kadınları sadece iyi eş, iyi anne, iyi ev kadını olarak gören bir yönetim şekli hüküm sürülürse -bunun üzerine eklenince de- o zaman kadınlar için hayat yaşanmaz bir hâle geliyor. İşte, kadınların istihdamda yeterince yer alamamalarının, eğitim hakkından yeterince faydalanamamalarının, toplumsal yaşamda kendilerine yer bulamamalarının sebepleri bunlar.

İstediğiniz kadar uluslararası sözleşmelerin altına imza atın, dilediğiniz kadar kanun yapın, yönetmelik çıkarın; bu anlayışla, artık betonlaşmış bu zihniyetle mücadele etmediğiniz sürece sorunların sadece çevresinden dolanmanın ötesine geçemezsiniz. Bakın, hepimiz için gurur vesilesi olan İstanbul Sözleşmesi’ne Türkiye’de ilk imzayı koymadık mı? Eksiklerine rağmen 6284 sayılı bir kanunumuz yok mu? Ama İstanbul Sözleşmesi çıktı çıkalı, 6284 sayılı Kanun Meclisten geçti geçeli tüm bakanların ve bürokratların ifadesi… Uygulamada bu sorunların çözüldüğüne dair olumlu bir gelişme yok. Tüm STK’lar bu konuda bildiriyor. Peki, uygulamadaki bu isteksizliğin sebebi ne? Çünkü bu kalıp yargılar sürekli besleniyor.

Değerli milletvekilleri, bu raporda değerler eğitiminden bahsediliyor, tanımında da aile içi rollere dönük farkındalıktan söz ediliyor. Nasıl bir farkındalıktır bu? Nasıl bir değerden söz ediyoruz? “Kadın ile erkek eşit değildir, fıtrata ters.” anlayışının farkındalığı mı ya da “Anneliği reddeden, evini çevirmekten imtina eden kadın, iş hayatında ne kadar başarılı olursa olsun yarımdır, eksiktir.” anlayışı mı; “Kadın evinin süsüdür.” farkındalığı mı; “Herkes içinde kahkaha atan kadın iffetsizdir.” farkındalığı mı ve daha sayamadığım yüzlerce, kadını yok sayan, ikinci sınıf gören bir zihniyetin, anlayışın farkındalığı mı? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bunların hepsi AKP kurucularının söylemleri. Bu anlayışı ve bakış açısını temel alarak verilen değerler eğitiminin kime ne faydası olacak Allah’ınızı seversiniz? Toplumsal algıyı, bu yanlış algıyı sürekli vurgulayan, olmadı, daha ötesi olumlayan bir anlayışın kadınlar konusunda, kadın hakları konusunda, eşitlik konusunda diyeceği ne olabilir? Bireysel olarak eşitliğe inanmayabilirsiniz, bu sizin eksikliğinizdir, bu sizin yarımlığınızdır ama bunu bir politika hâline getiriyorsanız artık bu bireysel olmaktan çıkmıştır. Bunun bir yansımasına da biz Komisyon toplantılarında tanık olduk. Komisyon üyesi bir milletvekili, sivil toplum kuruluşlarını dinlediğimiz sırada, bir kadın hakları savunucusuna Hükûmeti eleştirdiği gerekçesiyle had bildirme cüretini kendinde görebildi, İstanbul Toplantıları’nda da benzer davranışlar görüldü. İşte, yanlış olan bu. Bu toplumdaki yanlış algıları siz iktidar politikası hâline getirirseniz, kültürü, geleneği, dini gerekçe göstererek kadınları ikinci sınıf, yok sayarsanız o zaman bu sorunların çözümünü yapamazsanız, isterseniz bin tane komisyon kurun, bin tane rapor yazın. Uygulamadaki sorunları çözmezseniz, ortadan kaldırmazsanız, bu sorunlara neden olan zihniyeti değiştirmezseniz, bu zihniyeti besleyenlere dönüp bir laf, bir söz söylemezseniz o raporların kıymetiharbiyesi yoktur. Hakikaten tuğla kalınlığında bir rapor var elimizde ama neresinde var bu söylemlerin zarar verdiği ben göremedim, gören biri varsa lütfen haber versin. Ha yoksa, ki yok, o zaman bu raporun değeri tartışmalıdır.

Bakın, 493 sayfalık raporda yalnızca 1,5 sayfa “Toplumsal Farkındalık ve Zihinsel Dönüşüm” başlığı altında “Toplumsal farkındalık ve zihinsel dönüşüm sorununun çözümünde başlıca unsur eğitim ve medyadır.” diyorlar. Kendi içinde eksiklik olmakla beraber bence yanlış bir değerlendirme değil ama asıl sorun hayata nasıl yansıdığı, bizi ilgilendiren kısmı burası. İzninizle ben size bir örnek vermek istiyorum: Millî Eğitim Bakanlığının hazırlattığı ders programında kadının aile reisine itaat etmesi gerektiğine, iffetin ancak evlenerek korunabileceğine, ateist veya diğer dinlere mensup kişilerle yapılan evliliklerin kabul edilemez olarak değerlendirildiğine, küçük yaşta evliliklerin örf gereği olduğuna yönelik ifadeler var. Bu ifadeler Talim Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş tarafından da savunulabilmekte.

SALİH CORA (Trabzon) – Nerede yazıyor?

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Ben size gönderirim Değerli Milletvekili.

Şimdi, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Hangi toplumsal zihniyeti değiştireceksiniz bunlarla? Böyle eğitim vererek nasıl bir zihniyet değişikliği sağlayacaksınız? Eski Medeni Kanun’da bile “itaat” kelimesi geçmezken, çocuk evliliklerin, erken yaştaki evliliklerin önünü almak için uluslararası sözleşmelere imza atmışken ders programlarında böyle bir müfredatın, böyle ifadelerin konulması ne anlama geliyor sizce, ne anlamı var bunun?

Bakın, eğitimin cinsiyet eşitliğinin sağlanması için ders programları, bununla ilgili müfredatlar, kitaplar tek tek ayıklandı; o günlerden, kadınları ikinci sınıf sayan ayrımcı ifadelerin bilerek, isteyerek ders müfredatlarına konulduğu bugünlere geldik. Bundan sonra farkındalık yaratmaktan, zihinleri dönüştürmekten bahsetmenin bir anlamı olmuyor. Bunlar yalnızca laiklik ilkesine aykırı olduğu için yanlış değil, aynı zamanda imzamız olan uluslararası sözleşmelere de aykırı çünkü onlarda “toplumsal cinsiyet eşitliği” denir. Eşlerden birinin ötekine itaat etmesini önerdiğiniz bir müfredatta bunun artık farkındalığını, eşitliğini sağlayamazsınız.

Raporda “İnsan merkezli bir eğitim olmadığında sorunların kendisiyle değil ancak gölgeleriyle uğraşılabilir.” deniyor. Şimdi, bakın eğitim sistemine: İnsan mı merkezde, yoksa bir ideoloji mi, bir dinsel yorumun yansıması mı? Söz konusu kadın olunca gölge boksu yaptığınızı biliyorduk ama bu müfredatla, bu eğitim müfredatıyla gerçekten buna kuş kondurdunuz açıkçası.

SALİH CORA (Trabzon) – Ya, bunu eleştireceğinize çözüm önerin.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - Değerli milletvekilleri, 19 Temmuzda Hükûmette bir değişiklik yaşandı. Yeni Kabinenin ilk icraatı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Meclis Başkanlığına sevki oldu. Ne var bu tasarıda? Müftülere nikâh yetkisi var. Allah aşkına, ülkede 81 ilde, 921 ilçede evlendirme dairesi yok mu? Buralarda binlerce evlendirme memuru yok mu? Ya da 18 binin üzerinde muhtar nikâh kıyamıyor mu da böyle bir keyfî kararın altına imza atılıyor? Bunun, kadınları, kadın haklarını, Medeni Kanun’u ne kadar olumsuz etkileyeceği görülmüyor mu bunu imzalayanlar tarafından? Ya da bunun altına imza atanlar erken yaştaki çocuk evliliklerini meşrulaştıracaklarını görmüyorlar mı?

SALİH CORA (Trabzon) – Zorunluluk yok, keyfî.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - Evlenme akdinin evlendirme memuru önünde olmasının kadın ve çocuk hakları açısından, kadın-erkek eşitliği açısından çok önemli olduğunu görmezden geliyorlar.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Örnek aldığınız çağdaş Batı’ya bakın, çağdaş Batı’ya, kiliseler var.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - Medeni Kanun’a göre belirlenmiş yaş sınırı, evlenme ehliyeti, sağlık koşullarının yeterli olması, yakın hısımlık olmaması gibi tasarıyla öngörülen düzenlemeler, bundan sonra, artık, dinî yaklaşımla, müftülerin, imamların dünya anlayışına göre belirlenecek.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yok, tek kayıt var.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - Bundan zararı olan, tabii, bunun altına imza atan Hükûmet temsilcileri değil, kadınlar. Amaçlanan, kadınların haklarını korumak da değil, amaçlanan belli; amaçlanan, Medeni Kanun’la düzenlenen tüm alanların dinî kurallara dayanan bir sisteme dönüştürülmesi. Laiklikle, cumhuriyetle bitmeyen bir hesap var ama bu arada da kadınların hayatı zorlaşmış, toplumsal zihniyet daha da güçlenmiş, umurunuzda değil çünkü kadınlar umurunuzda değil. Kadın hakları denilince, kadın hakları eşitliği denilince bir alerji ortaya çıkıyor. İsteniyor ki kadınlar sesini çıkarmasın “Hak, hukuk, eşitlik.” demesin. İsteniyor ki kadınlar “Hayatı beraber kuruyoruz, nimetleri de eşit paylaşıyoruz.” demesin. İsteniyor ki kadınlar “Bu benim bedenimdir, benim kararım. Size ne?” demesin ama diyorlar ve diyecekler. Bakın, günlerdir kadınlar sokaklarda hakları için mücadele ediyorlar, bu düzenlemeye karşı seslerini çıkarıyorlar çünkü bunun ne getirebileceğini öngörebiliyorlar. Laikliğin, laik devlet düzeninin tek koruma duvarı olduğunu biliyorlar. Yalnızca kendileri için…

SALİH CORA (Trabzon) – Kadın grup başkan vekiliniz var mı Hanımefendi, kadın grup başkan vekiliniz var mı?

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Sulandırmayın olanı, ciddi bir şey konuşuyoruz şurada, çok hayati şeyler konuşuyoruz. Çok ayıptır, çok ayıptır gerçekten.

SALİH CORA (Trabzon) – Kadın grup başkan vekiliniz var mı?

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Çok ayıptır, çok ayıptır!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen. Lütfen karşılıklı konuşmayın.

Buyurun devam edin.

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Kadınlar sadece kendi hakları için mücadele etmiyorlar; kız çocukları için, onların geleceği için, eşit, özgür olabilsinler diye mücadele ediyorlar. Siz duymuyor olabiliyorsunuz ama haklılığın sesi eninde sonunda en sağır kulakta bile yankılanacaktır ve sizlerin kulaklarınızda da yankılanacaktır.

Bakın, Türk Ceza Kanunu’nun 103’üncü maddesine ilişkin bir düzenleme getirdiniz geçtiğimiz yasama döneminde. Çocuk yaştaki evlilikleri meşrulaştıran, kız çocuklarına tacizi, tecavüzü cezasız bırakan, tecavüze uğramış kız çocuklarının ceza almış sanıklarına, mahkûmlara af getiren bir düzenlemeyi oldubittiyle getirmiştiniz. Bu utanç vesikasına kadınlar “Artık yeter!” demişti, duymak zorunda kaldınız, şimdi de duyacaksınız.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde kız çocukları nesiller boyunca süren eşitsizliğin gölgesinde büyüyorlar. Gelenek deniliyor, töre deniliyor, din gerekçe gösteriliyor; yok sayılıyorlar. Ne mirastan ne de eğitim hakkından yeterince faydalanamıyorlar. Çocuk yaşta evlendiriliyorlar, kendileri çocukken çocuklarını kucaklarına alıyorlar. Sizler aynı sonuçları doğuracak düzenlemelerin altına imza atmayın, ısrarla kız çocuklarını, kadınları dezavantajlı duruma düşürecek uygulamaların altına imza atmayın.

Artık, bakın, 21’inci yüzyıldayız, devran artık böyle dönmüyor, suyun akışını tersine çeviremezsiniz, döndüremezsiniz. Ülkenin yarısını yok sayarak ayakta durabilmiş, varlığını sürdürebilmiş tek bir ülke yok dünyada. O yüzden, bunun size bir şey anlatması lazım ve bundan sonraki iktidar politikalarını da buna göre değerlendirmemiz lazım. Bakın, diyoruz ki: “Aile bütünlüğü, aile bütünlüğü…” E, bir yandan, “aile bütünlüğü, aile bütünlüğü” diyoruz ama şu an eş durumundan tayin bekleyen, atamasını bekleyen binlerce öğretmen var gerçekten, on binlerce memur var; bunlara kör, sağırız. OHAL bahanesiyle binlerce, on binlerce insanı işinden, ekmeğinden ettiniz, hepsinin yuvası yıkıldı, evlilikleri dağıldı ama bunları umursamıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapılıyor, yapılıyor.

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Ama muhakkak ki biraz önce de ifade ettiğim gibi, o sağır kulaklarınız bunları eninde sonunda duyacaktır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüceer.

Şimdi, son olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Düzce Milletvekili Sayın Ayşe Keşir konuşacak.

Buyurun Sayın Keşir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, geçtiğimiz günlerde Hakk’a yolcu ettiğimiz Abdulkadir Yüksel Milletvekilimizi buradan tekrar rahmetle anmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Komisyonumuz TBMM’de bulunan dört partinin ortak kararıyla kurulmuş, 14 Ocak 2016 tarihinde çalışmalarına başlamıştır. Tüm çalışmalarımızı ve önerilerimizi içeren rapor da 16 Mayıs 2016 tarihinde Başkanlık makamına sunulmuştur.

Değerli milletvekilleri, hiçbir sosyal sorunun diğerinden ayrı düşünülemeyeceği gibi boşanmalar ve/veya ailenin yaşadığı sorunlar, aile içi iletişim, ergen iletişimi, medya kullanımı, sağlık sorunları, çatışma çözümü, ekonomik sebepler, şiddet, bağımlılık ve benzeri başlıklardan ayrı düşünülemez. Bundan dolayıdır ki Komisyon olarak zor olanı seçtik, kapsamlı, bütüncül ve disiplinler arası bir çalışmayı verilen süre içinde tamamlamaya gayret ettik.

Aile, insan ve toplum arasında bir köprüdür hem etkileşim ağı hem de kurum olarak nitelendirilmektedir. Bu sebeple, sağlıklı ve güçlü aile, sağlıklı ve güçlü bireyler ve toplum demektir. Mahiyeti ve yapısı bakımından aile tarih boyunca tüm toplumlarda değişime uğramıştır. Siyasal ve ekonomik hayatın zamanla gelişimi, sosyokültürel değişimler yapısı ve kapsamı itibarıyla aile olgusunda da değişimlere yol açmıştır. Otuz yılı aşkındır alanda çalışan biri olarak şunu öncelikle ifade etmem lazım konuşmamın başında: Ailenin güçlenmesi ile kadın, erkek, çocuk, yaşlı bireylerin güçlenmesi asla birbirinin alternatifi değildir; aynı şekilde, kadın ya da çocuk haklarını savunmak ile aile bütünlüğünü savunmak da birbirinin alternatifi değildir.

Dört aylık görev süresi içinde Komisyon çalışmalarımızda aile birliğinin korunması ve boşanma olaylarını, aile kurumunu oluşturan eşler, çocuklar kadar aile büyükleri, kardeşler, yakın akraba etkileri gibi bütün unsurları bütüncül olarak ele aldık. Ailenin her bir üyesinin yaşadığı sorunlar, çözüm önerileri, koruyucu, önleyici tedbirler de bu sebeple çalışmalarımızda ele alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, Komisyon çalışmaları kapsamında araştırma ve incelemeler için 19 toplantı yapılmış, bakanlık birim ve kamu kurumlarından çok sayıda uzmanın, bürokratın ve sivil toplum kuruluşu temsilcisinin, akademisyenlerin, mağdur aile bireylerinin, örnek ailelerin, medya profesyonellerinin görüşüne, tanıklığına ve uzmanlığına başvurulmuştur. Farklı bölgelerde 9 il ziyareti, 2 yurt dışı programı ile 4 ülke ziyareti gerçekleştirerek yerinde incelemeler yapılmıştır. Tüm bu toplantılarda -dikkatinizi çekmek istiyorum- 500’ü aşkın kişi ve kurum dinlenmiştir. Benden önceki konuşmacılar Komisyon çalışmalarının usulüyle ilgili eleştiri getirdiğinde şunu ifade etmem lazım: Usul tartışması asla Komisyon çalışmalarımızda açılmamıştır, eğer böyle bir endişeleri varsa bu tartışmayı Komisyon çalışmaları sırasında açmış olmalarını beklediğimi ifade etmek isterim. Tüm konuşmacıların, görüşlerine başvurduğumuz konuşmacı ve uzmanların, tüm siyasi partilerin yetkilileri söz aldıkları her anda konuşmalarını yapmışlar ve sözleri asla kesilmemiştir.

Komisyonumuz araştırma alanına giren hususları yalnızca olumsuz örnekleriyle değil olumlu rol modellerini de dinleyerek incelemiştir. Bu kapsamda çalışma ziyaretlerimizde bazı ailelerin evlerine konuk olduk. Sağlıklı ve güçlü bir aile olma deneyimlerini dinledik. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde yaşadıkları deneyimleri de Komisyonumuza katkı sağladı. Çalışmalarımız esnasında aileyi sorunlarla değil, çözümlerle gündem yapmak temel gayemiz oldu. Bu alanda aile kurumunun güçlenmesinin bireyin ve ailenin çözüm üretme kapasitesinin artırılmasıyla mümkün olabileceğini gördük.

Değerli milletvekilleri, Komisyon çalışmalarımız üç temel bölümde değerlendirildi. Birincisi, aile yapısının güçlendirilmesi, değişim ve dönüşümün zamanın ruhuna uygun olarak yönetilmesi için gerekli araç ve yöntemler. İkincisi, ailenin karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri. Üçüncüsü, boşanma süreci ve boşanma sonrası sürecin çatışma çözümü yaklaşımıyla sağlıklı yürütülebilmesi. Komisyon çalışmalarımız süresince aile bütünlüğünü etkileyen unsurlar, ailenin çözüm üretme kapasitesi, iş gücü piyasası, iş ve aile yaşamının uyumlulaştırılması, medya ve aile, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçları, aileye destek mekanizmaları, hukuksal uygulamalar, yurt dışında yaşayan ailelerin sorunları ayrı ayrı başlıklar altında ele alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, alanda uzun zamandır çalışan uzman görüşleri ve yapılan araştırmalar göstermiştir ki Türk aile yapısı geçirdiği değişim ve dönüşümde bazı sorunlar yaşamakla birlikte dünyada hâlâ güçlü, sağlıklı yapılardan biridir. Sağlıklı bir ailede haklar kadar görevler de önemli yer tutar. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı tüm aile bireylerinin hakları kadar durum ve şartlara göre değişse de sorumlulukları vardır. Güçlü bir ailede aile bireyleri çözüm için ortak gayret gösterirler. Diğer yandan şehirleşme ve göç başta olmak üzere geniş aile yapımız hızla yerini çekirdek aileye bıraksa da Türkiye’de Kuzey Avrupa ülkelerindeki gibi atomize bir çekirdek aileden bahsedilememektedir. Ülkemizde sosyoekonomik yapı ne olursa olsun çekirdek aileler arasında hizmet alışverişi ne mutlu ki hâlâ devam etmektedir. Uzmanlar bu yapıya “çekirdek aileler ağı” demektedirler. Aileye ilişkin koruyucu, önleyici tedbirlerin başında çekirdek aileler arasında oluşan etkileşimi ve iletişimi teşvik eden öneriler raporumuzda geniş bir şekilde yer almıştır.

Değerli milletvekilleri, şimdi sizlere Komisyon çalışmalarımız sırasında ele aldığımız sorun ve çözüm önerilerinden bazı başlıklar sunmak istiyorum.

TBMM’de yasama faaliyetlerinde aile politikalarının bütüncül bir şekilde ele alınması için aile konusunda faaliyet gösteren müstakil bir ihtisas komisyonu kurulması önerilmektedir raporumuzda.

Türk aile yapısı araştırmasının sonuçlarına göre ailelerin en fazla iletişim konusunda sorunlar yaşadığı ortaya çıkmıştır. Bu alanda yapılması gereken çalışmalara ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır. Ben bir medya meslek mensubu olarak “medyanın suçlandığı” ifadesini kabul etmiyorum ama “medyanın sorumluluğu” ifadesini burada tutanaklara geçirmek istiyorum.

Aile bireyleri sorunlarını konuşarak değil, sessiz kalarak, küserek ifade etmektedirler. Bu durumda sorunlar çözülememekte, aile çözümün değil, sorunun merkezi hâline gelmektedir. Aileyi güçlendirmek ve sorun çözme kapasitesini geliştirmek amacıyla devam eden aile eğitim programlarının ve aile danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması önem arz etmektedir.

Aile bütünlüğünü etkileyen kadına yönelik şiddet konusunda değişen ihtiyaçlara göre hukuksal düzenlemelerin yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Türkiye, AK PARTİ hükûmetleri döneminde İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve uyum yasasını Parlamentosundan geçiren ilk ülke olarak 6284 sayılı Kanun’da kadına yönelik şiddetle mücadeleyi kapsamlı bir şekilde ele almıştır. Okulda, sporda görülen şiddet eğilimini azaltıcı, koruyucu, önleyici tedbirleri artırmaya yönelik bütüncül çalışmalar yapılmalıdır. Şiddetle mücadele şiddet kolluk ya da yargıya intikal ettikten sonra yapılacak cezaimüeyyidelerle sınırlı kalmamalıdır. Bu anlamda, disiplinler arası bir yaklaşımla, ilgili kurumların eş güdümle çalışması önem arz etmektedir.

6284 sayılı Kanun’un uygulanması sırasında bazen sorunlarla karşılaşılmaktadır. Mesela, koruma tedbir kararlarının izleme ve değerlendirilmesi konusunda bir çalışmaya ihtiyaç olduğu yine Komisyon çalışmalarımızda ortaya çıkmıştır. Kadın yoksulluğu, kadına yönelik şiddet ve erken yaşta evliliklerin azaltılmasının en önemli yolu kadının eğitim ve istihdama erişiminin artırılmasıyla mümkündür. AK PARTİ hükûmetleri döneminde on iki yıla çıkan zorunlu eğitimle, 81 ilde açılan üniversitelerle kız çocuklarının okumasında dünyada önemli bir mesafe katedilmiştir.

Ülkemizde boşanma süreci ve sonrasının çatışmalı geçtiği göz önünde bulundurularak Komisyon çalışmalarımızda bu konuda bazı önerilerde bulunulmuştur. Boşanma sürecinde eşlerin, varsa çocukların olumsuz etkilenmemesi için sürecin çatışma çözümleyici bir perspektifle ele alınması önemlidir. Komisyon çalışmalarımız sırasında görülmüştür ki boşanma sürecinde özellikle velayet ve mal paylaşımı konularında çatışma daha da derinleşmektedir. Eşler boşanmış olsalar dahi çocukları varsa ebeveyn hukukları ve sorumlulukları devam eder. Çocuğun yüksek yararı gözetilerek boşanma sürecinin sağlıklı götürülmesi önem arz etmektedir. Şiddet şikâyetleri hariç hâlen uygulanan ve seçenekli olan boşanma süreci danışmanlığının yaygınlaştırılması önem arz etmektedir.

Diğer yandan, dünya örneklerinde olduğu gibi, şiddet şikâyetleri hariç boşanma sürecinde, velayet ve mal paylaşımında aile ara buluculuğu konusunun çalışılması da raporumuzda önerilmiştir. Yakın zamanda Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Dairesinin Avrupa Konseyi ve ilgili tüm taraflarla bu konuyu çalışmaya başlaması ve aldığı mesafe memnuniyet vericidir.

Değerli milletvekilleri, hiçbir çocuk anne veya babasıyla icra dairesi aracılığıyla görüşmeyi hak etmemektedir. Boşanma süreci ve sonrasında ebeveynlerin çocukların velayeti konusundaki sorunları, ne yazık ki çocuk teslimi ve çocukla şahsi ilişki temin etme konusunu icra daireleri üzerinden yapılmasını sağlamaktadır. Bu, çocuğun ve tarafların manevi olarak zarar görmesi demektir aynı zamanda. Halk arasında “çocuk icrası” olarak bilinen bu uygulama icra daireleri görev kapsamından çıkarılmalıdır. Bu konuda Adalet Bakanlığının üzerinde çalıştığı bir düzenlemeyle mağduriyetlerin giderileceğine inancımız sonsuzdur.

Evlilik sona erdikten sonra aile konutu şerhinin kaldırılmasına ilişkin açılan davanın idari bir işlem sayılmasını da yine raporumuzda önerdik. Boşanma sonrasındaki süreçte özellikle işsizlik problemi yaşayan ve herhangi bir mesleki tecrübesi olmayan boşanmış bireyler ve öncelikle kadınlar için özel politikalar izlenmesini önermekteyiz. İş ve meslek danışmanlığı hizmetleri hâlâ ŞÖNİM’lerde devam ettiği gibi, bu hizmetlerin kadın konukevlerinde yaygınlaştırılması önerilerimiz arasında bulunmaktadır.

Bağımlılık, ihmal, istismar ve şiddet aile hayatını olumsuz etkileyen sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bağımlılık, madde ve teknoloji, internet bağımlılığı, şans oyunları, kumar, şiddet gibi davranış bağımlılığı şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bağımlılık tedavisine ilişkin merkezlerin nitelik ve nicelik olarak yeniden değerlendirilmesini öneriyoruz. Ancak esas önem arz eden husus, bağımlılıkla mücadelede koruyucu ve önleyici tedbirlerin yaygınlaştırılmasıdır.

Ülkemizde yapılan araştırmalar aile üyelerinin en fazla televizyon karşısında zaman geçirdiğini göstermektedir. İşte biz bu araştırmalara dayanarak “medya” başlığına geniş yer verdik. Buradan medya suçlama dilinin çıkartılmış olmasını üzüntüyle karşılıyorum çünkü yapılan araştırmalar göstermiştir ki ailelerin birlikte en çok vakit geçirdiği araç televizyondur. Bu nedenle raporda medya-aile etkisi detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Televizyonun yanı sıra sosyal medya aile hayatını etkileyen unsurlardandır. Sosyal medya bağımlılığı aile içi iletişimi olumsuz etkilemektedir. Aile bireyleri internette fazla zaman geçirdikçe yüz yüze iletişimde kopukluklar yaşanmaktadır. Medya ve sosyal medya okuryazarlığının küçük yaşlardan itibaren kazandırılması bu anlamda önem arz etmektedir. Medya ve aile ilişkilerinde unutulmaması gereken bir konu da, ister kamu ister özel sektör kuruluşu olsun tüm medya kurumları kamu hizmeti vermektedir. Ayrıca çok uzun yıllar önce, 1950’lerden itibaren yapılan araştırmalar göstermiştir ki medya bir sosyal öğrenme aracıdır -bu, tartışılmaya açık da bir konu değildir, araştırma sonuçlarını ifade ediyorum burada- bundan dolayıdır ki dizi, film, programların olumsuz rol modellere yer vermesinden ziyade aileye ilişkin olumlu mesajlar vermesi konusunda sorumlu yayıncılık anlayışını önemsediğimizi ifade ettik.

Değerli milletvekilleri, kamu hizmetlerinin kurgu, planlama ve uygulamalarında aile dostu politikalar perspektifine geçilmesini bütüncül bir yaklaşımla, farkındalık, zihniyet dönüşümü yaşanmasına ve koruyucu, önleyici tedbirlerin alınması ve yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Raporumuzda önerilen bu politikaların bir ayağı olan aile dostu medya yapımlarının teşvik edilmesi hususunun 690 sayılı KHK’yla düzenlenmesi sevindirici bir gelişmedir.

Yapılan araştırmalarda görüldüğü üzere, ülkemizde doğurganlık oranı düşmekte, ilk doğum yaşı yükselmektedir. İş gücü piyasasında aile bütünlüğünü etkileyen unsurların azaltılması amacıyla iş ve aile yaşamının uyumlaştırılması konusunda çalışmalar devam etmelidir. Konuyla ilgili yasal çalışmaların yanı sıra hem kadınlar hem erkekler hem de toplumun genelinde bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç vardır. Ekonomik nedenler, eğitim sürecinin tamamlanması ve kariyer endişesi nedeniyle evlilik süresinin ertelendiği ve evlenme yaşının yükseldiği bilinmektedir. Bu gerekçelerle evliliğin ertelenmemesi için yükseköğrenimi sırasında evlenmeyi arzu eden gençlere burs imkânlarının artırılması ve alternatif barınma imkânlarının sunulmasını da önermekteyiz.

Değerli milletvekilleri, engelli ve yaşlı bireylere ait sorunlar bireysel boyutta kalmamaktadır, aileye ve topluma da etki etmektedir. Engelli bireylerin hakları ilk kez AK PARTİ hükûmetleri döneminde 2005 yılında yasalaşmıştır. Engelliliğe yönelik hizmetlerde paradigma değişikliği bu süreçten sonra yaşanmıştır. Raporumuzda bundan sonraki süreç içinde engellilik türüne, ihtiyacına göre ihtisas programları ihtiyacını vurgulamış bulunmaktayız. Ayrıca ağır engelli çocuğu olan, terk edilmiş ve boşanmış anneler bazı uygulamalardaki mağduriyetlerini yine Komisyonumuza başvurarak ifade etmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, evinde çocuklarıyla birlikte yaşayan yaşlıları da kapsayacak şekilde yaşlı bireylere yönelik gündüz bakım modelleri ve evde sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına raporumuzda yer verdik.

Ayrıca yurt dışında boşanma, miras gibi davalara ilişkin kararların Türkiye’de hüküm doğurabilmesi için mahkeme kararıyla tenfiz kararının alınmasının yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın hayatını zorlaştırdığı görülmektedir. Bu konuya raporumuzda yer vermiştik. 690 sayılı KHK’yla bu konunun düzenlenmesi yine sevindirici bir gelişmedir.

Komisyonumuzda değerlendirdiğimiz konular elbette bunlarla sınırlı değildi, vatandaşlarımızdan, STK’lardan gelen pek çok konu ve sorun başlığını Komisyonumuzda değerlendirdik. Türk Medeni Kanun, 6284 sayılı Yasa, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu başta olmak üzere pek çok kanunla ilgili ve konuyla ilgili mevzuat düzenleme önerilerimiz raporumuzda geniş bir şekilde yer almıştır.

Değerli milletvekilleri, aile canlı bir sistemdir ve her ailenin yapısının farklı olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla ailenin varlığını güçlü ve sağlıklı şekilde sürdürmesini amaçlayan, aileyi sorunun değil çözümün merkezi olarak gören, kadim doğruları ve yeni gerçekleri dikkate alan bütüncül politikalar zamanın gereğidir. Sadece bir evi, duvarları, odayı, bir bütçeyi, ev içi görevleri ya da yirmi dört saati paylaşarak aile olamayız. Evliliği sadece kadının veya erkeğin bugünkü ihtiyaçları üzerinden de tanımlayamayız. İhtiyaç analizimiz değişince aile olmaktan vaz mı geçeceğiz? Artık yeni kavramlar ve kodlarla konuşmalıyız. Kendimiz için istediğimizi diğeri için istemedikçe asla gerçek bir aile olamayız. Çözüm üretemesek de bazen, hatta anlaşamasak da dinlemek, dert ortağı olmaktır aile;. zaman zaman fikir ayrılıklarına düşsek de bir masada yemek yemek, hasta olana ilacını götürebilmektir. Araya yollar, şehirler girse de ayrı olmamaktır aile olmak. Haklarımızı kutsarken görevlerimizi de unutmamaktır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ köklü medeniyetimizden gelen kadim değerleri sosyal politikalarımızın temeline oturtmuştur. Türk aile yapısının köklerden gelen değerleri yaşatması, ortaya çıkan sorunlara da zamanın ruhuna uygun çözümler aranması, değişim ve dönüşümün sağlıklı şekilde yönetilebilmesi Hükûmet programlarımızda geniş bir şekilde yer almıştır. Komisyon raporunun ailenin varlığını güçlü ve sağlıklı bir şekilde sürdürmesini amaçlayan, aileyi sorunun değil çözümün merkezi olarak gören, kadim doğrular ve yeni gerçekleri dikkate alan bütüncül politikalar üretilmesi ve uygulanmasına vesile olmasını diliyorum.

Komisyon çalışmalarımızın yürütülmesinde desteklerini esirgemeyen başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın İsmail Kahraman’a, Komisyonumuzun kurulmasına vesile olan, önerge veren tüm imza sahiplerine, Komisyonun kurulmasını destekleyen Parlamento üyelerine, Komisyonda birlikte çalıştığımız tüm üyelerimize, Komisyonumuza bizzat sunum yapan, sorularımızı cevaplayan Aile ve Sosyal Politikalar ve Adalet Bakanlarımıza, Komisyonumuza sunum yapan, bilgi, belge sunan ve çalışmalara katkı sağlayan tüm diğer bakanlık ve kamu kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarına, akademisyenlere, medya ve sanat dünyasının değerli temsilcilerine, Komisyon ziyaretlerinde bizleri evlerinde kabul eden kıymetli ailelere, yurt içi ve yurt dışı temaslarda desteklerini esirgemeyen yetkililere, Komisyon çalışmalarımızı izleyen değerli basın mensuplarına, mesai mefhumu gözetmeksizin büyük bir emek ve gayretle çalışan Komisyon uzmanlarımıza, Meclis personeline ve onların ailelerine en içten şükranlarımı sunuyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Keşir.

Şimdi, şahsı adına Burdur Milletvekili Sayın Bayram Özçelik konuşacak.

Buyurun Sayın Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aile… Acaba sağlıklı bir ailede miyiz? Kendi değerlerine göre aile bireyleri arasında haklar-sorumluluklar dengesini kurabilmiş aile sağlıklı aile.

Acaba güçlü bir ailede miyiz? Hak-görev dengesini kuramamış olsa bile aileyi ilgilendiren sorunlar karşısında dayanışma ve iş birliğiyle sorunu çözen veya çözmeye gayret eden bir ailede miyiz?

Aile kurumu tüm toplumlar için temel yaşam ünitesidir. Alternatifi olmayan bir kurumdur aile. Aile, değer aktaran bir kurumdur. Biraz önce “Rapor olsa ne olur?” gibi cümleler kullanıldı. O rapor çerçevesinde ailemizin güçlenmesiyle ilgili, tespitlerimiz ve önerilerimizle ilgili birtakım düzenlemeler yapıldığı takdirde Türk aile yapısını daha da güçlendirmiş olacağız ve aynı zamanda ailenin değer aktaran bir kurum olduğunu da hepimiz çok iyi biliyoruz. Sevgiyi nerede öğrendik? Saygıyı nerede öğrendik? Hoşgörüyü, fedakârlığı, merhameti, hak ve adaleti, sabrı, sorumluluğu, öz güveni nerede öğrendik biz? Ailemizin içerisinden. Aile kurumunun sağlıksız yapılanması durumunda toplumu tehdit eden sorunların baş gösterdiğini de hepimiz çok iyi biliyoruz.

Şimdi, bu Komisyonda biz üç ana kategoride, Sayın Başkanım da ifade etti… Önce aile bütünlüğünün korunması, aile birliğinin güçlendirilmesi adına koruyucu, önleyici aile hizmetleri, sosyal politikaları ne olmalıdır?

İkincisi: Sorun yaşayan ailelerin yaşadıkları sorunun çözümü esnasında sunulacak rehberlik hizmetleri ve sorunların çözümüne yönelik uygulamalar ne olmalıdır?

Üçüncüsü de: Aile birliğini sonlandırmaya karar vermiş kişilerin mağduriyet yaşamalarının önüne geçecek insani değerlerin önemsendiği ve en önemlisi çocukların üstün yararının gözetildiği uygulamaların hayata geçirilmesi.

Her ailenin yapısı detaylı incelendiğinde -parmak izimiz- parmak izi kadar farklı olduğu görülmektedir her ailenin. Bu nedenle, aileye yönelik uygulanan tüm politikalarda insan merkezli ve koruyucu, önleyici bir yaklaşım esas alınmalıdır.

Sosyal politikalarımızda aile odaklı düşünmeye, vizyon geliştirmeye, misyon geliştirmeye, değişime ihtiyacımız vardır. Kamu tarafından şehircilik, ulaşım, haberleşme, iletişim, kültür-sanat, spor gibi tüm alanlarda üretilen sosyal politikalarda aile birliğini ve bütünlüğünü sağlamaya katkı verecek, aile bireylerinin daha fazla bir arada olmalarına, iyi ve kaliteli zaman geçirmelerine, daha fazla iletişim kurmalarına imkân sağlayan unsurlar göz önünde bulundurulmalı ve önceliklendirilmelidir.

Dünyanın değişen değerlerine bağlı olarak aile yapılarının değişmesi, ailenin ve bireylerin gereksinimlerinin ve sorun alanlarının bu değişime göre yeniden şekillenmesi kaçınılmazdır. Değişen dünya şartlarına bağlı olarak insani ve kültürel değerlerimizden vazgeçmek zorunda kalmadığımız uygulamaları üretmek zorundayız. Bu noktada tüm sorumlulara da büyük görevler düşmektedir.

Aile içi iletişimde hak ve sorumluluklar dengesinin kurulmasına yönelik rehberlik ve bilgilendirme çalışmalarına geçmek lazım. Kişiler aile içinde “Hak bakış açısı kadar hakkım.” diyor, “Bu benim hakkım.” Hak bakış açısı kadar sorumluluk bakış açısının da olması gerektiğini, bu konuda da düzenlemelerin yapılması gerektiğini öneriyoruz.

Aile bütünlüğünün korunmasına, ailenin güçlendirilmesine yönelik koruyucu aile tedbirlerinin yanı sıra Komisyon çalışmalarımız sırasında karşımıza çıkan ikinci husus, sorun yaşayan ailelerin aile bütünlüklerinin korunması için alınacak tedbirler ve sunulacak hizmetlerdir.

Türkiye'de ailelerin yaşadığı sorunların başlıcalarının; aile içinde hak ve ödevler noktasında yaşanan çatışmalar, eşlerin birbirine karşı sorumsuz ve ilgisiz davranması, iletişim ve problem çözme konusunda eksiklikler, ekonomi temelli yaşadıkları sorunlar, evde bakım yükü olan birey ve bireylerin varlığı gibi sorunlar olduğu görülmektedir.

Türkiye Aile Yapısı Araştırması’nın ortaya koyduğu sonuçlara göre eşle en çok sorun yaşanan konu, ev ve çocuklarla ilgili sorumluluklardır.

Türkiye'deki ailelerin iletişim konusunda ciddi anlamda sorun yaşadıklarını görüyoruz. Türkiye genelinde evli bireylerin yaklaşık üçte 2’si eşleriyle önemli bir sorun yaşadığında kimseden yardım almayı maalesef düşünmüyor. Her 5 kişiden 1’i eğer yardım alırsa bu yardımı ilk sırada aile büyüklerinden alacağını söylüyor ve uzman kurum ve kişilerle görüşeceklerini ifade edenlerin oranıysa yüzde 3. Bu sonuçlar bize eşlerin problem çözme becerilerinin yetersizliğini göstermektedir.

Aile eğitim programlarından bahsedildi, aile danışmanlığından bahsedildi. Ekonomik sorunlar var. Tabii ki, gelirin yeterli olmaması durumunda harcamalar konusunda eşler arasında sorun yaşandığı da bilinmektedir.

Küçük çocuklar, engelliler, hasta ve yaşlılar gibi özel gereksinimi olan bireylerin bakım yükünün azalması amacıyla sosyal yardım programları revize edilerek aile içi stresin azaltılması öngörülmelidir.

Kamuda eş durumu tayinleri dikkate alınmalıdır. İş ve aile yaşamının uyumlaştırılması sağlanmalıdır. Bütüncül ve eş güdümlü bir hizmet sunumunun sağlanması gerekmektedir.

Değerler eğitimi, eğitim müfredatı, ailenin güçlendirilmesi ve bireylerin çözüm üretme kapasitelerinin geliştirilmesi doğrultusunda hedefler içermekle birlikte değerler eğitiminin tüm okul hayatının içine yerleştirilecek şekilde planlanması gerekmektedir.

Yaşlı bireylerin yüzde 60’ı çocuklarıyla birlikte hayatlarına devam etmek istiyor. Bakın, yüzde 60’ı çocuklarıyla beraber hayatına devam etmek istiyor. O zaman, bizim konut politikalarımızda aile dostu konut politikalarını mutlaka geliştirmemiz lazım. Gündüzlü bakım modeli, evde sağlık hizmetlerini de artırmamız gerekiyor ve yaşlılarımız için de aktif yaşlanma stratejisi ortaya koymamız gerekiyor.

Medyada düzenleme ve denetleme yetkisi bulunan kuruluşların koordineli çalışması sağlanmalıdır.

RTÜK tarafından yapılan izleme fonksiyonunun kanal izlemesinden ziyade tematik izlemeye kaydırılması gerekiyor. Böylece hangi kanalda yayınlandığına bakılmaksızın benzer temalardaki, içeriklerdeki ihlallere aynı yaptırımların da uygulanması gerekiyor. Tematik izlemenin, örneğin çocuk kanalları izlenirken pedagojiye hâkim, dinî içerikli yayınların izlemesinin ilahiyat bilgisine sahip uzmanlar tarafından yapılması gerekiyor.

Boşanmış olsalar da ebeveyn sorumluluklarını sağlıklı bir şekilde yerine getirmelerini kolaylaştıracak gerekli tedbirlerin alınmasının da gelişmesi sağlanacak. Boşanma olaylarında en fazla etkilenenin çocuklar olduğunu da konuşmacılar ifade etti.

Yurt dışında yaşayan Türk ailelerin yaşadıkları sorunlarla ilgili olarak da bakanlığımız bu adımları attı, atmaya da devam edecek. Aile ataşeliklerinin yaygınlaştırılması özellikle yurt dışı ziyaretlerimizde bizden istenen talepler oldu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir de “Harçları kaldırın.” diyor.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) - Komisyon raporumuzun ailemizin bütünlüğünün korunmasına, ailelerimizin daha da güçlenmesine vesile olması dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özçelik.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bayram Bey, yurt dışındakiler “Harçları da kaldırın.” diyor, onu söylemedin ama.

BAŞKAN - Teşekkürler, sağ olun.

Sayın milletvekilleri, Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla -Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca- Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 4 Ekim 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 21.02



(x) Sözlü soru önergeleri Genel Kurulda okunmamış olup tutanağa eklidir.

(x) 399 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.