TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

120’nci Birleşim

27 Temmuz 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- BU BİRLEŞİM TUTANAK ÖZETİ

III.- GELEN KÂĞITLAR

IV.- YOKLAMALAR

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, Mescid-i Aksa’da son dönemde yaşananlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Yörüklerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin Gebze ilçesi Pelitli ve Kirazpınar köylerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, iktidar partisinin bu ülkeyi susturamayacağına ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, sokağın sesini devletin kolluk güçleriyle kısmaya çalışanların Meclisin sesini getirmeye çalıştıkları İç Tüzük’le kısmaya çalıştıklarına ilişkin açıklaması

3.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, buğday fiyatlarına ve yeni Tarım Bakanının köylüyü ve çiftçiyi destekleyecek tedbirler alıp almayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, ÇAYKUR’un çay müstahsilini mağdur etmeye devam ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, iktidarın Parlamentoda muhalefetin sesini kıstığına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam dünyasındaki eğitim durumuyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ilinin Bor ilçesi Kızılca köyü yakınındaki organize sanayi bölgesi arıtmasının atık sularının aktığı Kızılca Deresi’nin ıslah edilmesi ve kapalı alana dönüştürülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, AKP’nin iktidara geldiğinden bu yana demokrasiyle bağdaşmayacak bir dizi karara imza attığına ve bunun son halkasının da İç Tüzük’ün değiştirilmesi girişimi olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Türkiye’nin ve milletin vicdanı olduğuna ve vicdanın önemine ilişkin açıklaması

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, iktidarın halkın sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşmadığına, bu sorunları dile getiren muhalefetin sesini kısmayı düşünüp İç Tüzük’ü katlettiğine ilişkin açıklaması

11.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’in, Filistin halkının ibadetlerini engelleyen, Mescid-i Aksa’yı ablukaya alan İsrail’le siyasi ve ekonomik ilişkilerin gözden geçirilip geçirilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, İç Tüzük değişse bile sokaklarda, köylerde, illerde, ilçelerde daha fazla konuşacaklarına ve Hükûmetin vermiş olduğu sözü yerine getirerek kamuda çalışan binlerce taşerona kadro vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvinlilerin Artvin’i Karadeniz ve Hopa’ya bağlayan Cankurtaran Tüneli’nin bir an önce bitirilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi Gülpınar köyünde jeotermal sondaj çalışmalarının bölge halkının tek geçim kaynağı olan zeytinlik alanlarda başlatıldığına ve bölge halkının endişeli olduğuna ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, açlık grevlerinin 140’ıncı gününde olan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’yı ziyaret etmek için talepte bulunduklarına ancak yeni Adalet Bakanının kendilerine cevap vermediğine ilişkin açıklaması

16.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, Merzifon’un bazı köylerinde dolu yağışı nedeniyle buğdayların zarar gördüğüne ve çiftçilerin borçlarının ertelenmesini veya Afet Kanunu kapsamına alınarak buğday bedellerinin ödenmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, muhtelif yerlerde orman yangınlarının devam ettiğine, yangından etkilenen bütün vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve çalışma ekiplerine başarılar dilediğine, FET֒yle mücadelenin yargı boyutunun devam ettiğine, öncelikle yargı süreçlerinin büyük bir titizlikle tamamlanarak hainlere hak ettikleri cezanın bir an evvel verilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Diyarbakır’da demokrasi, vicdan ve adalet nöbetinin 3’üncü gününde milletvekillerinin OHAL ve güvenlik gerekçesiyle alana alınmadığına, Cumhuriyet gazetesi davasında Ahmet Şık’ın savunmasının bir gazetecilik ve özgürlük dersi olduğuna ve bir bölümünü aktarmak istediğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, orman yangınları konusunda çok daha ciddi tedbirlerin alınması gerektiğine, Manisa’nın Akgedik köyünde TOKİ’nin yapmış olduğu evlerin foseptik çukuru inşaatının köylüleri rahatsız ettiğine ve Cumhuriyet gazetesi davasının devam ettiğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk ile Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın milletvekilliklerinin haksız ve hukuksuz bir şekilde düşürülmesinin iktidarın tarihine kirli bir madalya olarak geçeceğine, kendi tarihlerinde ise her zaman demokrasi mücadelesi olarak anılacağına ilişkin açıklaması

21.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin 2 milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesiyle Kürt iradesinin, seçmeninin yok sayıldığına ve tarihin karşısında hesap verileceğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir, Diyarbakır mitingine yapılan bombalı saldırıdan tutuklu yargılanan ve IŞİD’li olduğu iddia edilen sanığın tahliye edilirken toplantı ve gösteri hakkını kullandığı için yargılanan milletvekillerinin tutuklu olduğuna, HDP vekillerine ayrı, IŞİD sanıklarına ayrı muamele uygulayan biatçı AKP yargısını kınadığına ilişkin açıklaması

23.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Mardin Milletvekili Erol Dora’nın (10/601) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmeleri sırasında HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Mardin Milletvekili Erol Dora’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Muğla Milletvekili Akın Üstündağ’ın 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, kendisinin Kürt olmadığına ve feminist, sosyalist bir kadın olarak grup başkan vekilliği yapıyorsa bunun aslında Halkların Demokratik Partisinin çok sesliliğinden olduğuna ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, İstanbul’da şiddetli yağış ve dolu nedeniyle yaşananlara ve kentin üzerinden vahşi kapitalist imar anlayışının derhâl çekilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Samsun Engelliler Olimpiyatlarında 400 metrede şampiyon olan Yasin Süzen’i kutladığına ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubu olarak herkese teşekkür ettiklerine ancak üzgün ve kırgın olduklarına, İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin temel kanun olarak görüşülüp Meclisin altmış üç gün tatil edilmesinin kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Meclisin tatili hak etmediğine, Halkların Demokratik Partisi adına Meclis çalışanlarına teşekkür ettiğine, iktidar milletvekillerine kibirden sıyrılıp başkalarını duyabildikleri günler dilediğine ilişkin açıklaması

33.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tatili milletvekillerinin seçmenlerle, partililerle daha yoğun beraber olacağı bir süreç olarak değerlendirdiklerine, İç Tüzük değişikliğinin Meclise ve millete hayırlı uğurlu olmasını dilediğine, Meclis çalışanlarına teşekkür ettiğine ve tüm milletvekillerine esenlikler dilediğine ilişkin açıklaması

34.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İç Tüzük değişikliğiyle ilgili bugüne kadar yapılmış olan çalışmalara, Meclis çalışmalarında emeği geçen herkese teşekkür ettiğine, önümüzdeki dönemlerde yepyeni bir iç tüzük yapabileceklerini umduğuna ve Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın ifadeleriyle bir insanlık dersi verdiğine ilişkin açıklaması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- HDP Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Türkiye’de kadın sığınaklarının koşullarının ve ihtiyaçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/598)

2.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve 22 milletvekilinin, 2 Mart 1994 tarihinde Demokrasi Partisi (DEP) milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak cezaevine konulmalarına ve DEP’in kapatılmasına yol açan darbeyi planlayanların ve uygulayanların ve bu darbe nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/599)

3.- Van Milletvekili Lezgin Botan ve 22 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili imar yolsuzluğu iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/600)

4.- AK PARTİ Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, CHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel, HDP Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile MHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/601)

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 27 Temmuz 2017 Perşembe günkü birleşiminde 492 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 492 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 27 Temmuz 2017 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanmak üzere tatile girmesine ilişkin önerisi

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk’ün 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 24.05.2017 Tarihli ve 38 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1022) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı: 489)

2.- Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 31.05.2017 Tarihli ve 39 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1072) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı: 493)

 

 

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492)

X.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- AK PARTİ Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, CHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel, HDP Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile MHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/601)

XI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’yle ilgili oyunun rengini belli etmek için yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

XII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılında yapılan çalışmalara, katkıları ve katılımları için tüm milletvekillerine ve Hükûmet üyelerine, Meclis çalışanları ile basın mensuplarına teşekkür ettiğine ilişkin konuşması

XIII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 489) Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk’ün 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 24.05.2017 Tarihli ve 38 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1022) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun Oylaması

2.- (S. Sayısı: 493) Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 31.05.2017 Tarihli ve 39 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1072) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun Oylaması

XIV.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kamuda hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından çalıştırılan personelin kadroya geçirilmesine dair düzenlemenin sonuçlanacağı tarihe ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/14275)

2.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, ev dışı tüketimin düşmesine ve aylık toplam geliri 5000 liranın ve 1500 liranın altında olan aile sayılarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/14485)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2017 yılları arasında Bilgi Edinme Kanunu kapsamında yapılan müracaatlara,

2017 yılından itibaren yapılan ihalelere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/14962), (7/14963)

27 Temmuz 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-------0-------

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Mescid-i Aksa’da son dönemde yaşananlar hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’a aittir.

Sayın Dalkılıç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, Mescid-i Aksa’da son dönemde yaşananlara ilişkin gündem dışı konuşması

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkanım ve değerli milletvekilleri; yüce Meclisin çatısı altında bulunan, özünde, mayasında, ruhunda, damarlarında barışı, kardeşliği, sevgiyi, hoşgörüyü, dayanışma ve paylaşmayı, mazluma sahip çıkmayı kendine şiar edinmiş Anadolu’nun güzel gönüllü insanlarını sevgi, saygı, muhabbetle selamlıyorum.

Bugün, Anadolu’nun her renk ve tonundan ortak paydası olan, her birimizin müşterek derdi ve sürgün sevdamız olan Kudüs hakkında duygularımı paylaşmak istiyorum.

Tüm dünya gayet iyi bilir ki ideolojisi ne olursa olsun Anadolu insanının her biri için Kudüs sancaktır, kutsaldır. Başta Filistinli kardeşlerimiz ve Orta Doğu olmak üzere, tüm Müslümanlar, hatta insanlığın gözü Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve Türkiye’dedir. Herkes bilir ki İstanbul’un fethinin temel dayanağı Kudüs’ün fethidir. Kudüs fethedilmeden İstanbul asla fethedilemezdi. Kudüs ile İstanbul arasında dün de kader bağı vardı, bugün de kader bağı var, yarın da olacaktır.

Onun için, Kudüs esir düşerse İstanbul kan ağlar. Bunu görmek için İstanbul’un yani Anadolu’nun gözlerine değil, yüreğine bakmak şarttır. Kudüs gözbebeğimizdir. Tüm insanları, ya insanlıkta eşimiz ya da dinde kardeşimiz bilen, her daim mazlumun ve mağdurun yanında olan, iyilik medeniyetinin fertleri olarak, bizler, hem Kudüs’e hem tüm kutsal değerlerimize hem inanç özgürlüğü, vicdan hürriyeti ve bu bağlamda, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir zulüm varsa yüreğimizde ve her zerremizde karşısında olmaya devam edeceğiz. Bu yüce Meclisin en temel vasıflarından bir tanesi de budur. Kudüs gibi ortak paydalarımız söz konusu olduğunda sergilediğimiz ortak ve güçlü tavırla tüm dünyaya, sömürge ve zulüm tutkunlarına heveslerini kursaklarında bırakacak tavrı beraber sergileyeceğiz.

Tüm peygamberleri kutsal sayan ve benimseyen Müslümanlar için bir İslam şehri ve bir kurucu şehirdir Kudüs. Bildiğiniz gibi Allahuteala bütün peygamberlere hep birlikte içinde namaz kılma şerefini Mescid-i Aksa’ya nasip etmiştir. Kudüs halkları asırlar boyunca her türlü baskıya, zulme, işkence ve cinayete maruz kalmıştır. Bu halklar inanç özgürlüğü, huzur, refah, adaletin tadını ancak Müslümanların himayesinde yaşamışlardır. Râşid halifelerden Hazreti Ömer’in Kudüs’ü fethetmesinden itibaren Emevi, Abbasi, Eyyubi, Memluklü ve Osmanlı dönemleri bunun şahididir.

Osmanlı döneminde Kudüs manevi değerini ve kudretini hak ettiği şekliyle muhafaza etmiştir. Bu dönemde Kudüs’e ve özgürlüklere verilen önem had safhaya ulaşmıştır. Dinî konumunun yanı sıra Müslümanların buraya olan muhabbetlerinden dolayı Osmanlılar buraya karargâhlar kurmuşlar, surlar inşa etmişler ve bu kutsal kente her türlü hizmeti ve desteği vermişlerdir. Osmanlıların Kudüs’e girişleri tıpkı Hazreti Ömer ve Selahattin Eyyubi gibi kan dökmeden, barışçıl yollarla olmuştur.

Bu Meclisin çatısı altında bulunan bilinçli, yürekli, vicdanlı insanlara yaşadığımız bu coğrafyanın ve Anadolu medeniyetinin bir ödevi vardır, bu da bizim Kudüs’e olan bakış açımızdır. Bizim Kudüs’e bakış açımız coğrafi esaslara asla dayanmaz; kültürel ve manevi dayanaklarımız, insani ve tarihî ilham kaynaklarımız vardır. Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya karşı bu mukaddes mekân harem bölgesidir, emân yurdudur, buraya giren emniyettedir. İslamiyet’in geçmiş asırlarında olduğu gibi Osmanlılarda da ister Yahudi ister Hristiyan olsun inançlarına, mezheplerine bakmaksızın tüm Kudüs halkları barış, huzur içerisinde birlikte yaşamışlar ve Kudüs’ü bütün insanlar için barışın şehri yapmışlardır.

Günümüzde işgal altında kalmış olması Kudüs’ün konumundan ve değerinden hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü İslam ümmeti nezdinde dinî bir akide, inanç merkezi, ibadet merkezi, vazgeçilmez sevdamız, davamız olmaya devam edecektir. Hiçbir kral ya da devlet başkanının buranın bir karışından vazgeçme hakkına sahip olmadığını söylemek istiyorum. Kudüs’ün izzeti bizim izzetimizdir. Kudüs, iman tarihimizin, inanç ve medeniyetimizin beşiğidir. Kurulduğundan beri Mescid-i Aksa bir İslam mabedidir ve kıyamete kadar öyle kalacaktır. Kudüs’ün üzerinde başka heveslerin gerçekleşmesini asla kabul etmemiz mümkün değildir. Kudüs, Müslümanların manevi başkentlerinden biridir.

Bu vesileyle, Cenab-ı Hak’tan Mescid-i Aksa’yı zalimlerin zulmünden muhafaza buyurmasını istiyorum. Kudüs’ü, ehlini ve şerefli nöbetçilerini, mazlum Filistin halkını yürekten selamlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Mescid-i Aksa’yı ve bütün İslam topraklarını muhafaza etmek için Rabb’imden Müslümanlara sorumluluk bilincini, yardımını esirgememesini temenni ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dalkılıç.

Gündem dışı ikinci söz, Yörüklerin sorunları hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Baki Şimşek’e aittir.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Yörüklerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yörüklerin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Mustafa Kemal Atatürk “Arkadaşlar, gidip Toros Dağlarına bakınız. Eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla Türk’ü yenemez.” demiştir.

Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Bin yıl oldu toprağına basalı.” dediği, Orta Asya’dan göç eden Yörük Türkmen toplulukları Anadolu’ya ayak basalı bin yıla yakın bir zaman olmuştur. Bin yıllık konak, bin yıllık yurt, bin yıllık devinimdir Toros Yörüklerinin yaşamı. Deve, at, eşek sırtında taşınan, ala çuvala doldurulmuş bir yaşamdır onlarınki. Belki de onların yaşamını cazip kılan da tam olarak bunlardır. Doğa, hayvanlar ve az eşya. Bir yıl boyunca -onların deyişiyle- yıl on iki ay, iki büyük göç yaparlar. Birisi yayladan sahile güzün yapılan, diğeri ise baharda sahilden yaylaya yapılan göçtür. Bu göçler boyunca günübirlik göçler olur. Yörükler göçüp kondukları yerlere “konak” derler. Yani bir günde bir konaklık yere göçerler ki bu da en uzun 10 kilometre uzunluğunda olur.

“Erisin dağları erisin,

Erisin de boz ovayı bürüsün.

Türkmen beyi yaylasına yürüsün,

Mor kuzular melesin de gidelim.”

Karacaoğlan’a ait bu dörtlük Yörük yaşamının bahar göçünü anlatır. Mersin’de de değişik özellikleri olan Yörük-Türkmen aşiretlerinin birçoğu Mersin’in yaylalarında yaşamaktadır. Araştırmacı yazar Nezihe Araz’ın “Nuri” isimli bir Sarıkeçili’yle yapmış olduğu röportajda Sarıkeçili Yörük’ümüz şöyle der: “Lakin, hanım abla, ne kadar sefillik, rezillik olursa olsun Yörük’e ‘Dur.’ desen durmaz, ‘Konma, göçme.’ desen duramaz. Bu onun yapısında var. Mevsimin yüzünü kıştan yaza döndürmesini nasıl kimse durduramazsa, ağaçların gövdesine baharla su yürümesinin Hak, Yaradan’dan başka kimse önüne geçemezse Yörük’ün de yayla hasretine kimse karşı koyamaz. Kan tutması gibi yayla tutar Yörük’ü.”

Hâlen Toros Dağlarında, Koca Yörük Nuri Dayı’nın dediği gibi, baharla beraber kan tutması gibi yayla hasreti tutar Yörükleri. Ancak “Sarı Yaylam” adlı Mersin yöresine ait muhteşem türküdeki “Göçer Yörükler, boz koyaklar yurt olur.” sözü kısmen eskilerde kaldı. Şimdi ise o koca yaylalarda Yörüklere nadiren rastlanıyor. Yörük kültürü yozlaşmaya devam ediyor. Sorunlar gün geçtikçe çığ gibi büyüyor. Yörüklerimiz mera ve otlaklarının azalmasıyla ilgili, göç yollarındaki sıkıntılarla ilgili, yapılan barajlarla ve değişen güzergâhlarla beraber göç yollarında çok büyük sıkıntılar çekiyorlar. Eğitimle ilgili… Çünkü eylül, ekim aylarında Yörükler yaylalardan sahile iniyorlar, okullar açılmış oluyor; nisan ayında yeniden yollara düşüyorlar. Millî Eğitim Bakanlığımızın yerinde eğitim yaptırması lazım. Yörüklerin toplu olarak yaşadığı yerlerde yerinde eğitim yaptırması lazım, gerekirse prefabrik yapılar veya konteynırlarla. Bunu yapabilecek, öğretmen olmuş birçok Yörük çocuğu bulunmaktadır. Hayvan başı desteklerin mutlaka artırılması lazımdır. Yörük kültürünün bir parçası olan deve sadece üç dört ailede kalmış. Mersin’den Antalya’ya kadar olan bütün sahilde deveyle göç eden Yörük aile sayısı sadece üç dört. Bunların desteklenmesi… Deve çok pahalı olduğu için Yörüklerin birçoğu alamıyor.

Dokuma kültürü artık yok oluyor. Kıl çadırlardan yere serdikleri kilime, heybelerinden eşyalarını taşıdıkları çuvallarına kadar kendileri dokuyan Yörüklerin kıl çadırlarının yerini naylon branda, kıl çullarının yerini ise savan almış durumda. Kışın uzun süre kaldıkları yerlere küçük de olsa birer tane ev… Ben Sayın Kalkınma Bakanımıza bunu defalarca dile getirdim, o da gündeme alacağına dair söz verdi ama Yörükler hiç olmazsa uzun süre konakladıkları yerlerde, elektriği, suyu olan, temiz su içebilecekleri bir mekânda yaşasınlar. Bununla ilgili Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Kalkınma Bakanlığının proje hazırlaması gerekmektedir.

Yörükler bir de bu güzergâhları boyunca geçtikleri yerlerde muhtarlarla, kaymakamlıklarla ve ormancılarla ciddi sorunlar yaşamaktadır, bununla ilgili de önlem almamız lazım.

Yörük kültürüne sahip çıkılmadığı takdirde yayık ayranının, yayık tereyağının, obruk peynirinin tadını ve kokusunu bilmeyen bir nesil yetişecek. Yoğurttan yapılan yayık ayranı yerine süte kimyasal katılarak yapılan ayran içmeye devam edeceğiz.

Toroslarda artık Afgan ve Suriyeli çobanları görmekteyiz.

Yörük çadırlarını yıldırım çarpmasından koruyacak paratonerlerin verilmesi… Hiç olmazsa bir lamba, bir televizyonlarını çalıştıracak güneş panelleriyle hem güneş enerjisi hem de sıcak su sağlanabilir. Bununla ilgili bütün bakanlıklarımızdan destek bekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) – Sonuç olarak, Toroslardan gözümüzün önünde her yıl biraz daha kaybolan ve belki de üç beş yıl sonra tamamen kaybolacak bu kadim kültür için yapılması gereken geç olmadan yapılmalı. Özümüzü Toroslara çıkıp görmek yerine Yörük müzelerinden görmek, şölenlerle, içi boş derneklerle yaşatmaya çalışmak bizim en büyük ayıbımız olacaktır diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, gündem dışı üçüncü söz, Kocaeli Gebze ilçesi Pelitli ve Kirazpınar köylerinin sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’e aittir.

Buyurun Sayın Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin Gebze ilçesi Pelitli ve Kirazpınar köylerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli’nin hizmetten mahrum bırakılmış mahallelerini, evlerinden zorla atılmaya çalışılan insanlarımızın sorunlarını buradan sizlere aktarmak için gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi, bizi izleyen sevgili vatandaşlarımızı ve Kocaelili hemşehrilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Yıllardır il olmayı hak etmiş ancak bu konuda Hükûmet tarafından bir adım dahi atılmamış olan Gebze ilçemizin Pelitli ve Kirazpınar mahallelerinde birtakım olumsuzluklar yaşanıyor. Bunlardan en çarpıcı olanı Kirazpınar Mahallesi’nde yaşananlar. Kocaeli Gebze Kirazpınar mahalle halkı, yürütmeyi durdurma kararına rağmen hukuksuz şekilde tapulu evlerine üç kuruşa el koymaya çalışan Gebze Belediyesinin zulmüne karşı direniyorlar. Mahalle sakinleri, haksız yere evlerine Emlak Konut projesi kapsamında el konulma girişimleri karşısında mağduriyet yaşamaktadır, nasıl mı? Emlak Konut ve TOKİ tarafından yapılması planlanan Gebze Emlak Konutları 3. Etap Projesi için bölgede oturan vatandaşlarımızın imarlı, ifrazlı, tapulu evlerinin imarı iptal edildi ve gecekondu önleme bölgesi ilan edildi. Metrekare değeri 2 bin liranın üzerinde olan yerlere ne yazık ki 800 lira verildi, üstelik aynı bölgede henüz proje kapsamındaki daireler bile 400 bin liraya satılıyorken. Vatandaşlar tabii ki normal olarak bu haksızlığa razı gelmedi, kabul etmedi bu teklifi. Bunun üzerine Gebze Belediyesi bu arsaları daha değersiz alanlara kaydırdı ve vatandaşların mağduriyetini bir kat daha artırdı. Bunun üzerine, vatandaşların başvurusu sonucu idare mahkemesi vatandaşımız lehine yürütmeyi durdurma kararı verdi ve taraflara tebliğ etti. Bu durdurma kararına rağmen Gebze Belediyesi geçtiğimiz hafta Kirazpınarlılara “Evlerinizi boşaltın, yıkmaya geliyoruz.” diye tebligat yolladı. Sonrasında da yıkım araçları insanların evlerini yıkmaya gitti. Vatandaş evlerinin hukuksuz bir şekilde yıkılmasına mani olmak istedi, direniş sırasında ne yazık ki kötü olaylar yaşandı. Mescidden sela okuyan imam gözaltına alındı; yaşlı amcalar, küçücük çocuklar yerlerde sürüklendi değerli arkadaşlar. Zenginleri mutlu etmek için ne yazık ki kadınlar dövüldü, kelepçelendi. Bakın bunlar da fotoğraflar; yaşlı insanlarımızın ne yazık ki belediye tarafından nasıl mağdur edildiğinin, nasıl yerlerde sürüklendiğinin görselleri, fotoğrafları. Sonunda vatandaş mahkemeden tekrar yıkımı durdurma kararı aldı. Gittim, vatandaşla görüştüm, vatandaşın anlattıklarına inanın hayret ettim. Belediye Başkanı aynen şu cümleleri sarf etmiş vatandaşa: “Kirazpınar halkı koyun gibidir. Burası adalet arama yeri değildir, gerekirse yıkarım, hatta makam aracımı da molozları taşımak için veririm.” Böyle demiş vatandaşa belediye başkanı, sizin belediye başkanınız değerli arkadaşlar. Seçim zamanı oy için kırk takla atan ama koltuğa oturunca halkın evlerini başlarına yıkmaya çalışan belediye başkanlarının halka terörist muamelesi yapmasını, gazla, copla, TOMA’yla vatandaşı askerle karşı karşıya bırakmasını asla kabul etmiyoruz.

Yine Gebze ilçemizde problemleri olan bir mahallemiz Pelitli Mahallesi, ilçe merkezine ve sanayi bölgelerine en yakın, en kalabalık mahalle olmasına ve Gebze ilçe mezarlığının bulunduğu mahalle olmasına rağmen hizmet aşamasında en sorunlu mahallelerimizden bir tanesi. Tüm civar mahallelerde doğal gaz olmasına rağmen Pelitli Mahallemizde yok, sağlık ocağı, eczane yok, Pelitli Mahallesi sakinlerinin spor sahası yok, altyapı, imar çalışmaları tamamlanmamış. Ama Pelitli Mahallesi’ne yakın ve daha küçük Balçık, Mollafenari, Cumaköy gibi birçok yerde bütün bu saydığım hizmetler tamamen yapılmış, bütün hizmetler götürülmüş. Herkese var ama Pelitli Mahallesi sakinlerine yok. Peki, neden yok? Gebze Belediyesi tarafından referandumda “hayır” tercihinde bulunduğu için cezalandırılıyor da o yüzden bu hizmetler ne yazık ki Pelitli’ye gönderilmiyor. Kendisine komşu olan mahallelerde her türlü hizmet var ama Gebze’nin en kalabalık, en büyük mahallesinde yok. Yani, bu, “Sen bize destek vermezsen, biz de sana hizmet vermeyiz.” demenin başka bir yolu ve izahıdır değerli arkadaşlar. Bu zalimliğe derhâl son verilmelidir. Her iki mahallemizin, özellikle Gebze Belediyesinin yakından takipçisi olacağım. Kirazpınar Mahallesi’nde adalet sağlanana ve Pelitli sakinleri hakları olan belediye hizmetlerini alana kadar bu takibi bırakmayacağım. Unutulmamalıdır ki zalimler gün gelir diz çökerler ama mazlumlar asla boyun eğmezler diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, şimdi gündem dışı konuşmaları bitirdik.

İç Tüzük 60’a göre sisteme giren ilk 15 sayın milletvekiline söz vereceğim.

Sayın Aydın...

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, iktidar partisinin bu ülkeyi susturamayacağına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Meclis tatile girmeden önce iktidar partisine bir çift sözüm var: Bu ülkeyi susturamayacaksınız. Gazeteciyi susturmaya çalışacaksınız, zindana atacaksınız, o çıkacak, bir gün de size hukuk dersi vererek sesini dünyaya duyuracak. İşçiyi susturmaya çalışacaksınız makinesinin başında, köylüyü susturmaya çalışacaksınız toprağının başında, memuru susturmaya çalışacaksınız masasının başında, esnafı susturmaya çalışacaksınız tezgâhının başında, gençleri susturmaya çalışacaksınız bilgisayarın başında ama susmayacaklar; size adalet dersi, hukuk dersi, yurttaşlık dersi verecekler, susmayacaklar. Dahası, Cumhuriyet Halk Partisini susturmaya çalışacaksınız, Cumhuriyet Halk Partisi hiç susmayacak, Ankara’dan İstanbul’a yürüyecek, “hak”, “hukuk”, “adalet” diyecek, Mecliste sabaha kadar kalacak yine konuşmaya devam edecek. Sözün kısası, ne yaparsanız yapın susmayacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Hürriyet, buyurun.

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, sokağın sesini devletin kolluk güçleriyle kısmaya çalışanların Meclisin sesini getirmeye çalıştıkları İç Tüzük’le kısmaya çalıştıklarına ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sokağın sesini devletin kolluk güçleriyle kısmaya çalışanlar, şimdi, yüce Meclisimizin sesini getirmeye çalıştıkları İç Tüzük’le kısmaya çalışıyorlar. Bu İç Tüzük iktidarın Meclisteki TOMA’sı hâline gelecektir. Bundan sonra Meclisten hangi yasaları çıkarmak istiyor ve buna karşı durmamızı da istemiyorsanız, bu İç Tüzük’ü de o sebepten bir an önce getirmek istiyorsunuz. Uzlaşma yerine dayatmayı seçiyorsunuz, oysa Meclisi iktidarın onay kurumuna dönüştürerek muhalefeti ortadan kaldırma çabaları Türkiye’yi daha geriye götürecektir. Daha önce FET֒yle el ele çıkardığınız, üst üste değiştirdiğiniz yasalar, birlikte kurduğunuz kurumlar, peşi sıra gelen 15 Temmuz bunun ispatıdır. İktidar ne yaparsa yapsın sesimizi kısamayacak, aksine, kısmaya çalıştığınız her ses bir gün size çığlık olarak geri dönecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

3.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, buğday fiyatlarına ve yeni Tarım Bakanının köylüyü ve çiftçiyi destekleyecek tedbirler alıp almayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Buğday fiyatları bu sene geçmiş senelere göre çok geç açıklandı. Açıklanmadan önce de buğday ithalatını kolaylaştıran gümrük kotalarında maalesef büyük düşüşler sağlandı. Bunun üzerine, 1 lira 10 kuruş beklenen buğday fiyatları 94 kuruş olarak açıklandı, ne var ki ele geçen net tutar 87 kuruştur, tabii ki buğday kaldıysa. Buğday kalmadığı için sıkıntıda olan çiftçi de tüccara 75 kuruştan buğdayını vermek durumunda kaldı.

Sorum Kabinede yer bulamayan eski Tarım Bakanına: Giderayak vicdanı rahat mıdır?

Yine sorum yeni Tarım Bakanına: Köylümüzü ve çiftçimizi destekleyecek yeni tedbirler alacak mı, yoksa eski Tarım Bakanı gibi yine çiftçimizi ve köylümüzü zora sokacak manipülasyonlarda bulunacak mı?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özdemir’in yerine Sayın Bekaroğlu…

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, ÇAYKUR’un çay müstahsilini mağdur etmeye devam ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, ÇAYKUR, çay müstahsilini mağdur etmeye devam ediyor. Günlük çay işleme kapasitesi 9 bin tona kadar çıkmış olmasına rağmen, uygulamış olduğu kota ve kontenjanlarla bu kapasiteye çıkmıyor. Böyle olunca da müstahsil, çayını fırsatçı özel sektöre vermek durumunda kalıyor. 2 lira 13 kuruş olan çayı son zamanlarda 1 lira 75 kuruşa satmak zorunda kaldı. Oysa ikinci sürgün döneminin başında ÇAYKUR Genel Müdürü “Kotayı artırdık, böyle olmayacak.” demişti ama yine mağdur olan ÇAYKUR. Burada ÇAYKUR’la ilgili bir önergeyi görüşürken Rize Milletvekili Hasan Karal şöyle bir laf etmişti: “Ramazanda şeytanlar bağlı, size cevap vermiyorum.” Ramazan bitti Hasan Karal, şeytanlar artık bağlı değil. Lütfen bu sorulara cevap verin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akın…

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, iktidarın Parlamentoda muhalefetin sesini kıstığına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

İktidar, konuşulan yer anlamına gelen Parlamentoda muhalefetin sesini kısıyor. Milletin iradesinin tam olarak tecelli edilebilmesi için olmazsa olmaz olan milletvekili katkısı ortadan kaldırılıyor. Demokrasinin en önemli unsuru olan muhalefet, iktidarın çoğunluğu karşısında âdeta etkisiz elemana dönüştürülüyor. Her fırsatta millî iradeden bahsedenler bu değişiklikle sadece muhalefeti değil, 80 milyon vatandaşımızı da susturuyor. Savaş döneminde bile muhalefete yapılmayan müdahale AKP iktidarı tarafından keyfî olarak yapılıyor. Demokrasiyi ve millet egemenliğini size teslim etmeyeceğiz çünkü “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.”

BAŞKAN – Sayın Topal’ın yerine Sayın Engin…

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İslam dünyasındaki eğitim durumuyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – “Son birkaç asırdır kitaptan, kütüphaneden, kalemden uzaklaşıyoruz. İslam dünyasındaki nüfusun yüzde 55’i okuma yazma bilmiyor. OECD ülkelerinde millî gelirden eğitime ayrılan pay yüzde 5 iken bu oran İslam ülkelerinde yüzde 1’i bile bulmuyor. İslam dünyasındaki her toplum gibi biz de işin kolayına kaçıyor, emek isteyen meselelerden uzak duruyoruz. Soran, sorgulayan bir nesil yerine geçici hevesler peşinde koşan bir nesil yetişiyor.” Bu cümleler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Bu sözlere, İslam ülkelerinin kaçı demokrasiyle yönetiliyor; sanayide, teknolojide hangi düzeydeler ve kalkınma ile demokrasinin bağını da eklemeliydi. Bir taraftan bunları söyleyeceksiniz diğer taraftan, demokraside, eğitimde, bilimde, hukukta, sanatta güzel ülkemizi bu çağ dışı dünyaya sürüklemek için her türlü çabayı sarf edeceksiniz. Bu ifadeler, AKP iktidarının neden tarihimizin yeni bir gerileme döneminde olduğunun açık itirafıdır. Başka söze gerek var mı?

BAŞKAN – Sayın Gürer…

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ilinin Bor ilçesi Kızılca köyü yakınındaki organize sanayi bölgesi arıtmasının atık sularının aktığı Kızılca Deresi’nin ıslah edilmesi ve kapalı alana dönüştürülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ili Bor ilçesi Kızılca köyünü ziyaret ettim. Köy yakınında organize sanayi bölgesi arıtmasının atık sularının aktığı Kızılca Deresi’nde önemli bir çevre sorunu yaşanmaktadır. Açıkta akan dere bir an önce müdahale gerektirmektedir. Kızılca kasabası, kasaba ve belediye iken AKP Hükûmeti nüfus gerekçesiyle köye dönüştürmüştür. Bölgenin tarım ve hayvancılık yapan bu şirin yerleşmesinde halk koku nedeniyle mağdur durumdadır. Çözüm, kapalı kanalla atıkların aktığı derenin bölge dışına taşınmasının sağlanmasıdır. İlgili bakana yazılı soru önergesi verdim, Niğde Valisine konuyu ilettim. Yetkililerin sorunu bir an önce çözmesinin gerektiğini buradan bir kez daha belirtmek istiyorum. Kızılca Deresi’nin çevreye verdiği olumsuzluklar nedeniyle halk büyük sıkıntı yaşamaktadır. Bir an önce Kızılca Deresi’nin ıslahı ve kapalı alana dönüştürülmesi gerekmektedir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

8.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, AKP’nin iktidara geldiğinden bu yana demokrasiyle bağdaşmayacak bir dizi karara imza attığına ve bunun son halkasının da İç Tüzük’ün değiştirilmesi girişimi olduğuna ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP iktidara geldiğinden bu yana demokrasiyle bağdaşmayacak bir dizi karara imza atmış ve bunun son halkası da Meclis İçtüzüğü’nün değiştirilme girişimi olmuştur. Geçmişte bu çatı altında demokrasi çağrıları yapan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin işlevsizleştirilmemesi konusunda haklı eleştiriler dile getiren Meclis Başkanı Sayın İsmail Kahraman ne yazık ki iktidar milletvekili olduktan sonra bu sözlerini unutmuş ve tam tersi bir anlayışla Meclis iradesini hiçe sayan bir tavır içine girmiştir. Muhalefetteyken söylediklerini unutanlar sanmasınlar ki bu iktidar sonsuzdur. Bugün sesini kısmaya çalıştıkları milletvekillerinin konumuna yarın kendilerinin de düşebileceğini unutmamalılar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Türkiye’nin ve milletin vicdanı olduğuna ve vicdanın önemine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Gazi Meclisimiz Türkiye'nin ve milletimizin vicdanıdır. Vicdanını hırstan koru. Vicdan yarası kapanmaz. En mükemmel adalet vicdandır. Kötü bir işin en güçlü şahidi vicdanımızdır. Akıl aldansa bile vicdan aldanmaz. “Vicdan” denilen şey, birisinin milletimizin bizi gözlediğini ihtar eden histir. İnsan kötülüğü istediği için değil, vicdanı zayıf olduğu için yapar. Bir zencinin rengini değiştirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yürekler vermektir. Filistin ve Mescid-i Aksa’da yaşanan acılar da Siyonistlerin vicdansızlığının ve Siyonist vicdanın tezahürüdür. Vicdanlar susunca insanlar canavarlaşır. Vicdan, kanunların kanunu, aklın nabzıdır, nurlu bir duygu ve kalp terazisidir. Vicdanı çürümeyenin her şeyi sağlam kalır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, iktidarın halkın sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşmadığına, bu sorunları dile getiren muhalefetin sesini kısmayı düşünüp İç Tüzük’ü katlettiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizdeki insanların gündeminde ciddi bir işsizlik varken, özellikle üniversite mezunu gençlerdeki işsizlik çok fazla yükselmişken “Beni tek adam seçin, terör bitsin.” denilerek insanların kandırılmasına rağmen, terör ülkemizin gündeminde hâlen ilk sıralarda yer almasına rağmen, esnaf siftah yapamayıp vergi ve sigorta borçlarını ödemeyi bırakmış, “Eve nasıl ekmek götürürüm?” diye düşünürken; çiftçinin buğdayı, mısırı, sütü, canlı hayvanı para etmeyip ihtiyaç başka ülkelerden karşılanırken yani AKP Türk çiftçisini yok sayıp başka ülkelerin çiftçilerini desteklerken, komşularımızla sıfır sorun var deyip tümüyle sorunlu hâle gelmiş iken, siz Lale Devri’nde gül yetiştiren saray eşrafı gibi halkın sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşmayıp bu sorunları dile getiren muhalefetin sesini kısmayı düşünüp İç Tüzük’ü katletmekle meşgulsünüz. İç Tüzük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arslan…

11.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’in, Filistin halkının ibadetlerini engelleyen, Mescid-i Aksa’yı ablukaya alan İsrail’le siyasi ve ekonomik ilişkilerin gözden geçirilip geçirilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum: İsrail askerleri tarafından Mescid-i Aksa’da ibadet yapmak isteyen Filistinli Müslüman kardeşlerimize karşı zulmedilmekte, ibadet etmeleri engellenmektedir. Bu durum karşısında Filistin halkının ibadetlerini engelleyen, Mescid-i Aksa’yı ablukaya alan İsrail’le ilgili olarak siyasi ve ekonomik ilişkilerimizi de gözden geçirecek misiniz? Filistin halkının kendi topraklarında huzur içinde ve özgür biçimde ibadetlerini yapmaları konusunda hangi tür tedbirleri almayı düşünüyorsunuz? Yoksa yalnızca İsrail’i mi eleştireceksiniz, kınamakla mı yetineceksiniz? Yine, İsrail’le iş birliğine devam mı edeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

12.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, İç Tüzük değişse bile sokaklarda, köylerde, illerde, ilçelerde daha fazla konuşacaklarına ve Hükûmetin vermiş olduğu sözü yerine getirerek kamuda çalışan binlerce taşerona kadro vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve yüce Türk Milleti.

Sayın Başkan, şu anda İç Tüzük’ü değiştirmekle meşgulsünüz. Biz de söylüyoruz ki: İç Tüzük’ü değiştirseniz de, burada konuşma sürelerimizi azaltsanız da bundan emin olunuz ki biz sokaklarda, köylerde, kentlerde, illerde, ilçelerde daha fazla konuşacağız ve de vatandaşımıza daha fazla anlatmak için elimizden geleni yapacağız. İç Tüzük’ü değiştirmek bunu kısıtlamayacaktır, onun için bu yoldan bir an önce vazgeçiniz.

Sayın Başkan, Sayın Başbakan 2015 yılında seçimlerden önce birçok ilde, ilçelerde boy boy “billboard”larda kamuda çalışan taşeronlara kadro vereceğini yayımladı, ekranlarda söz verdi. Ben de diyorum ki: Ey AKP Hükûmeti, Sayın Bakan, Başbakan; vermiş olduğunuz sözü yerine getirin. Kamuda çalışan binlerce taşerona kadrosunu verin. Bu kamuda çalışan taşeronlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan...

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvinlilerin Artvin’i Karadeniz ve Hopa’ya bağlayan Cankurtaran Tüneli’nin bir an önce bitirilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin’i Karadeniz ve Hopa’ya bağlayan Cankurtaran Tüneli bir yılan hikâyesi olarak hâlen süregelmektedir. İki yıl iki ayda bitmesi öngörülen, Sayın Başbakan tarafından söz verilen bu tünel ne yazık ki yedi yıllık bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz bitmemiştir. Sayın Başbakan Artvin’e geldiği zaman, ilgili bakanlar Artvin’e geldiği zaman ilgili tünelden geçmektedirler. Ondan sonra da çarşaf çarşaf basına “Bak tünel açıldı, biz tünelden geçiyoruz.” demektedirler ama ne yazık ki yurttaşlar bu tünelden yararlanamamaktadır. Daha dün 4 yurttaşımız o tünelin hemen ötesindeki -hani bölünmüş yollarla Hükûmet çok övünüyor ya- bölünmüş olmayan bir yolda trafik kazası sonucunda hayatlarını, canlarını vermişlerdir. Bu garabete ne zaman son vereceksiniz? Cankurtaran Tüneli ne zaman bitecek, Artvin bu müjdeyi beklemektedir. İki yıl iki ayda bitecek olan tünel yedi yıl geçti bitmedi. Bununla alakalı demeçler devam ediyor. Artvinliler bu tünelin bir an önce bitmesini bekliyorlar, bununla alakalı sürecin bir an evvel tamamlanmasını bekliyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz...

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi Gülpınar köyünde jeotermal sondaj çalışmalarının bölge halkının tek geçim kaynağı olan zeytinlik alanlarda başlatıldığına ve bölge halkının endişeli olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çanakkale Ayvacık ilçesi Gülpınar köyünde jeotermal sondaj çalışmaları bölge halkının tek geçim kaynağı olan zeytinlik alanlarda başlatılmıştır. Bölge halkı endişelidir. Konuya dair Çanakkale Valiliği ve İl Özel İdaresi yetkililerinden defalarca bilgi istememize karşın, on beş günden beri diğer milletvekili arkadaşım ile bana bir dönüş ve açıklama yapılmaması âdeta yapılan bu sondaj çalışmalarının usule aykırı olduğunu kabul etmektir. Zeytinlik alanlar dışında ve doğaya zarar vermeden yapılacak tüm yenilenebilir enerji çalışmalarına bizim de destek olacağımız bilinmesine rağmen neden ısrarla zeytinlik alanlarda yapılmaktadır?

Ayvacık Gülpınar’daki sondaj çalışmasıyla ilgili Çanakkale Valiliğinden alamadığımız bilgiyi ilgili bakanlıktan bekliyorum. Bölge halkı sondaj çalışmasının olduğu yerde çadır kurup nöbet tutmaktadır. Vatandaşlarımızın endişelerine bir cevap verilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel...

15.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, açlık grevlerinin 140’ıncı gününde olan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’yı ziyaret etmek için talepte bulunduklarına ancak yeni Adalet Bakanının kendilerine cevap vermediğine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Nuriye ve Semih açlık grevinde yüz kırkıncı gündeler ancak ne yazık ki haksız hukuksuz bir şekilde ihraç edilen, işi ve onuru için bedenlerini açlığa yatıran bu iki genç yüz kırk gündür seslerini bu ülkeyi yöneten iktidara duyuramadı. Bizler bu Meclis çatısı altında, binlerce insan sosyal medyada, sokaklarda Nuriye ve Semih’i, aylardır sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. İki gündür yeni Adalet Bakanına Nuriye ve Semih’i ziyaret etmek istediğimizi belirten, taleplerimizi içeren dilekçe yazıyoruz ancak Bakan sağ olsun, gelen gideni aratır misali, bizleri muhatap alıp bir cevap verme zahmetine bile katlanmıyor. Ben buradan soruyorum: Bugün milletvekillerinin cezaevlerini ziyaret etmelerini engelleyecek kadar sizi korkutan nedir? Ama korkunun ecele faydası yok, tıpkı tüm faşist rejimlerde olduğu gibi, siz de gün gelecek adalet önünde hesap vereceksiniz.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Tuncer…

16.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, Merzifon’un bazı köylerinde dolu yağışı nedeniyle buğdayların zarar gördüğüne ve çiftçilerin borçlarının ertelenmesini veya Afet Kanunu kapsamına alınarak buğday bedellerinin ödenmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına sormak istiyorum: Buğday hasadı başlamasına çok kısa bir süre kala Merzifon ilçesi Küçükçay, Büyükçay, Pekmezci, Hacıyakup, Çaybaşı, Kıreymir, Elmayolu ve Demirpınar köylerine doğal afet kabul edilen dolu yağmış ve temel gelir kaynağı buğday olan köylülerin buğdayları yağan dolu ile tamamen zarar görmüştür. Bu zarar Merzifon Kaymakamlığınca da tespit edilmiştir. Yağan dolu sonucu köylüler 2017 yılında buğday geliri elde edememişlerdir.

Sayın Bakan, bu köylerimizin sesine kulak verilerek köylülerin 2017 yılı Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarının ertelenmesini veya bu zararın Afet Kanunu kapsamında kabul edilerek buğday bedellerinin nakit olarak köylülere ödenmesini köylülerimiz adına rica ederiz .

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekillerine iki dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, muhtelif yerlerde orman yangınlarının devam ettiğine, yangından etkilenen bütün vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve çalışma ekiplerine başarılar dilediğine, FET֒yle mücadelenin yargı boyutunun devam ettiğine, öncelikle yargı süreçlerinin büyük bir titizlikle tamamlanarak hainlere hak ettikleri cezanın bir an evvel verilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin muhtelif yerlerinde orman yangınları devam etmektedir. Salı günü öğlen saatlerinde İzmir’in Bayındır ilçesinde başlayan yangın 3’üncü gününde de kontrol altına alınamamış ve bu gece itibarıyla Manisa’nın Turgutlu ilçesine ulaşmıştır. Yangın sebebiyle Turgutlu’da Kabaçınar ve Karaköy mahallelerinden yaklaşık 400 vatandaşımız tedbir amaçlı olarak tahliye edilmiştir. Bazı basın organları rakamın 2 bin kişi olduğunu yazmaktadır ancak bu rakam yanlıştır. Ayrıca, yangın bu köylere ulaşmadan Turgutlu bölgesinde kontrol altına alınmıştır. Köyler sadece dumandan etkilenmemek için tedbiren akşam saatlerinde boşaltıldı, nitekim, sabah saatlerinden itibaren de vatandaşlarımız hayvanlarıyla birlikte köylerine dönmeye başlamıştır. Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı ekiplerin gece gündüz yürüttüğü çalışmaları takdirle izliyoruz. Ayrıca Kabaçınar ve Karaköy mahalleleri sakinlerinin tamamı bu mücadelede orman ekiplerine canla başla destek vermektedir. Ayrıca Turgutlu Belediyesi de sabah saatlerinde 1.000 kişilik aşevi kurarak gerek yangınla mücadele eden ekiplerimize gerekse bölge sakinlerine hizmet vermektedir. Her ne kadar sabah saatlerinden itibaren rüzgârın dönmesiyle Turgutlu’da tehlike atlatılmış olsa da yangının henüz tam olarak kontrol altına alındığı da söylenemez. Bu vesileyle yangından etkilenen bütün vatandaşlarımıza “geçmiş olsun” diyorum ve çalışma ekiplerine de başarılar diliyorum.

FET֒yle mücadelenin yargı boyutu devam etmektedir. Kamuoyuna yansıyan iddianameler ve emniyet istihbarat birimlerinin ulaştığı yeni bilgiler ne denli millet ve devlet düşmanı vahşi organize bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …örgütle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermektedir. Bir taraftan FETÖ elebaşı da okyanus ötesinden açıklamalarına devam etmekte, talimatlar vermektedir. Bütün bu gelişmeler göstermektedir ki FET֒nün kalıntıları ve kriptoları hâlen aktif ve faaldir. FET֒yle mücadele bir millî güvenlik meselesidir. Bu mücadelede elde edilecek başarılar devletimizin dirliği, milletimizin birliği, ülkemizin bütünlüğünü yakından ilgilendirmektedir. FET֒yle mücadelede at izinin it izine karıştırılmaması için adli ve idari süreçlerin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Öncelikle yargı süreçlerinin büyük bir titizlikle tamamlanarak hainlere hak ettikleri cezanın bir an evvel verilmesi beklentimizdir. İdari süreçte devredeki kripto eller, kaos oyuncuları tespit edilerek adalete teslim edilmelidir. Adalet sönmemelidir, bekanın yıkılmasına izin verilmemelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Diyarbakır’da demokrasi, vicdan ve adalet nöbetinin 3’üncü gününde milletvekillerinin OHAL ve güvenlik gerekçesiyle alana alınmadığına, Cumhuriyet gazetesi davasında Ahmet Şık’ın savunmasının bir gazetecilik ve özgürlük dersi olduğuna ve bir bölümünü aktarmak istediğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vekillerimiz “Demokrasi, Vicdan, Adalet Nöbeti”nin üçüncü günündeler Diyarbakır’da ve halkımız “Vicdan ve Adalet Nöbeti”ne üçüncü günde de OHAL ve güvenlik gerekçesiyle alınmadılar.

Etrafı yaklaşık 5 bin bariyer ve zırhlı araçla çevrilen Ekin Ceren Parkı’nın çevresinde yaklaşık 3 bin polis konuşlandırılmış durumda. Parkın tüm giriş ve sokak başlarında, yaklaşık her 100 metrede bir 2 TOMA ve zırhlı araç var ve parkın etrafında TOMA, akrep, Ford Ranger zırhlı araçlar bekletiliyor. Yani barışçıl, demokratik, sivil bir eylem için devletin seferber olmuşluğu bu durumda ve orada oturanlar da, bu nöbeti tutanlar da milletvekilleri ama bu durumun Millet Meclisinin çok da umurunda olduğunu zannetmiyorum ama bizim umurumuzda, halkımızın umurunda ve bu nöbet gerçekten Türkiye’de demokrasi gerçekleşene kadar farklı eylemliklerle devam edecek.

Dün Cumhuriyet gazetesi davasının üçüncü duruşması gerçekleşti ve gazeteci Ahmet Şık’ın savunmasını gerçekten baştan sona okumanızı tavsiye ederim. Bir gazetecilik dersiydi Ahmet Şık’ın savunması, bir özgürlük dersiydi sadece gazetecilik dersi değil ve biat etmeme dersiydi. Onun savunmasından bir bölümü sizlere aktarmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açalım arkadaşlar…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Hakikate kendimden daha fazla saygı duymaya da, inkârcı biat kadrolarına dahil olmayı reddetmeye de devam edeceğim. Bunun için bir bedel ödemek gerektiği ortada. Ama sanmayın ki bu bizi korkutuyor. Ne ben ne de dostları olmaktan onur duyduğum dışarıdaki gazeteciler, her kim olursanız olun hiç birinizden korkmuyoruz. Çünkü zorbaları en çok korkutanın cesaret olduğunu biliyoruz. Zorbalar da şunu bilsin ki, hiçbir zalimlik tarihin akışını engelleyemez. Şöyle dedi Ahmet Şık: “Bayrağın ardına gizleyecek suçum, dinin ardına gizleyecek günahım yok.” Bu, gerçekten, bütün Türkiye’ye; Türkiye’deki, hakikaten, kendini ifade etmek isteyen, edemeyen herkese moral ama bunların arkasına saklananlara da ders olsun.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, buyurun.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, orman yangınları konusunda çok daha ciddi tedbirlerin alınması gerektiğine, Manisa’nın Akgedik köyünde TOKİ’nin yapmış olduğu evlerin foseptik çukuru inşaatının köylüleri rahatsız ettiğine ve Cumhuriyet gazetesi davasının devam ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, memleketimiz Manisa, İzmir Bayındır’da başlayan ve hızla yayılan bir orman yangınıyla büyük bir tehlike atlattı. Hem Bayındır’da hem Manisa’nın Turgutlu ilçesinde Karaköy ve Kabaçınar köylerine de boşaltılacak kadar yaklaşmış olan ve çok sayıda ağacın ve ormanda yaşayan canlının hayatını ortadan kaldıran büyük bir facia yaşandı. Bundan duyduğumuz üzüntüyü dile getiriyoruz. Yangının şimdi kontrol altına alındığı söyleniyor ama Manisa yüreği ağzında bir gece geçirdi, tabii İzmir Bayındır da aynı şekilde. Bu orman yangınları konusunda çok daha ciddi tedbirlerin alınması gerektiği çok açık.

Manisa’nın Akgedik köyünde TOKİ’nin yapmış olduğu evlerin foseptik çukuru -“arıtma” diye geçiyor ama resmen bir foseptik çukuru- inşaatı köylülerimizi inanılmaz rahatsız ediyor. Bununla ilgili büyük bir direniş vardı; bu direnişe karşı polis ile köylüler karşı karşıya gelmişti Akgedik Mahallesi’nde. Manisa Valiliği, ilin tüm partilerden milletvekilleri gayret gösterdiler ama, maalesef, Yunusemre Belediyesi iki günü kalmış olan bir yürütmeyi durdurma kararını beklememek için -aynı Yırca katliamında olduğu gibi- kolluk güçlerinden ve zabıtanın gücünden yararlanarak, köylüleri de darp ederek girdi ve çok büyük bir rahatsızlık yarattı; bunu da kınadığımızı açıkça ifade etmek istiyorum.

Cumhuriyet Gazetesi’nin yargılaması sürüyor, savunmaları ibretle okuyoruz. Her bir savunmanın bir iddianameye döndüğü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu arkadaşlar.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Milletvekillerimiz ilk günden beri davayı yerinde takip ediyorlar, hukukçu Milletvekilimiz Mahmut Tanal ve çok sayıda arkadaşımız orada davayı takip ediyor. Hem onlardan aldığımız raporlar hem kamuoyuna yansıyan, haberleşen savunmalar… Her bir savunmanın aslında bir iddianameye dönüştüğünü görüyoruz. Biz bunu bir yerden hatırlıyoruz. Balyoz, Ergenekon, askerî casuslukta da savunmalar iddianame gibiydi ve gerçekten de iddianamelere konu oldu şimdi. Bugün öyle savunmalar, öyle haksız suçlamalar okuyoruz ki, bugünkü savunmaların da birer iddianame olacağı günlerin Ergenekon, Balyoz’un üstünden geçtiği zamandan daha yakın olduğunu kestirmek için çok da farklı meziyetlere sahip olmak gerekmiyor.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- HDP Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Türkiye’de kadın sığınaklarının koşullarının ve ihtiyaçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/598)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de kadın sığınaklarının koşullarının ve ihtiyaçlarının araştırılması ve istatistiklerin çıkarılması, bu alanda mücadele veren kadın kurumlarıyla birlikte çalışarak daha etkin aile içi şiddetle mücadele araçlarının geliştirilmesi, mevcut yasaların uygulanabilir olabilmesi için alınması gerekli önlemlerin tespit edilmesi ve AB standartlarında kadın sığınaklarının açılabilmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

                                                                                      Çağlar Demirel

                                                                          HDP Grup Başkan Vekili

                                                                                         Diyarbakır

Gerekçe:

Türkiye'de kadına yönelik aile içi şiddetle mücadele, kadın örgütlerinin ve feminist kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelelerinde en öncelikli gündemlerinden biridir. Aile içi kadına yönelik şiddet, erkek egemen zihniyetin ve kapitalist sistemin bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınların mücadeleleriyle, erkek şiddetinin görünür kılınması ve kadınların erkek şiddetinden korunmasına yönelik mekanizmaların kurulmasında önemli kazanımlar elde edilmiştir. Bu sayede şiddete maruz kalan kadınlar için sığınakların açılması ve şiddetle mücadele için destek mekanizmalarının oluşturulması kamunun temel bir görevi haline gelmiştir. Avrupa ülkelerinde 1970'lerde açılan kadın sığınakları, kadınların mücadeleleri sonucunda Türkiye'de 1990'larda açılabilmiştir.

AB ülkelerinde her 8-10 bin nüfusta bir açılan kadın sığınaklarında, feminist bakış açısının yerleştiği ve aile içi şiddetle mücadelede sığınakların önemli bir rolü olduğu görülmektedir. Avrupa Kadına Yönelik Şiddet Merkezinin verilerine göre, Türkiye 44 ülke içerisinde kadın nüfus başına düşen kadın sığınakları sayısı ve yeterlilik açısından 23’üncü sırada yer almaktadır. Hollanda, İspanya gibi ülkelerde her 3 bin nüfusa bir sığınmaevi düşerken Türkiye'de toplam sayı 86'dır. Ancak var olan ve özellikle belediyelere bağlı sığınakların çalışma niteliklerinin çok sorunlu olduğu, sadece “koruma” sağlama yönünde olduğu, gerekli sosyal çalışmaların yapılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla kadınlar sığınaktan çıktıktan sonra yine şiddet dolu yaşantılarına geri dönmektedirler. Bir diğer sorun alanı, sığınaklarda kadınların yaşadığının gizli tutulması gerekirken polis ya da savcı şiddet uygulayan eşlere bilgi verebilmektedir. Ancak bu konuda karakollarda, kaymakamlarda ve diğer devlet kurumlarında tutanakların tutulmadığı dolayısıyla sağlıklı istatistiklerin çıkarılmadığı, dolayısıyla sığınak talebinin tespit edilmesi için resmî verilerin eksik olduğu bilinen bir gerçektir.

Kadını şiddetten korumak için açılan sığınakların aile kurumuna zarar verebileceği anlayışı ne yazık ki sığınakların yaygınlaşması ve aile içi şiddetle mücadelenin önünde duran en büyük engellerden biridir. AKP, bakanlıklardan, yasalara kadar her alanda kadını birey olarak değil, ailenin bir parçası olarak görmesi, dolayısıyla kadının güçlendirilmesinden ziyade "aile” kurumunun korunması yönündeki politikaları aile içi şiddeti daha da meşrulaştırmaktadır. Bu anlayışın ürünü olarak yasalarda 50 bin nüfusun bulunduğu her yerde bir kadın sığınmaevi açmakla yükümlü olan devlet bunu yerine getirmemektedir. Ayrıca yasalar çıkarılırken ciddi altyapı çalışmalarının yapılmaması ve bütçe ayrılmaması gibi sıkıntılar mevcuttur.

Kadınların şiddetten korunması ve sonrasında tekrar şiddet sarmalına dönmemeleri için geçici barınma, çocuklarına bakabilme, can güvenliğinin sağlandığı bir ortamda hayatını devam ettirebilme ve ekonomik olarak ayakları üzerinde durabilme imkânlarının sağlanması şiddetle mücadelede çok önemli gereksinimlerdir. Bu alanda çalışan ve önemli deneyimlere sahip Mor Çatı Kadın Sığınakları Vakfının kurumlarına yapılan başvurulara göre başvuran her 4 kadından 1'i sığınak talep etmektedir.

Aile içi şiddete maruz kalmış kadınlara koruma sağlanması devletin temel bir görevi iken Türkiye'de 2015 yılında en az 303 kadın öldürüldü. Her 10 kadından 4'ünün şiddet gördüğü, her gün ortalama 5 kadın cinayetinin işlendiği bir ortamda devletin sığınmaevlerini şiddetle mücadelede önemli bir araç olarak görüp gerekli politikaları oluşturması gerekmektedir. Bu bağlamda Türkiye'de kadın sığınaklarının koşullarının ve ihtiyaçlarının araştırılması, bu alanda mücadele veren kadın kurumlarıyla birlikte çalışarak daha etkin aile içi şiddetle mücadele araçlarının geliştirilmesi, mevcut yasaların uygulanabilir olabilmesi için alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi, AB standartlarında kadın sığınaklarının açılabilmesiyle sonrasında kadınların can güvenliğinin korunabilmesi için gerekli çalışmaları yürütecek bir araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

2.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve 22 milletvekilinin, 2 Mart 1994 tarihinde Demokrasi Partisi (DEP) milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak cezaevine konulmalarına ve DEP’in kapatılmasına yol açan darbeyi planlayanların ve uygulayanların ve bu darbe nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/599)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mart 1994 yılında Demokrasi Partisi (DEP) milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak cezaevine konulmaları ve sonrasında DEP'in kapatılması kamuoyunda 2 Mart 1994 darbesi olarak adlandırılmaktadır. Kürt halkının demokratik siyaset yapma yollarının kapatılmasına yol açan bu darbeyi planlayanların ve uygulayanların açığa çıkarılması ve bu darbe ile yaşanan mağduriyetlerin tespit edilerek alınacak tedbirlerin neler olduğunun belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

1)       Müslüm Doğan                     (İzmir)

2)       Meral Danış Beştaş                                   (Adana)

3)       Behçet Yıldırım                                        (Adıyaman)

4)       Berdan Öztürk                     (Ağrı)

5)       Dirayet Taşdemir                                      (Ağrı)

6)       Sırrı Süreyya Önder                                  (Ankara)

7)       Ayşe Acar Başaran                                    (Batman)

8)       Mehmet Ali Aslan                                      (Batman)

9)       Saadet Becerekli                                      (Batman)

10)      Hişyar Özsoy                       (Bingöl)

11)      Mizgin Irgat                                             (Bitlis)

12)      Altan Tan                                                (Diyarbakır)

13)      Çağlar Demirel                     (Diyarbakır)

14)      Feleknas Uca                       (Diyarbakır)

15)      İmam Taşçıer                       (Diyarbakır)

16)      Nimetullah Erdoğmuş                                 (Diyarbakır)

17)      Nursel Aydoğan                                        (Diyarbakır)

18)      Sibel Yiğitalp                       (Diyarbakır)

19)      Ziya Pir                                                  (Diyarbakır)

20)      Mahmut Toğrul                     (Gaziantep)

21)      Abdullah Zeydan                                       (Hakkâri)

22)      Mehmet Emin Adıyaman                             (Iğdır)

23)      Erdal Ataş                                               (İstanbul)

Gerekçe:

1991 seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) listelerinden Meclise giren DEP'lilerin dokunulmazlığı Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine 2 Mart 1994'te kaldırılmış, Orhan Doğan ve Hatip Dicle TBMM çıkışında polislerce gözaltına alınmıştır. İki gün sonra ise bu kez de Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak gözaltına alınmıştır. Milletvekilleri yapılan sorgularının ardından 17 Martta tutuklanmışlardır.

16 Haziran 1994'te Anayasa Mahkemesi, Demokrasi Partisinin kapatılmasına ve 5'i cezaevinde bulunan 13 milletvekilinin tümünün dokunulmazlığının kaldırılmasına karar vermiştir. Milletvekilleri “yasadışı örgüt üyeliği” iddiasıyla on beşer yıl ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2001 yılında verdiği kararla Devlet Güvenlik Mahkemelerinin tarafsız ve bağımsız olmadıkları ve başvurucuların adil yargılanmadıklarına hükmetmiştir. Yeniden yargılama sonucu on yıl üç ay sekiz gün fiilen cezaevinde kalan DEP milletvekilleri 9 Haziran 2004'te serbest bırakılmışlardır.

Türkiye de siyasete bu zamana kadar ciddi müdahaleler olmuştur. 2 Mart 1994’de bu anlamda bir müdahaledir ve bir darbedir. 2 Mart 1994'te, Türkiye halkının özgür oylarıyla seçilmiş kişiler Anayasa çiğnenerek Meclisten atılmıştır. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş yaptıkları açıklamalarla DEP milletvekillerinin “PKK'nin Meclisteki gölgesi ve Meclisteki eşkıya" oldukları iddia edilerek dokunulmazlıklarının kaldırılmasının gereği vurgulanmıştır. TBMM’ye girmesi o günkü yasal düzenlemelere göre mümkün olmayan polis, milletvekillerini Meclis içinde yaka paça gözaltına almıştır.

Daha evvel 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Eylül 1980 darbesinde de parlamenterler bu şekilde gözaltına alınmışlardı. 2 Mart tarihinde yaşanan olay da bu yönüyle siyasete bir müdahaledir. Müdahalelerde değişik araçlar kullanılıyor. Tanklar yürüyor, Parlamento sarılıyor, asker Anayasa’yı askıya alıyor. Tıpkı 28 Şubatta, 12 Martta ve 27 Nisanda olduğu gibi muhtıralar yayınlanıyor. Millî Güvenlik Kurulu’nun toplantısı oluyor ve medya gibi değişik araçlar kullanılıyor. 2 Mart 1994'te kullanılan araç da yargıdır. Bu anlamda, diğerleriyle arasında biçimde ve şekilde farklılıklar olmasına rağmen, açık bir şekilde, 2 Mart 1994 bir darbedir ve siyasete müdahaledir.

Diğer darbeler çeşitli şekillerde kamuoyunda tartışılıp konuşuluyor olmasına rağmen 2 Mart 1994 darbesinin tartışılmamasının nedeni, devletin Kürt sorununu demokratik yollardan çözme konusundaki isteksizliği ve Kürtlerin kendi iradeleriyle demokratik siyaset yapmalarına olan yaklaşımıyla ilgilidir. DEP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılarak cezaevine konulması ve DEP'in kapatılmasıyla Kürt sorununun demokratik siyaset zemininde çözümünün önü de kapatılmıştır. Sonrasında çatışma ve düşük yoğunluklu savaş konsepti devreye girmiş ve Türkiye tarihinin en karanlık yıllarının yaşanmasına yol açılmıştır.

Aradan geçen yirmi iki yıla rağmen 1994'te Türkiye'de başlatılan topyekûn savaş konseptinin demokratik siyaset yollarını tıkayarak yarattığı yıkımın benzerinin bugün HDP şahsında güncellenmek istendiğine dair çağrılar söz konusudur. Son günlerde hem Cumhurbaşkanının hem de Hükûmet sözcülerinin bizzat dillendirdiği, HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılıp yargılanmaları gerektiğine dair yargıya ve Parlamentoya çağrılar yapmaları o günden bu güne çok fazla bir şeyin değişmediğini göstermektedir. Demokratik taleplerin ve Kürt sorununun çözümünü güvenlikçi politikalara ve terör söylemine hapsetmenin toplumsal ve tarihsel sonuçları tam yüz yıldır sadece yıkım olmuştur. Kürt halkının demokratik siyaset yapma yolunun kapatılmasına yol açan 2 Mart 1994 darbesini planlayanların ve uygulayanların açığa çıkarılması ve bu darbeyle yaşanan mağduriyetlerin tespit edilerek alınacak tedbirlerin neler olduğunun belirlenmesi için Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

3.- Van Milletvekili Lezgin Botan ve 22 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili imar yolsuzluğu iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/600)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

23 Mart 2015 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası dönemin Başbakan Yardımcısı ve Hükûmet Sözcüsünün Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili “Adaylığı ve seçimlerde oy isterken bu yapının kucağına oturmuştur, yurt yerleri vermiştir, imar planlarında değişiklikler yaptırmıştır, zengin adamlara okullar yaptırmıştır. Ankara parsel parsel satılmıştır." şeklindeki ifadeleri Ankara'da AKP Hükûmetinin ve yerel idarelerinin bilgisi dâhilinde gerçekleştirilen imar yolsuzlukları olduğuna işaret etmiştir. Bu vesileyle, Ankara özelinde imar yolsuzluğunun yapıldığının, kamu kaynaklarının, arazilerinin, taşınmazlarının belirli kesimlerin tasarrufuna bırakılarak açıkça TCK'nın ve bu şekilde kamu yararının zedelendiği iddialarının araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması için gereğini arz ve talep ederim.

1) Lezgin Botan                                                  (Van)

2) İdris Baluken                                                  (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                                  (İstanbul)

4) Garo Paylan                                                   (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                                     (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                                (İzmir)

7) Ali Atalan                                                      (Mardin)

8) Erol Dora                                                       (Mardin)

9) Mithat Sancar                                                 (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                          (Muş)

11) Burcu Çelik                                                  (Muş)

12) Besime Konca                           (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                               (Siirt)

14) Aycan İrmez                                                 (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                       (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                                  (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                                  (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                                 (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                          (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                       (Şanlıurfa)

21) Alican Önlü                                                  (Tunceli)

22) Nadir Yıldırım                           (Van)

23) Tuğba Hezer Öztürk                                       (Van)

Gerekçe:

24’üncü Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından, Ankara Büyükşehir Belediyesinin kamu kaynaklarının, kamu arazilerinin kamu taşınmazları hakkında idari işlemler gerçekleştirerek kamu yetkilerini kötüye kullanan, kamusal ve toplumsal yararın aksine münferit ve siyasi olarak kentsel-kırsal alanın “parsel parsel” satıldığı, kimi grup ve kişilere sunulduğu ifade edilmiştir. Buradaki parsel sözcüğüyle teknik bir ifadenin ötesinde, sermaye birikimi için devlet müdahaleleriyle biçimlenen kapitalizmin yeniden üretiminde mekânsal bir birim olarak siyasal iktidarın ekonomi politiği tanımlanmaktadır.

AKP'nin on üç yıllık iktidarı döneminde yapılan yasal ve yönetsel değişikliklerle kentlerin azmanlaşması, kentsel-kırsal sorunların derinleşmesi, kentsel mekâna ilişkin toplumsal sorunların artması, tümüyle inşaat sektörünün bekası için yapılmıştır. Bu çerçevede sermayenin yeniden üretimi için yapılan düzenlemelerle yerel ve merkezî idare devlet müdahalelerini gerçekleştirmekte, kamu kaynaklarına el koyma ve bu kaynakların, taşınmazların yoksulun, emekçinin aleyhine el değiştirme sürecini de hızlandırmıştır.

Ankara kentinde söz konusu imar yolsuzlukları da kamuya ait taşınmazların tahsis ya da satışı ve planlama faaliyetleriyle imar haklarındaki hukuksuz değişiklikler yapılarak inşaat alanında artış ve kullanım kararları değişimiyle yürütülmektedir. Oysaki şehir planlama, kamu adına yapılan bir etkinlik olup tek tek bireylerin yararlarının üstünde kamusal yarar kavramına tekabül edip belirli şehircilik ilkelerine dayanır. Ancak Melih Gökçek ve yönetimindeki meclisin onayladığı plan değişiklikleri ortak toplumsal yararın aksine, kişisel/özel fayda yaratarak kentsel mekânsal eşitsizliğe, parçalanmaya, sosyal adaletsizliğe ve geri dönüşü olmayan kamu zararına neden olmaktadır.

Anayasanın 127’nci maddesine göre yerel idareler, idareleri altındaki halkın mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere görevlendirilmişlerdir. Bu kapsamda kamu yararı gözeterek halkın çıkarları doğrultusunda kamu kaynaklarını kullanmak yerel idarelerin asli görevleridir. Ancak Hükûmet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından ifade edilen ve kamuoyuna da yansıyan hususlar Ankara'yı yöneten Melih Gökçek tarafından kamu kaynaklarının kamu çıkarları doğrultusunda değil, belirli kesimler lehine, kamu yararı ilkesi hiçe sayılarak kullanıldığının ifadesidir. Bu husus sıradan bir iddia olmayıp yürütme makamının en üstündeki mercilerden birinde bulunan dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından ifade edilmiştir. Bunun üzerine Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ve bazı vatandaşların yaptığı suç duyuruları üzerine başlatılan soruşturma, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Suç duyurusunda bulunanların herhangi bir belge ve delil sunmadıkları, televizyonlardaki açıklamalar üzerine sadece savcılığa dilekçe verdikleri" gerekçesiyle Melih Gökçek lehine "takipsizlik” kararı vermiştir.

Kamusal bir değer olarak kent arazisinin kent halkı tarafından nasıl kullanılacağını ve denetleneceğini belirten süreç olarak planlama, bu anlamda kent idarelerinin kamusallık üretmek konusunda başvurdukları birincil araç iken Melih Gökçek tarafından bu araç, bütün bu içeriğinin tam tersi bir yönde kullanılarak kamu arazilerinin belirli kesimlere kamu çıkarlarına aykırı şekilde verilmek için kullanılmıştır. Bu husus başta meslek odaları tarafından Ankara Büyükşehir Belediyesi aleyhine açılan davaların sayısal çokluğundan da anlaşılabilmektedir.

Bu kapsamda kamu adına kamu arazilerinin nasıl ve ne şekilde düzenleneceğini gösteren belgeler olan imar planları özellikle de söz konusu meslek odaları tarafından dava edilmiş, Ankara Büyükşehir Belediyesince kaybedilmiş, ancak buna rağmen uygulamaya devam edilmiştir. Davaların incelenmesi, yürütmeyi durdurma kararı verildiği hâlde durdurulmayan işlerin gerekçesiyle ortaya konulması, bahsedildiği gibi hangi grup ya da kişilere imar ayrıcalığının sağlandığı hususunda kapsamlı bir biçimde araştırılması Meclisimiz açısından anayasal ve etik bir zorunluluk hâline gelmiştir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki öngörüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 27 Temmuz 2017 Perşembe günkü birleşiminde 492 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 492 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 27 Temmuz 2017 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanmak üzere tatile girmesine ilişkin önerisi

27/7/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/7/2017 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                              İlknur İnceöz

                                                                                                     Aksaray

                                                                       AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun 27 Temmuz 2017 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 492 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

492 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 27 Temmuz 2017 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde tamamlanması hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanmak üzere tatile girmesi;

önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, sizi sükûta davet ediyorum.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – On dakika mı konuşma süremiz, beş dakika mı?

BAŞKAN – Biz on dakika açtık da siz üç dakikada bitirecektiniz zaten. Ben biliyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yok, hayır.

BAŞKAN – Yani az zamanda çok şey ifade edebilirsiniz.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim. Onu yapmaya çalışırım ama beş dakika diye konuşmuştuk. Neyse.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tatile çıkma kararından söz ediyorsunuz ve bu öneriyi getirdiniz. Hakikaten aslında herkesin çok yorulduğu ama tabii buna herkesin demek de ne kadar doğru emin değilim de tatil normal olarak, insanların, evet, ihtiyacı olan bir şey ama çok açık ve net olarak söylemem gerekiyor ki bu Meclis tatili hak etmedi arkadaşlar.

Bu Meclis, tatili asla hak etmedi çünkü bu Meclis, bu ülke insanına sahip çıkmadı.

Bu Meclis, işçiye grev yasaklayanlara, bunu marifet sayıp hatta kalkıp da “OHAL’i bunun için getirdik.” diyenlere itibar edip işçiye sırtını döndü ve en demokratik haklardan olan grev hakkını gasbetti.

Kadınlar her gün şiddete uğrarken buna çözüm olmadı, üstüne üstlük bir de genç kadınları cinsel saldırganla evlendirme formülasyonları bulmaya çalıştı.

Söylemleriyle şiddetin yeniden üretimine vesile oldu. Bu Meclis, bu memleketin… (Uğultular)

Sayın Başkan, bu şekilde devam edemeyeceğim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım, hatibin insicamını bozmayalım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ya, gerçekten milletvekillerinin gelmesi bir dert, gelmemesi bir dert yani geldikleri zaman konuşamıyoruz, gelmedikleri zaman da dinlemiyorlar.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben zaten oraya hitap ediyorum.

BAŞKAN – Milletvekilleri sizleri gayet intizamlı bir şekilde dinleyecekler.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hiç öyle bir şey görünmüyor.

Evet, söylemleriyle şiddetin yeniden üretimine vesile oldu.

Bu Meclis, bu memleketin yüzlerce, binlerce çocuğu istismara uğrarken çocuk seslerini bile duymadı ve ilk görevi olması gereken çocuk hakları daimî komisyonunu hâlâ kurmamakta ısrar ediyor.

Bu Meclis, yüzlerce gazetecinin hapisliğine ya da işsizliğine “Sarı basın kartı yok ki onların.” karşılığını verdi. Vekillerin mahkeme kararlarını hâkimlerden önce servis eden sapsarı basının her konuda halkı kandırma çabalarına ise “Eyvallah sarı basın, sen bizim için çok gereklisin, sensiz nasıl algı yönetiriz.” dedi.

Bu Meclis, OHAL’i uzattı ve özgürlüklerimizi çaldı KHK’lara suspus oldu, işten atılan insanları açlıkla terbiye etmeye, yetmedi Nuriye ve Semih’i tutuklatmaya şevkle sebep olan bakanların görevine devamına “Yürü ya kulum.” dedi.

Bu Meclis, Sur’u, Hasankeyf’i, İstanbul’un binbir güzelliğini, Artvin Cerattepe’yi, zeytinlikleri ya TOKİ’lere ya zenginlere peşkeş çekti ya da buna teşebbüs etti.

Bu Meclis, ülkenin yarısının ve neredeyse giderek daha da fazlasının kriminalize edilmesine rıza gösterdi. “Darbelere karşıyım.” süslemeleriyle darbeyi filan soruşturmayıp hiçbir siyasi sorumluyu ortaya çıkarmayıp yeni doğum yapmış kadınları bile hastaneden alıp hapishanelere atanlara ses çıkarmadı. Sorumluluğu “Kandırıldık.”la kendi üzerinden savuşturup sıradan insanları suçlamak, tehlikeyi bertaraf etmek yolunu sesti.

Bu Meclis, halkın referandum iradesi usulsüz değişikliklerle kadük hâle getirilirken susup onaylamayı tercih etti.

Bu Meclis, yan yana, aynı sıralarda oturduğu ülkenin en saygın vekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı ve bu Meclis, vekillerini hiç hicap duymadan cezaevlerine gönderen ve sonrasında da sahip çıkmayan bu Meclis, şimdi de yeni icadı olan İç Tüzük’le dışarıdaki vekillerin de sesini kısmaya çalışıyor.

Evet değerli arkadaşlar, halkın hiçbir derdine deva olmadığı gibi binlerce ezaya suskun kalan ya da neden olan bu Meclis tatili asla hak etmedi ve bu Meclis, siz ne derseniz deyin, vicdanlarda mahkûm oldu.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

Şimdi, önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hoş geldiniz iktidar partisinin ve muhalefet partilerinin değerli milletvekilleri. İlk kez böyle bir şey başımıza geliyor, biz yirmi beş saattir buradayız, bu salondan hiç ayrılmadık. Siz gittiniz, dinlendiniz, geldiniz ve yine bir AKP grup önerisiyle karşımızdasınız ama bu seferki AKP grup önerisinin çok yalın, çok basit, çok net bir amacı var ama asla kabul edilebilir ve anlaşılabilir değil.

Ne yapıyoruz? Ne yapmaya çalışıyoruz? Meclisi, bugün, gündemimizdeki işler bittikten sonra 1 Ekime kadar tatil etmek istiyorsunuz. Şu anda ne görüşüyoruz biz? İç Tüzük. Gerekçeniz ne? “İşimiz çok, zamanımız yok.” Bizim işimiz çoksa, zamanımız yoksa, vatandaş derdine derman bekliyorsa, Anayasa değişikliğinin birtakım uyumlarını falan yapacaksanız 1 Ekime kadar bu Meclisi tatile sokmanın akla yatan, savunulabilir, mantıklı, vicdani ve oy aldığımız insanların karşısına gidince “Yahu, biz ‘İşimiz çok.’ dedik, ‘Vaktimiz yok.’ dedik ama 1 Ekime kadar tatile girdik. Altmış beş gün boyunca ben memleketteyim, Mecliste işim yok, bana ihtiyaç yokmuş…” Buna kargalar güler.

Milletvekillerinin yaz tatili olmaz arkadaşlar, yaz dönemi çalışmaları olur. Milletvekillerinin maaşı olmaz, daimî ödenekleri olur, harcırahları olur. Milletvekilliği meslek değildir, milletvekilliği gezme tozma yeri değildir, milletvekilliği iş takibi yapma yeri değildir; halkın işini, halkın bize verdiği görevi yerine getirme işidir. (Uğultular)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, duyamıyoruz.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Başkan, çok gürültü var, duyamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sessizliğe davet ediyorum. Lütfen, istirham ediyorum, kendi aramızda konuşmayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – 16 Nisan mühürsüz referandumuyla bu bayrak kırmızısı Anayasa’yı saray rengine boyadınız. Vatandaş bunu yapacağınızı bilse 2 puan giderdi söyleyeyim, yani şu anda aldığınızı iddia ettiğinizden 2 puan aşağı yazın. Hani “yerli, millî” diyorsunuz ya, ilkokuldan beri “Anayasa” dediğiniz nedir? Bu renktir. Zaman zaman yine AKP iktidarında bayrak renginden başka renklere sapılmış, sarı falan yapılmış, sonra bu doğruya dönülmüş. İlkokulda kırtasiyeden heyecanla Anayasa alıyorduk ya Sayın Bakanım, o heyecanı hissederkenki bayrak rengi Anayasa’yı, Milliyetçi Hareket Partisi, değiştirdiniz ve İsmail Kahraman hiç zaman kaybetmeden, şu rengi, tanıdığınız bu rengi, sarayın rengini halılara koydu ya… Güzelim kırmızı halıları attı, neden? Bu renk Cumhurbaşkanının sevdiği renk. Bu rengi Cumhurbaşkanı seviyor diye Meclisteki not tuttuğumuz kâğıtların dışındaki plastiklere kadar değiştirdi, hepsi kırmızıydı hepsi bu renk oldu.

Şimdi, mesele saray düzeni ya yeni Anayasa… Bir de ne diyorlar? Geçen gün Cumhurbaşkanı grup toplantısına geldi. Ben grup toplantılarının ruhunu hatipten aldığım kadar dinleyicilerin attığı sloganlardan da alırım. Bunu çok tecrübeli siyaset insanları olarak siz benden iyi bilirsiniz. Nasıl bağırıyor? “Ümmetin umudu Başkan Erdoğan.” Slogana bakın Milliyetçi Hareket Partisi: “Ümmetin umudu.” “Milletin umudu” değil “ümmetin umudu.” “Cumhurbaşkanı” da değil “Başkan Erdoğan.” Organize bir şekilde salon, balkon ayakta bağırıyorlar: “Ümmetin umudu Başkan Erdoğan.” Milliyetçi Hareket Partisi de basın toplantısı yapıyor.

O yüzden ben şu değişimi ve o sloganları bir kez daha değerlendirin diyorum ama şimdi bu da değişiyor ya… Neden değişiyor? Zaman yok, iş çok. Değiştireceksiniz, muhalefetin söz süreleri azalacak; on dakikalar üçe iniyor, üç dakikalar ortadan kalkıyor. Yoklama istemeyin, biz Anayasa’ya aykırı olarak burada 150-155 kişiyle iş kotaralım. Anayasa’yı aşan İç Tüzük değişikliği. Anayasa Mahkemesinden çok eminsiniz, tam yandaş. Yandaş değilse de aksi düşüneni “FET֒cü” der, atarsınız içeri, yenisini atar reis. Yeni sistem bu.

İşte, böyle yaptığınız için, “Altmış dört gün boyunca bu Parlamentoyu tatile sokalım.” diyorsunuz. Bu Parlamentoyu tatile sokmak, İç Tüzük gerekçenizle taban tabana zıt, akla, vicdana, mantığa uygun bir iş değildir. Sizi Türk milletine, sizi oy aldığınız seçmene, sizi vatandaşlarımıza şikâyet ediyoruz. Altmış dört gün tatil yapılacak günlerde değiliz. İnsanlar iş bekler, aş bekler, sorununa çözüm bekler, KHK’lar hukuk bekler. Bu Parlamentoyu altmış dört gün tatile sokmak izah edilebilir bir şey değil. Sonuna kadar karşıyız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.11

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-------0-------

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmına geçiyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk’ün 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 24.05.2017 Tarihli ve 38 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1022) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı: 489) (x) 

BAŞKAN – 1’inci sırada yer alan, Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk’ün 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 24.5.2017 Tarihli ve 38 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1022) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmeleri 25/7/2017 günü saat 20.19’da tamamlanmıştı.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 84’üncü maddesinin son fıkrasında “Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir.” hükmü ve İç Tüzük'ün 138’inci maddesi üçüncü fıkrasında “Bu raporu görüşen Genel Kurul devamsızlık sebebiyle milletvekilliğinin düşmesi gerektiğine üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verirse, üyeliği düşer.” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, üye tam sayısının salt çoğunluğunun tespit edilmesi için yapacağımız oylamada Komisyon raporunun kabul edilerek üyeliğin düşmesi için 276 kabul oyu arayacağız. Kabul oyunun 276’nın altında olması durumunda Komisyon raporu kabul edilmemiş ve milletvekilliği düşmemiş olacaktır.

Sayın milletvekilleri, 489 sıra sayılı Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir istem vardır. Şimdi istem sahibi sayın milletvekillerinin adlarını tespit edeceğim.

Mehmet Doğan Kubat, İstanbul?        Burada.

Hilmi Bilgin, Sivas?                        Burada.

Ramazan Can, Kırıkkale?                                     Burada.

Hüseyin Özbakır, Zonguldak?                                Burada.

Halil Eldemir, Bilecik?                     Burada.

Cahit Özkan, Denizli?                      Burada.

Necip Kalkan, İzmir?                       Burada.

Osman Boyraz, İstanbul?                                      Burada.

Kasım Bostan, Balıkesir?                                      Burada.

Serap Yaşar, İstanbul?                                         Burada.

Ravza Kavakcı Kan, İstanbul?                               Burada.

Şirin Ünal, İstanbul?                       Burada.

İmran Kılıç, Kahramanmaraş?                                Burada.

İbrahim Aydemir, Erzurum?                                   Burada.

Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, Çorum? Burada.

489 sıra sayılı Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun oylamasının gizli oylama şeklinde yapılmasına dair de Başkanlığımıza ayrıca bir talep gelmiştir ancak daha önce gelen açık oylama talebi nedeniyle gizli oylama talebini işleme alamıyoruz.

Şimdi, Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk’ün milletvekilliğinin düşürülmesini öngören Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun açık oylamasını yapacağız. Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Ayrıca vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, oylamanın şekli, “evet”, “hayır”ın ne anlama geldiğini açıklayabilir misiniz?

BAŞKAN – Onu açıkladım. Salt çoğunluk arayacağız. 276 kabul oyu gelirse milletvekilliği düşecek, 276’nın altında herhangi bir sonuçta milletvekilliği düşürülmeyecek.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk’ün 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 24.05.2017 Tarihli ve 38 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1022) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:       344

 Kabul:                          324

Ret:                              20(x)

Kâtip Üye                                                 Kâtip Üye

Ali Haydar Hakverdi                               Mustafa Açıkgöz

Ankara                                         Nevşehir”

Bu sonuca göre, komisyon raporu kabul edilmiştir. Böylece, Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk’ün Milletvekilliği düşmüştür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, HDP sıralarından “Alkışlayın… Alkışlayın…” sesleri)

2’nci sırada yer alan Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 31.5.2017 Tarihli ve 39 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1072) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmeleri 26/7/2017 günü saat 00.54’te tamamlanmıştı.

2.- Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 31.05.2017 Tarihli ve 39 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1072) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı: 493) (x)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 84’üncü maddesinin son fıkrasında “Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca… (HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

BAŞKAN - …tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir.” hükmü ve İç Tüzük’ün 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu raporu görüşen Genel Kurul devamsızlık sebebiyle milletvekilliğinin düşmesi gerektiğine üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verirse, üyeliği düşer.” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle, üye tam sayısının salt çoğunluğunun tespit edilmesi için yapacağımız oylamada Komisyon raporunun kabul edilerek üyeliğin düşmesi için 276 kabul oyu arayacağız. Kabul oyunun 276’nın altında olması durumunda, Komisyon raporu kabul edilmemiş ve milletvekilliği düşmemiş olacaktır. (HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Sayın milletvekilleri, 493 sıra sayılı Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir istem vardır. Şimdi istem sahibi sayın milletvekillerinin adlarını tespit edeceğim. (HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Mehmet Doğan Kubat? Burada.

Hilmi Bilgin? Burada.

Ramazan Can? Burada.

Hüseyin Özbakır? Burada.

Halil Eldemir? Burada.

Cahit Özkan? Burada.

Necip Kalkan? Burada.

Osman Boyraz? Burada.

Kasım Bostan? Burada.

Serap Yaşar? Burada.

Ravza Kavakcı Kan? Burada.

Şirin Ünal? Burada.

İmran Kılıç? Burada.

İbrahim Aydemir? Burada.

Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt? Burada.

Mustafa İsen? Burada.

Salim Uslu? Burada.

Fikri Demirel? Burada.

Murat Göktürk? Burada.

493 sıra sayılı Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun oylamasının gizli oylama şeklinde yapılmasına dair de Başkanlığımıza bir talep gelmiştir ancak daha önce gelen açık oylama talebi nedeniyle gizli oylama talebi işleme alınmamaktadır.

Şimdi Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın milletvekilliğinin düşürülmesini öngören Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun açık oylamasını yapacağız. Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmaları gerekmektedir.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın 2016 Yılı Ekim, Kasım ve Aralık Aylarında Beşer Birleşimi Aşan (Toplamda Genel Kurulun 47 Birleşimi) Devamsızlığı Sebebiyle Anayasa’nın 84’üncü ve İçtüzük’ün 138’inci Maddeleri Uyarınca Gerekli Değerlendirmenin Yapılması İçin Başkanlık Divanının 31.5.2017 Tarihli ve 39 Numaralı Kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (3/1072) ve Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun Açık Oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:       357

 Kabul:                          328

 Ret:                             29(x)

Kâtip Üye Kâtip Üye

Ali Haydar Hakverdi                       Mustafa Açıkgöz

Ankara                                             Nevşehir”

Bu sonuca göre, Komisyon Raporu kabul edilmiştir. Böylece, Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın milletvekilliği düşmüştür. (HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Sayın Kerestecioğlu, size söz vereceğim.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk ile Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın milletvekilliklerinin haksız ve hukuksuz bir şekilde düşürülmesinin iktidarın tarihine kirli bir madalya olarak geçeceğine, kendi tarihlerinde ise her zaman demokrasi mücadelesi olarak anılacağına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, tarihe çok önemli bir not daha düştünüz. SMS’le çağrılıp koşa koşa buraya geldiniz, boş bıraktığınız Meclisi bir anda, 2 milletvekilinin vekilliğini düşürmek için doldurdunuz; bu da size şeref madalyası olsun arkadaşlar.

Evet, tarihe, gerçekten, HDP’yi kriminalize etmek, Eş Başkanımıza “terörist” demek… Kendinizin doğru dürüst hiçbir devamlılığınız olmadığı hâlde, bir zamanlar Başbakanlık yapmış kişiniz Davutoğlu bu Mecliste bulunmadığı hâlde, bunun gibi kaç tane örnek de sayılabileceği hâlde eşitsiz, haksız, hukuksuz bir şekilde Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Vekilimizin vekilliğinin düşürülmesine gayet mutlu, mesut bir şekilde karar verdiniz. Bu da size yine şeref madalyası olsun.

İnternet sitesine dakika geçmeden vekillerimizin vekilliğinin düşürüldüğü yazılmış. Bu da ne kadar hesaplı kitaplı bir oyun olduğunu da gösteriyor.

Biz bu ülkede siyaset yapmaya devam edeceğiz. Biz bu ülkede hayatımız boyunca, bugüne kadar savunduğumuz gibi demokratik siyaseti sürdürmeye devam edeceğiz ve vekillikler, bu Meclisin bu turuncu sandalyelerinde, bu kasvetli havasında, bu işte, az önce ifade ettiğim gibi, sözde tatile giden, tatili asla hak etmeyen ve bu ülke için hiçbir şey yapmayıp kendileri için yapan vekillerinin bulunduğu atmosferinde düşürülse bile, biz milletin vekiliyiz, bunu böyle bilin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Millet nezdinde bizlerin vekilliği asla düşürülemez ister cezaevine koyun ister yargılayın ister milletvekilliğini düşürün. Evet, bunlar sadece sizin tarihinize kirli bir madalya olarak geçecektir, bizim tarihimizde ise her zaman demokrasi mücadelesi olarak anılacaktır ve biz bununla her zaman gurur duyacağız.

Saygıyla selamlamak da maalesef, şu anda çok zor ama yine de ben nezaketen saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.04

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-------0-------

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim, bir saniye.

Size mi, Sayın Yiğitalp’e mi?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ben önceden istemiştim 60’a göre efendim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – O ayrı, 60’a göre istemişti.

BAŞKAN – Ben 60’a göre Sayın Yiğitalp’e bir söz vereyim.

Buyurun Sayın Yiğitalp…

21.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin 2 milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesiyle Kürt iradesinin, seçmeninin yok sayıldığına ve tarihin karşısında hesap verileceğine ilişkin açıklaması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Az önce burada kara düzen bir yapılanmanın olduğunu çok açık söyleyebiliriz çünkü burası hınca hınç doluydu, şimdi baktığınızda hiç kimse yok, bu bir kara düzendir. Bize, 1930’ların para cezasıyla, Kürtçe konuşmanın cezasının olduğu bir döneme yani yüz yıl önceki uygulamalara tekrar başlayan, 1980’deki askerî cuntanın, faşist cuntanın “çok konuş, Türkçe konuş” zihniyetine devam eden... Ve milyonlarca insanın iradesi olan, Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin 2 milletvekilinin milletvekilliği düşürüldü. Bunu tarih de Kürtler de ve bizler de unutmayacağız. Geldiğinizde, oraya geldiğinizde “Biz sizin vekilinizi düşürdük.” dediğinizde, insanların size söyleyeceği şeylere de şimdiden hazırlıklı olun. Demeyin bir daha “Kürtler bizim kardeşimizdir.”, “Kürtler bu ülkenin asli unsurlarıdır.” bir daha da demeyin çünkü bugün, Kürt iradesini, seçmenini, seçilenini yok saydınız ve bunun karşısında da tarihin karşısında da her zaman hesap vereceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu...

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir, Diyarbakır mitingine yapılan bombalı saldırıdan tutuklu yargılanan ve IŞİD’li olduğu iddia edilen sanığın tahliye edilirken toplantı ve gösteri hakkını kullandığı için yargılanan milletvekillerinin tutuklu olduğuna, HDP vekillerine ayrı, IŞİD sanıklarına ayrı muamele uygulayan biatçı AKP yargısını kınadığına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka önemli hususu dikkatinize sunmak için söz aldım.

Diyarbakır mitingimize yapılan bombalı saldırı sonucunda, gerçekleşen o patlama sebebiyle tutuklu yargılanan ve IŞİD’li olduğu iddia olunan sanığın mahkemece tahliye edildiğini daha önce ifade etmiştim “Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan IŞİD mensupları salınırken, basit propagandadan ya da işte toplantı, gösteri hakkını kullandığı için yargılanan vekillerimiz tutuklu.” diye. Şimdi, bugün, bu tahliye edilen sanığın tahliyesi sonrasında avukatların tahliyeye itiraz etmesi, neticede sanığın tahliyesine itirazın mümkün olmadığı gerekçesiyle mahkemece reddedilmiş. Yani İdris Baluken, Besime Konca, Ferhat Encu, Ayhan Bilgen ve Meral Danış Beştaş vekillerimizin tamamı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – ...tahliye sonrası itirazlarla yeniden tutuklanmışlardı. Şimdi, itiraz Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiş bir konu değilse eğer, o zaman demek ki farklı uygulamalardan söz etmek gerekiyor. HDP vekillerine ayrı, IŞİD sanıklarına ayrı muamele uygulayan, biatçı AKP yargısını da buradan kınadığımı ifade etmek isterim.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Görüşülecek olan Meclis araştırması önergesini okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Meclis Araştırması Önergeleri (Devam

4.- AK PARTİ Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, CHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel, HDP Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile MHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/601)

26/7/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla Anayasa'nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

 

          Bülent Turan                   Özgür Özel                                                 Çanakkale                                                               Manisa                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili                                       CHP Grup Başkan Vekili

 

  Filiz Kerestecioğlu Demir                                             Erkan Akçay

             İstanbul                                                               Manisa

   HDP Grup Başkan Vekili                             MHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Kültür varlıkları, vücut bulduğu toprakların tarihî belgeleridir. Tarihin izlerini taşıyan her anıt, eser, höyük o kentlerin varlığını bütünleyip kimliğini güçlendirir. Yerel kültür yanında mimari özelliklerinden yaşam özelliklerine değin çok yönlü özelliğin geleceğe taşınması gereklidir.

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları, her devirde sayısız kültür varlığının üretimine katkıda bulunmuştur. Türkiye bu yönüyle dünyanın en zengin ülkelerinden olduğu gibi bunların korunması konusunda da dünyadaki en eski hafızaya sahip ülkelerdendir.

Çeşitli koruma tedbirlerine, ulusal ve uluslararası mevzuattaki düzenlemelere rağmen dünyanın en zengin kültürel ve tarihsel birikimlerinden biri olan ülkemizde kültürel varlıkların farklı yöntemlerle yurt dışına kaçırılması ve geçmişten beri var olan define avcılığı yüzünden kültür varlıkları erozyonu yaşanmıştır. Türkiye'deki arkeoloji biliminin zayıflığı, müzecilik alanındaki eksiklikler ve kazıların büyük çoğunluğunun yabancı ülkeler tarafından yapılması tarihî eserlerin daha kolay yurt dışına çıkışına olanak sağlamıştır. Bu tür kültür varlıklarının farkına varılamayan, değeri anlaşılamayan dönem ve yerlerde kaçak kazılarla, usulsüz nakillerle pek çok kültür varlığımız yurt dışına çıkarılmış, müzayedelerde alınıp satılmış veya müze envanterlerine kaydedilmiş, sergilenmiştir, hâlen sergilenmektedir.

Eserlerin yurt dışına kaçırılmasının yanında kaçak kazılar ve koruma alanındaki yetersizlik ve gecikmeler de ayrıca büyük boyutlu tahribatlara da neden olmuştur.

Sonuç olarak, insanlığın ortak mirası olan kültürel eserler ait olduğu topraklarda anlamlıdır ve dolayısıyla ait olduğu topraklarda olmalıdır. Bu kapsamda, Türkiye'nin yasa dışı yollardan yurt dışına kaçırılan bütün kültür varlıklarının tespitinin ve nerelerde olduğunun belirlenmesi gerekmekte, müze envanterleri sıkı takibe alınmalıdır. Öte yandan coğrafyamızın ve kültürümüzün yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılmış bütün kültür varlıklarımızın iadesi süreci tavizsiz sürdürülmelidir. Bu sürece kadim uygarlıkların kalıntıları ve tarih ve sanat açısından değerli objeler kadar yazma eserler ve etnografik eserler de katılmalıdır.

Anılan gerekçelerle yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve özellikle mevcut kültür varlıklarımızın her hâlükârda korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

BAŞKAN - Yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ile Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından grupları adına imzalı ortak Meclis araştırması önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

X.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- AK PARTİ Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, CHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel, HDP Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile MHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/601)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahiplerine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir. Konuşma süreleri alınan karar gereğince Hükûmet, siyasi parti grupları ve önerge sahipleri için onar dakikadır.

İlk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubundan Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’a aittir.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Allah korusun.

Özür dileyerek söyleyin.

BAŞKAN – Özür diliyorum.

İlk söz, gruplar adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biz Türkiye’de halkların kardeşliğine inanmakla beraber bunların toplamının büyük Türk milleti ailesini oluşturduğuna inanıyoruz. O sebeple partimizin adı Milliyetçi Hareket Partisi. Fikrimiz bu kapsamda herkesi kucaklayan Türk milliyetçiliğidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Meclisteki tüm siyasi partilerin ortak önergesi olarak gündeme gelen yurt dışındaki tarihî eserlerin ülkemize kazandırılmasıyla ilgili bir uzlaşma kendisini gösteriyor. Öyle ya da böyle bir uzlaşmanın olabiliyor olması ziyadesiyle memnuniyet verici bir durumdur. Tabii konu önemli, hassas bir konu. Fakat çok boyutlu tartışılması gereken bir mesele. Sadece bir objenin, bir eserin memlekete kazandırılması veyahut da yeniden bu tarihî eser ve define avcılarının önüne geçilmesi gibi macera peşinde değiliz. Bir farkındalık oluşturmak olmalı aslında bu Komisyonun kurulduktan sonraki çalışmaları, toplumsal farkındalık oluşturmak için öncelikle çalışması gerekir diye düşünüyoruz.

Bu konuyla ilgili, grubum adına yapacağım konuşma için yaptığım hazırlık çalışmalarında çok enteresan bir ifade gördüm, bunu çok büyük bir memnuniyetle paylaşmak istiyorum. Bir araştırmacı diyor ki: “Tarihî eserlerin bir yerden, bir ülkeden başka bir yere taşınabilmesi için üç tane temel problem alanının olması lazım.

Bunlardan bir tanesi, o ülkenin savaş şartlarında olması lazım ve silahlı çatışma alanı içerisinde oluyor olması lazım. Yani insanlar can güvenliği derdindeyken, bu işle ilgili daha farklı niyeti olanlar, ticari düşünenler ya da uluslararası sistem adına devletlerin oralardaki eserleri sömürmesi.

İkincisi; o ülkenin iflas etmesi lazım, ekonomisinin çökmesi lazım ve kaynakları bittiği için o kaynaklar üzerinden artık değer üretme ve para edinme kaygısında olması lazım.

Üçüncüsü ve ilginç olanı ve belki üzerinde düşünmemiz gereken; tarih bilincinin sığ, tarihî eser bilincinin ise toplumca yaygınlaşmamış olması. İşte, bizlerin hep beraber düşünmesi gereken, yüce Meclisin, siyaset kurumunun, kamu bürokrasisinin ve entelejansiyanın üzerinde durması gereken konu bu. Tarih bilinci ve tarih şuuru üzerinden millî şuurun gelişmesi bu eserlere sahip çıkmakla doğru orantılıdır.

“Pekâlâ bu bilinç ve farkındalık nasıl gelişir, gelişmiş toplumlarda bu nasıl oluyor?” diye şöyle bir baktığımızda, bir toplumun entelektüel müktesebatı, ekonomik müktesebatı ve beşeri sermayesi olan insan müktesebatı toplandığında ve bu birliktelik çok güzel yönetilebildiğinde o toplumlar gelişmiş toplumlardır. Bunu siyaset kurumunda da ifade etmek mümkündür, bir fikrî müktesebat, onu oluşturabilecek bir beşerî sermaye ve vücut verebilecek ekonomik sermaye. Aslında toplumların gelişmiş veyahut da kalkınmış toplum farkındaki tanımda da bu var. İşte, bu toplum nasıl inşa edilir ve devlet politikası, siyaset bu kuruma nasıl gidebilir? Bunun için yeni yeni keşifler yapmaya gerek yok. Sizin öncelikle bu birlikteliği oluşturan bir millî burjuvazinizin oluşması gerekiyor. Ee, bu sürece baktığımızda, Türk modernleşme süreci içerisinde Türk sermayesi arasındaki mücadelenin aslında bir zihniyet mücadelesi olduğunu da görüyoruz. Burjuvazisini inşa etmeyen toplumlar bu manada gelişememiş toplumlar kategorisinde.

Bakıyoruz Rönesans, reform, Batı’daki aydınlanma tarihine. İtalya’da Rönesans hareketinin temelinde bir aileyi görüyoruz. Yani bir Medici ailesini Rönesans’tan çıkarttığınız zaman arka tarafta oradaki aydınlanma ve sanat adına hiçbir şey yok. Medici ailesinin hikâyesine bakıyorsunuz, çıkışta taşralı bir aile ama kültür, sanat ve müktesebatıyla beraber yaptığı yatırımlarla İtalya’yı dünyanın sanat merkezi hâline getirebiliyor.

Türkiye’ye bakıyorsunuz, Türk modernleşme süreci içerisinde sağ olsun devletin imkânları veyahut da yerli anlamda sermayeyi merkantilizmden serbest kapitalizme dönüş sürecinde bazı zenginlerimiz olmuş. Bu zenginlerimizin sponsorluk yapmış olduğu yerlere bakıyorsunuz erken dönem arkeoloji anlayışında; su altı kazıları, beraberinde Anadolu erken dönem uygarlıklarıyla ilgili kazılar. Bunlara sponsor olunmasının arka planına bakıyorsunuz uluslararası sermayenin teşviki. İyi de bin yıldır bu coğrafyadayız, hatta daha erken döneme gittiğimizde runik yazılarıyla Ön Türk tarih tezine bakarsak çok daha önceden buradayız. Türk dönemine ait hangi yapılan çalışmaya, kim o dönem içerisinde sponsor olabilmiş? Böyle bir anlayış, böyle bir kaygı yok.

Ee, dönüştürüyoruz meseleyi; son on beş yirmi yıl içerisinde Anadolu Kaplanları çıktı, sermaye el değiştirdi, ciddi anlamda artık kenarın, taşranın o samimi, idealist çocukları merkeze geldi, iktidar oldu, ekonomiyle tanıştı, makamla tanıştı. Ee, bunlar, artık bu manada bir şeyler üretmeli ve bu üretilenler sadece oturduğumuz evin metrekaresini artırmak, bindiğimiz arabanın markasını değiştirmenin ötesinde kültür, sanat, edebiyat, estetiğe dair dönüşüm ve yatırım olmazsa o zaman en yüksek düzeyde Sayın Cumhurbaşkanı “Kültür, sanat ve edebiyatta niye başarısızız? Neden bu eğitim sorunumuz hâlâ devam ediyor?” sorusunu her ortamda söyler.

Konuyu çok dağıtmak istemiyorum, çıkış noktasındaki öznemiz, sanat eserlerinin ve müzelerimize tekrar kazandırmak istediğimiz eserlerimizin ülkemize gelişiyle ilgili. Anadolu’dan giden çok ciddi anlamda insanlığın ortak hafızası değişik yerlerde sergileniyor; bunu komisyon kurulduğunda Kültür Bakanlığı envanterleri üzerinden alıp çalışacağız. Bunun özellikle bin yıllık Selçuklu-Osmanlı cumhuriyet müktesebatına ait birikimleri de, el yazmalarından diğer objelere kadar, buradan çeşitli vesilelerle eşyalarını toplayıp gidenlerin, o mübadele esnasında olsun, başka olaylarda olsun, cumhuriyetin ilk yıllarında, imparatorluğun son yıllarında, yani, çok rahatlıkla Lizbon’a gemisiyle giden bir Osmanlı’nın ailesi buradan toparladığı tüm objeleri orada müze yapabilmiş. Ya, o müzeyi oradan Türk dönemi eserleriyle ilgili Türkiye’ye kazandırabilmek için bir sermayenin “Ya, ben de tekrar onun yelkenlerini alıp buraya getirmek istiyorum.” diyebilmesini hayal ediyoruz.

İkincisi: Arkeoloji ve sanat tarihi anlayışındaki zihniyetin üzerine yeni ilavelerin yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu komisyon inşallah kurulduğunda oradaki önerilerimizin birisi de bu. Her üniversitenin kendine göre bir arkeoloji müfredatı var ve bakış açısında derli toplu bir bütünlük yok.

Bir başka husus: Götürdüğümüz eserleri kazandırdık, geri getirdik farz edelim. Getirdiğimiz eserleri ya da yeni keşfettiğimiz eserleri Kütahya Müzesi’ndeki -sayın bakanım hatırlar- üzücü olay gibi koruyamayacaksak, bu farkındalık, bilinç düzeyi ve imkân olmayacaksa getirmenin ne anlamı olacak o zaman? Bu da ayrı bir problem alanı tabii. Bu vesileyle, bu işlere derli toplu ve bütünlük açısından bakılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu gerekliliğin yanı sıra inandığımız bir şey vardır ki, bizim üzerinde durduğumuz uygarlığın, Türk kültürünün gramerinin insanlık tarihi içerisindeki kültürel çeşitlilik tecrübesini Yenisey, Orhun Vadisi’nde, Maveraün Vadisi’nde neşet ederek yürüyen büyük Türk uygarlığının insanlık tarihi için söyleyeceği çok söz var, hele bugünler için çok söz var. İnsanlığın darboğaza girdiği bugünlerde bu müktesebatın farkındalığına bu komisyonun vesile olması çok önemlidir. Bu araştırma komisyonunu sadece yurt dışındaki objelerin derlenip toparlanması ve ülkemize getirilmesi meselesi gibi görsek de onun alt başlığı olan bir zihniyet meselesi, bu kavramlara bakış açısıyla ilgili, bizim nasıl bakmamız gerektiğiyle ilgili de konunun uzmanlarını çağırıp dinleme ve tavsiyelerini de siyasi anlamda Hükûmete, YÖK’e, ilgili çevrelere takibini yaparak vermek mümkündür. Bu sebeple, bu gerçeklerden hareket ettiğimde gerek kendi Bakanlık döneminde Kültür Bakanlığında gerekse de entelektüel anlamda kaygısını çekerek bazı hususları gündeme getiren Profesör Nabi Avcı Hoca’ya teşekkürlerimi ifade ediyorum. Bizim siyasal anlamda siyasal partiler veyahut da görevler gelip geçebilir ama bir entelektüel müktesebat ve kaygı noktasında ortak zeminde buluşabilme örneklerini sergileyebilmek çok mühimdir.

Çok yakında vefatının yıl dönümünü andığımız Halil İnalcık Hoca’mızı ben de bu kürsüden yeniden anarak rahmet diliyorum. Sözlerimi onun sözüyle kapatmak istiyorum, rahmetli diyor ki: “Karamsarlık korkaklıktır. Türkiye büyüktür. Bu devletin tarihine yakışır şekilde yaşamalı ve çok çalışmalıyız. Türklerin övünülecek tarihleri vardır ancak tarih bilirseniz ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünün manasına varırsınız.”

Ben bu vesileyle sözlerime son veriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim, sağ olun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersoy.

Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora’ya aittir.

Buyurun Sayın Dora.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün, tabii ki Parlamentomuzun almış olduğu bu kararı değerlendirmek istiyorum. Bu, Parlamentomuz açısından, tarihî açıdan üzüntü verici bir gelişmedir. Burada bizim esas itiraz ettiğimiz nokta, burada objektif davranılmamasıdır. Bu Meclise, bu Genel Kurula hiç gelmeyen milletvekilleri olmasına karşın Anayasa’mızın 83’üncü maddesinin son fıkrasının yani bir ayda beş birleşime katılmama gerekçesinin, mazeretinin münhasıran Halkların Demokratik Partisinin milletvekillerine uygulanmasıyla Meclisin teamüllerine ve uygulamalarına, Anayasa’mızın 10’uncu maddesine, eşitlik prensibine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağına aykırı bir karar verilmiştir. Bu, halkın iradesine karşı verilmiş bir karardır. Bizim düşüncemiz, halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin ancak seçimlerle değişebileceğine ilişkindir. Bu anlamda, Parlamentomuz açısından demokratik siyasetin önünde bir engel olabilecek bu karar maalesef bugün Parlamentomuz tarafından alınmıştır. Bu konudaki bu ayrımcılık ve münhasıran partimize yönelik bu uygulamaları da kamuoyunun takdirine arz etmek istiyorum.

Şimdi, 4 parti tarafından ortaklaşa verilmiş olan, yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarının korunması amacıyla verilen Meclis araştırması önergesi üzerinde görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanlık tarihine yön veren düşüncelere tanıklık etmiş benzersiz, zengin bir mirasa sahip olan coğrafyamızda birbirinden farklı dinlere, etnisiteye mensup halkların ortaya koyduğu birbirinden değerli kültürel bir mirasın varisleri olarak bu kültürel mirası koruyup sonraki kuşaklara aktarmada oldukça başarısız bir noktada bulunduğumuz gerçeği orta yerde durmaktadır. Tarihî ve kültürel eserleri koruma konusunda sınırlı, kesintili ve tepeden inmeci girişimler, gerek ilgili devlet kurumları nezdinde ve gerekse halkta nitelikli bir koruma bilinci oluşturamadı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, izninizle, bu konu bağlamında gerek seçim bölgem olan Mardin olması hasebiyle ve gerekse mensubu bulunduğum Süryani halkının son zamanlarda da çeşitli vesilelerle gündeme gelen tarihî, kültürel yapılarına, eserlerine, taşınmazlarına ilişkin kimi sorunları buradan dile getirmek ve gerek Meclis Genel Kurulunun ve gerekse kamuoyunun bilgisine sunmak istiyorum. Son günlerde “Süryani kiliseleri Diyanet İşleri Başkanlığına devrediliyor.” biçiminde basına yansıyan haberlere ilişkin konuya açıklık getirmek ve söz konusu habere kaynaklık eden soruna dair de şunları belirtmek istiyorum: Sorunu teşkil eden konunun gelişimi iki boyutludur. Birincisi: “Cemaat vakıfları” dediğimiz kilise ve manastır vakıflarının taşınmaz mal edinmelerinin yasaklandığı dönemde, Mardin Midyat’a bağlı bazı köylerde yapılan kadastro çalışmalarında, vakıflar adına taşınmaz mal edinimi o dönemdeki mevzuat ve yargı kararlarıyla yasaklı olduğundan kiliseler ve mezarlıklar içinde bulundukları köy tüzel kişilikleri adına tescil edilmiştir. Bu yasaklayıcı durum 2008 yılında yeni Vakıflar Kanunu’yla sona erdirilmiştir.

Konunun ikinci boyutu ise, Vakıflar Kanunu’nun kabul edildiği tarihten sonra yapılan kadastro çalışmalarında bu kez mevzuat izin vermesine rağmen kadastro ekiplerinin mevzuat ve kanunları eksik ve yanlış yorumlamaları ve daha da önemlisi bazı köy heyetlerinin taşınmaz mallarını ilgili vakıf yerine, bulundukları köy tüzel kişiliği adına tescil ettirmeyi tercih ettirmelerinden kaynaklanmıştır. Akabinde, bu durum, yeni büyükşehir belediyelerinin kurulmasına dair 6360 sayılı Kanun’un 2012 yılında kabul edilmesine kadar devam etmiştir.

Mardin Büyükşehir Belediyesi de aynı kanunla kurulmuştur. Söz konusu kanun hükümlerinin 2014 yerel seçimleriyle yürürlüğe girmesiyle birlikte köy tüzel kişilikleri ortadan kalkmış ve bu köy tüzel kişiliklerinin mallarının tasfiye ve devredilmesi amacıyla her valilik bünyesinde tasfiye komisyonları kurulmuştur.

Mardin Valiliği Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu köy tüzel kişilikleri adına kayıtlı olup kilise ve manastır niteliğinde bulunan taşınmaz malların hazine adına tesciline; tahsisinin ise, Diyanet İşleri Başkanlığına yapılmasına; Süryani mezarlığı niteliğindeki taşınmazların Mardin Büyükşehir Belediyesi adına tesciline; vakfın kilise ve manastırlarına ait farklı nitelikteki arazilerin ise bulunduğu yer belediyesi adına tescilline karar vermiştir.

Ancak, bu kararlar üzerinde kamuoyunda oluşan yoğun tepki nedeniyle kilise ve manastırların Diyanete tahsisiyle ilgili karar iptal edilmiştir. Ardından Mor Gabriel Vakfı gerekli girişimde bulunarak tasfiye komisyonuna başvurmuş ve söz konusu kilise, mezarlık ve arazilerin vakfa iadesini talep etmiştir. Ancak, komisyon yetkilileri, ilgili kanun gereğince söz konusu taşınmazları ancak devlet kurumlarına verebileceklerini, vakıflara bu türden bir devir yapamayacaklarını ifade etmişlerdir. Tabii, bu konu bu noktada adli bir nitelik kazanmış ve ilgili vakıf gerekli adli başvurularda bulunmuş ve bu konularda davalar açmaya devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, iki gün önce 94’üncü yıl dönümü olan Lozan Antlaşması’nın 42’nci maddesinin 3’üncü fıkrası aynen şöyledir: “Türk Hükûmeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir. Bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk Hükûmeti yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.” Yine “Lozan’ın 38’inci maddesinden 44’üncü maddesine kadar olan maddelerin kapsadığı hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir kanunun, hiçbir yönetmeliğin ve hiçbir resmî işlemin bu hükümlere aykırı ya da bunlarla çelişir olmamasını ve hiçbir kanun, hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmî işlemin söz konusu hükümlerden üstün sayılmamasını yükümlenir.” şeklindedir.

Az önce küçük bir kısmını dile getirdiğim taşınmazların hazine adına tescili Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşması olan Lozan Antlaşması’na açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yanlış bilgi veriyorsunuz. O taşınmazların hepsi kamu tüzel kişiliğinindir.

EROL DORA (Devamla) – Bu gerekçeyle, hâlihazırdaki haksız uygulamanın sona ermesi için gerekli düzenlemeler ilgili bakanlıklar tarafından bir an önce yapılmalıdır ve söz konusu Mor Gabriel Vakfı ya da diğer vakıfların gerçekte kendilerine ait olan mülk, kilise ve manastırları geri alabilmek için adli yollara başvurmak zorunda bırakılmaları toplumsal barışımızı zedelerken, ülkemizin aleyhinde de olumsuz algıların oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Değerli milletvekilleri, tabii, özgür olarak yakın zamanda basına ve kamuoyuna yansıyan güncel bir konu olması nedeniyle Mardin bölgesindeki Süryanilere ait taşınmazları gündeme taşıdım ancak benzer nitelikte sorunlar azınlık statüsünde bulunan Ermeni, Rum ve Musevi vatandaşlarımıza ait vakıf ve taşınmazlar için de aciliyetini korumaktadır.

Tabii, gerek azınlıklara mensup yurttaşlarımızın kendilerini ötekileştirilmiş hissetmemeleri, devletle olan ilişkilerinin bu temelde yıpranmaması ve gerekse demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğinin gereği olarak Türkiye'nin altına imza atmış olduğu antlaşmalar çerçevesinde üzerine düşen yükümlülükleri sağlamada Hükûmetin daha titiz davranmasını beklemek yurttaşlarımızın en doğal hakkıdır, bizler de bunu beklemekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşadığımız coğrafyada zamanımıza kadar ayakta kalabilen tarihî ve kültürel varlıklarımızı ayırt etmeksizin ortak mirasımız olarak koruma altına alabilmek, aynı zamanda mevcut çoğulcu toplumsal yapımızı da barış içerisinde sürdürebilmemizin önemli bir teminatı olacaktır. Bunun güncel, en çarpıcı örneği, sular altında bırakılmak istenen Hasankeyf ve sayısız medeniyete ev sahipliği yapan, binlerce yıllık hafızamızın, kültürümüzün canlı bir tanığı olan Diyarbakır’ın tarihî Sur bölgesidir. Aksi durumda, tarihî, kültürel eserlerimizin ve değerlerimizin korunması konusunda da tekçi yaklaşımlara düşme riski, ülkemizin olduğu kadar insanlığın ortak mirasının yok olmasına ve diğer taraftan, gelecek nesillere aktarabileceğimiz tarihî ve kültürel değerlerden yoksun kalmamıza neden olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanımız da buradadır, bu konuda da kendilerinin hassasiyet göstereceğini biliyorum ve inanıyorum. Bir an önce bu sorunu çözümleyerek vatandaşlarımızı rahatlatmak bu Parlamentomuzun da görevidir.

Hepinizi tekrar sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dora.

Sayın Bakana bu konuyla ilgili bir söz vereceğim.

Buyurun Sayın Ağbal.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Mardin Milletvekili Erol Dora’nın (10/601) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmeleri sırasında HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, Genel Kurulumuza, Sayın Vekilimizin konuşmasında geçen Mardin’deki taşınmazlarla ilgili bilgi arz etmek isterim.

Bilindiği üzere, 2013 yılında büyükşehir belediyelerine ilişkin bir yasal değişiklik yapıldığında kapatılan köy tüzel kişiliklerinin taşınmazlarının bu taşınmazların durumuna göre ilgili kamu idarelerine mülkiyet devri yapılacağı hüküm altına alınmıştı. Sadece Mardin’de değil, bütün illerimizde köy tüzel kişiliklerine ait olup mahalleye dönüşen yerlerde taşınmazların durumuna göre ya hazineye ya da bu taşınmazlar ilgili belediyeye devredildi. O açıdan Mardin’de köy tüzel kişiliklerine ait olan taşınmazların ilk anda hazineye devrine ilişkin işlem diğer bütün illerdeki işlemlerden bu açıdan herhangi bir farklılık arz etmiyor.

Diğer taraftan, sayın vekilimizin konuşmasında bahis konusu ettiği yerler herhangi bir şekilde bir vakfa ait, vakfın mülkiyetinde olan yerler değildir. Bugüne kadar bu yerler mülkiyet olarak köy tüzel kişiliklerinin mülkiyetinde olan yerlerdir. O açıdan bu konunun Lozan Anlaşması’yla veya mülkiyet hukuku bakımından vakıflarla da bir ilgisi asla bulunmamaktadır. Burada, söz konusu taşınmazlar üzerinde bulunan yapılarla ilgili olarak kamuoyunda gündeme gelen taleplerin üzerine, buradaki bu taşınmazların bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı amaçla kullanımını sağlamak üzere, bu konuyla görevli ve yetkili olan Vakıflar Genel Müdürlüğüne bu taşınmazların tasarruflarının bırakılmasının doğru olacağı şeklinde bir değerlendirme yapıldı. Bu konuyla ilgili Bakanlar olarak bizler gerekli yazışmaları vilayetlere yaptık ve bugün bu taşınmazlar Vakıflar Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçti. O açıdan herhangi bir şekilde, Vakıfların mülkiyetinde olan herhangi bir taşınmaza el konulması asla söz konusu değildir. Köy tüzel kişiliklerinin mülkiyetinde olan bu taşınmazlar bugüne kadar hep köy tüzel kişiliklerinin mülkiyetinde olmuştur. Aynı amaçlarla tarihten bugüne kadar nasıl kullanıldıysa bundan sonra da o köylerdeki yaşayan vatandaşlarımızın aynı taşınmazları aynı şekilde kullanmalarını sağlamak ve bu konuda da devlet olarak bu taşınmazların bakımını ve idamesini sağlamak üzere gerekli çalışmaları yapmak üzere de Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. Bu konuyu da takip ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dora…

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, cevap vermek istiyorum. Benim düşüncelerim…

BAŞKAN – İsterseniz oturun size de mikrofonu açayım.

Buyurun.

24.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EROL DORA (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi Sayın Bakanımı dinledim. Biraz önce Lozan Antlaşması’ndan bahsetmemizin nedeni: Biliyorsunuz Lozan Antlaşması Türkiye’de yaşayan Müslüman olmayan yani gayrimüslim halklarını uluslararası güvence altına alan uluslararası bir antlaşmadır ve Türkiye’nin de kurucu antlaşmasıdır. Dolayısıyla bu mülklerin, daha önce köyün tüzel kişiliğine kayıtlı olan kilise, manastır, mezarlıkların ve onlara ait diğer gayrimenkullerin Süryanilere ait olduğu aşikârdır, Sayın Bakanım da muhtemelen bu konunun yanlış olmadığını bilmektedir. Burada, tabii, devletin görevi nedir, bizim devletten beklediğimiz? Dolayısıyla hem uluslararası bir antlaşmada güvence altına alınmış olan bu temel hak ve özgürlüklerin, başta mülkiyet hakkı olmak üzere, bunların Süryanilere ait olmasıdır. Tabii ki burada Lozan Antlaşması’ndan bahsetmemin nedeni açık ve nettir yani uluslararası bir antlaşmayla gayrimüslimlerin hakları güvence altına alınmıştır. Aslında ben bundan normalinde bahsetmek istemem.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

EROL DORA (Mardin) – Pardon, bitmedi efendim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Bir kısa açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Bir tamamlasın o zaman Sayın Dora, sonra size vereceğim Sayın Bakanım.

EROL DORA (Mardin) – Burada bizim amacımız, Lozan’dan bahsetmemizin amacı… Ben aslında bu tür uluslararası antlaşmalara önem vermek istemiyorum, bu tür sorunları biz kendi bünyemiz içerisinde… Devlet ne için vardır? Devlet bir mekanizmadır, vatandaşlarının sorunlarını çözmek için var olan bir kurumdur. Dolayısıyla, devlet vatandaşına hizmet için vardır. Şimdi, Süryani toplumunun -defakto olarak- böyle bir sorunu vardır ve bu da Mardin’in büyükşehir olmasından kaynaklanan bir durumdur. Burada, bölgede vakıflarımız vardır ve bunun kabul edilmemesi durumunda da bu anlamda yasal bir düzenleme yapılarak vatandaşlarımızın bu hassasiyetlerinin ve mağduriyetlerinin giderilmesini bir kez daha Sayın Bakandan ve ilgililerden talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

25.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Mardin Milletvekili Erol Dora’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Öncelikle şunu ifade edeyim: Süryani vatandaşlarımız da dâhil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir vatandaşının mülkiyet hakkı, yaşam hakkı ve Anayasa’dan gelen her türlü hakkı devletimizin güvencesi altındadır.

O açıdan, sizin Lozan Anlaşması’nı referans vermenize gerek yok. Bin yıldır bu topraklarda bütün milletlerin, bütün dinlerin koruyucusu oldu bu millet ve bütün o gördüğünüz yapıları, o ibadet yapılan yerleri de bugüne kadar bu millet taşıdı. Dolayısıyla burada devletin görevinden Lozan Anlaşması çerçevesinde bahsetmenize gerek yok. O anlaşma olsun olmasın bütün ibadethanelerin, ibadet yapılan her yerin güvencesi Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bu konuda da bir hatırlatma yapmanıza gerek yok. Zaten bu konuyla ilgili bugüne kadar oradaki bütün yapılar nasıl korunduysa bundan sonra da korunacak. Siz yeter ki bu meselede sanki dışarıdan bir koruma güdüsü içerisinde bir yaklaşım sergilemeyin. Bırakın o işi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - O size kalmadı, o sizin işiniz değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Dışarıdan değil, gayet içeriden.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Bakan, ben Mardin Vekiliyim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, konu açıklığa kavuşmuştur.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Bakanım, ben kendi görevimi yapıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Kendisi Süryani milletvekili. Nasıl dışarıdan yani?

EROL DORA (Mardin) – Sayın Bakan, buyurun, sorunu çözün, ben sizden memnun olacağım. Sorunu gündeme getirmek mi…

BAŞKAN – Sayın Dora… Sayın Dora…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Siz olmayan bir sorunu sorun varmış gibi anlatıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Dora, konu açıklığa kavuşmuştur.

Teşekkür ediyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Kendinizi her şeyin sahibi olarak görüyorsunuz yani.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bırakın Allah aşkına, Lozan Anlaşması size mi kalmış?

X.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- AK PARTİ Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, CHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel, HDP Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile MHP Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın belirlenerek iadelerinin sağlanması ve mevcut kültür varlıklarımızın korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi maksadıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/601) (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu.

Buyurun Sayın Kuyucuoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu belirtmek isterim: Bu Mecliste adaletin sağlanmasını, çifte standart olmadan hukuka uygun davranılmasını isterdik ancak uygulamalar pek de öyle olmuyor maalesef.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar ülkemizden kaçırılan ya da belirli yollarla yurt dışına çıkarılan tarihî eserlerimizin tespiti ve yeniden ülkemize kazandırılması amacıyla hazırlamış olduğumuz ve daha sonra ortak hâle getirilen araştırma önergesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinde çok az sayıda ortaklaşa verebildiğimiz araştırma önergesi var. Bu araştırma önergesi de bunlardan biri, bu nedenle de memnuniyetimi belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, tarih bilinciniz yoksa yaşadığınız coğrafyanın zenginliğini ve eserlerin değerini anlayamazsınız. Bu değerlerimize sahip çıkmak, var olanı korumak ve bir şekilde yurt dışına çıkarılanları da yeniden ülkemize kazandırmak, gelecek nesillerimize olan borcumuzdur. Bugüne kadar ülkemizden kaçırılan eserleri yeniden elde etmek için girişimler olsa da yeteri kadar başarılı olunamamıştır. Her ülkenin kültürel mirası kendi ulusal kimliğinin belirlenmesinde önemli bir etkendir. Başka ülkelere ait kültür varlıklarını ele geçiren ülkeler, bunları yasal yollarla elde ettiklerini savunmaktadırlar. Bu nedenle, bu varlıkların o ülkelerce nasıl elde edildiklerinin kapsamlı bir şekilde araştırılmasına ihtiyaç vardır. Kurulacak olan bir araştırma komisyonu bu varlıklarımızın nasıl ve hangi yollarla yurt dışına çıkarıldıklarının tespit edilmesi, ülkemize ve kültürümüze aidiyetinin kanıtlanması ve olası yeni kaçakçılık olaylarının önlenmesi açısından önemlidir. Ayrıca, yasal olmayan yollardan yurt dışına çıkarılan tarihî eserlerin iadesi için de güçlü bir siyasi irade ortaya konulmuş olacaktır.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz uzun yıllardan beri bu konuda başarılı bir sınav vermemiş ve birçok değerli varlığımız yabancı ülkelerin ellerine geçmiştir. Araştırmalar göstermektedir ki Türkiye, arkeolojik eserlere olan talebi karşılamada dünyada önde gelen ülkelerden biridir ve her yıl birçok tarihî eserimiz yurt dışına kaçırılmaktadır. Bu nedenle, daha sıkı ve caydırıcı önlemler alarak, var olanı korumanın yanında bu değerlerimizi ülkemize yeniden kazandırmanın da yollarını daha kararlı bir şekilde aramalıyız.

Eserlerimizin en çok bulunduğu ülkeler Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya gibi ülkelerdir. Bizans’a başkentlik yapmış olan İstanbul’da olması gereken birçok eser dünyanın çeşitli ülkelerinde “Bizans müzeleri ve galerileri” adı altında sergilenmektedir.

Troya eserleri 1873 yılında ülkemizden Almanya’ya kaçırılmış, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Mayıs 1945’te Ruslar Almanlardan savaş tazminatı olarak almış ve Moskova’ya taşımıştır. Bu eserler Moskova’da Puşkin Müzesinde sergilenmektedir. Almanya, kendisinin olmayan bu eserleri Rusya’dan geri istemektedir. Bu eserlerin asıl sahibi Anadolu’dur, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bizim eserlerimizle müzeler açıyorlar. Bergama Türkiye’dedir ama Bergama Müzesi Berlin’dedir.

Bir diğer önemli konu da ülkemizde yapılan kazılardır. Yaptıkları kazılarda birçok tarihî eseri Anadolu’dan ülkelerine götürmüş olan Almanlar, 1864 yılında başlamış oldukları Bergama’yı hâlâ kazmaya devam ediyorlar. Almanlar, kazılar için Sultan II. Abdülhamit’ten izin aldıklarını iddia etmektedir, oysa Sultan böyle bir izin verse bile geçersizdir çünkü o dönemde Meclisin onayladığı yasaya göre eserleri taşımak yasaktır. Ayrıca, böyle bir izin alınmışsa bu belgenin ortaya çıkarılması gerekir.

Yine aynı şekilde, Efes’te Avusturyalılar tarafından başlatılmış olan kazı yüz yirmi yıldır devam etmekte, ülkemiz ile Avusturya arasında yaşanan bazı sorunlar nedeniyle durdurulmuştur.

Değerli milletvekilleri, 1970 UNESCO Sözleşmesi 3’üncü maddede “...taraf Devletlerce kabul edilmiş mevzuata aykırı olarak yapılan kültür varlıkları ithali, ihraç ve mülkiyet nakli kanunsuzdur.” denilmektedir. Devletler, bu sözleşme bağlamında çalınmış veya yasa dışı yollardan ithal edilmiş kültürel varlıkların iadesi için sabit bir uygulamayı benimsemekte ve iade iddialarının doğrudan ulusal mahkemelerde incelenmesine izin vermektedir. UNIDROIT Sözleşmesi de her türlü çalınmış tüm kültürel varlıkların ülkelerine iade edilmelerini şart koşmaktadır. Ülkemizin de katılarak katkı sunduğu toplantılar sonucunda zaman aşımı ve benzeri bazı maddeler nedeniyle çekincelerimizi belirttiğimiz ve imza koymadığımız sözleşme, yine de ülkemiz lehine kullanılabilir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, tarihî eserlerimiz konusunda elimizde kapsamlı bir envanter olmasa da bazı araştırmacılarımızın bu konuda ciddi çalışmaları vardır. Örneğin “Anadolu’nun Gözyaşları” kitabının yazarı, arkadaşım ve meslektaşım Sayın Yaşar Yılmaz, Batı müzelerinde bulunan eserlerimizi kendi çabalarıyla ortaya çıkarmış, büyük ve önemli bir çalışmaya imza atmıştır. Buradan adını sayamadığım ve bu konuda katkı sunan herkese teşekkürlerimi iletiyorum. Umuyorum ki komisyon kurulup çalışmalarına başladığında çok daha fazla bilgi ve belge tarafımıza ulaşacaktır. Bu konuda bilim insanlarımızdan, derneklerden, arkeologlarımızdan ve gönüllü olarak bu konuda araştırmalar yapmış, birçok bilgi ve belgeye ulaşmış kişilerden destek almak yerinde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Karun Hazineleri ve Elmalı Sikkeleri kaçakçılığın önlenmesinde ve tarihî eserlerimizin ülkemize kazandırılmasında çok önemli örneklerdir. Bu davaların kazanılması maliyet açısından yüksek olsa da gerek uluslararası alanda gerek ülkemizde caydırıcılığa neden olduğu gibi, bu gibi taleplerin de önüne geçilmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Elbette tarihî eserlerimizi geri almanın yanında, onları korumak ve insanlığa sunmak önemlidir. Ülkemizdeki “Eserlerin Türkiye’de kıymeti bilinmiyor, Batı’da daha iyi korunuyor.” algısının da kırılması çok önemlidir. Kazılar ve müzeler için daha fazla ödenek ayrılmalıdır. Kurulacak olan komisyonun bu konu üzerinde de hassasiyetle durması gerekir.

Değerli arkadaşlar, burada bir diğer önemli husus da yurt içindeki kaçakçılığın önlenmesidir. Kaçakçılığı sadece polisiye bir olay olarak görmek yerine, yeterli finansmanı sağlanmış, uzmanlaşmış kişilerden oluşan bağımsız birimlerin oluşturulması yerinde olacaktır.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’muz yeniden gözden geçirilmeli, kaçakçılığa ilişkin cezalar artırılırken vatandaşların kendi mülklerinde buldukları eserleri müzelere teslim etmelerini sağlayacak gerek ikramiye gerekse daha başka özendirici düzenlemelere gidilmelidir.

Kısacası, artık kurban ülke statüsünden ülkemizi çıkarmak gerekmektedir. Tarih ırk temelli değil, coğrafya temellidir. Anadolu coğrafyasında yaşamış olan tüm medeniyet, millet ve devletlerin, eserlerine bir tarih bilinciyle sahip çıkmalıyız.

Sözlerime son verirken Anadolu’nun gözyaşlarını dindirmek ve yurt dışındaki eserlerimizi doğdukları vatanlarına yani Anadolu’ya yeniden getirme iradesini göstermek ve bunların envanterini çıkararak ilgili ülkelerden talep edebilmek amacıyla kurulacak olan komisyonun çok önemli katkıları olacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kuyucuoğlu.

Şimdi, gruplar adına son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Mustafa İsen’e aittir.

Buyurun Sayın İsen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA İSEN (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz uzun bir süreden beri güvenlik, ekonomi, gündelik siyaset gibi sıcak konularla meşgul. Bugün “Türkiye'nin derin siyaseti” diye tanımlayabileceğimiz bu kültürel birikimi bir başka boyutuyla da ele almak durumunda olmayı ben bir mutluluk olarak değerlendiriyorum ve inşallah, bundan sonra da kültür ve kültürel potansiyel yüce Meclisin gündeminde daha çok yer işgal eder beklentisi içindeyim.

Türkiye, Doğu ile Batı’nın âdeta iç içe geçtiği bir kültür coğrafyasında yer almaktadır. Üzerinde yaşadığımız toprakların tarihi insanlığın uygarlık tarihiyle özdeştir. Dünyada ilk devletler burada tarih sahnesine çıktı, ilk kentler burada kuruldu, ilk kanunlar burada yazıldı; ilk savaşlara, ilk düzenli ordulara ve ilk barış anlaşmalarına yine bu topraklar tanıklık etti. Bu topraklarda Hitit, Frig, Urartu, Lidya, Asur, Roma, Bizans, Selçuklu, beylikler, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi gibi farklı uygarlıkların izleri var.

Ülkemizde İstanbul hariç tescil kaydı yapılan taşınmaz kültür varlığı sayısı 50 bine yakındır. Sit alanı olarak belirlenen ve koruma altına alınan alanların sayısı ise 8 bine yaklaşmaktadır. 12 bin yıllık bir tarih yelpazesinin her aşamasından izler bir diğeriyle kaynaşarak, birbirinin içinde eriyerek günümüze kadar ulaşmıştır. Bu kültür varlıkları tüm insanlığın ortak mirası olduğu gibi, toplumların millî kimlik ve değerlerinin belirlenmesinde önemli bir etkendirler. Böylesine önemli ve cazip bir birikimden söz ediyorsak elbette ona göz diken bir olgu da gündemde olacaktır. Kültür varlıklarının yasa dışı transferi Antik Çağlardan beri süregelen bir vakıadır. Bu durum Batılı güçlerin 19’uncu yüzyılda ve 20’nci yüzyılın başlarında ortaya çıkan kültürel emperyalizmi ve sömürgeciliğinin bir sonucu olarak had safhaya ulaşmış, ülkemiz kökenli birçok kültür varlığı ait olduğu topraklardan koparılmıştır.

Türkiye, varlıklarının korunması konusunda dünyadaki en eski hafızaya sahip ülkelerden biridir. Osmanlı Devleti Dönemi’nde yürürlüğe giren 1869 tarihli Asar-ı Atika Nizamnamesi’yle kültür varlıkları devlet malı niteliğine sahip olurken 1884’te yürürlüğe giren benzer bir yasa da kültür varlıklarının ihracını yasaklamıştır. 1906 tarihinde yürürlüğe giren bir başka Asar-ı Atika Nizamnamesi cumhuriyetin ilanından sonra yürürlükte kalmış, 1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu’yla yasalaşmıştır.

Dünyanın eski ve büyük müzelerinde Türkiye kökenli kültür varlıkları ve hatta anıtsal yapılar bulunmaktadır. İşte, Efes biraz önce örnek olarak verildi, Bergama örnek olarak verildi. Bunların bir kısmı, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde sağlanan imtiyaz veya izinler doğrultusunda gerçekleştirilen kazılar neticesinde ülke dışına çıkarılmışlarsa da gerek 19’uncu yüzyılda gerekse sonrasında gerçekleşen yasa dışı faaliyetler neticesinde ülkemizden koparılan çok sayıda kültür varlığı vardır.

Anadolu’daki kültürel miras alanlarının tahribatı hiçbir zaman tamamen engellenememiştir. Hemen her dönemde kültür varlığı ticareti ve toplayıcılığı yapanların yönlendirmesiyle gerçekleşen kaçak kazıların, İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada meydana gelen ekonomik gelişmelerin de bir sonucu olarak çoğaldığı söylenebilir. Bugün dahi, ülkemizde arz-talep dinamiğinin bir sonucu olarak kültürel miras alanları yasa dışı kazılarla tahrip edilmektedir. Bu kazılar sonucunda yurt dışına çıkarılan kültür varlıklarının ülkemize iadesi, yasa dışı kazıların ve yasa dışı ihracın belgelenememesi nedeniyle çok güçtür ancak imkânsız değildir.

Son yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonuyla, kültür varlıklarının yasa dışı transferinin önlenmesine yönelik faaliyetler ve yurt dışındaki ülkemiz kökenli kültür varlıklarının iadesinde sağlanan başarılı sonuçlar memnuniyet vericidir, ben de eski Bakanımız Nabi Bey’e bu katkıları için teşekkür ediyorum.

Türkiye, kültür varlıklarının iadesi konusunda yürüttüğü çalışma ve politikalar konusunda, bugün dünyadaki önemli aktörlerden biri hâline gelmiştir. En son, nisan başında, New York Times’a verilen tam sayfa bir ilanla çok önemli bir kültürel objenin satışı engellenmiştir.

Türkiye'nin aralarında bulunduğu köken ülkelerin baskıları, uluslararası kuruluşlar ile evrensel kamuoyunun uzun yıllardır sürdürdüğü tepkilerin bir sonucu olarak “pazar ülkeleri” olarak adlandırılan belli başlı ülkeler, 1970 tarihli UNESCO Kültür Varlıklarının Yasadışı İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşmesi ve ilgili diğer hukuki araçlar doğrultusunda, ulusal mevzuatlarında değişikliğe gitme mecburiyetinde hissetmişlerdir kendilerini. Bu durum, köken ülkelerin en önemli sorun olarak gördüğü arz-talep dengesini kırmak, en azından azaltmak açısından önemli bir adımdır. Bu iş birliğinin ve dayanışmanın tüm ülkeler ve kültürel mirası tahribata uğrayan toplumlar nezdinde devam ettirilmesi, dünya belleğinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından da büyük önem arz etmektedir. Kültür varlıklarının yasa dışı transferinin önlenmesine ilişkin olarak tüm dünyada başvurulan başlıca hukuki araç 1970 tarihli UNESCO Sözleşmesi’dir. Ülkemiz de bu sözleşmeye 1981 yılında taraf olmuştur.

Kültür varlıklarının kaynak ülkelere iadesini öngören sözleşmenin yaptırım gücü olmamakla birlikte, sözü edilen sözleşme pazar ülkelerde ihracı yasak kültür varlıkları için ithalat kısıtlaması getirilmesi, kültür sanat sektörünün farkındalığının artırılması, kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesi için uluslararası örgütlerin koordine edilmesi açısından ayrıca önem arz eder. UNESCO Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesinde “Taraf devletlerce kabul edilmiş mevzuata aykırı olarak yapılan kültür varlıkları ithali, ihracı, mülkiyet nakli kanunsuzdur.” hükmü bulunmakta, 8’inci maddesi ise akit devletleri, yasaklamaların ihlali nedeniyle sorumlu tutulan kişilere cezai ya da idari nitelikli yaptırımlar uygulama taahhüdü altına sokmaktadır.

Bununla birlikte, hukukun doğası gereği 1970 UNESCO Sözleşmesi’nin uygulanmasında da geriye yürütülmezlik ilkesi gündeme geldiğinden 1970 tarihinden önce yasa dışı olarak ülkemizden çıkarılan kültür varlıklarıyla ilgili olarak sözleşmenin bağlayıcılığı ortadan kalkmaktadır.

Buna ek olarak, kültür varlıklarının kaçak kazılar ve yasa dışı yollarla ülkemizden çıkarılmaları nedeniyle kültür varlıklarına karşı işlenen suçların delillendirilmesi ve kanıtlanmasında büyük güçlükler yaşanmaktadır. Bu nedenle, kültür varlıklarının iadesi süresince zaman zaman hukuki yollara başvurulmakla birlikte, daha çok karşılıklı müzakereler yürütülerek sonuç alınmaya çalışılmaktadır. Bakanlık bu konuda da gerekli girişimlerde bulunmaktadır. Bu noktada özellikle pazar ülkelerde müzelerin kamu kuruluşu niteliğinde olmayışı, kültür varlıklarının satışının şahsi ya da tüzel kişilik mülkiyeti mevzuatı kapsamında olması nedeniyle muhataplık sorunları yaşanmaktadır.

Ülkemiz yürütme organlarının ülkemiz kökenli kültür varlıklarını iade çalışmalarında ihtiyaç duyduğu millî irade desteğinin sağlanması, müzakere edilen ülkelerde kamuoyu oluşturulması ve farkındalığın artırılması açısından önemlidir.

Ülkemiz kökenli eser iadesine son ve en iyi örneklerden biri İsviçre’den iadesine karar verilen Herakles Lahdi’dir. Söz konusu lahit Perge kökenli olup 1960’lı yıllarda kaçak kazılar sonucunda yurt dışına çıkarıldığına ilişkin kuvvetli delillere ulaşılmış ve İsviçre’de açılan dava Türkiye'nin lehine sonuçlanmış, karşı tarafın da davadan çekilmesi sonucunda lahdin ülkemize iadesine karar verilmiştir. Eylül ayı içinde Antalya’daki müzeye gelecektir. Biraz önce bahsettiğim bu Kilia idolü de yapılan görüşmeler çerçevesi içinde müzayededen geri çektirilmiştir.

Bütün bu nedenlerle Anadolu’nun önemli zenginlikleri olan kültür varlıklarının korunması, Anadolu’dan koparılan kültür varlıklarının ait olduğu ülkeye iadesini teminen Meclis iradesinin gösterilmesi hem ilgili birimleri cesaretlendirecek hem de kamuoyu önünde önemli bir farkındalık yaratacaktır. Bu amaçla AK PARTİ olarak bu Meclis araştırmasını gerekli ve önemli görüyoruz, kurulmasının ülkemize katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İsen.

Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 12 üyeden oluşmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden itibaren üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilme hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.23

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-------0-------

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Meclis Başkanlığı Temsilcisi? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişikliği Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan 14’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 15’inci maddenin önerge işlemini yapacağız.

15’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 15’inci maddesiyle eklenen (3) numaralı bendi teklif metninden çıkarılmıştır.

 

Muharrem Erkek                               Murat Emir  Nurhayat Altaca Kayışoğlu

Çanakkale Ankara                                Bursa

Akın Üstündağ                         Veli Ağbaba                            Özgür Özel

Muğla                                       Malatya                                     Manisa

Uğur Bayraktutan

Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi’nin 15’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Mahmut Toğrul                        Sibel Yiğitalp             Meral Danış Beştaş

         Gaziantep                             Diyarbakır                               Adana

      Mithat Sancar                         Lezgin Botan

           Mardin                                   Van

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Meclis Başkanlığı Temsilcisi?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mardin Milletvekili Mithat Sancar.

Buyurun Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, biraz önce oylamadaki tablo ile şu anki tabloyu vicdanlara havale etmekten başka yapacak bir şey yok galiba. 2 milletvekilinin vekillikleri, devamsızlık yüzünden ya da bu bahaneyle düşürüldü. İktidar partisi sıralarında demin 300’e yakın milletvekili oy kullanırken, şimdi bakıyoruz, en fazla 30-35 milletvekili var ve devamı, vekilliği düşürmenin bir gerekçesi yapan oylamada o milletvekilleri “evet” oyu kullandılar. Bilemiyorum artık ne denir, gerçekten bir etkisi oluyor mu sözlerin, bir hicap duygusu oluşuyor mu? Bütün bunları yine de biz hem tarihe hem de bugünün vicdanına havale etmek zorundayız.

15’inci maddenin ne getirdiğini hep sorduk, cevap alamadık, tekrar açalım. İç Tüzük’te 15’inci maddede “ortak geçmişe ve tarihe hakaret etmek” gibi bir ifade kullanılıyor. Bir de -ezberleyemedim- bir başka formül var, 1982 Anayasası’ndan da geri; efendim, Anayasa’nın ilk 4 maddesinde belirlenen idari yapıya aykırı tanımlamalar. Bunun ne olduğunu herkes biliyor, ne amaçla getirildiğini biliyor. Fakat -bu ikisi- bu esnek, muğlak kavramların ne amaçla kullanılacağını kimse garanti edemez. Ne amaçla geldiğini biliyoruz dedim, siz de biliyorsunuz. Birincisi, “Ermeni soykırımı” sözünü burada kullandırmamak yani tarihe ilişkin belli bir yorumu dayatmak. Bunun adı literatürde “faşizm”dir; bir dil dayatmak, bir yorum dayatmak, tarihe tek açıdan bakmayı dayatmak. Sordum, defalarca sordum: Türkiye tarihinin hangi kısmına hep birlikte aynı yorumu yapıyoruz? Farklı tarih yorumları var; bu, son derece normal. Mesela, hep sordum: İstiklal mahkemeleri nasıl değerlendiriliyor AKP’liler tarafından İslami gelenekte? Mesela, İskilipli Atıf Hoca’yla ilgili yargılamayı cinayet saydığınızda, onun idamını katil saydığınızda bu madde kapsamına girecek mi diye sorduk. “Yok, efendim, kem küm…” falan diyorlar. Yok öyle şey. Açık söyleyin, açık olun, mert olun, getirin, bu kelimeleri açıkça yasaklayın. Mesela “kürdistan” kelimesini yasaklayın arkadaşlar, sadece Mecliste yasaklamak olmaz, dışarda bir milletvekili “kürdistan” sözünü, “Kürt illeri” sözünü kullandığında serbest, Parlamentoda yasak, bunun da adı faşizmdir.

Şimdi, ben Mardinliyim Nusaybin’de doğdum, Kürt değilim, Arap’ım. Mardin’de pek çok Arap var ama doğduğum şehrin bulunduğu coğrafyaya “kürdistan” demeyi istiyorum ve tercih ediyorum. Bu niye rahatsız etsin sizi? Ben Türkiyeliyim Türkiye’de bu coğrafyanın adı kürdistandır, coğrafyamı adıyla anmak istiyorum. Şimdi, herhâlde bu son anmalardır, yarın öbür gün bunu söylediğimde muhtemelen disiplin cezası olarak geçici çıkarma, üstüne para cezası gelecek. Soruyorum buradaki Kürt arkadaşlara, AKP’li Kürt arkadaşlara: Kendi aranızda “kürdistan” sözünü kullanıyorsunuz, seçim çalışmalarında “kürdistan” sözünü kullanıyorsunuz. Peki, burada başkaları kullandığında ceza yediğinde vicdanınız el verecek mi buna, nasıl açıklayacaksınız bunu tarihe? Bu dayatmalar, kelime dayatması, Anayasa’ya aykırılığı bırakıyorum, bizatihi kendisi faşist bir zihniyetin yansımasıdır.

Şimdi, bir örnek, daha sonra tekrar konuşacağım, “The Damned” diye bir film var, Visconti büyük bir yönetmendir. Orada bir sahne, küçücük bir sahne. Nazi yönetiminin kuruluşunun daha başları. Konuşuyorlar aralarında 2 kişi, Nazilerle çalışan önemli 2 kişi, çelik endüstrisine bir Nazi’yi yönetici yapacaklar, diğeri soruyor ki: “Ya, bu mümkün mü?” Aynen şu cevabı veriyor diğeri: “Artık Almanya’da her şey mümkündür. Eski kurallar kalktı, kişisel ahlak öldü, her şeyin serbest olduğu yeni bir toplum, yeni bir ilke var. Duymadın mı bunu, Führer söyledi.” diyor. Şimdi, bu hâle mi geldik? Şimdi, hiçbir eski kural geçerli değil, kişisel ahlak öldü, ne istersek, işimize ne gelirse onu yapacağız mı diyorsunuz? Diyorsanız açık yapın, mertçe yapın, herkes kendi konumunu ona göre belirlesin.

Saygılarımla efendim.

IV.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunmadan önce yoklama talebini karşılayacağım.

Sayın Özel, Sayın Erkek, Sayın Yedekci, Sayın Kayan, Sayın Akın, Sayın Basmacı, Sayın Üstündağ, Sayın Çamak, Sayın Engin, Sayın Arslan, Sayın Gürer, Sayın Kök, Sayın Yalım, Sayın Akkaya, Sayın Durmaz, Sayın Özdemir, Sayın Akaydın, Sayın Böke, Sayın Kesici, Sayın Bozkurt.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492) (Devam)

BAŞKAN – Mithat Sancar ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 15’inci maddesiyle eklenen (3) numaralı bendi teklif metninden çıkarılmıştır.

Akın Üstündağ (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Başkanlık Temsilcisi?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Akın Üstündağ.

Buyurun Sayın Üstündağ. (CHP sıralarından alkışlar)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, öncelikle, saygıyla selamlıyorum.

Ben, öncelikle, bu teklifi getirenleri kutluyorum; şimdiye kadar hiç kimse, hiçbir parti grubu bu kadar antidemokratik bir İç Tüzük Teklifi getirmeyi akıllarına getirmemiş. Bence müthiş bir iş çıkardılar, tam anlamıyla, şapkadan tavşan çıkarmışlar. Özellikle, muhalefetin sesini kısma anlamında getirilen değişiklikler hem çelişkilerle hem de yanlışlıklarla dolu.

Değerli arkadaşlar, hep deniyor ya “İç tüzük sessiz bir anayasadır.” İşte, bu görüşmekte olduğumuz İç Tüzük değişikliği aynı zamanda da sessiz bir Anayasa’yı ve aynı zamanda da sessiz bir Meclisi oluşturmak için kullanılıyor.

Değerli arkadaşlar, bu İç Tüzük Teklifi çelişkilerle ve yanlışlıklarla doludur. İç Tüzük’e öyle hükümler getirilmiş ki gerçekten akıllara zarar.

Bu İç Tüzük temel yasayla getiriliyor. Yani maddeleri tartışamıyoruz, sadece değişiklik önergelerini görüşüyoruz ve değişiklik önergelerinde sadece beş dakikada ne anlatılabilirse anlatmamız isteniyor. İç Tüzük değişikliğinde dahi İç Tüzük’ü ihlal ediyorsunuz, Anayasa’ya aykırı olması umurunuzda bile değil.

Bu teklifin özelliklerinden biri de talimatla önümüze getirilmiş olması. Aslında, İç Tüzük değişiklikleri tasarı olarak getirilemiyor, milletvekillerinin teklifiyle önümüze getirilebiliyor. Tarih 13 Haziran 2017, AK PARTİ grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hükûmete çağrıda bulunarak diyor ki: “Ben burada da yine Sayın Başbakana ve diğer arkadaşlarımıza özellikle söylüyorum, İç Tüzük’le ilgili girişimlerimizi sürdürmekte fayda var, ana muhalefet katılmamış, onda da hayır var, katılmasın.” ve ekliyor “İç Tüzük çıkana kadar tatil olmamalı.” diyor. Cumhurbaşkanı, Hükûmete emir veriyor, Hükûmet harekete geçerek… AKP Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanı talimat veriyor, bu arada talimatı bir şekilde alan AKP grup başkan vekilleri harekete geçerek zaten her daim hazır olan MHP’yle görüşmelere başlıyor. Yürütmenin tasarı olarak getirmesi yasak olan İç Tüzük değişikliği Hükûmet ve Cumhurbaşkanı talimatıyla gündeme getiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, Mecliste, Meclis tatildeyken gelen bir konuyu komisyonda görüştürme gibi bir icadı da ortaya koydunuz. Gelen kâğıtlar listesinde dahi yayımlanadan maalesef, İç Tüzük gündeme getiriliyor. Bu arada, biraz önce söylediğim gibi, ne zaman tatil yapacağınıza dahi Cumhurbaşkanı karar veriyor.

Değerli arkadaşlar, pankart ve döviz açmak yasak. Meclise pankart ve benzeri materyaller getirilirse kınama cezası getiriliyor. Ben burada bunu anlayamadım. Pankart açmayınca yasalar daha mı hızlı çıkıyor, kürsüye döviz konulursa süre kesiliyor mu? Bu, gerçekten anlaşılmaz bir şey. Burada hızlı yasama bir amacı olmadığını, aynı zamanda da bunu görmüş oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, Mustafa Şentop, Anayasa Komisyonu Başkanımız “meclis” kelimesinin köken itibarıyla Arapça olarak “konuşulan” değil, “oturulan yer” anlamında olduğunu söylemişti, ben de şunu söylemiştim Anayasa Komisyonunda: Sayın Başkan, siz şunu mu demek istiyorsunuz: Mecliste konuşmayıp oturacak mıyız? diye söylemiştim. Aslında, “parlamenter” kelimesi, Fransızcada köken itibarıyla “parler” anlamında, “konuşmak” anlamında ama Arapçada “oturmak” anlamında, demek ki siz Arapçasını tercih ediyorsunuz yani bizlerin konuşmayıp oturmamızı tercih ediyorsunuz. Bu anlama geliyor değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, burada sadece konuşma değil, oturma dahi söz konusu değil. Niye? Çünkü bu İç Tüzük geçtiği zaman burada oturmak dahi zorunlu anlama gelmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) - Maalesef yoklamalar da ortadan kalktığı için burada oturan milletvekilleri -konuşan değil- bile bulmak mümkün olmayacak diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) –Sayın Başkan…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Arkadaşlar, tamam, oturabilirsiniz.

Buyurun Sayın Şentop, evet, size bir dakika süre veriyorum yerinizden.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, Muğla Milletvekili Akın Üstündağ’ın 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın Üstündağ, Meclise ismini ben vermedim, buraya Meclis ismini ben vermedim, verenler vermiş.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Ne söylediğimi siz anladınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, çok veciz oldu.

Şimdi, kalkabilirsiniz Sayın Erkek, buyurun…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Biz manayı konuşuyoruz Sayın Şentop, verilen ismi değil, manayı konuşuyoruz, yüklediğiniz anlamı konuşuyoruz.

IV.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Şimdi, yoklama talebi var.

Sayın Erkek, Sayın Özel, Sayın Arslan, Sayın Yedekci, Sayın Kayan, Sayın Çamak, Sayın Üstündağ, Sayın Basmacı, Sayın Öz, Sayın Gürer, Sayın Yalım, Sayın Akkaya, Sayın Akaydın, Sayın Özdemir, Sayın Demirtaş, Sayın Dudu, Sayın Bozkurt, Sayın Kesici, Sayın Çam, Sayın Baydar.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492) (Devam)

BAŞKAN – Akın Üstündağ ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunacağım ama açık oylama talebi var.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin 15’inci maddesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir istem vardır.

Şimdi istem sahibi sayın milletvekillerinin adlarını tespit edeceğim.

Sayın Ömer Fethi Gürer? Burada.

Sayın Özgür Özel? Burada.

Sayın Muharrem Erkek? Burada.

Sayın Gülay Yedekci? Burada.

Sayın Turabi Kayan? Burada.

Sayın Bülent Öz? Burada.

Sayın Hüseyin Çamak? Burada.

Sayın Melike Basmacı? Burada.

Sayın Kazım Arslan? Burada.

Sayın Özkan Yalım? Burada.

Sayın Sibel Özdemir? Burada.

Sayın İlhan Kesici? Burada.

Sayın Yakup Akkaya? Burada.

Sayın Hüsnü Bozkurt? Burada.

Sayın Mustafa Akaydın? Burada.

Sayın Mevlüt Dudu? Burada.

Sayın Kadim Durmaz? Burada.

Sayın Engin Altay? Burada.

Sayın Uğur Bayraktutan? Burada.

Sayın Metin Lütfi Baydar? Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, açık oylamada ismini okuduğum sayın milletvekilleri eğer oylamaya girmezse işariye dönüyor, girmeleri gerekiyor.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, açık oylama talebinde bulunan sayın milletvekillerinin oylamaya katılmadıkları anlaşıldığından işari oylamaya dönüşmüştür ve 15’inci madde böylece kabul edilmiştir.

Şimdi, 16’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle değiştirilen başlıktaki “kesinti” ifadesi ve eklenen beşinci fıkra kaldırılmıştır.

           Muharrem Erkek                             Murat Emir         Nurhayat Altaca Kayışoğlu

               Çanakkale                                   Ankara                                       Bursa

      Fatma Kaplan Hürriyet                         Bülent Öz                           Yakup Akkaya

                 Kocaeli                                   Çanakkale                                   İstanbul

            Akın Üstündağ                              Özgür Özel                      Uğur Bayraktutan

                  Muğla                                      Manisa                                      Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 16’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mahmut Toğrul                            Sibel Yiğitalp                         Mithat Sancar

               Gaziantep                                 Diyarbakır                                    Mardin

         Meral Danış Beştaş                         Lezgin Botan

                  Adana                                        Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Başkanlık Temsilcisi?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Mardin Milletvekili Mithat Sancar.

Buyurun Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 16’ncı madde, 14 ve 15’inci maddelerde düzenlenen disiplin suçlarına para cezası getiriyor. Her açıdan hukuka aykırı, mevcut Anayasa’ya aykırı, hukukun evrensel ilkelerine aykırı. Artık bunu anlatmanın bir gereği yok. Ama bu maddenin aykırı olduğu başka bir şey var, ahlaka da aykırı. Milletvekillerini sözlerinden, düşüncelerinden dolayı ayrıca para cezasıyla terbiye etme amacı taşıyor. Az değil, kınama cezasına çarptırılan milletvekili, yolluk ve ödeneklerinin üçte 1’ini, geçici çıkarma cezasına çarptırılan milletvekili, yolluk ve ödeneklerinin üçte 2’sini ceza olarak ödeyecek. Şimdi, bunun, hakikaten, savunulur hiçbir tarafı yok. Tekrar ediyorum, faşist bir anlayışın ürünüdür.

Bu arada, belirteyim, bu “faşizm” kelimesinin olur olmaz kullanılmasına hep karşı çıkmış biriyim, akademide de siyasette de tasarruflu kullanılmasını önermiş biriyim. Galiba, ömrüm boyunca kullandığım kadar bu kelimeyi, şu İç Tüzük görüşmelerinin Komisyon ve Genel Kurul aşamasında kullanmış oldum çünkü gerçekten kalpten inanıyorum, faşist bir anlayışın ürünüdür.

Peki, bununla ne yapıyorsunuz? Elbette, toplumu da tek tipleştirme projesi var, Meclisi de iyice susturma amacı güdülüyor bunda. Bugün vekilliklerin düşürülmesi de bütün ahlaka ve hukuka aykırılığına rağmen bunun sizlerin oylarıyla kabul edilmesi de aynı amaca yöneliktir. Ama bizim bir iddiamız ve ısrarımız var, demokratik siyaseti sonuna kadar savunacağız. Meclisi, Parlamentoyu, milletvekilliğinden ibaret görmüyoruz. Burada bulunmamız, milletvekili koltuğuna ya da sıfatına düşkünlüğümüzden değildir, burayı demokratik siyasetin önemli bir mekânı olarak gördüğümüz için bu kadar önemsiyoruz. Vekillerimiz, hukuka ve ahlaka aykırı bir şekilde milletvekilliğinden edildi, yine buradayız, yine konuşuyoruz ve Eş Genel Başkanlarımız Sevgili Selahattin Demirtaş, Sevgili Figen Yüksekdağ bunu savundukları için cezaevindeler, onlar orada bu mücadeleyi sürdürürken biz burada aynı yolda yürüyoruz.

Yine, sevgili arkadaşlarımız İdris Baluken, Çağlar Demirel, Ayhan Bilgen, Selma Irmak, Besime Konca, Gülser Yıldırım, Ferhat Encu, Abdullah Zeydan ve Burcu vekilimiz, Tuğba vekilimiz, Faysal vekilimiz, Nursel vekilimiz; hepimiz, bu mücadelenin neferleriyiz, hep birlikte neferleriyiz. Barış için, demokrasi için, özgürlük için demokratik siyaseti aynı inançla, kararlılıkla sürdüreceğiz. Hiç kimse, içeride olduğu için bundan vazgeçecek değil. Böyle bir beklentiniz varsa çok yanılırsınız. Vekilliği düştüğü için de bu yoldan ayrılacak değil.

Bakın, İlahi Komedya’da pek çok parlak söz vardır, Dante’nin İlahi Komedya’sında. Çok basit bir cümle çok meşhur olmuştur. O cümle şudur: “Sen yolundan şaşma, bırak ne derlerse desinler.” Ben biraz değiştireyim: “Bırak ne yaparlarsa yapsınlar.” Niye meşhur oldu bu söz? Karl Marx, Kapital’in birinci cildinin önsözüne koydu bu sözü, bu ifadeyi.

Evet, biz yolumuzdan şaşmayacağız, siz ne yaparsanız yapın. Demokrasi için, özgürlük için, barış için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu dönemlerin tarihi yazılırken ahlakı da hukuku da ayaklar altına almanın faturası nereye çıkacak, çok belli. Siyaseti, demokratik siyaseti sonuna kadar savunma kararlılığıyla bedel ödeyenlerin, onurlu sayfalara yazılacağı kesindir. Yolumuzdan şaşmayacağız.

Selam olsun bütün arkadaşlarımıza, selam olsun demokrasi, barış, özgürlük, eşitlik için uğraşan, didinen bütün insanlara.

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle değiştirilen başlıktaki “kesinti” ifadesi ve eklenen beşinci fıkra kaldırılmıştır.

Bülent Öz (Çanakkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Başkanlık Temsilcisi?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Çanakkale Milletvekili Bülent Öz.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

İç Tüzük, Meclisin iradesini belirler ve uzlaşı gerektiren bir konudur. Çünkü, yasaları İç Tüzük’e uyarak değiştiriyoruz. Böylesi uzlaşı gerektiren bir konuda “Ben bilirim, yasayı da ben değiştiririm.” demek dayatmacılıktır. Bizler, vatandaşımızın iradesiyle buradayız ve asıl olan milletin vekiliyiz. Milletvekili kürsüde ne kadar az konuşursa Meclis o kadar çok hızlı çalışacak demek değildir. Milletvekillerinin konuşma süresini ve sayısını kısıtlamak, vatandaşın bize teslim ettiği iradesine yapılan en büyük gasptır. Daha vahimi, madde 16’da disiplin cezalarında savunma ve özür dileyen vekile ödenek kesintisi cezası verip birleşime almamak, adaletsizliktir ve ifade özgürlüğüne kısıtlamadır.

Keyfî uygulamalarınızın ardı arkası kesilmediği gerçeğinde değiştirilen yasalar, Meclisi susturma yasası olarak tarihe geçecektir. Kaldı ki on beş yıldır, milletin iradesini bir kişiye teslim ettiniz. Şimdiyse MHP’yle birlik olup iradenin bir kişinin kontrolünde olmasının yasal zeminini hazırlıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, aslında AKP, on beş yıldır tek başına iktidar falan olmadı. 2010 referandumunda ve öncesinde FETÖ ile ortaktılar, şimdi de 16 Nisanda ve İç Tüzük değişikliğinde yanına bir parti buldular. 2010’da da 16 Nisanda da uyardık, “Meclisin işlevsizleştirilmesi ve ülkenin bir kişi tarafından yönetilmesi kaos ortamı yaratır.” dedik. Bakın, iktidar, bir kişi ne derse onu uyguluyor. FET֒yle mücadele için başlatılan OHAL, FET֒yle mücadele dışında her şey için kullanıldı. Milletin iradesiyle milletvekili seçilip iradenizi bir kişinin kararlarına teslim ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar) “Gelin, FETÖ'yle Mecliste birlikte mücadele edelim.” dedik, onu da bir kişinin kararlarına teslim ettiniz. İktidar milletvekilleri olarak televizyondan duyduğunuz KHK kararlarını vatandaşa nasıl anlatabiliyorsunuz, merak ediyoruz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Öyle bir kaygıları yok ki.

BÜLENT ÖZ (Devamla) – Başka merak ettiğimiz: İktidar milletvekilleri, Meclis iradesini saraya teslim etmek isteyebilir de MHP milletvekilleri ne ister, anlamış değiliz.

İç Tüzük değişikliği için “Meclis hızlı çalışacak.” iddiasından başka bir dayanak gösteremiyorsunuz. Keza, İç Tüzük değişikliği maddelerini okumak bile bu iddianın asılsız olduğunu anlamaya yeterlidir. Sorun, kanunların hızlı ve zamanında çıkarılmaması olamaz. Asıl sorun, bu İç Tüzük'ten sonra olacaktır çünkü torbayı çorbayla doldurup Meclise sunduğunuz paketler hiç görüşülmeyecek ve vatandaşımız bilgi edinme hakkından mahrum kalacaktır.

Milletvekillerinin konuşamadığı, siyasi partilerin gündemi belirleyemediği Mecliste bir de artan disiplin cezalarıyla milletvekillerini baskı altına almak doğru değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Bundan sonraki hedefiniz kürsüyü kaldırmak mıdır, bunu da merak ediyoruz.

Egemenliği şahsileştiren, Meclisi işlevsizleştiren, yargıyı bağımlı hâle getiren, YSK’yı partileştiren, OHAL'i bireyselleştiren zihniyet, ülkeyi gizli hedeflerine doğru yönlendirmekle meşguldür maalesef. Bu iktidar tıkanmıştır, kendi milletvekiline bile güvenemez hâle gelmiştir. “Kimi bakan yapayım?” derken dün dostu, bugün düşmanı olan FETÖ'ye “hakikat damlası” diye iltifat eden vekili, bakan yapmıştır bu iktidar. İrade sarayda değil, kürsüde olmalıdır. Millî iradenin temsil edildiği yer, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Milletimiz genel seçimlerde 1 kişiye oy vermedi, 550 kişiye oy verdi. O yüzden kendinizi sarayın tahakkümünden kurtarın. (CHP sıralarından alkışlar) Sizleri seçerek ve vekili olarak Meclise gönderen milletimizden aldığınız iradeyi, 1 kişi istiyor diye saraya teslim etmeyin. Her seferinde millî iradeden bahsediyorsunuz, o hâlde bunun gereğini yerine getirin ve İç Tüzük değişikliğinden vazgeçerek iradeyi 1 kişinin tahakkümüne bırakmayın diyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayımlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Mahmut Toğrul                            Sibel Yiğitalp                  Meral Danış Beştaş

     Gaziantep                                 Diyarbakır                                    Adana

   Mithat Sancar                             Lezgin Botan                           Adem Geveri

       Mardin                                        Van                                          Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 17’nci maddesi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir.

     Muharrem Erkek                             Murat Emir         Nurhayat Altaca Kayışoğlu

         Çanakkale                                   Ankara                                       Bursa

      Yakup Akkaya                      Fatma Kaplan Hürriyet              Uğur Bayraktutan

          İstanbul                                     Kocaeli                                      Artvin

      Akın Üstündağ                             Veli Ağbaba

            Muğla                                      Malatya

MADDE 17- “Bu İçtüzük hükümleri 28’inci yasama döneminde yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Son okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Meclis Başkanlığı?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada oylanan, basit bir İç Tüzük değişikliği değil, 20 Temmuz sivil darbesinin son ayağı olan bir Meclis darbesidir. Bütün Türkiye’yi bir yıldan beri OHAL silahıyla zapt eden darbecilerin son hedefi, İç Tüzük değişikliğiyle Meclisi tamamen susturmaktır. 15 Temmuzda bombaların yıkamadığı, darbecilerin teslim alamadığı Türkiye Büyük Millet Meclisi, maalesef, iki grup milletvekillerinin oylarıyla yok edilmeye çalışılıyor.

Değerli arkadaşlar, 14’üncü maddede artık kürsüye bazı materyallerin, posterlerin getirilmesiyle ilgili bir değişiklik yapılıyor. Geçtiğimiz dönemde görev yapan milletvekillerimizin bildiği gibi, bu materyalleri en çok kullanan milletvekillerinden biriyim.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz dönem kullandığım örneklerin birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum: Bu, terör olaylarının arttığı zaman AKP için yapılmış bir karikatür; duyma, görme, vurma karikatürü. Bir diğeri, sıvasız evlerin çocuğu ile sarayın karşılaştırıldığı bir resim. Bir diğeri, benim kendi seçim bölgem olan Malatya’daki yanan kayısıların, çağlaların resmi, Malatya’daki resim. Bir diğeri, AKP ve o zaman kol kola girdiğiniz sevgili ortağınız -tırnak içerisinde söylüyorum- Fetullah Hoca Efendi hazretleriyle beraber “terör örgütü lideri” dediğiniz Türk Silahlı Kuvvetlerinin Komutanı İlker Başbuğ’un resmi. Bir diğeri, hem geçmişte hem bugün FET֒yle ve faşizmle mücadele eden Cumhuriyet gazetesinin kahraman gazetecisi Ahmet Şık’ın resmi. Bir diğeri, geçtiğimiz dönemdeki, bir yılın özeti olan, bir yıldaki şehit çocuklarının bir resmi. Bunu buradan gösteriyorum çünkü maalesef, televizyon bu resmi almıyor; buradaki ölen çocukların tamamının sorumlusu AKP; burada şehit çocukları var, 10 Ekimde Ankara katliamında ölen çocukların resimleri var; bunların tamamının sorumlusu sizsiniz. Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Hanefi Avcı’dan Berkin Elvanlara, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkanlardan kanser hastası olan ve sizin bir gece yarısı operasyon düzenlediğiniz, Türkiye’nin aydın yüzü, bizim hepimizin gururu Türkân Saylan’a. Yine, sizin döneminizde askerlerin kafasına çuval geçirilmesi ve herhâlde Türkiye tarihi yazdığında utanç sayfalarından biri olacak gaz maskesiyle, baretle milletvekillerinin dolaştığı Gezi eylemleri. Yine, sizin yasaklamış olduğunuz Che gibi, Deniz Gezmiş gibi insanların resimleri.

Değerli milletvekilleri, şimdi, biz bu kürsüde her zaman mağdurların, mazlumların sesi olduk. Eğer bu kürsü olmasaydı Pozantı Cezaevinde tecavüze uğrayan çocukların çığlıkları o cezaevinin dört duvarından dışarı çıkmayacaktı. Bu kürsü sayesinde o tecavüz çığlıkları bütün Türkiye’de, bütün dünyada duyuldu. Bu kürsü Tortum’da HES direnişi yapan Leyla’nın kürsüsüdür, bu kürsü Erzurum’da suda donanların, Adana’da barajda boğulanların, Afşin-Elbistan’da maden göçüğünde unutulanların, İstanbul’un göbeğinde naylon çadırda yananların kürsüsüdür. Bu kürsü aynı menzile yürüdüğünüz eski ortağınız Fetullah Hoca Efendi hazretleriyle kurduğunuz kumpasların sonucunda göz göre göre ölen, katledilen Ali Tatar’ların, Mamak zindanında katledilen Murat Özenalp’lerin, Silivri zindanında katledilen Kaşif Kozinoğlu’nun kürsüsüdür ve onların haykırışıyla çınlamıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu kürsü Askerî Casusluk kepazeliği, Balyoz kepazeliği, Oda TV kepazeliği, Devrimci Karargâh gibi kumpasların kürsüsü olmuştur ve bu kürsü sayesinde bütün bu kumpaslar ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, AKP Grubunun bu resimlerden çok rahatsız olduğunu düşünmüyorum. Bu resmi gördüğünüz zaman sorumluluğunuzdan dolayı mahcubiyet hissedebilirsiniz ancak bu yasağın temel nedeni bu resimler değildir, bu yasağın temel nedeni, geçmişte kurmuş olduğunuz ilişkilerin resimleridir, fotoğraflarıdır.

Şimdi, her sefer sataşıyorum, bugün bir kez daha, son kez sataşacağım çünkü daha sonra bu kadar parayı veremem bu İlknur İnceöz’ün resmini göstermek için. Şu resme bakın Allah aşkına arkadaşlar, MHP de baksın buraya. AKP’nin yönetim kadrosu; sözcüsünden grup başkan vekiline, MYK’sı burada. Demek ki neymiş? AKP’nin MYK’sı ve bir zamanlar milletvekilliğinin yolu Pensilvanya’dan geçiyormuş. (CHP sıralarından alkışlar) İşte bu resimlerden utandığınız için bu kürsüye bu resimlerin getirilmesini yasaklıyorsunuz. Bakın arkadaşlar, bakın ve görün. Şimdi, buradan, şu resimlere bir bakın, görün, Cumhuriyet Halk Partisinde bir tane böyle fotoğraf göremezsiniz. Bakınız, “Hepiniz oradaydınız.” diyor ya, hepiniz oradaydınız; Abdullah Gül’den Tansu Çiller’ine, Recep Tayyip Erdoğan’ına kadar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bunlardan utandığınız için bu kürsüyü yasaklıyorsunuz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu kadar akıcı bir konuşmaya bir dakika verirsin artık. Bak, seninkini çıkarmadık, ona göre!

VELİ AĞBABA (Devamla) - …ama bilin ki bu kürsü ne kadar yasaklanırsa yasaklansın halkın gerçekleri görmesini önleyemeyeceksiniz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Başkan, bir dakika verir misiniz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bir dakika ilave verir misiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vermezsen seninkini de gösterir bak.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ve bu 15 Temmuzda FET֒yle iş birliği sonucunda katledilen, şehit olan 249 şehidimizin kanının hesabını sizlerden sormaya devam edeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sayın Başkan, bir daha bulamam herhalde fırsat.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – On dakika daha konuşsun Başkan.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir daha fırsat bulamam.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bir dakika daha mikrofonu açsa ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, bunu, bu resmi… Maalesef, dün kürsüye serdiğimiz siyah örtüyü de vermedi, bu resmi de vermedi. Bu resim AKP’nin sorumluluğudur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Diğer resimler de, diğer fotoğraflar da sizin utanç vesikanızdır.

BAŞKAN – Öyle şahsiyatla uğraşmadan konuşmamızı bitirelim bari.

Buyurun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Açıkça AKP’ye sataştım, dedim ki: Bu resimleri niye çektirdin İlknur İnceöz?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Cevap bile vermiyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – O resim çektirdiğin adam şıh mı, cami mi, kutsal mekân mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, hiç yakışmıyor, şahsiyatla uğraşmayalım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sana bir kere dana soruyorum İlknur İnceöz, kalk cevabını ver. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Seni kale bile almıyorum, muhatap bile almıyorum! Yazık, yazık!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayımlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Meclis Başkanlığı?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, son konuşmaları yapıyoruz İç Tüzük Değişiklik Teklifi’yle ilgili. Öncelikle, hâlen hapiste bulunan Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş şahsında bütün rehin milletvekillerimizi, belediye eş başkanlarımızı, yöneticilerimizi ve bugün vekilliği haksızca, hukuksuzca, etik dışı düşürülen Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Hezer’i saygıyla, sevgiyle selamlamak istiyorum.

Evet, burada üç saat savunma yaptım. Faysal Sarıyıldız’ın savunmasını ben üstlenmiştim. Saydım milletvekili arkadaşları, 10 ile 15 arasında değişti iktidar partisi grubundan ama bugün gelip hepsi… 10 kişi gelmedi, o dinleyenler gelmedi herhâlde, diğerlerinin hepsi gelip kabul oyu verdi. Neden? Gerçekten, o savunmayı dinlemeden… O hukuksuzluğu uzun uzun o kadar anlattık -Mecliste bir rekormuş, sonradan öğrendim- izah etmeye çalıştık bunu anlatabilmek amacıyla ama gelmeden, verilen talimatın gereği yerine getirildi, bu da özgür iradenin olmadığını açıkça ortaya koydu.

Yoklamaya katılmamak size hak ama HDP’ye hak değil, değil mi? Size hak olan hiçbir şey bize hak değil. Gerçekten, Meclisten atabilirsiniz bugün yaptığınız gibi, vekillikleri yoklama safsatasıyla düşürebilirsiniz, milletvekili kartlarını iptal edebilirsiniz. Başka ne yapabilirsiniz? Çok şey yapabilirsiniz ama bunların halkın nezdinde hiçbir kıymetiharbiyesi yok. Gidelim Şırnak’a, gidelim Van’a, Tuğba Hezer ve Faysal Sarıyıldız onların vekili mi değil mi, bir soralım. Burada düşürülmesinin hiçbir anlamı yok. Bu yetkiyi halk verdi, sadece halk alabilir. Onlar halkın vekilleridir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diye her yere tabela asanların ne milletle ne milletin özgür iradesiyle ne de tercihleriyle aslında bir ilgisi yoktur, bir saygısı yoktur. Bugün, Meclis bir utanç sayfasına daha imza attı. Göz göre göre hukuksuz, yasa dışı, keyfî, ahlaka aykırı bir şekilde ve müşahedeyle açılan oturumlarda milletvekilleri yok sayılarak milletvekillikleri düşürüldü. Gerçekten, şunu merak ediyorum: Sizlere oy verenler millet de bize oy verenler uzaylı mı? Aynı ülkede yaşamıyor muyuz? Bu ülkede yaşayan 80 milyon yurttaş aynı hak ve özgürlüklere sahip değil mi? Milyonlarca oyun seçtiği bir vekilliği düşürmek bu kadar kolay mı? Biz de aynı milletten oy aldık. Bu nedenle, “millet iradesi” diye, “Saygı duyuyoruz.” diye bir daha lütfen bunu söylemeyin bari; deyin ki: “Bize oy verenler millettir, diğerleri millet değildir.” Bu halkı, bu milleti, bu ülkeyi, bu devleti, bu bölünmez bütünlüğü bölen bu yaklaşımdır, bu siyasettir, bu siyasi arka plandır demek istiyorum.

Şimdi, burada İç Tüzük Değişiklik Teklifi’ne gelecek olursak, gerçekten söyleyecek çok şey var. Biraz sonra diğer beş dakikam daha var. Aslında burada bir yüzleşmeyi engelliyorsunuz, hakikatlerin ortaya çıkarılması engelleniyor, dışarıda yaşananların burada ifade edilmesi yasaklanıyor. Bu İç Tüzük Değişiklik Teklifi bu anlama geliyor. Deniyor ki: “Devlet katliam yapabilir ama siz burada ‘katliam’ diyemezsiniz. Devlet işkencede insan öldürebilir ama milletvekili ‘İşkenceden insan öldürdünüz.’ diyemez.” Diyeceksiniz ki: “Kürt dili vardır ama siz burada Kürtçe konuşamazsınız.” “Evet, Türkiye'de herkes Türk’tür, Kürtler yoktur.” diyeceksiniz. Siz diyorsunuz ki –mesela Kürtlerle başlayacak olursam, diğerlerini de söyleyeceğim- “Kürt sokakta olmasın.” “Kürt Mecliste de olmasın.” “Kürtler adalet istemesin, özgürlük istemesin, eşitlik istemesin.” diyorsunuz. Peki, Kürtler ne yapsın? Bu cevabı da verin, biz de bunu anlayalım, tartışalım. Ama ha şunu söylüyorsunuz: “Kürtler Kürt olmasın ama olacaksa da Meclis Başkan Vekilimiz Ahmet Aydın gibi Kürt olsun.” diyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bana sataştınız Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Açıkça sataştım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Cevap verebilirsin eğer savunuyorsan kendini.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) - Açıktan sataştı, biz şahidiz, sataştı, doğrudan sataştı.

BAŞKAN – Yani benim de ana dilim Kürtçe.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ana dilinizi değil siz önce kimliğinizi söyleyin.

BAŞKAN - Ben de Kürt’üm, Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit ve onurlu bir vatandaşıyım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama Kürtçe konuşamayacaksın. Ana dilini burada bir dakika konuşamayacaksın, ana dilini konuşamayacaksın. Kürt olduğunu, bu şeyden sonra, İç Tüzük'ten sonra söyleyemeyeceksin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Aydın, “faşizm” dedikleri bu işte, “faşizm” dedikleri bu, “faşizm” bu.

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, sizin gibi düşünmeyenleri kendinizden görmemeniz hiç doğru bir şey değil. Onu siz takdir edecek değilsiniz. Herkes hissettiği şekilde yaşar ve hissettiği gibidir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Nasıl Kürt olunacağını da ölçüp biçiyorlar, nasıl Türk olunacağını da. Türkiye Cumhuriyeti’ne de şekil verecekler. Asıl faşizmi dayatanlar bunlar.

LEZGİN BOTAN (Van) - Sayın Başkan, “ana dilim” dediğin Kürtçe burada tutanaklara “x" olarak geçiyor.

BAŞKAN – Hayır, ana dilim Kürtçe ve ana dilin ana sütü gibi helal olduğuna inananlardan biriyim ama resmî dilin de Türkçe olduğunu bilerek, tutanaklara Türkçe dışında herhangi bir dilde yazı geçmiyor, sadece Türkçe geçiyor.

LEZGİN BOTAN (Van) – Yapmayın, Başkan…

BAŞKAN - Sadece Kürtçe’yle alakalı değil, İngilizce de Arapça da başka bir dilde de söylenildiği zaman “Türkçe dışında bir dil” diye geçiyor tutanaklara.

LEZGİN BOTAN (Van) – Burada Bill Clinton konuşurken tüm Meclis ayakta alkışlıyordu.

BAŞKAN - Bunun böylece bilinmesi lazım çünkü Anayasa’mıza göre resmî dil Türkçedir ve tutanaklar Türkçe tutulmaktadır.

LEZGİN BOTAN (Van) – Burada emperyalizmin başındaki adam İngilizce konuşurken sizde ayakta lejyonerler olarak alkışlıyordunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Otur yerine!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Faşizmin feriştahını uyguluyorlar, feriştahını; faşizm görmek isteyen gelsin buraya.

BAŞKAN – Evet, Meral Danış Beştaş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 18’inci maddesinde geçen “tarafından” ibaresinin “tarafınca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Filiz Kerestecioğlu Demir                    Mahmut Toğrul                        Mithat Sancar

                İstanbul                                   Gaziantep                                    Mardin

         Meral Danış Beştaş                       Saadet Becerekli

                  Adana                                      Batman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 18’inci maddesi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir.

           Muharrem Erkek                             Murat Emir         Nurhayat Altaca Kayışoğlu

               Çanakkale                                   Ankara                                       Bursa

            Yakup Akkaya                      Fatma Kaplan Hürriyet                  Akın Üstündağ

                İstanbul                                     Kocaeli                                      Muğla

          Uğur Bayraktutan                                                                                  

                 Artvin                                                                                         

“MADDE 18- Bu İçtüzük hükümleri Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Başkanlığı tarafından yürütülür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Meclis Başkanlığı Temsilcimiz?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet gazetesinde 12 Temmuz 2016 tarihinde Kadri Gürsel bir köşe yazısı yazdı. Kadri Gürsel’in yazısının başlığı “Erdoğan Babamız Olmak İstiyor”du ve yazının içeriğide, Recep Tayyip Erdoğan’ın her geçen gün nasıl otoriterleştiği ve ülkenin demokrasiden ve özgürlüklerden nasıl uzaklaştırıldığına ilişkin bir yazıydı. O yazıdan üç gün sonra hain darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldık ve bu Parlamentoda hep birlikte mücadele ettik ama siz, çoğunluk olarak, iktidar olarak veya saray rejimi, Gazi Meclisin oturuşuna, tavrına, demokrasiye sahip çıkışına bizce büyük bir saygısızlık yaptı ve Meclisi devre dışı bıraktı, OHAL ilan ettiniz. OHAL sürecinde, OHAL rejiminde demokrasi ve hukuk askıdayken, suistimalci bir Anayasa değişikliği gerçekleştirdiniz. Neden suistimalci? Çünkü otoriter bir sistemi meşrulaştırmak istiyordunuz ve bunu, Anayasa’yı bir iktidar aracı olarak kullanarak yapıyordunuz.

Daha sonra, yine OHAL rejiminde İç Tüzük Değişiklik Teklifi’ni getirdiniz ve bugün de karara bağlayacaksınız. İç Tüzük Değişiklik Teklifi’yle de Meclis içi bir darbeyi gerçekleştirmek istiyorsunuz çünkü görüyoruz ki bu İç Tüzük Değişiklik Teklifi’ni hazırlayanlar, aynı Anayasa değişikliğini hazırlayanlar gibi iyi niyetli değil. İç Tüzük’ü önünüze koymuşsunuz, İç Tüzük’ün neresinde konuşma varsa, neresinde bir itiraz varsa, onu ya kaldırmışsınız, yazılı usule tabi tutmuşsunuz ya da daraltmışsınız, kısaltmışsınız. Herhâlde sizin bütün derdiniz Meclisteki konuşmalar, müzakereler. Ve yine, OHAL rejiminde, terörle mücadeleyi aşar şekilde tüm muhalefeti boğma girişimleriniz de doruğa çıkmış.

İşte, 12 Temmuz 2016 günü o köşe yazısını yazan Kadri Gürsel’in de içinde bulunduğu Cumhuriyet gazetesi yazarlarını, avukatlarını, yöneticilerini tutukladınız ve iddianamede bu yazı da yer aldı ve duruşmalarda Kadri Gürsel’e bu yazı da soruldu. Denildi ki: “Sen açıkça Erdoğan’ı suçlayarak Türkiye'nin otoriterleştiği algısını mı yaratmak istiyorsun?” Düşünebiliyor musunuz, böyle bir soru soruldu bir gazeteciye. Eleştiren bir gazeteciye böyle bir soru soruldu. FET֒yle birlikte kumpas davalarını kurarken daha mantıklı dayanaklar yaratılmaya çalışılıyordu sahte delillerle, dayanak yaratılmaya çalışılıyordu kurguya dayalı iddianamelerde. Artık o da yok. Şimdi köşe yazıları, düşünceler, manşetler, suç unsuru olarak yargılamalarda sanıkların önüne konuyor.

OHAL rejimindeyiz. OHAL rejiminde tüm bunları gerçekleştiriyorsunuz ve sizin bir Siyaset Akademiniz var. Bu Siyaset Akademisinde ders notlarından bir alıntı paylaşacağım sizlerle. AK PARTİ’nin Siyaset Akademisinde öğretilenler: “Siyaset sadece demokratik yollarla yapılmaz ya da ‘siyaset’ denilince akla sadece barışçı yollar gelmez. Kendi politikalarınızı yürütmenize engel olabilecek muhalefeti fiziken ortadan kaldırmak -fiziken ortadan kaldırmak- hapsetmek, tehdit etmek, korkutmak, sindirmek de siyasi faaliyetin kapsamı içinde görülebilir.” diyorsunuz.

İşte demek ki AK PARTİ’yi bu noktaya getiren, otoriterleştiren ama yalnızca AK PARTİ’yi değil, AK PARTİ’yle birlikte memleketi de hızla otoriterleşmeye sürükleyen zihniyet Siyaset Okulunda da siyasi faaliyet olarak bunu söyleyebiliyor. Bir siyasetçi olarak, bir hukukçu olarak siyasi faaliyetin bu tip eylemleri, fikirleri içerdiğini düşünmek gerçekten son derece talihsizlik; ülkemiz açısından da, sizin açınızdan da.

Masum insanlar cezaevinde, masum insanlar cezaevinde suçlularla birlikte çünkü siz muhalefeti, eleştiriyi, düşünceyi ve ifade özgürlüğünü yok etmek istiyorsunuz ama biz ana muhalefet partisi olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizin tüm adaletsizliklerinizi adaletle yıkacağız; adaletle ve her yerde, Mecliste, yollarda, meydanlarda “Hak, hukuk, adalet!” demeye devam edeceğiz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sayın konuşmacı Siyaset Akademisindeki bir ders notunu, bağlamını tahrif ederek alıntılamış ve buradan da bize bir ihale çıkartmak istemiştir “Siz gayrimeşru yöntemleri de siyasetin araçları olarak kullanıyorsunuz.” diye.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen iki dakikada bitirelim. Yeni bir sataşmaya da meydan vermeyelim.

XI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kıymetli arkadaşımızın zikrettiği kişi Taner Demirer, burada daha önceden de söz edildi. Liberal demokrat bir yazardır, ne gayrimeşru siyaset yöntemlerine ne de demokrasi dışı herhangi bir yaklaşıma eserlerinde ve derslerinde prim vermiş birisi değildir. Orada neden bahsetti, o ayrı bir bahis, bağlamında değerlendirmek lazım, bağlamında.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Aynı bahis olmuş!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ben de siyaset bilimi hocasıyım. Siyasetin “meşru siyaset” diye daha sınırlı bir alanı vardır ama siyaseti çok geniş olarak alırsanız, Clausewitz’in dediği gibi… “Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır.” diyor Prusyalı General. Herkes de bilir bunu, siyaseti geniş manada alırsanız böyledir. Akademik olarak söylenmiş bir sözü siyasi hasımlığın bir unsuru hâline getiren akıldan demokrasiye bir fayda çıkmaz.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Bostancı, uluslararası ilişkilerdedir o sizin söylediğiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz AK PARTİ’nin on beş yıllık iktidarı boyunca ona ihale çıkartmak için Siyaset Akademisindeki bir paragrafa atıf yapmaya kalkarsanız bu sizin durumunuzu gösterir, eleştirmek için nerelere sarılmış olduğunuza ilişkin bir hâli gösterir.

Öte yandan, bakın, konuşmanızı dinledim. Ergenekon, Balyoz davalarını bile hiyerarşik olarak mevcut durumun üzerine çıkartan, onları âdeta aklayan bir konuşma yaptınız.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ne alakası var ya?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Çok yanlış bir konuşmaydı.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Erkek…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Evet efendim, herhâlde çok açık bir sataşma var.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nerede sataşma?

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı Sayın Erkek?

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ergenekon, Balyozu aklamakla itham etti. Bir hukukçu olarak…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşması öyleydi efendim. Orada bile dayanak getirmeye çalışıyorlar dedim. Meşru olduğuna dair bir ima var.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sahte delillerle dedim.

BAŞKAN – Lütfen sataşmadan, sataşmayı bitirelim.

Buyurun Sayın Erkek.

2.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Grup Başkan Vekili, Erdoğan’ın otoriterleşmesi hepinizi çok etkilemişe benziyor.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Aynen öyle.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Hadi canım, hadi!

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Çünkü siz de burada geçen gün dediniz ki: “Evet, biz 317 kişiyiz, muhalefet 233 kişi; herkesin konuşacağı süre bu sayıya göre bellidir, İç Tüzük de bunu belirler.” Hâlbuki iç tüzükler ve anayasalar iktidarı, gücü sınırlayan belgelerdir. İktidarı, gücü sınırlayabiliyorsa hak ve özgürlükler güvence altındadır. Ama siz bir matematik hesabıyla bunu getirdiniz.

Bakın, Ergenekon ve Oda TV kumpas davalarında siz o yapıyla beraber sahte deliller üreterek masum insanları cezaevine gönderdiniz. Bugün de masum insanlar cezaevinde. Cumhuriyet gazetesinin gazetecilerinin, yazarlarının terörle ilişkisi olması mümkün mü? Yaşamlarını teröre, şiddete karşı mücadeleyle geçirmiş insanlar, hiçbir kesin, somut, inandırıcı delil olmadan düşünceleri sebebiyle cezaevinde. Sizin, bunu eleştirmeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Söylediğiniz söze açıklık getirin, söylediğiniz söze.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Can Dündar nerede, Can Dündar?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Bakın, Sayın Grup Başkan Vekili, bu Siyaset Akademisindeki not, verilen ders öyle sizin gibi basite alınabilecek bir konu değil. Muhalefeti fiziken ortadan kaldırmaktan bahsediyor. Fiziken ortadan kaldırmak ne demek? Hapsetmek, tehdit etmek ne demek? Çıkıp onu bir izah ederseniz çok mutlu oluruz. İşte, OHAL sürecinde yaptığınızı anlatıyor. Geldiğiniz nokta bu, OHAL sürecinde yaptıklarınızı artık derslerde anlatıyorsunuz. Çünkü demokrasiden, özgürlüklerden, adaletten o kadar koptunuz ki farkında bile değilsiniz içinizdeki durumun. Artık kendinizle birlikte memleketi bir felakete sürüklüyorsunuz. İşin acı yanı, bunun ya farkında değilsiniz… Eğer farkındaysanız ve bilinçli olarak yapıyorsanız büyük bir gaflet ve delalet içindesiniz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kayıtlara geçsin diye söylüyorum: Bizatihi muhalefetin varlığı ve biraz önce kürsüden arkadaşımızın konuşma şekli on beş yıllık AK PARTİ iktidarının muhalefete nasıl baktığının işaretidir, kendi tezlerinin de tekzibidir.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tutanağa geçsin, ben de sayın grup başkan vekiline söyleyeyim: Sıkıntı, tek başına bir partinin siyaseti ya da Siyaset Okulunda okutulan kitap olamaz. AKP’nin geçmiş siyasi pratiği ile kitabın örtüşüyor olması ve dersin okunup anlaşılmış olması bugünkü itirazı ve eleştiriyi getirmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, tutanaklara geçmiştir.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin 18’inci maddesinde geçen “tarafından” ibaresinin “tarafınca” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Başkanlık Temsilcisi?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş konuşacaktır.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, son konuşma Tüzük üzerinde. Bundan sonraki konuşmalarımız cezaya tabi olacak. Bu bir veda değil tabii, burada konuşmaya devam edeceğiz, tabii ki susmayacağız.

İç Tüzük ne getiriyor? Saatlerce konuştuk, günlerce konuştuk. Hani o yüzden en özet hâliyle:

Bu değişiklik teklifi milletin susması anlamına geliyor, susturulması.

Bu İç Tüzük Teklifi iktidar partisi ve tabii ki teklifin altında imzası olan MHP’nin halka ihanetidir, verdikleri sözlerin tümüyle yenilmesidir.

Bu İç Tüzük Teklifi gerçekten gözü yaşlı annelerin barış özleminin de burada ifade edilmesinin yasaklanmasıdır.

Aslında Millet Meclisinden milleti atmaktır bu İç Tüzük Değişiklik Teklifi.

“Vekilin sadece adı olsun” teklifidir. Adımız olsun, gelip oy kullanalım ama hep birlikte hiç konuşmayalım, konuşmamızın da sınırları belli olsun diyoruz ve sessiz parlamentoyu böylece oyluyoruz bugün. Hepiniz sessiz parlamento mu, sesli parlamento mu, bunu oyluyorsunuz ve sizden aksi yönde oy vermenizi istiyorum.

Yasama sorumsuzluğu yasaklanıyor, kaldırılıyor. Anayasa 83 kaldırılıyor. Dokunulmazlığı kaldırdınız birlikte, bari sorumsuzluğu kaldırmayın. Anayasa’ya aykırı bir İç Tüzük Değişiklik Teklifi’ni geçirmeyin, bunun vebali çok ağırdır.

Halka dair bir söz istemiyoruz demektir. Halkın sözlerini, hakikatlerini, geçmişe dair yüzleşme taleplerini burada söylemeyin demektir aynı zamanda.

Şimdi, gerçekten biz buraya birçok engeli aşarak geldik; baraj engelini, baskıları, ölümleri, cinayetleri, tutuklamaları aşarak geldik. Biz bunu biliyoruz, ne yaşadığımızı biliyoruz. Burada bugün vekillikleri düşürerek bizi susturamayacağınızı da çok iyi biliyorsunuz. Başta Kürt halkı olmak üzere, diğer farklılıkların burada temsilinin bedelleri çok ağır olmuştur. Bu nedenle, hiç kimse bunu bize lütfetmedi. “Kürtler bugün bizim sayemizde Kürt’tür.” diyenlere atfen söylüyorum, çok büyük bedeller ödenerek buraya gelindi.

Ama şunu söyleyeyim: Gerçekten bu teklifi Kürtler unutmaz. Vatandaşın dilinin Parlamentoya girmesi, adının zikredilmesi yasaklanıyor bu İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nde. Faşizmin doruğunu yaşıyoruz. Bugünlerde zulüm en üst düzeyde uygulanıyor ve biz, ne derseniz deyin, bu zulüm karşısında susanlar olmayacağız.

“Tek dil, tek din” demeye cüret eden bir İç Tüzük Değişiklik Teklifi’dir bu. Her şeyi tekçiliğe indirgeyen bir İç Tüzük Değişiklik Teklifi ve rehberliği var. Ama gerçekten şunu unutmamak lazım ki Şark Islahat Planlarından, çocuklarına Kürtçe ad verememekten, zorunlu iskân politikalarından, zorunlu soyadı değişikliklerinden, büyük katliamlardan geçerek geldi Kürtler buraya. Bu nedenle, bu konuda tüm devlet seferber oldu. Cumhuriyet tarihi boyunca ve bugüne kadar -tek partili dönemde, çok partili dönemde- hep bu yönde tek bir millet yaratılmaya çalışıldı; biz de çoğulculuk temelinde birlikte yaşamayı savunduk, demokrasiyi savunduk. Hiçbirimiz diğerinin kimliğini inkâr etme hakkına sahip değildik. Herkes Kürtleri ve diğer farklılıkları Türkleştirmeye çalıştı ama başaramadı. Bir kısmı asimile olmuş olabilir ama ben kendi adıma söyleyeyim, yaşadığım coğrafyanın kürdistan olmasını, benim Kürt olmamı, ana dilimin Kürtçe olmasını bu Tüzük değiştiremez, burada söylememi de engelleyemez, ben de bu ülkenin yurttaşıyım.

Demin Sayın Meclis Başkan Vekili “Eşitiz.” dedi. Eşit değiliz. Madem eşitiz, neden benim çocuklarım ana dilinde eğitim göremiyor? Madem eşitiz, neden tarihimizi araştırmak için kurumlar kurulamıyor, bütçe ayrılamıyor? Bu, nasıl bir eşitliktir? Parlamentoda benim kimliğimi, dilimi, inancımı, tarihimi, coğrafyamı, kültürümü söylemem yasaklanıyor ama Sayın Meclis Başkan Vekili diyor ki: “Biz eşitiz.” Tabii ki eşitiz insan olarak, eşit olmamız gerekiyor, insanlık değerleri bunu gerektiriyor, bunu emrediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ama son sözüm şu olsun: Bu, yanlış bir yoldur. Gelin, bu yanlış yoldan dönelim ama bizi susturma çabalarınız da boşadır, nafiledir. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı, yapılan değişiklikle Kürt temsilinin engellenmek istendiği, Kürtçeye karşı çıkıldığı şeklinde izlenim yaratacak bir değerlendirme yapmıştır, açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Neye göre? Ben sataşmadım.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Neye göre verdiniz? Sataşma mı var?

BAŞKAN – Sataştınız.

MİTHAT SANCAR (Mardin) - Neresi sataşma bunun?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Neymiş sataşma? İşte farkımız bu, farkımız Ahmet Aydın.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

XI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin 18’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Halkların Demokratik Partisinin meseleye bakışı şöyle: Bir insanın Kürt olabilmesi için muhakkak sizin partiden olması lazım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, hayır, hiç de öyle bir laf etmedim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Eğer sizin partiden değilse, başka bir siyasete ilgi gösteriyorsa ya haindir ya alçaktır yahut da makul Kürt’tür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kendine ve değerlerine sahip çıkan herkes kimliğini söyleyebilir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Çünkü siz böyle bir dille başka tür siyasetlerin önüne geçmek, bütün Kürtleri kendi hakikatçi ideolojinizin şemsiyesi altında toparlamak, dil şiddeti marifetiyle de onların üzerinde bir tahakküm kurmak istiyorsunuz.

LEZGİN BOTAN (Van) - Aynen sizin yaptığınız gibi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hani çoğulculuktan bahsediyorsunuz ya, demokrasiden, özgürlüklerden, sizin önce Kürtlere tahammülünüz yok, Kürtlere. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir insanın Kürt olması yetmiyor, muhakkak HDP’li olacak; HDP’li olmazsa Kürt de değil ve ihanet içinde.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – O tanımı siz yapıyorsunuz, siz Naci Bey.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Böyle bir yaklaşım Kürtlere hayır getirmez.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – O tanımı siz yapıyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Demokratlığınızı, özgürlüğünüzü gelip burada başkalarına anlatmadan önce gidin Kürtlere anlatın. Sahadaki dilinizi biliyoruz, Kürtleri aşağılıyorsunuz, sizden farklı düşünenlere karşı düşmanca davranıyorsunuz.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Onun için yüzde 70-80 oy alıyoruz değil mi!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bunu yaptığınızda Kürtlerin partisi nasıl olacaksınız?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, Kürt ve kürdistanı suçlu hâle getiriyorsunuz, nasıl biz hakaret ediyoruz!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Siz etnik kimliği çok özel bir şekilde tanımlayıp bunun üzerinden siyaset yapmaya çalışan bir grupsunuz. Emin olun sizin Kürtlerle hiçbir ilginiz yok.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lütfen Sayın Danış Beştaş...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Sataşmayın.” diyorsunuz.

BAŞKAN – Sataşmayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sataşmasam da söz veriyorsunuz zaten.

BAŞKAN – Buyurun.

Bakın, size hiç sormadan direkt aldım.

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Grup Başkan Vekili, bizim Kürtlerin tarihini, kültürünü yaşatan anıtları dikmek mi özgürlükçü bir yaklaşım, sizin kaldırmanız mı özgürlükçü? Bizim “Cigerhun” ismini, “Ahmedi Hani” ismini yaşatmamız mı özgürlükçü, sizin onları tahrip etmeniz mi? Nedir? Sizin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin üzerindeki “Amed Belediyesi” kelimesine bile tahammül edememeniz, Kürtleri savunmak öyle mi!

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Belediyenin önünden kovduğunuz annelere gel, annelere!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Gerçekten sizin gibi bir akademisyenin böyle ifade etmesinden büyük bir üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Biz Kürtleri sevmediğimiz için yüzde 80 oy alıyoruz değil mi!

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Diyarbakır Belediyesinin önünden kovduğunuz annelere gel!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Kürtler bizi sevmediği için, desteklemediği için sizin bütün çabalarınıza rağmen bize oy veriyorlar, budur herhâlde Kürtlerin sevmesi!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 5 puanı PKK’dan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani size şunu söylemek istiyorum: Sizin Kürtlerle ilgili... Yani Ahmet Aydın’ı sadece bir örnek olarak verdim, Meclis Başkan Vekilini. Kürt olmaması lazım sizin partide olanların, dilini reddetmesi lazım, kimliğini inkâr etmesi lazım.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - Hadi canım!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bir de size şunu sormak istiyorum: Bu İç Tüzük Değişiklik Teklifi’yle neyi yasaklıyorsunuz, lütfen beni aydınlatın, lütfen. Ortak tarih dediğimiz nedir, idari yapılanmalara aykırı tanımlama dediğiniz nedir?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Anayasa’da tanımlanmış.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ben Komisyonda iki cümle selamlama Kürtçe konuştum diye “x” geçtiğini tarihe yazdırdık ama Çerkezcenin yazıldığını gördük, tanıklık ettik. Siz bize anlatın, bu neyi yasaklıyor? Bizim okumamız -ekimden sonra göreceğiz- Kürt’ün dilini, kimliğini, kültürünü, tarihini ve coğrafyasını yasaklıyor.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Hadi canım! Yok, öyle bir şey, yok!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Siz Kürt’e dost olamazsınız. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum: Sayın konuşmacı “Sizin partide Kürtlerin olmaması lazım.” diyerek biraz önce yaptığım konuşmayı aslında daha yumuşak bir dille teyit etmiştir. Hanımefendi, bizim partide Kürtler var, var…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Var; doğru, var.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …“Olmaması lazım.” diye addettiğiniz insanlar burada mevcut, olmaya da devam edecek…

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Kürt kökenli, kökenli; onlar kökenli sadece.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Onlar kökenli, kökenli.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …siz de bunlara tahammül edeceksiniz.

Teşekkürler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben de kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun, kayıtlara geçsin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Öyle bir şey söylemedim. Kürtler de, Türkler de, diğer kimlikler de istedikleri partide siyaset yaparlar, bu onların tercihidir. Ben sadece Kürt vekillere şu çağrıyı -bugün değil, daha önce- yapmıştım: Lütfen, bu değişikliğin size yönelik olduğunu da bilin demiştim.

Ayrıca, Sayın Bostancı’nın affına sığınarak, lütfen aklımızla alay etmesin, biz akıl yoksunu insanlar değiliz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, ben de kayıtlara geçsin diye söylüyorum, benim de ismimi tekrar zikrettiniz burada. Ben az önce de ifade ettim: Annem Kürt, babam Kürt, ana dilim Kürtçe, Türkçeyi sonradan öğrendim.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ana Kürt, baba Kürt.

BAŞKAN - Hiçbir zaman Kürtlüğümü inkâr etmedim ama hiçbir zaman hayatımda Kürtçü de olmadım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Kürt olmak ayrı bir şey, Kürtçü ya da Türkçü olmak farklı bir şeydir. Bir zamanlar Beyaz Türkler vardı, kendilerinden başkasını Türk saymazlardı ama görüyorum ki şimdi de Beyaz Kürtler var, kendilerinden başkasını Kürt saymıyorlar. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Dilin yasaklanıyor, coğrafyan yasaklanıyor, sen daha hâlâ bir şey söylüyorsun ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim, bir saniye…

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz de kayıtlara geçsin diye…

Sayın Başkan, biz sadece Türkiye’de Kürtlerin haklarını savunan bir parti değiliz, biz Türkiye’de yaşayan 80 milyon yurttaşın hakkını aynı derecede savunuyoruz. Haklarını savunmuş olmak da Kürtçü olmak anlamına gelmez.

BAŞKAN – İşte, kimin nerede siyaset yapacağına, kimin kendini nasıl hissedeceğine sizler karar veremezsiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu, size de söz vereyim.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, kendisinin Kürt olmadığına ve feminist, sosyalist bir kadın olarak grup başkan vekilliği yapıyorsa bunun aslında Halkların Demokratik Partisinin çok sesliliğinden olduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bu partinin grup başkan vekiliyim, Kürt değilim. Bu partide, beni onların böyle bir politika yapmaması bu noktaya getirdi. Hiçbir arkadaşımın burada o -Kürtçülük neyse- “Kürtçülük” dediğiniz şeyi yaptığını görmedim ben, eğer öyle olsaydı ben burada grup başkan vekili olmazdım.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Söylediğine sen inanıyor musun?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben Çerkez kökenliyim ama bu, benim için hiç önemli değil çünkü ben bir sosyalistim, bu da kayda geçsin. Ve ben bir sosyalist olarak bu ülkede Kürtlere yapılan zulmü gördüğüm gibi…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Bu ülkede Kürtlere zulüm yok, Kürtlere zulmü siz yapıyorsunuz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …başka ülkelerde, Bulgaristan’da -hani o sürekli gündeme getirdiğiniz- Türklere yapılan zulmü de görürüm. Ben başka bir ülkede başka halklara yapılan zulmü de görürüm.

Onun için buradayım ve bir feminist, sosyalist kadın olarak bu parti beni grup başkan vekili yaptıysa bu, aslında, bu partinin çok sesliliğindendir ve Türkiye’de, hatta dünyada da başka bir örneği yoktur. Bu da böyle bilinsin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Türk olmak, Kürt olmak hiçbirimizin elinde değil. Ben de insanım diyorum, elhamdülillah Müslümanım diyorum. Gerisi hikâye. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben söz istemiştim.

BAŞKAN – Pardon, Sayın Yedekci.

Buyurun, 60’a göre size söz veriyorum.

28.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, İstanbul’da şiddetli yağış ve dolu nedeniyle yaşananlara ve kentin üzerinden vahşi kapitalist imar anlayışının derhâl çekilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İstanbul’da bugün dolu yağdı ve yine İstanbul’u sel götürdü. Twitter’da paylaştık, sokaklarda çocuklar yüzüyorlar.

Kişiye özel imar politikalarınız, dere yataklarına yaptığınız inşaatlarınız, kaçak ve ruhsatsız imar anlayışınız ve yapılaşmanız İstanbul’u beton kent hâline getirdi ve beton kent artık iflas etti ve “Daha fazla böğrüme hançer saplamayın.” diyor İstanbul. İstanbul’un çığlığını duyun ve “Mimar Sinan’ın göğe uzanan minarelerini gölgede bırakan, ranta uzanan kuleler yapılmasın.” diyor. İstanbul sesleniyor, İstanbul’un çığlığını duyun ve kentimizin üzerinden vahşi kapitalist imar anlayışınızı derhâl çekiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP’den aldık, bu kadar toparlayabildik.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – İstanbul İstanbul olalı böyle zulüm görmedi diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre oyunun rengini belli etmek üzere lehte ve aleyhte birer kişiye beşer dakika söz vereceğim.

İç Tüzük 86’ya göre lehte ilk söz Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’e aittir.

Buyurun Sayın Yılmaztekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Anayasa Komisyonu olarak hazırlığını yapıp Genel Kurul gündemine taşıdığımız İç Tüzük’ün değiştirilmesine dair teklif için şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Burada tüm milletvekillerimizin de malumu olan konu, mevcut İç Tüzük’ün işleyişi kilitlemeye ve tıkamaya yönelik olduğudur. Milletin temsil edildiği bu Meclis çatısı altında vekillerin her türlü tartışma içerisine girmesi, düşüncelerini özgürce dile getirebilmeleri elbette en tabii haklarıdır. Ancak bunu yapmak ile işleyişi tamamen kilitlemek çok farklı olgulardır. Ben bunu daha önceden ifade etmiştim, Türkiye, çevresi güllük gülistanlık, mistik bir ada ülkesi değildir. Çevresi ateş çemberinde yoğrulan, her zaman akrebin kıskacında olan bir devlet için zamanı kıymetli kullanmak ve değerlendirmek çok önemli bir husustur. Devletimiz, yeni sistemle nasıl çevresinde yaşananlara karşı güçlü refleksler verebilecek duruma geliyorsa Meclisimiz de aynı şekilde etkin, yetkin ve işleyen bir Meclis olarak yeniden bir tanımlamaya muhtaç durumdadır. Bu sebeple, elzem bir nitelik taşıyan bu düzenlemenin Meclisimize ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Ülkemizin içerisinden geçtiği bu yapılanma ve reform süreci sadece bizleri değil, bütün bir ümmet coğrafyasını ve dünyanın çeşitli bölgelerinde zulüm gören toplumları yakından ilgilendirmektedir. Bütün mazlumlar gözlerini, kulaklarını, gönüllerini ve umutlarını büyümekte olan Türkiye’ye çevirmiş durumdadır. Özellikle, son günlerde Kudüs’te mukaddes Mescid-i Aksa’da yaşananlar dünyanın, Türkiye gibi adalet ve merhametten beslenen bir ülkenin dengeleyici rol oynamasına ne kadar muhtaç olduğunu gösterir durumdadır. İsrail, Osmanlı gibi bir adalet otoritesinin çökmesi neticesinde zulümlerine hız kazandırmış, 1950’lerden başlayarak adım adım Kudüs’ü ve Filistin’i işgal etmiş, içecekleri bir damla suyu, yiyecekleri bir parça ekmeği Müslümanlara çok addetmiştir. Yıllardır uçaklarıyla, bombalarıyla, tanklarıyla, fosfor bombalarıyla saldırmasına rağmen, oradaki bir avuç Müslümanı Filistin ve Kudüs aşkından vazgeçirememiş, oradaki her zulüm izzetli direnişin tetikleyicisi olmuştur ve tüm dünya, İsrail’in bu bir avuç Müslümandan korktuğunu bizzat görmüştür. Biz diyoruz ki: “Mekke Allah’ın haremidir, Medine Resulullah’ın haremidir, Kudüs ise müminlerin haremidir.” Allah ve Resul’ü haremine sahip çıkar ve korur fakat Kudüs’e sahip çıkmak tüm ümmetin namus borcudur. Biz Kudüs’e sahip çıkacağız. Oradaki bir avuç insandan ayakları titreyenlerin, tanksız, topsuz, silahsız insanları, plajda oynayan çocukları keyfî olarak katleden zalimlerin bu zulüm altında ezilmeleri haktır. Bunun bilincinde olarak Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, kutsal topraklarımızı, haremimizi müdafaa etmek durumundayız. Bunu sağladığımız gün gerçek özürlüğe ve hürriyete kavuşacağımız inancındayım. Kudüs özgür olmadıkça Müslümanlar esir kalmaya devam edeceklerdir. Biz bu yüzden Kudüs’ü kendi kaderine bırakmayacağız, hürriyetimizi bir avuç işgalci zalime ve onun uzantılarına terk etmeyeceğiz, kanımızın son damlasına kadar bu mücadelede hakkın tarafı olacağız inşallah. Bazı siyasi parti liderleri gibi Batılı dostlarına hoş görünmek için “Kudüs İsrail’indir.” demeyeceğiz ve dedirtmeyeceğiz inşallah. “…”(x) diyoruz yani. Yani “Kudüs bizimdir, ümmetin ortak değeridir.” diyeceğiz ve bunun mücadelesini vereceğiz diyor, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İç Tüzük 86’ya göre aleyhte söz isteyen İzmir Milletvekili Musa Çam.

Sayın Çam, yardıma ihtiyacınız var mı?

MUSA ÇAM (İzmir) – Yok, sağ olun.

BAŞKAN - Neyse, son demlerimizi yaşıyoruz artık bu pankartların.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, İç Tüzük’le ilgili son konuşmaları yapıyoruz. 16 Nisanda 18 maddelik bir referandum gerçekleştirdik. Bu referandumun sonucu “hayır”dır ama YSK marifetiyle yurt dışındaki oyların, mühürsüz zarfların…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Senin işine öyle geliyor yalnız.

MUSA ÇAM (Devamla) – …ve mühürsüz oyların orada kabul edilmemesi, yurt içinde kabul edilmiş olması çifte standardıyla “evet” çıkardınız YSK marifetiyle. Ama sonuç itibarıyla 16 Nisanda “hayır” kazandı, bunu kabul edeceksiniz, bunu içinize sindireceksiniz arkadaşlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bravo, bravo!

MUSA ÇAM (Devamla) – YSK marifetiyle bunu bu şekilde sürdürebilirsiniz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Rakamlar öyle söylemiyor.

MUSA ÇAM (Devamla) – Bu 18 maddeden iki madde hemen yürürlüğe girdi. Biri parti genel başkanlığı, diğeri ise Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yeni baştan yapılması. Peki, diğer 16 madde 2019’da yürürlüğe girecekti, nedir aceleniz hemen bir İç Tüzük değişikliği yaparak?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Talimat…

MUSA ÇAM (Devamla) – İnsanların, Parlamentonun, milletvekillerinin yasama görevlerini engellemek, onların konuşma hakkını elinden almak, önerge haklarını elinden almak… Neden ve niçin? Niçin? 20 Temmuzdan beri Türkiye’de ilan etmiş olduğunuz bir olağanüstü hâlle ülkeyi yönetiyorsunuz. Yetmedi, şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisinde olağanüstü hâl ilan ediyorsunuz ve Türkiye Büyük Millet Meclisini olağanüstü hâlle yönetmeye çalışacaksınız. Bu, doğru değil, bu kabul edilebilir değil. On beş yıldır iktidardasınız, 4 genel seçim, 3 yerel seçim, 2 referandum, bir Cumhurbaşkanlığı seçimi kazandınız, önemli başarılar, oysa bu başarılardan sonra insan daha mütevazı, daha alçak gönüllü olması gerekirken kibir tavan yapmış durumda. “Konuşmayacaksınız, önerge vermeyeceksiniz, susacaksınız, biz ne dersek onu yapacağız.” Mecliste 184 milletvekili yoksa bile işaret oyuyla “Yeteri kadar çoğunluk vardır, toplantıyı açıyorum.” diyen başkan vekilleriniz de olacaktır arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir ülkeyi yönetemezsiniz, böyle bir Parlamento da yönetilmez. Bunun da hayrı olmaz, olmaz, olmaz arkadaşlar.

Şimdi, bu düzenlemenin içerisinde 14’üncü maddede diyor ki: “Mecliste huzur bozucu döviz, pankart, falan filan taşınmaz.” Arkadaşlar ya, şu baretin… Türkiye’de maden işçileri, 301 maden işçisi Soma’da öldü. Öldü! Mayıs 2014’te. Hemen ekim ayında Ermenek’te 18 maden işçisi öldü. Onların her ölüm yıl dönümünde buraya gelip Ermenek’te ölen bu 18 maden işçisinin ismini burada açmak suç mu arkadaşlar? Bunun ne günahı var arkadaşlar veya Manisa’daki 301 maden işçisinin şurada ismini açmanın ne günahı var, ne suçu var? Bunun huzur bozucu nesi var arkadaşlar? Nesi var bunun?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Huzur bozucu değil, merak etme Sayın Çam.

MUSA ÇAM (Devamla) – Ama bu düzenlemeyle bunların burada kullanılmasını istemiyorsunuz. Sayın Başkan da diyor ki: “Artık son demleri bunların.” Ayıptır! Cumhuriyetin Meclisinde bir Başkan Vekiline bunları söylemek yakışmaz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Musa Bey, o isimler yerde sürünüyor, yazık! İsimleri kaldırın oradan! İsimleri ayaklarınızın altına aldınız. Yapma öyle!

MUSA ÇAM (Devamla) – Ama söylenmiş sözler de var. Bunları da yapabiliriz arkadaşlar. İşte “Bu yapıyı on bir yıldır biz yarattık.” diyor Sayın Taner Yıldız. Bunlar söylenmiş. Biz bunları buraya getireceğiz, bunları göstereceğiz arkadaşlar. FET֒yle olan ortaklıklarınızda bunları biz getirip buraya söyleyeceğiz. Bakın “Hoşgörünün, diyalogun mimarı Fetullah Gülen Hocamız.” diyor Melih Gökçek. Bunları burada getirip söylemek suç mu, günah mı? Değil arkadaşlar.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Geçmişle yaşamayın artık ya! Bırakın geçmişi ya! Geçmiş geçmiştir. Geleceğe bakın, geleceğe.

MUSA ÇAM (Devamla) – Peki, geçmişin Adalet Bakanı, şimdi Başbakan Yardımcınız Sayın Bekir Bey diyor ki: “Gülen’e ‘çete’ derseniz haksızlık edersiniz.” Burada, burada arkadaşlar, bunları göstermek herhangi bir huzur bozucu bir şey olamaz. Bu Meclisin güvenliğini de Meclisin çalışmasını ertelemek olmaz. Ne diyor Sayın Arınç, “Gülen bize yol gösteriyor, önümüzü aydınlatıyor.” diyor. Bunu burada göstermek Meclisin huzurunu bozmaz. Aksine söylenenleri burada biraz daha pekiştirir arkadaşlar. Ne diyor eski Millî Eğitim Bakanı, “Cemaat devlete sızmış. Buna kargalar bile güler!” diyor. Bunları göstermek suç olamaz arkadaşlar ya! Huzuru da bozmaz bu. Bu söylenenleri burada bir kez daha teyit etmek hepimizin görevidir arkadaşlar. Ne diyor Genel Başkanınız? “Ne istediler de vermedik?” diyor. Demedi mi? (CHP sıralarından alkışlar) Varsa bir yalan, varsa bir iftira söyleyin, deyin ki arkadaşlar: “İftira ediyorsun, yalan söylüyorsun.” Tamam, geri alacağım o zaman. Peki ne diyor? Arınç: “Başbakan selamlarını gönderdi, ‘Bir emirleri olur mu öğren.’ dedi.” Varsa bir yalan, varsa bir iftira, çamur varsa söyleyin özür dileyeyim arkadaşlar, değil.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Kandırmışlardır, kandırmışlardır.

MUSA ÇAM (Devamla) - Ne diyor Erdoğan? Fetullah Gülen’e seslendi: “Bitsin bu hasret.” diyor. Arkadaşlar, varsa bir yalan varsa bir iftira varsa bir çamur geri alacağım arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Huzur mu kaçtı! Gerçekten huzur mu bozdu?

MUSA ÇAM (Devamla) – Yetmez. Ne diyor? “FET֒yle ortak yanımız vardı, aynı menzile giden yollar olarak gördük biz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, son yani İç Tüzük’ü değiştiriyorsunuz zaten.

MUSA ÇAM (Devamla) - Şimdi bunları göstermek herhangi bir suç değil, huzur da bozmaz arkadaşlar bunlar. Söylenmiş olan sözleri bizim burada tekrarlamamız gerekiyor.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biz de sizinkileri gösterelim o zaman, CHP’nin yaptıklarını.

MUSA ÇAM (Devamla) - Sayın Başkan, 1 Ekimde Genel Başkanınız buraya gelecek, “prompter”dan konuşma yapacak. Yapamaz. Bu yönetmeliğe göre, bu değişikliğe göre malzeme, farklı araç ve gereçleri kullanamaz ve Sayın Başbakan da, Sayın Cumhurbaşkanı da, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli de burada “prompter”dan konuşamaz. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Niye konuşamasın, sen gelip konuşuyorsun işte.

MUSA ÇAM (Devamla) - Onlar konuşursa ben de bunları getiririm, burada hepsini gösteririm arkadaşlar. Olmaz, Cumhurbaşkanına, Başbakana, ona buna “prompter” kullanmak serbest, araç gereç, yardımcı aletleri kullanmak serbest, Musa Çam’a kullanmak yasak, falanca vekile kullanmak yasak.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Senin Genel Başkanın da kullanmak isterse kullansın.

MUSA ÇAM (Devamla) - Olmaz arkadaşlar; çifte standart olmaz, olmaz, olmaz, olmaz arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Bir de Jandarma Marşı söylesen be.

MUSA ÇAM (Devamla) - Bu nedenlerden dolayı bu İç Tüzük gerçekten yakışan bir şey değildir.

Benim ne annemin ne babamın okuma yazması vardı. Benim babamdan, annemden öğrendiğim bir tek şey vardı: “Oğlum, ne kadar mevkin büyürse büyüsün o kadar alçak gönüllü ol. Oğlum, ne kadar zengin olursan ol o kadar mütevazı ol.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – On beş yıllıdır iktidarsınız, üst üste seçim kazanıyorsunuz, buradaki milletvekili arkadaşlarımızın konuşma hakkını elinden alıyorsunuz, önergelerini elinden alıyorsunuz arkadaşlar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çam.

MUSA ÇAM (Devamla) - Bu yakışmaz. Bu kibir doğru bir kibir değildir. Bu kibir sizi götürecektir arkadaşlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İsimleri yere atma.

MUSA ÇAM (Devamla) - Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Huzur mu bozuldu?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı kolaj mantığıyla bazı ifadeleri alıntılayarak FETÖ ile AK PARTİ sanki irtibat içindeymiş gibi izlenim yaratmak istedi. Bu, açık bir sataşmadır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle değil mi?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Hiçbir ilişkileri yoktu, gerçekten yoktu. İlişkileri biz sezdik ama onlar sezmemiş.

BAŞKAN – Buyurun.

XI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın 492 sıra sayılı İç Tüzük Değişiklik Teklifi’yle ilgili oyunun rengini belli etmek için yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben kürsüye gelirken CHP sıralarından bir arkadaş “Öyle değil mi?” dedi. Öyle değil.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Nasıl değil?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Biz FET֒yle ortak olsaydık 17-25 Aralığı yapmazlardı, FET֒yle ortak olsaydık 15 Temmuzu yapmazlardı.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ondan önce bize dokunuyorlardı, o zaman size dokundular, size.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – 15 Temmuzu da, 17-25 Aralığı da öncelikle milletin seçilmiş iktidarı, iradesi olarak AK PARTİ’ye karşı yaptı bu çete. Kırkyıllık bir yapıdan bahsediyoruz. Peki, ne zaman bu FETÖ oldu? 17-25 Aralıkla birlikte oldu.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Yazıklar olsun ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siyasi demagoji bunun üstünü örtmez. 17-25 Aralıktan önce sizin bu kesime karşı tavrınız, esasen sadece bu kesime karşı değil yürüttüğünüz iktidar mücadelesinin bir parçası olarak anlam kazanan bir işti.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Bostancı, bunları söylemek size yakışıyor mu? Siz söylemeyin bari, saygınlığınızı koruyun, siz söylemeyin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Mesele FETÖ işi değildi. Siz de FET֒yü bilmiyordunuz, kimse bilmiyordu.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kadroları bize vermezken siz niye sesinizi çıkarmıyordunuz peki?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz, 17-25 Aralık olmuş, FET֒nün mahiyeti ortaya çıkmış, o zaman…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – İşinize gelmedi. Gittiniz etek öptünüz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, biraz sabredin ya, cevap gerekirse verirsiniz, rahat olun.

MUSA ÇAM (İzmir) – Söyleyeceğim…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …Musa Bey geldi burada çeşitli resimler, yazılar gösteriyor. 17-25 Aralıktan sonra FET֒nün kayığına kim bindi?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Siz bindiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu iktidar onlarla mücadele ederken kapısında -tırnak içinde- aslanlar gibi kim durdu, kim karşı çıktı Musa Bey? Ahlaki ve vicdani bir ödev…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Onu siz bari söylemeyin. Saygınlığınız kalsaydı ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …o dönemden sonra, FETÖ olduğu artık anlaşılmışken yanında saf tutan kişilere ilişkin gelip burada konuşmaktır.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Çok açık bir sataşma olduğunu siz de takdir edersiniz.

BAŞKAN – Bir şartla Musa Bey, başındaki bareti çıkar, az önce gösterdiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Tamam efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çam, iki dakika süreyle, bitirelim inşallah.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, neye rahatsız oldu?

BAŞKAN – Ceketle biraz uyumsuz oluyordu baret.

Buyurun.

6.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Değerli Hocam; 17-25 Aralık -açık ve net söylememiz gerekiyor- rüşvet, yolsuzluk ve hırsızlıktır; hiç saklamaya gerek yok, hiç. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Açık ve nettir. Ayakkabı kutularında, yatak odalarında, para sayma makinalarında milyon dolarlar, baba ile oğul arasında geçen “Oğlum, paraları erittin mi?” “Baba, dağıtıyorum, dağıtıyorum, hâlen daha 35 milyon euro var.” denen konuşmalardır.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Onların hepsi montajdı, montajdı onlar.

MUSA ÇAM (Devamla) – Bu konuda savunacak hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partiliyle FETÖ kayığa binmez.

Bakın, bir şey söyleyeyim: Bugünkü Bakanlar Kurulunda ve burada bulunan parlamenterlerin içerisinde -kötü niyetle yaptılar demiyorum- Fetullah Gülen’le ilişkisi olmayan insanları…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yalan söylüyorsun, doğruyu söylemiyorsun. Onların hepsi montajdı.

MUSA ÇAM (Devamla) – …burada parmakla göstermek mümkündür Hocam; hiç inkâr etmeyin, hiç gizlemeyin. Fetullah Gülen’in Pensilvanya’ya yatağında hırkasını giyip, takkesini giyip de efsunlanmak için giden milletvekilleriniz ve bakanlarınız var Hocam; hiç inkâr etmeyin, hiç bunları gizlemeyin.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sen yanında mıydın? Ne kadar iyi biliyorsun!

MUSA ÇAM (Devamla) – Yolunuz ayrıldı, bir iktidar savaşında iktidarı paylaşamadınız ve para paylaşılmadı, iktidar paylaşılmadı. Bu, aranızdaki savaşı, kavgayı anlamayız biz ama hiçbir Cumhuriyet Halk Partilinin Fetullah Gülen’le yakından ve uzaktan hiçbir ilişkisi olmaz.

Şekerci Fetullahçı oluyor, memur oluyor, Genelkurmay’da oluyor, askerde oluyor, şurada oluyor burada Fetullahçı oluyor; koskocaman, 317 milletvekilinin olduğu yerde Fetullah Gülenci olmuyor, 26 bakanın içerisinde Fetullahçı yok oluyor yani; olur mu Hocam ya? Ben mi FET֒cüyüm yoksa? Ben FET֒cü müyüm yoksa Hocam? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Olur mu böyle bir şey? Yani siz değil, ben mi FET֒cüyüm?

Dolayısıyla, FET֒cülük bize bulaşmaz. Ne söylerseniz söyleyin, ne iddia ederseniz edin, Cumhuriyet Halk Partisinin kapısından FET֒cülük geçmez. Başka şeyler söyleyebilirsiniz, onları da ispatlarız burada ama FET֒cülük bize bulaşmaz, FET֒cülük…

ALİM TUNÇ (Uşak) – 1 Kasımdaki adaylarınıza bakın.

MUSA ÇAM (Devamla) – Recep Tayyip Erdoğan Bey’le Fetullah Gülen aynı yumurta ikizidir, ayrı değil, aynı yumurta ikizidir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İçinizde ajan var, FET֒cü var, PKK’lı var, DHKP-C’li var, DEV-YOL’cu var, DEV-SOL’cu var…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, tutanaklara geçsin diye söz talep ettiniz herhâlde.

Buyurun, tutanaklara geçsin. (Gürültüler)

Bir saniye sayın milletvekilleri, Sayın Bostancıyı dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – 17-25 Aralıkla ilgili olarak, bunun bir yolsuzluk operasyonu olduğunu söyleyerek esasen FETÖ propagandası çerçevesinde anlam kazanabilecek -kastı öyle olmasa bile- bir ifadede bulunmuş ve bizi töhmet altında bırakmıştır. Açıklama için…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yakında bunu kanunlaştırırsınız. Vallahi, yakında kanunlaştırırlar bunu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Savcılar nerede, savcılar?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Yolsuzluğa “yolsuzluk” diyemeyecek miyiz?

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Artık, lütfen, sataşmadan sataşmalara cevap verseniz var ya, az kaldı.

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu ülke Ergenekon, Balyoz davalarını gördü. Kıymetli arkadaşlarımız, Ergenekon, Balyoz davaları sırasında çok çeşitli kereler bu çetenin, bu işleri yapanların sahte delil ürettiğini, nasıl o yargılamaları organize ettiklerini, yaptıkları işin hukukla hiçbir ilgisinin olmadığını defalarca söylemediniz mi?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Savcıyı söyle, savcıyı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Söylediniz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Savcısı kimdi? Savcısı kimdi, savcısı?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Söyledik, siz de hep savundunuz onları, hep savundunuz onları.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Savcı dâhildi çeteye.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Şimdi, aynı çevre, aynı çete 17-25 Aralığı yaptığında, hiç düşünmeden, hiç muhakeme etmeden “Yahu, bu adamlar Ergenekon ve Balyoz’u yapmışlardı, bunlar delil uydururlar, sahte işler yaparlar. Bunların yaptıklarının hukukla ilgisi yoktur.” bilgilerini bir anda unuttular, hafıza kaybı yaşadılar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nerede bu savcılar? Nerede bu savcılar?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Dediler ki: “Bu bir hırsızlık davası.”

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Hoca, biz sana mı inanalım, sese mi inanalım, kasetlere mi inanalım?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Tam da FETÖ bunu istiyordu.

LEZGİN BOTAN (Van) – Her şeyi FET֒ye at, temizlen çık.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – FET֒nün toplumsal ayağı, politik ayağı olmadığı için propaganda üzerinden kendisine güç ve tahkimat sağlayacak çevreler oluşturabilmek kastıyla bu yolsuzluk, usulsüzlük propagandasını inşa etmişti.

Farzımuhal, diyelim ki sizin aklınızda öyle bir kuşku da oldu. Yahu, kendi aklınızı, Ergenekon, Balyozdan tanıdığınız bu çetenin bu organize işlerinin neticesinde inşa ettikleri propagandayla bu konuya ilişkin kendi bilgi ve yaklaşımınızı ayırt edecek bir dikkat ve ihtimam yakın geçmişe saygı çerçevesinde gerekmez miydi? Bunu göstermediniz. Göstermediniz, ondan sonraki dönemde de maalesef, bu iktidar cansiparane bir şekilde bu çevrelerle mücadele ederken onların yanında saf tuttunuz, bu çok yanlış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hiç olmazsa bundan sonra şu, FETÖ üzerinden bir siyasi rekabet götürerek bu çeteye destek anlamına gelebilecek bir atmosfer kurmama konusunda hepimiz dikkat edelim.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, zımnen ve direkt olarak bizim Fetullah Gülen’le yan yana saf tuttuğumuzu söylemiştir. Bu çok ağır bir ithamdır. Bu ithama karşı…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Buna cevap verdiniz zaten.

BAŞKAN – Sayın Çam, bir saniye.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 2 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/1783) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 492) (Devam)

BAŞKAN – İç Tüzük Değişikliği Teklifi’nin görüşmeleri tamamlanmıştır.

İç Tüzük Değişikliği Teklifi’nin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… İç Tüzük Değişiklik Teklifi kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bir saniye, bir on-on beş dakikanızı daha alacağız. Sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Çam, lütfen, ya yerinizden ben bir dakika söz vereyim ya da tutanaklara geçirin, bu işi bitirelim artık.

MUSA ÇAM (İzmir) – Amacım polemik yaratmak değil, öyle bir şeyimiz yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Siz merak etmeyin.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Sayın Çam’la ilgili düzeltme yapmam lazım çünkü o süreçleri ben yönettim.

BAŞKAN – Sisteme girmişsiniz, değerlendiririm.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Bu bilgileri nereden aldığınızı söylemeniz lazım.

MUSA ÇAM (İzmir) – Amacımız sizinle polemik yapmak değil.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Çam.

Sayın milletvekilleri, bir on dakika daha…

Buyurun.

XI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSA ÇAM (İzmir) – Amacımız sizinle polemik yapmak değildir Hocam, polemik yapmak, suçlamak falan da değildir. Biz sizin ne kadar bu konularda dikkatli ve titiz olduğunuzu biliyoruz, hiçbir itirazımız yok yani. Ama geçmişte olan bu ilişkileri inkâr etmek, yok saymak da mümkün değil. Dolayısıyla burada el ele verip devlette, ülkemizde örgütlenmiş olan bu FETÖ belasından hepimizin kurtulması gerekiyor. El ele vermemiz gerekiyor.

Ama birlikte oldunuz, büyük haksızlıklar yaptınız, büyük adaletsizlikler yaptınız. Bunu kabul edeceksiniz ve özeleştirinizi vereceksiniz. Vermediğiniz sürece de sürekli bizi eleştirerek, öyle böyle söyleyerek olmaz bu işler.

17-25 Aralık Türkiye’nin en büyük yolsuzluk dosyalarından biridir. Eğer onlar Yüce Divan’a gitmiş olsaydı, yargılanmış olsalardı, adalet önünde hesap vermiş olsalardı belki bugün bunları hiç konuşmuyor olacaktık. Dolayısıyla, bizim, yargıyı bağımsız hâle getirip herkesin hesap verebilecek bir noktaya gelmesi lazım.

Gerçekten, Mecliste zaman zaman Fetullah Gülen ayaklarının koktuğunu görüyoruz, hissediyoruz. Bu Meclisin bundan da temizlenmesi gerekiyor, Türkiye’den temizlenmesi gerekiyor ama temizlenecek diye de bize çamur atmak, bize kulp takmak size hiç yakışmaz. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi her konuda, bu konuda illegal örgütlenmelerle ilgili elinden gelen her çabayı göstermiştir ve Kemal Kılıçdaroğlu hem Beştepe’ye gelmiştir hem de Yenikapı mitingine gelip bu konuda destek vermiştir. Grup başkan vekillerimiz de burada, 15 Temmuzda gerekli olan bütün desteği vermişlerdir. Ama onların arkasına sığınarak başka işler çevirmeye de hiç gerek yoktur. Dolayısıyla, sizlerin de bu değişiklikle Parlamentoda bizlerin özlük haklarımızı, konuşma hakkımızı, önerge hakkımızı, kanun teklifi verme haklarımızı bu kadar kem etmenize de hiç gerek yoktur diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kayan, evet, size ve Sayın Özkaya’ya söz vereceğimi söyledim; önce Özkaya’ya vereyim, sonra size vereyim Sayın Kayan, birer dakika, 60’a göre.

Sayın Özkaya, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 17-25 Aralık, bir çetenin, emniyet ve yargı çetesinin bir Hükûmete karşı darbe yaptığıyla ilgili suç duyurularında bulunmuş, o süreci takip etmiş olan bir milletvekili olarak söylüyorum: Sayın Çam’ın az önce söylediği telefon konuşmalarının tamamı sahte ve montajdır. Bir havuzdan elde edilmiş, dinleme havuzlarından, kanunsuz ve usulsüz, dinleme havuzlarından elde edilmiş bir montaj çalışmasıdır.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Öyle montaj mı olur!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Lütfen, bu terör örgütünün çeşnisine su taşımayınız.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Daha biz onlarla hâlâ yargılanıyoruz. Hâlâ biz onlardan yargılanıyoruz, o “çete” dediğiniz yargıçların dosyalarıyla.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Terör örgütünün beyanlarını burada tekrar ederek yeni bir terör fiiline, bu çetenin fiiline yardımcı olmayınız. O süreçlerin tamamı kanun dışı delillerdir. Bunları en iyi sizler de bilmektesiniz ama dönüp dönüp aynı şeyleri, bir çetenin darbe teşebbüslerini hâlâ hukuki fiilmiş gibi söylemeniz, geçmişte, içinizden birçok bu işe muhatap olmuş insanları, bunları yok saymanız anlamına gelir.

Bu vesileyle de Sayın Çam’ın konuşmasını düzeltmek istedim, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kayan, buyurun.

30.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Samsun Engelliler Olimpiyatlarında 400 metrede şampiyon olan Yasin Süzen’i kutladığına ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Günümüzle çok da yakından ilgili bir açıklama yapmak istiyorum: Konuşanların, Parlamentonun, milletvekillerinin susturulmaya çalışıldığı bugün, engelliler kategorisinde daha önceden dünya ve olimpiyat şampiyonu olan, Kırklareli ilimiz Vize ilçemizin Çakıllı beldesinde yaşayan konuşma özürlü sporcumuz Yasin Süzen Samsun Engelliler Olimpiyatları’nda 400 metrede olimpiyat şampiyonu olmuştur. Kendisini kutluyorum ve ayrıca, AKP’lilere diyorum ki: FETÖ'nün alacaklarını faizleriyle beraber aldınız, buna ne diyeceksiniz? Ama borçlarını ödemediniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

XII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılında yapılan çalışmalara, katkıları ve katılımları için tüm milletvekillerine ve Hükûmet üyelerine, Meclis çalışanları ile basın mensuplarına teşekkür ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılının son birleşimini tamamlamak üzereyiz. Alınan karar gereğince Genel Kurulumuz 1 Ekime kadar tatile girecektir.

Sayın milletvekilleri, 15 Temmuzda millî iradeye ve Meclisimize yönelen alçak saldırı esnasında dahi Meclisimiz kenetlenme ve dayanışma ruhuyla çalışmalarını sürdürmüştür. Milletimizin oylarıyla şahıslarımıza tevdi ettiği büyük görevin üstümüze yüklediği sorumluluğun ve az önce zikrettiğim ruhu her hâl ve şartta yaşatmanın bilinciyle İkinci Yasama Yılında çalışmalara başlanmıştır. Bu yasama yılında, toplam 120 birleşimde, Meclisimiz bütün milletvekillerinin katkı ve desteğiyle yoğun bir yasama ve denetim faaliyeti gerçekleştirmiştir. Başta Anayasa ve İç Tüzük değişikliği olmak üzere, çok sayıda kanun değişikliği yapılmıştır. Sadece bu İkinci Yasama Yılında, toplam 290 kanun ve 34 Meclis kararı kabul edilmiş, 2 araştırma komisyonu kurulmuştur. 26’ncı Dönemden günümüze kadar 405 sözlü soru önergesi Genel Kurulda bakanlar tarafından cevaplandırılmıştır. 14 gensoru önergesi görüşülmüş, 382 kanun ve 61 Meclis kararı kabul edilmiş, 6 Meclis araştırması komisyonu kurulmuştur.

Bu vesileyle, bugüne kadar birlikte yoğun mesai harcadığımız Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı İsmail Kahraman’a, birleşimleri yöneten Başkanlık Divanı üyelerimize, idare amirleri ve kâtip üyelerimize, parti gruplarımızın değerli başkan vekillerine, tüm milletvekillerine ve Hükûmet üyelerine katkıları ve katılımları için teşekkür ediyorum.

Ayrıca çalışmalarımıza yasama, idari ve teknik hizmetleriyle destek veren idari teşkilatlarımızın Genel Sekreteri ve yöneticilerine; Divanda yakın desteği sağlayan, yasama ve denetim evraklarını Genel Kurula hazırlayan, komisyon çalışmalarına destek sunan, kürsü müşavirliği hizmeti sunan Kanunlar ve Kararlar Başkanlığı yasama uzmanlarına; sıra sayılarını basan Basımevine; sözlerimizi kayda geçiren stenograflara; Bütçe Başkanlığı yasama uzmanlarına; Genel Kuruldaki teknik sistemi çalıştıran ve Divanda teknik destek sunan Bilgi İşlem Başkanlığı personeline; İşletme ve Yapım Başkanlığı personeline; sürekli hareket hâlinde taleplerimize yetişen kavaslara; araştırma ve bilgi taleplerimizi karşılayan Araştırma Hizmetleri Başkanlığı yasama uzmanlarına; zengin kitaplığından istifade ettiğimiz Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı personeline; bire bir çalıştığımız danışman ve sekreterlerimize; tüm partilerin çok değerli grup başkan vekillerine; görüşmelerimizi yansıtan Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu çalışanlarına; sağlık çalışanlarına; güvenlik hizmetlerini özveriyle yerine getiren koruma personeline; hazırladıkları güzel yemekleriyle lokanta çalışanlarımıza; yorgunluğumuzu alan çay ve kahveleriyle çay ocakçı ve garsonlarına; ulaşımımızı sağlayan şoförlere; temizlik hizmetlerini veren personele; çalışmalarımızı kamuoyuyla paylaşan tüm Parlamento muhabirlerine ve basın mensuplarına; velhasıl Meclisimizin bütün çalışanlarına ve özellikle çok değerli grup başkan vekillerine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi sayın grup başkan vekillerine üçer dakika süreyle dilerlerse kürsüde dilerlerse yerlerinde söz vereceğim.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İlla böyle bir sıra takip etme mecburiyetimiz var mı?

BAŞKAN – Kim istiyorsa buyursunlar efendim.

Sayın Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubu olarak herkese teşekkür ettiklerine ancak üzgün ve kırgın olduklarına, İç Tüzük Değişiklik Teklifi’nin temel kanun olarak görüşülüp Meclisin altmış üç gün tatil edilmesinin kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ettiğiniz herkese Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizler de teşekkür ediyoruz. Bir eksik kaldıysa kimsenin de gönlü kırılmasın.

Açıkçası, yasama yılının son gününde, tatile karar verildiğinde insan farklı duygular içinde olmak istiyor ama biz üzgünüz, biz kırgınız. Bir kez, bir samimiyet problemi yaşamış durumdayız, bunu aşmak biraz zaman alacak. Çünkü “İşimiz çok, zamanımız yok.” diyerek getirdiğiniz bir İç Tüzük değişikliğinden, öyle savunduğunuz bir İç Tüzük değişikliğinden, üç dakikanın, altı dakikanın hesabını yaptığınız bir İç Tüzük değişikliğinden sonra “Altmış üç gün biz tatile gidiyoruz.” demenin millete anlatılabilir tarafı yok. Milletvekillerinin tatili olmaz, yaz dönemi çalışmaları olur, belki ailenizle geçirebileceğiniz, sevdiklerinizle geçirebileceğiniz birkaç huzurlu gün de yanınıza kâr kalır. Ama bu, altmış üç gün süreyle Parlamentonun çalışmamasını önerdiğiniz ve çoğunluk oyuyla kabul ettirdiğiniz bir süreçte biz, sizin bu İç Tüzük’ü temel kanun olarak getirmenizi, maddeleri üzerinde konuşturmamanızı ve sadece madde başına grup üzerinden on beş dakika kâr etmek için çoğunluk gücüyle Anayasa’yı, İç Tüzük’ü ihlal edecek, zorlayacak, esnetecek bir iş yapmanızı ve toplamda üç gün kâr edip sonra altmış üç gün tatil yapmanızı kabul edemeyiz, sindiremeyiz, bu işte bir samimiyet yok. Yoksa çalışmaktan, yoksa mücadeleden yüksündüğümüz yok.

Son bir yılda, tam bütçeden çıktık, “Anayasa değişikliği” dediniz, Anayasa değişikliğinin Komisyonu yılbaşından bir gece önce bitti, sonra yirmi gün burada büyük bir mücadele verdik; referanduma gittik, altmış gün helak olduk hep beraber; Adalet Yürüyüşü’ne çıktık biz sadece ve sadece yaşattığınız bu süreçlere karşılık olarak çünkü Cumhuriyet Halk Partisi bir milletvekilinin, görevdeki bir milletvekilinin tutuklanmasına sessiz kalacak bir parti değil ve ardımızda 432 kilometre mesafe bıraktık, bir tane pet şişe bırakmadık, birkaç tane siyasi mevta kaldı geride sadece ve İç Tüzük’ü getirdiniz sonra, o yaşadığımız mücadele ve şimdi diyorsunuz ki: “Hadi gidin, altmış üç gün tatil yapın.” Siz Anayasa’yı ihlal ettiniz, siz değerlerle oynadınız, siz bizi kırdınız, zaman zaman fiziken, zaman zaman gönül olarak; bizim de size karşı kusurlarımız oldu ama unutmayın, Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e vasiyeti iktidara vasiyettir. Şeyh Edebali ana muhalefet partisine, muhalefet partilerine bir vasiyet bırakmadı. Sizin yaklaşımınız ki genel yaklaşımınız, buradaki dili sizin Türkiye’deki genel yaklaşımınız belirliyor. Sizin ne kadar adil olduğunuz… Mesela, ben birçoğunuzun çok iyi insanlar olduğunu biliyorum ama iyi insan olmak yetmez, adil olmak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Başkanım, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – İki dakika daha açalım, beş dakika olsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Kendini adil hissetmek yetmez, muamele ettiklerinin senin adaletine inanıyor, ona kefalet gösteriyor olması lazım, burada sorununuz var. Biz, şahsen, kırılmışlıklarımızı, üzülmüşlüklerimizi bir siyasi partinin son bir yılda ülkeyi sürüklediği bir noktayı, bunları hiç unutamayacağız ama bizim şahsımızdan yana bir hak geçtiyse hakkımız helal olsun ama temsil ettiklerimizin ve bizden umut bekleyenlerin, bizden aş bekleyenlerin, ekmek bekleyenlerin, iş bekleyenlerin ve en önemlisi adalet bekleyenlerin derdine deva olamadık çünkü önünde engel oldunuz. Onlarla helalleşmek sizin için daha uzun bir süreç olacak. Hepimiz adına şahsen hakkımızı helal ediyoruz ama davamızın takipçisiyiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bu arada, Mustafa Şentop Hocamı da görünce komisyon başkanlarını ihmal mi ettim diye baktım da komisyon başkanlarımıza da hassaten gerek komisyondaki çalışmaları gerekse buradaki çalışmaları için teşekkür ediyorum ve tüm bu teşekkür ettiklerimizin ailelerine de özellikle teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

32.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Meclisin tatili hak etmediğine, Halkların Demokratik Partisi adına Meclis çalışanlarına teşekkür ettiğine, iktidar milletvekillerine kibirden sıyrılıp başkalarını duyabildikleri günler dilediğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tatille ilgili görüşlerimi Genel Kurul başlarken ifade etmiştim, “Bizim için böyle bir şey yok ve bu Meclis tatili de yaptıklarıyla hak etmedi.” demiştim, bunları tekrarlamayacağım.

Ben de başta bütün Meclis çalışanlarına Halkların Demokratik Partisi adına teşekkür etmek istiyorum bu süreçte gösterdikleri değerli çabalar için.

Gözümün önüne az önce bir fotoğraf geldi. Bir fotoğraf vardı bu Mecliste ve burada Ferhat Encu konuşuyordu. O fotoğraf hiç gözümün önünden gitmez, çok yerde belki siz de görmüşsünüzdür. Ferhat Encu konuşurken -ki Roboski’de bütün yakınlarını kaybetmiş olan bir vekilimizdi Ferhat Encu ama bu yetmedi, kendisine de cezaevi düştü- burada AK PARTİ milletvekillerinin ciddi bir çeperi ve kuşatması vardı onun etrafında ve tek başına duruyordu, sanki bir arena görüntüsüydü bu. Bazen tek tek iyi görünüyoruz ama toplu hâlde olduğumuz zaman o görüntü güzel olmuyor. Toplu hâlde olmaya ve o şekilde davranmanız gerektiğine o kadar fazla inanmış durumdasınız ki bu maalesef siyaseti de çirkinleştiriyor, yapılanları tamamen duymanızı engelliyor. Yani burada konuşulanlar gerçekten kalbinize, aklınıza, düşüncelerinize gitmiyor, bunu engelleyen bir şey var.

Ben bunu bir fotoğraf olarak görüyorum ve son olarak gördüğüm fotoğraf da, yine, Sevgili Ahmet Şık’ın, “İmamın Ordusu”nu yazan Sevgili Ahmet Şık’ın bugün FET֒cülükten yargılanıyor olması ve hakikaten, normal, orta zekâlı hiçbir insanın aklının, havsalasının almayacağı bir şey bu, Ahmet Şık’ın yargılanıyor olması. Ama kendisi şöyle diyor: “Evet, benim bir dikili ağacım yok ama kızıma şunu miras bıraktım: Hiçbir iktidarın çok sevileni olmadım, sevileni olmamayı başardım.” İyi bir şeydir muhalif olmak. İyi bir şeydir farklı bir sesi dile getirmek. Buna inanmanız lazım. Ben size gerçekten, bu tehlikeli fütursuzluktan, bu tehlikeli kibir hâlinden, hep beraberken özellikle sizi kuşatan kibirden sıyrıldığınız ve başkalarını duyabildiğiniz günler diliyorum.

Tüm Türkiye’ye de, hepimize de benim şarkılarını çok sevdiğim Zülfü Livaneli’nin bir şiirini okuyarak bitirmek istiyorum sözlerimi:

“Umudu Kesme Yurdundan

Nasıl başlarsa fırtına,

Öyle diner birdenbire

Bir ışık parlar yeniden

Karanlıklar arasından

Umudu kesme yurdundan

Şah damarı vurulsa da

Dört bir yandan sarılsa da

Işık yener karanlığı,

Bak çocukların gözlerine

Umudu kesme yurdundan

Kara kışın buzu bile

Sürmedi sonsuza kadar

Bahara döndü sonunda,

Filiz sürdü kar altından

Umudu kesme yurdundan”

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Akçay, buyurun.

33.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tatili milletvekillerinin seçmenlerle, partililerle daha yoğun beraber olacağı bir süreç olarak değerlendirdiklerine, İç Tüzük değişikliğinin Meclise ve millete hayırlı uğurlu olmasını dilediğine, Meclis çalışanlarına teşekkür ettiğine ve tüm milletvekillerine esenlikler dilediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, İç Tüzük’ün 5’inci maddesi her ne kadar “tatil” demişse de aslında biz bunu bir ara verme olarak kabul ediyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu çalışma dönemi ve yılı itibarıyla buna ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Kaldı ki hiçbir milletvekili arkadaşımız da o zannedilen veya zannedilmek istenen anlamda tatil yapmayacak.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – “Tatil” kelimesinin anlamı da zaten ara vermektir.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Ara verme demek özü itibarıyla fakat “tatil” deyince bazıları da sadece yatıp dinlenmek şeklinde veya gezmek şeklinde anlayabiliyor ama bütün siyasi partilerin milletvekili arkadaşlarımız vatandaşlarımızla, seçmenlerimizle, partililerimizle daha yoğun beraber olacağımız, daha yoğun diyaloglar yaşayacağımız bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Grup başkan vekili veya parti görevi, Meclis görevi olan arkadaşlarımız da bu görevlerine de bağımlı olarak belki birkaç gün tatil yapma fırsatı bulabilirsek buna da razı olacağız ve sevineceğiz; o da henüz belli değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Haziranda Meclis Başkanımızın başlattığı İç Tüzük değişiklik sürecini bugün tamamlamış bulunuyoruz ve CHP ve HDP'nin müzakere ve ön çalışmalarına iştirak etmediği ve Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak ortak bir uzlaşma ve mutabakat hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz İç Tüzük değişikliği bugün itibarıyla, Komisyonda altmış saati aşan ve Genel Kurulda da dört günü aşkın süredir görüştüğümüz İç Tüzük değişikliği kabul edildi. Meclisimize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum ve öyle ümit ediyorum ki, bundan sonraki Meclis ve bilhassa Genel Kurul çalışmalarımız daha iyi olacaktır, bir adım daha iyi olacaktır. Bunca yapılan bazı haksız ve ağır eleştirilere rağmen bunu söylüyorum.

Müzakere ve uzlaşma kültürünün de iyi ve güzel bir örneği verilmiştir iki parti tarafından. Ümit ederim ve dilerim ki, bundan sonraki çalışmaları da yine dört siyasi parti olarak mümkün mertebe bir uzlaşma, müzakere ve mutabakat içerisinde çıkarmayı ümit ediyorum. Her ne kadar iki siyasi partinin ortak çalışması gibi görünse de daha evvel yapılan uzlaşma ve ön çalışma gruplarının belirlediği, bilhassa 24’üncü Dönem çalışmalarını da ağırlıklı olarak dikkate alan bir çalışmayı gerçekleştirdik.

Amacımız, Meclisimizin yasama ve denetim faaliyetlerini yerine getirirken etkin ve verimli olmasını sağlamaktır ve bir huzurlu çalışma ortamı ihtiyacı sadece Meclisimizin ihtiyacı değil aynı zamanda milletimizin de bir beklentisidir. Çünkü milletimiz Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi mehabetine uygun bir görüntü içerisinde olmasını bizlerden beklemektedir.

Gazi Meclisimizin millî iradenin tecelligâhı niteliğine hiçbir halel getirmeden, milletvekillerinin konuşma hak ve yetkilerini engellemeden, hiçbir denetim faaliyetini sekteye uğratmadan bu değişikliği gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz. Gerek Komisyon gerekse Genel Kurul görüşmelerinde yapılan eleştirileri saygıyla karşıladığımızı belirtmek istiyorum. Aynı şekilde, İç Tüzük değişikliğine destek veren, yardımcı olan bütün milletvekillerimize bir kez daha teşekkürü bir borç biliyorum.

Bu kürsüden yapılan bazı eleştirileri haksız bulduğumuzu bir kez daha, izninizle, ifade etmek istiyorum. Özellikle, muhalefetin sesinin kısıldığı, Anayasa’ya aykırılık konusundaki iddiaları yersiz bulduğumuzu tekrar ifade etmeyi yine borç biliyorum. Bu İç Tüzük değişikliği dikkatli, özenli ve verimli bir çalışmanın ürünüdür. Bu çalışmaya da saygı duyulmasını beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum.

Zorlamacı ve bağlamından kopuk yorumlarla İç Tüzük değişikliğiyle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sayın Başkan, toparlayabilir miyim?

BAŞKAN – Toparlayın, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - …bazen öyle zorlama yorumlar yapıldı ki konu bağlamından kopartıldı ve öyle görüşler, iddialar ileri sürüldü ki Türkiye’yi âdeta bir İsrail, sümme haşa bir Nazi devletiyle mukayeseye kadar varan, kantarın topuzunun iyice kaçtığı ağır eleştiriler yapılmaya çalışıldı. Doğrusu, bu görüşleri dinledik ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bu kadar ısrar ve ağır iddiaları, görüşleri öne süren milletvekillerimiz aslında Nazi Propaganda Bakanı Goebbels’i de çırak çıkardılar ve sürekli faşizm, Nazizm, İsrail vurgusu yaparak… Bu bir Nazi propaganda taktiğidir yani buna başvurulmamasını ümit ederdik ama biz yine dinlemekle yetindik, bu sözlerimin sonunda da bu vurguyu ve hatırlatmayı yapmayı da maalesef, içimden gelen bir ses olarak ifade etmeye mecbur hissettim kendimi. Bu konuşmaların, eleştirilere cevapların hepsi tutanaklardadır; kafasında hâlâ soru işareti olan milletvekili arkadaşlarımızın bir kez daha tutanaklara müracaat etmesinde ve bilhassa imza sahiplerinin görüşlerini tekrar gözden geçirmelerinde fayda olduğunu düşünüyorum.

İç Tüzük ideolojik bir metin değildir ancak eleştirilerin birçoğu ideolojikti, hatta ideolojik kılıfa bürünmüş etnikçi bir anlayışla ağırlıklı olarak bağlamından koparıldı. İç Tüzük, siyasetin üretildiği yerde, usul, kural, disiplin ve sınırları belirleyen bir kurallar manzumesidir. İç Tüzük değişikliğine bu çerçevenin dışında bir anlam yüklemenin, haksız ve zorlama bir yorum olduğunu tekrarlamak istiyorum.

Bu vesileyle, İç Tüzük değişikliğinin ülkemize, milletimize ve Türkiye Büyük Millet Meclisine hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Muhterem Meclisimizi saygıyla selamlarken bütün Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarına teşekkürlerimi ve tebriklerimi iletmek istiyorum. Meclis çalışmalarına da 1 Ekime kadar ara veriyoruz. Bütün milletvekili arkadaşlarımıza ve herkese, tüm Meclis mensuplarına esenlikler diliyorum ve bir şairin mısralarından ilhamla sözüme son vermek istiyorum:

“İyi günler, iyi günler,

Ayrılık tatlı bir keder.”

1 Ekime kadar iyi günler. (MHP, AK PARTİ, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’a aittir.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

34.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İç Tüzük değişikliğiyle ilgili bugüne kadar yapılmış olan çalışmalara, Meclis çalışmalarında emeği geçen herkese teşekkür ettiğine, önümüzdeki dönemlerde yepyeni bir iç tüzük yapabileceklerini umduğuna ve Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın ifadeleriyle bir insanlık dersi verdiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılının son gününe geldik. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 1’inci maddesinde yasama yılını tarif ederken 1 Ekimde başlayıp 30 Eylülde sona eren gün yasama yılı diye tarif edilmiş ama İç Tüzük’ün 5’inci maddesinde de bir hüküm var, biraz önce Sayın Akçay ifade etti; aksine Danışma Kurulunca karar alınmadığı takdirde 1 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisi kendiliğinden tatile girer, 1 Ekim tarihinde de çağrısız toplanır diye İç Tüzük’ün 5’inci maddesinde bir hüküm var.

Muhakkak ki milletvekili arkadaşlarımız burada elinden gelen gayreti gösteriyorlar, çalışmalarını yapıyorlar; hem denetim faaliyetlerinde hem de yasamalardaki eleştirileriyle, katkılarıyla da vatana millete, milletin temsilcisi olarak katkı yapmaya çalışıyorlar ama şunun da altını çizerek ifade edelim ki biz, tahmin ediyorum, herhâlde 17 Haziran tarihinde AK PARTİ Grubunun önerisiyle birlikte 1 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmeyip çalışmalarına devam etmesi konusunda bir karar aldık. Bu da AK PARTİ Grubu önerisi çerçevesinde yapılan bir karar çerçevesinde İç Tüzük’ün 5’inci maddesindeki kesin emredici hükmün yani 1 Temmuz tarihinde Danışma Kurulunda karar alınmadığı takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendiliğinden tatile gireceği hükmünü önümüzdeki işleri bitirebilmek adına bu çalışmaları yaptık.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başkan İç Tüzük’le ilgili süreci, bu dönemdeki ilgili süreci anlattı. İç Tüzük’le ilgili konum, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1980, 1973, hatta daha önceki dönemlerine baktığımızda hep çalışmaların engellenmeye çalışıldığını, Türkiye Büyük Millet Meclisinde vaktin istismar edildiğini ve teamüllerdeki bazı uygulamaların ihmal edilerek yeni bir teamül oluşturmasıyla birlikte ortaya çıkan sıkıntıları giderebilmek adına her dönemde İç Tüzük yapılmasıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapılmış ama ilk defa, öncelikle 2008 tarihinde dört siyasi partiden birer milletvekilinin katıldığı İç Tüzük Uzlaşma Komisyonu çıkmış. İç Tüzük Uzlaşma Komisyonuna o gün Barış ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Türk Genel Başkan olarak olumlu görüşler, katkılar vereceklerini ifade etmiş, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olumlu görüşle katkı da vereceklerini ifade etmiş. AK PARTİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına yazdığı yazıda “Bazı maddelerde çekincemiz olmasına rağmen Komisyonda ve Genel Kurulda değerlendirerek anlaşabilirsek olumlu katkı vereceğimizi ifade ediyoruz.” demiş. Dört milletvekilinin 2008 ve 2009 tarihli İç Tüzük çalışma önergesi… Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal ve Grup Başkan Vekili –kulakları çınlasın- Sayın Hakkı Suha Okay’ın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir yazı yazılmış. “Parti içerisinde bir İç Tüzük Komisyonu kurduk. İç Tüzük Komisyonu, çalışmalarına devam ediyor. O çalışma çerçevesinde biz buna cevabımızı vereceğiz.” demiş. O da o şekilde kalmış.

2008-2009’da arkadaşlarımız önemli çalışmalar yapmışlar, çeşitli ülkeleri gezmişler. O ülkelerde gördükleri iyi uygulamaların Türkiye Büyük Millet Meclisinde nasıl olacağı konusunda bir kanaat oluşturmuşlar. Mesela bazı maddeleri söyleyeyim. Diyorlar ki: “Bir kanun 60 madde. Önce Meclis Başkanının Başkanlığında, 19’uncu maddeye göre bir danışma kurulu oluşturalım. Orada kanunun zamanını belirleyelim. Bir kanunu İç Tüzükte... 60 madde diyelim bir şey, kolay olsun diye… Bir kanunla ilgili 60 saat konuşacağız. Bunun, siyasi partilerin sandalye dağılımına göre oranlaması yapılsın. Eğer danışma kurulu ittifakla karar veremezse o zaman Meclis Başkanı bu konuda takdir etsin ve Genel Kurul da buna uyup uymamakta serbesttir, Genel Kurulun takdirlerine gelsin.”

Mesela, yine, söylenen, “torba yasa-temel yasa” diye İç Tüzük’ün 91’inci maddesinde olan konuyla ilgili, yine o dönemdeki milletvekili arkadaşlar bir tespit yapmışlar. 60 maddelik kanunun her bir maddesi için birer önerge verme hakkı olsun, altmış tane önerge verilsin. Bu altmış tane önergenin üçte 1’i iktidar partisine, geriye kalan kısmı muhalefet partilerine. Hani, 60 saatlik konuşma diye anlaşıldı ya, o da sandalye dağılımına göre ayarlanacak ama altmış tane önerge verilecek. Altmış önergenin yirmi tanesi iktidar partisine, kırk tanesi muhalefet partilerine. Önergelerin konuşma süreleri üç dakika diye anlaşılmış. Maddeler üzerinde görüşme yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum, buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Geneli üzerindeki görüşmeler yirmi dakikayla sınırlı. Komisyonlarda da on beş yirmi dakikayla sınırlı; her bir komisyon üyesinin onar dakika konuşma hakkı, dışarıdan gelen milletvekillerinden en az 3 kişi beşer dakika konuşmadığı takdirde kifayetimüzakere önergesinin verilmeyeceği şeklinde… O günlerdeki komisyonlarda uzun sürelerle, sabahlara kadar, saatlerce konuşulması münasebetiyle o günkü arkadaşlarımız bu değerlendirmeyi yapmış.

2013 yılındaki İç Tüzük Komisyonunun, o arkadaşlarımızın yaptığı değerlendirmeyi esas alarak biz de önce parlamenter sistemin uygulandığı İngiltere’yi, yarı başkanlık sisteminin uygulandığı Fransa’yı, ardından tam başkanlık sisteminin uygulandığı Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret ettik. O ziyaretlerimiz sonrasında çalışmaların daha etkin, verimli ve yasaya dönük, millete hitap eden, siyasetlerimize, ideolojilerimize değil, buradaki çalışmalarımız sırasında, millete hitap eden nasıl yapılır diye bir İç Tüzük Komisyonu kurduk. Toplamda 22 maddede anlaşamadık. 186 maddelik İç Tüzük değişikliğinde 22 maddede anlaşamadık. Daha sonra, 1 madde, Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekili arkadaşımızın durumundan dolayı -pantolon giyinmesi- “Meclis Başkanlık Divanı kararıyla olsun.” dedik ama o değerli milletvekili -kendince haklı- “Ben kurala bağlı olmadığı sürece, kuralda tanımlanmadığı sürece bu İç Tüzük kuralını, Meclis Başkanlığının yaptığı kuralı yapmıyorum.” dedi ve 1 maddelik İç Tüzük değişikliğini -ortak önerge verdik diye tahmin ediyorum- gerçekleştirdik, 21 maddeye düşürdük. Daha sonra, grup başkan vekillerinin oluşturduğu heyet, 164 madde konusuna hiç değinmeden, sadece 21 maddeyle ilgili tekrar toplandı “O 21 maddeden 15 madde Komisyondaki metnin aynısı kalsın.” Attım, 6 madde kaldı.

Değerli milletvekili arkadaşlar, şu anda yaptığımız iş 2013-2014 yılındaki İç Tüzük Değişikliği Komisyonunun ve altında imzalarımızın bulunduğu, daha sonra grup başkan vekili arkadaşlarımızla teyit edip, 164 maddesini hiç konuşmayıp komisyonun kabul ettiği şekilde kabul kıldığımız bir süreç içerisinde…

Bitiriyorum, Sevgili Başkanım, sataşmıyorum kimseye.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sadede gelin Sayın Elitaş, sadede gelin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, biz muhalefeti sabırla dinliyoruz ama siz iktidara sabredemiyorsunuz. Yani, lütfen, sabırla dinliyoruz, hakaretleri duymamaya çalışıyoruz. Bir süreci anlatmaya çalışıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, lütfen buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu İç Tüzük’te bizim kıstığımız, kestiğimiz bir şey yok. 2011 yılında, şu anda grup başkan vekili olmayan 2 grup başkan vekili -biri milletvekili değil- Sayın Emine Ülker Tarhan, Sayın Muharrem İnce, Sayın Güldal Mumcu Cumhuriyet Halk Partisinden; AK PARTİ’den Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, ben; Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Oktay Vural, Sayın Mehmet Şandır, Cemil Çiçek Başkanlığında yaptığımız toplantıda, usul tartışmalarının üç dakika olmasıyla ilgili bağıtladık ve 2011 yılından bu tarafa da usul tartışmaları hep üç dakika geçiyor.

Diyorsunuz ki: “Bizim on dakikamızı kestiniz.” Değerli arkadaşlar, hakikaten kestiğimiz bir şey yok. Bakın, 1 Ekim tarihinden itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaşanacak olan hadise bugünkü hadise. Niye? Bugün grup önerileri vermedik, sadece AK PARTİ grup önerisi verdi. Uzlaştık, o grup önerilerinde de beşer dakika iki siyasi parti konuşacak, vermeyeceğiz dedik. Eğer grup önerileri verilmiş olsaydı biz şu anda yaptığımız işi gece saat birde yapmış olacaktık. Ama en verimli saatte, televizyonun açık olduğu süreçte ki İç Tüzük 54’üncü maddeye de “saat 21.00’e kadar” diye süre koyduk… Demek ki Türkiye Büyük Millet Meclisi çalıştığı zaman, önündeki işleri konuştuğu zaman televizyon sürekli yayın hâlinde olacak, bu amaçla bu değerlendirmeyi yaptık.

Bir de değerli arkadaşlar, 81’inci maddeyle ilgili kısmı İç Tüzük’ün 143’üncü maddesine aykırı olduğu için değiştirdik. İç Tüzük’ün 143’üncü maddesine bakarsanız, Anayasa’da işari oylama ve gizli oylamayla mecbur kılınmış hâller dışında açık oylama istenebilir. İç Tüzük’te işari oylamaların neler olacağı net bir şekilde yazılmış, gizli oylamaların neler olacağı da yazılmış, açık oylamanın ne olduğu da 142’nci maddede değerlendirilmiş. Diğer kısımlar “Açık oylama istenebilir.” şeklinde hüküm koymuş. 81’inci madde -2001 yılındaki değişiklik- 143’ü dikkate almadığından dolayı bir çelişki var. O çelişkiyi de düzeltmek adına, değerli arkadaşlarımızla birlikte bu işi değerlendirmiş olduk.

Gönül isterdi ki hep beraber biz bunu, 2013-2014 yılındaki İç Tüzük değişikliğini… Belki biz o zaman bir adım geri atabilirdik, belki siz bir adım, yarım adım geri atardınız, o değişikliği gerçekleştirme imkânı bulurduk ama vakit geçmiş değil.

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Umuyorum, diliyorum ki 1 Ekim tarihinden itibaren, bu görüştüğümüz maddeler de dâhil olmak üzere, hepsini yeniden gözden geçirerek… Bizlerin, 2017 veya 2018 tarihli yepyeni bir iç tüzük yapabilecek olgunlukta, uzlaşma kültürünü edinmiş siyasi parti grupları ve milletvekilleri olduğumuzu düşünüyorum, inşallah bunu gerçekleştireceğiz.

Ben Sayın Başkanın teşekkür ettiği bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. O, bütün Meclis çalışanlarını bildiği için onları tek tek yazdı, not etti. Ben burada özellikle stenograf arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. O uğultu içerisinde laf atmaları nasıl kaydediyorlar bilmiyorum, herhâlde o da meslek başarısı; kendilerini tebrik ediyorum.

Burada Değerli Meclis Başkan Vekiline de çok önemli bir teşekkürüm var. O Kürt soylu, ben Türk soyluyum. On yıldır milletvekiliyiz ama Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda bayrağımıza rengini veren ecdadımız gibi bin yıldır kardeşiz. Bugün o Kürt olduğuyla övünüyor, ben Türk olduğumla övünüyorum; ikimiz de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla övünüyoruz. Hiç kimse birbirini ötekileştirerek değil… Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı herkesi kapsıyor ama “Ben Kürt’üm.” dediğiniz zaman herhâlde siz beni içine almıyorsunuz diye düşünüyorum. Ama ben “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” dediğim zaman bu ülkede yaşayan kim varsa…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Türk milleti” deyince de öyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …dili, dini, ırkı ne olursa olsun, bunun, bu vatandaşlık içerisinde kardeşlik olarak var olduğunu ifade ediyorum. Biz “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” ülküsüyle Ahmet Aydın’la kardeşlik hukukunu bin yıldır kurduk. Bugün Sayın Ahmet Aydın bir Kürtlük, Türklük dersi değil bir insanlık dersi verdi; kendisini de kutluyorum, teşekkür ediyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Alınan karar gereğince, gündemde bulunan konuları sırasıyla görüşmek için, Anayasa ve İç Tüzük gereğince 1 Ekim 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Ailelerinizle birlikte hayırlı bir yaz, çalışma dönemi diliyorum. Tüm milletvekillerimize, vekâlet görevini üstlenmiş olduğumuz aziz milletimize saygılarımızı sunuyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 20.07



(x) 489 S. Sayılı Basmayazı 25/7/2017 tarihli 118’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x)  493 S. Sayılı Basmayazı 25/7/2017 tarihli 118’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

 

(x)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 492 S. Sayılı Basmayazı 24/7/2017 tarihli 117’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.